 ingiliz alfabesinin ilk harfi; birinci kalite veya derece; (mz.) la notas, la perdesi; (A.B.D.) en yksek not.
 bir, herhangi bir (nszle balayan kelimelerden nce kullanlr; (bak.) an);  her bir, -de,-ne: twice a year senede iki  defa, two lira a dozen dzinesine iki lira.
usulnde, tarznda.
alkart, yemek listesine  gre, her yemein ayr ayr fiyat olan.
beyaz sosta pimi  
(Fr.) modaya uygun; dondurmal.
(Lat.), (huk.) sofradan ve yataktan (boanmann bir eidi)
(ks.) angstrom units.
 birinci kalite olan.
 przl lav
 Gney Afrika'da bulunan ve karnca yiyen bir hayvan.
srkuyruu, (bot.)  Verbascum.
(nek) -(den.), uzaa: abjure yeminle vazgemek; abdicate feragat etmek.
(ks.) Bachelor of Arts niversite diplomas
 temmuz ortasnda balayan Musev  takvimindeki ay.
 aba.
 kenevir muzu, (bot.) Musa textilis.
 (den.) faa. taken aback arm.
 davar hrsz.
 hesap tahtas; (mim.) )stun balmdan geen dz tabla.
 Iler diyar; cehennem,  tamu.
 (den.) ka doru, k tarafta, k tarafnda.
 (zool.) kabuklu bir deniz hayvan.
 on amperlik elektrik  cereyan birimi.
 tamamyle brakmak,  terketmek, bandan atmak; kendini tamamyla vermek; kendini kaptrmak.
 metruk, terk edilmi;  haysz, ahlksz.
 terk; metrukiyet,  terk edilmi olma; tam feragat ile kendini teslim etme.
(Fr.) kahrolsun.
 alaltmak, gururunu krmak  abasement(  alaltma, alalma.
 utandrmak, mahcup etmek,  bozmak; gururunu krmak.
 gnete snarak.
 azaltmak, indirmek; ksmen yahut tamamyla kesmek; azalmak, eksilmek, hafiflemek, ekilmek; hkm kalmamak abatement  azaltma, azaltlma, azal, tenzil; kesilmi yahut indirilmi mebl.
 tepe penceresi; panjur.
(Fr.) mezbaha, salhane, kasaplk hayvanlarn kesildii yer.
 eksenden uzak.
 baba; (baz kiliselerde) piskopos.
 papaza verilen nezaket unvan.
 kadnlar manastrnn ba rahibesi.
 manastr; manastra ait bina  veya binalar; manastr kilisesi.
 manastrn ba rahibi.
 ksaltmak, zetlemek,  ihtisar etmek abbreviation  ksaltma, remiz, bir veya birtakm kelimeleri  gsteren harf veya harfler; zetleme, ihtisar;  ksaltlm yaz, zet; (mz.) bir takm notalar  gsteren remiz yahut iaret.
alfabe; herhangi bir eyin temel kurallar.
 -(den.) ekilmek, -(den.) vazgemek, feragat etmek: resmen brakmak veya feragat etmek ; (zellikle hkmdarlktan)tacn ve tahtn terk etmek abdica'tion  tacn ve tahtn terk etme.
() karn, batn; (biyol.) haarat gvdesinin art ksm abdom'inal  karna ait abdominal cavity (anat.) karn boluu.
 zorla almak,(kadn yahut ocuk) karmak.
(ocuk) karma; kz karma abductor karan  kimse; dar eken kas.
(den) omurgaya dikey  olarak, bordann tam ortas hizasnda.
  ok basit; okumay yeni renen kimse.
 yatakta, yatan stnde.
 akakavak (bot.) Populus alba.
,(Al.) batl itikat.
 hata, dallet, doru  yoldan ayrlma, inhiraf; yan delilik, akl  hastal; sapklk; (astr.) sapn, sapma;  adese veya ayna sisteminde btn nlarn  bir noktaya toplanamamas.
 sz ve davranlarla  cesaret vermek veya yardm etmek.(gen.) fina anlamda)
-tor  bakasna ktlk alayan kimse, kkrtan kimse, su orta.
 askda olu, muallakyet in abeyance kullanlmaz durumda, askda, muallkta.
 hor grmek,  irenmek abhorrence  nefret; nefret edilen  veya tiksinilen herhangi bir ey abhorrent   nefret uyandran, iren; (to) ile kar,  muhalif, zt.
, (ibr) nisan aynn eski bir ismi.
  bir yerde kalmak; sabit durmak; tahamml  etmek, dayanmak, ekmek; ikamet etmek,  oturmak, sakin olmak, mukim olmak abide  by sebat etmek; itaat etmek durmak.
 iktidar, yetenek, kabiliyet;  marifet, hner; dirayet, zek; (huk.) ehliyet,  kudret abilities  kabiliyetler; hassalar,  melekeler.
(Lat.) balangtan, aslndan.
 canszdan  canl oluumu.
 sefil, alak, aalk;  gurursuz; kle gibi abjectly  alaka,  sefilce abjectness  alaklk, adilik, sefillik.
 yemin ederek vazgemek; kesin olarak feragat etmek, inkr etmek, sapklktan dnmek abjura'tion  yeminle vazgeme, feragat etme abjuration of religion inkr etme, dinden Skma, irtidat abjuratory  vazgeme kabilinden.
(tlb) bedenden (ur, uzuv) alma; (jeol.) (talarn) zamanla anmas;  (uzay) srtnme ssnn zarar vermeden  datlmas.
  Latince isimlerde ablatif, ismin -(den.) hali;  -(den.) halinde olan.
 (gram.) mana deiiklii  ile sesli harfin deimesi.
 alevli; hararetli, evkli;   alev alev, hararetle.
 gl, muktedir, kadir; istidad  olan, hnerli, becerikli; yetkili able-bodied   vcudu salam olan gl able-bodied  seaman gemici tayfa.
 iekli~ bol iekleri olan.
  temizleyici;   deterjan.
 kzarm yzl.
 ykanma, aptes, gusl.
 hnerle, maharetle.
 inkr etmek, reddetmek,  feragat etmek abnega'tion  inkr, feragat, mahrumiyete katlanma.
 anormal, usule  veya dete uygun olmayan; tabii olmayan  abnormal'ity  anormallik, usule veya  dete uygunsuzluk; bu halde olan kimse  veya ey.
 anormallik.
 (edat) gemi, tren vb'nin iine veya iinde; (den.) yan yana.
 ev, oturulan yer, ikametgah, mesken; kalma, ikamet.
(bak.) abide.
 kaldrmak, bozmak; ilga etmek, feshetmek, iptal etmek.
 kaldrlma, ilga  abolitionist  herhangi bir eyin kaldrlmas  taraftar.
 atom bombas.
 ok kt, iren, nefret uyandran abominable snowman (bak.) yeti abominably  ok fena bir ekilde, berbat olarak.
 son derece iren kabul etmek, istikrah etmek, nefret etmek abomina'tion  irenme, istikrah, nefret; iren veya menfur ey; ktle sebep olan herhangi bir ey.
  asl yerli: bir  yerin en eski halkndan olan (kimse)
 bir memleketin  asl yerlisi; bir memleketin asl hayvan ve  bitkilerinden biri.
 ocuk drmek; boa kmak; bitirmeden durdurmak; baarszlkla bitmek.
 ocuk drme; dk;  olgunlamadan kurumu iek, meyve veya  ekin; tam baarszlk.
 vaktinden evvel domu; bo, beyhude, eksik, akim; (tb.) ocuk drmeye sebebiyet veren abortively  akim kalarak.
 irade yitimi.
(gen.) in ile ok olmak,  bol olmak, mebzul olmak.
(edat.) -(e) dair, hakknda; evresine,  etrafnda; yaknda, civarnda, havalisinde;  tesinde berisinde, her yerinde;  ile megul; iin About facel (ask.), (emir.)  Geriye don (I.) about to come gelmek zere  beat about the bush bin dereden su getirmek  about-face  geriye dn. fikir veya karar deiimi.She has a special air about her. Kendine zg bir havas var.
 aa yukar, takriben,  kadar; her tarafta; etrafa, etrafna; tede  beride, urada burada; aksi yne, obur  tarafa; sra ile about half a kilo yarm  kilo kadar about 7 o'clock saat yedi  sularnda Iook about etrafna baknmak  order one about i yklemek put the  ship about gemiyi aksi yne evirmek,  tiramola etmek Turn about is fair play  Tam karln yapmak hak icabdr.
 yukarda olan; yukarda  zikredilmi, daha nce gsterilmi olan;  semada olan, gkteki.
 daha yukarda olarak, sraca  nce olarak; rtbe veya iktidarca stn  olarak above-board  doru, hilesiz,  aikr above ground yeryznde, topraa gmlmemi.
(edat) yukarsna, yukarsnda, stne, stnde fevkine, fevkinde; -(den.) yukarya, yukarda, ustun; daha ok above all hepsinden ziyade, btn bunlardan baka.
(Lat.) balangtan beri.
(ks.) abridged, abridgement.
 hastalktan korunmak iin  keli muska zerine yazlan manasz harfler; muska; anlamsz sz.
 andrmak, yemek.
 anma yenme, ypranma;  anm veya andrlm ksm  yahut ondan kopan paralar.
  andrmak ve bilemek veya cil yapmak iin kullanlan  bir madde; andrc ey, yprandrc madde;   andran, bileme veya cil iinde kullanlabilen.
 yan yana, beraber; ayn  hizada, ayn seviyede.
 ksaltmak, zetlemek, kesmek;  mahrum etmek abridgement   ksaltma, zetleme; azalma, kesilme; bir  eser, deme veya szn ksaltlm ekli;  zet, hulsa.
 ortalkta, halk arasnda;  darda; d memleketlerde, harite; urada  burada, her tarafta; memleket dna.
 yetkisini kullanarak ilga etmek, iptal etmek, feshetmek; kaldrmak, bir tarafa koymak abroga'tion  ilga, iptal, yetkisini kullanarak feshetme.
 birdenbire olan, ani olan,  acele ile olan; ters, hain; birbirini tutmaz,  kesik, przl; ok dik abruptly  birdenbire; terslikle abruptness  acele;  sertlik, terslik.
(tb.) ban, apse, cerahat  kesesi.
 (geom.) absis, fasla.
 kesme, kesilme, ani biti;(kon) (san) inkta, ara, fasla.
 kamak, firar etmek,  kanundan kamak, zellikle alacakldan kamak  absconder  kaak, firari, kanundan  kaan kimse.
 gaybubet, yokluk; (huk.)  gaip olu, gyap; dalgnlk.
 ekilmek, hazr bulunmamak iin ekilip gitmek  absent oneself gitmek, bulunmamak.
 nmevcut, yok, gaip absent-minded  dalgn absent without leave (ask.) vaktinde dnmek zere kaan.
 vazifesi banda bulunmayan; baka bir memlekette ikamet  eden(mal.) sahibi) absenteeism  vazifesi  banda veya maln olduu memlekette bulunmama itiyad.
 apsent, pelin otu ile yaplan anasonlu yeil bir iki; (bot.) pelin otu, ac pelin.
 kmil, tam; halis,  sade, saf; mutlak, sonsuz, nihayetsiz, kaytsz artsz; (gram.) soyut, mcerret; ki,sisel  deer llerine bal olmayan absolute  ceiling (hav.) azami ykseli haddi absolute pitch (mz.) bir notann frekans;  bir sesin perdesini ezberden tayin etme kabiliyeti. absolute scale mutlak l. absolute temperature mutlak s derecesi (mutlak sfrdan hesap ederek) absolute zero sda mutlak sfr noktas. absolutely  tamamen, kesin olarak, kati surette. absoluteness  mutlakiyet.
 su, gnah veya cezay affetme; Katolik kilisesinde gnahlarrn affolunduunu papazn iln etmesi.
 mutlak olu, mutlakyet doktrini mutlaklk; (pol.) mutlak idare, kaytsz artsz kral hkimiyeti.
 krallarn kaytsz  artsz hakimiyeti taraftar, mutlakyetci.
 su, gnah veya cezay affetmek yahut bunu iln etmek.
 zt, akla uygun  olmayan.
 iine ekmek, imek,  emmek, massetmek; yutmak; igal etmek,  zapt etmek absorbent  ie ekici,  alc, emici (madde) absorbent cotton hidrofil pamuk. absorption  ie ekme, ime, emme, zihin meguliyeti, dalgnlk.
 ekinmek, kanmak,  geri durmak, saknmak, imtina etmek  abstain from (-den) imtina etmek, (-den) kanmak.
 ok yemek ve imekten saknan, perhizkr abstemiously  perhiz yaparak, lml bir ekilde, az yiyip ierek.
 ekinme, kanma, saknma, imtina; ekimser olma.
 silmek, temizlemek.
 (yiyecek, zevk v.b. eylerden) kendini geri tutma; perhiz, imsak  abstinent  perhizkr.
 eya veya fikirlerden soyut olan; soyut, mcerret; dalgn; ideal, nazari, kuramsal;  zet. abstract noun soyut isim abstract number soyut say, mcerret adet. in the abstract kuramsal olarak. abstractly  soyut olarak.
 karmak, ayrmak veya tecrit etmek; almak, armak; kimyasal usullerle ayrmak, karmak; zetlemek, hulsa etmek.
 zihin meguliyeti,  dalgnlk.
 soyutlama; karma, tecrit, ayrma; mnzevi hayat; zihin meguliyeti, dalgnlk; alma, arma.
 anlalmas g, mulak  abstruseness  mulaklk.
 anlamsz, manasz, aklszca,  gln; birbirine kart dt iin  yanl; imkansz, olmayacak absurdity   anlamszlk, manaszlk; delilik, maskaralk  absurdly  esassz olarak; sama bir  ekilde absurdness  anlamszlk, manaszlk, aklszlk.
 bolluk, okluk,  bereket; servet.
 bol, bereketli, mebzul abundantly  bol bol.
 ktye kullanma, suiistimal; kt muamele; zarar; fesat, su; kfr, svp sayma; Irza tecavz.
 ktye kullanmak; suiistimal  etmek; zarar vermek, incitmek; svp saymak, kfr etmek; erefini lekelemek; Irza  tecavz etmek.
 az bozuk, kfrbaz; yolsuz, bozuk; fesat abusively  yolsuz olarak.
 dayanmak, bitiik olmak.
 kprnn karada  olan aya, mesnet; (mim.) kemer veya  kubbenin arln destekleyen ksm.
 dipsiz, derin; koyu,  kesif, ok; hudutsuz.
 cehennem, tamu, uurum  olan yer; ahlki veya zihni derinlik; denizin  dibi.
 Habeistan.
  Habe.
(ks.) account.
 akasya; aksalkm aac.
 eitimle ilgili;  ilmi; soyut, mcerret, pratie dayanmayan.
 akademisyen, terbiyeci.
 akademi, yksek okul: ilim adamlar cemiyeti.
 kenger otu, ay  yoncas,(bot.), Acanthus;(mim.) stun balklarnda  kullanlan akantos yapra.
(mz.) alg elii olmadan  sylenen (ark v.b.)
 kene, sakrga.
 iktidara gelmek, i bana gemek; raz olmak, muvafakat etmek accede to the throne clus etmek, tahta kmak accede to one' wishes birinin isteklerine raz olmak.
(it) , (mz.)  tedricen artan hz ile, accelerando.
 hzlandrmak, sratlendirmek , tacil etmek, hzlanmak, srat kazanmak accelera'tion  hzlandrma, tacil etme, sratin artmas accelerator  (oto.) gaz pedal; (fiz.) siklotron veya benzeri.
 aksan, telffuzda bir heceye  verilen kuvvet ; aksan sareti, vurgu;  ive; hisleri belirtmek iin cmlede belirli  kelime veya hecelerin vurgulandrlmas.
 aksan vermek, telffuzda bir heceyi vurgulu olarak okumak ; nemle belirtmek.
 zerine basarak okumak; nemle belirtmek accentua'tion  aksan koyma, vurgulama.
 kabul etmek, almak;  icabet etmek; onaylamak, tasdik etmek,  raz olmak; anlamak, mana vermek.
 kabul olunabilir, makbul be acceptable makbule gemek.
 kabul; kabul edilme ; tasdik ve imza olunmu tahvil, polie  v,b non-acceptance  (huk.) ademi kabul,  ret.
 kabul; anlam,  mana.
 giri, yol, methal, geit;  artma, oalma; (tb.) nbet have access  yanna girebilmek, huzura kabul edilmek.
 yanna girilebilir,  iine girilebilir; kolay bulunur; kandrlabilir;  alnr, bulunur accessibil'ity  yanna  gitme imkn, iine girilebilme imkan, kolay  bulunma imkn.
 vasl olma, ulama,  var; artma, oalma; clus, tahta kma; (mzeye, ktphaneye)  yeni gelen ey.
  yardmc olan, muavenet eden; su ortakl eden; aksesuar, yardmc ey; su orta.
 sarf usul ve prensipleri ; tasrif, ekim.
 kaza, arza; (gram)  sarf bl; (fels.) ilinek, raz, accident  insurance kaza sigortas acciden'tal    kaza eseri olan, arzi; rastlant eseri olan,  tesadfi; esasl olmayan; (mz.) armr  d kle'den sonra tesadfi olarak gelen  bemol veya diyez. acciden' tally  kazaen,istemiyerek, rasgele, kazara.
 alklamak; bararak iln etmek; barmak.
 alklama, alk,  "bravo'' deme; ak oylamada lehte oy  verme by acclamation oy birlii ile.
 bir yerin iklimine altrmak acclimatiza'tion  bir yerin havasna alma veya altrma.
 yoku, bayr.
 valyelik rtbesi verilirken  kucaklama, pme veya kl yz ile  omuza hafife vurma treni; mkfat; vme;  (mz.) rabta.
 birbirine uygun  hale getirmek; telif etmek, uzlatrmak; bir  bakasnn iini grmek; salamak, temin  etmek; yerletirmek, yer tedarik etmek accommodate  oneself uymak, intibak etmek  accommodate oneself to circumstances  ayan yorganna gre uzatmak, artlara uymak.accommodating iltifat, ltufkar.
 uyma, intibak; birinin iini grmeye raz olma, Itufkarlk; dzen; yerleme; telif etme, uzlatrma ; dn, istikraz. accommodations  yatacak yer, konfor, rahat salayan artlar accommodation train (ABD) birok istasyonda duran yolcu treni.
 elik eden ey, refakat eden ey; (mz.) akompaniman.
 (mz.) piyanoda  elik eden kimse, akompanist.
 bir kimseye arkada olmak, yannda bulunmak, beraberinde gitmek veya gelmek, refakat etmek, rehberlik etmek; (mz.) elik etmek; maiyetinde bulunmak ; ilve etmek, eklemek.
 su orta.
 baarmak, becermek , stesinden gelmek; tamamlamak, ikmal etmek accomplished  ikmal edilmi ; hnerli; nezaketli.
 baar,  muvaffakiyet; icra, tamamlama.
 uzlatrmak, telif etmek,  uyum salamak, ahenk vermek; teslim etmek;  uymak, mutabk olmak, ahenkli olmak  accord with ahenkli olmak, uygun olmak.
 anlama, uzlama, itilf,  birleme, ittifak, ittihat; uyum, ahenk; uygunluk ; istek; (huk.) mahkeme haricinde  uzlama, sulh with one accord hep birlikte  of one's own accord kendiliinden,  kendi rzas ile.
 uyum, ahenk,  uzlama in accordance with  (-e) gre, (-e)  uygun olarak.
 uygun olarak, binaen,  gre according as gre, tpk, aynen  according to gre, nazaran accordingly   binaen, binaenaleyh.
 akordeon.
 yaklap hitap etmek.
 Lousalk; doum.
 hesap vermek, sebebini  belirtmek; cevap vermek; saymak, itibar  etmek account for hesap vermek, sebebini  izah etmek.
 hesap; pusula; tarif, beyan;  rivayet, hikye, izahat; nem, ehemmiyet,  kymet, deer; sebep, cihet. account book  hesap defteri. accounts payable (tic.) tediye  olunacak hesaplar accounts receivable  (tic.) tahsil olunacak hesaplar account  rendered (tic.) borlunun inceleyip demesi iin ibraz edilen hesap. by all accounts herkesin dediine gre. call to account cevap istemek, sorguya ekmek. cash account cari hesap. give an account of anlatmak, cevabn vermek, hesabn vermek. give an account of oneself nerede olduunu ve ne yaptn sylemek,hesap vermek. joint account mterek hesap. make no account of saymamak, itibar etmemek. on account of iin, hasebiyle, (-den) dolay. on no account asla, katiyen, hibir suretle. pay an account hesab kapatmak. profit and loss account kar ve zarar hesab. running account ak hesap. settle an account hesabn grmek,hesaplamak.take into account gz nnde tutmak, dnmek, hesaba katmak.turn to account kullanmak, zayi ekmemek.outstanding account tesviye edilmemi hesap.
 sorumlu, mesul; tarif edilebilir, anlatlabilir accountabil ity  sorumluluk, mesuliyet.
 muhasebeci, sayman  accountancy  muhasebecilik accounting   muhasebe.
 askeri giyecek vermek.
 (o.)asgari giyecekler ve tehizat.
 Akra.
 inanmak, gvenmek, itimat etmek, itibar etmek; itimatname vererek memur etmek accredita'tion (ABD) (bir okul, yksek okul veya niversiteye teftiten sonra verilen) muadelet belgesi.
 byyen, (o.)alan.
  birlemek, yapmak; eklenip bymek; eklemek;  ekli; birlemi.
 ilave, ek; gelime, uzvi  byme; katlma; yapma; ilhak.
 byme, art; art miktar.
 ziyadelemek, (o.)almak;  hasl olmak, gelmek; (huk.) hak olarak hissesine  dmek; gereklemek, tahakkuk etmek  accrued expense tahakkuk etmi masraf . accrued interest tahakkuk etmi faiz.
 bir kltrn baka bir kltrden ald tesir.
 ymak; toplamak , biriktirmek; birikmek, (o.)almak, ylmak.
 yma,  biriktirme, toplama; toplanma, ylma; biriktirilmi  veya toplanm eyler; biriktirilip  sermayeye eklenen faiz.
 toplayc,  biriktirici; toplanm, birikmi.
 toplayc ey veya kimse; su gcn toplayan cihaz; (ing) akmlatr, ak .
 doruluk, dikkat, titizlik,  ihtimam, incelik.
 doru, sahi, tam; ince  accurately  doru olarak, kusursuz bir  ekilde.
(bak.) accuracy. ac.curs.ed  lanetlenmi, melun,meum, nefret uyandran, menfur.accursedly  meum olarak, uursuzca.
 Lnetlenmi, melun,  meum; nefret uyandran, menfur. accursedly   meum olarak, uursuzca.
  (gram) ) (- halinde;  (- hali.
 suclamak, itham etmek,  crm isnat etmek accusa'tion  crm  isnad, sulama, itham; thmet accused   sank, maznun.
 altrmak accustom oneself almak, det edinmek, itiyat peyda etmek be accustomed to itiyadnda olmak , alkn olmak.
 as, birli iskambil oyununda); zerre; be dman ua dren pilot; (spor) as oyuncu. ace in the hole (ABD) (argo) en son koz, yedek koz. He was within an ace of falling .Az daha decekti Dmesine ramak kald.
 halsizlik, kaygszlk.
 merkezsiz, merkez  d .
 basz, reissiz;  (zool.) asefala snfndan; (bot.) basz.
 ac, sert.
 aclatrmak; sinirlendirmek.
 ekilik, aclk; terslik,  sertlik, huysuzluk.
 (anat.) hokka  ukuru.
 teskin edici ve  ate drc bir il, asetanelit.
 bir nevi sentetik kuma, rayon; asetik asit tuzu.
 sirke gibi, eki. acetic acid  asetik asit, sirke asidi.
 ekitmek, ekimek.
 aseton.
 asetilen.
 Eski  Yunanistan'a ait .
  ar, sz, ac;  armak, szlamak, acmak.
 (bot.) aken, kapk meyva,  tek tohumlu, almaz ve sert kabuklu bir  meyve tipi.
 baarmak, yapabilmek, stesinden gelmek; kazanmak, meydana getirmek muzaffer olmak achievement  baar, muvaffakiyet; husule getirme, baarma; husule getirilmi ey. achievement test baar testi.
(biyol.) ke  veteri, Ail kirii.
 (tb.) ccelik, bodurluk.
 renksiz; renkleri tabii haliyle gsteren; (mz.) perdesi deimeyen; akromatik.
 (Tb) renk krl, akromatopsi.
 ine ve diken eklinde olan.
  asit, eki ey, eki;  asit  niteliinde; asit fazlal olan. acid'ity  ekilik , ekime, asidite.
 asit etmek, ekitmek.
 (tb.) asidoz, zellikle  eker hastalnda kann asitli hali.
 mayho etmek, biraz  ekitmek. acidulous  mayho, eksice.
 ine biiminde.
 uaksavar atei.
 doruluunu kabul etmek, teslim etmek, onaylamak, tasdik etmek; kranla tanmak; gerek veya kanuni olduunu kabul etmek. acknowledgment  teslim, onaylama, tasdik, itiraf, kabul, teekkr; senet, tasdikname, bor ikrar.
 meyilsiz. aclinic line  pusula inesinin meyilli olmayp kendiliinden  yatay kald mknatsl ekvator izgisi.
 doruk, zirve, olgunluk zirvesi;  (Tb) buhran, kriz.
 sivilce; (Tb) akne, bir eit cilt  hastal.
 kstaha; eri.
 kilisede rahibe yardm eden memur; yardmc kimse.
 kaplan boan, bldrcn otu,(bot.) Aconitum napellus. wolfsbane aconite kurtboan.
 mee palamudu.
 iitme duyusu ile ilgili, ses ilmine ait, iitmeye ait. akustik.
 akustik ilmi; akustik bina ina etme ilmi. acoustics  bir odann akustik vasf.
 haberdar etmek, bilgi vermek, malumat vermek. be acquainted with tanmak, ahsen bilmek. acquaint oneself with renmek, ainallk peyda etmek.
 tandk, bildik; iyi bilme; haber, bilgi, malumat; tan.
 ahbaplk , tanklk, ainalk.
 ele geen ey; (huk.) verasetten  baka bir ekilde ele geen ey.
 kabul etmek, raz  olmak, muvafakat etmek. acquiescence   uysallk, raz olma, kabul etme. acquiescently   uysallkla,
 ele geirmek, elde etmek,  kazanmak, istihsal etmek, tedarik etmek.  acquired  kazanlm, mktesep. acquired  characteristics doutan olmayp sonradan  kazanlan zellikler.
 kazan, iktisap;  ilim, marifet, hner.
 kazanlan ey, iktisap; ktphaneye yeni gelen kitap; mzeye yeni gelen eya.
 agzl; elde edilebilen. acquisitive instinct agzllk, kespetme eilimi.
 susuz karmak, beraat ettirmek. acquit oneself grevini yapmak; davranmak hareket etmek. acquit oneself well vazifesini iyi yapmak. be acquitted beraat etmek, temize kmak.
 susuzluk hkm, beraat.
 zimmetten kurtulma; ibra senedi, makbuz,
 bir arazi l birimi, 0404  hektar, 0404 dnm, 430 (eski.) dnm.  God' acre mezarlk. acres  (o.) emlak,  arazi; (k.dili.) ok miktar.
 dnm miktar, arazi  alan.
 ac, eki, keskin, sert; zihni  kurcalayan.
 ac, ters, hain, sert. ac'rimony  aclk, hainlik, sertlik.
 akrobat, cambaz.
 cambazlk, akrobasi.
 (anat.) akromyon,  omuz knts.
 birka kelimenin ba  harflerinin veya ilk hecelerinin bir araya  gelmesiyle oluan kelime: NATO, U N ESCO.
 ehrin en yksek  noktasnda bulunan i kale veya hisar, akropol.
 (edat.) ortasndan, iSinden  veya stnden kar tarafa geerek; (edat.)  aprazvari, br tarafa, kar yakada. come  across rast gelmek, tesadf etmek; (k.dili.)  grnmek. come across with (k.dili.) istemeyerek  vermek.
 akrosti.
 scakken yumuak olan plastik.
 yaplan ey, i, fiil, ameliye; kanun;  resmi yaz; (tiyatro) perde. act of God (huk.)  icbar edici sebep, insan kudretinden stn  afet(yldrm inmesi gibi) caught in the  act sust (crm mehut halinde) yakalanm. put on an act poz yapmak.
 rol yapmak, oynamak; taklit etmek;  yapmak, ilemek; etkilemek, tesir etmek;  hareket etmek, davranmak; temsil etmek,  roln oynamak. act up yaramazlk etmek,  gsteri yapmak. act as bakasnn vazifesini  yapmak. act on a suggestion yaplan  teklife gre davranmak.
 yapan, ileyen, temsil eden; vekil olan, veklet eden.
 gne vb. nlarnn  kimyasal deiiklikler meydana getirme zelliine  ait. actinic rays kimyasal deiiklikler  meydana getiren nlar.
 gne vb nlarnn  kimyasal deiiklikler meydana getirme zellii.
 aktinyum.
 gne nlarnn  kuvvetini len ara, aktinometre.
 i, amel, alma, meguliyet,  faaliyet, fiil; (huk.)uk davas; etki, tesir, kuvvet,  nfuz; (tiyatro) bir oyundaki olaylar dizisi;  harekete geme (asker,makina v.b.) actionable   dava edilebilir.
 faal hale getirmek,  harekete geirmek; (fiz.) radyoaktif hale getirmek.
 faal hale getirme;  lm sularnn hava ve (bakt.)erilerle temas  ettirilmesi sonucunda temiz su haline  getirilmesi.
 hareket kuvveti olan, etkin, deitirebilen, fail; faal, alkan; pratik; hareketli, canl, yerinde duramayan, evik; (gram) etken, aktif; (tic.) faiz getiren, paraya abuk evrilebilen (sermaye) active officer muvazzaf subay. active volcano aktif durumda olan yanarda.
 (fels.) aktivizm, etkincilik ; gne vb nlarnn kimyasal deiiklikler  meydana getirme zellii; eylemcilik.
 etkinci; eylemci, zellikle politikada eylemcilie meyilli olan kimse.
 faaliyet; fiil, amel; kuvvet; etki, tesir; faal olu; tez canllk, tetiklik.
 artist, aktr, oyuncu; yapan  kimse.
 artist, aktris, kadn oyuncu.
 gerek, hakiki, asli, asl, fiili; imdiki. actual'ity  hakikat ac'tualize  gerekletirmek, hakiki klmak, kuvveden fiile Ikarmak. actually  hakikatte , gerekten; bilfiil.
 hayat (sig.)ortas istatistikleri uzman.
 kuvveden fiile karmak , harekete getirmek; olumlu bir ekilde etkilemek.
 keskinlik, sivrilik.
 sivri; ineli.
 dirayet, feraset, abuk  kavray.
  amak;   ucu uzun ve sivri.
 (tb.) ine saplamak suretiyle tehis ve tedavi.
 sivri, keskin, ince; zeki, zeyrek, akgz; ar hassas; tiz, keskin (ses); (Tb) akut; hd, vahim, ar, iddetli. acute angle dar a.acutely  zek ile; iddetle. acuteness  zek keskinlik.
A.D. AD (ks.) Anno Domini milttan sonra. ad  ilan, reklam.
 iln, reklm.
 yapmak, tutmak; iltihak etmek; balanmak, bal olmak, merbut olmak. adherence  sabit durma: vefa, ballk, merbutiyet adherent   yapk, bal, merbut;  taraftar, taraf tutan kimse, bir parti veya kiliseye mensup olan kimse.
(Lat.) anlamsz  veya sama bir hale gelinceye kadar.
 atasz, darbmesel, vecize.
  (mz.) adagio; yava alnan para
 Adem; bir erkek ad. Adam' apple (bak.) apple. not to know one from Adam tanyamamak the old Adam insanlarn gnah ilemeye olan tabii eilimi.
  hogrsz; ok sert;  ok sert efsanevi bir ta.
 sarslmaz; delinmez ; elmas gibi sert ve parlak.
 bir eye uydurmak, uyarlamak;  (edeb.) adapte etmek. adapt oneself uymak,  intibak etmek, tabi olmak. adaptable   uysal, artlara uyan, intibak edebilen adapter   adaptr; intibak eden ve ettiren ey veya  kimse.
 artlara ve  evreye uyma yetenei, intibak kabiliyeti,  uysallk.
 uygunluk, imtiza , intibak, tatbik, uyma; (edeb.) adaptasyon, uyarlama; k deiikliklerine gz altrma ilemi; uydurulma, ekil deimesi.
 musevi takviminde ubat ortasnda balayan ay.
(Lat.) yldzlara.
 katmak, ilve etmek, eklemek;  zammetmek, toplamak. adder  toplayan  ey veya kimse. add up toplamak, yekun  karmak; neticelenmek; (k.dili.) anlalmak,  belli olmak.
 katlan rakam veya miktar.
 ilave  edilecek ey veya sz.
 birka cins zehirli ylan; engerek, sar ylan, (zool.) Vipera berus; Amerika'da  bulunan birka cins zehirsiz ylan. adder' mouth birka cins salepi otu  adder'-tongue  ylan dili, suoku; turna gagas,(bot.) Geranium robertianum adderwort  kurtpenesi, ylan kk. death adder dikenli ylan, (zool.)Acanthophis.
 tiryaki, mptel kimse, bir  eye dkn kimse.
 altrmak. be addicted to  almak, kendini vermek, tiryakisi olmak,  mptel olmak, dkn olmak addictive   tiryaki eden, alkanlk husule getiren.
hesap makinesi
Adis Ababa  
 ilave, ilave edilmi ey; (mat.) toplama in addition to (-e) ilveten, ayrca, fazla olarak. additional  biraz daha, ilve edilen, eklenilen.
  katk; katlan kimyasal madde;  toplamsal, ilve olunacak.
  bozmak, artmak; rmek,  clk kmak;  rk, clk addlebrained   ahmak addled egg clk yumurta.
 adres; sylev, nutuk; konuurken  taknlan tavr, eda; hner, sanat.
 sylev vermek, nutuk sylemek, hitap etmek; mektubun adresini yazmak.
 adresine mektup gnderilen  kimse.
 hitap eden kimse;  imza eden kimse; dileke sahibi.
 adres yazma makinesi.
 getirmek, gstermek (delil)
Aden krfezi  
 (anat.) Ienf bezi.
 (tb.) lenf bezlerinin imesi veya bymesi, adenoma, genellikle bez dokusu uru.
  usta, mahir; mtehasss,  uzman.
 ehliyet, yetenek,  kifayet, yeterlilik.
 uygun, ehven, elverili,  kifayetli, yeterli.adequately  laykyle  adequateness  yeterlilik.
, (Sanskrit) gnahkarlk.
 yapma; iltihak, raz  olma, bal olma; vefa, sabit durma; (tb.),  (bot.) ayr paralarn birbirine yapmas.
  yapkan, yapc;  tutkal, zamk, iri adhesive plaster, adhesive tape yapkan erit, bant, plaster adhesiveness  yapkanlk.
 koymak, yaptrmak,  vermek (ila)
(Lat.) bunun iin, buna mahsus;  bu zamana kadar. ad hoc committee  ksa sureli ve tek bir vazife iin kurulan  komite.
(Lat.) bir kimsenin n yarg ve tutkularna hitap eden.
 scaklk nlarn  geirmeyen.
(nlem)  Allah'a Ismarladk, elveda , Allah'a emanet olunuz;  (gen.) (o.)  veda, Allah'a emanet etme.
(Lat.) sonu  olmayarak, nihayetsiz bir ekilde.
(Lat.) geici, muvakkat.
(nlem) Allah'a Ismarladk.
 etin yana ait; yal;  etin yal taraf.
 maden ocana giden yatay geit.
(ks.) adjective, adjacent, adjustment.
 bitiik olma, yaknlk.
 bitiik, yakn, komu.
 sfat cinsinden.
  sfat;  sfat cinsinden olan, niteleyici.
 bititirmek, yan yana koymak;  bitiik olmak, yan yana olmak adjoining   bitiik, yan yana.
 ertelemek, tehir etmek, baka gne brakmak; oturuma son vermek; dalmak adjournment  ertelenme; oturuma son verme; iki celse arasndaki mddet.
 hkm vermek.
 hkm ve karar  vermek adjudica'tion  hkm ve karar  verme; hkm. adjudicator  hkm ve  karar veren kimse, hakem.
 ilve, ek, esas tekil etmeyen ksm; i arkada, yardmc, muavin; (gram) baka kelimeleri tanmlamak veya nitelemek iin kullanlan kelime veya kelimeler.
 Allah rzas iin diye rica etmek,  istirham etmek adjura'tion  ciddi tembih  veya dilek; yemin.
 dzeltmek, uydurmak, altrmak , ayar etmek adjustable  ayar edilebilir, dzeltilebilir uydurulabilir. adjustment  tasfiye; tanzim, dzeltme, tashih, Islah; dzen, nizam; uyma, intibak.
 yardmc, muavin; emir  subay, yaver. adjutant general komutana  bilgi veren ve emirlerini orduya tebli eden  general. adjutant stork Hindistan'da bulunan  bir eit iri leylek.
 (k.dili.) irticalen sylemek.
(Lat.) istenildii kadar, istenildii gibi; (mz.) tempo vb hususunda istenildii gibi alnabilen notalar;(ks.) ad lib.
 ilnclkla megul olan  kimse.
 ynetmek, idare etmek; vermek, icra etmek, ifa etmek: yemin ettirmek; hizmet etmek, levazmn temin etmek, donatmak.
 ynetim,  idare, hkmet nezaret; bakan ve yardmclar , idareciler; bakanlar kurulu, vekiller heyeti ; yemin ettirme; ila verme.
 ynetimle ilgili, idari.
 ynetmen, idareci, mudur, mtevelli; (huk.) vasi, vekil, miras idare eden kimse.
 takdire ayan, beenilecek , ok gzel admirably  beenilecek  surette.
 amiral.vice-admiral  tmamiral rear-admiral  tuamiral. admiral butterfly bir cins kelebek.
, (b.h) bahriye mahkemesi ; ngiltere'de deniz kuvvetleri kumandanl.
 ok beenmek, hayran  olmak, takdir etmek admira'tion  hayranlk , ok beenme. admir'er  takdirkar kimse; k. admiringly  beenerek, hayran  olarak.
 kabul olunabilir, kabule ayan. admissibil'ity  makul olu, kabul olunabilme.
 kabul, girme msaadesi ; teslim (hakikat); giri creti, duhuliye. admission free duhuliyesiz, giri creti olmayan.
kabul etmek,  teslim etmek ; ieriye brakmak,  girmesine msaade etmek: izin vermek, msaade  etmek admit of imkn vermek  admittance  ieriye kabul; girme msaadesi , giri hakk. No admittance. Girilmez.
 itiraf edildii gibi.
 katp kartrlma, ilve.
 t vermek, nasihat  etmek, tembih etmek, ihtar etmek.
 tembih, ihtar, nasihat, t.
 ihtar mahiyetinde, nasihat eklinde.
(Lat.) kusturacak kadar, iren derecede.
 grlt, patrt. make an ado  hadise karmak, kyameti koparmak. without  any more ado hemen, ses karmadan.
 kerpi.
 genlik, byme a.
  delikanl, gen, bymekte olan.(kimse)
 kabul etmek, edinmek, benimsemek ; evlt edinmek. adoption  kabul , benimseme; evlatla kabul etme, evlt  edinme adoptive  evltla kabul eden  veya edilen.
 tapnmak, peresti etmek, ar derecede sevmek. adorable  tapnlacak, perestie layk, ok gzel ve sevimli. adora'tion  peresti, tapnma, ak, ar sevgi.
 sslemek, donatmak, tezyin etmek, eki dzen vermek. adornment  ss, ziynet.
(Lat.) sadede, konuya, mevzua.
  bbrek st bezi, bu bezle ilgili.adrenal glantl bbrek ustu bezi.
 adrenalin.
 Edirne.
 Adriya Denizi.
 babo; kendi haline terk edilmi , serseri; aknt ve rzgr etkisiyle srklenmekte olan (Gemi)
 eli abuk, usta, becerikli, mahir, hnerli. adroitly  hnerle.adroitness  hner, marifet, el abukluu.
 ilve edilen, katma , ek olan, gereksiz.
 yaltaklanmak, tabasbus  etmek. adula'tion  mbalaal bir ekilde  methetme, ar vg, tabasbus, yaltaklanma  adulatory  ar vg niteliinde olan,  yaltaklanma mahiyetinde.
  reit, ergin, erikin (kimse)
  kartrmak,  safiyetini bozmak;  kark, mahlut adultera'tion   kartrma, kartrlm olma.
 zina, evli biriyle gayri  meru cinsi mnasebet. adulterer  zina  yapan erkek adulteress  zina yapan kadn  adulterine  gayri meru (ocuk) adulterous   zina eden; caiz olmayan, memnu.
 ima etmek, antrmak ; glgelemek. adumbra'tion  ima,  kinaye; glgeleme.
 yanm, kavrulmu, kurumu adv (ks.) adverb.
(Lat.) pahasna gre,  kymeti zerin(den.)
 ilerleme, ileri gitme, terakki, terfi; fiyat ykselmesi; avans, ndelik. advances  (o.) ilerlemeler; (k.dili) ak verme, aslma. advance guard nc kuvvet. in advance nde, ileride; pein olarak.
 ilerletmek, ilerlemek, ileri  gtrmek, ileri gitmek, terakki etmek, terakki  ettirmek, terfi etmek, terfi ettirmek; artmak,  ykselmek (fiyat) ; avans vermek, dn  vermek; teklif etmek. advanced  ilerlemi,  ileri advancement  terfi; ilerleme, terakki.
 krl, faydal , istifadeli. advantageously  faydal  bir ekilde.
 gelme, gelip atma, grnme , olma, vuku. Advent  (kil) Hazreti sa'nn dnyaya gelmesi; Noel'(den.) evvel bir ay mddet.
 arzi, harici,  tesadfe bal.
 tehlikeye atmak, ansa brakmak; cesaret etmek, gze almak, atlmak. adventurer  maceraperest kimse. adventurous  macera seven; cretli; cesaret isteyen (bir i),
 macera, serven,  sergzet; speklasyon, vurgun salayan  teebbs.
 (gram) zarf. adverbial   zarfa ait adverbially  zarf cinsinden  olarak.
 muhalif kimse, dman , hasm.
 muhalefet belirten , kar fikri ifade eden.
 zt, muhalif, ters, kar, aksi. adversely  kar olarak, muhalefet ederek. adverseness  terslik, ztlk, muhalefet.
 zorlu sknt, zg,  zorluk, glk; aprak durum.
 zikretmek, ima etmek, dokundurmak , hissettirmek. advert to (-dan)  bahsetmek.
 iln etmek, bildirmek; reklmn yapmak. advertisement  iln, haber, bildirme, reklm. advertising agent reklm ajans.
 t, nasihat.
 tavsiye edilebilir;  uygun, mnasip, muvafk. advisabil'ity, advisableness  uygunluk, muvafk olma,  tavsiyeye lyk olma.
 tavsiye etmek; t veya  nasihat vermek, akl retmek; haber veya  bilgi vermek; danmak, istiare etmek, akl  sormak. ill-advised  aklsz, tedbirsiz  well-advised  tedbirli, akll.
 akllca, tedbirli olarak: bilerek, dnerek.
 danma, mavere , dnme. under advisement muallkta ; incelenmekte.
 danman, mavir;  danman retmen.
 tavsiye niteliinde; akl reten, t veren.
 taraf tutma, taraftarlk ; savunma.
 savunan kimse, mdafi  kimse, taraftar. devil' advocate tartma  olsun diye zayf taraf savunan kimse.
 savunmak, mdafaa etmek, sahip kmak, korumak.
 (tb.) kuvvetsizlik.
 tapnan en i odas adz  keser, marangoz keseri aedile eski Roma'da Bayndrlk memuru.
Ege Denizi, Adalar Denizi 
 kalkan, siper; saye, himaye.
 (Yu.) (mit.), rzgar tanrs  Aeolus-a ait; rzgardan hsl olan; rzgarla  alnan bir algya ait; eski bir Yunan rkna  mensup. aeolian harp rzgar kuvvetiyle  alnan harp.
(bak.) eon.
 iine hava kartrmak; havalandrmak, havayla temas ettirmek aerator  havalandrc.
 hava aldrma, havalandrma ; havayla temas ettirerek temizleme.
  telsiz anteni;  havaya  ait; havada yaplan; havai, grlmez; hava  ilmine ait; (bot.) ak havada yetitirilen (ufak kkler) aerial car hava hatt arabas.
 ykseklerdeki ku yuvas (kartal v.b.)
 hava halinde, gaz  halinde; hayali.
 iine hava kartrmak, havayla  temas ettirmek; gaz haline getirmek.
 pilotun uakla  havada yapt marifet gsterileri.
 havaalan, hava liman; hangar.
 hareket  halinde olan hava veya gaza ait. aerodynamics  aerodinamik.
 telsiz telgraf.
 zarfsz uak mektubu.
 gkta: aerolit.
 hava ilmi, aeroloji.
 hareket halinde ve sabit olan hava ve gazlar ilmi.
 hava lme arac, aerometre.
 balon kullanan pilot. aeronautics  havaclk.
 (ing) uak, tayyare.
 aerosol.
 roket, gdml mermi ve uzay gemilerinin almas konusunda tek bir tabaka saylan atmosfer ve onun dndaki boluk. aerospace industry uzay gemileri ve bunlarn tehizatlarn imal eden sanayi kolu.
 havakre.
 havada sabit durabilen  balon.
 hava kanunlar  ilmi.
 (tb.) hava veya gazlarla tedavi.
(bak.) aerie.
 eski Roma tp tanrsna ait; tp mesleine ait  aesthetic, aesthetical (bak.) esthetic, esthetical     aestival (bak.) estival  aet (ks.), (Lat.) aetatis yanda  aetiology (bak.) etiology.
 uzak, uzakta, uzaktan.
(ks.) affectionate, affirmative.
 nezaket, tatllk, hatrinaslk.
 nazik, tatl, hatrinas,  sokulgan.affably  nezaketle.
 i, maslahat; vaka, olay, hadise;  hal; iliki. an affair of honor namus veya  eref meselesi. Foreign Affairs Dileri  as affairs stand imdiki halde. Iove affair  ak maceras.
 (Fr.) gizli iliki; mesele, hikye.
 etkilemek, tesir etmek, deitirmek ; mteessir etmek, dokunmak; taslamak.  affect ignorance cahillik taslamak,  bilmezlikten gelmek. My arm is affected. Hastalk koluma yayld.
 yapmack, taklit; naz.
 takliti, sahte tavrl, poz yapan; etkilenmi, tesir altnda kalm, mteessir. affectedly  yapmack tavrlarla. affectedness  yapmack, sahte tavr.
 takliti, sahte tavrl;  etkileyen, tesir eden, messir. affectingly   messir ekilde, etkileyici bir tarzda.
 sevgi, muhabbet; etkileme , tesir etme, teessr; hastalk. play on  one's affections karsndakinin hislerine  hitap etmek. win one's affection bir kimsenin  sevgisini kazanmak. affectionate   seven; sevgi gsteren.affectionately  sevgi ile.
 hissi, dokunakl.
 (anat.) ieri gtren sinir v.b.)
  nianlamak;  nian.
 (huk.) yemin ederek verilen yazl ifade, yeminli beyan. draw up an affidavit yeminli beyan yazmak.
  yakn iliki kurmak, sk mnasebette bulunmak; evlt edinmek; (huk.) baba tanmak; asln ve soyunu tayin etmek;  bal irket. affiliate wrth iltihak etmek, katlmak; ye olmak. affilia'tion  yakn iliki, sk mnasebet; evltla kabul.
 eilim, meyil, einim;  (kim) ekme; alka, ilgi, cazibe; dnrlk,  hsmlk, nikhtan hsl olan akrabalk.
 demek, sylemek, beyan etmek, iddia etmek; (gram), (man) tasdik etmek, ispat etmek; teyit etmek; (huk.) tasvip etmek affirmable  iddia olunabilir.
 tasvip, tasdik; mspet ifade; (huk.) yemin yerine geen sz.
  olumlu, mspet,  tasdik edilen;  mspet iddia; tartmada  olumlu tezi savunanlar tutan taraf; olumlu  cevap a decided affirmative kuvvetli  ve olumlu karar. in the affirmative ispat  ve tasdik anlamnda, olumlu, mspet. The  affirmative has it. olumlu taraf kazand. affirmatively  teyit ederek, olumlu olarak.
 ek, ilve (kelimenin bana veya sonuna)
 eklemek, ilve etmek; takmak;  koymak, atmak (imza)
 ilham; vahiy.
 keder vermek, zmek, mahzun  etmek, mteessir etmek; mptela etmek, belaya  drmek. affliction  dert, keder,  elem, bel afflictive  keder veya elem  verici.
 bolluk, refah, servet; (-e) doru ak (kan),affluent  bol akan; bol, mebzul; zengin.
 para dayandrmak; iine gelmek ; hsl etmek, meydana getirmek, mahsul  vermek. (I.) can-t afford this. Buna btem  msait deildir.
 orman haline getirmek, ormanlatrmak, aa,clamak. afforesta'tion  ormanlatrma, aa dikme.
 azat etmek, serbest brakmak, muaf tutmak. affranchisement  azatlk, azat etme, af.
 kavga, grlt.
 ani korku.
  hakaret;  krmak, gcendirmek , saymamak, hakaret etmek. give affront to kzdrmak, gcendirmek.
 dklme, dkme.
 Afganistan.
 kra, krda, evden uzak. far afield sadetten uzak, konu dnda.
 tutumu, yanmakta, alev alev.
 alevler iinde, alevlenmi,  tutumu.
  yzmekte; su dolmu; su  basm; havada. Rumors are afloat. Ortalkta ayialar dolayor. The firm is afloat. irket masrafm Ikaryor.
  titreme halinde;   titreyerek.
 ayakta; yataktan kalkm; hareket halinde, ilerlemekte.
 (edat) nce, evvel.aforemen tioned  evvelce zikredilen, mezkur. as aforesaid evvelce denildii gibi.
(Lat.) daha kuvvetli bir sebeple, daha ziyade; (fels.) afortiori.
 bir eye taklm, dolam.
 Afganl; Afganca, Petu dili;  Afgan cins kpei; (k.h) bir eit yn atk veya  battaniye.
 korkan, korkmu. be afraid korkmak. be afraid of (-(den.) korkmak.
 yeniden, tekrar.
 Afrika. African   Afrikal;  Afrika'ya ait.
 Gney Afrika'da konuulan Hollanda lehesi.
 Gney Afrika'da  doan Avrupal.
 ifrit.
 uzun ve kvrck sa modas.
  (den) kta, ka doru fore and  aft batan ka kadar.
 (edat.) (bala.) sonra; ardna,  ardnda; (-dan) sonra; ard sra; iin; tarznda,  slubunda. a painting after Reubens  Rubens'in slubunda bir resim. at a quarter  after four drd eyrek gee. a person  after my own heart kalbimi fetheden  bir kimse. three months after  ay sonra. after all bununla beraber, yine de, buna ramen.
 yemekten sonra  gelen,
 mesai saatlerinden sonraki saatlerde.
 (tb.) plasenta, son,  meime.
 (hav) art yakc.
 beklenmedik olay.
 grizu patlamasndan kalan zehirli gaz karmas.
 (den) geminin k  tarafndaki gverte.
 asl tesirden sonra  grlen tali tesir, tali reaksiyon.
 gne battktan sonraki  parlaklk.
 (den.) geminin knda hizmet eden tayfa.
 ahret, br dnya.
 kt sonu; yan tesir; ayr biildikten sonra biten otlar.
 en geri, en son.
 leden sonra.
 (tb.) doumdan sonraki arlar.
 (den) k taraf.
 asl piyesten sonraki  oyun.
 k direk yelkenleri.
 azda kalan lezzet .
 sonradan akla gelen fikir.
 gelecek, istikbal.
 sonra,sonradan .
 aa
 tekrar, yine, bir daha; bundan  baka. as much again bir misli daha. now  and again ara sra, zaman zaman, bazen.  tirne and again tekrar tekrar, defaatle.
(edat) kar, muhalif, aleyhinde, aykr. He is against reforms. O adam reform dmandr. over against ona kar, karlk olarak; kar karya; karsnda, mukabil.
 daac (bot.) Aquilaria  agallocha.
 (bot.) eeysiz.
 hayretten az ak kalm, arm, akn.
 sevgi, muhabbet.
 baz deniz yosunlarndan elde edilen jelatinimsi bir madde.
 katran kp, (bot.) Agaricus campestris.
 akik ta; bilye; (matb.) 5 1/2 puntoluk harf agateware  renkli emay.
 agav, Amerika'da yeti, sen sabr otu, (bot.) Agave.
 ya, a, devir, devre. chronological  age kronolojik ya. dark ages  karanlk devirler. for ages, for an age  uzun bir zaman, senelerce, oktan beri. mental  age (psik.) zek ya. of age reit, rtn  ispat etmi. under age reit olmam, rtn  ispat etmemi. ageliss  ihtiyarlamaz, kocamaz, eskimez. agelong  uzun zaman sren.
 yalanmak, ihtiyarlamak, kocamak:  eskitmek aged  yal, ihtiyar aged   yllanm, dinlendirilmi (iki);  yandaki .
 vasta, fail; i, faaliyet;  acentalk, veklet; acente.
 gndem, grlecek iler.
 fail, amil; etkili olan kimse veya ey; acente, temsilci; vekil. free agent bakalarna kar hesap vermek mecburiyetinde olmayan kimse, kendi kendine karar verebilen kimse.
(ajan provokatr) bir kimse veya grubu su ilemeye tevik edip sonradan cezalandran gizli ajan.
modernleme, asrileme.
  toplamak, bir araya getirmek, ymak; toplama; (jeol.) volkanik paralarn bir araya toplanmas. agglomera'tion  toplama; yn; bir araya toplanm eyler.
 tutkal gibi yaptran. agglutina'tion  yaptrma; (gram), bitikenlik, bitime; (tb.) agltinasyon, ayr ksmlar birletiren ameliye (yara) agglutinative  yaptrma ilemine ait; (gram) bitiken.
 bytmek. aggrandizement  bytme; itibarn ykseltme; deer veya rtbesini ykseltme.
 arlatrmak, ktletirmek , iddetlendirmek; (k.dili) kzdrmak, darltmak; tahri etmek; abartmak, mbala etmek. aggrava,tion  kzdrma, darltma: iddetlendirme.
 toplamak, bir araya getirmek, cem etmek. aggrega'tion  toplanma , bir araya gelme; hepsi, btn.
  mecmu, toplam,  yekn, kme; kum, akl;  btn.
 saldrmak; kavga karmak.
 tecavz, hcum, saldr; saldrganlk. nonaggression  saldrmazlk , ademi tecavz aggressive  saldrgan, mtecaviz aggressor  mtecaviz , saldrgan kimse veya memleket.
 rencide etmek, incitmek,  krmak. aggrieved  kederli; zarar gren;  (huk.) haksz hkm yemi olan.
 arm, ok korkmu, donakalm.
 evik, tetik. agility   eviklik, tetiklik.
 yalanma hali veya belirtileri;  yllanma, eskime.
 para fark, acyo.
 sarraflk; borsa oyunu.
 alkalamak, sallamak; altst etmek; kkrtmak, tahrik etmek. agita'tion  alkalan, sallan, dalgalan; sknt, strap, heyecan; fesat agitator  kkrtan kimse, tahriki .
  (it), (muz) acele ve  heyecanl tarzda alnan veya sylenen.
 propaganda ve kkrtma  brosu.
 parlak, ltl.
 ayakkab ba vb'nin ucundaki  kk demir.
 parlak, aaal .
 (ing) Lakap.
 baba tarafndan akraba,  akraba. agna'tion  yalnz erkek tarafndan  akrabalk.
 (fels.) agnostik.
 (fels.) agnostisizm , bilinemezcilik.
kara ayit, (bot.)  Vitex agnus castus.
 evvel, nce.
  heyecanl, arzulu, istekli, evkli, mitli;  heyecanla, arzulu olarak.
 mnakaa yoluyla istediini elde etmeye alan.
 can ekimek; fazlasyla eziyet ve strap ekmek; btn gcyle mcadele etmek; strap vermek, ikence etmek.
 can ekime: iddetli Istrap;  iddetli heyecan; sert mcadele.
 eski Yunanistan'da pazar yeri, meclis; toplanma yeri.
 Gney ve Orta Amerika ile Bat Hint Adalar'na mahsus tavana 'benzer kemirici bir hayvan.
 (tb.) bir beyin hastal  nedeniyle okuma yazma kabiliyetini kaybetme,
 tarmsal, zirai; tarlalara ait; (pol.) iftilere yardm etmeyi ve tarmsal kr salamay amalayan.
 raz olmak, muvafakat etmek kabul etmek, anlamak, uyumak; (gram) uyumak. agree to bir konuda mutabk kalmak, anlamak, kabul etmek agree with bir kimse ile mutabk kalmak. agreeable  ho, tatl; mnasip, uygun, mutabk, iyi, gzel. agreeableness  tatllk, holuk. agreeablly  ho bir ekilde, tatllkla.
 mutabk; kararlatrlm  olan. Agreed. Kabul Tamam Peki.
 anlama, muvafakat,  ittifak, karar; mukavele, itilf; mukavelename , kontrat, bat. come to an agreement  bir karara varmak, uyumak. gentlemen'  agreement karlkl anlaya dayanan  ve yazl metni olmayan anlama.
 tarm ve tarm  ticareti.
 tarm; ziraat, iftilik. agricul'tural  tarmsal, zirai, iftilie ait. agricul'turist  ziraat uzman; ifti.
 kaskotu, (bot.) Agrimonia ; kzlyaprak, koyun otu, (bot.) Agrimonia  eupatoria. hemp agrimony koyun otu,  (bot.) Eupatorium cannabinum.
 topraklar inceleyen  ilim.
 bir memleketin topraklarn iktisadi ynden inceleyen ilim dal.
 bilimsel tarm.
 karaya oturmu. go aground karaya oturmak.
 stma, malarya; stma nbeti . aguish  stmal, stma getiren, nbetli.
(nlem) ey, oh, ah, of, vah, ya; Acayip !  Hayret (I.)  
(nlem) ya, oh; Grdn m (I.) 
 ileri, ileride, bata, nde. get ahead baa gemek.
(nlem) Hm.
 (Sanskrit) canllarn hayatna  kymama doktrini.
(nlem) Hey ! Hu ! Yahu ! Ship  ahoy (I.) Hey gemi.
 Gney Amerika'ya mahsus aga zerinde yaayan  parmakl bir hayvan .
  yardm, iane;  yardm etmek,  iane vermek. first aid ilk yardm.
 yaver; yardmc, muavin.
 yaver, emir  subay.
 hatrlatc nitelii olan not.
 ku tepelii,  sorgu.
 bir nevi Japon grei.
 rahatsz olmak, hasta olmak; sknt vermek, taciz etmek, rahatsz etmek. ailing  keyifsiz, rahatsz, hasta ailment  rahatszlk , hastalk.
 aylandz aac.
 (hav.) kanatk, goisman, eleron. aileron controls goisman kumandalar.
  maden alam, halita,  alam; maden alamndan olan adi maden;  deerli bir eyin kymetini azaltan unsur;   kymetli madene kymetsiz maden kartrmak.
 maksat, emel, niyet, ama, gaye;  nian alma; hedef yn; nian tahtas, hedef.  aimless  gayesiz, hedefsiz, maksatsz.  take aim nian almak.
 hedefe doru evirmek mermi, sz veya i); (gen.) at ile kastetmek, maksad  olmak; nian almak; niyet etmek.
 her eye kadir; (argo) dehetli, mthi, ok byk. the Almighty Kadiri Mutlak, Allah, Tanr.
 sadaka verme.
(ks.), (h) dili am not, are not, is  not deil.
 alfa, Yunan alfabesinin ilk harfi;  balang. alpha and omega balang ve  biti, ba ve son, birinci ve sonuncu, btn.  Alpha rays radyumun sat  ndan  pozitif elektrikli birincisi.
 hava, nefes; (mz.) hava, name; tavr.  air base hava ss.air bladder (zool.) baIklarda  hava ile dolu bir kese, hava kesesi.  airborne  havadan gelen (toz mikrop v.b.); havadan nakledilen; umakta. air  brake hava freni. air castle hayal edilen  ey, hlya.air chamber hava hcresi. air chisel hava basnl kalem. air-cooled  hava ile soutulmu. air-conditioned klima tertibat bulunan. air-conditioner  harareti ayar eden cihaz, klima tertibat. air coridor hava koridoru.aircraft  uaklar, uak, hava tat. aircraft carrier uak gemisi. airdrop  havadan yaplan yiyecek v.b. yardm. airfield  havaalan, ini pisti. air fleet hava filosu. airflow  hava akm. air force hava kuvvetleri. air gun hava tfei.air hammer sktrlm hava ile alan eki. air heating hava ile stma. air intake hava almaya mahsus tertibat. air lane hava geidi. airlift  uaklarla tama.airline  hava yolu, havada doru izgi. airliner  dev uak.air mail uak postas. airman  havac, tayyareci. airmanship  havaclk.air marshal hava mareali.airplane  uak.air plant (bot.) baka bir bitki zerinde byyen fakat gdasn ondan almayan salep otu,liken veya yosun gibi bir bitki.air pocket hava boluu. airport  havaalan.air post uak postas. air power hava kuvvetlerinin gc. airproof  hava geirmez. air pump hava pompas.air raid hava hcumu. air-raid shelter snak.air resistance hava mukavemeti. air rifle tek sama atan haval tfek. air route hava yolu. air shaft aydnlk, hava bacas.airship  uak, motorlu balon. airsickness  uak yolculuunda duyulan rahatszlk, hava tutmas. airspace  bir binann zerindeki bo yer, hava, bir memleketin (ehrin v.b.) zerindeki hava. air speed hava srati, havaya nazaran srat. air speed indicator srat saati. airstrip  ufak hava meydan. airtight  hava gemez. air transport hava ulam, hava tat. air trap hava sifonu. air valve hava valf. air warfare hava arpmas. airways  hava yollar.airworthy  uabilir, havalanabilir. an air of arrogance kendini beenmi tavr. compressed air sktrlm hava. put on airs alm satmak, poz taknmak. she is on the air. radyoda sylyor. take the air darya kp dolamak.up in the air karar verilmemi, neticeye balanmam. walk on air ayaklar yere dememek (sevincinden)
(t) havalandrmak; gnee sermek; atee gstermek; amak. air one' views fikirlerini amak.
 sert kll ve irice teriyer kpei.
 havai bir ekilde, hoppaca; hafife alarak.
 havadar olma; hafiflik.
 havaya gsterme, hava alma,  gezinti; aa vurma.
 havai; havadar;  hava gibi hafif; hayali; alm satan, kendine  bir hava veren; evik, canl, en; (gz) (san)  effaf.
 ara yol, yan taraf, geit (zellikle kilise ve tiyatroda)
 sr budu.
 aralk, az ak (kap); ahenksiz.
 elleri brnde.
 benzer, yakn; akraba olan, hsm olan.
taze sva zerinde yaplan; ak havada; ak hava.
 su mermeri, kaymak ta. Oriental alabaster Bektai ta.
(nlem), (eski.) Ah, vah (I.) alackaday  (nlem) Yazk, eyvah!.
 nee ve eviklik, evk.
 konuma kabiliyetinin yok  oluu.
 tehlikeyi haber vermek; birdenbire korkutmak. alarmist  etraf telaa veren kimse. alarmingly  korku verecek surette.
 korku, dehet; tehlike iareti; (ask.) silh bana ar; tehlike iareti veya dikkati ekme tertibat, alarm. alarm bell bir tehlikeyi veya haberi bildiren an. alarm clock alar saat. burglar alarm hrsz haber veren tertibat, alarm tertibat. fire alarm yangn iareti. give the alarm tehlike iareti vermek.
 bir tehlikeyi veya haberi  bildiren iaret veya tertibat.
(nlem) Eyvah, yazk.
 Arnavutluk.
  Arnavut; Arnavuta .
 pek iri bir cins deniz  kuu, albatros.
 (astr.) beyazlk derecesi.
(bala.) geri, her ne kadar,  ise de, fakat, yine.
 beyazlaan; akl, beyaza alan.
 doutan beyaz sal, albinos, akn hayvan veya insan. al binism  albinizm; abralk.
 (iir) ingiltere.
 albm.
 albmin, yumurta  ak. albuminous  albuminil.
 (bot.) aa z.
 simya, alimi.alchemist   simyager, alimist.
 alkol, ispirto; iki. alcohol'ic    alkolik, ispirtoya ait;  ayya.  alcoholism  alkolizm, ikiye dknlk,  ikinin vcutta yapt tahribat. denatured  alcohol mavi ispirto, kark ispirto, rubbing  alcohol tuvalet ispirtosu.
() eski Kur'an  kerim.
 odada yatak veya kitap raflar konulmas iin ayr yer; kameriye; (jeol.) dz kayann tabakalar iine nehrin at ukur.
 (astr.) Eldebaran yldz.
 kzlaa, Akaaa. (bot.) Alnus.
 belediye meclisi yesi.
 asl Alderney adasndan  olan bir eit inek.
 bir eit bira.
 ansa bal.
 (den.) rzgar altnda veya altna.
 meyhane, birahane.
 imbik.
 Halep ehri. Aleppo button , Aleppo boil (tb.) Halep ban, ark  ban, yl ban. Aleppo pine Halep am,  (bot.) Pinus halepensis.
 tetik, akgz, atik, uyank, zeyrek;  alarm iareti the alert (ask.) "uyank ol'' iareti. be on the alert gzn amak, uyank olmak, hazr olmak. alertness  tetiklik, akgzIk , atiklik.
Aleut adalar 
 skenderun.
 skenderiye.
 msralar on ikier heceli iir; skenderiyeli.
 Dedeaa.
 okuma kabiliyetinin kayboluu, aleksi , okuma yitimi.
 (kaba) yonca, alfalfa, (bot.)  Medicago sativa.
 deniz yosunu.
 cebir ilmi. algebra'ic   cebir ilmine ait, cebirsel.
 Cezayir. Algiers  cezayir (cezayirin bakenti) algerian   Cezayirli. Algerine   Cezayirli.
  Cezayirli Algerine   Cezayirli.
 arya hassasiyet.
 (Lat.) nam dier, dier ismi.
 (huk.) su ilendii anda zanlnn  baka yerde bulunduunu ispat etmesi;  ABD, (k.dili.) zr, mazeret.
  yabanc, yabanc uyruklu, ecnebi; baka Irktan olan kimse; baz hak veya imtiyazlardan mahrum olan kimse; harite braklan kimse;  bakasna devretmek (mal v.b.) ; muhabbetini soutmak. alienable  satlabilir, fera kabil. undesirable alien memlekette ikameti hkmete arzu olmayan yabanc.
 yabanc uyruklu; yabanc  zellikleri olan; yerlememi; uymam, intibak  etmemi.
 dierine feragat ve  temlik etmek, fera etmek; soutmak, vazgeirmek (ak) aliena,tion  aktan vazgeirme , soutma; dierine feragat ve temlik  etme; dini messeselere ait mlk ellere  verme; akli dengesizlik. alienator  dierine  feragat ve temlik eden kimse, aktan vazgeiren, soutan kimse.
 akl hastalklar uzman.
 kanat eklinde olan.
 aydnlanm, l l, klar  yanmakta olan.
 konmak (ku v.b.); at veya  arabadan inmek; on /e birdenbire bulmak.
 sraya dizmek, sraya koymak. alignment  sraya dizme; hiza izgisi; iki nokta arasnda muhayyel bir doru izgi ekme; (mh.) ayn hizada olma.
  benzer, ayn;  birbirinin  ayn olarak, farkszca.
 yiyecek, gda, beslenme; maiet, nafaka.
 beslenmeye ait,  besleyici alimentary canal hazm borusu.
 beslenme,  besleme.
 apl.  aluminum, ing
 nafaka.
 (mat.), bir sayy tam blen.
 sa, canl, hayatta, diri; evkli, sevinli, faal; heyecanl; hassas, haberdar, uyank, farknda. alive with bees ar dolu. Man alive (I.) (argo) Hey mbarek (I.)
 kkboyas, alizarin.
 (kim) alkali, kalevi. alkales'cent  alkalisi biraz fazla. alkaline  alkalik, kalevi.
 (kim) striknin ve morfin  gibi kuvvetli ve tehlikeli bir grup illardan  her biri .
 srdili; havacva, (bot.) Alkanna tinctoria; kzllk otu, kzdili, (bot.) Anchusa officinalis mountain alkanet kzdili, (bot.) Arnica montana.
 btn, hep; her. all clear "tehlike geti" iareti. all fours drt ayak. all hands (den.) herkes. all his life butun mrnce, hayat boyunca. all-inclusive  herey dahil. all night btn gece. all the others tekilerin hepsi, dierleri. all the same ne olursa olsun. for all  know bana kalrsa. for all the world ne pahasna olursa olsun, dnyada, tpk, aynen.(I.) am all in.Bitkin bir haldeyim. with all speed btn hz ile. (Not; Harf- tarif veya iyelik veyahut da iaret zamiri "all" ile kullanldnda "all" ile isim arasna konulur; all the rest, all his life, all these days.)
 herkes, her ey. All went well. Her ey yolunda gitti.above all bilhassa, zellikle, her eyden fazla. after all nihayet, velhasl. All aboardl Herkes gemiye ! all in all her eyi hesaba katarak. at all hi. in all hepsi, tamam, yekunu.once for all ilk ve son defa olarak.
 tamamen, btn btn. all along  her zaman; daima. all at once hep bir(den.)  all but az daha; (-den) baka. all-embracing   her eyi saran. all-fired  ABD, (argo)  ar. All Fool- Day (ing) 1 Nisan gn. all -important  ok mihim._all in or yorgun,  bitkin. all of (-den) az olmayan. all of a  sudden birdenbire,aniolarak. all out elinden  geleni yapma. all over tamamen: bitmi;  tekrar, batan. all-purpose  her ie yarar.  all right pek iyi; yle byle.All right. Peki. all-round  ok meziyeti olan, ok cepheli. All Saints' Day (ing) btn lm azizlerin yortusu, 1 kasm. all the better daha iyi. all the same hepsi bir. all there akl banda. all told yekun olarak. It' all up. Her ey bitti. all too soon pek erken, zamansz. not all there (k.dili.) kak, deli. beat all hollow (k.dili.) tamamen yenmek, mehvetmek (oyunda)
 Allah
 yattrmak, teskin etmek, bastrmak.
 iddia, sz; (huk.) dava takriri; zr, bahane, mazeret.
 iddia- etmek, sylemek; delil  gstermek, kaynak gstermek. allegedly   szde.
 vatan veya hkmdara  sadakat; sadakat, ballk, merbutiyet (geree, bir partiye v.b.)
 alegorik, kinayeli , remzi. allegorically  kinaye kabilinden , mecazi olarak.
 remiz ve kinaye  yolu ile t verici hikye haline getirmek;  bir hikyeyi remiz ve kinaye eklinde yorumlamak.  allegorist  kinayeli hikyeler meydana  getiren kimse.
 remiz ve kinayeli hikye , kinaye.
 (mz.) allegretto.
  (mz.) allegro.
 (nlem) sevin if ade eden bir kelime, elhamdlillah.
 (tb.) alerji. aller-gic  belirli  bir eye kar an derecede hassas,  alerjik. allergen  alerji meydana getiren  madde.
 hafifletmek, yattrmak , teskin etmek. allevia'tion  hafifleme; teselli.
 geit, dar sokak, pasaj, ara yol;  patika; "bowling" oyununa mahsus dar yol.  up his alley tam onun ii, biilmi kaftan.  alley cat sokak kedisi. alleyway  binalar  birbirine balayan geit.
 bilye.
 sarmsak veya soan  gibi olan yahut kokan; sarmsakl.
 anlama, birleme, uyuma , ittifak; evlenme ile hsl olan akrabalk, dnrlk; (zool.) birbirine benzeyen bir takm familyalar.
 mttefik, aralarnda  anlama olan; hsm olan, akraba olan.
 Mttefikler.
 Amerika timsah. alligator  pear perse aac veya meyvas.
 bir satr veya cmlecikte  ayn sesi tekrar etmek. allitera'tion   bir cmlecikte ayn sesi tekrar etme. alliterative  : ayn sesin tekrar edildii par,ca  veya cmlecie ait.
 Allium familyasndan  bir eit bitki .
 tahsis etmek, yerini  tayin etmek. alloca'tion  tahsis etme,  yerini tayin etme, tahsisat.
 sylev, nutuk,  hitabe.
 ((dilb.) alomorf.
 (zt.) tedavi usulne  ait. al,lopath, allop'athist  bu usul  uygulayan doktor. allopathically  bu  usule gre. allop'athy  (zt.) tedavi usul.
 ((dilb.) alofon.
 kur'a usul ile tayin etmek; pay etmek, bltrmek; tahsis etmek. allotment  hisse, pay; tayin; tahsis; bltrme, taksim; tevzi .
 deiik hal, alotrop.
 brakmak, izin vermek, msaade  etmek; tasvip etmek; tasdik etmek; hesaba  katmak, saymak; itiraf etmek, kabul etmek,  teslim etmek; raz olmak, rza gstermek;  itiraf etmek; hesaplamak. allowable   caiz, meru, hesaba katlabilir.
  tahsisat, harlk, aylk, haftalk vb; brakma; karlk; msamaha, gz yumma, msaade, rza; itiraf, kabul, teslim; (tic.) fiyat indirimi, tenzilt; tolerans, yedek pay;  harlk balamak.
 yenibahar; ba biber aac.
 ima etmek, kastetmek, kinaye  yoluyla sylemek; zikretmek, bahsetmek.  alluded to ad geen, zikredilmi olan.
 cezbetmek, ekmek, celbetmek,  akln bandan almak, meftun etmek. allurement   meftun etme, cezbetme, ekme;  meftun eden veya cazip ey; sihir. alluring   cazip, akl elici, ekici. alluringly   cazip surette, akln bandan alarak.
 ima, kinaye, imleme, bahis,  zikir.
 sel ve rmak sularnn  biriktirdii amur gibi, alvyonlu, Igl.
 rmak veya deniz suyunun  kyy basmas, sel; sel ve rmak sularnn  biriktirdii toprak, alvyon, ; bu  eit topraktan hasl olan yeni arazi.
 sel ve rmak sularnn biriktirdii toprak; bu eit topraktan hasl olan yeni arazi.
  mttefik; dost, arkada; yaps veya bileimi itibariyle baka bir eye benzeyen ey;  birlemek, ittifak etmek; akraba olmak. ally oneself with veya to ile birlemek.
 Batlamyos'un astronomi  kitab; Ortaada yazlm fen kitab.
bir kimsenin tahsil  grdu okul.
 takvim, yllk.
 badem; kargadelen. almond  oil bademya. almond shaped badem eklinde.almond tree badem aac; ac     badem aac, (bot.) Prunus amygdalus. Chios     almond sakz bademi, dibademi .
 yardm datan memur.
 hemen hemen; az daha, takriben, yaklak olarak.
 (o.), tek sadaka, zekat.
 darlaceze, dknler  yurdu, yoksullar evi, imarethane.
 sarsabr, daac,  (bot.) Aloexylon agallocum. aloeswood   kartal aac, (bot.) Aquilaria agallocha. American  aloe agave, sabr aac, sreyya, (bot.) Agave americana.
 yukar, yukarya yukarda; (den.) yukarda, armada.
 (tb.) konuamazlk.
 Hawaii Ho geldiniz; Allaha  smarladk.
  yalnz tek bana. Iet alone  kendi haline brakmak, megul olmamak,  karmamak.
 (edat.) boyunca, mddetince;   yan sra, yakn. alongside  (edat.) yanna , yannda, bordasnda, bordasna. alongshore   ky boyunca. along about  esnasnda, sularnda. be along varmak,  vasl olmak. all along teden beri; hep  byle, her zaman. Come along. Hadi canm. get along with (-le geinmek, anlamak. Go along. Haydi git. Siz gidiniz. along with ile beraber.
 souk (davran), uzak, uzakta, ayr, akta. aloofness  uzaklk, kendini uzak tutma, araya mesafe koyma.
 kellik.
 yksek sesle.
 yksek da.
 Gney Amerika'ya mahsus koyuna benzer bir hayvan, alpaka; alpaka yn; alpaka ynnden yaplm kuma.
 baz gnler gnein  douunda ve batnda dalarn tepelerine  vuran pembe k.
 daa trmanmaya mahsus demir ulu uzun baston.
 alfabe; unsurlar, esaslar.  alphabet'ical  alfabe srasna gre. alphabet'ically   alfabe sras ile.
 Alp dalarna ait; yksek dalara ait. Alpinist  Alp dalarna veya yksek dalara trmanan adam.
 (o.) Alp dalar.
 evvelce; imdiden, halen; zaten.
  Alsas'a ait;  Alsas'l;  iri bir eit Alsas oban kpei.
 da dahi, hem, hem de, yine, ayn zamanda, keza.
 ABD, (k.dili) yar kaybeden at; baarszla urayan politikac.
 kurban kesilen yahut buhur  yaklan zel yksek yer, sunak, kurban  ta, mezbaha; altar, mihrap; aai rabbani  sofras. altar-piece  mihrabn  arkasndaki veya stndeki mozaik,  heykel veya resim. altar rail mihrabn nndeki  parmaklk. Iead to the altar evlenmek.
() (astr.) gkcisimlerinin a ve yksekliklerini lmeye yarayan ve biri yatay dieri dikey iki tane dereceli dairesi olan bir alet.
 deitirmek, tahvil etmek; hadm etmek; deimek, baka trl olmak. alter course (den.) rota deitirmek. alterable  deiir, deitirilebilir. altera'tion  deiiklik dzeltme, bakalama. alterative   deitirici;  (tb.) bnyenin tabiatn deitiren ve iyiletiren ila.
(Lat.) bir kimsenin ikinci ahsiyeti; ok yakn dost.
 kavga etmek, atmak , iddetli mnakaa etmek. alterca'tion   kavga, ekime.
 mnavebe ile birbirini takip etmek veya ettirmek; bir sra takip etmek, birbiri ardna gelmek. alternating current (elek) dalgal akm.
  karlkl, almak,  mnavebeli; (bot.) karlkl olmayan, almak ; icabnda bakasnn yerini alabilen  kimse, vekil. alternately  mnavebe  ile, sra ile.
 mnavebe, birbirinin  yerini alma; birbirini takip etme; deiim , tahavvl.
  iki ktan birini seme imkann gsteren, dier, baka, k, iki eyden biri, are, iki ktan biri . (I.) had no alternative. Baka arem kalmamt. Yapacak baka bir ey yoktu.
 dalgal elektrik  akm veren rete, alternatr.
bala geri, her ne kadar, ise de, olmakla beraber, olduu halde.
 ykseltiyi gsteren  alet, altimetre.
 ykseklik, ykselti, irtifa.
 (mz.) alto, en pes kadn veya  ocuk sesi.
 (gz) (san) yksek kabartma.
 btn btn, tamamen.  in the altogether (k.dili.) plak,  anadan dogma.
 dierkmlk, bakalarn  dnme, fedakrlk. altruist   digerkm, fedakr, bakalarn dnen kimse.  altruistic  digerkm, fedakr, bakalarn  dnr.
 ap.
 alminyum oksit.
 alminyum 
 ABD bir okul veya niversiteden mezun olan kz.
 ABD  bir okul veya niversite mezunu erkek;  eski renci.
 (anat.),  (zool.) kk ukur; di ukuru; akcier  alveolu. alveolar  di yuvasna ait.
 barsaktan olan, barsaa ait.
 daima, her zaman, her vakit; her defa, muntazam; evvelden beri, mtemadiyen, boyuna.
 deliotu, (bot.) Alyssum.
 -im.
(ks.) Artium Magister, Master  of Arts.  AM (ks.) Anno Mundi, dnya yaratld  sene(den.)  am (ks.) ante meridiem, leden evvel.  Am, (ks.) America, American.
 kav, mantar kav.
 Uzak Dou'da ocuk dads.
 iddetle, tam kuvvetle.
 malgama, cva ile  baka bir madenin karm; karm, mahlut;  iki eyin birbirine karmas.
 cva ile baka  bir madeni birbirine kartrmak: kartrmak;  karmak, bilemek. amalgama'tion  cva  ile bir madeni birbirine kartrma; karma;  millet, firma, rk veya ailelerin karmas;  halita, karm, alam, imtizatan hasl olan cisim veya toplum.
 ktip, yazc, sekreter.
 mercankk otu, (bot.)  Majorana hortensis.
 (iir) hayali bir solmaz  iek; horozibii iei, yabani kadife  iei, (bot.) Amaranthus tricolor.
 horozibiine  ait; solmaz, lmez, ebedi; rengi mora alan.
 renkli nergis zamba.
 ymak, toplamak, biriktirmek.
 amatr, merakl, hevesli  kimse; (spor) amatr sporcu. amateur'ish   acemi veya amatr ii gibi.
 aka eilimli; akla ilgili. amativeness  ak eilimi.
 amonyum nitrattan yaplm patlayc bir madde.
 kane; ateli, ehvetle  ilgili.
 (tb.) amoroz, harici bir deiiklik olmadan gze arz olan krlk.
 hayran brakmak, artmak,  hayrete drmek. amazement  hayret,  aknlk. amazing  artc, hayret verici,  garip, acayip amazingly  alacak surette.
 (mit.) eski zamanda yalnz  kadn savalardan ibaret bir kabile;  kadn sava; erkee benzer kadn, kavgac  kadn; (cor.) Amazon Nehri.
 erkek tavrl (kadn) ; (bh) Amazon Nehrine ait.
 dolambal yol; dolayl davran.
 bir cins ebegmeci,(bot.)  Hibiscus cannabis; bu bitkinin elyaf.
 bykeli, sefir;  byk yetki sahibi siyasi delege; byk bir  davann temsilci veya savunucusu. ambassador  plenipotentiary bykeli. ambassadress   sefire. ambassador'ial   bykeli ile ilgili, sefareti ilgilendiren. ambassador -at-large  belirli bir memlekette devaml grevli olmayan bykeli.
 kehribar; kehribar rengi .
 esmeramber.
 iki elini ayn ekilde kullanabilen kimse; iki yzl kimse. ambidexter'ity  iki elini ayn ekilde kullanabilme hneri; iki yzllk. ambidextrous  iki elini ayn ekilde kullanabilen; ok cepheli, usta; iki yzl.
 muhit, evre, ortam.
 dolaan; kuatan, evreleyen , ihata eden.
 belirsizlik, mulklk , mphemiyet, pheli olu.
 belirsiz, mphem , iki anlaml, mulak. ambiguously  mulak olarak. ambiguousness  mulklk.
 evre, muhit, etraf.
 hrs, ihtiras (iyi eyler iin olunca makbul saylr); heves; iddetle  arzu olunan ey. ambitious  haris, hrsl;  ok istekli, tutkun; baarma istei olan;  byk iler peinde koan. ambitiously   ihtirasla, hrsla, hevesle. ambitiousness  ihtiras, hrs, heves.
 kararsz, kark  hisler besleyen.
  ekin gidi; binek hayvanlannn  ekin ve rahvan yry;  ekin  gitmek; avare avare gezinmek.
 (tb.) gz donukluu  hastal, grme bozukluu. amblyopic  grme bozukluuna ait.
 (mit.) Yunan tanrlarnn  lmszlk veren yemekleri; ok lezzetli  yiyecek veya iki.
 hepyek ; talihsizlik , ansszlk.
 cankurtaran, ambulans : gezici hastane.
 gezmek, yrmek.  ambulant  seyyar, gezici; (tb.) vcudun  bir tarafndan baka tarafna geen; (tb.)  hastay yatrmaya lzum gstermeyen.   ambula'tion  gezme, gezinme, gezicilik. am'bulatory    (mim.) gezilecek yer;  gezmeye  ait, gezilebilir.
 pusu, tuzak.
  pusu, tuzak;  tuzak  kurmak, pusuya drmek. Iay an ambush  pusu kurmak. Iie in ambush pusuya yatmak.
 (zool.) amip. amebic   amiplerle ilgili; amiplerin sebep olduu.  amebic dysentery (tb.) amipli dizanteri.
 biraz slah etmek, iyiletirmek, dzeltmek; iyilemek,; dzelmek, biraz slah olmak. ameliora'tion  iyileme, dzelme.
(nlem) min; (argo)  Haklsnz (I.)  
 uysallk, yumuak  ballk, boyun eme; ykmllk, mkellefiyet ; sorumluluk, mesuliyet.
 uysal, yumuak bal; ykml, mkellef, sorumlu. amenableness  (bak.) amenability amenably  uysalca, boyun eerek, yumuak ballkla.
 slah etmek, dzeltmek,  tashih etmek; (huk.) bir tasar vb'ni tadil  etmek; tamir etmek; deiiklik yapmak; iyilemek , dzelmek; iyilemeye yz tutmak.,  amendable  tadil edilebilir, dzeltilebilir.  amendatory  slah edici, dzeltici.
 tashih, slah;  bir kanunu deitirme; deiiklik; (huk.) mahkemenin  rzas ile davadaki yanll dzeltme ; topra slah etme.
 (o.) tazminat. make  amends for zr dilemek; af dilemek;  kusurunu dzeltmek.
 tatllk, letafet; (o.)  ho tavrlar; hayatn ho ve konforlu ynleri.
 (tb.) detin anormal  zamanda kesilmesi.
 para cezasna arptrmak,  ceza vermek.
 Amerika; Gney ve  Kuzey Amerika.
  Amerika ktalarna mensup; Amerika Birleik Devletlerine ait; Amerika ktalarnn yerlisi; Amerika Birleik Devletleri tebaasna ait olan kimse.
 Amerikallara mahsus det, kelime veya deyim; Amerika Birleik Devletlerine ballk.
 Amerikallatrmak.
 Amerikal Kzlderili  veya Eskimo'larla ilgili.
 mor renkte bir eit kuvars, ametist.
 Habeistan'n resmi  lisan.
 yumuak huyluluk , sevimlilik, tatllk.
 ho, sevimli, tatl.  amiably  ho surette, tatllkla.
 bir eit ince pamuk ta bir eit ince asbest, amyant.
 dostane, dosta amicably   dostasna
(Lat.), (huk.) mahkemenin fahri maviri .
(edat.) ortasna, ortasnda,  arasna, arasnda  
 geminin ortasnda.
 arkada, dost, yolda,
(kim) amino asidi.
 fena, yanl; kusurlu. come amiss zarar vermek. go amiss yolunu armak , yanlmak. not amiss isabetli, mnasip. take amiss gcenmek.
 dostluk, ahbaplk, sevgi, hayrseverlik.
 Amman, rdn-n bakenti.
 (elek) elektrik akmn  amperle len alet, ampermetre.
 alminyumla amonyum nitrat bileiminden meydana gelen patlayc bir madde.
 amonyak
 amonyak ile ilgili.
 uak aacndan elde edilen sakz.
 bir kafadanbacakl  kabuunun fosili.
 amonyum. ammonium  chloride nadr. ammonium nitrate  amonyum nitrat.
 mhimmat, cephane.
 (tb.). hafza kayb, unutkanlk, (psik.) amnezi.
  genel af:  genel  af yoluyla serbest brakmak.
 rahimde cenini evreleyen  zar, meime.  amoeba (bak.) ameba
(bak.) amuck.
 (bot.) kakule.
(edat.) arasna, arasnda , iinde; snfnda, memleketinde, zamannda.(Among daha ok (A.B.D.)'de amongst ise ingilterede kullanlr)
 ahlkd, ahlk ile ilgisi  olmayan, ahlk erevesi dnda kalan.
 aka meyilli, ak izhar  eden, aktan ileri gelen: of ile ak. amorous  disposition aka meyilli karakter. amorously   akane. amorousness  klk.
 Sekisiz, zellii olmayan.  amorphism  ekilsizlik.
(-ing) (-tise)  (tic.) bir borcun anaparasn taksitlerle demek, amortize etmek. amortiza'tion  itfa, masrafn imhas amortisman, bir borcun anaparasn taksitlerle deme.
 to ile , olmak, etmek, varmak , bali olmak. It doesn't amount to  much. Fazla kymeti yoktur. He will amount  to something. Baarl bir adam olacak.
 mebl, miktar, yekun,  tutar; faizle beraber anaparann yekunu;  hulasa. amount brought forward (tic.) nakli yekun.
 (Fr.) ak, ak maceras. amourpropre  izzetinefis, onur, haysiyet.
 elektrik akmnn amperle llen kuvveti; amper miktar.
 elektrik akmnn kuvvet birimi, amper.
 (matb.) 've anlamna  gelen iaret: &.
 amfetamin.
  hem suda hem karada yaayan hayvan; hem suya hem karaya inip kalkabilen uak;  byle hayvanlarla ilgili.
 hem suda hem  karada yaayabilir, iki yaayl; hem su hem  kara ile ilikisi olan; iki tabiatl, iki snfa  mensup.
 (min.) amfibol kimya  ve fizik bakmndan piroksenlerden farkl olan  bir silikat familyas.
 bir cmlenin  iki anlama gelmesi; belirsiz anlam, belirsizlik.
(-ing) -tre   amfiteatr, amfiteatr Seklinde herhangi bir  ey; spor sahas, arena.
 iki kulplu eski bir cins kp, amfor.
 her iki cinsten;  her iki ynden etkili.
 geni, byk; bol, mebzul;  kfi, ok; etrafl, mufassal. ampleness   bolluk, genilik.
 amplifikasyon , ses hacmini artrma; geniletme, bytme ; (kon) (san) tafsiltl izahat; ilve;  abartma, mbala; grlen noktay bytme.
 bollatrmak, geniletmek , bytmek; sesini kuvvetlendirmek; ayrntlar ile sylemek veya yazmak; mbala etmek. amplifier  amplifikator; byten, byltc veya genileten alet.
 bolluk, genilik.
 bol bol, kfi miktarda, fazlasyla.
 (tb.) ampul.
ie; (biyol.) kabarck.
 bir uzvunu kaybetmi olan kimse.
 Amsterdam.
 Malayallarda grlen ve ruhsal bir bunalm takip ederek iddetli ldrme arzusu Seklinde beliren hastalk. run amuck ldrme arzusuyla saa sola saldrmak ; cinnet getirerek etrafa hcum etmek.
 muska, nazarlk, tlsm.
 elendirmek, avutmak.  amusement  elence, zevk. amusement  park luna park. amusing  ho, elendirici.  amusingly  ho ve elendirici bir ekilde.
  badem gibi,  bademe ait yahut bademden yaplm;  (tb.) badem st. amygdal'ic  bademden  yaplm. amygdalic acid badem asidi.
 badem gibi, bademe  ait yahut bademden yaplan.
  (jeol.) badem  gibi tanelerle dolu bir eit taS;  badem   Seklinde.
 niastaya benzer, niastal.
bir nl ile balayan kelimelerden evvel kullanlan belgesiz sfat; bir. - ana- (nek) yukar; tekrar
 (ecza) her cinsten ayn miktarda (reete)
(sonek) (-e) ait olan koleksiyon: Americana,  Shakespeareana.
 (kil) ocuklarn  vaftizini reddeden bir Hristiyan mezhebine  mensup kimse.
 (tar.) bir ordunun deniz kysndan ieriye doru girii (zellikle ksenofon'un katld Fars seferi, M..401); (tb.) atein ykselmesi
 (biyol.) yapc metabolizma.
 tarih hatas, bir hs veya olay gerek devrinden baka bir tarihte gsterme.
 (gram) bir cmle iinde anlam uyumazl.
 (zool.) Gney Amerika'ya  mahsus bir ,eit byk boa ylan;  herhangi bir eit boa ylan.
 eski bir Yunan lirik sairi, Anakrion. Anacreon'(tic.)  ,(iir) Anakrion'un lirik slubuyla ilgili.
(bak.) anemia   
 (tb.) kanszlk, anemi. anemic  kansz, anemik.
 (biyol.) oksijensiz yaayabilen; oksijenin yokluu ile ilgili veya oksijen yokluuna ait.
(bak.) anesthesia.
 btni tefsir.
 harflerin sras deitirilerek elde edilen yeni kelime.
 (anat.) anusa ait, anal, makatla ilgili.
 seme, seilmi. an'alects (o.) seme eserler veya paralar.
 (tb.) analjezi, ar duymazl. analgesic   (tb.) ar kesen il;  analjeziye ait, analjezi hsl eden.
 mukayese edilebilen herhangi  bir ey, benzeyen herhangi bir ey.  analog computer aralksz olarak, ortaya  konulan problemin deerlerine benzer nicelikler (gerilim, diren v.b.)  veren elektronik  hesap makinesi.
 kyaslanabilen,mnasebeti olan.
 benzer, paralel, muvazi; (biyol.) ku ve bcek kanatlar gibi ayn vazifeyi gren analogously  benzer ekilde.
 benzerlik, benzeme; karlatrma, mukayese, kyas; benzeyen ey. analogous  benzer, paralel, muvazi; (biyol.) ku ve bcek kanatlar gibi ayn vazifeyi gren. analogously  benzer ekilde.
 okumas yazmas  olmayan, ummi.
 (tb.) psikanalize tabi tutulan hasta.
 analiz, tahlil, zmleme. chemical analysis kimyasal tahlil. electrolytic analysis elektrolitik tahlil. qualitative analysis nitel zmleme. quantitative analysis nicel zmleme. spectrum analysis spektral analiz.
 tahlilci, tahlil eden tahlil  kabiliyeti olan kimse; psikoanalist.
 zmsel tahlili. analytic geometry zmsel geometri. analytically  tahlil yolu ile.
(ing) analyse  tahlil  etmek, analiz etmek: psikanalize tabi tutmak ; zmlemek, incelemek, tetkik etmek.  analyzable  tahlil olunabilir, zmlenebilir.
 hatrlama, hatra  getirme: hastann gemii.
 zel bir adan  baklnca muntazam grlen ekilsiz  resim; bir resmin ekilsiz yaplmas; bu ekilde  resim yapma metodu.
 (iir) iki ksa ve bir uzun heceden meydana gelen vezin tefilesi, feilun.
  ehvet  teskin edici (ila)
 anariye ait; kanun tanmayan anarchist  anarist.
 anari; kargaalk, ihtill. anar'chic  anariye ait; kanun tanmyan. anarchist  anarist.
 (anat.) anastomoz  vastasyle birlemek, azlamak, yekvucut  olmak. anastomo'sis  azlama, anastomoz , iki damarn birlemesi. anastomot'ic  damar birlemesine ait.
 kelimelerin olaan tertibinin deitirilmesi.
(ks.) anatomy.
 aforoz, Lnetleme (zellikle katoliklerde) ; aforoz edilmi veya   lnetlenmi kimse; yasak edilmi ey.
anathematize (ing) (-tise)  afaroz etmek, lanetlemek.
 Anadolu. Anatolian   Anadolulu.
 anatomik, anatomi  ile ilgili. anatomically  anatomik  olarak.
 terih,ci, anatomi  bilgini.
(-ing) -mise  terih etmek, amlamak, dikkatle tahlil veya tetkik etmek.
 anatomi, hayvan (zellikle insan) yaps, terih; terih edilecek ey; iskelet; inceden inceye tetkik.
 cet, ata, soy sop, dede. ancestor'ial, ances'tral  ecdada ait, ecdattan  kalm, gemi zamanlara ait. an'cestry  ecdat, nesep; iyi aileden gelme, asalet,  soyluluk.
 demirlemek, lenger atmak.  anchorable  demirlenebilir. anchoringplace  demirleme yeri.
 (den) demir, apa, lenger;  iki duvar birbirine tutturan demir; halat ekime  oyununda en arkada duran adam;  kar yol, dayanak noktas. anchor ground  gemi demirleyecek yer, demir yeri. anchorhold  demirin tutmas; emniyet. at anchor  demirli, demir atm. cast anchor, drop anchor demir atmak, demirlemek.drag the anchor demir taramak. kedge anchor tonaz demiri, ufak lenger, ocaklk demiri. weigh anchor demir almak.
 demirleme yeri, liman; demirleme, demirlenmi olma; gven, emniyet ; demirleme harc.
 bir keye ekilmi olan kimse, mnzevi  hayat yaayan kimse.
 hamsi bal, tirhos bal, (zool.) Engraulis encrasicholus; anez . anchovy pear Bat Hint Adalarnda yetien bir aacn meyvas; bu aa.
 srdili.
 eski, kadim, eski zamandan kalma; yal adam, ata, baba.
 yardmc.
 (tb.) kancal kurt hastal.
(bala.) ve, de, ile And howl (k.dili) Hem de nasl and so forth ve saire.
 Endls.
Andaman Denizi.
 (mz.) andante.
 (mz.) andantino.
 (og). And dalar.
 ocan demir ayakl.  and/or ve ya da, veya.
 Andorra.
 hem erkek hem  dii; (bot.) iki eeyli, ifte cinsiyetli iek veren.
  insan eklinde;  insan eklinde robot.
 bir Yunan tanras ; (astr.) Andromeda takmyldz.
 anekdot, ksa hikye, menkbe, fkra. an'ecdotal  fkra tarznda.
 yanksz.
 (meteor.) rzgrn  iddet ve ynn otomatik olarak tayin  etme teknii.
 (meteor.) rzgr bilgisi.
 rzgrn iddet ve hzn tayin eden ara.
 anemon iei, (bot.) Anemone. garden anemone yldzl numan iei.
 (meteor.) yelkovan , rzgar pusulas, rzgrn ynn veya varln gsteren ara.
(edat) tr, dair, ilgili; bitiik.
 svsz aneroid barometre aneroid, kadranl barometre. aneroid aItimeter (hav.) aneroid altimetre, aneroid ykselti saati.
 narkozcu.
 (tb.) anestezi, hislerin iptal edilmesi veya lmesi, duyum yitimi.
  anestetik, eter,  kloroform vb gibi hissi iptal eden il;  uyuturucu.
 (tb.) uyutmak.
, (tb.) anevrizma, atardamar  cidarlarnn (eperlerinin) zayflam  noktalarnda meydana gelen ilik.
 yeniden, tekrar, batan, bir daha.
 iribr, girintili kntl. anfractuos'ity  iribrlk , girintili kntl olma.
 (huk.) harp halinde tarafsz bir lkenin emlkn kullanma ve tahrip etme hakk; (den.) (huk.) bir geminin msaderesi.
 melek; lm bir kimsenin  ruhu; melek gibi adam, melek huylu kimse; (k.dili.) bir piyes vb'nin masrafn zerine alan  kimse. angelfish  maymunbal, (zool.)  Squatina vulgaris. angel food cake beyaz  ve hafif bir eit pasta. angelic   melek gibi.
 melekotu, (bot.) Angelica,
 Katoliklerin sabah, le  ve akam okuduklar ''tecessd isa" duas;  bu duann okunaca zaman haber veren  an sesleri.
  fke, hiddet, gazap, dargnlk ;  darltmak, kzdrmak, fkelendirmek.
 anjin, boaz iltihab , boak.
 (tb.) damarlar bilgisi.
 olta ile balk avlamak. angler  olta ile balk tutan kimse; baka balklar  yutan byk azl ve boynuzlu bir eit  balk, fenerbal, (zool.) Lophius piscatorius.
 a, zaviye; sivri ke; gr as; vecih, cihet, safha; (argo) kr. angle of incidence gelme as. angle of reflection yansma as. angle of vision gr as. acute angle dar a. adjacent angles bitiik alar. aIternate angles i veya d ters alar. critical angle en kk krlma as; (hav.) zor ini as. drift angle (den.) (hav.) aknt as. abtuse angle geni a. plane angle dzlem a. right angle dik a. spherical angle kresel a. angled  al, zaviyeli, keli.
 keler yaparak dnmek, viraj almak; (k.dili) ima yoluyla bir eyi veya fikri ne srmek; el altndan soruturmak. angle iron kebent demiri.
 (og) beinci yzylda  ngiltere'yi istil eden bir Cermen kabilesi,  Anglo'lar (ingiliz ve ingiltere kelimeleri bu kelimeden tremitir)
 solucan.
  ingiliz kilisesine mensup kimse, Anglikan;  ngiliz kilisesine ait.
 ngiliz diline mahsus deyim; ingiliz zellii.
 ngilizletirmek,  ngilizlemek.
 olta ile balk avlama.
ecdad ingiliz ve kendisi Amerikal olan;  Anglo-Amerikan.
  ingiliz  kilisesine mensup olup Katoliklie meyleden (kimse)
  Hindistan -da oturan ngilizlere ait;  anas babas  ingiliz olup Hindistan'da doan veya uzun  sre ikamet eden kimse.
  rlanda-da oturan ingiliz.
  ngiltere'nin Normanlarn egemenliinde olduu devreyle ilgili;  aslen Normandiyal olup ngiltere'de yaayan kimse; Normandiyallarn ngiltere'de konutuu Franszca.
  Anglosakson.
 an derecede  ingiliz ve ingillere hayranl.
 ingiliz hayran ve  taraftar.
 ingiliz dman;  ingiliz aleyhtar. Anglopho'bia  ingiliz  aleyhtarl, ingiliz dmanl.
 ngilizce konuan (Afrikada devlet veya ahs)
 Ankara. Angora cat  Ankara kedisi. Angora goat Ankara keisi. Angora wool tiftik, moher.
 fkeli, hiddetli, kzgn, gcenmi , darlm; (tb.) kzarm, kabarm;  sinirli, titiz. angry about a thing bir meseleden  dolay darlm. angry with a person  bir kimseye gcenmi. angrily  hiddetle,  gazapla, fkeyle.
 (fiz.) radyo ksa dalga  llerinde kullanlan santimin yz milyonda  biri.
 iddetli strap, ac,  keder, elem yeis.
 keli, zaviyeli, asal; zaviye ile llen; sivri; bir deri bir kemik (insan) ; davranlar rahat olmayan zarafetten yoksun. angular measure a ls angular motion deveran dnme. angular velocity (dn srasnda) asal srat.
 al veya keli olma.
 nefes darl.
 (kim) anidrid.
 (kim) susuz.
 benzetmesiz.
 ivitotu, (bot.) Indigofera suffruticosa.
 kocakar gibi bunam.
 anilin.
 hayat kayna, ruh can.
 eletirici bir ey sylemek, tenkit edercesine sz sylemek. animadversion  eletirme, tenkit, knama, sitem.
  hayvan;  hayvanlara ait hayvani diriksel. animal breeding hayvan besleme. animal heat vcut scakl. animal husbandry hayvanclk. animal kingdom hayvanlar lemi. animal magnetism ekicilik. animal nature insandaki hayvansal tabiat. animal psychology hayvan psikolojisi. animal spirits canllk, hayatiyet. animal worship hayvana tapma, hayvanperestlik. domestic animal ehli hayvan, evcil hayvan. wild animal vahi hayvan, yabani hayvan.
 mikroskopla grlebilen  hayvanck.
 hayvanilik, hayvan  olu.
 hayvanlatrmak:  hazm yoluyla besinleri hayvani madde haline getirmek. animaliza'tion  hayvanlatrma.
 hayat vermek, hayatiyet kazandrmak, ihya etmek, canlandrmak evklendirmek. animate  canl; neeli, hayat dolu. animated cartoon canl resimlerden ibaret ksa filim, miki filmi.
 canllk, hayatiyet  evk.
 (mz.) canl olarak, animato.
 canllk veren, canlandran , hayatiyet veren ey veya kimse.
() animizm, butun varlklarn ve evrenin bir ruh tadna inanan doktrin; varlklarn bedenlerinden ayr olarak ruh sahibi olduklar inanc; ruhun hayat ve saln temel varl olduuna inanma doktrini ; ruhlarn varlna inan.
 animizmle ilgili.
 husumet, kin  dmanlk.
 kt niyet, ters mizac;  gaye, hedef, maksat.
 negatif iyon.
 anason (bot.) Pimpinella anisum.
 anasonlu iki, rak.
 Ankara.
 eski Msr'da hayat sembol  olan tepesi halka eklinde hac.
 ayak bilei. ankle bone (anat.) ak kemii, astragalus.
 ayak bileine taklan bilezik , halhal; ksa orap.
 (tb.) oynaklarn  yapmas, eklem katlamas, ankiloz.
 Hindistan'da para birimi olan  rupinin on altda biri.
 tarihi olaylar kaydeden kimse tarihi .
(o.) tarihi olaylar; vakayiname , tarihi olaylar tarih srasyla kaydeden  eser .
 tavlamak, kzdrdktan sonra yava yava soutarak yumuatmak: sertletirmek. annealing oven tavlama frm.
  (zool.) halkal;   halkallara ait.
 ilve; ek bina, mtemilat.
 ilhak etmek, ilve etmek,  eklemek.
 ilhak (arazi);  mlhak arazi; (huk.) msadere.
 imha etmek yok  etmek; bozmak; iptal etmek, feshetmek. annihilable  imha edilebilir, fesh ve  iptal edilebilir. annihila'tion  imha, yok  etme; iptal; tketme; fena.
 yl dnm, senei  devriye; yl dnmn kutlama.
(Lat.) (Rabbin senesinde) Mildi sene, Milttan sonra, MS.
(Lat.) Hicri sene, H.
(Lat.)  dnyann yaratl tarihinden itibaren hesap  edilen ylda.
 erh etmek, haiyeler ilve etmek, notlarla izah etmek. annota'tion  not, erh annotator  mfessir, notlar ilve eden, yorumlayan kimse.
 bildirmek, beyan etmek, haber vermek, iln etmek. announcer  spiker. announcement  tebli, iln, bildiri.
 tciz etmek, usandrmak,  skmak, ban artmak, cann skmak;  kzdrmak. annoyance  sknt, znt,  rahatszlk. annoying  sinirlendirici, can  skc.
  yllk, salname; (bot.)  bir yl mr olan bitki;  senelik, yllk,  her sene. annually  her sene, ylda bir.
 yllk taksit veya tahsisat alan kimse.
 yllk taksit; tahsisat,  her yl tahsil edilen belirli bir gelir; hizmete  bedel olmayarak bir yerden verilen yllk  maa.contingent annuity arta bal  yllk maa. deferred annuity ilerde   belirli bir zamanda verilecek yllk maa.  joint annuity belirli birka ahsn veya bu ahslardan birinin yaad mddete ald maa. lifi annuity kayd hayat artyla gelir. perpetual annuity daimi yllk taksit. reversionary annuity belirli bir vakadan ve (o.)unlukla bir ahsn lmnden sonra balanan maa. survivorship annuity belirli iki veya ahstan sa kalana balanan maa(Bazen reversionary annuity anlamnda kullanlr.)
 bozmak, ilga  etmek, kaldrmak, iptal etmek, feshetmek.
 halka eklinde, yuvarlak, dairesel. annular eclipse (astr.) dairesel tutulma. annular tube (bot.) halkal damar.
 halkal, halkalardan meydana gelmi.
 halka Sekli, halka.
 halkack.
 ilga, kaldrma, iptal,  fesih, bozma; evliliin butlan.
 halka, halka Seklinde  olan ey. annulose  halka Seklinde, halka  halka olan.
 ilan etmek, tebli etmek, bildirmek.
 haber, tebli  etme, bildirme, iln; (bh) Cebrail vastasyla  Hazreti Meryem'e ulatrlan haber.
 (elek) pozitif kutup , anot.
  uyuturucu, yattrc , msekkin (ila), ar kesici.
 yalamak, meshetmek;  svamak. anointing, anointment  yalama , yalanma.
 kural d, kaidelere uymayan, istisna tekil eden; tabiR olmayan , anormal.
 kural d olu, kaide  d olan ey, sapklk, anomali, anormallik;  (gram) kural d kelime. true anomaly (astr.)  gerek anomali, elipste radyus vektr ile  byk eksen arasndaki a .
 mitsizlik, gayesizlik, toplumsal  dzensizlikten ileri gelen bunalm.
 (eski) imdi, hemen, derhal, ok gemeden; baka bir zaman. ever and anon arasra, zaman zaman.
 ismi bilinmeyen yazar; takma isim.
 yazar bilinmeyi, gerek ismini saklama .
 isimsiz, anonim,  ismi mehul. anonymously  imza koymadan, imzasz olarak.
 stma sivrisinei, anofel.
 (tb.) itahszlk.
 (tb.) koku almazlk,  koku duyusu eksiklii, anozmi.
(zam.) baka, ayr, dier, sair, br; (zam.) bir daha, baka, ayn. one after another birbiri arkasndan , sra ile. one another birbirini, yekdierini.You're anotherl Sen del
 (tb.) kanda oksijen azl.
(ks.) answer.
 kaza ait, kaz gibi; aptal.
 cevap, karlk, mukabele; (mz.) bir algnn baka bir algya cevap vermesi; hesabn doru sonucu. answerless  cevapsz.
 cevap vermek, gelmek (arlnca) , gitmek; halletmek; mukabele  etmek, karlamak; ihtiyac karlamak; demek , hesap grmek; to /e tekabl etmek,  uymak. answer back karlk vermek. answer  for that ondan sorumlu olmak.  answer the doorbell kap zili alnca amak. answerable  sorumlu, mesul; cevap verilebilir.
 karnca, (zool.) Formica. flying ant kanatl karnca. red ant kzl karnca, (zool.) Formica sanguinea. stinging ant karaine. white ant divik.
 mide ekimesini tedavi  eden, asitleri giderici.
 husumet, kin;  zddiyet.
 muhasm, kar Ikan, muhalif kimse. antagonis'(tic.)  muhasm, zt, muhalif. antagonis'tically  muhalefet ederek, kar Ikarak.
 ztlk yaratmak, aleyhine evirmek, husumeti tahrik etmek, kkrtmak.
  ar kesici.
  Gney Kutbu ve  civar;  Gney Kutbuna ve o civara ait. Antarctic Circle Gney Kutup dairesi.
 Antarktika.
 (tb.) eklem arsn teskin e(den.)
 (tb.) astm teskin eden, antiazmatik.
 pokerde oyuna balamadan evvel her oyuncu tarafndan ortaya konulan para, bop.
 (zool.) Myrmccophaga cinsinden karnca yiyen bir takm hayvanlardan biri.
 (Lat.) harpten evvel (zellikle Amerikan i harbinden evvel)
 evvellik, ncelik, takaddm.
  nce gelen, evvel, mukaddem;  nerti; gemite vaki olay; gemi, mazi; ,(cog) ced, soy; (gram) zamirin yerini ald isim veya tmle; (mat.) bir denklemin ilk nitesi.
 bir mektuba veya senede gemi bir tarih atmak; daha evvel gelmek, takaddm etmek.
 Tufandan evvelki. antediluvian  Tufandan evvelki devre ait;  eski kafal kimse; ok yal adam.
 antilop; ceylan, gazal, ahu.
leden evvel, sabah; (ks.) AM.
 doumdan evvel  olan.
 (zool.)  anten; bcek boynuzu, duyarga; anten (radyo v.b.)
 nikahtan evvel olan.
 gzlerin nnde olan.
 sondan nc hece.
 evvelki, nceki, mukaddem , eski; ilerde, nde; (biyol.) n, ndeki,  n tarafta bulunan.
 bekleme odas.
 gnein nda  bulut zerinde grlen renkli halka.
  solucanlar barsaktan defeden; solucan ilc, solucan drc il.
 kran ve sevin ilhisi. national anthem milli mar.
 (bot.) iceklerde ercik ba, enter, haefe, bak.
 tmsek eklinde olan karnca yuvas.
 seme edebi paralardan derlenmi eser, antoloji. antholog'ical  antolojiye ait. anthologist  antoloji dzenleyen kimse.
 (o.), (zool.) mercan familyasndan olan deniz hayvanlar.
 ok sert bir eit maden kmr, antrasit.
 koyun ve davarlara anz olan bir hastalk, antraks, arbon; irpene.
 insan evrenin merkezi olarak kabul eden.
 antropolojinin  bir dal, etnoloji.
  insana benzeyen , insanms;  insana benzeyen maymun.
 antropoloji,  beeriyet, insanbilim. anthropolog'ical   antropolojiye ait. anthropologist  antropoloji  bilgini veya uzman, antropolog.
 insan vcudunun muhtelif uzuvlarn lme ilmi. anthropomet'ric  bu ilme ait.
  insanbiimcilik, antropomorfizm. anthropomorphous  insan eklinde.
 og. yamyamlar. anthropophagous  insan eti  yiyen. anthropophagy  yamyamlk, insan  yeme adeti.
(nek) Kar, zt, ters, aksi.
 Yahudi aleyhtar. anti-Semit'ic  Yahudilerin aleyhinde olan. anti-Sem'itism  Yahudi aleyhtarl.
 uaksavar. antiaircraft  gun uaksavar topu.
 antibiyotik.
 kana dardan giren  yabanc cisimlere kar koyan madde, antikor.
 soytarlk, maskaralk, tuhaflk.
 Deccal, Sahte Mesih; Mesih dman.
 Hristiyan dinine kar gelen veya Ikan; Deccal'e ait.
 beklemek, ummak; nceden tahmin etmek sezinlemek, gelecei grmek; nce davranmak.
 gvenle bekleme ; nceden yapma; evvelden farketme, sezinleme; evvelden yaama; (mz.) sonra almacak notalann birkamln evvelden almmas.
 ilerde vaki  olacak hali iine alan.
 papaz snfna  muhalif, papazlarn siyasete karmalarna  kar.
 (kon) (san) ani bir deiiklikle daha az etkili bir hale  gelen ifade ile ilgili; daha nemli bir olayn  etkisiyle glgelenen vaka ile ilgili.
 (kon) (san) ifadenin ani bir deiiklikle daha az etkili bir ekil almas; daha nemli bir olayn etkisiyle glgelenen vaka.
 (jeol.) bir eksenden  zt ynlere giden tabakalarn bklmesi veya  kemeri, yuka. anticli,nal  yukaa ait.
 kann phtlamasna engel olan ila.
 rpnmay nleyen ila.
 yksek basn  alan, kar- dng.
 panzehir, hastalk etkisini  giderici madde, il, deva, are; herhangi  bir (bedeni veya akli) bozukluun etkisini giderici madde. antidotal  panzehire  ait.
 Lbnan Suriye  snrnda ve Lbnan dalarnn dorultusunda  bir da silsilesi.
  kusmay nleyen (ila)
 ate drc.
 bir svnn donmasn nleyen alam, antifriz.
 srtnmeye kar.
(tb.) antijen.
 kibarlk ve ereften uzak olan ba kahraman.
 (tb.) anthistamin.
 (oto.) vuruntu kesici  yakt ilvesi.
 (mat.) Logaritma orannda olan say.
 kartlk, tezat.
 yksek arkalkl  sandalyede oturulunca ban geldii  ksm rten bez paras; koltuk rts.
 stmaya kar kullanlan.
 (fiz.) zt zerrelerden  olumu madde.
 antimon, rastk ta.
 millet veya  milletilie kar.
 bbrek hastalklarna  kar faydal.
 antinotrino.
 antinotron,
  ahlk kurallarna  kar gelen (kimse) antinomianism  ahlk kurallarna kar gelme,
 iki kanun veya iki  felsefe prensibi arasndaki ztlk.
 plan ve karakterlere nem vermeyip konuyu duygusal ynden ele alan roman.
 Antakya.
 (fiz.) (zt.) zerre.
 meze.
 tabiata zt  olan,
 nefret, tiksinme, istikrah, kart duygu, antipati, tabiat ztl.
 insan ldrc (silahlar)
 ter kesici  il.
  (tb.) iltihab azaltan.
 karlkl ilhi okuma usul; karlkl okunan ilhi, dua vb,, antifoni antiphonal, antiphon'ic  karlkl okuma usulne ait.
 (kon) (san) bir  kelimenin aksi anlamda kullanlmas.
 yeryznn aksi tarafnda olan; bir eyin taban tabana zdd.
 (og). yeryznn  aksi tarafnda bulunan yer; yeryznn aksi  taraflarnda oturanlar; tabiat, miza ve ahlka  bir bakasna taban tabana zt olan  kimse yahut ey; birbirine zt iki kimse yahut  iki ey.
 zt.
 kanunlar gereince seilmi Papaya muhalefet eden kanun d Papa.
 (tb.) harareti teskin eden, ate drc.
  antika merakls, eski eserler uzman;  antika eylere ait. an'tiquary  antika merakls.
 eskitmek.
 ok eski; modas gemi.
  eski zamanlara ait; eski devirlerden kalma, antika;  antika; sanatta eski Yunan ve Roma uslubu; bir eit matbaa harfi. antiqueness  antikalk, eskilik, eski zaman ii.
 eskilik, antikalk; eski zamanlar, eski zaman adamlar, eski zaman medeniyeti; (gen.) (og). eski zaman kalntlar; ok ihtiyar kimse, ok eski ey.
  raitizme kar.
 sracaotlar familyas (aslanaz, kurt az v.b.)
  iskorbt  hastaln nleyen (ila)
  antiseptik. antiseptically  antiseptik suretiyle. antisepsis  antisepsi.
 a, antiserum.
 klelie kar, klelik aleyhtar.
 toplumsal rgt ve yararlara kar.
  (tb.) sinir krizlerini teskin eden veya  nleyen (ila), kulun giderici, kasn giderici (ila)
 eski Yunan tiyatrosunda koronun "strophe"(den.) sonraki dn hareketinde okuduu satrlar; dansta ters hareketler yapma.
 denizalt avc gemisi.
 tanksavar top.
 antitez, kar tez, kar sav; ztlk.
 kart olan, tezatl;tezat mahiyetinde .antithetically  tezat tekil ederek.
 (biyol.) antitoksik.antitoxin  antitoksin
 (ekon) trstlerin teekkl etmesine kar olan.
 meydana geleceine  nceden iaret veya ima edilen olay.
 geyik ve karaca boynuzu veya boynuzunun dal. antlered  boynuzlu , boynuzlarla sslenmi.
(zool.) Karnca aslan.
 (kon)(san) bir  kimsenin bir lakap veya unvanla tehis edilmesi ;bir zel ismin benzer nitelikteki dier ahslar iin genel  olarak kullanlmas. antonomastical  sfatla tesmiye usul ile yaplan.
 zt anlama yelen kelime.
 (anat.) oyuk.
 anus, er, makat.
 rs.
 ucu sivri frtna bulutu.
 endie, kuruntu, vesvese , korku, huzursuzluk; byk arzu.
 endieli, mustarip, skntl , vesveseli, zntl; to veya for ile ok arzulu, istekli, hevesli. anxiously  endie ile, istekle. anxiousness  endie , strap, huzursuzluk sit in the anxious seat ABD, (k.dili) endieli olmak, diken zerinde oturmak.
  (zam.) bir herhangi, her ne kadar,  her, her bir, baz, birka, biraz, hibir, hi; daha.
 (zam.) kimse, herhangi  bir kimse, hi kimse, herkes, her kim. He   isn't just anybody. O herhangi bir kimse  deil.
 her naslsa, ne olursa  olsun, hi bir surette her halde; dikkatsizce.
artk; daha fazla.
(-den) daha fazla.
(zam) herhangi bir kimse.
 herhangi bir yer.
(zam.) bir ey, herhangi bir ey, her ey hi bir ey. anything but... olmasn da ne olursa olsun.
 zaten, her halkrda,  hangi artlar altnda olursa olsun; ne ise;  dikkatsizce, dalgac bir ekilde.
 herhangi bir yere veya yerde, her yere, hi bir yere.
 her nasl olursa.
 Birinci Dnya Savanda Avustralya ve Yeni Zelanda askeri, Anzak.
 geni zaman, muzari, baz  dillerde kesinlikle zaman bildirmeyen zaman;  zellikle Yunanca'da haber kipinin geni  zaman.
 (anat.) kan yrekten vcuda nakleden ahdamar, byk ortadamar, (aort) aortal, aortic  aortla ilgili. .
(ks.) April, Apostle.
 abuk, sratle.
 ABD' nin gneybatsnda bulunan Kzlderili kabile gruplarndan biri; (k.h.) pariste gece soyguncusu,klhanbeyi, apa.
  ayr, bir tarafa, bir yana, bir  tarafta; mnferit olarak, birbirinden ayr;  bamsz olarak, mstakil bir ekilde; para  para;  ayr, farkl. drift apart srklenmek ; uzaklamak; tedricen ayr dmek.,set apart ayrmak, bir tarafa koymak, tahsis etmek. take apart skmek, paralara ayrmak. tell apart birbirinden ayrmak. tefrik etmek.
 Gney Afrika'da rk ayrm.
 apartman dairesi. apartment house apartman.
 duygusuz, hissiz,  Ikayt, kaytsz, ilgisiz; souk, cansz.
 duygusuzluk, duyumsamazlk , hissizlik, kaytszlk; soukluk, canszlk.
 b kuyruksuz veya ksa kuyruklu maymun; maymun; mukallit kimse, takliti;  taklit etmek.
 (den.) dikey olarak, amudi olarak, apiko.
insana benzeyen primat.
 bak, nazar; zet, hulsa,  plan.
  (tb.) mshil, laksatif;  mshil tesiri yapan ila veya yiyecek.
 aperitif, yemekten evvel  iilen itah ac iki.
 delik, gedik, menfez;  fotoraf makinesinde merceklere giren   ayarlamak iin geniletilip daraltlabilen delik; (geom.) birbirini apraz kesen iki dorunun aras.
 taklitilik.
 yapraksz (iek)
 doruk, zirve, tepe, u; (geom.) ann tepesi;  (astr.) apeks, gne hareketinin hedef noktas.
 (tb.) afazi, sz yitimi. auditory  aphasia sz sarl.
 (astr.) bir gezegen veya  bir kuyruklu yldz yrngesinin gneten en  uzak olan ucu, afel, evc, yerte.
 (zool.) yaprak biti.
 (tb.) afoni, ses kslmas.
 vecize, darbmesel. aphoristic  darbmesel kabilinden.
 darbmesel kabilinden.
 Iksz.
  cinsel arzu uyandran;  cinsel arzu uyandran ila veya gda maddesi.
 (tb.) pamukuk.
aft, aft hummas.
 yapraksz.
 arlarla ilgili.
 ar yetitiren kimse.
 ar kovanlarnn bulunduu  yer, ar kovan.
(bak.) apex.
 arclk.
 para bana, her biri, her birine, tane olarak.
 maymun gibi, maymunumsu; ar takliti apishly  maymun gibi; taklit ederek. apishness  taklitilik.
 sapmasz (mercek)
 (fb) bir uzvun tam gelimemesi.
 kendine ar gven, nefsine  itimat.
 soluk almann dinmesi.
 vahiy; keif;  ifa olunma. apoc'alyp'(tic.)  vahye ait. apocalyptically  vahiy eklinde,  vahiy ifade ederek.
 kelime sonundan bir veya birka harfi kaldrmak. apocopate  son harfi veya sesi kaldrlm (kelime) apocope  kelime sonundan bir veya birka harfi kaldrma.
 kelime sonundan  bir veya birka harfi kaldrma.
 Eski Ahit'e bal olup branice metinleri bulunmad iin herkesSe Kitab Mukaddes'in metnine dahil edilmeyen ve baz kiliselerce mukaddes kabul edilen bir takm kitaplar, apokrifa. apocryphal  apokrifaya ait; doruluu kabul edilmeyen; sahte, uydurma, sonradan uydurulmu.
ayaksz hayvanlarla ilgili.
 sabit, belli, itiraz kaldrmaz, msellem.
 (gram) art cmlesinin  ikinci ksm, ceza.
 (astr.) bir gk cisminin (zellikle ayn) yrngesinin yeryznden en uzak noktas, apoje; doruk, zirve.
 (bot.) bitkinin topraktan yksee byme eilimi.
 Apollo; ok yakkl gen adam.
 cehennemin en derin ukuru Gayya-nn bekisi, zebani.
 zr dileme. apologetic  zr dileyen, af talep eden, itizar beyan eden; savunma eklinde olan. apologetically  zr diler gibi; mazeret beyan ederek. apologetics  dini inanlar savunan ilahiyat dal.
 kendini mazur gstermek iin yazlan yaz, savunma, mdafaa.
 yazl veya szl olarak bir ahs veya fikri savunan kimse, mdafi, apolojist.
 zr dilemek, tarziye  vermek, itizar etmek, mazeret beyan  etmek; yazl veya szl olarak savunmak.
 ahlki hikye, iinden kssadan hisse karlan hikye; alegori.
 zr, tarziye, itizar;  mazeret; savunma, mdafaa; yetersiz bir  rnek veya taklit.
 (anat.) vcudun  baz yerlerinde bulunan mukavim bir deri,  akderi, akort.
 (kon) san bir konu hakknda konumay inkr ederek bahsetme.
(bak.) apothegm.
 inme veya felce ait; felce meyilli. an apoplectic fit inme gelmesi, fel inmesi.
 inme, nzul, fel.
(den) sol tarafa, sol tarafta, iskeleye, iskelede.
 (kon) (san) szn birdenbire yarda brakma.
 irtidat, din deitirme; bir partiden baka bir partiye geme; esas doktrinden cayma, prensip ve inanlarnda deiiklik yapma.
  din deitiren kimse; siyasi parti veya inancn deitiren kimse;  din deitiren, mrtet.
 irtidat etmek,  dininden dnmek; fikir veya prensiplerinde  deiiklik yapmak.
(Lat.) (man.) aposteriori, sonsal .
 (not), haiye, derkenar.
 oniki havariden biri, apostol; herhangi bir ahlaki reform hareketinin ncs; Mormon kilisesi idare heyeti yelerinden biri.
 havarilik.
 havarilik makam ve grevi.
 oniki havariden birine ait; havarilerin zelliini tayan; Papa'ya ait. apostolically  havarilere has bir ekilde.
 tepeden virgl,  kesme, apostrof; (kon) (san) nutuk esnasnda   appeal   orada bulunmayan belirli bir ahsa  hitaben sylenen szler.
 bir sylevde  hazr bulunmayan bir ahsa hitap etmek.
 eczac. apothecaries'  measure eczac ls. apothecaries' weight eczac tarts.
 vecize.
 (geom.) i yarap,  yanal ykseklik.
 ilhlatrma,  tanrlatrma; bir ahs veya prensibi ar  derecede ykseltme; kutsal kabul edilen  fikir veya ideal.
 ktle kar koruyucu.
Appala  dalar  
(ing) appal  dehete drmek , korkutmak, yeise drmek. appalling  korkun, mthi. appallingly   dehete drecek kadar.
 kral tarafndan hanedana mensup olanlara irat ve maa olarak tahsis olunan arazi veya para; has, tmar; bir kimsede yaradltan mevcut olan kabiliyetler , ftri istidat.
 takm,  aletler, cihaz, makine, levazm, aygt; politik  bir rgtn bir ksm. apparatus  criticus (Lat.) edebi almalarda kullanlan  kitaplar vb; bir eserin derkenar.
  esvap, elbise, kyafet,  klk, kisve:  giydirmek, donatmak, tehiz etmek.
 kolay anlalr, idrak  edilir; ak, vazh; gzle grlebilir, meydanda  olan, ortada olan; zahiri, grnte  olan. heir apparent taht, unvan vb'nin vrisi. apparent time mahalli saat. apparently  grnte, galiba; gya. apparentness   aklk, vazh olu; meydanda olu.
 hayalet, grnt,  tayf; gzle grlen ey, vaka, olay, hadise;  acayip bir cismin grnmesi.
 mnacat, yalvar, yakar;  cazibe, ekicilik; daha yksek bir makama  ba vurma; (huk.) temyiz, davay daha yksek  bir mahkemeye devretme.
 rica etmek, istirham etmek,  yalvarmak; yardm talebinde bulunmak; (huk.)  davay daha yksek bir mahkemeye devretmek ; mracaat etmek, istida etmek; houna  gitmek, hitap etmek; ba vurmak. appeal  from the chair meclis bakannn kararna  kar gelerek meclise ba vurmak. appeal to the country (ing) halkn oyuna ba vurmak. t appeals to the eye.Gze gzel grnr. Gze hitap eder. Gz doldurur.
 ho grnen, hitap eden, cazip, ekici, albenisi olan.
 gzkmek, grnmek; belirmek ; meydana kmak, zuhur etmek;  aikr olmak, belli olmak; bizzat veya vekil  vastasyla mahkeme huzuruna kmak, ispat vcut etmek.
 grn, gsteri;  d grn, zevahir; meydana kma, zuhur  etme; hadise, olay; (huk.) daval veya davacnn  mahkeme huzuruna kmas. for  the sake of appearances ele gne kar,  gsteri olsun diye, zevahiri kurtarmak  iin. keep up appearances zevahiri kurtarmak, durumu idare etmek. nonappearance  ispat vcut etmeye, hazr bulunmay.
 teskin etmek, yattrmak; tatmin etmek; bastrmak, susturmak. appeasable  teskin olunabilir, yattrlabilir, bastrlabilir. appeasement  yattrma; (pol.) harp tehdidinde kar tarafa taviz verme.
 (huk.) davay daha yksek  bir mahkemeye temyiz eden kimse, davann  yeniden grlmesini talep eden taraf.
 (huk.) davalarn yeniden grlmesine ait.appellate court temyiz mahkemesi.
 ad, isim, nam,  lakap, unvan, mahlas; isimlendirme, ad  verme.
  cins isim; lakap, mahls, unvan;  cins isme ait; tanmlayc, tavsif edici.
 (huk.) dava temyizinde daval.
 ilave etmek, eklemek; ilitirmek.
 ilve, katk, ek, zeyil, mlhakat; (biyol.) uzant.
  asl, takl, muallakta ; ait olan, mteallik, mlhak, bal, merbut;  eklenen veya ilave edilen kimse veya ey.
 apandis ameliyat.
b apandisit krbarsan  iltihaplanmas.
 ilave, ek, zeyil, lahika; (tb.) apandis, krbarsan solucanms uzants.
 kavramak, idrak etmek.
 idrak, kavrama,  intikal kabiliyeti.
 ait olmak, bal olmak, merbut olmak appertaining  ait olan, ilgili, alkadar, mensup, bal, merbut.
 itiha, iddetli arzu; tabii eilim, temayl, istidat. appetens  after veya of ile arzulu, istekli, itahl.
 itah; istek, arzu, ehvet. Iose one's appetite itah kesilmek. ravenous  appetite a kurt itah, azgn istek. sharpen one's appetite whet one's  appetite itah amak.
 itah aan ey, erez,  meze, itah ac iki, aperitif, aar.
 itah verici, itah ac.
 alklamak; takdir etmek, beenmek, tasvip etmek. applause  alk.
 elma. apple blossom elma bahar. apple butter elma marmeld. apple green elma yapra renginde. applejack  elma raks. apple juice elma suyu. apple of discord (mit) kavga tanras tarafndan tanrlara atlan ve Paris tarafndan Vens e hediye edilen elma. apple of the eve gzbebei, ok deer verilen bir ey. in apple-pie order ok dzenli. apple polisher (A.B.D.), (argo) dalkavak, (slang) yac. applesauce  elma presi; k dili sama, bo laf. Adam' apple (anat.) Ademelmas, grtlak knts. bitter apple hanzal, ithiyar, (bot.) Citrullus colocynthis. upset the apple cart pimi aa souk su katmak, bir ii bozmak.
 alet.
 uygulanabilir , tatbik edilebilir; uygun, mnasip. applicabil'ity  uygulanabilme, tatbik edilebilme.
 bavuran kimse, mracaat eden kimse, talip kimse, aday, namzet.
 uygulama, tatbik;  il, merhem; itina, zen, dikkat; istida, dileke , mracaat, bavurma, talep.
 aplikator.
 tatbiki, uygulamal; denenmi.
  aplike, bir kuman  zerine dier bir kumatan tatbik edilmi (motif v.b.) ;  aplike etmek.
 yaklatrmak; uygulamak,  tatbik etmek; atfetmek, vermek; tahsis etmek,  hasretmek, (-e) ayrmak; mahsus olmak, ait  olmak, taalluk etmek; mracaat etmek, bavurmak apply a match kibritle tututurmak. apply oneself to something kendini bir  eye vermek.
 (it), (mz.) adi notann yanna ilve edilen ufak nota,.
 atamak, tayin etmek, tahsis etmek, memur etmek; tesis etmek, vaz'etmek, koymak; kararlatrmak, tayin etmek (zaman v.b.); donatmak, tehiz etmek.
 atanan kimse, tayin edilmi kimse.
 tayine bal, tayinle doldurulan.
 atama, tayin; memuriyet, hizmet, grev, i; randevu; emir; (o.). donatm, tehizat (gemi, otel v.b.)
 eit olarak blmek, paylatrmak, taksim etmek. apportionment  pay; paylatrma, blme, taksim, hisselere ayrma.
 dier parmaklarn ularna dokunabilen (ba parmak)
 yan yana koymak; yaptrmak.
 uygun, mnasip, yerinde. appositely  uygun bir ekilde. appositeness  uygunluk, yerinde olu.
 (gram) ayn eyi  aklayan iki kelimenin yan yana konmas;  bir araya koyma, ekleme, ilave etme.
 ayn eyi aklayan ve yan yana bulunan kelimelerin ikincisi.
 deer bime, kymet  takdir etme, tahmin.
 deer bimek, kymet takdir etmek, kefini yapmak; tahmin etmek. appraisement  deer bime, kymet takdir etme; tahmin appraiser  muhammin.
 sezilebilir, tefrik  edilebilir; deer biilebilir, takdir edilebilir.
 paha bimek, kymet takdir etmek, deerlemek; kadrini bilmek, kymet bilmek; fiyat ykseltmek, deerlendirmek ; ayrt etmek, tefrik etmek; fiyat ykselmek , kymeti artmak, deerlenmek.
 takdir, deerlendirme , kymet bilme; tenkit, zellikle lehte  tenkit; (tic.) kymet art .
 kymet bilen, takdir ettiini gsteren, takdirkar.
 vesayet altna almak ; tutuklamak, tevkif etmek; anlamak,  idrak etmek, kavramak; korkmak, endie etmek.
 anlalabilir, idrak olunabilir, fark olunabilir.
 korku, endie, kuruntu, vesvese; (psik.) ilk sezi; anlay, kavray, idrak; zan, tahayyl; akl, zihin; tevkif, tutuklama.
 endieli, vesveseli ; anlayl, mdrik; hassas, duygulu. apprehensively  vesveseli olarak. apprehensiveness  endie, vesvese.
  rak; (den.) mio;  usta yanna rak olarak vermek, usta yanna koymak. apprenticqship  raklk.
 haber vermek,  bilgi vermek; paha bimek, kymet takdir etmek. apprizer  muhammin. apprizement  paha bime; haber verme.
  yaklatrmak, yakna getirmek, yaklamak, yanamak, yakna gelmek ; ba vurmak, mracaat etmek; balamak, ie koyulmak;  yaklama, yanama; methal; balang; (spor) golf topunu yeil meydana sokan vuru. approachable  mracaat edilebilir, yanna varlabilir, yaklalabilir, cana yakn.
 resmen tasvip etmek, onaylamak.
 beenme, tensip , tasdik.
 istimlk edilebilir , (mal.) edilmesi mmkn veya caiz olan.
 almak, kendine mal etmek; tahsis etmek, ayrmak.
 mnasip, uygun, yerinde; mahsus, has. appropriately  uygun bir ekilde. appropriateness  uygunluk , yerinde olu.
 tahsisat; ayrma, tahsis etme; mal etme.
 uygun bulma, onama,  onaylama, tasvip, raz olma, resmi izin. on  approval muhayyer olarak, beenilmedii  takdirde geri verilmek artyla.
 uygun bulmak, tasvip  etmek, onaylamak, tasdik etmek, beenmek,  mnasip grmek, tensip etmek; denemek,  yoklamak. approvingly  beenerek, tasvip  ve tasdik ederek.
(ks.) approximate, -Iy.
 yaklak olarak, takribi, tahmini, yakn. approximately  yaklak olarak, tahminen, takriben.
 yaklamak,  yaklatrmak, yakn olmak, yakna gelmek,  yakna getirmek. approxima'tion  tahmin;  yaklama, yakn olma.
 bal olan ey veya kimse; ilve, ek, mtemilat.
 bal, merbut,  tabi, ait.
(ks.) April.
 (tb.) apraksi, ilev yitimi.
 gnete snmak.
 kays, zerdali, (bot.) Prunus armeniaca.
 Nisan. April fool Nisan birde aldatlan kimse.
(Lat.) apriori,  nsel.
 nlk, gslk, nlk gibi kullanlan ey, petamal; tiyatro sahnesinin n ksm; (hav.) hangarn nndeki beton saha; makinelerin zerindeki koruyucu metal kapaklar; kayl tayc; buzul etei; rt. tied to her apron strings ar derecede annesine veya karsna bal. aproned  nlkl.
  of veya to ile vaktinde olan, yerinde olan, uygun, mnasip;  bu mnasebetle, sras gelmiken (sz veya fikir)
 (mim.) bir binada ve bilhassa bir kilisede ekseriyetle yarm daire eklindeki kntl ksm.
 (astr.)  gezegenin yerekimi merkezine en uzak ve  en yakn noktalar; elipsin tepeleri; (mim.), (bak.) apse.
...eiliminde olan, muhtemel, mmkn; abuk kavrayan, zeki, anlayl; uygun, yerinde, mnasip. apt to believe inanmak eiliminde. aptly  uygun bir ekilde yerinde. aptness  uygun olu; abuk kavray, yatknlk.
 eiliminde olan, muhtemel, mmkn ; abuk kavrayan, zeki, anlayl; uygun,  yerinde, mnasip. apt to believe inanmak eiliminde. aptly  uygun bir ekilde, yerinde., aptness  uygun olu, mnasip olu;  abuk kavray, yatknlk.
 (o.) kanatsz bcekler, (zool.) Apterygota. apteral, apterous  kanatsz.
 (zool.) apteriks.
 istidat, yetenek, kabiliyet , meyil, anklk.
 (Lat.) su. aqua fortis kezzap, nitrik asit. aqua regia kezzap ile  tuz ruhu bileiminden meydana gelen altn  eritmeye mahsus bir sv. aqua vitae  alkol, ispirto, sert iki.
 mzik eliinde su  revs.
 su altnda kullanlan  oksijen tp, skuba.
 akuamarin, mavimsi  yeil renkte olan bir ziynet ta; mavimsi  yeil renk,
 su altnda yaayarak aratrma yapan bilgin.
 su kaya, deniz surat motorlarnn arkasna taklp stne binilen tahta.
 suluboya resim.
 akvaryum.
 (astr.) Kova Burcu, Saka takmyldz.
 suda yaar; suya ait,
 (gz) (san) bakr levhalar kezzap ile zel bir ekilde ileyip suluboya resim gibi resim yapma metodu; bu ekilde yaplm resim.
su yolu kemeri, kemerli  su yolu.
 sudan meydana  gelen, su ile yaplan, sulu olan. aqueous  humor gzde bulunan bir sv.
 madensel sularda bitki yetitirme usul.
 (astr.) Kartal takm yldz.
 kartal gibi; kartal gagas gibi kvrk (zellikle burun iin kullanlr), gaga burunlu.
 Arap, Arabistanl; Arap at. street Arab kpr alt ocuu.
  arabesk, iekli ve yaprakl ssleme;  arabesk tarznda olan.
 Arabistan. Arabia Felix Yemen.
  Arap, Arabistanl;  Arabistan a ait. Arabian Nights Binbir Gece Masallar. Arabian Sea Umman Denizi.
  Arapa;  Arabistan-a veya Araplara ait. Arabic League Arap Birligi. Arabic numerals Arap rakamlar, bugn kullandmz rakamlar.
 Arap terimi.
 Arap dil ve edebiyat limi,
 srlp ekilebilir, ilenebilir.
 ,(iir) Arabistan.
 (co) (zool.) eklembacakllarn  rmcek ve akrep snf.
  (zool.) rmcek ve akrep cinsinden hayvan;  bu hayvanlara ait.
  (anat.) araknoid,  beyin zarlarndan biri;  (bot.) rmceksi, ams.
Aral Denizi  
  Aram veya eski  Suriye'ye ait;  Arami dili.
 Ar Da.
 (ar), 100 m 2 'lik bir alan l birimi.
 eski zamanda ok atmak  iin kullanlan bir eit zemberekli yay.
 hakem, iki taraf arasndaki bir mesele hakknda kesin karar verme yetkisi olan tarafsz kimse: son sz sahibi.
 (tic.) bir borsada satn alnan tahvilat ayn zamanda dier bir borsada kr ile satma; arbitraj; hakem vastas ile bir davay halletme.
 karar verme hakk  veya yetkisi; hakem sfatyla karar verme;  hkm, karar.
 indi, kendince, ihtiyari , keyfi. arbitrarily  keyfi olarak. arbitrariness  keyfi hareket.
 hakem sfatyla dinleyip karar vermek; karar vermek; hakem kararyla halletmek.arbitra'tion  hakem kararyla halletme. arbitration court (huk.) hakem mahkemesi. arbitrator  hakem, iki taraf arasndaki bir meselede kesin karar verebilme yetkisi olan tarafsz kimse.
(ing) arbour  ardak, kameriye; (mak.) mil, dingil. Arbor Day ABD'de aa  dikmeye tahsis edilen bir ilkbahar gn. arborvitae  mr aac, dirim aac, mazi  aac, (bot.) Thuya orientalis. arbored  kameriyeli.
 aaca ait veya aa gibi olan; agasyl; aalarda yaayan veya gezen.
 aa gibi; aal aalk,
 aaca benzeme, aa ekli.
 ekil ve byklk  bakmndan aaca benzeyen.
 bilimsel amalarla aa yetitirilen alan.
 aa ve  fidan yetitirme.
 aa eklinde.
 maden veya  fosillerde bulunan aa gibi ekil; (anat.) dallanma.
(bak.) arbor
 mays iei; kocayemi, (bot.) Arbutus unedo.
 kavis; kemer, (ark.), yay; yay eklinde  olan herhangi bir ey. arc lamp, arc light  (ark.) lmbas.
 (mim.) sra kemerler; kemer alt, st kapal ar.
 eski Yunanistan da  sade ve mesut bir rkn oturduu rivayet  edilen dalk bir lke; cennet hayat yaatan krlar. Arcadian  bu lkeye ait; sakin,  asude; sade, basit; pastoral.
 srri, gizli, sakl, herkese bilinmesi caiz olmayan.
 sr,  muamma; eski simyaclarn zmeye altklar doal srlar; kuvvetli ve nitelii mehul  ila.
 nazl, cilveli, apkn. archly  cilveli bir eda ile. archness  cilvelilik.
(ks.) archaic, archaism, architect.
 kemer, tak; ayak kemeri; kavis arch stone kemerin kilidi makamnda olan ta. arch supporter ayak kemerine destek, kavis. arch of triumph zafer tak.
 kemer yapmak veya kemerlerle kapatmak, kemer ekline koymak, kemer eklini almak; (srt veya ka) kabartmak.
(nek) ba, en byk.
(bak.) archeology.
 kadim, eski; artk kullanlmayan , modas gemi.
 artk kullanlmayan sz veya terim.
 ba melek; melek otu, (bot.) Archangelica officinalis archangelic  ba melee ait.
 bapiskopos. archbishopric  bapiskoposluk makam veya blgesi.
 badiyakoz.
 bapiskoposun idaresi altndaki blge.
 aridk. archducal  aridke ait. archduchess  aridues. archduch'y  aridkn idaresi altndaki blge. archduke'dom  aridklk.
 ba dman; eytan.
 arkeoloji. archeological arkeoloji ile ilgili. archeolog-ically  arkeoloji ile ilgili olarak. archeol'ogist  arkeolog.
 oku, kemanke. archery  okuluk.
 asl numune, ilk rnek, orijinal model veya numune.
 eytan.
 bir veya birka manastr idare eden rahip, yksek rtbeli papaz.
 nl Yunan matematikisi Arimed'e ait.
 zerinde irili  ufakl ok sayda ada bulunan deniz; takmadalar ; adalar grubu. the Archipelago Adalar Denizi, Ege Denizi.
 mimar.
 mimarla ait, yap veya plan izmeye ait; teknik ynden  mimarl andran; bir sistemin organizasyon kurallarn belirten (ilim v.b.)
 mimarlk; inaat, yap. architec-tural  mimari, mimarla ait.
 (mim.) stunlar zerine konulan ve st kiri makamnda olan taban, taban.
 (o.) ariv, devletin evrak hazinesi. archival  arive ait. ar'chivist  ariv mdr veya bu ilerle megul olan kimse, arivci.
 eski Atina'da dokuz hkimden biri; hkmdar.
 bapapaz.
 kemer alt yolu.
 arktik, Kuzey Kutbuyla  ilgili veya o blgede bulunan; ok souk. Arctic Circle Kuzey Kutup dairesi. Arctic Current Kuzey Buz Denizinden  gelen aknt. arctic fox kutup tilkisi. Arctic Ocean Kuzey Buz Denizi. Arctic Zone Kuzey Kutbu ile Kuzey Kutup dairesi arasndaki blge.
 (astr.) Arkturus.
 kavisli, bkml, eri. arcua-tion  eme, erilik, kavis: (mim.) kemerli inaat.
 ateli, gayretli, evkli, hararetli. ardently  gayretle, evkle, istekle. ardency  atelilik; evk.
 gayret, evk, ate.
 g, etin, mkl, gayret isteyen; dik. arduously  gayretle, glkle. arduousness  g olu, etinlik.
 -sin, -iz, -siniz, -dirler. are (bak.) ar.
 alan, saha, mesaha, yzlm.
 bir mahzen veya bodrumun girii; geit.
 birka eit hurma aac.
(ks.) are not.
 arena, oyun meydan, amfiteatrn  ortasnda bulunan meydan; mcadele alan.
 kumlu, kum gibi.
 meme ba etrafndaki renkli halka.
 eski Atina-da Akropol'n yannda bulunan bir tepe; o tepede toplanan yksek (huk.)uk meclisi. Areopagite  Aeropagus meclisi yesi.
 dan bir tepesinden dierine uzanan dar ve sarp geit.
 Erciyas Da.
 helezon gibi darya kvrk boynuzlar olan bir cins yabani koyun.
  (hane.) gm  gm renginde, parlak, beyaz.
 Arjantin. Argentine   Arjantinli.
  Balk pullarndan elde edilen ve sahte inci yapmnda kullanlan gmms bir madde;  gm gibi, gmle ilgili.
 kil, balk. argilla'ceous  kil  gibi; killi.argillif-erous  iinde kil ve  balk bulunan, kil ve balk hasl e(den.) argillo-arena'ceous  kil ve kum karmndan  meydana gelen (toprak) argil'lous  kil ve bala ait, kil gibi.
 iinde gm bulunan.
 (kim) argon.
 (mit) Argonot, "Altn Psteki''yi elde etmek iin Argo gemisinde Yason'un idaresi altnda seyahat eden kahramanlardan biri; (k.h.) sedefli deniz helezonu.
 byk gemi, bilhassa en byk  eski tip ticaret gemisi.
 (argo), herhangi bir zmrenin kulland zel dil, zellikle klhanbeyleri veya hrszlar arasnda parola olarak kullanlan dil.
 tartmak, mnakaa etmek; ispat etmek, delil gstermek; out of ile caydrmak; for ile delil gstererek lehte sz sylemek; savunmak, mdafaa etmek; against ile itiraz etmek, kar gelmek.argue one into going bir kimseyi gitmeye raz etmek.
 tartma, mnakaa; karsndakileri ikna etmek iin ne srlen delil veya hususlar; bir kitabn savunduu fikirlerin zeti. argumen'tal  mnakaa veya delil gstermeye ait. argumenta'tion  tartma, mnakaa; yarglama, muhakeme. argumen'tative  tartmac, munakaac; ztlk ifade eden, mnakaa gtrr.
(Lat.) tartmada kar tarafn sz ve hareketlerini kendi grn savunmada delil olarak kullanma.
 (mit.) Zeus'un yz gzl olu; uyank adam, akgz kimse. Arguseyed  uyank, tetikte olan, akgz.
 (mz.) arya, an solosu.
 kuru, scaktan atlam, kra;  tatsz, yavan. arid'ity, aridness  kuraklk,  kralk; yavanlk; kuru ey.
 (astr.) Ko Burcu, Ko takmyldz.
 doru olarak, hatasz bir ekilde.
 (bot.) baz tohumlarn etrafnda bulunan kese eklinde ince zar.
 (mz.) arya tarznda.
 kalkmak, yerinden kalkmak, dorulmak; zuhur etmek; ortaya kmak, domak.
 aristokratlk, aristokrasi.
 aristokrat; asilzade,  kibar kimse, hkim snftan biri; aristokrasi taraftar. aristocrat'ic  aristokrasiye ait, asil, ok kibar. aristocrat'ically  aristokrata.
  Yunan  filozofu Aristo'ya ait;  Aristo nazariyeleri taraftar. Aristotelianism  Aristoculuk. Aristotelic  Aristo'ya veya felsefesine ait.
 Aristo.
 aritmetik, hesap, hesap ilmi.arithmet'ical  aritmetikle ilgili. arithmet'ically  aritmetik yoluyla. arithmetician  aritmetiki.
alt dz mavna, duba; sandk, kutu. Noah' (ark.) Nuh'un gemisi. Ark of the Covenant zerinde on emir yazl olan ta tabletlerin bulunduu sandk.
  silahlandrmak,donatmak,tehiz etmek, savaa hazrlamak; silahlanmak, silaha sarlmak; zrh giydirmek;  silah; askeri kuvvetlerin bir kolu. arming  silahlanma; silahlandrma; silah, donatm tehizat,tehiz.
 kol; dal; mil: ube; paz; koy, kk krfez; kuvvet, g, otorite. armchair koltuk.armful  kucak dolusu. armhole  (terz.) kolevi.armlet  ksa kol (elbise) ; pazbent; halis, koy. arm of the law gvenlik kuvvetleri. armpit  koltuk alt. arm' length kol boyu. arm' reach elin yetiecei mesafe. be within arm' reach yakn olmak, elinin altnda olmak. keep one at arm' length bir kimseyi uzak tutmak, yz vermemek.
 donanma. the Armada 1588'de ngiltere'ye hcum edip malup olan spanyol donanmas.
 (zool.) Gney Amerika'da  bulunan ve zrh gibi kabuu olan, kertenkele cinsinden iri hayvan.
 kyamet gnnde iyilik ve ktlk ordular arasnda skacak savaa sahne olacak meydan, maher; lm kalm sava.
 silahlandrma, donatm, tehizat.
 (tb.) tedavi usul ve aralarnn tm.
zrh; hayvan ve bitkilerde zrh; (elek) armatr, mknatsn iki kutbu arasna yerletirilen demir paras; bobin endvisi.
 pazbent.
silahl. armed forces silahl kuvvetler.
 Ermenistan. Armenian Ermeni, Ermenice.
 (eski.)  ovalyenin silhtar.
 bilezie benzer yahut bilezie ait; halka halka olan.
 mtareke, atekes.
(ing) armour  zrh; silh. armor-bearer  silhtar. armor-piercing  zrh delen. armor plate zrhl levha. armored zrhl. armored car zrhl otomobil, zrhl vagon.
 zrh ve silh yapan veya tamir eden kimse.
 silh veya hanedanIk armasna ait.
 cephane ve talimhane;  silh deposu; ABD silh fabrikas, tophane.
(bak.) armor.
 silhlar, cephane; arma.To arms ! Silh bana ! bear arms silahl olmak. under arms silhlanm, harbe hazr. up in arms ate pskrmeye hazr ; ayaklanm; of kelenmi. Iay down arms sulh yapmak; teslim olmak.
 kara ordusu, ordu. army  commander orgeneral. army worm sr  halinde yryen ve her eyi yiyip bitiren bir eit trtl.
 arnika, dattn, kzotu, (bot.) Arnica montana; bu bitkiden elde edilen ila.
 koku, gzel koku, rayiha.
 gzel kokulu, rayihal, baharat gibi kokan.
 kokulandrmak, baharat kokusu vermek.
 (edat.) etrafna, etrafnda,  yaknda, civarda; (edat.) etrafna, etrafnda, drt bir yanna, drt bir yannda; uraya  buraya; urada burada. get around ayakta  ve sihhatte olmak; atlatmak; yaylmak, get  around to frsat bulmak, (fig.) eli demek. to have been around hayat tecrbesi olmak, bir yerde bulunmu olmak.
 uyandrmak, canlandrmak,  ayaklandrmak, kaldrmak, tahrik etmek, harekete  geirmek; uyanmak, canlanmak, harekete  gemek, gzn amak. arousal  uyandrma, canlandrma.
 (mz.) algda notalar hzl ve kesik alma; bu ekilde alnan notalarn toplam; arpej.
 eskiden kullanlan bir eit akmakl tfek. ha
(ks.) arranged, arrival, arrived.
 rak.
 (huk.) mahkeme huzuruna  arp crm isnat etmek, sulamak, itham etmek; kusur bulmak. arraigning, arraignment  (huk.) mahkemede davay resmen sana tebli etme; kusur veya kabahat  ykleme.
 dzenlemek, tertip etmek,  tanzim etmek, dzeltmek, sraya koymak,  tesviye etmek, dizmek; bir konuda anlamaya  varmak; kararlatrmak, planlamak;  islah etmek, bertaraf etmek, bitirmek; hazrlanmak , hazrlamak; (mz.) aranjman yapmak. arrangement  dzenlemi, tanzim, tesviye, dzen, nizam, tertip, sra, dizme; hazrlk; anlama, mukavele; tertip edilmi ey; (mz.) aranjman.
 ok kt, kt ohret sahibi olan, ady km. arrantly  kt bir ekilde; batan aa.
 nakl duvar veya kap hals; hal dokumas.
 saf, sra, tertip, tanzim, dzen, nizam; ordu; debdebe, tantana; muhteem kyafet.
 dizmek, saf ekmek, tertip  etmek, dzenlemek, tanzim etmek; giydirip  kuatmak, donatmak. arrayal  dizme, tertip  etme; giydirip kuatma.
 arka ksm; arkada kalma; (gen.) ,(o.) denmemi bor, bakaya. be in arrears borcu vaktinde deyememek. arrearage  geri kalma; vaktinde denmemi borcun bakyyesi.
  tutuklama, tevkif, hapis; durdurma; kesme;  durdurmak, kesmek; (huk.) tutuklamak, tevkif etmek, tutmak; ekmek, celbetmek (dikkat) under arrest tutuklu, mevkuf; durdurulmu.
 art fikir, gizli dnce veya maksat.
 gelmek, vsl olmak, varmak, ulamak, yetimek. arrival  geli, var; gelen kimse.
 kibir, kendini beenme , kibirlilik, gurur; kstahlk, haddini  bilmezlik. arrogant  kibirli, marur, azametli; kstah. arrogantly  kibirle; kstaha.
iddia etmek, haksz yere iddia etmek veya benimsemek; bir  dierinin zerine atmak. arroga'tion  haksz iddia.
 ok. arrowhead  ok ba, temren.
 ararot.
 ok gibi; sratli; okla dolu.
 kuru vadi.
 tophane, askeri tehizat deposu.
 (kim) arsenik asidinden bir tuz.
 arsenik, sanotu. arsenic , -al  arsenige ait, arsenikli.white arsenic sanotu, beyaz zrnk. yellow arsenic sar zrnk. arsenicated  arsenikle  karm olan. arsenous  arsenie  ait, arsenikli. arsenic acid arsenik asidi.  arsenite  bu asidin tuzu. arsine (arsin)  renksiz ve abuk alevlenen zehirli bir gaz.
 kundaklk, kasten yangn  karma.
 (eski.) (sen) -sin
(ks.) article.
 hner, sanat, marifet, ustalk, maharet ; ilim dal, fen. arts and crafts el  ileri. Bachelor of Arts degree edebiyat fakltesi diplomas, balyelik derecesi; (ks.) AB, BA black art sihir, sihirbazlk, by, byclk. fine arts gzel sanatlar. Iiberal arts edebiyat ve beeri ilimler.Master of Arts edebiyat fakltesi diplomas ile doktora arasnda bir derece. mechanical arts endstriyel sanatlar. the arts edebiyat, fen ve beeri ilimler.
(bak.) artifact.
 (bot.) Artemisia familyasyndan bir tr.
 (tb.) atardamarlardaki temiz kanla ilgili; atardamarlarla ilgili; atardamarlara benzer. arterial blood temiz kan. arterial highway ana ose, anayol, byk yol.
 (tb.) oksijen vastasyla cierlerdeki pis kan temiz kan haline getirmek.
 (tb.) damar sertlii, arterioskleroz.
 arter, krmz kan damar, nabz damar, atardamar; byk cadde, anayol; byk nehir artesian
 ustalkl, sanatl, maharet  isteyen; kurnaz artfully  maharetle, ustaca  artfulness  maharet, ustalk
  (tlb) arterit;  mafsala ait; mafsal iltihabna ait
 (tlb) mafsal iltihab,  arterit
 (anat.) dz yzl  eklem
 (co), (zool.) eklembacaklylar
 (anat.) eklem, mafsal
 enginar, (bot.) Cynara scolymus Jerusalem artichoke beyaz yerelmas, yldz kk prickly artichoke kenger, yaban enginar, (bot.) Cynara cardunculus wild artichoke yabani deve dikeni
 makale, yaz; bent, madde,  fkra, fasl, bahis; ey, nesne, madde; ksm;  (gram.) harfi tarif ve harfi tenkir :  (zool.) boum, bitki boumu articles of  apprenticeship usta ile rak arasnda  anlama articles of association irket  mukavelesi
 maddeler halinde tertip  etmek; madde madde ikayetleri iine alan  bir dileke vastasyyla bir kimseyi dava  etmek; usta yanyna mukavele ile rak  vermek
 mafsallara ait articularly  mafsallara ait olarak
 mafsal ile birletirmek ; mafsallarla bitimek.
 mafsall; dzenli bir ekilde birbirine bal.
 aka beyan etmek, ifade etmek; telaffuz etmek, sylemek.
 dncelerini rahata  ifade edebilen; konukan. articulately  aka ifade ederek, kolay anlalr bir ekilde. articulateness  aka ifade etme kabiliyeti, belagat.
 mafsal, eklem, oynak yeri; bititirme; telffuz; telffuz ekli.
 insan eliyle yaplan ey, bilhassa ilk insanlann meydana getirdigi sanat eseri; yap; (biyol.) dokuda suni olarak meydana getirilen ey.
 oyun, hile, desise; hner, sanat; hunerli i; ustalk.
 sanatkr, sanat erbab;  icat eden kimse; askeri teknisyen.
 yapma, suni, taklit;  yalan, yalancy, sahte, zoraki. artificially  sahte olarak, suni olarak, yapmackla.artificial  horizon (hav) suni ufuk. artificial  insemination suni ilkah
 yapmack tavrlar; sunilik; taklit ey.
 top gibi byk harp siIhlar , ar silhlar; topu snf; topuluk. artilleryman  topu neferi
 esnaf, zanaat, endstri  iisi.
 sanat, sanatkr, ressam, heykeltra; sahne sanats; (argo) dzenbaz kimse.
 sahne sanats, dansz,  antz, aktr.
 sanat yn olan, estetik  gzellie sahip, sanatkrane, gzel sanatlara ait. artistically  sanatkrca, sanatkrane  bir ekilde.
 sanatkrlk, sanat kabiliyeti , sanat eserleri; gzel sanatlarla megul olma.
 hilesiz, saf, ak szl; hnersiz, sanatsz, kaba; tabii, doal. artlessly  hilesizce, saflkla. artlessness  hilesiz  olu, saflk.
 (k.dili.) gsterili, iddial.(sanat eseri)
 (bot.) ylanyast, danaaya.
 kam cinsinden , kama benzer.
(bak.) haruspex.
  Ari, Hint-Avrupal, HintAvrupa dilini konuan tarih ncesi kavim;  bu kavme veya Hint-Avrupa diline ait.
 gibi, vehile, suretle; iken as... so  oldugu gibi, dahi, o vehile. as well as gibi. as you were going siz giderken. so as gibi, suretle, vehile; iin; ki as...as  kadar. so as to see grecek surette, grmek iin. This is as good as that.Bu da dieri  kadar iyidir. He bought the farm as well  as the house.Hem evi hem de iftlii ald. As we have finished, we may go. Mademki iimiz bitti, gidebiliriz. t gets better as you go along. i ilerledike daha iyi oluyor. Do as (I.) do. Sen de benim yaptm yap. Expensive as it was, (I.) bought it. ok pahal olduu halde aldm. as is imdiki durumuyla. (I.)'II buy it as is. Olduu gibi satn alrm.
bagla nk, mademki, nitekim. as if,  as though, as it were sanki, gya. as to,  as for gelince, hakkynda,... sorarsanz  AS (ks.) Anglo-Saxon.
 eytantersi, adrua  otu, kt kokulu bir sinir ilc.
amyant,asbest,  yanmaz ta da keteni, ta keten, yeil ta pamuu. asbestos packing asbest salmastras.
(ks.) American Society of Composers, Authors and Publishers.
 askarid, (zool.) Ascaris.
 kmak, yukar kmak, ykselmek , muzikte pesten tize gemek; akarsu  boyunca akntya kar gitmek; artmak, (o.)almak , ziyadelemek; zerine kmak, trmanmak. ascendable  klr, klabilir.
 hkm, nfuz, itibar, stnlk, faiklyet.
  hkm,  nfuz, itibar;  ykselen; stn, faik, hkim; ufukta grnmeye balayan. be in the  ascendant galip olmak, nufuz sahibi olmaya  balamak.
 (matb.) satrn tepesine kadar uzants olan harf.
 yukar k, ykselme, mira; (astr.) ufuktan ykseklik derecesi; (bak.) right ascension.
 k, ykseli; kacak yol, yoku, bayr.
 dorusunu anlamak,  tahkik etmek, aratrmak, soruturmak. ascertainable  soruturulabilir, tahkik edilebilir , anlalabilir. ascertainment  soruturma , tahkik, anlama.
 din uruna dnya zevklerini  feda eden kimse, zahit kimse, mnzevi  kimse, riyazeti, sofu kimse, dervi. ascetic  zahit, sofu; kendi zevkini ok dnmeyen. asceticism  koyu sofuluk,  ar riyazet, ilecilik, zahitlik; sade bir hayat  srme.
 (tb.) sskalk, karnda  istiska, karna su dolmas, karnda sv toplanmas.
 Yunanllarn tp ilh.
C vitamini 
 bir eit enli boyunba.
 atfetmek, hamletmek,  vermek, yklemek, isnat etmek. ascribable  atfolunabilir, isnat olunabilir, yklenebilir.
 ykleme, isnat, atf. ascription of praise Tannya vg sunma, hamt, tesbih, tehlil.
 kendiliinden meydana  gelme.
 (tb.) mikropsuzluk, asepsi.  aseptic  mikropsuz, aseptik.
 (biyol.)  cinsiyetsiz, erkeklii ve diilii olmayan, eeysiz.
 dibudak aac veya kerestesi, (bot.)  Fraxinus mountain ash yabani vez aac,  al, (bot.) Sorbus ancuparia.
 kl. ash can kaloriferden alnan kllerin konulduu varil. ash hole kl yeri, klhan ashpan  sobadaki ateten den kl tutan kap veya ekme, kllk. ashpit  kl veya p ukuru, klhan. ash tray (sig.)ara tablas, kl tablas. Ash Wednesday Paskalyadan evvelki perhizin ilk arambas.
 utanm, mahcup olmu.
 kl gibi; kl rengi, soluk renkli; dibudak aacna ait veya ondan yaplm.
 (o.) Polonya, Rus ve Alman Yahudileri.
 inaatlarda kullanlan kesme  veya yontma kare ta; byle talarla yaplm  veya kaplanm yap.
 karaya, karada, kyya, kyda,  karaya oturmu (gemi)
 Hindistan'da tekke.
 kll, kl serpilmi, klle kapl; kl rengi.
 Asya. Asia Minor Anadolu.
  Asyal.
  Asyal;  Asya ktasna veya halkna ait.
 bir yana, bir tarafa, bir kenara, ayr, kendi kendine. aside from ABD -(den.) baka. call aside bir tarafa armak. draw aside bir tarafa almak, bir tarafa ekmek. Iay aside bir tarafa koymak, saklamak. stand aside bir yana ekilmek. turn aside bir yana sapmak, bir yana saptrmak, batan karmak.
 bir oyuncunun sahnede kendi  kendine syledii szler.
 aptal, inat , (eek gibi) eee ait, eeke. asinin'ity  eeklik, aptallk.
 sormak; talep etmek; davet etmek, teklif etmek; icap ettirmek, istemek, ihtiya gstermek; yalvarmak, rica etmek, niyaz etmek.  (ask.) for sormak, aramak, talep etmek, istemek. (ask.) for it hak etmek. (ask.) in ieriye davet etmek. (ask.) one to davet etmek. (ask.) one rica etmek.
 gz ucuyla, yan yan (bak); gvensizlikle;  beenmeyerek. Iook askance gz ucuyla  bakmak, yan bakmak.
 eri olarak, arpk bir ekilde.
 (edat)  eri olan, yan, meyilli ; (edat) zerinden meyilli olarak;  meyilli olarak.
  uykuda olan, uyumu;  uyurken, uykuya. fall asleep uykuya dalmak.  fast asleep derin uykuda. My foot  is asleep. Ayam uyumu.
  meyilli, yatyk, eri;  meyilli olarak.
 Asmara nehri.
 toplumdan kaan, merdmgiriz ; toplumun yararn dnmeyen, egoist, menfaatperest.
 engerek ylan.
 kukonmaz, (bot.)  Asparagus officinalis. asparagus fern peremli  kukonmaz. wild asparagus dii  kukonmaz, (bot.) Asparagus acutifolius.
kukonmaz otu ve pancardan karlan zel bir asit, asparagin asidi.
 grn, gsteri, vehe,  suret; yz, ehre, sima; bak, gr, nazar;  safha, hal, durum, vaziyet; (astrol.) gezegenlerin  birbirine oranla durumlar.
 yapraklar ok titreyen bir eit kavak aac, toz aac, (bot.) Populus tremuloides.
 ake, pul.
 ''h'' sesi.
 prz, sertlik; kabalk, iddet; zorluk, glk.
 (bot.) tohumsuz, asl tohumsuz olan.
 iftira etmek, lekelemek, amur atmak; serpmek. aspersion  iftira, leke. cast aspersions ta atmak, laf sokuturmak, dokundurmak. aspersive  iftira kabilinden.
 maden zifti; asfalt, maden  zifti ile kum veya akl tan kartrarak yol yapmnda kullanlan malzeme; asfalt yol.
 iriotu, (bot.) Asphodelus.
 (tb.) asfeksi, oksijen yokluundan ileri gelen boulma, nefes kesilmesi. (havagazndan boulma gibi)
 bomak, oksijensiz brakmak; boulmak.asphyxia'tion  oksijen yokluundan boulmaya sebep olma, boulma, nefes kesilmesi.
 (ah.) et vb'nin yannda  garnitr olarak servis yaplan itah ac  bir eit jelatin.
 (bot.) aspidistra, zambak familyasndan ok gzel yaprakll bir salon bitkisi.
  istekli, arzulu, talip (kimse)
   "h" sesi ve ''h"  harfi; "h', gibi ses Ikarma;  "h" sesiyle  telffuz etmek;  ''h" sesiyle telffuz olunan.
 arzu, istek, itiyak; yksek bir gaye edinme; teneffs etme,  nefes alp verme; (gram) "h" harfini telffuz.
 aspiratr, emici alet;  (tb.) emerek vcuttan svlar eken alet.
 yksek bir gaye edinmek, arzu etmek, talip olmak, gz dikmek.
 )aspirin  
 gz ilerde olan, bir  gayesi olan aspiringly  yksek emeller  peinde koarak.  
  gzunn ucuyla bakan;  gznn ucuyla bakarak, yan yan bakarak. 
 eek, merkep: ahmak, aptal veya budala kimse; (argo) but, kaba et wild ass da kulan, yaban eei, (zool.) Asinus onager.
 Gney Afrika'da  kullanlan hafif bir mzrak.  
 saldrmak, zerine atlmak,  zerine varmak, hcum etmek, hamle etmek;  tecavz etmek, dil uzatmak assailable  tecavz edilebilir. assailant  saldrgan  kimse, mtecaviz kimse.  
 suikast, katil, gizlice  adam Idren kimse; (bh) ismaili mezhebinin Hain denilen koluna mensup olan kimse.  
 suikast yapmak,  alakasna adam ldrmek (zellikle siyasi kiileri);bir kimsenin hretini mahvetmek  assassina'tion  suikast, adam Idrme.  
  saldr, iddetli hucum, hamle, tecavz;  saldrmak, hcum etmek, tecavz etmek. assault and battery (huk.) muessir fiil. 
 tahlil; tecrbe, deneme;  tartma, ayarlama; ayar iin alnan madde.  
 denemek, tecrbe etmek, yoklamak ; tahlil etmek, ayar etmek; deer bimek , kymet takdir etmek. 
 toplant, meclis; takm, kalabalk; montaj; bir araya toplama veya toplanma. 
 toplamak, birletirmek,  bir araya getirmek, ksmlan birbirine uydurmak ; paralar yerli yerine takmak; toplanmak , birlemek, bir araya gelmek, toplant yapmak, itima etmek.   
 toplant, meclis, kongre  assembly line montaj fabrikas. assembly  room toplant salonu. right of assembly  toplanma hakk. assemblyman  meclis  yesi, zellikle eyalet meclisi yesi. 
  rza, muvafakat, tasdik,  onay, kabul teslim;  razl olmak, muvafakat  etmek, tasdik etmek, kabul etmek.   
 ispat ve iddia ile beyan etmek; zerinde durmak, teyit etmek; demek, ne srmek, sylemek, iddia etmek assert one' rights hakkn ne srmek. assertive  iddiac. assertively  ne srerek. assertion  iddia, teyit, hakkn ispat etme. assertory  iddia eden. 
 tayin etmek (vergi, para cezas v.b.) , kymet takdir etmek, tarh etmek,  -e balamak assessable  vergi tayini    iin kymeti takdir olunabilen.     
 takdir edilen kymet;  kymet takdir etme; vergi; denecek veya  toplanacak mebl .
vergi tahakkuk memuru;  yarg muavini veya muaviri. assessor'ial  bu memura ait.  
 (mal.), kymetli ey, kymetli vasf.  
 (og), (tic.) emval, servet, mevcudat, aktif, varlk. assets and liabilities varlklar ve borlar asset and liability statement bilano. current assets dner varlklar. fixed assets sabit kymetler, duran varlklar. personal sssets menkul mallar. real assets tanmazlar, gayri menkul mallar. Iiquid assets derhal paraya evrilebilen kymetler. 
 beyan ve iddia  etmek, katiyetle bildirmek. assevera'tion   iddia, soyleme, beyan, sz.  
 aIkan, yorulmaz, ylmaz, bezmez, usanmaz;  devaml, surekli; dikkatli assidu'ity, assid'uousness   alkanlk, gayret; devam , sreklilik assiduously  kendini  vererek, gayretle; srekli olarak.   
 atamak, tayin etmek; aylrmak , tahsis etmek; kararlatrmak; atfetmek , hamletmek; (huk.) devretmek as(sig.)nable  tayini mmkun, tahsisi mmkn; feragat edilmesi mmkn. 
 randevu, gizli  ak randevusu.  
 (huk.) kendisine mal, hak ve yetki devredilen kimse.
 atama, tayin etme; tayin edilen ey; (huk.) feragat etme, feragat senedi, havale senedi; davann grulmesi iin gn tayin edilmesi; mflisin malnl bir vekile emaneten teslim ve havale; temlik; okul devi, evde hazrlanacak ders as(sig.)nment clause bir (sig.)orta poliesinde sahibine ciro hakkn veren madde.
 benzetmek, uydurmak , tesbih etmek, bagdatrmak; zumsemek , hazmetmek, emmek assimila'tion  benzeyis, tesbih; benzesme, temsil; hazm, emme, ozumseme, asimilasyon assim'ilative  benzeten, tebih eden; hazmedici, zmseyici. 
  yardm etmek, muavenet  etmek, iane vermek, desteklemek;  yardm  assist at hazr bulunmak assistance  yardm, muavenet, imdat, iane assistant   muavin, yardmc assistant professor  asistan . 
 kurulda alnan karar, (huk.)um;  (og), (ing) geici mahkeme celsesi.   
   arkada, dost;  serik, ortak; uye,aza;  arkadalk etmek;  ortak etmek, birletirmek; benzetmek, yaktrmak, aralannda iliski kurmak; ortakllk  kurmak, ,serik olmak; arkadas olan, ortak  kar ve ilikileri olan; tam yelik haklanndan  yararlanamayan, ye olarak tam yetki sahibi olmayan. associate professor (doent)  associable  baglants olabilen. associateship   arkadaslk; eriklik, ortaklk.   
Assosiated Press haber ajans
 kurum, cemiyet; arkadalk, birlik; irket association football (ing) futbol. association of ideas agrm. 
 birlie ait. associative  faculty arm yetenei.  
 telaffuz benzerlii;  asonans, yarm kafiye, seci. assonant   telaffuzu benzer olan; yarm kafiyeli.   
 tasnif etmek, snflandrmak,  cinslerine gre ayrmak; uymak, uygun  olmak, yakmak. assorted  esitli assortment  tasnif, snflandrma; esitle   
(ks.)assistant.
 azaltmak, hafifletmek,  yattrmak, teskin etmek, kesmek; tatmin  etmek.   
 hafifletici, dindirici,  teskin edici.   
 zerine almak, deruhte etmek ; farzetmek, var olduunu kabul etmek; var gibi gstermek, yaktrmak; yetkisi olmadan bir vazifeyi stne almak. assumed  farzolunan; hayali; takma, mstear (isim) ; gasbedilmi assuming  kibirli, marur, amirane tavrlar taknan. 
 (huk.) bir vaat uzerine  yaplan szlesme; akdin bozulmas halinde  zarar ziyan davas.   
 farz, tahmin, zan;  tavr, poz, amirlik taslama; kendine is edinme,  ustune alma; kibir, gurur, kustahlk; semaya  yukselme, uru, bilhassa Hazreti Meryem'in  semaya urucu. Feast of the Assumption  15 Austosta kutlanan Meryem'in  urucu yortusu.  
 farzolunan, zannedilen ; kibirli, magrur. assumptively farzederek , zannederek; kibirle, gururla.  
 gven, itimat; inan, itikat; nefsine itimat, kendine gvenme, cesaret ; sz, yemin, teminat; arszlk, yzszlk; (ing) (sig.)orta.
temin etmek , temin edici sz sylemek;ikna etmek; sz vermek;(sig.)orta etmek.assured nceden belli olan (ur'idli)  elbette, her halde, mutlaka, muhakkak assuring  emniyet veren, inandnc (ey veya kimse) assuringly  inandlnc bir ekilde. 
 (bot.) ykselen, yukar  dogru kvrlan.  
 Asur. Assyrian  Asuri,  Asurca. Assyriol'ogist  Asur uygarlgl  bilgini. Assyriol'ogy  Asur uygarll(tarih, dil ve arkeoloji) ilmi.  
 Fenikelilerin ak ilhesi, Kibele. 
 (fiz.) tesirsiz denkligi olan; sabit olmayan, belirli bir yeri veya ynu olmayan. 
 ylldz iegi, pat iei China  aster saray pat. 
 yldz eklinde  yanstan.  
 yldz iareti. 
 (astr.) yldz kmesi;  (matb.) u yldz iareti; baz kristallemi    madenlerin  inde yldz eklinin belirmesi  zelligi.  
den geriye, gerisinde, arkaya, geminin gerisinde kalmak, geride bulunmak.go astern geri gitmek (gemi), tornistan etmek;geminin k tarafna gitmek. 
 (astr.) kk gezegen,  asteroid, planetoit; (zool.) deniz yldz familyas;  yldz gibi. asteroi'dal  kk  gezegenle ilgili; yldza benzer.  
tp.kuvvetsizlik,dermanszlk, kuvvetten dme.  asthen'ic  (tb.) kuvvetsizlige ait, kuvvetsiz.  
 (tb.) nefes darlg, astm. asthmat'ic  astmla ilgili, astml, nefes darlgna ait. 
 (tb.) astigmatizm.  astigmat'ic  astigmatik astigmometer   astigmatn derecesini olmeye  mahsus alet.  
  hareket halinde, harekette;   yataktan kalkm, etrafta dolaan.
 agzsz. 
 artmak, hayrete dusurmek. be astonished at hayret etmek, amak, aakalmak. 
 asrtc, hayret  verici, alacak. astonishingly  alacak  surette.  
(  hayret, asknlk, arma.be filled,(seized,struck)  with astonishment amak, aakalmak,  donakalmak.  
 ar derecede artmak, btun btn hayret ettirmek. astoundingly  hayret ettirecek surette, Sartc bir ekilde.
 ata binmi gibi bacaklan birbirinden ayn olarak, eyere binmi olarak. 
 (mim.) )dlbukey pervaz . 
 topuk kemigi. 
 astragan, yeni dogmu  kuzunun postu; karagln krk.   
 yldzl, ylldz gibi, yldzlarla ilgili;(biyol.) yldlz biiminde. 
 . kyda, karaya oturmu. 
(Ing) ylldlnm ve  gk grltsnden am korku.   
  yolundan km, yanl yol tutmu, saptm, sapm,go  astray kt yola sapmak; yanl yere gitmek. Iead astray ayartmak azdrmak,.batan kartmak ;kt yola sevketmek. 
 ata binmis gibi bacaklan birbirinden ayn olarak. 
 skmak, sktrmak, teksif  etmek. astrin'gency  sktrclk, skclk,kabz, kaslma astringent   Iokal olarak  doku ve damarlan bzen ila; sktrc bzc.   
(  astrobiyoloji.   
uan st ksmnda gkcisimlerini gzlemek iin yuvarlak pencere. 
 yldzlarn  hareketleriyle ilgili bilim dal.   
 uzay aracnda yn tayin etmek.    
 astrografi, yldzlarn  haritasn karma veya yldzlar tarif  etme ilmi.   
 eskiden gkcisimlerinin  yksekliini tayin etmede kullamlan  bir gzlem arac, usturlap.   
 gkcisimlerine tapma. 
 muneccim.   
 astroloji, muneccimlik ; yldz falcl; (eski zamanda)yldzlar ilmi. astrolog'ical  astrolojiye ait, astrologically  astrolojik olarak. 
 astronot.   
 fezada yolculuk  ilmi.   
 astronom. 
(  ),ok fazla, muazzam, ar astronomik;  astronomi ile ilqili.    
 astronomi, yldzlar  ilmi.    
 fotografln astronomiye uygulanmas. as'trophotograph'ic  gkcisimlerinin (foto.) raflannln allnmasma ait. 
 gkcisimlerinin  fiziksel ve kimyasal yaplarn inceleyen  ilim, astrofizik. astrophysical  astrofizikle  ilgili.   
 dirayetli, akll, zeki, kurnaz,  zeyrek, aldanmaz. astutely  dirayetle;  kurnazcasna. astuteness  dirayet, feraset;  kurnazlk.    
 Asunsion, Paraguay ,n bakenti, 
 ayrlm olarak, paralanm  bir ekilde; paralar halinde; birbirinden  ayr veya uzak.   
 snak barinak, melce; himaye, koruma, muhafaza; kimsesiz veya dknleri barndran kurum, yetimhane, dknler evi. give asylum to barndrmak. insane asylum akl hastanesi, ifa yurdu. orphan asylum yetimhane, okszler yurdu political asylum siyasi iltica take asylum in barnmak, snmak, iltica etmek. 
 simetrisizlik, bakmszlk.asymmetrc  simetrik olmayan, simetriz, bakmsz.  
(mat.)asimptot, sonumaz.asymptotic  asimptotik, sonumazla ilgili veya ona ait.
 ayn zamanda vaki olmayan, ezamanl olmayan. 
 cmlenin bolmleri arasnda (bala.) kullanmama: (I.) came, (I.) saw, (I.) conquered. 
 gramer kurallarna  uymayan, biimsiz.   
 kalpteki kaslma yetmezlii .As you were !Ask. (emir) Eski vaziyetinizi alnl 
(edat.) tarafnda, -de, -da; -e, -a; zere,  halinde; bana, her birine, beherine; nezdinde ; yannda, evinde; ile megul; hususunda  at all hi, hi bir suretle at and  from (den.) (sig.) gerek limarda ve gerekse yolda(sigorta)  at best nihayet, olsa olsa.  at call talep edildiginde. at ease rahat.  at first nce, evvela. at home evde;  kabul gn. at large serbest. at last nihayet.  at least hi olmazsa. at most en ok.  atoncederhal, hemen. at one aynl fikirde  mutablk; saat birde. at par resmi deerinde.  at sight gruldnde, ibraznda   at that oldugu gibi; haliyle; hatta,  bile. all at once hepsi birden, hep  bir(den.) all at sea arm, ne yapacan  bilmez bir halde. sick at heart kederli,  uzgun, muteessir.   
(ks.) atomic weight.
 samimi ev toplants, kabul gn. 
 davul   
 atabey 
 (tb.) kinin gibi bir il, atebri n. 
 Kazak reisi, hetman. 
 (tb.) sakinletirici, yattrc, huzur verici. 
 ataraksiya; huzur, sukun, rahat olu. 
 eski atalarla ilgili.   
 ataclk, atavizm, eski  nesillerin bir zelliginin birka kuak sonra  tekrar belirmesi. atavis'(tic.)  atalara ait, ata.    
 (tb.) beden faaliyetlerinde  dzensizlik, adalelerin koordinasyon bozuklugu.    
(bak.) eat. 
 eski Yunan fikrine gre insan kr edip cinayete srkleyen kuvvet. -ate (sonek) -mi: desolate terkedilmi; ile: caudate kuyruklu; etken fiil: enumerate saymak; sonu: mandate emir; (kim.) oksijenli tuz: chlorate klorat. At easel! (ask.) emir Rahatl 
 (Fr.) imalthane, atlye. 
(it), (mz.) evvelki tempoya  dn.
 zamanla ilikisi  olmayan.   
 Allahn varln inkr;  Allahszlk. atheist  Tanrnn varlgn kabul  etmeyen kimse, ateist. atheistic, -al   Allahsz.   
 (tar.) asil kimse; kral naibi 
 (mit.) Atena.   
 fen ve edebiyat  kulb; genel kitaplk, okuma odas.   
atina ehri.athenian atinal. 
(  (tp)damarlar n tkanmas. 
 hevesli; istekli; (eski.) susam , susuz.     
athlete;athlete;athletics.
 atlet, sporcu, pehlivan.  athlete' foot madura aya, (tb.) mantar.    
 atletik, atletlere ait. athletically  atletik bir ekilde.athleticism atletizim sporculuk.athletics  ) atletizm.
  arpan;  arparak. 
 (edat) apraz; aykr, tersine, kar; (edat) bir taraftan kar tarafa; kar, zt. athwartship  (den.), alabandadan alabandaya.
  eilmi olarak, yan yatm  bir ekilde; hcuma geme pozisyonunda;   eilmi, yan yatm.   
 szlayan, titreyen.   
 (o.)(mim.) erkek heykel  eklindeki stunlar.   
  Atlas Okyanusu;  Atlas Okyanusu ile ilgili. 
 eski zamanlarda Cebelitar k'n batsnda var oldugu ve sonradan zelzeleden batt sylenen efsanevi bir ada. 
 (mit.) gklere destek olduu  sylenen bir yar-tanr. Atlas Mountains  Atlas Dalar.   
 atlas (harita kitab);(tb.) boyun fkra kemiklerinin birincisi, atlas, birinci omur; bir eit ipekli kuma, atlas; buyk boy kt. 
(ks.)atmosphere, atmospheric.
 (Hindu dininde) can, ruh,  nefes.    
atmometre, buhar ler.
 havakre, atmosfer;  evre, muhit; (fiz.) havakre (basn birimi)  atmospher'ic, -al  havaya ait, atmosferik.  atmospher'ics (o.) radyoda parazit.   
 atol, mercanada. 
 atom, zerre, cevher; ok kk miktar. 
 atomik, atomal: ok kk atomic bomb atom bombas. atomic energy atom enerjisi. atomic heat (kim.) atomal s. atomic number (fiz.) atomal say. atomic weight atomal arlk. atomics  nkleer fizik. 
 atomculuk. atomist  atomculuu kabul eden kimse. 
(ing)-ise atomlara ayrmak.
 (mz.) atonal, ton ve  makam temeline  dayanmayan (beste)  atonal'ity   (mz.)atonalite.   
 telfi etmek, (bir su, kabahat v.b.'ni) affettirecek harekette bulunmak, kefaret etmek. atonement  kefaret, tazminat , zr dileme, tarziye. 
 (tb.) dermansz takatsz, zayf; (gram.) aksansz; vurgusuz. 
 (tb.) zafiyet, dermanszlk, kuvvetsizlik. 
 (edat),  stte, stnde, zerine, zerinde;  stndeki. -ator (sonek) -ici: narrator hikyeci. -atory (sonek) netice veren, netice olan: mandatory zorunlu. 
(ar) (  kara sevdal, hznl, melankolik. 
 titreyen, korkan.   
 (den) trna denizin dibinden  az ykselmi (apa) 
 (mim.) (eski) Roma evlerinde avlu veya giri yeri; Orta a'da kilisenin etraf stunlarla evrili avlusu; (anat.) atriyum, kalpteki kulakklardan biri. 
 ok fena, pek irkin,  iren, menfur; gaddar, zalim, kalpsiz atrociously   zalimlikle, gaddarcasna; korkun  bir ekilde. atrociousness  zulm  gaddarlk, irenlik, menfur olu.   
 gaddarlk, ktlk enaat , canavarlk. atrocities (o.) mezalirn.  
(Fr.)  kiilik. 
 (tb.) gdaszlktan zayflama, bedenin zayflayp kurumas; dumur,atrofi krelme. 
 atropin, gzelavrato1undan  karlan ve hekimlikte kullanlan zehirli  bir madde.    
(ks.)attention, for the attention of dikkatine; attorney.
 takmak, raptetmek, ilitirmek, tutturmak; bititirmek, balamak; (huk.) haczetmek , msadere etmek; maiyete tayin etmek; vermek, hamletmek, isnat etmek; sevdirmek attached  bal, merbut, ilgili; iliik; tutkun. 
 atae attache  case genellikle deriden yaplan, dik drtgen  ve menteeli evrak koyaca, anta. naval  attache deniz atasesi.   
 ballk, merbutiyet; ilgi, alaka; sevgi, muhabbet, dostluk; (huk.) zapt ve msadere, haciz; zapt ve msadere ilam; ek para. 
  hcum etmek, saldrmak,  vurmak, basmak, tecavz etmek; laf atmak,  aleyhinde sylemek; ie koyulmak; tutmak,  isabet etmek;  saldr, hcum; (tb.) yakalanma , tutulma, nbet; birbirinin aleyhinde  syleme; ie koyulma; (mz.) bir notaya  balama tarz.
 varmak, ulamak, ermek,  erimek, vsl olmak, yetimek; kazanmak,  bulmak, kespetmek. attainable  ulalabilir,  eriilebilir, kazanlabilir, ele geirilebilir, istihsali  mmkn.    
 (huk.) idam hkm verilmesi veya kanun d iln edilmesi hallerinde bir kimsenin btn vatandalk haklarn kaybetmesi; (eski) leke, erefsizlik. 
hner, marifet; elde etme, erime, edinme. 
  (huk.) idam hkm verilmesi  zerine bir kimsenin vatandalk haklarn kaldrmak; lekelemek, rezil etmek;  Ieke,  ayp; medeni haklarn kaldrlmas.    
 tr attar of roses glya.   
 mlayimletirmek, yumu atmak, sertligini gidermek;(iine bir ey katarak) sy ayarlamak veya dzenli bir hale koymak; adapte etmek, uydurmak, intibakn sa1amak. 
  kalkmak, yeltenmek , teebb etmek; almak, gayret  etmek, denemek, tecrbe etmek; hayatna  kastetmek, suikast teebbsnde bulunmak;  teebbs, yeltenme, kalkma; deneme,  tecrbe attempt on one's life suikast  teebbs.   
 (toplantya)  itirak etmek,  katlmak; kulak vermek, laf dinlemek; bakmak,  mukayyet olmak; elik etmek, refakat etmek,  maiyetinde bulunmak; hazr bulunmak; beklemek ; on ile hazr bulunmak; to ile bakmak, zerine almak; ilgilenmek; megul olmak; kulak kesilmek, dikkat etmek.   
 devam, gitme; refakat; hazr bulunanlar, maiyet. dance in  attendance on zerine titremek.    
 hizmeti, hizmetkar; refakat eden kimse, elik eden kimse; beraberinde olan ey; bir kimsenin maiyetinde alan memur; netice, akbet 
 dikkat, ihtimam, zerine  titreme, megul olma; teveccuh, iltifat,nezaket; (o.) an sevgilisine gsterdii ilgi.  Attention (I.) Hazr ol (I.) attention span (psik.)  bir kimsenin konu degitirmeden ayn eye  dikkat edebildii mddet.    
 dikkatli, hizmete hazr;  kibar, ince, nazik attentively  dikkatle,  hizmete hazr olarak; nezaketle attentiveness   dikkat; nezaket, incelik    
 hafifletici, sulandrc. 
 ince, zayf, azalm, dar. 
 inceltmek, hafifletmek , azaltmak, daraltmak, zayflatmak;  deerini drmek attenua'tion  inceltme,  zayflatma, azaltma; incelme, daraltmak, azalma,  zayflama.    
(  resmen ve aka sylemek, iddia etmek; ahadet etmek, tasdik etmek, ispat etmek, delil gstermek, beyan etmek;  ahadet, tasdik. 
 ahadet, tasdik; yemin. 
 tavan aras; tavan arasndaki oda veya odalar; (mim.) klasik mimari tarzda cephe zerindeki kat veya sslu duvar. 
  )Atinal; ince, doru; sade;  )Atina lehesi. 
 Atik Yunanca'sna has dil zellii; gzel ve ince ibare; Atinallara bagllk. 
  sslu veya gsterili elbise , esvap, kyafet, kisve;  giydirmek, donatmak attirement  giyim kuam, esvap; tezyinat. 
 tutum, davran, tavr; vaziyet al; (hav.) dnya ve ufka gre meyil tutumla tutumla ilgili, vaziyete ait. attitudinize  tavr taknmak, vaziyet almak, alm satmak. 
 (huk.) bakasnn kiracs olmaya raz olmak; devretmek. 
 vekil, dava vekili attorney at law avukat attorney general devletin en yksek (huk.)uk memuru (adalet bakan gibi) ; basavc, ba mddeiumumi power of attorney veklet, temsil yetkisi; vekaletname attorneyship  veklet, avukatlk 
 ekmek, cezbetmek attractile   ekici, cazip attractive  cazibeli,  cazip, ,cekici, alml. attractively  gzel,  alml surette attractiveness  ekicilik,  cazibe.   
 ekicilik, cezbetme kabiliyeti attractable  cezbedilir, cezbedilebilir. 
 cazibe, ekici olu,  almllk; buyleyici ey; eglence program,  atraksiyon; (fiz.) ekim.    
(kis)attribute, attributive.
 vermek, yklemek, isnat  etmek, atfetmek, hamletmek. attributable   isnat olunabilir, atfolunabilir. attribu'tion   isnat, verme, hamletme, atfetme; sfat,  nitelik; ozellik, hassa; yetki, salhiyet attributive   verici, hamledici; (gram) niteleyici.   
 sfat, nitelik, vasf;  (man.) yklem, mahmul; (gram) yklem; sfat  veya benzeri.    
 srtnmeyle anm.   
 srtme, ypranma,  anma.   
 akort etmek; ahenk kazandrmak, uyum salamak.  
(ks.) attorney. 
(ks.) Attorney General. 
 (eski.) ikiye ayrlarak.   
 heyecanl; cvltl. 
 tipik olmayan. 
ograten. 
(Fr.) sabah arks. 
 patlcan.    
 kumral. 
(ks.)ab urbe condita (Lat.) ehrin  kurulu tarihinden  itibaren (hesaplanan yl)
(Fr.) aksine.
(Fr.) zamana uygun,  ada, modern.   
 mezat, mzayede ile  sat; bir esit iskambil oyunu;  miizayede  ile satmak, hara mezat satmak. auction  bridge okn (bri.) public auction ak  artrma. put up to auction mezada karmak. sell by auction ak artrma ile  satmak auctioneer  mezat, tellal.     
(ks.) auditor. 
 cretli, cretkr;  kstah, arsz. audaciously  kstaha, cretle. audaciousness  kstahlk, cretkrlk.    
 cret; kstahlk. 
 iitileilir, duyulabilir.  audibil'ity, audibleness  iitilebilme duyulabilme. audibly  iitilebilecek surette, duyulacak ekilde.   
 bir toplantda hazr  bulunanlar, dinleyiciler; resmi grume, huzura  kabul. audience chamber kabul salonu. give an audience to huzura kabul  etmek. have an audience with huzura kabul  olunmak, mlakat yapmak, grmek.   
 iiten, duyan.    
 ses yoluyla kafasnda kavramlar olumu kimse. 
 kulaa hitap eden, mzik  reprodksiyonuyla ilgili. audio frequency  ses dalgalarnn frekans.    
  kulak  ve gze ayn anda hitap eden sistem, retimde  kullanlan yardmc ara;  kitaptan  baka gretim aralar (radyo, resim, fonograf, televizyon)  ile ilgili.    
 iitme duyusunu inceleyen bilim dal. 
 iitme kuvvetini  lme aleti.    
 aslna uygun mzik alan elektronik aralar (radyo, teyp, fonograf v.b. ) merakls kimse.   
 (tb.) st dilere dayama suretiyle iitmeye yardm eden bir alet. 
 hesaplarn gzden geirilmesi, hesaplarn kontrolu, kesin hesap;  hesaplar kontrol etmek. auditor  hesap kontrolrl.
 dinlemek; ABD dinleyici  talebe olarak bir dersi takip etmek. auditive   iitmeyle ilgili (ey)  auditory  iitme  duyusu ve organlar ile ilgili;  (og) dinleyiciler. auditory canal (anat.) kulak yolu.    
 (opera, koro, v.b.'ne girmek iin yaplan) ses imtihan; iitme hassas, iitme kuvveti, iitme. 
 toplant salonu. 
(nlem),  (Al.) Allaha smarladlk; gle gle.  
(Fr.) usta, mahir.   
 (Al.) irfan; 18  yzylda bilimsel akm.  
(Fr.) esasen, aslnda.  
(ks.) August, Augustan, Augustus.    
 ok pis. Augean stables otuz sene pis kaldktan sonra Herkl'n bir gnde temizledii ahrlar. 
 (mat.) toplama ileminde  birinci rakam, ekleme ile byyen miktar.   
 burgu, matkap, delgi. shell  auger kak matkab.   
 sfr. 
  ey, nesne, zerre; hi bir ey;  hi;  hi bir ekilde For aught (I.) carel  Umurumda dei.l Vz gelir trs gider. Bana  ne !   
 zam, ilve; ilve harf veya hece (Yunan, sanskrite v.b. gibi dillerde) 
 bytmek, artrmak,  (o.)altmak; uzatmak; bymek, artmak, (o.)almak ; uzatmak; augmentable  artrlmas mmkn olan, (o.)alt!abilir. augmenta'tion   artrma, bytme, (o.)altma, uzatma.  augmentative   artma yahut artrma  kuvveti olan;  (gram.) kelimenin anlamn  byten (ek) augmented  artm, (o.)alm. augmented interval (mz.) yarm  ton artrlm mesafe. Augmented Roman  okuma retmek iin kullanlan 43 harfli  Latin alfabe: ITA, Initial Teaching Alphabet. augmenter  artran kimse veya ey.  
  eski Roma'da kulara bakarak kehanet etmekle grevli bir eit falc; khin;  kehanet etmek, nceden haber vermek;yormak. augural kahinlie ait. augury  kehanet; fal, almet; kehanet ayini. 
 Austos ay.   
 muhterem, aziz. 
 Roma imparatoru   Ogst'e veya onun devrine ait; Roma imparatorluunun  veya herhangi bir memleketin  edebiyatnn altn ana ait; stn zevke  sahip, klasik nitelikte.    
 azamet, ululuk, ycelik. 
(Fr.) kendi suyuyla, kendi sosuyla.   
 (zool.) souk memleketlerde yaayan  bir eit deniz kuu.   
(fr)stl.
 isko. eski, kadim; ihtiyar. for auld lang syne eski gnlerin hatrasna hrmeten. 
 saraya ait, divana ait. 
terbiye edilmeden hazrlanm yemek; plak. 
 teyze, hala, yenge. aun'tie  teyzecik v.b. 
(ing) (Fr.)  hizmeti kz.   
 bir cismin sat buhar, koku  vb; ruh, hava, atmosfer.    
 kulaa veya iitme duyusuna ait. 
 kulakl. 
 altln renginde, yaldlzl; parlak, mkemmel. 
 hale,  agl, ayla.  
(Fr.) Allaha smarladk;  gle gle.    
 altnl; (kim)  valansl altnla (bileik)   
 (anat.) sayvan, kulak kepesi; kulakk; (bot.), (zool.) kulaa benzeyen ey, kulack, kulakk. auricled  kulakl. 
 uha ieinin bir eidi, ay kula, (bot.) Primula auricula. 
 kulaa ve iitme duyusuna  ait; kulaa sylenmi, mahrem olarak  sylenmi; kulaktan kulaa; (anat.) kulak  kepesine ait.    
 kulakl veya  kulak gibi ksmlar olan.     
 iinde altn bulunan,  altnl (toprak, maden) 
 insan kula biiminde  olan.    
 (astr.) Arabac takmyldz. 
 kulak uzman. 
 gneteki frtnalar sonucu meydana gelip kutuplarda geceleri grlen renkli ve hareket eden klar; tan, dou, fecir, tulu, seher; (b.h), (mit) seher tanras. aurora australis gney yarmkrede geceleri gkyznde grlen renkli klar. aurora borealis kuzey yarmkrede geceleri gkyznde grlen renkli klar. auroral  gnein douuna ait; kutupsal klara ait. 
 iinde altn bulunan; (kim.)  tek valansl altndan olumu.   
 altn. 
(ks.) Australasia, Australia, Austria. 
 (tb.) stetoskop ile dinlemek. 
 (tb.) stetoskop ile dinleme; dinleme, kulak verme. 
 (Al.) antlama, anlama, bilhassa Avusturya ile Macaristan  arasnda 1867'de imzalanan birleme anlamas.   
  eski Roma'da khin.    
 uur getireceine inanlan trenlerle amak, a treni yapmak, balamak. 
 kularn hareketine bakp kahinlik etme; fal, almet.auspices  himaye, nezaret .under the auspices of himayesinde.
 kehanetle ilgili; uurlu, hayrl. 
 uurlu, hayrl. auspiciously  hayrl bir ekilde, uurlu olarak. auspiciousness  uur, hayr. 
(ks.) Austria, Austrian. 
 sertlik, hainlik; paraszlktan  dolayl masraftan kanma.    
 gney; scak. 
 Asya ktasnn gneydousundaki bykl kkl adalarn tm. 
 Avustralya. Australian   Avustralyal;  Avustralya'ya ait. Australian ballot zerinde btn adaylarn isimleri baslm gizli oy pusulas. Australian crawl kulaclama yz. 
 Avustralya'nn asl yerlilerine ait veya benzeyen. 
 Avusturya. AustriaHungary Avusturya-Macaristanimparatorluu Austrian   Avusturyal;  Avusturya'ya ait. 
 hormon.   
 mutlak hkimiyet; muhtariyet , zerklik. 
 bamsz ekonomi politikas. 
 gvenilir, inanlr, sahih, hakiki. authentic'ity  gvenilir olma, shhat, salhiyet. authen'tically  gvenilir ekilde. 
 doru olduunu  ispat etmek, shhatini tevsik etmek.  authentica'tion  doru olduunu ispatlama , shhatini tevsik etme.   
  yazar, mellif, muharrir; yaratc, msebbip; yazarn eserleri;  yazmak , eser yazmak authoress  kadn yazar. 
  serbestlige  imkan vermeden yneten;  sk  idare taraftar.   
 yetki, salhiyet, hkimiyet , otorite; hkmet; itibar, nfuz; bilirkii, ehli vukuf, erbap; ahadet, ahit; yetkili saylan kitap veya yazar. the authorities yetkili olanlar; polis ve hakimler author'itative  yetkili, salahiyettar; itimada lyk, itibar olunur, amirane. author'itatively  yetkili olarak; gvenilebilecek ekilde. author'itativeness  yetkili olu, salhiyet sahibi olu; gvenilir olma. 
 izin, ruhsat,  cevaz; tensip, uygun grme.   
 yetki vermek, saIhiyet vermek; yetkili olarak kurmak; izin vermek; ruhsat vermek; msaade etmek; caiz grmek; teyit etmek, tasdik etmek. Authorized Version Kitab Mukaddes'in 1611'de yaplan ingilizce tercmesi. 
 yazarlk, muharrirlik,  melliflik; kaynak.   
 (tb.) anormal derecede hayale dalma, ie kapan. autistic  hayale dalmaktan kurtulamayan. 
 ABD otomobil. 
(nek) kendi kendine, kendiliinden hareket eden. 
 Almanya'da geni ve  dzgun araba yolu, otoban.    
 otobiyografi , bir yazarn kendi hal tercmesi. autobiograph'ical  kendihayatndan bahseden yazarn biyografisine ait. autobiographically  kendi hayat hikyesi ile ilgili olarak.
 otobs.   
 (kil) kendi  kendini idare eden, mstakil, bana buyruk.   
 esas yerli, bir  yerin kadim insan (hayvan, bitkisi) 
 yerli, kadim.   
 otoklav, sterilizator. 
 otokrasi, bir hkumdarn mutlak hkimiyeti, istibdat. 
 diktator, mstebit kimse, otokrat.autocratic  mstebit. autocratically  mstebit bir ekilde. 
 engizisyon devrinde  atee atma cezas.    
 (tb.) kendi hastaln tehis. 
 kendi kuvvetini reten. 
znerosuluk. 
 (bot.) kendi tozu  ile tozaklanan. autogamy  kendi tozu  ile tozaklanma; (biyol.) birbirine benzer hcre  veya zlerin birlemesi.    
 (biyol.) kendiliinden vcut bulma, kendi kendine peyda  olma. autogenet'ic  kendi kendine peyda  olan; (jeol.) suyun tesiri ile peyda olan.   
 kendi kendine  hsl olan. autogenous welding kendiliginden  ve ek maden kullanmadan  kaynama (maden paralar)  
 otojir. 
 (tb.) ayn vcuttan alnp vcudun baka bir yerine yaptrlan ekleme para. 
  bir kimsenin kendi el yazs; muharririn kendi eliyle yazlm yaz veya msvedde; bir kimsenin kendi el yazs ile imzas;  kendi el yazs ile imza atmak. 
 (mz.) akort alan bir eit kanun. 
 kendi kendini hipnotize etme. 
 yaradltan bir hastala kar bakl olma. 
 (tb.) vcutta  hsl olan mikroplarla iltihaplanma.   
(tb.) kendi vcudundan alnan bir madde ile alanma. 
(tb.) kendi vcudunda hsl olan zehirli maddeden zehirlenme. 
 kendiliinden  hareket e(den.)    
 ABD iinde otomatik  tertibatla yemek verilen lokanta.   
 otomatikletirmek, makineletirmek. 
  kendiliinden  hareket eden, otomatik;  otomatik tabanca.  automatic pilot ua idare eden otomatik  tertibat. automatically  otomatik olarak,  otomatikman.   
 makinelerin veya  bir fabrikann otomatik tertibatla idare edilmesi.     
 otomatik olu; istee bagl olmadan yaplan hareket; (psik.), (fels.) otomatizm, zdevim, munsakiyet. 
 kendiliinden hareket  eden ey; istee ba1 olmadan veya  mihaniki surette hareket eden kimse.   
 otomobl.    
 bakalarn da  kendi gibi farze(den.) automorphism  bakalarn da kendisi gibi farzetme.    
 otomobillerle ilgili;  kendiliinden hareket edebilen.     
 zerk, muhtar, muhtariyetle idare edilen, otonom. 
 zerk, muhtar; zerklige ait; mstakil, kendi kendini idare eden. 
 zerklik, muhtariyet,  kendi kendini idare etme hakk.   
 (tb.) sebepsiz gibi  grnen hastalga ait.    
 (tb.) sebepsiz gibi grnen hastalk. 
 (tb.) otoplasti. autoplastic   otoplastiye ait.    
 hava basnc  ile kendiliinden hareket e(den.)   
 otopsi. 
 (tb.) kendi  kendine telkin.    
 (tb.) kendi kendine  tedavi; hastann kendi vcudundan  alnan bir madde ile tedavi edilmesi.   
(  (tb.) kendi  vcudunda hsl olan mikroplarla iltihaplanma.    
 (kim) havada oksitlenme; ikinci bir maddenin de bulunmasyla oksitlenme. 
 sonbahar, gz, hazan.  autum'nal  sonbahara ait. autumnal equinox  (astr.) sonbahar ekinoksu.   
  yardmc, muavin; (gram.) yardmc fiil;  yedek; yedek motorlu (yelkenli) 
(ks.) Authorized Version. 
(ks.) average, avoirdupois.  
  yarar, fayda, kr;  yaramak,  ise yaramak, faydas olmak. of no avail  beyhude, bouna. to avail oneself of  yararlanmak, -den istifade etmek.    
 kullanl, hazr, elde  mevcut; piyasada bulunan. availabil'ity,  avail'ableness  hazr bulunma; muteber  olma.   
 () da1ardan yuvarlanan  kar kmesi; heyeln.   
  yenilik getirenler  yeni moda yaratan, yenilik getiren. 
 (hrs), tamah. avaricious  haris, tamahkr avariciously  hrsla, tamahkarlkla. avariciousness  harislik, tamahkrlk. 
(nlem), (den) Dur ! Agantal  Abosa !   
 Hindu mitolojisinde bir tanrnn insan veya hayvan eklinde yeryzne  inmesi.   
(nlem), (eski) Defol ! 
(nlem),  (Lat.) selm, merhaba; bir selam duas.Ave Maria Selam, ey Meryem !   
Ave. (ks.)avenue, Avenue.
 yulaf veya yulaf cinsinden otlara benzer veya onlara ait.
 intikam almak,  almak. avenge oneself on -(den.) intikam almak, -(den.)  almak. 
 yldzta. 
 cadde, geni yol, sokak; girilecek veya klacak yol; iki taraf aalkl yol. 
 iddia etmek, kuvvetle  sylemek, ispat etmek, tahkik etmek.   
 ortasn bulmak, vasatisini alrnak; vasati olarak yapmak veya almak; vasati yekun tutmak.
  vasati hesap, ortalama,  vasat, orta; cari olan fiyat, derece veya  miktar; adi l; (den) hasar, avarya;  muhammin , avarya duzenleyen eksper. average  clause sigortada verilecek tazminatn miktar n snrlayan madde. above the average  vasattan yukar. an average family orta  derecede bir aile.on an average vasati  olarak, ortalama olarak.    
 ibni Rt.   
 to ile kar, aksi fikirde olan, muhalif; ekinen, itinap eden. averse to going gitmek istemeyen, gitmekten ekinen. averseness  ekingenlik ekinme, itinap. 
 nefret, irenme, tiksinme, istikrah; tiksinti veren ey, menfur ey. have an aversion to sevmemek, holanmamak, tiksinmek, yldz barmamak.
 baka tarafa evirmek, yn deitirtmek; nlemek, menetmek, defetmek, brakmamak. 
 kulara ait.      
 kuhane.   
 uak kullanmak.   
 havaclk, tayyarecilik; uu.   
 pilot, tayyareci, havac. 
 ibni Sina. 
 ku besleme. 
 arzulu, hrsl, haris. be avid for -e arzulu olmak, haris olmak. avidity  istek, arzu, hrs. 
 (zool.) belirli bir blgedeki kular veya ku trleri. 
 uak kullanma teknii , pilotluk. 
 haber, bilgi, malumat; muhabere  gemisi, avizo.    
 (tb.) vitaminsizlikten  ileri gelen hastalk.   
 avocado pear perse aacnn meyvas. 
 amatrce megale, i, meguliyet, hobi. 
 avoset, (zool.) Recurvirostra. 
 saknmak, ekinmek, kanmak , uzak durmak, itinap etmek; (huk.) bertaraf etmek, feshetmek, iptal etmek. avoidable  kanlr, saknlr, itinap olunur ; bertaraf edilir, fesholunur avoidance  saknma, itinap; (huk.) iptal. 
(ks.) avoirdupois. 
 ngiltere ve Amerika'da kullanllan tart usulu; (k.dili) imanlk. 
 onaylamak, teyit ve tasdik  etmek, kuvvetle sylemek, iddia etmek,  garanti etmek, itiraf etmek, aka sylemek.   
 aka sylemek, beyan etmek, iln etmek, ikrar etmek, itiraf etmek, kabul ve tasdik etmek.avowal  beyan, iln, ikrar, itiraf, kabul, tasdik. avowedly  aka, sarahaten, alenen. 
 koparma, skme; kopmu, para; (huk.) bir rmagn yolunu deitirmesi gibi tabii bir sebepten dolay bir mlkn baka bir mlk sahibinin tarafna gemesi. 
 amca veya day  gibi veya onlara mensup.   
 beklemek, intizar etmek,  gzlemek, hazr olmak.  
 uyank, tetikte, (sak) be awake to -e kar uyank olmak. awakening    uykudan uyan;  uyandrc.   
 uyandrmak; uyarmak, ikaz etmek; kkrtmak, tahrik etmek;  uyanmak; farkna varmak, gz allmak;  harekete gemek, canlanmak, dirilmek.    
dl mkfat; olarak vermek;hkmen vermek, hkmetmek, verilmesini emretmek.
haberdar, farknda, vakf, uyank. be awere of farknda olmak, farkna varmak. awareness  farknda olama.
  su seviyesi ile beraber;   suyla rtl; dalgalarla ykanan; suda yzen,  dalgalarn saa sola att.   
 uzaa, uzakta; bir yana; -den,  -dan be away bulunmamak, baka yere  gitmiolmak. becarriedaway srklenrnek;  kaplmak. carry away alp gtrmek, srklemek . come away brakp gelmek. cut  away kesmek, kesip atmak. do away  with yok etmek, ldurmek, ortadan kaldrmak.  drive away uzaklamak; kovmak,  defetmek. eat away andrmak; yiyip bitirmek.  far away uzaa, ok uzakta, uzaklarda.  fire away hemen ate etmek; durmadan  konumak.fly away uup gitmek, kamak.  give away bir kimseye hediye etmek; nikahta  gelini gveye vermek; ihbar etmek, ele  vermek. go away gitmek, ayrlmak. hide  away saklamak, saklanmak. make away  with armak, almak yrtmek. put away  kaldlrmak. right away hemen, derhal. send  away baka bir yere gndermek, kovmak.  send away for mektupla smarlamak.  snatch away kapmak take away alp  gtrmek. waste away erimek, sararp  solmak.    
(nlem) Defol ! Haydi ! 
 korkutmak, dehete drmek huu  vermek.   
 korku, huu, hayet. awesome   korku veren, korku veya huu ifade e(den.)  awestricken, awestruck  huu iinde,  hayran kalm.   
 (den) rzgr stne,  rzgr stnde.    
 (den.) dipten ayrlm (apa) 
 korkun, dehet verici; mthi,  berbat, ok kt; (k.dili.) heybetli, iri awfully  (k.dili.) ok; ok fena.   
 biraz, ksa bir zaman iin,  bir mddet.   
 telal; telala.
 eli ie yakmaz, sakar,  hantal, biimsiz, yakk almayan, mnasebetsiz , kaba; idaresi g. awkwardly  acemicesine.  awkwardness  beceriksizlik,  acemilik.    
 biz, sara ve kundurac bizi.   
 (bot.) diken, klk, sorgu. awns  of barley arpa dikenleri, arpa klklar.  awned, awny  dikenli, klkl, sakall.  awnless  klksz, sorgusuz.    
 tente, gnelik, sayvan. 
(bak.) awake. 
(ks.) absent without leave asker kaa. 
  arpk, yan, ters, yanl. 
  balta;   balta ile budamak; baltalamak.   
 eksen ile ilgili; eksen tekil  eden, mihveri. axial pressure (fiz.) eksensel  basn. axial turbine (mak.) dik trbin.    
 (bot.) koltuk, aa dal ile sap yahut yaprak sap ile dal arasnda olan ke veya koltuk. 
 (anat.) koltuk alt. 
 (anat.), (bot.) koltuk altna  ait.   
 (fels.) moral, estetik, (din) gibi deer sistemlerinin incelenmesi, deer kuram. 
 aksiyom, belit, kabul edilmi gerek. axiomat'ic  kendiliinden  belli; aksiyomla ilgili olan axiomatically   kendiliinden belli olarak; aksiyom olarak.    
 eksen, mihver, kutup; (mak.) dingil; (tar.) itilf, anlama, uyuma. axis bearing (mak.) dingil yata. axis friction (mak.) mihver srtnmesi. axis pressure dingil basnc. axis of rotation deveran mihveri; (mat.) dnm ekseni magnetic axis manyetik eksen. 
 dingil, mil. axle box dingil kutusu. 
 araba dingili. 
 evvelce ngiltere'nin  Axminster ehrinde yaplm olan bir eit    Trk hals.    
(zool.) bir eit salamandra.   
 (zool.) bir hayvann vcut ekseni; akson.  
evet, muhakkak, hay, hay.Aye aye, Sir! Ba stne efendim ! (gemicinin cevab); Tamam anlald!
(iir) hep, daima. for aye ilelebet. 
 kabul oyu, olumlu oy, evet: olumlu oy veren semen. 
  yerli hizmeti veya  dad.  
 (zool.) yalnz Madagaskar'da buluhan kedi byklunde sincaba benzer bir hayvan.
genellikle  kahverengi ile kark beyaz renkte bir eit  iskoya sr.   
 Amerikan hanmeli, aalya, (bot.) Rhododendron. 
 Azerbaycan. 
 (astr.) azimut, gk kresinin herhangi bir noktas ile gney yn arasmdaki a. azimuth compass bir gk cisminin mknatssal baucunu tayin iin kullanlan pusula, semt pusulasu. azimuth tables semt cetvelleri.
  (jeol.) azoik devir, hayat olmayan a;  azoik, hayat olmayan jeolojik devre ait. 
 Asor adalar.  
Azak Denizi.   
  Aztek, Meksika'da yaayan  Kzlderili kabilesi;  bu kabileye mensup  veya ait.    
  gkyz, sema; gk mavisi;  gkmavisi renkte. 
(jeol.) bir eit bakr cevheri; fazla deeri olmayan bir ta. 
 (zool.), (bot.) tek, ift olmayan.    
 mayasz ekmek azymous  mayasz. 
 tfeinin samas.
hava tfei.
(ks.) bachelor of divinity. lahiyat fakltesi.
 ingiliz alfabesinin ikinci harfi; musikide  si'ye karlk olan yedinci nota; ABD  snavlarda "iyi" karl olan not.  
(ks.) Bachelor of Architecture universite mimarlk diplomas.
(ks.)British Broadcasting Corporation.
(ks.) before chrst.milattan nce.
(ks.) Bachelor of Education, Bacheloor of English,Bill of Exchange.
(ks.) brought over.
(ks.) below proof, boiling point. 
(ks.) Bachelor of Arts edebiyat fakltesi diplomas; Buenos Aires. 
  koyun melemesi;  melemek. 
 eski Sami rklarn tanrlarndan biri; Fenikelilerin ba tanrs olan  gne ilh; sahte ilh.   
 vaytmetal, mil yataklarnda  kullanlan bir alam; buna benzer herhangi  bir alam. babbitt bearings bu maden ile  yaplan mil yata.    
  anlalmaz szler sylemek;  gevezelik etmek, samalamak;  alama; manasz ve sama bir ekilde if ade  etmek; boboazlk etmek, azndan karmak ;  bo laf, manasz sz; gevezelik,  mrlt babbler  geveze kimse, boboaz  kimse, durmadan konuan kimse; alayan (rmak)  
 bebek; saf ve tecrbesiz kimse; ABD, (argo) kz, (slang) pili.   
 Babil ehri ve kulesi; yksek bina; (kh) kargaalk, ana baba gn. 
 Babilik.   
 Hintli veya Bengalli efendi;  ingilizce bilen yerli ktip; sathi bir ingiliz kltrne  sahip olan yerli.   
 az kpeinkine benzeyen ksa kuyruklu bir maymun tr, Habe maymunu. 
pabu 
 Hindistan ve Arabistana  mahsus birka cins aa, (bot.) Acacia arabica;  bu aalarn zamk, tohum zarf veya kabuklar.   
 earp. 
   bebek ocuk; bir ailenin  en k; ocuka halleri olan kimse;  (argo) bir kimsenin ovunmesine sebep olan  icat veya eser; (argo) kz;  bebek gibi; bebee  ait; bebee yakan; (k.dili.) kk nispeten   kk;  kk ocuk muamelesi yapmak;  martmak baby blue st mavisi baby'sbreath   bir cins uzun sapl, hafif kokulu  pembe ve beyaz iekleri olan bitki, (bot.)  Gypsophila paniculata baby bottle biberon,  emzik. baby carriage ABD ocuk arabas.  baby farm ocuk ve bebekler iin cretli  bakmevi, kre. baby grand ksa kuyruklu  piyano babyhood  bebeklik devresi babyish   ocuksu, bebeksi, bebek gibi.    
 ABD ana babann evde olmadg zaman ocua (o.)u zaman birgece iin) bakmak. baby sitter ocuk bakcs. 
 Babil ehri; herhangi  byk ve tantanal bir ehir; gnahkrlar  ehri.   
 Babil imparatorluu.      
  Babil ehrine veya imparatorluuna ait; gnahkr;  Babil imparatorluunda oturan kimse; Babil dili. 
 bakalorya;  mezuniyet trenlerinde yaplan dini ayin.   
 iskambil kgd ile oynanan bir Fransz kumar, bakara. 
 (bot.) ilee benzeyen  etli ve ekirdeksiz meyva gibi; byle meyva  veren.     
  arap tanrs Baks'e  tapnan kimse; zevkine dkn kimse;  ayya kimse; (o.) Baks enlii, iki lemi;   Baks'e ait.    
 Baks enlii;  k.(h) iki lemi, iki meclisi. bacchanalian   iki elencesi kabilin(den.)   
 Baks rahibi; ayya  kimse.   
 Baks rahibesi; Baks'e tapan kadn; iki seven kadn 
 Baks'e veya Baks ayinlerine ait; k.(h) en, neeli, keyif ehli; sarho. 
 Baks, eski Yunan arap tanrs. 
 (bot.) ilee benzer  kk ve etli meyva veren.    
 (bot.) ilee benzer  kk ve etli meyva eklinde.    
 ubuk eklinde, kk ubuklardan ibaret; (tb.) basile ait, sebebi basil olan. 
(zool.)ilee benzer kk ve etli meyva ile beslenen. 
 (k.dili.) bekr hayat yaamak.    
 bekr erkek, evlenmemi erkek; fen veya edebiyat fakltesi mezunu; bir bakasnn bayra altnda hizmet eden gen valye. bachelor'sbutton  (bot.) peygamber iei. bachelordom, bachelorhood bachelorship  bekrlk. Bachelor of Arts degree edebiyat fakltesi diplomas; (ks.) BA., A.B. Bachelor of Science degree fen fakltesi diplomas; (ks.) B. 
 (tb.) ubuk seklinde mikroskobik  (bakt.)eri, basil; herhangi bir mikrop.   
 bir eye destek olmak, arka olmak, yardm etmek; tarafn tutmak, zerine bahse girmek (at v.b.); ; geriye srmek; srtna binmek ; (den.) gnein aksi ynne dnmek, dirise etmek (rzgar) back down back out caymak, sznden dnmek. back the oars, back water (den.) siya etmek. back the sails (den.) yelkenleri faa etmek back up geri srmek, geri gitmek; desteklemek. 
 arka, srt, geri; belkemigi; futbolda bek, mdafi. back to back arka arkaya, srt srta. be at one' back bir kimseye arka kmak. behind one' back birisinin arkasndan, gyabnda. flat on one' back hasta, yatakta. get one' back up fkeli veya dik bal olmak. have one' back to the wall kmazda kalmak. turn one' back on a person veya a thing bir kimseye veya bir eye srt evirmek; vazgemek; ihmal etmek.back scratcher kasa.
 geri, geriye; yine, tekrar. back and forth ileri geri. fall back upon a  thing gvenmek snmak give back  geri vermek; gerilemek, geri geri gitmek.  keep back saklamak, gizlemek. look back gemii dnmek, hayal etmek. back talk kstaha karlak verme.go back on inkar etmek, yerine getirmemek.  
 tekne, kk havuz. 
 arkadaki, arkasnda olan; arkaya  doru olan, evvelki; eski. back country  tara, memleketin uzak keleri; geri kalm  blgeler. back formation ((dilb.) benzetme  yolu ile bir kelimeden geriye gidilerek tretilen  yeni kelime. back issue eski tarihli  mecmua. back number gn gemi gazete,  eski dergi; itibardan dm ey veya  kimse back taxes vergi borcu.    
 kstahlk; kstaha karlk. 
 bisiklette ayak frenine basmak; szn geri almak, syledigini deitirmek. 
frn hareketlerine mdahale eden kimse. 
 srt ars; (tb.) bel romatizmas Iumbaqo.   
 parlamento yesi. 
 gyabndaekitirmek, arkasndan konumak, iftira etmek. backbiter  dedikoducu kimse. 
 arka tahtas, arkalk; (den.) filikada k aynalk tahtas, aynalk; basketbolde sepetin zerine tespit edilmi dikey tahta. 
 (anat.) omurga, belkemii; grnm veya grev itibariyle belkemiine  benzeyen herhangi bir ,ey; karakter  kuvveti, metanet.    
 bedenen yorucu , ypratc. 
 gizli, el altndan yaplan.    
 cayma; (fig.) yelkenleri indirme; tam teslimiyet 
 sahnede arka perde.    
 arkas olan, yardm edilmi,  himaye edilmi; arkalkl (iskemle v.b.);  ifte dokunmu.    
 arka, yardm eden kimse, tarafn tutan kimse; yarta bir ata para koyan kimse. 
  orman yangnn  sndrmek iin aksi ynde kartlan yangn;  (mak.) geri tepme; bunsen lambasnda fitil  yanmadan gazn tutumas;  aksi ynde  kasten yangn karmak; geri tepmek.      
  tavla oyunu;   tavla oyununda yenmek, zellikle mars  etmek.   
 arka plan, zemin;  (gz) (san) (fon); bir kimsenin gemiteki  grg, muhit ve tahsili. in the background  gzden uzak; mulak, belirsiz. keep in the  background arka planda kalmak, kendini  gstermemek.    
   elin tersi ne  gelecek ekilde yapllan vuru; geriye doru  veya sola yatk olan el yazs;  elin tersi  ne doru olarak  yapllan ;   dolaysyle, dolayl olarak.    
 elin tersi ne  doru olduu halde vurulan; samimi olmayan , sinsice, zt anlam ima e(den.) backhanded  compliment tenkit niteliinde olan  kompliman.    
 binann dnda olan  apteshane, tuvalet.   
 yardm, mzaheret; tasdik; arka, arkalk, destek. 
 iddetli geri itme; makinede boluk veya salg; yenilie kar umumun aksi tepkisi. 
 ABD ocakta arka  tarafa konan iri ktk; destek veya yedek  vazifesi gren herhangi bir ey.   
 arkalk. 
 gizli, el altndan yaplan. 
 ) srt madeni bir ubukla kuvvetlendirilmi ince dili bir eit testere. 
 birbirini yalamak back-scratcher  srt kaycs; yagclk yapan kimse. back-scratching  birbirini yalama. 
 sekte, aksilik, iin ters gitmesi; ters aknt. 
 arka taraf; insan veya  hayvan k.    
 fena yola sapmak; doru yoldan tekrar gnaha dnmek. backslider  fena yola sapan kimse; tekrar gnaha dnen kimse. 
 daktiloda geri gitmek.   
   kulis, soyunma odalar, perde arkas;  perde arkasnda olan, kuliste bulunan;  kuliste, perde arkasmda. 
  arka merdiven; gizli yol;  dolayl, gizlice yaplan, el altndan olan. 
 (den) patrise; (mak.) bir  mekanizmada destek veya kontrol vazifesi  gren para.    
  ineardl diki;  ineard diki dikmek. 
 (A.B.D.) topun kamasn  nlemek iin arka plana gerilen a  veya parmaklk.    
 kskn, atn eyerine bal ve kuyruunun altndan geirilen kay. 
 ters aknt anafor. 
 ters vuru, geri tepme; srt st yz. 
 tek yzl kl; bu  eit klc kullanan eskrimci. backswordsman  kl kullanan eskrimci.  back talk kstaha konuma, karllk verme.   
 geriye dn yapmak;  sylediini deitirmek veya szn geri  almak.    
  geriye doru, tersine, geri geri;  gemi zamanlara doru, geri;  ge kavrayan , ge ve yava renen; isteksiz, ekingen ;  ge  backwardly geriye  doru olarak backwardness  geriye  doru olma; ge kavrama.    
 kayk kreklerinin veya gemi pervanesinin geriye attl su, serpinti; kendisini yaratan olayn bitiminden sonra da devam eden durum.
  bir set vasltaslyle geri evrilen su; dmen suyu, gemi pervanesinin geriye attl su; durgun su; durgunluk , ilgisizlik;  (den.) siya etmek, tersine krek ekmek.
  (o.) meskun  yerlerden uzak veya aalardan yar temizlenmi yerler;  kaba, basit, incelikten uzak. backwoodsman  byle bir mntkada yaayan kimse; kaba ve basit adam.
evin arkasndaki bahe in his own backyard kendi evresinde
 beykin, hayvann yan ve srt tarafndan elde edilen tuzlanm veya ttslenmi domuz eti, domuz pastrmas. bring home the bacon istediini elde etmek, bir eyde muvaffak olmak
  ngiliz lim ve filozofu Francis Bacon'a veya doktrinlerine ait;  Bacon felsefesine bal olan kimse. Baconian theory Shakespeare'in eserlerini yazann Bacon olduunu ileri sren kuram
 (o.) (bakt.)eriler. bacterial  (bakt.)eriye ait, ondan ibaret olan veya ondan ileri gelen bacterially  (bakt.)eriyle ilgili olarak
 (bakt.)erileri yok eden bir madde, (bakt.)erisid. bacterici'dal  (bakt.)erileri yok eden maddeye ait
 (bakt.)eriyoloji, (bakt.)erileri tetkik ilmi, mikrop ilmi, (bakt.)eri bilgisi. bacteriolog'ical  (bakt.)eriyoloji ilmine ait. bacteriolog'ically  (bakt.)eriyolojiyle ilgili olarak. bacteriol'ogist  (bakt.)eriyoloji uzman, (bakt.)eriyolog
 (bakt.)eriler vastasyla meydana getirilen kimyasal ayrma; (bakt.)eri hcrelerinin imhas
 (bakt.)erileri yok eden kck cisimler
 (bakt.)eri yoskopi, mikroskopla (bakt.)erileri inceleme
 (bakt.)eri.
 (bakt.)eri eklinde, (bakt.)eri biim, (bakt.)erimsi. bacteroi'dal  (bakt.)eriye ait.
 Bat Asya'da Amu Derya nehri ile Hinduku dalar arasnda bulunan eski bir lke. Bactrian  bu lkeye ait. Bactrian camel iki hrgl deve
 denee veya denekle cezalandrmaya ait
(worse,worst) kt, naho; deersiz; kifayetsiz; yanl, kusurlu; geersiz; bozuk, zararl; keyifsiz, hasta; piman, mteessir; iddetli, sert; rk. in bad (k.dili.) g durumda. be bad at something bir eyi becerememek. bad debt pheli alacak, tahsili mmkn olmayan alacak. bad money kalp para. feel bad kendini iyi hissetmemek. go from bad to worse gittike fenalamak, daha beter olmak. go to the bad fena yola sapmak, batan kmak. have bad blood between arada husumet olmak
 denizkadayf, (zool.) Alaria esculenta
 (argo) (filimde) kt adam
(bak.) bid
 nian, almet, iaret, rozet
  porsuk; porsuk krk; porsuk klndan yaplma fra ve olta;  kzdrmak, gcendirmek; taciz etmek, cann skmak, (fig.) bann etini yemek.
 taklma, latife, aka; istihza
 iinde birok vadi bulunan orak arazi
 fena halde; (k.dili.) ok .
 ekya .
 tyl toplarla ve kk raketlerle oynanan bir eit oyun.
 aksi, huysuz, ters.
Baffin arazisi. 
  artmak; engel olmak; boa karmak, aciz brakmak; beyhude yere mcadele etmek, bocalamak (gemi v.b.) ;  su, hava veya ses hareketlerini kontrol eden bir levha; hoparlr ekran. be baffled armak.
 artc, aldatc, durmadan deien. baffling winds (den.) kararsz rzgarlar. bafflingly  artc durumda .
 golf topunu havaya atmaya mahsus ksa denek.
  (-ged,-ging)  torba, anta; kese, uval; bir anta muhtevas, antann iindekiler; inek memesi; (argo) bir paket esrar;  torbaya veya uvala koymak; torba gibi imek, torba gibi sarkmak; iirmek, germek; yakalamak, avlamak. bag and baggage pl prty toplayarak, butun eya ile. hold the bag kabak banda patlamak; avucunu yalamak. in the bag ABD (argo) emin, garantili; (colloq.) antada keklik.
 suyu karlm eker kam (kat v.b.imalinde kullanlr); zm veya pancar posas.
 nemsiz ey; bilardoya benzer bir oyun; (o.)unlukla piyano iin bestelenmi ksa ve hafif para.
Badat ehri; Irak'n baehri. 
 bir cins tatl kk ekmek.
 ABD bagaj, yolcu eyas; ordu arl; hafifmerep kadn; ivebaz kz, canl gen kadn. baggage master  bagaj memuru.
 kenevir veya jtten dokunmu olan uval bezi.
 torba gibi, gevek, sarkk.
 umumhane, genelev, hamam; eski dou memleketlerinde esirlerin konduu zindan .
 gayda, skolarm tulum algs
(nlem) hakaret ifadesi, Tu !
 Hindistan'da hrmet ifade eden ve bey kelimesinin karl olan unvan
  Bahai;  Bahai mezhebine mensup olan
 Bahailik.
  (huk.) kefil; kefalet; kefalete balanma; kefaletle tahliye; tahliye iin kefalet, teminat;  bir kimseye kefalet ederek tahliyesini temin etmek; mevkufu kefile teslim etmek; emanet etmek, tevdi etmek, sorumlu olmak. bail bond kefaletname. bail out kefalet deyerek tahliye ettirmek. go bail ABD, (argo) kefalet etmek.
  kayktan su boaltmaya mahsus tas; ember kulp, halka; tente destei; ahr blmesi; (kriket) oyununda kullanlan ubuk;  kayn suyunu boaltmak. bail out tayyareden paratle atlamak. bailer  kayn suyunu boaltan kimse; (kriket) sipere vuran top; (huk.) bir kimseye emanet para veren kimse.
 (huk.) kefil olunabilir, teminat olarak verilmi.
 (huk.) emaneti, kendisine saklamak iin verilen mal kabul eden kimse.
 bir derebeyi atosunun etrafn eviren d duvar; atonun d avlusu. Old Bailey Londra ar ceza mahkemesi.
 skoya'da belediye yksek memuru; nahiye mdr.
 mbair; icra memuru; muhafz; kazalarda "Sheriff" denilen ba icra memurunun vekili; iftlik veya ato khyas; ing. snrl grevleri olan hkim.
 (huk.) "bailiff" denilen yetki blgesi; (A.B.D.) ihtisas sahas
 (huk.) kefalet, mallar teminat olarak verme.
 (huk.) teminat veren mudi, iade edilmek zere mal veren kimse.
(o.) -men) (huk.) kefil.
 (fr.) (o.)bainsmaire) benmari, iki katl tencere.
 bayram, zellikle Kurban ve eker bayramlar.
 (sko.) ocuk, kz veya olan ocuk.
  olta veya kapan iin yem; aldatma, cezbetme; mola, konak;  oltaya veya kapana yem koymak; olta veya tuzak yemi ile cezbetmek; zerine kpek saldrtmak (hayvan) ; eziyet etmek, taciz etmek.
 (o.)unlukla yeil renk olan ve zellikle bilardo masalarnda kullanlan yumuak, kaba, keeye benzer bir kuma; bu kumatan yaplm eya.
 frnda piirmek, kzartmak; atete kurutmak. baking  frnda piirme; bir piim. baking powder krem tartar ve karbonat karm kabartc toz, baking powder. baking soda sodyum bikarbonat, karbonat.
 frn, ekmeki dkkn.
 (tic.) mark. bakalit; telefon ahizeleri v.b. yapmnda ve elektrik veya hararet tecridi iin kullanlan bir eit plastik.
 ekmeki, frnc; portatif frn. baker' dozen on .
 frn, ekmeki dukkn..
 bahi
 sraillileri lanetlemesi emrolunduu halde, bindii eek tarafndan azarlannca onlar takdis eden Mezopotamya l aziz; k.h., (argo) gazete stunlarn icabnda doldurmak iin hazr bulundurulan havai yazlar.
 balalayka, gvdesi  ke olan Rus mandolini.
balance of trade ticaret dengesi, ithalt ve ihracat arasndaki para kymeti fark balance sheet bilano balance wheel nzm ark credit balance alacak bakiyesi, matlup bakiyesi debit balance zimmet bakiyesi, bor bakiyesi hang in the balance muallkta olmak, nazik bir vaziyette olmak strike a balance uzlamak trial balance muvakkat mizan, kk mizan 
 tartmak, dengelemek, muvazene salamak; eit olmak, dengeli olmak; tereddt etmek, dansta aksi istikametlerde hareket etmek.
 dengeli, muvazeneli. be well balanced denk gelmek, muvazeneli olmak.
lal yakut, ak pembe yakut. 
 nar, kurutulmu nar iekleri, nar aac kabuu.
 aslen rlanda'nm Balbriggan ehrinde imal edilip orap ve i amarlar yapmnda kullanlan ince pamuklu kuma.
 balkon. balconied  balkonlu.
 dazlak, kel, salar ksmen veya tamamen dklm; plak, orak; sade, sssz (slup v.b.); gizli olmayan, ak, aikar, besbelli; (zool.) banda ak tyler olan (hayvan) balding  salar dklen. baldhead, baldpate  kel kimse, dazlak bal adam. baldly  kel olarak; aikr olarak. baldness  kellik; aklk. baldfaced  beyaz yzl (hayvan); yzsz, kstah.
 tente, glgelik, sayvan; ar brokar, diba.
 sama sapan sz, bo laf.
 kl kay, omuzdan kalaya aprazlama tutturulan st fizen ssl ve kl tamaya mahsus kay.
 zellikle (A.B.D.)'nin kuzeydousunda yetien bir cins sarl krmzl k elmas.
  balya, denk;  balya yapmak, denk balamak.
Balear adalar 
 (zool.) balinann aznda oluan elastiki bir madde, balina
 ak havada yaklan byk ate, enlik atei; iaret vermek iin yaklan ate.
 meum, ugursuz; sahte; zararl. balefully  sahte ifade ile. balefulness  sahte yz ifadesi.
  bir engel karsnda duraklamak; yrmemekte srar etmek, direnmek (at); mani olmak, engel olmak, muhalefet etmek; kanmak, imtina etmek;  mania, engel; hata, baarszlk; tarlada srlmemi ksm; kiri;( beysbol) topu atann zamansz olarak topa vuruyor gibi davranarak yapt hata; bilardo masasnn bir ksm. balk line bilardo masasndaki izgi.
 Balkan, Balkan devletlerine veya bu memleketlerde oturanlara ait; Balkan yarmadasna veya dalarna ait. the Balkans Balkan Devletleri; Balkan Dalar.
ing. -ise  Balkanlatrmak; birbirlerine dman olan muhtelif ufak devletlere blmek.
 Belh ehri.
 (A.B.D.) yrmemekte direnen, inat eden (at v.b.)
  top, kre; bilye; yumak; top oyunu; (beysbol) istenilen ekilde ve ynde atlmayan top; (ask.) glle;  yumak haline koymak; yumak haline gelmek, top top olmak. be on the ball (A.B.D.), (argo) uyank olmak, akgz olmak. play ball top oynamak; (A.B.D.), (k.dili.) beraber almak. ball up (argo) artmak, (ii) bozmak. ball-and- socket joint kala eklemi tipindeki eklem. ball bearing bilye; bilyeli yatak. ball cock yzen top ile ileyen kapama valf. ball of the foot ayak parmaklarnn kk. ball peen hammer bir ucu yarm kre biiminde olan eki. ball valve toplu valf. ball and chain ayak kstei, pranga. ballpoint  ballpoint pen tkenmez, tkenmez kalem. balls  (argo) husyeler.
 balo. have a ball (argo) elenmek.
 balad, trk, gftesi hisli olan halk arks. balladry  balad tarznda iirler.
  bentten ve bir de arlama msrandan meydana gelen bir nazm ekli.
 ark satan kimse; kot air.
 kikla, (zool.) Labrus bergylta
  (den.) safra, balast;  safra koymak, muvazene temin etmek; akl demek. in ballast yksz, safral. ballastage  (huk.) safra hakk, safra resmi.
 balerin.
 bale, dansl oyun; bale trupu.
 (o.)-tae) mancnk.
 balistik ilmi, askerlikte at ilmi. ballistic  atlan glleyle ilgili. ballistic curve bir gllenin izdii eri. ballistic missile (ask.) roket.
  balon; (kim) balon ie; karikatr serilerinde ahslarn szlerini iine alan balon eklindeki izgi;  balon ile umak; balon gibi iip kabarmak; iirmek. balloon foresail (den.) (o.)unlukla yatlarda kullanlan bir cins balon yelkeni; balon gibi ien ve fazladan kullanlan yelken. balloon sickness (tb.) ok yksek irtifalarda has1 olan hastalk, da hastal. balloon tire otomobil veya bisiklet iin byk lastik, balon lastik. trial balloon kamuoyunu ve yabanc devletlerin fikirlerini yoklamak maksadyle ortaya atlan fikir veya havadis
  oy pusulas; bir seimde oylarn toplam; gizli oy usulu ile yaplan seim;  oy vermek; kura ekmek (yer iin) ballot box oy sand. ballot paper oy pusulas.
 dans salonu, balo salonu.
  ing, (argo) yaman, ok (ifadeyi kuvvetlendirmek iin iyi veya kt anlamnda kullanlan sz)
 (k.dili) heyecanl ve gze batan propaganda veya yaz; grult, velvele.
 il olarak kullanlan birka eit ya; belesan ya; (bot.) melisa, oulotu, gzel koku, rayiha; kokulu merhem; ar veya szy dindiren, tedavi eden merhem. balm of Gilead belesan, belsen, pelesenk ya; merhem; bir cins Kuzey Amerika kava. balm honey kt kokulu oulotu.
 eskiden giyilen bir seit renkli ynl kumatan yaplm i eteklii; (k. h.) bir eit bal ayakkab; bir esit isko kasketi.
 sakin, dinlendirici, huzur verici; ar kokulu, rayihal; belesan ya veren: ifa veren; ing., (argo) deli, atlak.
 banyoya veya banyo yapmaya ait.
 (tb.) banyo ile tedavi etme ilmi.
 (argo) sama sey; bir cins salam.
 tahtas ok hafif olup, cankurtaran sal v.b. yapmnda kullanlan bir tropikal Amerikan aac; bu aacn tahtas; bu tahtadan yaplm olan cankurtaran sal.
 belesan; pelesenkaac, (bot.) Commiphora opobalsamum; knaiei, (bot.) Impatiens. balsam apple kudret nar. balsam fir Kuzey Amerika'ya mahsus bir cins pelesenkaac; bu aacn tahtas sweet scented balsam yabani nane. balsamc  belesan gibizel koku verici,teskim edici.
 Baltk.
siyah ve portakal renginde Kuzey Amerika'ya mahsus sarasmagiller familyasndan bir ku, (zool.) Icterus galbula. 
 merdiven veya taraann kenarndaki trabzan meydana getiren kk direklerden her biri. balustered  parmakIkl, korkuluklu.
. korkuluk, parmaklk, trabzan parmakl.
 Bamako, Mali'nin bakenti.
 bebek, ocuk; sanat eserlerinde isa'y temsil eden ocuk tasviri.
  hintkam, bambu, (bot.) Bambusa arundinacea;  bambudan yaplm.
 (k.dili) aldatmak, dolandlrmak; artmak.
 beyanname, tebli, bildiri; ortaada seferberlik ilan. banns  (o.) nikh iln, evlenme beyannamesi. publish the banns nikh ktlarn asmak, nikh iln etmek.
 Hrvat ve Slovanya valisi.
 yasaklamak, menetmek; (eski) lnetlemek, aforoz etmek;  yasak, aforoz.
 adi, baya; umumi (fikir,ifade) banality  adilik.
 muz, (bot.) Musa paradisiaca sapientum.
  takm, zmre; bando; dans mzii alan orkestra; toplamak, bir kamp v.b.'nde bir araya gelmek, birlemek; balamak, bir araya toplamak. beat the band (argo) mkemmel olmak; artc olmak.
  erit, bant, kordele; sarg; kemer; kay; izgi;  izgilerle sslemek.
(mak.) erit testere.
ak havada alan mzik topluluklarn koruyan yarm kre eklindeki n ak duvar.
  sarg, ba;  sarmak, balamak (yara veya gz)  
 (o.)unlukla krmz veya mavi zemin zerine beyaz benek veya desenleri olan byk mendil; herhangi bir byk mendil.
 apka muhafaza etmede kullanlan mukavva veya ince tahtadan yaplm kutu.
 (o.) -deaux) sa ba veya eridi, sa filesi.
 ince ve uzun bayrak; bandrol; (den.) flandra; (mim.) zerine kitabe yazlan kordele eklindeki tezyinat.
 Hindistan'da bulunan bir cins byk fare.
 haydut, eklya, yol kesen kimse. banditry  haydutluk. bandits, banditti  (o.) eklya takm, haydut etesi.
 (mz.) bando sefi.
 fieklik; omuz kay.
 bir eit sa ya.
 (o.) -men) mzkac, bando algcs.
 ak havada alan muzik topluluklarna mahsus (o.)u zaman st kapal platform.
 bir geit treninde bandoyu tayan araba; (A.B.D.), (k.dili.) gzde olan taraf.
   topa vurur gibi saa sola vurmak; mukabele etmek, atmak;  arpk, dar doru meyilli (bacak);  ing. hokey oyunu; hokey kulub. bandylegged  arpk bacakl.
 zehir; afet, felket, dert; Im.
 ldruc, zehirli; mahvedici, muzr. banefully  zehirli bir ekilde. banefulness  zehirlilik.
   grlt, patlama; bir vuru neticesinde kan ses; patrt; enerji, bir eyi yapma gayreti, evk; (A.B.D.), (argo) heyecan, sevin; (argo) uyuturucu madde iitimi, morfin;  arpmak, grlt ile kapatmak; hzla vurmak; grlt yapmak; (argo) morfin yapmak;  grltl bir ekilde, anszn.
 Bangkok
 Banglade
 halka, bilezik, halhal.
 (o.) perem, kkul, krkma.
 Bengi.
 Hindistan'da giyilen bir eit bol gmlek, ceket veya entari; Hindistan'da et yemeyen bir tccar slnf; banyan aac.
 banyan aac, Hint inciri, (bot.) Ficus benghalensis
 (gen.) (o.) merdiven parmakl, trabzan.
 srgn etmek; kovmak, uzaklatrmak. banisher  srgne gnderen kimse. banishment  srgn.
 (mz.) banco, bir eit telli saz banjoist  banco alan kimse.
  yn, kme; bayr; ky, kenar (nehir,gl); kydan ak ksmlarda deniz dibinin s olduu blge; (mad.) ocak agz; bilardo masasnn kenar; ksa kreki sras; piyano veya orgda tu sralanndan her biri; (matb.) kk manet; (matb.) gale yata; (hav.) yat;  ymak, set yapmak; (hav.) dnerken yan yatmak; atein yava yanmasn temin iin kllemek; kmelenmek, ynlar meydana getirmek. bank of keys piyanoda tular; orgda klavyelerden her bir bank of lights (tiyatro) grup ,klar. banking  banket.
  banka; (iskambil) banko;  banka veya bankaclk vazifesini yapmak; bankaya para yatrmak; (k.dili) dayanmak, gvenmek. bank acceptance banka kabul, banka akseptans, kabul kredisi. bank account banka hesab. bank bill banknot; bir banka tarafmdan dier bir banka zerine ekilen polie. bankbook  banka defteri, banka czdan. bank discount banka iskontosu, bir senedin banka tarafmdan knlmas. bank holiday bankalann resmi tatil gn. bank note banknot, kalt para. bank paper piyasada geerli olan tahvil ve senetler. bank rate banka iskonto haddi, faiz oran. bank statement banka hesap durumu; mterilere gnderilen hesap hulasas. blood bank kan bankas. savings bank tasarruf sand tasarruf bankas. bankable  bankaca muteber. banking  bankaclk.
 bankac; kumar oyununda bankocu; zellikle morina ball avmda Newfoundland kylarnda kullanlan balk gemisi; duvarc veya talarn zerinde aItklar ta veya tahta set.
   mflis (kimse), iflas etmi olan (kimse); iflas ettirmek, mahvetmek, tketmek. go bankrupt iflas etmek.
 iflas. declare bankruptcy iflas etmek. fraudulent bankruptcy hileli iflas.
 (bot.) Avustralyada bulunan ve oradan Avrupaya getirilmi olan san iekli bir cins al, banksiya.
 bayrak, sancak, alem; (gazet.) manet.
 isko. yass yulaf veya arpa ekmei, pide.
(bak.) ban
 (ask.) seirdim yolu; yaya kaldrm; bfe arkal; tek kollu sedir.
  ziyafet, resmi ziyafet;  ziyafet ekmek.
 Galler Ikesinde haykrmasnn o evden bir I kacama iaret ettiine inanlan hayali bir peri.
  ufak cins tavuk, ispen, in tavuu; ufak tefek kavgac insan;  kk, ufak. bantamweight (spor) filiz siklet.
  aka, latife, taklma, alay;  aka etmek, taklmak, latife etmek. banterer  aka eden kimse.
 ocuk, bebek, yumurcak.
 (o.) bantu,bantus) Orta ve Gney Afrika'da yaayan zenci kabile grubu; Bantu; bu gruba mensup kimse; Bantu dil grubu. ,
(nlem) Japonya'ya mahsus hrmet ifade eden bir selamlama ekli olup "uzun mr" ve askerlikte ''ileri hcum" manalarn tar. 
 baobap aac, (bot.) Adansonia digitata.
 vaftiz, vaftiz ayini. baptismal  vaftizle ilgili. baptism of fire bir askerin katld ilk sava; etin bir imtihan veya tecrbe.
 "Baptist" denilen Protestan mezhebi mensubu; vaftiz eden kimse. John the Baptist Yahya peygamber.
 kilisenin vaftiz ayini iin ayrlm ksm.
 vaftiz etmek; ad koymak vaftiz ayini ifa etmek; ilk defa kullanmak.
 hinte mrit kimse.
 ubuk, srk, kol, kol demiri; mania, engel; bir nehir aznda veya kyya paralel olan uzun kum ve cakl seti; avukatlk meslei, baro; mahkemede dinleyicileri hakim, jri ve avukatlardan ayran parmaklk; mahkemede sank krss; iki satlan veya iilen yer, bar, meyhane, (huk.) men' muhakeme; (mz.) l izgisi; (hane.) armada birbirine paralel iki serit. bar line (mz.) I izgisi. bar of soap sabun kalb. admit to the bar baroya kabul etmek. behind bars hapiste, mahpus.
 kol demiri ile kapamak, srglemek; parmaklln arkasnda tutmak; mani olmak, nlemek; hari tutmak, dahil etmemek; kuma zerine izgi veya yollar yapmak.
 (fiz.) bar, basn I birimi.
(edat.) maada, -den baska bar none istisnasz, ayrksz. 
(ks.) barometer, barometric, barrel. 
(argo), (bak.) barbiturate.
  olta engeli; ok ucu; kanca; ku tynn bir kl; (bot.), (zool.) sakala benzer ksm; ksa ve kaln gagal gvercin; rahibelerin kulland boynu ve gs rten keten rt; (eski.) sakal; Marip at;  ok, mzrak vb,ne u takmak.
 Barbados, Bat Hint adalarndan biri.
  kaba kimse, vahi kimse, medeniyet grmemi bir kimse; barbar;  zalim; gaddar; yabanc; medeni olmayan.
 medeniyetsiz, uygar olmayan; barbar; vahi. barbarically  barbarca.
 munevverlerce makbul olmayan ifade tarz; edebiyatta ve sanatta bazlarnca allm ekil ve yazlarn haricinde kalan tarzda eserler; vahilik, kabalk, barbarlk.
 gaddarlk, zalimlik, medeniyetsizlik, sanat ve edebiyatta zevksizlik, kabalk.
ing. rise  vahiletirmek, vahilemek.
 Barbaros; Roma imparatoru (I.) Frederick'in lakab.
 medeni olmayan; hain, kaba; klasik ller dnda olan; yabanc, ecnebi. barbarously  ilkel bir ekilde. barbrousness  ilkellik.
 (eski) Berberistan. Barbary ape Kuzey Afrika ile Cebelitark'ta yaayan bir cins maymun. Barbary Coast San Fransisko'nun eskiden kumarhanelerin bulunduu sahil ksm. barbary ragwort ylanba, (bot.) Othonna cheirifolia
 (zool.), (bot.) kll sakall.
  kuzu v.b.'nin btn olarak evrildii ak hava toplants; btn evrilmi koyun, kuzu ve olak gibi hayvan; bu ie mahsus portatif zgara; baharatl ve salal bir et yemei;  ak havada btn hayvan evirmek.
 dikenli, kancal. barbed wire dikenli tel.
 bir nevi sakall tatl su bal; karakei, (zool.) Barbus fluviatilis; baln dudandaki sakal.
 halter.
  berber;  tlra etmek. barbers itch birka cins parazit mantarn yzde ve boyunda meydana getirdii bir deri hastal. barbershop  berber dkkan.
 diken zm; kadntuzluu, amberbaris, saral, (bot.) Berberis vulgaris
 uzun ve kvrck tyl kpek, kani; tropikal blgelerde yaayan kll ve kaln gagal bir ku, (zool.) Capito veya Bucco
 (ask.) top iin hazrlanm mahfuz yer, barbet, top kulesi; (den.) taret, top siperi.
 bir hisar veya atonun damnda bulunan mdafaa kulesi; gzleme kulesi.
 (ecza.) barbiturat, uyku hap.
 byk ty kenarndaki kk ty.
 (mz.) Venedik gondolcularnn arks; bu tarzda yazlm para.
 saz airi, air, ozan. bardic  sairane.
 ing. frnda pierken kurumasn diye rostonun stne konulan yal et.
  at zrhn meydana getiren paralardan biri;  ata zrh giydirmek; donatmak.
 plak, ak,yaln;sade,sssz,mbalaasz,basit;hav dklm,parlam(kuma);ancak yetecek kadar,.bareback  eyersiz (at)bare change zayf vir ihtimal. bare faced  yz ak, peesiz;yzsz, arsz,hayasz. barefoot  yalnayak. barehanded  silahsz,elleri akta.bareheaded  ba ak.barelegged orapsz,plak bacakl. bare living ancak geinme,kt kanaat geinme.
 soymak, amak.
 ancak, gbel; aka, gizleme(den.)
Barents Denizi. 
 eski iskandinav kahraman; zrhsz asker.
 (argo) zamann barda geiren kimse.
  pazarlk, anlama; muamele; ilem; kelepir;  pazarlk etmek, pazarIa girimek, uyumak; kayt ve arta balamak, taahht etmek. bargain counter tenziltl eya tezgh. bargain day tenziltl sat gn. bargain price ucuz fiyat, tenziltl fiyat. bargainer  pazarlk eden kimse. into the bargain stelik, caba. strike a bargain uzlamak. That is not what he bargained for Bu, umduu netice deildi.
  mavna, salapurya; saltanat kay;  mavna ile tamak; mavna gibi ar hareket etmek; (k.dili), (gen.) in, into ile paldr kldr girmek; ie karmak
 (mim.) saak
 mavnaclardan biri; kumanda eden mavnac.
 (kim) baryumlu; atmosfer basncna ait.
 yannca ok kl brakan bir deniz yosunu; bu yosunun kllerinden elde edilen alkali, yosun sodas.
 (mz.) tenor ile bas arasndaki erkek sesi, bariton; bu sese sahip olan kimse; bandolarda kullanlan bir alg aleti, bariton.
 (kim) baryum.
  havlama, kpek havlamasna benzer ses; (k.dili) ksrk;  havlamak; havlamaya benzer sesler karmak; yksek sesle konumak veya barmak; (argo) bir elence yerinin kapsnda rtkanlk etmek; ksrmek. bark up the wrong tree yanl kap almak. His bark is worse than his bite Ne varsa dilindedir.
  (bot.) kabuk; aa kabuu;  kabuunu soymak; tabaklamak.
 (den.)  direkli yelkenli gemi, barka.
 barmen.
 havlayan, baran insan veya kpek; (k.dili.) dkkn veya elence yeri nnde baran adam, rtkan.
 kabuu olan, kabuklu; kabua benzeyen.
 arpa, (bot.) Hordeum vulgare. barleycorn  arpa, arpa tanesi. barley meal arpa unu. barley sugar arpa z ile yaplan bir ekerleme. pearl barley frenk arpas. wall barley duvar arpas, (bot.) Hordeum murinum.
 birann stndeki kpk.
 ing. meyhane tezghnda hizmet eden kz veya kadn.
 meyhane tezghnda hizmet eden garson, barmen.
 "Binbir Gece Masallan''nda dilenciye bo tabaklarla hayali bir ziyafet eken Badat'l prens. Barmecide feast ok kt yemek.
dini grevleri yklenebilecek yaa gelmi Musevi erkek ocuk; ergenlik treni. 
 mayal, kpkl; ing., (argo) havai, bo kafal.
  ahr, iftlik ambar;  ambara koymak. barn dance bir iftlikte ambarda yaplan dansl toplant. barn owl peeli bayku, ambarlarda fareleri yiyen bayku. barnful  ambar dolusu. barnyard  iftlikte ahr veya ambann yanndaki avlu.
 gemi diplerine veya kayalara yapan midyeye benzer birka cins kabuklu deniz hayvan; bir cins yabani kaz; (mec.) yapskan huylu srnak adam (fig.) amsakz. acorn barnacle beyaz kurt, (zool.) Bolanus.
 (gen.) (o.) at nallanrken burnuna taklan kska, nalbant yavaas
 (A.B.D.) (k.dili.) tarada temsil vermek; tara halkn uakla gezdirip para kazanmak.
 barograf aletinin tespit ettii kaytlar.
 otomatik olarak hava basncn kaydeden barometre barograph'ic  otomatik barometreyle ilgili.
 barometre, hava basncn Ien alet.
 (avrupada bir asalet nvan) baron; (A.B.D.) kudretli i adam, kral. baroness  baronun kars; kadn baron, barones.
 ingiliz baronlar slnf; baronluk.
 barondan bir derece aa olan asalet rtbesi, baronet; bu payenin sahibi. baronetage  baronet payesi; baronet snf. baronetcy  baronet payesi.
 barona ait, baronlar smfna ait; barona yakan.
 baronun payesi veya maliknesi.
  barok;  bu usluba ait, barok; atafatl, ok ssl.
 hava basncnda meydana gelen deiiklikleri kaydeden alet, baroskop
 st krkl drt kiilik at arabas, fayton.
(bak.) bark.
 klada oturtmak.
 Avustralya ve ing., (argo) bir takm veya oyuncu lehine veya aleyhine tezahrat yapmak; balrarak tezahrat yapmak.
 kla.
 eti yenen birka cins deniz bal, (zool.) Sphyraena.
 sulama ilerinde hendekteki sularn ynn veya seviyesini deitirmek iin hendee konulan geici mnia.
(ask.)top atei ile yaplan mania;iddetli hcum.barrage balloon uak hcumuna kar savunmada kullanlan ve yere bal olan balon.
 (huk.) baratarya, kaptan veya mrettebat tarafndan gemiye veya eyaya kasten yaplan zarar veya kaza; (sk sk) kavga veya (huk.)uki ihtilflara sebebiyet verme suu, dava veya kavgalar tevik itiyad; kilise veya devlet dairelerinde bir mevkii satma veya satm alma. barrator  baratarya suunu ileyen kimse. barratrous  baratarya cinsinden olan. barratrously  baratarya suunu ileyecek ekilde.
 demir ubuklarla kapatlm; yasaklanm; izgili, yollu (kuma)
  varil, f; bir varilin iine alaca miktar; top veya tfek namlusu;  fya koymak; (A.B.D.) arabay hlzl kullanmak. barrel buoy f amandra. barrel organ latarna. barrel roll uuta uan ekseni zerinde tam bir devir yapmas. barrel vault (mim.) beik kemer, yarm silindir eklinde kemer, tonos.
 ksr;meyvasz; kra, verimsiz (toprak); yavan, anlamsz; budala, bo kafal;  (gen.)(o.) dz veya hafif meyilli, topra kumlu, nispeten orak arazi. barrenly  ksr bir ekilde. barrenness ksrlk.
 bere, kk bir eit sapka.
 sa tokas.
  barikat, siper; mnia, engel;  siper yapmak; barikatla nn kesip mdafaa etmek. barricader  barikat yapan kimse.
 herhangi bir yolu kapamak iin yaplan mania, engel; doal mnia (sradalar v.b.); it, korkuluk. barrier reef sahile yakn s mercan kayal.
(edat.) maada, -den gayri, olmad takdirde. 
 ing. dava vekili, mahkemede dava grebilen avukat, avukat
 (A.B.D.) meyhane, bar.
 el arabas; ing. seyyar sebze ve meyva satclarnn kulland itilerek yrtlen araba; Byk Britanyada tarihten evvelki devirlerde yaam olan kimselerin mezarlarnn bulunduu tepe; tepe (bu gn zellikle yer isimlerinde kullanlr)
(ks.) Baronet.
 meyhanede iki veren kimse, barmen.
  mbadele usul ile alveri etmek, trampa etmek; takas yapmak;  mbadele, trampa.
 (mim.) eski zaman kale bedenlerinden dar kmal olan kulecik.
 (fiz.) (atom dan ufak) ar tanecik.
 arkre.
 (kim) baryum monoksit. barytic  baryum monoksit ile ilgili.
(bak.)baritone.
 esasa ait, temele ait; kaidevi. basal metabolism (tb.) bazal metabolizma.
 bazalt, volkanik karata, siyah mermer. basaltic  bazalta ait.
 icabnda kaldrlacak bir arla denk arlk koymakla meydana gelen sistem.
 kaide, temel, esas, taban, dip; (bot.) sap dibi; (zool.) bir uzvun gvdeye bititii noktaya en yakn ksm; (spor) depart; (ask.) s; (kim.) alkali, (baz) baseball  beysbol. baseboard  sprgelik, demenin kenar tahtalan. baseburner  yakt otomatik olarak dolan soba. base hospital askeri hastane (gezici olmayan) base line Imek iin esas tutulan izgi veya miktar; (spor) saha kenar. base of a column  (mim.) pabu (stun)base of operations hareket ss. off base (A.B.D.), (argo) yanl yolda.
 temel atmak, kurmak, tesis etmek; on veya upon ile bir esas zerine bina ettirmek; dayandrmak.
 alak, adi, rezil; korkak; deersiz; sahte, kalp. baseborn  soylu aileden gelmeyen; nikahsz domu, pi; alak, zalim. basely  alaka. baseness  alaklk.
 aslsz, temelsiz, esas olmayan. basielessly  aslszca. baselessness  aslszlk.
 bodrum kat, zemin kat; herhangi bir yapnn kaidesi.
  (k.dili.) kuvvetle vurmak, hzla vurmak;  iddetli vuru; kuvvetli darbe; ing., (argo) cmb.
 paa; azametli kimse.
 utanga, sklgan, mahcup, ekingen. bashfully  utangalkla bashfulness  utangalk.
(t) babozuk.
 esas, temel, esas tekil eden; (kim) bazal; (ask.) acemi basic English ingilizce oretiminde kullamlan kelime bilgisi snrl basit ingilizce basic slag elik imalatnda elde edilen fosfatl bir cins gbre. basically  temel olarak, esasmda.
 fesleen, reyhan, (bot.) Ocimum.
 bir kilise mimarisi slbuna ait; (anat.) bazilik, kolun st tarafmln yzeysel venlerinden i yanda olan; bilek damaryla ilgili.
 (mim.) dik drtgen eklinde bina veya kilise; Romamn belli bal yedi kilisesinden biri veya ayn imtiyazlara sahip dier bir Katolik kilisesi.
 (mit.) ahmaran, nefes veya baknda Idrme gc olduuna inanlan ejderha; kertenkele gibi srngen; bir cins tropikal Amerikan kertenkelesi.
 elik migfer.
 kaide, temel; mene, kaynak; ana prensip.
 gnelenmek, tatl bir slcakln karsnda uzanmak; zevk verici bir durumun tadnl karmak; bir eyi gnee veya atee tutmak.
 sepet, kfe, zembil; sepet dolusu; (spor) say, basket. basketball  basketbol; basketbol topu.basket fern ereltiotu, (bot.) Sarhasia basket hilt eli muhafaza etmeye yarayan yarm kre eklinde kafesli kl kabzas. basket weave iki veya daha fazla iplikle rlen rg. basket woman seyyar satc kadn. basketwork  sepet rgs.
 sepetilik, sepet rgs iler.
gneslenmek iin su yzne kan ok iri csseli fakat zararsz bir cins kpek bal. 
 legen; legen dolusu; havuz; havza.
  Fransa ve ispanya'nn Bat Pireneler blgesinde oturan Bask kabilesinden biri; Baska; (k. h.) kadnlarn kalaya kadar inen korsas; belden aa sarkan kuma paras veya ksa eteklik;  Basklara veya onlann diline ait.
 heyketralkta yarm kabartma.
 levrek, (zool.) Labrax lupus; hani, (zool.) Serranus cabrilla. sea bass levrek.
  (mz.) alak perdeden, kaln sesli; pest;  basso, bas. bass clef fa anahtar. bass drum kaln ses veren en byk davul. bass horn bir nefesli alg. bass viol kontrbas. bass voice bas, basso.
 sepet, beik; sepet ii ocuk arabas.
 (it), (mz.) basso, bas; pes perdeli ses.
 (mz.) ifte kaml bir nefesli saz.
 (it), (bak.) basrelief.
 hlamur aac
 (bot.) baz aalarn hasr yapmak iin kullanlan i kabuu.
  pi, nikahsz doan ocuk; (argo) alak herif, kepaze kimse;  gayri meru (ocuk); sahte, hakiki olmayan, kalp; allmn dnda; (matb.) normal boyda olmayan. bastardy  pilik. bastardly  gayri meru olarak doan; hileli; baya.
ing. -ise  pi olduunu ispat etmek; alaltmak; erefi lekelenmek, alaltlmak; deitirip kymetini bozmak.
 teyellemek, ereti dikmek; (ah.) eti pierken tereya v.b. ile yalayarak yumuatmak; (k.dili.) dayak atmak; dvmek. basting  teyelleme; azarlama.
 Paris'teki Bastil hapishanesi; (k. h.) hapishane olarak kullanlan herhangi bir kale.
  dayak, falaka; sopa, falaka denei;  falakaya yatrmak; dayak atmak, dvmek.
 kale burcu; tabya; salamlatlrlm yer.
 (spor) beysbol, (kriket) vb oyunlarda topa vurmak iin kullanllan sopa; pingpong ve tenis raketi; tokmak, denek. go on a bat btn gece kafay ekmek. go to bat for yardmna komak, mdafaa etmek.
 (spor) beysbol sopas veya dier bir denekle vurmak; beysbol v.b. oyunlarda sopa ile vurma sras gelince oynamak; krpmak (gz) bat around (argo) dolamak, gezmek; mnakaa etmek, tartmak. without batting an eye aknln belli etmeden; amadan.
 yarasa, (zool.) Chiroptera blind as a bat tamamen kr. have bats in the belfry (A.B.D.), (argo) delirmi olmak. horseshoe bat seytan kuu
 bir frn dolusu ekmek; bir defada alman miktar; takm, (alay.); yn.
 nefesini tutmak; azaltmak, indirmek, tenzil etmek, kesmek. with bated breath nefesi kesilerek, soluk solua.
  banyo, hamam, banyo kveti, banyo dairesi, scak; kaplca; fotoraf, filim v.b. banyosu;  ing. banyo etmek, ykamak. bathhouse  hamam. bathrobe  bornoz. bathroom  banyo dairesi; tuvalet. bathtub  banyo kuveti.
 ibranilerde eskiden kullanlan bir sv I birimi, takriben 40 litre.
 ykamak, banyo etmek; slatmak, suya batrmak; banyo yapmak, ykanmak; deniz banyosu almak; etraf su veya dier bir svyla evrili olmak bathing beach plaj.
 (jeol.) derinde bulunan bir eit volkanik kaya.
 deniz derinlik lei, iskandil aleti, batometre.
 orduda yk beygiri
 slpta gln bir ekilde yksekten dme; herkesce sylenmi ve adi konulan ileme.
 Bathurst, Gambia'mn bakenti.
 deniz dibi tetkiklerinde kullanlan kre biiminde dalg aleti .
 batik, kuma51 boyama iSi 
 batist, ince ve renkli patiska.
 ing. emir eri.
 (fr.) rtbe veya mevki alameti olan asa; denek, sopa, baston; (mz.) orkestra efinin denei, baton.
  kurbaalara ait;  kurbaa
 (kriket)te topa vurma sras kendisinde olan oyuncu.
 (ask.) tabur, mfreze, kta.
 ince tahta paras, tiriz, takoz: (den.) tiriz, yelkenleri dz tutmak iin iine geirilen ince tahta paras. batten down (den.) ambar muambalarn ekip tirizini vurmak.
semirmek, iyi beslenme sonucunda imanlamak; bakalarnn srtndan geinerek lks bir hayat srmek; semirtmek, Simanlatmak.
 sert darbelerle vurmak, hrpalamak; dvmek; eskitmek tahrip etmek; hamle yapmak. battered baby bykleri tarafndan hrpalanm kk ocuk.
 sulu hamur; (matb.) balanm sayfa halindeki dizilmi harflerde bozukluk; bu bozukluun meydana getirdii yanl; (spor) topa vuran oyuncu.
  (mim.) temelden yukar doru meyletmek;  bu ekilde meyilli duvar.
 eskiden kale duvarlarn ve kaplarn ykmak iin kullanlan kaln ktk.
 (elek.) pil, elektrik bataryas; akmlatr, ak; (ask.) batarya; (beysbol) atc ve tutucu; vuru, dvme; (huk.) kt davran; messir fiil; bir ahsn haksz yere dvlmesi veya bedeni ezaya maruz braklmas; dizi, seri, takm.
 tabaka halinde pamuk (yorgan veya iltede kullanlr); (spor) baz top oyunlannda vuru.
  muharebe, sava; dv;  savaa katlmak; mcadele etmek, savamak. battle array harp saf. battle-ax  cenk baltas, teber; (argo) huysuz kocakar. battle cruiser ar kruvazr. battle cry sava naras; herhangi bir kampanyada kullanlan mcadele slogan. battle fatigue harp grm kimselerde grlen ruhsal knt. battlefield  sava meydan. battle royal birka kiinin katld kavga; byk ve hararetli mnakaa. battleship  zrhl harp gemisi. join battle savamak, savaa balamak. offer battle savaa meydan vermek; meydan okumak. pitched battle iki tarafm da btn glerini seferber ettii sava. battlescarred  savata alnm yara izleri tayan.
 ucuna ty taklm mantarla oynanan bir oyun; bu oyunda kullanlan raket.
 kale burcundaki mazgall siper.
 ing. srgn av, srek av; katliam.
 (argo) atlak kak.
 ucuz ve adi ss eyas, biblo.
(bak.) balk.
 bir eit alminyum oksit veya hidroksit.
 (eski) genelev patronu.
 mstehcen sz veya davran.
  ak sak, mstehcen;  mstehcen sz. bawdily  ak sak bir ekilde. bawdiness  ak sak olu
 genelev.
  haykrmak, barmak, feryat etmek; bararak sat yapmak (iportac); yksek sesle alamak;  haykr, feryat. bawl out (A.B.D.), (argo) azarlamak, halamak.
 defne, defneye benzer birka cins aa; zafer nianesi olarak verilen defneden yaplm ta; (o.) hret, n. bay leaf defne yapra. bay rum bir eit gzel kokulu losyon, defne ispirtosu bay tree defne aac. wild bay tree fil burnu, yaban defnesi, (bot.) Viburnum tinus.
  doru rengi; doru at;  doru, kzl doru, kzl kahverengi. bay horse doru at.
  uzun havlama sesi, uluma;  havlamak, ulumak. at bay av kpekleri tarafndan kstrlm; skk durumda.
 koy, kk krfez; pencere kmas, cumba; duvar blmesi; blm. bay window cumba.
 cesur ve namuslu adam.(15.,16.yzyllarda yaam kahraman vir fransz ovalyesinin ismi.
 ortaa kahramanlk destanlarnda ad geen efsanevi at; kahramanlk gstermi herhangi bir ata verilen isim; (k. h.) doru at.
 defne v.b. aalarn meyvas; mum aac, (bot.) Myrica cerifera.
  sng, kasatura;  snglemek. bayonet clutch bayonet kavram. spade bayonet kazma eklinde sng. trowel bayonet mala eklinde ufak sng.
 (A.B.D.) bir nehir veya gln bataklkl kolu veya k noktas.
pazar, ar, iinde eitli mallann satld ar; kermes.
 (ask.) bazuka, bir eit tanksavar top.
(ks.) band, board, bond, bound, bundle
 bir eit kokulu reine; bu reinenin elde edildii aa; Mekke pelesenk aac
(ks.) Bachelor of Dental Surgery
(ks.), (kim) berylium berilyum.
(nek) hakknda, etrafnda veya tamamen anlamlarn veren ve (o.)u zaman geissiz fiillerden, isimlerden ve bazen de sfatlardan geili fiiller yapan bir ek: begrudge, befriend, belittle.
 olmak, vaki olmak; varln gstermek, mevcut olmak. yardmc fiil -dr edilgen fiil yapmaya yarayan yardmc fiil. (msl.)to see grmek;to be seen grnmek) be at bulunmak, olmak. be about zere olmak; megul olmak. be after peinde olmak. be from -(den.) gelmek, -li olmak. be oneself kendisi gibi davranmak, normal bir ekilde hareket etmek. Let it be brak yle olsun. as it were gibi, sanki, gya. So be it olsun yle olsun. to be sure muhakkak. Be kls, (kim.) beryllium berilyum BE kls Bachelor of Education, Bachelor of Engineerinsl, bill of exchange
  kumsal, plaj, sahil;  (den.) karaya ekmek, sahile ekmek (gemiyi) beach buggy (A.B.D.) kum zerinde srlmeye elverili ok byk lastikli spor araba. beachcomber  hayatn sahillerden toplad enkaz ile kazanan kimse; okyanustan sahile vuran byk dalga. beach flea kumsallarda rastlanan birka eit srayan yenge cinsi kk hayvan. beachhead  (ask.) karma yaplan sahil. beach wagon (A.B.D.), (bak.) station wagon on the beach isiz; karada vazifeli (denizci); kzaa ekilmi.
  fener; iaret vermek iin yksek yerlerde yaklan ate; iaret kulesi; (hav.) yol ve mevkii gsteren k veya radyo sinyali, ikaz edici veya yol gsterici herhangi bir ey;  yol gstermek; iaret koymak; iaret vermek .
  boncuk, tane (tespih); co tespih, kolye; hava kabarc; arpack;  boncukla sslemek; boncuk dizmek. bead tree tespihaac, (bot.) Melia azedarach. say, tell veya count ones beads tespih ekmek, dua etmek. draw a bead on nian almak beading  bead work boncuktan yaplm kenar ss beaded  boncuklu.
 ing. mbair; bir kilise grevlisi.
 ruhlanna dua edilecek llerin listesi; liste, katalog.
 boncuk gibi, boncuklu; kpkl. beady-eyed  ufak gzl ve eytanca bakl.
 bir seit kk av kpei.
 gaga; kaplumbaa ve dier baz hayvanlarn ba ksmlarnda bulunan sert ksm; (argo) burun; ibrik az; eski tip harp gemilerinde dman gemisini tahrip etmede kullanlan sivri madeni burun; ing., (argo) polis, hkim, retmen. beaked  gagal. beakless  gagasz .beaklike  gagams.
 geni azl byk bardak; geni ie.(kimya labratuarnda)
 kiri, hatl, putrel; direk, mertek; terazi kolu; araba veya saban oku; ua, In (radyo,gne); (den.) kemere; geyigin boynuz. kk be on her beam ends (gemi) alabora olurcasna yana yatmak. on the beam doru ynde; doru, tam. off the beam doru ynde olmayan; yanl.
 yaymak, neretmek; parlamak; yaylmak, intiar etmek; sevin gstermek (yz ifadesiyle) beaming  parlak, 1l 1l, sevinle parlayan (yz) beamish  sevin gsteren beamy  Isk saan; (den.) orta ksm geni olan.
 fasulye; dier bitkilerde tane (kahve v.b.); fasulyeye benzeyen ey. vanilla bean; (argo) ba, kafa. beanbag  oyuncak olarak kullanlan fasulye torbas. beanpole  fasulye sr; (k.dili.) ok uzun boylu kimse. broad bean, fava bean, horse bean bakla .green bean taze fasulye. haricot bean kuru fasulye. Iocust bean deve kemigi .Tonka bean in baklas, Hint baklas, (bot.) Dipteryx odorata.
 ay; ayya benzer hayvan: ant bear; hantal kimse, kaba kimse; (tic.) borsada fiyatlar decek midiyle ilerde alaca tahvil ve senetleri evvelden satan kimse. the Bear Rusya. bearberry  ay zm, (bot.) Arctostaphylos uvaursi. bear garden hayvanat bahesi; kargaalk.   bears-breech  ay penesi, (bot.) Acanthus mollis. bear'-ear  ay kula, (bot.) Primula auriculata. bearskin  ay postu. brown bear boz ay, (zool.) Ursus arctos. Great Bear Byk Ay . Little Bear Kk Ay.
 tamak, kaldrmak; tahamml etmek, dayanmak; stne almak; lyk olmak; etrafa yaymak; aklnda tutmak; (meyva) vermek (aa) ; dourmak. bear down abalamak; skstrmak. bear on alakas olmak. bear out desteklemek, teyit etmek. bear up dayanmak, cesareti elden brakmamak bear with sablrl olmak, sabrla tahamml etmek. bearable  dayanlabilir. bearably  dayanlabilir ekilde born  domu.
  sakal; (bot.), (zool.) pskl, pskl sakal;  sakaln yolmak; sakalna yapmak; siddetle kar koymak; sakal yaptrmak. beard grass (bot.) san kuyruu. bearded  sakall. beardless  sakalsz.
 tayan kimse, hamil kimse; gtren kimse; tabut tayan kimse; rutbe veya makam sahibi; hamal. to the bearer hamiline.
 hal, tavr, davran; mahsul, rn; verme, hasl etme; tama, tahamml etme; ilgi, irtibat, alka; kiri ve eik gibi eylerin dayand destek; (mak.) yatak, mil yata; ayak; (den.) kerteriz .bearing body yatak gvdesi. lose ones bearings armak, pusulay armak. take a bearing kerteriz etmek.
 ay gibi kaba ve sert; yontulmam; borsada fiyat indirimine sebep olacak sekilde; fiyat indirmeye meyilli. bearishness  fiyatlar decek dncesi.
 hayvan, bilhassa drt ayakl iri hayvan; hayvanca davranan kaba kimse beast of burden yk hayvan. beast of prey yrtc hayvan, canavar. beastie  isko. hayvanck. beastly   hayvan gibi; (k.dili) ok fena;  ing., (argo) ok.beastliness  hayvan gibi davram.
 vuru, darbe; darbeden ileri gelen ses; (mz.) tempo; ses; polis devriyesi; ilgin bir haberin rakip gazeteden evvel neri; (fiz.) birbirine yakn iki sesin meydana getirdigi ritmik atlma sesi. beaten  dvlm; malup, yenilmi; ok kullanlm beater  ,crpma makinas.
 (A.B.D.), (k.dili.) yorgun, ypranm, asi genlerden olan. Beat Generation asi genlik.
 dvmek; defalarca vurmak, rpmak, arpmak; almak (davul); yenmek, galip gelmek; srgn avnda av karmak iin allara vurmak; stn olmak, zor gelmek; (A.B.D.), (argo) nne gemek; (ask.) davul alarak iaret vermek; atmak (kalp) beat about the bush bin dereden su getirmek. beat all hollow tamamen yenmek. beat a retreat geri ekilmek, ricat etmek. beat down pazarlkta fiyat krmak. Beat it ! (A.B.D.), (argo) Defol. (I.) beat off bertaraf etmek. beat the air bouna uramak; havanda su dvmek beat the bushes aramak. beat time tempo tutmak. beat to windward (den.) orsasna seyretmek. beat up (k.dili) dvmek, dvte galip gelmek. beat up recruits acemi asker toplamak .
 takdis eden; mesut eden; nee ifade e(den.) beatifically  mutluluk belirterek.
 saadete ulatrmak; (Kat.) Im bir kimseyi azizlik mertebesine karmak. beatification  (Kat.) Im birkimsenin ilk azizlik derecesine karldnn Papa tarafndan iln edilmesi.
 dvme, vuru; dayak; yenilgi, malubiyet; at (kalp)
 mutlak saadet, uhrevi saadet. the Beatitudes Hz isa'nn Matta incilinde geen szleri.
 (k.dili.) bitnik.
 ak; sevgili; kavalye; zppe erkek; k giyinen adam.
ideal gzellik, kusursuz gzellik rnei. 
(fr.) bir kimseyi memnun etmek iin yaplan hareket veya sylenen sz.
(fr.) kibarlar zmresi.
 (A.B.D.), (argo) muazzam ey; byk hata.
 gzel, (dilb.)er. beauteously  .gzel bir ekilde. beauteousness  gzellik.
 gzellik uzman.
 gzel, latif, ho, zarif. beautifully  gzel bir ekilde.
 gzellestirmek, sslemek; gzellemek, sslenmek.
 gzellik; gzel bir kimse, gzel kadn. beauty shop, beauty parlor gzellik enstits, kuafr salonu. beauty sleep gzellik uykusu. beauty spot yzdeki ben; gzel manzaral yer.
 (o.), (fr.) guzel sanatlar.
 kunduz, (zool.) Castor fiber; kunduz krk, kastor; kastor Sapka; kaln ynl kuma; miferin yzn alt ksmn rten paras
 bir cins suni tahta.
 bir eit dans ve bunun mzii.
 teskin etmek, yattrmak; (den.) rzgarszlktan yelkenliyi kmldatamamak. becalmed  yatm.
(bak.) become.
( (bala.) nk, zira, -den dolay, sebebiyle, iin. because of -den dolay 
 italyada eti ok sevilen birka cins kk kutan biri; bir eit tleen.
 (fr.), (ah.) beyaz sos, beamel.
 vaki olmak, baa gelmek; zuhur etmek.
  bala yaplan iaret;  birisini iaretle armak. at one's beck and call birisinin emrinde, daima karsndakinin arzusunu yerine getirmeye hazr.
 (den.) kk ip halkas, ilmek, ilik, sancak veya iskota ba.
 ba veya el iareti ile armak.
 bulutlandrmak, karartmak; kaplamak; iinden klmas zor hale getirmek.
 olmak: yakmak, yaramak, gitmek What became of ? ne oldu ? nereye gitti ? ne yaplyor? become due vadesi gelmek.
  cazip, ekici; uygun, mnasip;  olu, geliim becomingly uygun bir ekilde. becomingness  uygun olu.
 yatak, karyola; ieklik, tarh; yn; evlenme; nehir yata; tabaka, kat (kaya,arazi); mezar. bed linen yatak takmlar. bed and board yiyecek ve yatacak yer, iae ve ibate confined to bed yataa dm. go to bed yatmak. make a bed yatak yapmak. marriage bed. gelin yata. put to bed yatrmak. railroad bed demiryolu yata. separate from bed and board yatak ve sofradan ayrmak (kar,koca)
 yatak temin etmek, yatrmak; misafir etmek; dikmek (iek); gmmek; tabakalar halinde dizmek; yatmak. bed down at ve inek gibi hayvanlara samandan yatak yapmak.
 bulatrmak.
bulatrmak, srmek, kirletmek, karalamak; ar derecede sslemek.
 gzn kamatrmak, artmak.
 tahtakurusu, (zool.) Cimex lectularius
 yatak odas.
co. yatak rts, battaniye gibi yatak takmlar.
 yatak takm; samandan yaplm hayvan yata, gelembe.
 sslemek, tezyin etmek; donatmak.
(bak.) beadsman.
 bakalarna dua etmekle hayatn kazanan kimse, duahan.
 ileden kartmak, azap vermek, eziyet etmek; cinnet getirtmek; bozmak, ifsat etmek. bedevilment  ileden kartma.
 i taneleri ile slatmak, nemlendirmek.
 yatak arkada, yakn dost.
(eski) donatmak, sslemek, tezyin etmek.
 karartmak, donuklatrmak.
 (eski.) gsterili ve kaba bir ekilde sslemek, donatmak.
 byk karklk ve grlt, amata; akl hastanesi, tmarhane; b.h. Londra'da bulunan St Mary of Bethlehem adl akl hastanesi. Bedlam broke loose Kzlca kyamet koptu.
 akl hastas, deli kimse.
 yataksz, karyolasz.
 yatak gibi.
  bedevi, lde yaayan gebe Arap;  bedevilere ait, bedevilerle ilgili.
 yatak lzml; yatak stacak kap.
 karyola direi.
 kirletmek bulatrmak, slatmak.
 srlsklam etmek
 yatalak.
 yzeydeki tabakalar altndaki asl kaya; en alt seviye; temel ilkeler.
 srtta tanabilen tomar eklinde balanm yatak.
 yatak odas.
  yatak baucu, hastaya bakan kimsenin veri;  yatak baucunda olan. bedside manner doktorun hastaya kar tutumu.
 (tb.) yatak yaras, uzun zaman yatmaktan ileri gelen yatak ban.
 yatak rtus.
 karyola.
 eskiden ilte yapmak iin kullanlan bir eit saman.
 yatma vakti.
(ks.)Bachelor of Electrical Engineering elektrik mhendisine verilen niversite diplomas.
 ar, bal ars, (zool.) Apis mellifera; (A.B.D.) elenceli toplu alma toplants. busy as a bee ok megul. have a bee in one's bonnet bir iten dolay endieli olmak. put a bee in one's bonnet bakasnn kafasna bir fikir veya plan sokmak. bee balm bir eit nane, bot Monarda didyma bee beetle ar kovanlarnda yaayan bir bocek, (zool.) Trichodes apiarius bee eater arkuu, (zool.) Merops apiaster .bee killer ar yiyen bir karasinek, (zool.) Asilus. bee tree iinde bal olan ii bo aa: hlamur aac. bee wolf an kovannda yaayan bir bcek kurdu.
 anlarn yavrulan iin hazlrladklar, ieklerin sar tozu ve proteininden meydana gelen bir gda karm.
 kayn aac, (bot.) Fagus sylvatica, akgrgen (kereste) .beechen  kayn gibi; akgrgenden yaplm.
kayn aacnn sertkabuklu meyvesi.
   sr eti; sr; (k.dili.) adale kuvveti, alrlk; (A.B.D.) (argo)  ikyet;  (argo) ikyet etmek. beef up (argo) kuvvetlendirmek. beef extract et suyu hulsasu. beef tea sr eti suyu.
 ingiltere'de kraliyet muhafz alaynn askeri; sr eti yiyen kimse; (argo) ingiliz.
 biftek.
 etli, adaleli, iriyar. beefiness  adaleli olu; imanlk.
 ar kovan.
 ar yetitiricisi.
 kestirme yol; dz izgi, dz hat. make a beeline for something bir eye en kestirme yol ile ulamak. 
 eytan, eytanlarn ba, iblis. 
(bak.) be. 
 bira; alkoll veya alkolsz olarak bitki kkleri, pekmez, eker veya maya ile hazlrlanml herhangi bir iki. beer barrel bira fs. beer garden bira icilen ak hava lokantas. small beer hafif bira; ing. nemsiz kimse, deersiz ey. 
 bira trnden, bira gibi; bira etkisiyle sarho. 
 inein doum yapmasndan sonraki ilk st, az. 
  balmumu;  balmumu srmek, balmumu ile cilalamak. 
 bekletilmi araplann zerinde meydana gelen ince tabaka halindeki kaymak. 
 pancar, (bot.) Beta vulgaris. beet greens, beet tops pancar yapra, beet sugar pancar ekeri, sakaroz white beet eker pancar wild beet yaban pancar, (bot.) Oenothera fruticosa. 
  tokmak, omak; ar eki, sahmerdan;  tokmaklamak, akmak, kakmak. 
  sarkk, taan;  sarkmak, dar doru knt yapmak; tamak. beetlebrowed  sarkk kal; atk kal. 
 knkanatllar familyasndan herhangi bir bcek. black beetle ing. hamambcei, (zool.) Blatta orientalis bombardier. beetle fanfan bcei, domuzlan bcei, (zool.) Brachinus crepitans dung beetle bokbcei reed beetle kam bcei, (zool.) Donanica rove beetle kalkk kuyruk, (zool.) Ocypus olens. 
 (o.) sdrlar, kocaba. 
 olmak, vaki olmak, zuhur etmek; bana gelmek. 
 uygun olmak, mnasip olmak, denk gelmek. befitting  uygun. 
 sisle kapamak, karartmak; artmak, zihnini kartrmak. 
 aldatmak, kandrmak, yanltmak aptal verine koymak. 
 (edat), (bala.) nde, nden, nce, evvel, daha nce; nnde, cephesinde; (edat) tercihen, yerine; huzurunda; (bala) -(den.) nce before-cited, before-mentioned  yukarda bahsi geen before Christ (b.c) milattan nce (m..) beforehand  nce, nceden. before the wind rzgar ynnde. beforetime  (eski) vaktiyle, eskiden.
 kirletmek, pisletmek, lekelemek. 
 dosta davranmak, yardm etmek. 
 sarho etmek, sersemletmek; artmak. 
 dilenmek, sadaka istemek; dilemek, rica etmek. beg off mazeret beyan etmek. beg the uestion dava veya iddiay ispat olunmu farzetmek. 
(bak.) begin. 
 babasl olmak, vcuda getirmek; sebep olmak, tevlit etmek. begetter  vcuda getiren kimse, baba. 
  dilenci, meteliksiz kimse; saka apkn kimse;  dilenciye evirmek, sefalete drmek; eksik brakmak, kifayetsiz olmak. It beggars description Tarif edilemez Tarifinde kelimeler kifayetsiz kalr. beggardom, beggarhood  dilencilik, dilenciler snf. beggarly  dilenciye uygun. beggary  ar yoksulluk. 
  balamak, ilk adm atmak (bir ite); meydana gelmek, vcut bulmak, zuhur etmek; balatmak, nayak olmak, ihdas etmek. 
 herhangi bir ie yeni balayan kimse, balayc. 
 balang; mene; ba, esas, mebde. 
 kuatmak, evirmek, ihata etmek. 
(nlem) (eski) Defol! Ykl karmdan ! 
 (bot.) begonya. 
(bak.) beget. 
 kirletmek, pisletmek; isletmek. 
 ok grmek, gz kalmak, haset etmek; vermek istememek. be grudging  kskanan. begrudgingly kskanarak. 
 akln elmek, ayartmak, aldatmak; cezbetmek, saptrmak; hoa vakit geirmek. 
kandrarak elinden almak. beguilement  akln elme. 
 bolero ritminde Gney Amerika dans; bununla ilgili modern dans; bu danslarn mzii 
 (Fr.) 12. yzyllda Hollanda,da kurulan layik hemirelik tekilt yesi; bugn Katolik kilisesine bal ve kendini dine vakfetmi kadnlar tekilt yesi. 
 Hindistan'da Mslman kadm lider; soylu Mslman kadn, begm. 
(bak.) begin. 
 yan, taraf. on behalf of (birisinin) namna, adna.
 davranmak, hareket etmek; grg kurallanna gre hareket etmek. behave oneself terbiyesini taknmak, iyi hareket etmek. well-behaved  uslu, terbiyeli. behavior, ing.  hal ve hareket, tavlr, davran. 
 (psik.) davranlk kuram. 
 boynunu vurmak, kafasn kesmek. 
(bak.) behold. 
 Kitabl Mukaddes'te bahsi geen suaygrna benzer bir hayvan; (A.B.D.), (k.dili) iri ve kuvvetli insan veya hayvan. 
 emir, buyruk, irade. 
 (edat),  arkada, arkasnda, ardnda, gerisinde; (edat) geri, arka planda, geride; geri kalm (saat v.b.);  (k.dili) k. behindhand   ge; geri kalm; borlu, borca batm. be behind the times geri kafal olmak, zamana ayak uyduramamak.
 (nlem) bakmak, msahede etmek; gzlemlemek; grmek; (nlem) ite! Hah ! 
 borlu, medyun; minnettar. 
 fayda, yarar, menfaat, kar 
 yaksk almak; lazm gelmek, icap etmek, gerekmek. 
  bej;  bej renk, boyanmam yn rengi, saz rengi. 
 olu, varolu, mevcudiyet; varlk; var olan ey; insan, beser. Supreme Being Allah, Tanr, Cenab Hak. call into being yaratmak, halketmek. 
 Beyrut, Lbnan'n baskenti. 
 mcevherle donatmak; ziynet eyasyla sslemek. 
kls Belgium.
 (Fr.) nktedan insan, zarif kimse. 
 siddetle dvmek; ar darbelerle vurmak; dil uzatmak, alaya almak. 
 gecikmi, ge kalm. belatedly  gecikerek, vaktinden sonra. 
 (den.) halat volta etmek; balamak. belaying pin (den.) armadora elii, balama direi. 
  geirmek; pskrtmek, frlatmak;  geirme; frlatma, pskrtme. 
 kocakar, acuze; (eski) nine, bykanne. 
 muhasara etmek, kuatmak, etrafn evirmek. 
 koni biiminde olan bir eit fosil. 
 an kulesi, an kulesi sahanl; ann zerine asld tahta iskele 
(ks.) Belyium. 
 1926'da kullanlmaya baslanan be Belika frang degerindeki para birimi. 
  Belikal;  Belika'ya ait. Belgian hare byk bir eit evcil tavan. 
 Belika. 
 Belgrad, Yugoslavya'nn bakenti. 
 eytan, iblis; ktlk, eytanet 
 yalanc karmak, tekzip etmek, yalanlamak; iftira etmek. 
 inan, itikat, iman, kanaat, akide, doktrin. 
 inanmak, gvenmek, itimat etmek; iman etmek; zannetmek; "in" ile gvenmek, itimat etmek Believe me! Szme inan ! believable  inanlr believer  iman eden kimse. 
 kltmek, kmsemek; alaltmak. 
  ngrak veya zil takmak; brmek, barmak (geyik v.b.); an ekline girmek;  ksnme devresinde geyiklerin kardl ses, brme. bell the cat tehlikeli bir ii baarmak.
 an, kampana; an eklinde herhangi bir ey; zil, sngrak; (den.) gemide saati belirtmek iin ann vuru says. bell buoy anl samandra. bell jar an eklindeki kavanoz. bell metal an yapmnda kullanlan bakr ve teneke karm bir metal. bell pull, bell rope an ipi. bell tower an kulesi. diving be!l dalg hcresi. 
 yayvan azl. 
 gzelavratotu, belladon, (bot.) Atropa belladonna; bu bitkiden karlan zehirli ila. belladonna lily nergis zamba, (bot.) Amaryllis belladonna. 
 (A.B.D.) otellerde oda hizmetisi ocuk. 
 gzellidiyle tannan kadn veya kz, (dilb.)er; salon kadn 
(o.), (Fr.) edebiyat, gke yazn; gzel sanatlarn bir kolu olarak edebiyat; edebiyatn seme rnekleri. 
dergi. bulletin board iln tahtas.
 aniei, (bot.) Campanula. 
 kavgac, dvken, mcadeleci; savamay seven. bellicosely  dvkence. 
 dvkenlik. 
 mnakaaya meyilli olu, mnakaaclk; harpilik, muhariplik, harp hali, harp etme. belligerency  kavgaclk eilimi, dvkenlik; harp hali. 
 mnakaac, kavgac, dvken; cenki, harbe meyilli; muharip, harbe girmi; harbe ait;  harpte taraflardan birini tekil eden devlet veya millet; bu devlet ordusunun mensubu. 
 beki gibi an alan kimse. 
  brmek; kkremek; yksek sesle konumak; barmak;  brme, kkreme, barma. 
 (tek.), (o.) krk; akcier. 
 ksemen, boynunda an asl olan ko; ne yaptn bilmeyen bir topluluga nderlik eden kimse. 
  karn; oburluk; rahim; herhangi bir eyin ii veya Sikin olan ksm; (anat.) adalenin yumuak (etli) ksm; (mz.) keman veya benzeri bir sazn n ksm;  imek, iirmek. bellyache   kann ars; (argo) szlan;  (argo) ikayet etmek, szlanmak, dert yanmak. bellyband  karn kua, kolan. bellybutton  (k.dili) gbek. bellyflop   suya karn st derek dal;  byle dalmak. bellyful  karn doyuracak bir miktar. belly laugh grltl kahkahalarla glme. bellied  karnl. 
 ait olmak, mensup olmak. It belongs to me Benimdir. belongings  (o.)  (bir kimsenin) ahsi eyas. 
  sevgili, aziz;  sevgili. 
 sevilen.
 (edat) aa, aada, alt katta; dnya yznde; cehennemde; altnda; (edat) -(den.) aa. below par (ikt.) baabatan aa, paritenin altnda. watch below (den.) palavra nbetsisi, rahat vardiya. 
 kemer balamak; kuatmak; etrafn evirmek; kayla dvmek. belted  kuakl, emberlenmi. belting  kay; kay tertibat. 
 kuak, kemer, bel kay; kay (argo) darbe. belt buckle toka, kay balamas. belt line evre yolu; ehrin etrafm dolaan demiryolu, tramvay v.b. hatt. belt pulley kay kasna. belt saw erit eklinde sonsuz elik testere. hit below the belt boksta kemerden aa usulsz olarak vurmak; (mec.) kahpece hareket etmek. cartridge belt fieklik. cotton belt pamuk istihsal blgesi. shoulder belt omuz kay. sword belt kl kay. tighten one' belt kemerleri skmak. 
 it., (mim.) tepe kk, binalarn zellikle st kat taraalar; manzara seyredilmesi iin yaplm bina. the Belvedere Roma'daki Vatikan sanat galerisi. 
 Ortodoks kiliselerinde mihrabm etrafndaki evrili ksm. 
 amura batrmak, amura bulamak.
 bireyden alayp szlayarak ikayet etmek, inleyerek yaknmak; zntsn belirtmek. 
 akln kartrmak. bemused  akn; dalgn. 
  banaac, sorkun aac, (bot.) Moringa aptera; bu aacm tohumu, bu tohumdan kanlan ince ya; isko i oda;  iinde. 
  sra, bank; peyke; yarglk mevkii ve rtbesi; yarglar heyeti; tezgh; zerinde hayvanlarn tehir edildii platform;  sraya oturtmak; sralar koymak (bir yere), sralarla donatmak; (spor) oyun harici etmek, oyundan kartmak. on the bench (spor) oyun d, hari. bench mark sabit nokta, bir ly sonradan hatrlayabilmek iin kullanllan iaret. 
 ing., (huk.) avukatlar barosunun idare meclisi yesi. 
 kvlrmak, bkmek, emek; yola getirmek (birisini), raz etmek; (den.) balamak; kvrlmak, bklmek, edilmek; kuvvetini bir tarafa yneltmek bend to veya towards akl yatmak (bir eye)on bended knee yalvararak, diz km durumda. bendable  eilir, erilir, bklr.
 kvtlma, kvrl, kvrm; dirsek; kavis; inhina; dneme, viraj; (den.) ba, dm. 
 kerpeten gibi eme ve bkme ilerinde kullanlan ara; (A.B.D.) (argo) iki lemi; ing, (argo) alt penilik para. 
 eme, bkme, kvrma, inhina, meyil. bending claw kska. bending iron eme demiri. bending machine eme makinas. 
 (o.), (k.dili) "the" ile dalgllann su yzne fazla sratle kmalanndan ileri gelen tehlikeli bir hastalk. 
 (edat.) altna, altnda, altta; (edat.) aada, -den aada; rtbece altnda; yakk almaz. beneath one's dignity -e yakmaz, yakk almaz. 
 (nlem) kretme;(nlem) Hamd olsun! 
 Shakespeare'in "Much Ado About Nothing,- adl oyununda kendine ok gvenip de sonunda evlenen bekr: yeni evli adam. 
 uzun bir bekrlk devresinden sonra evlenen adam; yeni evli adam; evli adam.
  Benediktin papazlar tarikatlnln yesi; k.h. ilk nceleri Benediktin papazlan tarafndan yaplan bir Fransz likr;  bu tarikata ait. 
 takdis, kilise ayinlerinin sonunda okunan takdis duas; takdis sonunda hasl olan bereket, rahmet. 
 iyilik, ihsan, hayr, nimet. 
 iyilik eden kimse; hayr sahibi; velinimet. benefactress  hayr sahibi kadr. 
 ing. maal papazlk makam; arpalk, tmar. beneficed  maal makam sahibi olan; arpalk sahibi olan. 
 iyilik, hayr, ltuf, ihsan. 
 iyilik eden, hayr yapan, ltufkar. beneficently  iyilik ederek. 
 hayrl; faydal, yararl. beneficial association (huk.) hayr cemiyeti, umumi menfaatlere hizmet eden cemiyet. beneficial enjoyment (huk.) malik sfatlyla kendi nam ve hesabna tasarruf. beneficially  faydal bir ekilde. beneficialness  faydallk. 
 (sig.) faydalanan kimse, mstefit sahip; maal papazlk makam veya tmar sahibi. 
  fayda, kar, yarar, menfaat; menfaat iin tertiplenen elence veya gsteri; hak, imtiyaz, yetki;  hayr ilemek, iyilii dokunmak; istifade etmek, yararlanmak. benefit of clergy eskiden ruhban snfna tannan dokunulmazlk imtiyaz. 
 Belika, Hollanda ve Lksemburg, Benelux Devletleri. 
 iyilikseverlik; cmertlik; yardm, sadaka. 
 yardmsever, bakalarna iyilik etmek isteyen; kar gayesi gtmeyen.benevolently  yardmseverlikle.
 Bengal. Bengal light iaret vermede kullanlan mavi maytap. 
 Bingazi, Libya,nn bakenti. 
 bilgisiz; gece karanIna kalm. 
 iyi kalpli, merhametli, efkatli; (tb.) selim (tmr) benignly  merhametle. 
 iyi huylu, merhametli, mfik. benignantly  mfik bir sekilde. 
 takdis. 
 (bot.) aselbent.. 
 (K.M.) Yakub'un kk olu; israil'de bir kavim; ailenin en kk olu. 
 karanfil kk herb bennet karanfil otu, (bot.) Geum urbanum. 
 (o.), (argo) esrar olarak kullanlan amfetamin haplar 
  eri, kvrk, buklm, kavisli;  eim; temayl, meyil. have a bent for istidad olmak. 
 birka eit sert imen. 
 deniz dibi alemi, deniz dibinde yaayan bitki veya hayvanlar. benthoscope  deniz dibi aratlrmalarnda kullanlan kre eklinde motorsuz denizalt. 
 uyuturmak, hissini iptal etmek. 
 amfetamin, burun tkankln ac bir ila. 
 (kim.) uma veya yanma kabiliyeti olan renksiz karbonlu hidrojen, benzen. 
 benzin. 
 (kim.) benzoik asidin tuzu.
(kim.) benzoik asit. 
 (bot.) aselbent, aselbent sakz. 
 (kim.) katran tasfiyesinden hasl olan karbonlu hidrojen, benzol.
 (kim.) bir hidrokarbon radikali, benzil. 
 (huk.) vasiyet etmek, vasiyetle brakmak, miras olarak brakmak. 
 (huk.) lme bal tasarrufla yaplan balama, teberru; menkul (bilhassa para) vasiyeti. 
 azarlamak, halamak. 
 (Fr.), (mz.) ninni. 
 mahrum etmek; merhametsizce elinden almak bereavement  mahrumiyet. bereft  mahrum edilmi. the bereaved geriye kalan.  
 (Fr.) bere, ufak ve yuvarlak bir eit yumuak apka. 
 aysberg, buzda; (bak.) iceberg. 
 bergamot, (bot.) Citrus bergamia; bir nevi armut; ya triyatta kullamlan bir cins portakal veya aakavunu. 
 Siir konusu etmek 
 beriberi. 
Bering Denizi. 
 (fiz.) berkelyum, bir radyoaktif unsur. 
 bir eit fayton, oturulacak kapal yeri olan at arabas. 
 Berlin. 
 yolun kenarndaki toprak ksm; kalelerde siper ile hendek arasmdaki toprak. 
ksa pantolon, Bermuda pantolon. 
 Bern, isvire'nin bakenti. 
  Sen Bernar'a veya onun tarikatma ait;  bu tarikat mensubu. 
  (bot.) tohumlardan olumu yumuak meyva; ilek, kiraz, aa ilei gibi etli ve zarl kabuksuz tane;  bu seit meyvay toplamak. hound' berry tilki zm, (bot.) Solanum nigrum. terebinth berry itlembik. berried  yemii zarsz ve kabuksuz olan, sinek veya kiraz gibi.
  iskandinav efsanelerinde ad geen cesaret ve kuvvetiyle mehur bir kahraman; s bu kahraman gibi lgnca hareket eden go berserk ldrmak, tahripkar bir hal almak. 
 (bak.) berserk. 
  yatak, ranza (tatlarda); (den.) manevra veya rhtmda palamar yeri; gemici ranzas; i, vazife; mevki;  (den.) manevra yaparak yer vermek (gemiye); yatacak yer vermek; rhtma yanamak (gemi) give the land a wide berth karadan ok uzakta bulunmak. slive a wide berth to -den kanmaya dikkat etmek. 
 kadnlarn omuzlarna attklar dantel veya dier bir kumatan yaka veya atk. Big Bertha Almanlann Birinci Dnya Savamda Paris' dvmek iin kullandklan ok byk top. 
kiileri, bilhassa sulular, vcut llerine gre tehis eden bir sistem. 
 zmrt gibi birka eit kymetli ta da iine alan bir maden; nil rengi, cam gbei. beryline  zmrt nev'in(den.) 
 (kim.) berilyum. 
 yalvarmak, rica etmek, istirham etmek, niyaz etmek. beseecher  rica eden kimse. beseechingly  yalvararak. 
 uygun olmak munasip olmak, yakmak, yaramak; yakk almak. beseeming  yakr, mnasip. beseemingly  yakr ekilde. 
 kuatmak, etrafn almak; rahat vermemek, zerine varmak; zerine koymak, naketmek. besetting  yakay brakmayan. 
(edat.) yanyana, yannda; -e nazaran; stelik, -den baka, dnda. beside oneself kendinden gemi lgn beside the mark sz d; munasebeti olmayan 
 (edat.) bundan baka, ayrca, yan sra; stelik: (edat.) -den gayri, -den hari. 
 kuatmak muhasara etmek; stne varmak. besiegement  kuatma. besieger  kuatan kimse. 
 salya bulatrmak. 
 bulatrmak, kirletmek. 
 kirletmek, rengini attrmak; erefine halel getirmek. 
 al sprgesi. 
 sarho etmek, sersemletmek; bunaltmak. besotted  sarho. 
(bak.) beseech. 
 pul veya payet ile sslemek.
 amur sratmak; zifos atmak, lekelemek; iftira etmek .
 Ismarlamak, talep etmek. 
 benek benek lekelemek. 
 rtmek, yaymak; kaplamak, samak. 
 (iir) rtl, salm, serpilmi. 
 serpmek, samak, lekelemek. 
Bessemer ameliyesi; Bessemer'in bulduu elik yapma usul. Bessemer steel Bessemer elidi. 
 en iyi, en ho, en uygun, en elverili;  en iyisi. best beloved en ok sevilen; ok sevgili. best man sad. the best part yarsndan fazla, (o.)unluu. Maybe it' all for the best Belki de bylesi daha hayrl olur. at best olsa olsa ta atlasa. do one' best elinden geleni yapmak. get the best of alt etmek, yenmek. had best do yapmal, yapsa daha iyi olur. make the best of olandan mmkn olduu kadar istifade etmek. have the best of it galip gelmek, stn olmak. best seller sat rekoru kran kitap. 
 hakkndan gelmek, yenmek; baskn kmak, gemek . 
  yardm etmek, iine yaramak; faydal olmak;  (eski) konmu, yerlestirilmi durumda olan hard, ill veya sore bestead mkl durumda, skk halde. 
 hayvan gibi, hayvana ait; vahi; kaba. bestially  hayvanca, hayvana yakr ekilde; vahice, kabaca. 
 vahilik, canavarlk. 
 ortaada yazlan ve hayvanlara ait hikyeleri iine alan kitap. 
 harekete geirmek, yerinden oynatmak. 
 hediye etmek, vermek, ihsan etmek, yerine koymak;( kz) vermek. bestowal, bestowment  ihsan, verme. 
 bacaklarn ayrarak binmek. 
 samak, kaplamak, datmak. 
 bacaklarn ayrarak binmek; zerinden gemek. 
 kakma iiyle sslemek, kakmak; pullarla sslemek 
  bahse girmek, bahis tutumak; iddia etmek;  bahis, iddia. better bettor  bahse giren kimse. best bet en iyi yol veya are. You bet (I.) (A.B.D.), (argo) Elbette (I.) Hay hay ! 
 Yunan alfabesinin ikinci harfi (bilimsel snflandrmalarda ikinci olan bir eyi ifade iin kullanlr) beta particle (fiz.) beta nndaki elektron. beta rays (fiz.) radyoaktif maddelerden karlan elektron nlar. 
 , oneself ile gitmek; zerine almak, mracaat etmek, ba vurmak. 
 (fiz.) betatron, bir eit elektron makinas. 
 Dou Hindistan'da yerlilerin inedii fnda benzer bir yemi. 
(Fr.) nefret edilen veya korku veren kimse, ey veya i. 
 kutsal yer; gemiciler iin kk kilise. 
dnmek, gz nnde bulundurmak; hatrlamak; aklna getirmek; ba vurmak. 
 Beytlehem ehri; Londra'da mehur bir akl hastanesi. star of Bethlehem tkrkotu, (bot.) Ornithogalum stachyoides. 
 (kimsenin) bana gelmek; ol (mak.) 
 vaktinde, ok gemeden, erken(den.)
 gstermek, dellet etmek, iaret etmek, (bir eyin)almeti olmak. 
 nane familyasndan birka eit bitki, (bot.) Betonica wood betony kestere, (bot.) Betonica officinalis. 
(bak.) betake. 
 hyanet etmek; ihanet etmek; ele vermek; ifa etmek, azndan karmak; gstermek, ortaya koymak; yanl yola saptrmak, batan kanp ortada brakmak. betrayal  hyanet, ele verme, ifa. 
 nianlanmak, evleneceine sz vermek. betrothal  nianlanma, nianlama. betrothed   nianl kimse;  nianl. 
  daha iyisi; (o.) (akl servet v.b.'nde) kendinden stn kimseler; stnlk;  islah etmek, daha iyi ekle sokmak; nne gemek. get the better of galip gelmek, stn olmak. 
 daha iyi, daha gzel; daha ok;  daha iyi bir ekilde, daha ok, daha ziyade. better and better gittike daha iyi. be better off daha iyi durumda olmak. better half e. for better or for worse iyi de olsa, kt de olsa, anca beraber kanca beraber. get better iyilemek. He had better not. Yapmazsa daha iyi eder. (I.) had better go Gitsem iyi olacak. So much the better Daha iyi ! iyi ya ! isabet. (I.) think better of dnp fikrini deitirmek. 
 Islah, iyileme; (huk.) gayri menkul zerinde yaplan devaml Islahat ve masraflar; bir gayri menkuln, yol almas gibi devlet faaliyetleri dolaysyle iktisap ettii kymet fazlas, erefiye. betterment tax erefiye, deerlenme resmi. 
(edat),  arada, arasnda, aralarnda, aralarndan; araya; ortada, ortaya. between you and me sz aramzda. few and far between nadiren, seyrek. in between sallantda. 
(edat.),  (eski), (iir) arasnda, arada, ortada. betwixt and between ikisi ortas, ne o ne bu. 
   (mak.) iki yzeyin 90 dndaki herhangi bir eimi; a; iletki;  evlendirmek, eik olarak kesmek;  evli, meyilli, eik. bevel gear konik dili. bevel square dlgerlerin, eik olarak biilen yzeylerin doruluunu ve alarm Imede kullandklan ayarl bir alet. bevel wheel konik ark. 
 iecek, merubat, iki 
 ku srs; takm, zmre; bilhassa kadnlardan meydana gelen grup. 
 feryat etmek, alamak; hayflanmak; zntsn beyan etmek. 
 (nlem) saknmak, kanmak; dikkat etmek, gzn amak; b.h., (nlem) Dikkat! Sakm ha! Aman! 
 alrtmak, sersemletmek, hayrette brakmak. bewilderment  akmlk, sersemlik, hayret. 
 by yapmak; tehir etmek; cezbetmek, hayran etmek. bewitcher  cezbedici kimse, ekici kimse, alml kimse. bewitching  cazibeli. bewitchingly  cazibeli olarak. bewitchment  by, cazibe. 
 (eski.) azndan karmak.. 
(edat.),  tede, teye, tesine, tesinde, -den tede; dnda; -den ok;  fazla; daha ileri. 
 evli u veya kenar; faeta, yzk ka; prlanta eklinde kesilmi tan eik yz. 
 bezik, 64 katla oynanan bir eit iskambil oyunu. 
 gevi getiren hayvanlarn mide ve barsaklarnda meydana gelen ve eskiden panzehir olarak kullanlan ta; (eski) panzehir. 
 kenevir; hai. 
(nek) iki kere, iki defa, ikier.
 iki al. 
 ylda iki defa vaki olan. biannually  ylda iki kez. 
    meyil, temayl, pein hkm; ev; taraf tutma;  verev, meyilli, evli, apraz;  verev olarak, meyilli olarak;  meylettirmek, aleyhte tesir etmek. 
 iki kulakl veya kulaa benzer iki uzvu olan. 
 iki mihverli; ift eksenli. biaxially  iki eksenli olarak. 
 ocuklarn boynuna balanan mama nl; i yaparken taklan nln st paras. bib and tucker (k.dili) giysi. 
(ks.) bible.
 ayya kimse, ikiye dkn kimse.. 
 ucu aa doru kvrk olan musluk. 
kk ss eyas, biblo, antika kk para. 
 Kitab Mukaddes; Eski ve Yeni Ahit; k.h. herhangi bir dinin kutsal kitab; mracaat kitab olarak kabul edilen herhangi bir kitap. 
 Kitab Mukaddes'e ait veya bunda bulunan. Biblically  Kitab Mukaddes'le ilgili olarak. 
 Kitab Mukaddes' kelimesi kelimesine kabul eden kimse; Kitab Mukaddes bilgini . biblio- (nek) kitaplarla ilgili, Kitab Mukaddes'le ilgili.
 ktphanelerde ok deerli veya ok kullanlan kitaplarn fotografn ekmede kullanlan mikrofilm. 
(ks.) bibliography. 
 bibliyografya bilgini veya uzman. 
 bibliyografyaya ait. 
 bibliyografya, belirli bir konuya ait olan kitaplarn fihristi. 
 Kitab Mukaddes'e fazlasyle tapnma; kitaplara ar derecede tutkun olma. 
 kitap fal; bilhassa Kitab Mukaddes'le kitap fal ama. 
 kitap toplama merak bibliomaniac   kitap merakls, kitap koleksiyonu yapan, kitap delisi;  kitaba tutkun kimse. 
 kitap ciltleme sanat. 
 kitap seven kimse, kitap hastas. 
 kitap, bilhassa nadir bulunan kitaplar satan kimse, sahaf. 
 ktphane; kitap katalou. 
 ayya, ikiye dkn; emici, suyu ekici bibulously  ikiye dkn olarak. 
 iki meclisi iine alan.  
(bak.) bicarbonate of soda. 
 (kim.) bikarbonat bicarbonate of soda bikarbonat de sd, soda. 
 bakr karbonatlar renginde olan mavi veya yeil renk. 
  200 yllk, 200 ylda bir tekrarlanan;  200. yldnm, 200. yldnmn kutlama treni. 
 (bot.), (zool.) iki bal. 
 (anat.), (zool.) iki bal kas; bilhassa kolun st ksmmdaki ve kala kemiinin arkasndaki kaslar. 
 (kim.) biklorit. 
  atmak, ekimek, mnakaa etmek; titremek, prdamak (alev);  mnakaa, tartma, ekime. 
 iki renkli, ift renkli. 
 bir memlekette bulunan iki ayr kltr unsuruyla ilgili. 
 (anat.) tc dilerle kpek dileri arasnda her bir tarafta drder tane olmak zere bulunan kesici diler. bicuspid valve ikili kapakk, mitral kapak. 
  bisiklet;  bisiklete binmek, bisikletle dolamak. bicyclist  bisikletle gezen kimse. 
  mzayedede fiyat arttrmak; (bri.), deklarasyon yapmak; teklif vermek;  teklif; kalkma, teebbs; (bri.) deklarasyon. bideler  teklif veren kimse;(bri.) deklarasyon yapan kimse. bidding  mzayedede fiyat artrma; (bri.); deklarasyon serisi. bid in ak artrmada mal sahibi hesabna fiyat ykseltmek. bid up ak artrmada fiyat artrmak. 
 emretmek, kumanda etmek; demek, sylemek; davet etmek;  (k.dili.) davet. bid fair ihtimal dahilinde olmak. bid farewell veda etmek. do as one is bid boyun emek, itaat etmek. bidding  emir; davet, arzu. 
 yumuak bal, muti, sz dinleyen; (bri.) deklarasyon yapmaya msait. 
 tavuk; (argo) kocakar. 
dayanmak, yklmamak; oturmak, beklemek. bide one' time uygun zaman beklemek. 
 (Fr.) bidey. 
  iki ylda bir olan; (bot.) mr iki yl iinde biten; i.iki ylda bir tekrarlanan olay; iki senelik mr olan bitki. biennially  iki ylda bir olarak. 
 cenaze teskeresi; tabut. 
  (A.B.D.), (argo) darbe, yumruk;  vurmak, yumruklamak. 
 ing. piirilen bir nevi krmz k elmas. 
 ortadan ikiye ayrlm olan, yark. bifid'ity  yark olu. bifidly yark olarak. 
 iki taraf bkl. 
 bifokal, ift odakl. bifocal glasses, bifocals  bifokal caml gzlk. 
 iki yaprakl, ift yaprakl. 
  iki kola ayrmak iki kola ayrlmak; atallanmak;  iki kola ayrlm, atallam. bifurca'tion  iki kola ayrlma. 
 byk, iri, kocaman, csseli; gebe; bym; mhim, etkili; yksek ruhlu, a1i; yuksek (ses) Big Ben ingiliz parlamento binasndaki byk saat ve an. Big Brother diktatr. big business byk sermayeli ticaret. big game byk av; ar ve tehlikeli teebbs. big-hearted  eli ak, mkrim. big shot, big wheel (argo) kodaman, ekabir. big tree Kaliforniya'da bulunan sekoya aac, (bot.) Sequoia Washingtoniana. big with gebe, ykl. bigness  byklk, kocamanlk.
 iki kiiyle ayn zamanda evli olan kimse. 
 ayn zamanda iki kiiyle evli olan, bu suu ilemi olan; bu sua ait. 
 iki kiiyle evli olma. 
 krfez, koy; (den.) roda, kroz; halat bedeni. 
 mutaassp kimse, banaz kimse; dar grl kimse. bigoted  mutaassp, banaz. bigotedly  banazca bigotry  banazlk. 
 (k.dili) kodaman, mhim kimse. 
 her iki saatte bir.
 (Fr.) ziynet eyas, mcevherat, kk ve zarif olan ey. 
 (Fr.) mcevherat. 
 (k.dili) bisiklet. 
 bikini, iki kk paradan ibaret mayo. 
 (dilb.) dudaksl; iki dudakl . 
 iki tarafl, iki kenarl, iki cepheli. bilateralism, bilateralness  iki tarafllk. bilaterally  iki tarafl olarak. 
 yaban mersini, (bot.) Vaccinium myrtillus; da mersini, buna benzer birka cins fidan ve meyva. 
 (gen.) r. (o.) eskiden esirlerin ayana vurulan pranga. 
 (biyol.) d safra; huysuzluk, terslik, aksilik. 
 safra kesesinde meydana gelen ta, safra tas. 
  (den.) sintine, sintine suyu, karina; (argo) samalk, zrvalk, herze; f karn;  (den.) delinmek, delmek sintine); imek; bel vermek. bilge ejector sintine suyunu boaltan cihaz. bilge keel yalpa omurgas. bilge pipe sintine borusu. bilge pump sintine tulumbas. bilge water sintine suyu.
 (tb.) kanda bulunan bir nevi asalak kurdun meydana getirdidi bir hastalk. 
 (biyol.) safraya ait. biliary calculus safra ta. biliary ducts safra yollar. 
 (mat.) iki izgisi olan. 
  ana dilinin yan sra ikinci bir dili de ayn ekilde konuabilen, iki dilli;  iki dili ayn derecede konuabilen kimse. 
 safraya ait, de ait; dargn, kskn, aksi. biliously  safrayla ilgili olarak. biliousness  safrayla ilgili olma. 
 iki harfli. 
  dolandrmak, aldatmak, kandrmak; bir eyden syrlmak;  dolandrc, dzenbaz kimse; hile, dubara. 
  gaga, az;  gagalarm birbirine srterek sevimek, koklamak. bill and coo seviip koklamak. 
 bir eit balta, keser; (den.) demirde trnak ucu. 
  fatura, hesap, kambiyo senedi, polie, tahvil; (A.B.D.) banknot, kt para; kanun layihas tasar; afi; dileke (bilhassa mahkemeye verildii zaman); elence program; (tiyatro veya konserde) basl program;  fatura karmak; iln etmek, afie etmek; programa dahil etmek. bill broker kambiyo telll, simsar. bill of entry gmrk beyannamesi, ithalt cetveli. bill of exception itiraz dilekesi. bill of exchange kambiyo senedi, polie, tahvil. bill of fare yemek listesi, men. bill of health salk belgesi, shhat varakas. bill of lading konimento, ykleme evrak; manifesto. bill of rights insan haklar beyannamesi. bill of sale sat bordrosu, fatura. bills payable bor senetleri. bills receivable alacak senetleri. cash a bill ekin bedelini almak, eki bozmak. fill the bill (k.dili) vazifesini hakkyla baarmak. foot the bill (k.dili) parasn vermek. indorse a bill eki ciro etmek.
 ilan tahtas; (den.) kasarada demir yatad. 
  (ask.) askerlere klalar dnda temin edilen ikametgh, konak yeri; bu ikametgh temin iin karlan yazl veya szl emir, konak tezkeresi; i, vazife, dev; pusula, not; ktk, demir veya elik ubuk;  konaklatmak , yerletirmek, yer temin etmek. 
 (Fr.) ak mektubu. 
 czdan. 
 (o.) bilardo. billiard ball bilardo bilyesi. billiardist  bilardo oynayan kimse. 
 sanatnn isminin hretine gre afilerde ald sra; hesap kartma. 
 az bozukluu, edepsizce konusma. 
 (A.B.D.) 1000 milyon; milyar; ing. 1000000 milyon billionth   milyarnc;  milyarda bir. 
 milyarder 
 metal para imalinde kullanlan altn, gm, bakr vb alam. 
  byk ve kaba dalga, dalgalar halinde ykselen herhangi bir ey (duman v.b.);  dalgalar halinde kabarmak, ykselmek. billowy  dalgal. 
 afi asan kimse. 
 (k.dili) cop; sopa, omak; Avustralya iinde ay yaplan teneke aydanlk. 
(k.dili) teke, erkek kei. 
 ing. melon apka. 
 iki loplu. 
 (biyol.) iki hcreli. 
 Gney Afrika'da gnete kurutulmu yasz et. 
 iki elli. 
 iki elin de kullanlmasn icap ettiren .bimanually  iki elle. 
 iki ayda bir vaki olan; iki ay sren. 
 para birimi olarak altn ve gm veya dier iki madeni birbirlerine olan nispetlerini tespit ederek kullanma sistemi; bu sistemi destekleyen doktrin veya siyaset. 
 iki madenden meydana gelmi; iki maden esasna dayanan para sistemine ait. 
  iki ayda bir vaki olan; ayda iki kere olan;  iki ayda bir yaymlanan dergi;  iki ayda bir; ayda iki kere. 
  ambar, kmrlk,kutu,sandk;  ambarlamak,kutuya veya sanda koymak. 
  iki ksmdan meydana gelen, ift; (bot.) ift; (mat.) ift deikenli, biner; (biyol.) ift isimli;  iki eyin karm. binary star iftli yldz. binary system iftli sistem. 
 (bot.) ift halinde bulunan. 
 iki kulak ile iitme; iki kulakl; stereofonik. 
  balamak yerine tespit etmek, raptetmek; dondurmak; tutmak, menetmek, engel olmak; inkbaz etmek; kenarn tutturmak ciltlemek; (huk.) senetle balamak; donmak, tutmak (imento v.b.);  balayan ey. bind over veya down (huk.) mali kefaletle balamak, senetle bir ii yapmaya mecbur tutmak. bind up sarg ile balamak. in a bind kmaza girmi g durumda. 
 cilti, mcellit; ba; cilt kap; bier balar makina; tutkal. bindery  mcellithane, ciltevi. 
  balayc, tutucu; geerli, muteber;  ciltleme; cilt; kenar eridi. 
 (argo) uyuturucu madde paketi. 
 (bot.) boru iegi, kahkaha iedi, gunduz sefas, cadr iegi, (bot.) Convolvulus arvensis hooded bindweed kopek penesi, bof Calystegia sepium 
 (bot.) sarmak cinsi bitkilerin sap ksm. 
Binet sistemine gre zek lme testi. 
 (argo) iki alemi, iret meclisi. 
 bingo oyunu. 
 (den.) pusula dolab. 
  iki gzn de kullanlmasn icap ettiren;  (sk sk) co. ayn anda iki gzle baklabilen drbn veya teleskop. 
  (mat.) iki terimli;  aralarnda + veya -- bulunan iki terim; (biyol.) iki terimli isim bio- (nek) hayat. 
 uzay yolculuunun canllar zerindeki etkisini inceleyen bilim dal. 
 hayati kimya, biyokimya. 
 biyosferin  sahasndan biri: deniz, tatl su veya kara. 
 (bakt.)erilerle ayrabilen. 
 biyoloji ilminin canllarn hareketlerini inceleyen dal 
 bitki ve hayvanlarn evre ile olan ilikileriyle urasan ekoloji dal biog. (ks.) biographer, biographical, biography 
 (biyol.) canl organizmalarn sadece canl organizmalardan geldiklerine ait kuram. 
 hayat hikyeleri yazan kimse, biyografi yazar. 
 hayat hikayesine ait, biyografiyle ilgili biographically  bir kimsenin hayatyla ilgili olarak.
 hayat hikyesi, biyografi, zyaamyks biol (ks.) biological, biologist, biology. 
 biyoloji ilmine ait, biyolojik biological warfare biyolojik sava. 
 biyoloji bilgini, biyolog. 
 biyoloji, hayat ilmi. 
 organizmalarn ayrlp dalmas. 
 insan hayatnn muhtemel sresini Ime ilmi.
 canllarn davranlarn inceleyerek bunlar bilgisayar ve elektronikcihazlar alannda uygulama imkanlarn arayan elektronik bilim dal 
 ekoloji. 
 biyofizik, fizik kanunlarnn biyolojik hadiselere uygulanmas ilmi. 
 (biyol.) canl madde, protoplazma. 
 biyopsi. 
 yirminci yzyln balarndaki ekliyle sinema oynatma makinas
 (tb.) biyoskopi. 
 dnyann kara, deniz ve tatl sularnda hayat belirtilerinin rastland ksmlar, biyosfer. 
 (biyol.) uzuvlarn bnyeleri ile faaliyetleri arasndaki ilikilerin incelenmesi ilmi. 
 yaayan hcrelerden oluan organik maddelerin kimyasal terkibi. 
 herhangi bir corafi alan ve (jeol.)ojik devrenin karm direy ve biteyi. 
 canllarn fonksiyonlarn inceleyen bilim dal. 
 (min.) biyotit, kara mika. 
 (bot.) iki yana ait mihver; (zool.) ikiz douran. 
 iki taraf da tutan, iki taraf da temsil eden. 
 iki blml, iki ksml 
 iki ayakl hayvan. bipedal  iki ayakl. 
 (bot.) iki ta yaprakl. 
 (bot.) ift tyl.   
 ift kanatl uak. 
 iki ayakl sehpa, destek. 
 iki kutuplu. 
 (mat.) drdnc kuvvet. biquadrat'ic  drdnc kuvvetten. 
 her  ayda bir iki defa grlen. 
  hu aac, (bot.) Betula; bu aacn kerestesi; bu aatan yaplm falaka denei;  bu denekle sopa atmak. 
  ku; hindi gibi hayvanlar; bedmintn oyunundaki top; (argo) herif; yuha ekme;  ku tutmak, avlamak. birdbath  kularn ykanmas iin ukur tas. bird cage ku kafesi. birdcall  ku sl. bird catcher ku tutan kimse. bird dog. av kopei. bird fancier ku merakls kubaz. bird grass ku otu. bird in the hand cantada keklik, temin edilen menfaat. birdhouse  aaca asl tahta ku yuvas. birdlime  kse, tuzak birdman  ku avcs, kuu; (k.dili) tayyareci, pilot bird'-nest  ku yuvalarn aramak, ku yumurtalarn almak. bird of night bayku. bird of paradise Yeni Gine'ye mahsus cennet kuu. birds of a feather huylar benzer olan kimseler. bird watcher ku gzlemi yapan kimse. for the birds (argo) deersiz, sama. give the bird (argo) yuha ekmek, slklamak. old bird ihtiyar kurt tecrbeli kimse. 
 ta yoncas, (bot.) Lotus corniculatus. 
 k.dil; kk ku, kucaz; golfda "bogi" den bir eksik vuru bird'-eye   ku bak, tepeden; umum, genel, ayrntsz; ku gzne benzer benekleri olan bird'-eye maple aa ksm benekli bir eit isfendan aac bird'-eye view ku bak grn, manzara. 
 ift sra krekleri olan eski zaman kadrgas. 
 Katolik din adamlarnn giydii keli ufak apka. 
 yuvarlanmak, dne dne gitmek. 
 doum, doma, dou, veladet; soy, nesep; balang, kaynak; zuhur. birth control doum kontrol. birthday  doum gn .birthmark  doutan var olan yz veya vcuttaki leke. birthplace  doum yeri. birth rate nfusa gre doum oran. birthright  doutan kazanlan hak. birthstone  bir kimsenin doduu ay temsil eden ve kendisine uur getirecedine inanlan ta. give birth to dourmak, meydana getirmek, kaynak tekil etmek. 
 kurtluca, zeravent, (bot.) Aristolochia. 
 iki defa, tekrar. 
 biskvit, rek, kremasz pasta; ak kahverengi; perdah vurmadan evvelki haliyle frnlanm anak mlek. 
 Gney Avrupa,nn baz blgelerinde, kuzey ve kuzey doudan esen kuru ve souk rzgr. 
 ikiye blmek; (geom.) iki eit paraya ayrmak. bisection  ikiye blme. bisector  (geom.) aortay. 
 (biyol.) hem erkek hem dii, iki cinsiyetli, hnsa; (bot.) kendi kendini alayan. 
  piskopos; (satran) fil; scak ve baharatl arap;  piskopos tayin etmek. bishop' miter shell firavun tac, (zool.) Mitra episcopalis. 
 piskoposluk rtbe, grev ve blgesi. 
 (kim.) bisilikat. 
 (kim.) bizmut. 
  bizon, bir eit Kuzey Amerika yabani sr. 
 birka eit koyu orba; av etiyle veya deniz mahsulleriyle yaplan orba; bir eit dondurma; tenis gibi oyunlarda oyuncuya tannan fazladan bir vuru veya buna benzer bir hak; srsz mlek. 
  artk yla ait;  artk yl. 
 iki sabit durumu olan.
 koyu kahverengi bir eit boya; kurum boyas. 
 kurt penesi, ylankk, (bot.) Polygonum bistorta. 
 neter, bisturi, terih ba. 
 (k.dili.) kk bar, taverna, gece kulb 
 (kim.) bislfat. 
 (kim.) bislfit. 
  bir aletin keskin olan ucu; matkap; gem; anahtarn kilide giren ksm;  gemlemek; tahdit etmek, snrlamak. take the bit in one' teeth idareyi eline almak. 
  para, lokma, krnt, kk bir ksm; ksa zaman; bilgi iletme birimi, elektronik beyin vb ile muhaverede en ufak birim;(sahnede) ufak rol; (A.B.D.), (argo) numara; ing. pek az deerli ufak para; (A.B.D.) yirmibe sentin yars: two bits yirmibe sent;  ufak, nemsiz; az .a bit biraz, bir derece. do one's bit kendi payna deni yapmak. a good bit hayli, epeyce. a little bit azck, bir para. bit by bit azar azar, yava yava. give a bit of one's mind halamak, azarlamak. not a bit hi de deil, asla . 
  dii kpek veya kurt; kanck; (argo) irret kadn; kt kadn;  (argo) ikyet etmek; acemice i yapmak. bitchy  orospu tabiatl, irret 
 srmak, dilemek; sokmak (ar v.b.); oltaya vurmak (balk) ; yakmak ; andrmak, yemek; srk, para lokma; di izi; keskinlik (iki,biber,souk) bite off more than one can chew bandan byk ie girimek. bite the dust dp lmek biting  keskin; ac. 
  (den.) geminin kablosunu biteye balamak, biteye vurmak;  (den.), (sk sk) (o.) gverte babas, bite, bita. 
(bak.) bite. 
 ac keskin; sert, iddetli; kt. to the bitter end i bitinceye kadar; lnceye kadar. a bitter pill yenilir yutulur cinsten olmayan durum. bitterish  acms. bitterly  ac olarak. bitterness  aclk. 
 ilik bal, (zool.) Rhodeus amarus. 
 balaban kuu, okar, (zool.) Botaurus stellaris. little bittern cce balaban, (zool.) Ixobrychus minutus. 
 (o.) iine ac otlar da kartrlan bir nevi iki. 
  hem ac hem tatl olan; ayn zamanda iyi ve kt olan;  yaban yasemini, (bot.) Celastrus scandens. 
 kavasya, (bot.) Quassia amara. 
  zift, katran;  ziftlemek. 
 ziftli, zift gibi. bituminous coal adi maden kmr. 
 (kim.) iki deerli ift deerli. 
  (zool.) yumuakalardan ift kabuklu midye ve istiridye gibi hayvan:  ift kabuklu; enetli. bivalvular  midye gibi birbirlerine kenetli ift kabuu olan. 
 ak havada kurulan geici ordugh;  ak hava ordugh kurmak; akta gecelemek. 
  iki haftada bir vaki olan; haftada iki kere olan;  iki haftada bir yaynlanan dergi veya blten. 
 (argo) (bak.), show biz. 
 garip, tuhaf, acayip, biimsiz. 
(ks.) bank, block, book.
.(ks.) bookkeeping.
(ks.) bill of lading. 
  gevezelik etmek, bo szler sylemek; ifa etmek, boboazlk etmek;  geveze kimse, boboaz kimse. blabber, blabbermouth  boboaz kimse. 
   siyah renk; siyah boya; siyah elbise; zenci;  siyah, kara; karanlk, kasvetli; kirli; uursuz, kzgn, dargn;  karartmak, siyahlatmak, siyaha boyamak; kararmak, siyahlanmak. a Black zenci. black-and-blue  rk, morarm Black-and-Tan terrier kahverengi benekli siyah teriyer. black and white yaz; basl ey; siyah beyaz resim. black art by. black belt judo'da en yksek derece; (A.B.D.) siyahlarn beyazlardan daha ok olduu blge; (A.B.D.) topra siyah olan blge. black body (fiz.) siyah cisim, hi n yanstmayan kuramsal cisim. black book kara listede olanlarn isimlerinin kaytl olduu defter black box montajda bir tm olarak taklan elektronik cihaz; iine baklmadan kullanlacak cihaz. black coffee siyah kahve, alafranga kahve, sade ve stsz kahve. Black Death ondrdnc yzylda Avrupa'y kran veba hastal. black diamond maden kmr. black eye siyah gz; morarm gz; kara leke. blackeyed Susan kzgzne benzer bir eit sar papatya. black face (tiyatro) zenci rolne girmi beyaz adam; (matb.) siyah bask. black flag siyah flama korsan flamas. Black Forest Kara Ormanlar (almanyada) black hole hapishane kouu, askeri ceza koduu black horehound kara yer prasas, (bot.) Ballota nigra. black lead grafit. black letter bir esit matbaa harfi, gotik harf. black magic by. Black Maria (k.dili) hapishane arabas; cenaze arabas. black mark kara leke. black market kara borsa. black mass eytana ibadet ayini. black medic kelebek otu, kara yonca, (bot.) Medicago lupulina Black Muslim (A.B.D.)'de islm din ve detlerini kabul eden bir zenci mezhebine bal kimse. black out  (ask.) karartma; tiyatro v.b.'nde klarn snmesi. black out karartma tatbikat yapmak; geici olarak uurunu veya grme duyusunu kaybetmek. black pepper karabiber. black power zencilerin talep ettikleri toplumsal ve kanuni haklar temsil ve temin eden g. black pudding kyma, yulaf unu ve kan ile yaplan bir isko yemei. Blaek Sea Karadeniz .black sheep bir ailede dier fertlere benzemeyen ve hep glkler karan kimse. Blaek Shirt Kara Gmlekli; Faist bir kurulusun yesi black tea siyah ay. blackthorn  karaal, karadiken. black tie siyah papyon kravat; smokin. black walnut bir nevi siyah ceviz .black widow zehirli bir rmcek, (zool.) Latrodectus mactans in the black alacak bakyesi olan. blackish  siyahms. blackly  .karanlk olarak. blackness  siyah olu; karanlk olma. 
 kt kalpli. 
  krmz oy, ret oyu;  kar oy kullanmak; toplum d etmek. 
 brtlen, (bot.) Rubus fruticosus; ay dutu, diken dutu. 
 karatavuk, (zool.) Turdus merula 
 kara tahta, tatahta. 
 siyah erkek keklik. 
 (min.) boucu gaz, karbondioksit. 
 karartmak, karalamak; lekelemek, iftira etmek. 
   alak kimse;  alak, edepsiz, rezil;  kfretmek, svp saymak blackguardism  alaklk. 
 karaba rdek, (zool.) Aythya marila; ciltte bulunan siyah bal kk ya birikintisi 
 ayakkab,soba. v.b. boyas 
 cop; byk iki barda; bir kt oyunu; (bot.) bir eit kk mee; siyah korsan flamas. 
 (bayt.) bir cins sr vebas; dolandrc, kumarbaz kimse; ing. greve uymayan ii. 
  kara liste;  kara listeye almak, boykot etmek. 
 t. antaj; tehditle birinden para koparma;  antaj yapmak. blackmailer  antajc. 
 demirci; nalbant. 
  asfalt, asfalt yol;  asfalt ile kaplamak. blackwater fever (tb.) karasu hummas. 
 (anat.) mesane, kese, sidik torbas; i lastik. air bladder (zool.) hava kesesi. gall bladder safra kesesi. 
 bak az; kl; ince uzun yaprak; kalemtran az; krek palas; delikanl; pervane kanad. blade bone krek kemidi. 
 (A.B.D.), (argo) sama, zrva 
 (tb.) ban, i. 
  ayplama kabahat, kusur azar, mesuliyet;  azarlarnak, sulamak; sorumlu tutmak. be to blame for sulu olmak, mesul olmak. blameful  kabahatli. blamefulness  kabahatlilik. blameless  susuz, masum. blamed  (A.B.D.) kahrolas. 
 ayplamaya lyk, mesul, kabahatli. 
 aartmak, rengini amak, beyazlatmak, kaynatarak aartmak; sararmak, bembeyaz olmak, rengi umak, benzi atmak; kabuunu soyarak beyaz ksmn ortaya kartmak (badem v.b.); halayarak rengini amak.   
 stl pelte, paluze. 
 yumuak, mlyim; ahsiyetsiz, donuk. blandly  yumuak bir ekilde. blandness  yumuaklk. 
 yaclk etmek. blandishment  yaclk; albeni, ekici davran. 
  bo, yazsz, ak, beyaz; manasz, anlamsz; son eklini almam; akn;  bo ve aklk yer; zerinde yaz olmayan kat; piyangoda bo numara; nian tahtasnn ortas, hedef; kurusk fiek; (argo) ok dk kaliteli uyuturucu madde;  feshetmek; iptal etmek; ilga etmek; svmek; (spor) hasmnn say yapmasn nlemek. draw a blank neticesiz kalmak; hatra getirememek. blankbook  not defteri. blank cartridge kurusk fiek. blank endorsement ak ciro. blank verse kafiyesiz on heceli nazm ekli. blankly  ifadesiz bir ekilde, bo bo. blankness  boluk; anlamszlk. 
   battaniye; ince bir tabaka halinde olan bir ey;  birka eyi veya durumu kapsayan, geni kapsaml;  battaniye ile rtmek, sarp sarmalamak; stne rt ekmek, rtbas etmek; geni apta iine almak, kapsamak; mni olmak; geminin rzgrn tutmak; battaniye iinde havaya atp tutmak. 
  boru sesi, borununkine benzer ses; yksek ses;  boru gibi ses karmak; herkese iln etmek, sylemek. 
 yaltaklanma, (slang) piyazlama, yaclk, dil dkme. Blarney Stone irlanda'da bulunan birta ki bunu penlerin yaltaklanmada istidat kespettikleri sylenir. 
 hereyden usanm, ii gemi. 
 kfretmek, svp saymak, okumak. blasphemer  kfir kimse blas'phemous  kfir, zndk. blas'phemously  kafirce. blas'phemy  kfr, gnaha girme. 
  ani esen rzgr, iddetli rzgr; ddk sesi; yapraklarn souk veya rzgrdan kavrulmas, yanma; patlama, infilk; (argo) grltl elenti; (argo) uyuturucu maddenin kuvvetli etkisi;  tahrip etmek, ykmak; yakmak, kavurmak, mahvetmek. blast furnace maden eritme oca. at full blast tam sratle. 
 yanm; mahvolmu, tahrip edilmi; Allahn bels. 
(nek), (biyol.) tomurcuk, mikrop.
 (biyol.) blastoderm, germ yapra. 
 roketin frlatlmasndan evvelki ve hemen sonraki olaylar, roketin frlatlma an. 
 (k.dili.) dnmeden sylemek; melemek. 
 bdren; yksek sesle baran; kaba, ak, bariz, aikr. 
  sama sapan konumak; sama laf. 
  byk alev, ate; parlaklk, aydnlk; alevlenme; atn alnndaki beyaz iaret, aktma; yolun kolayca bulunmas iin aalarn gvdelerine kazlan iaret; (o.), (argo) cehennem;  alevlendirmek; samak (k); iln etmek; aalarn gvdesine iaret koymak suretiyle yol gstermek.blaze away ate etmeye devam etmek; herhangi bir ii hararetle devam ettirmek. Go to blazes! Cehenneme git ! Defol !
 spor ceket. 
  hanedan armas; armaclk; fiyaka, gsteri;  renklerle sslemek, tezyin etmek; arma izmek, iaret koymak, ilan etmek blazonry  arma izme. 
(ks.) boldface. 
(ks.) building.
  beyazlatmak, aartmak; beyazlanmak, aarmak;  amasr suyu, aartan sey, beyazlatc madde. 
 amar suyu; (gen.) (o.) stadyumda seyirciler iin st ak sra veya yer. 
 inci bal, (zool.) Alburnus; akkefal, gke bal, (zool.) Alburnus mento. 
 rzgra maruz, ak, plak; souk, snmas g; kasvetli, skc, solgun. bleakly  rzgara ak bir sekilde. bleakness  rzgara ak olu. 
  ar vermek, sulandrmak (gz); karartmak, kamatrmak;  apakl, imi (gz)blear-eyed, bleary  mahmur, uykulu.  
  melemek, meler gibi konumak; meleme, melemeye benzer ses. 
 (tb.) kabarck. 
kan kaybetmek, kanamak, kan akmak; akmak, solmak (boya); su boaltmak; (matb.) sayfann kenarna kadar basmak; bitkilerin z gibi akmak; kan alamak, ok kederli olmak; (k.dili.) para ekmek, szdrmak. bleeder  (tb.) hemofili hastal olan kimse . 
kalp seklinde pembe ve sarkk iek kmeleri olan bitki, kz kalbi, (bot.) Dicentra; sar sebboy, (bot.) Cheiranthus cheiri. 
  bozmak, gzelliine halel getirmek, lekelemek;  leke, kusur, hata. 
 rkmek, ekinmek, benzi atmak; aartmak. blencher  tehlikeli veya tatsz seylerden ekinen kimse. 
  kartrmak, harman yapmak; harman olmak, karmak, uymak;  harman, karm; (dilb.) yakn anlaml iki ayr kelimenin kaynamasndan meydana gelen kelime. 
 inko slfr; dier birka eit slfr. 
 kartrc ey veya kimse. 
 kanatlar dikenli birka eit kk balk, horozbina, (zool.) Blennius. 
 (tb.) gz kapaklarnn iltihab, blefarit. 
 takdis etmek, kutsamak, mbarek klmak; Allahtan niyaz etmek; inayet etmek; mesut etmek. 
 mbarek; Allahn cezas: We didn't catch a blessed fish Allahn cezas bir balk bile tutamadk. blessed event (k.dili) doum blessed thistle kalkan dikeni, (bot.) Carduus benedictus. bless edness  kutluluk. 
 takdis, hayr dua, nimet, inayet, ltuf, hamt, kran; azarlama; (slang) halama 
(bak.) bless. 
(bak.) blow. 
  bitkileri kavuran ve mahveden yaygn birka eit hastalk, kf, mantar; samyeli; herhangi bir felket meydana getiren afet;  soldurmak, kavurmak, mahvetmek; kurutmak, yakmak (bitkileri); bu hastalklardan birine yakalanmak.  
 ing., (argo) mbarek, namussuz kimse. 
 ing, (argo) memleket, ana vatan; ana vatanna dnmeye zorlayan yara veya hastalk; ingiltere. 
(nlem), ing., (argo) Kahrolaym ! 
 keif balonu; sevk ve idare kontrolu olan herhangi bir balon. 
   kr, m; anlaysz, anlamamakta direnen; uursuz, gz kararm; duygusuz; anlalmas g; gizli, gzden uzak; kmaz  ; kr krne olan; (k.dili.) sarho;  kr etmek krletirmek; gzn almak, kamatrmak;  perde, stor, gnelik; pusu, avclarn av bekledikleri yer. blind alley Ikmaz sokak; neticesi mitsiz grunen i. blind date (k.dili.) kar cinsten evvelce tanmad bir kimse ile gezmeye gitme. blind side grmeyen gzn olduu taraf (tek gzllerde); basiretsizlik, zaaf. blind spot (anat.) retinada optik sinirin girdii nokta, kr nokta. blind stitch kuman bir veya iki tarafndan grnmeyen diki. blindworm  ylana benzeyen bacaksz bir cins kertenkele, (zool.) Anguis fragilis. the blind krler. Venetian blind jaluzi stor, jaluzi perde. blindly  kr bir ekilde
 (ask.) siperlerde zrh levhas. 
 krleten ey; siper tekil eden herhangi bir ey; (A.B.D.) atn gz siperi. 
   gzlerini balamak; salim kafayla dnmesini engellemek;  gz bal; dncesiz, kr krne olan;  gzba.
 krletiren; kamatran. 
krebe. 
 (mim.) penceresiz kat. 
  gz krpmak; yar kapal gzlerle bakmak; gz atmak; prldamak, ldamak; kanmak, gzlerini geree kapamak; gz krptrmak;  gz krpma; bak nazar; prlt. 
 durmadan gzlerini krpan kimse, gzleri iyi grmeyen kimse; ahmak kimse, budala kimse. 
 kl sinyal verirken kullanlan alet, fla lambas; atlarn arkalarn veya yanlarn grmelerini nlemek iin taklan mein gz siperi; (argo) gz; (o.) gne gzl, renkli iri caml gzlk.
bir nevi brek 
 radar k aksi. 
 saadet, nee, mutluluk. blissful  nee dolu blissfully  neeyle. blissfulness  neelilik. 
  kabarck, fiske, su toplama; yak; (ask.) uan snde bulunan ve iine silah yerletirilen saydam odack;  kabarmak, su toplamak; kabartmak; azarlamak. blistery  kabarckl; azarlayc. 
 neeli, en; sevinli; memnun. blithely  neeli olarak. blitheness  neelilik. 
 samalayan, zrvalayan. 
 neeli, canl. blithesomeness  neelilik. 
 yldrm saldr. 
 tipi, iddetli kar frtnas 
(ks.) black, block, bulk. 
  iirmek, hava vermek, kabartmak; balk tutslemek; imek, kabarmak;  (bayt.) hayvann yedii yeilliklerin mayalanmasndan dolay ikembe veya barsak yollarnda gaz toplanmas. 
 tuzlanm ve tutslenmi ringa bal; ayn ekilde hazrlanm uskumru, iroz. 
 su kabarc; damla; leke. 
 bir gaye etrafnda birleen parti, grup veya milletler, blok; bir konuda beraberce oy kullanmak icin birleen deiik partilerin meclis yeleri. 
  byk para (aa, kaya v.b.); bitiik bir sra bina; blok; iki kavak arasndaki mesafe; tahta tezgah; mezatlarda tellaln zerinde sat yapt tahta; zerinde kelle uurulan tahta; apka kalb; makara; (d.y.) sinyalleri beraber alan hat blm; engel, mania; (psik.) bilind engel;  tkamak, kesmek, kapamak, nn kesmek; dviz muamelesini kstlamak veya durdurmak. blockhead  kaln kafal kimse, dangalak kimse. block and tackle palanga. blockbuster  byk uak bombas. blockbusting  (A.B.D.) bir mahallenin sakinlerini evlerinin kymeti decek korkusuyla evlerini ucuza satmaya tevik etme. blocked funds (tic.) bloke edilmi fonlar. block out taslak yapmak. block print basma block up kapamak, tkamak;(bir arabay) tahtalar zerine oturtmak. children' blocks kutu eklinde oyuncak tahtalar. go to the block mezada karlmak; idama gitmek
  (den.), (ask.) muhasara, denizden kuatma, abluka;  denizden abluka etmek, kuatmak; etrafn evirmek. blockader  abluka eden dman gemisi. run the blockade ablukay yarmak. 
 tkanma, blokaj. 
 (ask.) duvarlarnda silah atmak iin delikler bulunan mustahkem kk bina; kaba ktklerden ina edilmi ev. 
 ing., (argo) herif, adam. 
  ak renk, sarn;  sarn kimse; ipek tl veya dantel; bilhassa siyah veya beyaz ipek dantel. 
  sarn.   
 kan; bitkilerin suyu, zsu; kan dkme; miza, huy; nesep soy; asalet; kan rabtas, kan ba; akrabalk; delikanl. blood bank kan bankas. blood blister kan oturmas. blood corpuscle (anat.) kan cisimcii. blood count kan saym.blood feud kan davas. blood group kan grubu. blood heat kan ss, 37"C. blood and iron asker kuvvetine dayanma. Blood is thicker than water Eninde sonunda akrabalk kendini belli eder. blood money kiralk katillere verilen para; diyet. blood poisoning kan zehirlenmesi .blood pressure tansiyon. blood relationship kan ba. blood serum (biyol.) kann renksiz sv ksm, serum. blood strange san kuyruu, (bot.) Mysosurus minimus. blood test kan tahlili .blood and thunder grltl patrtl (roman ,sinema blood transfusion kan nakl blood vessel (anat.) kan damar. blue blood gerek aristokrat, soylu kimse. cold-blooded  sogukkanl hot-blooded  abuk kzan, fkeli. in cold blood gz gre gre, bile bile; merhametsizce. of one blood ayn rktan, rkta. His blood is up Gz dnm fkelenmi. blood bath katliam.
 sulu k; (k.dili) asalak kimse. 
 kan krmzs. 
 kan dondurucu, korkun 
 cins, saf kan. 
 kan dkmekten sulu. 
 koku alma hissi ,ok kuvvetli olan bir cins taz. 
 zalimce, kana susam bir halde. 
 kana susamlk, kanl olu. 
 kansz, solgun, renksiz; cansz; kan dkmeden olan; beyaz; ruhsuz, kuvvetsiz bloodlessly  kan dkme(den.) 
 kan alma; kan dokme. 
 soy, nesep, cins hayvann zrriyeti. 
 kana susama. 
 kan ba toplayan araba. 
 kan otu, (bot.) Sanguinaria. 
 kan dokme. 
 kzarm, kanl. 
 kan lekesi. 
 nesep, zrriyet. 
 kanta, zerinde krmz lekeler olan bir eit yeil kuvars . blood stream kan akm. 
 kana susam, canavar ruhlu, hunhar. bloodthirstily  kana susamcasna. bloodthirstiness  kana susama. 
 bakam aac, bakkam, (bot.) Haematoxylon. 
  kanl; kan gibi; kana susam, gaddar, zalim; Ing., (argo) Allahn belas, uursuz, alak;  kana bulamak, kanla lekelemek. bloody flux dizanteri, kanl ishal. bloody Mary votka ve domates suyundan yaplan bir iki. bloody minded hunhar, zalim, gaddar. 
  iek; iek ama, ,ieklenme; tazelik, taravet, genlik; yanaklarn pembelii; meyva zerindeki buu; (mad.) dklm demir ktk;  ieklenmek, iek amak; iek gibi taze ve shhatli olmak; iek atrmak, gzelletirmek in full bloom tamamen iek am, prnakil. take the bloom off tazeliini gidermek, soldurmak. 
 (o.) kadnlarn jimnastik yaparken, ata binerken v.b.'nde giydikleri bir eit alvar; ksa alvar gibi don. 
 (mad.) haddehane, demirci oca. 
 iekli, iek am, genlik ve shhatle parlayan; gelien, gelimekte olan, serpilen; (argo) karn ars, kr olas. 
 iekli, ieklerle bezenmi; buulu. 
 (A.B.D.), (argo) hata, tekleme. 
  iek, meyva bahar;  iek vermek, bahar amak; gelimek; hali vakti yerinde olmak. in blossom bahar am, ieklenmi. 
  leke, kat zerindeki mrekkep lekesi; ayp, kusur; silme (yazda);  lekelemek, kirletmek, karalamak; karartmak; kurutma kad ile kurutmak; geliigzel boyamak; lekelenmek, kirlenmek; emmek (kurutma kad)blot out bozmak, tannmaz hale getirmek; ortadan silmek, imha etmek. 
 tavlada ak pul; herhangi bir meseledeki ak veya zayf nokta. 
  byk leke, iri mrekkep lekesi; derideki kabart;  lekelemek, lekelenmek. 
 kurutma kad; karakolda tutuklananlarn kayt defteri. blotting paper kurutma kad. 
 ing. (argo) sarho, zil zurna sarho. 
  bulz, gmlek;  sarkmak, kendini brakmak. 
 darbe, vuru; hamle, saldr; ani gelen bela, felaket; rzgar, iddetli esinti; (k.dili) vnme, yksekten atma. at one blow bir hamlede. come to blows kavgaya tutumak.
 esmek; flemek; rzgara kaplmak, rzgarla srklenmek; almak, alnmak, ses vermek; solumak, nefes nefese kalmak; (k.dili.) vnmek, yksekten atmak; (A.B.D.), (argo) ayrlmak, defolmak; fleyerek itmek;(cama) fleyerek ekil vermek;(at) yorgunluktan atlatmak; (sinek) ette yumurtlamak; (A.B.D.), (argo) bol bol harcamak, arur etmek. blow a fuse sigorta atmak; (argo) tepesi atmak .blow great guns frtna halinde esmek (rzgar)  blow hot and cold (k.dili.) kararsz olmak, duraksamak. blow in (k.dili.) anszn gelmek, dmek; (mad.) yakmak (ocak) blow off istim salvermek; (argo) hiddetle parlamak. blow out fleyip sndrmek; patlamak (lastii); dinmek  (frtna); atmak (sigorta); fleyip pisliini karmak. blow over dinmek (frtna); unutulmak, gemek. blow up iirmek; havaya uurtmak, patlatmak; (foto.) buytmek, agrandisman yapmak; patlamak, infilak etmek; patlak vermek (frtna); (k.dili.) ok kzmak, parlamak, tepesi atmak. blow one's own horn (argo) vnmek, kendini methetmek. blow one's stack (argo) kendinden gemek. (I.)'ll be blowed! (k.dili.) Hayret! 
 top atnda arkaya gelen gazlar. 
 (oto.) dirsekli kol mahfazasndan geen egzoz gazlar; bu gazlar arkaya iten tertibat. 
 fleyici ey veya kimse; havalandrma tertibat. 
 trtllar lete veya canl hayvanda byyen bir ka sinekten biri. 
 fleyerek iinden kk ok atlan uzun boru. 
 A.BD., (argo) palavrac kimse, kendini beenmi kimse. 
 hava delii. 
 imi; soluu kesilmi, nefes nefese olan; iine srfe braklm; flemek suretiyle meydana getirilmi. 
 patlama (lastik); (argo) elenti. 
 fleme borusu, fle, kamk. 
 lehim lambas, benzinli kaynak lambas, pompa. 
 infilak, patlama; (k.dili.) hiddetten kendinden geme; kavga; bytlm resim. 
 rzgarl. 
 bakmsz, kark (sa v.b.); krmz yzl (kadn) 
   balina ya; alay;  hngr hngr alamak; alarken (bir eyler) sylemek;  ikin, kaln. blubberer  hngr hngr alayan kimse. 
 bir eit kaln deriden yaplm potin. 
  ksa ve kaln sopa; cop, bir ucu tokmak gibi olan sopa;  byle bir sopa ile vurmak;  bir ii yapmaya zorlamak. 
   mavi renk, gk mavisi rengi; ivit; mavi niformal kimse; sembol mavi olan bir zmrenin yesi;  mavi, morarm, rk (cilt, et); kat kurallara dayanan, tutucu; mstehcen, ak sak;  maviye boyamak, maviletirmek; ivitlemek. black and blue rk, morarm. blue angels (argo) amital. blue black yazarken mavi olup sonra kararan mrekkep. blue book (A.B.D.) sosyal hayatta yeri olan kimselere mahsus adres defteri; yksek okullarn imtihanlarnda kullanlan genellikle mavi kapl defter; snav; ingiliz parlamentosuna veya dier bir resmi daireye ait mavi kapl kitap. blue blood asil kan; aristokrat. blue cheese (iyi cins) mavi peynir. blue chip salam bir irketin hisse senedi; kumarda en kymetli olan mavi fi. blue-collar  ii snfna ait blue devils yeis, znt. blue-eyed  mavi gzl , blue-eyed daisy ay kula, ay otu. blue fox arktik tilkisi. blue funk (argo) ar korku blue-green  nil rengi, cam gbei. blue ground iinde elmas bulunan (kil.) blue gum okaliptus. blue laws pazar gn elenmeyi yasaklayan kanunlar; ahsi davranlar sert bir ekilde tanzim eden kanunlar, tutucu kanunlar. blue light iaret iin kullanlan havai fiek. blue mold (ekmekve peynirde hasl olan) mavi kf. blue moon uzun zaman. once in a blue moon nadiren, krk ylda bir. blue peter (den.) hareket flamas. blue ribbon herhangi bir sahada en byk nian. blue-ribbon jury, blueribbon panel ok nemli bir dava iin en yksek tabakadan seilmi olan bir juri heyeti. feel blue ok sklmak; hzn duymak. out of the blue aniden, damdan der gibi. blue-sky law tahvil satn alacak olanlar hileden korumak amacyla karlan kanun. blue velvet (argo) ine ile zerk edilen kafurlu afyon ruhu ve antihistamin karm. blue streak (k.dili) yldrm gibi hzla hareket eden bir ey.blue vitriol gzta. the blue (iir) gk, sema; deniz; mavilik. the blues hzn, keder. blues (mz.) bir eit caz mzii . blue baby (tb.) herediter kalp hastal veya akcierdeki bir aksaklktan dolay mavimtrak doan ocuk. 
 atmak, kaldrmak, hkmsz brakmak. 
 Mavi sakal, masallarda karlarn ldren canavar tipi; bir ok kadn ldrm olan katil. 
 aniei. 
 yaban mersini. 
 Kuzey Amerika'da yaayan ve hakim rengi mavi olan birka cins ku. 
 peygamber iei, mavi kantaron, (bot.) Centauria cyanus; iri mavimsi sinek, kurt sinei. 
 mavi niformal polis, asker veya talebe. 
 mavimtrak renkte, lfere benzer eti lezzetli bir balk, (zool.) Pomatomus saltatrix. 
 bir cins ayr otu, (bot.) Poa; at yetitirme mntkas. 
 bahriyeli, gemici. blue jay mavi tyl alakarga, (zool.) Cyanocitta cristata blue jeans blucin. 
 sofu; b.h. Nova Scotia'l kimse veya ilep. 
  mavi kopya; proje, plan;  mavi kopya ekmek; tasarlamak. 
 okumu kadn; entellektel kadn. 
 gzta; yap ve deme ilerinde kullanlan bir eit ta. 
 engerekotu, (bot.) Echium vulgare. 
  tok szl, ak; sarp, dik (sahil) ;  kayalk, uurum. bluffly  tok szle. bluffness  tok szllk. 
  blf yapmak, kuru sk atmak; bir eyi blfle elde etmek;  blf, kuru sk. call one' bluff blfe meydan okumak. bluffer  blf yapan kimse. 
 ivit. 
 mavimsi, mavimtrak. 
  gaf, aptalca yaplan hata, falso;  gaf yapmak, budalaca hareket etmek; dnmeden sz sylemek, pot krmak. blunderer  budalaca hareket eden kimse. 
 alaybozan tfei; aptal kimse. 
 kili su ile kartrarak amur hazrlamak.  
  kr, keskin olmayan (bak,makas); lafn saknmayan, ak konuan, pervasz; anlay kt, gabi; hissiz, duygusuz;  krletmek, nn almak, kesmek (itah,kuvvet)bluntly  keskin olmayarak; aka. bluntness  pervaszlk; keskin olmay. 
  bulanklatrmak; bulatrmak, yaymak, lekelemek; bulanmak, lekelenmek;  leke, bulanklk. blurry  bulank. 
 ilan, reklam, bilhassa abartmal bir ekilde yaplan reklam; kitap kapandaki reklam. 
 azndan karmak, yumurtlamak, dnmeden sylemek. 
  kzarmak, yz kzarmak; utanmak, mahcup olmak; pembelemek (iek,gk yz) ;kzartmak;  kzarma; utanma; pembelik. at first blush ilk bakta. blush rose pembe renkli bir eit gl; krmzms bir renk. blusher  yz kzaran kimse. blushful  yz kzaran. blushingly  yz kzararak. 
  iddet ve grltyle esmek (rzgar); yksek sesle tehdit savurmak; patrt etmek, yaygaray basmak;  grlt, yaygara; yksekten atma, martaval. blusterer  grltc kimse blusteringly  gnrultnyle blusterous  yaygarac.  
(ks.) boulevard.
(ks.) board measure, bowel movement. 
(ks.) back order, box office, body odor. 
(bak.) boatswain. 
 saklanp sonradan "boo" diye ortaya karak oynanan cocuk oyunu. 
 boa, avn etrafna dolanp skarak ldren zehirsiz byk birka ylan cinsi; boynun etrafna konan uzun ipek earp veya krk. boa constrictor Orta ve Gney Amerika'da bulunan ok byk bir boa ylan. 
 erkek domuz; yabani domuz, (zool.) Sus scrofa. 
 kereste, tahta; (o.), (tiyatro) sahne; oyun tahtas (satran); mukavva; masa, sofra; yiyecek, iecek, iae; idare heyeti; (den.) geminin yan veya bordas; (den.) volta seyrinde bir rzgara kar gidilen yol. above board drst, aka. across the board herkesi ayn derecede etkileyen (cret,vergi) bed and board oda ve yiyecek dahil tam pansiyon. board foot 1 X 1 ayak, 1 in'lik tahta ls. board of education (A.B.D.) okullar idare heyeti. go by the board bir kenara atlmak; kaybolmak (frsat) on board gemide. tread the boards sahneye kmak, rol almak. 
 tahta demek, tahta ile kaplamak; para karlnda yiyecek iecek temin etmek; (vapur veya trene) binmek; pansiyoner olmak; den borda etmek. 
 pansiyoner; yatl grenci; dman gemisine kmakla vazifelendirilen kimse. 
 tahta kaplama, tahta parmaklk. boarding house pansiyon. boarding school yatl okul, leyli mektep. 
 deniz kysnda tahtalardan yaplm kaldrm. 
 domuzca, domuzvari; ehevi; canavarca. 
  vnmek, kendini methetmek; iftihar etmek; keski ile kabaca ekil vermek;  vnme, kendini beenme, kurumlanma, kurulma. boaster  vnen kimse. boastingIy  vnerek. 
 vngen; palavrac; kendini metheden. boastfully  vnerek. boastfulness  vngenlik. 
  kayk, sandal, gemi, filika; kayk tabak;  sandalla gezmek; sandal ile tamak, nakletmek. be all in the same boat ayn halde olmak.   
 kaykla tama creti. boat hook (den.) kanca, engelli uzun srk. 
 kaykhane. 
 sandal, kayk, gemi v.b.'nin elence yeri olarak kullanlmas. 
 bir geminin alabilecei miktar. 
 kayk. boatmanship  kayk kullanma kabiliyeti. 
 (den.) porsun, marinel ba, lostromo. boatswain' chair izbaro iskele. 
 hafife emek, aa yukar hareket ettirmek (ba); ksa kesmek (sa); hafife vurmak, dokunmak. bob up birdenbire ortaya kmak. 
 demet, salkm; akul, pendant; ksa kesilmi sa modeli (kadn ve ocuklarda); balk yemi; olta mantar; hafif bir darbe, vuru; ba hareketi; ing., (argo) bir ilin; (A.B.D.) bir eit kzak veya kayak. 
 huzursuzluk, kavga, grlt. 
 makara, bobin, ufak tahta i .
 dantel makinasnda dokunan bir eit tl. 
 (A.B.D.), (k.dili) hata, gaf. 
 ing., (k.dili.) polis memuru. bobby pin madeni saa tokas. bobby socks rjog, (k.dili.) ksa orap, zellikle kzlarn giydii oset. bobby soxer (A.B.D.) son moday takip eden gen kz. 
 vaak, karakulak, (zool.) Lynx rufus. 
 Kuzey Amerika'ya mahsus gzel sesli bir gmen ku, (zool.) Dolichonyx oryzivorus  
 (A.B.D.), (k.dili.) hata , gaf.
 mstao. 
  ksa kuyruk; kuyruu kesilmi hayvan;  ksa kuyruklu. 
 Kuzey Amerika bldrcn, (zool.) Colinus virginiamus. 
 kupes (balk), (zool.) Box vulgaris. 
 asa., (Fr.), (argo) Alman. 
 sert ve siyah bir eit bira. 
(bak.) bide. 
 iaret olmak, alamet olmak, delalet etmek; (eski) kehanet etmek, gelecekten haber vermek. bode ill uursuzlua delalet etmek. bode well hayra alamet olmak. 
 (ilah.) Budalk mertebesine ulaabilen fakat bakalarnn strabna kar duyduu merhamet ile bu mertebeden vazgeen kimse. 
 korsaj, kadn yelei. 
 vuctl, bedenli, csseli. able-bodied  gl kuvvetli. 
 vcutsuz, bedensiz, cismani veya maddi olmayan. 
  bedeni, bedensel; maddi;  btn olarak, tamamen, kamilen 
  alamet, kehanet;  uursuz, meum. bodingly  uursuz olarak. 
 erit veya kordonu bir delikten geirmek iin kullanlan ine, biz; sa firketesi. 
 beden, vcut; ceset; gvde; bir eyin ana blm; karoser (araba); (geom.)  buutlu cisim; younluk, kesafet (iki); cisim. body corporate (huk.)uki ahs. bodyguard  muhafz asker. body politic hkmetin idaresi altnda birlemi halk topluluu. body snatcher ceset hrsz. just keep body and soul together kt kanaat geinmek, zar zor geinmek. 
 ekil vermek; ekil ynnden temsil etmek. 
 Hollanda asll Gney Afrikal. 
 ing., (argo) hkmet hesabna alan aratrmac. 
  bataklk; bataklk blge;  batakla mlmek veya batmak. bogbean  su yoncas. bog down tecrbe sonucunda baarl olamamak. bogland  bataklk arazi bog moss bataklk yosunu. bog oak bataklktan karlan abanoza benzer mee aac. bog ore bataklklardan karlan bir eit demir cevheri. bog rush bataklk saz. bog spavin atn okesinin i tarafnda has1 olan i. bogtrotter  bataklk arazide oturan kimse. boggy  bataklkl. 
 golfta baa batan bir vuru fazla. 
 gulyabani, cin, eytan; (ask.) kimlii anlalmam veya tehis edilmemi uak. 
  rkmek, korkmak, tereddt etmek, harekete gemekten ekinmek; i acemilik; panie kaplma. boggler  rkek kimse. 
(bak.) bogey. 
 gulyabani, cin, eytan. 
 Bogota. 
 (A.B.D.) sahte, dzme, yapma. 
(bak.) bogey. 
  Bohemyal; ek dili; ingene, Kpti; k.h. Bohem, Bohem hayat yasayan kimse, toplum kurallarn dikkate almadan yaayan sanat ruhlu kimse;  Bohemya halkna veya diline ait, Bohemya'ya zg. Bohemianism serbest hayat. 
 (A.B.D.) (argo), (aa.) kabiliyetsiz yabanc asll ii; zellikle Balkan asll yabanc ii 
  kaynamak, kaynar gibi kabarmak veya kprmek; fkeden kprmek, galeyana gelmek; halanmak, kaynar suda pimek; kaynatmak, halamak;  kaynama, kaynay. boil away kaynayarak buharlap yok olmak. boil down kaynayarak suyunu ekmek, z kalana kadar kaynamak; ksaltmak, ksmak. boil over tamak; fke veya heyecann bastramamak, galeyana gelmek. boiling point svlarn kaynama derecesi. 
 (tb.) ban. 
 kazan, buhar kazan; ing. su stmada kullanlan ocak veya soba; scak suyu muhafaza etmekte kullanlan kazan. boiler compound kazan tana kar kullanlan kimyasal bileim. boiler emplacement kazan aya. boiler fittings kazan takm. boiler incrustation kazan ta. boiler maker kazanc. boiler plate kazan levhas. boiler pressure kazan basnc. boiler room kazan dairesi. double boiler iki katl tencere, benmari. tubular boiler borulu kazan. 
 grltl; iddetli; frtnal (dalga,hava,rzgar) boisterously grltl olarak. boisterousness  grltl olma. 
 cesur, gzpek; atlgan, cretli; arsz, kstah; arpc, gz alan; dik, sarp. boldface  (matb.) siyah harfler. make bold to cesaret etmek, cret etmek. boldly  cesaretle. boldness  cesaret, yreklilik. 
 aa gvdesi; birka eit kil, balk, amur. 
 canl bir ispanyol dans; bu dansn mzii; bolero, cepken, bel hizasna kadar inen kk ceket. 
 parlak byk gkta, bilhassa patlayc gkta. 
 Bolivya. 
 tohum kabuu veya zarf (pamuk , keten)  boll weevil pamuk mahslne ok zarar veren bir eit kurt. 
 (den.) iskele babas, duba. 
 tek yzl uzun bir eit bak. 
iinde eitli etler bulunan iri bir cins salam. 
 (fiz.) bolometre, ok az miktarda radyasyon enerjisini lcebilen elektrikli alet. 
 (bak.) Bologna sausage (argo) samalk sama sz. 
  Bolevik. Bolshevist  Bolevik. Bolshevism  Boleviklik. 
  uzun ss yast; yastk, minder;  yastkla beslemek; (gen.) "up" ile desteklemek, destek olmak. 
   srg, kol demiri; kilit dili; cvata; frlama, ka; top (kuma ,duvar kad); yldrm; ksa kaln ok; kitabn kesilmemi kenarlar ve sayfalar;  snglemek; frlamak; dnmeden sylemek, azndan karmak; inemeden yutmak, alelacele yemek; top veya rulo haline koymak (kuma , duvar kad); anszn yerinden frlamak; (A.B.D.), (pol.) (partisinden) ekilmek; (partisine) destek olmaktan kanmak;  anszn, birdenbire. bolt chisel apraz keski bolt cutter mandal kesecek alet. bolt from the blue hi umulmadk i, tam srpriz, tepeden inme. bolt knife sayfalar kesmek iin kullanlan mucellit ba. bolt upright dimdik. ring bolt (den.) halkal mapa. shoot one' bolt elinden geleni yapmak, son imkann kullanmak.
 elemek, elek veya tulbentten geirmek, szmek; eler gibi dikkatle gzden geirmek. 
 (den.) yelkenin etrafna salamlatrmak iin dikilen halat. 
 normalden daha byk olan hap, kapsl; topak, top. 
  bomba; aerosol bombas; (jeol.) yanardan dar pskrtt kre veya elips eklindeki lav kmesi;  bombardman etmek, bombalamak; bomba patlatmak. bomb bay (ask.) uakta bombann atld blm. 
 topa tutmak, bombardman etmek: bombalamak; zerine varmak, sktrmak.  bombarder  topa tutan kimse. bombardment  bombardman, topa tutma. 
 en eski cins top. 
 (ask.) bombardman uanda bombac; (tar.) topu, topu avuu. 
 (mz.) bombardon, mzkada en kaln sesli nefesli alg. 
 abartmal sz veya konuma. 
 abartmal sama, yksekten atlan, iirilmi (sz ,konuma) bombastically  iirilmi bir ekilde. 
 zgs ipek ve atks yn olan ince kuma. 
 top eklinde dondurma. 
 bombardman ua; bomba atan kimse. 
 (argo) bazen esrarla alnan amfetamin iitimi. 
 bomba gemez. 
 bomba mermisi; byk srpriz. 
 bombardman vizoru. 
 ipekbcei. 
(Lat.) hilesiz, hakiki, iyi niyet ile. 
 (A.B.D.) zengin maden yata; refah ve talih kayna. 
 bonbon, ekerleme. 
  ba irtibat, rabta; ip, zincir; fertleri bir grup halinde bir araya getiren iliki; yapklk; yaptrc madde; mukaveler bono, senet, tahvilat; gmr denmemi mallarn hkmette muhafaza edilme durumu; kefalet; rg (duvar);  kefalete raptetmek; ipotek etmek; duvar rmek. bondage  klelik, serflik, esaret. bondholder  tahvilat hamili bondmaid  kadn kle, cariye. bondman  erkek kle; topraa bal kyl. bond paper iyi cins mektupluk kat. bondservant  kle. bondslave  kle, cariye. bondsman  kefalet veren kimse. bondwoman  cariye, halayk. bonded debt rehinli tahvil, tahvilat. bonded goods gmrkte muhafaza altna alnm eya. bonded warehouse gmrk antreposu. 
 kemiklerini ayyrmak, ayklamak; gbre olarak topraa ufalanm kemik ilave etmek; balina geirmek (korse ,gmlek v.b.'ne); (argo) ok almak, hafzlamak, kulamak. bone for an exam imtihan iin hazrlanmak. bone up on a subject bir mevzu zerinde okumak. 
 kemik, klk; (o.) iskelet, vcut: kemikten yaplm bir ey; balina (korse iin); (k.dili) zar. bone ash kemik kulu. boneblack  yank kemiklerden yaplan siyah boya. bone china icinde kemik kl olan tabaklar. bone-dry  kupkuru. boneless  kemiksiz. bone meal kemik tozu. bone setter kk, krk. frontal bone aln kemii. shank bone bacak kemii. vomer bone saban kemii. bone of contention anlamazlk sebebi. have a bone to pick with someone paylaacak kozu olmak, halledilecek davas olmak. feel in one' bones derinden hissetmek, ok emin olmak. make no bones about aka sylemek. 
 (k.dili) aptal, mankafa kimse. 
 (argo) hata, ahmaka yaplan yanllk. 
 papatyaya benzer bir bitki, (bot.) Eupatorium perfoliatum. 
 enlik atei, ak havada yaklan ate. 
  gong gibi ses karmak;  gong sesi. 
 tropikal Afrika ormanlarnda yaayan, byk, kahverengi zerine beyaz izgili antilop, (zool.) Taurotragus eurycerus. bongo drums ift tamtam. 
 (Fr.) iyi huyluluk. 
 otelci. 
 torik, uskumru cinsinden birka eit balk. large bonito torik, peuta, (zool.) Pelamys sarda. . 
(Fr.) bonjur, gnaydn. 
 ing., (argo) akrkeyf. 
(Fr.) nkte, espiri. 
 (Fr.) hizmeti kadn, dad. 
 backlar olan kadn ve ocuk apkas; balk eklindeki kapak; ing. arabann motor kapa, kaporta. bonnet box apka kutusu. have a bee in one' bonnet (bak.) bee 
 balk giydirmek. 
ing., (leh.) gze ho grnen, gzel, zarif, ho; shhatli, grbz. bonnily  gzel bir ekilde. bonniness  gzel olu. 
 (leh.) eki yourt, kesilmi st. 
 gze ho grnmesi iin eitli metotlarla fazla bymesi engellenmi aa; bu eit aa bytme sanat. 
(Fr.) bonsuar, iyi geceler. 
kibar davran veya tarz; asalet; aristokrasi. 
 ikramiye, fazladan denen bir mebla, prim. 
(Fr.) lks hayat seven kimse, keyfine dkn adam; neeli arkada. 
(Fr.) iyi yolculuklar, yolunuz ak olsun. 
 kemie benzer, kemikli. 
 Japonya veya in'de Budist rahip. 
(nlem) B !  
 (A.B.D.), (argo) aptal kimse, budala kimse. boob tube (k.dili.) televizyon. 
 (argo) gaf, hata. 
 budala kimse, bn kimse, ahmak kimse; bir oyun veya msabakada en kt oyuncu; snfn en tembel talebesi. booby hatch (A.B.D.), (argo) akl hastanesi. booby prize bir oyunun en kt oyuncusuna veya bir yarmada sonuncu olana verilen odl. booby trap kamufle edilmi ufak bomba; gizli tuzak. 
 (A.B.D.), (argo) para; rvet, grevini kotye kullanarak kazanlan para. 
 dans mzii olarak bir piyano alma tarz. 
  hngr hngr alamak;  hkrarak alama sesi. 
 deftere geirmek, kaydetmek; yer ayrtmak, rezervasyon yapmak; tutmak, angaje etmek  ; ismini kaydetmek, karakolda sulu olarak kaydetmek. 
 kitap; cilt, fasl, bap; (mz.) livre, opera metni; (tiyatro) senaryo; (iskambil) bir takmn kazandg el says; (bri.) kazanlan ilk alt el; mterek bahis defteri. the Book Kitab Mukaddes. book of matches kibrit paketi. book club abonelerine indirimli fiyatla kitap satan firma. book muslin ince frenk tlbenti. book review bir kitab inceleyen yaz, kitap tenkidi. book trade kitaplk. book value defter deeri, maliyet. bring to book sorumluluu birisine ykleyerek hesap sormak. by the book resmen, kurallara gre. He knows it like a book Ezbere biliyor. in one' bad books gznden dm. one for the books fevkalade olay; tam rnek. on the books kaydedilmi, kaytl. make book (A.B.D.), (argo) bahse girenlerin parasn almak. without book ezbere; salahiyetsiz.
 mucellit, cilti. bookbinding  mucellitlik, ciltilik. bookbindery  mcellithane, ciltevi. 
 kitaplk, kitap raf. 
 yeri ayrlm; temsil iin anlam; defterde kaytl. booked-up  balanm; ing. btn yerleri satlm. bookend kitap destei, kitaplarn devrilmemesi iin iki yana konan destek. 
 (A.B.D.), (k.dili.), (bak.) bookmaker. 
 temsil veya konser iin anlama; yer ayrma; bilet alma; deftere kaydetme. booking-office  ing. bilet giesi. 
 okumaya ve kitaplara dkn; hayat tecrbesinden fazla kitaplara bal olan, nazari; kitaplara ait veya bal, kitabi; edebi. bookishness  kitap dknl.
 muhasebeci. bookkeeping  muhasebecilik. 
 bror, kk kitap, risale. 
 kitap; at yar ve malarda mterek bahisleri dzenleyen adam. 
 alim, bilgin; kitap, kitaplarla megul kimse. 
 kitapta sayfay belirtmek iin kullanlan kat; kitabn sahibini gsteren etiket 
 gezici ktphane. 
 kitabn i kapana yaptrlan ve sahibinin ismini gsteren desenli kat.  
(postada) kitap tarifesiyle.
 ak bir kitap iin kullanlan altlk; kitap raf. 
 kitap, kitap satan kimse veya firma. 
 kitap raf, kitaplk. 
 tavana kadar ykselen kitaplk. 
 kitap sergisi; ufak kitabevi; ing. gazeteci. koesi. 
 kitap sergisi; ufak kitabevi; ak kitap iin altlk. 
 kitabevi. 
 kitap kurdu, kitap okumaya dskn kimse; kat kurdu, (zool.) Ptirida; kitap kurdu, (zool.) Anobium hirtum. 
mantk ve elektronik hesap makinelerine uygulanan bir eit cebir. 
  top gibi derin ve kuvvetli bir ses karmak, grlemek; vzldamak; hamle yapmak, acele hareket etmek; (A.B.D.) hzla bymek, sratli bir gelime kaydetmek (ehir ,i); ileri gitmek, ilerlemek;  hzla ilerleme veya ykselme (ticaret ,i ,refah); hamle; grleme, uultu, uzaktan gelen grlt, derinden gelen ses; vzlt (ar, bcek) boom town belli bir nedenle birdenbire zenginleen ve genileyen ehir. boom out kaln sesle bildirmek. 
 (den.) seren, bumba, baston; akntnn ktkleri gtrmemesi ve gemilerin seyrine engel olunmas iin set eklinde konulmu ve aralar zincirli tomruk dizisi; bu snrn iinde kalan blge. 
 Avustralya yerlilerince silah olarak kullanlan ve ileri doru frlatlnca geri gelen eri bir denek; ortaya atann aleyhine dnen durum veya plan. 
 neeli. boon companion ahbap; iki arkada. 
 nimet, ltuf, iyilik. 
 "the" ile, (A.B.D.), (argo) geri kalm blge. 
  (A.B.D.), (k.dili.) faydasz i;  faydasz ilerle megul olmak. 
 kaba ve grgsz kimse; kyl. boorish  kaba. boorishly  kaba bir ekilde. boorishness  kabalk. 
(bak.) booze. 
  (A.B.D.) arkasndan itmek, destek olmak; lehinde konuarak yardmc olmak; artrmak ;  destek, yardm; artma, art. 
 (A.B.D.) ileri gtren ey, yardm eden kimse, propagandac; rokette yardmc ek motor; (elek.) voltaj ykselten alet. booster shot bakl artrmak iin yaplan ek a. 
 izme, potin; ing. (bot.); ayak ve baca sktran izme benzeri ikence aleti; ing. arabann bagaj; koruyucu tabaka; (A.B.D.) acemi deniz eri; tekme; (argo) azletme, iten kartma. get the boot azlolunmak, (colloq.) kap dar edilmek. boottree izme kalb. Bet your boots Emin olun. grow too big for one' boots marur olmak, yumurtadan kp kabuunu beenmemek. lick the boot of anak yalamak, dalkavukluk etmek. The boot is on the other foot Durum deiti Eski amlar bardak oldu. wipe one' boots on hakaret eder ekilde muamele etmek; tepeleyip gemek. 
 izme giydirmek; izme eklindeki aletle ikence yapmak; (argo) tekmelemek, tekme ile uzaklatrmak; futbolda tekme atmak; (argo) iten karmak, kovmak. 
  (eski) veya (iir) fayda etmek; yararl olmak, ie yaramak;  (eski) fayda; are. What boots it? Faydas ne? Neye yarar?. to boot ilaveten, fazla olarak. 
 ayakkab boyacs, lostrac. 
 rg bebek patii; kadn botu. 
 kulbe, adr, ardak, barnak; sat pavyonu  
 izme ekecei. 
  (A.B.D.) kaak iki;  kaak olarak imal, ithal veya nakledilmi; kaak, kanun d; kaaklkla ilgili. 
 iki kaakl yapmak; kaaklk etmek; satmak zere zerinde kaak eya bulundurmak. 
 iki kaaks, kaak. 
 faydasz, bo, gereksiz. bootlessly  bo yere, neticesiz olarak. bootlessness  neticesizlik. 
 (A.B.D.), (argo) dalkavuk. 
 ing. otelde boyaclk ve ayak ilerinde alan hizmetli. 
 ganimet, yama, apul; kazan.
ing. booze, boose, bouse (buz)   (k.dili.) alkoll iki; iki alemi;  kafay ekmek, imek. boozer  ayya kimse. 
 (k.dili.) sarho, kafas dumanl; alkolik. 
  (argo) vurmak;  (mz.) bap, bir eit caz mzii. 
(kim.) asitborik. 
 borasit, Bandrma ta. 
 hodan, (bot.) Borago officinalis. 
 (kim.) borat.                  
 boraks.
 bordo liman; Bordo arab .Bordeaux mixture aalar korumak iin kullanlan karm. 
 genelev. 
 kenar; hudut, snr; bir resim veya yaznn etrafndaki ss. borderer  snrda oturan kimse. borderland  snr blgesi. borderline   snr  glkle ayrt edilebilen. 
 snr koymak; snr meydana getirmek; snrda olmak, hemhudut olmak; benzemek, yakn olmak. border on snr komusu olmak; eiliminde olmak. 
(bak.) bear. 
  can skmak, bizar etmek, ba artmak;  can skc kimse veya olay, ba belas. 
  delik amak, burgu veya matkap ile delmek oymak;  delik, oyuk; kalibre, ap. bore bit ta delecek kalem. 
 kabarma sonucu oluan yksek tepeli dalga. 
 poyraza ait, kuzey rzgarna ait; imali, kuzey. 
 Yunan mitolojisinde kuzey rzgar, poyraz.
 sknt, can sknts. 
 yerkabuunda aratrmalar yapmak iin alan kuyu. 
 delgi, matkap, burgu; meyva veya aa kurdu; beslenmek iin dier balklarn etine gmlen balk. 
 (kim.) borik, boraksl. boric acid (kim.) asitborik. 
 (kim.) iinde bor bulunan bileim, borit. 
  sondaj, delme; delik; (o.) delik alrken ckan moloz;  can skc. 
 domu; doutan. He was born in Sivas Sivas'ta dodu. Where were you born? Nerelisiniz? 
(bak.) bear;  tanm, gtrlm; tahamml edilmi, dayanlm. 
 (kim.) bor. 
 kasaba, kaza, ile. 
 dun almak, bor almak; (mat.) dun almak (karma ileminde) borrow trouble nceden tasasn ekmek. borrowing  baka bir dilden alnan kelime veya deyim. 
 Rus sebze orbas, bor. 
 dk kalite elmas veya elmas krntlar, karaelmas, karbonado. 
 Rus kurt kpei. 
 aalk, allk, koru. 
 (k.dili) samalk, bo sz, zrva sz veya dnce. 
 allardan meydana gelen kk koru. bosket, bosquet  koru, allk. bosky  aalkl, allarla kapl; glgeli. 
 Bosna. Bosnian Bonak; Bonaka;  Bonak. 
  gs, sine, bar, koyun;elbisenin gs kaplayan ksm;  samimi ok yakn; gse ait. bosom friend samimi dost, can yolda. 
 barna basmak, kucaklamak; gizlemek, saklamak. 
 istanbul Boaz, Karadeniz Boaz. the Bosphorus and its shores Boazii. 
 (A.B.D.), (k.dili.) inek veya buza. 
  (A.B.D.) patron amir, iveren, ustaba; (A.B.D.) kendi seim blgesinde partinin rgtn denetleyen politikac;  kontrol etmek, idare etmek; fazla otoriter ve sert olmak.
  (bot.), (zool.) bitki veya hayvann vcudunda meydana gelen ikinlik; (mim.) fildii, maden v.b.'nden yaplm kabartma ss;  kabartmalarla sslemek. 
  (A.B.D.), (k.dili) szn geiren, hkmeden, sert tabiatl;  inek veya buza 
 kabartmalarla ssl. 
(bak.) boatswain. 
(ks.) botany, bottle. 
 bitkibilimsel, botanie ait; bitkisel. botanically  botanik bakmmdan. 
 botanist, bitkiler bilgini. 
ing. -ise  inceleme yapmak iin krlardan bitki toplamak; bitkileri yerinde incelemek. 
 botanik bitkibilimi. 
 bir cins at sineinin srfesi. 
  beceriksizce yamamak; kabaca tamir etmek; bozmak;  kabaca yaplm yama; beceriksizlik. botchy  (kaba) yamal 
 srfesi omurgallara asalak olan birka cins sinek. 
(zam.)  her ikisi, her ikisi de; ikisi de;  her iki. both he and (I.) hem o hem de ben. 
 sknt, skc bir i veya durum, zahmet, znt veren bir ey. It' no bother Bir ey deil Zahmet olmaz. bothersome  skc, zc. 
 cann skmak, sknt vermek, zmek, taciz etmek, rahatsz etmek; endie etmek, merak etmek. 
 (nlem) can sknts, znt, tela veya sknt yaratan durum; (nlem) Aman ! Brak unu ! 
Asnam incir aac, bo inciri, Budistlerin kutsal saydg aa. 
 Botswana. 
 ie; emzik, biberon. bottle gourd sukaba. be brought up on the bottle mamayla beslenmek, biberonla beslenmek. the bottle alkoll iki; bebekler iin st. 
 ieye koymak, ielere doldurmak. bottle up ielere doldurup saklamak; susturmak. 
 ieye kapanm cin. 
 herkesin kendi ikisini getirdii ikili toplant. 
 ie fras; atkuyruu, (bot.) .Equisetum arvense. 
 kendini hava ile iirebilen bir balk, (zool.) Saccopharynx ampullaceus. 
 ie yapmak iin kullanlan adi yeil cam. bottle green ie cam yeili. 
 dar geit, dar boaz; engel; i1erin yrmesini engelleyen kimse veya durum.
 iri burun; bir cins di1i balina, (zool.) Tursiops. 
 bulak. chief cook and bottlewasher her trl ev ii yapan kimse. 
 dip, alt; esas, kaynak, temel; vadi; (den.) karina, tekne, gemi; dayanma gc; iskemlenin oturulacak yeri; (k.dili.) k, popo. Bottoms up! (k.dili.) ikilerinizi bir yudumda bitirin !. at bottom aslnda, esasnda. get at the bottom of bir eyin esasna inmek, asln anlamak. bottom dollar son kuru bottom land ovalk arazi. 
 dip koymak; bir eyin asIna inmek, esasn anlamak; tesis etmek, kurmak; esasna dayanmak; dibine inmek, ulamak. 
 dipsiz; ok derin. the bottomless pit cehennem. 
 (huk.) gemi sahibinin gemiyi kar1k gstererek dn para almasn salayan kontrat. 
 bir eit ar gda zehirlenmesi.
 buklet. 
 bir kadnn yatak veya zel oturma odas 
 kabark. 
 scak memleketlerde yetien iekli bir bitki, (bot.) Bougainvillea. 
 aga dal, byk dal. 
(bak.) buy. 
 h.b. eilir uzun sonda; fitil; mum, balmumu. 
 arapl balk orbas. 
 et suyu orbas. 
 yerinden kopmu ve anm iri kaya paras. 
 bulvar, iki taraf aalk geni cadde. 
(bak.) bolt. 
  sramak, sekmek, zplamak (top); grltyle veya hzla bir yere dalmak; sratmak, zplatmak, sektirmek; (A.B.D.), (argo) karlksz olduu gerekesiyle eki iade etmek; (argo) yol vermek, iten atmak;  sray, srama, zplay; (k.dili) hayatiyet, canllk; ing., (k.dili) vnme, atma, martaval; (A.B.D.), (argo) kovma, iten atma, yol verme. 
 srayan ey veya kimse, zplayan bir ey veya kimse; (A.B.D.) (argo) bar, gece klb v.b. fedaisi; byk ey; ing., (k.dili) martaval; martavalc kimse. 
 sekmek, srayarak gitmek, zplamak, frlamak; sektirmek, sratmak, zplatmak. 
 bal, kaytl; ciltli, ciltlenmi; mecbur. bound to win mutlaka kazanacak. bound up in bal, dkn. 
 sray, frlay zplama, geri tepme. at a bound bir hamlede. 
 (gen.) (o.) hudut, snr, snrlar. 
 hudutlamak, snrlamak; kuatmak; hudutlann izmek; hemhudut olmak, bitiik olmak. 
 gitmeye hazr, hareket halinde. homeward bound memleketine doru yola km veya kmak zere. 
 hudut, snr. 
 mecbur, mecburiyet altnda olan, zorunlu; mecburi. 
 ing., (k.dili) terbiyesiz ve cibilliyetsiz kimse. 
 hudutsuz, snrsz, sonsuz, engin, tkenmeyen. 
 eli ak, cmert; bol, mebzul. bounteously  cmerte. bounteousness  comertlik. 
 comert, eli ak, vermeyi seven; bol, mebzul. bountifully  bol bol. 
 cmertlik; cmerte verilen hediye, ihsan; prim, ikramiye; ldrlen zararl hayvan bana belediyece denen para. 
 buket, iek demeti; arap kokusu. 
 (mz.) bir hava ile birlikte alnan alak sesli ve tek perdeli name; orgda pes birtakm notalar. 
  (Fr.) burjuva; orta snf;  orta snfa mensup; zarafet ve incelikten yoksun. bourgeoisie'  orta snf, burjuvazi. 
(bak.)burgeon. 
 ay, su. 
 (eski) hudut, snr; hedef, gaye, varlacak yer; lke, memleket.       
 borsa, zellikle Paris borsas. 
 bir satrn sadan sola ve dierinin soldan saa yazld eski bir yaz ekli. 
 kuvvet gsterisi, msabaka; nbet; devre. 
 butik. 
 kz ve inek gibi bykba hayvanlarla ilgili; bu hayvanlara benzer; skc, durgun, hissiz. 
 ba, pruva (gemi)bowman  ba tarafta krek eken adam; filikada pruvac. 
 ba eerek selamlama, reverans. 
 ban eerek selamlamak, reverans yapmak; emek; ban edirmek; ban eerek yol gstermek; ezmek. bow and scrape yaltaklanmak. 
  yay; oku; kavis; gkkua; boyunduruk; fiyonk;  (mz.) yay ile almak. bow tie papyon kravat, kelebek kravat. bow window kavisli daire eklinde i ksm enli pencere. 
 kpek havlamas; havlama taklidi; .dili kpek, havhav. 
 bir eserden ahlaka aykr olduu dnlen ksmlar karmak veya deitirmek; slah etmek. 
  barsak; (gen.) (o.) i ksmlar;  barsaklarn karmak. bowel movement dk karma; dk 
 etrafna kameriye yapmak; ihata etmek, kuatmak. 
i "Euchre'' denilen iskambil oyununda bacak;(iir) bahe kk, kameriye, kulbe; (den.) pruvada iki lenger apadan biri. 
 (A.B.D.) iftlik; sayfiye evi. the Bowery New York ehrinde bulunan, eskiden adi elence yerleri ve otellerle dolu olan uzun ve geni bir cadde. 
uzun ve eri av ba. 
 kase, ukur kap; tas, leen; tahta top; birka tip top oyunu. 
 bir eit top oyunu oynamak; top gibi yuvarlamak; top atmak. bowl over vurup devirmek; artmak, akna evirmek. be bowled over hayretten donup kalmak. 
 arpk bacakl. 
 bowling oyununda topu atan kimse. bowler hat melon apka. 
 (den.) borina; bir eit dm, baro ba. 
 ar topla oynanan bir oyun. bowling alley bu oyuna mahsus dar yol. bowling green bu oyunun oynand yeil saha. 
 oku, ok atan kimse; yay eken kimse. 
 ok menzili. 
 (den.) cvadra. 
  kiri;  iple boarak ldrmek. 
 oku, ok yapan veya satan kimse. 
 kutu, sandk; bir kutu dolusu miktar; hediye kutusu, hediye; loca; klbe (baki veya nbetiler iin); av klbesi; at arabalarnda arabacnn oturduu yer; yolcu veya yk kompartman; mil yata, gz; mkl durum; (gazet.) ereveli kslm; (beysbol) oyuncularn topa vurduklar yer. box calf bir eit kahverengi buza derisi. box camera basit ve ayarsz fotoraf makinas. boxcar  kapal yk vagonu, furgon. box coat kaln arabac paltosu; arkas bele oturmayan palto. box drain kapal lam. boxfish  sandkbal, (zool.) Ostracion. box kite kutu eklinde bir cins uurtma. box number posta kutusu numaras. box office tiyatro, sinema ve stadyumda bilet giesi; (k.dili.) bir temsilden elde edilen haslat. box pleat plikae. boxwood  imir kerestesi; imir, (bot.) Buxus sempervirens. inthe box (huk.) ahit krssnde. boxlike  kutu gibi. 
  el veya yumruk darbesi;  tokat veya yumruk atmak (bilhssa kulaa); boks mana girmek; boks yapmak. boxer  boksr. 
 kutuya veya sanda koymak; (gen.) "up" ile kutulara yerletirmek, sandklamak, ambalaj yapmak; (den.) orsada boca ve pupa ederek gemiyi yeniden orsaya getirmek. box the compass (den.) pusulaya gre kerteleri srayla saymak. 
 imir, (bot.) Buxus sempervirens. 
 bir cins kpek, bokser. 
 (den.) orsada boca ve pupa ederek gemiyi yeniden orsaya getirmek. 
 boks. boxing glove boks eldiveni. boxing match boks ma. Boxing Day ing. Noeli takip eden gn. 
 erkek ocuk, olan; delikanl; (aa.) gen uak. boy friend (k.dili) erkek arkada. boy scout erkek izci. 
  boykot yapmak;  boykot. 
 ocukluk devresi. 
 erkek ocuk tavrl, olanlara yakr, olanvari; ocuka. boyishly  olanlara yakr ekilde. boyishness  olanvari olu. 
 brtlen ve ahududunun birlemesinden doan melez bir meyva.
(ks.) birthplace, bishop.
(ks.) British. 
 (Gney ABD) erkek karde, aabey.
 (A.B.D.), (k.dili) styen. 
  ba, kuak, raptetmeye mahsus herhangi bir ey; (mak.) matkap kolu; (den.) prasya; (gen.) (o.), (dii) tel; (tb.) destek; ing., (o.) ask, pantolon asks; ift; iki veya daha ok satr birbirine balayan iaret;  salamlatrmak, destek olmak; birbirine tutturmak, raptetmek; (den.) prasya etmek. brace up (k.dili) kuvvet vermek, kkrtmak; skmak, sk tutmak. 
 bilezik; (k.dili.) kelepe. 
 destek, kuvvet veren ey veya kimse; (A.B.D.), (k.dili.) canlandrc bir iki, tonik; kol ba; ok atarken sol bilek ve kolun alt ksmn korumak iin taklan (bala.) 
 Meksika'dan ABD'ye getirtilen kontratl tarla iisi. 
 kola ait, kol gibi. 
 (bot.) dallar geni ve karlkl olan. 
 (zool.) kolsu-ayakllar.  
(nek) ksa.
 ksakafal, brakisefal. 
  kuvvetlendirici, kuvvet verici;  destek, dayanak. 
 bir eit byk ereltiotu, (bot.) Pteridium aquilinum. 
  dirsek, destek, kenet; altndan destekle tutturulmu raf; vergi deerlendirmesi iin gelire gre yaplan ayrm; parantez, keli parantez;  parantez iine almak; destek veya dirsek ile tutturmak; bir tutmak, eit kabul etmek; hedefi makas iine almak. 
 hafif tuzlu, ac; tatsz. brackishness  tuzluluk. 
 (bot.) brakte, brg. 
 (bot.) brakteli, brgl. 
 ince ve kk bal ivi. 
 biz, kalem. 
 isko. bayr, yama 
  vnmek, kendini methetmek, yksekten atmak; vmek, methetmek;  vnme, atma; vrlen kimse; ovnlecek ey. 
 palavra; palavrac kimse. 
 vngen kimse, yksekten atan kimse. 
 Brahma, byk Hint ilah. 
 bacaklar tyl, kuyruu ve kanatlar ksa olan bir eit iri Asya tavuu. 
 Brahma rahibi, Brehmen; bir cins inek Brahmin  soylu ve kltrl kimse 
 Brahma dini. 
  rmek, rg eklinde dokumak; kurdele veya bant ile tutturmak, balamak (sa); erit veya suta ile sslemek;  rg, sa rgs; erit, suta; kurdele, bant, erit (sa iin)  braiding  sa rgs; sa rgs eklindeki motif veya ss. 
  (den.) yelken ipi, istinga ipi;  istinga etmek. 
 krlerin parmaklaryla dokunarak okumalar iin kabartma harflerden meydana gelen bir bask sistemi. 
 kafasn yarmak, beynini patlatmak. 
 beyin dima; (o.) kavray, zeka, akl, zihin, kafa. brain child (k.dili.) fikri eser, bulu. brain fever beyin hummas. brainpan  kafatas. brainsick  deli, akl hastas. brainstorm  ani ve iddetli gelen cinnet krizi; (k.dili.) ani gelen ilham. brain trust bir grup danman. brainwash  beyin ykamak. brain wave (biyol.) beyin akm; (k.dili.) birdenbire akla gelen parlak fikir. beat one's brain kafa yormak, kafa patlatmak. brainless  aklsz, ku beyinli. brainy  (k.dili.) kafal, zeki. 
 eti veya sebzeyi yada evirdikten sonra kendi suyuyla yava yava piirmek. 
 allk. braky  alyla kapl. 
  fren; keten ve kenevir liflerini ayrmak iin kullanlan tokmak veya makina;  fren yapmak, frenlemek; fren tertibat takmak; i1emek (keten veya keneviri) brake adjustment (oto.) fren ayar. brake block tekerlek bask takozu, fren takozu. brake drum (oto.) fren kasna. brake fluid (oto.) fren mayii, fren akar. brake lining (oto.) fren astar, fren balatas. brake pedal (oto.) fren pedal. brake pulley fren kasna. brake rod (oto.) fren ubuu brake shaft (oto.) fren mili. brake shoe fren ar. brakeman  (A.B.D.) brakesman, ing. frenci. brakeless  frensiz. hand brake el freni. 
 bir eit byk ereltiotu, (bot.) Pteridium aquilinum. 
 brtlen als, (kaba) diken, (bot.) Rubus fruticosus. 
 da ispinozu, (zool.) Fringilla montifringilla. 
 kepek. branny  kepekli. 
  dal, kol, ube, blm; akarsu kolu:  dal budak salmak; kollara ayrlmak, ubelere ayrlmak; blmek, ayrmak; elii ile sslemek. branch off ikiye ayrlmak; konu dna kmak. branch out geni1emek, yaylmak, dal budak salmak. root and branch batan baa, tamamen. brartchleti  ufak dal. branchy  dall budakl. 
 (zool.) solunga, galsame. branchiate  solunga1. 
 bir eit kabuklu deniz hayvan. 
  marka, alamet, alameti farika; dalama, da, nian, damga, iaret; namus lekesi, ayp; dalamada kullanlan demir; yanan veya yar yanm odun paras; (eski), (iir) kl;  dalamak; lekelemek, damgalamak. brander  dalayan kimse. 
 yepyeni, gcr gcr. 
  sallamak, savurmak;  sallama, savurma. 
 ing. zerinde sar lekeleri olan. kzlkahverenkli ve daha ok gbre ynlarnda bulunan kk solucan, (zool.) Helodrilus feotidus. 
 konyak. brandied  konyaa yatrlm.   
 koyu renkli birka eit kk kaz. 
 (A.B.D.) aceleci, atlgan, girgin; yzsz, kstah. 
 ufalanm kaya paralar; dalgalarn sahile getirdigi buz paracklar; (leh.) hastalk krizi; saanak. 
 Brasilia. 
  pirin (madeni alam); pirinten yaplm alet veya eya; (mz.) pirinten yaplm nefesli alglar, bando; (A.B.D.), (argo) yksek rutbeli subaylar, omuzu kalabalklar; (argo) para, (slang) mangr; kendine gven; kstahlk, yzszlk;  pirinten yaplm, pirin, brass band bando, mzka. brass hat (argo) yksek rtbeli kara veya deniz subay. brass knuckles pirin muta. brass plate pirin levha. brassware  pirin aletler. brass winds pirinten yaplm nefesli alglar. get down to brass tacks asl meseleye gelmek, sadede gelmek. have a lot of brass (argo) fazla atak olmak. 
 para basma creti. 
 pazubent, kolun st ksmna taklan bant; kol zrh. 
 ba ksmnn alt pirinten yaplm golf denei. 
 sutyen. 
 pirinten yaplm, pirin kaplama; sert ve madeni; (k.dili.) yzsz, arsz, cretkar; crtlak.  brassily  arszca. brassiness  arszlk. 
 yumurcak, velet. 
 bir maden ocanda hava delii meydana getiren tahta v.b.'nden yaplm blme. 
 domuz etinden yaplm ufak sosis. 
 kabadaylk, kuru sk atma. 
   cesur, yrekli, yiit; yaz, yakkl;  yiit kimse, kahraman; Kzlderili sava;  cesaretle kar koymak, gs germek, kar gelmek. bravely  yiite. 
 cesaret, kahramanhk, yiitlik; gsteri, ihtiam. 
(nlem) Aferin! Bravo! 
 haydut, ekya, cani, suikast. 
 (mz.) hareketli bir para veya blm; yorumlamada hner gsterisi. 
  grltl munakaa, az dala, kavga; (A.B.D.), (argo) grltl ziyafet; eski bir Fransz halk oyunu;  kavga etmek; patrt etmek; grl grl akmak. 
 iyi gelimi adale; adale kuvveti; ha1anm yabani domuz eti. 
 kuvvetli, adaleli. brawniness  kuvvetlilik, adaleli olu. 
  ogunlukla oldrc olan sar bir koyun hastal;  bu hastala yakalanm. 
  anrma, kulaklar trmalayan herhangi bir ses;  anrmak; grltl ve hoa gitmeyen sesler karmak. 
 ezmek, ezerek ufalamak, dvmek. 
 bask i1erinde mrekkebi dzgnce yaymak iin elle kullanlan silindir. 
 pirinle kaplamak; pirince benzer hale getirmek; pirinten imal etmek; pirin veya elikle kaynak yapmak.
 pirinten yaplm; pirin gibi; utanmaz, yzsz, arsz. brazenfaced  yzsz, arsz. brazenly  yzszlkle. brazenness  yzszlk.
 yzszlkle karlamak; yzn kzdrmak. brazen a thing out ii pikinlie vurmak.
 pirin ileri yapan kimse; mangal, maltz
 Brezilya. Brazil nut Brezilya kestanesi. Brazilian   Brezilyal;  Brezilya ile ilgili.
 bakkam aac, kzlaa; bu aatan elde edilen kzl boya.
 Brazzaville.
  krk, yark, gedik; ihll, riayetsizlik (kanun v.b.); bozulma; balinann suda sramas; dalgalarn sahile vurarak krlmas; (eski) yara;  gedik veya rahne amak. breach of the peace asayii ihll etme, kavga. breach of promise sznden dnme, zellikle evlenme vaadini tutmama. breach of trust emniyeti ktye kullanma leap into the breach imdada yetimek.
 ekmek, yiyecek; maiet, geim; (argo) para breadbasket  ekmek sepeti; (mec.) tahl ambar; (argo) mide. bread crumb ekmek krnts, ekmek ii. breadfruit  ekmek aac, (bot.) Artocarpus. bread line parasz ekmek veya yemek almak iin meydana gelen kuyruk. breadroot  yenilebilen bir bitki kk. breadstuff  ekmeklik tahl. breadwinner  kendisinin ve kendisine muhta olanlarn geimini temin eden kimse. bread and butter tereyal ekmek; (k.dili.) geim, maiet. cast one's bread upon the waters karln beklemeden iyilik etmek. know which side one's bread is buttered on gerek karnn nerede olduunu bilmek.
 genilik, en, arz, enlilik. breadthways, breadthwisez enine, geniliine.
 krmak, paralamak; ihll etmek, riayet etmemek, uymamak (kanuna); bir yerini krmak, yaralamak; bozmak, araya girmek; sona erdirmek, bitirmek; nfuz etmek, iine girmek; ifls ettirmek; bozdurmak (para); kamak, firar etmek; (elek.) devreyi bozmak, devreyi kapatmak; paralanmak, krlmak; kopmak (frtna): kesilmek; birdenbire yn detirmek; frlamak; ilgisi kesilmek; sudan frlamak (balk); top atmak, ifls etmek. break bread yemek yemek; yiyecei birlikte paylamak. break down ilemez hale gelmek; ruhen yklmak; kendinden gemek; itiraf etmek; teslim olmak; ykmak; tahlil etmek, ksmlara ayrmak; ksmlara ayrlmak. break a fall d hafifletmek. break ground inaatn ilk kazsn yapmak; balang yapmak. break a habit kt alkanlktan kurtulmak. break in zorla girmek; lafa karmak; araya girmek; altrmak. break into tecavz etmek, zorla girmek. breaka journey seyahate aravermek. break the law su ilemek, kanuna kar gelmek. break the news haber getirmek; altra altra haber vermek. breakoff krlp ayrlmak; birdenbire durmak; iliiini kesmek. break open krmak, zorla amak. break out zuhur etmek, patlak vermek; (tb.) dkmek (sivilce, kzamk v.b.); (hapishane v.b.'(den.) firar etmek. break out in song birdenbire ark sylemeye balamak. break a promise sznden vaz gemek. break a record rekor krmak. break a strike grevi datmak. break up dalmak; datmak; bozumak; (argo) kendini tutamayp glmek. break a will (huk.) vasiyetnameyi bozmak. break wind yellenmek, osurmak. break with ilgisini kesmek.
krk, atlak, aralk, aklk, fasla; atlma;   ka; ani kesi, ani d; az bir miktar, para, ksm; (k.dili.) frsat, ans; (k.dili.) gaf, pot; (elek.) devrenin bozulmas, devrenin kapanmas; cazda solo blm; borsada ani fiyat d; (matb.) paragraflar arasndaki fasla; (matb.), (o.) bir metinden baz ksmlarn atlandn gsteren noktalar(...) a bad break fena bir pot, ansszlk. the break of day gnn aarmas.
 (ask.) cepheyi yarp geme; hamle. 
 kslma, bozulma, dalma, paralanma; (Kan.) buzlarn zlmeye balad zaman.
 krlr.
 krma, krlma; krlan eylerin tutar; (ikt.) krlma pay, krk bedeli.
 bozulma, durma (makina); asap bozulmas, kme; teferruatl hesap; analiz. 
 krc ey veya kimse; sahile arparak kpk haline gelen dalga; (den.) mancana, gemilerde kullanlan kk su fs. 
  kahvalt, sabah kahvalts;  kahvalt etmek; kahvalt karmak, kahvalt vermek. 
 krlma. breaking point krlma noktas. breaking and entering (huk.) meskene tecavz.
 tehlikeli, kafa gz yarabilen. 
 dalgakran. 
 ipura, karagz, mercan gibi birka cins balk; apak, (zool.) Abramis brama. fresh water bream srtar bal. sea bream karagz bal, (zool.) Saryus; sargz, (zool.) Cantharus lineatus; sarpa, (zool.) Padentus centrodontus. red sea bream mercan bal, (zool.) Pagellus erythrinus.
 (den.) karina yakmak,raspa etmek. 
  gs, meme; sine, kalp, yrek, gnl, i;  gs germek, kar durmak; gslemek. breastband  eyerin gs kay, sinebent kay; (den.) iskandil atan neferin gs verip dayand halat. breastbone  gs kemii, kas kemii, iman tahtas breast-deep  gs boyu (su v.b.) breast drill gs matkab. breastfast  palamar, gemileri birbirine ve iskeleye balayan halat. breast-feed  meme vermek. breast-high  gs boyu, gs hizasna kadarykselen. breasthook  (den.) atal,yatrma paraolu. breastknot  gse taklan kordele ba. breastplate  ggslk zrh. breast rope (den.) korkuluk, halat, gs halat. breast stroke kurbaalama yz. breast wheel su seviyesi ,mihveri ile beraber olan su dolab. breastwork  siper, gs siperi. make a clean breast of itiraf etmek, iini dkmek.
 gsl. double breasted kruvaze, ift sra dmeli. single breasted tek sra dmeli.
 nefes, soluk; bir nefeslik zaman, dem, an; fslt; hafif rzgr; azdan kan buhar, buu. breathtaking  heyecan veren, insann nefesini kesen. catch one- breath soluu kesilmek, soluk almak, dinlenmek. in the same breath bir solukta, ayn zamanda. save one's breath bouna nefes tketmemek. out of breath soluu kesilmi, soluk solua. take one's breath away insann nefesini kesmek, heyecan uyandrmak. under one's breath alak sesle fsldayarak. 
 teneffs edilebilir, nefes alnabilir. 
 nefes almak, teneffs etmek, soluk almak; hafife esmek; yaamak, var olmak; koku neretmek; nefes alp vermek; fsldamak; ifade etmek, belirtmek; agzndan pskrtmek; hayat vermek, canlandrmak; nefes aldrtmak. breathe again veya freely rahat nefes almak.
 nefes alan kimse; (k.dili.) teneffs, paydos, ara. 
 teneffs, nefes alma; nefes; bir nefeslik zaman, an; syleme, aza alma; mit, hasret; hafife esi; (dilb.) "h'' harfinin sesi. breathing space rahata nefes alma imkn; dinlenme zaman. 
 nefes nefese, soluu kesilmi; nefesini tutmu, sessiz; soluu kesen, korkutucu; l, cansz; hareketsiz, kmldamayan. breathlessly  soluk solua. breathlessness  soluksuzluk.
 (jeol.) bre, brike, birbirine yapk keli paralardan meydana gelmi kaya. 
(bak.) breed bred out dejenere olmu, cinsi karm. ill-bred  terbiye grmemi .well-bred  iyi terbiye grm. 
 kuyruk takmak (tfee); pantolon giydirmek.
 k, dip, arka; top kuyruu. breech block topun kuyruk kapa, kama gvdesi. breechcloth  edep yerlerini rtmek iin kala etrafyla bacak arasna sanlan rt. breechloader  kuyruktan dolma top veya tfek.
 (o.) pantolon; dizlik, klot pantolon. 
cankurtaran varagelesi. 
 eyerin atn arkasndan geen kay.
  dourmak, yavrulamak; iftletirmek, retmek; zel olarak yetitirmek; sebep olmak, hsl etmek, kaynak tekil etmek; gelimek; hsl olmak; tremek;  cins, soy, nesil; eit, tip. breeder reactor retici reaktr. 
 dourma, reme; yetitirme; terbiye; bitki ve hayvan trlerini slah etme.
 ing. kok ve mangal kmr art kul ve kmr paralar.
  hafif rzgr, esinti, meltem; ing., (k.dili.) mnakaa, huzur bozucu bir ey;  (k.dili.) coarak gitmek, kolayca bitirmek. in a breeze (argo) kolayca.
 atsinei.
 iki bina arasndaki yalnz st kapal geit.
 havadar, rzgrl; canl, hareketli. breezily  esintili olarak. breeziness  rzgarl olu.
 kardeler; ihvan (dini konularda ve tarikatlarda) 
 (mz.) iki tam notaya eit nota; (huk.) resmi yaz; sesli harflerin ksa okunmas iin zerlerine konulan "^" iareti.
 subaylarn fahri ve salhiyetleri snrl olarak atandklar bir st rtbe.
 Katolik kilisesinde okunan gnlk dua ve okuma paralarndan ibaret kitap; dier kiliselerde kullanlan buna benzer kitap.
 (matb.) 8 puntoluk harf. 
 ksalk, ksa olu; bir fikrin ksaca ifade edilmesi.
  mayalama yoluyla bira gibi ikiler yapmak; hazrlamak, kaynatmak, sebep olmak (fesat, ktlk v.b.);  bir defada ekilen miktar (bira); mayalanmak suretiyle hazrlanm iki. be brewing patlamak zere olmak. 
 maya ile yaplm ikiler.
 bira yapan kimse, birac.
 bira fabrikas.
 (leh.) et suyu; tirit, et suyuna batrlm ekmek. 
(bak.) brier.
  rvet;  rvet teklif etmek veya vermek. bribery  rvetilik.
 ufak tefek ss eyalar, biblolar, antikalar.
  tula, tula biiminde ey; (k.dili.) mert ve iyi bir kimse;  tula demek, tula ile rmek veya kapamak. brickbat  tula paras, frlatlan herhangi bir ey; (k.dili.) hoa gitmeyen sz veya tenkit, ta. brirck dust tula tozu, horasan. brickkiln  tula frn. bricklayer  duvarc, tula rc. brick maker tulac. brick red kiremit rengi. brickwork  tula ii. brickyard  tula harman. drop a brick pot krmak, gaf yapmak, am devirmek. brick up tula rmek. 
 bilardo oyununda bir vuru; beklenmedik bir darbe veya dolayl bir hareket.
  gelin veya dne ait;  dn. bridal chamber zifaf odas, gerdek. bridal wreath bof Spiraea cinsinden kk beyaz iekli birka ,ceit bitki; keisakal.
 dantel veya nakta motifleri birbirine balayan (bala.), atk, ilmik (v. b.); ssl kadn apkas eridi.
 gelin, yeni evli kadn veya evlenmek zere olan kz. give away the bride nikhta gelini gveye teslim etmek.
 gvey, damat.
 dnde gelinin yannda bulunan gen kz.
 ing. slahhane, hapishane. 
  kpr; kaptan kprs; (anat.) burun kemii; (dii.) kpr; (mz.) kpr; gzln buruna oturan ksm;  kpr yapmak, kpr kurmak. bridgehead  (ask.) kprba mevzii. burn one's bridges ricat yolunu kesmek, geriye dn imknn yok etmek. bridgework  (dii.) kpr.
 (iskambil) (bri.), (bri.) oyunu. bridge tournament (bri.) turnuvas.
 destekleme.
 eyerin atn bana isabet eden ksm; gem; ba; (den.) iki gemi demirini birletiren zincir veya halat. bridle hand dizgini tutan el, sol el. bridle path atllara mahsus yol. bridle rein dizgin.
 gem vurmak, dizginlemek; hareketlerini snrlamak; ba kaldrmak; kar gelmek.
Kuzey Fransa'da Brie bolgesinde yaplan tuzlu ve yumuak bir cins peynir. 
   ksa, muhtasar, birka kelime ile ifade edilen;  zet, hulsa; (huk.) dava zeti; lyiha, yazl belge; zerinde Papa'nn mhr bulunan mektup;  zetlemek, hulsa karmak; ing., (huk.) avukat tutmak. (I.) hold no brief for him Ben onu mdafaa etmiyorum. in brief ksaca, zet olarak. briefly  ksaca. briefness  ksa olu. 
 evrak cantas.
 bir ie balamadan evvel kesin ve ayrntl bilgi vermek iin yaplan ksa toplant.
 funda, (bot.) Erica arborea. brierroot, brierwood  funda kokunun pipo yapmnda kullanlan tahtas; bu tahtadan yaplm pipo. 
 (den.) brik, iki direkli randal kabasorta gemi; geminin hapishanesi.
  tugay, liva; ekip, yangn iin organize edilmi bir grup insan;  bir araya getirmek, gruplar meydana getirmek; alaylar tugaylara gre tanzim etmek.
 tubay, albayla tugeneral arasnda bir rutbe. brigadier general tugeneral.
 ekya, haydut, saki. brigandage  ekyalk.
 (den.)gulet (gemi); perkende.
  parlak, ldayan, kl, aydnlk; renkli; effaf, berrak; muhteem, aaal; zeki; canl, hareketli; memnuniyet verici, mutlu;  parlak bir ekilde. brightly  parlak bir ekilde. brightness  parlaklk.
 parlamak neeli ve canl olmak; parlatmak, aydnlatmak, canlandrmak, neelendirmek. Bright' disease (tb.) bir eit bbrek hastal. 
 kalkan cinsinden yass bir balk, dikensiz kalkan, (zool.) Rhombus laevis.
 fevkalade parlaklk; ihtiam; zek parlakl.
  ok parlak, gz alc; ok zeki;  prlanta; (matb.)  puntoluk harf. brilliantly  parlak bir ekilde.
 briyantin; alpakaya benzer bir eit kuma. 
  bardak veya fincan gibi ukur bir kabn az, kenar; dar doru taan veya kntl olan kenar;  azna kadar dolu olmak; azna kadar doldurmak. brimful  azna kadar dolu. brimmer  azna kadar dolu kadeh veya kse. 
 kkrt; cadaloz kimse, kavgac kadn.
 gri veya kahverengi zemin stne benekli veya izgili renk karm; benekli veya izgili hayvan. brindled  benekli, izgili; gri; kahverengi.
  tuzlu su, salamura; deniz, okyanus; deniz suyu;  tuzlu suya bastrmak salamura etmek. 
 getirmek; hsl etmek; sevketmek; icbar etmek, mecbur tutmak. bring about sebep olmak, hs etmek; beraberinde getirmek. bring an action, bring suit dava etmek. bring around, bring round kandrmak, ikna etmek; ayltmak, kendine getirmek. bring down the house tavan yklrcasna alklanmak. bring forth hsl etmek, meydana getirmek; dourmak; sebep olmak. bring forward ileri srmek, ortaya atmak; hesap yeknn nakletmek. bring home to ikna etmek, gerei kabul ettirmek, ispat etmek. bring in ithal etmek; arzetmek; kazandrmak bring off baar1 olmak. bring on husule getirmek, sebep olmak. bring out meydana karmak, gz nne sermek, belirtmek; neretmek. bring over kandrmak, ikna etmek. bring to (den.) gemiyi orsa alabanda etmek; akln bana getirmek, ayltmak. bring to bear etkilenmesine sebep olmak. bring to book hesap verdirmek. bring to pass yaptrmak husule getirmek. bring through hastalktan kurtarmak. bring under ram etmek; kendi buyruuna tabi etmek. bring up yetitirmek bytmek: yaklamasn salamak. bring up the rear bir srann sonuna gelmek.
 ocuk bakm ve terbiyesi. 
 kenar (uurum, felaket); ky. on the brink of destruction mahvolmak zere. on the brink of the grave bir aya ukurda: lmek zere.
 belirli bir gayeye ulamak iin byk bir rizikoyu gze almak (o.)unlukla siyasi hayatta)  
 tuzlu, salamura tadnda.
 (Fr.) paskalya rei hamuru ile yaplm tatl rek.
 briket, sktnlm kmr tozu.
  canl, hareketli, uyank: sert, kamlayan (hava ve rzgar);  canlandrmak, hareketlendirmek; canlanmak, hareketlenmek. briskly  canl olarak. briskness  canllk, hareketlilik.
 hayvann gs eti, d.
  kaln ve sert kl, domuz kl;  tylerini kabartmak, fkelenmek: dikelmek; diken diken olmak (sa, kl,ve ty); sert kllar andran bir eyle dolu veya kapl olmak; dikeltmek. bristly  kll; fkeli. 
 ufak ringa bal; bir cins kabuklu ufak deniz hayvan. 
 Britanya, ingiltere adalar.
 Byk Britanya, Britanya imparatorluu. britannia metal bazen kak, atal, bak yapmnda kullanlan bir eit beyaz maden alam, beyaz metal.
 Britanya'ya ait. 
(bak.) breeches.
 ingiliz ingilizcesine has deyim veya sz.
  Britanya'ya ait;  ingiliz, Britanyal. Britisher  ingiliz.
 eski zamanlarda Britanya adasmn gneyini istila eden Keltlerden biri; Britanya imparatorluunda oturan kimse.
 Bretanya.
  kolay krlr, gevrek;  iinde fndk v.b. bulunup souduu zaman gevrekleen ve erimi ekilde yaplan tatl. 
 st alr kapanr uzun araba, brka.
 matkap, sivri ve delici bir alet, si, boaltma t, rayma.
 delmek, delik amak; f amak;  ekmek; ortaya atmak, ne srmek (bira, arap v.b.'ni); (den.) birdenbire orsaya gelip fazla yatmak. 
  geni enli; hudutsuz; belli, ak; belli bal, ana, genel, umumi; kaba; serbest, liberal;  aklk; (argo) kadn; (argo) fahie. Broad Church  ingiliz kilisesinde serbest fikirli zmre. broad bean bakla. broad daylight gpegndz. broad jump uzun atlama. broad seal devletin resmi mhr. broadly  geni olarak. broadness  genilik.
 (d. y.) raylar arasnda 15 m'lik veya daha geni mesafe olan, geni hat meydana getiren; (A.B.D.), (mec.) her eyi ilgin bulan.
 ak fikirli.
 geni omuzlu.
 balta, sava baltas.
Kuveyker (kuaker) mezhebine bal kimse. 
 geni kenarl apka.
    radyo ile yaynlamak, neretmek; samak; etrafa yaymak (dedikodu v.b.); radyo ile yayn yapmak, haber iletmek; sama suretiyle tohum ekmek;  radyo yayn; neriyat, radyo program;  yaynlanm, neredilmi; neriyata ait; salm;  geni bir alana yaylmak zere. broadcaster  radyo ile yayn yapan kimse veya firma; etrafa yayan kimse. 
 ince pamuklu,ynl veya suni ipekten dokunmus kuma.
 genilemek, geniletmek.
 eksiz hal.
 (den.) borda; borda atei: geni taraf: kt muamele: eskiden halka datlan bir yan baslm el ilan.
 pala; geni azl kl.
 (A.B.D.) Broadway Caddesi: Broadway tiyatro dnyas. offBroadway  deneysel tiyatro. 
 Swift'in ,"Guliliver'in Seyahatleri" adl kitabnda ad geen ve hereyin aslndan ok byk olduu Ike.
  brokar, bir yz kabartmal kuma;  desenli olarak dokumak.
 yksek kabartmal bir eit kuma; zellikle ispanya ve italya'ya has bir eit renkli ss mermeri. 
 karnbahara benzer bir bitki: kvrck lahana; bu bitkinin yapraklar ve saplar yenen ve gbek vermeyen bir eidi.
 bror, kk kitap, risale. 
 bir nevi kaln ayakkab.
 bir nevi erkek ayakkabs; bir eit kaba ve salam ayakkab. 
 ingilizce'de irlanda aksan.
  zgara yapmak, atete piirmek; kzartmak; fazla sya maruz kalmak; sabrszlk v.b.'nden tutumak, kendi kendini yemek;  zgara. broiler  et veya balk piirmeye mahsus zgara veya tava; zgaralk pili.
  mnakaa, mcadele, kavga, kargaalk:  mnakaa etmek, patrt etmek. 
(bak.) break;  (k.dili.) meteliksiz, cebi delik. 
(bak.) break;  krlm, paralanm, yarlm, yark, krk (izgi); eksik, paralar krlm (ay, yemek takm); ihll edilmi, inenmi, yer yer kesilmi, inktaa uram; ruha ve bedence zayf dm; terbiye edilmi (at v.b.); bozuk, fena konuulan (dil) : ifls etmi, mahvolmu. broken lot says yzden az olan satlk hisseler (borsa) . broken-down  kk, bozuk, bitkin. broken-hearted  kalbi krk, mitsizlie kaplm. broken-winded  soluyan (at) be all broken up over (bir eyden dolay) ok zgn olmak. 
 simsar, komisyoncu, tellal.
 komisyonculuk, simsarlk; komisyon, simsarlk creti. 
  (kim.) bromat asidinin tuzu;  bromin ile kartrmak. 
(kim.) bromr asidi, asit bromik.
 (kim.) bromr asidinin tuzu; (argo) souk ve skc bir kimse; tatsz ve baya sz. bromide paper fotoraf kd.
 (kim.) brom.
 (o.), (bak.) bronchus.
 (o.), (anat.) bronlar, cier kasabalar. bronchial  bronlara ait.
 bronit, nefes borusu ile bronlarn arasndaki zarn iltihaplanmas. 
 (tb.) bir eit zaturree; bron1arn ve cierlerin iltihab.
 (anat.) bron, akcier borusu.
 Juraik devrinde yaayan dinozor cinsinden ok byk bir hayvan.
 bronz, tun; bronz rengi; bronzdan yaplml sanat eseri.
 bronzlatmak, bronzla kaplamak; gnete yakmak, karartmak. Bronze Age (ark.) Tun Devri
 bro, ine.
  kulukaya yatmak: derin derin dnmek, dnceye dalmak;  damzlk. brooder  kuluka makinas; arpac kumrusu, dnceli kimse. broody  kulukaya yatmak isteyen; dnceye dalan.
 ay, rmak kk nehir. brooklime  bakabunga, (bot.) Veronica beccabunga brookweed  su san kuyruu (bot.) Samolus.
 tahamml etmek, ekmek, dayanmak. 
 kk ay veya dere.
 sapl sprge; katr trna (bot.) Genista scoparia. butcher' broom Yalova mercam; tavan memesi, yaban mersini, (bot.) Ruscus aculeatus. spiny broom imek aac, (bot.) Calycotome spinosa. broom corn sprge dars, (bot.) Andropogon sorghum. broomrape  canavar otu, bostan bozan, (bot.) Orobanche. broomstick  sprge sopas. 
(ks.) brothers.
 et veya balk suyu et suyuna orba.
 genelev, umumhane .
 erkek karde, birader; ayn cemiyette ye. brotherhood  kardelik, birlik, beraberlik; bir kurulu veya kuruma ye olanlar. brotherin-law  enite; kaynbirader: bacanak. brotherliness  kardee olu. brotherly  erkek kardee zg, aabeyce. 
 kupa arabas: elektrikle i1eyen eski bir tip otomobil.
(bak.) bring.
 ka: aln: ehre, yz: yama, sarp bir yerin kenar. 
 sert bak veya szlerle gzn korkutmak, yldrmak. 
   kahve rengi;  kahverengi, kahve renkli, esmer derili; gneten yanm; Malezya rkna mensup;  karartmak, kararmak; esmerletmek, esmerlemek; kzartmak. brown bread siyah ekmek. brown paper kahverengi veya dier koyu renk bir ambalaj kd. brown study derin ve ciddi dnceler, sknt sonucu olan dalgnlk. brown sugar rafine edilmemi veya ksmen rafine edilmi eker, esmer eker. do it up brown (k.dili) etraflca yapmak, baarmak. be browned off ing., (k.dili) bkmak, usanmak. 
 halk masallarnda gizlice ev i1erine yardmc olan iyi huylu bir peri; (A.B.D.) fndkl ve ikolatal bir eit kek. Brownie 7-9 ya1ar arasnda kz izci; bir eit ucuz fotoraf makinas. 
 ksmi karartma, voltaj dukl
 kahverengi kumta: bu tatan yaplm ev. 
  (otlamak, yemek sr, koyun v.b.); (kitab) gzden geirmek;  fidanlarn ve aalarn taze srgnleri veya dallar. 
 ay. 
  rtmek, berelemek, ezmek; incitmek, krmak; dvmek (havanv.b.'de); rk peyda etmek,bir yerini rtmek,       berelemek; incinmek;  rk, bere ezik. bruiser  boksr; (k.dili.) kaba ve gcl adam.
 etrafa yaymak, sayialar karmak. 
  gsteri1i fakat deersiz; sahte, taklit;  atafatl fakat deersiz olan ey.
 (A.B.D.), (k.dili.) sabah ile le arasnda yenen, hem kahvalt hem de le yemei yerine geen n.
  koyu renk sa cilt ve gz; esmer olan veya adam;  esmer.
  esmer kz veya kadn;  esmer.
 darbe, hamle, yklenme. bear the brunt asl yk tamak.
  fra; fralama: ok tyl kuyruk, zellikle tilki kuyruu: ksa bir temas veya karlama; mfreze arpmas; (elek.) fra;  fralamak; sprmek; hafife dokunmak, deinmek; aceleyle ve tel1a hareket etmek. brush aside brush away bir kenara itmek, bertaraf etmek. brush off bandan atmak, savmak; tozunu almak. brush up tazelemek. 
 alllk, fundalk: al rp; yer yer meskun olan ormanlk blge. brushwood  al rp; sk allk, fundalk.
 (k.dili) olumsuz cevap. 
 sert, ters kaba. brusquely  kabaca. brusqueness  kabalk terslik.
 Bursa ehri.
 Brksel. Brussels carpet Brksel hals. Brussels lace el dokumas. Brksel danteli. Brussels sprouts Brksel lahanas, ufak lahana.
 sek.
 vahi, yabani; hayvani; merhametsiz, insanlktan uzak; kaba, nezaketsiz; makul olmayan, mantksz. brutally  vahi bir ekilde. brutal'ity  vahilik. 
 hayvanca veya gaddarca davranmak, byle bir davrana sebep olmak. brutaliza'tion  vahiletirme, vahileme.
  hayvan; hayvan gibi adam; insanlarn hayvanca arzu ve duygular;  dncesiz, mantksz; hayvan gibi vahi; zalim; ehvete ait, bedensel by brute force beden kuvveti ve zorla. 
 kaba, hayvan gibi, insanlktan uzak; bedensel, cinsel; uygarlktan yoksun. brutishly  hayvanca. brutishness  hayvanlk, kabalk.
 botaniin yosunlar ksm, yosun bilgisi.
 bo.t eytan salgam. white bryony akasma, (bot.) Bryonia dioica.
 (bot.) yosun. bryophytic  yosun cinsin(den.)  
(ks.) Bachelor of Scienee Fen Fakltesi mezunu.
(ks.) Baehelor of Theology; ilahiyat Fakltesi mezunu. 
(ks.) bushel.
 (k.dili) karde, ulan. 
  kabarck, hava kabarc; deersiz ve gz boyayc herhangi bir ey; sahte hareket, gsteri; kaynay, kaynama;  kaynamak, flkrdamak, kabarcklar karmak; kaynatmak, fkrdatmak. bubble ehamber (fiz.) elektron v.b. hareketlerini gsteren cihaz. bubble gum iklet. bubble over comak. bubbly  kabarckl; cokun. 
 fskye, eklinde eme.
 (tb.) kask lenfa bezlerinin bir cins iltihab, hyarck.
(tb.) hyarckl veba.
 (tb.) kask ft. 
 (anat.) yanaa ait.
 korsan, deniz eskiyas
 yar insan yar boa eklinde olan efsanevi bir canavar; eski devirlerde zel trenlerde kullanlan Venedik devlet kay.
 Byk skender'in sava at
 Bkre.
 sramak (at); srayp binicisini srtndan atmak; (A.B.D.), (k.dili.) kar gelmek, itaatsizlik etmek; A.B..D., (k.dili.) sallanarak gitmek (araba); (mad.) ezmek. buck for (A.B.D.), (argo) (terfi v.b.'ni)  temin etmeye uramak. buck up (k.dili.) canlanmak, canlandrmak.
 erkek geyik, antilop, tavan, koyun veya kei; erkek hayvan; aldrsz delikanl; (A.B.D.), (k.dili), asa. erkek kzlderili veya zenci; (A.B.D.) (argo) dolar. buck bean su yoncas, (bot.) Menyanthes trifoliata. buck fever (A.B.D.), (k.dili) tecrbesiz avcnn heyecan. buck saw ereveli testere. pass the buck sorumluluu bakasna yklemek
 iki kiilik esnek ve uzun araba. 
  kova, gerdel; tulumba pistonu. bucket seat anak biiminde koltuk. bucket shop borsa hisseleri zerinden vurgun yapan; meyhane gibi yer. kick the bucket (argo) nallar dikmek, lmek bucketful  bir kova dolusu.
 kova ile talmak veya ekmek; drtnala at koturmak; borsa hisseleri zerinden vurgun yapmak; sratle hareket etmek veya ettirmek. 
 Amerika'ya mahsus atkestanesine benzer birka esit aa Buckeye  (A.B.D.) Ohio eyaletinde oturan kimse.
 fazla k, zppe, hoppa.
  toka, kopa;  toka veya kopa ile tutturmak, ilitirmek; s veya basn ile bklmek, erilmek veya bkmek (madeni eya) buckle down to work ise ciddiyetle girimek.
  kalkan, siper; (den.) loa kapa;  muhafaza etmek, korumak buck private (A.B.D.), (arao) er, nefer.
 asa, siyahlarn kullandklan bir terim beyaz adam.
  tela, terzilikte ve ciltilikte kullanlan irili pamuklu bez; suni ve fazla resmi tavr;  tela ile beslemek.
 gderi; (o.) gderi pantolon; (A.B.D.) gderi rengindeki at. 
 cehri, (bot.) Rhamnus infectorius; topalak, (bot.) Rhamnus chlorophorus globosus.
 darya doru frlak olan st n di.
 kara buday, esmer buday, sert buday, karaba, Arap dars, (bot.) Fagopyrum esculentum.
  obanla veya kr hayatna ait; pastoral;  pastoral (iir); ifti, oban.
  tomurcuk, konca, srgn; gelimemi, olgunlamam sey veya kimse;  srmek, tomurcuklanmak, konca vermek; gelime anda olmak; tomurcuklandrmak; (bah.) a yapmak, alamak. nip in the bud bir eyin daha balamadan nn kesmek, gelimesine engel olmak.
 ABD, (k.dili.) lan, ulan.
 Budapete. 
 Buda, Hindistan'da mabut olarak kabul edilen din gretmeni. Buddhism  Budizm, Buda dini. Buddhist Budist, Buda dinine inanan kimse.
 (A.B.D.), (k.dili.) arkada, ahbap, kafadar. 
 kmldamak, hareket etmek; kmldatmak, hareket ettirmek.
 muhabbetkuu, (zool.) Melopsittacus undulatus; (ks.) budgie 
  bte, stok;  bte yapmak, btenin ayrntlaryla ilgilenmek. 
Buenos Aires.
 (araba, radyo v.b.) merakls, kurdu.
 cilt yapmak; kahverengimsi sarya boyamak; tesirini azaltmak. 
  gderiye benzer kaln bir eit deri; zellikle askerlerin giydii kaln deri palto; kahverengimsi sar renk;  bu deriden yaplm; kahverengimsi sar renkte. in the buff (k.dili) ,plak.
  birka cins yaban sr; kara sr, (zool.) Bos bubalus;  gzda vermek. buffalo grass boa otu. buffalo moth bir cins bokbcei trtl. buffalo robe bizon derisinden yaplm diz rts. bull buffalo kara boa. water buffalo manda, dombay, camus, (zool.) Bubalus; su sr, (zool.) Bubalus bubalus. 
 tampon, tampon vazifesi gren herhangi bir ey; cilt yapmada kullanlan bir ara. buffer arm tampon kolu. buffer beam tampon kirii. buffer letter kaynatrma harfi buffer state tampon devlet. 
  tokat, yumruk; ok tesiri yapan ani bir olay;  tokatlamak, yumruk atmak; kar gelmek, mcadele etmek; el ve yumruk darbeleriyle kar koymak, mcadele ile ilerlemek. 
 bfe; bfe ,eklinde verilen hafif yemek.
 operada (o.)unlukla bas seslerin canlandrd gln rol.
 soytar, palyao. buffoonery  maskaralk. buffoonish  soytar gibi.
  bcek; (k.dili.) mikrop, virus; ing. tahtakurusu; Volkswagenin ufa; (argo) gizli dinleme cihaz; (k.dili.) (makina, cihaz,planda) kusur, ayarszlk, almada noksanlk;  (k.dili.) gizli dinleme cihaz yerletirmek; (argo) kzdrmak, fkelendirmek. harvest bug kzl kurt, (zool.) Leptus autumnalis. get the bug (argo) merak sarmak, yeni bir hevese kaplmak.
 (argo) patlak gzl; gzleri falta gibi ak. 
 umac, c, korku yaratan hayali bir kavram.
 yersiz korku uyandran gerek d herhangi bir ey; (eski) yaramaz ocuklar yiyen umac.
  kulampara, olanc; alak herif; (argo) herif; kimse;  kulamparalk etmek;  bozmak. buggery  olanclk.
 bcekli; ing. tahtakurusuyla dolu. 
 (A.B.D.) drt tekerlekli hafif ve tek atl araba; ocuk arabas.
  boru;  boru almak; boru alarak armak. bugler  boru alan kimse.
 (bot.) mayasl otu, ksa mahmut; (o.)unlukla siyah olan ve elbiseleri sslemekte kullanlan uzun cam boncuk, kesme boncuk.
 srdili, (bot.) Anchusa; kuzdili, (bot.) Anchusa officinalis viper' bugloss havacva otu.
 (tahta, maden, baa veya fildii zerine yaplan) zengin kakma i.
 bir cins deirmen ta. 
  bina etmek, ina etmek, kurmak, tesis etmek, yapmak; (iskambil) elinde toplamak, seri yapmak; inaatlk yapmak; plan yapmak veya kurmak;  yap, yaradl. natura builder  yapc, inaat, mteahhit. build in dahil etmek. build up birikmek; toparlanmak, kendine gelmek (bir hastalktan sonra); gelimek, gelitirmek; evlerle doldurmak, mamur bir hale getirmek askeri gc takviye etmek; gklere karmak, desteklemek.
 yap bina; ina etme, yap yapma. building block imento bloku.
(bak.) build.
 gmme, yerli. 
 mamur, bayndr.
 saz otu su hezaran, hasr saz (bot.) scirpus cernuus; koalk, (bot.) Scirpus lacustris. small bulrush su kam, (bot.) Typha latifolia.
 iek soan, soan; ampul, elektrik lambas. bulba'ceous  soan olan, soan gibi kk veren. bulbif'erous  soan gibi kk veren bulbous  soan gibi kk olan, soan eklinde olan.
 blbl. 
(ks.) Bulgaria.
 Bulgaristan. 
  Bulgar, Bulgarca;  Bulgaristan'a ait.
 knt, i, tmsek; (A.B.D.), (argo) stnlk. get the bulge on. stnlk salamak. bulgy  ikin.
 bel vermek, esnemek; knt yapmak; prtlamak; dar uratmak, prtlatmak, knt meydana getirmek. 
 tmsek yzl golf sopas.
 b.b. doymaz itah, doymama hastal.
 imek, bymek, genilemek; csseli veya nemli olmak; iirmek, bytmek. 
 hacim, oylum; byk ksm, ekseriyet; ambalajlanmam yk veya eya. in bulk dkme halinde, ambalajsz; toptan.
 gemide blme; maden ocanda tahta set; bodrum merdiveninin iki kanatl kapa.
 iri, csseli, hacimli, ok yer kaplayan. bulkiness  irilik.
 boa; dier baz hayvanlarn erkei; boa gibi kimse; vurguncu kimse; gaf; (A.B.D.), (argo) polis; (A.B.D.), (argo) sama, zrva. Bull (astr.) Boa burcu; buldok cinsi kpek. bull calf erkek buza. bull market borsada fiyatlarn devaml ykselii. bull session (A.B.D.), (k.dili) erkekler arasnda yaplan eitli konulann tartld toplant. bullterrier bulteryer cinsi kpek. bull in a china shop sakar adam. John Bull ingiliz halk; tipik bir ingiliz. take the bull by the horns cesaretle zor bir ie girmek. 
(ks.) bulletin.
 nian tahtasnn ortas, hedef merkezi; tam hedefe rastlayan kurun; ksa odakl mercek; siklon frtnasnn merkezi.
 mhr; (tb.) kabarck.
 (biyol.) kabarm gibi grnen, st kabarckl olan; (anat.) ikin, imi. 
 boalarn kpeklerle dvtrlmesi.
 oban aldatan kuu.
 buldok; byk sapl tabanca. 
 stnden buldozer geirmek; (A.B.D.), (argo) zor kullanarak bir eyi yapmaya mecbur tutmak. 
 buldozer, yoldzer; (A.B.D.), (argo) alikran, ba kesen.
 mermi, kurun; kk top. bulletproof  kurun gemez. 
 bildiri, tebli, resmi tebli.
 boa grei.
 akrakkuu, (zool.) Pyrrhula pyrrhula; ing. zerinden atla gemeye imkan olmayan al it. 
 iri kurbaa.
 dere iskorpiti veya buna benzer balk; inat kimse. bullheaded  inat; kaln kafal.
 kle eklinde altn veya gm; altn veya gm ubuklar. 
 boa gibi; fiyatlarn ykselmesi midinde olan.
 kaln ve ksa boyun.
 idi edilmi boa, kz. 
 (A.B.D.) boa al; (k.dili.) hapishane; (beysbol) yedek oyuncularn bekledikleri yer; ormanclarn yatakhanesi.
 boa grelerine mahsus yuvarlak yer. 
 (nlem), (kaba) boa dks; bok; (nlem) Yalan! Sama!
 kaln krba. 
 (nlem), (k.dili) iyi, gzel, ala, mkemmel; (nlem) Bravo ! Aferin !
 konserve sr eti.
  kabaday, kendinden kkleri ezen kimse, zorba kimse;  zorbalk etmek, kabadaylk etmek.
 siper, istihkm, dtan gelecek bir tehlikeye kar herhangi bir tedbir. bulwarks  (den.) kpete.
 siper ile korumak, muhafaza altna almak.
  (A.B.D.), (argo) serseri kimse, babo adam, otlak kimse, anaforcu kimse, bakalarnn srtndan geinen kimse; ing. but, kaba et;  bakalarnn srtndan geinmek, serseri bir hayat srmek, (slang) otlamak, otlaklkla geinmek; dn alp geri vermemek. on the bum (argo) bozuk almaz durumda; serseri hayat yaayan. bum' rush zorla dar atl bum trip (argo) uyuturucu maddelerin kt etkisi.  
 (A.B.D.), (argo) emsiye. 
 acemice i yapmak.
 gvdesi tyl birka eit iri ar
 satc kay.
(bak.) bumpkin.
 dilenci serseri; iyi netice vermeyen ey; (argo) uyuturucu maddelerin kt etkisi. 
  vuru, arpma, darbe; i, yumru, tmsek;  vurmak, toslamak, arpmak, bindirmek; yerinden olmak. bump off (argo) ldrmek, (slang) temizlemek.
  (oto.) tampon, amurluk; azna kadar dolu kadeh veya bardak;  mebzul, allandan ok daha bol. bumper crop bereketli mahsul.
 budala kimse, ahmak kimse; (den.) seren, bumba, kuntra mataforas. 
 kendini beenmi, marur, kibirli. bumptiously  kendini beenmiesine.
 tmsekli, engebeli, yamr yumru. bumpily  tmsekli bir ekilde. bumpiness  tmsekli olu.
 rek; rek eklinde kvrm sa.
 bir seit sentetik lastik.
 demet yapmak, bir araya toplamak; salkm halinde meyva vermek.
 salkm, demet, hevenk, deste, grup, takm; kambur. bunchflower  (bot.) yabani rek otu. 
 (A.B.D.), (k.dili) dolandrma.
 (k.dili) bo laf, palavra.
 rhtm, set; rhtm caddesi.
 (Al.) birlik; dernek.
 (eski.) Almanya ve Avusturya parlamentosu. 
  paket, boha; kundak; yn;  toplamak, bohalamak, kundaklamak, sarp sarmalamak; acele olarak bir yere gndermek; (slang) sepetlemek; veda etmeden aceleyle gitmek; soyunmadan ayn yatakta yatmak. bundle up sarnp sarmalanmak.
  tapa; f delii;  tpalamak, azn tpa ile kapamak; dvmek, hrpalamak. bunghole  f az. bung up (argo) hrpalamak. 
 tek katl ev.
  acemice i yapmak, yzne gzne bulatrmak;  acemice yaplan i, beceriksizlik.
 (tb.) ayakta has1 olan iltihapl silik. bunyon.
  ranza; (k.dili.) herhangi bir eit yatak;  ranzada yatmak; rahatsz bir yerde yatmak. bunkhouse  ii yatakhanesi.
 (A.B.D.), (argo) bo laf, sama.
 yeralt sna;(den.) ambar, yerinden oynamayan ve depo olarak kullanlan byk sandk; golf sahasnda kumluk ukur veya toprak tmsek gibi topun gidiine engel olan ksm. 
(bak.) buncombe.
 tavan, tavanck. 
Bunsen gaz lambas, Bunsen alevi. Bunsen cell Bunsen pili.
  tos vurmak; (beysbol) topa hafife vurmak;  tos, boynuz darbesi; (beysbol) topa hafife vurma.
 (den.) yelken eteinin orta yeri; balk ann ien ksm.
 bir eit buday hastal; bu hastaln sebebi olan mantar, (bot.) Tilletia foetens.
 ss ve iaret flamalar iin kullanlan pamuklu kaba kuma, bayrak bezi; bir geminin btn flamalar; kiraz kuu, zool Emberizaden. 
 (den.) kargafunda, yelken eteinin orta yerini kaldrp kapamak iin kullanlan ip.
  (den.) amandra; cankurtaran simidi veya yelei;  suyun yznde tutmak, yzdrmek, amandra ile iaret koymak veya etmek; su yzne kmak, yzmek.
 su zerinde durabilme, yzme hassas; nee, canllk. 
 yzen (cisim); batmaz; neeli, mitsizlie kaplmayan. 
(bak.) burr.
  fkrdamak, mrldanmak; fkrt, mrlt; (hav.) kanadn kenarndaki hava  alkants. 
 morina balna benzer bir balk, (zool.) Lota lota.
  yk, arlk; sorumluluk,  mesuliyet; yk tama kapasitesi;  yklemek;  yklenmek, sknt vermek; stne ullanmak. burden of proof ispat kulfeti, ispat etme  mecburiyeti. burdensome  klfetli, sknt verici.
 esas konu, ana fikir; nakarat.  burden of a song bir arknn nakarat ksm.
 dulavratotu, (bot.) Arctium lappa.
 bro, yazhane, acente, daire, ube; ekmece, ekmeceli dolap; ing. yaz masas, yazhane. 
 brokrasi, devlet dairelerine mahsus formaliteler, krtasiyecilik; devlet memurlar.
 devlet dairesinde  memur olan kimse; krtasiyeci.
 (kim.) bret, sv lmeye mahsus cam tp.
 (A.B.D.), (k.dili) kasaba, ufak ehir.
 (eski), (huk.) birka eit gayri menkul mlk hakk.
 yatlarda kullanlan ucu atall bayrak, atal gidon.
  tomurcuk, filiz;  tomurcuk ve filiz vermek, srmek.
 kasaba veya nahiyede oturan kimse; (tar.) ingiltere parlamentosundaki kasaba, nahiye veya niversite temsilcisi.
 iskoya'da kasaba. 
 kasabada oturan vatanda, kasaba sakini.
 ev soyan hrsz .burglar alarm hrsza kar konan alarm tertibat.burglar proof hrsza kar emniyet tertibat olan.       
ait, ev soygunuyla ilgili.
 k.ili ev soymak.
ev soyma, hrszlk.
 k.ili ev soymak.
Hollanda, Almanya veya Avusturya'da belediye bakan.
yulaf ezmesi; (A.B.D.), (leh.) etli orba; orba ziyafeti.
 (Alman) (tar.) hisar muhafz; bir kale veya ehrin babadan oula geen valilik makam.
 Fransa'da bir eyaletin ismi, Burgonya; burada yaplan arap.
 gmme, defin, cenaze treni. burial ground mezarlk, kabristan. burial service cenaze treni.
 hakkak kalemi.
 bomak, vcutta iz brakmadan ldrmek; dolambal bir davranla bir seyden syrlmak. 
  kuma veya iplikte rastlanan dm; yumru, aa ,gvdesinde oluan yumru;  dokunmu kumatan dmleri temizlemek.
 uval bezi, kenevirden dokunmu kuma. 
   hicvederek gldren; gln, komik;  hicviye, talama;  hicvetmek, alaya almak, taklidini yapmak. burlesque show (A.B.D.) striptizli ve talamal gsteri.
 iriyar, kocaman, salam yapl; palavrac. 
 Birmanya. Burmese   (tek. ve (o.)Birmanyal;  Birmanya dili.
 yanmak, yanyor gibi olmak, alev alev olmak; k samak; parldamak; tutumak; yakmak, tututurmak; kavurmak; piirmek : (A.B.D.), (argo) aldatmak; (A.B.D.), (argo) elektrikle idam etmek. burn the candle at both ends kuvvetini fazla israf etmek. burn the midnight oil geceyi gndze katmak, ge vakte kadar almak. burn one' bridges behind oneself geri dnmemek zere bir ie atlmak burn one' fingers (bir eyden) az yanmak. burn up yakp bitirmek; yanp bitmek. His ears are burning Kendisi yokken methediliyor.
 yank, yank yeri; piirme (tula veye kiremit); isko ay, rmak, dere.
 yakc ey, yakan kimse; gaz memesi, bek.
 mesine, kk mesine, salatalk sebze, (bot.) Sanguisorba. great burnet aptes bozan otu, (bot.) Poterium officinale.
  yakma, yak; frnlama;  yanan, yanc; zerinde ok mnakaa edilen, hararetli. burning glass pertavsz. burning point yanma noktas. fokus burning question hararetli sorun. burning shame rezalet, byk ayp. 
  cilalamak; parlatmak;  cil, parlaklk revnak. burnisher  cilc perdah; mhre perdah kalemi.
 roketde yanmann bitmesi. 
(bak.) sideburns. 
(bak.) burn;  yank, yanm. burnt offering tanrlara kurban edilmek zere yaklan hayvan. burnt orange krmzms sar renk. burnt sienna krmzms kahverengi boya. burnt umber krmzya alan kahverengi boya.
  (A.B.D.) (k.dili.) geirme;  geirmek. 
 baz meyva tohumlarnn dikenli kabuu; kozak, kozalak; srnak adam; apak, prz; ayla, hale; (dii) frez, ufak daire testeresi; kalem prz; i ipekten kalan iplik; "r" harfinin titrek olarak sylenmesi; bir eit sert deirmen ta.
 eek merkep.
  oyuk, in, yuva; barnak, smak;  tnel kazmak, yuva yapmak, oyuk amak; bir oyuk veya yuvada gizlenmek.
 (zool.) kese, bursan.  
 muhasebeci, veznedar (zellikle bir yksek okulda)
 manastr veznedarl; isko bir kolej tarafndan verilen burs. 
 (tb.) bursan iltihaplanmas.
  patlama, atlama, ileri atlma; mermi atlmas; bir el silah atmnda yaplan at; alma; gz nne serilme;  yarlmak, ayrlmak, ileri frlamak; boanmak (gz ya, kahkaha); had safhaya gelmek; gzle grlr hale gelmek; patlatmak, birdenbire krmak.
(bak.) bur(den.)
 (den.) takm, alet, edevat, palanga. 
 Burundi.
 gmmek, defnetmek; gizlemek, saklamak, rtmek, lm sonucu ile kaybetmek; bertaraf etmek. bury the hatchet gemii unutup bar yapmak. bury one's sorrows kederini saklamak, barna ta basmak. 
 gmme, defnetme. burying ground burying place mezarlk, kabristan; mezar, kabir. 
  otobs; k.ili binek otomobili; otobsle gezmek; otobsle tamak.bus bar elektrik balama ubuu. bus boy lokantada kirli tabaklar toplayan ii.
bir eit ingiliz askeri bal.
  al, allk, alya benzer ey allk arazi; (mak.) zvana, bur;  al ile rtmek, kaplamak, al ile destek yapmak; aldan yaplm tarakla taramak. beat about the bush sadede gelmemek. 
 Afrika'da bulunan ve maymuna benzer ufak bir hayvan, (zool.) Galago maholi. 
 ormanda rahat yaayabilme hneri.
 (k.dili) yorgun, bitkin; ne yapacan arm bir halde olan. 
 kile; ing. 4/5 kile. hide one's light under a bushel rnek olmak istememek; yeteneini gizlemek.
 (A.B.D.) biimini deitirmek, tersyz etmek, onarmak.  
 Japonya'nn geleneksel sava kurallar.
 (elek.) kovan.
ormanc: Avustralya'da allklarda oturan kimse; b.h. Gney Afrika zenci rkna mensup kimse. Buman; Bumanlarn dili.
 alyla kapl; al gibi, gr. bushiness  al gibi olu. 
 i, meslek, vazife; ticaret; i yeri; mesele, problem. stage business (tiyatro) oyuncularn konuma dndaki jest, mimik gibi davranlar. have no business hakk olmamak, alakas olmamak. mean business  ciddi niyeti olmak. businesslike  ciddi, sistemli. business reply envelope ticari cevap zarf.
 korseyi dik tutan kemik veya madeni balina.
 potin, ksa izme; eski Yunan ve Roma tiyatrosunda oyuncularn giydii sandalet; trajedi. 
 potin, izme veya eski Yunan ve Roma tiyatrosunda oyuncularn giydigi sandaleti giymekte olan; trajediye ait.
 otobs for.
  (eski) ve (leh.) pck, buse;  pmek.
  (k.dili.) patlamak, patlak vermek; ifls etmek; patlatmak; mahvetmek, ifls ettirmek; orduda rtbesini tenzil etmek; vurmak;  gs. bust; (argo) mahvolma, ifls; (slang) top atma; iki lemi. 
 toy kuu, (zool.) Otis tarda; Avrupa ve Afrika'da yaayan dier birka cins ku.
 (argo) tutuklanm.
 (A.B.D.), (argo) hayvan terbiyecisi; datan veya mahveden kimse; ulan.
  tel etmek, koumak, acele ile hareket etmek; acele ettirmek;  tela, kouma, acele; eskiden kadnlarn eteklerini kabark tutmasl iin kala ksmna taktklar yastk gibi ey. hustle and bustle tel, kouma.
 megul; hareketli, faal; igzar, burnunu her ie sokan. busy signal megul iareti. busybody  herkesin iine burnunu sokan kimse.
 megul etmek i vermek, bo brakmamak; megul olmak, ii olmak.
(edat.), (bala.),  -den gayri, -den hari; (bala.) fakat, ama, lakin, ancak, halbuki, ki;  sadece, yalnz. No if  or buts! itiraz yok! all but -den gayri az kalsn. but for saye sinde, olmasayd. but what ki, gene de,ramen. There was never a new plan but what someone objected to it Yeni hi bir plan yoktur ki birisi itiraz etmesin. 
 btan, btan gaz.
 asker tra, alabrus; (argo) sevici.
  kasap, celep; katil, cani; (A.B.D.) trenlerde eker ve sandvi sat yapan adam, bfeci;  kasaplk hayvan kesmek; zalimce ldrmek, boazlamak; berbat etmek, rezil etmek.  
 oban pskl, yabani mersin, tavan memesi, lmez dikeni, (bot.) Ruscus aculeatus.
 avn dikenlerin zerinde paralayarak ldren birka eit ku. greater butcherbird byk ekirge kuu. redheaded butcherbird kzl bal ekirge kuu, (zool.) Lanius senator. 
 mezbaha, salhane; kasaplk meslei; katliam.
 bir evin ba erkek hizmetkr; kethuda, ba uak.
 herhangi bir eyin enli ucu veya sap; dipik; izmarit; (argo), (slang) popo, k. 
  alay konusu olan kimse; nian talimi yaplan yerin arkasndaki duvar veya toprak yn;  bitiik olmak; bitimek; iki eyin enli ularn birbiriyle birletirmek. 
  tos vurmak, boynuz atmak; kafa atmak; araya girmek, karmak, burnunu sokmak;  tos, kafa. 
 f (arap, bira), damacana; bir oylum l birimi, 477 litre.
 bir dzln zerinde ykselen tek bir tepe veya da. 
  tereya, margarin; ekmee srlen dier yumuak maddeler;  tereya ilve etmek veya srmek; (k.dili.) yalamak, ya ekmek. butter up (argo) yaclk etmek. know which side one's bread is buttered on menfaatinin nerede olduunu bilmek. 
 nevruz otu, (bot.) Linaria vulgaris; bir nevi nergis iei.
 bir cins rdek; (k.dili.) Siko kimse, tombul kimse, ya tulumu.
 dn iei, (bot.) Ranunculus; altntabak altn iei, (bot.) ranunculus acris: kthane iei. 
 st kayma; kaymak nispeti.
 sakar kimse.
 kelebek: kelebek gibi bir yerden bir yere gayesi oimakszn dolaan kimse, havai yaradll kimse. butterflyorchid beyaz zeravent. butterfly tablealr kapanr kanatl masa. butterfly valve kelebekli valf. social butterfly elence dkn kimse.
 tereya yapldktan sonra yaykta kalan iecek, yayk ayran;ayran.
 Amerika'da bulunan bir nevi ceviz aac; bu aacn cevizi; buaacn kabuundan yaplan sarmtrak kahve-rengi boya.
 biraz yaklm eker ve tereya ile yaplan bir nevi karamela.
 bcek kapan bir bitki, (bot.) Pinguicula.
 tereya gibi; tereyal;(k.dili) fazla ya eken, dalkavukluk yapan.
 kiler.
 (gen.) (o.) but, kala, k,(colloq.) popo, kaba et; (den) geminin k.
  dme; tomurcuk, filiz,srgn; kk mantar; elektrik dmesi; ar-go Kzlderililerin uyuturucu madde niyetine inedikleri dikensiz bir nevi kaktsn ku-rutulmu tepe ksm;  dmelemek, iliklemek;dme dikmek veya koymak, buttonwood  nar aac. on the button tam. buttony  ok dmeli.
  ilik, dme ilii; ilik amak; yakasna yapmak. button-holer  ilik aan alet veya kimse.
 dme kancas,ayakkab ve eldiven dmelerini iliklemede kullanlan kanca.
 (ing), (k.dili.) garson.
  payanda, ayak: destek: ayak veya payanda koymak; desteklemek.
 (kim) butil.
 tereyams,tereyana benzer, tereyal.
 (kim) butirik aside aitveya bu asitten karlm.
 stler; stteki tereya orann len alet.
 shhatli (kadn); canl,etli butlu: iri gsl: cazip, ekici, neeli.
  satn almak, almak: bir ey karInda salamak: kiralamak: rvetle elegeirmek, elde etmek; alc durumunda olmak,mteri olmak;  al, alma: kelepir; ABDsatn alnan ey; ABD, (k.dili) pazarlk. buy in ortak olmak; hisse almak: sahibi iin geri almak; (argo) yelie kabul paras vermek. buy of rvetle elde etmek, rvetle defetmek, savuturmak; satn almak. buy out btn hisselerini almak. buy over rvetle (birini) satn almak. buy up tmn satn almak, kapatmak. buyer  alc, mteri. buyer' market alc piyasas.
  vzlt; dedikodu, sylenti: (k.dili) telefon konumas;  vzldamak; fsldamak; konumak; (ing), (argo) gitmek, terket-mek, ayrlmak ;vzltya benzer bir ses karmak; bir dedi-kodu veya ayiay yaymak; vzltya benzer seslerle haberlemek; (k.dili) telefon etmek; (hav.) alaktan umak; alaktan uarak birisini selamlamak. buzz about bir i yapyormu gibi ortada dolamak.
daire testere.
 ahin cinsinden ar ve tembel ku; birka cins av kuu. Ionglegged buzzard kzl ahin, (zool.) Buteo rufinus. moor buzzard skfl doan, (zool.)Circus aeruginosus.
 vzltya benzer ses karan elektrik zili.
 yakn; bir kenara. go by geip gitmek. Iay by biriktirmek, ymak. put by ilerisi iin saklamak. by and by ok geme(den.) by and large genellikle. Can you dropby tonight? Bu gece bize urar msn?
 asl gayeden uzak ifade veya fikir; ilve edilen veya ikinci derecede nemli olan ey.
(edat) yannda, yaknnda, nezdinde;yaknndan, yanndan; ile, vastasyla; (-(den.),tarafndan; kadar; gre; hakknda, hakk iin. by and by ileride, yava yava. by and large genellikle, genel olarak. by oneself yalnz, kendi kendine. by the way ha aklma gelmiken day by day gnden gne. six by nine altya dokuz (ebadnda)
 ing ara seim.
 yazar adnn verildigi Satr.
  atlama; dolatrma;kestirme yol; elektrik ube devresi; ama borusu;  bertaraf etmek, atlatmak.
 zellikle sahnede asl oyunun yan sra yaplan hareket veya konuma.
 yan rn, bir ey retilirken onun yan sra elde edilen ve ikinci derecede nemli olan bir rn.
 ek grev, ilave i.
 (spor) ift ift girilen bir musabakada rakibi olmadndan yarmacnn otomatikolarak tur atlamas.
(nlem), ocuk veya (k.dili.) Allaha smarladk; gle gle.
  gemi; gemite olmu;modas gemi;  gemi olan ey. Let bygones be bygones. Gemii unutalm. Olan oldu. Gemie mazi derler.
 talimatname, itzk.
 zel yol, dolayl vasta veya yol.
 (ing) inek ahr.
 baz kabuklu hayvanlan kayalara balayan lif; iyi cins sarmtrak keten:Msrllarn mumyalamada kullandklar kuma; pamuklu veya ipekli kuma.
 ie veya olaya karmadan kenarda duran kimse, seyirci.
 gizli, zel veya karanlk yol, dolak yol.
 darbmesel, atasz;ok kullanlan bir deyim.
 Bizans'a ait.
 Bizans.
(ks.) about, cent, centigrade,century, city, copy, copyright.
 ingiliz alfabesinin nc harfi; (mz.)'do' notas; 4/4 Ik tempo; (kim) karbonun simgesi; Romen rakamlanndan 100; Amerikan okullarnda orta not.
(bak.) Kaaba.
 taksi; tek atl binek arabas; lokomotif veya kamyon srcsnn oturduu st kapal ksm.
  fitne, komplo, entrika; gizlice alan kk bir grup entrikac;  byle bir grup kurmak; komplo hazrlamak.
 zellikle Musevilerce Kitab Mukkades'in btni tefsiri; btni bilgi, sr. cabalism  Kitab Mukaddes'in Musevilerce btni tefsiri. cabalist  bu eit tefsir yapan kimse.
 ispanyol efendisi;ABD svari, atl; kavalye.
 kabine.
 kabare, gece kulb;show program.
 Iahana. drum-head cabbage top lahana, (bot.) Brassica oleracea.
  (ing) alnm bir ey,zellikle terzilerin kumalardan aldklar para;  almak, armak, yrtmek.
 (k.dili.) src, fr.
 iskoya'da oynanan bir oyunda frlatmak iin kullanlan denek.
  kulbe; kamara, kabin; kabin veya kamarada yaamak; kk bir yere kapamak, tahdit etmek. cabin boy kamarot. cabin class ikinci snf.
  caml ve rafl olan dolap; kabine, bakanlar kurulu; kk zel oda; dolap ile ilgili; gizli. cabinetmaker  ince i yapan marangoz. cabinetwork  ince marangozluk.
 kablo; (den.) gomene, palamar, telgraf. cable car teleferik; kablo ile ekilen araba.
 kablo ile raptetmek balamak;kablo demek sualt kablosu ile telgraf ekmek. cablegram  sualt kablosu ile ekilen telgraf.
(den.) hafif gomene, ince gomene, palamar.
 (og cabmen) arabac.
 i kebab.
 (k.dili.) takm. the whole caboodle gruh; hepsi.
 ABD yk katarnda tren memurlarnn kulland en sona takl vagon; (ing)gemi mutfa.
 tek atl ve krkl hafif araba, kabriole; st alabilen iki kapl otomobil.
(ing) kasten ar tempo ile alma.
 kakao aac, (bot.) Theobroma cacao. cacao bean kakao tanesi. cacao butter kakao ya.
 bir eit balina, kadrga bal.
  (Fr.) erzak, hazine vb saklanan gizli yer;  byle bir yere gizlemek, saklamak.
 (Fr.) mhr, damga; alameti farika, marka; kapsl, kae.
 (tb.) beden zayfl, kaeksi.
yksek sesle glmek; isterik kahkahalar atmak. cachinna'tion  isterik kahkahalar.
 aza ho bir koku veren pastil.
 (isp)canl ve neeli bir dans; bu dansn mzii.
 Meksika ve Bat Hint adalarnda kzlderili kabile reislerine verilen ad.
  gdaklamak; kesik kesik glmek; grltl bir ekilde konumak, gevezelik etmek;  gdaklama; gevezelik cackler  geveze kimse.
 kt ruh, eytan, iblis.
 pis kokulu ve zehirli bir kimyasal karm, kakodil.
 kt alkanlk, kt iptil.
 kt el yazs; bozuk imla.
 ahenksiz, kulaa ho gelmeyen, bozuk (ses)
 ahenksiz ses, kulaa ho gelmeyen ses;(mz.) akortsuzluun sk sk olmas.
 (o.) cactuses, cacti) kakts, atlas iei, (bot.) Cactus. cactus pear Mlsr inciri. Christmas cactus, crab cactus subayra, (bot.) Epiphyllum grandiflora. spine cactus dikenli frenkinciri.
 aalk adam, efendice davranmayan kimse.
 kadastro, ap.
 kadastroya ait. cadastral map kadastro haritas. cadastral survey kadastronun araziyi lmesi, kadastro.
 ceset, kadavra. cadaverous  kadavra gibi, soluk, prsm.
  golf oyununda oyuncunun taklmlannl talyan kimse;  oyun slrasnda oyuncunun sopalarm tamak,
 ayak. caddis fly dort kanath bir bcek, (zool.), Trichoptera.
 daha ziyade ay koymaya mahsus kk kutu, teneke veya ekmece.
 annesi tarafndan terkedilmi ve elde bytlm (hayvan yavrusu)
 yabani ard, katran ardc, (bot.) Juniperus oxycedrus. oil of cade bu aatan karlan ve cilt hastalklarnn tedavisinde kulanlan bir ya, ard ya.
 ritim, ahenk; sesin yavalamas; (mz.) perdenin derece derece inmesi, nagmenin sonu, kadans. cadenced  derece derece inen; ahenkli, ritmik.
 (mz.) bir solo ksmn sonunda sesin gsterili bir ekilde ykselmesi, kadenz, durgu.
 harp okulu talebesi; kk erkek karde veya oul; en kk erkek ocuk. cadet corps harp okulu taburu.
 (k.dili.) dilenmek.
 kad.
 Yunan efsanelerinde ad geen Fenikeli kahraman Kadmus'a ait. Cadmean victory yenilenlerin olduu kadar yenenlerin de zarar grd sava.
, (kim) kadmiyum. cadmium yellow limon sars.
 (ask.) kadro, yeni yetien subaylar eitecek subaylar heyeti; ereve, plan.
 (og caducei) Yunan mabudu Hermes'in tanrlarn habercisi olarak elinde tad asa; tp ilminin sembol olarak kullanlan ylanl asa.
 bunaklk; halsizlik, zayflk; fanilik, geicilik,
(bak.) cecum.
 Sezar.
 Kayseri.
(bak.) Cesarean.
 mutlakyet idaresi; emperyalizm.
(bak.) cesium.
 (o.) caesuras, caesurae) bir msra okurken hafife durulacak yer; (mz.) durgu.
 Iokanta, kahvehane, pastane, bar; kahve. cafe curtain pencerenin alt yarsn kapatan perde. cafe society bar ve kulpleri dolaan sosyete grubu.
 kafeterya.
 kafein, kahve ve ayda bulunan uyarc madde.
 kaftan.
  kafes; hapishane; asansr; iskele (inaatlarda);  kafese kapamak, hapsetmek.
 kafese kapanm ku.
 (k.dili.) kurnaz.
 bir demet kat; muhtra, rapor.
 ABD, (argo) ortaklk. in cahoots ortak olarak, ortaklk halinde. go cahoots ortaklk kurmak, ortak olmak.
(bak.) cayman.
 Kabil, Adem ile Havva'nn karde katili olan ilk oullar; katil. raise Cain ABD, (argo) karklk karmak.
(bak.) Cenozoic.
 kayk, sandal.
 Kahire.
 (ask.) cephane sand, cephane arabas; sualt temel islerinde kullanllan sandk; batan gemileri yzdrmek iin kullanlan duba. caisson disease (bak.) bends.
  alak, zelil adam;  baya, aalk.
 aldatmak, yzne glerek kandrmak. cajolement, cajolery  kandrma. cajoler  kandrc kimse.
 kalplamak, kalp seklini almak; katlamak, ekil almak
 pasta, kek, rek; kalp; kspe. take the cake (k.dili) birinci gelmek. That takes the cakel Ak olsunl cakes and ale hayatn neesi; rahat iinde yaama.
  Amerikan zencilelerinin oynad bir eit oyun;  almla dolamak.
(ks.) California.
 sukaba; sukabandan oyulmu su kab.
 ABD, (k.dili.) hapishane.
 daha ok 18. asrda kullanlan desenli ve parlak ynl kuma.
 Seylan ve Hindistan'da bulunan ve kerestesi oymaclkta kullanlan sert bir aa, (bot.) Diospyros quaesita.
 (min.) tutya ta. calamine lotion kalamin losyonu.
 bel, felket, afet. calamitous  felketli, felket getiren, vahim, bell. calamitously  felket ve bel getirerek.
 hintkam.
 bir eit hafif atl araba; aIr kapanr araba tentesi; kadnlarn eskiden giydikleri bir eit balk.
 (o.) -nei) topuk kemii.
 kalsiyumlu, kireli.
 anta iegi, (bot.) Calceolaria.
 kalsiyumlu, kireli.
 (kim) kalsiyumlu, kalsiyum hsl eden; kireli, kire hsl e(den.)
 kireleme, kire haline gelme; kirelenme, kalsifikasyon.
 kire haline koymak; kirelenmek; kalsiyum tuzlar ile sertletirmek, ta haline getirmek; ta haline gelmek.
  badana;  badana etmek, badana yapmak, badanalamak.
 yakarak toz haline getirmek veya gelmek; kirecimsi bir hale gelmek.
 kalsiyum karbonattan meydana gelen ta (mermer, tebeir, izlanda billuru)
 kalsiyum. calcium carbide karpit. calcium chloride kire kayma. calcium hydroxide kire.
 hesap edilebilir, saylabilir; gvenilir, salam.
 hesap etmek, hesaplamak; saymak; ayarlamak; ABD, (leh.), niyet etmek, planlamak, tasarlamak; dnmek; tahminde bulunmak; upon veya on ile gvenmek, dayanmak. calcula'tion  hesaplama, hesap; tahmin.
 hesap yapan; ihtiyatl, dikkatli; egoist karc. calculating machine hesap makinas.
 hesap eden kimse; hesap makinas; hesap cetveli.
 (tb.) bbrek ta cinsin(den.)
 (o.)-li,-lus.es) (tb.) safra kesesi veya bbrek ta; (mat.) hesap differential calculus diferansiyel hesap. integral calculus toplam hesap.
 Kalkta.
 (o.) -daria) Roma hamamlarnda scak oda.
 (jeol.) volkanik patlama sonucu meydana gelen byk knt.
 kazan.
 ,(iir) iskoya. Caledonian   Iskoyal (kimse)
 stma; Isnma. calefactory   Istc, stan;  bir manastrdaki scak oturma odas.
  (tb.) stc, yakc il;  Istan, yakan.
 takvim. calendar year takvim senesi. Chinese calendar gn ve aylar altmlk devrelerle ayarlanm olan ve 12 kameri aydan meydana gelen eski bir ,in takvimi. Gregorian calendar Papa Xlll Gregorius tarafndan 1582'de dzeltilip imdiye kadar kullanlmakta olan ve 1926'dan beri Trkiye'de de kullanlan takvim, Gregoryen takvimi, Mildi takvim.(Bu takvimdeki 5761 senesi Gregoryen takvimine gre 2000 ylnda balar.) Julian calendar Milattan 46 sene nce Jl Sezar tarafnadan meydana getirilen ve Gregoryen takviminden imdiki durumda 13 gn geride olan bir takvim. Moslem (Mohammedan) calendar btn Mslman memleketlerinde kullanlan ve Hazreti Muhammedin Mekkeden Medineye g tarihi olan 622 yln balang sayan ve kameri aydan meydana gelen bir takvim. Republican Revolutionary) calendar Fransz hkmeti tarafnadan 1793-1805 yllar arasnda kullanlan ve 12 aydan meydana gelen bir takvim. Roman calendar eskiden Romada kullanlan ve ay senesine gre dzenlenmi olan takvim.
  perdah makinas, silindir;  perdahlamak, silindirden geirmek.
 kalender, Kalenderiye tarikatna mensup dervi.
 aynsafa iei, (bot.) Calendula arvensis.
 (tb.) tropikal memleketlerde grlen ,iddetli humma.
 scakln artmas.
 (o.) calves) baldr.
 (o.) calves) dana, buza; fil, fok veya balina gibi hayvanlann yavrusu; dana derisi, vidala; (k.dili.) budala gen veya ocuk; aysberkten kopmu kk buz paras. calf love (k.dili.) ocukluk ak. kill the fatted calf byk bir karlama treni hazrlamak.
 vidala, vaketa.
 Shakespeare'in ,'Tempest'' adl oyunundaki irkin ve hayvana benzeyen kle; vahi tabiatl insan.
 ap, kalibre; kabiliyet, yetenek, kapasite.
 ayar etmek. calibra'tion  ayarlama; I iareti.
 (bot.) baz ieklerde kk kese, kesecik.
  (o.) calicoes, calicos) pamuklu bez, basma; (ing) patiska, amerikan;  patiskadan yaplm; benekli. calico cat beyaz, siyah ve turuncu renkli dii kedi.
(ks.) California.
 (kim) simgesi Cf olan radyoaktif sentetik bir eleman.
 karanlk, lo.
 kaplumbaann st kabuundan kan et.
 kaplumbaann alt kabuundan kan et.
  ap pergeli ile Imek;  (gen.) (o.) ap pergeli.
 halife.
 halifelik, hiIfet.
 bedeneitimi, jimnastik.
(bak.) calyx.
 buz mh, kaymayl nleyen ivi.
(bak.) caulk.
 barma, arma, bar, haykrma; t tme (ku); boru (avclkta); boru sesi; ksa ziyaret, kapdan urama; celp, davet, ar; lzum ihtiya; hak iddia etme, talep etme; yoklama. call girl fahie.calling card kartvizit. call letters radyo istasyonlarn belirten harfler. call number ktphanelerde kitaplar snflandran numara. close call dar kurtulma. direct call ara santralsz konuma. local call ehir ii konuma. long distance call ehirleraras konuma, milletler aras konuma. on call hazr. person to person call ihbarl konuma, davetli konuma. reversed-charges call demeli konuma. station to station call normal konuma, santral araclyla konuma. toll call crete tabi konuma. trunk call ube hatt vastasyla konuma. within call seslenildii zaman duyulabilecek uzaklkta. put a call through telefon etmek.There is a call for you.Sizi telefondan aryorlar.
 barmak, seslenmek, armak; davet etmek, iln etmek; bararak ilgi ekmek; arda bulunmak, haber vermek (kongre, toplant); telefon etmek; isimlendirmek, hitap etmek;... olarak kabul etmek; haykrmak; ilgi ekmek iin yksek sesle konumak; uramak; telefonla aramak; (iskambil) istemek.call at uramak. call attention to dikkatini ekmek. call back geri armak; arayan kimseye telefon etmek. call down niyaz etmek; (k.dili) azarlamak. call for istemek; gerekli olmak. call forth ortaya kmasna sebep olmak. call in toplamak (para, bor) call into question yalanc karmak. call off evirmek; yksek sesle okumak; iptal etmek. call out yksek sesle konumak; ibana armak; greve armak. call to mind hatrlamak, hatrlatmak. call to order mnazara kurallarn uygulatmak. call up hatrlamak; askeri vazifeye armak; telefon etmek.
 kall zamba, (bot.) Zantedeschia aethiopica.
 iln tahtas.
 otel ua.
 misafir; aran kimse; oyunu idare eden kimse.
 hattat.
 el yazs, hsnhat, hattatlk.
 (o.)unlukla sirklerde kullanllan ve buhar ile alnan org. c
 nasr tutma, nasrl bir halde olma; nasr; hissizlik.
  kat, hissiz; nasrl, nasr tutmu;  nasrlanmak. callously  umursamayarak, aldr etmeden, hissizce. callousness  hissizlik, aldr etmeyi.
  toy, tecrbesiz; tyleri bitmemi (ku); bask;  bask arazi. callowness  toyluk, tecrbesizlik.
 (o.) -luses)  nasr; krk kemiin etrafnda hasl olup kaynamasna yardm eden madde; (bot.) yaralar onaran doku;  nasrlamak.
   sakin, durgun, asude;  sukunet, durgunluk, dinginlik;  yattrmak, teskin etmek; sakinlemek, skunet bulmak. calmative   msekkin, yattrc (il) calmly  sakince, heyecan gstermeden.
 (ecza) tatl sImen, kalomel.
  s, hararet; (eski) fizik kuramlarna gre s maddesi;  sya ait, syla ilgili.
 kalori, Is birimi.
 s meydana getiren, stc. calorifica'tion  stma.
 sler, kalorimetre.
 kalot, Katolik papazlarnnkine benzer ban yalnz tepe ksmn rten takke.
 kalpak.
 boa dikeni, oban kalktan, (bot.) Santoria calcitrapa; inll otu, demir diken, (bot.) Tribulus terrestris; (ask.) domuzaya, dman svari bineklerini yaralamak iin yere atlan drt ulu demir. Iand caltrop domuzaya, (bot.) Tribulus terrestris. water caltrop gl kestanesi, (bot.) Trapa.
 Kuzey Amerika kzlderililerinin kulland st nakl ve uzun bar Piposu.
 iftira etmek, amur atmak, kara srmek. calumnia'tion  iftira, karaclk. calum'niator  iftira eden kimse.
 iftira kabilinden, iftira eklinde. calumniously  iftira ederek. calumniousness  iftira etme, iftiraclk.
 iftira.
 Hz isa'nn armha gerildii yer; (kh) Hz isa'nn armha gerilmesini canlandran heykel.
 buza dourmak, buzalamak; paralara ayrlmak (buzul, aysberk); buza dourtmak; paralara ayrmak, paralamak (buzul, aysberk)
(bak.) calf.
 Kalvinizm.
 Kalvinist, Kalvin doktrinine inanan kimse.
 ban tepesindeki kellik.
 (o.) calxes, calces) madenin yanmas sonucunda meydana gelen oksit veya kl.
 (bot.) ikinci anak.
 kalipso, gnlk olaylar karikatrize eden balad benzeri bir Trinidad arks.
 (bot.) yosun tohumunun zarf, iek zarf.
 (o.) calyxes, calices) (bot.) iek zarf, kadeh, keis, kaliks, anak; (zool.) keis, kse eklindeki uzuv; (anat.) havuzcuk.
 (mak.) kam, dirsekli kurs, mil dirsei, mil ivisi.
 dostluk, arkadalk, yoldalk.
 (gen.) ispanya krallarnn) danmanlar grubu.
  kavis meydana getirmek; hafife bklmek; dbkey yapmak;  kavis, bkmllk; (hav) kanadn bkmll.
 (eski.) kambiyocu, kambiyo uzman; kambiyo el kitab.
 (bot.) katman doku.
 Kambo.
  (jeol.) Kambriyum, paleozoik devrin ilk blm; Galli kimse;  Galler lkesine ait; Kambriyum'a ait.
 ince beyaz pamuklu veya keten kuma; patiska. cambric tea scak su ile st ve eker karm bir iecek (bazen ay da ilve edilir)
 Cambridge ehri; Cambridge universitesi.
(bak.) come.
 (ing) renkli pencere camlarn birbirine tutturmak iin kullanlan ince kurun ubuk.
 deve, hecin; (den) s yerlerde gemi yzdrmek iin kullanlan tombaz. cameleer  deveci; hecin svarisi. camelhair  deve ty, bu tyden dokunmu kuma.
 kamelya, ingl, japongl, (bot.) Thea japonica.
 (eski.) zrafa.
 Zrafa takmyldz.
 Kral Artr'n efsanevi Saray; ABD Bakan Kennedy'nin maiyeti ve zaman.
 bir eit sarms yumuak peynir, kamamber.
 kabartma hakkedilmi kymetli ta, ilemeli akik.
 fotoraf makinas, kamera; hakimin zel odas. in camera (huk.) gizli celsede. cameraman  kameraman.
 Kamerun.
 (Fr.) askeri kamyon; ar yk tayan at arabas.
 kadn i gmlei, kaskorse.
 sugeirmez dayankl bir kuma; bu kumatan yaplm elbise; eskiden kullamlan deve veya kei tynden yaplm bir kuma.
 sar papatya, kzgz, (bot.) Anthemis nobilis. field camomile horozgz, (bot.) Anthemis arvensis. ox-eye camomile sar papatya, (bot.) Anthemis tinctoria.
 antaj ve soygun ile uraan ve Napoli'de 1820 yllnda kurulmu siyasi bir rgt; (k.h) buna benzer bir rgt veya grup.
  (ask.) kamuflaj, saklama, gizleme;  kamufle etmek, gizlemek.
   baya veya gln hareketlerde bulunan kimse; adilik; baya eser;  adi, gln, baya, kendini gln bir ekilde gsteren; dikkati ekmek iin gz alc bir ekilde giyinmek ve davranmak; (argo) adiletirmek. campy  yapmack; adi.
 kamp; ordugh; kampa kma; kamp adrlar; askerlik hayat; bir fikrin veya idealin taraftarlar topluluu. camp chair portatif sandalye. Camp Fire Girls ABD-de kz izci tekiltna benzeyen bir rgt. camp follower orduyu takip eden sivil veya fahie; yardak. camp meeting byk adrda dini toplant, toplant serisi.
 kamp kurmak konaklamak; kampa yerletirmek; konaklatmak.
 kamp atei.
 kamp sahas.
 kamp yeri.
  sefer, seferberlik; kampanya; belirli bir sonuca ulamak iin mcadele:  mcadele etmek; kampanyaya katlmak. campaigner  kampanyaya katlan kimse.
 (o.) campaniles, campanili) an kulesi.
 an bilgisi, an ilmi; san dkme veya alma usul ve teknii.
 aniegi, (bot.) Campanula.
 an eklinde, an biiminde.
 ak havada kamplk.
 kamp yapan kimse; iinde oturulup yatlabilen araba.
 kamfen.
 kafur, kafuru. spirits of camphor kafur ruhu. camphorated  kafurlu. camphor tree kafur aac.
 kamp yapma.
 bir eit karanfil.
  niversite veya okul arazi ve avlusu;  okulda kalma cezas vermek.
 dirsekli makara mili.
  (ed,-ning) konserve kutusu, teneke kutu; p tenekesi; ABD, (argo) hapishane; (argo) yznmara; (argo) kaba et;  konserve yapmak; kutulara doldurmak; ABD, (argo) kovmak, iine son vermek, (slang) sepetlemek; (argo) filime veya teybe almak. Can it (I.) Yeter be (I.)
 (could) (-ebil-), yapmak imkn (nda) olmak: Can you do thiswork ? Bu ii yapabilir misin? (I.) couldn't find my tie. Kravatm bulamadm. (Can fiilinin gelecek zamam yoktur; yerine will be able to kullanlr); (k.dili.) izinli olmak: Can (I.) go ? Gideyim mi ?
(ks.) Canada, Canadian.
koni biiminde amandra.
(ks.) cannot.
 (K.M.) Kenn Diyar, vaat edilmi Ike; cennet; Filistin.
 Kanada.
  Kanadal;  Kanada ile ilgili.
 ayaktakm, aa tabaka, sefiller.
 kanal; su yolu; (anat.) iinden damar, sinir veya su geen kanal. Canal Zone Panama Kanal mntkas.
 (anat.) kanalck.
 kanal amak, ks yolu amak; kanallara sevketmek; (tb.) kanal aarak cerahati aktmak. canaliza'tion  kanal ama.
 kanape, zerine peynir, anuez veya salam konmu kk ekmek.
 uydurma, aslsz haber.
 kanarya kuu, (zool.) Serinus canarius; kanarya sars; Kanarya adalarnda yaplan bir eit tatl beyaz arap. canary flower kanarya iei, (bot.) Tropaeolum peregrinum. canary grass kanarya otu, (bot.) Phalarus canariensis. canary seed ku yemi. canary yellow kanarya sars. Canary Islands Kanarya adalar.
 (iskambil) kanasta.
 Canberra, Avustralya nn bakenti.
(ks.) cancelled.
 kankan, hareketli bir Fransz dans.
  stne izgi ekmek, silmek; iptal etmek; geersiz hale koymak; (matb.) karmak; (mat.) ksaltmak;  izgi ekme, silme, iptal; karma. cancela,tion  iptal etme; iaretleme; iptal olunan ey; karma.
 (anat.) bnyesi snger gibi olan.
 (tb.) kanser; (b.h), (astr.) Yenge Burcu. cancera'tion  kanserleme.cancerous  kanser gibi, kanserli.
 (o.) -bra, -brums) st ilemeli kollu amdan.
 (eski.) sdan parlayan, hararetten beyazlam.
 samimi, iten; tarafsz; drst, riyasz. candid camera photographs kusurlar gizlemeyen fotoraflar. candidly  samimiyetle, tarafszca. candidness  samimiyet, drstlk.
 adaylk.
 aday, namzet; talip. candidateship  adaylk, namzetlik.
 ekerlenmi; ekerleme haline konmu; eker gibi kristallemi; tatl dilli, dil dken.
  mum;  (yumurtalar) a tutarak muayene etmek. Peter doesn-t hold a candle to Mary. Peter, Mary'nin eline su dkemez. burn the candle at both ends fazla almak; gece gndz elenmek.
 mum (k I birimi)
 mum .
 amdan.
 mum fitili.
 samimiyet, ak kalplilik; drstlk; tarafszlk.
  eker, bonbon, ekerleme, ikolata;  ekerleme yapmak; erbet iinde kaynatmak; ekerleme haline getirmek. candy pull akide ekerine benzer bir ekerin yapl nedeniyle genlerin toplanmas.
 hardal ieine benzeyen bir iek, iberide, (bot.) Iberis amara.
  baston, denek; kam, bambu, ekerkam; bortlen veya ahududunun sap;  baston ile dvmek; kamla kaplamak, hasrlamak. canebrake  kamlk. cane mill ekerkam deirmeni. cane sugar ekerkamndan yaplm eker. rattan cane benekli hintkam, (bot.) Calamus rotang.
 Girit adasnn merkezi olan Hanya ehri.
 eski Yunan ayinlerinde bann stnde sepet tayan kz; banda yasta benzer bir ekil bulunan kz heykeli.
 ,Cin'de eskiden mahkumlarn boyunlarna geirilen bir eit boyunduruk.
 (astr.) Kpek Burcuna ait; Austosun en scak gnlerine ait.
  kpek ve kurt gibi, kpek cinsine ait; (anat.) kpekdiine ait;  (zool.) kpekgillerden bir hayvan, kpek; kpekdii. canine tooth kpekdii.
Byk Kpek takmyldz.
 (o.)unlukla madenden yaplm olan ay, kahve vb kutusu.
  (tb.) azda meydana gelen yara, pamukuk; yozlatran herhangi bir ey; atlarn tabanlarnda hsl olan yara; bitkilerin gvdelerinde grlen bir hastalk;  pamukuk hsl etmek; rtmek, tedricen mahvetmek; pamukua tutulmak; rmek, mahvolmak.
 yer yer rmekte olan; pamukuk cinsinden; pamukuk hsl eden; yozlatran.
 (bot.) kana.
 (kim) kannabin.
 kendir, kenevir, hai.
 konserve halinde muhafaza edilmi; (argo) nceden hazrlanm, nceden sylenmi, bir yenilik getirmeyen; (argo) kovulmu, yol verilmi; (argo) banda alnm, plaa doldurulmu (mzik)
linyit kmr.
 konserveci, konserve yapan kimse.
 konserve imalthanesi, konserve yaplan yer.
  yamyam; kendi cinsinin etini yiyen herhangi bir hayvan;  yamyamlkla ilgili. cannibalism  yamyamlk.
 bir dierini tamir etmek iin bozulmu araba, uak vb'nden paralar almak.
 ufak teneke kutu, kuk su kab; tahta kova.
 konserve yapma.
  top; (mak.) bir aft zerinde serbeste hareket eden (mil); bilardo oyununda karambol; koum takmnda bir eit gem; (zool.) incik kemii;  topa tutmak, top atmak, bombardman etmek; glle gibi frlatmak. cannon ball glle. cannon bone incik kemii. cannon fodder (lmek ihtimali ile) savaa giden askerler. cannon shot top atei; top menzili.
 top atei, bombardman;  topa tutmak; bombardman etmek.
 topu.
 -amaz,-amam, -amazsn(z), -amayz, -amazlar (Anlam vurgulamak gerektiinde can not olarak ayrlr; konuma dilinde (o.)u zaman can't eklinde kullanlr.)
 (tb.) vcuttan su ek meye veya vcuda ila zerketmeye mahsus tup veya boru; kanl.
 dikkatli, uyank; tedbirli ihtiyatl; akgz; zeki anlayl; hnerli, becerikli; tutumlu, idareli; sessiz, sakin; kuytu, rahat; cazip, ekici, zarif, ho.
 hafif sandal, kano. Paddle your own canoe. Kendi iini kendin gr.
(bak.) canyon.
 kilise kanunu; kanun, nizam, dzen; miyar, lt, kriter; Hiristiyan kilisesince Kitab Mukaddes'in bir blm olarak kabul edilen kitaplarn toplam; kilisece kabul edilen azizlerin listesi; herhangi bir dinin kutsal kitaplar; (mz.) kanon; 48 puntoluk matbaa harfi; bir katedral veya kilisenin ozel heyeti yesi. canon law fkh, ahkm- diniye.
 kilise kanununa gre; dini esaslara ait; Kitab Mukaddes'in bir ksm olan; meru, kabul edilmi. canonically  dini esaslara uyarak.
 din adamlarnn grev esnasnda giydikleri kyafet.
 bir yaznn kilisece Kitab Mukaddes'in bir blm olarak kabul edilip edilmemesi.
 fkh bilgini, fakih.
 Im bir kimseyi kilisece kabul edilen azizler listesine dahil etmek; takdis etmek, yceltmek; muteber addetmek. canoniza'tion  azizlik mertebesine ykseltme.
 bir katedral veya kilise zel heyeti yelii; bu yeler grubu.
teneke aacag, konserve aacag.
  glgelik, sayeban, sayvan, kubbe; gk kubbe;  glgelemek; kaplamak, ustun rtmek
 ahenkli, uyumlu.
(eski) can yardmc fiilinin ikinci tekil ahs ekli.
  meyil; iv; yatay kesit;  emek, ivlendirmek, meylettirmek; ani bir hareketle frlatmak; eilmek, meyletmek, bklmek; dnmek.
,  yapmack; riyakrlk, samimiyetsizlik; belirli bir zmre, grup veya partiye mal olmu kelime veya szler; (argo);  riyakr bir ekilde konumak: dinsel konularda samimiyetsizce davranmak; murailik etmek; dilenmek, sesine bir ahenk vererek dilenmek.
ktkleri devirmeye mahsus ucunda madeni kancas olan tahta kaldra.
 (mz.) nameli.
 Cambridge ile ilgili; Cambridge niversitesine ait.
 kantalup kavunu, stnde dilim izgileri olan ok lezzetli kk bir kavun.
 huysuz, aksi, geimsiz. cantankerously  huysuzluk yaparak. cantankerousness  huysuzluk, aksilik.
 (mz.) kantat, ksa bir oratoryoyu andran beste; bestelemek iin yazlan iir.
 (o.) -ci) kadn arkc, antoz.
 matara; kantin, bfe; ordu sat kooperatifi; (ask.) yemek takmlarnn iinde durduu gz veya sandk.
  ekin gidi (at);  ekin gitmek; ekin srmek.
bir eit aniei, (bot.) Campanula medium.
 (o.) -tharides) (ecza) kuduzbceinden yaplan bir il; kuduzbcegi, (zool.) Cantharis.
 mezmurlarn bestelenmi ekli, ilhi; (b.h), (o.) Sleyman;n neideleri.
 (mak.) dirsek, yalnz bir ucu destekli olan kol; binann darya kk olan ksm. cantilever bridge her biri bir ayak zerinde dengeli oturan iki paradan ibaret kpr.
 tilvet etmek, Kur'an  name ile okumak.
 eyerin arka ka; ke; para blm.
 uzun bir iirin bolumlerinden biri; kta.
 idari blmlere ayrmak, kantonlara ayrmak; (kanton ) askerleri konaklatmak. cantoral  kantonlara ayrmayla ilgili.
 Kanton. Canton crepe ince ve hafif bir cins krep ipekli kuma. Canton flannel bir yz tyl pamuklu kuma. Cantonese'  Gney ,inli; Gney in dili.
 kanton, eyalet; bir bayran blm.
 askerlerin sevkedildii byk kamp; askeri blge veya karargh; kla.
 sinagog ayinlerinde taganni edenlerin lideri.
 (mz.) dini musiki; ark, melodi. cantus firmus (mz.) ok sesli bir parann blmlerinin eklendii esas musiki paras.
 (argo) Kanadal, Kanadal Fransz.
 yelken bezi, adr bezi; adr; yelken; kanavie; (gz) (san) tuval; tuval zerine yaplm resim. canvasback  Kuzey Amerika'ya mahsus yabani rdek. under canvas ,adrda; yelken am.
  kap kap dolaarak oy veya sipari toplamak; tetkik etmek, incelemek; soruturmak; muzakere etmek, tartmak;  sipari toplama; oy toplama; tetkik, inceleme; soruturma; seim kampanyas. canvasser  sipari veya oy toplayan kimse; tetkik eden kimse.
 kanyon, sarp kenarlar olan vadi, derin vadi.
 (it), (mz.) (o.) -ni) italyan tarz bestelenmi bir eit lirik iir; balad veya ark.
 (it), (mz.) ksa, hafif ve neeli ark.
 kauuk, lastik. cap. (ks.) capital, capitalize, capitalized, ca pta  n.
(ks.) Civil Air Patrol.
 kep, takke, kasket, balk; zirve, doruk, tepe; kapak (tp, ie): byk harf, majskl; tabanca mantar: tapa; (argo) uyuturucu ila kapsl. cap and bells saray soytarsnn giydigi ngrakl kukuleta. cap in hand hrmetkarane. blasting cap dinamit tapas. a feather in one's cap koltuklar kabartan baar. set one's cap for (argo) tavlamaya almak (erkegi)
 (-ped -ping) ba1k geirmek; rtmek, kapamak; tamamlamak, btn haline getirmek; daha iyisini yapmak, gemek; kapak veya rt vazifesi grmek. cap the climax beklenileni amak; tepesine ty dikmek.
 Fransiskan rahibi; (kh) kukuleteli kadn pelerini; Orta ve Gney Amerika'ya mahsus uzun kuyruklu maymun.
 tepeden trnaa, batan ayaa kadar.
 kabiliyet, yetenek; istidat; iktidar, g; kapasite; ehliyet.
 muktedir, ehliyetli, kabiliyetli. cspableness  muktedir olma. capably  kabiliyeti sayesinde baararak.
 geni, byk, ii ok ey alan. capaciously  geni bir ekilde. capaciousness  genilik, byklk.
 (elek) kapasitans.
 muktedir hale koymak; salahiyet vermek, yetkilendirmek.
 (elek) kondensatr.
 hacim, oylum; istiap haddi; yetenek, kabiliyet; g, iktidar; mevki, sfat.
  eyerin veya dizginin stne rtlen ssl rt, hae; kyafet, elbise, giyecek;  hae rtmek; sslemek, donatmak.
 pelerin, kap.
 burun. The Cape, Cape of Good Hope mit Burnu. Capetown, Cape Town Kap ehri. Cape Dutch Gney Afrika'da konuulan Hollanda dilinin eski sm.
 kebere, (bot.) Capparis spinosa. caper berry bu bitkinin turu yaplan kk meyvas.
  sramak, zplamak, hoplamak;  srama, hoplama, zplama; kaprisli davran; (argo) soyma, hrszlk, su caperer  srayp hoplayan kimse.
 alhorozu, (zool.) Tetrao urogallus.
 (eldiven yapmnda kullanlan) kuzu veya koyun derisi.
 (huk.) tevkif emirnamesi.
 Iifleri olan, sa gibi; klcal damarl.
 (fiz.) kapilarite.
  klcal damar; ok ince boru;  klcal damarlara ait; doku itibariyle saa benzeyen. capillary attraction kapiler ekme. capillary repulsion kapiler itme. capillary vessel (anat.) klcal damar.
  baehir, bakent; byk harf, majskl; (mal.) sermaye, anamal, kapital; stun ba;  sermayeye ait; belli bal, ba, ana, nemli; mkemmel, kusursuz. make capital of kendi karna kullanmak, istismar etmek. capital account sermaye hesab. capital assets sabit sermaye. capital crime cezas lm olan su. capital dividend sermaye kar. capital expenditure sabit sermayeye yaplan ilaveler. capital levy sermaye vergisi. capital punishment lm cezas. capital stock esas sermaye hisse senedi. working capital dner sermaye.
 kapitalizm, anamalclk. capitalist  kapitalist, anamalc. capitalis'(tic.)  kapitalistlie ait, anamalcIkla ilgili.
 sermaye miktar; faiz vb. gelirleri sermayeye katma, kapitalizasyon; majskl harf kullanma tarz.
 sermayeye katmak, kapitalize etmek; byk harf ile yazmak. capitalize on kendi menfaatine evirmek, faydalanmak.
 ba vergisi; adam bana eit olarak tahsil edilen vergi.
 Washington'da ABD Kongresinin topland bina; Roma'daki Jpiter mabedi; (kh) eyalet meclisi binas.
 bir katedral veya kilisenin danma kurulu yesi; (o.) byle bir kurulun kanun veya nizamnamesi.
 kilise kurulu ile ilgili.
 teslim olmak; silhlar brakmak.
 artl olarak teslim olma; silahlar brakma; zet, hulsa; (o.) kapitlasyonlar.
 (o.), -la) (bot.) kme; (anat.) kemik ba.
ses tonunu ykseltmek iin gitar tellerine taklan kelepe.
 semizlemesi iin ksrlatrlan horoz.
 bir eit ttn.
 pelerin, kukuleteli pelerin; kadn ve ocuklarn giydigi balk; (oto.) kapot.
 Kapadokya (merkezi Kayseri olan eski bir Roma devletinin zerinde bulundugu blge)
 az stl kahve.
 keiye benzer, kei gibi kokan (tereyanda bulunan asit)
 sray, atlay; kapris; (mz.) kapriiyo, alg veya ses iin bestelenmi, serbest biimde para.
 kapris, yersiz istek ve davran; kaprisli olu; (mz.) kapriiyo.
 kaprisli, havai, keyfince davranan. capriciously  kaprisli davranarak. capriciousness  havailik.
 Olak burcu.
 incirlerin bir ar tarafndan dllenmesi.
 (bot.) yaban inciri.
 sray, atlama; atn durdugu yerde drt aya stne sramas.
kaproik asit.
 (o.) (matb.) byk harfler ( le)
 (bot.) krmz biber.
 alabora olmak, devrilmek (gemi, sandal); alabora etmek, devirmek.
 rgat, bocurgat. capstan bar rgat kolu.
 stte olan ta; kapak ta.
  kapsl, kae (hap); (bot.) tahl veya tohumu iinde saklayan kuk kese, kapsl, alr meyva; (anat.), (zool.) muhafaza eden zar;  zl. capsular  kapsle benzer; kapsl iinde. capsulated  kapsl ekli verilmi; kapsl iinde saklanm.
  kaptan, reis, suvari; ef, lider; deniz albay, yzba, bahriye albay;  kaptanlk etmek, kumanda etmek. captaincy  kaptanlk. captainship  kaptanlk; liderlik.
 manet, serlevha, ba1k; (huk.) kanuni vesikann dzenlendii zaman ve yeri gsteren balang ksm.
 tenkiti, kusur bulmaya alan; tatmin edilmesi g; yanltc. cap tiously  tenkit eder bir ekilde. captiousness  tenkitilik tenkit etme.
 bylemek, cezbetmek. captiva'tion  byleme, cezbetme. captivator  byleyen ey veya kimse.
  esir, tutsak, mahpus; tutkun kimse;  esir dsm; bask altnda, kayt altnda; esarete ait; bylenmi. captiv'ity  esaret, surgun; tutkunluk. captive audience ABD zoraki dinleyiciler.
 esir eden kimse ele geiren kimse.
  zaptetmek, zorla ele geirmek; esir etmek;  zaptetme, ele geirme; esir, ganimet. capturer  ele geiren kimse.
 (o.) capita) (anat.) herhangi bir maddenin zerinde ba eklinde bir knt tekil eden ksm.
 Gney Amerika'ya mahsus kobaya benzer bir kemirgen.
 otomobil, araba; vagon; (balon veya asansrde) yolcu tamaya mahsus ksm; iinde canl deniz hayvanlar muhafaza edilen delikli kutu veya sandk. car barn tat deposu.
 karabina denilen tfei kullanan asker.
 (o.) -ri) italyan polisi.
 bir cins vaak, karakulak, (zool.) Felis caracal; bu hayvann krk.
 Caracas, Venezuela,nn bakenti.
  binicilikte yarm ark hareketi;  bu hareketi yaparak at srmek.
(bak.) karakul.
 cam srahi.
 tatllara renk ve lezzet vermede kullanlan yanm eker, karamel; karamela.
 yanms eker haline gelmek veya koymak.
 (zool.) kaplumbaa gibi hayvanlarn st kabuu.
 krat, deerli talarn arlk I birimi, ayar (1 krat=200 mg)
 kervan; st kapal byk yolcu veya yk tayan araba; kamyon; (ing) arabann arkasna taklarak ekilen tekerlekli seyyar ev.
 kervansaray, byk yolcu han veya otel.
 karavela.
 Karaman kimyonu, (bot.) Carum carvi.
 (kim) karbit.
 karabina, ksa tfek, suvari tfei.
 (kim) karbonhidrat.
 (kim) asit fenikli.
 (kim) fenoll. carbolic acid asit fenik.
 karbol asidi katmak.
 (kim) karbon; kopya kad, kopya kad ile karlm nsha, suret. carbon black is, lamba isi. carbon copy karbon kopyas. carbon cycle (biyol.) karbon devresi. carbon dioxide karbondioksit. carbon monoxide (kim) karbon monoksit.
 karbona ait; karbonlu; karbon gibi.
  zgara et veya balk;  zgara yapmak; geliigzel kesmek, paralamak.
 siyah elmas, genellikle Brezilya'da karlan koyu renk elmas paras.
 (o.) -ri) 19 asrda italya, ispanya ve Fransa'da faaliyette bulunan gizli siyasi kuruluun yesi.
  (kim) karbonat, karbon asit tuzu veya esteri;  kmr haline koymak, kmrletirmek; karbonata evirmek.
 (kim) karbondioksitle kire keltme.
 (kim) karbonata ait, karbonik. carbonic acid karbonik asit.
 kmr hsl eden, kmrl, karbonlu; (b.h), (jeol.) karbon devrine ait.
 kmrletirmek, kmr haline koymak, yakmak. carboni za'tion  kmrleme.
 (tic.) (mark) zmpara, korindon.
 damacana etrafnda sepet rg veya tahta muhafazas olan byk ie.
 (tb.) ban, irpene; burun sivilcesi; lal ta, yakut; yakut krmzs, kahverengimsi krmz renk.
 (kim) karbon ile birletirmek veya doldurmak.
(ing) carburettor  karbratr. carburetor nozzle karbratr memesi.
 karbon ile birletirmek. carburiza tion  karbon ile birletirme.
 Ie, ceset (kmseme ile); vcut, gvde (bugnk dilde kmseme veya aka olarak); enkaz (gemi vb); bina iskeleti.
 kansere sebep olan madde.
 (o.) -mata, -mas) (tb.) habis ur, kanser.
 (tb.) kanser tmrlerinin vucuda yaylmas.
 kart koymak (masaya); filemek, kartlara yazmak; kart veya kartonlara yaptrmak; (yn, pamuu) taramak. carder  tarak.
 kart, posta kart; tebrik kart; kartvizit; yelik kart; giri kart; program; iskambil kad; (o.) kt oyunlar; (k.dili.) akac ve neeli insan; yn, pamuk vb'ni taramaya mahsus tarak. (dokumaclkta), kaa. card catalogue kart katalou. card index kart fihristi. card table kumar masas. a card up one's sleeve kurtarc. in the cards muhtemel, olasl. put one's cards on the table samimi olarak aklamak.
 hardal familyasndan bir bitki esidi ac tere, (bot.) Cardamine amara.
 kakule, hemame, (bot.) Elettaria cardamomum.
 mukavva, karton.
  (anat.) kalbe ait, kalple ilgili; yrei tembih eden; mide azna ait;  kalp'hastas; kalp ilc. cardiacdilatation kalp bymesi. cardiac insuffi ciency kalp kifayetsizlii. cardiac murmur kalp hrlts. cardiac valve kalp kapa.
 (tb.) kalp ars.
 hrka, ceket.
  belli bal, ana, nemli; parlak krmz;  kardinal; parlak krmz renkli ve tepeli bir eit Amerikan ispinozu. cardinal numbers esas saylar. cardinal point drt esas ynden her biri. Gardinalship  kardinallik.
 kardinallik makam; kardinaller zmresi.
 yn ve pamuk tarama carding machine yn ve pamuk tarama makinas.
 kardiyogram.
 kardiyograf cardiograph'ic  kardiyografi ile ilgili. cardiog'raphy  kardiyografi.
 (mat.) yrek eklinde olan eri, kardioit.
 kalpten ve kalbin grevlerinden bahseden ilim, kalp bilgisi.
 kalbe ve akcierlere ait.
 kalp zarlarnn katlamas, kardiyoskleroz.
 (tb.) kalp iltihab, kardit.
 kenger, kengel, yabanenginar, (bot.) Cynara cardunculus.
 hileci kimse (iskambilde)
 endie; merak; gaile; dikkat, ihtimam; tedbir, koruma, ilgi; (eski.) znt, sknt. in care of eliyle. take care dikkatli olmak. take care of bakmak; muhafaza etmek.
 merak etmek, endie etmek; ilgilenmek, alakadar olmak; stne almak, vazife edinmek; holanmak, zel bir ilgi duymak, meyli olmak. care for bakmak; ilgilenmek; beenmek; arzulamak. (I.) don't care. Umurumda degil. Bana ne?
  (den) karinaya bastrmak, gemiyi yan yatrmak; kalafat etmek; yan yatmak (gemi); ABD sarslmak;  karinaya bastrma, yan yatma.
  meslek, meslek hayat; meslekte baar kazanma; srat;  profesyonel. take up a career bir meslee girmek. career woman meslek sahibi kadn. in full career btn hz ile. careerist  meslek bakmndan ilerlemeye merakl olan kimse.
 hzla gitmek veya komak.
 keyfi yerinde, kaygsz, dertsiz.
 dikkatli; itinal, tedbirli; ll. carefully  dikkatle. carefulness  dikkat, dikkatli olma.
 dikkatsiz; ilgisiz, kaytsz; dnlmeden sylenmi veya yaplm; ihmalkar. carelessly  ihmalkar bir ekilde, dikkat etmeden. carelessness  dikkatsizlik, ihmal.
  okama, kucaklama;  okamak, sevmek, kucaklamak. caressingly  kucaklayarak.
 yazda kma iareti ; atlanan bir blmn cmlenin neresine geleceini gsteren iaret.
 bir yerin hizmet ileriyle grevli olan kimse, bina yneticisi. caretaker government geici (huk.)met.
 endieden bitkin.
 (otobste) bilet paras.
 (gemi, uak) kargo, yk.
 (A.B.D), (k.dili.) arabadan inmeden servis yapan ak hava lokantasnda kadn veya erkek garson.
 Karayib Denizi sahillerinde yaayan kzlderili.
Karayib Denizi.
 Kuzey Amerika'ya mahsus birka cins ren geyii.
  karikatr; karikatr sanat; kt taklit;  karikatrn yapmak; izgilerle alaya almak. caricaturist  karikatrc, karikatrist.
 (tb.) di veya kemik rmesi; yenirce; (bot.) bir bitki hastal.
 muhtelif tonlarda ses karan anlar; bu gibi anlarla alnan melodi.
 (o.) -nae) (bot.), (zool.) omurga.
 kk ak araba; (Kan) kpek ile ekilen kzak.
 (tb.) rm (di veya kemik)
 (isko) iri yar adam; (eski.) kyl, ifti.
 ispanya prenslerinden Don Karlos veya Fransa kral X. arl'n taraftarln gtme. Carlist  Don Karlos veya X. arl taraftar olan kimse.
 araba dolusu; (d.y) yk vagonu dolusu. carload lot (d.y) yk vagonunu dolduracak miktar.
 arlman hanedanna ait.
 Franslz ihtillinde revata olan bir dans, ark veya kyafet; Fransz ihtilli askeri.
 12.yzylda Filistin'deki Karmel danda kurulmu olan tarikata mensup kei veya dervi; bu tarikata bal rahibe.
  (tb.) yel (gaz) karc;  karn ars geiren il.
  (lal), kzl;  kzl renk.
 katliam, krm, kan dkme; (eski) ceset yn.
 ehevi; cinsel; bedensel; dnyevi.  ehvet. carnally  cinsel bir ekilde.
 ehvet carnally  cinsel bir ekilde
 (zool.) etoburlarda kpekdii.
 karanfil iei, (bot.) Dianthus plumarius; pembe, ak krmz renk.
 kuyumculukta kullanlan krmzms bir eit akik.
 et haline gelmek, et balamak; et gibi olmak. carnifica'tion  et balama.
 karnaval, elence; Katolik ve Ortodokslann byk perhizden nce gelen elence zaman.
 (zool.) etobur, et yiyen hayvan; sinek kapan bitki.
 et yiyen; etoburlara ait. carnivorously  et yiyerek.carnivorousness  et yeme.
 keiboynuzu, keiboynuzu aac, harnup, (bot.) Ceratonia siliqua.
  neeli ark; halk arks;  neeyle ark sylemek; ark syleyerek kutlamak. Christmas carol Noel ilahisi. caroler  Noel arks syleyen gezginci kimse.
  bir kadn ad;  (ing) l ve ll Charles'a ve devirlerine ait.
 arlman hanedanna ait.
  bilardo oyununda karambol; geri tepme;  karambol yapmak; arparak geri tepmek.
  (anat.) karotis, boynun iki tarafnda bulunan iki ahdamar;  bu ahdamarlara ait. carotid artery karotis arteri, ahdamar. carotid gland ahdamar guddesi.
 iki lemi, elenti.
  ikili ve grltl elence, lem;  byle bir toplantya katlmak; imek, kafay ekmek.
 atlkarnca; at yarlarnda gsteri turnuvas.
 kusur bulmak, beenmemek; durmadan ikyet etmek; tutturmak. carper  kusur bulan kimse. carping   fazla tenkiti olan;  yersiz tenkit. carpingly  devaml kusur bularak.
 sazan (zool.) Cyprinus carpio. crucian carp havuz bal, (zool.) Carassius carassius. mirror carp aynal sazan, (zool.) Cyprinus carpio.
 (anat.) el bileine ait.
 (o.) -lia) bilek kemiklerinden herhangi biri.
Karpat Dalar, Karpatlar.
(Lat.) Gnn gn et, yarn dnme.
 (bot.) meyva yapra, karpel.
  marangoz, dlger, doramac;  marangozluk etmek, doramaclk yapmak. carpentery  marangozluk.
 hal, kilim, kee; hal gibi bir rt meydana getiren herhangi bir ey. carpet beetle gve gibi yn yiyen bir bcek. carpet sweeper hal sprgesi. carpet tack hal ivisi. call on the carpet azarlamak.
 hal demek; kaplamak; (ing) azarlamak, halamak.
 heybe carpetbagger  Amerikan i Savandan sonra Kuzey'(den.) Gney'e giderek vurgun yapan kimse; vurguncu kimse, dolandrc.
 (bot.) meyva bilimi ile uraan uzman.
 (bot.) meyva bilimi.
 (ABD) yanlar ak garaj.
 (anat.) el bilei, el bileini meydana getiren kemikler.
 ktphanede kk alma yeri.
 binek arabas; (ing) vagon; top arabas; bir makinann dier ksmlar tayan paras; tavr, duru; nakliye, tama; nakliye creti. carriage trade zengin mteriler.
(den) yama ba.
 tayan ey veya kimse; nakliye irketi, nakliyeci; (tb.) bir mikrobu kendisi bak kalarak bakasna bulatran insan veya bitki; (kim) bir eleman bir karmdan dier bir karma tasyan katalitik madde. carrier pigeon posta gvercini. carrier wave (radyo) tayc dalga, ana dalga.
 tek atl araba, st kapal araba.
  Ie:  pis, kokmu; le gibi veya lee ait; le yiyen. carrion crow le kargas, (zool.) Corvus corone.
 eskiden gemilerde kullanlan bir eit ksa ve hafif glle.
 havu, (bot.) Daucus carota.
 havu renginde; krmz sal, kzl sal.
 tamak; nakletmek; gtrmek; ekmek; srklemek; -e hamile olmak; desteini kazanmak; zaptetmek; sata arzetmek; elde etmek; devam ettirmek; (mat.) geirmek; menzili olmak; (mecliste) kabul edilmek; tayc vazifesi grmek; atc veya frlatc kuvveti olmak (top) ; uzaktan duyulabilir olmak (ses) ; (ban) dik tutmak. carry a motion bir teklifi onaylamak. carry away asker olmak; silh tamak. carry away gtrmek; bylemek, meftun klmak. carry coals to Newcastle Msra pirin gtrmek. carry conviction inandrc vasfta olmak. carry forward ilerletmek; (hesab) yeni sayfaya nakletmek, yeni devre nakletmek. carry off kapp gtrmek, karmak; Imne sebep olmak; baarmak; cesurca karlamak; kazanmak (dl) carry on devam etmek, devam ettirmek; deli gibi davranmak; ile megul olmak, idare etmek; flrt etmek. carry out baarmak; tamamlamak; icra etmek. carry over aktarmak; tehir etmek. carry the day yenmek. carry three (mat.) elde var  (toplama ve arpmada) carry through bitirmek, sonulandrmak. carry weight ar basmak. carrying charge taksitli satlarda denen faiz.
 haslt bakiyesi, nakliyekun.
 kaptkat; byk sepet.
 araba tutmas; tren veya araba yolculuundan hsl olan mide bulants.
  atl yk arabas; el arabas;  at arabas ile tamak; tamak. get the cart before the horse ters i!er yapmak.
 araba ile tama; araba ile nakletme creti.
 yemek listesi, men; (isko) oyun kd; (eski.) harita, plan; eskrimde bir hamle veya savunma durumu. carte blanche kaytsz artsz yetki. carte de visite kartvizit.
 kartel, ticaret birlikleri veya sendikalar arasnda yaplan anlama; sava halinde olan devletlerin esir mbadelesi iin aralarnda yaptklar anlama; delloya davet.
  Dekart veya onun kuramlarna ait;  kartezyen.
 Kartaca ehri.
 1084 tarihinde Fransa'da kurulmu olan bir tarikata mensup kei veya rahibe.
 (zool.) kkrdak, kkrdak ksm. cartilage bone kkrdaktan meydana gelen kemik.
 kkrdakl; kkrdaa benzer; iskeleti daha ziyade kkrdaktan meydana gelmi olan (kpekbal v.b.)
 haritac, kartograf.
 hariritaclla ait; kartografik, haritacllkla ilgili.
 haritaclk, kartografi.
 iskambil falcl.
 karton kutu, mukavva kutu.
 karikatr; seri halinde yaynlanan karikatr; hayvanlarn canlandrld karton filim, Miki Maus; byk resim tasla. cartoonist  seri halinde karikatr izen kimse.
 eski abidelerde kral ismini gsteren kabartma resim veya ekil; fieklik, hartu.
 fiek; (foto.) filim kutusu, kaset; kartu. cartridge belt palaska. cartridge case hartu sand.
 bir eit sicil defteri veya sicil dairesi.
 el yardm ile yanlamasna atlan takla.
 (bot.) tohum gbei tomurcuu, tohumun hilum ksmnn kenarndaki knt; (zool.) horoz ibigi veya onun benzeri sarkk et. carun cular carun'culous  sarkk et biiminde.
 oymak, hakketmek; paralara blmek, kesmek (et, tavak) ; oymalarla sslemek. carver  oymac.
(bak.) caravel.
 oyulmu sanat eseri; sofrada et kesme.
 kadn heykeli eklinde ta stun.
 (bot.)(buday ve arpa gibi)  tek tohumlu almaz kuru meyva, karyops.
 kavun, Krkaa kavunu.
 elale alayan; gorn alayan andran havai fiek; alayan eklinde dklen herhangi bir ey; (elek) kademeli dizi.
akdiken kabuundan elde edilen mshil.
 amber kabuu.
 durum, vaziyet, hal; mesele, problem; hasta; vaka; dava; (gram) ismin hallerinden biri; (k.dili.) garip bir kimse; (A.B.D), (argo) iskandil etmek, dikizlemek. case ending (gram) hal taks. case history tbbi, sosyolojik veya psikiyatrik incelemelerde kullanmak zere ahslar veya aileler hakknda toplanan malumat. case in point konuma konusu olan mesele. case knife klfl byk bak. case law mahkeme itihatlarna dayanan (huk.)uk. case lawyer dava vekili, avukat. case shot arapnel. case system mahkeme itihatlarna dayanan (huk.)uk sistemi. in any case her halde, ne de olsa, mutlaka. in case eer, ayet. in case of, in case that olduu taktirde. in that case o taktirde. Iower case (matb.) kk harf. make out a case kuvvetli deliller gstermek. upper case (matb.) byk harf.
  kutu; mahfaza; kn; kasa; ereve; matbaa tezgh;  kutu veya mahfaza iine koymak, sokmak.
 yzeyden sertletirilmi.
 peynir z, ceben, kazein.
 sava gemisinde silahlarn bulunduu zrhl blm; kazamat.
 kanatl pencere; pencere kanad; (iir) herhangi bir pencere; kaplama, ereve.
 peynire ait, peynir gibi.
 kla.
 topluma uyma gl eken fert ve ailelerin sosyologlar tarafndan incelenmesi ve ynetilmesi.
 para, nakit para; pein para; (in ve dou hint adalarnda) ufak madeni bir para birimi. cash-and-carry  pein para deyip satn alnan. cash crop pein para ile satlan mahsul. cash on delivery tesliminde denecek, demeli; (ks.) (C.O.D) cash register otomatik kasa. payable to cash hamiline. petty cash kk kasa; kk masraf. ready cash eldeki para.
 paraya evirmek; tahsil etmek. cash in kumarda fileri kasaya verip parasn almak; (A.B.D), (argo) lmek. cash in on (A.B.D), (k.dili) bir fayda elde etmek.
 mahun cevizi.
 iine son vermek, kovmak, iten atmak.
 veznedar, kasadar, kasiyer.
 Kemir.
 Kemir yn; bu ynden dokunmu kuma veya al, kazmir.
 kaplama, ereve; bumbar;( ABD) otomobilin d lastigi; petrol ve gaz kuyularnda kullanlan demir boru.
 gazino, kumarhane; bir kt oyunu.
 varil, f; bir varil dolusu.
 (ABD) tabut; kk kutu, mcevher kutusu;  kutuya koymak.
Hazar Denizi.
 zrhl balk, mifer.
(Yu.)(mit.) szne asla inanlmayan Truva'l kadn peygamber; kot olaylar nceden haber veren kimse.
 iptal, lavetme, fesih. court of cassation (baz Avrupa memleketlerinde) temyiz mahkemesi.
 manyok, (bot.) Manihot; tapyoka, manyok kknden karlan niasta.
 kapakl toprak veya cam tencere, gve; byle bir tencerede piirilen yemek; kimya laboratuvarlarnda kullanlan sapl kk kap.
 kaset.
 in tarn.
 dz veya apraz dokunmu ynl kuma.
 Koltuk takmyldz.
 siyah frenkzm.
 kalay cevheri.
 papaz cppesi; papaz, din adam.
 devekuu cinsinden fakat daha ufak boyda bir ku.
 (cast) atmak, frlatmak, savurmak; cevirmek, atfetmek (bak vb); olta atmak, a sermek; yere ykmak (grete); ayrlmak, kaybetmek; dkmek (meyva, sa, kl); erken yavrulamak; bir kenara atmak; kreklemek; (oy) vermek; rol taksimi yapmak; dkm dkmek; toplamak; hesap yapmak; tasarlamak; gz onne almak; bkmek, kvrmak; arptmak; dkm kalb iinde ekil almak; kehanette bulunmak; kokuyu aramak (kpek); (den.) gemiyi rzgar arkasna alacak ekilde evirmek. cast a horoscope yldz falna bakmak. cast a shadow glge yapmak. cast a spell upon by yapmak. cast a vote rey vermek. cast about dnmek, tasarlamak. cast anchor demir atmak. cast away pe atmak; ssz adada brakmak. cast down devirmek; cann skmak. cast off reddetmek;(den.) alarga etmek. cast up kusmak; saylar toplamak; karaya vurmak. cast iron dkme demir, pik, font. cast-iron  pikten yaplm; ok sert, mukavim, dayankl.
 atma, frlatma; atlan ey; (krk kemie) al; zar atma; zarda gelen say; artk sey; mesafe; balk a atma; (bir tiyatro oyunu veya filimde) rol alan kimseler, oynayanlar, oyuncular, ehas; avclkta kpeklerin koku peinden etrafa dalmalar; ans, talih; tertip; dkmecilik, dkmclk; dkm; kalp, maket; d grn; eit, tip, cins; temayl, eilim; alk; erilik, arpklk; ak renk, renk tonu; az bir miktar. cast of mind dun ekli.
 eskiyip bir yana atlm;  kullanlmayan veya istenilmeyen ey veya kimse;(matb.) baslacak bir kitabn byklk hesab.
 Yunanistan'daki Parnas danda bulunan ilham emesi. Castalian  bu cemeyle ilgili, ilham verici.
 kastanyet, ispanyol alparas.
 serseri; akntyla srklenen; deersiz diye atlm; kazazede (denizde); reddedilmi kimse veya ey.
 kast; bireylii kaltm, servet, din vb'ne dayanan herhangi bir toplumsal snf; bu gibi snflamalarn sistem veya ilkeleri; kademe.
 kale kumandan veya muhafz.
 kale tipinde ina edilmi, mazgall ve kuleli olarak yaplm; ok kulesi olan castella'tion  mazgall barbata.
 atan kimse veya ey; dkmc; eyalarn hareketini kolaylatran kk tekerlek; sofrada kullanlan ya, sirke veya limon iesi. caster sugar (ing) pudra ekeri.
 paylamak, kakmak, azarlamak; knamak. castiga'tion  paylama, azarlama. castigator  paylayc kimse.
 Kastilya. castile soap zeytinya ve sodadan yaplm bir eit sabun.
 ispanya'da en geerli olan ive, standart ispanyolca; Kastilya'da oturan kimse;  Kastilya halk, ivesi veya kltrne ait.
 dkm, kalba dkme; atma, at; toplama, hesap etme; rol taksimi; astar sva. casting box dkum kalb. casting net serpme a. casting vote bakann oyu.
 kale. ato, hisar; (satran) kale. castle in the air, castle in Spain hlya, hayal.
 kaleye koymak veya kapatmak; (satran) kk veya byk rok yapmak.
(bak.) caster.
 kunduzun guddelerinden Ikarlan keskin kokulu, eczaclkta ve parfmeride kullanlan bir madde; kunduz krknden yaplms apka; (nad.) kunduz.
ikizler burcundaki Kastor ve Polluks adl yldzlar.
keneotu tohumu.
hintyag. castor-oil plant keneotu,(bot.) Ricinus communis.
 hadm etmek, idi etmek, burmak. castra'tion  hadm etme.
 tesadfen olan; kastl olmayan, rasgele; dikkatsiz, ihmalci; ilgisiz; ihtiya olduka gndelikle tutulan ii; bir grevden baka bir greve gitmek zere yolda olan asker; yerine henz yerlememi hayvan veya bitki. casual clothes gnlk elbiseler. casually  dikkat etme(den.) casualness  ilgisizlik; kaygszlk.
 kazaya urayan kimse; (ask.) ehit, I, yaral; kayp; kaza.
 ahlk meseleleriyle ugraan kimse. ahlk kurallarn kendi isteine gre yorumlamaya gayret eden kimse. casuis'(tic.)  ahlk kurallaryla ilgili; ahlak kurallarnl kendi kanna gre yorumlayan. casuis'tically  kendi karna gre yorumlayarak.
(Lat.) sava gerektiren olay.
(ks.) catalogue, catechism.
 kedi, (zool.) Felis domestica; kedigiller familyasndan herhangi bir hayvan; dedikoducu ve kinci kadn; elik omak oyunu, bu oyunda kullanlan sopa, byk yelkenli kotra; yayn bal; (den.) griva palangas; ABD., (argo) adam, delikanl. cat-and-dog fight kedi kpekkavgas.cat burgler duvardan trmanarak ieri giren hrsz. cat nap ekerleme. cat' cradle sicimi parmaklara geirerek oynanan ocuk oyunu. cat'seye  aynlhir, kymetli bir ta. cat'-foot  kedi aya, (bot.) Antennaria neodioica. cat' meow (argo) caka satan gsterili kimse. cat'-paw  bir ie alet olan kimse; denizde, esen hafif rzgr; (den.) bir eit dum. civet cat misk kedisi, (zool.) Viverra civetta. Iet the cat out of the bag (k.dili) srr aklamak, baklay azndan karmak. rain cats and dogs iddetli yamak.
 dokuz kaml krba.
 ini; (tb.) bir hastaln geii.
 (biyol.) dokularda maddelerin karmnn bozularak daha basit maddeler haline gelmesi, anabolizmin kart.
 kelime ve deyimleri yanl kullanma.
 dnyann tamamen yok olmas; afet, tufan, dhiye; (jeol.) yeryznde deiiklikler meydana getiren fiziksel olay. cataclys'mic, cataclys'(mal.)  mthi; kyamet gn gibi, felaket cinsin(den.)
 (gen.) (o.) yeraltnda ina edilmi koridorlar ve odalar olan mezarlk.
(zool.) tatl suda yaayp denizde yumurta brakan balklara ait.
 katafalk.
 (tlb) katalepsi, adalelerin donmas ile irade ve hissin birdenbire kaybolmas hastal. catalep'(tic.)  katalepsi ile ilgili.
 katalog yapmak, katalounu hazrlamak; bir kitap hakknda bibliyografik veya teknik bilgi vermek; kitab tanltmak.
 katalog, alfabe srasna gre yaplm eya listesi. cataloger, catalogist  katalog eklinde dzenleyen kimse.
 katalpa aac, kurt yemez aac,(bot.) Catalpa.
 (kim) kataliz. catalyt'ic  katalizle ilgili. catalyst  katalizr; balatan kimse veya ey.
 katalize etmek, katalizlemek, kolaylatrmak. catalyzer  katalizr.
 (den) ktklerden yaplm sal; ift tekneli kayk.
 (biyol.) ayba, det grme, hayz. catamenial  aybana ait.
 ibne, olan.
 kedigiller familyasndan jagar gibi bir hayvan.
 yak.
 mancnk, katapult; (ing) sapan; mancnk ile atmak; sapanla vurmak.
 elle, buyk alayan, avlan; (tb.) katarakt, perde, aksu, akbasma.
 (tb.) nezle. catarrhal, catarrhous  nezleyle ilgili.
 ince ve dar burunlu.
 afet, felket; felketle sonulanan olay; (tiyatro) dnm noktas; sonu; (jeol.) yeryz kabuunda meydana gelen iddetli bir deiim.catastroph'ic  felket gibi, felket meydana getiren.
 (psik.) d ortamla ilginin kesildii bir eit izofreni belirtisi.
 Kuzey Amerika'ya mahsus ve kedi miyavlamasna benzer ses karan bir ku, (zool.) Dumetella carolinensis; Avustralya'da bulunan ve kedi miyavlamasna benzer sesler karan bir ku; (zool.) Ailuroedus.
 tek direkli kk yelkenli.
 tiyatroda memnuniyetsizlik iareti olarak alnan slk, yuhalama;  slklamak, yuhalamak.
 (caught) yakalamak, tutmak, ele geirmek; yetimek (trene, vapura, uaa); suust yakalamak, basmak; vurmak, inmek; nefesini tutmak; taklmak (elbise, orap); cezbetmek, ekmek, gz almak; bylemek, tehir etmek; yakalanmak; ate almak, tutumak; yaylmak, sirayet etmek, gemek. catch a glimpse gzne ilimek. catch cold tmek. catch fire tutumak. catch it catechumen (k.dili) azar iitmek. catch on (k.dili) anlamak; tutulmak; moda olmak. catch one' breath soluunu tutmak; dinlenmek.catch one' eye dikkatini ekmek. catch up ani hareketle yerden almak; tutturmak; yetimek; hatasn tespit etmek; dalmak.catch up to stne almak. catch-as-catch-can  serbest gre;  frsatlar deerlendiren.
 tutma, yakalama; kilit dili; av, bir partide yakalanan av veya balk; (k.dili.) mstakbel e olarak dnlen uygun kii; para, blm;(k.dili.) bityenii; (mz.) arknn hatrda kalan bir iki msra, birka kiinin sra ile syledikleri ark, rondo. catch in the voice sesin bir an iin kslmas.
 sepet; anta; geni kapsaml ey.
 yakalayan ey veya kimse; (beysbol.) vurucunun arkasnda durup topu tutan oyuncu.
 sri, bulac; cazibeli, ekici.
(cor.) havza.
 fazla sat iin yaplan ucuz ey, iporta mal.
(bak.) ketchup.
 slogan; (matb.) szlk veya ansiklopedilerde sayfann tepesine yazlan ve o sayfadaki ilk veya son kelimeyi gsteren kelime; bir aktrn dierine ipucu olabilecek son sz.
 ho, cazip; hatrda kolay kalan, abuk grenilir; hileli, aldatc.
 soru cevap metoduyla retme usulne ait.
 ilmihal; bir kimsenin fikirlerini anlamak iin sorulan sorular. catechist  ilmihal retmeni.
 ilmihal retmek; sk skya sorguya ekmek. catechizer  ilmihal retmeni; sorguya eken kimse.
 scak Ike fidanlarndan ,karlan ve boya ile eczackta kullanlan birka eit pekitirici madde; Hint helvas otu,(bot.) Acacia catechu.
 din eitimi gren kimse, ilmihal rencisi.
 snflandrmak; vasflandrmak.
 kategori, blm, snf, tabaka, zmre. categor'ical  kategorik, kesin, kati. categor'ically  kategorik olarak.
 (o.) -nae) birbirlerine zincirleme bal olan eyler, zincirleme seri; zellikle kilise byklerinin yazlarndan seilmi birbirlerine bal paralar.
 (mat.) ayn dikey izgi stnde olmayan iki noktadan sarkan bir zincir veya kordonun izdii eri;  bu eriyle ilgili.
 zincir gibi birbirine balamak, zincirlemek.catena'tion  zincir gibi birbirine balama .
 yiyecek tedarik etmek, yemeklerin hazrlanmasn ve servisini stne almak. caterer  yiyecek tedarik eden kimse.
 apraz;  aprazlama.
 (eski.) yakrn dost.
 iskoya dalk blgesinde ekiya.
 trtl, kurt; elik zincirle ileyen traktr; (bh) bu traktrlerin bir markas.
 azgnlk zamanlarnda kedilerin kard seslere benzer sesler karmak; bu ekilde barmak, haykrmak; kediler gibi kavga etmek;   azgn kedi sesi.
 (den) Iengeri grivaya kaldrrmak iin kullanlan zincir veya halat.
 yayn bal, (zool.) Silurus.
 kiri, barsaktan yaplan alg teli.
 sanatn hisleri durulatrmadaki etkisi; psikoanalizde zhiren iyileme salayan boalm; gizli kalm hislerin ara vurulmasrn salayan psikoterapi; (tb.) ishal, amel.
 mshil, barsaklar temizleyici; mshil ilc.
 (eski.), (iir) in.
 (den.) griva mataforas.
 (Lat.) piskoposun blgesi dahilindeki en buyk kilisede bulunan krss; resmi krs, profesrlk kurss. ex cathedra yetkisine dayanarak.
  katedral, piskoposluk kilisesi; byk kilise;  piskoposluk krssne ait; otoriter; katedral gibi.
ark felek; el yardm ile yanlamasna atlan takla.
 (tb.) sonda, aka.
 katot, negatif elektrot. cathode ray katot uas.
 Iiberal, ak fikirli; evrensel, genel, umumi; (bh) Katolik kilisesine bal olan; (bh) Katolik.
 Katoliklik, Katolik kilisesi.
 ak fikirlilik, dnce zgrl; dnyaya yaygn olu, evrensellik.
 Katolikletirmek, Katoliklemek; evrensellemek, evrenselletirmek.
 her derde deva olan il.
 (fiz.), (kim) elektroliz usuInde katotta hsl olan madde, pozitif ykl iyon.
 (bot.) sot aacnn iei.
 kiri, barsaktan yaplan alg teli;(tb.) her iki yz keskin uzun bak, bisturi, neter; kedi yavrusu.
 kedinanesi, yaban smbl, (bot.) Nepeta cataria.
 optik ilminin nlarn aynalara vurarak krlmas ile uraan dal.
(bak.) ketchup.
 byk sukam, (bot.) Typha latifolia.
 (o.) srlar; (asa) insanlar. cattleman  sr yetitiren veya gden kimse.
 kedi gibi; sinsi, kinci.
 (ereti ve asma) iskele.
 Kafkasya.
 Kafkasyallara zg, Kafkasya'ya ait, Kafkas diliyle ilgili; Kafkasyal; Kafkas dili.
 Kafkas Dalar; Kafkasya.
 (-ed, -ing, -sed, -sing) . ABD mahalli parti meclisi toplants; (ing) parti ynetim kurulu; parti disiplin kurulu;  parti kurulu toplants yapmak.
 (zool.) kuyrukla ilgili; kuyruga yakn; kuyrua benzer.
(zool.) kuyruklu, kuyrua benzer bir uzvu olan.
 hastalara iirilen (arap, yumurta, ekmek, eker ve baharat karm) scak bir erbet.
(bak.) catch.
 cenin zar; yeni doan ocuun ba etrafnda bulunan ve uur getirdiine inanlan zar.
 kazan.
(bot.) sap olan, sapl.
 karnabahar, karnabit, (bot.) Brassica oleracea botrytis.
 (bot.) sapa ait, sap ile ilgili; sap zerinde byyen.
 (bot.) bitki sap.
 kalafat etmek, pencere veya kap kenarlarn tkamak; buz mh akmak, kaymay nleyici ivi akmak. caulk'er  kalafat. caulk'inl  stp; macun. caulking hammer kalafat tokma. caulking iron kalafat kalemi, kalafat keskisi.
 sebep tekil eden, nedeni olan, nedensel; bir sebep belirten. causally  sebep olarak.
 nedensellik.
 sebep olma, hasl etme, meydana getirme; sebep, neden; neden ve sonu ilikisi.
 sebep olan; (gram) ettirgen, mteaddi causatively  sebep olarak.
 sebep, illet, neden; harekete sevkedici unsur; gaye, hedef, ama; (huk.) dava konusu. final cause asl gaye. first cause asl sebep. make common cause with ibirlii etmek, tarafn tutmak. show cause (huk.)uki sebep gstermek.
 sebep olmak, sebebiyet vermek; dourmak, tevlit etmek; netice meydana getirmek. causable  bir sebebin neticesi olabilen.
(Fr.) mehur bir dava; mehur olan ihtilf.
 sebepsiz, nedensiz, aslsz.
 sohbet, konuma, sylei, hasbhal; sohbet tarznda yazlm ksa makale veya deneme.
 slak veya bozuk arazide yayalar iin yaplm yol, geit; ose; cadde;  geit yapmak.
  kostik, yakc; ineli, knayc, sert (sz); optik nlarn krlmas veya eilmesi sonucunda yakc hale gelen;  yakc madde; nlarn krlmasna veya eilmesine sebep olan eri yzey. caustic soda (kim) sodyum hidroksit.
(ing)-ise   (tb.) yakmak, dalamak cauteriza'tion  dalama.
 yakma, dalama; dalayc madde.
  tedbir, ihtiyat: ikaz, uyarma; (eski.), (k.dili.) garip kimse veya ey;  ikaz etmek, uyarmak; ihtar etmek. cautionary  uyarc.
 ihtiyatl, tedbirli, sakngan, dikkatli. cautiously  ihtiyatla cautiousness  ihtiyatllk.
 svari alay; svarilerin veya atl arabalann geit treni.
  atl, valye; ,valye ruhlu kimse, centilmen; kavalye;(bh) ingiltere kral 1.arl taraftar;  kendini beenmi, kibirli, marur serbest, laubali. cavalierly  nemsemeyerek.
 byk uskumru.
 svari snf. cavalryman  svari.
 (mz.) basit bir melodi, hava.
 maara. cave (man.) maara adam; (k.dili.) kaba ve hoyrat adam.
 oymak, ykmak; oyulmak, yklmak. cave in kmek; (k.dili.) teslim olmak, raz olmak .cave-in  kme, gme.
(Lat.) Kpekten saknn.
 (huk.) alkadar bir ahsn ilgili makamlara, yetkileri dahilindeki belirli ilemlerin kendisi dinleninceye kadar yaplmamas veya durdurulmas iin yapt mracaat; ihtar, ikaz. Caveat emptor(Lat.) Alc dikkatli olsun. Btn sorumluluk alcya aittir.
 yumuatlp tatllatrlm ve kalplar halinde sktrlm ttn.
 byk maara.
 maaralar olan; derin (gz); kaln, derinden gelen (ses); delikli, gzenekli; maaraya ait.
 havyar.
  bahane aramak,yersiz itirazlarda bulunmak ;  bahane,itiraz. be beyond cavil mnakaa kabul etmemek,itiraz kaldrmamak.caviler  itirazc kimse.
 (fiz.) bolama;(mak.) kavitasyon, akan bir svda alak basnl buhar boluklarnn meydana gelip kmesi.
 oyuk; (anat.) kavite, boluk; (dii) rk, oyuk.
 ABD sramak, oynamak.
 Gney Amerika'ya mahsus birka eit kobay, (zool.) Cavia cobaya.
  karga sesi, gak;  karga gibi tmek, gaklamak.
 yass ve kumluk ky adas.
 Cayenne ehri, Fransz Guyan'nn bakenti.
 ok ac birka eit toz krmz biber; Arnavut biberi, Hint biberi.
 (o.) --mans) gney amerka`ya mahsus birka eit timsah.
 ABD Kzlderili midillisi c.c., cc(ks.) cubic centimeters, carbon copy.
(ks.) Chemical Engineer, Church of England, Civil Engineer.
 zaman srasyla kaydetmek, kayda geirmek.
 (o.) (Roma takviminde) ayn ilk gn.
  durmak, kesmek; bitmek, sona ermek; brakmak, devam etmemek, son vermek;  durma; inkta. without cease durmadan, durmakszn.
 (ask.) atekes.
 faslasz, durmayan, biteviye ceaselessly  durmakszn.
 (anat.), (zool.) krbarsak.
 sedir aac; erz aac,(bot.) Cedrus; bu aalarn tahtas. cedar of Lebanon Lbnan selvisi, (bot.) Cedrus libani. Himalayan cedar, Indian cedar in aac, (bot.) Cedrus deodara. cedar chest ynluleri gveden korumak iin sedir aacnn odunundan yaplms sandk.
 brakmak; terk etmek; devretmek, getmek.
 Gana`nn para birimi.
 engel iareti,  ve  harflerinin altndaki iaret.
 tavan ekmek, tavan ina etmek.
 tavan; azami snr; (den) i kaplama; (hav) yeryznn plak gzle havadan grlebildii en yksek nokta; belirli artlar altnda bir uan ykselebildii ykselti. ceiling price azami fiyat, tavan fiyat.
 kemer .
 krlang otu,(bot.) Chelidonium majus. Iesser celandine mayasl otu, basurotu, (bot.) Ranunculus ficaria; kediayas, (bot.) Ficaria ficaria.
santigrat termometresi.
 Selebes adas.
 trene katlan kimse; ayini idare eden papaz.
 kutlamak, tesit etmek; iln etmek; ayin yapmak, trenler tertip etmek; bayram yapmak celebra'tion  kutlama celebrator  kutlayan kimse.
 mehur, hretli, nl; hakknda ok yayn yaplm.
 mehur bir kimse;hret,n.
 kereviz, (bot.) Apium graveolens rapaceum.
 hz, srat.
 sap kerevizi, (bot.) Apium graveolens .celery root kereviz .
  ge ait, semavi; kutsal, ilhi; gkte oturan;  gksel varlk; (bh), (alay) inli. Celestial Empire ,in imparatorluu. celestial equator gk byk kua. celestially  gksel olarak .celestial navigation yldzlara bakarak yn tayini.
 karn boluuna ait.
 bekrlk; evlenmeme yemini (dini sebeplerden tur)
  bekr;  zellikle dini sebeplerle evlenmeyen.
 hcre; kk oda; nite; (elek) pil. cell-block  hapishanede birok hcreden meydana gelen blm. cell fluid lenf. cell wall hcre eperi. dry cell kuru pil. padded cell ok azgn deliler iin duvarlar pamukla kaplanm hcre.
 (co -Iae) eski Yunan ve Roma tapnaklarnda mabudun heykelinin bulunduu i oda.
  kiler; mahzen; bodrum, bodrum kat; arap mahzeni; arap stoku. salt cellar tuzluk.
 bodrum; depo, kiler veya mahzen yeri; bu gibi bir yer iin denen kira.
 manastr kilercisi.
 iki dolab.
 viyolonsel alan kimse.
 viyolonsel.
 selofan.
 hcrelerle ilgili; hcreleri olan, hcreli. cellular structure hcreli bnye .
 hcrecik, gzck.
 (tic.),(mark) selloit.
 (kim) selloz cellulose acetate suni deri veya sentetik kuma ve iplik yapmnda kullanlan selloz asetat karm cellulose tape selloz band.
Kelt, bugnk Breton, irlanda ve Galyallarn aslm meydana getiren Hint Avrupa asll kavim. Celtic, Keltic   Keltlere ait;  Kelte.
 (ark.) eski devirlere ait ta veya madeni balta.
embalo, piyanoya benzer bir alg.
 yaptrmak; beton ile kaplamak. cement good relations with.... ile dostluk kurmak.
 imento; tutkal, zamk, macun, iri; yaptrma iinde kullanlan herhangi bir madde; (dii) dolgularda kullanlan al .cement block imento briket. hydraulic cement su kireci. Portland cement Portland imentosu .
 imentolama ii; (mad.) tavlama, sementasyon.
 mezarlk, kabristan.
 (psik.) duygulanm; hal duygusu.
 yzyla ait.
 manastrda yaayan tarikat mensubu. cenobit'ical  bir tarikata ait .
 Im bir kimseyi anmak iin dikilmi olan ve bo bir mezardan ibaret abide.
 (jeol.) gnmze kadar gelen (jeol.)ojik devre ait, drdnc zamana ait;  son (jeol.)ojik devir, drdnc zaman.
 buhur yakmak, ttslemek.
 buhurdan, buhurdanlk, buhurluk.
  sansrc kimse, sansur memuru; bakalarnn ahlki davranlarn kontrol eden kii; eski Roma cumhuriyetinde nfus ve ahlk meselelerine bakan yksek rtbeli grevli;  sansrclk grevi yapmak; sansr koymak. censor'ial  sansre ait, sansrle ilgili. censorship  sansr, sansr ileri.
 durmadan kusur bulan, tenkiti. censoriously  durmadan kusur bularak.
 ithama lyk, kusurlu bulunabilir. censurably  tenkide yol aan bir ekilde.
 tenkit, knama; itham etme, sulama;  sert bir ekilde tenkit etmek; kabahatli bulmak; tasvip etmemek, uygun bulmamak, mnasip grmemek. censurer  knayan kimse.
 saym, nufus saym; eski Roma'da vergi sistemiyle ilgili olarak vatanda ve (mal.) saym.
 Birleik Amerika para birimi olan dolarn yzde biri; bu deeri tayan sikke.
(ks.) centigrade, central, centum, century.
(mat.) santiar.
(Yu.),(mit.) insan bal at biimindeki mitolojik yaratk.
 Kentaurus takmyldz.
 kantaron,(bot.) Centaurium.
 yz yl yaam olan, yz yllk, yz yla ait; yz yandaki kimse.
  yz yz yllk; yz ylda bir vaki olan;  100 yldnm; yzyl, asr.
  100 yldnmune ait; yz yl ile ilgili; yz yl sren; yz yllk;  100. yldnm; 100 yldnmn kutlama treni .centennially yzylda bir.
 merkez, orta; (mak.) punta tornas; (spor) santr; (pol.) Iml parti, grup vb center bit punta matkab. center of attraction ekim merkezi; dikkat merkezi. center of gravity arlk merkezi. dead center (mak.) sabit punta Iive center (mak.) dner punta, canl punta.
 ortaya almak, bir merkezde toplamak; ortasn almak, ortalamak; ortada olmak, ortaya gelmek; merkezde toplanmak.
 (den.) iler omurga.
 herhangi bir eyin ortasna konulan ssleyici eya.
 yznc; yzde bir, yzde bire ait. centi-, cent- onek yz, yzde bir.
 yz dereceye blnm; santigrat termometreye ait. centigrade thermometer santigrat termometre.
 santigram.
 santilitre.
 santim, frankn yzde biri.
 santimetre .
 krkayak, yan, (zool.) Scolopendra. yellow centipede sar ,yan, (zool.) Cermatia nobilis.
 elli kilogramlk bir arlk birimi.
  merkezi, ortada olan; ana, belli bal; (anat.) beyne ve belkemiine ait;  telefon santral; santral memuru. central angle merkez a. central bank merkez bankas. central heating kalorifer tesisat. centrally  merkezi olarak. Central African Republic Orta Afrika Cumhuriyeti. Central America Orta Amerika.
 merkeziletirme, santralizasyon; hkmet idaresinde merkeziletirme sistemi.
 merkeziyet, merkezde olma.
 merkeziletirmek, merkezde toplamak; hkmetin eli altnda toplamak; merkezde toplanmak, merkezlenmek. centraliza'tion  merkeziletirme.
 merkezi, merkezsel. centri'city  merkezi olu.
 merkezka, santrifuj; merkezka kuvvetle idare edilen. centrifugal casting savurma dkm. centrifugal filter santrifuj filtre.centrifugal force merkezka kuvveti. centrifugally  merkezden uzaklaarak.
 santrifuj, santrifuj makinas.
 merkezcil, merkeze doru giden, merkeze yaklaan. centripetally  merkezcil olarak. centro- onek merkez, orta.
 (o.) -trums, -tra) merkez, orta; (anat.) omurgallarda gvde.
  yz misli, yz kat;  yz ile arpmak; yz misline karmak.
   yz ile arpmak, yz misline karmak;  yz misli, yz kat;  yz katna karlm say veya miktar. centuplica'tion  yz ile arpma.
 eski Roma'da yzba.
 yzyl, asr; yz kii veya yz eyden ibaret topluluk; eski Roma ordusunda yz kiilik blk. century plant yz yana gelene kadar iek amadgna inanlan bir ss bitkisi, agav, (bot.) Agave americana.
 baa ait, kafa ile ilgili; ba gibi, kafa cinsin(den.) cephalic index kafatasnn en uzun ve en geni noktalar arasndaki orann yz ile arpm.
 Kefalonya.
 (zool.) kafadanbacakl. Cephalopoda  (o.), (zool.), kafadanbacakllar.
 (zool.) kabuklular ve rmcek gibi eklembacakllarda ba ve gs ksm.
 bal, kafas olan.
 (astr.) Cepheus takmyldz.
 balmumu gibi, balmumu cinsinden.
 seramik; kil, porselen, toprak, ini vb'nden yaplm esyaya ait; bu maddelerin imal edilii ile ilgili. ceramic tile ini.
 (tek) seramik sanat ve teknii; ini, ini ileri; inicilik; (o.) seramik eya, ini, anak mlek. ceramist  inici, seramiki.
 (ecza) balmumu veya ya ile yapllm bir merhem.
 boynuz gibi; boynuzlu.
 (mit) cehennemin kapsn bekleyen  bal kpek; uyank ve sadk bir beki.
 balmumlu beze sarmak; (eski.) balmumuna batrmak.
  tahl, hububat, zahire; ABD herhangi bir tahl ile hazrlanm ve kahvaltda yenen bir yiyecek;  tahl veya tahl bitkilerine ait.
 (o.)-lums,-la) (anat.) beyincik, kk beyin.
 (anat.) beyne ait; ussal.
 beyin faaliyeti gstermek; dnmek.
 beynin faaliyeti; dnme.
 (anat.) beyne ve omurilie ait, beyni ve omurilii etkileyen.
 (o.) -bra), (anat.) asl beyin.
 (o.)unlukla kefen olarak kullanlan mumlu bez.
 (gen.), (o.) mumlu bez, kefen bezi.
  trensel, merasimle ilgili, resmi;  tren, merasim; ayin. ceremonially  trensel olarak.
 resmi; muaeret kurallarna dikkat eden; trensel. ceremoniously  ok resmi bir ekilde. ceremoniousness  resmi olu, resmiyet.
 tren, merasim; ayin; resmiyet, protokol; nazik ve uygar bir davran. stand on ceremony resmi davranmak. without ceremony teklifsizce.
 (mit) bereket tanras.
  kiraz krmzs;  kiraz krmzs renginde olan.
 (kim) seryum.
 balmumu zerine yazma veya oymaclk.
 balmumu zerine yazma ve oymaclk.
 balmumundan heykel yapmna ait; balmumundan yaplm.
 balmumu ile ilgili. cert (ks.) certificate, certified, certify.
  kat kesin; emin, kanlmaz; muhakkak, phesiz; belirli, muayyen, kararlam; gvenilir, itimada ayan; baz;  belirli olmayan miktar, bir ksm. for certain muhakkak, sphesiz. of a certain age orta yal. certainly  elbette, tabii, ba stne. certainty  katiyet, kesinlik.
 (eski) elbette, tabii, mutlaka.
 belge, vesika; sertifika, tasdikname, ahadetname; ruhsat; diploma. birth certificate nfus kd. health certificate salk belgesi. certificate of origin mene belgesi, rapor. certificate of registry gemi tasdiknamesi. stock certificate hisse senedi.
 belge vermek, belgelemek, tevsik etmek; vesika veya sertifika salamak. certifica'tion  belgeleme; ruhsat.
 tasdikli, onayl; tevsik edilmi, bir belge ile tasdik edilmi; garanti edilmi; ruh hastas olduuna kanunen hkmedilmi. certified bill of lading tasdikli konimento. certified carrier yetkili nakliyeci. certified check tasdikli ek, vizeli ek. certified copy tasdikli suret. certified public accountant (ks.) C.P.A. (A.B.D.) diplomal hesap uzman.
 tasdik etmek, onaylamak; referans vermek; teyit etmek, dorulamak; garanti etmek; deli olduunu aa vurmak.
 (huk.) bir alt derecedeki mahkemenin grd bir davann dosyasnn bir st mahkemede incelenmek zere celbini isteyen mzekkere.
 kesinlik, katiyet.
 gk mavisi, havai mavi.
 kulak kiri.
 stbe.4
 (anat.) rahim boynuna ait, rahim boynuyla ilgili.
 geyik gibi; geyie ait, geyik familyas ile ilgili.
 (o.) -vix,es, -vices), (anat.) boyun; rahim boynu; boyuna benzer herhangi bir ksm.
 Sezar'a ait. cesarean operation, cesarean section sezaryen ameliyat.
 (kim) sezyum.
 durma, kesilme, inkta; fasla, ara.
 terk, ekilme; verme, devretme.
 kendisine bir ey devredilen kimse.
 p ukuru.
 Iam ukuru; mezbele, plk, pislik yuvas.
 (zool.) barsak eridi; parazit kurt.
 kuak, kemer; korse; (mit) ak ilham veren ve zeri birok eyle sslenmi olan Vens`n kua.
 eski Roma'da boksrlerin giydigi deri backlardan yaplm ve stnde maden paralar olan bir eit eldiven.
 (o.), (zool.) memeli deniz hayvanlar takm.
  memeli deniz hayvanlar takmna mensup;  memeli deniz hayvan.
 (bak.) cetacean.
(Lat.) dierleri eit olmak zere; (ks.) cet. par.
 (astr.) Balina takmyldz.
 Seylan adas, (bak.) Sri Lanka.
(ks.) carried forward.
(ks.) cost and freight.
Cf (ks.) Californium.
(ks.) compare.
(ks.) cost, freight and insurance.
cg, cg, cgm (ks.) centigram
(ks.) Cape of Good Hope.
santimetre-gram-saniye I sistemi.
(ks.) chain, chancery, chapter, chief, child, China, church, of surgery.
 (mz.) akon; ispanyol asll bir eski zaman dans; bu dansn mzii.
 ad.
 (co -tae),(zool.) kl, diken.
  ovarak stmak; ovarak andrmak, ypratmak; taciz etmek, rahatsz etmek, tedirgin etmek; stmak; ovmak; ovularak anmak; taciz olmak, rahatsz olmak;  tedirginlik, rahatszlk; ovma neticesinde meydana gelen s; anma veya zedelenme. chafe at the bit ilerin ge kalmasndan dolay huzursuz olmak.
 birka eit sert kanatl bcek.
 hububat kabuu; saman, p; yem olarak kullanlan ufalanm saman; nemsiz mesele; sama ve anlamsz sz. chaffy  kabuklu.
  akalamak, taklmak;  aka, taklma. chaffer  akac kimse.
  pazarlk, ekime;  pazarlk etmek, ekimek; alverite bulunmak, trampa etmek.
 ispinoz, (zool.) Fringille coelebs.
sofrada yemei stmaya veya scak tutmaya mahsus alttan snan madeni cihaz.
  zunt, keder, i sknts, hayal krkl:  midini krmak, skmak, zmek.
 zincir, silsile (da); (bala.); Ime zinciri. chain armor zincirden rlm zrh. chain belt zincir kay. chain gang prangal mahkumlar takm. chain letter zincirleme mektup. chain lightning ylankavi ekilde grnen imek. chain of command komuta zinciri. chain of thought fikir silsilesi. chain reaction zincirleme reaksiyon. chain reactor atom reaktr. chain smoker sigara tiryakisi. chain store ayn idareye bal maazalarn her biri. mountain chain da silsilesi. watch chain kstek.
 zincirlemek, zincirle balamak; kayt altna almak, zaptetmek. chain down, chain up zincirle balamak.
 iskemle, sandalye; makam; krs; bakanlk sandalyesi; elektrikli iskemle; sedye; tahtrevan; (d.y) ray traverslere balamak iin kullanlan bir cins destek. easy chair rahat koltuk. chair car koltuklu vagon. take the chair bakanlk makamna gemek.
 iskemleye oturtmak; makama geirtmek, yetki vermek; (ing) iskemleyle beraber omuzlarda tamak.
 (o.)-men) bakan, reis; tekerlekli iskemle srcs chairmanship  bakanlk.
 (o.) -women) kadn bakan.
 hafif gezinti arabas.
ezlong.
 (zool.) i gbek.
 Kadky yakasnn eski ismi.
 kalseduan, Kadkyta.
 bakr veya pirin zerine hakkaklk sanat. chalcographer  bakr veya pirin zerinde alan hakkk. chalcograph'ic, chalcograph'ical  . bakr ve pirin hakkaklna ait veya onunla ilgili.
 bakrl pirit.
  Kildani; mneccim, byc; Arami dili;  Kildanilerin Ikesine ait; mneccimlikle ilgili.
 (eski) 32 veya 36 kilelik kmr, kire vb'ni tartmada kullanlan bir ingiliz arlk birimi.
 Alplerde grlen da evi; alak ve geni saakl villa veya kk.
 (iir) kadeh; ayin esnasnda kullanlan kadeh; kadeh biiminde gonca.
 tebeirle yazmak veya iaret koymak; tebeirle beyazlatmak; tebeirle kartrmak; rengini amak. chalk up kazanmak, say veya puan kaydetmek.
 tebeir; tebeirle konan iaret; veresiye verilen her iki, yemek, ay vb. iin ekilen izgi. chalk line tebeirlenmi iple izilen izgi. cbalk talk tahtaya tebeirle resim ve ekil izerek konuma. chalklike  tebeir gibi. chalky  tebeirli. chalkiness  tebeirli olu.
  meydan okuma, mcadeleye davet; bir konuda aklama yapmaya arma; (ask.) nbetinin "dur" emri veya kimlik sormas; (huk.) hkim veya jriyi reddetme; (ABD) oy pusulasnn geersizliinin veya semenin yetersizliginin iddia edilmesi;  meydan okumak; delloya davet etmek; (fig.) 'hodri meydan' demek; (ask.) ''dur" emri vererek kimlik sormak; (huk.) hakim veya juriyi reddetmek; (ABD) oy pusulasnn geersiz veya semenin yetersiz olduunu iddia etmek; iddia etmek; itiraz etmek; kokuyu bulunca havlamak (av kpei) challengeable  meydan okunabilir; tartlabilir. challenger  meydan okuyan kimse.
 yn veya suni ipekten yaplm desenli ve dz dokunmu kuma.
 klarnetin en pes perdesi.
  demirli, iinde demir tuzlar olan;  demirli su veya il.
 (eski) kaan, han.
  oda, yatak odas, zel oda; daire; saray veya resmi ikametgah odas; hkimin oturum d konularda altg oda; mahkeme, komisyon; blme; terii meclis, yasama meclisi; fiek yata (silhlarda);  odaya koymak; odaya kapatmak; oda vermek, oda temin etmek. chamber music oda mzii. chamber of commerce (ks.) C of C Ticaret Odas. chamber pot kvet. air chamber hava hcresi, hava deposu. combustion chamber yanma yeri. in chambers hkimin hususi odasnda. chambered  odal.
 mabeyinci, terifat; khya, kethda; muhasebeci, haznedar.
 oda hizmetisi.
 iki renk iplikle dokunmu pamuklu kuma.
 bukalemun, (zool.) Chamaeleon vulgaris; sk sk fikir ve tavr deitiren kimse.
  ev, oluk, kanal, yiv;  oluk amak, pahn almak. chamfer bit hava.chamfer plane pah rendesi.
 (o.) chamois) da keisi, (zool.) Rupicapra; bu hayvann derisi, gderi. chamomile (bak.) camomile.
 (argo) ampiyon.
 srmak, inemek; grlt ile inemek; srma ve ineme hareketleri yapmak; eneyi ve dileri iner gibi oynatmak.
  ampanya; ampanya rengi, uuk veya yesilimsi sar renk;  ampanyaya ait; bu renkte olan.
  ova, dzlk arazi, kr;  dz ve ak.
 (huk.) bakasna ait olan bir dava hakknn satn alnmas.
..yenilebilen mantar.
 savunmak, mdafaa etmek; tarafn tutmak, destek olmak.
  ampiyon, bir karlamada birinci gelen kimse; savunucu kimse, mdafaa eden kimse; mcadeleci kimse;  galip. championship  ampiyonluk.
 ans eseri olarak vaki olmak; tesadfen meydana gelmek; rast gelmek; (k.dili.) . gze almak; denemek. chance on, chance upon tesadfen bulmak.
  talih, ans; kader; ihtimal; frsat; risk; riziko;  ans eseri olan. by chance tesadfen, kazara. on the chance that midiyle. take one' chances talihe brakmak. the chances are muhtemelen.
 (huk.) meru mdafaa srasnda adam ldrme; kastsz cinayet.
 kilisede mihrabn yannda bulunan din adamlarna mahsus blme.
 rektorlk; kanlarya, sefaret kanlaryas.
 yksek rtbeli hakim veya dier devlet memuru; saray katibi; rektr; (Almanya'da) anslye, babakan. Chancellor of the Exchequer ingiltere'de Maliye Bakan. Lord Chancellor ingiltere'de Lordlar Kamaras Bakan ve Adalet Bakan. chancellorship  yksek rtbeli yarglann grev veya rtbesi.
 adalet ve eitlik kurallarn uygulayan mahkeme; adalet ve eitlik davas; rektrlk; arivler. in chancery (huk.) yksek mahkemede grlmekte olan; g ve utandrc bir durumda.
 (tb.) sankr, frengi ban. chancrous  frengi ban olan.
 (k.dili.) kesin olmayan, rizikolu.
 avize.
 mumcu, mum yapan veya satan kimse; (ing) perakende bakkaliye satan kimse. chandlery  mum deposu; (ing) bakkaliye deposu; antrepo, depo.
 deitirmek, tahvil etmek; aktarma yapmak (tren vb); para bozdurmak; para deitirmek; yatak takmlarn deitirmek; deimek, deiiklie uramak; elbiselerini demek, stn deimek. change color yz kzarmak; yz solmak.change front (ask.) taarruz ynn deitirmek. change hands sahip deitirmek.
 deiim, deime, deiiklik, tahavvl, dnme; sapma; yenilik; bir eyin dierinin yerini almas; bozukluk, parann st; aktarma; (mz.) anlarla alnan bir parann perde deiiklikleri. change of address adres deiiklii. change of air hava deiimi. change of life det kesilmesi, menopoz. change of venue (huk.) bir davann baka bir yerdeki mahkemeye nakli. change purse bozuk para antas. ring the changes anlar almak; ayn konuyu deiik yollardan bktrncaya kadar anlatmak.
 deiken, kararsz, dnek, istikrarsz. changefulness  deikenlik.
 deimeyen, sabit, biteviye. changelessly  deimeyerek. changelessness  deimezlik.
 ok kkken gizlice bir dieri ile deitirilen bebek; perilerin deitirdiine inanlan bebek; (eski) budala kimse, aptal kimse.
 deitirme; devralma; gei.
 kanala dkmek, mecraya sevketmek; kanal amak, oymak.
 yatak (nehir), kanal, mecra; bir su yolunun derin ksmlar; geni boaz; U demiri, oluk demiri; (den) palasartalar; hat; oluk. the English Channel Man Denizi. Channel Islands Angloormand Adalar.
oluklu demir, bir dikdrtgenin  taraf eklinde olan U demiri.
 deiebilir, kararsz, istikrarsz; dnek; sanjanl, yanardner. changeabil'ity, change'ableness  deiebilirlik. change'ably  deiebilir bir ekilde.
  ark, ark syleme; tilavet; (mz.) name; monoton bir melodi; monoton ses tonu;  ark sylemek; ark syleyerek kutlamak; tilvetle okumak (kur'an)
 arkc, tilvetle okuyan kimse; kilise korosunda ba okuyucu.
 (mz.) sazlarda tiz teli; beenilerek yenilen sar renkli bir mantar, horozmantar, (bot.) Cantharellus cibarius.
 heyamola arks.
 horoz.
 bir Inn ruhuna okunan duaya denen para; kilisenin dua okutmaya mahsus oda veya blm.
 kemeke, karklk, dzensizlik; kaos.
 karmakark, dzensiz, nizamsz .chaotically  karmakark bir ekilde.
  atlak, yark (zellikle ciltte);  cildi atlatmak, kzartmak, sertletirmek (souk); topra, tahta vb'ni yarmak, atlatmak; atlamak, yarlmak, kzarmak.
 (k.dili.) adam, ocuk, delikanl.
 (gen.), (o.) ene, ene boluu.
 gr allk.
 iinde halk masallar, destanlar vb yazl olan kk kitap veya bror.
 kn azl veya dip amurluu (kl)
 zel ibadet yeri; kilisenin zel trenlere ayrlm blm; kk kilise, mabet; bir okul, saray vb,nin ibadete ayrlm odas; byle bir kilisede yaplan ayin; kilise koro veya orkestras; (eski) matbaa, basmevi; bir basmevine bal olarak alan btn matbaaclar.
  bir gen kza veya genler grubuna refakat eden kimse, aperon;  himaye gayesiyle beraber gitmek, refakat etmek.
 kederli, sngs dk.
 (mim.) baslk.
 (saray, okul, ordu vb'nde) papaz veya vaiz. chaplaincy chaplainship vaizlik.
 baa taklan elenk; bir dizi boncuk; tespihin te biri kadar olan kk tespih.
 (o.) -men), (ing) seyyar satc; (eski.) tacir.
 (o.), ABD dayankl deriden yaplm kovboy pantolonu veya tulumu.
  bahis, bolm, fasl, bab, ksm; ruhani meclis toplants;  blmlere ayrmak, bahisler halinde dzenlemek. chapter and verse tam ve kesin bilgi. chapter head blm ballnn altna yazlan birka sz. chapter house papazlar meclisi binas.
 bir cins alabalk.
  (ing) hafif gndelik ev ii;  yevmiye ile almak.
  (-red, -ring) yanarak kmr haline gelmi madde, kmr;  yakarak kmr haline getirmek; kavurmak; atee tutmak; yanarak kmr haline gelmek, kavrulmak.
 karlkl uzun kanepeleri olan ve kenarlar ak gezinti otobs.
 karakter, huy, tabiat, ahlak; vasf, nitelik; hususiyet, zellik; hret, nam; bonservis; stat, durum; tip, ahs; (k.dili) garip kiilii olan kimse; (tiyatro) karakter, canlandrlan kii; iaret, harf; alfabe. character actor karakter oyuncusu. character reference bonservis. in character karakterine uygun. Latin characters Latin harfleri. out of character karakterine aykr.
 oymak.
  dierlerinden aylrc nitelikte olan, tipik; kendine has;  zellik, hususiyet, vasf; logaritma karakteristii. characteristically  ayrc nitelikte olarak.
 tavsif, tanmlama, tarif, nitelendirme.
 tanmlamak, tavsif etmek. characterizer  tanmlayan ey veya kimse.
 karaktersiz, seviyesiz, zayf ahlakl.
 (tek) sessiz sinema oyunu, pandomimle bir kimsenin dierlerine bir kelime ve ismi anlatmaya alt salon oyunu.
 mangal kmr; kara kalem; kara kalem resim.
 paz, (bot.) Beta vulgaris cicla.
 yklemek, tahmil etmek; doldurmak (tfek, top, ocak vb); doyurmak; (havay) gerginletirmek; (elek.) arj etmek; emretmek, vazifelendirmek, itham etmek, mesul tutmak; mkellef addetmek; fiyat talep etmek; hcum etmek, hamle yapmak, saldrmak; hesaba kaydetmek, geirmek; emir verilince yere yatmak (kpek) charge off gzden karmak; elden karmak. charge with yklemek; itham etmek, sulamak; borlandrmak.
 yk, hamule; bir atta kullanlan patlayc madde miktar; grev, vazife; idare, nezaret, bakm; emanet; mesuliyet; itham, ykmleme; masraf, fiyat; cret; vergi, rsum, har; (emir), hcum, hamle, saldr; bor; (elek.) arj. charge account maazada ak hesap. charge plate veresiye alverite gsterilen kat. in charge nezaret altnda; amir, buyuran kimse. in charse of ile ykml; ynetici vasfnda. take charge of mesuliyetini zerine almak.
maslahatguzar, igder, sefir vekili.
 itham edilebilir, sulanabilir; hesaba geirilebilir.
 arjr, dolduran cihaz; savata kullanlan at, svari at.
 dikkatle, ihtiyatla.
 eski zamanlarda kullanlan iki tekerlekli sava veya yar arabas; drt tekerlekli hafif gezinti arabas;  araba ile tamak; araba ile gitmek; araba srmek.
 sava veya yar arabas srcs, arabac.
 (o.) -mata) inayet, ihsan; Tanr vergisi; bakalarn etkileyebilme yeteneini veren ayrcal ruhsal kuvvet. charismat'ic (kerizmat-ik)  bu eit kuvveti olan; Tanr vergisi olan.
 hayrsever, yardmsever, cmert; merhametli, efkatli; hayr ileri ile megul olan. charitableness   hayrseverlik; merhamet, hogrrlk charitably  cmerte; hogrrlkle.
 hayrseverlik, yardmseverlik; merhamet; sadaka; hayr ii; hayr cemiyeti, yardm dernei charity school (ing) hayat okulu.
 dnden sonra kap kacak ile yaplan grlt, teneke alma.
 arlatan kimse, sahtekar kimse. charlatan'ic  arlatan. charlatanism  arlatanlk.
(Ing), (astr.) Bykay takmyldz.
 arliston dans.
ABD, (k.dili) adale kaslmas, kramp.
 yabani hardal.
bir eit kremal pasta.
 cazibe, ekicilik; tlsm, zincirin ucuna taklan sallant; muska; buyu, tlsml bir cmle veya duann okunmas. charmless  cazibesiz.
 cezbetmek, bylemek, meftun etmek; sihirli bir gle korumak; byleyici olmak, ekici olmak, teshir etmek. charm away byleyici bir tesirle (istenilmeyen bir eyi) kovalamak. charmed life tehlikeden uzak bir hayat. (I.) am charmed Memnun oldum.
 (Fr.) yumuak bir eit saten kuma, armz.
 cezbedici, ekici, ho, sevimli, cana yakn. charmingly  cana yakn olarak.
cesetlerin veya I kemiklerinin konulduu mahzen.
 (Yu.), (mit.) lmden sonra ruhlar "Styx" rmandan geiren kayk; kayk, denizci.
 Hindistan'da kullanlan karyola.
  (den) portolon, deniz haritas; plan, grafik; izelge;  plan yapmak, plan karmak; harita yapmak. chartless  haritasz.
 patent, imtiyaz, berat; gemi kira kontrat. charter member bir dernein ilk yelerinden biri, kurucu. charter plane zel olarak kiralanm ucuz tarifeli uak.
 kiralamak, tutmak (uak vb,); berat, imtiyaz veya patent vermek. charterer  kontratla kiralayan kurulu. chartered accountant (ing) imtiyazl muhasebeci.
 19 yzylda ingiltere'de siyasi reformcularn kurduklar partinin doktrin ve hareketleri. Chartist  bu ahmn taraftar. chartography (bak.) cartography.
 Kartuziyen rahipleri tarafndan Fransa ve ispanya'da imal edilen kokulu likr; sarmtrak ak yeil renk. chartulary (bak.) cartulary.
 (o.) -women), (ing) hizmeti kadn.
 dikkatli, ihtiyatl, tedbirli; esirgeyici, cimri. charily  cimrice.
 Sicilya sahiline yakn ve klasik mitolojide kadn canavar olarak ahslandrlan tehlikeli bir girdap. between Scylla and Charybdis iki ate arasnda.
(t),  hakketmek, oymak; kabartma ileri yapmak (maden zerine);  (matb.) harflerin muhafazasnda kullanlan demir ereve; oluk.
 kovalama, av; kovalanan herhangi bir ey; (ing) avlanabilinen alan; (ing) bakalarnn arazisinde avlanabilme hakk. give chase avlamak. the chase avclk.
 kovalamak, arkasndan komak, peine dmek; avlamak; (k.dili) komak, acele etmek.
 avc; takip topu; ABD sert ikiden sonra iilen su.
 kanyon, dar boaz; derin yark; boluk, fasla. chasmal  kanyon gibi.
 . yana doru yaplan bir dans figr; byle dans etmek.
 (Fr.) 1870' lerde Fransz ordusunda kullanlmaya balanan bir tfek.
 Fransa ordusunun sratle hareket etme kabiliyeti olan piyade veya svari ktas mensubu; avc. Chassidim (bak.) Hasidim.
 (o.) chassis), (-iz) (oto.) asi; top kza; ereve.
 iffetli, namuslu, sili; saf, bozulmam; lekesiz; basit. sade chastely  iffetli olarak chasteness  iffetli olu.
 slah etmek iin cezalandrmak, uslandrmak, yola getirmek; dersini vermek.
 cezalandrmak dvmek chastisement  dverek cezalandrma.
 iffet, ismet, saflk, temizlik. chastity belt bekret kemeri.
 ayin srasnda Katolik papazlannn giydii kolsuz. cppe.
 teklifsizce konumak, samimi konumak; gevezelik etmek; hobe etmek, sohbet etmek.
 sohbet, teklifsiz konuma, hobe; birka cins tc ku.
 (o.) -teaux) ato Fransz tipi byk kk.
 ato sahibi kadn; buyk ve gzel bir evin hanm; kadnlarn anahtar tamak iin bellerine taktklan zincir; kadnlarn yakalarna taktklar ss.
  renk deitiren;  bu ekilde parlayan ta.
 menkul mal, tanr mal; kle. chattel mortgage menkul rehin. goods and chattel ev bark.
 gevezelik, bo laf, laf gzaf; di atrdamas. chatter marks bir aletin titreimi sonucu meydana gelen dzensiz izikler.
 gevezelik etmek; konuur gibi sesler karmak; atrdamak (di); (mak.) titreim meydana getirmek; alelacele sylemek.
 ok geveze kimse.
 konukan; konuma eklinde, sohbet tarznda. chattily  konukanlkla chattiness  konukanlk.
  ingiliz yazar. Chaucer'n eserleri ile ilgili;  Chaucer uzman.
  maal hususi araba sfr;  zel frlk yapmak.
 Dou Hindistan'a mahsus ve meyvasndan deri hastalklarn tedavide kulanlan bir ila yapllan aa, (bot.)  Taraktogenos kurzii.
 (Fr.) kundura, ayakkab, izme.
 (ABD) eitici toplant serisi.
 ar milliyetilik, ovenizm. chauvinist  ar derecede milliyeti kimse. chauvinis'(tic.)  ar milliyeti. chauvinis'tically  ar derecede milliyeti olarak.
  (Ieh) inemek:  az dolusu.
 ucuz, ehven; az zahmetle elde edilebilen; ucuzca; faizi ehven (bor para), satn alma gc dm olan (para); baya, adi. dirt cheap ok ucuz. cheapskate  (ABD), (argo) cimri kimse.
 ucuzlatmak, deerini drmek; itibarn bozdurmak; ucuzlamak.
 hile, dolandrclk, aldatma; oyun, dalavere; (huk.) hile ile (mal.) alma; dolandrc, hilekr kimse; (slang)  kt; sahte bir ey.
 hile yapmak, dalavere yapmak, oyun evirmek; aldatmak; dolandrclk etmek; (ABD), (argo) ihanet etmek
 durdurmak, birden durdurmak; engel olmak; kontrol altna almak; kontrol etmek, tefti etmek; kontrol iareti koymak; kare deseni ile kaplamak; emanet odasna teslim etmek; (satran) ah ekmek, ah demek; (boya tahta) atlamak. check in otel veya uak defterine kaydolmak. check up on soruturmak, arastrmak. check out otelden hesabn grp ayrlmak; (ABD), (k.dili) Imek; soruturmak, doru olup olmadn aratrmak; doru olduu aa kmak; (maazada) setiklerini kasada hesap ettirmek; ileyiini kontrol etmek.
 engel, mania, fren; geciktirme; kontrol, tefti; kontrol iareti; ABD fi, vestiyer fii; (lokantada) hesap; (kumata) ekose deseni; dama; (satran) ah; tahtada hafif atlak deseni. in check kontrol altnda.
 ek traveler' check seyahat eki. checkbook  ek defteri. checking account ek hesab.
  dama; kare, ekose deseni; kasiyer; mfetti, kontrolcu;  damal yapmak, ekose deseni ile kaplamak; deiiklik ve zorluklarla doldurmak.
 keklik zmu, (bot.) Gaultheria.
 dama tahtas.
 kareli, ekose; deiik olaylarla dolu.
 dama oyunu. check list kontrol listesi.
  (satran) (mat.); tam yenilgi;  (satran) mat etmek; hnerle yenmek.
 iveren tarafndan iilerin aylklanndan sendika ye aidat kesip sendikaya gnderme usul.
  ileyi kontrolu; maazada kasaya deme ilemi. checkout time aynlmay gerektiren saat. check point trafik kontrol yeri.
 ucu eyere balanan dizgin.
 vestiyer; emanet odas. checks and balances hkmetin yasama, yrtme ve yarg kuvvetlerinin ayrlmalar ve karlkl olarak birbirlerini denetleyip snrlandrmalar.
 tbbi muayene. check valve emniyet valf.
 yumuak bir cins ingiliz peyniri.
 yanak, avurt; (k.dili) cret, yzszlk, arszlk. cheekbone  yanak kemii. cheek by jowl yan yana.
 (k.dili) yzsz, arsz, kstah. cheekily  kstahlkla. cheekiness  kstahlk.
  cvldamak, tmek;  cvllt.
 alk tutmak, tempo ile bararak taraf tutmak; neelendirmek, memnun etmek; tevik etmek, cesaretlendirmek; tempo tutarak barmak; neelenmek. cheer up moralini dzeltmek. Cheer up ! Keyfine (bak.) ! Gecmi olsun !.
 tevik, alk tutma; nee ve memnuniyet veren ey; ruh haleti; kvan; yiyecek, erzak; misafirperverlik.
 neeli, en, ho, nee saan; iten gelen. cheerfully  neeyle. cheerfulness  neelilik.
  alk, taraf tutma;  memnun edici, neelendirici.
 (nlem), (ing) , (k.dili.) merhaba; Allaha smarladk.
 (spor) karlamalarnda tezahrat yapan grubun lideri.
 neesiz, keyifsiz; i kapayc, kasvetli. cheerlessly  neesiz olarak. cheerlessness  neesizlik.
(nlem) Shhatinize !.
 neeli, keyifli, en; nee verici, keyiflendirici. cheerily  neeli bir tarzda. cheeriness  neeli olu.
 peynir, peynir kalb; bu ekilde herhangi bir ey. Cheese it ! (argo) Ka ! big cheese (argo) nemli bir kimse.
  (argo) cimri;  peynir kabuu; nemsiz bir ey; hasise bir davran.
 peynirli kfte.
 peynirli kek; (argo) gzel bir kzn bacaklarnn resmi.
 tlbent.
 peynir gibi, peynir nevinden;(ABD), (argo) kalitesiz, adi. cheesiness  peynirli veya peynir gibi olu.
 geyik avnda kullanlan parsa benzer bir hayvan.
 ef, ahba, ah.
 (Fr.), (o.) -chefsd,oeuvre) aheser.
(bak.) check.
 Hindistan' da mrit.
 (o.) -Iae) (-li) yenge veya stakoz gibi deniz hayvanlannn kskac.
 (o.), (zool.) kaplumbaa cinsinden hayvanlar. chelonian  kaplumbaa.
(ks.) chemical, chemist, chemistry.
  kimyasal, kimya ile ilgili;  kimyasal madde. chemical action kimyasal etki. chemical compound kimyasal bileim. chemical engineer kimya mhendisi.chemical fire extinguisher eczal yangn sndrcs. chemical reaction kimyasal reaksiyon. chemical warfare kimyasal harp.
(Fr.) demiryolu; bir nevi bakara (kumar oyunu)
 kadln i gmlei, kombinezon; kadn elbisesi, pelerin.
 kadn buluz, bolero.
 kimyager; (ing) eczac.
 kimya .analytical chemistry analitik kimya. inorganic chemistry inorganik kimya.
 (tb.) kemoterapi; kimya ile tedavi.
 (biyol.) simiotropizm, hcrelerin baz kimyasal maddelere kar gsterdikleri yaklama veya uzaklama, kimyadorulumu.
 organik maddelerin endstriyel kullanllar.
 ipek veya pamuktan dokunmu tyl kordon veya saak.
(bak.) checker.
 aziz tutmak; barna basmak: gtmek. cherisher  aziz tutan kimse. cherishingly  aziz tutarak.
 ular ak olan puro.
  kiraz, (bot.) Prunus: kiraz aac: kiraz aacnn kerestesi: parlak krmz renk:  parlak krmz: kiraz aacndan yaplm. cornelian cherry kzlck, (bot.) Carnus mas morello cherry vine, (bot.) Prunus cerasus sour cherry kiraz erii, (bot.) Prunus cerasus wild cherry ku kiraz, (bot.) Cerasus padus, Cerasus avium.
yarmada. the Chersonese Gelibolu Yarmadas.
 bir eit kuvarsl kaya.
 (o.) - -bim) melek, kanatl ocuk ba olarak resmedilen melek: masum ve gzel yzl insan; nur topu gibi ocuk. cheru'bic  melek gibi. cheru'bically  melek gibi olarak.
 frenkmaydanozu, (bot.) Anthriscus cerefolium.
devaml olarak glmseyen kedi ("Alis Harikalar Diyarnda" adl eserde geer); srtkan kimse.
 (satran); kpr tahtas. chessboard  satran tahtas. chessman  satran ta.
 gs; sandk; kutu: bir kurumda para alnp verilen yer: banka. chest of drawers ekmeceli dolap, konsol. chest register (mz.) gsten kan pes sesler. community chest genel yardm sandl. hope chest ceyiz sand. medicine chest ilc dolab. tool chest takm sand. get something off one's chest iini dkmek.
 iten dmeli palto veya pardes; kanepe.
  kestane, (bot.) Castanea dentata: kestane kerestesi: kestane rengi; (k.dili) ok duyulmu fkra veya espri. (ing) doru at:  kzl kahverengi, kestane rengi olan, maron. candied chestnut kestane ekeri. horse chestnut at kestanesi.
 (k.dili.) kstah: bedeninin gs ksm byk olan.
 valye, atl svari; lejyon donr gibi nian veya rtbe sahibi; kahraman ve mert kimse.
 sk yn ile mehur bir koyun cinsi; (k.h) (ev'iyt) bu ynden dokunmu kaln kuma.
 assubay ve erlerin rtbelerini gsteren kol iareti; (mim.) zikzak ta.
 Asya Ikelerine mahsus geyie benzer birka eit gevi getiren hayvan.
  (ing) avlamak, avlanmak;  av, av naras.
  inemek: dnmek, kafa yormak; ttn inemek;  ineme; lokma. chew out azarlamak. chew the cud gevi getirmek. chew the rag ene almak. chewing gum iklet.
 resimde ve tabiatta k ve glge oyunu; k ve glge sanat; edebiyatta tezat usul. chiaroscurist  resimde sadece k ve glge kullanan ressam.
 (anat.) kiyasma.
 (T) ubuk.
  k, modaya uygun;  klk.
 ikago ehri.
 ,  hile, oyun, ike;  hile yapmak, aldatmak, ike yapmak. chicanery  hile, ike.
 civciv, pili; ocuk, yavru; (A.B.D.) , (argo) gen kz.
 Kuzey Amerika'ya mahsus bir cins batankara. (zool.) Parus.
   pili, tavuk; tavuk veya dier kmes hayvanlannn eti; (k.dili) toy kimse; (A.B.D.), (argo) gen kz;  (A.B.D.), (argo) korkak, dlek;  (A.B.D.), (argo), out (ile) korkudan ekinmek. chicken feed (argo) bozuk para, az para. chicken-hearted  korkak. chicken pox suiei.
 nohut, (bot.) Cicer arietinum roasted chickpea leblebi.
 ku otu, sankula, (bot.) Cerastium arvense.
 hindiba, frenk salatas, gneik, (bot.) Cichorium intybus.
 (chid veya chided, chidden veya chided) azarlamak, kusur bulmak.
  ef, amir, reis; (argo) patron; (hane.) armann en st ksm;  en yksek rtbede olan; belli bal, ana; bata olan. in chief ba, en yksek mevki. chief justice bayarg. chiefly  balca, en ok.
 kabile reisi; bakan, idareci. chieftaincy, chieftainship  kabile reisi; bakanlk.
  ifon; kadn elbisesi aksesuar;  hafif rplm yumurta ak gibi.
 ifonyer, ekmeceleri olan aynal dolap.
(bak.) chigoe.
 topuz, san arkada toplanmas.
 Bat Hint adalar, Amerika ve Afrika'da grlen ve diisi hayvan veya insan etine gmlen bir cins pire.
 (gen.), (o.), (tb.) souk ve rutubetten el ve ayaklarda hsl olan kzarklk ve ilik; mayasl.
 (o.) -children) bebek, ocuk; ocuksu kimse; kz veya erkek evlt. childbed  kadnn doum yapma hali. childbirth  doum. child labor ocuklarn altrlmas. child' play kolay i. adopted child evlt edinilmi ocuk, evltlk. with child hamile.
 isa'nn doumundan  gn sonra kltan geirilen masum ocuklar yortusu, 28 Aralk.
 ocukluk devresi. second childhood yallk devresindeki ocukluk hali.
 ocuksu, ocuumsu; sama. childishly  ocuka. childishness  ocuksuluk.
 ocuksuz, ocuu olmayan. childlessness  ocuksuzluk.
 ocuk ruhlu, masum, iten, samimi.
(bak.) child.
 ili.
 krmz biber, (bot.) Capsicum frutescens. chili con carne kyma, krmz biber ve kuru fasulyeden yaplm bir yemek. chili sauce biberli domates sosu.
 bin; bin yllk devre
 (ilah) isa'nn yeryyznde bin yl hkm srecei doktrini.
 mek, rpermek; (mad.) donmak, sertlemek; tmek; soutmak (arap); midini krmak. chillingly  tc bir ekilde. chillriess  souk; souk davran.
  souk; titreme, me, rperme; souk davran; souk dkm kalb;  tc; souk. take the chill off Itmak. chill-cast  souk kalba dklm. chiller  soutucu; korkun hikye.
  serin, souk, tc; soua kar hassas;  souk bir ekilde. chillily  souk bir ekilde. chilliness  souk; souk davran.
 ahenkle almak (an); ark syler gibi konumak; harmonize etmek, uygunluk salamak; ahenkli ses karmak. chime in uymak; sz kesip konumaya katlmak.
 ahenkli zil veya an sesi;(mz.) madeni borulardan meydana gelen bir alg; mzik, melodi; akort, ahenk.
 fnn iki ucundaki evli kenar.
 azndan ate pskren mitolojik bir canavar; ssleme sanatnda kullanlan canavar figr; vehim, kuruntu, kabus.
 hayali, gerek olmayan. chimerically  hayali olarak.
 baca; lamba isesi; krater, yanarda az. chimney corner ocak ba. chimney damper baca srgs. chimney piece mine tablas. chimney pot baca klh. chimney sweep baca temizleyicisi.
 empanze.
  ene;  jimnastikte eneyi ubuun hizasna getirmek; (k.dili.) konumak; (k.dili.)  ene hizasna kaldrmak, boynunun arasna sktrmak (keman)
 in. People' Republic of China in Halk Cumhuriyeti. Republic of China Tayvan. China aster pat iei, meydan gzeli. Chinaman  (asa) inli.
 porselen, seramik, ini. chinaware  porselen, anak mlek. china closet tabak dolab.
 tespihaac.
 in dndaki byk ehirlerde inlilerin oturduu semt.
 tahtakurusu.
 sincaba benzer bir Gney Amerika hayvan; bu hayvann ok deerli olan krk, inilla; kaln ve tyl paltoluk kuma.
 bomaca.
 omurga kemii, belkemii; srttan karlan et.
  ince; in'de konuulan dillerden herhangi biri; inli;  ine, inlilere veya ince'ye ait. Chinese calendar. (bak.) calendar. Chinese lantern (plant) eytan feneri, (bot.) Physalis alkekengi. Chinese puzzle inlilerin yapt kark bir bulmaca; zlmesi zor problem. Chinese Wall in seddi.
( (A.B.D.), (argo), (asa) inli.
  yark, atlak; (argo) temiz para, nakit para; madeni ses;  yarklar doldurmak; angrdamak, angrdatmak.
 Amerika'da esen scak, kuru bir rzgr.
 basma, perdelik kreton.
( ABD), (k.dili.) adi, iyi olmayan.
 Sakz adas.
 yonga, entik; ince dilim halinde kesilmi yiyecek; (o.),) (ing) patates kzartmas; (iskambil) fi; kk kymetli ta paras; nemsiz bir ey; lezzetsiz kuru yiyecek; kurumu tezek paras; sepet rclnde kullanlan hasr. a chip off the old block hareket ve konumasnda ailesine benzeyen kimse. a chip on one' shoulder kavgaya hazr olu, fkesi burnunun ucunda olma. in the chips (argo) zengin.
 yontmak, entmek, budamak, ekil vermek; (iskambil) file oyuna girmek; cvldamak (ku) chip in (k.dili) itirak etmek; sz kesmek. chipped beef ince dilinmi kuru sr eti.
 st izgili birka eit ufak sincap.
 18. yzylda yaam olan bir ingiliz marangozu; bu marangozun stilinde yaplm mobilya.
 (ABD), (k.dili.) canl, neeli; k, iyi giyinmi.
(),(argo) arasra uyuturucu il ime.
 sere; ufak sincap; (argo) orospu kz.
 (huk.) kendi el yazsyla yazlm vesika. chirog-rapher  el yazs ile yazan veya bunun zerinde allan kimse, hattat. chirography  el yazs.
 el fal.
 ayak bakm mtehasss.
 ayak bakm, nasr gibi basit ayak rahatszlklarn tedavisi.
 masajla tedavi usl, omurga masaj ile tedavi. chi'ropractor  masajla tedavi eden kimse.
 (o.), (zool.) uan memeliler; yarasalar.
  cvldar gibi ses karmak, cvldamak; cvldar gibi konumak;  cvlt. chirpy  cvltl, neeli.
  (ekirge, austosbcei gibi) tiz ses karmak; bu ekilde tmek;  ekirge ve benzeri hayvanlarn t.
  nee ile cvldamak, cvltl sesler karmak;  cvlt.
 (eski) cerrahlk. chirurgic, chirurgical  (eski) cerrahi.
  keski, kalem;  kalemle kesmek; (argo) aldatmak, hile ile elde etmek; keski ile almak. chiseled  keski ile ekil verilmi; gzel bir ekil verilmi; keskin hatl.
 yiyecek iecek masraflar iin denen para makbuzu; (ing) not, mektup; ocuk, delimen ve tecrbesiz kz.
 Iaf, havadan sudan konuma; dedikodu.
 kitin. chitinous  kitinli.
 (o.) hayvan barsa, bumbar.
 valye gibi, nazik, cmert, cesur. chivalrously  valyelere has bir ekilde. chivalrousness  valye gibi olu.
 valyelik; cmertlik; cesaret; valyelik rgt; valyeler; valyelik makam.
(bak.) charivari.
 yemee tat vermek iin kullanlan Frenk soan, (bot.) Allium schoenoprasum.
(bak.) chevy.
 eski Yunan erkeklerinin giydii ksa pelerin.
 (kim) kloralhidrat.
 (kim) klorik asit tuzu. chlorate of zinc lehim suyu.
(kim) klorik asit.
 klorid. chloride of lime kalsiyum klorid.
 klorlamak.
 (kim) klor.
  (kim) kloroform; karnca ya;  kloroformla uyutmak.
 (bot.) klorofil.
 (bot.) iinde klorofil bulunan protoplazma, kloroplast.
 (bot.) kloroz, sarcalk; (tb.) gen kzlarda demir eksikliinden meydana gelen kanszlk.
(kim) klorz asit.
 takozla desteklemek, destek koymak; (den) kzaa ekmek. chock-block  palanga makaralar birbirine kavumu; dopdolu; skk.
 odun paras, takoz; (den) yomalk byk kurt az; kzak.
 dopdolu.
  ikolata; koyu kahverengi;  ikolatal, ikolata ile yaplm; ikolata renginde.
 sekin, gzide; mkemmel, stn. choicely  sekin bir ekilde. choiceness  sekin olu.
 seme, ayrma; tercih hakk, seim hakk; seilmi kii veya ey, tercih; dierlerine tercih edilen ey; k, ihtimal. by choice tercihli.Take your choice istediinizi alnz. seiniz.
  kilise korosu, koro; kilisede koroya mahsus yer;  koroda ark sylemek. choir loft kilise balkonunda koro yeri.
 boma, tkama, azn kapatma; (oto.) ksc, boucu.
 bomak, nefesini kesmek, tkamak; nn kesmek, bomak (mnakaa, sz); bastrmak, bask altnda tutmak; boulmak, nefesi kesilmek. choke back, choke down, choke off tutmak, durdurmak; yutmak; menetmek. choke up tkanmak; heyecandan konuamamak.
 yabani ac kiraz, (bot.) Prunus virginiana.
 maden ocann iindeki oksijeni az ve karbondioksiti fazla olan ksrtc hava, boucu gaz.
 boan ey veya kimse; (k.dili.) boyuna smsk taklan gerdanlk; dik yaka.
  boucu;  (ing), (k.dili.) hapishane.
 fke, kzgnlk, asabiyet; (eski), (biyol.) safra. choleric  abuk kzan.
 kolera.
 kolesterol, safraya.
 (anat.) kkrdak gibi.
 (chose, chosen) semek, ayrmak, tercih etmek, arzu etmek, istemek; tercih yapmak. cannot choose but mecburdur. chooser  seen kimse.
 (k.dili) mklpesent, zor memnun edilebilen.
  az, ene; ani srma;  az ile yakalamak; birdenbire sylemek.
  Hindistan'da mhr, mhrl imtiyaz;  birinci kalitede.
 (-ped, -ping) balta ile paralara ayrmak; paralamak; birdenbire ve iddetle hareket etmek; birdenbire yn deitirmek (rzgar) chop up kymak, doramak; (odun) yarmak.
 kesme ii, kesici darbe; pirzola; yark, atlak.
in lokantalarnda yenen sebzeli et, pili gibi trl yemei.
 pirzola servisi yapan lokanta; in'de gmrk binas.
 ksa sapl balta, satr; elektrik akmn kesen alet; (argo) helikopter.
 kesi, vuru. chopping block ktk.
 deiken, yn deitiren (ruzgr); rpntl (deniz, su)
 inlilerin yemek yemek iin ift olarak kullandklar ubuk.
 (o.) -gi) eski Yunan korolarnn efi; herhangi bir festivalin idarecisi.choragic  koro efiyle ilgili veya ona ait.
 koro ile ilgili; bir koro tarafndan sylenmi; koro iin yazlm.
 ilhi beste, koral.
 alg teli; his, duygu; (geom.) kiri; (mz.) bir arada alnan ahenkli birka eit nota, akort. dominant chord esas gamn beinci notas olan akort; sol ile ahenkli akort. spinal chord. (bak.) cord chord of an arc yay kirii.
 omurgal hayvan.
 (ABD) kk bir i; (o.) bir evin veya iftliin gnlk ileri; g ve zevksiz bir i.
 (tb.) kore hastal, yzde, kollarda ve bacaklarda tikler meydana getiren bir ocuk hastal.
 koreograf, bale direktr.
 koreografi, bale eserleri yazma sanat; bale sanat.
 (siir) drt heceli bir I.
 koroya ait, koro iin.
 (anat.), ceninin d zar,koryon.
 (anat.) ceninin d zar, koryon.
 koro yesi; kilise korosunda ark syleyen erkek ocuk; koro efi.
 bir blgenin haritasn karma ve arazi karakterini inceleme iimi. chorographer  haritac. chorograph'ical  haritaclkla ilgili veya ona ait. chorograph-ically  haritaclkla ilgili olarak.
  (anat.) gzn damar tabakasnn arka paras;  buna benzer.
(nek) renk, renkli.
  kkrdamak, kahkahalar zaptetmek;  kkrdama.
  koro, koro paras; bir arknn koro ksm; koro ekibi;  koro halinde ark sylemek veya konumak. chorus girl kabare kz. in chorus hep beraber, hep bir azdan.
(bak.) choose.
 (Fr.), (huk.) ey, mal, ahsi eya veya mal. chose in action alacak. chose in possession malikin elinde bulunan menkul eya.
(bak.) choose:  seilmi olan, tercihli; (ilah) cennete gitmek zere seilmi olan.
 krmz gagal da kargas, kzlca karga, (zool.) Pyrrhocorax pyrrhocorax.
  (eski) aldatmak, hile yapmak, dolandrmak:  hile, oyun.
 kahverengi veya siyah tyl, siyah dilli ,in kpei; (ABD), (argo) yiyecek.
kzartlm erite ile servis yapllan inlilere ait trl yemei.
 hardalla yaplan kark turu.
 balkl sebze orbas.
 yabanc bir dilden seilmi okuma paralar.
 (kil) kutsal mesh ya.
 (eski) vaftiz srasnda ocua giydirilen beyaz elbise.
 mesih, isa. Christlike  isa gibi. Christ' thorn kaba diken, (bot.) Rhamnus palurius.
 vaftiz etmek; vaftiz ederken isim koymak: isim koymak ve ithaf etmek; (k.dili) ilk olarak kullanmak. christening  vaftiz.
 Hristiyan alemi; Hristiyanlar.
  Hristiyan, isa peygambere inanan; (k.dili) saygdeer, drst; insani, merhametli;  Hristiyan olan kimse, hayatnda isa'nn yolunu takip eden kimse; temiz ahlakl kimse. Christian era Mildt tarih. Christian name vaftizde verilen ad. Christian Science hastaln yalnz insann kafasmda mevcut olduuna inanan bir mezhep.
 Hristiyanlk; Hristiyan dini.
 Noel, isa'nn doumu yortusu (25 aralk) christmas eve noel arifesi. chrstmas rose kara pleme, (bot.) helleborus niger. chrstmas tree noel aac.
 renk berrakl.
 renkler ilmi.
 renklerle ilgili; (mz.) kromatik, seslerin yarmar ton ara ile birbirlerini takip etmeleri ile ilgili. choromatic scale (mz.) kromatik gam. choromatically  kromatik olarak.
 kromatin.
 kromatografi, renkli fotoraf.
 kromatofor.
 krom. chrome green krom yeili. chrome steel kromlu elik.
 (kim) kromdan veya krom ile ilgili.
 (kim) krom.
 renkli ta basma.
 renkli madde ncs, kromojen.
 (biyol.) kromoplast.
 (biyol.) kromozom.
 (astr.) kromosfer, renkkre.
(ks.) ehronological, ehronology.
 (tb.) kronaksi.
  tarih, kayt, vakayiname, gnlem;  kaydetmek, tarihe geirmek. chronicler  tarihe kaydeden kimse.
 mzmin, kronik, sreen. chronically  mzmin bir ekilde.
 tarih. ebced hesabyla tarih.
 olaylarn tam olu ann tespit eden alet; ok ksa zaman blmlerini Ien alet. chronograph-ic  bu alet ile ilgili.
 kronolojik tarih srasna gre dzenlenmi. ehronologically  tarih srasna gre.
 kronoloji, olaylan tarih srasna gre dzenleme ilmi.
 kronometre.
 vakti tam olarak Ime ilmi.
 krizalit, bcein kelebek olmadan evvel koza iinde veya dmdaki hali.
 kasmpat, krizantem. corn chrysanthemum sar pat, (bot.) Chrysanthemum segetum.
 altn ve fildiinden yaplm.
 sar veya yeil renkte olan ve bazen de kuyumculukta kullanlan bir mineral.
 zebercet, sar yakut.
 bir eit yeilimsi kuvars ta.
 (mit) Iler diyarnn ilhlar ve ruhlarna ait.
 (zool.) sazan cinsinden birka eit balk, kefal.
 tombul, dolgun.
 srn boynu ile krek kemii arasmdaki ksm; takoz olarak kullanlan odun veya kalas; da san; (mak.) torna balama aynas. drill chuck matkap aynas, burgu aynas. chuck wagon iinde kovboylara yemek hazrlanan araba.
  enesini okamak; atmak; (k.dili.) pe atmak; (argo) istifa etmek;  okama; ksa bir mesafeye frlatma; (ing), (k.dili.) ekerim. chuck out (k.dili.) atmak, pe atmak; yaka paa. kap dar etmek.
 (Ieh) yoldaki amur cukuru.
  kkr kkr glmek, kendi kendine glmek;  kkrdama; anne tavuun civcivlerini armak iin kard ses. chuckler  kkrdayan kimse.
 (k.dili) budala kimse, kaln kafal kimse. chuckleheaded  kaln kafal. chuckleheadedness  kaln kafallk.
  bir makinann ilerken kard egzoz sesi;  bu sesi karmak; bu sesi ,kararak yrmek.
 polo oyununun devrelerinden biri
 yem olarak kullanlan yal balk paralar.
  (-med -ming) yakn arkada, samimi dost; yatl okulda oda arkada;  yakn dost olmak; ayn oday paylamak. chummy  (k.dili.) samimi.
 inemek.
 (k.dili.) kaln kafal kimse, budala kimse; ktk, takoz; (argo) kafa, kelle. off one's chump (ing), (argo) akln karm. chumpish  budala.
 kle, yn, topak; (k.dili.) kuvvetli ve tknaz adam; bodur ve gl at veya baka hayvan. chunky  bodur, tknaz; topak topak, kle halinde. chunkiness  bodurluk.
 kilise; kilise ayini; herhangi bir Hristiyan mezhebi; cemaat; din adaml; dinsel rgt. church'goer  kiliseye muntazam giden kimse. church'(man.)  kilise azas. church'warden  kilise mtevellisi. church'yard  kilise bahesi ve mezarlk.
 kiliseye getirmek; kilise disiplinine tabi tutmak; kilisede kran duas etmek (bilhassa doumdan sonra kadnlar)
 tamahkar kimse, hasis kimse, cimri adam; kyl; kaba adam. churlish  kaba, vahi; tamahkar, cimri; ilenmesi zor (toprak) churlishly  kaba bir ekilde. churlishness  kabalk.
  yayk, yaya benzer herhangi bir alet; st kab;  tereya yapmak iin st dvmek, alkamak; devaml olarak dvmek, kartrmak. churning  alkama.
 uarken kuun kard kanat sesi, prr; (bak.) chirr.
 aknt, alayan; kanal, oluk; elale; dar boaz eklinde al; parat.
 bir eit Dou Hindistan turusu.
 (ABD), (argo) cret, kstahlk.
 Cuva Cumhuriyeti.
 (biyol.) kils, barsaklarda bulunan beyaz bir sv.
 (biyol.) kims, midede yar hazmedilmi halde bulunan yiyecekler. chymous  kimsle ilgili veya onun gibi.
 (Fr.) sabk, eski.
(kIs) Central Intelligence Agency.
 (o.)-ria), (mim.), byk kiliselerde mihrabn stne ekilen sayvan; Katolik kilisesinde iine takdis edilmi ekmek konan kap.
 austosbcei, (zool.) Cicadis.
 yarann stn kapatan yeni zar, sikatris: (bot.) den bir yaprak veya tohumun brakt iz.
 kabuk balamak, kapanmak, onmak (yara); kapatmak. cicatriza'tion  kabuk balama.
 gzel kokusu iin yetitirilen maydanoz familyasndan bir bitki, (bot.) Myrrhis odorata.
 turist rehberi, tercman.
 (bot.) hindibaya benzeyen it (o.) -bei) evli.
 bir kadnn .
 11. yzylda yaam Ispanyol destan kahraman, Sid.
 elma suyu, elma arab. cider press elma cenderesi.
(kIs) cost, insurance and freight sif, (bak.) cost.
 puro.
 (sig.)ara.
 (o.), (tek -ium) kirpikler; (zool.) tek hcreli hayvanlarda grulen ve hareketi salayan ksa tyler; (bot.) kk klms uzuvlar, silia.
 (biyol.) kirpiksi.
 (biyol.) kirpikli. cilia'tion  kirpikli olu.
 yapadan dokunmu kuma; bu kumatan yaplm gmlek.
 Kilikya, Adana civarnn Romallar devrindeki ismi. Cilician Gates Klek Boaz, Glek Boaz.
 (o.) cimices), (sim-siz) bit.
 Homer'in destanlarnda ad geen ve karanlkta yaadklar sylenen bir batl rk ile ilgili; kasvetli, i kapayc.
  at kolan; (k.dili.) skca tutma, kavrama; (argo) kolay ve emin sey;  kolan takmak, kolan kasmak; (argo) salam kaza balamak.
 knakna aac. cinchona bark knakna aac kabuu.
  kemer kuak; evre hududu;  etrafn evirmek, ihata etmek, kuak dolamak.
 cruf, yanm kmr art; kl; (o.), (jeol.) para eklinde lav. cindery  curuf gibi veya onunla ilgili. cinder block curuf briketi, kl kapa.
 Sinderella; gzellii ve deeri anlalmam kz.
 sinema, sinema dnyas.
 Sinemaskop.
 sinema makinas; filim oynatma makinas, filim ekme makinas. cinematog'rapher  filim eken kimse. cinematograph'ic  sinema makinasyla ilgili veya ona ait. cinematography  filim ekme sanat.
 bileikgillere ait bir bitki, (bot.) Senecio cruentus.
 (o.) -raria) yaklan lnn kllerinin muhafaza edildii yer.
 kl haline gelmi: kl gibi; kll; kl rengi, grimsi.
 (o.) -Ia), (anat.), (zool.) kuak, kuak gibi olan ksm.
 (min.) zincifre, sulen.
 tarn, tarn aac.
 iskambilde beli; zarda be, penc.
13 yzylda ingiltere'nin deniz savunmasna yardm etmelerine karlk kendilerine baz haklar tannan Gneydou ingiltere'deki be liman.
 italyada 16. yzyl; 16. yzyl italyan sanat ve edebiyat.
 beparmak otu, (bot.) Potentilla reptans; (mim.) sslemede kullanlan bu otun ekline benzeyen bir motif.
 sfr; nemsiz ey veya kimse; ifre; ifre halindeki yaz; ifre anahtar; monogram, arma. in cipher sifreli.
 hesap yapmak, aritmetikte saylar kullanmak; ifreli olarak yazmak; devamll ses karmak (org borusu gibi)
 yeilli beyazl hareleri olan mermer.
(edat.),  (ks.) ca.,c veya c) dolaylarnda, takriben, aa yukar.
 erkezistan.
  erkezce; erkez;  erkezlerle veya erkezce ile ilgili.
 Homer'in ''Odise"sinde sihirli bir icki ile erkekleri domuz sekline sokan buyc kadn; tehlikeli buyuc kadn Circean  bycu kadn gibi veya ona ait.
 halka eklinde; (bot.) filizlerinin ucu kvrlan.
 daire ember, halka; bu ekildeki herhangi bir cisim; ring, meydan; etki sahas; devir: hale; muhit, grup; (cor.) paralel dairesi; (astr.) gk cisimlerinin yrngesi; gk cisimlerinin kendi etraflarnda dnmeleri. great circle (cor.) byk daire. inner circle merkezi grup.vicious circle fasit daire.
 etrafn evirmek, kuatmak; etrafnda dolamak; devretmek, dnmek.
 kk daire, halkack; daire eklinde olan ba ss, ta.
 devretmek, dolamak; turneye kmak.
 daire; ring seferi bir yerden kalkp gene ayn noktaya dnme; turne; gezici hkim veya papazn yapt mutat seyahatler; gezici hakim veya papazlar; (elek) devre. circuit breaker devre kesici anahtar. circuit court ehirden ehre giden mahkeme. circuit judge gezici hkim. circuit rider atla dolaan gezici vaiz. closed circuit kapal devre. short circuit kontak, ksa devre.
 dolayl, dolambal. circuitously  dolayl olarak. circuitousness  dolayllk. circuity  dolayl olu.
  daireye ait, daire eklinde, yuvarlak; bir daire iinde hareket eden; dolayl, dolambal; belirli bir muhit ile ilgili;  sirkler tamim genelge. circuIarly  dairevi olarak. circular measure daire ols. circular saw daire testere.
 sirkler yollamak: sirkler halinde kaleme almak. circulariza'tion  sirkler yollama. circularizer  sirkler yollayan kimse.
 deveran etmek dolamak, ceveln etmek; datmak, elden ele geirmek: dolatrmak.
  devir deveran dolam;  devreden, dolaan. circulating library darya kitap veren ktphane.
 devir, deveran, dolam cereyan; kan dolam; tedavl, piyasadaki para miktan; kitap verme; datm miktar, tiraj.
 devir ettirici.
 dolama ait: kan dolamna ait.
 etrafn eviren, kuatan, ihata e(den.)
 etrafm dolamak; tavaf etmek. circumambula'tion  etrafn dolama. circumam'bulatory  etrafn dolaan.
 , (aka) dolambal yol; bo laf etme dolayl bir ekilde meramn anlatma.
 snnet etmek.
 snnet. the Circumcision 1 Ocak'ta kutlanan dini bir bayram.
 daire evresi. circumferen'tial  daire evresine ait veya onunla ilgili.
   uzatma iareti;  uzatma iareti ile ilgili; eri, arpk;  etrafna dolamak; uzatarak telaffuz etmek.
 birbirinin etrafnda akan; etraf su ile evrilmi.
 etrafna dkmek (su); etrafn bir sv ile evirmek. circumfu'sion  etrafna dkme.
 civarda olan, etraftaki.
 dolambal yoldan konuma, gereksiz kelimeler kullanma; dolambal sz veya deyim. circumlocutory  dolambacl sz gibi.
 denizden etrafn dolamak. circumnaviga'tion  denizden etrafn dolama. circumnavigator  denizden etrafn dolaan kimse. circumnutate.
 kutuplarn etrafnda olan, dolaykutupsal.
 etrafna izgi izmek, daire iine almak; snrlamak; emberlemek; (geom.) bir eklin etrafna dier bir ekil izmek.
 etrafn izme, daire iine alma; evreleme;snrlama, tahdit; para veya mhr zerinde bulunan daire eklindeki yaz; snr izgisi; mntka, blge.
 gnein etrafnda olan veya dnen.
 dikkatli ihtiyatl, tedbirli. circumspec'tive  dikkatli. cir'cumspect'ly  dikkatle. circumspec'tion  dikkatlilik.
 hal, durum, keyfiyet, art, vaziyet; vaka, olay; teferruat, ayrnt. Circumstances aIter the case Olaylar kararlar deitirir. under no circumstances hi bir surette. under the circumstances bu artlar altnda. pomp and circumstance debdebe ve tantana.
 durumla ilgili; teferruata dair, ikinci derecede nemi olan; ayrntl, mufassal. circumstantial evidence ikinci derecede deliller. circumstantially  durumla ilgili olarak. circumstantially  durumla ilgili oiu.
 tafsilatl olarak izah etmek; delil ileri srerek desteklemek.
  etrafna siper ekili, etraf evrili;  etrafna siper ekmek.
 tuzaa drmek; hile ile nne gemek, atlatmak; etrafn dolamak. circumventer circumventor  tuzaa dren kimse; atlatan kimse. circumvention  tuzaa drme; atlatma. circumventive  tuzaa drc; atlatc.
 dnmek, deveran etmek, dolamak. circumvolu'tion  bir merkez etrafnda dn.
 sirk; sirk gsterileri: sirk pisti; arena; (ing) meydan; gsteri, numara.
 daire eklindeki alan; etraf dalarla evrili kk ova.
 (tb.) siroz. cirrhotic  sirozla ilgili, siroza ait.
 (zool.) muhtelif cisimlere yaparak denizde yaayan kabuklu bir hayvan; kvrkbacaklar familyasndan bir hayvan.
 (o.) -ri) (meteor.) sirrus, saakbulut; (zool.) slk; (bot.) filize benzer srgn.
(nek) bu tarafta.
 Alp dalarnn gneyinde bulunan.
 Atlantik Okyanusunun bu tarafnda olan.
 Po nehrinin gneyinde bulunan.
  (geom.) sarmak erisi, sisoid;  bu eit eri iinde bulunan.
 (mim.) tarih ncesi devirlere ait ta veya aa lahit; kutsal aralara mahsus sandk.
 sarn, mahzen, su deposu; (anat.) vcutta herhangi bir svnn topland kese.
(ks.) citation, cited citizen.
 hisar, kale; harp gemisinde zrhl blme.
 bir eserden bir dierine aktarma, iktibas; aktanlan blm; celp, mahkemeye ar; celp kad; kahramanIlndan dolay bir asker veya taburun gnlk emirde zikredilmesi. ci'tatory  aktarma ile ilgili.
 delil olarak iktibas etmek, bir eserden bir blm aktarmak; mahkemeye celbetmek; armak, davet etmek; bahsetmek, zikretmek, hatra getirmek; (ask.) kahramanln gnlk emirde zikretmek. citeable  aktarlabilir.
 eski zamanlarda kullanlan bir eit kitara.
 bir ehri veya ehirleri kapsayan; ehir haline konmu; ehir gibi meydana getirilmi. citified  ehir hayatna uymu.
 vatanda, teba; hemeri; ehirli kimse; sivil kimse. citizenry  btn vatandalar. citizenship  vatandalk, tabiiyet. native citizen bir devletin uyruu olarak domu vatanda. naturalized citizen bir devletin uyruuna sonradan giren kimse.
 (kim) asit sitrik tuzu.
 sitrik.
(kim) asit sitrik.
  ak sar, limon sars; sar renkli bir kuvars ta.
 aakavunu; aakavunu aac, (bot.) Citrus medica; aakavunu kabuunun reeli veya ekerlemesi.
 merhem, sabun ve parfm yaplmnda kullanllan ve kokulu bir ottan karlan ya.
 turungiller familyasma ait. citrus fruit turungillerden herhangi bir meyva.
(bak.) cithara.
 ehir, kent, byk kasaba; ehir halk. city block kesien sokaklarla ayrlan arsa. cityreds ehirde bym. city dump plk. city editor gazetede mahalli muhabirleri idare eden mdr. city father ehri yneten kimse. city manager belediye baskan. clty planner ehir mimar. citystate  ehir devleti, site Eternal City Roma. Holy City Kuds.
 bir eit misk; misk kedisi. civet cat misk kedisi.
 ehre ait, belediye ile ilgili; yurttalk ile ilgili. civic center hkmet binalar, mahkeme, ktphane veya galerinin bulunduu ehrin merkezi.
 yurt bilgisi, yurttalk bilgisi.
 vatandaslarla ilgili; hkmete ait, milli; sivil; ferdt, bireysel; vatandalk icaplanndan; medeni, uygar; nazik, kibar. civil death manevi lm. civil defense sivil savunma. civil disobedience yurttan haksz bulduu bir kanuna kar itaatsizlik gsterisinde bulunmas. civil engineering inaat mhendisligi. civil law medeni (huk.)uk; Roma (huk.)uku. civil liberty insan haklar civil marriage medeni nikah. civil rights vatandallk haklan. civil service devlet hizmeti. civil war i sava.
 sivil kimse; Roma veya medeni (huk.)uk rencisi veya bilgini.
 nezaket, kibarllk, terbiye; kibar sz veya hareket.
 medeniyet, uygarlk.
 medeniletirmek, uygar seviyeye karmak;aydnlatmak. civiliz'able uygarlatrlabilir. civilizer  uygarlatran kimse.
 medeni, uygar; kibar, nazik, ince.
 iyi vatanda olma.
 (k.dili.) sivil elbise.
  aklama; grleme; patlama; tokat; ant bir vuru veya hareket; alk; (argo) belsoukluu;  tokatlamak, tokat atmak; alklamak, el rpmak; kanat rpmak; yerine koymak, oturtmak; hemen yerine koymak. clap in jail hemen hapse atmak. clap on a fine para cezasna arptrmak.
  kesilip koyulam st;  kesilip koyulamak (st)
  atrdamak, takrdamak; gevezelik etmek, ene almak;  atrt, takrt; gevezelik, patrt. clacker  takrt yapan ey veya kimse.
(bak.) clothe.
 talep, iddia; hak; (sig.)orta poliesi stnden denecek para; maden vb'ni iletmek iin devletin arazisinde hak talep etme. clalm for damages tazminat davas; tazminat talebi. claim jumper ABD bakasnn maden ocan igal edip alan kimse. Iay claim to sahip kmak.
 hak talep etmek, istemek; iddia etmek; sahip kmak. claimable  hak talep edilebilir. claimant  hak talep eden kimse.
 gzle grlmeyen eyleri grme kudreti; basiret; bakalannn zihninden geenleri okuma hassas, gaipten haber verme.
  garipten haber veren, gzle grlmeyen eyleri gren;  bu hassalar haiz kimse.
  tarak, deniz tara, istiridye; (k.dili.) sessiz ve iine kapank kimse;  deniz tara toplamak. clambake  (ABD) deniz tara piirilip yenen bir piknik. clamshell  tarak kabuu; ift eneli kova. clam up (ABD), (argo) sessizlemek.
 mengene.
 grltl; Israrl, yapkan.
  trmanmak, glkle trmanmak; clamberer  el ve ayakla trmanan kimse.
 slak, ya, rutubetli, yapkan, souk. clamminess  slak ve yapkan olu.
  haykrma, feryat, yaygara; grlt;  yaygara ile istemek; yaygara kopararak zorlamak; haykrmak, feryat etmek.
 grltl, patrtl; yaygarac, irret. clamorously  grltyle.
  mengene, kska, kenet; kelepe, krampon;  mengene ile sktrmak, kasmak, germek, bastrmak, tespit etmek. clamp coupling kenetli kavrama, skma, kavrama. clamp screw skma vidas. clamp down on daha titiz olmak; menetmek.
 klan; kabile; grup, parti, zmre.
 gizli, mahrem, el altndan. clandestinely  gizlice. clandestineness  gizlilik.
  akrt, nlama, madenl ses; grlt;  grltl ses karmak. clangorous  grltl ses karan. clangorously  grltyle, nlayarak.
  madeni ses;  bu sesi karmak; bu sesi karttrmak.
 tanmadklar ile iyi geinemeyen; klanvari; bir klamn ahalisi gibi ancak birbiriyle mnasebet kuran. clannishness  kendi aralannda grup kurarak bakalanyla konumama eilimi.
 nlamak; yksek sesle almak; yksek sesle aldrmak.
 (o.) -men) klana mensup kimse.
  (ABD) inaatlarda kullanlan d kaplama tahtas;  bu tahtalar ile kaplamak.
 an dili; alklayc ey veya kimse; (argo) dil.
 (eski ve (leh.) trmalamak; kfretmek, svmek.
 gze girmek iin yaplan sahte iltifat; yaclk; yapmackl szler sarfetme.
 tiyatroda alklamak iin tutulmu kimseler; karlar olduu iin alklayan kimseler.
 n ksm cam olan drt kiilik ve drt tekerlekli st kapal at arabas.
 (matb.) kaln bir eit matbaa harfi.
 krmz Bordo arab; ayn tipte dier araplar; koyu morumsu krmz.
 aydnlatma, aklama, vuzuha kavuturma.
 aydnlatmak, aklamak, tasfiye etmek; aydnlanmak, almak, izah edilmek.
 (mz.) klarnet. clarinetist  klarneti.
  ak, temiz, vazh; (mz.) boru, zurna; (iir) bu algnn sesi.
 aklk, vuzuh, berraklk.
 (bot.) adaay. meadow clary ylan kk, (bot.) Salvia pratensis.
  grltl bir ses karmak; angr ungur arpmak; fikir ayrl olmak, uyuamamak; hzla arpmak, bindirmek; bir arpma nedeniyle ses karmak;  arpma neticesinde kan ses; arpsma, toslama; fikir uyumazl; ihtilaf. clash with ile mnakaa etmek.
  toka, kopa; kucaklama, kavrama, skma;  toka veya kopa ile tutturmak; toka koymak; kavramak, skca tutmak. clasp knife byk ak, sustal bak.
 (bot.), filiz; (zool.) diiyi tutmak iin erkek balk veya bcekte bulunan uzuv.
  snf, tabaka, zmre; kast; eit, tr; takm, grup; ders; bir okulda ayn ylda mezun olacak toplam; (argo) mkemmellik, stnlk; mevki (tren); (ask.) kura; (zool.), (bot.) snf;  snflara ayrmak, tasnif etmek; yerine oturtmak; bir snf veya zmrede yer almak. class consciousness mensup olunan sosyal snfn zellik, birlik ve isteklerinin farknda olma. class day (ABD) sene sonunda mezun olan snfn kutlad bir gn. class struggle snf mcadelesi. first class birinci snf; birinci mevki. Iower class aa tabaka. middle class orta tabaka. the classes yksek tabakalar. tourist class turist mevkii, ikinci mevki.
(ks.) classic classification classify.
  klasik, zellikle sanat ve edebiyatta eski Yunan ve Roma tarznda; rnek tekil edecek ekilde olan; belirli sanat ve bilim kurallarna uygun; edebi ve tarihi deeri olan;  klasik eser; klasik eserler vermi olan yazar; klasikleri iyi bilen kimse; klasik metotlara uyan kimse. the classics eski Yunan ve Latin edebiyat eserleri.
 klasik, klasik deerde olan; klasik Ilere uygun; mkemmel, aheser. classical'ity  klasiklik classically  klasik olarak, eski usullere gre.
 klasisizm, klasiklere tabi olma veya uyma; klasik ekil veya deyim; klasik renim.
 klasik slup taraftan; klasik sanat veya edebiyat bilgini.
 klasik hale koymak; klasikletirmek.
 snflara ayrmak, tasnif etmek. classifiable  snflandrlabilir. classifica'tion  snflama; snf. classified advertisements kk ilnlar.
 snf arkada.
 snf, dershane.
 (argo) harikulade; sosyetik; k, kibar.
 krlr, paralanr; paralardan teekkl etmi.
  takrdatmak, atrdatmak; yksek sesle konumak, gevezelik etmek; takrdamak, ses karmak;  patrt takrt, ses, grlt; grltl konuma; bo laf; dedikodu.
 topallama.
 madde, (anlama, antlama, kontrat, kanunda) bent, hkm fkra, art; (gram.) cmlecik. clausal  cmlecikle ilgili.
 manastr ile ilgili; manastr gibi.
 (psik.) kapal yerlerde bulunma fobisi, klostrofobi.
 ba kaln omak gibi.
 klavsen.
 (anat.) kprck kemii, klavikula.
 kprck kemii gibi veya onunla ilgili.
 bir alg aletinin tular; daktilo klavyesi; tular olan alg aleti.
 omak eklinde.
  pene, hayvan penesindeki kvnk trnak; peneye benzer bir alet;  yrtmak, trmalamak, pene atmak; kamak. claw hammer domuz trna eki.
 klakson.
 kil, balk, amur toprak; insan vcudunu meydana getiren hamur, insan vcudu. clayey, clayish  killi, kil gibi. clay pigeon kilden yaplm ve havaya frlatlan niangh. potter' clay mlek amuru.
 kl; iki azl isko klc.
 temizlemek, ykamak, antmak; temizlenmek, paklanmak. clean out p boaltmak; (k.dili.) terk etmek; silip suprmek, parasz brakmak. clean up tam temizlemek; (argo) ok para kazanmak; bitirmek; galip gelmek.
 temiz, pak; halis, saf, ar; kusursuz; engelsiz ak; masum, temiz ahlakl; yenebilir (av eti vb); mevzun, Ileri muntazam olan, biimli; mkemmel, fevkalade. clean bill of health sallk raporu; (hastalk olmadn belirten) temiz kd; phe kaldrmazlk. make a clean breast of it btn kabahatleri alklamak. show a clean pair of heels koarak kamak.
 tamamen, btnyle; temiz bir ekilde, temiz olarak. clean gone iz brakmadan gitmi. come clean (argo) itiraf etmek.
 iyi yontulmu, temiz (i); kesin; gze ho grnen.
 sakal by tra olunmu.
 temizleyici; silgi. dry cleaner kuru temizleyici. vacuum cleaner elektrik sprgesi.
  temiz; temizlenmeye veya temiz tutmaya merakl;  (klin'li) temiz bir ekilde, temizce cleanliness  ., (klen'linis) temizlik.
 temizlemek. cleanser  temizleyici; sabun.
 temizlemek; kurtarmak; aydnlla kavuturmak; engeli amak; hesabn temizlemek; borcunu demek; temize karmak; gmrkten ekmek; tahliye etmek; net kar etmek; tahsil etmek (ek vb); temizlenmek; takas odalannda ek vb'ni deitirmek; limana giri veya k izni almak. clear away kaldrp gtrmek; kaybolmak. clear for action harbe hazr etmek, ie koyulmaya hazr etmek. clear off kaldrp temizlemek. clear out ekilip gitmek; defolmak; boaltp temizlemek. clear the air ileri dzeltmek; gerginlii gidermek. clear the decks dier ileri bir tarafa itip belirli bir ie koyulmak. clear the way yol amak. clear up halletmek; aydnlatmak; almak (hava); iyilemek (hastalk)
 ak, aydnlk vazh; parlak, berrak; effaf, saydam; net; kati, kesin; masum, temiz; sakin; ak (arazi vb); hudutsuz; takntsz. clear conscience vicdan rahatll. clear-cut  keskin; ak ve seik. clear evidence ak ve kesin ispatlayc delil.
 aka, ak olarak; tamamen, btnyle.
 zeki bakl, akll. clearheaded  iyi dnen clear-sighted  basiretli. clear title ipotekten ari mlkiyet hakk; salam. tapu in the clear engellerden uzak; phe altnda olmayan. out of the clear birdenbire. steer clear saknmak The coast is clear Meydan botur.
 temizleme; aklk yer; gmrk muayene belgesi, gmrk msaadesi; takas, sayma, hesaplama; geminin liman terketme hakk. cleurance papen geminin liman terketme izni belgeleri.
 temizleme ii; aa karma; aydnlatma; aklk, meydan; takas, kliring. clearinghouse  kliring odas.
 kolalamak, kolalayp tlemek. clearstarcher  kolac.
(bak.) clerestory.
  mesnet takozu, kama, kelepe; (den) ko boynuzu;  takoz vurmak.
 yark; yarlma, atlama; (kim) molekln aynlmas; (k.dili.) gs yangnn dekolte elbiseden grnmesi; (biyol.) hcrenin blnmesi; (jeol.) dilinim.
 yapmak, iltisak etmek; balanmak, sadk olmak.
 (cleft veya cleaved veya clove; cleft veya cleaved veya cloven; (eski) cleave, clave clove) yarmak, blmek, taksim etmek; ayrmak; amak (yol vb); ayrlmak, yarlmak, blnmek; arasmdan gemek. cleavable  yarlabilir.
 satlr, balta.
 (tek) yourtotu, (bot.) Galium aparine.
 uursuz saylan kelimelerden kanma.
 demir topuzlu bir eit golf denei.
 (mz.) anahtar bass. clef fa anahtar. treble clef sol anahtar.
  atlak, yark, ayrk. cleft foot ift trnakl ayak. cleft palate yark damak.
 (bot.) gonca halinde kalan ve bu halde kendi kendine dllenen.
 yaban asmas, akasma, meryemana asmas. filbahar, filbahri, (bot.) Clematis.
 merhamet efkat; msamaha, hogr; yumuak ballk; mlayimlik.
 merhametli, efkatli; yumuak bal; yumuak ve latif (hava)
  (yumruunu, dilerini) skmak; skca yakalamak, kavramak;  skma, kavrama; mandal.
 (cleped veya clept, ycleped veya yclept), (eski) adlandrmak.
 (o.) -dras -drae) (eski) bir eit su veya civa saati.
(bak.) kleptomania.
 (mim.) bir bina, kilise, vagon vb'nin pencereli st ksm.
 ruhban snf, rahipler zmresi; Hristiyan din adamlar snf. benefit of clergay papazlann dokunulmazl.
 (o.) -men) rahip, papaz, vaiz, ruhban snfna dahil olan kimse.
  rahip, papaz, vaiz;  (bak.), clerical.
  katip veya yazcya ait; daire iiyle alkal, krtasiyecilikle ilgili; kilisenin politikada yeri olmasn savunan; ruhban snfna dahil;  rahip, papaz, vaiz; (o.) papaz kyafeti; kilisenin hkmetteki nfusunu artrmay savunan kimse. clerically  politikada kilisenin yerini savunarak.
 politikada kilisenin nfsu; bu nfsu destekleme; kilise mevzuat, kilise yararlar.
  katip, yazc; (ABD) tezgahtar, satc;  katiplik yapmak; tezgahtarlk yapmak. clerk of the court zabt katibi. parish clerk (ing) kilise katibi. clerkship  katiplik.
 akll; zeki; becerikli; kabiliyetli. cleverhl  aklca, zekice. cleverness  akllk; beceriklilik.
 kenet demiri.
  yumak; (mit.) ipucu olarak sklen yumak; ipucu; (den.) yelkenin uskuta yakas;  yumak yapmak, sarmak; bir ipucu vastaslyla yol gstermek; (den.) yelkeni yukan serene veya diree hisa etmek clew line kuntra uskuta not have a clew hiC bir fikri olmamak, elinde ipucu bulunmamak.
 klie, basmakalp sz; (matb.) klie.
  ct, sert ve kesik ses, trt, tkrt; (dil) saklama; (mak.) kastanyola;  trdamak; tkrdamak; (argo) baarmak; (argo) birbirine uymak, uyumak.
 mvekkil; mteri, alc; eski Roma'da eraf ve hanedan evlerine intisap eden adam, yanama.
 mteriler, mvekkiller, hastalar.
 uurum, sarp kayalk. cliff dweller kanyonlarda veya dik kaya oyuklannda yaayan ilkel Amerikal; (ABD), (k.dili.) apartmanda oturan kimse. cliffhanger  (k.dili.) en heyecanl yerinde kesilen seri film.
  buhranl ya devresi; menopoz, adet kesilmesi;  buhranl devreye ait. climacter'ical  buhranl, buhranl devreye ait.
 zirve ile ilgili; en kritik devreye ait.
 iklim, hava. climat'ic  iklimle ilgili.
 klimatoloji, iklimler ilmi.
,  sahika, zirve, doruk, tepe, bir eyin en yksek noktas; dm noktas;  zirveye erimek, zirveye eritirmek.
  trmanmak; tedricen ykselmek; kmak;  trmanacak yer; trman, trmanma. climb down inmek; (k.dili.) (bir tutumdan) vazgemek.
 trmanan sarmak; (k.dili.); toplum hayatnda ykselmek isteyen kimse.
,(iir)iklim, diyar, Ike.
  perinlemek; salama balamak; (spor) girift olmak, yapmak; (argo) kucaklamak;  perinleme; (spor) ggs gse dvme; perinlenmi civi; (den) bir ceit dm. clincher  perinleme; perinleme ivisi; (k.dili.) karar vermeye yeterli olan sebep.
 (clung) yapmak, skca sarlmak, tutunmak; yannda olmak; (hatlra vb'ne) bal olmak. clinging vine (k.dili.) erkee fazla dayanan gvensiz kadn.
  et eftalisi, ekirdei etine yapk eftali;  ekirdei etine yapk olan.
 klinik; klinik dersi. marriage clinic evlilik sorunlarna zm yolu bulan klinik.
 klinik ile ilgili; duygulardan arnm bilimsel, nesnel. clinical thermometer derece. clinically  klinik ile ilgili olarak.
 klinik tedavi uzman.
 (argo) hapishane, kodes; hcre.
  tkrdamak, angrdamak, tkrdatmak, angrdatmak;  tkrt, angrt; ritmik bir ses; baz kulann haykr.
 sert tula; cruf, ocakta kmur crufu;( ABD) , (argo) hata; (bilhassa ark sylerken veya alg alarken) clinker built kaplama paralan birbirine bindirilmi gemi.
 klinometre, meyil Ien alet.
 klinometre ile ilgili. clinomet'rical  klinometre ile ilgili olarak.
 yapkan, yapan, sarlan, tutunan.
 (mit.) tarih Mz.
  krkmak; krpmak; ularn kesmek; bir ksm heceleri yutarak telaffuz etmek; (k.dili) vurmak, indirmek; (k.dili) hzl gitmek, komak; (ago) hile yapmak; gazete veya mecmuadan kpr kesmek; sratli bir ekilde hareket etmek;  krpma, krkma, kesme; bir krkmada elde edilen yn; (k.dili) darbe; adm, srat; (o.) makas clip the wings of imkanlarn kstlamak, engel olmak. elip joint( ABD), (argo) vicdanseca fiyat talep eden lokanta veya gece kulb.
  grup, komite, hizip; klik,  komite tekil etmek, grup meydana getirmek. ayr tutmak. eli'quish  grubu dndakilere yz vermeyen, ayrcalk gzeten. eliquishly  belirli bir grubun dndakilere yz vermeyerek. eliquishness  klik meydana getirme, ayrcalk gsterme.
 (anat.) fercin dili, klitoris, bzr, dlak.
 (o.) -eae) apteshane; lam; (zool.) dklk, g(den.) eloaeal  gdene ait.
  pelerin; manto; perde; paravana; bahane;  pelerin veya manto ile rtmek; gizlemek, saklamak. eloakroom  vestiyer.
 (ABD), (argo) kyasya dvmek; yenmek.
 orabn iki tarafnda bilekten yukar doru kan. ajur clocked  ajurlu, ssl.
 toprak veya amur paras, kesek; toprak; budala kimse, aptal kimse. eloddish  aptal. eloddishnessi aptallk. elodhopper  , (k.dili.) hantal kimse; (o.) byk ar ayakkab.
 bitkileri korumak iin zerine konan an eklindeki muhafaza; an eklinde olup baa sk oturan apka.
  saat, duvar veya masa saati;  saat tutmak, saatle Imek. eloekmaker  saati eloekwise   saat yelkovan ynnde. eloekwork  saatin iindeki paralar. Iike elockwork muntazam olarak. aIarm elock alar saat.
 mania, engel; kstek; tahta ayakkab, takunya, naln. elog dance tahta ayakkab ile oynanan dans.
 renkli ksmlann birbirlerinden madeni eritlerle aynld emaye ii.
  manastr; bir binaya bitiik st kapal kemerli yol; munzevi hayat, manastr hayat;  manastra kapatmak; tecrit etmek, ayrmak; manastr haline getirmek. cloistered  manastrda oturan; dnyadan uzak. cloistral  manastr ile ilgili.
 (bot.) blnen bir bitkiden meydana gelen bitkiler. (zool.) zel bir muamele ile nvesi faal duruma getirilmi hcrelerden meydana gelen ve birbirine benzeyen canllar grubu.
 (tb.) klons, ihtila. clonic  klonse ait.
 ,  atn ayaklarnn Ikardln ses;  byle ses karmak.
 yakn birbirine yakn; ksmlar birbirine yakn, sk; kapal, kapatlm; dar, skk; havasz; fikirlerini aklamaktan kanan, sk azl; gizli tutulan, sakl, mahrem; cimri, hasis; ((dilb.) az ksarak sylenen (harf); hemen hemen eit olan. close call, close shave (ABD), (k.dili.) paay zor kurtarma. close contest, close game beraberlie yakn oyun veya yar. close haircut ksa sa tra. close quarters skk yer. close reasoning mantkl aklama. close resemblance yakn benzerlik. close to home yurek yakc tesiri olan. close to the wind (den) orsasna, rzgr ynne doru.
avlu, kilise avlusu, etraf evrili arazi; (ing) ve isko geit, giri yolu.
 sonu, nihayet; balant: gs gse kavga.
 kapamak, kapatmak; tkamak doldurmak (delik); son vermek; etrafn evirmek, ihata etmek; kapanmak; sona ermek; yaklamak; anlamaya varmak; birlemek. close down kapamak; kapanmak. close in on etrafn evirmek. close out (ABD) hepsini satmak, indirimli satmak. elose up kapatmak, kapanmak; birbirine yaklamak. closed  kapal. closed circuit kapal devre. closed season avlanmann yasak olduu mevsim closed shop yalnz sendika yelerini altran fabrika.
 cimri.
 dar.
ince damarl (aa)
  (den) orasna.
 sk aazl
 sIkI azl, konumaz.
(ask.) talim. 
   kk oda, blme; hcre; tuvalet, hela, apteshane;  zel, ahsi; gizli, mahrem; uygulanma kabiliyeti olmayan:  zel bir odaya kapatmak; mlakat veya grme yapmak iin bir odaya ekilmek. closet drama okunmak iin yazlm piyes. skeleton in the closet erefe leke srecei iin gizlenen ey.
  kapama, kapanma; son verme, sona erdirme; kapayan ksm; bir toplantda tartmalar keserek oylamaya gei;  tartmalar keserek oylamaya gemek.
  )(-ted, -ting) pht, toptop olan herhangi bir ey;  phttamak, top top olmak, kesilmek (st); phtlatrmak.
 kuma, bez, rt; rahiplik meslei, din adaml; yelken. the cloth rahipler.
 (clothed veya clad) giydirmek; stn rtmek, kaplamak. 
 (o.) elbise, esvap, giysi; yatak takm. clothes basket amar sepeti. clotheshorse  amar asks; (A.B.D.), (argo) giyimine dkn kimse. clothesline  amar ipi. clothes moth gve. clothespin  mandal. clothes pole amar ipini tutan direk. clothespress  elbise dolab.
 yn kuma veya elbise imalats veya satcs.
 giyim eyas elbise. 
  bir toplantda tartmalar keserek oylamaya gei;  tartmalar keserek oylamaya gemek. 
 bulut; duman veya toz bulutu; leke. cloudburst  saanak. cloud-capped  bulut ile kaplanm (da tepesi) cloud chamber (fiz.) buhar hcresi cloudland  hayal. in the clouds hayal aleminde dalgn. under a cloud pheli; dertli.
 bulutla kaplamak, karartmak, rtmek, glgelemek; lekelemek,phe altnda brakmak;bulutlanmak, kararmak. 
 bulutlu, bulutlarla ilgili; dalgal (mermer); dumanl; karanlk, ak. olmayan; phe altnda; thmet altlnda cloudily  bulutlu olarak cloudiness bulutlu olma.
 dar bir vadi. 
  (k.dili.) tokat, darbe; hedef, nian alma nokta; isabet kaydeden at; (argo) etki; nfuz, (slang) piston;  (k.dili.) tokat atmak, vurmak; (colloq.) yama yapmak. clout nai (I.) geni bal civi.
(bak.) cleave.
 karanfil (baharat); karanfil aac, (bot.) Caryophyllus aromaticus; di (sarmsak) Indian clove bark karanfil kabuu.
(bak.) cleave;  yark, ayrk, atal. cloven - footed, cloven - hoofed  atal trnakl; eytanca. 
 yonca, (bot.) Trifolium in clover mreffeh, hali vakti yerinde. hare' foot clover tavan paas yonca, (bot.) Trifolium arvense king' clover san yonca, (bot.) Melilotus officinalis red clover kzl yonca, (bot.) Trifolium pratense wild clover yabani yonca, (bot.) Trifolium medium.
 (o.) -leafs) yonca yapra kava, altl stl gei salayan kavak.
  soytar palyao; kyl; kaba adam;  soytarlk etmek. clownish  budala; kaba. clownishness soytarlk; kabalk; budalalk.
 bktrmak, usandrmak, gna getirmek. 
 sopa, omak; golf sopas; kulp, dernek; kulp binas; (iskambil) sinek, ispati. club car (d.y) bfeli vagon. club moss kurdayay, (bot.) Lycopodium clavatum club sandwieh iine et, peynir ve domates konarak yaplan  dilim ekmek. club steakufak fileto golf club golf kulb; golf denei.
 sopa ile vurmak, dvmek; bir araya toplamak; parasn ortak bir masrafa veya ie yatrmak. club together bir araya gelmek, toplanmak; bir dernek meydana getirmek.
 bir kulp yeliine layk; girgin, toplum hayatna uyabilen.
 yumru ayak.
 (den.) tehlike zamannda geici olarak demir atmak. 
 kulp binas.
  gdaklamak;  gdaklama; (A.B.D.) (argo) aptal kimse.
  ipucu, (iz), anahtar;  bilgi vermek, aydnlatmak.
  yn, kme;  ymak, kmelemek; ar admlarla yrmek. 
 hantal, biimsiz, beceriksiz, sakar. clumsily  hantalca. clumsiness  hantallk.
(bak.) cling
  salkm, hevenk; tutam, demet; kme, grup;  salkm haline getirmek; demet yapmak; bir araya toplanmak, salklm haline gelmek. 
  kavrama, skca tutma; (mak.) kenet, ambreyaj; (oto.) debriyaj;  kavramak, yakalamak; kapmak. clutch pedal (oto.) debriyaj pedal.
 bir defada kulukaya yatrlan yumurtalar; bir defada kulukadan kan civcivler.
  ymak, dzensizce atmak; koumak; gurlt etmek; grltl bir ekilde ve acele olarak konumak;  yn, p yn; karklk, kargaalk; grlt, patrt.
 (tb.) tenkye, lavman. 
(ks.) company, county.
(bak.) cooperative.
  piyes veya filimde ba oyunculardan biri;  ba rollerden birinde oynamak.
 iri bir cins ingiliz elmas.
 ayn messesede alan kimselerden her biri; meslekta.
  (spor) antrenr; zel retmen;  yetitirmek, antrenrlk etmek, zel ders vermek.
 fayton; ift kapl otomobil; yolcu otobs; (d.y) yolcu vagonu.
 (o.) -men) arabac; balk avnda kullanlan bir eit yapma sinek.
 zorlama, mecbur tutma; engelleme; birbirini etkileme. 
 yardmc (piskopos)
 (zool.), (bot.) birlemi.
 phtlatrmak; phtlamak .coag'ulant  phtlatran. coagula-tion  phtlama. coag'ulator  phtlatran madde. 
 (og -1a) pht.
(. kmr haline gelinceye kadar yakmak; (den) kmr vermek, kmr almak. coaling station kmr ikmal limanl veya iskelesi. 
 kmr, maden kmr; (og) kor coal basket (den.) kmr avalyesi.coal bed (jeol.) maden kmr yata. coalbin  kmrlk coal black simsiyah, kuzguni siyah.coal breaker (mad) kmr krc. coal bunker gemi kmrl. coal gas havagaz. Coal Measures (jeol.) iinde maden kmr bulunan yerkre tabakas. coal oil gazya (bak.)kerosene)coalsack  (astr.)samanyolundaki karanlk yer.coal scuttle kmr kovas. coal (tar.) kmr katran. coalyard  kmr deposu. brown cokl linyit. hard coal antrasit. soft coal bitm. carry coals to Newcastle tereciye tere satmak. haul over the coals azarlamak.
 birlemek, yekvucut olmak. coalescence  birleme, birleim.coalescent  birlemek zere olan.
 koalisyon, birleme.
 kuyu bilezii; at delii yan pervaz; (o.), (den) ambar az veya kaporta erevesi, mezarna.
 adi, baya, kaba; kaln; terbiyesiz; hissiz; ilenmemi.coarsely  kabaca coarenes  kabalk; terbiyesizlik.
 kaba damarl (aa); kaba.
 kabalamak, kabalatrmak.
 sahil, deniz kys; kayak yapmak iin uygun yoku. coast artillery (ask.) sahil topusu. Coast Guard sahil muhafz. coastline  ky boyu. coastwise   kydan, ky boyunca.off the coast of sahillerine yakn. The coast is clear. Kimse yok. Meydan (bo) coastal  ky, sahil, kysal. 
 yoku aa inmek veya kaymak (kayak, bisiklet); (den) ky boyunca gitmek. coaster  bardak alt; sahil boyunca ileyen ticaret gemisi. coaster brake bisiklette pedal freni.
 (argo) uyuturucu il tesirinde. 
  palto, ceket; kat, tabaka;  kaplamak, gemek (boya vb) coat hanger elbise asks, ask. coat of armas hanedan armas. coat of paint bir kat boya. coattail , coattails  frakn kuyruklar. dress coat frak on his coattails sayesinde. coating   tabaka, kat; paltoluk kuma. 
 Gney ve Orta Amerika'ya mahsus kedi byklnde bir cins memeli hayvan, (zool.) Nasua.
 tatl szlerle kandrmak, gnln yapmak; dil dkmek. coax a thing out of a person tatl szlerle kandrarak bir ey elde etmek. 
 (mat.) ortak eksenli. coaxial cable (elek.) yksek frekansl sinyaller tamak iin hususi bir ekilde imal edilen kablo. 
 A.B.D msr koan; erkek kuu; ksa bacakl bir cins binek at; bir cins mart.
 kobalt. cobalt blue kobalt mavisi. 
  kaldrm ta;  kaldrm ta demek; ayakkab tamir etmek, pene vurmak. cobblestone  parke ta, kaldrm ta.
 ayakkab tamircisi; ,arap, eker ve meyvadan yaplmbir iki; A.B.D meyval tart. 
 birlikte harbeden devletlerden biri.
 ngiltere ve skoya'ya mahsus dibi yass sandal.
 fndk; fndk aac.
 kobra ylan. 
 rmcek a; dayankl olmayan herhangi bir ey; tuzak, a, hile; (o.) rmcek alar; zihin karkl.
 Gney Amerika'ya mahsus yapraklar kokainli bir bitki, (bot.) Erythroxylon coca.
 kokain cocainism  (tb.) kokain kullanma alkanl, kokain iptils.
 (og -ci) (bot.) ili ekirdek, ii yenir ekirdek.
 (anat.) kuyruksokumu kemii, koksiks, paldm kemii.
 bacaklar ok tyl iri bir cins tavuk.
 krmz. cochineal insect krmzbcei, (zool.) Coccus ilicis.
 (anat.) koklea, kulak salyangozu. cochlear duct (anat.) salyangoz kanal.
   horoz; horoz t; herhangi bir erkek ku; nder, (slang) horoz; rzgrgl; valf, anahtar, musluk; tfek horozu, tabanca horozu; atee hazr olu; yukar doru kvrlma (apka kenar); (kaba) penis, kam;  tfek horozunu atee hazr duruma getirmek; umursamazllkla yana evirmek (ba); hazr etmek; havaya dikmek; kurmak (fotoraf makinasl );  erkek cock-and- bull story uydurma laf, kurt masal. cock of the walk nder, lider; gururlu ve umursamaz kimse. go off at half cock hazrlksz i grmek half cock alt tetik. speckled cock il horoz cock one's hat apkay yan giymek. cocked hat yanlan kalkk bir eit niforma apkas. knock into a cocked hat tannmaz hale getirmek pestile evirmek; suya drmek.
  saman yn, ot yn;  saman ymak. 
 horoz tmesi, kukuriku.
 ok neeli, en; arpk, bozuk; vngen. 
 apkaya taklan rozet veya dme, kokart.
 hayali bir tembellik ve lks diyar.
 prasal tavuk orbas. 
 kk horoz; byklk taslamaya zenen kimse.
 ibikli ve rengarenk tyl birka eit papaan.
 horoz yumurtasndan hsl olduu farzolunan hayali bir ylan.
 (den) Iengeri fondaya alesta etmek.
 kk sandal.
 maysbcei, (zool.) Melolontha vulgaris.
 sabah, (slang) karga bokunu yemeden.
 horoz dvtren kimse. cocker spaniel bir cins spanyel kpei.
 yavru horoz.
 a gzl; arpk, eri; (argo) sama, budala; (argo) kufelik 
 horoz dov.
 tahta at, oyuncak at.
 (k.dili) kendine ar gvenme.
 tarak; midye ve istiridyeye benzer eti yenir bir deniz hayvan, (zool.) Cardium edule; bu hayvann kabuu; kk hafif sandal. cockleshell  tarak kabuu; kk hafif sandal; krk. corn cockle karamuk, (bot.) Agrostemma githago It warmed the cockles of my heart. Beni ok memnun etti.
 buruturmak, burumak.
 delice; budaygiller arasnda yetien zararl ot.
 dulavratotu; kazk otu; ptrak, (bot.) Xanthium. 
 at aras.
  Londral, bilhassa Londra'ya has ive ile konuan (kimse)
 pilot kabini; gemilerin k tarafnda bulunan alak gverte; (eski.) harp gemilerinde revir; horoz dovlerinin yapld yer; mcadele alan.
 hamambcei, (zool.) Blatta orientalis; karafatma, (zool.) Carabus.
 horoz ibii; horoz ibii iei; zppe kimse. 
  nian tahtas;  hedefe atmak.
 kendinden fazla emin, kendine fazla gvenen.
 gdk kuyruklu at; saf kan olmayan at; asil diye geinen kimse. 
 kokteyl; karides kokteyli; meyva kokteyli.
 (k.dili) kendini beenmi.
  hindistancevizi agac ve meyvas;  hindistancevizi liflerinden yaplm.
 kakao; kakao rengi cocoa bean kakao ekirdei. cocoa butter kakao ya. 
 (psik.) bilin beraberliindeki zihni sreler.
 byk hindistancevizi, (bot.) Cocos nucifera.
 koza.
 morina, (zool.) Gadus morrhua codbank  morina bulunan slk. codfish  morina. cod-liver oil balk ya. 
(ks.) cash on delivery; collect on delivery.
 (mz.) bir parann sonundaki biti blm. 
 yava yava kaynatmak; fazla hisli davranmak; ihtimam gstermek, stne titremek.
  kanun, kanunname; dustur ifre;  kanun haline getirmek; ifre ile yazmak. Code Napoleon 1804 ylnda yururIe giren Fransz Medeni Kanunu, Napolyon Kanunu. code of honor dello edenlerin usul ve nizamlar. medical code tp meslei kanun veya prensipleri. Morse code Mors alfabesi.
 ortak savunucu.
 kodein.
 el yazmas kitap, bilhassa (eski) Kitab Mukaddes veya klasik metinlerin nshas.
 (k.dili.) tuhaf adam, antika kimse.
 (huk.) ek vasiyetname.
 kanun halinde toplamak; bir sisteme balamak. codifica'tion  kanun halinde toplama. 
 morina yavrusu; (ing) birka eit elma; ham elma. codling moth bir eit meyva kurdu, (zool.) Carpocapsa pomonella.
 karma yksek okullarda kz talebe.
 karma retim. coeducational  karma retimi uygulayan.
  katsay, emsal:  beraber alan. coefficient of expansion genileme katsays. coefficient of friction srtnme katsays. differential coefficient turev -coele, -cele (sonek) oyuk (tbbi terimlerde bedende oyuk anlamnda kullanlr)
 (zool.) mercan ve denizanas gibi torba vcutlu hayvan, selentere. 
 (anat.) karn boluu ile ilgili.
 btn mallar kontrol altna almak.
 piyasadaki mal kapatma; fiyat kontrol altna almak iin bir maln tamamn satn alma.
(bak.) cenesthesia. 
  e;  eit, msavi; akran, denk.
 zorlamak, mecbur etmek; bask altnda tutmak, tazyik etmek. coercion  tazyik, zorlama, bask. coercionist  bask politikas taraftar. coercive  cebri, zorla yaplan. 
 asl bir olan.
 yat, akran; muasr, ada.
 ezeli ve ebedi olarak bir arada bulunan.
  yat, akran, muasr, ada.
 bir arada var olmak. coexistence  bir arada var olu.
 ayn yer veya zamanda var olmak. coextension  ayn yer veya zamanda bitme. coextensive  ayn yer veya zamanda biten.
 kahve, kahve aac, (bot.) Coffea arabica. coffee bean kahve ekirdei.coffee break ABD alma esnasnda verilen kahve veya ay molas. coffee cake kahvalt pastas. coffee cup alafranga kahve fincan.coffee grounds kahve telvesi. coffee house ayevi ayhane, kahvehane, kraathane, kahve.coffee mill kahve deirmeni .coffee nut ekirdekleri kahve yerine kullanlan bir esit yksek aa, (bot.) Gymnocladus dioicus. coffeepot  cezve, aydanlk, kahve demlii. coffee shop kahve, ay ve hazr yemekler karan lokanta. coffee spoon tatl ka. coffee table ay masas. 
  sandk, kasa, kutu; (gen.) (og) hazine, para; (mim.) girintili ve tahta kaplama tavan panosu;  sanda veya kutuya koymak; sanda veya hazineye yatrmak (para); (mim.) kutuya benzer ekillerle sslemek. cofferwork  (mim.) sandk eklinde tezyinat olan duvar yz.
 (mim.), (den.) batardo, koferdam. 
  tabut; atn toyna iinde kalan ksm;  tabuta koymak. coffin bone atn toyna iindeki ayak kemii. coffin nail (argo) (sig.)ara. coffin plate tabut stne konulan levha. drive a nail into one' coffin znt veya iki ile Imn yaklatrmak, mr trps olmak. 
 insan veya hayvan kafilesi, birbirine balanm esirler kafilesi.
 ark dii di; dili ark; ikinci derecede fakat nemli bir i yapan kimse, sa kol. cog rail dili ray cog railway dili rayl demiryolu. slip a cog hata etmek, yanl yapmak.
  hile;  zar tutmak; hile yapmak.
 inandrc, ikna edici, kuvvetli. cogency  ikna kuvveti, inandrclk. cogently  ikna ederek. 
 dnmek, dnp tanmak, tasarlamak. cogiteble  akla gelebilir, idrak olunur, anlalr, kavranabilir. cogita'tion  dnme, dnp tanma cogitative  fikir sahibi olan, dnceli. 
 kanyak.
  kan ba ile bal olan; ayn kkten gelen (dil, kelime); ayn huyda, birbirine benzer;  akraba; ayn soydan veya cinsten olan ey. cogna'tion  ayn soydan veya kkten gelme. 
 bilme, vukuf; idrak, kavrama; akln bilme veya idrak kabiliyeti.
 bilmeye veya kavramaya ait. 
(ing)cognisance  idrak olunur, tannabilir; mahkemenin yetki kapsamna giren.
 idrak, kavrama; farkna varma; bilgi, malumat; (huk.) mahkemenin davay dinlemesi; itiraf; kaza hakk; yetki alan; bilgi veya gzlem alan. It falls within my cognizance .Beni ilgilendirir. take cognizance of dikkat etmek, gz nne almak; nem vermek, karmak, yetkisi ve grevi dahilinde bulunmak (mahkeme) cognizant of haberdar, farknda olan, bilen. 
 bilmek, idrak etmek, kavramak; tanmak.
 soyad; lakap. cognoscente, conoscente (konyoen'tey, konoen'tey)  (o.) -ti) erbap, ehil, bir ie vakf olan kimse. 
 bilinir, idrak olunur, anlalr.
 (huk.), (Lat.) itirafname, ikrar, davalnln yazl ikrar ve kabul. 
 dili ark.
 kar koca olarak bir arada oturmak (gen.) gayrimeru ekilde), beraber yaamak; (eski) ayn yerde oturmak. cohabitant  ayn yerde oturan kimse. cohabita'tion  bir arada yaama. 
 mterek vris, ortak miras. coheiress  ortak miras (kadn)
 mantken birbirine bal olmak; birbirini tutmak, tutarl olmak; yapmak, iltisak etmek. 
 tutarlk; uygunluk; yapma, iltisak. 
 uygun, ahenkli; yapk, iltisak. coherently  tutarl olarak.
 (elek.) eski tip dalga reseptr. 
 ballk; yapma, iltisak, birleme; kavuma. cohesive  bal; yapk. cohesively  ballkla; yapk olarak. cohesiveness  ballk; yapklk.
 (ecza) ikinci defa damtmak. 
 eski Roma'da piyade taburu, kohort, bir lejyonun onda biri; bir grup asker; herhangi bir insan topluluu; arkada; (k.dili) ibirliki. 
  takke, bone, klh; sa tuvaleti;  takke giydirmek; sa tuvaleti yapmak. 
 kuafr, kadn berberi olan erkek.
 sa biimi, sa tuvaleti; balk. 
 kntl ke; takoz. coign of vantage bir hareket veya gzlem iin elverili nokta. 
  kangal; (den) roda; halka, kangal eklinde boru; halka eklinde kvrlm sa; (elek.) bobin;  kangal etmek veya olmak, sarmak veya sarlmak; (den) roda etmek primary coil birinci devre bobini. secondary coil ikinci devre bobini. 
  madeni para, sikke; para; (mim.) ke, a; ke ta;  madeni para bastrmak, basmak; icat etmek, bulmak; para kazanmak; (ing), k.(dili) kalp para basmak. coin money ksa zamanda servet yapmak. coin a phrase bir sz icat etmek. false coin kalp para; sahte ey. pay one in his own coin misli ile mukabele etmek, ayn ekilde karlk vermek. 
 para basma; meskukt; tedavldeki para, geerli para; bir memleketin para sistemi; icat, imal edilmi herhangi bir ey, yeni kelime. Ioose coinage bozukluk, bozuk para, ufaklk. 
 with ile rastlamak, ayn zamanda meydana gelmek, tesadf etmek; uymak, bir olmak. coin'cident  birbirine rast gelen, mtesadif; mutabk, birbirine uyan. coin'cidence  tesadf, rastlant. coinciden'tal  rastlant eseri olan, tesadfi. coinciden'tally  tesadfen, ans eseri olarak. 
 para basan kimse; (ing) kalpazan; yeni kelime ve deyimler icat eden kimse.
 mterek miras, miras ortakl. coinheritor  miras orta. 
 ayn dakikada vaki olan.
 ortak (sig.)orta poliesi. 
 ortak sigorta yapmak. 
 byk hindistan cevizinin lifi. coir rope bu liften yaplms ip, gomba coir (mat.) bu liften yaplm hasr.
 cinsi mnasebet, iftleme.
 kok kmr.
 (k.dili.) kola cinsi iecekler; (argo) kokain. 
 (argo) kokain tiryakisi.
 cogr geit; (meteor.) iki antisiklon arasndaki alak basn alan. 
 kola, kola cevizi, (bot.) Cola acuminata.
 szge, kevgir. 
   souk; m; soumu, Im; nesnel; (A.B.D.), (k.dili) baygn, uursuz; bayat; (k.dili) (saklambata) uzak; donuk (renk);  (A.B.D.), (argo) tamamyle, kesin olarak; hazrlksz olarak;  soukluk; me; nezle, souk algnl; donma noktas altndaki derece; dk s. cold feet (k.dili) cesaretsizlik, korkaklk. throw eold water on (an idea) (bir fikri) rtmek. out in the eold akta kalm; kasten akta braklm. eateh eold, take eold nezle olmak. know something eold bir eyi ezbere bilmek. enter an exam eold hazrlksz olarak snava girmek. It leaves me cold. Beni etkilemiyor. Bana vz gelir. in cold blood soukkanllkla. coldly  souk olarak; sertlikle coldness  soukluk.
 (A.B.D.), (argo) iskambil kaltlarnn hileli bir ekilde sralayarak aldatmak. cold deck (A.B.D.), (argo) datann kendi karna gre nceden sralad iskambil ktlar. 
 souk iken krlabilir. 
souk keski, demir kalemi. 
yz kremi, cilt kremi.
(salam, sosis, sucuk gibi) yenmeye hazr et, s.
limonluk.
(meteor.) souk hava kitlesi.
ssz k.
sebze veya meyvay kutuya souk olarak koyduktan sonra piirip konserve etme usul; (tb.)slak sarglarla tedavi usul.
(k.dili) souk davran, yz vermeyi.
ani hava soumas.
uuk.
kl, sng.
souk hava deposu; kdili geici olarak kullanma.
souk ter.
(A.B.D.), (argo) (sigara, esrar vb'nden) anszn mahrum kalma; dobra dobra sylenen sz. ABD, 8rg0 (sigara, esrar vb'nden) anszn mahrum kalma; dobra dobra sylenen sz. 
souk harp.
(meteor) souk dalgas.
 duygusuz, merhametsiz, hunhar; souga kar hassas; (biyol.) souk kanl. 
 kat kalpli, merhametsiz. 
 Iahana cinsinden sebze. coleslaw  Iahana salatas. colewort  gbeksiz bir eit lahana, kolza.
 (tb.), kolonu karma ameliyat.
(o.), (zool.) knkanatllar.
 knkanatl, knkanatllar takmna ait.
 (tb.) karn ars; birdenbire nbet tarznda gelen arlar; sanc; barsak iltihab, kolik. colicky  karn ars eken; barsak iltihabna benzer.
 Roma'da eski bir amfiteatr; k.h herhangi byk bir stadyum veya ak hava tiyatrosu.
 (tb.) kalnbarsak iltihab, kolit.
 beraber almak, ibirlii yapmak. eollabora'tion  beraber alma, ibirlii. eollaborator  beraber alan kimse, ibirlii yapan kimse. 
 askeri birlikler tarafndan igal edilmi memleketin dman ile ibirlii yapan vatanda.
 (gz) (san) kolaj.
  kmek, gmek, yklmak; katlanp buklmek, alr kapanr olmak (iskemle, masa);birsonuca balamadan dalmak (proje, plan); cesaretini kaybetmek; (balon) snmek; (tb.) kmek; cierlere hava gitmemek; kertmek, ylkmak;  gme, kme, yklma. collapsible  portatif, alr kapanr.
 yaka; gerdanlk; halka, kuak; tasma, hamut; (zool.) hayvanlarn boynunda yaka eklindeki teekkl; (bot.) kkle sapn birletii nokta. collar band gmlein yaka eridi. collar beam (mim.) atnn kuaklk kirii. be hot under the collar kzmak, fkelenmek. seize by the collar yakasna yapmak. slip the collar yakay syrmak, kamak, yakay kurtarmak. 
 yaka takmak, tasma takmak; yakalamak, yakasna yapmak; piirmek iin eti sarmak; (k.dili.) ele geirmek.
 (anat.) kprck kemii.
 dantel veya krkten yaplm kk yaka.
 karlatrakak okumak, karlatrmak (metin); (matb.) tertip etmek, sayfalarsraya koymak, harman yapmak; (kil) papaz kilise memuriyetine tayin etmek. 
  yan yana olan; ayn eilimde ve etkide olan; ayn sonuca ynelen; ikincil, tali; munzam, yardmc, tamamlayc; ayn soydan gelen.;  A.B.D karlkl teminat; maddi teminat; soyda; yardmc olay, durum veya ksm. collateral evidence mekkit ahadet. collateral security karlkl teminat. collaterally  yan yana durarak.
(  karlatrma; nsha tavsifi; hafif yemek.
 meslekta, mesai arkada. 
  toplamak; koleksiyon yapmak, biriktirmek; tahsil etmek, almak (vergi); kendine gelmek, anlamak, idrak etmek; toplanmak, birikmek; koleksiyon haline gelmek;   demeli. colleet call demeli telefon konumas.collect oneself kendini toplamak. Send it collect demeli gnderin. collectable, collectible  toplanllabilir, tahsil olunabilir. 
 toplama; toplanm eyler, koleksiyon; kilisede toplanan para, iane; tabaka.
  toplanan, biriktirilen; toplu, mterek, ortak;  ortaklama; (gram) (topluluk ismi) collective agreement toplu szleme. collective bargaining iverenle ii temsilcileri arasndaki toplu grme ve pazarlk. collective behavior toplu davran. collective farm ortaklaa iftlik. collective note birka devlet tarafndan imzalanm nota, ortak nota. collective ownership ortak mlkiyet, ortaklaa iyelik. eollective security uluslararas bar salamak iin saldrgan tarafa kar birleme politikas.
 kolektivizm, ortaklaaclk collectivist  kolektivizm taraftar.
 koleksiyoncu; almc, tahsildar; (elek) transistrde cereyann k noktas; elektrikli trende cereyanl tele dayanan boynuz.
 iri kz.
 bat kiliselerinde okunan kk dualardan biri.
 (o.) antoloji, semeler, derlemeler.
 toplanm; kendine hakim, akl banda.
 niversite; yksekokul; faklte College of Cardinals kardinaller heyeti.
 niversite talebesi veya mezunu; niversite mensubu.
 niversite ile ilgili; niversite rencilerine zg. 
  halka; tasma; yuva; tan oturduu yiv;  yuvaya oturtmak.
 arpmak, arpmak.
 isko oban kpei.
 (ing) kmr gemisi; kmr madeni iisi.
 (ing) maden kmr oca.
 birbirine balamak, bir araya getirmek.
 (fiz.), (astr.) bir hizaya getirmek, paralel hale koymak. 
 paralel nlar husule getiren ayar aleti, kolimatr.
 ayn doru izgi stnde olan.
 arpma; ihtilf, fikir ayrl. collision (mat.) (den.) arpmada yar kapamak iin kullanlan palet. come into collision with ile arpmak.
 yan yana koymak veya oturtmak; sraya koymak, dzenlemek. 
 sraya koyma, dzenleme, szdizimi.
 (kim.) kolodyum.
  (ing), (leh.) gizlice konumak, entrika hazrlamak;  gizli konuma.
  (kim) koloit;  koloidal, koloidimsi.
 koloidal, koloidimsi.
 kk bir et dilimi; ufak para veya dilim. 
(ks.) colloquial, colloquialism.
 konuma diline ait; teklifsiz konuma ile ilgili. (colloq.)uially  konuma diliyle. (colloq.)uialism  konuma dilinde kullanlan deyim; konuma dili slubu. 
 konferans serisi.
 karlkl konuma, mkleme; diyalog eklinde yazlm edebi eser.
 zel bir ilemden sonra jelatinli filimden dorudan doruya fotoraf basma teknii.
 hileli bir ie ortak olmak; dolap evirmek. collusion  hile, tuzak; dankl dv. collusive  hileli bir ortakIk ile ilgili. 
 (o.) -riums veyo -ria) (tb.) gz damlas.
 acelma, achyar, ebucehilkarpuzu, (bot.) Citrullus colocynthis; bundan elde edilen mshil. 
 kolonya; (b.h) Kolonya ehri, Kln.
 Kolombiya.
 Kolombo.
 iki nokta st ste (:); (tb.) kolon. 
 albay Iieutenant colonel yarbay. colonelcy, colonelship  albaylk.
  koloniye ait, smrge ile ilgili (kimse);(bot.), (zool.) koloni halinde yaayan.
 kolonicilik, smrgecilik. 
 (tb.) kolona ait, kolik.
 smrgede oturan kimse; koloni kurucularndan biri. 
(ing)  smrge kurmak; grup halinde toplanp yerlemek; koloni meydana getirmek; smrgede yerlemek. coloniza'tion  smrge kurma.
 genellikle st kapal stunlar sras, sra stunlar. 
 bir baka memlekette yerleip ana vatana bal bir smrge kurmak iin harekete geen grup; byle bir grubun yerletii blge; smrge, mstemleke, koloni; yabanc bir Ikede yaayan ayn milletdenen insanlar topluluu; (zool.) koloni. 
 eskiden kitabn sonuna konan ve bal, basmcnn adn ve tarihini gsteren yaz; yaynevinin amblemi.
 siyah amsakz, reine. 
 boyamak, renk vermek; olduundan baka gstermek, gerei tahrif etmek; renk katmak, hava vermek; renklenmek; renk deitirmek yzu kzarmak. 
(ask.) alay sancandan sorumlu olan nbeti.
 renk,boya;canIlk; yz kzarmas; belirgin zellik; dzme grn, maske; (og) bayrak, sancak. color photography renkli fotoraflk. color sergeant tabur veya alay sancan tayan avu. color wash renkli badana. bright color parlak renk, ak renk. change color sararmak, rengi atmak; yz kzarmak .complementary color eit miktarda birbirine katlnca beyaz veya gri renk meydana getiren iki renk (msl.) portakal rengi ile mavi) fast color solmaz renk, sabit renk. Iend color to (bahis veya fikre) gerek izlenimi vermek. haul down the colors bayrak indirmek. Iocal color zellikle edebiyat ve sanatta belirtilen yresel zellikler. off color istenilen renkten biraz farkl; kaba, mstehcen, mnasebetsiz (hikye, aka) primary collors ana renkler. show one's color asl karakterini aa vurmak. true colors iyz. under color of bahanesiyle, kisvesi altnda. under false colors sahte bir hviyetle. water color suluboya. with flying colors parlak baar ile. with the colors askerlikte. 
 renk kr. color blindness renkkrl, akromatopsi, Dalton hastal.
 bir bitki veya hayvanda grlen renk dzenlemesi; renklendirme. 
 (mz.) koloratr paralar iine alan ses mzii. coloratura soprano koloratr soprano.
  renkli televizyon yaym;  renkli televizyon yaym yapmak.
 renkli; beyaz rk dndaki bir rka, zellikle zenci rkna mensup; tesir altnda kalm, etkilenmi, tarafsz olmayan; aldatc, gz boyayc.
 melez Gney Afrikal.
 solmaz .
 renkli, canl. 
 renk veren, renk meydana ,getiren; renk ile ilgili.
 kolorimetre, renk ler.
 renk; boya; boyama, boyay tarz; grn; sahte grn.
 renkleri ustalkla kullanan sanat. 
 renksiz, soluk; solgun, donuk, anlamsz; tarafsz, yansz. 
beyaz ve dier rklar arasndaki toplumsal ayrlklar.
 muazzam, kocaman, ok byk.
 (o.) -lossi, -lossuses) ok byk herhangi bir heykel; byk ve azametli herhangi bir ey.
dnyann yedi harikasndan biri saylan Apollo'nun Rodos'daki efsanevi bronz heykeli.
 (tb.) kolostomi, kolonda alan bir yarkla suni anus teekkl.
 memeli hayvanlarn doumdan sonraki ilk st.
 bilhassa dini kitap satna mahsus gezici kitaplk. colporteur  seyyar kitap satcs; zellikle dinsel kitaplar satan veya datan kimse. 
 (tic.) (mark) Amerikan mal bir eit tabanca.
 tay, spa: toy kimse. colthood ; taylk devresi. colt' tooth ehvet; atlarda kpekdii.
(cog -foots)  ksrk otu, (bot.) Tussilago farfara. 
 ylana ait, ylan gibi.
 Gvercin takmyldz.
(og-baria)  gvercinlik; eski Roma'da yaklm l kllerini saklamaya mahsus mahzen; bu mahzenin duvarlardaki gzleri. 
  hasekikupesi, (bot.) Aquilegia vulgaris;  kumru gibi, kumru ile ilgili; kumru renkli.
(mim.)stun;direk; (matb.)bir yazarn gazete veya dergide muntazaman ve ayn balk altnda kan yazs, fkra;(ask.)(kol)
 bir yapda stun kullanma; kullanlan stunlar . 
fkra yazar, gazetede belirli bir kesi olan yazar.
 (bot.) kolza colza oil kolza ya.colza oil kolza ya.
 coma comatose, comatous  komada; yar baygn. 
 (o.) comae) (astr.) koma, kuyrukluyldzn ba etraflndaki k; (bot.) pskl; (fiz.) mercein meydana getirdii eklin etrafndaki al. 
Berenisin sa takmyldz.
 (bot.) pskll.
 e, arkada. 
  tarak; ibik, tepe, sorgu; ibik gibi ey; petek; dalgann yksek ksm;  taramak, taranmak; (dalga) tmselip krlmak comb out taramak, ayrmak. 
  dv, mcadele, arpma, sava;  dvmek, savamak, arpmak, mcadele etmek. combat fatigue harp tesiriyle meydana gelen psikonorotik bozukluk. close combat gs gse arpma single combat dello.
sava, kavgac (kimse) 
 kavgac, hrn.
(bak.) coomb.
 tarak, yn, keten vb'ni tarayan kimse; uzun ve tmsekli dalga
 kartrma, birletirme; bileim, terkip; badama, uyuma, kaynama; birlik; kilidin ifre rakam veya harfleri; ifreli kilit; klot ve kombinezonu tekpara olan kadn i amar; dans orkestras combination lock ifreli kilit. 
 uzlama, birlik; (A.B.D.), (k.dili) siyasi ve ticari kar salamak iin bir araya gelen grup; bierder makinas.
 birletirmek, kartrmak, bir araya getirmek; toplamak; birlemek, bir araya gelmek.
 (o.) tarant. 
 (k.dili.) dans orkestras. 
  yanabilir, tutuabilir; parlamaya hazr;  kolay tutuan ey.
 yanma, tutuma; (kim) s ve k veren oksitlenme. combustion chamber yanma hcresi, yanma haznesi. combustion furnace yanma frn, yakm oca. combustion gases yakm gazlar. combustion motor yakml motor. combustion period yanma sresi, yakm devresi. combustion trbine i yakml trbin. incomplete combustion eksik yanma. internal-combustion engine i yakml makina, motor. 
gelmek, yaklamak, varmak; olmak, vaki olmak;akla gelmek;(k.dili.) orgazma varmak.come about olmak, vaki olmak;dnmek, volta etmek.come acrossrast gelmek, karlamak;intiba brakmak;(argo) istenileni yapmak, sakladn karp vermek.come across with (argo) teslim etmek, demek, vermek.come along beraber gelmek;iyilemek.come alongside yanamak, bordaya gelmek.come around kendine gelmek, ayrlmak, uramak;raz olmak.come at varmak, ulamak; ile uramak; stne yrmek, saldrmak. come back hatra gelmek, eski formunu bulmak; (argo) ters bir ekilde cevaplandrmak. come by elde etmek, edinmek; yaknndan gemek, uramak. He comes by his good looks naturally. Sevimli yz anasyla babasna ekmi. come down inmek, dmek, intikal etmek, gemek; (argo) uyuturucu madde kullandktan sonra kendine gelmek.come off one's high horse (k.dili.) hak etmek;elde etmek, almak..come into (mirasa) konmak; girmek, katlmak. come of kmak, -den gelmek. come of age reit olmak. come off kmak, kopmak;olmak, vaki olmak;sona ermek, bitmek; sonunu erimek; (argo) tutnmak. Come off it ! (k.dili.) Samalama! come on rast gelmek;gelimek ilerlemek; sahneye kmak, yerinden kmak; yaynlanmak; meydana kmak; sosyeteye takdim edilmek (gen kz); sonulamak, neticelenmek. come out with sylemek, azdan karmak;sata karmak. come over olmak, bir hal taknmak; (kardan) gelmek; taraf deitirmek, katlmak. come round (bak.)come around. come short az gelmek, yetmemek. come through with (k.dili.) (beklenileni) yapmak. come to ayrlmak, kendine gelemek; (bir areye, bir karara) varmak, erimek, balamak, (den.) orsa etmek.come to a head olgunlamak; dnm noktasna varmak; ba vermek. come to blows yumruk yumrua gelmek. come to grief ba darda olmak; baarszla uramak. come to grips with ciddiyetle ele almak. come to hand gelmek, alnmak. come to life canlanmak. come to light meydana kmak. come to hothing boo gitmek, neticesiz olmak. come to one's senses akl bana gelmek, akln bana toplamak; ayrlmak, almak. come to pass vaki olmak. come to stay yerlemek . come to terms (with) uzlamak, anlamak; teslim olmak, kabul etmek. Come to think of it... Aklma gelmiken ... come true gerek lemek, doru kmak; filizlenmek. come under girmek. come up against -e atmak, ile karlamak. come up to (belirli bir hizaya) kadar gelmek; (belirli bir seviyeyi) tutturmak. come up with (A.B.D.), (k.dili.) ne srmek, ortaya atmak. come upon bulmak; karlamak; saldrmak. come what may ne olursa olsun . Come July and we'll be swimming. Temmuz geldiinde denize girmi olacaz. to come nmzdeki gelecek. come-at-able eriilebilir.
 (A.B.D.), (argo) ekici, davet edici (bak)
 (A.B.D.) (argo) tuzak kuran kimse, tuzak; davet edici bak.
 (k.dili.) eski formunu bulma; (argo) zekice ve yerinde cevap; (A.B.D.), (argo) ikayet sebebi. 
 komedi artisti, komedyen; komedi yazar comedienne kadn komedi artisti. 
 hayal krkl, d, sukut.
 komedi, gldrc piyes veya filim. 
 sevimli, gzel, yakkl, zarif; uygun, yakan. 
 gelen kimse; katlan kimse; (k.dili) gelecei parlak olan ey veya kimse istikbal vaat eden ey veya kimse. all comers mracaat eden herkes butn katlanlar. 
  (nad.) yenilebilir; (gen.) (o.) yiyecek ey, gda maddesi.
 (astr.) kuyrukluyldz.
 kuyrukluyldz gibi veya ona ait. 
 (A.B.D.) (k.dili.) hak edilen ceza.
 bonbon, bireit ekerleme; ekerli meyva. 
  rahat, refah, konfor; teselli; (A.B.D.) yorgan;  rahat ettirmek; teselli etmek; yattrmak; (huk.) yardm etmek. comfort station umumi hel. creature comforts bedeni rahat salayan konfor comfortless  kasvetli; konforsuz.
  rahat, mreffeh; teselli edici, rahatlatc; (k.dili.) yeterli;  (A.B.D.) yorgan comfortably  rahata.
 rahatlatc ey; teselli edici kimse veya ey; A.B.D yorgan; yn boyun atks; bh Ruhulkudus.
 karakafes, (bot.) Symphytum.
 (k.dili.) rahat.
  gldrc, gln, komik; komedi ile ilgili;  komedi oyuncusu. comics, comic strip karikatr eklinde hikye serisi. comic book miki tipinde resimli ocuk kitab. comic opera operakomik. 
 komik. comically  glnl olarak.
  geli, yaklama, var, zuhur;  gelen gelecek, yaklaan; istikbal vaat eden. coming-out  (k.dili) sosyeteye takdim edili.
 nezaket, medeni davran, karlkl iyi muamele. comity of nations milletlerin birbirlerinin (huk.)uk ve adetlerini tanmalar.
 virgl .comma bacillus virgl eklinde mikrop, kolera mikrobu. inverted commas trnak iareti. 
  emir, kumanda, komut; bir subayn kumanda ettii askerler; yetki, hakimiyet;  emretmek, hkim olmak, kumanda etmek, idare etmek; amir olmak, bakmak. a good command of (a Ianguage) (bir dili) rahat konuabilme. at command emir zerinde. at one' command emrinde. by command of emri ile in command amir, sz geen. 
 kumandan, komutan, amir.
 (ask.) askeri hizmete mecbur tutmak; msadere etmek.
 kumandan, komutan; nder, ba; deniz binbas. commander in chief bakomutan.
 tmar, zeamet; kumandanlk; masonluk gibi cemiyetlerin loncas.
 emreden; etkili: hkim.
 emir. the Ten Commandments On Emir.
 komando birlii; komando.
(Fr.) icap ettii ekilde, gerekli ekilde; modaya uygun.
 ayn llere sahip olan, eit.
 anmak, zikretmek, hatrasn yad etmek commemora'tion  anma, hatrasn yad etme; anma treni. commemorative  anma vesilesi oian; hatra serisi olarak baslm (pul)
 balamak.
 balama, balang; diploma treni.
 tavsiye etmek, salk vermek; vmek; sayglarn sunmak; emanet etmek.
 vlmeye 1ayk, beenilir. commendably  vlmeye lyk ekilde.
 tavsiye, salk verme; vme.
 salk veren, tavsiye eden; metheden, ven. 
  ayn sofrada yemek yiyen;( (zool.) komensal;  sofra arkada. 
 ayn birim ile llebilen; orantl commensurably  orantl olarak.
 orantl, eit; yeterli; uygun, mnasip. commensurately  uygun bir I ile.
  yorumlama, tefsir; amlama; dnce, mtalaa; eletirme tenkit;  amlamak, fikrini sylemek; on ile hakknda fikir beyan etmek, tefsir etmek, yorumlamak; eletirmek .commentary  tefsir, erh, amlama, izah; kma haiye. 
 eletirmeci; yorumcu, arih, tefsirci.
 ticaret, i, alm satm; toplumsal ilikiler; cinsel iliki. chamber of commerce ticaret odas. domestic commerce i ticaret. foreign commerce d ticaret. 
 alveri etmek; ilikide bulunmak.
  ticari;  radyo veya televizyon iln. commercial college ticaret retimi yapan yksekokul .commercial law ticaret (huk.)uku. commercial paper kymetli ticari vesika; ksa vadeli ticari senet; emre yazl senet; polie.
 ticari gelenekler; ticari tutum; ticari terim. 
(ing) -ise ticariletirmek.
 (k.dili.) komnist. 
 kartrmak, kattrmak; karmak, kaynamak.
 ezmek, ufalamak, toz haline getirmek.
 kederini paylamak, dert orta olmak, rikkat gstermek. commisera'tion  teselli, rikkat, acma.
 komiser, eskiden C.B.'nde herhangi bir idari rgtn banda olan kimse. 
 (ask.) Ievazm snf; eskiden C.B.'nde siyasi rgt; komiserlik.
 (ask.) iae ve levazmat maazas; vekil, mmessil; komiser.
  grev, vazife, i; ileme; eylem; komisyon creti, yzdelik; kurul, komisyon; rtbe, mevki; salahiyetname, emirname; belirli bir grev iin verilen yetki;  tayin etmek, atamak; vazifelendirmek, grevlendirmek, memur etmek; den donanmaya katmak, kadroya sokmak. execute a commission bir grevi yerine getirmek in commission sefere hazr (gemi); ie hazr. out of commission grev yapamaz halde; bozuk. put into commission sefere hazr hale koymak; tamir etmek. put out of commission ilemez hale getirmek; ykmak, mahvetmek. 
 Avrupa otellerinde veya hkumet dairelerinde hizmet eden uak veya haberci; ingiltere'de kapclk vb. ilerde bulunan grevli.
 subay.
 mhim bir ie tayin edilen memur; ube mdru; komisyon yesi; vekil.
 birleme noktas, ek yeri; (anat.), (zool.) birleik iki organn birbirleriyle birleme yeri, dudaklarn veya gz kapaklarnn bititii yer.
 (ed -ting) ilemek, yapmak; emanet etmek, teslim etmek, tevdi etmek; kanun tasars v.b.'ni komisyona havale etmek; sz vererek balamak. commit oneself bir karara varp bunu iln etmek. commit oneself to kendini adamak, hasretmek. commit to memory ezberlemek. commit to prison hapsetmek. commit to writing yazmak. 
 vaat, taahhut; kesin karar; teslim etme, teslim olma; balant; havale; irtikap, (su) ileme; (huk.) birinin hapishane veya akl hastanesine kapatlmas iin mahkemeden alnan karar, hapis ilm.
 komite, kurul, komisyon. committee of the whole meclisin komisyon halinde toplanmas. in committee encmende, komisyonda. joint committee birleik komisyon. standing committee daimi encmen. 
 birbirine kartrmak veya karmak.
 ekmeceli dolap; konsol, komodin; lavabo; lazmlk, oturak.
 geni, kullanl, ehven; rahat, ferah.
 (mal.), emtia, eya; yararl ey. staple commodities balca sat rnleri.
 (den.) komodor; yat kulub reisi. 
genel, yaygn, umumi, umuma ait; ortak, mterek; evrensel; adi, baya, kaba; allm, mutat. common carrier para ile yolcu veya yk tayan firma. common consent umumun rzas. common divisor (mat.) ortak tam blen. common fraction (mat.) baya kesir. common gender (gram) hem (eril.) hem (diil.) common good kamu yarar. common knowledge bilinen gerek. common law orf ve dete dayanan (huk.)uk .common-law marriage resmi nikhsz beraber yaama. common (man.) alelade bir kimse. Common Market Ortak Pazar. common multiple (mat.) ortak katsay. common noun cins isim. common or garden variety baya, alelade cinsten, sradan. Common Pleas medeni (huk.)uk davalarna bakan mahkeme. common room umuma mahsus salon. common scold irret kadn. common sense saduyu. common stock alelade hisse senetleri .common time (mz.) 4/4 lk l. common touch sempatik olma kabiliyeti. the common run orta, vasat. commonly  (o.)unlukla, ok kere.
 genel park veya otlak, halkn ortak mal olan yer, meydan; (huk.) bir kimsenin bakasnn toprak veya suyu zerinde hak iddia etmesi. in common mtereken, beraber, birlikte, ortaklaa. in common with ile ortak olarak. out of the common fevkalade, allmam. short commons yetersiz yiyecekler.
 umuma ait olan otla kullanma hakk; ortak mal sahiplii; avam. 
 avam, halk tabakas, topluluk; tzel kiilii olan ticari irket yesi.
 halk tabakasndan olan kimse; (baz ingiliz niversitelerinde) kendi hesabna okuyan talebe.
  adi, sradan, baya; olaan; kiilii olmayan;  beylik laf, klie, ok sylenmi sz; ok grlm herhangi bir ey, basmakalp i.
 (o.), (ing) avam, halk tabakas; (niversitede) yemekhane. House of Commons Avam Kamaras. 
 kamu yarar, amme menfaati.
 ulus;cumhuriyet; (A.B.D.) eyalet. the Commonwealth ngiliz Milletler Topluluu.
 grlt; karklk, ayaklanma.
 toplumla ilgili, toplumsal, halka ait; umumun mal olan.
 her eyaletin ayr bir devlet olarak idare edildii idari sistem.
 bir eyi mahalli halka (mal.) ettirmek; mahalli idare altna sokmak.
  sohbet etmek, sylemek, hasbhal etmek, konumak:  konuma, sohbet, sylei.
 baz memleketlerde mahalli idare; komn; avam.
 bulac, sari; ifade edilmesi mmkn, sylenebilir.
 bilgi veren kimse, konuan kimse; Aai Rabbaniyi (komnyon) alan veya almaya hakk olan kilise yesi. 
 ifade etmek, anlatmak; nakletmek; meramn anlatmak; muhabere etmek, haberlemek; bulatrmak; aralannda balant olmak; bildirmek.
 haberleme; ulam; ulatrma; balant irtibat; haber, mektup. Minister of Communications Ulatrma Bakan.
 konukan, duygulann serbeste dile getiren.
 paylama; katlma; Aai Rabbani ; Hristiyanlkta mezhep; arkadalk; sohbet.
 resmi tebli, bildiri.
 komnizm. communist   komnist;  komnistlere veya komnizme. ait communis'(tic.)  komnizm taraftan olan. 
 ayn yerde veya ayn artlar altnda yaayan insan topluluu; toplum, cemiyet; ahali, halk, amme; mterek tasarruf, ortak (mal.) sahipli. community center (A.B.D.) ehir kulb, bir blgede oturanlann meselelerini zmlemek veya elenmek iin toplandklar zel yer veya bina. community chest (A.B.D.)kamu yararna alan kurumlarn yllk para toplama kampanyas. 
 mterek tasarrufa tabi klmak, umumun mal haline getirmek.
 (elek.) cereyann ynn deitirmek.
 deitirilebilir; hkmete deitirilmesi veya hafifletilmesi caiz (ceza)
 deitirme, dei mbadele; (A.B.D.) bir kimsenin evi ile ii araslnda abonman bileti ile yapt yolculuk; (huk.) cezann deitirilmesi veya hafifletilmesi. commutation ticket abone kart veya bileti.
 dei toku veya yer deitirmeyle ilgili.
 (elek) evirge, komtatr. 
dei toku etmek mbadele etmek; deitirmek veya hafifletmek (cezay); toptan daha ucuza almak (aylk tren bileti v.b'ni); karln demek; yerini tutmak; (elek) cereyann ynn deitirmek her gn i ile ev arasnda gidip gelmek. commuter  her gn ii ile evi arasnda gidip gelen kimse.
 mterek, ortak; karlkl.
 (bot.) pskll. 
(ks.) companion comparecompiled complete.
   youn, kesif, sk, sk; ince taneli; ksa zl; of ile -den mrekkep;  tazyikle younlatrmak;  pudriyer, pudralk; (oto.) kk araba.
  szleme, szl anlama;  szlemek.
  arkada, yolda, ahbap; e; elkitab, rehber; (astr.) kendisinden daha parlak bir yldza ok yakn olan ikinci bir yldz;  arkadalk etmek.
 kolayca arkada olabilir; ho sohbet; samimi, scakkanl.
 arkada gibi; mterek.
 arkadalk, refakat, elik. 
 (den.) kamara iskelesi.
 grup; misafir grubu; misafir; irket, kumpanya, ortaklk; beraberindekiler, arkadalar; elik, refakat, arkadalk; (tiyatro) oyuncu topluluu; (ask.) blk; (den.) mrettebat tayfa. company manners grg kurallarna uygun davranlar. company store bir messesenin kendi memurlanna mahsus olan sat mazas.compamy union (A.B.D.) iverene bal olan sendika; bir messesenin iilerine mahsus olan sendika. in company with ile beraber, birlikte .in good company iyi arkadalarla. jointstock company bir cins anonim irket. keep company elik etmek; flrt etmek Iimited liability company limited irket. part company with (den.) aynlmak ship' company gemi mrettebato, gemi tayfas. 
 karlatrlabilir, karlatrmas mmkn. 
  mukayeseli, karlatrmal; nispi, orantl; (gram) (sfat veya zarflann) stnlk derecesini gsteren;  (gram) stnlk derecesi. comparative anatomy karllatlrmall anatomi compnrative linguistics karlatrmal dilbilim. in comparative comfort hali vakti yerinde.
 mukayese, kyas, karlatrma .beyond compare, without compare fevkalade, esiz, stn. 
 with ile karlatrmak, karlatrlabilir olmak, kyas kabul etmek; to ile benzetmek, benzemek; (gram) (sfat veya zarfn) stnlk derecesini gstermek. compare notes gr ve fikir teatisinde bulunmak. 
 karlatrma, mukayese; mnasebet, iliki, nispet, benzerlik; (gram.) sfat veya zarflara stnlk veya enstnltk derecesini katan ekim ekli; benzetme, tebih. in comparison with -e nispeten, -e nispetle, -e oranla.
 kompartman, blme. compartmen'talize blmelere aylrmak. 
 etrafn dolamak; amil olmak, kapsamak; evirmek, sarmak, kuatmak; baarmak; kavramak, anlamak; gizli plan kurmak. 
 pusula; pergel; evre; snr; saha, alan, menzil; devir, deveran, sre. compass card, compass rose pusula kart, rzgargl. compass needle pusula ibresi, pusula inesi. compass saw delik testeresi. beam compass byk daire izmeye mahsus srgl pergel. box the compass sra ile pusula kertelerini saymak. drawing compass resim pergeli. mariner' compass gemici pusulas pair of compasses pergel. 
 efkat, merhamet, acma, sevecenlik.
 efkatli, merhametli, sevecen.
 uygun dme, uyma, uygunluk.
 (gen.) with ile uygun, birbirini tutan, munasip; geimli. 
 vatanda, yurtta. 
 akran, arkada, e.
 (-Ied, -ling) zorlamak, icbar etmek, mecbur etmek.
 hitap. 
 zet halinde, ksa, zl, muhtasar, ksaltlm.
 hulasa, zet. 
 tazmin etmek, bedelini demek; telafi etmek, karlamak; (mak.) denklemek, denge salamak, eitlemek. compensate for one thing with another tazmin etmek, bir eyi dieri ile telfi etmek. compensate one for -in bedelini birine demek. 
 tazmin, telafi; karlk, cret, maa, bedel; takas, karlama.
 telafi eden ey veya kimse; dengeleme tertibat. compensator coil (elek) dengeleme bobini. compensator spring saatte dengeleme yay. 
 telafi etmeye yarayan.
 rekabet etmek, yarmak, msabakaya girmek.
 yeterlik, kifayet; yetenek, ehliyet, iktidar, g; hak, yetki, salahiyet; geinecek kadar gelir. 
 yeterli, iinin ehli olan, kabiliyetli; yetkili, salahiyetli.
 rekabet, yarma.
 rakip olan; rekabet ile ilgili; msabaka tarznda, yanma mahiyetinde.
 rakip, yanmac, yan.
 derleme; derleme eser, eitli kaynaklardan toplanan bilgi veya yazlarla meydana getirilen eser; liste. 
 toplayp liste haline getirmek; eitli kaynaklardan bilgi toplayp sraya koymak; bu ekilde eser telif etmek, derlemek.
 kendi kendinden memnun olma hali; gnl rahatl. complacent  kendi halinden memnun, rahat; kendini beenmi.
 ikyet etmek, yaknmak, derdini anlatmak, iini dkmek; sulamak. complainant  ikyeti, davac.
 ikayet, feryat, dertyanma; dert, keder, ikyet sebebi; hastalk, keyifsizlik; (huk.) isnat.
 hogr, msamaha, gz yumma. complai'sant  msamahakr, hogr sahibi.
  tamamlayc herhangi bir ey, tmle; tm, btn; (geom.) bir dar ay dik a haline getirmek iin gerekli olan a derecesi; (gram) tmle; (mz.) oktav tamamlayan enterval;  tamamlamak; birbirini tamamlar olmak.
 tamamlayan, tamamlayc, tmleyici. complementary angle tmler a. complementary colors (bak.) color.
  tamam, tam, btn; bitmi, tamamlanm; mkemmel, drt ba mamur;  tamamlamak, btnlemek, yetkinletirmek; bitirmek. a complete surprise tam bir srpriz. completely  tamamen, butnyle. completeness  btnlk, tam olma hali. completion  bitirme, tamamlama, sona erme; yerine getirme.
 bileik veya kark herhangi bir ey; karmaa; (psik.) komplek. building complex site. inferiority complex aalk duygusu. superiority complex kendini stn grme duygusu.
 karmak; aprak, mulak; bileik, mrekkep, birka elemandan meydana gelmi; kark, birbirine eit olmayan elemanlardan meydana gelmi. complex number karmak say. complexity  mkut, glk.
 cilt, ten; sima, grn, vehe. complexioned  belirli bir ten rengi olan.
 uysal, yumuak bal.
 uyma; itaat; baeme; raz olma. in compliance with -e uygun olarak, mucibince. compliant  uysal, itaatkr, yumuak bal.
  kartrmak, zorlatrmak, gletirmek;  karmak; (bot.), (zool.) uzunlamasna katlanm (bcek kanad vb) complicated  karmak; mulak, aprak, anlalmas g, zlmesi g.
 karmak hale getirme; bir ie giritikten sonra meydana kan engel, zorluk; karklk: (tb.) ihtilt.
 su ortakl; karmaa.
  kompliman yapmak, iltifat etmek; vmek;  iltifat, kompliman. compliments  selmlar. compliments of the season (ing) tebrikler. double-edged compliment ineli kompliman. He sends his compliments. Selmlarn gnderdi. pay a compliment kompliman yapmak. present one- compliments hrmetlerini sunmak. with my compliments selmlarmla: parasz, hediye olarak. complimentary  hediye olarak, parasz; vme kabilin(den.)
 (eski) komplo, suikast, gizli tertip.
 with ile uymak; itaat etmek.
  bir tm meydana getiren ksmlardan biri, cz, unsur, para, eleman;  bileimde bulunan.
 davranmak; with ile uymak, uygun olmak. He comported himself well. iyi davrand. The results comportwith our expectations. Netice beklediimiz gibi oldu. comportment  davran, hal ve gidi.
(Lat.), (huk.)akl yerinde, uuru tam.
 meydana getirmek, oluturmak; dzenlemek, tertip etmek; bir butnn paralarn tekil etmek; bestelemek; (eser) yazmak, yaratmak; (matb.) dizmek, tertip etmek. composed of -den ibaret. composing machine (matb.) dizgi makinas. composed  sakin, kendi halinde.
 besteci, bestekr, kompozitr.
  bileik, mrekkep; karma, kark, muhtelit; (b.h), (mim.) Korent uslubu ile ionik slup karm olan stun ekline ait; (bot.) bileikgiller familyasndan;  alam, halita, bileim, terkip; (bot.) bileikgillerden herhangi bir bitki. composite number (mat.) blnebilir say, asal olmayan say. composite photograph fotomontajla biraraya getirilmi birka fotoraftan meydana gelen resim.
 tmleme, derleme, bir araya getirme; tertip, terkip; nitelik, mahiyet; alam, halita; bileim: kompozisyon, yaz devi, tahrir; beste, bestecilik; uzlama, anlama; (matb.) dizgi, tertip.
 (matb.) mrettip, dizgici, dizici.
 rm yaprak v.b ile kark gbre.
 sukunet huzur, dinginlik.
 komposto.
 birletirmek, bir btn haline getirmek, terkip etmek; iddetlendirmek; bor konusunda anlamak. compound a felony menfaat karInda suluyu dava etmekten vazgemek veya suunu rtbas etmek. compound with ile... anlamak, uzlamak.
  bileik, mrekkep; (zool.) tek tek hayvancklardan husule gelmi;  alam, halita; bileim, terkip; (gram) bileik kelime. compound curve mrekkep eri. compound eye bileik gz. compound fraction bileik kesir. compound fracture (tb.) ak krk. compound interest bileik faiz. compound number kark say. chemical compound kimyasal bileim.
 iinde binalar bulunan etraf duvarla evrili arazi.
 Uzak Dou'da yabanc firmalar hesabna alan yerli acente.
 anlamak, idrak etmek, kavramak; kapsamak, iine almak, ihtiva etmek. comprehensible  anlalabilir, idrak olunabilir, makul. comprehension  anlay, idrak; kapsam, mul. comprehensive  geni, mullu, etrafl; idrakl,anlama yetenei olan.
 (tb.) kompres; pamuk v.b balyalarn sktran makina.
 skmak, basmak, tazyik etmek. compressed air sktrlm hava. compressible  sktrlabilir.
 sktrma, tazyik, kompresyon; ksaltma, ufaltma. compression stroke (oto.) sktran vuru.
 tazyik edici, sktrc.
 kompresr, sktrc.
 kapsamak, ihtiva etmek.
  uzlama, uyuma; baz eylerden fedakrlk ederek varlan anlama zemini;  uzlatrmak, baz eylerden fedakrlk yoluyla aralarn bulmak; (bir kimsenin) erefini tehlikeye atmak; (bir iin neticesini) tehlikeye atmak. compromisewith ... ile uzlamak, uyumak.
 hesap kontrol memuru, murakp, denetleyici, kontrolr.
 zorlama, cebir, icbar; mecburiyet; iten gelen itici his. compulsive  zorlayc, iten gelen yenilmesi g bir hissin tesiriyle yaplan.
 mecburi, ykml; zorunlu. compulsorily  zorla, mecburi olarak, zorunlu olarak, metazori.
 vicdan azab; pimanlk, nedamet; esef, yerinme; (vicdanisebeplerle) ekinme, tereddt, reddetme.
 (huk.) eskiden bir sann susuzluunun birka tann ahadeti ile kabul edilmesi.
 hesap etmek, hesaplamak. computa'tion  hesap, hesaplama.
 kompter, hesap eden kimse; elektronik hesap makinas,elektronik beyin. computer hardware kompterin esas ksmlar. computer software yaplacak ie gre deitirilen kompterin yardmc aksam. analogue computer kendisine verilen rakamlan elektronik nicelikler eklinde kullanarak hesap karan makina. diqital computer kendisine verilen rakamlar ikili rakam olarak kullanarak hesap karan makina.
 kompter ile hesaplamak.
 arkada, yolda. comradeship  arkadalk.
 (den) gemiyi yneltmek.
 ntak ile, beraber.
 ( A.B.D), (argo) sulu; dolandrclk.
(edat), (mz.) ile. con brio, con spirito canl olarak.
  kar, aleyhte;  aleyhtar, kar taraf. pro and con lehte ve aleyhte. pros and cons lehte ve aleyhte olan noktalar (kimseler)
 (-ned, -ning) atlatmak, yutturmak; okumak, tetkik etmek.
 (kim), (fiz.) younlatrmak, koyulatrmak; zetlemek, ksaltmak. condensed milk teksif edilmi st. condensable  younlatrlabilir.
(A.B.D), (argo) dolandrc.
 (psik.) tevik edici kuvvet. conative  meram ve arzu ile ilgili; (gram) gayret ifade eden (fiil)
 sralamak raptetmek. concatena'tion  neticelerin sralanmas.
  ibkey, obruk, konkav;  ibkey yzey. concavo-concave  ift tarafl ibkey. concavo-convex  bir taraf ibkey , dier taraf dbkey olan. concavity  ibkeylik.
 ibkeylik.
 gizlemek, gizli tutmak, saklamak, rtmek. concealable  gizlenilebilir, saklanabilir. concealment  gizleme, saklama, sr tutma. in concealment sakl, gizlenmi.
 teslim etmek, kabul etmek, ikrar etmek; vermek, brakmak, ihsan etmek.
 kendini beenmilik, kibir, gurur; garip fikir, fantazi kavram. self-conceit  kendini beenmilik. conceited  kibirli.
 akla uygun, havsalaya sar. conceivably  belki, muhtemelen.
 gebe kalmak; anlamak, kavramak, idrak etmek; tasavvur etmek; tasarlamak, aklna gelmek; izah etmek. conceive of kavramak, tasarlamak. (I.) have conceived a dislike for him. Ona kar iimde bir nefret uyand.
 youn halde olan herhangi bir ey.
 toplamak; younIatrmak; zn karmak; koyulatrmak; zihni bir noktaya toplamak; toplanmak.
 toplanma, toplama; zihni bir noktaya toplama; (kim) younlama, koyulama, kesafet. concentrationcamp temerkz kamp, toplama kamp.
 merkezleri bir ortak merkezli. concentric'ity  merkezlerin bir olmas.
 kavram mefhum anlay gr, fikir, telakki.
 gebe kalma, ana rahmie dme; baylang; kavram, mefhum, fikir, anlay gr, telakki, dnce.
 mefhumlarla ilgili, kavramsal; fikirlerin domasna ait.
 (fels.) kavramclk.
  ilgi, alka; i; endie, tasa, kayg, merak; irket, ticarethane; (k.dili.) ey:  alkadar etmek; ucu dokunmak; tesir etmek; ait olmak, ilgilendirmek, iliii olmak. concern oneself with karmak, mdahale etmek.He is meddling in my concerns. Benim iime karyor. It is no concern of mine. Beni ilgilendirmez. with deep concern derin endie ile.
 ilgili, alkal; endieli, dnceli. be concerned for veya about endie duymak, merak etmek.
(edat.) ilgili olarak -e dair, hakknda.
 bir araya gelerek karar almak, planlamak. concerted  kararlatrlm;birlikte yaplm; (mz.) blmler halinde dzenlenmi.
 konser; ahenk, uyum: birleme; ittifak, ittihat. concert grant kuyruklu piyano. Concert of Europa 1815 tarihinde Avrupa Devletleri arasnda yaplan anlama. concert pitch konser iin kullanlan ton standard (la=saniyede 440 devre) in concert hep birlikte, ittifakla.
 akordeona benzer krkl ufak bir alg.
 (mz.) konerto.
 kabul, teslim, itiraf; imtiyaz, devlet veya dier bir yetkili makam tarafndan tannm imtiyaz, ayrcalk; mmessillik, bayilik.
concessioner  imtiyaz sahibi; fuarda bir sat yeri sahibi; temsilci, bayi.
 teslim veya kabul mahiyetinde; (gram) although balac ile balayan tamamlayc cumlelerde teslim ve kabul ifade e(den.)
 helezoni sedef kabuk; nefesli alg olarak kullanlan kabuk boru.
 (mim.) yarm kubbe; (anat.) boynuzcuk, konka (burun boluunda); kulak kepesinin ukuru.
 (o.), (zool.) midye gibi kabuk hsl eden deniz hayvanlar; kabuklular. conchiferous  kabuklu, kabuk hsl e(den.)
 (mat.) konkoid; sedef erisi.
 konkoloji, yumuak alarla uraan zooloji dal. conchologist  konkoloji bilgini.
 (argo), (bak.) conscientious objector.
 kapc, odaba.
 gnln almak; uzlatrmak, yattrmak, aralarn bulmak; tevecch kazanmak. conciliatory  yattnc.
 uzlatrma, bartrma, yattrma.
 ahenk; (kon) (san) uyum; tutarlk, insicam.
 az ve z, ksa, muhtasar, veciz, zl. concisely  az ve z olarak, ksaca, muhtasaran.
 zetleme, az szle ok ey anlatma.
 zel toplant; Roma'da Papa semek iin toplanan kardinaller meclisi.
 bitirmek, son vermek; neticelendirmek, sonulandrmak; bir karara varmak; netice karmak, istidll etmek; bitmek, sona ermek; karar vermek.
 son, nihayet, sonu, netice; karar; son ksm; (gram) art cmlesinde ikinci ksm, ceza; (man) varg; (huk.) iddia veya mdafaann son hulsas. in conclusion szu bitirirken..., son sz olarak... try conclusions with bir kimse ile yarmaya girmek.
 kesin; kati, son, nihai; ikna edici.
 birbirine kartrarak hazrlamak, tertip etmek yapmak; uydurmak, kurmak (hikaye, yalan) concoction  karm, tertip; birbiri ile uyumayan eyleri kartrma.
  bir arada vuku bulan, refakatinde olan, elik eden; birlikte bulunan;  tabii sonu. concomitantly  ayn zamanda olarak.
 badama, imtiza; uygunluk, ahenk; bar geim; anlama, ittifak, ittihat; (gram) uyum; (mz.) ses uyumu. Concord grape Kuzey Amerika'ya mahsus iri siyah zm.
 uygunluk, ahenk, uyum, uyuma; bir kitaptaki btn kelimelerin metindeki yerini gsteren dizin. concordant  uygun, mutabk.
 antlama,muahede; Papa ile hkmet arasnda akdolunan antlama.
 toplant, bir araya gelme; kalabalk, izdiham; bir park iinden geen araba veya gezinti yolu; istasyon binasndaki hol; atletizm sahas.
 (biyol.) beraber byme, birleme.
   maddi; somut, mahhas; belirli, muayyen; betondan yaplm;  beton; betona benzer herhangi bir karm; somut bir varlk;  bir btn haline getirmek; beton dkmek; talatrmak; donmak, sertlemek; somutlatrmak. reinforced concrete betonarme. concrete mixer betonyer.
 donmu madde; (tb.) i, ta.
 odalk olarak yaama hali.
 kapatma, odalk cariye.
 ehvet, cinsel arzu. concupiscent  ehevi, nefsani.
 ayn fikirde olmak, mutabk olmak, uymak, raz olmak.
 uygun grme, muvafakat; ayn anda vaki olu; ayn noktaya doru ilerleyi. concurrent  ayn zamanda vaki olan; uygun, mutabk, birbirine yardmc olan. concurrently  ayn zamanda.
 darbe vuruu ile beyne tesir etmek; sarsmak.
 sarsma; darbe vurma; arpma; arpma neticesi olan iddetli sarsnt; (tb.) sadme.
 knamak, ayplamak; sulu karmak; mahkum etmek; kullanlamaz diye hkm vermek; (huk.) msaderesine karar vermek; (A.B.D) istimlk etmek. condemn to death idama mahkum etmek. condemnable  msadere olunabilir; knanmaya layk, mahkum edilir.
 knama, ayplama; kabahatli bulma; sulu karma; mahkumiyet; (A.B.D) istimlak. condem'natory  knayc.
 ksaltma, zet; (kim), (fiz.) younlatrma, sklatrma, koyulatrma; buu.
 kondensatr, buhar sktrma makinas, tazyik makinas; elektrik kondensatr ; teksif adesesi.
 tenezzl etmek, szde alak gnlllk gstermek, Itfetmek. condescending  tenezzl e(den.) condescen'sion  tenezzl.
 Iayk, mstahak (cezaya)
 (tuz, biber, hardal, sala gibi) yemee eni veren ey.
 hal, durum, vaziyet; salk; art, kayt, snrlama. favorable conditions uygun artlar. in condition alr vaziyette; (spor) idman iinformunda; in good condition iyi durumda, bozulmam (olarak) on condition that art ile. out of condition ie uygun durumda olmayan ; (spor) formundan diim olan.
 uygun bir duruma getirmek; art komak, kayt altna sokmak; btnleme snavna tabi tutmak. conditioning machine tavlama makinas, slah makinas.
  arta bal, kaytl;  ikmal imtihan. conditional clause art cmlesi. conditional mood art kipi. conditional sale arta bal sat. conditionally  artl olarak.
 uygun bir duruma getirilmi; arta bal. conditioned reflex, conditioned response (psik.) artl refleks, artl davran. air-conditioned  klimatize edilmi.
with ile taziyede bulunmak, kedere ortak olmak. condolatory  taziye ifade eden. condolence  taziye, basal. Ietter of condolence taziye mektubu.
 prezervatif.
 kat mlkiyeti, bir binann kat sahiplerinin ayr olmas hali; bir Ike zerinde birka devletin ortak hakimiyeti; (Roma (huk.) ortak malsahiplii.
 gz yummak, kusura bakmamak.
 Gney Amerika'ya mahsus bir eit byk akbaba.
 Avrupa'da zellikle 14 ve 15 yzylllarda prenslerin veya devletlerin hizmetine girmi paral askerlerin kumandan.
 to veya toward ile sebep olmak, vesile olmak. conducive  to ile yardm eden, sebep veya vesile olan.
 davranmak; idare etmek, yrtmek; orkestra idare etmek; refakat etmek, yol gstermek, nderlik etmek; (fiz.) nakletmek, geirmek, iletmek. conduct oneself davranmak.
 davran, tavr, hareket; idare. safe-conduct  yolculukta emniyet vesikas.
 (elek) iletkenlik, nakil kabiliyeti, isal.
 tama, nakletme, isal.
 iletici, geirici, iletken, geirgen, isal edici.
 klavuz, nder, lider, ef; (A.B.D) kondoktr, bileti; orkestra veya koro efi; mdr, idareci; iletken madde, geirgen ey. conductor ducts (bot.) iletken damarlar. non-conductor  iletici olmayan madde, yaltkan madde.
 iletkenlik.
 oluk, su yolu, kanal; (elek) cereyan tellerini muhafaza eden boru.
 (bot.) uzunluuna ortasndan bklmu (yaprak)
 (anat.) kondil, kemiin ucunda olan yumru, lokma.
 (anat.) kondiloid, lokmams, lokma eklinde. condyloid process alt enenin arka tarafnda olan yumrumsu tepe.
 (geom.) koni; (mak.) koni biiminde olan makara; koza, kozalak. cone coupling makina aftlarn balayan konik cihaz. cone gear konik dili. cone pulley konik makara. frustum of a cone kesik koni. ice cream cone dondurma klh. truncated cone kesik koni.
 radyo dalgalarn casuslara kar korumak iin kullanlan sistem.
(bak.) cony.
 sohbet etmek, babaa vermek, konumak. confabula'tion  sohbet.
 eski Roma'da erkein kadn zerindeki hkimiyetinin belirgin olduu evlilik.
 imal etmek, hazrlamak (reel, tatl)
 imlat, hazrlama; bonbon, ekerleme; (ecza) eker veya bal ile hazrlanan preparat; konfeksiyon, hazr elbise.
 ekerleme imalathanesi ; ekerleme.
 ekerci. confectioner' sugar pudra ekeri.
 eitli bamsz devletlerin konfederasyon halinde bir araya gelmeleri, ittifak, birlik; kanunen yasak olan bir fiilin yaplmas iin eitli parti, grup veya kimselerin birlik olmalar. the Confederacy Amerikan i harbi esnasmda Gney Eyaletlerinin meydana getirdikleri konfederasyon.
  mttefik, mttehit, birleik;  su orta. Confederate   Amerikan i harbi srasnda Gney Eyaletlerinin federasyonuna bal olan (kimse)
 ittifak etmek, ittifak ettirmek, birlemek, birletirmek, (bak.) federate confederated  birleik, (bak.) federated confederation  konfederasyon, birleik devletler, (bak.) federation.
 (-red, -ring) bata bulunmak, ihsan etmek, vermek, tevcih etmek, tevdi etmek; danmak, grmek, mzakere etmek. (I.) conferred with him on the matter. Meseleyi onunla grtm.
 konferansa katlan kimse; ereflendirilen kimse.
 gr ve fikir teatisi iin toplant, konferans; kongre; mzakere; verme. in conference toplantda, megul.
 itiraf etmek; ikrar etmek; teyit etmek, dorulamak teslim etmek; gnah kartmak; (iir) belli etmek. confesedly  itiraf kabilinden, teslim ederek.
 itiraf, ikrar, dorulama, teslim; gnah kartma. confession of faith iman ikrar. judicial confession mahkeme nnde yaplan itiraf.
  gnah kartma hcresi;  itiraf veya gnah kartma ile ilgili.
 gnah kartan papaz; itiraf eden kimse.
 konfeti.
 srda, dert orta.
 mahrem olarak sylemek, sr vermek. confide in itimat etmek, emniyet etmek, gvenmek. confide to teslim etmek, emanet etmek, tevdi etmek; sr vermek.
 gven, emniyet, itimat; mahremiyet, gizlilik; srdalk. confidence game dolandnclk. confidence man dolandnc. (I.) have confidence in him. Ona itimadm var. Ona gvenirim. told in confidence mahrem olarak sylenmi, sr olarak verilmi.
 emin, inanm, kani; cretli, atlgan. confidently  gvenle, tereddt etmeden.
 mahrem, gizli; gvenilir. confidentially  gvenerek; Sr olarak.
 gvenen, phe etmeyen.
 ekil, suret, grn; gruplama; (astr.) gezegenlerin birbirlerine oranla yerleri, yldz kmesi.
 kuatmak; hapsetmek; evde veya yatakta tutmak; snrlamak, toplamak, hasretmek. confined  snrlanm; lousa halinde.
 kapan, hapsedilme; hasta olup evde kalma; lousalk.
 snrlar, hudutlar.
 teyit etmek, kuvvetlendirmek, salama balamak, tespit etmek, saptamak; geerli bir hale koymak. confirmed bachelor mzmin bekr.
 teyit olunur, tasdik olunur.
 tasdik, teyit, belgeleme, dorulama; ispat; kilise yesi olma merasimi.
 tasdik anlamnda teyit edici (sz, vesika, delil)
 msadere etmek; haczetmek; istimlk etmek, kamulatrmak. confisca'tion  msadere, haciz. confis'catory  msadere ve haciz kabilin(den.)
 byk yangn, yangn felketi.
 bir metinde iki varyantn bir arada bulunmas.
 anlamazlk, ihtilf, fikir ayrll; ekime, arpma, ztlama; mcadele, urama. conflict of interests menfaat atmas. conflict of laws kanun ihtilaf.
 ekimek, ..,ile ihtilfa dmek; mcadele etmek; ztlamak.
conflux   kavak, iki akarsuyun birbirlerine kartklarl nokta; kalabalk, izdiham.
  birlikte akarak birleen; (tb.) bir araya birikip karm, sk (banlar);  birlemi akarsulann her biri. confluent smallpox (tb.) yaralar bitiikmi gibi kabuk balayan iek hastal.
 uydurmak; umuma tabi olmak; to veya with ile uymak: itaat etmek, boyun emek.
 uygun, yerinde, muvafk, benzer, mutabk; boyun een.
 ekil; paralar bir araya getirme dzeni; uygun olma.
 geerli olan fikirlere veya inanlara uyan kimse; toplum kurallarn inemeyen kimse.
 uygunluk, benzeyi; biteviyelik. in conformity with mucibince,... e uyarak.
 ,artmak, zihnini kartrmak; utandrmak, mahcup etmek karmakark bir hale sokmak; kahretmek. confounded  arm; (k.dili) Allahn cezas. confusion worse confounded karmakark bir vaziyet.
 kardelik cemiyeti.
 meslekta; ayn kurumda alan kimse.
 kar durmak, gus germek; karlatrmak, yzletirmek. He confronted me with the problem. Beni mesele ile kar karya brakt. confronta'tion  yzletirme.
 Konfys.
 kartrmak, karmakark etmek ; ayrt edememek; artmak, zihnini kartrmak, yanltmak; utandrmak, mahcupetmek. confusion  aknlk, bozulma, karklk, dzensizlik; mahcubiyet.
 tekzip, rtme (fikir, iddia)
 tekzip etmek, yalanlamak, aksini ispat etmek, (bir iddiay) rtmek; (karsndakini) susturmak.
 Latin Amerika'dan gelmi olan Kanga dans ve bunun mzii.
 ayrlma; ayrlma izni; yol verme; (eski) reverans; (mim.) bir eit silme.
 dondurmak, donmak; phtlatrmak, phtlamak.
 ayn cins, snf veya familya yesi.
 uygun; cana yakn, ho.
 doutan olan, ftri.
 conger eel mr, bir ylanbal, (zool.) Conger conger.
 (topluluk ismi) yn, kme, top.
 kalabalk etmek, doldurmak; tkanmak.
 tkank, ikin; (tb.) kan veya su toplam, nefes alp vermede zorluk eken; tkank (yollar)
 tkanklk, izdiham, kalabalk; (tb.) kan toplanmas, kan hcumu.
 kan veya su toplanmas ile ilgili.
  kre ekline sokmak;  kre eklinde.
  kme halinde toplanm;  kme; (tic.) holding; (jeol.) ym, konglomera (ta cinsi)
 kark birikinti, birbirinden ayr unsurlardan meydana gelen yn.
 yaptrmak; (tb.) kaynatrmak.
 Kongo nehri. Congo Brazzaville (bak.) Zaire. Congo Kinshasa Kongo Kinshasa Kongo'nun bakenti.
(zool.) ylanbal eklinde kk n ayaklar olan bir eit semender.
(kim) asitlerde mavi alkalilerde krmz olan ve labaratuvarlada kullanlan bir boya.
 tebrik etmek, kutlamak. congrat'ulatory  tebrik mahiyetinde. congratula'tion  kutlama. CongratulationsI Tebrikler (I.) Tebrik ederim.
  toplamak birletirmek, bir araya getirmek; birlemek, bir araya gelmek;  toplant ile ilgili, toplanm.
 toplama, toplant; cemaat; (Kat) dinsel rgt. congregational  cemaate ait, idaresi cemaatin elinde olan. congregationalism  her cemaati bamsz sayan kilise idare sistemi.
 kongre, toplant; meclis; (b.h) zellikle ABD'de Millet Meclisi. congres'sional  ABD Millet Meclisine ait. congressman  ABD Millet Meclisi yesi, zellikle Temsilciler Meclisi yesi.
 uyma, uygunluk, ahenk congruent  with ile uygun, muvafk, ahenkli; benzer.
 uygunluk, uyum; (mat.) benzeim.
 uygun, munasip, yerinde; (mat.) benzer.
 (mat.) konik conic section konik kesit erisi, konik. conical  konik.
 (am, fstk gibi) kozalakllar familyasndan aa kozalakl aa. Coni'ferae  kozalakllar. conif'erous  kozalak veren, kozalakl.
 (kim) al baldran ruhu, ok zehirli bir alkaloit.
 tahmini, varsayl,farazi. conjecturally  farazi olarak, tahminen.
  varsay, tahmin, zan, farz;  tahmin etmek, zannetmek, farzetmek, tasavvur etmek.
 birletirmek, birlemek, bititirmek, bitimek, balamak; (bak.) join.
 birlemi, ortak. conjointly  birlemi olarak; (bak.) joint, jointly.
 evlilik ile ilgili, karkocala ait. conjugal affection kar koca sevgisi. conjugal rights elerin birbirlerine kar haiz olduklar haklar.
  ift olan, birlemi birleik; (mat.), (biyol.) karlkl; birbirinin yerine geebilen;  birleik iftin her biri.
 (gram) ekmek, tasrif etmek: (biyol.) birlemek
 (gram) fiil ekimi, tasrif; (biyol.) birleme.
 birlemi, bitiik, ortak, mterek.
 birleme; ayn zamanda vaki olma, rastlant, tesadf; (gram) (bala.); (astr.) konjonksiyon. in conjunction with ile bir arada, birlikte.
 (anat.) konjonktiv, gz kresini gz kapaklaryla birletiren ince zar.
  bititiren, birletiren; birleik;  (gram) (bala.), atf edat.
 (tb.) konjonktivit, konjonktiv iltihab.
 eitli olay veya ilerin bir araya gelmesi; kritik durum, buhran, kriz.
 by, sihir, sihirbazlk; ruh arma.
 by yoluyla (ruh veya cin) armak. conjure up by kuvvetiyle meydana koymak ; zihinde bir fikir veya hayal uyandrmak; bir yolunu bulmak. conjuror, -er  sihirbaz, byc, hokkabaz.
 yalvarmak, rica etmek. conjuror, -er  rica eden kimse; ortak bir ant ile bal olan kimse.
  (argo) kafa; burun;  bana vurmak. conk out (k.dili.) birden stop etmek; (argo) aniden kmek.
 doutan olan, ftri; ayn asldan, bir soydan gelen, ayn tabiatta olan; (biyol.) bitiik.
 doutan, fitri, tabii; (bak.) natural.
 balamak, raptetmek, bititirmek, birletirmek; aralarnda ilgi kurmak; birlemek, bal olmak, balanmak; (A.B.D),'(k.dili.) topa vurmak;(A.B.D), (k.dili.) baarmak. connecting link halka; (iki ey arasndaki) balant, ilgi. connecting rod piston kolu.
 balant, irtibat, ilgi, alka, iliki, mnasebet; evre, muhit; ba, rabta; akrabalk, hsmlk, dostluk; siyasi veya dini evre; cinsel iliki; (argo) uyuturucu madde tedarik eden kimse. connection by marriage hsmlk, dnrIk. business connections i veya ticaret mnasebetleri. close connections sk ilikiler; yolculukta bir tattan inip hemen dierine yaplan aktarma. cut the connection balanty kesmek, irtibat kesmek. family connections akrabalar in this connection bu mnasebetle, bu hususta.
 rapteden, balayan. connective tissue (anat.) ba doku.
(bak.) connection.
harp gemilerinde kumanda kulesi.
 (k.dili.) isteri nbeti.
 gz yumma; su ortakl.
 at veya in ile su ilenmesine gz yummak, grmezlikten gelmek; gizlice anlamak, su orta olmak. We connived together in the plot. Komployu beraber hazrladk.
 (biyol.) birbirine yaklam, yaklaan.
 ehil, erbap, bir iten anlayan kimse, mtehasss, uzman.
 akla getirmek, anlamna gelmek, demeye gelmek, gstermek, ifade etmek. connotation  bir eyin szlk anlamnn yan sra akla getirdii kavram, arm. connotative  arm meydana getiren.
 evlilikle ilgili, karkocala ait.
 evlilikle ilgili, karkocala ait.
  konik (ekil)
 fethetmek, zaptetmek; galip gelmek, zafer kazanmak, yenmek. conqueror  fatih.
 fetih, zapt; zafer; kazanlm ey veya kimse.
 (isp) 16. yzylda Meksiko veya Peru fatihlerinden herhangi biri.
 ayn soydan, ayn kandan, akraba.
 kan akrabal,ayn soydan gelme.
 vicdan; vicdanllk. conscience clause "vicdana riayet etmek artyla "manasnda bir ant veya kanuna ilve edilen cmle. conscience money vicdan rahatlatmak iin verilen para. conscience-smitten  vicdan azap iinde olan. clear conscience vicdan rahatl. guilty conscience vicdan azab. in all conscience vicdanen ; mutlaka. on one' conscience vicdann rahatsz eden.
 vicdanl,vicdan sahibi, drst, insafl; dikkatli; alkan. conscientious objector (ks.) CO) vicdani ve dini inanlarna aykr olduunu ileri srerek askerlik hizmetini ifa etmeyi reddeden kimse. conscientiously  vicdani olarak; dikkatle.
 vicdana uygun, drst, dil.
 bilinli, uurlu, vukuflu, mdrik, farknda olan; uyank. self-conscious  mahcup, sklgan. consciously  bile bile, bilinle, uurla.
 bilin, uur; idrak, anlay, akl, his, vukuf. stream-of -consciousness (edeb) bilinalt akm.
 kur'a neferi kaydetmek, askere armak.
  askere alnm;  askere alnm nefer, kur'a neferi.
 askere arma; mecburi askerlik.
 takdis etmek; tanrya adamak , vakfetmek, hasretmek, tahsis etmek.
 takdis ve tahsis merasimi; kendini adama, vakfetme, takdis, tahsis, ithaf.
 birbirini takip etme, pepee olma; dizi.
 birbirini takip eden, ardl; (mat.) ardk.
 (huk.) taraflarn rzasyla gayri resmi surette akdedilmi (mukavele); (biyol.) bilinli hareketlerin uyard igdsel ve tepkisel hareketleri belirten; (psik.) his veya uurla beraber giden gayri ihtiyari (hareket)
 fikir veya oy birlii, umumun fikri; (biyol.) uzuvlarn ahenkle ilemesi.
 muvafakat etmek, raz olmak, kabul etmek.
 rza, muvafakat, uygun bulma; ittifak, oy birlii. by common consent umumun rzasl ile. Silence gives consent. Skut ikrardan gelir. with one consent hep birden.
 ayn fikirde, mutabk.
 raz, muvafk birbirine uygun.
 sonu, netice, akibet; eser, semere; ehemmiyet, nem. in consequence of neticesinde, sebebiyle. of  no consequence nemsiz. take the consequences cezasn ekmek.
  neticesi olan; bal, tabi; takip eden; (jeol.) topran asl meyline gre akan;  (man) istidll, netice, istinta; (mat.) bir orann ikinci rakam.
 nemli ehemmiyetli, kibirli, azametli; neticesinde meydana gelen , -(den.) kan. consequentially  netice itibariyle.
 netice olarak, binaenaleyh, bu sebeple.
 koruma; (ing) doal kaynaklar koruma tekilt.
 koruma, muhafaza, himaye, koruyuculuk; doal kaynaklar koruma (orman, toprak,, yabani hayvanlar) conservation of energy (fiz.) kudretin baki kalmas. conservation of matter (fiz.) maddenin baki kalmas. conservationist  doal kaynaklar koruma tarafls kimse.
  tutucu, muhafazakr; Iml, mutedil;  tutucu kimse; koruyucu madde. Conservative  (ingilterede) Muhafazakar Parti yesi.
 konservatuvar, mzik ve tiyatro okulu.
 Iimonluk.
 reel, konserve.
 korumak, muhafaza etmek; eker ile muhafaza etmek, konserve yapmak.
 dnmek; gz nnde tutmak; zerinde dnmek; mtalaa etmek, dikkate almak; saymak, hrmet etmek; merhamet etmek ; farz etmek. all things considered enine boyuna dnlrse. not worth considering kale alnmaz, lafn etmeye demez.
  nemli, hatr saylr ; byk, hayli, fazla,  ABD, (k.dili) fazla miktar. considerably  epeyce, olduka.
 dnceli, saygl, hrmetkar; nazik.
 sayg, dnce; gznne alma; karlk, bedel; nem, ehemmiyet; itibar, saygnlk; (huk.) borsada verilen pey akesi. for a consideration para mukabilinde. in consideration of sebebiyle, itibariyle, hasebiyle; karlnda. take into consideration gz nnde bulundurmak, hesaba katmak, dnmek. under consideration gzden geirilmekte, tetkik edilmekte.
(edat) hasebiyle, gre, nazaran, gz nnde tutulursa.
 gndermek, tahsis etmek, vermek, teslim etmek, tevdi etmek, emanet etmek. consignee  kendisine (mal.) gnderilen kimse. consignment  (mal.) gnderme, sevkiyat; gnderilen (mal.) on consignment konsiye olarak.
 of ile ibaret olmak, -(den.) meydana gelmek, mrekkep olmak; in ile iine almak, havi olmak.
 ballk tutarlk, uyum, ahenk; younluk, kesafet, kvam, koyuluk.
 birbirine uygun, aralarnda mutabakat olan, birbirini tutan, insicaml,tutarl. consistently  devaml olarak, mtemadiyen.
 kilise idare heyeti; Papann bakanlndaki kardinaller kurulu.
 ortak olmak.
  ortak, mterek, beraber alan;  arkada, ortak, refik. consocia'tion  beraber alma.
 tesellisi mmkn.
 teselli, avun; teselli vesilesi veya sebebi. consolation prize teselli mkfat.
 teselli edici.
 teselli etmek, avundurmak. be consoled avunmak.
 konsol; radyo kasas; (mim.) balkonlann altna konulan ssl destek, dirsek; (mz.) orgun tularn havi ksm. console mirror konsol aynas. console table konsol.
 birletirmek, birlemek; pekitirmek, pekimek, takviye etmek, saglamlatrmak; (tic.) konsolide etmek. consolidated debts (tic.) konsolide borlar, vadesi uzatlm borlar. consolidated school (A.B.D) ve Kanada'da birka mahallenin ocuklarnn gittii okul.
 birlik, birleme, birletirme, salamlatrma, takviye; borlar birletirme.
 (ing) devlet tahvilt.
 (Fr.) konsome, et suyu.
 uygunluk, uyum, ahenk, mutabakat; (mz.) ses uygunluu; (fiz.) titreim uygunluu.
  konson, sessiz harf;  to veya with ile uygun; ayn seslere sahip olan, ahenkli.
 arkada; e, kar, koca; (den) yolda gemi; (eski.) birleme, ahenkli olma. prince consort hkmdarlk eden kralienin kocas. queen consort kraln kars.
 with ile arkadalk etmek; uymak muvafakat etmek; birlemek, arkada olmak.
 konsorsiyum; (huk.) erkek veya kadnn evlilikteki haklar.
 taslak, umumi plan; zet, hulsa.
 gze arpan, aikr, bariz, dikkati eken.
 fesat maksad ile yaplan gizli anlama, suikast; (huk.) fesat tertibi.
 suikast.
 fesat maksad ile gizli ittifak yapmak, suikast hazrlamak; elbirlii ile almak; anlamak.
 (ing) kraliyet surlarnn muhafz veya valisi; polis; jandarma. Chief Constable (ing) bir vilyetin polis mdr. special constable geici polis memuru.
  polise ait;  polis tekilt, zabta kuvveti; jandarma.
 sadakat; deimezlik, sabitlik.
  deimez; srekli, devaml, sabit, daimi; sadk;  sabit olan ey; (mat.) konstant, sabite. constantly  daima, hi durmadan, biteviye.
 istanbulun eski ismi, Bizans, Kostantinya, Dar- Sadet, Asitane..
 Kstence.
 (astr.) takmyldz, bur.
 aknlk, hayret, korku, dehet.
 (tb.) kabzetmek, inkbaz vermek, skmak. constipa'tion  inkbaz, peklik.
 bir seim blgesindeki semenler; seime itirak edenler; seimle ilgili olanlar; seim blgesi.
  bileii meydana getiren; seme hakk olan: anayasay deitirme yetkisi olan; semen; e, unsur.
 tekil etmek; meydana getirmek , kurmak, tesis etmek, terkip etmek; tayin etmek, atamak.
 anayasa; tzk, nizamname; beden yaps, bnye; huy, yaradl, tynet; yap; bileim, terkip.
  anayasa ile ilgili, anayasaya uygun; shhi; bnyevi, yapsal;  salk iin yaplan jimnastik veya yry. constitutionally  anayasaya gre; miza itibariyle. constitutional'ity  anayasaya uygunluk. constitutionalism  merutiyet taraftarl; merutiyet.
 kuran, tekil eden, esas; anayasay veya nizamnameyi hazrlamaya yetkili.
 zorlamak, mecbur etmek, mecbur tutmak, zorla yaptrmak; balamak, snrlamak, tahdit etmek; menetmek; zaptetmek. constrained  zorlanm; yapmack, suni.
 snrlama, tahdit; sknt.
 skmak, sktrmak, bzmek, daraltmak. constriction  skma, bzme; boaz, dar geit. constrictive  skc, bzc. constrictor  (anat.) skc adale; (zool.) avn skarak ldren ylan. boa constrictor boa ylan.
 yapmak, bina etmek, kurmak, tertip etmek; geometrik olarak izrnek, resmetmek.
 yaplan ey, bina edilen ey; (psik.) daha basit izlenimlerden oluan karmak bir eilim.
 inaat, yap; ina tarz; yorumlama, tefsir; (gram) yap, ina, tertip; geometrik eklin izilii, izim. construction drawing proje izimi. bear a construction belli bir anlam tamak.
 kanun tefsircisi.
 yapc, mspet, olumlu; yapsal; (huk.) kanunen var saylan.
 inaat mteahhidi, inaat; yapan kimse.
 mana vermek, yorumlamak, tefsir etmek, anlamak; gramer kurallarnagre cmle kurmak; cmleyi tahlil etmek.
 zleri bir olan, ayn tabiattan. consubstantial'ity  cevher birlii.
 ayn cevherle birletirmek; ayn esasa dayandn farz etmek.
 rf, adet, alkanlk, itiyat. consuetu'dinary  mutat, allagelen.
 konsolos; (eski Roma'da) konsl. consul general bakonsolos. vice consul konsolos muavini. consular  konsolosa ait ; konsle ait. consular agent fahri konsolos. consulate  konsolosluk, konsoloshane.
 danmak, ba vurmak, mracaat etmek, sormak; gz nnde tutmak, hesaba katmak; istiare etmek. consultant  mavir, danman, rehber.
 danma, mzakere, istiare; konsltasyon. consul'tative  istiari; mavirlikle ilgili.
  mavirlik eden, danman olan;  danma. consulting room muayene odas.
 tketilir, istihlk edilir, yanmas mmkn; sarfolunur, kullanlr.
 tketmek, istihlk etmek; yakp yok etmek, rtmek, bitirmek; israf etmek, ziyan etmek; sarfetmek; yemek, yutmak; tkenmek, istihlk edilmek, yanmak, umak; ziyan edilmek, israf edilmek. consumed with jealousy kskanlktan deliye dnm.
 ok fazla, yanarcasna.
 tketici, mstehlik; sarfeden kimse. consumer goods tketim maddeleri. consumers' cooperative tketim kooperatifi.
 tam, mkemmel. consummately  mkemmelen.
 tamamlamak, ikmal etmek. consummate a marriage nikhtan sonra cinsel temas yolu ile izdivac tamamlamak. consumma-tion  ikmal, itmam, yerine getirme; iyi sonu.
 tketim, istihlak; yok etme; (tb.) verem.
  tketilecek; (tb.), (eski) vereme tutulmu;  veremli kimse.
(ks.) contents, continent, continue.
 temas, deme, dei, srtnme, dokunma; iliki, mnasebet; grme; (elek) balant; (tb.) bulac hastalk nakledebilen kimse, portr. contact flight (hav) grerek uu. contact lens kontakt mercek. contact print (foto.) negatif ebadrda basllan resim. in contact with ile temas halinde.
 temas etmek, dokunmak; (k.dili.) ile konumak.
 (tb.) sirayet, bulama, geme; bulac hastalk; kt tesir.
 (tb.) bulac, bulakan, sri; mikroplu, zehirli; yaylan. contagious laughter herkesi coturan glme.
 kapsamak, iine almak, ihtiva etmek, havi olmak, amil olmak; snrlamak, tahdit etmek; kontrol altma almak. container  (sandk, varil, ie gibi) kap; yk gemisine ykletilecek iri sandk veya mavna. container ship yk iri sandklarda veya portatif mavnalar iinde tayan gemi.
 bulatrmak; geirmek (hastalk, mikrop, pislik); lekelemek, kirletmek. contamina tion  bulatrma; pislik.
 hor grmek, kk grmek, adam yerine koymamak.
 dnmek, dnp tanmak; niyetinde olmak, tasarlamak; seyretmek.
 tefekkr, dnme; tasarlama; dalgnlk. in contem plation of dncesiyle,...ihtimalini gz nnde tutarak.
 dalgn, dnceye dalm.
 ada, muasr; ayn zamanda vaki olan.
 ada, muasr; ayn yata olan; gnmze ait. contemporary with ile ada.
 kk grme, hor grme, yukandan bakma; hrmetsizlik; zillet, ayp; (huk.) bilerek kurallara kar gelme. contempt of court (huk.) mahkemeye itaatsizlik. beneath contempt hor grmeye bile demez. Familiarity breeds contempt. Fazla samimiyet hrmetsizlik dourur. hold in contempt hakir grmek, hor grmek.
 aallk, alak, rezil.
 hakir gren, hor gren, kibirli.
 arpmak, ekimek, uramak, mcadele etmek; iddia etmek, ileri srmek, mnakaa etmek.
 muhteva, ierik, esas, z, gerek anlam; (o.) iindekiler, muhteviyat; hacim, istiap. cubic contents kbik hacim.
  honut, memnun, raz;  memnuniyet, rahatlk, rza, honutluk, tatmin; (ing) Lordlar Kamarasnda olumlu rey.
 memnun etmek, honut etmek, tatmin etmek. contented  halinden memnun, rahat, tatmin olunmu.
 kavga, ekime, mcadele, mnakaa; rekabet.
 kavgac, daima ekien; ihtilfl, ekimeli; (huk.) davaya ait.
 memnuniyet, kanaat, rahatllk, gnl holuu.
(bak.) coterminous.
 kar koymak, muhalefet etmek, itiraz etmek. contest with, contest against (bir kimse ile) mcadele etmek, ekimek. contestable  mnakaa edilebilir,itiraz kaldrr. contested election yeterinden fazla aday bulunan seim; (A.B.D) itiraz edilen seim.
 msabaka; mcadele, ekime; tartma, mnakaa; iddia, bahse tutuma.
 yarmac; bir seimin sonucuna itiraz eden kimse.
 szn gelii, bir sz veya davrana anlam kazandran iinde vuku bulduu artlar; artlar ve evre. contex,tual  szn geliine ait.
 yap, iyap, bnye; dzen, tertip.
 hemhudutluk; yekpare bir saha veya ktle.
 bitiik, hemhudut.
 itidal, lmllk, IIIk, kendini tutma.
 kta, anakara. the Continent Avrupa ktas (ingiltere hari) the dark Continent Afrika.
 Iml, mutedil; ll, kendine hkim; iffetli.
 ktasal; (b.h) Avrupa ktasna ait; (b.h),   (Amerikan istikll Harbinde) ihtillcilere ait (asker, meclis, deersiz para) continental climate kara iklimi. Continental Congress (A.B.D) 1774 ile 1781 yllar arasmdaki Amerikan milli meclisine verilen isim. continental divide bir ktay taksim eden su blm hatt. continental drift ktalarn yava yava kayp yerlerini deitirmesi. continental shelf ktann deniz sular altnda kalan ksm. not worth a continental be para etmez.
 bitime, temas, deme.
 ihtimal; beklenmedik olay. contingency fund bir btede beklenmedik ihtiyalara kar ayrlan para.
 ihtimal; olay, rastlant; grup, asker grubu.
 henz belli olmayan sebeplere dayanan, arta bal. contingent on dayanarak, bal; (huk.) vuku bulup bulmayacag pheli olan vakaya tabi.
 srekli, ard arkas kesilmez, daimi, mtemadi; sk sk. continually  mtemadiyen.
 devam, sreklilik; (huk.) talik, erteleme.
 (dilb.)  v,  r gibi) uzatlabilen nsz.
 devam, devam etme, srme; uzatma, temdit.
 devam etmek, srmek; dayanmak; kalmak; stnde durmak, srar etmek; uzatmak, temdit etmek; (huk.) tehir etmek.
 devamlIk, sreklilik, ard arkas kesilmeyi; program metni; detayl senaryo.
 devaml, srekli, faslasz. continuously  mtemadiyen.
 deimez ve aras kesilmez ey, blnmemi ey; (mat.) srekli dizi.
 burmak, bkmek, emek, arptmak. contorted  buruuk, bkk. contortion  burulma, bklme, eilme. contortionist  vcudunu trl ekillere sokan akrobat.
  d hatlar, evre, ekil; (haritada) tesviye hatt, yatay snr, dzey izgisi;  eklini meydana getirmek; dzenini takip etmek. contour line eykselti izgisi. contour map dzey haritas.
(nek) kar, zt, aksi.
  ithal veya ihrac yasaklanm;  kaak (mal.) contraband of war tarafsz bir lkenin, harpte taraflardan birine satt kaak harp malzemesi.
 (mz.) kontrbas.
 gebelikten korunma. contraceptive   gebelii nleyici (hap veya alet)
 anlama, mukavele, akit, kontrat; anlama metni, mukavelename; (bri.) karar verilen oyun. on contract mukaveleli, anlamal, mukavele ile. contract bridge (bri.) oyunu.
 kasmak, kaslmak, daraltmak, ksaltmak, bzmek; buruturmak,atmak (ka); yakalanmak, almak, duar olmak (hastalk); anlama veya mukavele yapmak; iliki kurmak.
 kaslm, ekilmi, bzlm, ksalm; pazarl edilmi.
 kaslabilir, bzlr, ksalr.
 ekilme, bzlme, ksalma; doum esnasnda rahim adalelerinin gerilmesi; (gram) bir veya birka harfin atlmas ile yapllan ksaltma; bu ekilde ksaltlm kelime.
 kaslabilir, bzIr, ksalr; eker, bzer.
 mteahhit, mukavele yapan kimse; kasan ey, ksaltan ey daraltan ey bzen ey, eken ey.
 mukaveleden doan; mukavele kabilinden, mukaveleye ait, anlamaya dair.
 yalanlamak, tekzip etmek, aksini iddia etmek; kar olmak, tezat tekil etmek.
 aykrlk, elime; yalanlama. a contradiction in terms szlerde elime.
 inkr ve tekzip manasnda; aykr.
 fark, zt olu, aksi. in contradistinction to -in aksine olarak.
 zdd ile tefrik etmek, ayrmak.
 jet uaklannn bazan yksek irtifada uarken arkalarnda braktklar beyaz izgi.
 (tb.) hastaln mutat tedavisini tatbik etmenin mnasip olmadna delalet etmek. contraindica'tioni , (tb.) kontraendikasyon.
  kontralto;  kontralto ile ilgili veya ona ait.
 kar koyma; ztlk.
 (k.dili) belirli bir i iin kurulan mekanizma, tertibat; ey.
 (mz.) kontrpuana ait , iki veya daha ok sayda melodinin bir arada alnmasndan meydana gelen; )(bak.) counterpoint.
 aksilik, ztlk, tezat.
 bilakis, aksine; ters istikamete.
   ters, kar, muhalif, aksi, zlt, aykr; naho; aksi istikamette olan; (man) mtenake;  aksi ters;  aksine. contrary child inat ocuk. evidence to the contrary aksini ispat. on the contrary aksine, bilakis. to the contrary.. ramen. contrarily  aksine, bilkis. contrariness  inatlk.
 aradaki fark gstermek zere karlatrmak, mukabele etmek, birbirinin zdd olmak, tezat tekil etmek, tezat gstermek, benzememek.
 tezat, ztlk, fark ayrlk; tefrik; (fotorafta) ak ve koyu ksmlar arasndaki fark. contrasty  (foto.) ak ve koyu ksmlar arasnda tezat olan.
, (ask.) kuatan ordu tarafndan kazlan hendekler hatt.
 kar gelmek, muhalefet etmek; itiraz etmek; bozmak, ihll etmek.
 kanuna ve nizama kar koyma ihll; mni olma. in contravention of hilfnda, ragmen.
 halk oyunu.
 gaf, pot; insan mahcup eden veya zor duruma dren bir olay.
 balamak, teberru etmek, iane vermek; katkda bulunmak. contribute to yardm etmek, itirak etmek; (gazeteye) yaz vermek. contributor  veren kimse, yardm eden kimse, katkda bulunan kimse; dergi veya gazeteye yaz yazan kimse.
 yardm, ba, muavenet, iane; makale, yaz; (tic.) vergi, mkellefiyet; aidat, prim; mtereken mesul olanlardan birinin hissesini vermesi hali.
 yardmc, itirak; to ile dolayl olarak sebep olan, katkda bulunan. contributory negligence (huk.) bir kaza vukuunda kazazedenin ksmen sulu olmas.
 piman, nadim, tvbekr. contrition  pimanlk, nedamet.
 tertip, tertibat, icat; mekanizma; gizli plan, entrika.
 kurmak, tertip etmek, dnmek, icat etmek, yolunu bulmak, bir yol aramak. contrive to do uydurmak, becermek, baarmak. contrived  yapmack, suni.
 idare; idare etme, hkim olma , hkimiyet, egemenlik; spiritualizmde medyumu hareket ettiren ruh; istenilmeyen bir eyin etkisini azaltacak program ve tedbir; (o.) kumanda cihazlar, kontrol kollar ve dmeleri. control group deney yaplan grupla karlatrmak zere normal halde braklan grup. control tower (havaalannda) kumanda kulesi. birth control doum kontrolu. flood control sel felketine kar tedbir.
 (-led, -ling) idare etmek, hkim olmak. controllable  idare edilebilir.
 idare eden kimse veya alet, reglatr; muhasebeci, murakp, kontrolr bteye gre deme musaadesi vermeye yetkili ahs.
 ihtilfl, ekimeli; mnakaa edilebilir.
 tartma, mnakaa, munazara, ihtilf, ekime, mcadele.
 tekzip etmek, yalanlamak; itiraz etmek; aksini ispat etmek.
 inat, asi, itaatsiz.
 hor grrcesine itaatsizlik; serkelik; inat, inatlk.
 hakaret, tahkir, kfr.
 berelemek, ezmek. contusion  ezik, bere, rk.
 cevab kelime oyununa dayanan bir eit bilmece.
 ehirlerin genileyip birlemesi.
 nekahet devresinde olmak, iyilemek. convalescence  nekahet. convalescent   nekahet devresi ile ilgili;  nekahet halindeki kimse.
 (fiz.) bir gaz veya svnn snarak hafifleyip ykselmesi ve baka bir yerde souyup arlaarak aa inmesi.
 gelenee uygunluk, yakklk; (o.) terbiye icab olan eyler, adap.
 toplamak; (huk.) mahkemeye celbetmek ; toplanmak, bir araya gelmek.
 grupu toplantya arp oturumu aan kimse.
 uygunluk, rahatIk, kolaylk, mnasip olu, elverili olu; (o.) konfor. at your convenience size uygun gelen bir zamanda, mmkn olduu kadar yakn bir zamanda.
 uygun, elverili, mnasip, msait, rahat, kullanl; kolay ele geer, kullanlmaya hazr.
 rahibelerin bulunduu manastr.
 (ing) (tar.) gizli dini toplant.
 kongre, toplant; mukavele, anlama; kabul edilen dzen; det, gelenek; (fels.) ulam. conventioneer  delege.
 detlere uygun, greneksel, geleneksel; beylik, basmakalp; (gz. san) konvansiyonel. conventional warfare nkleer silah kullanlmayan harp. conventional usage kabul edilen dzen. conventionalism  detlere ballk. conventionalize  konvansiyonel hale getirmek. conventionality  toplumsal detlere baIlk resmiyet, toplumsal kurallara uyan sz veya davran.
  rahibe manastrna ait;  manastra bal rahip veya rahibe.
 bir noktada birlemeye yz tutmak; (geom.) birbirine yaklamak (dorular); (mat.) yaknsak olmak; birbirine yaklatrmak. convergence  birbirine yaklama; (fiz.), (geom.) dorularn birbirine yakn gelmesi. convergent  birbirine yaklaan.
 hakknda konuulabilir; sohbeti tatl.
 with (ile) aina olan, erbap, yakndan bilen, iyi bilen.
 konuma, sohbet, muhavere mkleme. conversation piece dikkati eken ve kendisinden bahsettiren herhangi bir ey. criminal conversation (huk.) zina.
 konumaya ait , konumaya hazr, konuabilir, konukan. conversationalist  iyi konuan kimse, sz sohbeti yerinde kimse.
 (gen.) with (ile) konumak, sohbet etmek.
  zt, aksi, ters; kart;  (man.) kart olan ey; nakzedici nerme converse'ly  aksine olarak,tam tersine.
 dnme, deime, tebdil, deitirme; (ilah.) din deitirme; ihtida; (huk.) bakasnn maln zapt etme; (man) nermelerin aksi; (mat.) tahvil, hal.
(mat.) e deerleri gsteren cetvel.
 din veya inan deitiren kimse , dnme, ihtida eden kimse.
 deitirmek, tebdil etmek, dndrmek, evirmek; (tahvil) hisse senetlerine evirmek ; (I veya miktar) baka bir sisteme gre gstermek; tahvil etmek; (huk.) bakasnn maln zapt etmek.
 deitiren ey veya kimse; elik imaltnda Bessemer usulnde kullanlan kap; (elek) cereyan deitiren alet, evirge.
  deitirilebilen herhangi bir ey; st alp kapanabilen spor araba;  deitirilebilir, tahvili mmkn. convertible bonds tahviii kabil bonolar. convertible money madeni paraya evrilebilen kt para.
  dbkey, konveks, tmsekli;  yzeyi dbkey olan cisim. convex'ity  dbkeylik.
 nakletmek, gtrmek, tamak; geirmek;   ifade etmek; (huk.) bakasna terketmek, devretmek. conveyable  nakledilebilir; devredilebilir.
 nakletme; araba; (huk.) terk, feragatname, temlik.
 nakledici ey veya kimse. conveyor belt tayc kay.
 mahkum kimse.
 mahkum etmek; sulu bulmak.
 kanaat, inan; katiyet; ikna; mahkumiyet. carry conviction doruluunu belli etmek.
 ikna etmek, inandrmak. convinced  emin, kani convincing  inandrc.
 en, keyifli; enlik ve ziyafete ait convivial'ity  enlik ve ziyafet, elence.
 toplant, meclis; toplantya davet; kilise temsiicileri meclisi.
 toplantya davet etmek, arda bulunmak.
 sarlm, bukulmu, drlmu, helezoni, helisel; kark, zor anlalr.
 bklm,sarl,drl.
 (bot.) kahkahaiei; sarmak gibi sarlan birka eit fidan. wild convolvulus kpek penesi, (bot.) Calystegia sepium.
 konvoy.
 konvoyu korumak; rehberlik etmek.
 iddetle sarsmak. be convulsed with laughter glmekten katlmak. convulsion  ihtil, katlma, spazmoz. convulsive  ihtil nevinden, ihtil gibi.
 tavan; tavan krk; adatavan.
  tmek, kumru gibi sesler karmak; cilvelemek;  kumru t.
(nlem), (ing), (argo) Eyvah !
 a. cookbook  yemek kitab. Too many cooks spoil the broth idarecinin ok olduu yerde i yrmez.
 piirmek, pimek; tahrif etmek; (k.dili) zerinde oynamak (hesaplar), (argo) suya drmek. cook up (k.dili) piirmek; hazrlamak, uydurmak. cook one' goose mahvna sebep olmak. What' cooking ? (k.dili) Ne dolaplar dnyor? Ne haber? Ne var ne yok?
 alk, mutfak ileri, mutfak.
 tatl biskvi, rek; (argo) ahs. smart cookie akgz kimse.
  piirme, yemek piirme sanat;  yemeklik, yemek piirmede kullanlan.
(ABD),(k.dili)]. piknik,ak havada piirilen yemek.
 serinlik; (argo) sknet, soukkanIlk.    He blew his cool. (argo) Soukkanlln kaybetti.
 serinletmek, serinlemek, soutmak, soumak, teskin etmek, skunet bulmak. Cool it ! (argo) Sakin ol ! cool off, cool down skunet bulmak, fkesi gemek. cool one- heels bekleme odasnda uzun sre beklemek.
 serin, olduka souk (hava); serin tutan (elbise); sakin, kaytsz, soukkanl, kendine hkim; (ABD), (k.dili) hakiki; (argo) iyi, mkemmel; (gz), (san) mavi ve yeil tonlarnn hkim olduu. cool-headed  serinkanl, heyecana kaplmayan. coolish  serince coolly  kaytszca, tasalanmakszn.
 soutucu; soutma tertibatnda kullanlan gaz veya sv.
 soutma cihaz, soutucu; buzlu iki; (argo) hapishane.
 (Uzak Douda, zellikle Hindistan ve in'de) hamal veya renper.
 (bak.) raccoon: (aa.) zenci. coon' age (ABD), (k.dili.) ok zaman.
  kmes; (argo) hapishane, kodes;  kmese sokmak. coop in, coop up tkmak, kapamak. fly the coop kodesten kamak.
 fc. cooperage  fclk; f imalthanesi.
 beraber almak, ibirlii yapmak. coopera'tion  birlikte aIma, ibirlii.
  ibirliineait ;  kooperatif; katlar ayr ayr satlabilen apartman. consumers' cooperative mstehlik kooperatifi.
 yelerin oyu ile tekilt yeliine semek; tayin etmek, atamak.
  ayn derecede, eit, msavi; dzenli, tutari, muntazam; (fels.) dzenleik;  (mat.), (den.), (astr.) koordinat.
  birbirine gre ayarlamak; ahenk kazandrmak, altrmak, dzeltmek; ayn sra veya dereceye koymak. coordinating conjunction bir cmle iinde birbirine eit durumda olan eleri balayan (bala.) (and, but, or gibi)
 tanzim, ahenk verme, dzenleme, tertip, tutarllk, insicam.
 sakarmeki, su tavuu, (zool.) Fulica atra.
 (argo) bit.
 (k.dili.) polis.
 (-ped, -ping) (argo) armak; yakalamak. cop out (argo) ekilmek, oyunbozanlk etmek
 konik iplik yuma.
 (ABD), (argo) mesuliyetten kanma.
 pelesenk ya.
 vernik imaltnda kullanlan bir reine, kopal
 (huk.) mterek vrislik; ortaklk; mterek mlk sahiplii. coparcener  mterek varis.
 ortak, erik.
 (gen.) with ile baa kmak, baarmak; aresini bulmak,... ile uramak.
  papaz cppesi;  cppe giymek.
 marangozlukta (iki kirii) birbirine uydurup birletirmek; kaplamak.
 Kopenhag.
 (A.B.D), (argo) gzel.
 kopya makinas.
 ikinci pilot.
 (mim.) duvar tepelii veya stl. coping saw oyma testere.
 bol, mebzul, ok, velut, bereketli. copiously  mebzulen.
bakr kaplamak; bakr rengi vermek; (argo) bahis tutumak. coppery  bakr gibi, bakrms, bakrl.
  bakr; ufak para; (argo) polis; (og), (den.) bakr kazan;  bakrdan yaplm,bakra benzer, bakr renginde; copperbottomed  bakr dipli, karinas bakr kapl. copper-colored  bakr renginde. copperhead  Amerika'da bulunan bir eit zehirli ylan, (zool.) Agkistrodon contortrix. copperplate  bir nevi ince el yazs; bir nevi bakr klie. coppersmith  bakrc, ka zanc. copper sulphide (jeol.) kalkopirit.
 demir sulfat, za.
 kk koru, aalk, allk.
 kurutulmu hindistancevizi ii.
 ta haline gelmi gbre.
(bak.) coppice.
 Kpti, Msr asll Hristiyan. Coptic   Kpti;  Kpti dili.
 rabta; (gram) ingilizcede zne ve tmleci birletiren be fiili; (mz.) rabta trnden ksa pasaj; (man) nermenin znesi ile fiili arasndaki balant.
 bal, raptedilmi
 cinsi mnasebette bulunmak, iftlemek. copula'tion  balama, raptetme; cinsi yaklama; (man.) (bala.), rabta. copulatory  balayc.
  rapteden, birletiren, atfeden (uzuv veya kelime) copulative conjunction atf edat. copulative proposition (man.) balayc nerme.
 kopya etmek, suretini karmak, istinsah etmek, taklit etmek; kopya ekmek.
 kopya, suret, nsha, numune, rnek; msvedde; asl; (gazet) metin, yaz. copybook  yaz defteri, not defteri. copyboy  gazete idarehanesinde alan ocuk. copycat  (kdili) bakalarnn davranlarn taklit eden kimse. good copy (gazet) baslmaya deer konu. rough copy msvedde, karalama, eskiz.
 (gazet) bir metni baskya vermeden evvel tashih etmek.
   telif hakk;  telif hakkn muhafaza etmek;  telif hakk mahfuz olan.
 reklam ilnlar hazrlayan kimse.
 (-ted, -ting) cilveli hareket etmek.
 ivebazlk, ive, cilve.
 ivebaz, cilveli kadn, oynak kadn, koket. coquettish  cilveli, uh.
(ks.) corner, coroner, corpus, correct, correspondence.
 ke, ke ba; dnm yeri; (tic.) tekelcilikle piyasay ele geirme. cut corners tutumlu davranmak; kaamak yolu ile bir iten syrlmak. drive into a corner bir kmaza sokmak; keye kstrmak. four cornersof the earth dnyann drt buca. turn the corner kritik noktay atlatmak, keyi dnmek.
 bez veya deri ile kapl sepet ii bir eit kayk.
  mercan, (zool.) Corallium rubrum;  mercandan, mercana benzer. coral creeper mercan iei, (bot.) Kennedya. coral reef mercan kayal. coral snake mercan yllan, (zoo)l Micrurus corallinus. coralloid  mercan eklinde.
 (bot.) koralina, bir eit deniz yosunu;  mercandan, mercana benzer.
 (zool.) mercann tek polipi.
 (mim.) heykeltra ii iek veya meyva dolu sepet.
 (mim.) dirsek. corbel block ksa dirsek tahtas. corbel out byle bir dirsee dayanp kmak. corbel table byle dirsee dayanan kma.
 (mim.) yanlar basamak eklinde sivri tepelik.
  ip, sicim, kaytan, erit; yay kirii, veter, alg teli; 3,5 metre kp hacminde bir odun tart birimi; bir eit kabartma izgili kuma; manevi ba; (o.) fitilli kadifeden yaplm pantolon;  iple balamak; iple sslemek; ktkleri ymak. spinal cord (anat.) omurilik. vocal cords (anat.) boazdaki ses telleri.
 geminin halat takm, ipler; ktk ls.
 (bot.) yrek eklinde.
 iple balanm; kabark izgili; ktk Is ile IIp ylm.
  samimi, yrekten, candan;  Iikr. cordial greeting samimi selam. cordiality  samimiyet. cordially  candan, samimiyetle.
 yrek eklinde.
 dumansz barut.
 kordon.
 sahtiyan gibi ince ve renkli deri.
  fitilli kadife, izgili kadife; (o.) bu kumatan yapllan pantolon;  fitilli kadifeden yaplm; corduroy road bilhassa bataklklar gemekte kullanlan ve ktklerden yaplms yol.
 istif edilmi odun.
 elma gibi meyvalarn ekirdek yeri, gbek, i, nve, z, esas; zvana; (mak.) maa paras; (mad) derinden alnan yuvarlak sutun eklinde ta numunesi; (jeol.) z. core curriculum okutulan muhtelif derslerin ana bir tema etrafnda birletii mfredat program. rotten to the core tamamyle rk.
 dinda.
 yldz ieine benzeyen bir iek, (bot.) Coreopsis.
 (huk.) zina davasnda maznunun su orta olan unc ahs.
 (og. corves) madencilikte kullanlankk vagon.
() Korfu adas.
 ksele gibi, sert; deriden yaplm.
 kini otu, kini, (bot.) Coriandrum sativum.
 Yunanistan'daki Korint ehri. Corin'thian  (mim.) Korint slubu.
 (anat.) koryum, derma, altderi.
   mantar, tpa;  mantarla kapamak tpalamak; (ABD) kmrlemi mantarla siyahlatrmak;  mantardan yaplm. cork oak d kabuundan ie mantar yaplan bir cins mee aac, sez, (bot.) Quercus suber.
 tpalanm; mantar kokusu ile bozulmu;(ABD) mantar siyah ile boyanm.
 tpalayan kimse veya ey; (argo) olaanst bir kimse veya ey.
 (argo) fevkalade.
 ie aaca, tirbuon.
 mantara benzer, kuru, hafif.
 (bot.) baz bitki saplarnn alt ksmnda bulunan soanms ksm.
  karabatak kuu, (zoo)l Phalacrocorax carbo; obur adam;  agzl; yrtc.
 (ABD) msr, (bot.) Zea mays; tahl tanesi; tane; (ing) buday, hububat, tahl. corn belt msr yetitiren blge (ABD'nin orta eyaletleri) corn bread msr ekmei. corn drill msr ekmeye mahsus makina. corn flour msr unu; (ing) msr niastas. corn laws ingiltere tarihinde hububat satn dzenleyen kanunlar. corn meal msrdan imal edilen ve irmie benzeyen bir besin corn silk msr pskl. corn syrup glikoz. corn whisky msrdan yaplm viski.
 nasr.
bldrcn klavuzu, (zool.) Crex crex.
 msr koan. corncob pipe msr koanndan yaplm pipo.
 msr ambar.
 (anat.) kornea, gzdeki saydam tabaka.
 salamura edilmi.
 karaniya, (bot.) Cornus cornel cherry kzlck, (bot.) Cornus. wild cornel kzl ubuk, (bot.) Cornus danguinea.
 akik ta.
 boynuzdan yaplm, boynuz gibi.
 kmaza sokmak, bir keye kstrmak; tekelcilik suretiyle piyasay ele geirmek.
 temel ta zerinde binann ina edilme tarihi bulunan ta; bir eyin dayand esas.
 apraz.
 (mz.) kornet. cornettist  kornet alan kimse.
 msrla beslenmi besili, grbz; taral.
 msr tarlas.
 peygamber iei, (bot.) Centaurea cyanus.
 msr koan kabuu.
 korni; (mim.) geni silme. corn poppy gelincik iei, (bot.) Papaver rhoeas.
 msr sap.
 msr niastas.
 (mit) Amalthea'nn boynuzu ; sanatlar tarafndan bolluk sembol olarak kullanlan, iinden meyvalar taan boynuz ekli.
 boynuzlu, boynuz eklinde.
 (argo) ar romantik, eskimi, basmakalp, klie, adi, baya.
 ta giyme treni.
 (bot.) tayapraklar, korol.
 (mat.), (man) bir nermenin tabii sonucu, sonu.
 hale, al, ayla; (anat.) kafatasnn st dzeyi; (bot.) korona. corona discharge (fiz.) korona akm.
Gneysel Ta takmyldz.
Kuzeysel Ta takmyldz.
 (sko.) cenaze havas.
 ta veya koronaya ait.
  ta ile ilgili; (tb.)  kalbi besleyen damarlara ait:  kalp damarlarnn kan phts ile tkanmas.
 pheli lm vakalarnn sebebini tahkik eden memur. coroner' inquest bu memurun tahkikat. coroner' jury bu tahkikat yrtp hkm veren juri heyeti.
 asillerin giydii ta, kk ta; (bayt.) at ayanda deri ile parman birletii yer.
 ta eklinde.
 bedeni, cismani; (zool.) gvdesel. corporal punishment bedeni ceza, dayak. corporally  bedenen, cismen.
 (ask.) onba.
 anonim irkete ait; bir dernek veya bir irket halinde (huk.)uken birletirilmi, birlik olmu, toplu. eorporate image bir irketin kamuoyunda brakt intiba.
 anonim irket, tzel kii; (k.dili) iko gbek.
 cismani, bedeni, maddi.
 bedenen varolu.
 (fiz.), (bazan gemilerde grlen ) korona akm.
 kolordu, mfreze, kta; topluluk. corps de ballet bale topluluu. diplomatic corps kordiplomatik.
 ceset, l.
 imanlk, etlilik. corpulent  iman, etli.
 klliyat, mecmua; (anat.) esas; ana para, sermaye. corpusdelicti esas ve cismani delil (bir cinayet vukuunda) ceset. corpus juris kanun klliyat.
 (anat.) hcre, yuvar kan krecii; zerre. red corpuscle alyuvar. white corpuscle akyuvar.corpuscular  zerrevi yuvara ait.
 (jeol.) ypranmak anmak.
  (-led -ling) (at, davar vb'ne mahsus) al;  ala kapamak, kuatmak; yakalamak, tutmak.
 dzeltmek dorultmak, tashih etmek , slah etmek; tekdir etmek, cezalandrmak; ayarlamak; gidermek. correction  tashih, dzeltme, slah; ihtar, nasihat, cezalandrma; giderme; ayar etme. correction fluid (matb.) korektr house of correction slahhane. correctional  dzeltici, tashihkr.
 doru yanlsz, tam; drst; uygun, mnasip, layk. correctly  tam tamna, doru olarak. correctness  drstIk, doruluk; uygunluk.
  dzeltici slah edici, giderici;  are, slah eden veya dzelten ey.
 dzeltici; (ing) tashih eden kimse, musahhih.
  karlkl ilikisi olmak, aralarnda uygunluk salamak, (iki ey, netice, rakam) arasnda iliki kurmak;  birbiri ile ilgisi olan eylerin her biri.
 karlkl iliki; (mat.) deikenlerin birbiri ile balants; (biyol.) organlarn birbirleriyle olan balants.
  karlkl, mtekabil;  karlkl ilikisi olan ey.
 uymak, uygun gelmek, tekabl etmek, karlamak; benzemek. correspond to tekabl etmek, benzemek. correspond with mektuplamak muhabere etmek, haberlemek.
 tekabl, uygunluk; mektuplar, mektuplama, yazma muhabere.
  muhabir; tekabl eden ey;  karlkl.
 yerini tutan; mektuplaan, muhabere e(den.) correspondingly   mukabil olarak.
 koridor, geit, dehliz.
 (o.) -da) hata, yanl; bask hatas; (o.) hata sevap cetveli, yanl-doru cetveli, dzeltmeler.
 dzeltilebilir, tashihi mmkn; slah kabil (kimse)
  destekleyici;  kuvvetlendirici ey.
 (bir fikri) desteklemek, dorulamak, teyit etmek. corroboratives dorulayan, teyit edici. corroboratively  dorulayarak. corrobora'tion  dorulama, onaylama, teyit.
 rtmek, andrmak, yemek; rmek, paslanmak, anmak, yenmek.
 anr, paslanr, rr.
 paslanma, anma, rme; bozukluk, rklk, korozyon.
 rtc, andrc, kemirici. corrosive sublimate (kim) biklorit, sblime.
  krtrmak, buruturmak; burumak;  krtrlm. corrugatediron oluklu demir levha. corrugatedpaper oluklu karton .corrug'ation krk, buruuk.
 namussuz, frsat, rvet almaya alm, kt, pis; bozuk, rk.
 bozmak, ifsat etmek, ayartmak, batan karmak. corrupt text hata ve dzeltmelerle kymeti azalm yaz. corruptibles rvet kabul etmeye hazr; ayartlabilir; ryebilir. corruption  irtikp, rvet yeme, fesat; kt yol; rklk, kf.
 karsak, (zool.) Vulpes corsac.
 korsaj; gse taklan iek buketi.
 korsan, korsan gemisi.
 korse.
 kortej, merasim alay; maiyet.
 (o.) -tices), (bot.) kabuk, kr; (anat.) kabuk, korteks. cortical  kabua ait ; bir uzvun d zarna ait. corticated  kabuklu, kri.
 kortizon; bbrekst bezlerinin salgs olan bir hormon.
 korindon; zmpara.
 parldamak, Idamak. coruscant  ldayan. corusca-tion  parlt.
 angarya, cretsiz i.
 (den) korvet; ufak torpido muhribi.
 karga gibi, kargaya ait.
 (mit.) Sibel tanrasna ayin esnasnda refakat eden ruh veya ilh , Sibel rahibi.
 (bot.) salkm, korimb, demet (bir iek durumu)
 bale topluluunun stnde fakat solo dans edenlerin altnda olan balerin veya dansr.
(tb.) burun nezlesi.
 istanky adas.
(it) Amerika'da bulunan Mafia tipinde ve Mafia ile ilikileri olan bir ete.
 (mat.) kosekant.
 yeryznde depremin ayn anda hissedildii noktalarn birletii izgi ile ilgili.
 (ing), (argo) cop;  cop ile vurmak.
  birlikte imzalayan;  . mterek imza atanlardan biri.
 mterek imza atan kimse.
 (mat.) kosins.
  kozmetik, gzelletirici, plastik (cerrahi);  her trl makyaj malzemesi.
 evrensel, kainata ait; geni, mull. cosmic dust gkten yeryzne den ince toz. cosmic rays kozmik nlar. cosmic wind uzayda kozmik cereyan.
 kozmogoni, evrenin yaradl teorisi.
 kozmografi.
 kozmoloji, evren bilimi.
 kozmonot.
 kozmopolit bir ehir.
  kozmopolit;  kozmopolit kimse.
 kozmopolit kimse, dnya vatanda; dnyann birok ksmlarnda rastlanan hayvan veya fidan.
 acun, kozmos, kinat, evren; dzen, sistem; kozmos iei.
 Kazak.
  ok sevmek, martmak;  annesiz bytlen kuzu; evde zevk iin beslenen hayvan.
 fiyat, paha, deer, kymet; zarar, ziyan; sermaye, bedel; (o.), (huk.) dava masraflar,mahkeme harc. cost insurance and freight (tic.) sif, fiyat sigorta ve navlun. cost of living hayat pahall, geim masraf. cost price maliyet fiyat. at all costs at any cost ne pahasna olursa olsun. at the cost of pahasna.
 (cost) (mal.) olmak; pahas olmak, kymette olmak; (maliyet masrafn) hesap etmek. It cost him dearly. ona pahalya (mal.) oldu. It cost him infinite labor. ok emek sarfetti.
Kostarika.
 (biyol.) kaburgalara ait.
 kaburgal.
 (ingiltere'de) seyyar meyva, sebze veya balk satcs.
 kabz, peklik eken.
 pahal, kymetli; mkellef, muhteem.
  kyafet, elbise; kostm;  kyafete sokmak. costume jewelry taklit ziynet eyas, incik boncuk. costumer  kostmleri hazrlayan kimse.
 (tic.) mteselsil kefil.
 bez karyola, portatif karyola.
 kulbe, snacak yer; rt.
 (mat.) tmey teet.
 al, kmes, mandra gibi hayvanlarn snaca yer; (leh.) kulbe.
 zmre, heyet.
 hemhudut, snrda, bitiik.
 (co -ni) eski Yunan ve Romallarda trajedi aktrlerinin giydikleri sandalet.
 (cor.) gelgit seviyesi ayn derecede olan yerlere ait.
 kadril tipinde dans, kotilyon dans.
 Cotopaxi yanarda, Ekvador'da bir yanarda.
 kk ev, kulbe; yazlk ev, sayfiye evi. cottage cheese szme peynir. cottage pudding zerine meyval urup dklen bir kek. cottager  (ing) renper.
 (mak.) anahtar, kama. cotter pin ivi, kopilya.
 (isko) renper.
  pamuk, pamuklu bez; pamua benzer herhangi bir tyl madde;  pamuklu. cotton batting tabaka halinde pamuk. cotton belt (A.B.D.)'nde pamuk ekim mntkas. cotton eake iit kspesi. cotton slin iiti pamuktan ayran ark, rr.cotton grass pamuk otu, (bot.) Eriophorum polystachion. cotton mill pamuklu bez fabrikas. cotton plant pamuk fidan, (bot.) Gossypium herbacium; hintpamuu, peyniraac, (bot.)  Bombax eriodendron. cotton staple ham pamuun lif boyu. cotton waste makinalar temizlemek iin kullanlan pamuk iplii artklar. cotton wool ham pamuk; (ing) hidrofil pamuk. cotton yarn az bklm pamuk iplii. sewing cotton diki iplii, tire.
 (eski) pamua sarmak. cotton u p to (k.dili.) yaltaklanmak. cotton to, cotton up to (k.dili.) geinmek, anlamak; yaclk yapmak.
 (ABD), (argo) pis, kahrolas.
 (A.B.D.)'nde bulunan zehirli bir ylan.
 iit. cottonseed oil pamuk ya.
 (A.B.D.)'ne mahsus bir tavan.
 bir nevi kavak aac.
 pamuk gibi, pamua ait, pamuklu.
 (bot.) tohumdan ilk kan tek veya ift enekli yaprak, kotiledon.
 (anat.), (zool.) hokka gibi, cotyloid cavity hokka eklinde kala kemii ukuru.
 sedir, kanepe, divan, yatacak yer; in, vahi hayvan barna. couch grass ayrk otu, (bot.) Agropyron repens.
 ifade etmek, beyan etmek; ima etmek; yatrmak; indirmek; pusuya yatmak. He couched his demand in respectful words. Talebini hrmetkr bir lisanla arzetti.
 yatar vaziyette olan.
 (tb.) katarakt ameliyat.
 puma, (zool.) Felis concolor; panter.
  ksrk;  ksrmek. cough drop ksrk pastili. cough up ksrp karmak; (argo) zorla vermek.
(bak.) can.
 (ABD) derin sel ukuru; (jeol.) donmu lav tabakas.
 (tiyatro) . kulis; oluk, kanal.
 da yamacnda sel sularnn oyduu yatak veya vadi.
 (elek) kulomb, amper-saniye.
 (ecza) kumarin, tat veya koku veren ve kan phtlamasn nleyen bir bileim.
 meclis, konsey, encmen, danma kurulu, divan, ra. councilman  encmen yesi, bilhassa belediye encmeni yesi. Council of Ministers (huk.)  Bakanlar Kurulu, Kabine. Council of State (huk.) Dantay, Devlet uras. council of war harp meclisi. privy council (ing) Kanada devletin danma kurulu.
 encmen yesi.
  danma, mavere, istiare; dava vekili; tedbir, ihtiyat, basiret; t, nasihat; dnce, gaye, maksat, plan;  nasihat vermek, t vermek, akl retmek. keep one' own counsel fikirlerini kendine saklamak.
 danman, mavir; t veren kimse; (ocuk kamplarnda) yardmc; (pol.)  mstear, bir elilikte eliden sonra gelen dileri memuru; avukat, dava vekili.
 sayma; hesap; (huk.) dava ve ikyet fkras, madde; (spor) on sayma. keep count sra ile saymak. Iose count hesab armak. take the count boksta yere serilip kalkamamak.
 saymak, hesap etmek; hesaba katmak, gz nnde tutmak; saylmak, nfuzu olmak, itibar olmak. count for deeri olmak. count in dahil etmek. count off by twos ikier ikier saymak. count on itimat etmek, gvenmek. count out (spor) nakavt olduunu iln etmek. count time (mz.) tempo tutmak. count up saymak, hesap etmek. This doesn't count. Bu saylmaz. Bu hesaba katlmaz.
 kont.
 geriye doru sayma; hazrlk devresi (bilhassa roket ve atom bombas denemelerinde kullanlr)
  ehre, yz, sima, grn; tevecch, tasvip, tevik, destek olma ;  tevecch gstermek, yz vermek; desteklemek. out of countenance mahcup.
   kart ey; karlk; karlkl vuru;  ters, zt, aksi; kar, mukabil:  aksi yolda; tersine, aksine. go counter to, run counter to aykr dmek, uymamak; zt gitmek.
 kar koymak, mukavemet etmek; mukabil harekette bulunmak, mukabele etmek.
 tezgh; fi, marka; saya, sayc.
onaltnc yzylda Protestan reformu baladktan sonra Katolik kilisesinde meydana gelen reform hareketi.
anlamn yitirmi herhangi bir yaygn kelime.
 kar koymak, nlemek, tesirsiz hale getirmek. counteraction  kar hareket. counteractive  kar harekette bulunan , aksi tesir meydana getiren.
 mukabil hcum.
  eit kuvvetle kar koymak; telfi etmek; denkletirmek;  karlk, e arlk.
 iddetli cevap.
 kar sulama.
  kar koymak; bir daha kontrol etmek;  engel; tekrar kontrol etme. counter check bankadaki hesaptan para ekmek iin dzenlenip mterilere imzalattrlan zimmet fii.
  (huk.) kar dava;  kar dava amak.
   saat yelkovannn ters ynnde, sola doru.
 anafor, ters aknt; ters eilim.
 kar gsteri.
 kar casusluk , casusluk faaliyetlerini meydana karma.
   sahte, kalp;  taklit;  kalp para basmak; taklit etmek, sahtesini yapmak. counterfeiter  kalpazan.
 (ing) makbuz koan.
  (pol.) gerillaclarla savamak iin yetitirilmi.(asker,komando)
(bak.) counterespionage.
 (tb.) taharre mani olan ila; ilgiyi baka yne ekmek iin yaratlan olay.
 tezghn arkasndan servis yapan garson.
  yeni bir emir ile evvelki emri iptal etmek;  iptal emri.
 kar tedbir.
 (ask.) mukabil hcum, kar saldr.
 yatak rts.
 tayda; karlk, tamamlayc herhangi bir ey; kopya, ikinci nsha, suret.
 (huk.) davada mukabil cevap.
  mukabil entrika, kar tedbir; bir oyun veya edebi eserde ikinci tema;  mukabil entrika hazrlamak, kar tedbir almak.
 (mz.) kontrpuan.
  mukabil arlk; denge;  mukabil arlk veya kuvvet ile muvazene husule getirmek , denkletirmek.
 amaca zarar dokunan.
 mukabil teklif , kar neri.
  kar devrim. counterrevolutionary    kar devrimci;  kar devrimle ilgili.
 (mak.) ana aft ile makinalar ileten aft arasnda vasta vazifesi gren aft grup mili.
 (ask.) parola.
 tasdik iin ikinci olarak imza etmek. counter(sig.)nature  ikinci imza, tasdik imzas.
  hava, hava amaya mahsus kalem;  hava amak.
 kar casus.
 (mz.) kontrtenor.
 ayn kuvvetle kar koymak, karlamak. countervailing duty (tic.) munzam gmrk resmi, srtaks.
 denge salamak iin arlk koymak.
 denge salamak iin kullanlan arlk.
 zt gitmek, engellemek, mni olmak.
 kontes.
(ing) ticarethanenin muhasebe dairesi.
 saysz, hesapsz, pek ok.
 kylms.
  memleket, ulus, millet, vatan, yurt; tara; kr, sayfiye; (huk.) juri;  tara veya sayfiyeye ait; temiz, taze, iftlikten yeni gelmi olan (yiyecek) country club ehirlere yakn krlk yerde olan golf, tenis ve sosyal faaliyetlerin yapld kulp. country cousin taral akraba. country gentleman sayfiyede oturan zengin. countryhouse sayfiye evi, yazlk. appeal to the country (ing), (pol.) seime gitmek. crosscountryrace (spor) kr kousu. foreign country yabanc memleket. native country ana vatan. trial by the country jri huzurunda dava.
 vatanda, hemeri; taral.
 sayfiye evi.
 kr, krlk; sayfiye.
 (ABD) ile; (ing) kontluk. county clerk (ABD) ile sekreteri. county farm darlaceze. county seat ile merkezi.
 darbe, askeri darbe, hkmet darbesi.coup de grace (ask.)  acya son vermek iin indirilen Idrc darbe; herhangi bir nihai veya kesin darbe.coup de main (ask.) ani hcum,ani darbe. coup d'etat hkmet darbesi.coup de theatre baarl bir piyes; bir oyunda olaylarn beklenmeyen bir ekil almas.
 iki kapl drt kiilik otomobil.
 kupa.
 ift, iki e; kar koca; (mak.) iki eit ve birbirine zt kuvvet, rotatif kuvvet. a couple of iki, iki . a couple of dollars aa yukar iki dolar. a couple of minutes birka dakika.
 balamak, bititirmek, birletirmek, ilve etmek; balant kurmak; iftletirmek; cinsi mnasebette bulunmak, iftlemek.
 balayan ey veya kimse; (mak.) kavrama, balama, rabta.
 beyit, ift msra.
 balama, kavrama.
 kupon; faiz koan; mracaat kuponu.
 cesaret, yiitlik, yreklilik, mertlik. have the courage of one' convictionsdavran larn inanlarna uydurmaya cesaret etmek. take courage cesaretlenmek, kuvvet almak.
 cesur, yiit,:yrekli, mert. courageously  cesaretle, merte.
 kurye, elilik postasn tayan ve diplomatik dokunulmazl olan memur.
 akmak, hzla akmak; komak, hzla ilerlemek; av peinden koturmak.
 yn, cihet, istikamet; ders, kurs; (den) rota; gidi; yol; aha kap, tabak, servis; (o.) ayba. as a matter of course gayet tabii olarak. in due course zaman gelirce, zamanla. in full course btn hzyla in short course ksaca. in the course of esnasnda. in the course of events, in the course of time zamanla. of course tabii, elbette. take its course olacana varmak.
 av kpei; koan sukuu, (zool.) Cursorius.
 avlu, i bahe, saha, meydan; hkmdar saray, saray, kraln maiyeti; (huk.) mahkeme; dalkavukluk; kur. court fool saray soytars. Court of Appeals (huk.) istinaf mahkemesi; yargtay. Court of Common Pleas (huk.) medeni (huk.)uk mahkemesi. court of first instance asliye mahkemesi. court plaster (ecza.) band. plaster Iaw court mahkeme. zettle out of court mahkemeye bavurmadan uzlamak. pay court to -e kur yapmak.
 davet etmek, aramak; kur yapmak, ile flrt etmek; dalkavukluk etmek; frsat vermek, yol amak. court danger tehlike peinde komak.
 (o.) courts -martial)  askeri mahkeme;  askeri mahkemede yarglamak.
 nazik, kibar, ince, hrmetkr, saygl. courteously  nazikne.
 zenginlerle dp kalkan fahie; fahie, kahpe.
 nezaket, kibarlk; sayg, hrmet; iltifat, tevecch, Ituf; umumun rzas. courtesy title resmi olmayan nvan. by courtesy of sayesinde, msaadesi ile.
 adliye saray, mahkeme binas; ile hkmet binas.
 saray mensubu, padiahn nedimi.
 sarayla ilgili; zarif, nazik, azametli.
 mahkeme salonu.
 kur yapma.
 avlu, i bahe.
 (masculine) kuzen, (feminine) kuzin. father' brother' son, daughter amca olu, amca kz. father' sister' son, daughter hala olu, hala kz. mother' brother' son daughter day olu, day kz. mother' sister' son, daughter teyze olu, teyze kz. father' brother' child amcazade. mother' sister' child teyzezade. mother' brother' child dayzade. father' sister' child halazade. first veya full cousins karde ocuklar, yeenler. second cousins karde torunlar. first cousin once removed yeen ocuu.
 erkek terzi.
 kadn terzi.
 (kim) kovalent ba.
 ky, kk krfez; (mim.) kemer, duvarn tavan veya yerle ibkey ekilde birlemesi; kovuk, oyuntu; koyak.
  akit, ahit, sz, szleme, anlama, mukavele, muahede;  akdetmek, ahdetmek, anlamaya girmek, szlemek.
 ingiltere'de bir ehir. send to Coventry (ing) arkadalk ilikilerini kesmek, yzne bakmamak.
 kapak, rt; batlaniye; cilt; saklanmaya yarayan aalk ve allk; bahane; sofra takm; (tic.) karlk. cover charge (lokantalarda) giri creti. cover crop topra muhafaza etmek iin kn ekilen ekin. cover girl kapak kel. cover glass lamel: covered wagon st bezle kapl drt tekerlekli at arabas. break cover gizlendii yerden meydana kmak. take cover snmak, iltica etmek, gizlenmeye almak. under cover gizlenmi; snm; zarf iinde. under cover of perdesi altnda, kisvesi altnda. under separate cover ayr bir zarfta. He read the book from cover to cover Kitab bandan sonuna kadar okudu.
 kapamak, rtmek, kaplamak; kapsamak, ihtiva etmek, amil olmak; (sig.)orta etmek; korumak, mdafaa etmek; saklamak, gizlemek; yol almak, katetmek; (gazet.) rportajn yapmak , yazmak; kulukaya yatmak; (erkek hayvan) cinsi mnasebette bulunmak; mesuliyetini zerine almak; idare etmek; yerini doldurmak ; yetmek, kafi gelmek; silh ile tehdit etmek; destek atei salamak; ayn miktarda para koyarak bahse girimek. cover up rtmek; gizlemek. Don't move: (I.)'ve got you covered (I.) Kprdama, elimdesin (I.) He covered himself with embarrassment Kendi kendini utan verici bir duruma soktu. He covered himself with glory an ve eref kazand. He covered it with oil zerine ya svad.
 gizleme, rtme, saklama (basn veya teftiten)
 (sig.)orta miktar ve cinsi; (gazet.) olay veya konunun takip edilmesi ve yazlmas.
 i tulumu.
 kaplama, muhafaza; kat, tabaka; perde, rt. covering letter evrak ile gnderilen ve evrakn mahiyetini anlatan mektup.
 yatak rts, rt.
 gizli, rtl; (huk.) zevcin himayesi altnda. covertly  gizli olarak.
 kaplama; avlak, kulak; kaln bir kuma; kularda kanat rt tyleri.
 rt, saklanma; (huk.)  bir kadnn kocasnn himayesi altnda olmas.
 imrenmek, gpta etmek, gz dikmek, tamah etmek.
 hrsl, agzl, tamahkr. covetousness  agzllk.
 ayn kulukadan kan yavrulan hepsi ; il, keklik veya bldrcn srs; grup, takm.
 inek; dii fil, dii balina, byk dii hayvan. cow shark boz camgz, (zool.) Hexanchus griseus.
 yldrmak, gzn korkutmak.
 korkak kimse. cowardly  korkak, dlek, alak, yreksiz. cowardice, cowardliness  korkaklk, alaklk, namertlik.
 sr baldran, (bot.) Cicuta virosa.
 ineklerin boynuna aslan ngrak.
 krmz yaban mersini, (bot.) Vaccinium vitis-idaea.
 kovboy, srtma.
 Iokomotif mahmuzu.
(ABD), (argo) yksek ziraat okulu; niversite seviyesinde fakat ehirden uzak yksek okul.
 melmek, korkudan yere kmek, korkup ekilmek.
 kovboy.
  inek derisi;  dvmek.
 manastr rahiplerinin giydikleri cppe, bu cppenin kukuletas; baca apkas.
 balk eklinde, kukuletal.
 bilhassa alnn stnde dier salarn aksi ynnde kan bir tutam sa.
 uak motorunun kapa.
 (tb.) ineklerde iek hastal.
 (ABD), (k.dili) kovboy, srtma.
 Asya ve Afrika'nn baz yerlerin depara olarak kullanlan birka eit ufak deniz salyangozu kabuu. panther cowry ylanba, (zool.) Cypraea pantherina.
 uha iei, (bot.) Primula veris.
 (anat.) kala, kala kemii.
 zppe adam; horozibii iei, (bot.) Celosia cristata white coxcomb kadife iei, (bot.) Amaranthus albus coxcombry  zppelik.
 (den.) filika veya kik serdmeni.
 cilveli, nazl; ekingen, mahcup, utanga. coyly  cilveli olarak; mahcubne. coyness  mahcubiyet, ekingenlik; cilve.
 ABD'nde bulunan bir eit akal, kr kurdu, (zool.) Canis latrans.
 aldatmak, dolandrmak, kandrmak. cozenage  dolandrclk.
  rahat, scak, samimi, ho;  aydanlk rts.
(ks.) compare.
(ks.) Certified Public Accountant.
 yenge, pavurya; aksi ve huysuz kimse. crab apple yaban elmas. crab grass ok arsz bir nevi yabani imen. (bot.) Digitaria sanguinalis crab louse kask biti. catch a crab (den) krek ekerken sandaln dengesini kaybetmek. sea crab aanoz, (zool.) Carcinus.
 yenge avlamak; (den) yanlamasna srklenmek; (argo) azarlamak, homurdanmak.
 ters, aksi, huysuz, sert, hain; anlalmas g, mulak (yaz) crabby  ters, huysuz, sert, hain.
  atlak, yark; atrt, aklama; hzl darbe; aralk; (k.dili.) birinci snf; (k.dili.) kesin cevap; (k.dili.) deneme; (argo) hrsz;  atlamak, yarlmak, krlmak; atlatmak, yarmak, krmak; zorlamak, amak (kasa); atallamak (ses); (petrol) ayrmak, kraking yapmak. crack a joke aka yapmak, taklmak. crack a smile glmsemek. crack down (on) (ABD), (k.dili.) sk tedbirler almak, bask yapmak. crack the whip kamy aklatmak. crack up sinir krizi geirmek; (arabay) kazada parampara etmek; kaza geirmek; gImektenkatlmak ; (ing) vmek. a hard nut to crack baarlmas zor bir i; tesir edilemeyen kimse , (fig.) etin ceviz. not to crack a book (argo) kitabn kapan amamak, ders almamak. the crack of doom kyamet gn. cracked  atlak; (k.dili.) kak, delice.
 sama, acayip; kak.
( ABD), (k.dili.) sk tedbir.
 kraker, bir eit biskvi; (ABD) barut; kran ey veya kimse, kracak alet; Amerika'nn gneydou eyaletlerinde bulunan fakir beyaz ifti. cracker-barrel  samimi, kylms, babayani. Cracker Jack (tic.) mark st karamelal patlatlm msr. crackerjack   (argo) mkemmel, kabiliyetli (kimse) soda. cracker tuzlu biskvi.
 (kim) kraking.
  atrdamak; hrdatmak; srlamak;  atrt, trt; hrt; (ini) atlak ve izgili sr.
 atrdama; (o.) jambon rostosunun gevrek ve kzarm ksm.
  (argo) acayip, deli, aklsz;  ayrks kimse.
 kaza; sinir krizi.
 beik; beie benzer iskele veya ereve; ot toplamak iin trpana eklenen parmaklk; (den.) karada filika iin dayak. cradlesongi ninni rob the cradle (k.dili) yaa kendinden ok kk birisi ile gezmek veya evlenmek.
 ihtimamla muhafaza etmek, korumak, saknmak; beie yatrmak; parmaklkl trpanla ot bimek.
 zanaat, el sanat; esnaf; hner, meleke, marifet, meslek; desise, hile, eytanlk; (den) tekne, gemi gemiler. craft union bir i dalnda alanlarn kurduklar sendika.
 (o.) -men) esnaf zanaat. craftsmanship  hnerli i, ince i; hner.
 hilekr, eytan, kurnaz. craftily  eytanca, kurnazca. craftiness  kurnazlk.
 sarp ve kayalk uurum, kayalk. cragged, craggy  sarp.
 su yelvesi, (zool.) Rallus aquaticus corn crake bldrcn klavuzu, (zool.) Crex crex .
  tkamak, tkayarak sokmak, skca doldurmak; tknmak, tka basa yemek; imtihan ncesi ok almak;  kalabalk, izdiham cram-full  dopdolu, azna kadar dolu. cram it down his throat azna tkmak, zorla kabul ettirmek.
 adalenin kaslmasna sebep vermek; mni olmak, sknt vermek; kenetlemek. cramp one' style bir kimsenin sz veya davranlarn kstlamak. cramp the wheel direksiyonu tam krmak. cramped  okunmas zor; kaslm.
 adale kaslmas, kramp; iddetli karn ars; engel mnia; (mak.) mengene, kenet, krampon; (o.) sancl ayba. crampfish  torpilbal. writer' cramp ok yazmaktan parmaklarda meydana gelen kramp.
 (mak.) mengene,kenet, krampon, kanca, perin ivisi.
 bataklk yerlerde yetien kzlca benzer bir meyva, (bot.) Vaccinium macrocarpum.
 turna (zool.) Grus grus; (mak.) vin, macuna; kollu ocak engeli. crowned crane tulu turna. (zool.) Belearica pavonina demoiselle crane telli turna, (zool.) Anthropoides virgo.
 vin ile kaldrmak; turna gibi boynunu uzatmak.
 sardunya icei, turnagagas,(bot.)  Geranium maculatum.
 (anat.) kafatasna ait.
 (anat.) kranyoloji, kafabilim.
 (anat.) kafatas, kafa kemii. cavum cranii (anat.) kafa boluu.
  (mak.) dirsek, krank, kol, manivela; (k.dili.) garip huylar veya sabit fikirleri olan kimse, huysuz kimse;  krankla hareket ettirmek. crank up hareket ettirmek. cranky  ters, huysuz, asabi; (den) yan yatma ihtimali olan.
 dirsekli kol mahfazas, ya karteri.
 (mak.) krank mili.
 yark, satlak, rahne. crannied  . yark.
  (argo) sama; p, ie yaramaz eyler; (argo) pislik;  out ile (zarda) yediye atmak; (argo) ansm yitirmek. crap game (bak.) craps.
 krepon krep, brmck; yas belirtmek iin taklan siyah tl. crapehanger  (ABD), (k.dili) ktmser kimse. crape myrtle ,in asll gsterili pembe, mor, krmz veya beyaz iekleri olan bir bitki. (bot.) Lagerstroemia indica crape paper krepon kd.
 zarla oynanan bir oyun. crapshooter  zar oyunu oynayan kimse.
 fazla iki veya yemekten ileri gelen hastalk, mide fesad; ikiye ar dknlk. crapulent, crapulous  boazl, ayya; mide fesadna uram.
  iddetli ses, grlt, atrt; kaza; (tic.) borsada hisselerin birden dmesi; ifls, top atma;  grlt ile krlmak, krmak; (uak) kaza geirmek; paralanmak, paralamak, kmek; (k.dili.) davetsiz olarak bir ziyafete katlmak. crash dive (denizalt) birden dalma. crash-land  (uak) mecburi ini yapmak. crash of thunder iddetli gk grlts. crash program ok acele olarak ve masraflar gznne alnmadan bitirilmesi istenilen bir proje. crash the gate, crash the dance (argo) biletsiz veya davetsiz girmek.
 havlu ve perde yapmnda kullanlan kaba bez.
 (kaba), galiz; dangalak.
  sandk, kfe; (argo) derme atma araba, krk dkk araba;  sandklamak.
 krater; bombann at ukur.
 kravat, boyunba.
 iddetle arzu etmek, hasret ekmek; rica etmek, yalvarmak.
  korkak, namert, alak (kimse)
 iddetli arzu, zlem.
 kursak; hayvan midesi. It stuck in my craw ondan holanmadm.
 istakozdan kk ve ona benzer tatl su veya deniz hayvan, kerevides, karavide, bcek, (zool.) Astacus veya Cambarus.
  srnmek, ok yava yrmek, emeklemek; dalkavukluk etmek;  srnme, ok yava gitme. crawl stroke kulalama yz. The rock crawled with insects Tan stnde bcekler kaynyordu.
(bak.) crawfish.
  mum boya, renkli kalem, kreyon; mum boya ile yaplan resim;  mum boya ile resim yapmak.
  ldrtmak; mlekilikte ufak atlak ve izgiler yapmak;  geici moda, geici ak; delilik; srda atlak.
 deli, kak, Ign; (slang) salak. crazy about, crazy over dkn, muptel crazy bone (bak.) funny bone Crazy, man ! (argo) Yaasn ! crazy quilt (ABD) geliigzel desen; kark vaziyet. crazily  lgnca, delice. craziness  delilik, lgnlk; (slang) salaklk.
  gcrt;  gcrdamak. creaky  gcrtI; zayf, dmek zere olan, yklmak zere olan.
 kaymak, krema; kremal tatl; cilt kremi; z, en iyisi; krem rengi, ak bej. cream cheese yumuak beyaz peynir. cream of tartar krem tartar, cream of the crop en iyisi. cream puff ii kremal pasta. cream sauce beyaz sos. cold cream yal krem. sour cream smetana whipped cream kremantiye. creamy  kaymakl, kaymak gibi.
 kaymak balamak, kpklenmek; kayman almak, kaymaklamak; krema haline getirmek; (ABD), (argo) yenmek.
 stlk; kayma ayran makina.
 sthane, st dkkn.
  krma, pli, pasta, kat; izgi, buruuk; t izgisi, kat yeri;  krma yapmak; buruturmak; katlanmak, burumak.
 yaratmak, vcuda getirmek; meydana getirmek, ihdas etmek, husule getirmek; atamak, tayin etnek; yapmak, tertip etmek.
 yaradl, hilkat, yaratma; acun, kozmos, lem, evren, kinat. creative  yaratc. creatively  yaratc bir ekilde. creativ'ity  yaratclk. creator  . yaratc kimse, mucit; meydana getiren kimse, yapan kimse. the Creator Allah, Tanr.
 yaratk, varlk, mahluk; insan, hayvan; bende, kle, kukla, bir kimseye bal olan ve itaat eden kimse. creature comforts vcudun rahatn salayan eyler, refah. creaturely  yaratklarla ilgili.
 kre, ocuk bakmevi; yetimhane; Noel iin hazrlanan kk tablo.
 gven, itimat.
 itimat sebebi, delil; (o.) kimlik kart, ehliyet, vekaletname, itimatname gibi evrak.
 inanlr, gvenilir, itimada ayan. credibil'ity  inanlmaya layk olu, gvenilebilir olma. credibility gap belirtilenle gerek arasndaki tutarszlk. credibly  gvenilir ekilde.
 itimat etmek, inanmak; (tic.) matluba geirmek.
 kredi, gven, itimat, emniyet; itibar, eref; nfuz, tesir; okullarda bir kursun baaryla bitirilmesiyle kazanlan hak; niversite kurslarnn deer birimi; (o.), sin filimde tantma yazlar. credit agency tccarlarn veya mterilerin mali durumu hakknda istihbarat yapan messese. credit and debit (tic.) matlup ve zimmet, alacak ve verecek. credit balance (tic.) matlup bakiyesi. credit card (tic.) kredi kart. credit entry (tic.) matlup maddesi. credit line (tic.) borlanma hakk ve haddi; tantma yazlar. credit manager (tic.) kredi ilerini dzenleyen memur. credit rating (tic.) kredi deerlendirmesi. credit union (tic.) kredi kooperatifi. a credit to his school okulu iin iftihar vesilesi. agricultural credit (tic.) tarm kredisi. get credit for -dan dolay eref kazanmak. give credit (tic.) kredi amak; eref pay vermek. give credit for sayg gstermek. Ietter of credit (tic.) akreditif on credit (tic.) veresiye. (I.) gave him credit for more skill Kendisinin daha hnerli olacan zannetmitim.
 eref kazandran, beenilir, takdir edilir, vlmeye deer.
 alacakl.
 iman ikrar, ament.
 safdillik, her eye inanma.
 saf, her eye inanan. credulously  safiyane, safdillikle. credulousnessi safiyet, safdillik.
 iman ikrar, ament; itikat, akide.
 ay, dere; (ing) ky, kk krfez. up the creek (ABD), (k.dili.) zor durumda.
 balk sepeti.
 (crept, creeping) srnmek, emeklemek; ar ve ihtiyatl hareket etmek; nfuz etmek, sokulmak; rpermek; hafife kaymak; (bot.) sarlmak, uzun dal srmek. creep up on hissettirmeyerek yaklamak. My flesh creeps Tylerim rperiyor. creepy  rpertici, rperen; srnen.
 yerin yava yava kaymas; (argo) hoa gitmeyen kimse. the creeps (k.dili) tyleri diken diken olma, rperme.
 srnen ey veya kimse, emekleyen kimse; srngen asma; birka eit trmak kuu, (zool.) Certhia: (og) bebek tulumu; telefon direklerine trmanmak veya buz zerinde yurmek iin ayaa taklan demir diler; kamyonlarda en yava hz salayan vites.
 kreton, iekli kaln pamuklu kuma.
 (luy) yakmak. crema'tion  Iy yakma. cremator'ium, cre'matory  krematoryum.
 kaymak, kremal sos; krem likr.
 (yaprak, kt) kenar di di olan, trtll. crenature  yapran kenarndaki trtl, di.
(ing) crenellated. mazgall. crenelation  mazgall siper.
  Fransz asll fakat Louisiana'da domu kimse; Louisiana'da konuulan Franszca; ispanyol asll olup Karaib adalarnda doup yaayan kimse, bu kimselerin konutuu ispanyolca;  (k.h) melez; biber ile domates ve soanl sosla piirilmi.
 (kim) kreozot, katran ruhu.
 krep; (bak.) crape. crepe de Chine krepdin. crepe paper krepon kd. crepe rubber krepsol, ayakkab taban iin kullanlan trtkl Lastik. crepes suzette (ah.) krep suzet.
 atrdamak.
(bak.) creep.
 alaca karanla ait (sabah ve akam); (zool.) alaca karanlkta uan (ku, yarasa veya bcek)
(ks.) crescendo.
 (o.) -dos)  (mz.) kreendo;  kreendo yapmak.
  hill, yarmay; hill eklinde almet veya ey; islm lemi;  hill eklinde; bymekte olan, gelien. the Crescent Trk veya islm gc.
 (bot.) tere. watercress  su teresi, crcr. (bot.) Lepidium sativum.
 demir kandil, meale, fener.
  ibik, ta, tepe; balk sorgu; zirve, doruk;  zirve tekil etmek; stnden amak (tepe dalga) crested lark tepeli toygar, (zool.) Galerida cristata.
 ylgn, ba nnde, meyus.
 tebeirli, tebeirle dolu; (jeol.) ikinci zamann son ksm, kretas.
 Girit adas. Cretan   Giritli.
 (tb.) kreten. cretinism kretenizm.
 byuk yark, buzulda veya bir seddin yznde alan yark.
 yark, atlak, rahne.
 tayfa, mrettebat; takm; gruh, sr, kitle, kalabalk. crew cut (ABD) alabrost ra, asker tra. crew neck yakasz ve boynu saran gmlek ve sveter tipi. a motley crew kark bir grup, gruh.
 gevek bklm iplik.
 kapamak, skmak; (k.dili.) . intihal etmek, kopya etmek; (k.dili.) almak armak.
 (yanlar yksek, kk) ocuk karyolas; yemlik; ambar; kulbe, odack; ahr; (k.dili.) intihal; (k.dili.) kopya malzemesi, anahtar kitap, sorulann doru cevaplarn gsteren liste veya tercme.
 bir eit iskambil oyunu.
 kalbur gibi delikli. cribriform tubes (bot.) kalbur damarlar.
 adale kaslmas, boyun tutulrnas.
 crcrbcei, kk ekirge, (zool.) Gryllidae; (kriket) oyunu. mole cricket danaburnu. not cricket (k.dili.) doru olmayan; oyun kurallarna aykr.
  (anat.) grtlak kkrda;  grtlak kkrdana ait.
 telll; seyyar satc. town crier telll.
 su, crm; cinayet; kabahat, gnah; (k.dili) ayp.
 Krm.
  sulu, mcrim, kanuna kar gelen, kabahatli; mthi; fahi ; cani; cezai cinai, ar cezaya ait;  su ilemi kimse. criminal assault rza tecavz; tecavz. criminal code ceza kanunu. criminal conversation zina. criminal court ar ceza mahkemesi. criminal law ceza (huk.)uku. criminally  canicesine, kanuna kar olarak.
 sululuk, mcrimlik; su.
 itham etmek, sulamak.
 kriminoloji, kya bilimi. criminologist  kriminoloji uzman.
  zorla veya kandrarak denizci veya asker toplayan kimse veya acente;  zorla askere almak.
  kvrm, dalga; (o.) dalgal sa;  kvrmak; (mak.) kenarlarn i ie katlayarak birletirmek; dalgalandrmak. put a crimp in (k.dili.) engel olmak.
   koyu krmz;  krmz boya;  koyu krmzya boyamak; kpkrmz olmak, kzarmak.
 korkuyla melmek, sinmek; yaltaklanmak.
 (den) halat matafyon.
 (bot.), (zool.) sal, kll.
  buruturmak, krtrmak; burumak, krmak; hrdamak;  krk.
 (zool.) Crinoidea snfndan denizllesi, zambak eklinde birka eit deniz hayvan.
 sert kumatan yaplm kabank etekli kadn elbisesi; eski zamanlarda giyilen tel emberli etek.
  sakat insan;  sakat etmek; bozmak. crippled  ktrm; arzal.
 kriz; dnum noktas; ekonomikveya toplumsal buhran; (tb.) kriz, nbet. cabinet crisis kabine buhran.
  gevrek; kesin, kati; uyank; temiz, bakml, dzenli; serin canlandrc (hava); krk, buruuk, kvrck;  gevremek, gevretmek; ksmen yakmak. burned to a crisp yanp kl olmu. crispy  kvrck: gevrek.
 kvrml, bukleli, dalgal.
   apraz, aprazvari;  birbirini kesen apraz dorular;  apraz hatlar izmek; tekrar tekrar karya geip dnmek.
 ibikli; hotozlu, tepelikli.
 (o.) criteria) It, kriter, tenkitinin kulland l, deer birimi, mikyas; denekta mihenk.
 bir eyin deerini Ien kimse; eletirici, mnekkit; muhalif kimse, kar olan kimse.
 zmsel, tahlili; tenkit eilimli, tenkiti; eletiren, eletiri mahiyetinde; buhranl vahim, nazik, tehlikeli; dnm noktasna ait. critical condition buhranl durum, kriz hali. critical mass (fiz.) uranyum gibi radyoaktif elemanlarn faslasz enerji salamasiin gerekli olan asgari miktar. criticallyill ciddi olarak hasta, Im halinde.
 eletirme, tenkit; yerme, knama. adverse criticism yerme kusur.
 eletirmek, tenkit etmek; yermek, knamak, kusur bulmak; deerini lmek.
 eletiri, tenkit; ett, travay.
 (A.B.D), (leh.) hayvan, mahluk, yaratk.
 tarihten evvel Fransa'da yaayan bir kavim.
  kurbaa veya karga sesi;  kurbaa veya karga gibi ses karmak; (argo) Imek, (slang) nallar dikmek, kkrdamak. croaker  kurbaa gibi ses karan balk veya dier bir hayvan; (argo) hereyden ikyet eden kimse.
 Hrvat.
 Hrvatistan. Croatian   Hrvat;  Hrvata.
  kroe, tla ilenen dantel;  kroe yapmak, t ile ilemek. crochet hook t.
 (jeol.) maviye veya yeile alan silikattan mrekkep bir maden.
 anak, mlek, toprak tencere, kap; (ing) yal veya sakat at; (argo) ciz veya beceriksiz kimse.
 anak mlek.
 (mim.) damn kntl yerlerine ss olarak konulan oyma yaprak.
 timsah, (zool.) Crocodylus; krokodil; bu hayvann derisi. crocodile tears yalancktan alama.
 safran, (bot.) Crocus sativus; idem, (bot.) Colchicum autumnale; bir eit maden parlatma tozu, demir peroksit. yellow crocus pas llesi, sar idem.
 serveti ile mehur Lidya kral Krezs; ok zengin adam, Karun.
 (ing) eve bitiik etraf duvarla evrili ufak tarla, kk iftlik. crofter  bir tarla veya iftlii kiralayan ve ileten adam.
 ayrei.
 eskiden kalma etraf daire eklinde byk dikme talarla evrilmi abide.
 kocakar, ihtiyar kadn.
 eski ve samimi arkada, yakn dost, kafadar.
  dirsek, dneme; kvrlma; oban denei, asa, kanca eklinde herhangi bir ey; (k.dili) dolandrc, hrsz sahtekr;  imek, kvrmak, bkmek. by hook or crook bir yolunu bulup, ne yapp yapp.
 kambur kimse.
 eri, arpk; kancal; namussuz, kanuna kar; hileli, dalavereli; dolandrc, yalanc, sahtekar. crooked dealings namussuzca yaplan iler.
 mrldanmak, alak sesle ark sylemek.
 rn, mahsul, ekin, rekolte; (zool.) kursak, havsala; binici krbac. crop rotationher yl deiik ekin ekerek topran bereketini koruma. cream of the crop bir eyin en las.
 krkmak, krpmak, kesmek, kesip ksaltmak. crop up birden meydana kmak, aa vurmak.
 krkma aleti veya makinas; (A.B.D) bakasnn topranda alan ve ekine ortak olan tarmc. come a cropper ba aa gitmek, bozguna uramak.
 tahta topla oynanan bir oyun, kroke.
 kfte, kokteyl kftesi, yada piirilmi et veya balk kftesi.
 piskopos asas.
 aprazlamak; kardan karya gemek; geirmek; (bot.), (zool.) trleri ayr olan hayvan veya iekleri iftletirip melez eitler elde etmek; kar gelmek; trleri karmak; ha iareti yapmak; stne izgi izmek. crossed in love akta bedbaht olmu. Cross my heart. Vallahi (I.) Yemin ederim ki... cross oneself istavroz karmak. cross one's arms kollarn kavuturmak. cross one's fingers iyi ans dilemek. cross one's legs ayak ayak stne atmak. cross one's mind hatrna gelmek, aklhdan gemek. cross out karalamak, bozmak, silmek (yaz) cross someone's palm bahi vermek; falcya para vermek. cross swords with... ile ekimek, kavga etmek. cross up iini bozmak, atlatmak; hyanet etmek.
 apraz iareti; ha, put, armh, salip, istavroz; isa'nn Imnn sembol olarak kullanlan ha ekli; keder, gam, elem, cefa, dert, musibet; drtyol az; melez. bear one's cross eziyete sabrla tahamml etmek, dertli olmak. Red Cross Kzlha.
 darlm, fkeli; huysuz, ters, titiz; aksi, zt; apraz; aykr; melez; karya geen. cross action. (huk.) mukabil dava. cross section kesit, profil. cross street ara sokak.
  lkeyi batan baa kateden;  bir utan br uca; yol dndan. cross-country race kr kousu.
 sorguya ekmek, sktrmak; (huk.) dava esnasnda bir avukatn br tarafn ahidine sual sormas.
 a.
 ayr cinslerden olan iekleri aprazlama yoluyla dlleme.
 damarlar ters veya krk olan (tahta); ters, huysuz.
 bada kurmu, ayak ayak stne atm.
 ayr gaye. at cross purposes anlatk zannedip anlaamayarak.
 kar tarafn ahidine soru sormak.
 kitapta baklmas gereken yeri gsteren not.
 kanavie ii.
  ehri bir utan dier uca geen; ehri enine geen;  ehri bir utan dier uca geerek.
 srg, kol demiri.
 kiri.
 apraz gagal ispinoz kuu, (zool.) Loxia curvirostra.
 korsan bayrandaki apraz kemikler; elektrik veya zehir tehlikesini gsteren apraz kemikler; (bak.) skull and crossbones.
 tatar yay, arbalet.
  melez;  melez  elde etmek.
 salamasn yapmak.
 zt akmlar.
 enine kesmek. crosscut saw testere, tahta testeresi; ktk kesmeye mahsus iki sapl uzun testere; ince dili bk.
 (ask.) iki veya fazla noktadan aprazlama ate.
 (mim.) paralel apraz izgilerle glgelemek, taramak. crosshatching  , (mim.) paralel apraz izgiler, tarama.
 gei; gei yeri.
 kpr, gei yeri.
 (k.dili.) ters ve huysuz kimse.
 birbirini aprazlama kesen herhangi bir ey.
 ayr cinsten olan iekleri dllemek.
 ara yol, yan yol. crossroads  deiik yollarn birletii nokta. at the crossroads dnm noktasnda.
 (telefonda) hatlarn karmas.
 (den.) kurceta.
 yaya geidi.
 yandan esen rzgr.
 apraz, birbirini keserek.
apraz bilmece.
 atal, bir aata dal ile gvdenin birletii yer; (anat.) kask; (terz.) pantolon a; (den) puntal.
 ufak engel; garip bir merak, tutku delilik. crotchety  ters, tuhaf, acayip, merakl, deli.
(ecza) kroton ya, kuvvetli bir eit mshil.
  melmek, yere kmek;  melmi vaziyet.
 (tb.) krup hastal. croupy  krup hastalna tutulmu.
 krupye.
 orbaya konulan kzarm kk ekmek paras.
 horoz gibi tmek; sevinle haykrmak; vnmek, atmak.
 karga, (zool.) Corvus; horoz tmesi. crow'-foot  karga ayana benzer ey; ihtiyarlkta gz kenarlarnda husule gelen krklar. crows-nest  (den) direk zerindeki gzc yeri. as the crow flies ku uuu. European crow kzlca karga, (zool.) Pyrrhocorax. hooded crow le kargas, (zooll) Cornix.
 (mak.) manivela, domuz trna, kol demiri, kazaya.
 dolumak, toplanmak, birikmek; sktrmak, doldurmak; zerinde durmak, srar etmek. crowd into dolumak. crowd out skstrarak karmak, darya itelemek (birisine); yer brakmamak.
 kalabalk, izdiham.
 dniei, (bot.)(. Ranunculus acris ; kazaya water crowfoot yrtclar ayas, (bot.) Ranunculus aquatilis.
 ta; hkmdarlk; hkmdar; taa benzer ey; eref ve itibar veren ey; tepe, ba; balk; be ilin kymetinde eski bir ingiliz paras; kron, ekoslovakya ve Danimarka para birimi; (bot.) tohum fidannda sapn kk ile birletii nokta; (bot.) bir aacn yapraklar ve can! dallar; (dii) diin gzle grnen ksm; kron; (den) piyan cevizinin zerine yaplan dm; (den) demirin memesi; kymetli tan st ksm. crown colony ingiliz imparatorluunda hkmdar tarafndan idare edilen smrge. crown glass daire eklinde ortas kaln cam. crown imperial iran'da bulunan bir iek, (bot.) Fritillaria. crown jewels saray mcevherleri. crown land tmar, hkmdara ait arazi ve emlak. crown prince veliaht. the Crown mutlak hkmdar.
 ta aiydirmek; balk koymak, tamamlamak, ikmal etmek; sslemek, tezyin etmek; (dama oyununda) dama yapmak; die kron takmak; kdili baa vurmak
 pota, maden eritme kab.
 ha tayan; (bot.) turpgillere zg.
 ha stnde Isa resmi veya heykeli. crueifix'ion  armha gerilme; ha stnde lm; bunu gsteren resim. erueiform  ha eklinde. erueify  armha germek ; cefa etmek.
 (argo) p deersiz ey, erp.
  ham, rafine edilmemi; incelik ve zarafetten yoksun; kaba, acemi;  ham petrol crudely  kabaca; edepsizce. crudeness  kabalk.
 edepsizlik, kabalk.
 ok ehemmiyetli, can alc, dnm noktas olabilen.
 zalim, gaddar, insafsz, merhametsiz; ekilmez, dayanlmaz; etin, mkl. cruelly  zalimane, insafszca. cruelty  zulm: zlmetme: gaddarlk.
 sie, sofraya konan sirke iesi.
  (den.) seyrsefer etmek; (polis arabas) kol gezmek;  vapur seyahati. cruisingspeed (araba, uak) normal srat.
 kruvazr.
 yada kzartlm halka eklinde veya burmal hamur tatls.
  krnt, ekmek krnts; para, zerre; ekmek ii; (A.B.D), (argo) deersiz kimse;  ufalamak; krntlarla sslemek (yemek); sofradan krntlar toplamak.
 harap olmak, kmek; paralanmak; ufalamak, ufalanmak. crumbly  kolaylkla ufalanan.
 (A.B.D), (argo) pis, khne, bakmsz, adi, kt, ikinci kalite; (ing), (argo) tombul, balk etinde.
 ekmek kadayfna benzer kzarm bir hamur tatls.
 buruturmak, burumak, rselemek, rselenmek; kmek.
  atr atr inemek; atrt ile ezmek;  atrt, ses; (k.dili.) g durum. in the crunch paas sknca.
 at sars; kuskun.
 (anat.), (zool.) bacaa ait.
 (tb.) incik kemii.
  hal seferi; din uruna yaplan sava, cihat; kampanya, hararetli mcadele;  bu gibi bir mcadeleye katlmak, the Crusades Hal Seferleri. crusader  Hal Seferlerine katlan asker; bir reform veya baka davann hararetli taraftar.
 testi, kp.
 ezme, bask, skma; kalabalk, izdiham;(k.dili) iddetli ve geici sevgi, tutku, dknlk.
 ezmek; bask yapmak, tazyik etmek, skmak, basmak; gadretmek, zulmetmek; ezilmek.
  ekmek kabuu; pimi herhangi bir eyin kabuu; kabuk, d tabaka; (argo) arszlk;  kabukla kaplamak, kabuk tutturmak; kabuklanmak, kabuk balamak; crust of the earth yerkabuu.
 (zool.) eklembacakllar kolundan kabuklular. crustacean   kabuklulara ait ;  kabuklular snfndan bir hayvan. crustaceous  kabuklu; (zool.) kabuklular snfna ait.
 kabuk gibi, kabuklu; aksi, huysuz.
 destek; koltuk denei; atal destek; (den) bumba  aya.
 dnm noktas, kritik an; zlmesi zor mesele veya durum; apraz.
 ses, nida: barma; alama; feryat; nara, avaz; yalvarma; hayvan sesi; istek. a far cry ok farkl. in full cry havlayarak av kovalayan (av kpei) war cry sava naras. within cry of duyulabilecek uzaklkta.
 alamak; feryat etmek; barmak; yalvarmak. cry down ktlemek. cry for arzu etmek, istemek. cry for the moon olmayacak bir eyi istemek. cry off vaz gemek. cry oneself to sleep uyuyuncaya kadar alamak. cry one' heart out kederden devaml alamak. cry one' wares rtkanlk etmek. cry out haykrmak; barmak. cry out against kar kmak, sesini ykseltmek. cry over spilt milk bouna zlmek, i iten getikten sonra dvnmek. cry quits yeter demek, dur demek, teslim olmak. cry wolf sebepsiz yere imdat istemek.
 ocuk gibi abuk alayan kimse.
 alayan. a crying shame ok yazk.
(nek) souk.
 (fiz.) soukla ve zellikle son derece soukla ilgili ilim dal.
 (mad) flor sodyum ve alminyumdan mrekkep bir madde.
 (tb.) soukla tedavi.
 (mim.) kilise ve benzeri binalarn temelleri arasndaki yeralt kemerleri; (anat.) bademciklerde ukurcuk.
 ifre zme ilmi.
 rtl, gizli, kapal, hafi, mestur; ifreli. cryptically  tam manasn belirtme(den.)
(nek) gizli, kapal, muammal.
 (tb.) gvercin gbresi ile yaylan, mantardan gelen ve akcierde yara aan bir hastalk.
 (bot.) Cryptogamia blmnden ieksiz bitki (ereltiler, yosunlar)
 ifre ile yazlan yaz. cryptographer  ifre ile yaz yazan. cryptographic  ifreli yazya ait. cryptography   ifre ile yaz yazma. cryptology   ifre bilimi.
  kristal, billur; effaf ey; kol saati cam;  billur gibi, effaf, berrak. crystal ball billur kre. crystal gazing billur kre ile fal bakma. crystal glass parlak ve effaf cam. crystal set kristal ile alan radyo alcs. crystal system billur sistemi.
 kristal gibi, parlak, temiz, effaf; billurdan yaplm, kristal halinde. crystalline aggregate (jeol.) granit tanda olduu gibi bir arada bulunan kark kristaller. crystalline lens (anat.) gz mercei, lens.
 billurlatrmak billurlamak, kristal ekline koymak, kristal haline gelmek; belli olmak, sabit olmak; belirli bir ekil vermek veya almak; ekerle kaplamak; (elik) mteaddit gerilmeler ile mikrostrktrn deitirmek. crystalliza'tion  billurlama.
 kristallerin ekillerini veya yapln tetkik eden bilim dal.
(ks.) cent, county, court, one hundred.
 (zool.) kenar tarak eklinde olan.
 (zool.) tarakllarn bir kolu.
(ks.) cubic.
  yavru (ay, aslan, kaplan); budala ocuk; kk tek motorlu uak;  yavrulamak. cub reporter tecrbesiz gen gazete muhabiri. cub scout yavrukurt.
 Kba adas.
 gz, kapal ufak yer, gizlenecek yer.
(.,  kp, alt eit yzeyli cisim; (mat.) kp;  kk paralara kesmek; (mat.) kp karmak. cube root (mat.) kp kk. cube sugar kesme eker.
 kbabe, (bot.) Piper cubeba; Hint biberi tohumu; bu tohumdan yaplan  ve il olarak kullanlan bir (sig.)ara.
 kbik cubic contents kp oylum cubic foot ayak kup (028 m3) cubic inch in kp. (164 cm3) cubic meter metre kp.
 kp eklinde.
 odack.
 kbizm.
 dirsekten orta parman ucuna kadar olan mesafeye eit eski bir uzunluk Is, gez.
  kars tarafndan aldatlm erkek , (informal) boynuzlu erkek;  (kocay)aldatmak , (informal) boynuz taktrmak. cuckoldry  boynuz taktrma.
  guguk kuu; bu kuun t;  (A.B.D), (argo) budala, kak, deli. cuckoo clock guguklu saat.
 dana aya, (bot.) Arum maculatum.
 (bot.), (zool.) klahl, kukuleteli.
 hyar, salatalk, (bot.) Cucumis sativus. cool as a cucumber kendine hakim, soukkanl.
 kabakgillerden bir bitki; (kim) Iaboratuvarda kullanlan kabak eklinde bir kap.
 gevi. chew the cud gevi getirmek; derin derin dnmek.
 kucaklamak, barna basmak, sarlmak; sarlp yatmak.
 (den.) kk kamara veya kiler, gemi mutfa; ufak oda.
  ksa kaln sopa, omak;  sopa ile dvmek, dayak atmak; (o.), (spor) eskrim gibi bir oyun. cudgel one's brain hatrlamaya almak, zihnini yormak. take up the cudgels for iddetle mdafaa etmek, savurmak, tarafn tutmak.
 kuyruk eklinde sa rgs; bilardo sopas, isteka; sra, kuyruk.
  (tiyatro) sahnede veya kuliste aktrn sz arkadana brakmadan evvelki son sz veya hareketi; balama iareti; st kapal sz; harekete geirici sz veya olay;  sufle etmek.
  kol az, kolluk, manet; sille, tokat, yumruk;  yumruk vurmak, tokat atmak. off the cuff (A.B.D) (argo) irticalen, doatan. on the cuff (A.B.D), (argo) veresiye. cuff links kol dmesi.
  Kfi (yaz)
(ks.) cubic foot, cubic feet.
 gslk zrh.
 yemek piirme usul; mutfak; yemek servisi.
 kmaz; kmaz sokak; tuzak.
(sonek) "ufak" manasna gelen bir tak, -cik.
 yemek piirme ile ilgili.
  koparmak, toplamak; ayrmak, semek; deersiz olanlar seip atmak;  kt veya deersiz olduundan bir kenara ayrlm ey.
 cam fabrikasnda tekrar eritilip kullanlmak iin bekleyen cam krntlar.
 kmr tozu; kalitesiz antrasit.
 (bot.) eklemli ot sap, skap.
 neticelenmek, bitmek, sona ermek; en yksek noktaya varmak, doruuna ykselmek. culmina'tion  netice, son, bitme; en yksek nokta.
 etei andran geni ve ksa pantolon.
 kusurlu, kabahatli. culpabil'ity  kabahat, kusur, sululuk.
 sank, mcrim, sulu.
 mezhep; r; inan, tapnma.
 tarlay srp ekmek, yetitirmek; terbiye etmek; beslemek; (baka bir kimseyi) kendine balamaya almak. cultivate a friendship dostluk kazanmaya almak. cultivable, cultivatable  ekilebilir, yetitirilebilir. cultivated  ekili; zarif, ince, mnevver. cultiva,tion  tarm; yetitirme; kibarlk, incelik, mnevverlik, irfan. cultivator  (bah) ekinler arasndaki topra trmklamaya mahsus ifti aleti veya makinas; kk saban; ekici, yetitirici.
 (bot.) sivri ve keskin kenarl (yaprak)
  kltr; terbiye, irfan; mnevverlik, medeniyet; medeniyetin bir safhas;(tb.) kltr;  kltr yapmak, laboratuvarda mikrop retmek. culture trait kltr hususiyeti. cultural  irfana ait; medeniyete ait. cultural anthropology sosyo-antropoloji. cultured  kibar, mnevver. cultured pearl retilmi inci, kltive inci.
(bak.) cult.
 mecra, (ark.), yolun altndan geen su yolu.
(edat.), (Lat.) ile. cum laude iftihar derecesi ile (diplomada stn baar salandn gsteren bir terim)
(bak.) coumarin.
 yk olmak, arlk vermek, sknt vermek, engel olmak.
 hantal skc.
 kimyon, (bot.) Cuminum.
 kemer, kuak.
 (bot.) Fortunella trnden erik byklnde bir cins portakal.
 birikmek, biriktirmek.
 birikerek (o.)alan, ilavelerle genileyen, toplanan.
() bulut yn; yn cumulo- (nek) yn eklinde (bulut)
 (bot.) kama eklinde.
 ivi yazs.
 tereddt, tehir.
  kurnaz, eytan, hilekar; marifetli; (A.B.D) cazibeli, irin, sevimli (bebek);  kurnazlk, eytanlk; marifet.
 (kaba), coarse am; sikime
 fincan, bardak, kse, kadeh; (spor) kupa; litrenin drtte biri, 236 cm3. in his cups sarho. my cup of tea. (k.dili.) beendiim ey , holandm ey.
 (tb.) ie ekmek, hacamat yapmak, vantuz ekmek. cup one  hands avularn bititirerek amak.
 saki.
 dolap, yklk, raf. a skeleton in his cupboard (bir kimsenin) erefine halel getirecek sr.
 ufak kek.
  ufak pota;  potada tasfiye etmek.
 bir bardak veya bir fincan dolusu miktar.
 eski Roma'da ak tanrs. Cupid' bow yay eklinde st dudak izgisi.
 hrs, tamah, agzllk,
 bakrl, bakr gibi bakr kark.
 (kim) iki deerlikli bakr ile meydana gelmi (bileik)
 (bot.) yksk eklindeki palamut kupulas, kadehik.
 sokak kpei; alak adam, it.
 tedavisi mmkn, geici (hastalk); ifa bulur (ahs, hasta)
 ok zehiri; (bot.) krar bitkisi; (ecza) kurar.
(ing) papaz, vaiz.
  ifa veren;  il, are, derman.
 mze veya ktphane mdr.
  sokak kaldrmnn kenar ta; fren, mni, engel; kuyu az bilezii; atta suluk zinciri;  tutmak, mni olmak, hkim olmak, yenmek, durdurmak. curb bit suluk zinciri. curb exchange New York ta ikinci tahvil borsas (imdiki ismi American Exchange'dir) curb roof (mim.) iki yan ifte meyilli at. curb service yemeklerin mterilerin arabalarna getirilmesi. Curb your dog. Kpeinizi kaldrmlar kirletmemesi iin terbiye edin.
 yaya kaldrmnn kenar ta,
 meyvalara zarar veren bir cins bcek.
 zerdecap, zerdeal, Hint safran.
 kesilmi stn kat ksm; yumuak ve tuzsuz lor peyniri.
 phtlatrmak, phtlamak, kesilmek. curdle the blood korku ve dehet vermek, kann dondurmak.
 tedavi, are, derman, il; ifa; kr; konserve yapma. cure-all  her derde deva. past cure tedavi edilebilecek haddi am, iyilemez; aresiz.
 ifa vermek, iyi etmek, tedavi etmek, are bulmak; dumanla ttsleyerek veya tuzlayarak konserve etmek; sertlemek (kauuk gibi)
 (tb.) krtaj.
 (tb.) kret. ceuretting  krtaj.
 (bilhassa geceleri) sokaa kma yasa; eski zamanlarda gece klar ve atei mecburi sndrme zaman, bu saati bildiren an sesi.
 mahkeme; papaz hkmeti idare heyeti.
 (fiz.) radyoaktivite birimi, kri.
 biblo, dikkat eken ey.
 merak, tecesss; garabet, nadir ey, tuhaf ey; dikkat eken sey. curiosity shop hediyelik eya dkkn. out of curiosity sadece renmek merakndan tr. raise one's curiosity birisinin merakn uyandrmak, dikkatini ekmek.
 merakl, mtecessis, her eyi renmek isteyen; tuhaf, nadir, garip, acayip, grlmemi; dikkat eken; ok ssl. curiously  merakla; tuhaf bir tarzda, garip bir ekilde.
  kvrm, bukle, sa lulesi, bklm, kkl; helezoni ekil; dalgal izgi;  kvrmak, bukle yapmak, bkmek; kvrlmak, bklmek, helezoni ekilde hareket etmek; "curling' oyunu oynamak. curl one' hair san kvrmak; (k.dili) korkutmak. curl one  lip alayl bir ekilde gImsemek; hor bakmak. curl up kvrlmak.
 bken; bigudi; "curling" oyuncusu.
 ulluk, (zool.) Numenius arquatus.
 ssl kvrm, kvrml izgi.
 kvrma, kvrlma; buz stnde ar talarla oynanan bir isko oyunu. cur!ing iron sa maas.
 kvrck, kvrml.
 tamahkr, huysuz adam. curmudgeonly  tamahkr.
 (bot.) Ribes trnden frenkzm; kuzm.
 nakit para; reva, geerlik.
 tedavlde olan, geerli; hali hazrdaki; imdiki zamana ait, revata olan, tutulan. (moda) current account cari hesap. current events gazete haberleri. current expenses gnlk masraflar, gnlk giderler. current history bugnn tarihi. currently  halen, bu anda, bu gnlerde, devaml olarak.
 cereyan, akm, aknt. current of events olaylarn birbirini takip etmesi. alternating current (elek) almak cereyan. direct current (elek) doru cereyan. row against the current akntya krek ekmek.
 mfredat program. curriculum vitae hal tercmesi.
 it gibi.
 tmar etmek, kaalamak; dayak atmak, dvmek; deriyi ileyip kullanlr hale getirmek, sepilemek. curry favor with yaranmak, yaltaklanarak birisinin gzne girmeye almak.
 curry powder ile piirilmi et veya pilav. curry powder Hint mutfanda kullanlan biberli kark baharat.
  kaa;  kaalamak.
  Inet etmek, beddua etmek, svmek, svp saymak; bel getirmek;  Inet, beddua, inkisar; bel, felket, gazap. the curse (k.dili) ayba, regl. cursed  Inetli. cursed  talihsiz; hrn. cursed with eken, -(den.) mustarip.
  el yazs gibi;  el yazsn andran bask.
 (zool.) komaya uygun yapda.
 geliigzel, aceleye gelen, dikkatsizce yaplan. cursorily  geliigzel olarak, bir bakta, abucak. a cursory glance gz gezdirme.
 ters ve ksa (sz) curtly  terse. curtness  terslik, ksa ve yetersiz cevaplar verme.
 kesmek, ksaltmak, azaltmak. curtailment  azaltma, ksaltma, azalma, ksalma.
  perde; tiyatro perdes; (o.), (argo) mahvolma, lm;  perdelemek. curtain call (tiyatro) perde kapandktan sonra alklarla tekrar sahneye arma. curtain lecture (k.dili) yalnzken kadnn kocasn halamas. curtain raiser programn ilk ksm; asl piyesten evvel oynanan ksa piyes. curtain ring perde halkas. curtain rod perde ray, korni. draw the curtain perdeyi kapamek; konuyu brakmak. Tron Curtain Demirperde. raise the curtain perdeyi amak; piyese balamak.
  reverans, eilerek ve dizleri biraz bkerek selmlama (kadn);  reverans yapmak. make a curtsy reverans yapmak.
 (A.B.D), (k.dili) biimli, mevzun vcuda sahip (kadn)
 kavislenme, bklme, erilme, erilik, eili; (mat.) erilik. curvature of the spine (tb.) belkemii kaymas, belkemiinin erilii.
 emek, eilmek, bkmek, bklmek, kavisletirmek, kavis meydana getirmek.
 eri, kavis, kvrm, erilmi ey; viraj; (spor) topun vuruu takiben havada bir eri izmesi; bu eri; imtihan notlar sonucu snf standartna gre not verme sistemi.
  aha kalkp hafif srama;  bu hareketi yapmak.
 erilerden meydana gelen.
 erili; biimli.
 yastk, minder; yasta benzer ey; bir darbenin hzn kesen herhangi bir ey; bilardo masasnn lastikli i kenar.
 yastk veya minder koymak veya dayamak, bir darbenin hzn kesmek.
 (argo) rahat, kolay.
 zirve, u; (astr.) yeni ayn sivri ularndan her biri; (geom.) iki erinin birbirlerine teet olduklar nokta; (mim.) dilim; (bot.) sivri u; cuspate, cusped  sivri ular olan.
 (anat.) kpekdii.
 dilimli, ucu eri ve sivri.
 tkrk hokkas.
  (A.B.D) (k.dili) kfretmek, svmek, lanetlemek;  Inet; (k.dili) herif. a queer cuss (k.dili) acayip yaratk. cussedness  (A.B.D), (k.dili) terslik, huysuzluk; Inetlilik.
 kfr.
 yourt koyuluunda, st ve yumurtadan yaplm bir tatl, krema. custard apple Hint ayvas, (bot.) Annona reticulata.
 nezaret eden kimse, koruyan kimse, muhafz; mesul kimse; kapc, odaba. custodial  nezaret ve emanete ait.
 muhafaza, nezaret; hapsetme. be in custody mahpus olmak; bir kimsenin vesayeti altnda bulunmak. give into custody teslim etmek, emanet etmek. take into custody tutmak, hapsetmek, tevkifetmek.
  gelenek, adet; alkanlk, itiyat; mterilik, alveri; (o.) gelenekler, adap; (o.) gmrk, gmrk resmi;  smarlama, smarlama yaplm; smarlama zerine alan (esnaf) customs union gmrk anlamas.
 smarlama yaplm.
 mutat, allm, det hkmnde. customar'ily  dete gre, alld ekilde.
 mteri. a tough customer (k.dili) etin kimse, geinilmesi zor adam.
 gmrk.
 kesilmi, kesik, biilmi; tenziltl; doranm, kylm; yontulmu; sulandrlm: hadm edilmi. cut and dried evvelden hazrlanm, hazr; skc, tatsz. cut glass billur, kristal. cut-price  tenzilatl, indirimli (fiyat) cut-rate  indirilmi (fiyat)
 kesme, kesi; biki; biim, ekil; oyulmu geit; dilim, para; (matb.) klie; hisse, pay; (A.B.D), (argo) bir soygun veya ganimetten bir kimseye den pay; inciten sz veya tavr; fiyat, tahsisat veya maatan indirim, kesinti. cut of beef sr etinden belirli bir ksm (biftek, kotlet, kontrfile) cuts of meat et kesimleri. a cut above bir derece daha iyi. short cut kestirme yol.
 (cut, -ting) kesmek, dilimlemek; bimek; yontmak; kamlamak; katetmek; (filmi) kesmek; (konuma, kitap) ksaltmak; incitmek; grmezlikten gelmek; (k.dili) derse gitmemek, (informal) asmak; fiyatn indirmek; durdurmak sinema, fotoraf makinas, motor); (spor) (topa) frldatp vurmak; sulandrmak (iki); sapmak; (iskambil) kesmek; hadm etmek. cut across her konuya dokunmak; stn olmak; kestirme yoldan gitmek.cut adrift serbest brakmak. cut and run brakp kamak, (informal) svmak. cut a tooth di karmak (ocuk) cut back azaltmak; kesip ksaltmak; geri dnmek. cut both ways hem iyi hem kt etkileri olmak. cut corners ucuz veya kestirme yoldan halletmek. cut down Idrmek; (aa) kesmek; azaltmak; ksaltp yeniden dikmek (elbise) cut into azaltmak. cut loose baskdan kurtulmak; (informal) sulanmak. cut no ice nemli olmamak. cut one' coat according to one' cloth ayan yorganna gre uzatmak. cut one- teeth on ile balamak. cut short ksa kesmek. cut the ground from under etkisini yok etmek. cut to the bone asgari dereceye indirmek. cut in lafn kesmek, szn arasna girmek; (iskambil) birinin yerini almak; danseden bir ifte gidip erkekten damn almak; trafikte birden arabalarn arasna girmek. Cut it out. (k.dili) Yapma. Brak. cut off kesmek; yolunu kesmek; mahrum etmek. cut out kesip karmak; brakmak; srden ayrmak; (metinden) karmak; uygun olmak ; yerini almak; trafikte sradan kp sollamak. cut up para para kesmek, doramak; ok etkilemek; (k.dili) yaramazlk etmek.
 (biyol.) deriye ait, cilde ait, cildi.
 caketatay, bonjur.
 (k.dili.) cana yakn, irin, sevimli; cilveli; (leh.) zeki; kurnaz.
 (k.dili.) cici kz.
 (anat.) trnaklarn etrafn evreleyen l deri; (bot.) kutikul; epiderma, st deri.
 (bot.) ktin.
 (biyol.) cildin ikinci tabakas, derma, altderi.
 bahriye klc.
 bak. cutlery  atal bak takm.
 pirzola, kotlet, klbast.
 kestirme yol; (bir imtiyazn) sona erme tarihi. cutoff point sona erme noktas.
 kesilerek ekil verilmi ey; siluet; (elek) cereyan kesen cihaz.
 (eski) yankesici.
 kesici; (den.) kotra; (den.) be ifte filika; hafif tek atl kzak. revenue cutter gmrk gzetme botu.
  amansz;  katil, katil tipli adam.
(mz.) iki vurulu l.
  kesme, kesi; sin kesim; (bah) a kalemi;  keskin; ac, ie ileyen (rzgr, sz); dondurucu; inciten. cutting angle (mak.) kesme as.
 mrekkep balnn cilaclkta kullanlan i kabuu.
 mrekkepbal, (zool.) Sepia officinalis.
 (k.dili.) maskara kimse.
 (den.) talimar kayak t.
 fisto.
 danaburnuna benzeyen ve otsu bitkileri yiyen bir kurt.
(ks.) hundredweight (ing) 112 libre, yaklak olarak 50 kilo; (A.B.D) 100 libre, 45,5 ki lo.
isim belirten (sonek): fluent  akc; fluency  akclk.
(huk.) takribi olarak (vasiyetname yorumu )
(nek) mavi, koyu mavi; (kim) siyanr ile ilgili.
 kiyanusa ait; siyanre ait; mavi. cyanic acid siyanik asit.
 siyanr.
 (kim) kiyanus; siyanr iyonu.
 sibernetik, kibernetik, ayarlama-ynleme bilgisi.
 siklamen, tavankula, buhurumeryem iei, (bot.) Cyclamen.
 dnem, devre; dnme, dn, devir; divan; bisiklet, motosiklet.
 bir devir yapmak; bir devreden gemek; devir devir vaki olmak; bisiklete binmek.
 devirli.
 bisikleti, motosikleti.
 (geom.) yuvarlanma erisi.
 siklometre, mesafe saati.
 (fiz.) siklon, kiklon; kasrga, hortum. cyclone cellar kasrga sna.
, Cyclopic  iri; byk talarla har kullanlmadan yaplm (yap)
 ansiklopedi. cyclopedic  geni (bilgi, malumat)
 (,co Cyclopes)  eski Yunan efsanelerinde tek gzl dev, Kiklops, Tepegz.
 silindir eklindeki bir odann duvarlarna yaplan resim; (tiyatro) sahnenin silindir eklindeki arka duvar veya arka perdesi.
 (fiz.) siklotron.
 Tarsus ,Cay (eski ismi)
 (o.) Siklat Adalar.
 kuu yavrusu.
 silindir. cylin'drical  silindir eklinde.
 (mim.) tepe silmesi pervaz.
 (mz.) byk zil. cymbalist  zil alan kimse.
 (bot.) talkm, cymoid  talkma benzer. cymose  talkml.
 Smbeki Simi.
  Galler lkesinde konuulan dil;  Kelt kabilelerine ait.
  herkesin yalnz kendi menfaatine altna inanan kimse; insanlardan holanmayan kimse; (b.h) kinik, sinik:  alayc.
 alayc mstehzi; insann iyiliine inanmayan; ahlk hor gren, bile bile ahlk ve namus kurallann ineyen. cynically  alay ederek, istihza ile; menfaatpereste.
 kinizm; ahlak hor grme.
 dikkati eken ey.
 selvi, selvi aac. (bot.) Cupressus sempervirens.
  Kbrsl kimse;  kbrsl,, Kbrsa ait; ehvetli.
  havuz bal:  havuz balna ait.
  Kbrsl, Kbrs'a ait;  Kbrs lehesi.
 Kbrs.
  eski Islav alfabesi;  bu alfabeye ait veya bu alfabe ile yazl olan.
 (tb.) kist; (bot.) ya cebi. cystectomy  kist ameliyat.
 kiste ait; safra kesesine veya mesaneye ait; kist ihtiva eden; kistte olan.
 (biyol.) (kemikte, sata ve nadiren idrarda bulunan) beyaz billurumsu bir madde, sistin.
 (tb.) mesane iltihab, sistit.
 (tb.) mesane muayenesine mahsus alet, sistoskop.
ek (zool.) (bot.) hcre, hcreye ait.
 sistoloji, hcreleri inceleyen bilim.
 Rus ar, ar.
 arevi.
- arie.
 arlk.
  ek.
  ekoslovakyal;  ,ek dili; ek.
 ekoslovakya.
(ks.) December, Department, Deus Doctor, Dutch.
(ing) pence eski ingiliz kuruu; (fiz.) density younluk.
(ks.) date, daughter, day, days, dead, diameter, died; (tb.) da ver.
(ks.) District Attorney.
 ingiliz alfabesinin drdnc harfi. D Romen rakamlarnda 500; (fiz.) deuterium; (A.B.D) okullarda en alak geer not.
 ikinci Dnya Savanda Fransa'ya asker karma gn.
(ks.) daughter, day deciare.
(mz.) batan tekrar. da capo al segno batan iaret yerine kadar tekrar.
 pisibalna benzer bir balk.
 hafife vurmak, dokunmak.
 dokunma, hafif vuru; yumuak veya slak bir eyin bir paras.
 (k.dili.) uzman.
 su serpmek, hafife Islatmak; amatr olarak bir sanat veya ile uramak. dabbler  sathi alan kimse, elence kabilinden bir ile uraan kimse.
 (zool.) yumurta pii gibi bir dalg kuu.
 bir esit sazan, (zool.) Leuciscus leuciscus.
 ksa bacakl bodur bir cins Alman kpei.
 (tic.) (mark) Dakron, polyesterden imal edilmi sentetik bir kuma.
 bir ak ve iki kapal heceden meydana gelen eski bir Yunan ve Latin vezni: (--) dactyl'ic  bu vezinle yazlm olan.
 parmak izlerini inceleyen bilim dal. dactyl'ogram  parmak izi.
 sarlarn el iaretleri ile konuma sanat.
 (k.dili.) baba babacm.
 ok uzun bacakl bir rmcek, (zool.) Phalangis.
 (mim.) bir stun iin krs ta; oda duvarnn ssl alt ksm, sprgelik; bir tahtay ikinci bir tahtann kenarna tutturmak iin oyulan oyuk.
 cin; koruyucu cin, himaye eden cin. daemon'ic  doast, insanst; esinli.
 zerrin, fulya, nergis, (bot.) Narcissus pseudo-narcissus.
 (k.dili) kak, deli, atlak.
 kak, deli.
 kama, haner, bak. Iook daggers at someone bir kimseye fke ile bakmak.
 (A.B.D), (aa.) ispanyol veya Italyan asll kimse.
 (eski.), (foto.) gml levha zerine ekilmi fotoraf.
 dalya, yldziei, (bot.) Dahlia.
 Dahomey.
 irlanda millet meclisi.
   gndelik, gnlk;  her gn;  gndelik gazete; (ing) gndeliki (hizmeti) daily bread gnlk ekmek, geim, rzk, maiet. daily double at yarlalarnda ifte bahis.
  narin, zarif, nazik, sevimli; titiz, itinal; nefis, lezzetli;  lezzetli ey. daintily  nazikne, zarafetle. daintiness  zarafet, nezaket; titizlik.
 rom ve misket limonu suyundan yaplan bir iki.
 sthane, mandra; st dkkn. dairy farm mandra. dairymaid  st kz. dairyman  st. dairy products sthanede imal edilen ve satlan mallar.
 krs.
 papatya, margarit, ilkbahar iei, (bot.) Bellis perennis; (argo) fevkalade ey. daisy chain papatyalardan yaplm zincir.
 Dakar ehri, Senegal'in bakenti.
(ks.) decaliter.
(mz.) "tekrar iaretine dnnz" anlamna gelen iaret.
Tibet Budistlerinin ba rahibi ve bakan Dalay Lama.
 geni vadi. up hill and down dale dere tepe.
 oynama, elenme cilveleme.
 vakit ldrmek, oyalanmak; haylazlk etmek. dally away vakit Idrmek. dally with oynamak.
 Dalmaya. Dalmatian  Dalmayal; arabaya koulan bir cins kpek.
 (tb.) Dalton hastal, renk krlg.
  (-med, -ming) baraj, set, su bendi;  baraj yapmak; kapamak. dam in, dam up kapatmak, geri tutmak.
 ana hayvan.
  zarar, ziyan, hasar; (k.dili) masraf, fiyat;  hasar yapmak bozmak, zarar vermek. damages  (huk.) tazminat.
 hareli izgilerle sslemek, kakma i ile sslemek.
 am; am elii.
   am'da dokunan iekli ipek kuma; damasko (kuma); am elii; koyu pembe renk;  am eliinden yaplm; am ii; gl renkli; am ii gibi ilemek; damasko ile demek; gl rengi vermek.
 (ing) kadnlara verilen valyelik ayarnda bir asalet unvan; (eskiden) hanm, hatun, yal kadn; (A.B.D), (argo) kadn.
  lanet etmek, takbih etmek; svmek, Inet okumak, beddua etmek;  Inet. Damn!, Damn itl, Damn himl Allah belsn versin. (I.) damning evidence mahkum edici delil. damn with faint praise istemeyerek ve zorla birisini methetmek. damyankee  (aa.), (A.B.D) Gney eyaletlerinde Kuzey eyaletlerinden bir kimse. He doesn't give a damn. Ona vz gelir. Aldrmaz. iplemez. (I.)'ll be damnedl Hay kr eytanl Olur ey deill damnable  melun, Inetli.
 Inet, mahkumiyet, bel; cehennem mahkumiyeti. Damnationl Lnet olsun.
 takbih veya lanet if ade eden veya onlara sebebiyet veren.
 melun; mahkum; Allahn bels. Damned if (I.) know. Bilmem, Biliyorsam kahrolaym damnedest   (k.dili) en lnetli; ok artc;  en iyisi, en gayretlisi. He did his damnedest to please them. Onlar memnun etmek iin elinden geleni yapt.
 Demokles. sword of Damocles Demokles'in klc, her an tehdit eden bir tehlike.
birbirine ok sadk iki dost.
   nemli, rutubetli, ya;  nem, rutubet; kmr ocaklarnda hsl olan zararl bir gaz;  bomak, sndrmek; yavalatmak, durdurmak; slatmak, nemlendirmek. damp down ar yansn diye ate zerine ya kmr vb'ni dkmek, kllemek; sindirmek. damp off (bah) bir mantar hastal ile ryp dklmek. dampness  rutubet, nem.
 nemlendirmek, az slatmak; nemlenmek, slanmak; (titreim) azaltmak.
 soba borusu anahtar, srg, kapak; (mz.) sindirici, pedal; algnn sesini kesmeye mahsus bir eit yastk; (mak.) ses titreimini veya elektronik sinyalleri azaltan ara.
 gen kz, kk hanm.
 mrdmerii, (bot.) Prunus institia.
 dans etmek, dans ettirmek, oynamak, oynatmak, sramak, sratmak. dance in attendance birinin etrafnda drt dnmek.
 dans, raks, oyun; balo; dans mzii. St. Vitus' dance (tb.) insan vcudunda baz yerlerin istek dnda ve dzensiz olarak sramas, kore.
 dans eden kimse, dansr, dansz. ballet dancer balerin; dansr. belly dancer oriyantal dansz; rakkase.
 kara hindiba iei, (bot.) Taraxacum officinale.
 (k.dili) fke, hiddet. get one' dander up kzmak, fkelenmek; kzdrmak.
 hoplatmak, (ocuu) diz stne oturtup oynatmak.
 bata olan kepek, konak.
  (k.dili) l mkemmel, iyi;  mkemmel kimse veya ey; zppe kimse, ((colloq.) tkrldm kimse, hanm evlad; (den.) bocurum dirsekli alupa. dandy roller kt filigran silindiri.
 Danimarkal. Great Dane Danua cinsi kopek.
 tehlike, muhatara in danger tehlikede. out of danger tehlikeyi atlatm.
 tehlikeli, muhataral. dangerously  tehlikeli bir ekilde.
 sarkmak, aslmak, asl durup sallanmak; sarktmak, asp sallamak.
  Danimarka'ya ait; Danimarka dili.
 ya, nemli, rutubetli, Islak, kf kokulu.
 (Fr.) dansz.
 Tuna nehri. Danu'bian  Tuna nehri havzasnda bulunan yeni ta devri kalntlarna ait.
 yemi hafife suya atarak balk tutmak; hafife veya birdenbire suya dalmak.
 defne aac, (bot.) Laurus nobilis.
 k, zarif.
   benekli, nokta nokta, puanl;  beneklenmek;  benekli hayvan. dapple gray bakla kr, alaca kr (at)
(ks.) Daughters of the American Revolution Amerika'da milliyeti ve tutucu bir kadn dernei.
 anakkale Boaz.
  cesaret etmek, cret etmek, kalkmak; meydan okumak;  meydan okuma. daredevil  gzpek kimse, haddinden fazla cesur kimse, ylmayan adam. Does he dare do it ? O ii yapmaya cesareti var m ? (I.) dare you. () dili Haydi yap bakalm. (I.) dare say. Zannedersem. Tahmin ederim. (I.) double dare you. ()dili Yap da grelim. Sen yap ben de yaparm. take a dare baka bir kimsenin meydan okumasna kar koymak. daring   cret, cesaret, yiitlik;  cretkr, yiit.
 karanlk, koyu, esmer; mphem, mulak, aprak, kapank; cehalet iinde olan; gizli, esrarl; az stl (kahve) dark blue lacivert. dark-eyed  kara gzl. dark horse (pol.) beklenilmedii halde partisi tarafndan aday gsterilen adam. dark lantern hrsz feneri. darkroom  (foto.) karanlk oda. dark star (astr.) Ik vermeyen yldz. a dark day karanlk gn; kt gn. a dark saying kapal sz. as dark as pitch zifiri karanlk. Keep it dark. Sakn kimseye syleme. the Dark Ages Karanlk Devirler, Orta a. the Dark Continent Afrika. get dark akam olmak, hava kararmak. darkly  mitsizce; esrarengiz bir ekilde. darkness karanlk.
 karanllk, zulmet; akam, hava kararmas; koyu renk, glge; mulaklk, cehalet. dark of the moon gece olup da ayn grlmedigi zaman; mehtapsz gece. a leap in the dark kr krne veya ne olduunu bilmeden bir eye atlma. at dark akam olunca, hava kararrken. in the dark karanlkta; habersiz.
 karartmak, kararmak; anlalmas zor hale getirmek; koyulamak, esmerlemek. darken one's door birinin eiine ayak basmak.
 karanlkta gzden kaybolmak; karanlk olmak.
  karanlkta;  karanlkta olan.
 (aa.) zenci.
  sevgili, sevgilim;  sevgili; sevimli, cici ho.
  yamamak, ine ile rerek tamir etmek;  rlerek tamir olunmu yer. darning egg rg yumurtas. darning needle rg inesi; (zool.) Odonata familyasndan uzun gvdeli sinek.
  Inet etmek;  Inetleme, damn'n hafifletilmi ekli. Darn itl Hey mbarekl (I.) don't give a darn. Bana vlz gelir.
 delice otu, (bot.) Lolium temulentum; karaayr.
  kk ok; karg, cirit; ani ve hzl hareket; bcein inesi; (terz.) pens; frlatma;  atmak, frlatmak, ok gibi atmak veya atlmak; hela birka adm komak, etrafna bakmadan komak. dartboard  elle atllan kk ok oyununda kullanlan ve mantardan yaplm nian tahtas.
 frlayan kimse veya ey; ylanboynu kuu , kaz karabata, (zool.) Anhinga rufa ; ufak tatl su bal.
 frlatp veya frlayp durmak.
 Darvin veya onun evrim teorisine ait. Darwinism  Darvin nazariyesi, Darvincilik, doal ayklanma retisi.
 hzl komak; ksa mesafe komak; vurmak, arpmak, krmak, paralamak; atmak, frlatmak; sratmak; bozmak; kartrmak, katmak; atlmak, kendini atmak, saldrmak, arpmak; sramak. dash off acele gitmek, frlamak. dash off a letter bir mektup karalamak. dash one, hopes bir kimsenin mitlerini klrmak, hayal krklna uratmak. dash to pieces arpp parampara etmek.
 ksa bir mesafeyi koma; saldrma, frlama, srama; canllk, enerji; tantana, gsteri; izgi, ---' iareti, tire; herhangi bir eye katlm czi bir miktar, eser; iz, vuru.
 (mak.) arabada kontrol paneli.
 gsterili insan; arpma makinasnda kartrc ara.
 canl, faal, atlgan; gsterili, k.
  alak kimse;  alak. dastardly  alak, korkak, namert. dastardliness  alaklk.
 (o.) veya (tek.) bilgi, malumat, (istatistik) data processing (zellikle elektronik makinalarla) bilgi toplayp lzumlu yere aktarma ilemi.
 tarih koymak, tarih atmak; tarih kararlatrmak veya tahmin etmek, zamann hesap etmek; tarihli olmak; randevuya kmak. It dates from a thousand (B.C) Milttan bin sene evvelden kalma bir eserdir. dated  tarihli; modas gemi.
 tarih, zaman; randevu; flrt edilen kz veya erkek. date line (cor.) gn deitirme hatt. No date. Tarihi gsterilmedi. out of date modas gemi, demode; tarihi gemi. to date bugne kadar. up to date gnmze uygun , ada, modaya uygun. dateIess  tarihsiz.
 hurma. date palm hurma aac, (bot.) Phoenix dactylifera.
  (gram) -e halinde olan;  datif, -e hali.
 (lde) balang noktas veya hatt; malumat birimi.
 tatula, tatala, (bot.) )Datura stramonium.
  srmek, svamak, lekelemek, kirletmek;  har, amur, kire lekesi; acemice yaplm resim. dauber  acemi ressam.
 kz evlt, kz, kerime. daughter-in-law  gelin.
 kz evlda yakr.
 yldrmak, gzun korkutmak. dauntless  gzpek, ylmaz, korkusuz.
 Fransa'da kraln en byk olu.
 kanepe, sedir, divan; (ing) kk yazhane.
 (den.) matafora; apa kaldran matafora.
enginler, denizde lenlerin kabri.
eskiden madenciler tarafndan kullanlan bir eit fener.
(bak.) jackdaw.
 iini ardan alarak vakit kaybetmek, ar davranmak, oyalanmak.
  tan, fecir, sabah, afak skmesi, gn aarmas, gn domas; zuhur, ilk grn;  grnmeye balamak, aydnlanmak, intikal etmek. dawn on anlalmak, sezilmek. It davvned on me. Kafama dank etti.
 gndz; gn; zaman, devir. day after day, day by day gnden gne. day camp gndz kamp. day in, day out her gn. day labor gndelik i. day laborer gndeliki. day letter adi telgraf. day nursery gndz bakmevi, kre. day school derslerin gndz yapld okul, rencilerin gndz devam ettii okul, yatsz okul. days of grace borluya borcunu demesi iin fazladan tannan  gn. all day btn gn. by day gndzn. call it a day paydos etmek. Every dog has his day. Herkesin ansl olduu bir gn vardr. every other day gn ar, iki gnde bir. from day to day gnden gne. in days to come ilerde, gelecek gnlerde. It has seen better days. Eskimitir. judgment day kyamet gn, maher gn. pay day maa gn. solar day yirmi drt saat. some day bir gn, gnn birinde. some fine day Allahn bir gnnde. the last day kyamet gn. the other day geen gn, birka gn evvel. twice a day gnde iki kere.
 yevmiye defteri, gndelik alveriin yazld defter; ajanda.
 tan, afak, seher.
  hayal;  hayal kurmak, dalmak.
 gne , gn g; nce artc gelen bir eyin sonradan anlalmas; gsterme, tehir etme. see daylight zorluklann sonuna gelmek. (I.) will knock the daylights out of you. (argo) Canna okuyacam.
yaz aylarnda saatlerin ileri alnmas, yaz saati.
 sar zambak.
  btn gn boyunca devam eden;  btn gn boyunca.
 gndz.
  gz kamatrmak, bylemek, (hayret, korku vb ile) afallatmak; aknlk dazed  yar uursuz; akn.
  gzn kamatrmak, hayran etmek;  kamatrma.
(ks.) da capo, direct current, District of Columbia.
(ks.) Doctor of Dental Surgery di tabibi diplomas.
D.D.T.
(nek) -den, -dan, aa, tamamen, mahrum.
  diyakoz, kilise veya cemaat ilerinde gnll olarak papaza yardm eden kimse;  (k.dili) ilhileri satr satr okumak; gz boyamak.
 alamaz duruma getirmek.
 l, Im, mteveffa; snk; cansz, hareketsiz, l gibi; renksiz, solgun, tad kam, souk. dead ahead dosdoru. dead and gone Im gitmi. dead as a doornail Im, cansz. dead ball (spor) saha dna km top, l top. dead beat ok yorgun, bitkin. dead center l nokta. dead end kmaz sokak; kmaz. dead hand (bak.) mortmain. dead heat (spor) berabere biten yar. dead language l dil. dead letter hkm kalmam kanun; sahibi bulunamayp postanede kalan mektup. dead march (mz.) cenaze mar. dead nettle srganotu , ballbaba, (bot.) Lamium. dead reckoning (den.) (kaba) kompas hesab, parakete hesab, pusula ile seyrsefer hesab. dead right tamamen hakl. dead set (k.dili) kararl. dead set against tamamen kar, muhalif. dead tired bitkin, yorgun. dead water durgun su ; dmen suyu. dead weight geminin daras. come to a dead stop tamamen durmak. the dead ,(o.) ller. the dead of night gece karanl. the dead of winter kn ortas. deadness  hissizlik, duygusuzluk.
 (A.B.D), (argo) borlarn demekten kanan kimse; bedavac, bakalarnn srtndan geinen kimse.
 kuvvetini krmak hafifletmek, bomak uyuturmak (ar) kesmek (ses, ar); tatszlatrmak; parlakln gidermek, donuklatrmak; ses gemesini nlemek.
 keskin nianc.
 (den.) boata.
 (k.dili.) cretsiz olarak kartla seyahat eden veya tiyatro v.b yerlere giden kimse; bo olarak kalkan tren, otobs v.b; skc kimse.
 (den) Iomboz kapa; lomboz.
 son teslim tarihi: cezaevlerinde hkmllerin gememesi gereken yasak blge snr.
  kmaz iki tarafl kar koymann sonucu olarak her iki tarafn hareketsiz kal ;  kmaza sokmak, kmaza girmek.
 ldrc; zehirli; lm derecesinde; lm gibi. deadly enemy can dman. deadly nightshade gzelavratotu, (bot.) Atropa belladonna. deadly sin ar gnah. the seven deadly sins yedi byk gnah.
    (A.B.D), (argo) anlamsz bir yz;  bo ve anlamsz yz ifadesi olan;  duygularn aa vurmadan, anlamszca;  duygularn belli etmeden hareketetmek veya konumak.
Lut gl.
 aacn kuru dallar, kurumu dallar veya aalar; (A.B.D) deersiz malzeme, faydasz kii veya ey.
(. sar; kulak asmayan. deaf-and -dumb alphabet sar ve dilsizlere mahsus iaret alfabesi. deaf-mute  sar ve dilsiz kimse. turn a deaf ear to dinlememek, kulak asmamak, aldrmamak.
 kulan sar etmek; kulan tkamak.
 am tahtas, am kerestesi.
 pazarlk, anlama, mukavele; i; miktar; iskambil ktlarn datma. a good deal a great deal bir ok, bir hayli.
 (dealt) alkadar olmak, ilgilenmek, i yapmak, davranmak; iskambil ktlarn dagtmak. deal in tccar olmak. deal with temas etmek, deginmek bahsetmek; iini grmek, icabna bakmak; mterisi olmak ... ile alveri etmek. dealer  satc, tacir, tccar; i gren kimse; oyunda iskambil kdn datan kimse; (argo) esrar satcs. double-dealer  ikiyzl kimse, dalavereci kimse. plain dealer drst adam.
 i, alveri; muamele, alaka.
(bak.) deal.
 (kim) bir bileikten amino gurubunu karmak.
 dekan; bir niversite veya yksek okulda idari grevi olan kimse; ingiliz kilisesinde bir papaz rtbesi; bir bakentte bulunan kordiplomatiin en kdemli yesi. dean of students talebe meseleleriyle ilgili niversite memuru. deanery  dekann oturduu ev, dekann grevi; bapapazn evi.
  sevgili;  aziz; sevgili; samimi; pahal. dear John azizim John; bir kzn nianlsna yazd ayrlma mektubu. Dear me (I.) Aman (I.) Canm (I.) Yarabbi (I.) Deme (I.) for dear life cann kurtaracakm gibi. dearly  sevgi ile, samimi olarak; pahalya. deary (k.dili.) sevgili.
 yokluk, ktlk.
 Im, Ime, vefat; katil, lme sebebiyet veren ey. deathbed  lm dei. deathblow  Idrc darbe. death certificate lm ilmuhaberi, defin ruhsat. deathcup  ok zehirli bir eit mantar, (bot.) Amanita. death duty (ing) veraset vergisi. deathless  baki, Imsz. deathlike  lm gibi. deathly  Im gibi, ldrc. death mask lm bir adamn yznden al ile alnm maske. death rate vefiyat, bir senede lenlerin binde nispeti. death rattle can ekime hrlts. death'-head  fanilik sembol olarak kullanlan kafatas ekli. death sentence idam hkm. death stroke lm darbesi. death struggle can ekime, lm kalm mcadelesi; can havliyle abalama. deathtrap  )lum tehlikesi olan yer (rk bir bina gibi) death warrant (huk.) idam hkm. deathwatch  idam mahkumunu bekleyen gardiyan; (zool.) Anobiidae familyasndan bir bcek. at death' door Imn eiinde, bir aya ukurda. be in at the death herhangi bir teebbs sonulandrmak. be the death of Imne sebep olmak. catch one's death of cold fena halde nezle olmak. do to death Idrmek. put to death ldrmek. the Black Death 14 yzylda Avrupa'y kasp kavuran byk veba salgn. war to the death son nefesine kadar savama.
 birden kme, kt bir yenilgi; nehri tkayan buz v.b,nin birden zlmesi.
 mni olmak, engel olmak, menetmek, mahrum etmek, yoksun brakmak. debar from menetmek.
 gemiden kmak, karaya, kmak debarka tion  karaya kma, karma.
 kymetini drmek, ayarn bozmak; eref ve itibarna halel getirmek, tezlil etmek, alaltmak, indirmek; bozmak. debased coinage iindeki gm veya altn miktar azaltlm madeni paralar.
 soruturulmas gereken, munakaa edilebilir; pheli.
  tartmak, mnakaa etmek, mzakere etmek; ok dnmek;  tartma, mnakaa, mzakere, fikir mcadelesi. debating society mnazaralar tertip eden kurum.
  ayartmak, batan karmak;  sefahat, sefahat lemi.
 sefih kimse, ayya kimse, zampara; (fig.) plk horozu.
 sefahat, ayyalk, uarlk.
 (tic.) tahvil, senet, pusula. debenture bonds tahvilt.
 takatini kesmek, kuvvetten drmek , zayflatmak. debility  zayflk, takatsizlik, kuvvetsizlik; anormal derecede halsizlik.
  zimmet, bor;  zimmet kaydetmek; birinin zimmetine kaydetmek. debit an account bir hesab zimmetine kaydetmek. debit balance zimmet bakyesi. debit a person with a sum, debit a sum against a person, debit a sum to a person bir mebla bir kimsenin hesabna zimmet olarak kaydetmek.
 nazik, tatl, gler yzl, irin, zarif, ho.
 (ask.) dar ve kapal bir yerden meydana kmak, kmak; ak bir yere karmak.
 (bir asker, astronot v.b'ni) dnnde sorguya ekmek. debriefing  dnte yaplan soruturma.
 dknt, yknt, enkaz; (jeol.) birikmi paralar.
 (tic.) bor, alacak, matlup; su, kabahat. debt of honor namus borcu. bad debt tahsil olunmayacak bor, tahsili kabil olmayan alacak. balance of a debt bor bakiyesi. be in anyone's debt bir kimseye borlu olmak. consolidated debts muntazam borlar. contract a debt borca girmek.discharge veya pay a debt bor vermek, tediye etmek. doubtful debts mekuk matlubat, tahsili pheli borlar. floating debt vadeli borlar. funded debt senetlere balanm bor. get out of debt bortan kurtulmak. good debt salam bor, tahsili kati bor. national debt public debt devlet borcu. outstanding debt halen tahsili veya verilmesi lzm gelen bor. run into debt borca girmek. transfer a debt alacan baka birine havale etmek.
 borlu kimse. 
 (bir odadan) gizli iitme cihazlarn skmek; bir makina veya sistemin kusurlarn gidermek. 
 (k.dili.) kirli amarlarn ortaya karmak. 
 balang; (sahneye) ilk k bir gen kzn sosyeteye ilk defa takdim olunmas. make one's debut ilk defa olarak kmak, ilk konser v.b.'ni vermek; sosyeteye ilk defa takdim olunmak. 
 sosyeteye ilk defa takdim olunan gen kz.
 on sene, on senelik mddet, onlu grup veya takm. 
 zeval, batma, kme, k, ykl, inkraz, inhitat. decadent  inkraz bulmu, zeval bulmu, batm, km. 
 iinden kafeini karmak. 
 (geom.) on keli ekil. 
 on keli. 
 dekagram. 
 (geom.) on yzl ekil. decahedral  on yzl. 
 (gz) (san) kttan cama veya tahtaya resim karma sanat, kartma. 
 kireten mahrum etmek,(kemik v.b.'ni) kirecini karmak. 
 dekalitre. 
 On Emir, Evamir- Aere. 
 dekametre. 
 ordu veya karargh kaldrmak, kamp bozup ekilmek: kamak, firar etmek, svmak, ayrlp gitmek. 
 sulu bir eyi tortusundan ayrmak iin dikkatlice dkmek, arap v.b.'ni ieden srahiye boaltmak. decanta'tion  bir kaptan bir kaba aktarma, boaltma, dkme. 
 srahi. 
 ban kesmek, boynunu vurmak .decapita'tion  boynunu vurma.  
 bir maddedeki karbonu ,karmak. 
 dekar. 
 on heceli kelime veya satr. decasyllab'ic  on heceli. 
 (spor) Olimpiyatlarda on eit oyundan ibaret bir msabaka. 
 rmek, zeval bulmak, inkraz bulmak; azalmak, eksilmek; shhate dmek, zayflamak, bozulmak; rtmek;  shhate dme, zayflama, bozulma; azalma, eksilme; harap olma. 
 Im, Ime, vefat;  Imek. the deceased merhum, rahmetli. 
 (huk.) Im kimse, len kimse. 
 hile, yalan; hilekarlk, dolandrclk, dzenbazlk. deceitful  hilekar, aldatc. deceitfully  hilekarlkla, yalanclkla. deceitfulness  hilekarlk, yalanclk. 
 aldatmak, yalan sylemek. deceiver  aldatc kimse, hilekr kimse. 
 yavalamak; srati kesmek. 
 aralk, birinci knun, knunuevvel. Decembrist  1825 tarihinde Rusya'da merutiyet hkmeti kurmak isteyenlerden biri.  
 eski Roma'da on yesi olan hkmet meclisi azalarndan her biri; yetkili makamda bulunan on kiiden her biri. 
 terbiye, edep, nezaket; Imllk, itidal; kanunlara uyma; iffet, namus; bu ekilde yaplan herhangi bir i veya davran. 
  on senede bir olan;  onuncu yldnm. 
 terbiyeli, nazik, nezih, temiz, iyi. decently  terbiye lsnde; nezih bir ekilde; yeteri kadar. 
 sorumluluun datlmas,bir merkezden idare edilmeyi. 
 sorumluluu datmak, bir merkezden idare etmemek. 
 aldatma, aldanma; yalanclk; hile, dzen, dolap. deceptive  aldatan, aldatc. deceptively  aldatarak, aldatc bir surette. deceptiveness  aldatclk, dzenbazlk, hilekarlk. 
 (tb.) beynini kartmak. 
 bir belgeyi iptal etmek. 
 bir arn onda biri, desiar. 
 (fiz.) sesin iddetini Ime birimi, desibel. 
 karar vermek, kararlatrmak, hkm vermek. decide against (a) thing bir eyin aleyhinde karar vermek. decide for a thing, decide in favor of a thing bir eyin lehinde karar vermek. 
 kesin, kati, phesiz; kararlatrlm, mukarrer, muhakkak; sebatkar, inat. decidedly  kesinlikle, katiyetle. 
 belirli mevsimlerde dklen, geici. 
 de(sig.)ram. 
 desilitre. 
 (mat.), (A.B.D.) 33 sfrla yazlan bir rakam; (ing) 60 sfrla yazlan bir rakam; desilyon. 
  (mat.) ondalk. decimal fraction ondalk kesir. decimal notation ondalk iaretleme veya notlama .decimal place ondalk hanesi. decimal point ondalk nokta. decimal system ondalk sistemi. 
 byk bir ksmn yok etmek; bir grup iinden her on kiide birini alp Idrmek. decima'tion  imha, katliam. 
 desimetre. 
 ifre zmek; yorumlamak . decipherable  halledilebilir, okunabilir; anlalr. 
 karar, hkm; ilm, emir, irade; sebat tereddtszlk. come to veya make a decision karar vermek, karar almak. 
 kesin, kati. decisively  kesin olarak, katiyetle. decisiveness  kesinlik, katiyet.
 (den.) gverte; gverte gibi yer; (iskambil) kt takm, bir paket oyun kd; (argo) esrar paketi. deck chair ezlong. deck hand gverte tayfas. deck house st gvertede yaplan kamara veya salon. below decks (den.) palavra altna, ambarda, ambara. clear the decks gemiyi harbe hazrlamak, gvertenin kalabaln boaltmak; bir ie hazrlanmak. hit the deck (argo) yataktan kalkmak; yere kmek; harekete gemek. Iower deck (den.) tavlun. main deck (den.) palavra poop deck (den.) k kasaras promenadedeck (den.) gezinti gvertesi. quarterdeck (den.) k gvertesi, k taraf .tape deck hoparlor ve amplifikator olmayan. teyp watch on deck (den.) gverte nbetisi. 
 donatmak, sslemek. deck out donatmak, sslemek. 
 kt imaltnda kullanlan el kalb erevesi. deckle edge kdn trtkl kenar. 
 belgatle sz sylemek, inat etmek; nutuk ekmek. declaim against iddetle kar koymak, barp armak. 
 sz syleme, sanat, hitabet, belgat. 
(  hitabete ait; tantanal, heyecanlandrc (konuma tarz) 
 iln, takrir; deme; ihbarname, tebli; beyanname; (huk.) ifade; (bri.) karar verilen oyun. Declaration of Independence Amerika Birleik Devletlerinin istiklal beyannamesi. declaration of rights haklar beyannamesi. 
 beyan eden, ifade eden. 
 iln etmek, beyan etmek, ifade etmek, ortadan sylemek, alenen sylemek; bildirmek, haber vermek; iddia etmek; ispat etmek. Well, (I.) declare (I.) Aman (I.) Acayip ! 
 (gram.) isim ekimi, tasrif; kme. 
 kuzey kutbu ile pusulann kuzey ynu arasndaki a; (astr.) inhiraf, meyil; menfi cevap. 
 sapmak, meyletmek, inhirafetmek ; zevalbulmak; eksilmek, azalmak, dmek; eilmek, sarkmak; reddetmek, ekilmek, istememek; (astr.) meyletmek; emek, saptrmak, edirmek, evirmek, inhiraf ettirmek; -den ekilmek veya kanmak; (gram) ekmek, tasrif etmek declinable  ekilebilir.  
 meyil, ini; gerileme; batma, zeval, inhitat, inkraz, sapma, inhiraf; (tb.) hastalk raznn zeval bulma devresi; (tb.) maddi ve manevi kuvvetten dme. go into a decline kuvvetten dmek. on the decline kmekte, inkraz bulmakta. 
 ini, meyil. 
 debreyaj pedalna basmak, debreyaj yapmak. 
 kaynatarak zn elde etmek. decoction  kaynatma; bir eyi kaynatarak elde edilen z. 
 ifre zmek, ifreli yazy okumak. 
 dekolte elbisenin yakas; ak elbise. 
 beyazlatc madde. 
 rengini amak, soldurmak, aartmak. 
 (gemi v.b.'ni) yedee ekmek. 
 ayrtrmak, halletmek; rtmek; rmek. decomposi'tioni ayrma, ayrm; rklk, bozukluk, tefessh. 
 yeralt iisini hava basncndan kurtarmak. decompression chamber uua hazrlk iin normal basnc azaltan kapal hcre.
 (tb.) burundaki nemi azaltarak soluk almay kolaylatran ila.  
 bir cisim veya blgeyi zararl kimyasal maddelerden artmak. 
 kontrol altndan karmak, kontrolu kaldrmak. 
 dekor. 
 sslemek, tezyin etmek; nian vermek. 
 sslemek; ziynet, tezyinat, ss; nian, madalya. 
 ssleyici, ssl, tezyini. 
 dekoratr, tezyin eden kimse. interior decorator i mimar. 
 detlere uygun, allagelmi,terbiyeli , rabtal decorously  allagelmi ekilde. 
 kabuunu soymak. 
 edebe uygun olma, terbiyeli olma, rabtal olma; mnasip surette hareket. 
 tehlikeye atmak, tuzaa drmek. 
 av hayvanlarn tuzaa drmekte kullanlan herhangi bir ey, yem; teviki kimse, tuzak kimse. 
 azalmak, eksilmek, klmek, ekilmek; azaltmak, eksiltmek decreasingly  gittike azalarak. 
 eksilme, azalma, ekilme; klme; eksiklik, noksan on the decrease azalmakta. 
 resmi emir, irade, karar, hkm, kararname. decree nisi (huk.) alt ay zarfnda aksi sabit olmad takdirde icra mevkiine giren boanma karar. 
 emretmek, buyurmak; hkm vermek, karar vermek. 
 eksilme, azalma; zayiat; eksiklik. 
 eskimi, ypranm, hemenhemen ilemez hale gelmi, ihtiyarlktan zayflam, eli aya tutmaz. 
 atrdatarak atete kavurmak (tuz, maden vb)', atete atrdamak .
 ihtiyarlktan ileri gelen elden ayaktan kesilme, dknlk. 
  (mz.) dekreendo, diminuendo. 
 azalan, klen. 
 resmi karar, Papa tarafndan verilen emir ve hkm. 
 hkm veya iradeye ait. 
 knama, takbih. 
 ktulemek, zemmetmek, knamak, takbih etmek, batrmak. 
 (bot.) yatk; eilmi, uzanm. 
 eski Roma'da onba. 
  aprazvari gemek; X eklinde gemek;  X eklinde, aprazvari . 
 adamak, tahsis etmek, takdis etmek, vakfetmek; vermek, ithaf etmek. dedicated  ithaf olunmu, verilmi; tahsis edilmi. dedica'tion  adama, tahsis veya takdis etme, tahsis olunma, ithaf .ded'icato'ry  ithaf kabilinden. 
 anlamak, mantki olarak sonu karmak, istihra etmek, istinta etmek. 
 karmak, tenzil etmek; istinta etmek , sonu karmak deduction  istinta, netice karma; (man), tmdengelim; sonu, netice, istidll; hesaptan dme, tenzil. deductive  istinta ve istidll yolunda olan; tmdengelimli. 
  i, fiil, amel, hareket; (huk.) senet, tapu senedi, hccet;  senetle devretmek. draw up a deed senet yazmak. in deed aslnda, hakikatte title deed tapu senedi. witness a deed tank olarak senede imza koymak; bir ie ahit olmak. 
 saymak, farz etmek, addetmek, zannetmek, kyas etmek. 
 nemini azaltmak, dikkati zerinden ekmeye uramak. 
 derin derin, derinde. deep laid schemes enine boyuna dnlm. planlar, gizli ve geni planlar. 
 derinlik, engin, deniz. the deep ,(iir) enginler, deniz, derya. the deep of winter karak. 
 derin; anlalmaz; iddetli, ar; koyu (renk) ; kaln, bouk, pes (ses) deep -dyed  hakiki, tam. deep in debt borca batm, grtlaa kadar bor iinde. deep in thought derin dnceye dalm. deep -rooted  uzun kkl; kklemi (inan vb), sabit. deep sea okyanuslarda suyun en derin olduu ksmlar. deep-seated  kaldrlmas zor veya imknsz, sabit. deep-set  derinde olan. deep (sig.)h derin i eki. Deep South Gney Carolina, Louisiana, Alabama, Georgia ve Mississippi eyaletleri. deep tone kaln perdeli ses, bouk ses .deep trouble derin skntlar. drawn up six deep alt sra halinde, alt sraya dizilmi. go off the deep end (k.dili) dnmeden ve telala hareket etmek. in deep water ba dertte; aknlk iinde. 
 derinlemek, derinletirmek; artrmak; koyulatrmak (renk); kalnlamak (ses) 
  dondurulmu yemekleri muhafaza eden buzdolab, dipfriz; dondurup saklama ;  dondurup saklamak. 
 bol miktar yada kzartmak. 
 (o.) deer) geyik, karaca, (zool.) Cervus. deer fly ufak yeilimsi birka eit atsinei. deerhound  byk cins taz. deer park iinde geyik beslenilen koru. fallow deer alageyik, sn, (zool.) Dama dama musk deer misk keisi, (zool.) Moschus moschiferous red deer kzl geyik, (zool.) Cervus elaphus roe deer karaca, (zool.) Capreolus capreolus.
 (bilhassa harbin) kuvvetini azaltmak; azalmak, ehemmiyetini yava yava kaybetmek.
 resim v.b'ni bozmak, tahrif etmek, eklini bozmak, gzelliine halel getirmek, silmek. defacement  bozma, tahrif. 
(Lat.) bilfiil, fiilen, hakikatte, edimli olarak. 
 emanet paradan almak, zimmetine geirmek. defalca'tion  emanet paradan alma, zimmetine geirme, suiistimal. 
 zem ve iftira ile bir kimsenin itibarn zedelemeye almak; namusuna leke srmek. defamation  iftira; lekeleme. defamatory ri)(  iftira olan, lekeleme kabilin(den.) 
 ihmal; mahkeme, ma v.b.'ne gelmekten kanma; hazr bulunmay, yokluk. in default of payment denmedii takdirde. 
 emanet parann an demekten kanmak, taahhtlerini yerine getirmemek; mahkemede ispat vcut etmemek; spor karlamasna zamannda gelmeyip hakkn kaybetmek ; ifa etmemek, dememek;ispat vcut etmediinden mahkum etmek. 
 mahkemede ispat vcut etmeyen kimse, gaip kimse; yiyici kimse, irtikp yapan kimse, emanet edilen parann hesabn vermeyen kimse, borlarn demeyen kimse. 
 (huk.) iptal, lavetme. 
 iptali mmkn, lavolunabilir, feshedilebilir. 
  yenmek, malup etmek; hezimete uratmak; bozmak, iptal etmek, skat etmek;  bozgun, yenilgi, malubiyet, hezimet. defeatism  bozgunculuk. defeatist   bozguncu kimse;  bozguncu. 
 dk boaltmak; tortusunu karmak. defeca'tion  dk boaltma. 
  kusur, noksan, eksiklik;  terketmek; kar tarafa iltica etmek. 
 bulunduu veya mensup olduu zmre, parti, taraf v.b.'nden ekilme, terketme. 
 kusurlu, sakat, eksik, noksan; (gram) baz ekim ekilleri kullanlmayan. defectively  kusurlu olarak, noksan olarak. defectiveness  kusurluluk, noksanlk. 
 kar tarafa kaan kimse. defence (ing), (bak.) defense. 
 savunmak mdafaa etmek, muhafaza etmek, korumak, saklamak, himaye etmek. 
 (huk.) mddeialeyh, daval. 
 koruyucu kimse, savunucu veya mdafaa eden kimse, himaye eden kimse. 
 pencereden frlatlma. 
(ing) defence  savunma, mdafaa, korunma, vikaye, himaye; muhafaza eden herhangi bir ey, koruyan ey. defenseIess  mdafaasz, korunmasz, muhafazasz, biare. 
 savunulabilir, mdafaa edilebilir , mdafaas kabil, hak verilir. 
 (-red, -ring) sonraya brakmak, ertelemek, tehir etmek, tecil etmek. 
 (-red, -ring) to ile karar bakasna brakmak, bakasnn fikrine uymak. 
 riayet, uyma; hrmet, ihtiram. out of deference to -e riayeten, -e uyarak. 
  nakleden, tayan; (anat.) ersuyu (sperma) kanalna ait;  yrnge. 
 riayetkrane, hrmetkar. deferentially  hrmetkrca. 
 erteleme, tehir; mecburi askerlik hizmetinin ertelenmesi. 
 ertelenmi; kr hisseleri ertelenmi; mecburi askerlii ertelenmi. 
 meydan okuma; kar koyma, muhalefet mukavemet. in defiance of hi brakmayarak, zorluklara ramen gzne alarak. 
 muhalif, kar gelen; cretkr, kstah. defiantly  cretle, kstaha. 
 eksiklik, noksanlk, kusur, yetersizlik, kifayetsiz!ik; hesap a. deficiency disease (tb.) gda eksikliinden ileri gelen hastalk. 
 eksik, noksan; yetersiz, kifayetsiz, zayf, ak (hesap) be deficient in -de eksik olmak. deficiently  yetersizce, kifayet etmeyerek. 
 hesap a, zarar. 
 kar gelen kimse; meydan okuyan kimse. 
  (ask.) havale siperi yapmak;  havale siperi yapma. 
  sra halinde yrmek;  sra halinde yry; dalar arasndaki uzun ve dar geit. 
 kirletmek, pisletmek, bulatrmak, bozmak. defilement  kirletme, bozma, pisletme. 
 tarif etmek, tavsif etmek; snrlamak, tahdit etmek, tayin etmek, ayrmak, tefrik etmek. definable  tarifi mmkn; ayrt edilebilir. 
 snrl, mahdut, belirli, muayyen, kararlatrlm, mukarrer; kesin, kati. definite article ngilizcede isimden nce kullanlan ve niteledii ismi belirleyen kelime, yani the. definitely  kesinlikle, tamamen, kati surette. definiteness  kesinlik, katiyet. 
 tarif, tanmlama, izah, tavsif; berraklk, vuzuh. 
 kesin, kati, nihai, son, tam ve eksiksiz; tayin eden, snrlandran, tahdit eden, mukarrer. definitively  kesinlikle; nihai olarak.
 kesinlik.
 ate alp birden parlamak. deflagra'tion  birden ate alma. 
 hava veya gaz boaltmak; gururunu krmak, (informal) burnunu srtmek; fiyatlar durmek. deflation  hava veya gaz boaltma; fiyatlarn dmesi, deflasyon. deflationary  fiyatlarn dmesine sebep olan. 
 yoldan saptrmak, inhiraf etmek veya ettirmek, evirmek; dnmek. deflector  yana saptran alet. 
 yoldan sapma, inhiraf, dnme. 
 kzln bozma, bikrini izale etme; bir eyin tazeliini ve taravetini bozma. 
 kzln bozmak, bikrini izale etmek; ieinden mahrum etmek. 
 (tb.) svlarn boalmas (nezle)  
 yapraklarn dkmek veya drmek; dmann mevzilenmesini nlemek iin bitkileri tahrip etmek. defolia'tion  , (bot.) yapraklarn dklmesi veya drlmesi. defoliator, defoliant  yapraklar dken il veya zehir. 
 (huk.) zorla alkoymak (bakasnn maln), zorla geri tutmak. 
 ormandan mahrum etmek. 
 eklini bozmak, biimini bozmak; sakat etmek; irkinletirmek. 
 eklini veya biimini bozma, irkinletirme; sakatlk; (fiz.) tazyik altnda ekil deiimi. 
 biimsizlik, sakatlk, irkinlik; sakat kimse veya ey. 
 dolandrmak, aldatmak, hakkn yemek, gadretmek; (slang)  kgda getirmek. 
 demek, tediye etmek, vermek, tesviye etmek. defrayment  deme tediye. 
 (papaz) rtbesinden mahrum etmek ; cppesini kartmak.
 buzlarn zmek veya eritmek. defroster  buzdolab v.b.'nde buzlar zme veya eritme tertibat. 
 becerikli, eli ie yatkn, marifetli. deftly  beceriklilikle. deftness  beceriklilik, yatknlk. 
 I; feshedilmi, ilga edilmi, yrrlkten kaldrlm. the defunct (kaba) l, lm. 
 (bombadan) fitili skmek. 
 meydan okumak, kar gelmek, kar koymak. 
 (-sed, -sing) zehirli gazlardan artmak; (radyo tplerini) btn gazlardan artmak. 
 bir ilebin manyetik alann siper edip manyetik maynlardan korumak. 
 yozlama, soysuzlama, bozulma, dejenere olma. 
 yozlam, soysuzlam,alalm, dejenere. degenerately   yozlaarak, soysuzlaarak. degenerateness  yozlama, soysuzlama, bozulma. 
 bozulmak, yozlamak, soysuzlamak, dejenere olmak; dmek sukut etmek; (biyol.) cinsi bozulmak, daha alak bir duruma dmek . degenera'tion  yozlama, soysuzlama, bo
 (biyol.) yutma. 
 tenzil, indirim, indirme; rtbe tenzili; rezalet; dme, sukut; (gz) (san) uzak grnmesi iin tonu hafifletme. 
 alaltmak, rezil etmek; rtbesini indirmek; derece itibariyle alalmak, bozulmak. degrading  alaltc, haysiyet krc.
 derece, mertebe; paye; tabaka, snf; rtbe, mevki, seviye .degree of latitudeparalel derecesi degree of longitude meridyen derecesi. by degrees yava yava, derece derece, gittike. comparative degree  (gram) mukayese derecesi, stnlk derecesi. murder in the first degree (huk.) kastl Idrme, taammden adam Idrme. positive degree (gram) eitlik derecesi. superlative degree (gram) mbala derecesi, enstnlk derecesi. third degree (k.dili.); suluyu konuturmakiin ikence yapma. to a degree bir dereceye kadar, biraz. to the last degree son dereceye kadar. university degree yksek renim diplomas. 
 (bot.) (bitki tohumlar kabuu) kendi kendine almak, yarlp almak, atlamak. 
 insanlktan karmak, canavarlatrmak; ahsiyetsizletirmek, makinalatrmak, robot yapmak. 
 rutubetini gidermek. dehumidifier  rutubeti gideren alet. 
 suyunu karmak; suyu kmak. 
 buz tutmasna engel olmak, buzlarn temizlemek, eritmek. deicer  buz eritici tertibat, buz zc. 
 iaret eden, gsteren; (man) aracsz ispat eden. 
 ilah derecesine karma, tanrlatrma, yceltme. 
 tanrlatrmak, ilah derecesine karmak; Allah gibi tapmak. 
 tenezzl etmek, inayet etmek, Itfetmek. 
(Lat.) Allahn inayeti ile ; (ks.) D.G. 
 vahyi inkar etmekle beraber Allahn varlna inanma, deizm; bu itikadn mezhebi felsefesi; dinitabii deist  bu itikad kabul eden kimse. deistic  bu itikada ait. 
 tanr, ilah, mabut; ilahi varlk. the Deity Allah, Cenab Hak, Ulu Tanr. 
bayat konu; "bunu evvelden grmtm" duygusu. 
 meyus etmek, mahzun etmek, kederlendirmek; hevesini krmak. dejected  meyus, kederli, mahzun. dejection  neesizlik, keder, can sknts, yeis; (o.), (tb.) defi tabii, dk.
 (o.) dk. 
(Lat.) hakl olarak, meru olarak, kanunen.
 dekagram. 
 dekalitre. 
 dekametre. 
 ynl veya yn ile pamuk kark ince elbiselik kuma. 
 yaymak. delator  iftirac. 
  ertelemek, tehir etmek, sonraya brakmak, alkoymak, geciktirmek, maniolmak; gecikmek, ge kalmak;  tehir, gecikme, ge kalma; muhlet, vade. 
 (matb.) ,karnz. 
 ho, latif, nefis, leziz. 
 Iezzet, haz, byk zevk. 
 elilik, murahhaslk; murahhaslar heyeti; delegasyon; delegasyona verilen yetki. 
  (del'geyt) temsilci, murahhas, delege, mmessil, eli, vekil;  delege gndermek; delegeye yetki vermek; havale etmek, emanet etmek. delega'tioni delegasyon, mmessil heyeti; veka1et verme, yetki verme; murahhaslk. 
 silmek, bozmak, izmek, karmak. deletion  silme, bozma; yazdan karlan para. 
 salga zararl, muzr, fena. 
 Hollanda'nn Delft ehrinde yaplan ini ii. 
 Delhi. 
 kasti, nceden dnlm,mahsus ; dnceli, ihtiyatl, tedbirli, telasz, akl banda, ar. deliberately  kasten, dnerek, mahsus. 
 dnmek, lnmek, zerinde durmak, tartmak, mtalaa etmek, istiare etmek. delibera'tion  zerinde dnme, kafa yorma, mtalaa; mzakere; tartma; karar vermekte ihtiyat. deliberative  dnceli, ihtiyatl; dnen, mzakere eden, karar vermede acele etmeyen. 
 Iezzetli ey; incelik, nezaket, zarafet, hassasiyet, kibarlk. 
 nazik, narin, ince, zayf, kolay krlr; hassas,(aletler) dakik, titiz; en ufak deiiklikleri kaydeden , hassas; nefis, leziz; gzel, zarif, kibar; ak (renk) delicately  nazikane, zarif bir ekilde, incelikle delicateness  incelik, zarafet, nezaket. 
 mezeci dkkn,arkteri. 
 Ieziz, lezzetli, nefis, gzel, tatl. deliciously  nefis bir ekilde. 
 (huk.) haksz fiil, su. 
  memnun etmek, sevindirmek; memnun olmak, sevinmek; hazzetmek, zevk almak, elenmek;  sevin, zevk, keyif, haz; sevin verme hassas; fsun, sihir. be delighted with -(den.) memnun olmak. delightful  ho, latif, gzel, irin. delightfully  zevkle, hazla, memnuniyetle. 
 tahdit etmek, snrlamak, hudut tayin etmek. 
 eklini izmek, resmetmek, portresini izmek, tasvir etmek, tarif etmek. delinea'tion  resmetme, izme; resim, ekil, kroki; tarif, vasflandrma, nitelendirme. 
  kabahatli, vazifede ihmalkr olan, sulu, mcrim; zaman geldi- i halde denmemi;  grevini ihmal eden kimse, kabahatli kimse, sulu kimse. juvenile delinquent (huk.) ocuk sulu. delinquency  kabahat, kusur, hata; ihmalcilik. 
 kendi kendine havadan rutubet kapp yava yava erimek. deliquescent  havadan ektii su ile eriyebilen. deliquescence  havadan ektiisu ile eriyebilme. 
 hezeyan, sayklama; lgnlk; taknlk. delirium tremens iki iptilsndan gelen titremeli hezeyan. 
 tevdi etmek, teslim etmek, brakmak, vermek; kurtarmak, serbest brakmak; ocuu almak, dourtmak; irat etmek, sylemek (nutuk); atmak (tokat); hkm vermek. deliver oneself of konuma haline dkmek. be delivered of dourmak. 
 teslim etme, verme; kurtarma, kurtulu; fikrini aklama. 
 kurtaran kimse, kur tanckimse ; teslim eden kimse; datc,evlere tevzi eden kimse. 
 kurtarma, kurtulu; teslim, postadan mektuplarn datlmas, tevzi; doum; konuma tarz; topa vuru, servis  (beysbol) deliveryman  satlan mal eve kadar gtren kimse. 
 kuytu yer, kk vadi, korulu vadi. 
 bitlerini ayklamak. 
 eski Yunanistan'daki Delfi'yle ilgili; Delfi mabedinin gaipten haber veren khinine ait; mulak, mehul, anlalmaz. 
 (kim) birka eit hezaren ieinden karlan zehirli billursu bir alkaloit. 
 hezaren, (bot.) Delphinium. 
 Yunan alfabesinin drdncu harfi; delta eklinde herhangi bir ey; gen; (cor.) delta; (elek) trifaze akmda gen balant .delta -wing (airplane) kanatlar gen eklinde olan jet ua. 
  delta eklinde, gen,  keli;  (tb.) deltakas. 
 aldatmak, yanl yola sevketmek. 
  tufan, byk sel, ok iddetli yamur;  suya bomak, su basmak. the Deluge Hazreti Nuh tufan. 
 hile, oyun; hayal, hulya, vehim, kuruntu; bir eit delilik. Iabor under a delusion bir durumu yanl anlayarak hareket etmek. delusive, delusory  aldatc,aslsz, hayale dayanan, hayali. 
 (Fr.) Iks, ihtiaml. 
 aratrmak, bellemek. 
 (elek.) mknats hassasn gidermek. 
 demagog, halk avcs. demagogic  demagojiye dayanan. 
 talep etmek, istemek; emretmek, srar etmek, icbar etmek; sormak, zorla istemek; muhta olmak; (huk.) mahkemeye celbetmek , bir hak talep etmek. 
 talep, istek; ihtiya; (huk.) talep, dava. in great demand ok revata, ok aranan, byk rabet gren, tutulan. Iaw of supply and demand arz ve talep kanunu. on demand talep vukuunda, istenilince. 
 hudut izmek; ayrmak. 
 hudut tayini, snr ekme. Iine of demarcation snr izgisi. 
 (Fr.) diplomatik hareket, siyaseti deitiren adm. 
 eski Atina'da ve bugnk Yunanistan'da nahiye. 
 alaltmak, kltmek. demean oneself kendini kltmek. 
davranlar, hal, tavr. 
 deli, kak, ldrm. 
 (tb.) bir eit akl hastal,ahsiyetin blnmesi, had derecede bunaklk. dementia praecox erken bunama, demans prekos. 
 ihtar, tembih (okullarda) 
 (Fr.) mlk, emlk; malikne; bir malikneye ait blge, mntka, havali. royal demesne hkmdara ait mlk, miri arazi.
 yan ilh yan insan bir varlk; tanrsal zellikleri olan insan. 
 etrafna hasr rlm byk ie, damacana. 
 askeri tekilt ilga etmek, ordu tekiline msaade etmemek. demilitarized zone askeri donanmadan tecrit edilmi mntka. 
 toplumca lekelenmi kadnlar ve bunlarn mensup olduklar alem. 
  irtihal, vefat, Im; (huk.) terk, feragat; intikal; hkmdar tacnn halefe intikali;  mlk vasiyetle fera etmek, icar etmek, bilhassa hkmdarl vrise veya halefe intikal ettirmek. 
 tahttan feragat. 
 kk kahve fincan; kk bir fincan kahve. 
 demiurgos, Eflatun felsefesinde dnyay yaratan etmen, kainatn yaratcs.
 seferberliin bitmesi, asker terhisi. 
 (ask.) terhis etmek. 
 demokrasi, elerki; demokrasi rejimi. 
 demokrat kimse. democrat'ic  demokrasiye ait, demokratik, halk. Democratic Party Demokratik Parti. democrat'ically  demokratik olarak. 
 (Fr.) modas gemi, demode. 
 demografi, nfus saym ve toplumsal istatistik bilgisi. demograph'ics bu bilgiye ait. 
 evlenmemi kadn, kz; telli turna, (zool.) Anthropoides virgo; yusufuk. 
 ykmak, tahrip etmek. demoli'tion  ykma, tahrip; yklma, harap olma. 
 cin, kt ruh, eytan, ifrit; kt adam, iblis herif; (k.dili) ok enerjik kimse. 
 parann deerini drmek; paray tedavlden kaldrmak. demonetiza'tion  paramn deerini drme; tedavlden kaldrma. 
  kt ruhlarn etkisi altnda olan kimse; deli kimse;  mecnun, deli, cinli, kt ruhlarn etkisi altnda olan. 
 cin veya eytanlara ait. 
 cin ve eytanlarn varlna inan; eytanlara olan itikad tetkik eden ilim. 
 cin ve eytanlarn varlna olan itikad tetkik eden ilim dal, demonoloji. 
 gsterilebilir, ispat mmkn. 
 ispat etmek, gstermek, amlamak, tatbikatla izah etmek; nmayi yapmak, gvde gsterisinde bulunmak; gstererek ders vermek. demonstra'tioni ispat, delil; nmayi, gsteri; sergi, tatbikat dersi. demonstrative (diman'strtiv)   ispat eden, gsteren, izhar eden, tasrih eden;  (gram) iaret zamiri. demonstrative adjective (gram) iaret sfat. demonstrative pronoun (gram) iaret zamiri. dem'onstrator  ispat eden ey veya kimse, tatbikat retmeni; nmayii.
 ahlakn bozmak, ifsat etmek; cesaretini krmak, moralini bozmak, maneviyatn bozmak, gzn korkutmak, yldrmak. demoraliza'tion  maneviyatn bozulmas, ahlakn bozulmas. 
 eski Yunanistan'da halk. 
 aa dereceye indirmek, rtbesini indirmek. demotion  indirme. 
 halka ait; ammeye ait. demotic characters hiyeroglifin el yazs ekli. demotics  geni anlamda sosyoloji. 
 paralara ayrmak, yerinden karmak, skmek; datmak. demountables kolayca taklp karlabilir. 
  teskin edici, yattrc, msekkin;  (tb.) teskin edici veya koruyucu il . 
 (-red, -ring)  kabul etmemek, itiraz etmek, kar koymak; tereddt etmek; (huk.) davada bir maddeye itiraz etmek;  itiraz, tereddt. without demur tereddt etmeden. 
 uslu, yumuak bal, kuzu gibi; alak gnll, mtevaz; ar bal, ciddi; cilveli; sahte vakarl. demurely  ar ballkla alak gnlllkle. demureness  ciddiyet, vakar; alak gnlllk, tevazu . 
 (den.) kuntra istalya; gemi veya vagonun yk almak veya boaltmak iin tayin olunan mddetten sonra alkonulmas;bunun iin verilen para, tazminat. 
 (huk.) davada resmen yaplan itiraz; davada itiraz eden kimse. 
 bir kt boyutu (ng.) 44,5 cm x 57 cm; (A.B.D.) 406 cm x 53,3 cm) 
 in, maara; snak; kk oda; alma odas. den of thieves haydut yata. den of vice batakhane Iion' den aslan ini. 
 (o.) denarii) eski Roma'da gm para veya para birimi, dinar. 
 ulusal haklardan mahrum etmek; milli vasflarn yitirmek; devlet kontrolundan karmak. 
 tabii halinden karmak. 
 tabii zelliklerinden uzaklatrmak; dier hassalarna dokunmak szn iilmez hale koymak (alkol) denaturedalcohol mavi ispirto. 
 (jeol.) ta veya maden stnde bulunan aa veya yosun ekli; zerinde aa veya yosun ekli olan ta veya maden paras; (tb.) sinir hcresine giden ince bir lif.
 aalar ve allar ile uraan biyoloji dal. 
 (ing) deniz kenarnda bulunan kumlu yol veya tepe. 
 inkr, yadsma, tekzip. 
 (tb.) dang, iddetli mafsal ve adale arlar veren bulac bir humma. 
 yadsnabilir, inkr mmkn, inkr olunabilir. 
 inkr, yalanlama ret, tekzip; feragat. a flat denial tam inkr, katiyetle reddetme. self-denial  nefsinden feragat etme. 
 inkr eden kimse, yalanlayan kimse. 
 ipek, rayon, naylon gibi ipliklerin kalitesini gstermek iin kullanlan bir arlk l birimi.
 iftira etmek, leke srmek; (informal) amur atmak. denigra'tion  iftira. 
 pamuklu demelik kuma; ii tulumu yapmnda kullanlan kaba pamuklu kuma, blucin kuma. 
  ikamet eden kimse, oturan kimse; vatanda; (ing) muayyen vatandalk haklarna sahip olarak bir memlekette ikamet eden yabanc; yeni artlara veya bir yere intibak etmi hayvan veya bitki; bir yeri devaml ziyaret eden kimse;  (ing) yurttalk haklarn kabul etmek. 
 Danimarka. 
 isim koymak, ad vermek, demek, nam vermek; tefrik etmek, ayrmak, belirtmek, gstermek. 
 isimlenlendirme, ad verme; isim, unvan; snf, mezhep; belli bir I birimi. denominational  isme ait; mezheplere ait. 
  ad veren, tesmiye eden; (gram) isim veya sfattan tremi;  (gram) isim veya sfattan tremi fiil. 
 (mat.) payda, bir saynn kaa blndn gsteren rakam. Ieast common denominator (bak.) Ieast. 
 bir kelimenin szlk anlam, anlam, mana; tarif, tefrik etme, belirtme, ayrma; iaret, almet. deno'tative  iaret ve delil tekil eden, tefrik eden, ayrt eden, gsteren. 
 dellet etmek, gstermek, belirtmek, i'ar etmek, ifade etmek. 
 sonu, netice, akbet, son. 
 ihbar etmek, haber vermek, ifa etmek; mukavele veya anlamann fesholunacan haber vermek; sulamak, itham etmek, bir kimsenin kusurlarn aa vurmak. 
(Lat.) batan, yeniden. 
 sk, ar, koyu, kesif, kaln, kalabalk; kaln kafal, ahmak; (fiz.) krlma kuvveti ok olan (mercekcam); effaf olma; kesif densely  kesif bir surette. 
 younluk, kesafet, koyuluk, sklk; aptalk; (foto.) effaf olmama derecesi kesafet; (elek) alan birimine gre elektrik miktar, kesafet. 
  bir yere arpmaktan meydana gelen ufak ukur veya entik, knt, girinti, ufak oyuk;  entmek, knt yapmak, gmek. 
 tarak veya vites dii. 
  dilere veya di hekimliine ait ; ((dilb.) disel;  (t, d gibi) disel nsuz. dental arch di kavsi. dental nerve (anat.) di siniri. dental plate takma di. dental surgery di cerrahisi. 
 dili, tarak eklinde. 
 sinarit ball, (zool.) Dentex vulgaris. 
 ufak di. 
 dileri olan. denticulated  di1i. 
 di macunu veya tozu, dileri temizlemekte kullanlan herhangibir preparat. 
 (mim.) dendane, pervaz altndaki dilerin her biri. 
 dii meydana getiren kemikten daha sert madde, di kemii, dentin. 
 di tabibi, di hekimi. dentistry  di hekimlii. 
 di karma, di bitmesi; bir insan veya hayvann btn dileri veya bu dilerin cinsi, say ve tertibi. 
 takma di, damak, protez. 
 soymak, amak; (jeol.) andrarak plak brakmak; tamamen mahrum etmek. denuda-tion  soyulma, plak kalma, alma. 
 aklamak, ifa etmek, sulamak itham etmek; bir kimsenin kusurlarn aa vurmak. denuncia'tion  aklama, ifa ihbar, itham uyarma, ikaz. denunciative, denunciatory  ihbar kabilinden. denunciator  ihbar eden kimse muhbir kimse; itham eden kimse, sulayan kimse. 
 inkr etmek; tekzip etmek, reddetmek; mahrum etmek; esirgemek, vermemek; yalanlamak; kanmak, imtina etmek krmak. deny oneself feragat etmek. 
 Himalaya dalarna mahsus bir eit sedir aac, cin aac, (bot.) Cedrus deodara. 
 koku giderici madde; deodoran. 
 )kokusunu gidermek. deodorizer  koku giderici ey. 
 deontoloji, ahlak bilgisi. 
 bir bileimdeki oksijeni karmak. deoxida'tion  deoksidasyon. 
 ayrlmak, gitmek; hareket etmek; lmek, gmek vefat etmek; from ile sapmak, inhiraf etmek ayrlmak; bir yeri terketmek. 
 gemi, mteveffa, vefat etmi. the departed lmler. lm kimse. 
 ksm blm ube, daire, kol; veklet, bakanlk .departmentstore her eyi satan byk maaza, bonmare. departmen'tal  ksmlara ait; blme ait, daireye ait. departmen'talize  ubelendirmek. 
 hareket, gidi ayrl, terk; kalk (vapur, tren); yenilik; dnme; sapma, ayrlma, inhiraf; vazgeme, feragat; den bir geminin douya veya batya doru kestii mesafe; bir geminin yola kmadan evvelki boylam ve enlem derecesi. 
 on veya upon ile gvenmek, itimat etmek; bal olmak, tabi olmak, mtevakkf olmak; ihtiyac olmak; from ile aslmak, sarkmak; sallantda kalmak mualIkta kalmak. Depend upon it Emin olunuz. dependable  gvenilir, emniyet edilir, itimada layk. 
 bal olma; taalluk; itimat, gven; bir kimsenin eline bakma; dayanma; muallkyet, sarkma, aslma; tabi olu, ballk, emir kulluu. 
 bal olma, tabi olma; smrge, mstemleke; mtemilat, ek bina. 
 asl sarkan; bal, tabi; ait; (gram) bal, merbut dependent variable (mat.) bal deiken dependently  bal olarak, tabi olarak. 
 bakasnn yardm veya desteine ihtiyac olan kimse; bir kimsenin bakmakla ykml olduu ahs. 
 kiisel ilikilerini kesmek. 
 resmetmek, izmek portresini izmek; anlatmak tasvir etmek tanmlamak; tarif etmek. depiction  izme; tarif, tasvir, tanmlama.
 tylerini veya kllarn almak; tylerini veya kllarn yok etmek. depilatory  kl dken (ila) 
 tketmek bitirmek; boaltmak; (tb.) kan almak suretiyle beden dolgunluunu izale etmek. depletion  tketme, azaltma. 
 (den.) dolay kederlenmek, teessf etmek, acmak; beenmemek, taraftar olmamak. deplorable  messif, acnacak halde, ackl. deplorably  acnacak surette. 
 plana gre yerletirmek; saa sola yaymak veya yaylmak. deployment  aclma, yaylma. 
 tylerini yolmak; soymak. 
 depolarize etmek, kutbiyeti izale etmek. depolariza'tion  kutuplarn yoketme, kutupengellik. 
  yeminle ahitlik eden;  tank. 
 nfusunu azaltmakveya boaltmak. depopula'tion  halkn baka yere gitmesi veya afet sonucu nfusun azalmas veya tkenmesi.  
(t) hudut harici etmek. deport oneself davranmak, hareket etmek. deporta'tion  hudut harici etme. deportee'  hudut harici edilen kimse. 
 tavr, davran hareket. 
 tahttan indirmek, hal'etmek, azletmek; yeminle yazl ifade vermek. 
 emanet; depozito; pey, rehin; mevduat; teminat akesi; tabaka,tortu; dknt, birikinti, sel kumu; (mad.) birikinti, maden yata; depo. deposit account mevduat hesab. demand deposits vadesiz mevduat money on deposit bankadaki para, mevduat. time deposits vadeli mevduat. 
 koymak; dibine kmek, tortu brakmak dkntu brakmak; emanet etmek, depozito etmek tevdi etmek; bankaya yatrmak; parann bir ksmn vermek. 
 emaneti, depo, ambar. 
 tahttan indirme, hal', azil; yeminle yazl ifade, ifade, delil; depozito verme; tortu veya dkunt brakma; tortu, dknt, sel kumu. make one's deposition yeminle yazl ifade vermek. 
 tevdi eden kimse, mudi, para yatran kimse; tortu brakan ey, birikinti brakan ey. 
 depo, ambar; (A.B.D.) istasyon; (ask.) cephanelik. 
 batan karmak, bozmak, ayartmak. 
 ahlak bozukluu azgnlk; fesat, doru yoldan ayrlma dalalet; gnahkar olma. 
 kar koymak, iddetle itiraz etmek, protesto etmek: kmsemek, yukardan bakmak; (eski.) ktlklerden korunmak iin dua etmek. depreca'tion  kar koyma protesto, itiraz. deprecatory  kmseyen, kar koyan, itiraz e(den.) 
 fiyatn krmak, kymetten drmek, (parann) satn alma gcn drmek; ucuzlatmak; amortize etmek. deprecia'tion  kymetten dme veya drme; anma pay, amortisman. 
 soygunculuk, yama; hasara uratma, tahribat. 
 zmek, kasvet vermek, cann skmak, moralini bozmak; kuvvetten drmek, zayflatmak; (k.dili.) kolunu kanadn krmak; deerini veya miktarn azaltmak; mevki veya rtbesini indirmek; bastrmak; meyus etmek. depressible  evki krlr, bastrlabilir. depressingly  can sknts vererek; zerek. 
 (tb.) faaliyeti azaltan, msekkin, yattrc. 
 baslm, bastrlm, indirilmi; can sklm, kederli, zntl; miktar azaltlm, deeri drlm. 
 kasvet, keder, hzun, can sknts; piyasada durgunluk, buhran, buhran devresi; (tb.) dknlk, dermanszlk; alak basn alan. 
 kasvet verici, kasvetli; durgunluk sebebi olan. 
 skan ey veya kimse; indiren ey; (anat.) aa eken (kas) tongue depressor (tb.) dili aada tutan pens. 
 yoksunluk, mahrumiyet, mahrum olma, ihtiya; kayp. 
 (gen.) of ile mahrum etmek, yoksun brakmak, kaybettirmek. deprivali yoksunluk, mahrumiyet. 
(Lat.) iten gelen (feryat), baz Hristiyan mezheplerinde cenaze merasiminde okunan bir mezmur dept. (ks.) department. 
 derinlik, derin yer, engin. depth charge su altndaki herhangi bir hedefe zellikle denizaltlara atlan patlayc madde. depth of winter kn ortas, karak. depths  denizin derinlikleri, umman; z nve depths of degradation. rezalet, kepazelik beyond veya out of one- depth boyunu aan, bilgi ve kabiliyet dnda. 
 tasfiye etmek, artmak, temizlemek, temizlenmek. 
 temsilciler heyeti, murahhas heyet; bir kimse veva heyeti temsilcitayin etme. 
 vekil tayin etmek, temsilci olarak atamak, yerine semek; vekile yetki vermek. 
 vekil olarak tayin etmek; for ile bir kimsenin yerini doldurmak.  
 vekil; yardmc, muavin; bir polis rtbesi; mebus, milletvekili. deputychief asbakan, bakan yardmcs. 
 kknden karmak, (bir kimseyi veya toplumu) evresinden yoksun brakmak; ayrmak. 
 treni raydan karmak. derailingswitch raydan karmaya mahsus makas derailment  raydan kma (tren) 
 dzenini bozmak, kartrmak, ihll etmek; ifsat etmek; ldrtmak, delirtmek; rahatsz etmek, iine engel olmak. derangement  dzensizlik; delilik, akli muvazenesizlik. 
 ngiltere'de her yl tekrarlanan geleneksel at yar; k.(h) melon apka. 
  terkedilmi, metruk, sahipsiz; kaytsz, ilgisiz, ihmalkr;  (huk.) sahipsiz mal, emvali metruke; toplumca terkedilmi kimse; (den.) tayfas tarafndan terkedilmi harap gemi. 
 terk, terkedili; ihmal, grevi yerine getirmede kusur; (huk.) deniz veya suyun ekilmesiyle toprak kazanma. 
 istihza etmek, sakalna glmek, alay etmek. 
(Fr.) mecburi, toplumun ngrd. 
 istihza, alay. hold in derision alay etmek. derisive, -sory (diray'siv, -sri)  alayl, istihza kabilinden. derisively  alay edercesine.
 asl, memba, kken, mene; tretme, itikak. 
  tremi, itikak etmi, mtak;  trev. 
 karmak, almak; istihra etmek; (gram.) tremek, mtak olmak; kkn aratrmak; sdr olmak, hsl olmak. 
 (anat.) cildin ikinci tabakas, derma, altderi. 
deriye ait, cildi, bilhassa dermaya ait, derisel.
 (tb.) deri iltihab. 
 cildiye, dermatoloji, ciltten ve deri hastalklarndan bahseden ilim. dermatologist  cilt hastalklar mtehasss dermatolog. 
 (bot.) cilt hastalna sebep olan mantar. 
 (tb.) tahrip olmu cildi dzeltmek iin vcudun baka bir yerinden deri paras kesip bu yere yaptrma ameliyat, dermatoplasti. 
 (tb.) herhangi bir cilt hastal. 
 son, nihai. 
 from ile azaltmak, eksiltmek, almak; alalmak, aykr bir davranta bulunmak ; dejenere olmak. derogative  aykr, kar, zt, ihll eden; kltc. 
 kltme, azaltma, zillet, zarar. 
 kltc, aykr, kar, zt. 
 (mak.) mauna, vin, dikme; petrol kuyusu ama iinde kullanlan makina takmn tutan iskele. 
 maceraperestlik; cretkrlk, gzpek olu. 
 ksa namlulu eski tip cep tabancas. 
 dervi. 
 deniz suyunun tuzunu karp kullanlr hale getirme. 
 (deniz suyundan) tuzu kararak iilebilir hale getirmek. 
 hararetli konuma; (mz.) melodi, beste; birka sesle sylenen bestede en yksek ses, asl melodinin yansra sylenen st ses. 
 hararetli konumak: en yksek sesle ark sylemek. 
 inmek, alalmak, kmek; kendini kltmek, dmek; baskn yapmak, ullanmak; mek, bana toplanmak; genelden zele gemek; ( bir tartmada); intikal etmek, soyundan gelmek. 
  torun;  neslinden olan , ahfadlndan.
inen, den;neslinden olan. 
 ini, kme, d, sukut; ullanma, baskn; nesil, zrriyet, nesep, soy, asll, ahfat, evlt; (huk.) tevars, miras kalma; bayr, yoku aa yer. 
 tarif etmek, tanmlamak, vasflandrmak, tavsif etmek, tasvir etmek, resmetmek. describable  tarif edilebilir, tavsifi mmkn. 
 tarif, tanmlama, tavsif, vasflandrma, beyan; cins, nevi, eit. answer to the description tavsif edilmi olan zelliklere sahip olmak, tarif edildii gibi olmak. be beyond description veya beggar description kelimelerle tarif edilemez olmak. 
 tanmlayc, tantmsal, tavsif edici, resmedici. descriptive geometry tasar geometri. 
 uzaktan grp semek, karmak, kefetmek. 
 kutsal bir eye kar hrmetsizlikte bulunmak, kutsal bir gayeden evirmek, uzaklatrmak. desecration  mukaddesata hrmetsizlik , tecavz. 
 rk ayrmn kaldrmak. desegrega'tion  rk ayrmnn kaldrlmas. 
 hassasiyetini azaltmak; (tb.) hassasln azaltmak veya ortadan kaldrmak. 
  1, sahra, bozkr; : l halinde olan, bo, ssz. desert fauna l direyi. desert flora l biteyi. 
 terketmek, ayrlmak, brakmak; (ask.) vazifeden kamak; kamak, firar etmek. deserter  firari, kaak. desertion  firar, terk; terkedilmilik. 
 liyakat, istihkak, pay, hisse; mkafat hak etme. He got his deserts. Hak ettiini buldu. 
 mstahak olmak,layk olmak; hak kazanmak, mkafata 1ayk olmak. deservedly  hakkyla, hakl olarak. 
 mkafata 1ayk, deerli. deserving of praise vlmeye layk deerli deservingly  vlmeye lyk olarak. 
(bak.) dishabille. 
 kurutmak, kurumak. desicca'tion  kuruluk, kurutma, kuruma. desiccative  kurutucu. desiccator  kurutucu ey, kurutucu ara. 
 arzulamak, istemek, zlemek; eksikliini duymak, yokluunu hissetmek. 
  istek belirten, arzu ifade eden;  dilek, istek; (gram) istek belirten fiil. 
 (Lat.) (og -ata) aranlan vasf. 
 plan, taslak, proje; gaye, ama, maksat, hedef; fikir; entrika, desise; (gz) (san) resim tasla, kompozisyon, model, motif. have de(sig.)ns on someone veya something birisinde veya bir eyde gz olmak.
 zihninde kurmak niyet etmek, kastetmek; resmetmek, izmek; plan yapmak, proje yapmak, tertip etmek, icat etmek; yaratmak. de(sig.)nedly  kasten, mahsus. de (sig.)neri tertip eden kimse, icat eden kimse,plan kuran kimse; modac. de(sig.)ning   plan yapma, izme, yaratma;  entrikac, dzenbaz, kurnaz; dnceli. 
 gstermek, iaret etmek, belirtmek, tasrih etmek; isimlendirmek, ad vermek, demek; to veya for ile tayin etmek; semek, uygulamak, tatbik etmek, dzenlemek, tertip etmek. 
 (gen.) nitelendirdiiisimden sonra) atanm, tayin edilmi veya seilmi (fakat henz memuriyete balamam) 
 atama, tayin, tahsis; atanma, tayin edilme, seilme; isim, nvan, lakap. 
 arzu edilen, istek uyandran, ekici, cazip. desirabil ity  cazibe, arzu edilir olma, hoa gitme. desirably  arzu edilir ekilde, cazip olarak. 
 arzu etmek, istemek, zlemek; rica etmek, talep etmek, arzulamak. 
 arzu, istek, emel, itiyak, rabet, eilim, meyil; rica, dilek, temenni; hrs, heves, ehvet. 
 istekli, arzu eden, talip. 
 (gen.) from ile vaz gemek, ekilmek, brakmak, ayrlmak. 
 yaz masas, yazhane; daire, ube, masa. 
 bo brakmak, harap etmek, viran etmek, perian etmek; yalnz brakmak, kimsesiz brakmak; kederlendirmek, meyus etmek. 
 terkedilmi, metruk, ssz, tenha, bo, perian, harap; kimsesiz, yalnz. desolately  terkedilmi olarak. 
 haraplk, perianlk, viranlk; virane, harabe; kimsesizlik, yalnzlk; keder, yeis. 
  yeis, zunt, keder, mitsizlik;  (sk sk) of ile mitsiz olmak, meyus olmak. despairingly  zntyle, kederle. 
 gz dnm haydut. 
 mitsiz; aresizlikten deliye dnm; vahim, mthi, korkun, tehlikeli; dehetli; ar despera'tion . yeis, mitsizlikten ileri gelen akl dengesizlii. 
 adi, alak, deersiz, kmsenen. despicably  alaka. 
 hakir grmek, kmsemek, yukardan bakmak, adam yerine koymamak, hor grmek; nefret etmek. 
 (edat) nefret, kin, garez; (edat) -e ramen. in despite of -e ramen, bununla beraber, yine de; kar koyarak. 
 soymak, maln yama etmek, mahrum etmek. despolia'tion  yama, soygun, soygunculuk. 
 midini kaybetmek, morali bozulmak. despondency  yeis, keder, mitsizlik. despondent  mitsiz, kederli, bedbin, meyus. despondently  mitsizce. 
 despot, mstebit hkmdar. despotical  despota, mstebite despot'ically  despotlukla.
 mutlakiyet, hakimiyete dayanan idare; despotizm, istibdat.
 (tb.) pullar dklmek, pul pul olup doklmek. 
 yemein sonunda yenen tatl, yemi soukluk. dessert spoon tatl ka. 
 gidilecek yer; gnderilen yer; hedef. 
 to veya for ile nasip etmek, tahsis etmek, tayin etmek, ayrmak; belirli bir gayeye doru yneltmek. 
 kader, nasip, ksmet, mukadderat, aln yazs. 
 (gen.) of ile yoksul, yoksun, mahrum, muhta, fakir. destitu'tion  yoksulluk, mahrumiyet. 
 harap etmek, mahvetmek, ykmak; yok etmek, imha etmek, vcudunu ortadan kaldrmak, Idrmek; iptal etmek, bertaraf etmek. 
 yok edici ey veya kimse, telef edici ey veya kimse; (den.) torpido muhribi; muhrip, destroyer. 
 (frlatlan roket veya bombay) hedefe ulamadan imha etmek. destructor  roket imha cihaz; (ing), p frn. 
 yok edilebilir, imhas mmkn. 
 harap etme, mahvetme, yok etme, helk, yklma; ykm; bel; afet. 
 ykc, zararl, tahrip edici. destructive criticism ykc eletiri. (edebiyatta) 
 kullanlmay, yrrIkten kalkma.
 devamsl, istikrarsz, birbirini tutmayan; tertipsiz, dzensiz, aralannda balann olmayan, rabtasz, damk rasgele. 
 ayrmak, zmek, karmak, koparmak, skmek; kmak, kopmak, ayrlmak. detachable  karlabilir, yerinden sklebilir detachment  ayrma, aynlma, karma; mfreze; ayrlk; dalgnlk; tarafszlk; (ask.) kol. 
  (o.) teferruat, ayrntlar; tafsilt; ayrntl plan; (ask.) mfreze, hususi bir ie ayrlan asker takm;  tafsilatyla anlatmak; hususi bir ie tahsis etmek. in detail tafsilatyla, teferruatyla, mufassalan, ayr ayr, ayrntlaryla.go into detail teferruata girmek. 
 alkoymak; engellemek, mani olmak, durdurmak; geciktirmek; gzaltma almak. detainment  engelleme, alkoyma; geciktirme. 
 (huk.) bakasnn malna alkoyma; mevkufiyetin uzatlmas emri. 
 meydana karmak; kefetmek, sezmek, tutmak. detectable  kefi mmkn. detection  keif, meydana ,karma, bulma. 
  dedektif, polis hafiyesi, sivil polis;  dedektiflikle ilgili. private detective zel dedektif. detective story polis roman. 
 bulan ey veya kimse; (elek) dedektr. 
  mdafaa eden;  saldrya urayann durumu, kendini koruyucu harekette bulunma. defensive alliance (ask.) savunma anlamas. on the defensive kendini savunma lzumunu duyan. defensively  savunarak. 
 (mak.) alar saatin tetii,  tetik, kol, dme. 
 (pol.) uluslararas gergin havann yumuamas. 
 alkoyma, engelleme, tutma, mani olma; gecikme; tevkif, hapis. detention camp tevkif kamp. place of detention hapishane. 
 (-red, -ring) niyetinden vazgeirmek, caydrmak; yldrmak. determent  engel, mani; menolunma. 
 deterjan, temizleyici madde. 
 fenalamak, bozulmak, alalmak, gerilemek. deteriora'tion  fenalama, gerileme, bozulma, rklk, rme. 
  tayin eden, tarif eden; hkmeden, galebe alan;  etkileyen veya tayin eden ey; (mat.) determinant. 
 belirli, muayyen, hudutlu, mahdut, kesin, kati; kararlam, mukarrer. 
 azim, sebat, metanet, inat, kararl olu; hkm, tespit, tayin; niyet, kast; snrlama, tahdit. 
  tahdit eden, tayin eden, tahsis eden;  tayin eden ey. 
 karar vermek, azmetmek; niyetlenmek, kesmek; tayin etmek, kararlatrmak, belirlemek; bitirmek; belirtmek; snrlamak, tahdit etmek; tanmlamak, tarif etmek; yn vermek. 
 kesin, kati, azimkr, metin, niyetinden amaz. determinedly  metanetle, azimle. 
 (fels.) determinizm, gerekircilik. determinist  determinist, gerekirci. 
  engel olan, mni olan, meneden, caydran;  engel olan ey veya kimse, caydran ey veya kimse. deterrence  engel olu; caydrma.
 nefret etmek, irenmek, tiksinmek. detestable  nefret uyandran, iren, tiksindirici. detestably  irenilecek bir ekilde, tiksindirerek.
 nefret, tiksinme, irenme.
 tahttan indirmek, halletmek. dethronement  tahttan indirilme.
 patlamak, patlatmak, infilk etmek. detona'tion  patlama, infilak.
 kapsl, fitil, patlayc maddeyi ateleyen ey, funya.
  sapma, dolambal yol, geici yol;  dolambal yoldan gitmek veya gndermek. make a detour dolambal yoldan gitmek.
 eksiltmek, kymetten drmek; itibarn zedelemek; ktlemek, aleyhinde bulunmak. detraction  eksiltme; itibarn zedeleme, ktleme.
 (ing) trenden inmek.
 zarar, ziyan, hasar. detrimen'tal  zarar veren, zararl, muzr.
 molozlarn anmas.
 (jeol.) ant, kum ve moloz gibi birikim. detrital  (jeol.) antya ait.
(Fr.) lzumundan fazla, fazla.
 ucunu keserek ksaltmak, budamak, kesmek. detrunca'tion  ucunu kesme.
 (iskambil) ikili; zarda d; teniste ds, berabere; (k.dili.) kr talih, kr eytan. deuce of a time skntl zaman. deuce point tavlada d hanesi. the deuce melun; eytan; aman, deme! Who the deuce is he? Bu herif de kim ?
(Lat.) klasik dramda zor bir durumu halletmek iin mekanik bir yolla sahneye indirilen tanr; (edeb) buhranl bir anda beklenilmeyen ekilde yetien yardm.
 kilisece sonradan veya ikinci derecede muteber saylan mukaddes kitaplara ait.
 ikinci evlilik.
 deerini drmek.
 (ikt.) devalasyon, para deerinin drlmesi.
 harap etmek, viran etmek, mahvetmek; (k.dili) utandrmak. devasta'tion  harap etme, viran olma.
 gelitirmek, tekml ettirmek, inkiaf ettirmek; geniletmek, amak; harekete geirmek, husule getirmek; (foto.) develope etmek, banyo etmek, ykamak; gelimek, tekml etmek, inkiaf etmek; genilemek; olgunlamak; hsl olmak, meydana kmak; peyda etmek, kespetmek (alkanlk)
 gelitiren ey veya kimse, tekml ettiren ey veya kimse; (foto.) develope eden ila, revelatr.
 gelime, inkiaf, tekml, ilerleme, terakki; meydana kma, zuhur; (biyol.) alma, gelime; (A.B.D) site. developmen'tal  geliim ile ilgili.
 (huk.) mahrum etmek, elinden almak.
 toplum dzenine aykr olarak dnen ve hareket eden kimse; cinsel sapk.
 sapmak, yoldan kmak, armak, dnmek, yanlmak.
 sapma, inhiraf, yoldan kma; (den) pusulann amas. deviation clause (den) geminin boaltma limanndan baka yerlere uramasna izin veren anlama maddesi. deviationist  komnist retilerini ayr bir ekilde tefsir eden kimse.
 cihaz, aygt, alet; icat; tertip: hile, oyun, desise; resim, nisan, iaret (arma) Ieft to his own devices kendi haline braklm.
 eytan, iblis; cin, ifrit; habis kimse; delicesine cesur veya fkeli kimse; Allah'n bels; kr eytan; zavall kimse; matbaac ra. devil' advocate Katolik Kilisesinde aziz aday aleyhinde mnakaa eden savc; kar taraf tutarak mnakaa eden kimse. devilfish  ahtapot; (zool.) Mobulidae familyasndan yass ve kuyruklu ok byk tropikal bir balk. devil'-food cake ikolatal pasta. devil-may-care  pervasz; babo. between the devil and   the deep blue sea iki tehlike arasnda. give the devil his due kt veya sevilmeyen bir adama bile haka muamele etmek. Go to the devil ! Kahrol ! Cehenneme kadar git! like the devil eytan gibi; ok abuk, ayana tez. raise the devil (argo) kyameti koparmak. she-devil  irret kadn, cadaloz kadn. The devil ! Aman ! Vay canna ! Hay kr eytan ! the devil' own time kt gnler. The devil take the hindmost. Altta kalann can ksn. There will be the devil to pay. Kyamet kopacak.
 yemei ok biber ve baharatla hazrlamak veya kzartmak; makinada ezip paralamak (paavra); (k.dili.) cann skmak, zmek. deviled ham bir eit ezme jambon, krakova.
 eytan, eytan gibi; melun; pervasz; (k.dili.) ok, fazla, ar. devilishly  eytanca. devilishness  eytanlk.
 eytanlk, yaramazlk, kurnazlk.
(bak.) deviltry.
(ing) devilry  eytanlk; sihirbazlk; ktlk, zalimlik; yaramazlk, haylazlk.
 dolak, eri br, dolambal; aprak, sapa; sapm, avare, babo. deviously  aprak olarak, dolambal. deviousness  apraklk, dolambal olu.
  tasarlamak, plan yapmak; akl etmek, tertip etmek; kurmak, icat etmek; (huk.) bilhassa gayri menkul mlk vasiyet etmek;  vasiyet, vasiyet yoluyla braklan mlk. devisable  vasiyet olunabilir; tertip edilebilir devisee'  vasiyetle kendisine emlak braklan kimse, miras, vris
 canszlatrmak; hevesini krmak.
 of ile bo, hali; yoksun, mahrum.
 nakil, devir, intikal, hak intikali, havale, terk; gerileme.
 intikal ettirmek, devretmek, havale etmek, brakmak, terk etmek; (gen.) on, upon veya to ile gemek, intikal etmek, kalmak.
 (jeol.) devonik devre ait, balklar ana ait.
 adamak, tahsis etmek, hasretmek, vakfetmek; oneself ile kendini adamak.
 sadk, bal, merbut, vakfedilmi. devotedly  fedakrcasna, sadakatle.
 dkn kimse, mptel kimse; sofu kimse, dindar kimse.
 ballk, dknlk, iptila; (gen.) (o.) ibadet, dua; tahsis, adama, vakfetme. devotional  ballkla ilgili; ibadete ait.
 hrsla yemek, yutmak, (informal) gvdeye indirmek; yok etmek, bitirmek; hrs ve istekle bir nefeste okumak, (informal) yutmak (kitap) devoured by fear korkudan bitmi, eli aya titrer vaziyette.
 dindar, sofu; samimi, ciddi. devoutly  imanla. devoutness  dindarlk.
  iy, ebnem; genliin bahar ;  iyle slatmak. dewberry  brtlen, (bot.) Rubus caesius. dewdrop  iy damlas. dew point iy dmesi iin gerekli s derecesi. dewworm  solucan. mountain dew kaak imal edilen viski, alkoll iki.
Kuzey Amerika'da 70 paralelde bulunan radar istasyonlar.
termos.
 zellikle bykba hayvanlarn boynu altndaki sarkk deri gerdan.
 iye ait, iyle slanm, rutubetli, nemli. dewiness  Islaklk, nem.
 bir cins amfetamin.
 hner, maharet, el abukluu, beceriklilik, ustalk.
 eli abuk, eline i yakr, usta, marifetli, hnerli. dexterously  hnerle, ustalkla, el abukluu ile. dexterousness  hner, ustalk, marifet, el abukluu.
 dekstrin, niastadan yaplm yapkan bir madde.
 zm ekeri.
 Cezayir days; 16 yzylda Trablusgarp veya Tunus hkmdar.
 Dahran.
 (Sanskrit) doruluk, hakkaniyet, erdem.
(nek) iki defa, iki, ift.
(nek) arasndan; batan baa.
 eker hastal, diyabet. diabetic   eker hastalna ait; eker hastas.
 eytani, eytanca, iblisane, insaniyete aykr. diabolically  eytanlkla. diabolicalness  eytanlk.
 eytanlk; eytanca hareket; eytana inanma veya tapma.
 iki ucu ubuklu bir iple havaya frlatlan makara eklindeki oyuncak, makara oyunu.
 (kil) diyakozluk, emmaslk; diyakozlar heyeti.
  ayran, belirten, tefrik ve temyiz eden;  fonetik iaret. diacritical mark harfin fonetik deerini belirten herhangi bir iaret.
  ta, ufak ta; hkm darlk alameti olarak baa balanan kuma paras; hkmdarlk;  ta giydirmek. diademed  tal.
(bak.) dieresis.
 hastal tehis etmek. diagno'sis  tehis; bilimsel tetkik veya karar. diagnostic   tehise ait;  tehis. diagnostician  tehis mtehasss, tehisi.
  kegen, diyagonal. diagonally  diyagonal olarak. diagonally opposite karlkl iki kede bulunan.
  diyagram; izge; plan, ema, resim, ekil;  diyagram izmek. diagrammatic  diyagrama ait, diyagram halinde, ayrntlar olmayan.
 (foto.) diyagraf.
  (ed veya led, ing veya ling) kadran, saat minesi; (telefonda) kadran, zerinde rakamlarn yazl olduu daire;  kadran ile lmek, gstermek veya iletmek; telefon numaralarn evirmek. dialing  telefon numaralarn evirme; Gne saati ile zaman lme; kadran ile maden ocanda harita kartma. dial plate kadran, saat minesi. dial telephone otomatik telefon, direkt telefon. dial tone telefon ahizesini kaldrnca numara evrilebileceini belirten ses, evir sesi.
 Lehe, diyalekt, az, dil, lisan. dialectal  Leheye ait.
 (fels.) diyalektik, eytiim; mantn esaslar; mnazara ilmi; fikirlerin tenkitli tahlili. dialecti'cian  mantk limi. dialectical  mantk ve mnazaraya ait; leheye ait. dialectical materialism (fels.) diyalektik materyalizm. dialectically  diyalektik olarak.
 diyalog; karlkl konuma ve tartma; diyalog tarznda edebi eser.
 ayrma; (kim) diyaliz, parmen zar vastasyla koloit iinde zlm maddeleri ayrmak. dialy'(tic.)  diyalize ait.
 (fiz.) diyamagnetik, mknats geirme hassas dk olan. diamag'netism  diyamagnetizm, mknats geirme hassas dkl.
 ap, kutur. diamet'rical  apla ilgili, kutra ait. diamet'rically  ap boyunca; tamamen. diametrically opposite taban tabana zt.
  elmas; baklava biimi; (iskambil) karo; beysbol main, beysbol sahasnn i meydan; (matb.) 4 1/2 puntolu ufak harf. diamond anniversary altmnc veya yetmi beinci yldnm. diamondback  baklava eklinde benekli srt olan kaplumbaa veya ylan. diamond cutter elmas keski. diamond drill elmasl matkap. diamond point elmasl pikap inesi; baklava biimindeki demiryolu geidi. diamond shaped baklava biiminde. diamond wedding altmnc veya yetmi beinci evlilik yldnm. black diamond siyah elmas; maden kmr. cut diamond ilenmi elmas. rose diamond roza, gl biiminde ilenmi elmas; Felemenk ta. rough diamond ilenmemi elmas; deerli fakat yontulmam adam.
 Diana, eski Roma'da av tanras; kadn avc; evlenmek istemeyen kadn; ay, kamer.
 doum ncesi meydana geldii farz olunan ruh hastallklarn tehis ve tedavi sistemi.
 dnme kabiliyeti olan; dnme ile ilgili.
 karanfil familyasndan herhangi bir iek.
 (mz.) ahenk; bir alg veya sesin en ince perdeden en kaln perdeye kadar olan sesleri; iki kollu elik ses Is, diyapazon.
  (A.B.D) ocuk bezi;  ocuk bezini sarmak veya deitirmek.
 baklava eklinde benekli pike; byle kumatan yaplm havlu veya pekir; baklava biimindeki ekillerden ibaret ssleme.
 effaflk.
 effaf, yar effaf.
 (tb.) ter, terletme.
  (tb.) terletici (ila)
 (anat.), (tb.) diyafram; zar, ble; ayran zar; (foto.) adese perdesi.
 diyaframa ait, diyafram gibi.
 (anat.) kemik gvdesi.
 diapozitif.
 (tb.) ishal, amel, i srmesi, diyare. diarrheal  diyareye ait, diyareli.
 hatra defteri, gnce. diarist  hatra defteri tutan kimse.
 srgnden sonra Yahudilerin dnyann her tarafna yaylmas; ncil'de Kuds'n dnda bulunan Yahudi Hristiyanlar.
 diyastaz, filizlenmeye balam tahl tanelerinde bulunan ve niastay ekere eviren azotlu maya.
 niastay ekere eviren.
 (fizyol) kalp inbisat, kalp genilemesi, diyastol.
 (jeol.) yer kre tabakasnn ktalar, dalar ve denizleri tekil edecek ekilde deimesini salayan sreler.
  stunlar birbirinden  stun ap uzaklkta olan (bina)
 elektrik akmyla vcut dokularna hararet verme usul, diyatermi.
 ancak mikroskopla grlebilen tek hcreli bir eit deniz algi.
 (kim) iki atomdan ibaret.
 (mz.) diyatonik, iinde yabanc sesler bulunmayan gama ait.
 iddetli mnakaa; ac ve kltc tenkit.
 (bot.) d etkenlere kar baz bitki organlarnn kendilerini apraz olarak ayarlama ihtimali.
 (kim) dibazik, iyonize olabilen iki hidrojen atomu ihtiva e(den.)
  dikele;  dikele ile topraa ukur amak, dikmek (fidan)
 para; (argo) ufak para; beta oyunu; hak: (I.)'ve got dibs on that. O benim hakkm.
 (o.) (bak.) die),  oyun zarlar;  dama ekilleriyle sslemek; zar eklinde kesmek. dicebox  zar atmaya mahsus kupa. Ioaded dice hileii zar.
 iki bal.
 (kim) baka bir elemanla iki atom klordan mrekkep kimyasal bir madde, diklorid.
 (bot.) erkek ve dii organlarn ayr zamanlarda olgunlamalar. dichogamous  bu ekilde olgunlaan.
 ikiye blme; (astr.) ay, Merkr veya Vens kursunun yarsnn kl olmas; (biyol.) atall olma; (man) ikiye blme.
 iki ayr ynden bakld zaman iki ayr renk aksettirme hassas (kristal gibi), dikroizm.
 iki renkli; (tb.) esas renklerin yalnz ikisini grebilen.
 (kim) iki krom atomu havi olan.
 (A.B.D), (argo) polis hafiyesi, detektif.
 (k.dili) eytan. What the dickens! Ne var Allah akna?
  (A.B.D) ekie ekie pazarlk etmek; cimrice pazarlk etmek;  pazarlk; pazarlkta uzlama.
 gslk, nlk; eek; kk ku.
 (bot.) iki enekli bitki, tohum zarf iki ksma ayrlan bitki. dicotyledonous  tohum zarf iki ksma ayrlan, iki enekli.
 (tic.) (mark) diktafon.
 emir; prensip. dictates of conscience vicdann emri.
 dikte etmek, yazdrmak; emretmek; zorla kabul ettirmek. dictation  dikte; emir.
 diktatr; mutlak hakimiyeti elinde tutan kimse; dikte eden kimse, yazdran kimse. dictatorship  diktatrlk.
 diktatrce; amirane. dictatorially  amirane, sert ve kati bir ekilde.
 kelime seimi, kelimeleri kullanma ekli (konuma ve yazda); ifade, konuma tarz; telaffuz.
 szlk, lgat, kamus.
 (tic.) (mark) diktograf, konumalar gizlice dinlemek iin kullanlan bir eit telefon aleti.
 yetkili hkm veya sz; (huk.) hkm, (huk.)uki mtala; darbmesel, atasz.
(bak.) do.
 retici, retsel, didaktik, ahlki ynden eitici, bilgi verici. didactically  retici bir ekilde; ahlki ynden eitmek iin fazlasyla stne derek.
 retke, didaktik.
 aldatmak, kandrmak, dolandrmak; bouna vakit geirmek, vakit ldrmek: kmldatmak, sarsmak.
 (k.dili) tuhaflk.
 (k.dili.) bebek bezi.
 (bot.) (zool.) iki e paradan ibaret olan, ift byyen, ikiz.
 (died,dying)lmek, vefat etmek; lecek  gibi olmak; sklmak, (informal) patlamak; helk olmak; mahvolmak; yok olmak; baylmak; ecel teri dkmek; (k.dili.) ok fazla arzu etmek. die a glorious death erefli bir ekilde lmek. die away yava yava kesilmek, tedricen ortadan kalkmak. die back (bitki) tepeden kke doru kurumak. die off birer birer lp tkenmek. die out yok olmak; azalp tkenmek. die by violence  suikast neticesinde lmek, ldrlmek. die from wounds Yaralanarak lmek. die in harness vazife banda lmek. Never say die Davandan asla vazgeme.
 ),(o.) dice) zar, oyun zar; talih, ans. The die is cast. Ok yaydan kt i iten geti.
 (o.) dies) kalp, lokma, sikke damgas. straight as a die dmdz.
 tutucu kimse, inat  kimse, kaybettii davada devam eden kimse.
  (elek) elektrik akmlarn geirmez, yaltkan, mcerrit, dielektrik, izole;  yaltkan madde veya ara.
 (anat.) ara beyin.
 bir arada bulunan iki sesli harfin ayrlmas; sesli iki harfin ayr okunmas iin ikincisi zerine konulan iki nokta iareti.
Dizel motoru.
 kalp, sikke kalb oyan sanatkr.
 di lokmas kasas.
  rejim, perhiz; gnlk besin; yiyecek:  perhiz yapmak, rejim yapmak; perhiz vermek. diet kitchen astalar iin belirli yemekler hazrlayan mutfak. be on a diet perhiz yapmak, rejim yapmak.
 Diyet; kurultay, genel meclis, millet meclisi (Japonya gibi baz lkelerde)
  perhiz kurallar, perhiz hakknda bror; perhiz yemei: beslenmeyi ayarlama:  perhize ait. dietary laws Musevilerin dini yemek kurallar. dietetic, ical  perhize ait. dietetics  diyet ihtisas.
 diyeti, diyet mtehasss.
 from ile baka olmak, benzememek, farkl olmak; with ile muvafakat etmemek, uygun bulmamak, ayrlmak; kavga etmek, bozumak.
 ayrlk, fark; ayrc zellik; ihtilaf, anlamazlk, kavga, dava; (mat.) fark, karma sonucunda kalan miktar. It makes a difference. Fark eder. u veya bu ekilde sonucu etkiler. split the difference kalan eit olarak blmek; anlamak, uyumak.
 (A.B.D) from veya than ile: (ing) from veya to ile farkl, baka, ayr; muhtelif, eitli. differently  baka ekilde, baka trl.
 (o.) tiae) (man) ayrt edici vasf veya herhangi bir ey.
  farkl zellii olan, fark gsteren, farkl, farklarla ilgili; farklara dayanan;  (mat.), (mak.) diferansiyel; (mak.) diferansiyel dilisi. differential calculus (mat.) diferansiyel hesap. differential equation (mat.) diferansiyel denklem. differential gear diferansiyel dilisi. differential ther mometer (fiz.) s derecesi farklarn tayin eden termometre. differential windlass (mak.) denksiz vin, basamakl rgat.
 ayrmak, ayrt etmek, tefrik etmek, temyiz etmek; farkllamak, farkl olmak. differentia'tion  fark, temyiz.
 g, zor, mkl, etin; geinilmesi zor, huysuz, inat: titiz, mkl pesent: zor anlalabilen.
 glk zorluk, mklt: g ey, engel, mnia: nazlanma, itiraz; sknt, problem. be in difficulties parasz kalmak. make veya raise a difficulty glk karmak.
 ekinme, kanma, mahcubiyet, utangalk, ekingenlik.
 ekingen, utanga, mahcup.
 ksmlara ayrmak; (fiz.) nlar saptrmak ve krmak.
 (fiz.) nlarn sapp krlmas. diffraction grating datma zgaras. diffraction spectroscope datma tayf lcs, datma spektroskopu.
 ayrntl, mufassal; ok sz kullanan; geni, yaygn, yaylm, vsi. diffusely  yaygn olarak. diffuseness  yaygnlk.
 yaymak, dkmek, neretmek; yaylmak, dalmak, intiar etmek. diffusion  nfuz; yaylma, dalma.
 dank ve tafsiltl.
 (dug, digging) kazmak, topra bellemek: kaz yapmak, hafriyat yapmak; drtmek; (k.dili.) zerinde dnmek, kafa yormak: (A.B.D) (argo) anlamak, beenmek; (mak.) derin kesmek. dig in (ask.) siper kazp mevzi almak; kalmak niyetiyle yerlemek. dig into ok almak. dig out kazp karmak: ayrntlaryla incelemek. dig up kazp karmak: kazp belleyerek topra  havalandrmak.
 hafriyat, kaz; (k.dili.) ineli sz, kinaye, dokunakl sz. digs  (o.), (ing), (k.dili.) pansiyon. take a dig at somebody yapmack bir nezaketle bakasnn kusurunu yzne vurmak.
 en eski Yunan alfabesinde altnc ve ibranice'de vav harfinin eiti olan harf.
 ikinci defa evlenme.
 (anat.) iki karnl. digastric muscle (anat.) dar bir veterle iki ksma ayrlm olan adale, iki karnl kas.
 zet, hulsa, fezleke, icmal: (huk.) kazai itihatlardan karlan kurallarn toplam.
 sindirmek, hazmetmek: tasnif etmek, dzenlemek, tertip etmek: kavramak, idrak etmek, zerinde dnmek; (kim) s ile yumuatmak. digestible  hazmedilebilir, hazmi mmkn, hafif. digest ibility  hazm imkn.
 hazmettirici ey, sindirici ey; sk kapanan bir eit kimya kazan.
 hazm, hazm gc, sindirim; kavrama, idrak etme; s ile yumuatma.
  hazma ait, hazmettirici, midevi;  sindirimi kolaylatran il. digestive system (fizyol) sindirim sistemi.
 toprak kazan kimse; toprak kazma arac, hafriyat makinas, greyder.
 kaz yaplan yer; bu kazdan karlan ey; (ing), (k.dili.) pansiyon.
 parmak; parmak genilii (20 milimetre); sfrdan dokuza kadar tam saylarn her biri.
 parmaa ait, parmak gibi; on esasl numara sistemine ait. digital computer ift rakamla kullanlan sayc hesap makinas.
 ykskotu, (bot.) Digitalis purpurea; (ecza) ykskotunun kalp kuvvetlendirici olarak kullanlan yapra.
  iki dilde, iki dilli:  iki dilde yazlm yaz veya kitap.
 paye vermek, itibar etmek, eref vermek, deer vermek. dignified  vakur, asil, arbal.
 rtbe veya mevki sahibi kimse, byk adam, ileri gelen kimse.
 kymet, deer, kadir, itibar, eref; paye, derece; vakar, asalet; mevki sahibi, ileri gelen kimse.
 tek sesi temsil eden iki harf (head kelimesindeki ea gibi)
 dna kmak, konudan ayrlmak. digression  konu d sz, arasz. digressive  konu d, mevzu harici.
 dihedral, (as) iki dzlemden meydana gelen.
  hendek, suyolu, mecra, kanal; set, toprak duvar, bent: (jeol.) duvara benzer ta damar;  set yaparak muhafaza etmek, etrafna set ekmek; hendek vastasyla suyunu boaltmak; kazmak.
 bakmszlktan harap etmek, tahrip etmek, krp dkmek; bakmszlktan harap olmak. dilapida'tion  harap olma, bakmszlk.
 geniletmek, kabartmak, amak, iirmek, bytmek; on veya upon ile tafsilata girimek: genilemek, kabarmak, imek. dila'tion, dilata'tion  alma, genileme.
 (tb.) bir uzvu geniletmek iin kullanlan alet; (anat.) vcut boluklarn genileten adale.
 iini sonraya brakan, ardan alan, srncemede brakan; ar, enen. dilatorily  ardan alarak, enerek, dilatoriness  iini ardan alma, geciktirme: enme.
 mkl durum, kmaz; (man) ikilem, dilem. the horns of a dilemma her biri imknsz olan iki k.
  (o.) ti) elence iin zel bir eyle ilgilenen kimse; gzel sanatlar dkn kimse, sanat merakls kimse; amatr:  sathi merak olan.
 dikkat, ihtimam, sebatl alma, gayret, alkanlk; on sekizinci asrda Avrupa'da kullanlan atl posta arabas.
 gayretli, dikkatli, alkan. diligently  gayretle.
 dereotu, yabantrak, (bot.) Anethum graveolens dill pickle dereotlu hyar turusu. wild dill yabani dereotu, (bot.) Anethum sylvestris.
 oyalanmak, yava yavas i grmek, ardan almak.
  sulandrc madde;  sulandrc; eritici.
 sulandrmak, su katmak, hafifletmek. dilute(d)  su katlm, sulu, hafif, ak. dilution  su katma, sulanma, su katlm herhangi bir ey.
 selden ileri gelen, tufani; (jeol.) diluviyuma ait. di luvium  (jeol.) tufan knts, diluviyum.
 (mer, mest)  Io, donuk, snk, bulank, belirsiz, mphem;  donuklatrmak, karartmak, bulandrmak: kararmak, donuklamak: out ile klar ksmak, karartmak, maskelemek. dimly  donuk bir surette, duman iinde gibi, bulank olarak. dimness  donukluk, loluk, mphemlik.
 Amerika Birleik Devletlerinin on sent kymetinde ufak gm paras. dime bag (A.B.D), (argo) on dolarlk esrar paketi. dime novel heyecanl ucuz roman. dime store ucuz (mal.) satan byk maaza.
 lde esas olan uzunluk, genilik ve derinlik birimlerinin her biri, boyut, buut, ap (o.) boyutlar, ebat; oylum, hacim; genilik; l, ls alnan eyler; (mat.) bir terimi belirleyen faktr, boyut. of generous dimension iri, iman, geni yapl. dimensional  boyutlu.
 (bot.), (zool.) iki ksm dan meydana gelen.
 (iir) iki vezinli msra.
 (kim) etan.
 (bot.), (zool.) ikiye blnm.
 azaltmak, eksiltmek, kltmek; alaltmak, zayflatmak; azalmak, eksilmek, ksalmak, klmek; (mz.) bir yarm entervali ksaltmak. diminishingly  eksilerek, gittike azalarak. diminishing returns azalan verim.
  (mz.) diminuendo, ses gittike hafifleyerek;  sesin gittike hafiflemesi.
 eksiltme, kltme; azalma, alalma; inme; dme; (huk.) noksan, eksiklik: (mim.) incelme.
  kltc, kltme belirten: kk, ufak, mini mini;  (gram), kltme ismi veya sfat; ufak cins, nemsiz ey.
 zeri kabartma izgili ince pamuklu bez.
 (elek) k kesici reosta.
 iki ekilde grlebilen veya gzken, iki ekilli. dimorphism  ayn bitki ve hayvan zerindeki iki deiik ekil; ayn maddenin iki deiik ekilde kristallemesi.
 karartma, klarn ksmen veya tamamen sndrlmesi veya kamufle edilmesi.
  gamze, yanak veya enede ufak ukur; ufak ukur;  gamzesini gstermek; byle ukur hasl olmak veya hsl etmek.
 (argo) ahmak kimse, alk kimse, budala kimse.
  (ned, ning) grlt, patrt, amata;  grlt ile sylemek, tekrar tekrar sylemek; grlt etmek. din into tekrar tekrar syleyerek kafasna sokmak.
 (ks.) Deutsche Industrienor men Alman Sanayi Standartlar; (foto.) filmin a kar hassasiyet ls.
 eski bir altn para, dinar; Yugoslavya, ran, Irak, rdn, Kuveyt ve Tunus'ta para birimi.
 gnn esas yemeini yemek veya yedirmek; akam yemei yemek; ziyafet vermek; yemee davet etmek. wine and dine bir kimseye ikili ziyafet vermek. dine out darda yemek yemek. dining car vagon restoran. dining hall yemek salonu. dining room yemek odas.
 yemek yiyen kimse; vagon restoran; vagon restorana benzer lokanta.
 kk yemek odas.
  an gibi ses karmak, almak;  an sesi.
 (k.dili) ufak ey; frlatlan ey; ismi unutulan ey.
  an sesi gibi;  an sesi, dan dan; aynen tekrar edilen ses.
(og geys, ghies)  ufak kayk; patalya, dingi; ufak gezinti sandal.
 derecik, etraf aalkl ufak dere.
 Avustralya'ya mahsus bir eit yabani kpek, (zool.) Canis dingo.
 (k.dili) ey.
 (gier, giest) donuk, rengi soluk, kirli, pasl. dingily  rengi soluk olarak, pasl olarak. dinginess  rengi soluk olu, donukluk; kir, pas.
 (ier, iest) (k.dili.) nemsiz, ehemmiyetsiz, kk;  kk ey; kk lokomotif.
 gnn esas yemei; akam yemei; ziyafet. dinner bell yemek zili veya an. dinner hour yemek saati. dinner jacket smokin dinner pail sefertas dinner party ziyafet, yemekli toplant. dinner table sofra. dinner time yemek vakti.
 yemek takm.
 mezozoik ada yaam olan ve bu gn yalnz fosilleri bulunan ok byk bir cins srngen, dinosor.
  kuvvet; ufak oyuk;  ufak ukur meydana getirmek. by dint of kuvvetiyle, vastasyla.
 piskoposluk blgesi. diocesan   piskoposluk blgesine ait;  bu blgeyi idare eden piskopos; bu blgede bulunan papaz veya fert.
 (elek) diod.
 (bot.), (zool.) erkek ve dii organlar ayr bitki veya hayvanlarda olan, iki evcikli, dioik.
 merceklerin  krma kuvvetinin l birimi, diyopter.
 merceklerin  krmalar ile ilgili bilim dal. dioptric(al)  bu bilimle ilgili.
 diyorama. dioramic  diyoramik, diyoramaya ait.
 (jeol.) diyorit, yeil ta.
 (kim) dioksit.
 (ped veya dipt, ping) batrmak, daldrmak, banmak; slatmak; kepe gibi bir eyle karmak; bayrak gibi bir eyi indirip kaldrmak; (den.) selam maksadyla sanca yar mayna ve hisa etmek; antiseptik suya batrmak (bir hayvan); dalmak, batmak; (jeol.) meyletmek, inhitat etmek; (hav.) abuk inip tekrar havalanmak. dip into a book bir kitab gzden geirmek.
 dalma, batma; meyil, inhitat; ukur; daldrma mum, iine herhangi bir ey daldrlacak sv, banyo; (argo) yankesici. dip net uzun sapl balk a, kepe. dip stick daldrma ubuk lek. magnetic dip mknatsn aa eilmesi.
 (elek) iki fazl, ift fazl.
 (tb.) kupalaz, difteri. diphtheric  difteriye benzer, difteriye ait.
 ((dilb.) diftong, iki seslinin bir hece halinde kaynamas.
 (zool.) iki defa di karan memeli.
 ift, iki katl.
 diploma.
 diplomasi, diplomatlk, siyaset, hariciye meslei; baka insanlarla ilikide incelik, ustalk.
 Dileri Bakanl memuru, hariciye memuru, diplomat, siyaset adam; bakalar ile ilikide incelik gsteren kimse.
 doktor ve mhendis gibi meslek diplomas alan kimse.
 diplomatik, milletleraras siyasete ait; bakalar ile ilikide ince, usta, siyasi; diplomasi ilmine ait. diplomatic affairs diplomatik iler. diplomatic agent eli veya maslahatgzar. diplomatic immunity diplomatik dokunulmazlk. diplomatic service Dileri memurluu, hariciyecilik. diplomatically  diplomata, kurnazlkla, incelikle.
 eski resmi ve sikalar zme ve geree uygunluunu tayin etme ilmi.
 diplomat, hariciye memuru, siyaset adam.
 (tb.) gzn tek cisimleri ift grmesi.
 (fiz.) ikiz kutup.
 marapa, kepe; dalc ku. Great Dipper, Big Dipper (astr.) Bykay. Little Dipper (astr.) Kkay.
 (argo) deli.
 hastalk derecesinde iki iptilas, ayyalk, dipsomani. dipsomaniac  ikiye mptel kimse.
 (o.). (zool.) bir ift kanad olan bcekler snf, iftkanatllar. dipteral  (mim.) ift sra direkleri olan; (zool.) iki kanatl. dipterous  (bot.), (zool.) iki kanatl.
 eskiden kullanlan birbirine menteelenmi iki yapraktan ibaret tablet; kitap gibi kapanan iki levhal resim.
 uursuz, meum; dehetli, korkun. direly  dehetle; uursuzlukla. direness  dehet, uursuzluk.
 idare etmek, tanzim etmek, emretmek; gstermek, aydnlatmak, irat etmek, tevcih etmek, yneltmek, evirmek, dorultmak; yolu tarif etmek, salk vermek, tavsiye etmek. directive  idare edici, yol gsterici. directive  emir, direktif, kararname.
  doru, mstakim, dosdoru: drst, tok szl; ak, sarih; dorudan doruya, vastasz, arasz; babadan oula intikal eden; (astr.) gne etrafnda dnya ynnde dnen; (gram) dorudan doruya olan, dolaysz, vastasz;  dosdoru, dorudan doruya; hemen, derhal; aka. direct action dorudan doruya yneltilmi hareket. direct current doru akm. direct discourse (gram) dorudan doruya aktarlan konuma. direct evidence izaha veya tahkike muhta olmayan delil. direct hit tam isabet. direct mail advertising posta ile ilan datma. direct object (gram) nesne, dz tmle. direct tax vastasz vergi. the direct opposite tam aksi. directly  dorudan doruya; hemen, derhal.
 yn, meyil, cihet, istikamet, taraf; idare, nezaret; emir, talimat, tembih; (mz.) belirli bir notann nasl alnacan belirten iaret. direction finder (radyo) yn bulucu alet, yn alc cihaz. directional  istikamete ait. directional antenna ynelici anten.
 direktr, mdr, idareci, mdrler kurulu yesi; herhangi bir eyi idare eden ef. directorate  mdriyet; mdrler kurulu; mdrlk. director'ial  idareye ait.
 mdrlk, direktrlk.
  rehber, nizamname; Fransz ihtilalinde Cumhuriyet Hkmetini idare eden beler heyeti; (huk.) aklayc hkm;  idare eden, istiareye ait.
 (nad.) mdire, kadn direktr.
 (nad.) mdire; (geom.) dorultman.
 korkun, dehet veren, uursuz; hznl, mahzun. direfully  hznle, uursuzca, korkun bir ekilde. direfulness  hzn, uursuzluk, dehet.
 mersiye, at.
 idare edilebilen balon, zeplin, hava gemisi.
 (huk.) tamamen iptal eden, feshe(den.)
 bir eit kama.
 Avusturya'da giyilen renkli bir etek; kuakl etek.
 kir, pislik, amur, toz; leke; alaklk, namussuzluk, deersizlik, ie yaramazlk; dedikodu, iren konuma; iinde ak sak resim ve yazlar bulunan kitap; (mad) toprak, akl, kum. dirt cheap sudan ucuz, bedava. dirt poor yoksul, fakir. dirt track yarlarn yapld toprak yol. pay dirt deerli maden. cevheri; iyi netice veren sistem. treat a person like dirt bir kimseyi hie saymak, hor grmek, adam yerine koymamak.
  kirli, pis, murdar; bulank; iren, irkin; alak; sisli, frtnal, bozuk (hava); fazla miktarda radyoaktif zerreler yayan; (argo) yannda esrar bulunan;  pisletmek, kirletmek, murdar etmek; lekelemek. dirty work (k.dili) el altndan yrtlen i, hileli oyun, bir iin en zor ksm. dirtiness  pislik.
(nek) zt olu; uzaklatrma; ayr; olmayan (olumsuz bir kelimenin anlamn kuvvetlendirici ek); yaplan bir eyi bozma anlamna gelen bir (nek)
 malliyet; yetersizlik, kifayetsizlik, kuvvetsizlik, zaaf; yetkisizlik, salahiyetsizlik.
 sakatlamak, kuvvetten drmek, zayflatmak; (huk.) salahiyetini elinden almak, ehliyetsiz klmak. disabled  sakat. disablement  sakatlk; yetkisizlik, salahiyetsizlik.
 yanl bir fikri dzelterek gzn amak, doru yolu gstermek.
  ihtilaf halinde olmak, aralarnda anlamazlk olmak;  anlamazlk, ahenksizlik.
 bir alkanlktan vazgeirmek, bir itiyad braktrmak.
 inkar etmek, kabul etmemek, reddetmek.
 mahzur, aleyhte olan durum, dezavantaj, zarar, ziyan. at a disadvantage (dierlerine nispetle) daha zayf bir durumda olmak, dezavantajl olmak. be to somebodys disadvantage bir kimsenin zararna olmak. disadvantaged  normal saylan menfaatlerden mahrum.
 menfaatine halel getirmek, yararna olmamak, zarar vermek.
 mahzurlu, zararl; msait olmayan, elverisiz. disadvantageously  aleyhine olarak, zararna olarak.
 sevgisini azaltmak, soutmak.
 sevgisi azalm, soumu.
 inkar etmek, kabullenmemek; (huk.) reddetmek, cerhetmek, nakzetmek;  inkar, ret, iptal.
 (ing) (huk.) orman kanununun kapsam dnda brakmak, ormanlar tahrip etmek, ormansz brakmak.
 uyumamak, uymamak, uygun dmemek; muvafk olmamak, anlaamamak; bozumak, mnakaa etmek, tartmak, atmak; (gen.) with ile bnyesine uygun gelmemek, yaramamak, dokunmak (yiyecek)
 naho, hoa gitmeyen; kt, huysuz, kavga eden, aksi, ters, sert. disagreeableness  uygunsuzluk, naholuk; terslik. disagreeably  terslikle, naho derecede.
 ihtilaf, anlamazlk, ayrlk, tutmazlk, mbayenet, uyumazlk; ekime, mnakaa, mnazaa.
 msaade etmemek, engel olmak men etmek; inkar etmek, reddetmek.
 (led, ling) tamamen lavetmek, iptal etmek.
 gzden kaybolmak, kaybolmak; yok olmak; zail olmak, ortadan kaybolmak. disappearance  gzden kaybolma, kaybolma.
 hayal krklna uratmak, memnun edememek, cann skmak, zmek, mteessir etmek, mitlerini boa karmak. disappointed  hayal krklna uram, midi krlm. disap pointedly  hayal krklna uram olarak. disappointingly  hayal krklna uratacak ekilde; cann skarak.
 hayal krkl, midi boa kma, hsran.
 beenmeyi, uygun grmeyi, tensip etmeyi, tenkit; memnuniyetsizlik, honutsuzluk.
 beenmeyi, honutsuzluk, tasvip etmeyi.
 of ile beenmemek, uygun grmemek, tensip etmemek; tenkit etmek; reddetmek, kabul etmemek, tasvip etmemek. disapprovingly  beenmeyerek, tasvip etmeyerek, reddederek.
 silahszlandrmak, silahtan tecrit etmek, silhn almak; zararsz hale getirmek; pheyi bertaraf etmek, dost kazanmak; (ask.) silhn elinden almak; silahlar brakmak; bir memleketin silahl kuvvetlerinin saysn azaltmak veya snrlamak. disarm (ing)  dost kazandrc.
 silahszlanma, silahlar brakma, silahlarn snrlandrlmas.
 kartrmak, datmak, dzenini bozmak. disarrangement  karklk, dzensizlik, danklk.
  nizamszlk, dzensizlik, karklk; dzensiz kyafet;  dzensiz bir hale getirmek, bozmak.
 skmek, paralarna ayrmak, demonte etmek.
 ayrmak, mnasebetini kesmek, ilgisini kesmek.
 felaket, bel, musibet, talihsizlik, byk kaza. disastrous  felket getiren, feci. disastrously  feci halde.
 reddetmek, tanmamak, tekzip etmek, inkr etmek. disavowal  ret, tekzip, inkr.
 datmak; terhis etmek; dalmak. disbandment  dalma; terhis.
 (red, ring) (huk.) barodan ihra etmek. disbarment  barodan ihra.
 inanmamak, iman etmemek. disbelieve in itimat etmemek. disbelief  imanslzlk, gvensizlik, itimatszlk. disbeliever  inanmayan kimse, aksine inanan kimse.
 tediye etmek, demek, kasadan para vermek; harcamak; para datmak; israf etmek. disbursement  tediye, deme; harcama; denen mebl; harcanan para.
(bak.) disk.
  atmak, Iskartaya karmak, ihra etmek, tardetmek, kovmak; (iskambil) kat atmak, bo kat oynamak;  atma, karma; bo kat.
 ayrt etmek, tefrik etmek; sezmek, grmek, anlamak, farkna varmak, idrak etmek. discernible  fark edilebilir, grlebilir. discernibly  grlecek surette, aikar olarak.
 idrak eden, anlayan, zeki. discerningly  idrak ederek, anlayarak.
 idrak, akl, muhakeme; gr, sezi, basiret, feraset.
 yk boaltma; ate etme (top ve tfek), yaylm atei; srtndan yk atma, deme, ifa; azil, tart, ihra, iten karlma; terhis, izin; cereyan, aknt, ak; cerahat, boru gibi eyden akan madde; (elek) boaltma; boyay karan madde, aartc madde. discharge pipe akma borusu, boaltma borusu.
 yk boaltmak (gemi); karmak, aktmak; top veya tfekle ate etmek; demek; ifa etmek (vazife); grevine son vermek, iten karmak: terhis etmek; ihra etmek; serbest brakmak; (elek) cereyan boaltmak; aartmak, rengini amak.
 plak veya disk eklinde.
 taraftar, mrit, talebe; havari. discipleship  taraftarlk, talebelik; havarilik.
 sert amir, disiplin taraftar olan kimse.
(b disiplinle ilgili, inzibata ait; tahsil ve terbiyeye ait.
  disiplin, inzibat, terbiye, idare; talim; itaat, boyun eme; cezalandrma, tekdir; ilim, bilim dal;  terbiye etmek, yetitirmek, idare etmek; disipline sokmak, yola getirmek; cezalandrmak.
 inkr etmek, benim deil diye reddetmek, kabul etmemek; msaade etmemek, feragat etmek; reddetmek, vazgemek; (huk.) bir dilekten veya iddiadan vazgemek.
 vazgeen kimse; (huk.) iddiadan vazgeme, feragat, feragat name.
 amak, ifa etmek; kefetmek, gstermek, izhar etmek. disclosure  ama, ifa etme, syleme; ifa olunan ey, ifaat, haber.
 plak koleksiyonu, banda alnm bilumum veya seme mzik paralar; banda alnm veya plak haline getirilmi mziin dzenli bir ekilde sralanmas.
 disk eklinde, yass ve yuvarlak.
 rengini bozmak, soldurmak, lekelemek; rengini deitirmek. discolora'tion  rengini bozma, rengi bozulma, solma; leke.
 (A.B.D), (argo) Arap sa gibi kartrmak, altst etmek.
 yenmek, malup etmek, bozguna uratmak; sinirlendirmek, rahatsz etmek; artmak. discomfiture  rahatszlk; aknlk; bozgun, yenilgi, hezimet.
  rahatszlk, huzursuzluk, sknt, ar, keder;  sknt vermek, rahatsz etmek, zmek, cann skmak.
 taciz etmek, rahatsz etmek; zahmet vermek, klfet yklemek.
 dzenini bozmak, artmak, sinirlendirmek; kartrmak, rahatn bozmak. discomposure  tel, sinirlenme.
 dzenini bozmak, kartrmak; sinirlendirmek; artmak. disconcerted  dzeni bozulmu, can sklm.
 dzensizlik.
 baglantsn kesmek, ayrmak, karmak. disconnection, (ing) exion  balantnn kesilmesi, ayrlma.
 teselli kabul etmez, ok kederli; ackl. disconsolately  kederle. disconsolateness  keder, teselli kabul etmez durum.
   honutsuzluk, memnuniyetsizlik, dargnlk;  memnuniyetsizlie sebep olmak;  memnun olmayan, honutsuz. discontentedly  honutsuz olarak, memnuniyetsizlikle, istemeyerek. discontentedness discontentment  honutsuzluk, memnun olmay.
 kesilme, inkta, fasla, aralk.
 kesmek, devam etmemek, yanda brakmak, vazgemek, tatil etmek.
 devamszlk, fasla, inkta.
 devamsz, faslal, ayrlm, ayr, aralkl. discontinuously  fasla ile, aralkl olarak.
 plak toplamaya ve incelemeye merakl kimse.
 ahenksizlik, fikir ayrl, anlamazlk, ihtilf, kavga; (mz.) falso, grlt. sow discord anlamazlk yaratmak, mesele karmak.
 uymamak, uyumamak, arpmak. discordance  ahenksizlik, uyumazlk, anlamazlk, dzensizlik.
 aralarnda uyumazlk bulunan, kar, muhalif, ahenksiz; (mz.) uyumsuz, dzensiz. discordantly  ahenksizce, muhalif olarak.
 diskotek.
  iskonto, tenzilat, fiyat indirimi; kar oran;  fiyat indirimi yapmak, tenzilat yapmak, iskonto etmek, hesaptan dmek; krdrmak, krmak (senet, bono), sonucunu gz nnde tutarak hesaba katmak; aldrmamak; asln saymamak. discount house daha ucuza (mal.) satlan maaza.
 utandrmak; tasvip etmemek, yz vermemek, cesaretini krmak.
 hayal krklna uratmak, gzn korkutmak, hevesini krmak, cesaretini krmak. discourage somebody from doing something birini bir iten vaz geirmek; fikrini deitirmek. discouraging ly  hayal krklna uratarak, hevesini krarak. discouragement  cesaretsizlik, hevesin krlmas.
  karlkl konuma, mkleme, muhavere; tez, makale, bror; sz, hitabe, nutuk;  sylemek, bahsetmek, konumak, hitap etmek, bir konuyu szle veya yazl olarak ilemek.
 nezaketsiz, kaba, saygsz, hrmetsiz. discourteously  saygszlkla discourtesy  nezaketsizlik, kabalk.
 kefetmek, bulmak; meydana karmak. discoverable  kefi mmkn. discoverer  kif, kefeden kimse, bulan kimse.
 (huk.) evlenmemi veya dul (kadn)
 keif, ilk bulu, ilk gr, meydana karma; izhar, bildirme, tantma; kefedilen ey, bulgu; (huk.) ifaat.
 itibardan drmek, ktlemek; pheye drmek, gvenini sarsmak; inanmamak, kulak asmamak, itimat etmemek.
 itibarszlk; itimatszlk, phe. be to somebody' discredit birinin erefine halel getirmek, bir kimsenin erefini lekelemek.
 ayplanacak haysiyet krc, erefe halel getirici. discreditably  erefe halel getirecek ekilde, yakk almaz bir surette.
 tedbirli, ihtiyatl, akll, basiretli. discreetly  tedbirli olarak, basiretle, akllca. discreetness  tedbir, ihtiyat, basiret.
 ayrlk, ztlk, ihtilaf, bakalk. discrepant  farkl, zt, muhalif.
 ayr, farkl, gze arpan, temayz eden; ayr ayr ksmlardan ibaret; (fels.) munfasl, soyut.
 kibarlk, naziklik; ahsi karar verebilme yetkisi, takdir edebilme hakk; dikkat; tefrik, ayrma. Discretion is the better part of valor. Basiret cesaretten saylr. at your discretion istediiniz zamanda. surrender at discretion kaytsz artsz teslim. years of discretion akln hkim olduu yalar. discretional, discretionary  ihtiyari, bir kimsenin arzusuna bal.
 ayrmak, tefrik etmek, temyiz etmek, fark etmek, fark grmek, farkna varmak; fark gzetmek, ayr tutmak, ayrm yapmak; bir kimse veya bir eye kar aleyhte hareket etmek. discriminately  tedbirle, muhakeme ile.
 fark eden, ayran, tefrikeden; zevk sahibi olan, anlayarak takdir eden, gr sahibi olan.
 aleyhte davranma; ayrm, tefrik, temyiz; ince farklar grebilme kabiliyeti, zevk sahibi olu; fark gzetme, ayrm yapma.
 ince farklar grebilen, fark gzeten.
 aleyhte davranan ile ilgili; ayrt edebilme kabiliyeti ile ilgili.
 bir eyden dierine atlayan; tutarsz, ipsiz sapsz; infotmal daldan dala konan; mantk yoldan sonuca varan. discursively  bir eyden dierine abuk atlayarak, tutarszlkla. discursiveness  bir eyden dierine abuk atlama, tutarszlk, ipsiz sapszlk.
 (spor) disk; disk atma sporu.
 mzakere etmek, grmek, mnakaa etmek, tartmak. discussant  bir toplant veya seminere katlan kimse, konumac. discussible  mnakaa edilebilir, mzakeresi mmkn.
 mzakere, grme, mnakaa, szl veya yazl tartma.
  kk grme, tepeden bakma, hor grme; kibir, gurur;  tenezzl etmemek, hakir grmek, hor grmek. disdainful  kibirli, tepeden bakan, marur. disdainfully  tenezzl etmeyerek, hor grerek.
 hastalk, rahatszlk, illet, maraz.
 hasta, mariz, hastalkl. He was diseased in body and mind. Hem vcuta hem aklca hasta idi.
 gemiden karaya karmak veya kmak. disembarka'tion  karaya karma; karaya kma.
 mahcup bir duruma dmekten kurtarmak; g bir durumdan syrmak, rahatlatmak. disembarrassment  g bir durumdan kurtarma, rahatlatma.
 bedenden ayrmak, cisimden tecrit etmek. disembodied  bedenden ayrlm, cisimden kurtulmu. disembodiment  bedenden ayrma veya ayrlma.
 suyunu denize dkmek, denize dklmek (nehir), aktmak. disemboguement  nehrin denize dklmesi.
 (ed, led, ing, ling) barsaklarn karmak.
 byden kurtarmak, bysn zmek; gzn amak. disenchantment  byy ,zme; gzn ama.
 yk veya skntdan kurtarmak.
 ilgisini kesmek, balantsn kesmek, affetmek, salvermek, serbest brakmak; (ask.) dman kuvvetlerinden uzaklamak. disengaged  serbest, bo, tutulmam. disengagement  ilgiyi kesme; salverme, serbest brakma.
 serbest brakmak, karmak, dolam bir eyi zmek; salvermek; almak, kurtulmak, zlmek. disentanglement  zlme, alma, kurtulma.
 serbest brakmak, azat etmek, kurtarmak.
 unvan veya iddiadan mahrum etmek, yetkisini elinden almak.
 byden kurtarmak, vecit halinden kurtarmak.
 resmi messese halinden karmak, kilisenin devletle olan ilikisini kesmek. disestablishment  resmi messese halinden karma, kilisenin devletle olan ilikisini kesme.
  itibarszlk;  itibar etmemek, saymamak.
(ing) vour   itibarszlk, gzden dme; zarar;  gzden drmek, rabet etmemek, holanmamak; taraftar olmamak, aleyhinde olmak, kar olmak.
 seklini bozmak, irkinletirmek, biimsizletirmek. disfigurement  irkinletirme, irkinlik, ekilsizlik.
 vatandalk haklarndan ve zellikle oy verme hakkndan mahrum etmek; herhangi bir hak veya menfaatten mahrum etmek. disfranchisement  vatandalk haklarndan mahrum etme, oy verme hakkn elinden alma.
 kusmak; boaltmak; teslim etmek, zorla vermek. disgorgement  kusma; zorla verme, teslim etme.
 gzden dme, itibardan dme; ayp, rezalet, yz karas, utan. be in disgrace gzden dm olmak, utan verici bir durumda olmak. be a disgrace to someone birinin yz karas olmak. disgrace ful  ok ayp, utan verici, rezil. disgrace fully  utanlacak bir surette, rezilne.
 itibardan drmek, gzden drmek; rezil etmek.
 zmek, skmak. disgruntled  zgn, can sklm.
 gizlenmek, kln deitirmek, tebdili kyafet etmek, gizlemek, saklamak. thinly disguised szde gizli, yar kapal. disguisedly  gizlenmi olarak, tebdili kyafet ile.
 sahte kyafet, tebdili kyafet, sahtelik gizlenme, maskelenme. in disguise gizli, kln deitirmi, tebdili kyafet etmi.
  nefret, istikrah, irenme, tiksinme; bezginlik, bkknlk;  irendirmek, nefret ettirmek, tiksindirmek; bezdirmek bktrmak; kusturmak. be disgusted with ok kzmak, bkmak, nefret etmek. disgustedly  irenerek, tiksinerek. disgusting  menfur, iren.
 tabak, anak; yemek; (k.dili.) bir kimsenin rahatlkla yapt ey; (argo) gzel kz. dishcloth  tabak bezi. dishful  bir tabak dolusu. dishpan  bulak tas. dishwasher  bulak; bulak ykama makinesi. dish water  bulak suyu. dull as dishwater can skc, kasvetli. side dish salata gibi asl yemek dndaki yiyecek.
 up ile tabaa koymak; ortasn ukurlatmak, oymak; sunmak iin hazrlamak; out ile, (argo) sk. cezalandrmak. dished  ie kk veya da dnk (tekerlek), (argo) ypranm.
 ev elbisesi; yar giyinmi olma.
 ahenksizlik, uyumsuzluk, dzensizlik.
 cesaretini krmak, midini krmak; hevesini krmak.
 (ed veya Ied ing veya ling) darmadank etmek (sa, giyim), karmakark etmek. disheveled  karmakark, darmadank, perian.
 namussuz, erefsiz, haysiyetsiz, sahtekr, aldatc. dishonestly  namussuzca, erefsizce.
 namussuzluk, erefsizlik, sahtekrlk.
(ing) our   ayp, rezalet, namussuzluk, utan leke, erefsizlik; (huk.) demeyi;  erefine halel getirmek; namusuna leke srmek; rzna tecavz etmek; (huk.) tediyeyi reddetmek. dishonorable  namussuz, haysiyetsiz, erefsiz. dishonorably  namussuzca, alaka.
 hayal krklna uratmak, gzn amak. disillusionment  hayal krkl, gz alma.
 (bir eyden veya kimseden) soutmak, evirmek, caydrmak. be veya feel disinclined can istememek. disinclina'tion  isteksizlik, gnlszlk.
 dezenfekte etmek, mikroptan temizlemek. disinfectant   dezenfektan, mikrop ldrc kimyasal madde;  dezenfekte e(den.) disinfection  dezenfekte etme.
 samimi  olmayan, kurnaz, iki yzl, gizli maksad olan. disingenuously  samimiyetsizlikle, iki yzllkle.
 mirastan mahrum etmek, reddetmek. disinheritance  mirastan mahrumiyet.
 bir btn ksmlarna ayrmak; paralara ayrlp dalmak. disintegra'tion  ayrlp dalma; (fiz.) atomlarn blnmesi. disin'tegrator  ayrp datan aygt; tme makinesi.
 (terred terring) gmlm bir eyi yeraltndan karmak; aa karmak, emek. disinterment  mezardan karma.
 tarafszlk; merakszlk, alkaszlk, ilgisizlik. disinterested  tarafsz, nyargs olmayan; kendi karn gzetmeyen, kendi menfaatini dnmeyen; ilgisiz.
(Lat.) datlm ksmlar veya paralar (yazda)
 ayrmak, paralara ayrmak, btnln bozmak.
 ayrmak, paralamak, ek yerinden ayrmak; dzenini bozmak, datmak. disjointed  ek yerinden km. disjointedly  darmadank bir ekilde. disjointedness  danklk, dzensizlik. disjointly  ayr ayr.
 ayr, munfasl. disjunction  ayrlma. disjunctive   ayran, blen;  ayrc nitelikte herhangi bir ey; (gram) iki ayr fikri birletiren (bala.); (man) ayrk nerme.
 yass dairesel cisim, disk, kurs, arak; gramofon pla. disk harrow keskin arklarla ileyen ifti trm. disk jockey radyoda plak takdimcilii yapan kimse, diskcokey.
  sevmemek, holanmamak, hazzetmemek;  nefret, holanmay. take a dislike to soumak.
 yerinden karmak; (tb.) mafsaldan karmak; bozmak. disloca'tion  (tb.) kk.
 yerinden karmak, siper gibi bir yerden karmak; bir evden kmak, tanmak. dislodg(e)ment  yerinden karma veya karlma.
 vefasz, sadakatsiz, hain. disloyally  vefaszca, haince. disloyalty  vefaszlk, hyanet.
 kederli, neesiz, kasvetli; snk. dismally  kederle, kasvetle. dismalness  keder, kasvet.
 skmek, paralara ayrmak, kaldrmak; eyasn boaltmak (ev), silhtan tecrit etmek, arma veya silhlarn almak. dismantlement  boaltma, skme, paralara ayrma.
 geminin direini krmak veya karmak.
  korkutmak, dehete drmek, yldrmak cesaretini krmak;  yeis, keder, mitsizlik, dehet iinde kalma.
 paralamak, uzuvlar bedenden ayrmak. dismemberment  paralama, paralanma.
 iten karmak; yol vermek, gitmesine msaade etmek; azletmek; bertaraf etmek, defetmek brakmak; (huk.) davay reddetmek. dismiss from mind aklndan karmak, dnmemek. dismissal  yol verme, azledilme; izin, msaade. dismissible  bertaraf edilebilir, braklabilir.
 binek hayvan veya bisikletten inmek veya indirmek; (mak.) skmek.
 itaatsizlik, ba kaldrma, serkelik. disobedient  itaatsiz, asi, serke. disobediently  itaatsizce, serkee.
 itaatsizlik etmek, boyun ememek, serkelik etmek, emre kar gelmek, sz dinlememek.
 hatrn krmak, hatrn saymamak, ricasn kabul etmemek, gcendirmek. disobliging  habr krc, ricasn kabul etmeyen, kaba, nezaketsiz. disobligingly  hatr krarak.
  dzensizlik, intizamszlk, nizamszlk; karklk, grlt; hastalk, illet;  dzenini bozmak, kartrmak; (saIn) bozmak. disordered  dzensiz, nizamsz, bozuk, kark; kak, atlak.
 dzensiz, nizamsz, sistemsiz; yolsuz, uygunsuz; ak sak, ahlksz; babo, grltl, velveleli. disorderly conduct (huk.) genel ahlka aykr davran.  disorderly house umumhane, genelev. disorderliness  intizamszlk, dzensizlik, karklk; uygunsuzluk, terbiyesizlik.
 dzenini bozmak, nizamn bozmak, karmakark etmek, altst etmek, kartrmak. disorganiza'tion  dzensizlik, nizamszlk, karklk.
 (bir kimsenin) yolunu artmak; zihnini kartrmak.
 reddetmek, inkr etmek, tanmamak, kabul etmemek, sahip kmamak.
 aleyhinde bulunmak, ktlemek, itibarn sarsmaya almak, kk grmek, kk drmek, takdir etmemek. make disparaging remarks kk drc szler sylemek, bozmak. disparagement  aleyhinde bulunma, ktleme. disparagingly  tenkit edercesine, aleyhinde bulunarak.
 eit olmayan, birbirine benzemeyen, tamamen ayr, farkl.
 eitsizlik, msavatszlk, fark, nispetsizlik.
 tarafsz, hislerine kaplmayan, serinkanl, sakin. dispassionately  tarafszlkla, hislerine malup olmadan. dispassionateness  tarafszlk; serinkanllk.
  gnderme, sevketme, ekme (telgraf); ldrme, idam etme; acele, srat; yazma, mektup; telgraf;  gndermek (kurye veya mektup), ekmek (telgraf); sevk etmek; idam etmek; sratle bitirmek. dispatch boat resmi mektuplar tayan devlet gemisi. dispatch rider (ask.) posta. dispatcher  hareket memuru (tren, uak)
 (pelled pelling) datmak, defetmek, gidermek.
 elzem olmayan, vaz geilebilir; mazur grlebilir. dispensability  vazgeilebilir olma hali.
 dispanser, bakm evi; eczane.  
 datma, blme; idare, tertip; takdiri ilhi; baklk, muafiyet; af, hari tutma, dnda brakma, istisna. 
 illarn ter kibini izah eden kitap, kodeks; (eski.) dispanser.  
 datmak, tevzi etmek, vermek; stesinden gelmek, baarmak; yap- (mak.), hazrlamak (il reetesini) dispense with vaz gemek, yol vermek. dispenser  datan kimse; yneten veya idare eden kimse.  
 dalma, datlma. 
 datmak, yaymak, ayrmak, samak; ayrlmak, yaylmak, dalmak. dispersion  datma, datm, dalma; (fiz.) dalm, salma, inhill (n) dispersive  datmaya meyilli. 
 keyifsiz, neesiz. dispiritedly  keyifsiz olarak. dispirited ness  keyifsizlik.  
 yerinden karmak, yerini deitirmektirmek; yerini zaptetmek; azletmek, iten karmak. displaced person harp sebebiyle memleketini terketmeye mecbur kalan kimse. 
 yerinden karma veya karlma; (fiz.) bir geminin ihra ettii suyun arl.  
  gsterme, tehir, sergileme, arz, izhar, gsteri;  gstermek, tehir etmek, gz nne sermek, izhar etmek, arz etmek; (matb.) iri harflerle tehir etmek. make a display gsteri yapmak. 
 darltmak, gcendirmek, cann skmak, sinirlendirmek. 
 memnuniyetsizlik, honutsuzluk, krlma, gcenme, fke.  
  oynama, oyalanma, elenme;  oynamak, oyalanmak, elenmek. 
 elden karlabilir, verilebilir; icabna gre kullanlabilir; kullanl dktan sonra atlabilir.  
 dzen, tertip, tanzim; idare, tasarruf; satma, sat, bakasna verme, elden karma; iktidar. at one's disposal emrine amade, hizmetinde.   
 niyetlendirmek; datmak; dzenlemek, tanzim etmek; idare etmek, kullanmak, tasarruf etmek; uydurmak, kandrmak; son eklini vermek; of ile satmak, vermek, elden karmak. Man proposes, God dis poses Muratinsandan,takdir Allahtan Takdir tedbiri bozar.  
 dzen, tertip, idare, nizam, tanzim; eilim, temayul; miza, tabiat, huy; istidat, hal.  
 mal ve mlkne el koymak, evinden karmak, (huk.) tahliye etmek; yoksun brakmak, mahrum etmek. dispossession  mal ve mlke el konulmas, evden karma veya karlma. 
  ktlemek, ayplamak, kymetini takdir etmemek;  ktleme, ayplama. dispraisingly  ktleyerek, ayplayarak. 
 cerh, ret, aksini ispatlama.
 nispetsizlik, fark. disproportional  nispetsiz olan disproportionally  nispetsiz olarak.  
 nispetsiz, gereinden fazla, ar, ifrata kaan, uymayan. disproportionately  nispetsizce. disproportionateness  nispetsizlik. 
 yanl olduunu gstermek, aksini ispat etmek, rtmek (fikir, iddia); reddetmek. disprovable  rtlelir.
 inkr edilebilir, itiraz kaldrr, tartlabilir; pheli. disputably  tartlabilecek surette, inkr edilebilecek ekilde.  
 mnakaac, tartmac, mnakaada bir taraf savunan. 
 tartma, mnakaa, mnazara. disputatious, dispu'tative  mnakaac, tartmac. 
 kavga, tartma, mnakaa, mcadele;  tartmak, mnakaa etmek; bir eyin doruluundan phe etmek; kar koy (mak.), reddetmek, kabul etmemek, itiraz etmek, mcadele etmek. beyond dispute mnakaa kabul etmez, herkese kabul edilmi. 
 yetkisiz klma, yetkisizlik, salhiyetsizlik, ehliyetsizlik; oyundan karma cezas.  
 yetkisini elinden almak (ceza olarak); oyun oynama hakkn elinden almak; dul alma hakkn iptal etmek. 
  rahatsz etmek, endie vermek, huzurunu karmak, zmek;  merak, endie, huzursuzluk, znt. disqui eting  merak verici, rahatsz edici, huzur karc. disquietude  rahatszlk, huzursuzluk, znt. 
 tez, tetkik, aIma, travay; nutuk, sylev. 
  ehemmiyet vermemek, nemsememek, aldrmamak, saymamak, itibar etmemek, ihmal etmek;  ihmal, kayt szlk, itibar etmeyi, saymay. 
  tiksinme, holanmay;  holanmamak, beenmemek, tiksinmek.  
 tamire muhta olma; bakmszlk. in disrepair tamire muhta, harap halde. 
 itibarsz, kt hreti olan, haysiyetsiz, namussuz, rezil. 
 itibarszlk, kt hret. fall into disrepute hreti lekelenmek, ismi ktye kmak, itibardan dmek.  
  hrmetsizlik, saygszlk, adam yerine koymay, kabalk;  hrmet etmemek, saymamak. show disre spect for saygszlkta bulunmak. disre spectable  saygsz. 
 soymak, elbisesini karmak; soyunmak. disrobing room soyunma odas. 
 karklk iine itmek; engel olmak; yarmak, kesmek, atlatmak, krp ayrmak. disruption  karklk iine itme; engel olma; kesilme, atlama, bozulma, yark. disruptive  ykc, bozucu. 
 memnun etmemek, honut etmemek, tatmin edememek. dissatisfac'tion  memnuniyetsizlik, honutsuzluk, tatminsizlik. 
 paralara ayrmak, terih etmek, tahlil etmek; inceden inceye tetkik etmek. dissecting  terih, tahlil. dissection  terih, terih edilen ey. dissector  terihi. 
 (huk.) mal ve mlkn elinden almak (bilhassa hakszca) disseizin, disseisin  emlki zaptetme, emlki zaptedilme.
 gizlemek, saklamak, rtbas etmek; baka ekilde gstermek; gr- mezlikten gelmek, anlamazlktan gelmek; iki yzllk etmek, mrailik etmek .dissemblance  mrailik.  
 samak, yaymak, neretmek; geirmek, sirayet ettirmek dis- semina'tion  neir, sama, salma; geme, sirayet..   
 anlamazlk, kavga, ekime. 
  kar koymak, muhalif olmak, kabul etmemek; ayrlmak;  kabul etmeyi, ihtilf, ayrlk.  
 (biyol.) blme, ayran zar.
 tez, travay, risale: nutuk, sylev. 
 zarar, ziyan. do dis serviceto bir kimseye zarar vermek.disserve  bir kimseye ktlk etmek, incitmek, krmak.  
 tamamen ayrmak, bir birinden ayrmak, kesip ayrmak; ayrlmak. 
 fikir ayrl, ihtilf, kar koyma, muhalefet. 
  muhalif, kar koyan (kimse)   
 birbirine benzemeyen, farkl, baka, muhtelif. dissimilar'ity  ba- kalk, farkllk, benzemeyi. 
 farkl yapma veya olma (ses)  
 benzemeyi, bakalk, fark. 
 baka trl gstermek, hislerini gizlemek, ikiyzlluk etmek. dissimulation  mrailik, ikiyzllk. 
 datmak, israf etmek, ziyan etmek, har vurup harman savurmak; dalmak; msrif olmak; ziyan olmak, harcanmak; sefahate dalmak. dissipated  msrif, sefih; ayya; dalm, israf olunmu. dissipa'tion  datma, dalma, zihin dankl; israf; sefahat.  
 ayrmak, tefrik etmek; (kim.) ayrtrmak, bir cismi terkip eden unsurlar birbirinden ayrmak. dissocia'tion  ayrma, ayrlma, tefrik; (kim) zme; (psik.) ahsiyetin zlmesi.  
 erir, eritilebilir, hallolunur; zlr; fesholunabilir.  
 ahlaksz, apkn, sefih. dissolutely  ahlakszca, sefihe disso- luteness  ahlakszlk, sefahat. 
 eritme, erime; ayrma; tatil etme; sona erme; lm, zeval. 
 eritmek, erimek, halletmek, hallolmak; ,zmek, amak; feshetmek, datmak; izale etmek, yok etmek; zeval bulmak; televizyon veya filimde iki grnty kartrarak deitirmek. dissolve into tears gzyalar boanmak. dissolvable  erir,eritilebilir, zlebilir; fesholunabilir dissol vent   eritici, muhallil (madde) 
 ahenksizlik, uyumsuzluk, seslerin birbirine uymamas; (mz.), (fiz.) akortsuzluk.  
 ahenksiz, uyumsuz, uygun olmayan. 
 aksine ikna etmek, caydrmak, vazgeirmek. dissuasion  vazgeirme, caydrma.
 iki heceli kelime. 
 simetrik olmay, bakmszlk; (mat.) simetrisizlik. dist (ks.) distance, distinguish, district. 
 reke; kadn ii, kadn veya kadnlar. distaff side ailenin kadn ksm. 
 (bot.), (anat.) merkez veya mafsaldan uzak.  
  mesafe, uzaklk, ara, menzil; mddet, fasla; aralk; (gz) (san) buut, perspektif;  geride brakmak. a good distance off epeyce uzakta. at a distance uzakta, uzak bir yerde; belirli bir mesafede. from a distance uzaktan. keep one's distance haddini bilmek, sokulmamak, 1zumlu olan mesafeyi muhafaza etmek. middle distance orta buutta. within striking distance vurulabilecek mesafede.  
 uzak, rak (yer veya zaman); souk, ar, mesafeli (kimse); belirsiz, hafif. distant relative uzak akraba. distantly  uzaktan, souk bir tavrla.  
  sevmeyi, holanmay;  tadn beenmemek, zevk almamak, hazzetmemek. 
 tatsz, naho, sevilmeyen, makbul olmayan. diststefully  tatsz bir ekilde. 
  huysuzluk, aksilik, terslik; rahatszlk; karklk; bir eit kpek hastal;  rahatsz etmek, hasta etmek,keyfini karmak,sirlendirmek. 
  yumurta kartrlm bir eit boya; bu boyay kullanma usulu;  boyaya yumurta kartrmak; bu boya ile sahne veya duvar boyamak. 
 iirmek, yaymak, germek; imek, yaylmak, gerilmek. distention ime, gerilme, germe, yaylma, yayma. 
 beyit, iki msra. 
 (bot.) dikey iki sra halinde dzenlenmi.  
 (tilled, tilling) imbikten ekmek, taktir etmek, damtmak; damlamak, szlmek, imbikten ekilmek; bir fikrin zn bulup karmak. distillate  imbikten gemi sv, z. distilled  imbikten gemi distilla'tion  taktir, damtma: z. distiller  imbikten ekici; rak v.b. imal eden kimse. distillery  taktirhane, iki imal eden fabrika. 
 ayr, farkl, baka; bamsz, mstakil; ak, vazh, belli. distinctly  aka, vuzuhla; phesiz, muhakkak, kesin olarak. distinctness  vuzuh, aklk, farkIIk. 
 ayrt etme, tefrik, temyiz; fark, idrak; aklk, vuzuh; nian, rtbe, paye; sivrilme, yukselme, temayz; stnlk. distinction without a differ ence hak olunmayan sivrilme, suni fark. 
 ayran, ayrt eden, tefrik ve temyiz eden; zellik belirten. disnctively  ayrt ederek, farkl bir ekilde. distinctiveness  ayrt edici zellik. 
 (Fr.) sivrilmi, stn, mkemmel, zarif, kibar, nazik.  
 ayrt etmek, ayrmak, tefrik etmek; anlamak, idrak etmek; sivrilmek, temayz etmek; deer kazandrmak. distinguishable  grlebilir, fark edilebilir. distinguishably  farkedilecek surette. distinguished  stn, mkemmel, kibar, sivrilmi, mtemayiz. 
 eri br etmek, arptmak, biimini bozmak, krmak, bkmek; tahrif etmek, olduundan baka anlam vermek; azdrmak. distortion arpklk, bklme; tahrif.     
 zihni veya ilgiyi baka tarafa ekmek; rahatsz etmek,artmak; ldrtmak.distracted  arm, akl banda olmayan
 (huk.) bor yznden bir kimsenin eyasna el koymak veya hac- zetmek. distrainable  haczolunabilir. distrainor  haciz veya el koyan kimse. distraint  haciz veya el koyma. 
 arm, akl bandan gitmi, zlm; lgn. 
  dert, sknt, znt, keder, strap, tehlike; (huk.) borca karllk eyaya el konulmas, haciz;  keder vermek, strap ektirmek, sknt vermek, skmak, felakete srklemek; (huk.) borca karlk bir kimsenin eyasna el koymak. distressing  keder verici, ackl.
 asl nehirden dar akan kol. 
 datmak, tevzi etmek, yaymak, taksim etmek, blmek; dzenlemek, tasnif etmek, snflama yapmak; (matb.) tertip olunmu harfleri yerlerine datmak. 
 datm, tevzi, datma; blme, taksim; tertip, tanzim; dalma, yaylma. 
 datan, tevzi eden, taksim eden; (man) letirimli, tevzii; ferdl; (gram) ''her bir", ''her'', gibi sfat larn anlamnl ifade eden. distributive jus tice herkesin hakkn verme, adalet datm, letirimli tze.
  mntka, blge, havali, nahiye, mahalle, kaza, sancak, seim blgesi;  mntkalara ayrmak. district attorney bir mntkann basavcs (ks.) DA) district court (huk.)uki bir mntka iinde yetki sahibi olan mahkeme. 
(ks.) DC) Washington mntkas. 
  phe etmek, itimat etmemek, gvenmemek, emniyet etmemek, inanmamak;  phe, gvensizlik, emniyetsizlik, itimatszlk. distrulltful  pheci, vesveseli, kukulu, bakalarna gveni olmayan. 
 kantrmak, altst etmek, dzenini bozmak; rahatsz etmek, taciz et mek, tedirgin etmek; endielendirmek, mteessir etmek, zmek; tela drmek. 
 karklk, kargaalk, fesat;rahatszlk, sknt. 
 (kim) bisulfat. 
 (kim) dislfr bir eleman ile iki kkrt atomundan meydana gelen bir madde. 
 (kim) disulfrik. 
 aynlma; nifak, ihtilaf. 
 ayrmak, aralarn bozmak; ayrlmak. 
 ayrlk, ahenksizlik, uyumsuzluk. 
 kullanlmama, kullanlmazlk; terk. fall into disuse kullanlmaz olmak, terkedilmi olmak. 
 kullanmaz olmak, kullanmamak, terketmek. 
 kullanszlk, faydasz olu; zararl olu. 
 iki heceli kelime. 
  hendek; (ark.);  hendek kazmak; hendekle evirmek; hendee atmak; (A.B.D) raydan kmak; (A.B.D), (argo) kurtulmak, den kamak; (argo) arzal bir ua suya indirmek. ditchdigger  hendek kazcs; ar ve adi ite alan kimse. ditchwater  hendekte biriken pis su.  
 iki eit tanrya inanma; iki zt prensibin varlna inanma. ditheist  bu inanc kabul eden kimse. 
  titremek;  titreme, titreyi be a11 in a dither tir tir titremek, ok heyecanlanmak, fazla telaa kaplmak. 
 ditiramp; kaside tarznda duygulu ve dzensiz bir slupla yazlm iir. dithyrambic  bu tarzda yazlan. 
 geyikotu, girit otu, (bot.) Dictamnus albus, ila iin kullanlan birka eit ot. dittany of Crete kurt helvas, (bot.) Origanum dictamnus. 
  (nlem),  ayn ey (az nce anlan);  yukanda bahsedildii gibi, ayn, aynen, tpk; (nlem), (k.dili) Kabull;  tekrarlamak; kopya etmek, makinayla suret karmak. ditto mark denden iareti, (") 
 bestelenmek iin yazlm iir, ksa ve basit ark. 
 (tb.) idrarn fazlalamas. diuretic (dayyuretik)   idrar getiren, mdrir;  mdrir ila.  
  gnlk, yevmi, her gnk; gndze ait, gndz olan; (bot.) gnlk bir devir gsteren, gndz alp gece kapanan, bir gnlk (iek) 
 primadonna. 
 babo dolamak, yoldan ayrlmak, sapmak; konu dna kmak. divaga'tion  sapma, ayrlma; konu dna kma. 
(bak.) bivalent.  
 sedir; divan, meclisi hmayun, byk meclis; salon, divan odas; ttn ve kahve imeye mahsus salon veya oda; divan, bir airin alfabetik sraya gre dzenlenmi iirlerinin toplam. 
 atallanmak, ayrlmak, dallanmak. divarica'tion  dallanma, yaylma, atallanma; ayrlk, fark, uyumazlk.  
  (d veya dove) suya dalmak, dalmak, batmak, suya atlamak; (hav.) pike yapmak;  dal; pike; batakhane. dive bomber bombardman ua diving   dalan, dalmak iin kullanlan;  dal. take a dive (A.B.D.) (argo), boks kar tarafn kasti olarak yenmesini salamak. diving bell dalg hcresi. diving board atlama tahtas, tramplen. diving suit dalg elbisesi.
 dalan kimse, dalg; suya dalan birka eit ku, dalg kuu. skin diver, scuba diver balkadam. 
 ayrlmak, birbirinden uzaklamak; sapmak, yolundan ayrlmak; farkl olmak, aykr olmak, fikirce ayrlmak; ayrmak, birbirinden uzaklatrmak. diver gence,- cy  ayrlma, uzaklama. divergent  eitli, muhtelif, muhalif, birbirine kar. divergingly  gitgide birbirinden uzaklalaarak. 
 muhtelif, eit eit, farkl. diversely  muhtelif surette, eitli olarak. 
deiik veya eitli bir hale sokmak.diirsifica'tion deiiklik,eitlilik.
 saptrma, yoldan evirme; elence, oyun; vakit geirme, oyalama, oyalanma; (ask.) artma hareketi, sahte taarruz. diversionary tactics yoldan evirmek iin artc taktikler. 
 bakalk, eitlilik, fark; eit, cins, nevi. 
 ilgisini baka yne ekmek, dikkatini datmak; evirmek, saptrmak; oyalamak, elendirmek. divertingly  elendirecek ekilde.
 elence; (mz.) divertimento; opera, piyes gibi temsiller arasnda sahneye konan bale gibi ksa ve elendirici oyun. 
 soymak, tecrit etmek; yoksun brakmak, mahrum etmek. di- vestiture, divestment  soyma, tecrit etme; soyulma, tecrit edilme; mahrum etme veya edilme.  
  blmek, taksim etmek, ikiye ayrmak, kesmek; tevzi etmek, datmak; ara amak; snflandrmak, tasnif etmek, ksmlara ayrmak; oy kullanmak iin ikiye ayrmak veya ayrlmak (parlamento); (mat.) blmek;  (cogr) yamur sularn iki yana aktan ve yamalar veya meyilli dzeyleri birbirinden ayran da sras. divided highway geli gidi yn birbirinden ayrlm olan ana yol. 
 kar hissesi; (mat.) blnen. dividend coupon (tic.) kr kuponu. cash dividend pein denen kr. 
 blen veya ayran kimse veya ey; hisseleri blen kimse; (o.) pergel. 
 blnm, blnebilir; ayr, ayrlabilen; datlm. 
 kehanet, keif, fal ama, gaipten haber verme; isabetli tahmin. div'inator  khin, falc. divin'a tory  kehanete ait, kehanet iddiasnda, gaipten haber veren. 
  Tanr ile ilgili tanr bilime ait, ilhi, kutsal, gksel, tanrsal; fevkalade, mkemmel, fevkalade, mkemmel, ala;(k.dili) ok gzel; rahip, ilahiyat.divinely  mkemmel olarak.
 sezmek, hissetmek, gaipten haber vermek; kehanette bulunmak, nceden bilmek; fal amak, fala bakarak nceden haber vermek; iine domak, malum olmak; tahmin etmek; zel bir ubuk ile yerini bulmak. diviner  khin, falc, nceden haber veren kimse. divining rod yeraltnda su veya maden damar kefinde kullanlan atal eklinde ubuk. 
 tanrlk vasf, ilahi vasf, metafizik kuvvet, salt mkemmellik; ilhiyat; ilh, mabut, tanr, tanra; Tanrdan aa insandan stn gksel yaratk, melek; bir eit ekerleme. divinity school ilhiyat okulu. the Divinity Tanr.  
 taksimi mmkn, blnebilir, ayrlabilir. divisibil'ity  blnebilme, taksim edilebilme.  
 blme, taksim ayrma; blnme, taksim olunma; hudut, blme; para, ksm, blm, blge, daire; uyumazlk, anlamazlk, ayrlk, fark; oy kullanmada Parlamentonun ikiye ayrlmas; (mat.) blme, taksim; (ask.) frka, tmen; (den.) donanmann bir filosu; (biyol.) fasile. division of labor ibolm. Iong division iki veya daha fazla haneli blme. short division bir haneli blme. divisional  blme veya blnme ile ilgili; (ask.) tmene ait. 
 blen, datan; anlamazlk yaratan, ayrlk yaratan, ihtilf karan.  
 (mat.) blen. greatest common divisor en byk ortak blen. 
  boama, boanma, talk; ayrlma, ayrlk;  boamak; ayrmak; ayrlmak; alkasn kesmek. divorcee  boanm kimse. divorcement  boama, boanma. 
 golf sopasyla acemice vurarak kknden kopartlan im paras.  
 ifa etmek, aa vurmak, sylemek, yaymak. divulgence  ifa etme, bir haberi yayma, ifaat. 
  (argo) ksm, pay;  up ile paylamak, blmek.  
(bak.) disfranchise.
 Dixie land  Amerika Birleik Devletlerinin gney eyaletleri.  
  ba dnen, ba dndren, sersem, akn, gz kararm; ba dndrc, sersemletici; dncesiz dikkatsiz; (k.dili.) budala, ku beyinli;  ban dndrmek, sersemletmek. dizziness  ba dnmesi, sersemlik. dizzily  sersemcesine,aptalca, akl yerinde olmayarak.  
 Dinyeper nehri.  
 Dinyester nehri. 
 (mz.) bir gamn birinci ve son notas. 
 (k.dili.), elenti, toplant. do' and don'ts yaplmas ve yaplmamas gereken eyler.  
 (did, done) etmek, yapmak, eylemek; icra etmek, klmak, ifa etmek; baa kmak, baarmak; tamamlamak; hazrlamak, tertip etmek; hareket etmek, davranmak; bir halde olmak; iini becermek; kafi gelmek, yetimek; tercme etmek; oynamak (piyes); belirli bir mesafe katetmek; fiilin anlamn ve emir cmlesini kuvvetlendirmede. (I.) do believe you Do be quiet: soru cmlelerinde: Do you hear? olumsuz cmlelerde: (I.) do not know do away with atmak, kaldrmak; ldrmek. do badly iini becerememek. do battle uramak, mcadele etmek. do by davranmak .do for bakmak .do in (argo) ldrmek. do one's best elinden geleni yap- (mak.) do one's hair salarn dzeltmek veya ekil vermek. do to death ldrmek. do over again yeni batan yapmak. do up sarmak, paket etmek; ok yormak; konserve yapmak; tamir etmek. Do tell ! yle mi ? Sahi mi ? do well ii iyi gitmek; iyi para kazanmak. do well by him ona iyilik etmek. do without muhta olmamak, -sz olmak. done to a turn olmu, tam pimi. done in (A.B.D.), (k.dili.) yorgun, bitkin; ldrlm. all done up bitkin bir halde, ok yorulmu; hepsi hazr, hepsi sanlm. (paket vb) make do idare etmek It is not done. Yaplmaz. Yakk almaz. have nothing to do with hi bir ilikisi olmamak How do you do? Naslsnz? Nothing doing ! (k.dili.) Asla! That will do Kafi. Yetiir. well to do zengin, hali vakti yerinde. 
 iftlik at, beygir, uysal at.  
 baz (A.B.D.) niversitelerinde okutman. 
 uysal, halim selim, yumuak bal. docil'ity  yumuak ballk, uysalk. 
 karabudaya benzer bir ot. patience dock labada, (bot.) Rumex patientia sour dock kuzukula, (bot.) Rumex acetosa.  
 mahkemede sank yeri. 
  (den) havuz, gemi havuzu, dok: iskele, rhtm;  rhtma yanamak, havuza ekmek, havuza girmek. dockage  havuz veya rhtm creti. docker  havuz veya tersane iisi. dockmaster  tersane mdr. dockyards  tersane. floating dock yzer havuz. 
  (zool.) hayvan kuyruunun etli ksm;  kuyruunu kesmek; cret, indirmek. 
  (huk.) zet, hulasa; (huk.) karar defteri; (huk.) bekleyen davalar listesi; gndem, yaplacak iler listesi; paket etiketi;  zetlemek, hulasa etmek, listeye kaydetmek; etiket yaptrmak. on the docket yaplacak iler listesinde, gndemde.  
  doktor, tabip, hekim, veteriner, di doktoru; herhangi bir bilim dalmda doktora yapm olan kimse; makinalarda birtakm kolaylklar salayan ksmlar;  (k.dili.) doktorluk etmek, tedavi etmek; ila imek, tedavi edilmek; tamir etmek; dzeltmek; tahrif etmek, zerinde oynamak, deitirmek hile kartrmak; elden geirmek, slah etmek. doctoral  doktor payesine ait. doctorate  doktora, doktor payesi. 
  kurama, nazariyeci;  kuramsal, nazari. 
 kuram veya doktrine ait. 
 akide, reti, doktrin, dstur. 
  belge, vesika; senet, delil;  tevsik etmek, belgelerle ispat etmek. documenta'tion  tevsik, belgelerle ispatlama. 
 dkmanter, belgelere dayanan, belgesel, yazl. documentary bills vesikal polieler. documentary credit (tic.) vesikal kredi. documentary film belgesel filim, dkmanter filim. 
 yallk nedeniyle titremek, sendelemek. doddering  titrek, halsiz, zayf. 
 baboan, kskt, (bot.) Cuscuta. 
 (geom.) on iki al ekil, 
 (geom.) on iki yzl ekil. 
 Oniki Ada.   
  bir yana kamak; kaamak yapmak, atlatmak, bertaraf etmek; hile ile svmak; -den bir yana kap kurtulmak, atlatmak;  bir yana ka, evik bir hareketle kurtulma; atlatma, hile, oyun, dzenbazlk. dodger  hilekr kimse, savuturan veya geitiren kimse; (A.B.D.) kk el iln. 
 (o.) oes, os) imdi nesli tkenmi olan gvercin cinsinden uamayan byk bir cins ku, (zool.) Rapheco; (k.dili) dnyadan habersiz kimse, budala kimse, aptal kimse.
 geyik ve tavan gibi hayvanlarn diisi. doeskin  dii geyik derisi, karaca derisi, buna benzeyen ince deri veya bez. 
 yapan kimse. 
do'nn 3'nc tekil ahs. 
 karmak (elbise); apkay kararak selm vermek; atmak, bandan savmak. doffer  karan kimse; apkas ile selm veren kimse; bandan savan kimse.  
 kpek, it; kurt, tilki ve akal gibi hayvan; bu hayvanlarn erkei; (k.dili.) herif, adam; (argo) deersiz ve kt olan herhangi bir ey; ktkleri tutmak veya kaldrmak iin  kullanlan demir alet; (argo) irkin ve skc kadn; mandal; den palamar gz; ocagm demir aya dogs  (argo) ayaklar. dog collar kpek tasmas; dik ve yksek yaka. dog days yazn en rutubetli ve scak sayl gnleri, eyyam bahur. dog in the manger kendisine yaramayan eylerin bakalar tarafndan alnmasna engel olan bencil kimse. dog Latin uydurma ve hatal Latince. dog license kpein tasma numaras veya kayt vesikas. dog rose kpek gl, yabani gl, (bot.) Rosa canina dog' life (k.dili.) tasal hayat. Dog Star Byk Kpek burcunda en parlak yldz, Sirius. dog tag kpee taklan madeni kimlik; (A.B.D.), (k.dili.) askerlerin boyunlarna taktklar  madeni kimlik belgesi. dog tired, dog weary ok yorgun, bitkin. dogs of war harbin kan dkc ve ykc taraflar. a dead dog kpek lei; deersiz kimse veya ey. creeping dog' tooth grass byk ayrk otu, domuz ayr, (bot.) Cynodon dactylon die like a dog gebermek, sefil bir ekilde lmek (dog) eatdog  kar gzeten. Every dog has his day (bak.) day go to the dogs mahvol (mak.), bozulmak, kt yola dmek. hot dog sosis Iet sleeping dogs lie ii kurcalamamak, ii oluruna brakmak. put on the dog (A.B.D.), (k.dili.) alm satmak, poz taknmak. rain cats and dogs sel gibi yamur ya (mak.), gkler boanmak. sea dog fok; gemici throw to the dogs itin nne atmak, ziyan etmek, israf etmek.  
 (ged, ging) peini brakmamak, takip etmek (zellikle kt bir niyetle); taz gibi av peinden gitmek; ktkleri aletle tutup kaldrmak. dog one' steps birinin peini brakmamak, takip etmek. 
  kitap sayfas kesini kvrmak;  kvrk sayfa kesi.
 insana benzer kuyruksuz maymun.  
 itboan, (bot.) Apocynum erectum; buna benzer birka ot. 
 bir tr kzlck.  
 ift oturacak yeri olan tek atl ufak araba; kpeklerin koulduu hafif araba. 
 (A.B.D.) babo kpekleri toplayan kimse. 
 (eski) Venedik ve Cenova Dkas. 
 (A.B.D.), (argo) er.  
 it papatyas, fena kokulu papatya, (bot.) Athemus cotula. 
 kpek kavgas; sava uaklar arasndaki atma. 
 birka eit kpekbal, (zool.) Mustelus. 
 inat, bildiinden amaz, sebatkr, doggedly  sebatla. doggedness  sebat, inat, bildiinden amazlk.  
 Kuzey Denizinde kullanlan ,ift direkli bir eit balk gemisi. 
 edebi deeri olmayan komik iir.  
 kpek gibi; ters, aksi, huysuz; (A.B.D.), (k.dili.) gsterili, fiyakal. 
nlem, (A.B.D.), (k.dili.) Hay Allah ! 
 kk kpek, ss kpei.  
 kpek kulbesi. in the doghouse (A.B.D.), (k.dili.) gzden dm. 
 (A.B.D.) annesiz buza. 
 dogma, inak, doktrin, akide, dini inan, kaide; kesin sz veya fikir.
 dogmatik, kesin, iman ve itikada ait, kesin kurallarla ilgili; kestirip atan, tartma kabul etmeyen; kesin. dogmatics  dini dogmalarn sistematik olarak incelenmesi. dogmatically  kesinlikle, katiyetle, tartma kabul etmez surette.  
 dogmatizm, inakIk, fikir beyan etmede kesinlik. dogmatist  dogmatik kimse, kesin fikir beyan eden kimse.
 kesin olarak fikrini sylemek veya yazmak; kestirip atmak, tartmaya meydan vermemek. 
 (k.dili.) iyi niyetli fakat baarsz toplumsal reformcu. 
 (k.dili) ok yorgun, bitkin. 
 kpekdii; (mim.) yaprak eklinde bir eit ss. dogtooth violet zambakgillerden Alp lalesi, (bot.) Erythronium denscanis. 
 yava koma. 
 den ksz vardiya, gemide ksa akam nbeti. 
 kzlca benzer bir aa, (bot.) Cornus. 
 dantel veya ilemeli masa rts.  
 iler, vakalar; hareket, tavr. 
 (A.B.D.), (k.dili.) yardmsz yaplabilecek ekilde hazrlanm. 
  (mz.) tatl, aheste, ho, dole. dolce far niente tatl rehavet. dolce vita tatl hayat. dolcis'simo   (mz.) ok tatl, ok ho. 
 okyanusun rzgrlarn hafif ve sakin olduu ekvatora yakn ksmlar; i ve sanat gibi evrelerde durgunluk, skunet; kasvet, keder, bezginlik, sktnt. be in the doldrums can ok skkn olmak. 
  ksm, hisse, pay, nasip; muhta kimselere yiyecek, giyecek v.b datm, yardm, iane, sadaka verme; hkmetin isizlere yardm olarak verdii para;  out ile iane olarak datmak; ufak miktarda giyecek, yiyecek v.b yardm yapmak. go veya be on the dole hkmetin isizlere yapt para yardm listesine katlmak.  
 kasvetli, skntl, kederli, hznl, mahzun. dolefully  skntyla, kasvetle, hznle. 
 (jeol.) dolerit, dolanta, koyu renk birka eit volkanik ta. 
 doliko sefal, uzunkafal.  
  oyuncak bebek, kukla; yalnz d gzellii olan kadn; gzel ve sevimli ocuk;  (k.dili.) up ile sslemek, sslenmek, k giyinmek, giydirmek. dollhouse  oyuncak bebek evi. 
 dolar, 100 sent karl olan Amerikan para birimi; Kanada, ,in ve baz ngiliz smrgelerinin para birimleri. 
 (k.dili) topak, ufak para. 
()dili bebek, kukla; (mak.) tekerlekli kriko; iki tekerlekli yk taycs; filim veya televizyon kamerasn tayan tekerlekli ara; dekovil lokomotifi; ahmerdan balk takozu; (o.), (argo) dolofin, sentetik uyuturucu bir madde. 
 bir eit giysi, dolama; bir eit kadn paltosu. 
 tarih ncesi devirde byk talardan yaplm olan lahit eklinde abide, dolmen. 
 (jeol.) kalsiyum, magnezyum ve karbonattan ibaret bir eit beyaz mermer, dolomi Dolomites Tirol,da bu kayadan olumu dalar, dolomitler. 
 ,(iir) keder, gam, elem, azap. dolorous  ackl, kederli, elem veren.  
 Delphinidae familyasmdan yunusbal ve ona benzeyen baka birka eit balk, (zool.) Delphinus delphis; (den.) palamarlk baba veya amandra. 
 (astr.) Delfin takmyldz. 
 ahmak, budala, kalnkafal kimse. doltish  kafasz, budala, ahmak   dom (sonek) lik, -Ik veya ''yeri" anlamn da kullanlr. 
 mlk, mal, arazi; memleket, Ike; nfuz sahas, nfuz blgesi; saha, alan, ihtisas; (huk.) yce hakimiyet. right of eminent domain istimlk hakk. 
  (mim.) kubbe; kubbe biimindeki tabii oluum; (argo) ban st ksm, tepe;  kubbe ile rtmek; kubbe ekli vermek. 
 hkm gn, kyamet gn. Domesday Book 1086'da Ingiltere'de Kral William'n emri ile yaplan aratrmada arazi sahipleri ile bu kiilerin (mal.) ve mlklerinin saymn kapsayan kitap.  
  eve ait, evcimen, ev ilerine bal; ehli, evcil; kendi memleketine ait;  hizmeti. domestic animals evcil hayvanlar. domestic industries yerli sanayi. domestic science ev bakm, ev idaresi . 
 evcilletirmek, ehliletirmek; medeniletirmek; evcillemek. domestica'tion  ehlileme, ehliletirme. 
 eve ve aileye ballk, evcimenlik; ev hayat, aile hayat. 
  ev, konut, mesken, ikametgah; (huk.) daimi ikamet yeri;  yerletirmek, iskn etmek; yerlemek, oturmak.  
 hakimiyet, salahiyet, tahakkm, stnlk. 
 (biyol.) baat zellik; (mz.) sol notas. 
 hakim, mtehakkim, idare eden, yneten, galip, tesirli, nfuzlu; (mz.) bir gamda sol notasna ait, dominant; (biyol.) baat. 
 hakim olmak, tahakkm etmek, idaresi altna almak; stn olmak.  
 hkmetme, istibdat, idaresi altna alma; idaresi altnda olma. 
 despota hkmetmek, hkim durumda olmak. domineering  otoriter, tahakkm eden; kstah. domineer ingly  otoriterce, tahakkm ederek. 
  Dominikan tari kat ile ilgili;  bu tarikata bal kimse. 
 isko retmen; (A.B.D.), (k.dili) papaz. 
 hkm, hkimiyet, idare; dominyon. 
 (huk.) malikiyet, idare, salahiyet, yetki. 
 bir eit maske veya yarm maske; domino ta dominoes  do mino oyunu.  
 ''Bay'' anlamna gelen ispanyolca bir sz; ispanya'nn ileri gelenlerinden, Don; (ing), (k.dili.) niversite retmeni. 
 (ned, ning) giymek, giyinmek. 
 (isp) hanm, bayan; ispanyol hanm.  
 hediye etmek, balamak, iane vermek. 
 iane verme; iane, hediye, ba, hibe.  
(bak.) do;  tamamlanm, bitmi; iyi pimi (yemek) done brown iyi kzarm (et, ekmek) done for mahvolmu, bitkin, Im deinde. done in ok yorgun, bitkin. 
 (huk.) bata bulunulan kimse veya kurum. 
 eski zaman atolarnda en yksek kule, bur. 
 eek, merkep; eek adam, aklsz veya inat kimse. donkey engine (mak.) donki makinas, kk yardmc buhar makinas. 
 it hanm. 
 herkesin katld kavga. 
 veren veya hediye eden kimse; bata bulunan kimse; (tb.) kan veren kimse, verici. 
 tembel ve haylaz kimse; (colloq.) bo gezenin bo kalfas. don't (ks.) donot. 
 (k.dili.) kk ss eyas, incik boncuk.  
  karalama, geliigzel yazma veya izme;  karalamak doodlebug  maden damarlarn aramakta kullanlan herhangi bir cihaz; uan bomba. 
 (A.B.D.), (k.dili) ey, asl ismi bilinmeyen veya hatrlanmayan bir ey. 
 kt kader, kr talih; hkm, mahkumiyet; lm, zeval, yok olma; son hkm, kyamet gn. crack of doom kyamet kopmas, dnyann sonu. 
 hkm vermek, aleyhinde karar almak, mahkum etmek; kt bir talihi olmak. doomsday (bak.) domesday. 
 kap. doorbell  kap zili. door keeper  kapc. doorknob  kap tokma. doorman  kapy ap kapamakla grevli kimse. door (mat.) paspas doornail  eski zamanda kullanlan iri bal kap ivisi. door plate isim yazl kap tabelas. doorstep  eik. doorstop  kap tamponu. doorway  kap aral, giri, antre. have a foot in the door (mec.) postu sermek; admn atmak. at death' door lmek zere, bir aya ukurda darken the door birisinin evine gitmek, uramak dead as a doornail olmu gitmi. deaf as a doorpost duvar gibi sar. Iay at the door of sulamak, kabahat yklemek next door kap komu, yakn out of doors darya, darda; ak havada show one the door kovmak, kapy gstermek three doors off  ev tede.
 isteini btn artlar karsnda yapmaya kararl; Im kalm. 
  herhangi koyu bir sv veya hamurumsu preparat; (hav.) uak kanatlarnn yapmnda kullanlan bez cils; dinamit yapmnda kullanlan madde; (argo) uyuturucu madde, narkotik; (argo), (spor) doping, uyarc il; (argo) budala kimse; (argo) malumat;  sv veya hamurumsu preparat srmek; karmn iine baka ey kartrmak; uyarc il vermek; uyuturucu madde ile tedavi etmek veya bayltmak; out ile, (argo) zm yolu bulmak, halletmek; nceden tahmin etmek, kestirmek doper  (argo) esrarke. dope sheet (argo), (spor) at yarlarnda yar listesi. dopester  yar ve seim gibi olaylarn sonularn nceden tahmin etmeye alan kimse. dopey  (argo) esrarn tesiri altnda olan; (k.dili) uyuuk; ahmak, budala. 
 (Al.) hayatta olan bir kimsenin eruhunu tad tasavvur edilen ve yalnz o kimseye grnen hayalet. 
 pis yerlerde yaayan bir cins bcek, (zool.) Geotrupes ster corarius. 
  Dorlara ait;  (mim.) en eski ve sade Yunan mimari slubu, Dorik.  
 ayaklarnda beer tane parmak bulunan ngiliz tavuu. 
 (k.dili) yatakhane. 
 uykuda olan, uyuuk, cansz; (colloq.) rafa kalkm; kefedilmemi. (kabiliyet); (bot.), (zool.) geici bir sre iin uykuya yatm, hareketsiz. dormancy  uyku hali.  
 dormer window  at penceresi. 
 yatakhane, kou; renci yurdu.  
 (zool.) Gliridae familyasndan ufak sincaba benzer fare, kakrca, (zool.) Muscardinus avel lanarius.  
 (anat.) srta ait; (bot.) arka tarafa ait. 
 yass bir eit kayk; (zool.) Zeidae familyasndan bir eit yass balk. John Dory dikenli dlger bal, (zool.) Zeus faber. 
  halk oyunlarnda bir dans figr;  srt srta. 
 (tb.) ilcn belirli miktarda verilmesi, dozaj, dzem, yaa gre miktar tayini; kuvvet veya lezzet vermek iin araba eker, alkol v.b katlmas. 
  bir defada alnan il miktar, doz;  belirli miktarda il vermek; tatsz bir ey vermek; il almak. 
 ipekten yaplm duvar hals; kfe. 
 evrak dosyas.  
(eski.) do'nun ikinci ahs tekili. 
 nokta, ufak leke, benek; Mors alfabesinde nokta; (mat.) arpma iareti; (mat.) ondalk nokta; (mz.) noktadan sonra konan ve uzatma ifade eden nokta. dot the ' and cross the t' bir eyi doru olarak ifade etmek. on the dot (k.dili.) dakikas dakikasna, tam vaktinde.  
 (ted, ting) noktalamak, benek benek datmak; sk olarak yaylmak. 
 bunaklk; dknlk, iptila, ar sevg. dotard  bunak kimse. 
 on veya upon ile ar sevmek, dkn olmak; bunamak. dotingly  dknlkle; bunakasna. 
(eski) do'nun nc ahs tekili .
 Charadriidae familyasndan bir cins ku, da yamur kuu, (zool.) Eudromias morinellus.   
 itikten sonra piponun iinde kalan ttn kalnts. 
 noktal, benek benek; (k.dili.) sarsak, aptal, budala.  
   iki kat, ift, iki misli;e, ayn; kat; hile, oyun; tiyatro, sin dublr; (bri.) kontr;  iki kat, iki kere, iki misli; ift; bklm, katl; iki kiilik; iki yzl; (mz.) bir oktav daha alak ses veren;  ift ift, iki kat, iki misli. doubleacting  iki tarafl alan, iki misli tesiri olan. double agent iki tarafl alan casus. doublebanked  den krekileri ift ift oturan, iki sra krekisi olan (gemi, kayk) double bass kontrbas. double bed iki kiilik karyola veya yatak. double boiler benmari. double bottom (den.) ifte karina doublebreasted  kruvaze (ceket), ift dmeli. double check  tekrar kontrol etmek, ifte kontrol yapmak, emniyet tedbiri olarak tekrar gzden geirmek. double chinned ifte gerdanl, katmerli gerdan olan. doublecross   (argo) verdii szden dnerek aldatmak; aldatmak, kazk atmak;  aldatma, kazk atma. doubledate  iki iftin birlikte gezmesi. doubledealer  iki yzl kimse, dolandrc, sahtekar kimse. doubledecker  iki katl otobs veya yatak; den su hattnn zerinde iki gvertesi bulunan gemi. doubleedged  iki taraf keskin; hem lehte hem aleyhte olan. doubleended  iki ucu bir olan. doubleender  iki ynde ayn kolaylkla gidebilen lokomotif veya gemi. double, entendre  (Fr.) iki tarafa ekilebilecek sz, lastikli sz. double entry muhasebede her ilemi iki defa gsteren defter tutma usulu. double exposure (foto.) (yanllkla) bir negatifte ekilen iki ayr poz. doublefaced : iki yzl; iki tarafl (kuma) double featuresin iki filim bir arada. doublehanded  iki eli olan, iki elli; hilekr; iki elle kullanlmaya mahsus. doubleheaded  ift bal. doubleheader  iki lokomotifle ekilen tren; iki takm arasnda st ste yaplan iki karlama. double jeopardy  (huk.) ayn sutan ikinci defa yarglama doublejointed  (tb.) ok oynak mafsall. doublepark  arabay yolun ortasnda brakmak; kaldrma paralel park etmi bir arabann yanna park etmek. doublequick    ok abuk;  abuk yry;  ok abuk yrmek. doublereed  (mz.) ift dilli (obua ve zurna gibi) double room otelde ift yatakl oda. doubles  tenis iftler, dabl doublespace  yaz makinasnda ift aralkla yazmak. double standard erkeklere kadnlardan daha fazla serbestlik tanyan toplum kural double star. (astr.) yan yana duran ve tek yldz olarak grnen iki yldz dou ble take bir durumun veya akann anlamn sonradan kavrama. double talk lastikli sz, eitli anlamlar verilebilecek sz; aslnda hibir anlam olmayan kelimeler uydurarak konuma. doubletime  hzl yrmek. double time hzl yry; fazla allan saatler iin yaplan iki misli deme. doubleton  (bri.) ikili, ift kat. double tongue  (mz.) flemeli mzik aleti kullanrken abuk almak iin dili di ve damak arasnda hzla oynatmak. doubletongued z sz bir olmayan, hilekr, murai doub letree  ift atl arabada terazi. see double ift grmek sleep double bir yatakta iki kii yatmak.
 iki misli yapmak; iki ile arpmak; bukmek, iki kat yapmak; skmak (yumruk); iki mislini ihtiva etmek, iki misli kymeti olmak; bir burunu dolamak (gemi); (mz.)bir oktav daha yksek veya daha alak ses vermek; iki misli olmak; ayn yoldan geri dnmek; bklmek, katlanmak; (tiyatro) ayn piyeste iki rol almak; for ile dublorluk etmek; (bri.) kontr yapmak double up eilmek, vu cudunu kvrmak, iki buklum etmek veya olmak, buklmek; (A.B.D.), (k.dili) paylamak doubling  iki kat etme veya olma 
 Rnesans devrinde erkek lerin giydii bir eit yelek; iki paradan meydana gelen sahte ta; e, ayn; (matb.)  yanllkla tekrar dizilen satr veya kelime. doublets  atlnca ift gelen zarlar.  
 eski bir ispanyol altn paras. 
 ift ift, iki kat olarak, iki misli olarak. 
 phe, tereddt, gvensizlik, itimatszlk; pheli husus. beyond doubt phesiz. in doubt pheli, henz belli olmayan. no doubt hi phesiz, elbette. give the benefit of the doubt phe edildii halde delil yetersizliinden susuz olduunu kabul etmek. without doubt phesiz. 
 phe etmek, phelenmek, kukulanmak; ikna olmamak, itimat etmemek;  ekinmek, tereddt etmek, kararsz olmak. (I.) doubt whether phe ediyorum, acaba. (I.) don't doubt that Hi phem yok ki. doubting   phe eden;  phelenme. doubting Thomas pheci kimse. 
 pheli, karanlk, mulak, belirsiz, mphem; kararsz; sonucu pheli. 
 phesiz, muhakkak; herhalde. 
 (isko) ar bal, sakin. 
  (tb.) rnga;  rnga etmek. 
 hamur; hamur gibi herhangi bir ey; (argo) para. doughy  hamur gibi, hamur kvamnda olan.  
 mayal rek; (A.B.D), (k.dili) 1. Dnya Savanda piyade. 
 yada kzarm bazen ortas delikli, bazen mayal ufak ve yuvarlak ekerli rek, gzleme. 
 (aka) kuvvetli, yiit, cesur. doughtily  cesaretle, kuvvetle. doughti ness  cesaret, kuvvet, yiitlik. 
 ask yzlu, ters, hain, aksi. 
 suya dalmak, daldrmak, batrmak; slatmak; (k.dili) su ile sndrmek. 
 (zool.) Columbidae familyasndan gvercin ve kumru gibi ku; masumiyet ve bar sembolu; (A.B.D) bar kimse; yumuak bal kimse, uysal kimse. ring dove kumru, (zool.) Columba palumbus rock dove kaya gvercini, (zool.) Columba livia stock dove mavi gvercin, (zool.) Co lumba oenas dovecote  gvercinlik. 
  sandk ve ekme. cede koe bann dileri, krlang, geme, kurtaz;  tam uymak; ke ba kesmek; ke ba dileriyle bititirmek. 
 (ing), (huk.) einden miras kalan mal veya nvan olan dul kadn; (k.dili.)  ar bal yal kadn. queen dowager vefat etmis olan kraln dul ei.  
  derbeder, st ba dklen;  acayip kyafetli kimse, modaya aldr etmeyen kadn; meyval pasta.  
  tahta ivi, ince yuvarlak tahta;  tahta ivi ile tutturmak.  
  (huk.) dul kadna hayat boyunca kocasnn gayri menkullerinden tahsis olunan irat; drahoma, eyiz paras, arlk, balk; kabiliyet, istidat, vergi;  . eyiz veya arlk vermek.  
 ince ku ty, yonda; ince ty, ayva ty, (hav.) 
 aa indirmek, alaa etmek, yere ykmak, devirmek, drmek; (k.dili.) yenmek (sporda); bir yudumda imek, (slang) mideye indirmek.  
 aa, aaya; gneye doru; (tiyatro) sahneye doru, ileride. down and out hayatta yenilgiye uram, bezgin, bitkin. down at the heels perian bir halde. down at the mouth, down in the dumps zntl, hayal krklna uram, meyus, cesareti krlm. down on his luck talihsiz; hayal krklna uram, mitsiz. Down with (I.) Kahrolsun. (I.) The house burned down Ev yanp yerle bir oldu. The pressure is down Basn azald. The wind is down Rzgr hafifledi. fall down dmek. get down to work ciddi olarak ie balamak. He is down with fever Ateten yataa dm. knock down vurup devirmek, yere ykmak; tenziltl fiyatla sat yapmak, ucuza vermek. track down aratrp bulmak. shout down bararak susturmak. shut down kapatmak (fabrika, i yeri) wster down hafifletmek, su katmak. turn down reddetmek; (radyoyu) ksmak. shoot down ate ap drmek. get down to cases sadede gelmek. pay down pein vermek. put the helm down gemiyi rzgr ynne evirmek. The sun is going down Gne batyor. write down yazmak, kda dkmek. 
 aaya ynelen; (k.dili.) zgn, argn. be down on kzgn olmak, kar olmak, garez balamak.  
 ini; talihin ters dnmesi. ups and downs hayattaki ini klar, iyi ve kt gnler.   
(A.B.D) New England; Maine eyaleti. 
(k.dili) Avustralya, Yeni Zelanda. 
  (mz.) Inn birinci vuruu;  ktmser, bedbin. 
  aaya ynelmi; zgn, kederli;  aaya ynelme; maden ocana hava veren boru. 
 (o.), (argo) msekkin, yattrc maddeler. 
 d, ykl, skut, gerileme, kme, inkraz; yamur boanmas. downfallen  dm, yklm. 
 meyus, kederli, morali bozuk, maneviyat krlm, mahzun. 
  yoku aa, aaya;  inili, meyilli. go downhill d gstermek, bozulmak (baar, shhat)
ngiliz Bavekili 'nin ikamet ettii sokak; (k.dili) ingiliz hkmeti. down payment taksitle alverite pein denen para.
 iddetli yamur, saanak. 
  tamam; kesin, kati; ok;  tamamen, bsbtn; dorudan doruya, aka, dobra dobra, szunu esirgeme(den.) 
 Gney ingiltere'de yksek meralar.  
 yamur suyunu atdan yere aktan oluk. 
 sahnenin onu. 
   aa kata, aa katta, aaya, aada;  aada olan;  aa kat. 
 aknt yonnde. 
 ykma, devirme, yklma, devrilme. 
 makul, gereki; uygulanabilir, gerekletirilebilir. 
   ehrin merkezi, arnn bulunduu taraf;  ar istikametinde, ar tarafnda;  ehrin merkezinde
(den.),  ayaklar altnda inenmi; mazlum, hakszla uram, madur. 
   aa doru;  gemie ait, maziden  intikal eden, kendinden nce gelenlerle ilgili.
  rzgr ynu ne, rzgrla birlikte;  rzgr ynnde olan. 
 ince tuylu, havl; tuy gibi yumuak 
 eyiz; kabiliyet, istidat. 
 ubukla yeraltnda su veya maden damar aratrmak. dowsing rod yer altnda su aramak iin kullanlan atal eklinde ubuk. 
 hamt ve kran duas, hamt ilahisi. 
 (eski), (argo) fahie, orospu, hafif kadn; metres. 
 doktrin, fikir, dini grler. 
 bir grubun en yal veya en kdemli yesi.  
  hafif uyku tavan uykusu, ekerleme, kestirme, uyuklama;  uyuklamak, kestirmek, ekerleme yapmak. doze off uyuklamak, uykuya dalmak. 
 dzine, on iki tane. dozenth  on ikinci. baker' dozen on  tane    
(ks.) displaced person. 
(ks.) Doctor, Drive. 
(ks.)  debit, debtor, drachma, dram, drawer.
  (bed, bing) orospu,fahie; pasakl kadn;  fahielerle dp kalkmak. 
  kasvetli, skc, l (renk);  koyu gri kuma. 
 yerde srkleyerek slatmak veya slanmak, su veya amura bulamak, bulanmak. 
(bak.) dram.
 eski Yunanistan'da yaklak olarak drt gram arlnda bir tart birimi; eski Yunan gm paras; bu gnk Yunan drahmisi. 
 eski Yunanistan'da ok ar kanunlar koyan Drakon'a ait; zalim, gaddar.
 ejderhaya ait, ejderha gibi. 
  mecburi askerlie almak; kura ile askere almak; hizmete mecbur tutmak, zorla adayla semek;  mecburi askerlik. draftee  mecburi askerliini yapan er. draft board  askere arma islemini dzenleyen sivillerden kurulu komite. draft dodger (asa)  askerlikten muaf tutulmann yolunu bulan kimse; asker kaa.
  tasarlamak, taslak izmek, plan yapmak, kaleme almak;  msvedde, tasar. drafting  teknik resim izme. drafting board teknik resim izme tahtas. drafting table resim izme masas. drafts'(man.)  teknik resim izen ressam.
  .,  ekmek;  ekme, ekim, yudum; (den) . geminin ektii su; (tic.) polie, ek; hava cereyan, soba borusunun ekmesi;  ar yk ekmede kullanmaya elverili; ieye konmam (bira) drafty  cereyanl. forced draft kazan  ateinin ok yanmas iin verilen tazyikli hava. beer on draft f biras.
 (ged, ging) srklemek, srmek, ekmek; taramak, tesviye etmek (toprak); (den.) suyun dibini engel veya a ile taramak, yoklamak; ta yontmak; srklenmek, srnmek; geride kalmak. drag an anchor (den.) demir taramak. drag in (konu ile ilgili olmayan bir szu) lafn arasna sokmak, konuya dahil etmek. drag on srmek, devam edip gitmek. drag one' feet (A.B.D) (k.dili) kastl olarak yava hareket etmek veya almak. drag out uzatmak, uzamak. 
 srkleme; srklenen ey ar hareket; tarla trm; (den.) suyun dibini taramaya mahsus engel veya a takm; engel, mni; havann aerodinamik direnci; rzgrn geri itme kuvveti; (sig.)arada) bir nefes; (k.dili) skc kimse veya ey; (argo) , (slang) piston. dragnet  bir ey bulmak veya yakalamak iin suyun dibinde ya da tarlada gezdirilen a; suluyu yakalamada uygulanan plan veya sistem. drag rope  bir eyi ekmek iin kullanlan ip. drag race (A.B.D) (k.dili), (oto.) ksa mesafeli araba yar. drag strip (A.B.D), (k.dili) , (oto.) ksa mesafeli araba yarlarna elverili yer. 
 amur iinde srkleyerek slatmak veya slanmak; kirletmek, kirlenmek; bulatrmak, bulamak; ar ar takip etmek. 
 (o.) mans veya men) Orta Dou'da tercman, rehber. 
 ejderha, ate saan kanatl bir srngen eklinde tanmlanan efsanevi bir hayvan; (eski) ylan; ok hiddetli kimse (bilhassa kadn) dragonfly  (zool.) Odonata familyasndan ince ve uzun kanatl bir cins bcek, yusufuk.dragon' blood aa veya meyvadan kan koyu krmz bir cins sakz. 
  ar svari;  halka ikence etmek; zor ve iddete ba vurarak boyun edirmek, eziyet etmek, zulmetmek.  
 Iam veya hendek ile suyu aktmak; bir yerin suyunu tamamyle ekmek; kurutmak (bataklk), akalamak, drenaj yapmak; iip bitirmek, tketmek; szmek; (tb.)  iltihapl yaradan cerahati ekmek; szlmek, suyu szlmek.  
 suyunu ekme veya aktma; hendek, lam, kanalizasyon, kanal, mecra; (tb.) iltihapl yerden cerahat eken tp veya fitil. drainboard  ykanm bulaklarn szld oluklu ksm. drainpipe  suyu darya aktan boru, oluk. go down the drain deerini kaybetmek, boa gitmek. a drain on the resources bteye yk olan bir ey. 
 szlme, ekilme, akalama, drenaj; szlen su, ekilen su; su mecralar; lam ve kanalizasyon sistemi; suyu kurutulan arazi; (tb.) fitil veya tple cerahat ekme. drainage basin akalama havzas; suyu bir nehir ve kollar tarafndan ekilen havza.  
 szge, szg. 
 . erkek rdek. mallard drake yeilba, (zool.) Anas platyrhynchos. 
  (med,ming) dirhem; bir yudum iki; az bir miktar;  alkoll iki iirmek; ok iki imek.
 tiyatro eseri, oyun, piyes; tiyatro edebiyat, tiyatro sanat; canl,    duygusal, arpc veya birbiriyle atan olaylar dizisi.  
 tiyatro ile ilgili; tiyatro trn andran (zellikle atma ve ztlk ifade eden tur); hareketli, canl, et kileyici, tesirli, arpc. dramatically   bir oyunu andrr ekilde canl olarak, arpc olarak. 
(o.),)  (Lat.) bir oyundaki kiiler; bir piyesin metnin' den nce gelen oyundaki kiilerin listesi.  
 oyun yazar, piyes  yazar. 
 dram ekline sokmak, tiyatro oyunu eklinde ifade etmek. dramatiza'tion  dram ekline koyma; romann oyunlatrlm ekli. 
 tiyatro eseri yazma sanat. dramatur'gic  bu sanata ait. 
(bak.) drink .  
  perde ile rtmek, kumala kaplamak; kvrmlar meydana getirmek; elbise' nin kvrmlarn dzeltmek; (k.dili.) yaylarak oturmak;  (gen.) (o.) kaln ve koyu renk perde. draper  (ing) kuma. drapery  bol ve bkml kuma; perdelik kuma, demelik kuma; (ing) kuma ticareti. 
 iddetli, zora ba vuran; ar ve kesin.  
(nlem),  hey, mbarek (kzgnlk belirten (nlem);  (k.dili) lnetlemek. 
(bak.) draft. 
(bak.) draftsman. 
(bak.) drafty. 
 ekme, eki; silh ekme; ekilen bir ey (kur'a gibi); ilgi eken herhangi bir ey; berabere kalma, berabere biten oyun (satran, dama); (A.B.D) dik yamal ve derin vadi; bir kprnn alan ksm. beat to the draw nce davranmak. 
 (drew, drawn) ekmek, srklemek; (kuyudan su) ekmek; silah ekmek; cezbetmek, ilgi ekmek; izmek, resmetmek, kelimelerle tasvir etmek; iine ekmek, emmek (hava, sv); ilham almak, kaynak olarak kullanmak; almak (faiz, pa ra); suyunu boaltmak; ekip uzatmak (tel); germek (yay, ip); berabere kalmak; ekip karmak (di, tpa); kapamak (perde); ekmek (baca) draw a conclusion sonu karmak. draw ahead yava yava ne gemek. draw away ekilmek, kendini ekmek. draw an animal i organlarn karmak, temizlemek (hayvan) draw back geri ekilmek veya ekmek .draw interest faiz getirmek. draw near yaklasmak. draw on account bir hesaptan para ekmek. draw oneself up ciddilemek. draw out uzatmak; konuturmak, syletmek, samimi bir ekilde konuturmak. draw straws kur'a ekmek. draw the line snrlandrmak. draw up tanzim etmek, yazmak (kontrat, senet); yaklap durmak . 
 yukar ekilip a labilen kpr. 
 (tic.) havale alan kimse, muhatap kii. 
 ekmece, gz; (o.) don, klot. chest of drawers ekme gzl konsol, ifoniyer. 
 eken kimse, ekme iini gren ara veya kimse; plan izen kimse; barmen. 
 izim, karakalem resim, resim tasla; kroki, plan; izme sanat; piyango, ekili. drawing account ak hesap. drawing board resim tahtas. draw (ing) book resim defteri. drawing card ilgi ekici kimse veya program. drawing compasses resim pergeli. drawing room misafir odas, salon drawing knife, draw shave  iki sapl bak.  
  kelimeleri uzatarak konumak;  ar ar konuma. 
(bak.) draw:  bitkin, yorgun grnl. drawn butter sala gibi kullanlan eritilmi ve (o.)unlukla un ve scak su ile kartrlm tereya. drawn game veya battle berabere bitmi oyun veya sava. drawn work iplik ekilerek ilenen nak. 
 bir torbann azn bzerek kapamakta kullanlan ip. 
 araba veya kzak; yanlar sabit olmayan ar yk arabas. dray horse ar yk arabasna koulan kuvvetli beygir. 
 ar yk arabasyla tama; bu tama iin alnan cret. 
  ok korkmak, korku ve endie duymak, korku hissetmek; holanmamak, sevmemek;  byk korku, dehet, korku hissi; huu; ekinme, hrmetten ileri gelen korku.  
 korku yaratan, rktc, korkun; hametli, heybetli. 
 korkun, dehsetli, heybetli; (k.dili.) iren, berbat, ok kt. dread   fully  ok fena, dehetle; (k.dili.) ok, muthi. 
 kaln ynl palto veya kuma; (den.) eskiden kullanlan ar toplu bir deniz zrhls, dretnot; gzpek kimse.
 rya, du; rya gorme; hlya, hayal; emel, hedef, gaye, ama; kuruntu;  kdili ok guzel ve cazip kimse veya ey dreamboat  (argo) cazibeli kimse veya ey. dreamland  ryalar. diyan dream world hayal lemi. dreamless  ryasz (uyku) dreamlessly  rya grme(den.) dreamlike  rya gibi, hayali. 
 (t veya ed) rya grmek; grur gibi olmak, tahayyl etmek, hayal kurmak; hayal etmek, dnmek tasavvur etmek. dream away one's time vaktini hayal kurarak geirmek. dreamer  hayal kuran kimse, hayalperest kimse. dream up (k.dili.) hayalinde yaratmak. 
(bak.) dream. 
 rya ile ilgili, rya gibi; belirsiz, mphem, karanlk; dinlendirici yattrc, teskin edici; (k.dili) fevkalade mkemmel. 
 kasvetli, skc, hazin. 
  (mak.) tarak, trmk, tarama aleti;  deniz dibini taramak, tarakla temizlemek (liman, nehir); tarama aleti kullanmak. dredger  tarak dubas, tarama makinas. dredging  tarama. dredging machine tarama aleti, rmak vb'nin kum ve amurunu temizlemeye yarayan makina. 
 zerine un serpmek. 
 tortu, telve; p, sprnt; para, az bir miktar. drain to the dregs son damlasna kadar imek. dregs of society ayaktakm, dknt. dreggy  tortulu, telveli. 
  slatmak, srlsklam etmek; svya batrmak, banyo etmek, batrmak;  (bayt.) atlara zorla iirilen il. 
  giydirmek; dzenlemek, tanzim etmek, sslemek; (ask.) bir hizaya getirmek, sraya sokmak; tedavi etmek (yara); taramak, ekil vermek (sa); sepilemek (deri); temizlemek (ku, balk); ilemek, ekip bimek (toprak); giyinmek; hizaya girmek, sralanmak. dress a ship gemiyi bayraklarla donatmak. dress down (k.dili) azarlamak. dress out. ok ssl giydirmek. dress up giyinip sslenmek.
 kadn elbisesi, giysi, fistan giyinme, giyim, klk kyafet; itinal kyafet. dress circle opera veya tiyatroda protokol ksm. dress goods kadn giyimine zg kuma. dressmaker  kadn terzisi. dressmaking  terzilik. dress parade geit treni. dress rehearsal (tiyatro) kostmle prova. dress shield subra. dress uniform (ask.) merasim niformas, byk niforma. evening dress gece elbisesi. full dress (frak) morning dress kadn ev elbisesi; redingot.
 ifoniyer; iine porselen veya gm takmlar konulan bfe; mutfak dolab veya raf.
 giydiren kimse, birinin giyinmesine yardmc olan kimse; iyi giyinen kimse.
 giydirme, giyme, giyinme; pansuman, sarg; tavuk dolmas ii; sala, mayonez, terbiye; gbre; down ile, (A.B.D) (k.dili.) azarlama. dressing case tuvalet antas. dressing gown sabahlk. dressing room giyinme odas, gardrop. dressing table tuvalet masas.
 (k.dili.) giyimine ok itina eden, k; gsterili giyinen.
(bak.) draw.
  damla damla aktmak damlatmak; (spor) baz oyunlarda topu zplatarak ileri gtrmek; damlamak; salyas akmak;  damla damla akan ey, damla; az miktarda olan herhangi bir ey, nebze.
 az bir miktar, ufak para, nebze; damla, damlack.
(bak.) dry.
  daha kuru;  kurutan kimse kurutucu ey; abuk kurumas iin boyaya katlan madde.
 rzgr veya akntnn etkisiyle srklenme, ekilme; rzgrn yd kar; ama, hedef, eilim, temayl; srklenme, gayesiz olarak dolama; (jeol.) birikinti, moren; (den) geminin aknt veya rzgr ile srklenmesi, srkleni uzakl; (hav) rotadan ayrlma; (mad.) kanal, geit. drift anchor (den) ak deniz apas. drift ice yzer buz, aysberk. drift mining tneller amak suretiyle altn madeni arama. driftwood  nehir veya denizin srkledii veya karaya att odun ve kereste paralar.
 srklenmek, akntya kaplmak; ylmak, toplanmak birikmek; tkanmak; srklemek; ymak, biriktirmek; gayesizce dolamak, olaylarn aknda srklenmek. driftage  srklenme, srkleyi; srklenen veya srklenmi ey. drifter  babo gezen kimse, serseri. The road has drifted badly. Yol karla tkanm.
  matkap, delgi; matkapla delik ama usul; istiridyeleri yok eden bir eit kabuklu deniz hayvan, (zool.) Urosalpinx cinerea; talim, altrma;  delmek, matkapla delmek, delik amak; talim yaptrmak, talim yapmak; dersi birka kere tekrarlatarak retmek. drillmaster  talim retmeni. drill press (mak.) dikmeli matkap makinas. drill sergeant talim avuu. driller  delen kimse veya ey; sondaj iisi; delici; talim ettiren kimse. drilling  matkaplama, delme, sondaj; talim etme.
  (bah) mibzer, tohum ekme makinas; tohum dizisi; tarlada dizilere ekilen tohum;  makine ile tohum ekmek.
 Bat Afrika,ya zg bir eit byk maymun, (zool.) Mandrillus leucophaeus.
 dimi ve dok denilen bir eit pamuk veya keten bezi, diril.
 (drank, drunk) imek, alkoll iki imek; yutmak, ekmek aImak kana kana imek; erefe kadeh kaldrmak; in ile zevk duyarak doya doya seyretmek veya dinlemek; to ile erefine imek. drinker  iki ien kimse; ayya veya sarho kimse.
 iecek ey; iki; bir defada iilen miktar; fazla iki ime; (argo) byk su ktlesi, deniz, okyanus. a drink of water bir bardak su. hard drinks sert iki, sarho edici iki. soft drinks merubat, alkolsz iki. strong drinks, kuvvetli iki, sert iki. stand drinks herkese iki ikram etmek.
 iilebilir, iilmesi mmkn.
 iki ime alkanl, iki iptils. drinking bout iki lemi. drinking cup kadeh. drinking fountain bardaksz iilen ime suyunu yukar doru fkrtan bir eit musluk. drinking horn boynuzdan yaplm kadeh. drinking song iki iilirken sylenen ark. drinking water ime suyu.
 (ped veya pt, ping) damlatmak; damlamak, damla damla akmak. drip with blood kan akmak. dripping wet srsklam.
 damlama, damlay; (mim.) damlalk, saak; taan bir svy toplayan kap; (argo) tatsz kimse, geinilmez adam. dripdry  (amar) skmadan askya asarak kurutmak. drip moulding (mim.) damlalk, saak. drip pan damlayan su veya ya toplamaya mahsus kap. drippy  damlayan; ok slak yamurlu; (A.B.D), (argo) tiksinti uyandran. dripstone  (mim.) ta damlalk; stalaktit (sarkt) ve stalagmit (dikit) eklinde kalsiyum karbonat.
 damlama, damlayan ey. drippings  kzartlan etten damlayan ya ve su.
 (drove, driven) srmek; araba kullanmak; araba ile gtrmek; gtmek; karmak, kovmak; tazyik etmek, skmak, mecbur etmek, zorlamak; fazla altrmak; iddetle tahrik etmek; acele ettirmek; srklenmek; hzl gitmek; (topa) hzl vurmak; araba ile gitmek: at ile atlmak, meram olmak, demek istemek, kastetmek, gayret etmek. drive a bargain pazarl kendi lehine kabul ettirmek. drive away kovmak, defetmek; araba ile gitmek veya gtrmek. drive back geri dnmek; araba ile geri gitmek veya gtrmek. drive by araba ile gemek. drivein   mterilerine araba iinde servis yapan (banka, sinema, lokanta);  seyircilerin otomobilleri iinde oturarak seyrettikleri ak hava sinemas. drive (mad.) ldrtmak. drive out kovmak, defetmek.
 srme, sr; araba gezintisi; araba yolu; hcum etme; (psik.) itki; hayvanlar toplayp gtme; kuvvet nakli, iletme tarz; hamle; enerji, kuvvet, gayret; (mak.) dndrme mekanizmas. drive shaft (mak.) iletme (hareket) mili, evirme mili. driveway  bilhassa garaj ile cadde arasndaki zel yol. belt drive (mak.) kayla dndrme kayla iletme. friction drive (mak.) srtnme ile iletme, srtnme mekanizmas. a drive for funds para toplamak iin alan kampanya.
 (ed veya led, ing veya  ling)  azndan salyas akmak; salya gibi akmak; budalaca sz sylemek; azndan aktmak; samalamak;  salya ak; sama sapan sz.
(bak.) drive.
 src, arabac, hayvan gden kimse, ofr, (ing) makinist; (mak.) iletme (hareket) kasna.
  srme, sr, araba gezintisi;  enerjik, canl, tuttuunu koparan; iddetli, sert; hareket ettiren, eviren, ileten. driving rain iddetli yamur. driving wheel (mak.) iletme dilisi.
  ince ince yamak, iselemek, serpitirmek (yamur);  ince ince yaan yamur; iseleme. drizzly  iseleyen.
  tuhaf, gln;  tuhaf kimse; maskara, soytar. drollness  tuhaflk, gln olu, acayiplik. drolly  gln ve tuhaf bir ekilde.
 mizah, aka, tuhaflk; gln bir ekilde davranma veya konuma.
 hecin, tek hrgl binek devesi, (zool.) Camelus dromedarius.
  bal yapmayan inesiz bir cins erkek ar; radyo ile kontrol edilen ve iinde kimse olmayan uak veya gemi; asalak, bakalarnn srtndan geinen kii; (mz.) telli ve nefesli alglarn pes tonu; monoton ses, vzlt; monoton bir ses tonuyla konuan kimse;  vzlt halinde konumak veya ses karmak; vzldamak, monoton bir ses tonuyla konumak. droningly  vzlt gibi ayn perdeden ses kararak.
 az sulanmak, aznn suyu akmak; ar memnuniyet belirtmek; samalamak, sama sapan konumak.
  sarkmak bklmek, tepesi veya yapraklar solup eilmek (bitki, iek); halsiz olmak, kuvvetten dmek, canlln kaybetmek; cesareti krlmak, mitsizlie dmek; sarktmak, drmek, asmak;  sarkma, bklme, eilme. drooping  sarkk; halsiz, dermansz. droopy  takatsiz; kederli, mitsiz.
 damla, katre; az miktarda herhangi bir ey, bir yudum iki; (ecza) damla; damlaya benzeyen herhangi bir ey damla eklinde kpe; akide ekeri; pastil; dme sukut; asma tiyatro perdesi, pano; d uzakl; sarp yama; (ask.) paratle atlama, paratle bir defada atlayan asker says. dropforge  ahmerdan ile kalpta basmak. drop hammer (mak.) ahmerdan. drop kick (futbol) top dp yere dokunduktan sonra yaplan vuru. dropleaf table alr kapanr kanatlar olan masa. droplight  alaltlp ykseltilebilen asl lamba. dropout  (A.B.D), Kanada devam mecburiyeti bittikten sonra okuldan ayrlan renci. dropoff  azalma, eksilme; dik ini. a drop in a bucket devede kulak. He' had a drop too much. ikiyi fazla karm. at the drop of a hat iaret verilince, hemen, istekle. get veya have the drop on atik davranarak birinden evvel silh ekmek; stnlk kazanmak, daha iyi artlar altnda bulunmak. droplet  damlack.
 (ped veya -t, ping) damlatmak; elinden brakp drmek; serpmek; yol vermek, salvermek, brakmak; yazda, rgde satr veya ilmik atlamak; indirmek, geride brakmak; damlamak; dmek, birdenbire inmek; dp lmek, l gibi dmek; (argo) kumarda para kaybetmek; (hayvan) dourmak. drop astern geri kalmak. drop a brick (argo) pot krmak. drop a hint bile bile azndan karmak, imada bulunmak, dokundurmak, isteyerek sylemek. drop a line iki satr yazvermek, pusula gndermek; piyeste syleyeceini unutmak. drop a remark kasten sylemek, farknda deilmi gibi sylemek. drop asleep uyuyakalmak. drop behind geri kalmak. drop down dmek, yklmak; aknt ile gitmek. drop in uramak. drop off dmek, azalmak (sayca), eksilmek; uykuya dalmak. drop on one' knees diz kmek. drop one' h' ''h" harfini sylememek. drop out ayrlmak (yelikten), kmak; okula devam etmemek. dropper  damlalk.
 damlama, dme; (o.). damlayan eyler (mum, ya), birikinti, sznt; (o.) gbre.
 sskalk, bedenin her hangi bir yerinde fazla sulu madde birikmesi. dropsical  su toplanmas ile ilgili, su toplanmasna elverili. dropsied  vcudunda fazla su toplanm olan.
 (o.) kies) drt tekerlekli bir Rus arabas, droki.
  maden crufu, maden posas;  sprnt, artk, deersiz eyler;  cruflu; deersiz.
 kuraklk, susuzluk; ktlk, eksiklik. droughty  kurak, susuz; kt.
 sr, kme; enli keski, enli ta kalemi.
(bak.) drive.
 davar tccar, celep.
 suda boulmak; suda bomak; su altnda brakmak, batrmak; bastrmak (keder, znt); out ile grlt ederek bir sesin iitilmesine engel olmak. drowned in sleep ar uykuya dalm. drowned in tears iki gz iki eme.
  uyuklamak, ayakta uyumak, pineklemek; uyku vermek; pinekleyerek vakit ldrmek;  uyuklama, yar uykulu yar uyank olma hali.
 uykulu, arlk basm ar, uyuuk; uyku veren; sersem. drowsily  uyuuklukla, uyur gezer bir halde. drowsiness  uykulu olma, uyuukluk.
 (bed, bing) sopayla dvmek, dayak atmak; stesinden gelmek. drubbing  dayak, ktek.
  kle gibi altrlan kimse;  ar ve tatsz bir i yapmak.
 ar ve skc i.
  (ged, ging) il, ecza; esrar, uyuturucu madde, narkotik il; alkanlk meydana getiren kimyasal madde;  illa uyuturmak, il vermek, zararl il vermek, yemek veya iki iine uyuturucu veya zehirli il katmak. drug addict uyuturucu maddelere dkn kimse, esrarke. drug habit uyuturucu madde kullanma alkanl. drug onthe market piyasada ihtiyatan fazla bulunan (mal.) drugstore  eczane; (A.B.D) il, yiyecek, iecek, kozmetik 'gibi maddelerin satld maaza.
 bir eit kaba Hint keesi.
 eczac.
 davul, trampet, dmbelek, darbuka; davul sesi veya ona benzer ses; (anat.) timpan boluu, davul boluu (orta kulan bir paras); (mim.) aln; (mak.) gmlek, silindir. drumbeat  davul sesi. drumhead  davul derisi. drumhead court-martial (ask.) sava veya barta acele ile toplanan harp divan. drum major mzka efi. drum stickk  davul oma veya tokma; pimi tavuk butunun alt kemii. bass drum (mz.) byk davul.
 (med, ming) davul almak; sert bir yzeye ritmik bir ekilde parmaklarla vurmak; davul sesi karmak; davulla tempo tutmak; davul sesi ile bir araya toplamak, armak; devaml tekrar ederek aklna sokmak; kanat veya ayaklaryla davul sesi karmak (ku veya bcek) drum out of yuhalayarak kovmak. drum up trade dolap sipari almak.
 (zool.) Sciaenidae familyasndan davul sesi karan bir eit balk.
 (jeol.) buzul birikintilerinden meydana gelmi dar uzun yn.
davulcu, trampeti; ABD gezgin satc.
(bak.) drink:   sarho ikili, mest;  sarho adam; sarholuk; iki lemi.drunk as a fiddler veya lord ok saho, fitil gibi, (slang) kfelik drunk with success basar sevinciyle kendinden gemi. blind drunk krktk sarho.dead drunk fitil gibi, ok sarho. half drunk yars iilmi; yar sarho. (The man is drunk fakat ,'a drunken man', deil.)
 ayya kimse.
sarho, sarholukla ilgili, sarholuk esnasnda olan. drunkenly  sarholukla. drunkenness  sarholuk. drunkom'eter  kandaki alkol miktarn nefesten len alet.
 erik ve eftali gibi tek ekirdekli ve etli meyve. drupelet  brtlen gibi bileik meyvalardaki ufak tanelerin her biri.
 Drzi.
 kuru, yamursuz, kurak, susuz; susam; kurumu, suyu ekilmi; st vermez, st kesilmi; sert, keskin; yavan, tatsz; sert, sek (iki); pirin ve makarna gibi kuru (yiyecek); skc; (A.B.D.), (k.dili.) iki yasa uygulanan dryasdust  skc. dry cell kuru pil.dry cleaning kuru temizleme.dry cough kuru ksrk.dry dock gemilerin bakm ve onarmlarnn yapld suyu boaltlabilen havuz. dryeyed  alamayan, gz ya dkmeyen. dry farming  kuru tarm usul. dry goods manifatura, mensucat. dry humor ince ve dndrc bir mizah tarz. dry ice donmu karbondioksit. dry kiln kereste kurutucu frn. dry land kurak blge. dry measure kuru eylere mahsus hacim l birimleri. dry nurse dad .dry point asitsiz kullanlan hakkk kalemi. dry rot kerestenin iindeki toz gibi rklk; meyvadaki rk veya bu r meydana getiren mantarms eyler; (mec.) ahlki knt. dry run deneme kousu. dryshod  ayaklar slanmadan. dry town (A.B.D.) (k.dili.) iki yasa uygulanan ehir. dry wall harsz ta duvar. dry wit ince nkte, farknda deilmi gibi sylenen nkteli sz. The cow is dry. inein st kesilmi. a dry speech yavan sz, tatsz konuma. dry years verimsiz yllar.dryly  kuru bir ekilde; inceden inceye alay ederek. dryness  kuru olu; duygu veya hayal gc eksiklii.
 (ied) kurutmak; stn kesmek; kurumak; suyu veya st kesilmek. dry up btn btn kurumak veya kurutmak: (A.B.D)(argo)susmak, enesini tutmak.
 (mit) orman perisi.
 kurutma makinas.
  ikili, ifte, ift iki kat;  (gram.) ikili adlandrma. dual con trol (hav.) ift kumanda. Dual Monarchy eski Avusturya Macaristan imparatorluu. dual ownership bir mlkn iki sahibi olmas. dualpurpose  ift grevi veya kullanl olan. dual'ity  ikilik du'ally  ift olarak.
 ikilik; (fels.) dalizm, evrenin zihin ve madde olarak iki prensipten meydana geldii gr. dualist  ikilik prensibi taraftar. dualis'(tic.)  ikilik prensibine ait .
 (bed, bing) valyelik unvan verilirken klla omuza hafife dokunmak, valyelik unvan vermek bir kimseye yeni bir unvan veya isim vermek, adlandrmak, armak; vurmak, dzeltmek (kereste, deri)
 (bed, bing) dublaj yapmak, filmi ekiminden sonra seslendirmek.
 pheli olma; pheli bir ey.
 pheli; belirsiz mphem; kararsz; gvenilmez; sonucu pheli .dubious battle sonucu pheli sava. dubious transaction pheli pazarlk.    dubiously  pheyle. dubiousness  phe, belirsizlik.
 phe, tereddt. dubitative  pheli, ,phe veya kararszlk belirten .
 irlanda'nn bakenti Dublin ehri .
 dk unvanna sahip kimseyle ilgili.
 eski Avrupa'ya bilhassa Venedik'e mahsus birka eit altn para, duka altn; (o.) (argo) para .
 (it) Lider, komutan, diktatr.
 des, dkn kars .
 dukalk .
 rdek dii rdek; Anatidea familyasndan rdek; (ing.), (k.dili.) sevgili yavru; sakat kimse veya ey, kolay ele geirilebilen hedef; (A.B.D.), (ask.) hem karada hem suda ileyebilen kamyon. duck and drake (veya) ducks and drakes suda ta kaydrma oyunu . duckboard  slak veya amurlu yolda yrmek iin denmi bir iki sra tahta. duck on the rock kaydrak oyunu. fine day for ducks yamurlu hava. Iame duck (A.B.D.) yeni devre iin seilmemi fakat ksa bir mddet iin daha alan senato veya kongre yesi. Iameduck  seimden sonra eski yelerin toplantsna ait. Iike water off a duck' back tesirsiz, etkisiz, sonu vermeyen, faydasz .make ducks and drakes of (veya) play ducks and drakes with hesapsz para harcamak, har vurup harman savurmak. pintail duck klkuyruk, (zool.) Anas acuta. shoveler duck kakn, (zool.) Spatula clypeata. take to it like a duck to water seve seve bir ie girimek, kolay almak. duckling  rdek yavrusu, rdek palaz duck soup kolay i.
  ban veya vcudunu suya sokup karmak, suya daldrmak; ban abucak eip kaldrmak; bir darbeden saknmak; dalmak, batmak, ban emek, eilmek; bir vurutan kamak iin sratle yana ekilmek; eilme, ban eme; birden dal, bat. ducking stool eski zamanlarda ceza olarak zerine sulularn balanp suya batrld sandalye.
 dok denilen bez, branda bezi.
 vcudu kunduza benzeyen, rdek gibi gagas olan ve ayaklar perdeli Avustralya'ya mahsus bir hayvan,(zool.)) Ornithorhynchus anatinus.
 su mercimei, (bot.) Lemna minr.
 (argo) mkemmel, fevkalade; sevgili, aziz.
 (anat.) zellikle guddelerden sv maddeleri nakleden kanal, bezlerin salgsn aktan kanal; tp, mecra, kanal; (bot.) damar. ductless  mecrasz, kanalsz. ductless gland (tb.) salgsn dorudan kana veren i salg bezi .
 haddeden ekilebilir, dvlnce uzayabilir; ekil verilebilir, yumuak, plastik. ductileness,   ductil'ity  haddeden ekilebilme zellii, kolayca ekil alabilme kabiliyeti .
 (ask.) patlamayan mermi veya bomba; (k.dili) baarya ulaamayan kimse, baarsz i .duds  (k.dili) elbise, giyim eyas; ahsi eya.
 zppe adam, giyimine ar dkn erkek; (k.dili) tatilini tarallarn yannda geiren ehirli.
fke, hiddet, sululuk veya pimanlk duygusu. in high dudgeon ok fkeli, tepesi atm.
  denmesi gerekli olan, vadesi dolmu vakti gelmi, yerine getirilmesi gereken; uygun, mnasip, lyk; yeterli; -(den.) dolay, sebebiyle; gelmesi icap eden;  tam, doru. due care gerekli olan itina. due course of time zaman gelince, vakti saati gelince. due east tam douya doru . He is due in at noon leyin varacak. leyin gelmesi lzm. due process (huk.) bir davann yrrlkte olan kanun ve kurallar gereince ele alnmas.
 bir kimsenin hakk; alacak, matlup. give a person his due bir kimseye hakkn vermek; iyi tarafn grmek .
  (led, ling) duello;  dello etmek duel(l)er, duel(l)ist  dello edenlerden biri.
 ispanya ve Portekiz'de gen bir kza refakat eden yal kadn; mrebbiye, dad .
 aidat, yelik aidat .
 (mz.) : duet ,duetto.
 bir eit muhallebi.
 kaln havl ve kaba bir cins ynl kuma; spor veya kamp ara ve gereleri, spor yaplrken giyilen kyafet . duffel bag iinde spor malzemesi veya elbisesi tanan torba .
 (ing.), (k.dili.) ahmak ve beceriksiz kimse, skc ve kararsz ihtiyar adam; seyyar satc, hileli kuma vb satcs; (argo) her trl hile taklit.
 meme, hayvan memesi .
(bak.) dig .
 Kzl deniz ve Hint Okyanusu sularnda yaayan ve bitkiyle beslenen bir eit memeli hayvan, dugung ,dugon .
 ii oyulmu ktkten yaplan kayk; yeralt sna; (beysbol.) zerinde oyuncularn oturduu ustu kapal sra veya yer.
 dk dukedom  dukalk.
 (argo) yumruklar.
 kulaa ho gelen, ahenkli; tatl, ho, latif.
 zevk vermek, hoa gitmek; yattrmak, dindirmek; tatllatrmak.
 santur, kanuna benzer bir eit alg .
  ar, kafas ilemez, kaln kafal, gabi; alk, anlaysz; duygusuz, hissiz, vurdumduymaz; kesat, durgun; skc, kasvetli; kor, kesmez; donuk, snk, canl ve parlak olmayan (renk);  krletmek, krlenmek; donuklatrmak; donuklamak; sersemletmek . dullard  ahmak kimse. dullish  donuk; ahmak. dullness  sknt, kasvet; krlk, kesmezlik. dully  ahmaka; snk bir ekilde.
 yenebilen bir eit krmzms kahverengi deniz yosunu, (bot.) Rhodymenia palmata.
 uygun olarak, usulen, hakkyla, lykyle; tam zamannda; yeteri kadar.
 arlk devrinde Rus parlamentosu; Rus milli meclisi.
 dilsiz; dili tutulmu sessiz konumayan; konumadan yaplan, pandomim eklinde, mimikle ifade edilen; (A.B.D.), (k.dili.) sersem kafasz, budala. dumbbell  jimnastik gllesi, halter; (A.B.D.) (argo) aptal kimse.dumb piano egzersiz iin kullanlan ve ses vermeyen tu dizisi .dumb show pantomim. dumbwaiter  yemek asansr; (ing.) portatif servis masas. strike dumb hayretten dondurmak. be struck dumb dili tutulmak, donakalmak .durrbly  konumadan; ahmaka .dumbness  dilsizlik; dili tutulma.
 dumdum kurunu, vcutta tehlikeli yaralar aan tfek mermisi.
 hayretler iinde brakmak, artmak.
 kukla, manken; taklit, suret; dilsiz, az konuan kimse; (argo) budala kimse; (matb.) mizanpaj; (iskambil) l el; szde kendisi hakikatte bakas hesabna hareket eden kimse;  dilsiz, dili tutulmu, sessiz; sahte, yapma, taklit. dummy barge ykleme ve boaltmada kullanlan drt ke duba, at.
  boaltmak, atmak; (tic.) damping yapmak, fiyatlar drmek, toptan ucuz fiyata vermek; dmek;  p yn, plk, mezbele;(A.B.D.), (argo) khne ve kt hretli ev veya otel; komputer makinadaki btn bilginin makinadan boalp kda baslmas. ammunition dump (ask.) cephede geici cephane. dumpcarti kum v.b.'ni tayp boaltmaya mahsus araba. dump truck damperli kamyon. dumping (tic.) damping, tenzilt, fiyat indirme, ucuzluk.
 ngiltere'de baz ocuk oyunlarnda kullanlan kaln maden paras; Avustralya'ya mahsus ufak para; gemi inasnda kullanlan bir eit cvata; bir eit ekerleme.
 bir eit meyval hamur tatls; kaynar orba iinde pien kk hamur paras; (k.dili) ksa boylu ve tombul kimse.
 hzn, neesizlik, keder; kuruntu, evham. down in the dumps melankolik bir halde. dumpish, dumpy  melankolik, hznl, kuruntulu.
 bodur, tknaz; ask suratl .
  (ned, ning) sktran alacakl; alacaklnn parasn istemesi, alacak talebi;  alacan istemek, borluyu sktrmak.
esmer, kul rengine alan kahve rengi, boz san ty renkli;  boz renk; boz at. dun diver rdek.
 ahmak veya kaln kafal kimse. dunce cap eski devirlerde okulda tembel rencilerin ceza olarak balarna giydikleri kt klh.
 ahmak veya kaln kafal kimse.
 rzgrn yd kum tepecii .
  pislik, hayvan tersi, gbre;  gbrelemek. dung beetle (zool.) Scara baeidae familyasndan bokbcei, pabu tartan bcei .dung fork gbre atal .dung heap, dunghill  gbre yn, fklk.
 Hindistan'a mahsus bir eit kaba pamuklu kuma; (o.) bu kumatan yaplm ii tulumu.
 zindan.
 bir svya batrmak; kurabiyeyi kahve veya aya batrarak yemek.
 srt krmz bir eit kum ulluu, (zool.) Erolia alpina.
 (den.) ambardaki eya slanmasn diye altna ve yanna konulan saman ve tahtalar; tayfalarn zel eyas .
 (nek), (mz.) duet, duetto; ift, e; (nek) iki.
  on iki veya on ikinciye ait, on ikier on ikier;  on ikide bir ksm; (o.), (mat.) on iki zerine kurulan rakam sayma usul.
 bir kitap boyu, yaklak olarak 13 x 20 cm.
 (anat.) duodenum, onikiparmak barsa.
 iki kii ile oynanan piyes; diyalog.
  kolaylkla aldatlabilen kimse;  aldatmak, (slang) iletmek, grgr gemek. dupery  aldatma, iletme; ileme, aldanma .
 ift.
 ift; (mak.) ayn zamanda veya ayn ekilde iler iki ksm olan; bitiik olarak ina edilmi ift ev; iki katl apartman dairesi. duplex pump ift silindirli tulumba. duplex telegraphy ayn zamanda ve ayn hat zerinde aksi ynlerde telgraf gnderme usul.
  e; kopya, ayn,(bir eyin) ayn;  ikinci nsha, suret.
 eini yapmak, kopyasn yapmak; suretini karmak, teksir etmek; ikinci kere yapmak, tekrarlamak, ift yapmak. duplicate bridge turnuva brici. in duplicate iki nsha halinde. duplicator  teksir makinas. duplica'tion  teksir etme, teksir, suret.
 ikiyzllk, dzenbazlk, hile.
 dayankllk, mukavemet; srekli olu, devam.
 dayankl, mukavim, salam, eskimez; devaml, srekli. durably  dayankllkla, mukavemetle; srekli olarak.
(anat.) dura mater, beynin ve omuriliin en d zar.
 (bot.) aalarn merkeze yakn bulunan sert odun ksm.
 tutukluluk, mahpusluk.
 devam, sreklilik; sre, mddet. for the duration g bir durumun (zellikle 2. Dnya Savann) sonuna kadar.
 (gram) srekli bir etkinlik belirten yklemleri ifade eden (geni zaman) .
 zorlama, cebir, icbar, bask, tazyik; (huk.) kiiyi istek ve dncelerine aykr bir ey yapmaya veya sylemeye zorlama; (huk.) kanunen onaylama olmakszn tutukluluk, mahpusluk. under duress bask altnda. a plea of duress (huk.) bask altnda yapld iddias ile kontratn feshi talebi.
(edat) esnasnda, zarfnda, mddetince, de .
 esnek kerestesi olan bir cins Avrupa meesi, (bot.) Quercus petraea.
 Arap'larn giydii kukuleteli cppe.
 Afrika'ya mahsus bir eit dar.
(eski), (bak.) dare.
 unundan makarna yaplan bir cins buday (bot.) Triticum durum.
  alacakaranlk, akam karanl;  yar karanlk, lo. dusky  olduka karanlk; koyu esmer.
 toz; toz halinde herhangi bir madde; iek tozu; toz bulutu; toprak; p, deersiz ey, hi; kltc durum; karklk. dust bowl kuraklk yznden toz frtnalarna maruz kalan blge.dust cover eyalar tozdan korumak iin yaplan klf. dust devil bazen kurak blgelerde grlen kk toz frtnas. dust jacket kitabn cildini koruyan ikinci bir kap kitap kab. dust storm kum frtnas, toz frtnas. bite the dust lmek, zellikle savata lmek; yenilgiye uramak, baaramamak. Iick the dust lmek; kk dmek. shake the dust from one' feet terk edip gitmek, kararl olarak ayrlmak. throw dust in one' eyes aldatmak, yanltmak.
 toz serpmek; toz almak, fralamak, tozunu silkmek; toz haline getirmek; tozlanmak.
 toz fras.
 toz bezi.
 toz yuvas, toz kapan.
 toz alan kimse veya ey; toz bezi; elbiseyi tozdan korumak iin giyilen nlk; kadnlarn yazn giydii hafif ve bol ev elbisesi; toz serpmeye mahsus ara.
 toz filtresi.
 toz veya sprnt yn.
 (ing.) p.
 fara.
 toz geirmez.
 tozlu; toz renkli; toz gibi. dustiness  tozluluk, toz.
  Felemenk veya Hollanda'ya ait; Felemenk'ten gelmi veya Felemenk'te yaplm: Felemenk dili, Hollanda dili, Felemenke; Fe!emenk halk; Pennsylvania'da konuulan bir eit Almanca; bu dili konuan halk. Dutch brick sert tula. Dutch cheese Hollanda peyniri. Dutch courage ikinin verdii lgnca cesaret. Dutch door ortadan enine ikiye bolunmu ayr ayr kullanlabilen kap. Dutch oven kaln ve kapal tava, atein nnde et piirmeye mahsus n ak madeni tertibat. Dutch treat (A.B.D.), (k.dili.) birka dost arasnda tertiplenen ve herkesin kendi masrafn dedii elence. get in Dutch (A.B.D.), (k.dili.) ba derde girmek .go Dutch (A.B.D.), (k.dili.) herkes kendi masrafn deyerek elenmek. talk like a Dutch uncle (k.dili.) baba gibi sert bir ekilde azarlamak. That beats the Dutch (A.B.D.), (k.dili.) Allah Allah alacak ey.
(o.) men)  Felemenkli, Hollandal; (den.) Hollanda gemisi . Dutchman' breeches Kuzey Amerika'ya mahsus bir eit gelincik iei. Dutch (man.) spipe  zeravende benzer bir eit asma, lousaotu.
 gmre tabi.
 grevini bilen vazifeinas: itaatkar; hrmetkar, saygl. dutifully  vazifesini bilerek; hrmetkarane. dutifulness vazifeinaslk; hrmetkarlk.
 to (veya) towards (ile) vazife, grev, dev, sorumluluk, bor; hrmet, sayg; itaat, boyun eme; resim, vergi, gmrk resmi, i, hizmet; (mak.) i, kudret. duty call mecburi ziyaret. duty of water belirli bir alan sulamak iin gerekli olan su miktar. death duty veraset vergisi .do duty for grevini yapmak, yerini almak. off duty izinli, serbest . on duty nbeti, vazife banda. stamp duties pul resmi .
gmrk resminden muaf, gmrksz.
  cce, bodur hayvan veya fidan;  bymesini nlemek, cceletirmek; karlatrma yaparak glgede brakmak, kk gstermek;  ksa boylu, cce olan, bodur. dwarf elder yaban mrveri,(bot.) Sambucus ebulus.
 bodurca, olduka ksa . dwarf stinger kk srgan otu, (bot.) Urtica urens.
 (dwelt veya dwelled, dwell ing.) oturmak, ikamet etmek, sakin olmak; hayat srmek, yaamakta devam etmek; on (ile) bir konu zerinde durmak, kalmak, devam etmek. dwell in de ikamet etmek oturmak.
 ikamet eden veya oturan, kimse, sakin.
 ev, ikametgah, mesken. dwelling house, dwelling place ev, ikametgah, mesken, konut.
 yava yava azalmak veya ufalmak, klmek; nemini kaybetmek, zeval bulmak.
 iki, ift; (kim.) iki atomdan meydana gelen molekl.
  (dyed, dyeing) boya, kuma boyas, renk, boyayc madde;  boyamak, boyanmak. dyestuff  boya ilac. dyed in the wool  ham madde halinde boyanm; hakik, z tamamyle. doubledyed  iyi boyanm; huylar kklemi, yerlemi inanlar olan.red dye Fes boyas. dyeing  boyaclk (kuma vb'ni) boyama.dyer  boyac . dyer' madder boya otu, (bot.) Rubia   tinctorum. dyer' rocket dyer' weed Yemen safran, cehri, (bot.) Reseda luteola.
lm,lme;len,lmekte olan dying bed lm dei .dying confession (veya) declaration lm deinde yaplan itiraf, aklama. dying will lmek zereyken ifade edilen arzu, son dilek.
 tabii kuvvete ait, dinamik; mekanik gc olan; deime ve hareket halinde olan; kuvvetli, enerjik, faal.
 dinamik bilimi; (o.) hareket ettirici kuvvetler ve kanunlar; (mz.) sesin alak veya yksek olmasn belirten iaretler.
(fels.) tabiat olaylarn kuvvet ve enerji terimleriyle aklayan doktrin.
  dinamit, nitrogliserinden yaplm patlayc bir madde;  dinamitle havaya uurmak; (kuyu amak iin) dinamitlemek .dynamiter  dinamiti, dinamitle uuran kii.
 dinamo.
 dinamometre.
 (elek.) direkt akmn voltajn deitiren alet.
 hkmdar, prens.
 hkmdar sllesi, hanedan. dynastic  hanedana ait .
 (radyo) dinatron, bir eit l valf.
(fiz.) din .
(nek) fena, zor, sert .
 (tb.) dizanteri, kanl basur, kanl ve sancl ishal dysenter'ic dizanteriye ait.
 (tb.) bir uzvun grevini yapmamas.
 beenmeyen, eletiren, tenkit eden.
(tb.) hazmszlk. dispepsi dyspeptic  hazmszl olan kimse;  hazmszla ait.
 (tb.) nefes darl, dispne.
 (tb.) beslenme yetersizlii; adalenin gelimemesi.
ingiliz alfabesinin beinci harfi.
 even, evening.
 ever
 istekli, hevesli, arzulu, evkli, canl, sabrsz. eagerly  iddetli arzuyla, byk evkle, sabrszlkla. eagerness  evk istek, arzu, canllk. eager beaver (A.B.D), (argo) vazifesine fazlasyla bal olan kimse.
 kartal, karaku, (zool.)) Aquila;kartal eklinde veya kartal resmi tayan herhangi bir ey (mhr, damga, madeni para) eagle owl puhu kuu gibi bir eit bayku. eagle ray fulya bal. eaglewood tree kartal aac,(bot.) aquilaria agallocha. booted eagle cce kartal,(zool.)) hieraetus. golden eagle kaya kartal ,altn kartal, (zool.)) aqula chrysaetos.
 uza grebilen, eagleyed nfuz edici baklar olan. keskin gzl.
 eski bir sylentiye gre kartallarn yuvalarnda fol olarak kullandklar ceviz iriliinde bir ta, kartal ta .
 kartal yavrusu.
 kartal gibi hzl ve yksekten uan.
 nehrin aznda ani met tamas.
 ta yn halinde abide, mezar veya iaret noktas, kurgan.
 kulak, iitme duyusu; mziin inceliklerini sezebilme yetenei; testi kulpu gibi kulak eklinde olan herhangi bir ey; dikkat, kulak verme .ear flap souktan koruyucu kulaklk. ear lobe kulak memesi .ear trum pet ar iiten kimselerin kullandklar kulak borusu. a word in your ear gizli sz, sr .be all ears kulak kesilmek, dikkatle dinlemek. by ear (mz.) notasz, kulaktan. give ear to kulak vermek, dinlemek. have an ear for music mzik kula olmak. keep an ear to the ground yeni haberlerle ilgilenmek. Iend an ear kulak vermek, dinlemek. play by ear notasz almak; olaylara gre hareket etmek. prick up one' ears kulak kabartmak . put a flea in one' ear imada bulunmak, kulan bkmek, ikaz etmek. turn a deaf ear kulak asmamak, aldrmamak. up to the ears in work fazla megul. Did your ears burn? Kulaklarnz nlad m? Sizden bahsediyorduk.
  Baak;  baaklanmak, Baak balamak, baak tutmak. in the ear kabuklu.
 kulak ars.
 sallantl kpe.
 kulak damlas.
 kulak zar.
( .(A.B.D.), (k.dili.) zerinde ok durulan bir sz; dedikodu havadis; azarlama.
 kont earl'dom  kontluk, bir kontun unvan ve sahip olduu topraklar.
 kulaklk; kulak memesi, kulak kepesi.
  erken; eski; ilk, ilkel;  vakitsiz, vaktinden evvel. early bird erken kalkan, sabah. The early bird gets the worm Erken davranan istediini elde eder. early riser erken kalkan kimse .at an early age ocukken.at your early convenience sizin iin uygun olan ilk frsatta.
  hayvanlarn kulaklarna taklan marka; damga;  kulaa iaret koymak; belirli bir maksatla ayrmak, bir yana koymak, tahsis etmek.
 kulaklk (soua kar)
 kazanmak, edinmek, hak etmek.
 ciddi; gerek, hakiki; istekli; iten, samimi. in earnest ciddi olarak, samimiyetle, gerekten.
 (huk.) pey, kaparo, avans, teminat. earnest money teminat akesi, pey akesi.
 kazan, kr; maa, gelir.
(bak.) headphone.
 kulak temizleyecek alet.
 kpe.
 iitilecek mesafe, kulak menzili, kulak erimi.
 kulak trmalayc, sar edici (ses)
 dnya yeryz, arz; toprak, kara, zemin; bu dnya; dnya halk; (kim.) nadir toprak alkali metallerinden her biri; elektrik akmnn devresini tamamlayan toprak. earth flax asbest. earth movement (jeol.) Dnya kabuunun hareketi. earth science dnyann oluumunu ve zelliklerini inceleyen eitli ilimler. come down to earth hayal kurmaktan vazgemek, gereki olmak. run to earth yakalayncaya kadar kovalamak; buluncaya kadar aramak. scum of the earth ayaktakm .Why on earth? Ne halt etmeye...? Acaba neden...?
 inine karmak (tilki); inine kamak; (elek.) topraa balamak.
 insanolu; fani, dnyevi.
 maddi; topraa skca bal.
 topraktan yaplm, toprak.
 anak mlek, toprak ii.
 yeryznden yansyp ayn glgede kalan ksmlarn aydnlatan k.
 yeryznde yaayan kimse, fani kimse; kendini dnya ilerine vermi kimse.
 dnyaya ait, dnyev; imkn dahilinde, (k.dili) akla yatkn. of no earthly use hi bir faydas olmayan, be para etmez. earthlyminded  maddi fikirlere sahip, dnyevi fikirli .earthliness  dnyev olu, maddilik; imkan dahilinde olu.
 (ing.) Amerikan fst, (bot.) Arachis; domuz elmas; yermantar,domalan.
 deprem, yer sarsnts, zelzele.
 inanlar kknden sarsan, fikirleri altst eden.
 (ask.) toprak tabyas, topraktan yaplan set, siper.
 solucan, yer solucan, (zool.) Lumbricus terrestris.
 topraktan ibaret, topraa benzer, toprakl; kaba, incelikten yoksun.
 kulak kiri, kulak salgs.
 kulaa kaan, (zool.)) Forfi cula auricularia.
 rahat huzur; serbestlik, kolaylk, tabiilik.at ease rahat, teklifsiz. At ease ! (ask.) Rahat ! feel at ease ii rahat etmek with ease rahata, kolaylkla.
 rahat ettirmek, skntdan kurtarmak; ary yattrmak; basn veya gerilimi azaltmak; kolaylatrmak; dikkatle yerletirmek; (den.) ar ar laka etmek. ease the ship (den.) gemiyi dalgaya kar gtrmek. Ease the helm ! (den.) Ar ar gel ! ease off yava yava gevetmek (ip) ease one' mind ii rahat etmek.
 rahat, asude, sakin.
 ressam sehpas, vale.
 rahatlk veren herhangi bir ey; skntdan kurtarma; (huk.) irtifak hakk.
 kolaylkla, kolayca, rahat rahat, bol bol; phesiz.
 kolaylk, yumuak veya tabii davran.
   dou, ark; dou halk veya uygarl;  dou ile ilgili;  douya doru . East Germany Dou Almanya .East Indies Hindistan, Hindi ini ve Dou Hint Adalar. east wind, easter doudan esen rzgar, gndousu.(Far.) East. Uzak Dou . Near East Yakn Dou eastward   dou ynnde (olan) eastwardly   douya;  doudan esen (rzgar)
 Paskalya yortusu.Easter Day Paskalya gn. Easter egg Paskalya yumurtas. Easter lily zambak.Eastertide  Easter time Paskalya zaman.
  douda, douya doru;  gndousuna bakan, doudan esen .easterly wind gndousu.
 dousal, douda olan, doudan gelen douya ait .Eastern Church Rum Ortodoks Kilisesi. Eastern Hemi sphere Dou Yarmkresi. easterner  arkl kimse, bir memleketin dousunda oturan kimse.
 den douya doru hareket.
 kolay, rahat; asude, sakin; yumuak, uysal; hafif, yava, ar .easy chair koltuk. easy mark (k.dili) kolayca aldatlabilen kimse.easy money kolay kazanlp kolay sarf olunan para.easy of access kolay grlebilir, yanna yaklalabilir. in easy circumstances, on easy street hali vakti yerinde, varlkl, mreffeh .
 (k.dili.) kolayca, rahata. Take it easy Yava yava Kendini yorma. Kolayna (bak.) .ii hafiften al Kzma.
 yumuak uysal tabiatl, yumuak bal.
 (ate, eaten) yemek; gda almak; yemek yemek. eat away yava yava yiyip bitirmek; yiyip durmak. eat one's heart out kendi kendini yemek, ok zlmek .eat one's words szn geri almak. eat out of house and home ar derecede yiyerek aile btesini altst etmek. eat up yiyip bitirmek. eatable yenebilir What's eating you? (k.dili.) Nen var?
(o.),(A.B.D.) (argo) yemek.
 (Fr.) (o.) eaux) (o) su. eau de Cologne kolonya. eau forte ofort, madeni levhalar hakketmek iin kullanlan nitrik asit; byle hakkedilmi levhalarla baslan resim.
 saak, knt .eaves trough yamur suyunu aktan oluk.
  kulak misafiri olmak, kendisini ilgilendirmeyen konumalar belli etmeden dinlemek;  saaktan damlayan su. eavesdropper  kulak misafiri. eavesdropping  kulak misafiri olma.
  cezir, deniz sularnn ekilmesi; bozulma, d, dknlk;  ekilmek (deniz); bozulmak, dmek, zayflamak. ebb tide cezir, inik deniz. at a low ebb ok fena vaziyette, mkl durumda. ebb and flow gelgit, meddcezir.
 (iir) siyah.
 ebonit, bir eit siyah sert kauuk, volkanit.
 abanoz, abanoz aac, (bot.) Diospyros ebenum; abanozdan yaplm; siyah.
 ii kaynayan, takn, cokun, evkli; kaynayan, taan (sv) .ebullience, cy  kaynayp tama; cokunluk, evk.
 kaynama; taknlk, cokunluk.
 iki kii ile oynanan bir iskambil oyunu.
 kuyruksuz.
  eksantrik, allagelmiin dnda; acayip, garip, tuhaf; (geom.) merkezleri ayn olmayan, merkezde olmayan, ekseni merkezden gemeyen, dmerkezli;  garip bir kiilie sahip olan kii; allmam ve garip grnl ey; (mak.) eksantrik, devri hareketi yatay harekete eviren tertibat, salgl kasnak. eccentrically  garip bir ekilde; dmerkezli olarak .eccentric'ity  tuhaflk, yabanslk: dmerkezlilik .
(o.) si ae)  kilise; cemaat; eski Yunan ehir devletlerinde yasama meclisi. ecclesiarch  kilise bakan, byk papaz. ecclesias'(tic.)   kiliseye veya kilise rgtne ait, dini;  papaz, vaiz, rahip . ecclesias'ticism  kilise prensip veya usulleri, bu usullere ballk ve merak.
 kilise mimarisi ve kilise ssleme sanat almas.
(,(o.) ses)  (zool.)) ylan ve bceklerde d derinin atlmas, deimesi, d kabuun dklmesi. ecdysiast  striptiz yapan kadn.
 (ask.) kademe, dizili.
 denizkestanesi ve deniz yldz gibi derisi dikenli bir hayvan .
 deniz kirpisi, denizkestanesi; (mim.) yastk, Dorik stunlarda yuvarlak kenarl stun bal.
 (o.) oes) yank; (mz.) bir parann hafif ve yanky andran bir ekilde tekrar; taklit eden kimse, takliti; iirde baz hece ve seslerin tekrar, nakarat.
 yansmak, aksetmek; yanstmak, aksettirmek; tekrar etmek; taklit etmek .
 (psik.) anlamsz szlerin st ste tekrarlanmas.
 sesin yanklanmasndan faydalanarak bir cismin bulunduu yn ve uzakl saptama.
 ekler, bir eit kk oval pasta.
 (tb.) Lousa hummas, havale.
 stn baar; alk; eref, byk hret.
  eitli sistem ve kaynaklardan derlenmi; seme eylerden ibaret; seen, derleyen;  felsefe ve sanatta belirli bir inanc olmayp eitli fikirler ve sluplar iinden kendine uygun gelenleri seen kimse, deiik sistem ve fikirleri birletiren kimse.eclectically seip toplayarak, derleyerek. eclecticism  seip toplamak eilimi.
 n karartmak, tutmak, rtmek; (bir kimsenin) yldzn sndrmek, bir kimseden stn kmak, glgede brakmak; tutulmak, snmek.
 tutulma, gne tutulmas, ay tutulmas; snme, karanla gmlme, gzden kaybolma, yok olma. annular eclipse gnein halka eklinde tutulmas. lunar eclipse ay tutulmas. partial eclipse Gne veya ayn ksmen tutulmas.solar eclipse gne tutulmas. total eclipse gne veya ayn tamamen tutulmas .
  (astr.) ekliptik, dnyann etrafn dolaan ve tropiklere deen byk halka;  gne ve ayn tutulmasna ait.
 karlkl konuma eklinde pastoral iir.
 organizmalarn evreleriyle olan ilikilerini inceleyen biyoloji dal, evre bilim.
 iktisadi, ekonomik; idareli, az masrafl, masrafn karan; mali ilere ait. economic man iktisadi insan, yalnz kendi karn dnen ve dzenli hareket eden kimse.economical  idareli, az masrafl, tutumlu; iktisadi, ekonomik. economically  az masrafl, idareli; iktisadi ynden. economics  iktisat, ekonomi ilmi . home economics ev idaresi bilimi .econ'omist  iktisat.
 ekonomi yapmak, iktisat yaparak idare etmek, ihtiyatl kullanmak, idareli kullanmak, idareli sarf etmek, masraf ksmak. economizer  iyi idare eden kimse, tutumlu kimse.
 iktisat, tasarruf, idare; tutum, israftan ekinme; idare usulleri, tekilt.minister of economy maliye bakan. political economy politik ekonomi, iktisat ilmi.
 bir yerde bulunan btn canllar topluluu ile evreleri ve hayat artlar.
 ham ipek veya keten rengi; bu renkte kuma.
 vecit halinde olma, kendinden geme, ar sevin; vecit; (tb.) ekstaz.
 vecit haline ait. ecstatically  vecit halinde olarak.
 (zool.) ektoderm, d deri.
 (fizyol.) en ok sinirleri ve beyin ksm gelimi olan .
 (biyol.) ektoplazma, dplazma; bir medyumdan kt farz olunan sihirli ruh.
 Ekvador Cumhuriyeti.
 evrensel; kiliselerin birlemesine ait; btn Hristiyanlarca kabul edilen.
 Hristiyan kiliselerinin evrensel birlii iin uraan kimselerin dnce ve prensipleri.
 (tb.) egzama, bir eit deri hastal, mayasl.
 obur, agzl .edaciously  oburcasna edacity  oburluk, ok yeme.
 d krmz mumla kapl ii sar bir Hollanda peyniri.
  girdap, anafor; rzgr veya tozun girdap gibi dnmesi;  girdap gibi dndrmek veya dnerek gitmek.
 edelvays, Alp dalarna mahsus kk beyaz bir iek, (bot.) Leontopodium alpinum.
 (tb.) dem, vcudun bir  yerinde su toplanmas.
 Aden, cennet.
  disiz; (zool.) baz disiz memeli hayvanlara ait;  bu hayvanlardan biri .
 Urfa'nn eski ismi.
 kenar, az; (geom.) ayrt; keskinlik; snr, hudut; (A.B.D.), (k.dili.) avantaj, stnlk . edge tool kesecek alet, keskin azl alet . give an edge to bilemek; amak (itah); (A.B.D.), (k.dili.) avantaj tanmak.on edge sabrsz; endieli, aksi, sinirli; fazla hassas. take the edge off krletmek; kapamak (itah); zevkini azaltmak .set his teeth on edge dilerini kamatrmak, sinirlendirmek; irendirmek.
 yanamak, yava yava sokulmak, yaklamak; yan yan ve yava yava srmek; bilemek, keskinletmek; kenar geirmek. edge in sokulmak.edge out kl pay ile yenmek; kenara itmek.
 kenar ste gelecek ekilde, yan yan, yandan . not be able to get a word in edgeways karsndakinin fazla konumasndan dolay azn aamamak.
 kenar, kenar iin kullanlan erit, dantel, suta.
 sinirli, alngan, huzursuz; keskin kenarl; (gz.san.) ana hatlar fazla bariz .edginess sinirlilik.
 yenebilir;  yenen ey, yiyecek. edibil'ity  yenebilme nitelii.
 emir, ferman, bildiri, tebli.
 zihni ve ahlki ynden gelitirme, yetitirme, takviye etme; bilgi verme; slah ve terbiye.
 bina, byk bina, yap.
 retmek; slah ve terbiye etmek; moral bakmndan takviye etmek. edifying  iyi bir rnek olan .
 bakasnn yazd bir yazy baslmak zere hazrlamak, telif etmek; dzeltmek, dzenlemek; bir gazetede mesl mdr olmak.
 bask, tab, bir kitabn bir defada baslmas veya baslma sekli; bir kitabn bir defada baslan nshalarnn says,tiraj .de luxe edition lks bask. first edition ilk bask .
 bir kitab matbaaya gitmek zere tertip edip hazrlayan kimse, mellif, editr; gazete mdr, bayazar. editorship  kitap hazrlama veya yazma, melliflik, editrlk.
 gazete vb'nin mdrne ait veya byle bir kimsenin uslubuna gre;  bamakale. editorialize  haber naklederken yorum yapmak.
 eitmek ve retmek, terbiye etmek, yetitirmek, talim etmek, okutmak, renim yaptrmak. educated  renim grm, tahsilli, aydn. educator  eitmen, retmen.
 eitim, eitim ve retim, tedris, tahsil, maarif, yetitirme, eitme; ilim, irfan; pedagoji, eitim bilimi. educational  tahsille ilgili, eitimsel, terbiyevi .educationally  terbiye bakmndan, eitim ynn(den.)
 sonu veya anlam karmak, sonuca varmak.
 karlan ey. educ'tion  karma, istihra etme; karlan ey.
(sonek) as(sig.)nee veya payee kelimelerinde olduu gibi bir fiile hedef olan kimseyi gsteren ek; bazen or ile karp"yapan" anlamna gelir: escapee .
(ks.) European Economic Community.
 ylan bal, (zool.) Anguilla; ylana benzer uzun balk.eelgrass  (bot.) zostera otu. eelskin  ylan bal derisi veya buna benzer ey. eelworm  (zool.) sirke kurdu . cusk eel kay bal, (zool.) Ophidium barbatum sand eel kum bal, (zool.) Ammodytes.
(sonek) ci anlamnda (sonek)
 tekin olmayan, korku veren, rktc, meum. eerily  rkterek, korku vererek, uursuzlukla .eeriness  tekin olmay, uursuzluk, meumluk.
 silmek, bozmak; yok etmek, gidermek, izale etmek. efface oneself kendini ekmek, kendini gstermemek. effacement  silme; yok etme; kendini ekme.
 etki, sonu, eser; anlam, husus, meal; tatbik mevkii, fiil, i, ilem. put into effect, give effect to tatbik mevkiine koymak, uygulamak.cause and effect sebep ve sonu. for effect gsteri iin. in effect geri, aslnda, gerekten, filhakika. of no effect etkisiz, tesirsiz, neticesiz, faydasz take effect yrrle girmek; etkisini gstermek, islemek. to that effect bu hususta, bu mealde effects (o.) eya, (mal.)
 baarmak, sonuca vardrmak.
  ie yarar; itibar olunur, saylr; yrrlkte; etkili, tesirli; hakiki, fiili;  faal hizmete hazr asker veya ordu; (tic.) efektif, nakit, para .effective range tesirli top menzili. effectively  tesirli olarak, fiilen. effectiveness  etki, tesir; geerlilik, itibar.
 istenen sonucu veren, tesirli, etkileyici; yeterli, kifayet edici; geerli, muteber .effectually  etkili bir ekilde; yeterli olarak .
 icra etmek, tatbik mevkiine koymak; stesinden gelmek, baarmak.
 kadnms, erkeke davranlar olmayan. effeminscy  kadnca davran, erkeke olmayan tavr. effemi nately  kadn gibi, kadnca.
 (anat.) dar gtren; dar gtrlen.
 kprmek, kabarmak; comak, galeyana gelmek, neelenmek.
 kabarma, kprme; coma, neelenme. effervescent  kpren; cokun, neeli.
 mertliini kaybetmi; bitkin; erkekliini yitirmi; ksr, verimsiz.
 istenen sonucu veren, etkili, tesirli, yararl.
 istenen sonucu verebilme yetenei, yarar, fayda, etki.
 yaplan ie veya kullanlan enerjiye gre verim oran, randman oran; yeterlik, kifayet, ehliyet; etki, tesir; kabiliyet derecesi.
 randman oran yksek olan; yeterli, ehliyetli, ibilir, becerikli; etkili, tesirli. efficient cause tesir edici sebep. efficiently  yeterli olarak; becerikli olarak.
 heykel, bst, resim, tasvir, suret, ekil; hoa gitmeyen bir kimsenin kt tasviri. burn veya hang in effigy (halkn nefret ifadesi olarak) bir kimsenin bstn veya resmini yakmak veya asmak.
 iek amak; (kim) hava ile temas edince ince toz haline gelmek; tozla rtlmek. efflorescence  iek ama, olgunlama; tozlanma; (tb.) derinin kzarmas. efflorescent  ieklenen, iek aan; hava ile temas edince tozlanan.
 dar akma, aknt, seyeln; bu suretle akan madde. effluent   dar akan, cari;  dar akan madde; glden ayrlp akan ay veya dere.
 dar ak, aknt.
 gayret, aba, abalama, kendini skma; (mak.) kuvvet, kudret. effortless  gayretsiz, aba gstermeyen; kolay.
 kstahlk, yzszlk, hayszlk.
 parlaklk parlt, ihtiam, aaa, nur. effulgent  k saan, parlak, aaal. effulgently  k saarak, parlak bir ekilde, aaal olarak.
 (bot.) yaylm; (zool.) az ak (baz kabuklu hayvanlar)
 dar aktmak, dkmek; yaymak.
 dkme aktma; dklen veya akan ey; iini dkme, cokun hislerin etkisi altnda yazlan yaz; (tb.) bedenin iinde kann damarlardan baka dokulara akmas.
 bol miktarda dklen, akan, taan; cokun, heyecanl, takn; (jeol.) volkanik kayalarn yer yzeyinde katlamasyla ilgili. effusively  cokunlukla, taknlkla. effusiveness  cokunluk, taknlk.
 (zool.) ufak semender veya kertenkele.
  (eski) biraz sonra, ok gemeden; gene.
(ks.) exempli gratia (Lat.) for example mesel, rnein.
(nlem) Yahu ! Hey mbarek !
  siyasal ve sosyal eitlikle ilgili;  siyasal ve sosyal eitlie inanan kimse.
 yumurta, tohum; yumurta biiminde herhangi bir ey; (mec.) tasar, taslak; (A.B.D), (argo) herif; (A.B.D), (argo) bomba, torpido. egg timer yumurtann kaynama zamann lmekte kullanlan saat gibi bir alet. egg white yumurta ak. a bad egg (argo) cieri be para etmez adam. Easter egg Paskalya yumurtas. fried egg sahanda yumurta, yada piirilmi yumurta. hardboiled egg lop yumurta, ok kaynam yumurta. Iay an egg yumurtlamak; (A.B.D), (argo) fiyasko vermek. put all one' eggs in one basket varn younu tehlikeye atmak; btn sermayesini bir ie yatrmak. scrambled eggs rplarak yada piirilen yumurta. sit on eggs kulukaya yatmak; endieli olmak. soft boiled egg rafadan yumurta, az kaynam yumurta. tread on eggs nazik bir durumda dikkatli olmak.
 (gen.) on ile tahrik etmek, kkrtmak, tevik etmek.
 piirmeden nce zerine rplm yumurta srmek; (A.B.D) (k.dili) birinin kafasna rk yumurta atmak.
(mim.) binalarn cephelerini sslemek iin silmelerin yzeyine ss olarak yaplan yumurta ve karg seklinde kabartmalar, beyzi mimari ssleme.
 yumurta rpma teli.
 yumurtalk.
 (A.B.D), (argo), (alay.) aydn, kltrl ve zeki kimse.
 rplm yumurtayla eker ve stten yaplan bir iecek; bunlara viski katlarak meydana gelen iki.
 patlcan, (bot.) Solanum melongena.
 yumurta biiminde oval, beyzi.
  yumurta kabuu;  kolay krlr, nazik, ince; uuk sar veya fildii.
 kokulu bir yabani gl, (bot.) Rosa rubiginosa.
 ruh ve bedenden ibaret insan; (fels.) hisseden, dnen ve iradesini kullanan kimse; (psik.) ben, ego; (k.dili.) kendini beenmilik.
 kendini merkez olarak alan, baka kiileri veya eyleri kendi durumuna gre dnen; (fels.) kiinin alglad ekilde varl olan.
 bencillik, egoizm, hodbinlik hodkmlk, yalnz kendi z varln dnme ve sevme; kendini beenmilik; (fels.) yalnz kiisel bilincin bilindiini iddia eden doktrin; kiisel karlarn ahlkn esas olduunu ne sren gr, davranlarn dorudan doruya kiisel karlar tarafndan harekete getirildii gr. egoist  bencil, egoist, yalnz kendini dnen kimse; kendini beenmi ve kibirli kimse. egoistic  kendini fazla dnen, bencil, hodkm. egoistically  bencillikle, egoiste.
 kendinden ok bahsetme, egotizm, kendini beenmilik, vnme; hodbinlik, bencillik. egotist  kendinden ok bahseden vngen kimse; bencil kimse. egotistical  kendini beenen; bencil. egotistically  kendini verek; bencillikle.
 fevkalade kt, ok fena. egregiously  ktlkle. egregiousness  gze batar derecede fena ahlkl olu, ktlk.
, egression  dar kma, gitme, gidi; k kaps; k msaadesi.
 kk beyaz balkl, buna benzer bir balkl; sorgu, ku tepelii. Iittle egret kk beyaz balkl, (zool.) Egretta garzetta.
 kusup kartmak.
 Msr. Egyptian   Msr'a ait;  Msrl; eski Msr dili.
 eski Msr uygarln inceleyen ilim kolu. Egyptologist  bu uygarl inceleyen kimse.
(nlem) Ey ! Vay ! Ya !
 eider duck (zool.) Kuzey Avrupa ile Amerika'ya ait iri bir deniz rdei. eiderdown  bu rdein gsnden alnan  yumuak ve ince ty; bu tyden yaplm yorgan.
 (psik.) nceden alglanan objelerin zihinde net bir ekilde canlandrlmas yeteneine ait, bu yetenekle ilgili.
 (o.) la) ekil,grnt, hayal: hayalet.
(nek), (Alm.) kendi: eigenvalue bir denklemin artlarndan birinin msait olabilen deerlerinden biri.
  sekiz;  sekiz rakam (8, Vlll); sekiz ksmdan ibaret olan ey; yar kaynda krek eken sekiz kiilik takm. eight-hour day alma sresini gnde sekiz saat olarak kabul eden sistem. behind the eight ball (A.B.D), (argo) mkl durumda.
  onsekiz;  onsekiz rakam (18, XVIII) eighteenth   onsekizinci, onsekizde bir.
  sekiz kat, sekiz misli.
 sekizinci, sekizde bir. eighth note sekizlik nota, engelli nota.
  sekiz kere yirmi.
  seksen;  seksen rakam (80, LXXX) eightieth   sekseninci; seksende bir.
(bak.) icon.
 kk kzl buday, (bot.) Triticum monococcum.
 irlanda.
 Gal lkesinde edebiyatlarla saz airlerinin yllk yarmas.
 (zam.), (bala.) ikisinden biri, ya o ya bu, iki, her iki, her; (bala.) ya, de. Either he is talking or he is singing. Ya konuuyor ya da ark sylyor. Either of them is enough. ikisinden biri kfidir. either this or that ya bu ya o. nor you, either ne de siz. on either cheek her iki yananda da.
 birden bire syleyivermek; atmak, frlatmak, fkrtmak. ejacula'tion  (nlem); (fizyol) dar atma, fkrtma. ejaculatory  nlem eklinde, birdenbire, ani, fevri (syleyi)
 ani bir ekilde dar atmak, karmak, fkrtmak; defetmek, kovmak, azletmek. ejection  karma, karlan ey, fkran ey. ejection (hav) tehlike zamannda uaktan ayrlan ve paratle inen pilot kapsl. ejectment  (huk.) masraflar ve tazminatyla beraber bir mlk geri almak iin alan dava. ejector  kartan veya fkrtan ey, ejektr, fskiye; (mak.) buhar yayarak bir svy boaltan ara, tahliye cihaz, tfek ve tabanca gibi silhlarn namlularndan bo kovanlar atan cihaz.
 karma eiliminde olan. 
 (gen.) out ite ilve etmek katmak, eklemek, artrmak; glkle geinmek, zar zor yetmek. 
(bak.) elevated railway 
El Salvador Cumhuriyeti. 
 dikkatle ilenmi, zenilmi, mkellef, tafsiltl, ayrntl, inceden inceye ili. elaborately  zerinde dikkatle durarak, inceden inceye ileyerek. 
 ince ile ve emekle meydana getirmek, incelikle ilemek, ihtimam etmek, ayrntl bir ekilde hazrlamak, geniletmek. elabora'tion  ihtimam, inceden inceye ileme. 
 evk, canllk, atelilik; hamle, davranma.  
 (zool.) Gney Afrika'ya mahsus iri bir geyik. 
 gemek, akmak (zaman) 
  elstik, esnek, eski eklini alan, toplanp ekilen; lstikli; ho gr sahibi, artlara kolayca uyabilen; znt, hastalk veya yorgunluktan sonra abucak kendine gelen, kendini abuk toparlayan, kolay kolay ylmayan; ekon. ihtiyaca gre artp eksilen, mtedavil (para);  Lstikli kuma; lstik bant; lstikten yaplm ey. elastic limit esneme snr. 
 elstikyet, esneklik.  
 (kim.) sentetik kauuk gibi elastik bir madde. 
 sevindirmek, mutlu etmek, neelendirmek, coturmak, gururlandrmak. elated  mutlu, memnun, sevinli, bahtiyar. elation  gurur, sevin, kvan, mutluluk, saadet. 
 (ecza.) mshil olarak kullanlan eek hyar z. 
 dirsek; dirsek ekli. elbow grease (k.dili.) aln teri, emek. at his elbow yan banda, elinin altnda. out at the elbows fakir, klksz, pejmrde, perian. rub elbows with (tannm kimselerle)  vakit geirmek. up to the elbows ok megul, ii bandan am. 
 dirsekle itmek veya vurmak; ite kaka yol amak. 
 rahata hareket edilebilecek yer, geni yer.  
  iki kiinin yaa daha by; daha ilerde veya kdemli olan; eski;  ihtiyar; kilise mtevelli heyeti yesi. elder statesman devlet ileri iin fikri sorulan, kendisine danlan emekli kimse.
 mrver aac, (bot.) Sambucus nigra. elderberry  mrver aacnn meyvas. dwarf elder yer mrveri, (bot.) Sambucus ebulus. water elder dadaan, (bot.) Viburnum opulus. 
 olduka yal, yan basn alm, ihtiyar. 
 yaa en byk 
isp. altn lkesi diye airlerce hayal edilen bir Gney Amerika lkesi; altnlarla donanm yalanc cennet. 
 (eski) byl, tekin olmayan, korku uyandran. 
 andz otu, (bot.) nula helenium. 
  semek intihap etmek;  seilmi, seimi kazanm. 
 seim, intihap, tercih; ilcih ebedi saadeti nasip eden ilahi takdir. election day seim gn. election district seim blgesi. election precinct seim mahallesi.  
 bir aday veya partinin seimi kazanmas iin almak. 
  seime ait, intihabi; seme yetkisi olan; seilen, seim sonucu i bana getirilen; arzuya bal;  seimli ders.  
 semen, seme hakk olan kimse; orta ada Kutsal Roma Germen imparatorluunda imparatoru seme hakkna sahip prens.  
 seim veya semenlerle ilgili. electoral college (A.B.D.) Cumhurbakan semek iin toplanan semenler kurulu. 
 oy verme hakkna sahip kimseler, semenler. 
 elektrikle ilgili, elektrikli, elektriki, elektriksel; heyecan veya rperme veren. electric blue elik mavisi. electric chair elektrikli sandalye. electric eel Gney Amerika nehirlerine mahsus elektrik saan bir eit iri ylan bal, (zool.) Electrophorus electric eye. k deiikliinde elektrik sinyal veren cihaz. electric guitar elektro gitar. electric light elektrik lmbas. electric motor elektrik motoru .electric needle cerrahlkta kesmek ve dalamak iin kullanlan yksek frekansl elektrikli ine. electric organ sesleri elektronik tertibatla meydana gelen org. elektric ray uyuturan bal, torpil bal, (zool.) Torpedo torpedo. electric shaver elektrikli tra makinas.
 elektrikli, elektrie ait, elektriksel. electrical engineer elektrik mhendisi. electrically  elektrik kuvvetiyle.  
 elektrik tesisats, elektrik teknisyeni. 
 elektrik; elektrik bahsi, elektrik bilimi static electricity statik elektrik. 
 elektrikleme, elektriklenme, elektrik uygulamas. 
 elektriklemek, elektrik kuvvetiyle ilemek zere tehiz etmek; heyecanlandrmak. 
 (tb.) elektro kardiyogram. 
 kimyasal elektrik, elektroimi.  
 elektrikli sandalyede idam etmek; elektrik akm vererek ldrmek. electrocu'tion  elektrikle idam; elektrik arpmas sonucunda lme.  
 elektrod . 
 elektrodinamik . 
 elektrikli kalemle hakkklk. 
 elektrikle yazlm yaz veya kayt; bu kayd yapan elektrik arac; resim veya haritay elektrikle nakleden ara. 
 elektroliz, elektrikle zm, galvanik kuvvetle elemanlara ayrma; elektrikli ine ile kl veya ben yakma. 
 elektrolit, elektrikle unsurlarna ayrlabilen madde. 
 elektrikli mknats. electromagnet'ic  elektromanyetik. 
 elektrik akmnn gemesini salayan. electromotive force voltaj.
 elektron. electron microscope elektronla ileyen ok kuvvetli bir mikroskop. 
 pozitif kutba ekilen; bileimlerde hidrojenin yerini alabilen .  
 elektronik bilimine ait; elektronla ileyen. 
 elektronik bilimi. 
(o.) -ri)  (fiz.) endksiyon yoluyla elektrik toplamaya yarayan alet, elektroforus. 
  elektroliz usul ile kaplamak;  bu ekilde kaplanm ey. 
 negatif kutba ekilen; alkalik. 
 elektroskop.  
 (psik.) beyinden elektrik akm geirilerek uygulanan tedavi. 
 statik elektrik bilimi. electrostatic  statik elektrie ait.  
 cerrahlkta elektrik kullanma. 
 elektrikle tedavi usul, elektro terapi.  
 elektrik akm geirildiinde kas veya sinirde meydana gelen deiiklik.
  (matb.) elektrikle yaplm klie;  bu ekilde klie yapmak. electrotyping  elektrikle klie yapma; bu ekilde klie ile basma. 
 atomdan atoma elektron verme ile meydana gelen balant; verilen elektron says. 
 eskiden bulunan doal bir eit altn ve gm alam. 
 (ecza.) elektuvar, il olarak kullanlan bal ile yorulmu bir eit macun. 
  sadaka, iane veya hayr ilerine ait, sadaka olarak verilmi;  iane ile geinen kimse . 
 zarafet, klk, incelik. 
 zarif, k; nazik, ince, kibar; mkemmel, stn. elegantly  zarafetle, nezaketle.  
  mersiyeye ait, mersiye tarznda, hznl, matemli;  mersiye; mersiye vezni. 
 mersiye yazmak; mersiye okuyarak hatrasn anmak. 
 mersiye, at, mersiye vezniyle yazlan iir; (mz.) hazin makam. elegist  mersiye yazar.  
(nek) elektrie ait, elektrikle ileyen, elektrikle husule gelmi. 
 e, eleman, unsur; cevher; cz; esas; basit cisim; (hava, ate, toprak, su gibi) drt ana unsurdan her biri; (kim.) element, e. the elements hava, ak hava; kt hava artlar; temel esaslar. be in his element (k.dili.) havasn bulmak. be out of one's element bir iin acemisi olmak, kendini yabanc hissetmek. 
 esasa ait, esas, ana, temel, balca; basit, ilkel; tabiat kuvvetleri ne ait; (kim.) bileik olmayan; saf, halis. elementally  esasa ait olarak; saf bir ekilde. 
 basit, sade, z; ilk, balang, giri. elementary education ilkretim. elementary proposition (man.) asl nerme. elementary school ilkokul; ilk ve ortaokul. 
 vernik yapmnda kullanlan parlak bir reine.  
 (man.) son nermenin aksini ispatlayarak bir fikrin yanlln ortaya koyan tasm; bilgicilik, safsata. sofizm elenctic  aksini ispat ederek yanl ortaya koyan. 
 fil white elephant elde bulundurmas g olan ender rastlanr kymetli (mal.); klfetli (mal.), bir ie yaramad halde baa dert olan ey. elephant apple fil elmas, (bot.) Feronia elephantum. 
 (tb.) fil hastal. 
 fil gibi; ok byk, iri, ok ar.   
 (eski) Yunanistan'da Elevsis'e ait. Eleusinian mysteries Elevsis'te icra olunan dini ayinler.
 zgrlk baheden. 
 ykseltmek, yceltmek, kaldrmak; terfi ettirmek; bir st makama atamak; ihya etmek, moralini ykseltmek. elevated  elevated railway (A.B.D.) yol  stnde uzayan bir kpr zerinden geen demiryolu.  
 ykseltme, yceltme, kaldrma; ykseli; yksek yer, tepe, bayr; ykseklik, deniz seviyesine oranla ykseklik; binann irtifaen suret ve ekli, dikey resim.
 (A.B.D.) asansr; ykselten veya kaldran ara; bir uzvu kaldran adale; (A.B.D.) tahl ambar; tahl st katlara nakleden makine; (hav.) irtifa dmeni. elevator controls goisman kumandalar. 
  on bir;  on bir rakam (11, Xl); oyunda on bir kiilik takm. elevenses  ing, (k.dili) sabah (saat 11.00'de) hafif yemek. eleventh  on birinci, on birde bir. eleventh hour son dakika, karar deitirmek iin son frsat. 
(o.) elves)   (mit.) peri, cin, cce; cin gibi akll ve yaramaz ocuk, yaramaz kimse; ufak tefek kimse. elf child cinler tarafndan deitirildii farz olunan ocuk. elfish  cin gibi, yaramaz.  
 peri veya cinlere ait; kk, yaramaz, ele avuca smaz. 
(bak.) Elijah. 
 temin etmek, salamak (bilgi, cevap); aydnla karmak. 
 telaffuz ederken atlamak (harf veya hece); karmak. 
 seilmeye lyk, uygun, mnasip, muvafk, elverili; evlilik iin uygun. eligibil'ity  seilme nitelii, uygun olu. 
 karmak, ihra etmek, hari tutmak, atmak, bertaraf etmek. elimina'tion  karma. 
  klips, evraklan birbirine tutturmak iin kullanllan madeni tutturacak; tfek arjor; (tb.) pens;  skca tutmak, sarlmak. elipboard  stnde yaz yazlan klipsli tahta. paper clip kt raptiyesi, (bala.), klips.
 (o.) krpma makas, sa kesme makinas; tek srat teknesi; hava gemisi, kliper tipi uak; sratle seyreden herhangi bir ey. nail elipper kskal trnak makas. hair elippers sa kesme makinas.
 kesme, krpma, krkma; (ABD) gazete kpr.
 karma, iirde zellikle kelime sonlarndaki harf veya hecenin okunmamas.   
  belirli bir sosyal snfn en sekin ksm, sekin kimseler, sekin snf:  sekin; ufak boy (on punto) harfleri olan. 
 (ecza.) terkipli ecza, z, hulasa; (alk.) iksir, hayat ebedletirdii farz olunan madde. elixir of life abhayat, hayat iksiri, bengisu.  
  ngiltere kraliesi 1. Elizabeth'e veya devrine ait; devirde ngiltere'de yasayan kimse. 
 .O. IX. yzylda bir bran peygamberi olan ilyas peygamber.  
 iri boynuzlu bir geyik, (zool.) Alces alces. 
 endaze, arn. 
 "L'' harfi; "L" harfi seklinde her hangi bir ey; bir binada "L'' eklini meydana getiren ilave. 
 elips; (astr.) bir gezegenin dnencesi. 
(o.) -ses)  (gram.) bir cmlenin anlam bozulmakszn elerinden birinin atlmas; (matb.) kanlan kelimelerin yerini gosteren nokta veya iaretler. 
  (geom.) elipsoit. ellipsoidal  elipsoit gibi oval ekli olan, elipsoidal. 
 beyzi, oval, eliptik; ksa, ksaltlm, baz kelimeleri karlms (yaz, konusma) elliptically  beyzi olarak, eliptik ekilde. elliptic'ity  elips eklinde olu.  
 karaaa, (bot.) Ulmus. 
 sz syleme sanat veya yetenei, hitabet, gzel ve etkili sz syleme veya yazma, belagat. elocutionist  belgat sahibi kimse, hatip. 
  uzatmak, srdrmek;  uzam; uzatlm. elonga'tion  uzatma, srdrme; uzama, devam. 
 evlenmek iin evden kamak, ayla kamak; i veya vazifeden kamak. elopement  bu suretle kama. 
 (-ged, -ging) tkamak, tkanmak; kstek vurmak; engel olmak, mani olmak; skmak; engellenmek, mani olunmak; phtlamak.
 etkili ve gzel sz syleme sanat, belagat, fesahat. eloquent  hitabet yeteneine sahip, ak ve dzgn (ifade); dokunakl. eloquently  belagatla. 
  baka, daha;  baka yer baka zaman, baka trl: yahut, yoksa. How else can he do it? Bunu baka nasl yapabilir? It was somebody else Baska birisi idi. Hurry or else you will be late Acele et, yoksa gecikeceksin. Who else is going ? Baka kim gidiyor? Daha kim gidiyor? It' not mine, it' somebody elses. Benim deil bakasnndr.   
 baka yere, baka yerde. 
 aklamak, izah etmek, tarif ve beyan etmek; bir konuyu aydnlatmak, amak. elucida'tion  aklama, izah, tarif ve beyan. 
 kaamak yapmak, saknmak, bertaraf etmek -dan paay kurtarmak, -dan syrlmak: gznden kamak. 
 Musevi takviminde Eyll ay. 
 kap kurtulma, syrlma, bertaraf etme, saknma. elusive -sory (ilu' siv, -sori)  ele gemez, kolay bulunmaz; anlalmas zor. 
 ykamak, paklamak, ykayp tasfiye etmek. elutria'tion  ykayp tasfiye etme.  
(o.), (bak.) elf. 
 peri veya cine ait, cin gibi. 
 cennete ait, cennet gibi. Elysian Fields cennet baheleri. 
 (mit.) cennet; gzel ve ferah yer. 
 "M'' harfi; (matb.) katrat. 
 ok zayflatmak, bir deri bir kemik hale getirmek. emaciated  (alktan veya hastalktan) ok zayflam, sska. emacia'tion  anormal derecede zaylflatma, bir deri bir kemik hale gelme. 
 kmak, hsl olmak; yaylmak, fkrmak. emana'tion  kma, dan akma; kan ey.  
 zgr klmak, azat etmek, serbest brakmak; (huk.) aile hakimiyetinden kurtarmak. emancipa'tion  azat etme, zgr klma, serbest brakma; aile hakimiyetinden kurtarma. emancipa'tionist  koleleri azat etme taraftan. eman'cipator  azat eden veya zgr klan kimse. 
 (bot.) kenar veya tepesi entikli, dili (yaprak) 
  hadm etmek, enemek, burmak; kuvvetten drmek; (baz ksmlar karmak veya sansr etme yoluyla) edebi bir yazy hafifletmek;  kuvvetten kesilmi; efemine, erkeklii olmayan. emascula'tion  hadm etme veya edilme; kuvvetten drme, kuvveti kesilme. 
 tahnitetmek, mumyalamak; hatrnda tutmak, anmak; (iir) rayiha vermek, koku vermek. embalmer  tahnit eden, mumyalayan kimse. embalmment  tahnit, mumyalama.  
 etrafna veya yanna toprak set yapmak embankment  set yapma; toprak set. 
 (o.) -goes)  ambargo; ticareti snrlama; yasaklama, men etme;  ambargo koymak, msadere etmek.  
 gemiye binmek veya bindirmek; sokmak sevketmek, girimek, balamak. embarka'tion  gemiye binme veya bindirme.  
(Fr.) klarn fazla oluu. embarras desriches artc fazlalk.  
 skmak, sknt vermek, artmak, mahcup etmek, utandrmak; engellemek, mni olmak; (tic.) paraca sknt vermek, glk karmak. embarrassingly  mahcubane, sknt vermek suretiyle. embarrassment  sknt, sklma, utanma, mahcubiyet.  
 sefarethane; sefaret, elilik; sefir ve maiyeti, sefaret erkn. 
 meydan savana hazrlamak; mazgal yapmak. embattled  meydan savana hazr durumda; sava halinde; g durumda, skm. 
 (-ded, -ding) iine koymak, gmmek.  
 sslemek, tezyin etmek, gzelletirmek; (hikyeye) aslnda olmayan hayal rn eyler ilave ederek ilgiyi artrmak. embellishment  ssleme, gzelletirme; ss. 
 kor, koz; ,co. snmekte olan ate.  
 (emanet para veya mlk) zimmetine gecirmek. embezzlement  zimmete geirme. embezzler  zimmetine para geiren kimse., emarginated. 
 aclatrmak; gcendirmek, ac hisler uyandrmak. embitterment  aclatrma; gcendirme darltma. 
 aydnlatmak; alevlendirmek, tututurmak.   
 arma ssleri ile temsil etmek; sslemek tezyin etmek, tezyinatla gstermek; kutlamak, tesit etmek. emblazonment, emblazonry  ssleme, tezyin etme; kutlama.  
  amblem simge, remiz, iaret, arma; temsili resim;  amblemle temsil etmek. 
 temsil eden, temsil edici sembolik. 
 (o.), (huk.) rn, mahsul; (huk.) araziden elde edilen rn veya bu rnden elde edilen karn hakk.  
 cisimlendirmek, ekillendirmek, somutlatrmak, belirtmek temsil etmek; bir butun halinde toplamak, dzenlemek, tertip etmek. embodiment  cisim haline gelme, ekil alma; dzenleme. 
 cesaret vermek, tevik etmek. 
 (tb.) amboli kan phtsnn bir kan damar veya arterini tkamas; takvimler arasnda uygunluk salamak amacyla sene, ay veya gn ilvesi, ay ve gne senelerinin uzlatrlmas. embolus  (tb.) damar tkanmasna yol aan kan phts. 
 (Fr.) vucuta toplu olu, dolgunluk, imanlk.  
 kucaklamak, barna basmak; beslemek, bytmek, bakmak; sndrmak, sarmak, muhafaza etmek.  
 kymetli tezyinatla sslemek; kakmak, kabartmak; zerine kabartma ii yapmak, kabartma ii ile sslemek. embossment  kakma, kabartma . 
 nehir az, vadinin ovaya alan az, top az; (mz.) nefesli sazlann azl; nefesli sazn aza yerletirilme sekli. 
 aalk veya kameriye gibi glgeli bir yere koymak, muhafaza etmek gizlemek, glgelemek. 
  kucaklamak, barna basmak, sevmek; sarmak, iine almak, kapsamak, ihtiva etmek; benimsemek, kabul etmek, almak;  kucaklama, sarlma, barna basma. embracement  kabul etme, benimseme.  
 (huk.) mahkemeyi tesir altnda brakmaya almak. 
 (huk.) hkime, jriye veya yeminli kimselere rvet vererek veya nfuz kullanarak tesir etmeye alma. embracer  (huk.) bu ii yapmaya alan kimse. 
 dallanma, kollara ayrlma (nehir gibi); dal, kol.  
 artmak, kartrmak, dolatrmak. embranglement  artma; birbirine dolama, karma. 
 bir kap veya pencerenin meyilli pervaz, (ask.) mazgal evi.  
 (tb.) hasta bir uzvu ill bir sv veya yala ovmak. embroca'tion  bu ekilde ovma; bu ite kullanlan ya. 
 zerine nak ilemek; sslemek; mbalaya kamak (hikyede) embroidery  nak, ileme; ss embroidery frame kasnak. 
 karklk iine girmek; karmakark etmek, bozmak, kartrmak; bozuturmak, aralarn amak. embroilment  bozuma, kavga, anlamazlk, karklk.  
 (o.) -os)  (biyol.) embriyon, cenin, oulcuk, bir organizmann ilk oluumu; balang, iptida;  ilkel, olgunlamam. in embryo tasar halinde, gelimemi halde. embryonic (embriyan'ik)  embriyona ait; ilkel, gelimemi, olgunlamam. 
 biyot. embriyoloji. embryologist  embriyoloji bilgini. 
 (k.dili) terifat, protokol mdr. 
 dzeltmek, tashih etmek, slah etmek, zerinde oynamak, deiiklik yapmak, tadil etmek. emen'date  dzeltmek, tashih etmek (bir metni), deiiklik yapmak, tadil etmek. emenda'tion  bir metni dzeltme, metin tashihi. emen'dator  tashihi, tadil eden kimse. emen'datory  dzeltme kabilin(den.)   
  zmrt, zmrt yeili; (matb.) alt ile yedi punto arasndaki ufak harfler;  zmrt gibi yeil. Emerald Isle Irlanda. 
 kmak, zuhur etmek, meydana kmak, hsl olmak, domak. emergence  kma, zuhur. emergent  kan, zuhur eden. emergent evolution (fels.), (biyol.) evrim veya gelime srecinin baz safhalarnda nceden bilinmeyen yeni birtakm zelliklerin ortaya kmas. 
 ani olarak ortaya kan g durum, cil ihtiya veya vaka; icap. emergency door, emergency exit tehlike zamannda kullanlan k kaps. emergency ration olaanst zamanlara mahsus yemek paketi. in case of emergency icabnda, cil bir durumda. state of emergency olaanust tehlike hali; sk ynetim, rfi idare. 
 memuriyet unvann muhafaza eden emekli (profesor) 
 (astr.) tam veya yarm tutulmadan sonra bir gk cisminin yeniden grlmesi. 
 zmpara emery board zmparal trnak trps. emery cloth zmpara bezi. emery paper zmpara kd emery powder zmpara tozu. emery wheel zmpara ark.  
  kstrc, istifra ettirici (il) 
(ks.) electromotive force. 
 gmen, muhacir, bir yerden g eden kimse. 
 gmek, hicret etmek. emigra'tion  g, hicret; gmen topluluu. 
 gmen, muhacir, zellikle Rus veya Fransz ihtillinden kaan kimse. 
 yksek yer, tepe, doruk; yksek mevki veya rtbe, itibar; b.h. Katolik kilisesinde Kardinal unvan.
 yksek rutbe sahibi, sekin, stn, nl, mmtaz, gzide. eminent domain (huk.) kamulatrma yetkisi, istimlk hakk. eminently  ziyadesiyle, gayet, pek. 
 reis, emir emirate (emir'it)  bir emrin hkm srd memleket, emirlik. 
 hkmet temsilcisi, zel bir grevle gnderilen memur, gizli ajan. 
 dar verme, karma, yayma, neretme, ihra; ihra veya nerolunan ey; (radyo) emisyon; (tic.) tahvilt karma . nocturnal emission bel suyunun uykuda akmas.  
 (-ted, -ting) dar vermek, karmak, ihra etmek, fskrtmak, atmak; yaymak, yaymlamak, neretmek; ifade etmek, sylemek (fikir, dnce) emissive  yayan, nere(den.) emitter  karan ey, fkrtan ey; (elek.) emitor. 
 (tb.) kadnlarda detleri kolaylatran il. 
 dk kaliteli bir cins buday, (bot.) Triticum dicoccum. 
 (tb.) gz merceinin normal oluu. 
 (A.B.D.) bir televizyon dl. 
  yumuatan, yumuatc;  deriyi yumuatan merhem, acy yattran il. 
 aylk, cret, bir hizmet karlnda alnan para.  
 (k.dili.) fazla duygulu davranmak. 
 heyecan, duygu, his. 
 duygulu, hassas, hisli; heyecanl, heyecan veren. emotionalism  duygululuk, abuk heyecana kaplma . emotionalist  fazla heyecana kaplan kimse; heyecan uyandrmaya alan kimse. emotional'ity  heyecana kaplma, duygun luk, duyarlk, hassasiyet. emo'tionalize  duygusal ynn uyandrmak. emo'tionally  heyecanl olarak, heyecanla; duygusal ynden. 
 heyecana ait, hissi emotively  hissi olarak.  
(bak.) impale. 
(bak.) impanel. 
 karsndakinin duygularn anlayp paylamak. 
 (psik.) bir bakasnn duygularn anlayabilme 
 uan kuyruk ksm. 
 imparator. emperor butterfly iri ve mor bir esit kelebek, (zool.) Apatura iris veya Asterocampa clyton. emperor goose Alaska kylarna mahsus bir eit renkli kaz, (zool.) Philacte canagica. emperor penguin Gney Buz Denizine mahsus penguenin en byk eidi, (zool.) Aptenody tesfosteri. 
 nem, ehemmiyet; iddet, kuvvet; vurgu; zerinde durulan nokta, nem verilen husus. 
 zerinde durmak, vurgulamak, nemini belirtmek, srarla sylemek. 
 zerinde durulmu, kuvvetle ifade olunmu, etkili; nemli, dikkati eken; vurgulu, kuvvetli ifa desi olan, kesinlikle hareket e(den.) emphatically  zerinde durarak, belirterek; kesin olarak, muhakkak. 
 (tb.) doku ve organlar arasnda hava kalmas, anfizem. 
 imparatorluk; imparatorlukla idare sistemi; ok geni topraklar zerinde kurulan hkimiyet. 
 bilginin tecrbe ile edinildiine inanan kimse; arlatan.  
 deneysel, tecrbi, tecrbeye dayanan. empirically  deneysel olarak. 
 (fels.) her trl bilginin esasnn tecrbeye dayandn ileri sren felsefi gr; arlatanlk. 
 (ask.) istihkmda top yeri, topa mahsus platform; tabya; yerleme, belirli bir yere koyma. 
  kullanmak, bir hizmet veya ite kullanmak, istihdam etmek; megul etmek, i vermek, grevlendirmek, memur etmek; sarfetmek, vermek (vakit, enerji);  grev, hizmet, memuriyet. employable  kullanlabilir, istihdam olunabilir. employer  patron, iveren. 
 memur, ii, bir bakas hesabna cret karlnda alan kimse. 
 i verme, istihdam; ii olma; i, grev, vazife, hizmet, memuriyet, meguliyet. employment agency i bulma brosu, i ve ii bulma kurumu. 
 ticaret yeri, ticaret merkezi, dkkn, maaza. empoverish (bak.) impoverish. 
 yetki vermek, salhiyet tanmak; izin vermek, msaade etmek. 
 imparatorice.  
 (Fr.) samimiyet, yaknlk gsterme. 
  bo; yoksun, mahrum; (k.dili) a; nemsiz, deersiz, anlamsz, yararsz, nafile, beyhude; verimsiz, meyvasz, semeresiz; bilgisiz, kof;  bo olan herhangi bir sey. emptyhanded  eli bo. emptyheaded  bo kafal, ku beyinli. empty word szlk anlamndan ok gramer bakmndan anlam olan kelime. empty words bo laf. emptiness  boluk. 
 boaltmak, tahliye etmek; aktmak, dkmek; boalmak, dklmek. 
 mor renge boyamak, morartmak. 
 (tb.) gste ve zellikle akcierin d tarafnda cerahat toplanmas, ampiyem. 
 semavi, gksel; yce, ulu; ateten yaplms, ate gibi. 
  mitolojiye gre ateten olduu farzedilen en yksek gk tabakas; gkler, sema;  semavi; ateten yaplm, ate gibi. 
 Avustralya'ya mahsus devekuuna benzer iri bir ku, (zool.) Dromi ceius.  
 rekabet etmek, gemeye almak; gpta etmek, taklit etmek. emula'tion  rekabet, benzemeye alma, gayret. em'ulator  benzemeye gayret eden kimse. 
 birine benzemeye veya birini gemeye gayret eden; rakip, gpta e(den.) 
 bir maddeden. emulsiyon yapmak. 
 emlsiyon. emulsive  emulsiyon hsl e(den.) 
  bedenin ifrazatn dar atan uzuv;  bu gibi fazlalklar atan.  
(sonek) kelimeleri sfat, fiil, isim yapan ek. 
 "N" harfi; (matb.) baslan yazlarn bykln tayin iin kullanlan l, "em" lsnn yars, yarm katrat.   
(Fr.) geerken, sras gelmiken, akla gelmiken. take the pawn en passant (satran) piyadeyi an pasan vurmak.   
(nek) e, iine (ok defa iddet ifade eder)
 muktedir klmak, kuvvet vermek; yetki vermek, salhiyet tanmak; imkn vermek, mmkn klmak, kolaylatrmak. 
 kanunlatrmak; harekete geirmek; karar vermek, hkmetmek; temsil etmek, canlandrmak, oynamak (rol) enactive  yasama yetkisi olan, yapan, icra eden. enactment  kanunlatrma, kabul; kanun, kararname. 
 emay, mine; emay gibi ey; di minesi; emay ii. enamelware  emay ii. 
 (-led, -ling) minelemek, mine ile kaplamak; deiik renklerle sslemek; parlaklk vermek. enamelling  mine ii.  
 k etmek, meftun etmek, bylemek, teshir etmek, kendine balamak; (k.dili) akln bandan almak. enamored of someone birine k, tutkun, meftun. 
 (anat.) enartros, oynak eklemlerin bir cinsi, mafsal. 
 anne tarafndan akraba, anne soyundan gelen.  
(Fr.) toptan, bir btn halinde, hep birden 
 (o.) bir ehrin kuruluu veya bir kilisenin takdisi hatrasna dzenlenen tren. 
 kafese kapamak, kafese koymak. 
 ordugh kurmak, kamp kurmak. encampment  ordugh, kamp, karargah. 
 sanda koymak, sandklamak; kapamak, rtmek. 
  (gz. san.) tahta veya mlek zerine yakmak suretiyle tezyinat yaplm olan;  scak balmumu ile resim yapma, s vastasyla renkleri sabitletirme; bu gibi iler, ini, fayans. 
 gebe, hamile. 
 istihkm muhiti; evresi surla kuatlm saha veya ehir. 
 (anat.) beyne ait, dimai. enceph'aloid  beyin maddesine benzer.
 (tb.) beyin iltihab, ansefalit. 
 beyin, dima, ansefal. 
 zincir ile balamak, zincire vurmak; kendine balamak, meftun etmek. 
 bylemek, teshir etmek, meftun etmek; kendinden geirmek; (k.dili.) akln bandan almak, ldrtmak. enchanter  byleyen kimse, byc. enchantress  byleyen kadn, byc kadn. enchanting  meftun edici, byleyici. enchantment  sihir, by, meftun olma. 
 ssl ereve geirmek, oturtmak, sslemek; kakma, kabartma veya oyma iiyle tezyin etmek.  
 Meksika'da yaplan ok biberli bir brek. 
 el kitab. 
 (tb.) kkrdakl ur. 
 yerli; halka ait. 
 ifre etmek, kapamak. 
 etrafn evirmek, kuatmak, sarmak, ihata etmek; etrafn dolamak, devretmek.  
 kuatma, ihata. policy of encirclement kuatma politikas 
(ks.) enclosed, enclosure. 
 kucaklamak, sarmak.  
 yabanc topraklarla kuatlm blge; bir memleket veya ehirde yabanc rka mensup kimselere mahsus yerleme blgesi; zel bir amala ayrlm blge; (tb.) organ veya dokunun iine sarlm ey. 
  (gram.) kendisinden nce gelen kelime ile birleip bir kelime gibi okunan kelime, ekleme;  mustenit. enclitically  bitiik veya ekli olarak.  
 kapamak, hapsetmek, sarmak, kuatmak, evirmek; zarf iine koymak, iliikte gndermek; ihtiva etmek. 
 kapama, kuatma, evirme; kapanma, evrilme; kapanp evrilen ey, etraf it veya duvarla evrili yer, zarf iine konulan ey, iliikte gnderilen ey; mnia, it. 
 sifre etmek, kapamak. 
 methiye yazan kimse, kaside yazar. 
 methiye, kaside. 
 kuatmak, etrafn sarmak, evirmek; iine almak, ihtiva etmek . encompassment  kuatma, sarma, sarlma. 
(nlem),   (Fr.) Bir daha ! Tekrar ! Bravo !;  bir arknn tekrar edilmesi istei; bis paras, ankor;  bir arknn tekrar edilmesini istemek. He had an encore Tekrar sahneye arld.
  kar karya gel mek; arpmak; karlamak; rast gelmek;  karlama, rast gelme, tesadf; dv. 
 cesaret vermek, teci etmek, tevik etmek; himaye etmek. encouragement  cesaret verme, tevik etme, himaye etme.  
 mit verici, cesaret verici, tevik edici. encouragingly  cesaret verici bir surette, tevik ederek. 
 krmzlatrmak, kzla boyamak. 
 tedricen veya gizlice tecavz etmek (hak, toprak, mlk vb'ne), el uzatmak. encroachment  tecavz, geme, ama. 
 stne katca bir kabuk ekmek, kabuk balamak, sert bir tabaka teskil etmek, kabuk tutmak. 
, incumber  engel olmak, mani olmak; yklemek, zorunluluk veya sorumluluk altnda brakmak. encumbrance  yk, engel, mni; ocuk, bakmndan sorumlu olunan kii; (huk.) bor, ipotek . without encumbrances ocuksuz; ipoteksiz, iliiksiz. encumbrancer  (huk.) bir bakasnn mlk zerinde hakk veya alaca olan kimse. 
  tamim edilmi;  genelge, tamim, zellikle Papann Katolik piskoposlara gnderdii tamim. 
 ansiklopedi. encyclopedic  ansiklopedik. 
 ansiklopediyi yazan veya derleyen veya bu ie katlan kimse; ansiklopedik bilgisi olan kimse. the Encyclopedists on sekizinci yzyln byk Fransz Ansiklopedisini yazm olan limler.
 kese tekil etmek, kese iine almak veya alnmak. encysted tumor kese iinde bulunan ur. 
 u, son, nihayet, ba; akbet, encam; gaye, ama, niyet, maksat, meram; sonu netice. end for end ular ters evrilmi. end on (den.) ba baa, tam pruvada; tos vuruu gibi ba baa. end to end  sra ile veya u uca dizilmi. at loose ends. bolukta, gayesiz; isiz, ortalkta. at ones wit' end akl bandan gitmi, arp kalm. from beginning to end batan sona. from end to end bir utan bir. uca go off the deep end (k.dili.) kendini zor duruma sokmak, dnmeden ileri atlmak; ok sinirlenmek, duygusal kontrolu kaybetmek; intihar etmek. in the end sonunda, nihayetinde. He is at the end of his tether aresizlikten kvranyor. Btn imknlarn kullanm. keep one's end up sorumluluunu ok iyi bilmek; kendini gayet iyi savunmak. make an end of bitirmek, son vermek; mahvetmek, iini bitirmek, ldrmek. make both ends meet geinebilmek, geliri giderine denk gelmek, ayan yorganna gre uzatmak. no end sonsuz, pek ok. odds and ends ufak tefek eyler. on end dik, dikine; mtemadiyen, st ste put an end to son vermek to the end that gayesi ile. world without end ebediyen.  
 bitirmek, son vermek, nihayete erdirmek; sonuna gelmek; ortadan kaldrmak, imha etmek; ldrmek; bitmek, tamam olmak, nihayete ermek; lmek. end up bitirmek, son vermek; sonunda olmak. 
istihsal edilen eyler. 
(A.B.D.) kk masa, sehpa. 
 her eyin sonu. 
 bozmak, zarar vermek, hasara uratmak. 
 tehlikeye atmak. 
 sevdirmek. endearment  okama, sevgi ifade eden sz veya hareket. 
  yapmaya almak; gayret etmek, almak;  emek, aba, gayret. 
  bir blge veya zmreye mahsus, mahalli, her zaman grlen;  byle bir hastalk. endemical  mahalli, yerli, yresel; (tb.) blgesel ve devaml. 
 (tb.) cilt iine ileyen, cilde surlen (il) 
 son, nihayet, hitam; u, ba; (gram.) tak, (sonek) 
 hindiba, Frenk salatas, (bot.) Cichorium endivia. 
 sonsuz, lmsz, ebedi; namtenahi, bitmez tkenmez, sonu olmayan endlessly  durmadan, bitmek tkenmek bilmeksizin. endlessness  sonsuzluk, devamllk. 
 uzunluuna; dik, dikine. end (man.) (eski), (A.B.D.), (tiyatro) komedyen. 
 utaki, en uzaktaki.   
(nek) iinde.
 (anat.) kalbin i zar, endokard. endocardial  kalbin iinde; kalbin i zarna ait.  
 (bot.) meyvann i. dokusu, endokarp. 
 fizyol i ifrazata  ait .endocrine glands i salg bezleri, i ifrazat guddeleri.  
 (zool.) i deri, barsan i tabakas. 
 yalnz kabile veya zmre iinde evlenme. endogamous  kabile iinde evlenen. 
 (anat.) endolenfa, i kulakta bulunan bir sv. 
 (mad.) bir cins maden billuru iindeki dier bir cins maden billuru; fizyol. nispeten ksa boylu, iri yapl ve adaleli kimse, endomorfik tipte kimse. 
 (zool.) bir hayvann i organlarnda yaayan asalak. 
 (biyol.) protoplazmann yumuak i tabakas, i plazma. 
 ek veya polienin arakasna imza etmek, ciro etmek, vesika arkasna bir ey yazmak; onaylamak, uygun bulmak. endorsee'  polieyi hamil, polieyi elinde bulunduran kimse. endor'ser  ciranta, bir senedi ciro eden kimse.  
 vesika arkasna atlan imza, ciro; tasdik. endorsement in full tam ciro. blank endorsement ak ciro, beyaz ciro.  
 (tb.) endoskop, vucut ii boluklarn aydnlatarak grlmesini salayan alet.
 (anat.), (zool.) i iskelet . 
(bak.) osmosis. 
 (bot.) endosperm, besidoku. 
 (bot.) (spor) zarnn i tabakas; (bakt.) hcre iinde yetien cinsiyetsiz spor; i spor. 
 (kim.) endotermik, s alan, hararet alc  
 "with" ile irat balamak; bahetmek, ihsan etmek, vakfetmek. endowed with malik, haiz. endowment  Allah vergisi, doutan gelen zel kabiliyetler; ba, teberru, vakf, okul ve hastane gibi kurumlarn iane olarak toplanm sermayesi. endowment insurance belirli bir srenin bitiminde belirli bir mebln denmesini on gren (sig.)orta.
 (matb.) kitaplar; ba ve sonlarndaki bo yapraklar. 
 utaki para, u, ba. 
 giymek; giydirmek, tehiz etmek; vermek, tevdi etmek. 
 tahamml, sabr, dayanma, kaldrma, tahamml gc. 
 dayanmak, tahamml etmek, ekmek, kaldrmak, katlanmak; devam etmek, srmek. endurable  katlanlabilir, dayanlabilir.  
 dayankl, sabrl, tahammll; ebedi, devaml. 
 dik, dikine; ucu ileriye doru; uzunluuna. 
 (tb.) lavman, tenkye, rnga. 
  dman, hasm (olan)  
 faal, enerjik, alkan, yorulmaz; kuvvetli, iddetli. energetic measures iddetli veya etkili tedbirler. energeti cally  enerjik olarak.  
 enerji, g veya kudret vermek; kudret sarfetmek, harekete gemek. 
 cinli, cin arpm kimse; herhangi bir eye ar dknl olan kimse. 
 enerji, erke, gre; kudret, kuvvet; faaliyet, gayret. Devote your energies to this Gayretinizi buna hasrediniz . 
 zayflatmak, geveklik vermek, kuvvet veya cesaretini krmak, moralini bozmak. enerva'tion  zayflatma, kuvvetten drme, zayflk. en'ervate(d)  zayflam, gevemi, kuvvetten dm.  
 yz tarafna yazmak veya basmak (polie, fatura) 
(Fr.) ailece, aile fertleri ile. 
(Fr.) yaramaz ocuk, soru veya szleriyle bykleri g durumda brakan ocuk. 
 zayf drmek, dermansz brakmak, mecalsiz brakmak. enfeeblement  zayflatma, zayflatlma. 
 (huk.) tmar veya zeamet  vermek, tmar eklinde vermek. enfeoffment  zeamet verme, tmar veya zeamet ferman. 
 zincire vurmak . 
  (ask.) bir siper veya asker saff boyunca ate;  bu ekilde ate etmek. 
 katlamak, sarmak; kucaklamak, barna basmak. 
 mecbur etmek, icbar etmek; zorla almak veya yaptrmak; uygulamak, tatbik etmek, yerine getirmek, yrtmek; kuvvetlendirmek. enforceable  uygulanabilir, tatbik edilebilir. enforcement  uygulama, tatbik. law enforcement officer polis. 
 imtiyaz vermek, ayrcalk tanmak; vatandala kabul etmek, oy kullanma hakk tanmak; azat etmek, serbest brakmak. enfranchisement  vatandalk haklarnn tannmas; azat etme, zgr klma.  
 ie almak, tutmak, angaje etmek; igal etmek, yer tutmak; sz almak, vaat ettirmek; dvmek, birbirine girmek, arpmak; ilgisini ekmek; megul etmek; nianlanmak; vaat etmek, sz vermek, balanmak, taahht etmek; (mak.) birbirine gemek, birbirine geirmek, birbirine tutturmak. engage in ile megul olmak. 
 (Fr.) kendini adam, ilgili. 
 megul, tutulmu; nianl; dvmekte; birbirine gemi. engaged column (mim.) yars duvarda yars meydanda olan direk.  
 meguliyet; nianlanma; randevu; rehin; sz; vaat, taahht; arpma, dvme; belirli bir sre iin cretli i; mlkat; (o.) borlar. engagement ring nian yz, alyans. 
 ekici, cazip, hoa gi(den.) 
(Fr.) (eskrimde) kendini savunmaya hazr. 
 elenkle sslemek, elenk takmak. 
 hsl etmek, vucuda getirmek, meydana karmak; dourmak, tevlit etmek. 
 makina, cihaz, lokomotif: tertibat. engine driver ing. makinist. engine house itfaiye merkezi; lokomotif deposu. engine room makina dairesi, makina odas . fire engine itfaiye arabas, yangn tulumbas.  
  muhendis; makinist; (den.) ark;  mhendis sfatyla ina etmek; idare etmek, ynetmek. chief engineer ba muhendis; (den.) ark ba. civil engineer insaat mhendisi. electrical engineer elektrik mhendisi. mechanical engineer makina mhendisi. mining engineer maden mhendisi. electronical engineering elektronik mhendislii. aeronautics engineering uak mhendislii. engineering  mhendislik; makinistlik. 
 makinalar; sava aralar. 
 kuatmak, kemer gibi sarmak, ihata etmek. 
 ingiltere .  
  ingiliz, ingilizce;  ingilizce; the ile ingiltere halk, ingilizler; ingilizce tercme; (matb.) ondrt puntoluk harf; bilardo oyununda bilyeyi ok dndren vuru. English daisy ingiliz papatyas, (bot.) Bellis perennis. English sparrow sere kuu. English walnut ceviz. in plain English ak ingilizcesi, akas. Middle English 1500 tarihinden evvelki ingilizce. Old English 1050 tarihinden evvelki ingilizce. the King' English temiz ingilizce. Modern English 1500 tarihinden sonraki ingilizce . Englishman  ingiliz erkei, ingiltereli erkek. Englishwoman  ingiliz kadn. 
 tkanmak, kan hucum etmek; oburca yemek, (informal) silip sprmek, yutmak, tka basa yemek. engorgement  tkanma, kan hcumu; oburca yeme, tknma .  
 aslamak; dikmek. 
 kenarn trtl veya kabartmalarla sslemek. 
 boyay iyice emdirmek; iliine geirmek; odun gibi grnmesini salamak.
 (biyol.) hcre protoplazmasndaki devaml deime hali. 
 hakketmek, kazmak, kalemle ilemek, kabartma ii yapmak. engraved on the mind hafzaya yer etmi, zihne nakolunmu. engraver  hakkak, oymac. 
 oyma klieden karlan resim; hakkklk, oymaclk; hakkk ii.  
 tutmak, zaptetmek, igal etmek; iri yaz ile kopya etmek, (yazy) temize ekmek; tekel maksadyla piyasay tutmak, piyasada bulunan bir mal kapatmak. engross one's thoughts zihnini tamamen igal etmek. engrosser  piyasadaki mal kapatan veya istifeden kimse; yazlar temize eken kimse. engrossing  zihni tamamen megul eden, dnmeye sevke(den.) engrossment  bir eyle tamamen megul olma durumu; temize ekilmi yaz; bir mal kapatma. 
 iinde kaybolmak; yutmak, girdap iine ekip yutmak. engulfment  bu suretle yutma veya yutulma. 
 (kymet veya fiyat) artrmak, ziyadeletirmek, fazlalatrmak, (o.)altmak. enhancement  artma, (o.)alma; artrma.  
 (mz.) ikilik notalardan daha kk entervallere ait. 
 bilmece, muamma. 
bilmece kabilinden, kark, anlasaz, sartc. enigmat'ically  anlalmas zor bir surette. 
 (siir) bir cmle veya fikrin msra sonunda bitmeyip birka msrada devam etmesi. 
 "to" ve herhangi bir mastar ile emretmek, tembih etmek; hareket tarzn tayin etmek. (I.) enjoined him to leave Ona gitmesini emrettim. "from" ve "bafiil" ile menetmek, yasaklamak. (I.) enjoined him from leaving Onun gitmesini menettim. enjoinment  emir, yasaklama.
 zevk almak, beenmek, holanmak, sevmek; kullanabilme yeteneine sahip olmak. enjoy oneself zevk almak, keyfine bakmak, hoa vakit geirmek. enjoyable  ho, tatl, zevkli, elenceli. enjoyably  zevk alacak surette. enjoyment  zevk, holanma; bir eyden zevk alabilme ve bu zevki kullanabilme yetenei. 
 tututurmak, alevlendirmek, yakmak. 
 sk sk sarmak, birbirine geirmek, dolatrmak.  
 byltmek, geniletmek, (o.)altmak; bymek genilemek; (huk.) muhleti uzatmak; serbest brakmak; "upon" ile tafsilta girimek. enlargement  byltme; byme; (foto.) agrandisman. enlarger  (foto.) fotoraflar byltmeye mahsus cihaz. 
 gretmek, bilgi vermek, iyzn anlatmak, aydnlatmak. enlightened  bilgi edinmi, aydn, mnevver. enlightenment  ilim, irfan, aydnlatma. 
 kaydetmek; askere almak; yardmn temin etmek; gnll olarak askere gitmek; bir ie atlmak. enlistment  kaydetme, kaydedilme, gnll asker yazma veya yazlma. 
 canlandrmak, neelendirmek, ferahlatmak. 
toptan, hepsi birden. 
 aa drmek, a gibi sarmak. 
 dmanlk, husumet kt niyet besleme. 
 dokuz taneden ibaret her hangi bir ey dokuz kiilik grup. 
 ykseltmek, ulviletirmek, asalet vermek. 
(Fr.) sz aramzda. 
 can sknts. 
 alaklk, habislik, irenlik, byk ktlk. 
 ok iri, pek byk, mthi, ar. enormously  ar derecede. 
 enosis.  
   (nlem) yeter miktar;  kfi, yetiir, elverir;  kfi derecede: (nlem) Yeter! .enough and to spare yeter de artar bile. (I.) have had enough of him. Artk ondan bktm Burama kadar geldi. oddly enough iin tuhaf taraf u ki. sure enough gerekten. This is good enough for me Bu bana yeter. (I.) have had enough excuses Yeteri kadar mazeretlerine gz yumdum. Let well enough alone zerine varma. Enough' enough Yeter artk1  
 resmen iln etmek, beyan etmek, bildirmek; telaffuz etmek, sylemek.   
 uaa binmek. 
(bak.) inquire. 
 kzdrmak, fkelendirmek. 
(Fr.) muvafk, uygun, mutabakat halinde, uyuan. 
 vecit halinde, kendinden gemi. 
 kendinden geirmek, vecit haline getirmek ok memnun etmek sevincinden ldrtmak. 
 vecit haline getirmek, zevkten ldrtmak. 
 deftere kaydetmek. 
(Fr.) usule gre, srasnda, yolunda.  
 zenginletirmek, zengin etmek; sslemek tezyin etmek; gbrelemek, topra daha bereketli hale getirmek: koyulatrmak, lezzet vermek; besin deerini artrmak, kuvvetlendirmek. enrichment  zenginletirme, zenginleme.
 giydirmek (elbise) 
 isim defterine kaydetmek, yelie kabul etmek; sicile kaydetmek, kte kaydetmek. enrollment  kaytlar; kaydedilenlerin says; kaydetme.  
 kkletirmek. 
yolda, yolu zerinde giderken. 
(o.) -entia)  (fels.) soyut varlk kavram, var olma. 
 kanla kaplamak veya lekelemek. 
 yerletirmek, yataklk etmek; yerlemek, rahat bir ekilde oturmak. 
 genel tesir, paralarn tmnn bir btn tekil edercesine bir arada alglanmas; iki veya daha fazla paradan ibaret kadn kostm, takm, dpiyes; (mz.) bir mzik topluluunun birlik, denge ve baar derecesi; topluluk, orkestra, koro; piyesteki oyuncularn btn. 
 mabede koymak; kutsal olarak kabul etmek. 
 kefenlemek; rtmek, gizlemek. 
 (bot.) kl eklinde kls (yaprak) 
 bayrak sancak, bandra, alem; almet, nisan. ensign bearer alemdar, bayraktar.  
 (den.) astemen. 
 msr saplaryla hayvan yemi olarak kesip siloya doldurma; siloda saklanan bu eit yem. 
 kle yapmak, esir etmek. enslavement  esir etme ve edilme, esaret, klelik. 
 tuzaa drmek. 
 ruh vermek, canlandrmak; kalbinde saklamak. 
 kre iine almak; kre ekli vermek. 
 birbirini takip etmek, ardndan gelmek; sonu olmak, kmak, meydana gelmek. the ensuing year ertesi sene. Silence ensued Onu sessizlik izledi. 
 salamak,temin etmek,garanti etmek, emniyete almak; (sig.)orta etmek. 
 kundaa sarmak, sarglamak, sarmak. 
 (mim.) saaklk, direk st taban, stun pervaz. 
 (mim.) saaklk, (bak.) entablature: drt keli temelin zerindeki heykele destek olan taban. 
 (huk.) ingiltere'de bir mlkn vris tarafndan fera veya satn meneden miras usulu; miras yoluyla intikal eden ve satlmas yasak olan gayri menkuller, meruta. 
 icap ettirmek; (huk.) belirli bir veraset usulne gre vermek; meruten vakfetmek. entailment  icap ettirme; meruten vakfetme; bu suretle vakfedilen mlk. 
 dolatrmak, karmakark etmek; bir kimsenin bam derde sokmak, artmak. entanglement  karklk, dolaklk; engel, mnia. 
 (fels.) ekil veren neden veya kuvvetin gereklemesi, entelekya; bireysel olgunlua erime. 
 (Fr.) anlama, uyuma, itilf, antant. 
 girmek, iine girmek; dahil olmak, nfuz etmek; delmek; girimek, balamak; ye olmak, yazlmak, katlmak; sokmak, koymak; yazmak, kaydetmek, deftere yazmak; (huk.) usulen mahkeme huzuruna getirmek; tasarruf etmek zere bir mlke girmek; gmre (mal.) beyannamesi vermek; telif hakk almak iin gereken malumat vermek; sahneye kmak. enter into balamak, girimek; katlmak, itirak etmek; ilgilenmek; (btnn) bir unsuru olmak: tartmak, grmek. enter into an agreement anlamaya varmak. enter on, enter upon balamak, girimek.  
 barsaklara ait. enteric fever barsak hummas, tifo.   
 (tb.) barsak iltihab, anterit.  
(nek) barsak. 
 (tb.) karn eperinden barsaa doru suni delik ama. 
 (tb.) barsak ameliyat. 
 teebbs, yatrm, i: uyanklk, akgzllk, girikenlik; sonucu pheli olan nemli ve zor i. 
 uyank, ak goz, giriken, muteebbis  
 elendirmek, avutmak, megul etmek; misafir etmek, arlamak, ikram etmek; misafir kabul etmek; hatrda tutmak; gz nnde bulundurmak. entertain a motion bir teklifi kabul edip kurula arzetmek (bakan) They entertain a great deal ok misafirleri gelir. 
 elenceli, ho. entertainingly  elenceli bir surette. 
 elence, toplant; misafir etme, davet, ziyafet, arlama. 
 bylemek, teshir etmek; esir etmek, kendine balamak. enthrallment  bylenme; esirlik.  
 tahta kartmak; kalbinde veya zihninde bir kimseye yuksek yervermek. enthronement  tahta oturtma, tahta kma, clus.  
 (A.B.D.), (k.dili.) evk vermek, evke gelmek; gayret vermek, gayrete gelmek. 
 evk, gayret, istek, heves; sanat ak; kuvvetli ilham. enthusiasy  evkli kimse, takn ve hararetli kimse; ar taraftar. enthusias'(tic.)  evkli, hararetli, gayretli, hevesli. enthusias'tically  evkle, gayretle. 
 (man.) ksaltlm tasm, ncllerden biri ifade edilmemi tasm. 
 ayartmak. enticement  kandrma, batan karma, ayartma. enticing  ayartan, batan karan. 
  tam, tamam, btn, paralanmam; idi edilmemi (hayvan); (bot.) tek paradan ibaret, yekpare; kenar dili olmayan (yaprak);  btn. 
 bsbtn, tamamen. 
 tamamlk, mkemmellik, btnlk; yekparelik; tm, btn. in its entirety btn ile, tamamen. 
 hak kazandrmak, yetki vermek, salhiyet vermek; nvan vermek, ad takmak. 
 varolu, varlk, mevcudiyet, vcut, ey, zat; (fels.) z, kendilik, mahiyet. 
(bak.) endoderm. 
 mezara koymak, gmmek, defnetmek; mezar olmak. entombment  mezara koyma. (nek) 
bceklerle ilgili. 
 zoolojinin bcekler ilmi. entomolog'ical  bcekler ilmine ait. entomol'ogist  bcekler bilgini. 
 maiyet, arkadalar; etraf, evre, muhit.  
 barsak kurdu. 
 perde aras, antrakt; (mz.) fasl aras. 
 barsaklar, i uzuvlar; i, i kslmlar. 
 trene bindirmek veya binmek; arkadan ekmek. 
 vecit haline koymak, kendinden geirmek; bylemek, teshir etmek. entrancement  vecit hali. 
 giri, girme; giri yeri, giri kaps, methal; giri msaadesi; giri creti, duhuliye. 
 balayan kimse,girenkimse, kaydolan kimse. 
 (-ped, -ping) tuzaa drmek, yakalamak: artmak. entrapment  hile, tuzak. 
 yalvarmak, yakarmak, rica etmek, niyaz etmek. entreaty  rica, niyaz, dilek, temenni. 
 giri, giri msaadesi, giri hakk; esas yemek; ziyafetlerde balk ile et arasnda verilen yemek. 
 scak veya souk tatl, garnitur, esas yemein yannda veya arasnda verilen ek yiyecekler.
 hendek veya siper kazmak; salamlatrmak, yerletirmek, emniyete almak. entrench on tecavz etmek, bir bakasnn hakkn inemek. entrenched  sabit, kolay degimez.   
 ambar, antrepo.  
 iadam, messese sahibi; mteebbis kimse.  
 (mim.) zemin kat ile birinci kat arasndaki kat, asma kat.  
 (fiz.) termodinamik bir sistemde elde edilemeyen enerji miktar; her hangi bir sistemin evrenle birlikte dzensizlik ve tesirsizlie doru olan eilimi.  
 emniyet etmek, emanet etmek; tevdi etmek, havale etmek. 
 giri, girilecek yer, antre, methal; girme, giri; kayt; (huk.) tasarruf, tesellm, sahip olarak mlke girme; geminin manifestosunu verip gmre giri kayd yaptrma . entryway  methal, girilecek yer. double entry ifte kayt usulu.  
 etrafm sarmak, rmek, trmanmak (sarmak), bkmek, dolatrmak. 
 sarmak, dolatrmak, bkmek, rmek. 
 nvesini karmak; iini kesmeden karmak (ur); aydnlatmak, izah etmek. enuclea'tion  nvesini alma; izah, aydnlatma, aydnlanma.  
 saymak, birer birer saymak veya sylemek. enumera'tion  sayma, saym; ayrntl liste, katalog. enu'merative  birer birer sayan veya syleyen, sayma ait. 
 telaffuz etmek; iln etmek, bildirmek, beyan etmek. enunciate well kelimeleri ak olarak telaffuz etmek. enuncia'tion  telaffuz; iln, ihbar, tasrih.   
(bak.) inure. 
 (tb.) istemeyerek idrar karma (zellikle uyurken) 
 sarmak; kuatmak,rtmek. envelopment  sarma; rtme; (ask.) kuatma. 
 zarf, mektup zarf; (biyol.) zar, torba; (bot.) rt  
 zehirlemek, zehir katmak; aclk vermek; kin alamak, bozmak. 
 gpta edilen, istenilen, gzel, iyi, baarl. enviably  gpta edilecek kadar. 
 kskan, hasut, gnc, gpta e(den.) enviously  gpta ile. enviousness  haset, kskanlk. 
 etrafn evirmek, kuatmak, ihata etmek, iine almak, amil olmak. environment  evre, muhit, etraf, iinde bulunulan artlar. environmen'tal  evresel, etrafndaki.  
 (o.) dolay, civar, havali, etraf. 
 tasavvur etmek, tahayyul etmek; zihninde canlandrmak, planlamak. 
 tahayyl etmek, planlamak. 
 eli, sefir, murahhas, zel grevi olan memur; dzyaz veya iirde yazar veya airin zellikle ithaf eklindeki son sz. envoy extraordinary and minister plenipotentiary fevkalade murahhas ve ortaeli, bykeliden bir alt derecedeki diplomat. 
 gpta etmek, haset etmek, kskanmak. 
 gpta, imrenme; kskanlk, haset; gpta edilen kimse veya ey. be green with envy ar derecede kskanmak. 
 (wound) dolamak, a sarlmak. 
 belirli bir blgede grlen (hayvan hastal) 
 (biyokim.) organizmada kimyasal reaksiyonlar hzlandran madde, enzim, ferment. 
 (jeol.) eosen, nc zaman arazisinin en eski tabakas, tersiyen tabakalarnn eskisi. 
 (paleont.) eosen tabakasnda fosil halinde bulunan bir eit kk ilkel at.  
(bak.) Aeolian. 
 (ark.) eolitik kltre mahsus bir eit ta ara. 
 ta devrinin en eski zamanlarna ait, eolitik. 
 ok uzun mddet. 
 Aai Rabbani ayininde Hazreti isa'nn ekmek ve arapla birlikte var olmas doktrini.
 (jeol.) zerinde hayvan izleri bulunan en eski yer tabakasna ait. 
 gne ve ay yllar arasndaki gn fark (genellikle on veya on bir gn); yeni doan aydan itibaren geen gnlerin yln ilk gnne eklenen says. 
 eski Yunanistan'da vali; Rum Ortodoks kilisesinde piskopos. eparchy  eski ve bugnk Yunanistan'da vilyet; Rum Ortodoks kilisesinde piskoposluk blgesi.
 apolet. 
 eskrimde kullanlan kl me. 
 (gram.) ses tremesi. 
 sofra ortasna konulan tabak veya kase. 
 izahl ilave. 
 otuz yedi litrelik eski bran tahl l birimi, efa. 
(o.) -bi)  eski Yunanistan'da reit olarak tam vatandalk haklarn elde eden gen. ephebic  bu genlere ait; bir canlnn olgunluk dnemine ait. 
 (ecza.) efedrin. 
 (zool.) ksa mrl bcekler snf, efemeridler; ksa mrl herhangi bir ey. 
 bir gn devam eden; mr ksa olan, geici, devam etmeyen. ephemerid  (zool.) bir eit ksa mrl sinek, su sinei.
 (astr.) senenin her gnnde gne ve birka yldzn mevkiini tayin eden astronomik takvim. 
 Efes, imdiki Seluk. 
 eski brani rahiplerinin ayinlerde giydikleri kyafet, efod.  
(o.) -ors, (Lat.) -ori)  eski Isparta'da be kiiden kurulu hkmet yesi; bgnk Yunanistan'da bayndrlk mfettii.  
(nek) stnde, stne, yaknnda, -de, nce, evvel, sonra, takiben. 
 (biyol.) dderi. 
  destans, hamasi, menkbevi;  destan; bu tr konulu roman veya oyun.
 (tb.) epikardiyum.
 (o.) -di.a) mersiye, at.
 her iki cinse ait, her iki cinsin zelliini tayan; (gram.) (eril) ve (diil) ekilleri bir olan (kelime); ne biri ne teki;cinsiyetsiz; kadnms (erkek)
 (jeol.) deprem merkezinin stndeki yer
 ince zevk sahibi kimse (bilhassa yemek, mzik, sanat v.b.'nde)
  Epikr felsefesi taraftar, epikrc; keyfine ve boazna dkn kimse;  Epikr veya felsefesine ait; zevk ve safaya dkn epicureanism  epikrclk.
 (mat.) merkezsel bir daire evresi zerinde devreden kk daire.
  salgn, yaygn,genel;  salgn hastalk.
 salgn hastalklardan bahseden ilim.
 hayvan derisininveya bitki kabuunun d zar, beere, stderi epidermal, epidermic  stderiye ait epidermoid  stderiye ait veya benzer olan.
 (jeol.) deprem merkezi stnde.
 (anat.) mide hizasndaki karn duvarlarna ait. epigastrium  stkarn, gbein st ksmndaki karn duvar.
 (jeol.) yerkabuunun yzeyinde veya ok derin olmayan bir ksmnda meydana gelen.
 (anat.) epiglot, grtlak kapa epiglottal  bu kapaa ait.
 nkteli ksa iir, hicviye; nkte, nkteli sz, vecize. epigrammat' ic  nkteli, vecizeli epigram'matist  nkteci, vecize yazan kimse.
 kitabe; bir kitap veya bahsin zn belirtmek iin bana konan ksa yaz. epigraph'ic  kitabelere ait epigraphist  kitabe okuma ilmi uzman. epigraphy  kitabeler; kitabeleri okuma ilmi, epigrafi.
 (tb.) sara, tutarak, tutark, yilbik, peri hastal. epileptic  saral kimse;  saraya ait.
 sonsz, hatime, son; nutkun son ksm; (tiyatro) oyun sonuna ilveedilen ksa sylev veya iir.
 grn, tezahr, bir tanrnn tecelli etmesi; (b.h.) Mecusilerin Hazreti sa'y grmek iin Bethlehem'e gelmelerini kutlayan ve Ocak aynn 6'sna tesadf eden yortu; Ortodoks kilisesinde sa'nn vaftizine remiz olarak han suya atlma yortusu.
 (o.),-na) sonu yaratmada bal bana bir etkisi olmayan ve baka olaylarn yannda yer alan ikinci dereceden bir olay; (tb.) yan tesir.
 (anat.) kemikucu.
 (bot.) asalak olmad halde baka bir bitkinin stnde byyen bitki, sbitken bitki. epiphytic (epfit'ik)  bu bitkilere ait.
 kiliseyi piskoposlar vastasyla idare usul; piskoposluk; piskoposlar.
 piskoposlara ait; piskoposlar tarafndan idare olunan.
 piskoposlara ait piskopos idaresi usulne ait episcopalianism  piskoposlarla idare usul.
 piskoposluk; piskoposlar snf; piskoposluk sresi.
 olay, hadise, vaka; eski Yunan tiyatrosunda bir perde; (roman, piyes,hikaye) blm, para; tefrika; (mz.) ksm.
 ayr ayr olaylardan meydana gelmi.
  (tb.) kabarck has1 eden;  yak.
 (tb.) burun kanamas
 (fels.) epistemoloji, bilgi kuram, bilginin esas ve snrlarndan bahseden bilim dal.
 mektup, name, risale; Yeni Ahit'te bir Resuln yazd mektup.
 mektup kabilinden, mektup tarznda; mektuplardan meydana gelmi (roman); mektubun iinde geen; mektuplama ile yrtlen. 
 (mim.) st taban, ba taban, saakln alt ksm ve stun bal zerine dayanan taban.
 (man.) astasm.
 mezar kitabesi; bu tarzda yazlan manzum veya dz para.
 dn kasidesi, dn iin yazlan iir veya ark. 
 (biyol.) epitelyum, mukozann d tabakas.
 sfat, lakap; hakaret veya honutsuzluk belirten sz.
 zet, z; rnek, misal;sivrilmi veya zirveye ulam kii. epitomist  zet karan veya hulasa eden kimse.
 zetlemek, hulasa etmek; temsil etmek, rnek tekil etmek.
 (o.) -zo.a) (zool.)) baka hayvanlar zerinde yaayan asalak hayvanck.
  (bayt.) salgn olan (hayvan hastal) 
(Lat.) birok eyden meydana gelen tek ey, Amerika Birleik Devletlerinin resmi slogan.
 devir, a, r; tarih, zaman. mark an epoch yeni bir devir amak. epochal  yeni bir devre ait
 (iir) eski Yunan iirinde ksa bir beytin uzun bir beyti takip ettii manzume ekli; lirik gazelin nc ksm.
 ismi bir aile, kavim, ehir veya millete verilmi olan kimse, bu kimsenin ismi.
 bir kavim v.b.'ne kendi ismini veren.
epopoeia  destan eklinde yazlm iir, epik iir tarz.
 destan, manzum hikaye.
 epoxy resin boya, tutkal,tamir ilerinde kullanlan dayankl bir plastik; iki ayr maddenin bileiminden meydana gelen ve kartrld zaman sertleen dayankl bir tutkal.
 Yunan alfabesinin beinci harfi (Trk alfabesinde (e) harfinin karldr)
(ecza.) mshil olarak kullanlan magnezyum sulfat, ngiliz tuzu.
 dzgn, dzenli, muntazam; sakin, yerinde. equable climate lman iklim. equable style dzgn slp equable temper yumuak huy. equabil'ity  yumuaklk, lmllk. equably  tatllkla.
 (ed veya -Ied, -ing veya -ling)eit olmak, bir olmak; edeerde olmak,muadili olmak.
  eit, msavi, ayn bir; edeerli, muadil; dengeli muvazeneli; ehil olan; to ile akran emsal, e; yeterli; ayn miktarda.equal to the task iin ehli. The cities are equal in size. ehirler ayn byklktedir. equal sign eit iareti (=)
 eitlik msavat; akranlk, aynlk.
 eitlemek, birbirineeit hale getirmek equalizer  eitlik salayan ara veya kimse; (argo) tabanca.
 eit olarak, msavi olarak,ayn derecede.
 itidal, lm,temkin, skun, vakar. equa'nimous  lml,mutedil, sakin.
 eitlemek, msavi klmak,eit olarak gstermek, eit saymak, denklemek.
 denklem, muadele,eitleme. equation of time zaman denklemi.algebraic equation cebirsel denklem. cubic equation (mat.) nc derece denklem.differential equation (mat.) farkl denklem. quadratic equation (mat.) ikinci derece denklem. simple equation (mat.) birinci derece denklem. simultaneous equations (mat.) denklemler sistemi.
 ekvator.
  ekvator ile ilgili; ekvatoral;  (astr.) iki eksen zerinde dnen ve eksenlerinden biri dnyann eksenine paralel olan teleskop.
 mir- ahur; ahr bakcs; ngiliz kral ailesinden birinin ahsi hizmetlerinde bulunan kimse.
  binicilie ait; atl; valyelere ait;  atl. equestrian feats binicilik oyunlar. equestrian statue atl heykel. .
(nek) eit
 e keli, eit al 
 eit uzaklkta,ayn mesafede olan.
  e kenar; ekenar ekil;  ekenar.
 denge unsuru.
 denge salamak, muvazene temin etmek, denkletirmek; birbirine denk olmak, eitolmak. equilibra'tion  denge, muvazene.
 akrobat, ip cambaz.
 denge, muvazene; (bak.) balance.
  ata ait, ata benzer;  at.
  gece ile gndzn eit olduu zamana ait, ekinoksa ait;ekvatora ait;  ekvator stnde gnein getii daire, gksel ekvator; ekinoks frtnas.
 (astr.) ekinoks, gntn eitlii. autumnal equinox sonbahar noktas (21 Eyll'e rastlayan ekinoks) mean equinox ortalama ilkbahar noktas spring equinox, vernal equinox ilkbahar noktas (21 Mart'a rastlayan ekinoks)
 (-ped, -ping) tehiz etmek, gerekli alet veya silhlar salamak, hazrlamak; donatmak, giydirmek. equipment  tehizat, levazm, donatm; kiisel bilgi veya kabiliyet.
 (ask.) levazm; konak arabas (atl)
 denge, muvazene;kart arlk, denge unsuru.
 kuvvete eit msavi; (mat.) edeer, e, muadil.
 arlk ynnden eitlemek; eit olmak, denk gelmek.
 gc bir olan; (elek.) ayn voltajda olan.
 (ikisi) aynderecede muhtemel olan.
 (o.) -tums, -ta) atkuyruu, krk kilit, (bot.) Equisetum.
 tarafsz, bitaraf,adil, insafl, haktanr; (huk.) adalet ve nsfete uygun; mahkemede mdafaas mmkn. quitableness  insaf, adalet; tarafszlk. equitably  insafla, adaletle.
 binicilik, atclk .
 adalet, insaf, hakkaniyet,denkserlik; (huk.) resmi kanunlara ilave edilen adalet zerine kurulmu kurullar ve evvelki emsal; (huk.) daval ve davac arasnda eitlik ve denkserlik namna verilen karar; (tic.) bor ve ipotekten sonra firma ve sahibinin hakk.
  eit, msavi; muadil;  muadil olan ey; eit miktar. equivalence  edeerlik, denklik, eitlik, muadil olma, tekabl, karlama equivalently  edeer eklinde, edeer olarak, eit olarak.
 kaamakl, phe kaldrr, iki anlama gelebilen; iki anlaml,belirsiz, mphem, mulak, kapal equivocally  phe kaldrr bir surette, mphem surette, kapal olarak.
 iki anlama gelecek sz sylemek, mphem veya kaamakl dil kullanmak. equivoca'tion  kaamak, ift anlaml szle aldatma. equiv'ocator  kaamak ifade kullanan kimse. equiv'ocator'y  kaamakl.
 ift anlam, belirsizlik, mphemiyet, kaamak;mphem sz; kelime oyunu -er (sonek) -ci; -li; daha (baker, New Yorker,colder gibi)
 tarih; devir; a Christian era mildi tarih. Mohammedan era hicri tarih.
 samak, yaymak, neretmek (n)
 kknden skp atmak, defetmek; mahvetmek yok etmek eradica'tion  yok etme. erad'icator  kknden sken ve yok eden kimse veya ey.
 silmek, bozmak, kazmak; (A.B.D.), (argo) ldrmek. eraser  lstik, silgi. erasion  (tb.) hasta dokular kazma. erasure  silme, bozma, silinen yerde kalan iz.
(edat), (ba.), ,(iir) evvel, nce: ere long yaknda, ok gemeden ere now bundan nce.
 dimdik, ayakta duran, dikili, ayaa kalkm. erective  kaldrc. erectly  dikine, eilmeyerek, (dik.) erectness  dik duru.
 kaldrmak, dikmek (stun, direk), ikame etmek, ina etmek yapmak; ykseltmek, dikmek (bina); tesis etmek, tertip etmek; (tb.) bir uzvun diklemesini salamak; (geom.) belirli bir temel zerine izmek (dikey bir eyi)
 dikilebilir, dik durabilir; (biyol.) kanla sertleebilir (doku)
 kaldrma; kalkma dikilme,penis dokusunun kan dolmas ile sertlemesi; bina, yap, inaat.
 kaldran veya diken ey; (anat.) bir uzvu kaldran veya dik tutan kas.
 mnzevi, inzivaya ekilmi kimse, kei. eremit'ic (-aI)  inziva kabilinden
 (tb.) bir organn ar hassasiyeti veya ar uyarlabilme kabiliyeti.
 (fiz.) erg, enerji birimi.
 (Lat.) bunun iin, bundan dolay,binaenaleyh.
 (bot.) avdar mahmuzu; (ecza.) il yapmnda kullanlan hastalkl avdar tanesi. ergotism  (tb.) mahmuzlu avdar ekmei yeme sonucunda meydana gelen hastalk.
 kanarya otu.
 (rl.)anda'nn eski ismi; (bak.) Eire.
  ihtilfl, mnakaa kaldrr;  mnakaa etmeyi seven kimse; (fels.) didiimcilik.
 Eritre.
 Erivan, Revan ehri.
 as, kakm, (zool.)) Mustela erminea; kakm krk; siyah benekli beyaz krk; rtbe ve mevki itibariyle as krkyle ssl manto giyen kimse (hkmdar ve hkim gibi)
 deniz kartal, (zool.)) Haliaetus albicilla.
 kemirmek, yemek; (jeol.) andrmak.
 (mit.) Eros, ak tanrs.
 (jeol.) erozyon, andrma,anma. erosive  andrc.
  cinsel akla ilgili; cinsel arzu uyandran; erosal, ehvani;  kane iir; ehev kimse. erotica  ehvet uyandran resimler ve kitaplar. eroticism  erosallk, ehvetperestlik.
 (psik.) ar ehvetperestlik, erosallk.
 yanlmak.,hata etmek; gnah ilemek. errancy  hataya dme; hata etme eilimi.
 bir haber veya i iin bir yere gnderilme, bu gnderilmenin gayesi; i. errand boy ayak ilerine koulan ocuk, rak . a fool' errand sama bir ey, bouna teebbs go on an errand, run an errand bir haber gtrmek veya bir i yapmak iin bir yere gitmek . have several errands to do grlecek baz ileri olmak . send on an errand bir haber veya ile bir yere gndermek.
 macera peinde koan, maceraperest, serseri; doru yoldan ayrlan, dallete den. knight errant sergzet arayan valye.
 maceraperest valyelere has davranlar.
(bak.) erratum.
 kararsz, sebatsz; dzensiz, intizamsz; seyyar; (jeol.) buzul veya aknt gibi eyler dolaysyla asl yerinden baka yere naklolunan taa veya akl tana ait. erratically  sebatszca, dzensiz olarak.
 (co. - ta) tertip hatas, mrettip hatas, sehiv. errata list yanl - doru cetveli.
 (tb.) burna ekilip akmasn kolaylatran il;  burun akmasn kolaylatran.
 yoldan sapm, dallete dm, hata yapm; gnahkr . erron (ks.) erroneous, erroneously
 yanl, hatal erroneously  yanllkla.
 yanl, hata, galat yanllk; yanl hareket; yanl fikir; gnah; (llerde)elde edilen sonula gerek l arasndaki muhtemel fark; (huk.) muhakemede usul hatas; (spor) oyuncu hatas, faul. clerical error yaz hatas. commit an error hata yapmak, yanllk yapmak. in error yanllkla, sehven. errorless  hatasz.
  aslnn yerine geen taklit (madde); suni (ey)
 iskoya yaylalarna mahsus dil; rlanda dili;  bu yaylalarda oturan skoyallara veya dillerine ait; rlanda'ya ait. 
 eski ilk nce, evvel; eski veya iir evvelce, eskiden;  eski ilk, birinci. erstwhile  sabk, eski.
 krmz, kzaran, kzarm 
 geirmek; fkrtmak. eructa'tion  geirme.
 lim, geni bilgi sahibi, allme. eruditely  limane, geni bilgi sahibi olarak.
 ok geni ve eitli bilgi, okuma ve aratrma ile edinilen bilgi.
 patlayp kmak, patlamak, pskrmek, indifa etmek.
 patlama, pskrme, indifa (yanarda); di kmas; frlayan ey; (tb.) kzart, kabark.
 patlayan, indifa eden pskren; kabarcklar karan. eruptively  patlayarak, indifa ederek. -ery (sonek) -lik, -Ik (rockery, grocery gibi)
 deveelmas, akrdiken, (bot.) Eryngium.
 (tb.) ylanck. erysipel'atous  ylanca benzer.
 (tb.) eritem, vcudun baz yerlerinde meydana gelen kzart . erythemat' ic  kzart yapan.
 olaanst kzarma (hayvan tyleri)
 (ecza.) eritrit; (mad.) doal krmz kobalt slfat. erythro - (nek) krmz
 (anat.) alyuvar, eritrosit.
  merdiven dayayarak duvar ama, mstahkem bir yere merdivenlekp hcum etme;  merdivenle kp hcum etmek.
 ykseltmek, ykselmek (fiyat, maa); kztrmak, kzmak (sava,anlamazlk); artrmak, artmak. escala'tion  art, ykseli, kzma.
 yryen merdiven. escalator clause  (A.B.D.) hayat pahallna gre cret artlarn ayarlamak zere toplu szlemelere konan madde.
(bak.) scallop.
 yaramazlk, haylazlk; sergzet, macera. 
 kamak, firar etmek kurtulmak, paay kurtarmak; atlatmak; szmak;-den kmak; gznden kamak; hatrndan kmak. His name had escaped me. ismi hatrmdan kmt.
  ka, kama, firar; kurtulu; szma sznt; bakmsz kalm fidan;  gereklerden uzaklamay salayan, sorumluluu azaltc. escape cock emniyet musluu. escape pipe emniyet borusu, fazla su veya buhar karmaya mahsus boru. escape shaft maden ocandan tehlike annda kalacak saft veya k yeri . escape valve emniyet valf. escape velocity (uzay) bir roketin yer ekimi kuvvetinden kurtulmas iin gerekli olan asgari hz. a narrow escape g bel kurtulma, (colloq.) paay kurtarma a hairbreadth escape kl pay kurtulma fire escape yangn merdiveni.
 saatin rakkasarknn sekteli hareketini idare eden takm veya maal tertibat.
 hayat yknden kap kafasn dinlemek isteyen kimse. escapism  hayatn yknden kamak iin kendini baka ilere verme, hayal kurma.
 (Fr.) bilhassa Fransa'da yenilen salyangoz.
 hindiba, (bot.) Cichorium endivia
  (ask.) hendein i taraf, sath mail, eik yzey;  sath mail ekline koymak escarpment  dik ve geni olan herhangi bir ey; sra halindeki dik kayalarn yz; byle meyillerle evrelenmi tahkimat. -escent (sonek) balayan, azck (adolescent, phosphorescent gibi)
(bak.) shallot.
 (tb.) yara kabuu.
 (ilah.) eskatologya,lmden sonraki hayata ait bahis dnya ve hayatn sonu bahsi eschatolog'ical  bylebahis ve doktrinlere ait.
(huk.) mirassz len kimsenin emlkinin devlete geii, bu ekilde intikal eden mlk, mahlul mlk. by way ofescheat mahlulen, mirass olmayan bir kimseden (huk.)umete kalarak.
 (huk.) zor almna arptrmak msadere etmek, zeamet sahibine vermek; devlete kalmak, mahlul olmak. escheator  mahlul mallar memuru.
 ekinmek, itinap etmek; -den saknmak, kanmak.
 kavalye; (ask.) muhafz takm; maiyet, himaye iin refakat eden kimse; konvoy. under escort himaye altnda.
 himaye veya nezaket gayesiyle refakat etmek.
 yaz masas, yazhane.
 (huk.) belli artlar karlanncaya kadar maln nc bir ahsn kontrol altnda tutulmas. Esculapian (bak.) Aesculapian.
  yenilebilir;  yiyecek, sebze.
 armal kalkan, arma; (den ) geminin isim tabels; anahtar deliinin etrafndaki ssl madeni ereve. a blot on his escutcheon erefine srlm leke.
(sonek) -li, -e ait, -e mahsus, slbunda, tarznda, biiminde: Cantonese Kanton ehrine ait, Kanton'lu, Kanton dili journalese gazete tarznda.
esker  (jeol.) buzullarn brakt kum veya akldan ibaret yn veya srt halinde kme.
 Eskimo; Eskimo dili.
 (anat.) yemek borusu.
 belirli bir grup tarafndan anlalan veya onlara hitap eden, hususi, zel,anlalmas zor; gizli, sakl, mektum.
(ks.) extrasensory perception.
 (bah.) meyva aac dallarnn yelpaze eklinde bymesi iin tek yzeyli kafes; byle alm aa veya aa sras. 
 esparto grass halfa otu, (bot.) Stipa tenacissima.
 zel, hususi; mstesna, mahsus, en ileri, ba. especially  zellikle, hususiyle, bilhassa. (Bak.) special.
 Esperanto dili.
 kefetme, merak, tecesss; grme, keif.
 casusluk.
 meydan, deniz kenarnda piyasa yaplan yer.
 kabullenme, benimseme; evlenme, nikh; nianlama, nianlanma.
 kabullenmek, benimsemek;evlenmek .
 (it.), (mz.) dokunakl, tesir edici bir ekilde.
 Italyan usul kahve, espreso kahve.
 ruh, can, nee. esprit decorps bir grup iindeki birlik duygusu.
 uzaktan grmek, gzne ilimek.
 eski zamanlarda silhtar; bey, efendi; valyelik aday; isim ve soyadndan sonra ksaltlarak yazlan ve bay anlamna gelen bir unvan: John Smith, Esq.
  harfi;  eklinde olan herhangi bir ey. -ess (sonek) diilik eki: poetess  kadn air Iioness  dii aslan.
 teebbs, tecrbe, deneme; makale, deneme; rnek, numune, msvedde essayist  deneme yazar.
 tecrbe etmek, denemek; teebbs etmek, kalkmak.
 z, cevher, asl, z varlk, nefis, hakikat; mahiyet, nitelik; varlk; ruh; esans, tr.
 milttan biraz evvel ve sonra Filistin'de yaayan bir Musevi tarikat mensubu.
  temelli, kkl, asli, esasl, gerek, temel, hakiki; nemli, elzem; ruh veya tr trnden;  gerekli olan ey, esas. essential character esas mahiyet, asl sfat. essential mineral bir kayadaki esas maden essential oil bitkilerden elde edilen uucu ya essentially  esasen,esas itibaryla, zaten, aslnda. -est (sonek) bir veya iki heceli sfatlarn enstnluk derecesini belirten ek.
 kurmak, tesis etmek; saptamak, tespit etmek, tayin etmek; yerletirmek; tantmak, kabul ettirmek; (kiliseyi) resmiletirmek. He has established himself in business Ticaret hayatna atld. established church hkmet tarafmdan resmen tannm olan kilise .
 kurum, muessese maaza, fabrika; belirli bir ama ile tekil edilen heyet; kanunen tesis; (huk.)umetin kiliseyi resmen tanmas; tesisat; i, evlilik veya hayatta gven verici bir durum. the Establishment (toplu olarak) ileri gelenler, (slang) kodamanlar.
 mal, mlk, arsa; lmle braklan mal ve mlk; malikne, konak; itibar, yksek mertebe; snf, tabaka, mevki; durum, hal personal estate menkul mal. realestate mlk, gayri menkul mal. the fourthestate basn, gazetecilik the three estates asiller, ruhban snf ve halk.
  itibar etmek, saymak, kymet vermek, hrmet etmek; takdir etmek; sanmak, zannetmek;  itibar, hrmet, kymet; kan, zan.
 (kim.) ester, asitlerin alkollere etkisiyle elde edilen organik bileik.
 (tb.) duyumler.
 estetik zevki olan kimse; gzel sanatlara dkn kimse.
  estetik,bedii, gzellik ile ilgili. esthetics  estetik ilmi.
 Estonya. Esthonian   Estonya'ya zg:  Estonyal: Estonya dili.
 saygdeer, itibarl, deerli, mmtaz, hrmete ayan; saylabilir. estimably  saygdeer bir ekilde, hrmeteayan olarak.
  fikir edinmek , (huk.)um vermek; takdir etmek, tahmin etmek, kestirmek: paha bimek: hesap etmek:  hesap, tahmin, takdir; rey; fikir; (ikt.) irket veya devletin nceden yaplansenelik masraflar hesab estima'tion  hesap etme; hesap, rey, fikir, tahmin, gr, takdir; itibar, hrmet.
 yaza ait; yazn kan.
 yaz mevsimini geirmek; (zool.)) yaz uykuda geirmek.
 (zool.) birka eit salyangozda olduu gibi yazn scak ve kuraklndan ileri gelen uyuukluk; (bot.) iek tomurcuunda petal ve sepallerin dizgisi.
(bak.) Esthonia.
 (-ped, -ping) (huk.), kendi eylemi vastasyla hakkn iskt ve iptal etmek estoppage  durdurma, kendi eylemi ile hakkn iptal etme.
 (huk.) evvelce yaplan bir iin veya verilen ifadenin sonradan ileri srlen bir iddiay savunmaya engel olmas.
 (o.) (huk.) zaruri levazm.
 yabanclatrmak, uzaklatrmak; gayesinden uzaklatrmak; aralarn amak, soutmak. estranged  ayrlm, ayr yaayan. estrangement  yabanclama, yabanclatrma, kaytszlk, bozuma.
(huk.) babo kalm evcil ayvan, sahipsiz hayvan.
  (ing.), (huk.) asl mahkemekaydnn sureti;  infaz iin kaytlardan karmak; para cezas kesmek.
 (biyol.) estrojen, memelilerde diilik hormonlar.
 (zool.) kzma, ksnme devresi (dii hayvanlarda)
 nehrin azndaki koy, nehrin denizle birletii geni ve ak yer, hali.
 obur, agzl, tamahkr.
 Yunan alfabesinin yedinci harfi, ita.
(ks.) et cetera (Lat.) vs, ve saire,vb, ve benzeri.
 asitle yakmak; madeni veya baka bir levhay asitle yakarak resim kalb karmak.
 azot asidi ile madeni levhay andrmak suretiyle yaplan bir hak usul; bu levha; bu levha ile baslm resimveya yaz.
  ebedi ve ezeli, ba ve sonu olmayan; daimi, baki, lmsz;  (b.h.) ebedi varlk, Tanr, Allah. the Eternal City Roma the eternal triangle evli bir ift ile bunlardan birinin sevgilisi. eternally  ebediyen, daima.
 edebiyet, ezel ve ebed, nihayetsizlik, sonsuzluk; lmszlk; ok uzun bir zaman .
 ebedi klmak, sonsuzlua kavuturmak, ebediyen uzatmak; hretini ebediletirmek.
 devirli, senelik, senede bir olan veya meydana gelen, mevsime gre, etesian wind meltem, imbat .
(o.) via)  fena koku gibi hafif ve gzle grlmeden ortaya yaylan madde; ryen cisimlerden kan fena koku.
(sonek), (eski.), (iir) fiil ekiminde nc tekil ahs: he knoweth bilir.
 (kim.) eter, lokman ruhu; gkyz, esir.
 gklerle ilgili, havai, ok ince, ruh gibi; (kim.) eterik ethereally  ok hafif olarak; narin bir ekilde.
 incelik, effaflk, havailik.
 ruh haline getirmek.
 eter haline getirmek, eterle uyutmak etheriza'tion  eterle uyutma, eterin verdii uyku.
  ahlka uygun, ahlki;  ahlk ilmi, ahlak sistemi. ethics  ahlk ilmi, ahlakiyat. ethical  ahlaki, ahlka ait, seciyeye ait, trel. ethically  ahlk prensiplerine uygun olarak.
 Habeistan. Ethiopian   Habeistanl, Habe;  Habeistan'a ait. Ethiopic   Habeistan'a ait:  Habe dili.
 (anat.) burun iinde bulunan kalbura benzer bir kemie ait. ethmoid bone (anat.) etmoid, kalbur kemii. ethmoidal cells (anat.) etmoid hcreleri.
 kabile reisi, bakan, ef; vali.
 etnik, rka ait, rksal; Hristiyan ve Musev olmayan. ethnically  etnik olarak, rk bakmndan.
 kendi rknn stnlne inan. ethnocentric  kendi Irknn stnlne inanan.
 etnoloji, budunbilim. ethnoloq'ical  etnolojik. ethnolosl'ically  etnolojik olarak. ethnologist  etnolog.
 etnografya, kavimler ilmi, budunbetim. ethnograph'ic  etnografya ile ilgili. ethnoqraph'ically etnografya ile ilgili olarak.
 (sosyol.) bir kavmin zellikleri; toplumsal bir kurumun zellii.
 (kim.) etil: benzine konulan kurunlu bir terkip. ethyl alcohol ispirto, saf ispirto.
 etilen, etilen gaz.
 kszlktan aartmak veya aarmak (bitki) 
 sebepler bilgisi, sebep tayin etme; (tb.) hastalklarn sebeplerini arama ilmi; sebepler.
 grg kurallar, adabmuaeret, davran bilgisi, topluluk tresi.
 ispirto ateinde bir ey stmaya mahsus kab. Mt Etna Etna yanarda.
 ingiltere de bir kasaba ve bir zel okul. Etoncollar ceket yakas zerine dnen geni ve sert bir eit gmlek yakas. Eton jacket ksa kadn ceketi.
  eski italya da Etrurya ya ait;  Etruryal, Etrurya dili. ette (sonek) kltme eki: kitchenette: (diil.) isim yapmak iin: farmerette: taklit anlamnda: leatherette.
 (mz.) etud.
 (krs etym) etimoloji, kelimelerde asl ekil; treme, itikak;trem, itikak ilmi; kelime kk bilgisi. etymolog'ical  etimolojik istikaka ait etymolog'ically  treme ile ilgili olarak itikaken etymol'ogist  turem bilgini, itikak limi etymol'ogize  bir kelimenin aslnaratrmak veya vermek; itikak ilmi zerindealmak.
 (o.) ing. -mons, (Lat.) -ma) kelimenin en eski ekli.
(nek) iyi, faydal, ho.
 Eriboz adas.
 stma aac, okalipts, (bot.) Eucalyptus.
 (bot.) Gney Amerika'da yetien bir zambak.
 Hristiyan kilisesine mahsus Aai Rabbani ayini, Komnyon, arap ve ekmek yeme ayini; bu ayin iin takdis edilen arap ve ekmek. Eucharis'(tic.)  Aai Rabbaniye ait; krana ait.
  iki,  veya drt kiiyle oynanan bir Amerikan iskambil oyunu, koz diyen oyuncunun u el kat alamay;  bu oyunda yenmek; hile yaparak yenmek.
 Oklit, milattan 300 sene evvel yaam olan Yunanl geometri bilgini Euclid'ean  Oklit'e veya onun geometri sistemine ait.
 (fels.) saadeti en yksek gaye bilen felsefe sistemi.
 saadet, mutluluk.
 (kim.) gazlar tahlil ve lmek iin kullanlan alet.
 insan rknn soyaekim yoluyla zihnen ve bedenen gelitirilmesine dair; gelecek nesillerin slahna ait; kaltmla geen iyi haslatlara sahip. eugenics  insan rknn soyaekim yoluyla slahna alan bilim dal.
 (fels.) mitolojinin kiilerin ilahlatrlmasndan doduunu kabul eden kuram; mitlerin gerek olay veya kiiler zerine kurulduunu ileri suren teori.
 vmek, methetmek, sena etmek, sitayile bahsetmek. eulogist  methiye yazan ve syleyen kimse, kaside yazar. eulogistic(al)  ven, vc, vme kabilin(den.) eulogistically  verek, methederek.
 methiye, sena, sitayi, kaside.
 (mit.) gnahlar cezalandran  tanra.
 hadm, harem aas.
 i aac.
 (tb.) sindirim sisteminin iyi almas, iyi hazmetme. eupeptic  kolay hazmettiren; kolay hazmedilir.
 kaba veya ar bir sz yerine ayn anlam veren daha hafif bir sz. euphemist  bu tr hafif sz kullanan kimse. euphemis'(tic.)  hsntabir kabilinden. euphemis'tically  hsntabirle.
 (mz.) tuba cinsinden nefesli bir alg.
 tatl ses; (dilb.) ses ahengi. euphon'ic  kulaa ho gelen, telaffuzu ho, ahenkli ses veren. eupho'nious  sesi ahenkli, sesi kulaa ho gelen. eupho'niously  ahenkli bir sesle. eu'phonize  sesi tatllatrmak.
 stleen, (bot.) Euphorbia .
 (psik.) fori, kendini ar derecede zinde hissetme hali.
 gzlk otu, (bot.) Euphrasia officinalis.
 Frat nehri.
 dilde ar yapmack, yazda ar ssl slup. euphuist  yapmack bir dille yazan veya konuan kimse. euphuis'(tic.)  yapmack bir dille yazlan veya sylenen.
 ufak kubbe; dkm oca.
(ks.) Europe, European. Euraquilo (bak.) Euroclydon.
 Avrasya. Eurasian  Avrupa ile Asya'ya ait;  bir Avrupal ile bir Asyalnn evlenmesinden doan ocuk.
(nlem.) Buldum ! Ieurhythmy (bak.) eurythmy.
 (cogr.) Akdeniz'de esen kuvvetli kuzeydou rzgar, poyraz.
 Avrupa. Europe'an  Avrupal;  Avrupa'ya mahsus. European plan otelde oda ve kahvalt parasn beraber deme sistemi. European Economic Community Ortak Pazar.
 (Yu.) (mit.) dou veya gneydou rzgr tanrs.
 mzikteki ahenk ve ritmi vcut hareketleriyle ifade etme sanat.
 ritmik hareket veya dzen. 
(anat.) staki borusu, ortakulakla yutak arasndaki boru.
  (fiz.), (kim.) maksimum erime yetenei olan, tektik (madde)
 mzik tanras.
 rahat lm, strapsz lm; zellikle mitsiz durumda olan hastalarn straplarn dindirmek iin hayatlarna son verme.
 evrenin etkisiyle insanlarn zihinsel ve bedensel niteliklerini gelitirme teebbs ve ilmi.
Karadeniz.
 boaltmak, tahliye etmek; (tb.) vcuttan kartmak, boaltmak. evacuant   (tb.) mshil. evacua'tion  oaltma, tahliye. 
 tehlike yerinden uzaklatrlan kimse.
 kanmak, saknmak, kaamakl yol aramak, paay kurtarmak, yakay syrmak. evade a Iaw kaamak yolu ile bir kanundan kurtulmak.
 kymet takdir etmek,deerini tayin etmek, paha bimek; tartmak. evalua'tion  paha bime, kymet takdiri, deerlendirme.
 yava yava gzden kaybolmak, zail olmak, kaybolmak. evanescence  yava yava kaybolma, zeval. evanescent  gzden kaybolan, hafzadan silinen, zail olan, abuk uan; (bot.) dayanmayan, abuk solan; (mat.) son derece kk, czi.
(ks.) evangelical, evangelist.
 ncil'in getirdii haber; ncil kitaplarndan biri; iyi haber, mjde.
  muhafazakar Protestan; Protestan;  ncil'e ait, ncil'e zg.
 (iir) zeval bulmak, yok olmak, gzden kaybolmak.
 ncil mjdesini getirme.
 buhar haline getirmek, buharlatrmak, uurmak; buhar olup umak, buharlamak, buu karmak. evapora'tion  buharlama, buulanma. evap'orator  sebze, meyve ve baka maddeleri kurutmaya mahsus alet. evap'orated milk ksmen suyu alnm youn st.
 (biyol.) ters evirmek, tersyz etmek, iini dna evirmek.
 kanma, saknma; batan savma cevap, kaamak; bahan.
 Havva. dauqhter of Eve Havva'nn kz; kadn; mtecessis kadn.
 akam; arife gecesi; arife.
(astr.) gne ekiminden tr ayn hareketinde meydana gelen dzensizlik.
 dzletirmek, dzletmek, tesviyeetmek; up ile eitlemek, msavi hale getirmek, dzeltmek.
 hatta, bile, dahi; dz, eit olarak; tamamyla, tam. even if olsa bile. even so yle olsa da, ramen.
 dz, dzlem, mstevi; eit, msavi; dzenli, muntazam; doru, tarafsz,bitaraf; paralel, muvazi, denk, ayn seviyede;ift, tam (say); temkinli, deimez .evencolor her taraf ayn tonda olan renk. evenhanded  tarafsz, bitaraf. even number ift say. even with the roof dam yksekliinde, damla bir hizada. get even with intikam almak, hakkndan gelmek. break even kr ve zarar eit olmak, ancak masrafn karlamak. on an even keelden. (gemi) yatay durumda. odd and even tek ve ift. evenly  dz bir durumda; eit olarak; tarafszca. evenness  dz olu; eitlik; tarafszlk.
 ,(iir) akam.
 akam.
 Hristiyan olmayanlara ncil' retmek; Hristiyanla evirmek. evanlleliza'tion  ncil' retme, ncil' renme.
 gezici vaiz; drt ncil' yazanlardan biri. evangelis'(tic.)  drt ncil'e ait, ncil va'zma ait.
 akam; gece; suvare; bir eyin sona ermekte olduu devre, zellikle mrn son seneleri. evening dress gece elbisesi. evening primrose eekotu, (bot.) Oenothera biennis. evening star akam yldz, gne battktan sonra grlen Zhre yldz Good evening. yi akamlar. Tnaydn. musical evening mzik gecesi.
 akam duas.
 olay, vaka, hadise; sonu, netice, akbet. at all events, in any event her halkrda, ne olursa olsun. in the event of takdirde, halinde. quite an event olaanst bir durum. eventful  hadiselerle dolu. eventfully  olaylarla dolu olarak.
 (iir) akam, akam vakti.
 akbette, netice olarak vaki olan, nihai, en sonraki. eventually  nihayet, sonunda, er ge, ilerde.
 ihtimal, netice, iin sonu.
 sonulanmak, neticelenmek; kmak, meydana gelmek. 
 asla, hi bir zaman; ebedi, daima, her zaman, durmadan; herhangi bir zamanda. ever after ondan sonra, hep, artk. everand anon arada srada. ever burning hi snmeyen, daima yanan. ever changing daima deien. ever living lmez, ebedi ever more daima, ilelebet. ever so much pek ok. ever so often sk sk. for ever and ever. ilelebet; ebediyete kadar. for everand a day (k.) dili ilelebet, daima. if ever ayet, eer, kazara. Nothing ever happens. Hi bir ey olduu yok . scarcely ever hemen hi. seldom if ever nadiren, belki de hi. the finest ever en gzeli. Well, did you ever ! Acayip ! ok tuhaf ! Allah Allah !
 zellikle Florida' da bataklk. the Everglades Gney Florida'daki geni bataklk saha.
  (bot.) yapran dkmeyen, her dem taze;  daima yeil kalan aa veya bitki, yapran dkmeyen aa.
  ebedi, lmsz, daimi, sonsuz; srekli, devaml; fazla uzun sren, skc; dayankl; kuruyunca ekli verengi bozulmayan (iek veya bitki);  ebediyet, sonsuzluk; (bot.) kuruduu zaman rengini ve eklini koruyan bir eit iek; bireit dayankl ngiliz kuma everlastingflower medine iei, (bot.) Gnaphalium; lmez otu, (bot.) Xeranthemum inapertum everlastingly  ebediyen, daima; fazlasyla everlastingness  ebediyet, sonsuzluk
 ilelebet, ebediyen, daima. for evermore ebediyen.
 tersine dndrme, tersyzetme; ters dnme.
 (fizyol.) tersine dndrmek, iini dna evirmek.
 her, her bir, her biri; her trl. every bit as much tam onun kadar. everyfour days drt gnde bir. every now and then, every now and again ara sra, arada bir. every once in a while arada bir. every other day iki gnde bir, gnar. everyother person her iki kiiden biri. everybody (zam.) herkes. everybody else bakalar, brleri. every day her gn. everyday  her gnk, allm, mutat, adi. everyman  halktan biri, herhangi bir kimse. every one her biri. evervone (zam.) herkes. every so often arada srada. everything (zam.) herey. everywhere  her yerde. every which way (k.dili.) her yne, her tarafa, dzensiz.
 kaamakl, batan savma; kamaya yarar. evasively  kaamak olarak, batan savma bir surette. evasiveness  kaamak, batan savma.
 (huk.) tahliye ettirmek.
 tahliye etme veya edilme; geri alma veya alnma. 
  delil, tanklk, ahadet, ispat, tant; vuzuh, aklk, aydnlk; ahit;  belirtmek, tasrih etmek, aklamak, tavzih etmek; ispat etmek. be in evidence gz nnde olmak, belirmek, meydana kmak. external evidence harici delil, konu dndan gsterilen delil. in evidence gze arpan, aikr. internal evidence dahili delil, muhtevadan karlan delil. turn state' evidence su orta aleyhine ifade vermek.
 ak, belli, sarih, aikr, vazh, ortada olan, meydanda olan. evidently  aikar olarak, aka, sarahaten, tabii, anlalan.
 delil veya ahit kabilinden, delile dayanan.
  gnahkar, fena, kt, kem; keder verici;  gnah, er, fenalk, ktlk, zarar,bela, dert. evildoer  ktlk eden kimse, erir, gnahkar kimse, sulu kimse. evil eye kem gz, nazar dediren bak. evil-minded  fenalk dnen, kt niyetli. speak evil of hakknda kt sylemek, yermek, zemmetmek. the Evil One eytan, blis. the lesser of two evils ehvenier, iki kt ihtimalden nispeten az kt olan. evilly  eytanca, ktlk dnerek, gnahkrane.
 gstermek; izhar etmek, belirtmek, aa vurmak, aydnla kavuturmak, ispat etmek, delil gstermek.
 barsaklarn karmak, iini boaltmak. eviscera'tion  barsaklarn karma, iini boaltma.
 saknlabilir, kanlabilir, bertaraf edilebilir.
 zihinde uyandrma,aklna getirme; (huk.) davann daha yksek bir mahkemeye ref' ve devri.
 aran, davet eden, uyandran.
 gelitirmek, inkiaf ettirmek; amak, samak, datmak, karmak; gelimek, inkiaf etmek; evrim geirmek, tekml etmek. evolvement  geliim, evrim, tekml.
 aklna getirmek, uyandrmak; hissettirmek; tevlit etmek; (ruh) armak.
 (geom.) evolt, kvrklk merkez erisi .
 evrim, tekaml, inkiaf, gelime, alma. evolutionary  evrimsel, tekam1i. evolutionism  evrim teorisi; bu teoriye inanma. evolutionist  evrim teorisi taraftar; zoraki devrim yerine birbiri ardndan gelen safhalar izleyen bir sosyal yap geliimi iin alan kimse.
 skp karma, kknden skme.
 dii koyun, marya. ewe Iamb dii kuzu; (fig.) gzbebei.
 ibrik.
(edat.), (Lat.), (ikt.) kullanma hakk olmadan; ABD belirli bir senenin rencisi olup mezun olmam kimse: ex '54. ex dividend (ekon.) kar hissesi denmi vaziyette. ex quay (tic.) rhtma karldktan sonraki harlar alcya den alm satm. ex (nek) -den dar, -den fazla; tamamen; -sz, olmadan; sabk, eski, nceki: ex-president  sabk bakan. ex (ks.) examination, example, except.
 iddetlendirmek, kztrmak; kzdrmak, sinirlendirmek. exacerba'tion  iddetlendirme, kztrma, iddetlenme; hiddet.
 cebren almak; mecbur tutmak, icbar etmek; talep etmek; (huk.) (birisini) mahkemeye celbetmek. exacting  titiz, ok kuvvet ve enerji sarfettiren; her eyin harfiyen yaplmasn isteyen.
 tam, doru, tamam; kati, kesin; tamamen doru; pek ince. exactscience matematik gibi kesin sonular elde edilebilen bilim, pozitif ilim.
 cebren alma; cebren ifa ve icra ettirme; cebren alnan para veya yaptrlan i.
 tam ve doru olma, her ii yolunda, vaktinde ve doru olarak yapma, hataszlk, kusursuzluk.
 tam, tamam, tamamen, aynen, kesin olarak.
 doruluk, shhat, hataszlk, kusursuzluk.
 mbala etmek, abartmak, bytmek, izam etmek. exaggerated  mbalal, bytlm, iirilmi. exaggeratedly  mbalal olarak. exaggeration  mbala, abartma, arlk, bytme, izam. exaggerator  mbalac, byten kimse.
 ykseltmek, yceltmek, paye vermek; vmek, methetmek, gklere karmak; sevindirmek, aka getirmek, gururlandrmak, heyecanlandrmak; kuvvetlendirmek .
 heyecan, akagelme, vecit; ykseklik, ycelik, ululuk; yksee karma veya karlma.
 yceltilmi, ykseltilmi; yksek, ulu, yce, byk; asil, soylu, hametli.
 (k.dili); snav, imtihan.
 snav, imtihan, yoklama, muayene, tefti, tetkik; (huk.) sorgu. examination paper imtihan kd. give an examination imtihan etmek, snav yapmak. pass an examination imtihan vermek, snav gemek. postmortem examination otopsi. take an examination imtihana girmek. sit for an examination (ing.) imtihana girmek.
 bakmak, dikkatle gzden geirmek; muayene etmek; tefti etmek; snava tabi tutmak, imtihan etmek, yoklamak; sorguya ekmek. examinee'  imtihana giren kimse, imtihan olan kimse. exam'iner  imtihan eden kimse, mmeyyiz, ayrtman; muayene eden kimse; sorgu hakimi; mfetti.
 rnek, misal, numune, ibret. for example rnein, mesel. make an example of ibret olsun diye cezalandrmak. set a good example iyi rnek olmak.
 (og mata) (tb.) eksantem, iek ve kzamk gibi hastalklarda ciltte hasl olan kzart, leke ve kabarcklar.
 (tar.) Bizans mparatorluu devrinde Afrika veya talya'da genel vali; Ortodoks kilisesinde yksek rtbeli piskopos. exarchate  byle bir valilik, il veya piskoposluk.
 kzdrmak, fkelendirmek, sinirlendirmek, ileden karmak; iddetlendirmek. exasperated  darlm,fkeli, kzgm. exasperatingly  kzdracak surette. exaspera tion  dargnlk, fke, hiddet, sinirlenme. 
(Lat.) yetkili olarak, salhiyetle.
 kaz yapmak, kazmak, hafriyat yapmak, kazp karmak, kazp amak. excava'tion  kaz, hafriyat, ukur. ex'-cavator  ekskavatr, kazma makinas.
 gemek, amak; stn olmak, bakalarn gemek; haddini amak, ifrata kamak, ileri gitmek. exceeding   olaanst, fevkalde. exceedingly  fazlasyla, ziyadesiyle.
 (led, ling) gemek, stn olmak; mmtaz olmak, ileride olmak.
 fazilet, stnlk, faikyet, sekinlik, mmtaz olu.
 Ekselans, sefir veya vekile verilen unvan. His Excellency Ekselanslar. Your Excellency Ekselans, zat liniz.
 mkemmel, kusursuz; stn, faziletli, mmtaz, faik. excellently  peka1, mkemmelen.
 tala, ince yonga.
 saymamak, hari tutmak, ayr tutmak; kar kmak, itiraz etmek.
(edat.), (ba.) -den gayri, -den baka, hari; (ba.) yoksa, meerki, olmadka, etmezse. not excepting dahil. always excepting -den gayri, hari. exceptfor olmasayd; hari.
 istisna; (huk.) mahkemenin ara kararlarna itiraz. take exceptionto itiraz etmek, kabul etmemek; gcenmek. The exception proves the rule. istisna kural bozmaz. (Asl anlam: istisna kural bozar) without exception ayrm yapmakszn, istisnasz with the exception of hari tutulursa, istisnasyla.
 itiraz olunabilir, yakk almaz, makbul olmayan.
 mstesna, istisnai, ender, fevkalade. exceptionally  mstesna olarak, fevkalade.
  (bir kitap veya yazdan) seme para, pasaj;  almak, semek, iktibas etmek.
  arlk, ifrat, fazlalk;  fazla, ziyade, artan. excess fare bilet cret fark, mevki fark, zam. excessluggage fazla bagaj. excess profits tax fazla kazan vergisi. drink to excess ikiyi fazla karmak. in excess of -den fazla, (onu) geen. excessive  fazla, ifrat, ar. exces'sively  ar olarak, ziyadesiyle.
 dei mbadele, deime, trampa; yerini alma; kambiyo, borsa:telefon santral, merkez. exchange broker borsa simsar, sarraf, borsac. exchange rate kambiyo kuru, dviz kuru; deiim oran. exchange value mbadele kymeti. bill of exchange polie, tahvil. commercial exchange ticaret borsas foreign exchange dviz. produce exchange zahire borsas. stock exchange borsa, esham ve tahvilat borsas.
 mbadele etmek, dei toku etmek, deitirmek, trampa etmek. exchange positions yer deitirmek, birbirinin yerini almak. exchangeable  mbadele edilebilir, deitirilebilir.
 (lng.) maliye; kraliyet veya devlet hazinesi; servet, para; (k.dili) bir kimsenin kiisel gelirinin tm. Chancellor of the Exchequer (ing.) Maliye Bakan.
 hazrlanacak olan ilalara uygun bir ekil veya gzel bir tat vermesi iin katlan madde.
 (tic.) bir memlekette uygulanan istihsal, sat veya istihlk vergi sistemi; bu vergiyi tahsil eden hkmet dairesi. excise duty bu vergi. exciseman  bu verginin tahsildar.
 kesmek, kesip karmak, atmak; oymak, temizlemek (ur) exci'sion  kesme, kesip karma, kesip atma.
 kolay heyecanlanr, kolay tela kaplr, tahriki kolay. excitabil'ity, excit'ableness  kolay heyecana kaplma; (fizyol.) uyarlma kabiliyeti.
 heyecanlandrmak, kkrtmak, tahrik etmek, kztrmak, tela vermek; (fizyol.), (biyol.) harekete geirmek; uyandrmak, tembih etmek. excita'ti on  tahrik, tembih. exci'tant  tahrik edici, harekete geirici, muharrik. excited  heyecanl. excitedly  heyecanla. exciting  heyecan verici, ilgi ekici. excitingly  heyecanla, tahrik edici surette. 
 heyecan, tel, galeyan, tahrik.
 (elek.) dinamonun sabit sarmalarna cereyan veren yardmc dinamo; (elek.) indksiyonlu kvlcmla radyo sinyali veren tertibat.
 fizyol adaleyi harekete geiren sinir, uyarc sinir.
 anszn barp armak, hayretini ifade etmek, hiddetle sylemek.
 (nlem), nida, ani olarak sylenen sz; barma, tella itiraz etme. exclamation mark, exclamationpoint (nlem) iareti (!) exclam'ative  (nlem) ifade eden. exclam'atory  sevin, hayret veya keder belirten; grltl.
 bir memleketin baka bir devlette bulunan kk toprak paras.
 hari tutmak, darda brakmak, dahil etmemek, engel olmak, yoksun brakmak, mahrum etmek.
 ihra, kabul etmeyi,tart, ret, yoksun brakma, mahrum etme. to the exclusion of hari tutarak, dnda brakarak, mahrum ederek, meydan vermeyerek.
  umuma ak olmayan; bir kimse veya zmreye has; tek, ei olmayan; hari tutan; of ile mstesna, -(den.) gayri, hesaba katmadan;  yalnz bir gazete veya mecmuann temin edebildii mlkat. exclusively  yalnz, mnhasran.
 dnp bulmak, karmak, icat etmek, dnmek.
 kiliseden aforoz etmek, mahrum etmek, cemaatten tardetmek, Hristiyan ayinlerine kabul etmemek. excommunica'tion  aforoz.
 deriyi syrmak, deriyi yzmek; iddetle sulamak, itham etmek. excoria'tion  deriyi syrma, syrlma; iddetle sulama.
 pislik, dk. excremen'tal  pislik kabilin(den.)
 nasr ve ur gibi hayvan ve bitki gvdelerinde hsl olan fazla cisim; fazlalk, normal d (o.)alma. excrescent  normalden fazla byyen, fazla, gereksiz.
 (o.) ifrazat, salg; pislik.
 ifraz etmek, karmak (vcuttan) excretion  salg, ifrazat; ifraz etme,boaltm. excre'tive, ex'cretory  ifraz eden, salg karan.
 eza etmek, zmek, strap vermek, ikence etmek, actmak. excruciating  eza verici, ikence edici. excrucia'tion  strap, ikence, eza, keder,elem. 
 susuz karmak, temize karmak, tebriye etmek. exculpa'tion  beraat, temize kma, tebriye.
 dar akan; (bot.) ana gvdesi uzam olan; fizyol kalpten akan (kan ) 
 gezinti, yolculuk, ksa sreli seyahat; (mak.) yarm titreim veya devir hareketi; bu harekette alnan mesafe. excursion ticket zel bir tur iin indirimli gidi dn bileti. excursion train zel indirimli tren.
 dolaan, belirli bir izgi takip etmeyen, kararsz.
 arasz; konu dna kma, konudan ayrlma.
 zr, mazeret, bahane, sebep; zr dileme; izin verme, izin, hk verme.
 affetmek, mazur grmek, gz yummak, kusura bakmamak; susuz karmak, hakl karmak; from ile izin vermek, msaade etmek. Excuse me zr dilerim, affedersiniz, kusuruma bakmayn. excuse oneself zr dilemek, izin istemek. excusable  affedilebilir. excusably  affolunacak ekilde.
 alak, melun, Lnete lyk, murdar, tiksindirici, iren; berbat, kt, sfli. execrably  kt bir ekilde; alaka, murdarca.
 Inet etmek, bel okumak, nefret etmek. execra'tion  lnet, nefret; melun ey.
 icra eden kimse; konser veren kimse.
 icra etmek, tatbik mevkiine koymak, yrrle koymak; baarmak, stesinden gelmek, yapmak, etmek; idam etmek, hkm infaz etmek.
 (huk.) infaz, idam; yerine getirme, ifa, icra, tatbik etme, uygu lama, yapma; (gz.) (san.) yap veya yapl tarz, icra usul. executioner  cellt, idam hkmn tatbik eden kimse.
  idareci, yetkili hs;  idareci durumunda olan, yetki sahibi, icra salhiyeti olan, kanunlar yapan. executive officer (den.) ikinci kaptan, (o.) gverte subaylar. executive power icra kuvveti, yrtme yetkisi. executive session gizli celse.
 icra eden kimse; (huk.) vasiyet hkmlerini yerine getiren kimse. exec'utory  icrai.; (huk.) ileride veya belirli artlar altnda yrrle girecek olan. exec'utrix  (huk.) vasiyet hkmlerini yerine getiren kadn.
(o.) (drae)  eski mimarde kapal toplant yeri; kavisli bank.
 yorum, tefsir, erh, kutsal kitaplarn tenkitli yorumu. ex'egete  yorumlayan kimse; tefsir eden kimse.
 tefsir ilmi. exegetical  yorumlama ile ilgili, tefsire ait.
 rnek, numune, sembol, timsal, misal; suret, kopya, nsha.
 rnek alnacak, tavsiyeye ayan, ibret tekil eden.
 rnek, misal, numune, sembol, timsal; (huk.) resmi mhr tayan bir senedin resm kopyas.
 rnek olmak, misal tekil etmek; rnek olarak gstermek, misal gstermek; kopya etmek, (huk.) tasdikli suretini karmak, resmi suretini gstererek ispat etmek .
(Lat.) (ks.) eq) rnein, mesel.
   bak, muaf, ayr tutulan, mstesna;  muaf olan kimse, mkellef olmayan kimse:  muaf tutmak, baklk tanmak; hari tutmak, istisna etmek. exemption  muafiyet, baklk, ayr tutma,ayrlk, istisna etme.
 (tb.) bir uzvu kesip karmak.
 bir devletin dier bir devletin konsolosunu tandn gsterir belge. 
 cenaze alay; (o.) cenaze merasimi.
  uygulama, tatbik, icra, yrtme, ifa, yerine getirme, kullanma;talim, altrma egzersiz; beden terbiyesi, jimnastik, idman; deney, tecrbe; (o.) tren;  icra etmek, ifa etmek, ettirmek, yaptrmak;idman yapmak, egzersiz yapmak; hareket etmek, gezmek; hareket ettirmek, altrmak, idman yaptrmak, idmanla gelitirmek; megul etmek. exercised  sinirli, heyecanl, kzgn.
 egzersiz, pratik, iletme (bedeni veya zihni) talim yetitirme,eitim; edebi kabiliyet gsterisi.
 sikke veya madalyann arka yznn alt tarafndaki yaz yeri veya yaz. 
 (gayret, hak, g) kullanmak, sarfetmek. exert oneself abalamak, uramak, gayret sarfetmek. exertion  gayret,aba, emek. exertive  gayret sarfeden.
(Lat.), (tiyatro) sahneden karlar. exeunt omnes hepsi sahneden karlar.
 pul pul olup dkmek veya dklmek; kabuu ince pullar hlinde dklmek (aa) exfoliation  byle dkme veya dklme. exfoliative  byle dklmeye sebebiyet veren.
 soluk alp verme, nefes verme; soluk, nefes; herhangi bir eyden kan koku veya buhar.
 nefes vermek, buhar karmak, koku samak, buhar ve koku hlinde kmak, nefes alp vermek. exhalant  dar veren.
 (mak.) egzos, egzos borusu; vakumla tozu dar atan alet. exhaustchamber (oto.) rk gaz kutusu. exhaust pipe egzos borusu.
 tketmek, bitirmek; boaltmak; boluk meydana getirmek; kuvvetini tketmek; (btn imknlar) denemek; bitap drmek, yormak; teferruatyla incelemek,inceden inceye tetkik etmek; (kim.) eriyebilen maddeleri iinden karmak. exhausted  tkenmi; yorgun, bitkin. exhaustible  tkenir, biter. exhaustion  yorgunluk, bitkinlik; tketme, tkenme; boluk .
 etrafl, geni, teferruatl, ayrntl, btn imknlar salanm. exhaustively  etraflca, ayrntl olarak, teferruatyle. exhaustiveness  genilik,etrafl olu.
  sergi; (huk.) mahkemeye veya hakemlere ibraz olunan vesika veya delil; vesika gsterme;  teshir etmek, sergilemek; gstermek, arz etmek; resimle gstermek; (tb.) il olarak vermek; (huk.) dava esnasnda vesika veya delil ibraz etmek. exhibitor  sergi aan kimse, tehir eden kimse.
 sergi; gsterme, tehir, izhar, ibraz, arz; (ing.) niversiteden verilen burs; (tb.) ila olarak verme. make an exhibition of oneself kendini tehir etmek, kendini gln duruma drmek. exhibitionism  kendini tehir merak,tehir hastal.
 neelendirmek,coturmak, canlandrmak, hayat vermek, renk katmak exhilarant   neelendirici, canlandrc (ey) exhilara'tion  nee, canllk, hayatiyet. exhil'arative  neelendiren,canlandran.
 tevik etmek; t vermek,akl retmek, nasihat etmek; uyarmak, ikaz etmek, ihtar etmek. exhortation  tevik; nasihat, t, vaz. exhortative, exhor'tatory  tevik veya t niteliinde.
 topra kazp karmak; mezardan karmak; aa karmak. exhuma'tion  mezardan karma.
 ihtiya; zorunluluk, zaruret, derhal tedbir almay icap ettiren olay; lzum. exigent  hemen tedbir almay icap ettiren; icbar edici, zorlayc, ok acele, acil; buhranl; ok ey isteyen, fazla kuvvet ve enerji sarf ettiren.
 istenilir, talep edilir.
 azlk, ktlk, yoksunluk.
  srgn, srlme; srgn edilen kimse;  srmek, srgne yollamak. the Exile .. VL yzylda Musevlerin Babil'e srlmesi.
 srgne ait, menfaya ait.
 ufak, czi, az.
 var olmak, mevcut olmak; bulunmak, olmak; kalmak, baki olmak; yaamak, geinmek.
 varlk, mevcudiyet, var olu; hayat, mr; bulunma, tezahr. existent  mevcut, mevcut olan, var olan, bulunan. existen'tial  var olan, mevcudiyeti olan. existen'tialism (fels.) egzistansiyalizm, varoluuluk.
  k, gidi, klacak yer, k kaps; sahneden k;  kmak, gitmek; (tiyatro) kar (sahneden)
(Lat.)...'nn kitaplndan (zerinde kitap sahibinin ismi bulunan ve kitabn bana yaptrlan etikete yazlan ibare) exo (nek) d, harici: exoskeleton.
 (bot.) meyvann d kabuu.
(bak.) ectoderm.
 k, zellikle Musa Peygamber zamannda Musevilerin Msr'dan klar; Eski Ahit'te ikinci kitabn ismi 
(Lat.) memuriyetle, memuriyetinden dolay, memuriyet veya mevkiden ileri gelen (yelik)
 (sosyol.) egzogami, dardan evlenme. exogamic, exog'amous  dardan evlenme ile ilgili.
 (bot.) dtan byyen bitki; sap her sene d halkalarla byyen bitki. exo'genous  (biyol.) dtan doan, d etkilere bal olarak byyen.
 (mim.) bir kilisenin d dehlizi.
 beraat ettirmek, temize karmak, sulamalardan kurtarmak; muaf tutmak, hizmetten affetmek exoneration  beraat, temize karma. exonerative  beraat ettiren, temize karan.
 (tb.) egzoftalmiye ait, gz kresinin frlamasna ait exophthalmic goiter guatrdan meydana gelmi egzoftalmi.
 (tb.) hastalk sebebiyle gzn ileriye frlamas hali, egzoftalmi.
 ar, had derecede, fahi (fiyat), ok fazla, ifrata kaan; (huk.) kanun dnda kalan. exorbitance, cy  fazlalk, arlk, ileri gitme, haddini ama. exorbitantly  ar olarak, had derecede.
 dualarla defetmek,okumakla karmak (cinleri); cinlerden kurtarmak; (nad.) armak (cinleri) exorcismi dualarla defetme (cinleri); byle dua.
 balang; nutuk veya yaznn giri ksm, mukaddeme, nsz.
 (anat.) hayvann d kabuu.
(bak.) osmosis.
 atmosferin basnc en az olan en yksek tabakas.
 (anat.) kemik ii.
 harici,zhiri; genel, umumi; kolay anlalr; (fels.) drak.
 (kim) s veren,hararet neredici.
 dardan gelme, ecnebi,harici, yerli olmayan; garip, tuhaf, allmam, dikkati eken, ekzotik. exoticism  darmal, dardan gelme; baka lkelere ait olanlar benimseme eilimi.
(ks.) export, express.
 bytmek; gelitirmek,inkiaf ettirmek; iirmek; geniletmek, tevsi etmek; amak, yaymak; bymek, gelimek,inkiaf etmek; genilemek, imek.
 geni saha veya meydan;alma, yaylma; genilik.
 yaylp bymesi mmkn.
 alp yaylan.
 alp yaylma, byme, genileme; genileyen ksm, ek. coefficient of expansion (mat.) genileme katsays. expansion bolt sktrma cvatas,kurtaz cvata.
 yaylan, genileyen,geni, engin, yaylp genilemeye elverili; mull, yaygn; cokun, ateli, ak szl. expansively  yaylarak, genileyerek; cokunlukla. expansiveness  yaylma, genileme;coma.
(Lat.) yalnz bir tarafn yararna, tek tarafl.
 etraflca yazmak veya sylemek. expatia'tion  etraflca yazma veya syleme.
  memleket dna kmak, g etmek;memleket dna srmek;  kendi vatanndan baka bir memlekete yerleen kimse.
 beklemek, intizar etmek,mit etmek, ummak; (k.dili) zannetmek, tahmin etmek.
 bekleme, bekleyi,intizar, mit; (huk.) beklenen haklar. Iife ex pectancy ortalama mr.
  bekleyen, mit eden, uman (kimse) expectant mother hamile kadn. expectantly  bekleyerek,mitle.
 bekleme, intizar, mit; beklenilme. contrary to expectations beklenilenin aksine.
 muhtemel, beklenilen; mit e(den.)
  (tb.) balgam sktren:  balgam sktrc ila.
 balgam karmak, tkrmek. expectora'tion  tkrme; tkrk, balgam.
  doru yolu aramadan istenilen sonucu elde etmek iin en kolay yolu tekil eden; uygun, mnasip, muvafk, kestirme;  yol, are, tedbir. expediency  yarar veya amaca erimek iin bavurulan are; politika, bir ii doru veya hakl olup olmadna bakmadan yrtme. expediently  mnasip ekilde, uygun olarak.
 abuklatrmak, hzlandrmak, kolaylatrmak; abuk icra etmek;(nad.) gndermek, sevk etmek.
 glk ve eksiklere are bulan kimse, bir i iin lzumlu malzemenin vaktinde gelmesini temin eden memur.
 sefer, kesif heyeti veya seferi; zor yolculuk; srat, acele; gnderme, sevk.
 sratli ve becerikli; i bilir. expeditiously  sratle, acele olarak, vakit kaybetme(den.)
 (led, ling) kovmak, azletmek, defetmek, tardetmek, karmak; srmek. expellant, lent   karan;  defeden ila.
 sarf etmek, harcamak. expendable  harcanabilen; (ask.) feda edilebilen.
 masraf, harcama.
 masraf, fiyat, paha, harcama, sarf etme, verme; masrafl kimse veya ey. a Iaugh at his expense bir kimse ile alay etme. at the expense of pahasna, hesabma; zararna. pay his expenses masraflarn demek. with no expense to you bedava, size masraf ettirmeden.
 pahal, masrafl.
 tecrbe, deney,grg, vukuf; bir kimsenin geirdii tecrbeler, yaant; hayat. in all my experience btn hayatm boyunca.
 grmek, bandan gemek, ekmek, maruz kalmak, tecrbe etmek, denemek, tatmak, hissetmek. experienced  grgl, tecrbeli, bilgili, irfan sahibi, marifetli.
 deneysel, tecrubi, tecrbeye dayanan, ampirik.
  deney, tecrbe, deneme;  deney yapmak, tecrbe etmek. experimen,tal  deneysel, tecrbeye dayanan, tecrbe. experimen'talism  deneyselcilik. experimen'tally  deneysel metotla,tecrbe ederek. experimenta'tion  deneme, deneyim, tecrbe.
  usta, mahir, becerikli,uzman, mtehasss, ehil;  uzman, mtehasss,eksper, bilgi ve tecrbe sahibi kimse; bilirkii. expertly  ustalkla, mahirane.
 bilirkii raporu; ehliyet,hner.
 kefaret etmek, yaplan ktl affettirecek bir harekette bulunmak,cezasn ekerek demek (su) expiable  kefaret edilebilir. expiation  kefaret. ex'piatory  kefaret kabilinden.
 kefetmek; incelemek, tetkik etmek, aratrmak; (tb.) inceden inceye muayene etmek, ameliyatla aratrmak. explora'tion  keif, aratrma, inceleme. explor'atory, explorative  keif kabilinden,tetkik mahiyetinde. explorer  kif, kefeden kimse veya ara.
 hitam, son, nihayet; nefes verme.
 bitmek, sona ermek, mddeti hitama ermek; nefes vermek; lmek, son nefesini vermek. expiratory  nefes vermekle ilgili.
 hitam, son, bitim.
 anlatmak, aklamak, izah etmek, beyan etmek, belirtmek, tasrih etmek,aydnlatmak, tenvir etmek, tarif etmek; aklamada bulunmak, izahat vermek. explainaway rtbas etmek tevil etmek, sz evirmek. explain oneself kendisi hakknda izahat vermek; meramn anlatmak, anlatmak.
 aklama, izah,izahat; anlam, mana; tanmlama, tarif; yorum,tefsir; uzlama.
 aklayc, izahat kabilinden.
  heyecan ifade eden sz; gerei olmayan harf,hece, kelime; anlam kuvvetlendirici sz; kfr;  fazla, boluu dolduran, tamamlayan (kelime)
 yorumlamak, tefsir etmek; aklamak, izah etmek, anlatmak. explic'able  anlatlabilir; anlalabilir. explication  aklama, izah, izahat; ayrntl tasvir. explicative. explicatory  akalayc, izah edici; tahlili.
 sarih, apak, aikar; kesin, kat. explicitly  aka, sarahatle.
 patlatmak, infilak ettirmek;patlamak, infilk etmek, patlak vermek; boa karmak, yanl olduunu ispat etmek, rtmek. explode a theory bir kuram rtmek.
 kahramanlk, yiitlik; sergzet, macera.
 smrmek, istismar etmek,istifade etmek; kullanmak, iletmek. exploita'tion  kendi karna kullanma, smrme, istismar. exploiter  smren veya istismar eden kimse; ileten kimse.
 infilak, patlama; galeyan, parlama, hiddetlenme. population explosion hzl nfus art. explosion oflaughter kahkaha tufan.
  patlayc;  infilak maddesi, patlayc madde. high explosive yksek patlamal madde. explosively  patlayarak. explosiveness  patlama kabiliyeti.
  beyan ve ifade eden; temsil eden;  rnek, misal, sembol; (mat.) s exponen'tial  (mat.) sse ait, s rakam cinsinden olan. exponentially  s rakamlarna dayanarak.
 ihra etme, ihracat; ihra mal. export duty ihracat resmi. export license ihracat lisans.
 ihra etmek, darya mal gndermek, ihracat yapmak. exporta'tion  ihra etme, ihracat; ihra edilen mal. ex'porter  ihra eden kimse, ihracat.
 suu ortaya koyma, gizli bir eyi aa vurma; gizli kusurlar meydana karan makale veya kitap.
 maruz brakmak, kar karya getirmek; gstermek, arz etmek; terk etmek, brakmak (ocuk); tehir etmek; kefetmek, amak, meydana koymak, aa vurmak, alenen gstermek; (coltoq) kirli amarlar ortaya dkmek; (foto.) almak, karmak(filim zerine)
 aka, meydanda; ak,maruz, korunmasz, muhafazasz; (foto.) ekilmi.
 ifade, izah, aklama, erh, yorumlama, tefsir; tehir, sergileme; sergi.
 erh eden kimse,yorum yapan veya tefsir eden kimse. expository  erh ve izah eden, aklayan.
(Lat.) sonradan yaplm olup ncekileride kapsayan; (huk.) karar veya kanun yrrle girmeden ncesi iin geerli olan.
 with ile dosta tenkit etmek, uyarmak, ikaz etmek, nasihat etmek. expostula'tion  dosta tenkit,uyarma. expos'tula'tor  nasihat eden kimse. expos'tulator'y  tenkit veya ikaz kabilinden.
 ama, kefetme, tehir;muhafazasz olma, maruz olma, ak olma;aa karma; (huk.) mahrem yerlerini gsterme suu; (foto.) alma, karma, poz (filim zerine) The house has a southern exposure. Evin cephesi gneye bakar. exposure meter (foto.) kler, pozometre.
 aklamak, izah etmek,erh etmek, yorumlamak, tefsir etmek.
 tarif etmek; ifade etmek, beyan etmek, anlatmak: yz ifadesi veya mimiklerle anlatmak, belli etmek; skp karmak, skp iini boaltmak. express oneself maksadn anlatmak, meramn ifade etmek. express in other terms baka szlerle anlatmak.
    ak, belli, sarih;kesin, kat; zel, hususi, mahsus; tam, tpk; gayesine uygun; srat salayan;  srat postas ile, ekspresle;  nakliye irketi, ambar; srat postas, ekspres;  ambarla gndermek. express company nakliye irketi, ambar. express train surat postas, ekspres.
 ekspresle paket gnderme; bu i iin denen cret.
 ifade, deyim, ibare,sz, tabir; eda, yzdeki ifade veya anlam;skp iini boaltma; (mat.) ifade, ifade iareti. expressionism  (gz san) ekspresyonizm. expressionless  ifadesiz, anlamsz, manasz.
 anlaml, manal, dokunakl, tesir edici, etkileyici; canl. expressively  anlaml olarak, tesir edici bir ekilde.
 kesinlikle, katiyetle;belirli olarak, aka, sarahatle; zellikle, bilhassa.
 nakliyat irketi memuru; nakliyat arabacs.
 ekspres yol, otoban.
 istimlak etmek, kamulatrmak. expropria'tion  istimlak, kamulatrma.
 kovma, kovulma, tard, ihra. expulsive  ihra edici, ihra kuvvetini haiz.
 silmek, bozmak, karmak.
 sansrden geirmek(kitap); artmak, slah etmek, temizlemek. expurga'tion  slah etme, artma, temizleme. ex'purgator  slah eden veya artan kimse. expur'gatory  slah edici, slah kabilin(den.)
  ince,zarif, nefis, enfes, ok gzel; mkemmel; keskin; iddetli;  zppe adam. exquisitepain iddetli ar. exquisite taste ince zevk. exquisitely  zarif bir ekilde; iddetle.
 kansz.
 kesmek, kesip karmak.
 dar karmak. exserted  (bot.), (zool.) dar km (uzuv veya ksm)
 kurutmak, suyunu ektirmek. exsicca'tion  kurutma, kuruma, kuruluk. ex'siccative  kurutucu.
 hal mevcut, baki,gnmze kadar gelen.
 irticali, nceden yaplan bir hazrla dayanmayan. extemporaneously  doatan, irticalen.
 irticalen yaplan veya sylenen, evvelce dnlp hazrlanmam. extemporar'ily  irticalen.
  irticalen, hazrlksz olarak, ani olarak;  hazrlksz.
 irticalen sylemek, hazrlksz sz sylemek. extemporiza'tion  ani olarak tertipleme. extemporizer  irticalen syleyen kimse.
 uzatmak, yaymak; geniletmek, bytmek, tevsi etmek; kapsamna almak, temil etmek; uzamak, bymek, srmek; yetimek, varmak; (ing), (huk.) kymet takdir etmek. extended insurance (sig.) mddeti uzatlan (sig.)orta. extended order (ask.) (den.) alma nizam. extended type (matb.) allmtan geni matbaa harfi. extendible,extensible  uzatlabilir. extensibil'ity  uzatlma veya uzama kabiliyeti.
 uzatlabilir, uzatlmas mmkn.
 uzatma, uzama, geniletme, bytme, uzatlma, genileme; (tb.) kemik veya kaslar yerine oturtmak iin kk bir uzvu ekip uzatma; (tic.) vadenin uzatlmas. extension course renci olmayanlar iin alan yardmc kurs, dinleyici renciler iin alan kurs.
 geni, yaygn, mull, vsi, uzatlm. extensively  geni bir ekilde, yaygn olarak, ziyadesiyle, ok.
 (anat.) bir uzvu ekip uzatan kas, ac, ekstensor.
 boy, uzunluk, mesafe, saha,byklk; kapsam, mul; derece, mertebe,had; (huk.) musadere emirnamesi, msadere; (mat.) uzanma. to a great extent byk apta. to the full extent of his power elinden geldii kadar.
 azaltmak, eksiltmek, hafifletmek, mazur gstermek; ciddye almamak, hafiften almak. extenuating circumstances (huk.) hafifletici sebepler. extenua'tion  azaltma, hafifletme; ciddiye almama, hafiften alma. exten'uator  hafifletici sebep. exten'uatory  hafifletici; ciddiye almayan.
  d, harici, zahiri; hariten gelen; yabanc memleketlere ait;  hari, d taraf d, gsteri, grn. exterior angle d a. exterior planets (astr.) dnyann yrngesi dnda kalan gezegenler.
 imha etmek,yok etmek kkn kazmak, bitirmek. extermina'tion  imha, izale. exter'minator  (fare bcek) imha eden il veya hs.
  alt kurumda geceleri yatmayan;  gndzl renci: asistan veya stajyer doktor.
  harici, d, zahiri; gzle grlen, maddi; dtan gelen arzi, yzeysel; yabanc, ecnebi; (anat.) vcudun d ksmn ilgilendiren; (fels.) d dnyaya, alglanan dnyaya ait. externals  dta veya yzeyde kalan olaylar, durumlar, d grn. external affairs harici i1er. external'ity  harici olma,dta kalma; d grne nem verme. exter'nally  harici olarak, dtan.
 maddiletirmek, hariciletirmek, cismaniletirmek.
(bak.) extraterritorial.
 snm, snk; nesli tkenmi, varisi olmayan; battal, ilga edilmi,kaldrlm yok edilmi. extinct animal nesli tkenmi hayvan. extinct volcano snm yanarda.
 sndrme, snme, imha; bir neslin tkenmesi; ortadan kaldrma; (fiz.) ekstinksiyon.
 sndrmek, bastrmak, ortadan kaldrmak, bitirmek, yok etmek, imha etmek, izale etmek; (huk.) feshetmek. extinguisher  yangn sndrme aleti, mum sndrmeye mahsus amdan klh.
 kknden skmek, kkn kazmak; izale etmek, yok etmek, imha etmek.
 (Ied, ling) vmek, yceltmek, lehinde konumak.
 (huk.) zorla almak, koparmak,gaspetmek, (slang) szdrmak (para); zorla yaptrmak. extortion  zorla alma, zorbalk,kanunsuz ekilde bask yaparak alma; zorla alnan ey; antaj. extortioner, extortionist  zorla alan kimse, zorba kimse, grevini ktye kullanan kimse.
 zorbala ait, zalim, insafsz, grevini ktye kullanan.
(nek) dar, hari; extra-legal kanun dnda kalan.
   fazla, gereksiz, zait, ayr; stn, l, fevkalade;  fevkalade surette, ilve olarak, ayrca;  ekstra, zam, fazladan olan ey; ikinci, nc v. bask (gazete);sin ufak rollerde oynayan kimse. Dancingis an extra. Dans dersleri iin ayrca cret denir.
 zet, hulsa, z, ruh; esans; seilmi para, iktibas edilmi ksm. beef extract et suyu z. lemon extract limon z.
 karmak, ekmek; syletmek, itiraf ettirmek; zetini veya zn karmak; semek; (bir kitap vb'nden bir paray) almak, iktibas etmek; suretini almak. extractable  karlabilir. extractor  skc, karc.
 karma, istihra,ekme (di); nesil, slle, nesep; zet, z, hulsa.
 karlabilir; karc; doal maddeleri ilemeye ait. extractive industries doal maddeleri ileme endstrisi.
 ders program dnda kalan.
 sulular iade etmek veya ettirmek. extraditable  iade edilebilir(sulu) extradition  sulular iade.
 (mim.) bir kemerin d evresi; kemer srt, kubbe srt, bir kemerin tmsekli yzeyi.
 (astr.) Samanyolu'nun dnda olan.
 mahkeme veya dava d.
 maddesel evrenin dnda olan.
 ehir veya okul duvarlar dnda, okullar aras (karlama)
 konu d mevzu haric; dtan gelen, yabanc, ecnebi. extraneously  konu d olarak; dtan gelerek.
 olaan st, fevkalade, nadir, garip,mstesna, zel bir durum iin grevlendirilmi. extraordinar'ily  fevkalade bir ekilde.
 (mat.) bir seride bilinen rakamlar veya miktarlar esas alarak bilinmeyenleri tahmin etmek, mana karmak. extrapola'tion  bilinene dayanan tahmin.
 bilinen duygulara dayanmayan. extrasensory perception altnc his.
 bulunduu memleketin kanunlar dnda.
 (tb.) rahmin dnda olan veya oluan.
 israf,arlk, ifrat, taknlk, delilik, samalk.
 tutumsuz, msrif, ar, mfrit, ok pahal, mbalal, fazla. extravagantly  tutumsuzca, ar olarak,mubala ile.
 fantezi, zarif ve hayal gcne dayanan mzik veya piyes.
 babo dolamak; msrif olmak, haddi amak, ileri gitmek.
 (tb.) damarlardan darya kan aktmak veya akmak. extravasa'tion  bu eit akma; byle akan kan.
  son derece; mfrit, ar; en uta veya kenarda olan; son;  snr, biti noktas veya izgisi, kenar, u; son derece; (mat.) denklem ve seride balang veya biti noktas. extreme case olaan st bir rnek. go to extremes ifrata kamak, ar gitmek. extremely  ziyadesiyle, ar derecede. extremeness  ifrat, arlk.
 ifrata kaan kimse,ar giden kimse.
 u, nihayet, son, zirve; hudut, snr; son derece; ar sknt veya tehlike; ar davran veya fikir. extremities el ve ayaklar. resort to extremities ar gitmek.
 kurtarmak, karmak,amak, ayrmak. extricables kurtarlabilir, karlabilir. extrica'tion  kurtarma, kurtulma, karma, ayrma.
 harici, dtan gelen,arzi, esasl olmayan, geici; (fels.) dnl, zdl. extrinsically  dtan, hariten, arz olarak.
 (bot.) da bakan, da dnen.
 (psik.) ilginin iten da dnmesi, evreyle ilgi kurma.
 (psik.) da dnk karakter, bakalaryla ilgilenen kimse.
 itip karmak, ihra etmek; suyunu karmak, skmak. extruded rods yumuak halde iken deliklerden geirilen demir ubuklar. extrusion  (mad) ihra etme, karma. extrusive  ihra eden; frlatan, pskrten; (jeol.) pskrk (volkanik kaya)
 cokunluk, taknlk; bolluk.
 cokun, takn; bol, mebzul, bereketli, ok. exuberantly  cokunlukla; bollukla, mebzulen.
 comak, taknlk yapmak; tamak, bereketli olmak, bol bol bulunmak.
 ter gibi dar vermek veya kmak, szmak. exuda'tion  dar szan ey, ter.
 (bir zafer sonucu) comak,vnmek, sevin izhar etmek. exulta'tion . sevin, sevinme, vnme.
 ehrin herkesin oturduu banliysnden daha uzak ve daha muteber yerinde oturan kimse.
 ehirden uzak ve zenginlere gre dzenlenmi banliylerin topu.
 (o.) bcek ve ylan gibi hayvanlarn dklm kabuk veya derileri.
 kabuk dkmek, deri veya ty dkmek.
 ahin yavrusu.
 bakmak, szmek; delmek. eye narrowly dikkatle szmek.
 gz; (poetry) em, ayn; bak, nazar,basar; gr; ince ayrntlar grme yetenei; dikkatle bakma, gzetme; gze benzer herhangi bir ey; toplanma noktas; ilmik; ilik;ine delii. eyed  gzl: blackeyed siyah gzl. Eyes frontl nne (bak.)! eye opener aydnlatan veya artan haber veya olay; (A.B.D), (argo) sabahlar iilen ilk iki, mahmurluk gideren iki. eye rhyme imls kafiyeli olup sese tam kafiyeli olmayan: move,love eye shadow srme, far. a blackeye morarm gz. a glass eye cam gz. a jealous eye, a green eye kskan gz, kem gz an eye for an eye gze gz, die di. be all eyes gzn drt amak. castsheeps eyes kane bakmak, hayranlkla bakmak. catch one's eye dikkatini ekmek,gozne arpmak. give one a black eye bir yumrukta gzn mosmor etmek, gzn patlatmak; namusunu lekelemek; itibarn lekelemek. in the eyes of gznde, nazarnda. keep an eye on dikkat etmek, gz stnde olmak. keep an eye out veya peeled akgz olmak. make eyes at kane bakmak,(colloq.) ka gz etmek. MyeyeI inanamyorum ! Yok canm ! Hadi hadi ! naked eye yaln gz. open one's eyes to uyarmak. ikaz etmek; aydnlatmak. red eyes kanlanm gzler. see eye to eye tamamen ayn fikirde olmak. set eyes upon grmek. with an eye to hesaba katarak, gz nnde tutarak,dnerek. with half an eye kolay bir tahminle, bir bakta.
 gz kresi.
 nazar, bak.
 (mak.) gzl cvata, mapa.
 gz otu, (bot.) Euphrasia officinalis; frazya otu; lobelya, frengi otu.
 ka. eyebrow pencil ka kalemi.
 gz banyosu iin kullanlan kadeh.
 gze batan veya gz dolduran herhangi bir ey; (argo) gzel kz, (slang) bir iim su.
 gzlk; drbnde gz cam.
 gzlk.
 gz ukuru, gzevi; delik,gz.
 kirpik.
 gzsz, kr.
 delik; bir deliin etrafna geirilen madeni bilezik; gzck, gz delii.
 gz kapa.
 gze grnsn diye yaplan i; hayranlkla seyretme.
 bak, nazar; gr mesafesi, ryet.
 grme yetenei, grme duyusu; gr mesafesi.
 gz ukuru.
 gze irkin grnen ey,irkin ey.
 (zool.) baz aa cins hayvanlarda bulunan basit gz.
 gz yorgunluu.
 kpek dii, gz dii.
 gz banyosu; (argo) gz boyama.
 gz banyosu, gz damlas; gz ya.
 kirpik.
 grg ahidi.
 ku yuvas, kartal yuvas.
(ks.) feminine, fine, fluid, folio, following, franc, frequency.
(ks.), (kim) fluorine, (mat.) function, (foto.) objektif akl nispeti; (mz.) fa anahtar.
(ks.) February, Fellow, France, Friday, son.
 ngiliz alfabesinin altnc harfi; (mz.) fa notas.
(ks.) Field Marshall, Foreign Missions, Frequency Modulation.
 (bot.) fasulye familyas. fabaceous  fasulye familyasna ait.
  tedbirli ihtiyatl; tereddt eden, geciktiren, Anibal' ypratan QuintusFabius Maximus gibi; ingiltere'de lml sosyalist bir dernee mensup;  bu dernein yesi.
 hikye sylemek, yalan sylemek. fabled  efsanevi, mehur.
 masal, iinde hayvanlarn da insanlar gibi konuup davrand hikye, fabl; hayal gcne dayanan hikye, iinde morali olan hikye, efsane, (mit.); yalan.
(og aux)  manzum masal.
 kuma, bez, dokuma; bnye, nesi, doku.
 imal etmek, paralarn bir araya getirerek yapmak; uydurmak yalan sylemek, (slang) atmak. fabrica'tion  imal etme; yalan, uydurma. fab'ricar  imalat; uyduran veya atan kimse.
 hayal unsuruna dayanan hikyeler yazan kimse; yalan uyduran kimse.
 inanlmaz, mthi, mkemmel, fevkalade; uydurma, hayal mahsul, efsanevi; abartlm, mbalal. fabulously  (k.dili) inanlmaz mkemmellikte.
 yz, ehre, surat, sima; kstahlk, cret; (ticari evrakta yazl olan) asl deer;on taraf; (sikke) resimli yzey; (matb.) yaz;grn, st, dzey, sath; (mat.) dzey, yz; (mad.) zerinde allan tnel duvar veya sonu. face card resimli iskambil kad. facedown yz st, yz koyun .face lifting (tb.) yze uygulanan estetik ameliyat. face to face kar karya, yz yze. in the face of karsnda, dikkate alarak, ramen. fly in the face of kar gelmek. have the face yz tutmak, cret etmek.Iose face itibarn kaybetmek. make a face yzn gzn buruturmak. make faces alay ederek yzn gzn tuhaf ekillere sokmak. onthe face of it d grne gre. pull along face suratn asmak. put a bold face on (zor bir durum) karsnda cesaret gstermek. put a new face on the matter iin eklini deitirmek, ie baska cephe kazandrmak. save one' face kabahatini rtbas etmek.show one' face meydana kmak, kendini gstermek. to my face yzme kar.
yzne bakmak; ynelmek; karlamak, kar karya gelmek, yz yze gelmek, karsnda olmak; cesaretle karlamak;(iskambil) kt amak; kaplamak, astarlamak;tan yzn yontup dzeltmek, dzgnletirmek; bakmak, dnmek; nzr olmak, nezareti olmak face about aksi istikamete dnmek face down sukut ile veya kstahlkla hasmn susturmak, karsndakini sindirmek; yz koyun, yz alta gelerek face the music ABD, (argo) cezalandrlma ihtimali karsnda ylmamak face out sonuna kadar dayanmak face up to cesaretle karlamak,farkna varmak
 (mak.) tornada dz ayna,torna tezghnda iin baland ayna.
 kabahati rten, vaziyeti kurtaran.
 kymetli tan yzeyi, faseta;yon: (zool.) bileik gz tekil eden ufak gzlerden her biri.
 (o.) nkteli szler; kaba nktelerden ibaret kitaplar.
 akac, latifeci, komiklii zerinde, tuhaf. facetiously  akalaarak,latife ederek. face value itibari kymet.
 bina veya duvar cephesine konan mermer gibi ey.
 yze ait, vehi; yz masaj. facial angle yz as.
 d grn; (jeol.) Kaya birikintilerinin bileim ve oluumlarn dzenleyen zelliklerin. toplam; (tb.) hastalk srasnda yzn ifadesi.
 kolay; sevimli, cana yakn; uysal,kolay inanan, yumuak huylu; mahir, usta,becerikli.
(Lat.) phesiz olarak birinci gelen.
(Lat.) Cehenneme giden yol kolaydr.
 kolaylatrmak, teshiletmek.
 kolaylk, suhulet; fesahat;serbestlik; uzluk, hner; (ask.) zel bir i iin yaplm bina. facilities  vasta, imkn,bina, tesisat.
 kaplama; kuman kenarna geirilen astar.
 faksimile, kopya, suret,ayn, tpk; radyo veya telgraf ile resim veya yaz gnderilmesi metodu.
 gerek, hakikat; durum, gsterilen husus veya keyfiyet. factfinding  delil toplayan (komisyon) accessory after the fact (huk.) crm ilendikten sonra su orta olan kimse .in fact gerekten, hakikaten,filvaki. matter of fact (bak.) matter.
 hizip, grup, blnt; hizipleme, ihtilaf. factionist  hizipi, ihtilaf, partizan. factional  taraftar, ihtilaf karan. factionalism  partizanlk, ihtilf.
 fitneci, fesat, ihtilf karan, hizipi.
 yapma, suni, dzme,uydurma, gsteriten ibaret. factitiously  suni olarak, uydurarak. factitiousness  yapma olu, sunilik.
 (gram.) bir nesnenin yan sra bir de belirleyici tmle olan fiili gsteren: They made him king. Onu kral yaptlar.
 sebeplerden biri; (mat.) arplanlardan biri: (tic.) bir firmaya bor para veren kimse; (tic.) komisyon alarak sat yapan kimse.
(mat.) arpanlarn bulmak.
  (mat.) birbirini takip eden arpanlara ait;  1 '(den.) balayarak verilen bir sayya kadar olan ardl pozitif say serisinin arpm.
 fabrika, imalthane, atlye; (eski.) yabanc bir memlekette i han.
 khya, her ii gren memur.
 olaylara dayanan; kelimesi kelimesine, tam. factually  olaylara dayanarak, keyfiyete gre.
 (o.) lae) ,(astr.) gne yzndeki parlak nokta.
 yetenekli; seimli,ihtiyari, mecburi olmayan; bir hassa veya melekeye ait.
 hassa, meleke; g, iktidar,yetenek, kabiliyet, kuvvet; (A.B.D.) bir okulun retmen kadrosu; bir niversitenin retim yeleri (topluca); niversite dal, bran, faklte.
 toplumca merak, heves, ar bir hevesle stne dlen geici elence veya alkanlk. faddish  geici heves gibi. faddist  geici hevesleri olan kimse.
 solmak, rengi atmak, kurumak,zayflamak, soldurmak, kuvvetten drmek. fade away, fade out snmek, zail olmak,gemek; (radyo, televizyon) tedricen deimek fade in tedricen duyulmak veya grnmek (sinema, radyo, televizyon) fade out tedricen gzden kaybolmak veya duyulmamak. fadeless  solmaz fadelessly  solmayacak ekilde.
(bak.) feces.
(eski, (bak.) fairy.
 (ged, ging),  didinmek, alp yorulmak, uramak; altrp yormak; uak gibi altrmak. (zellikle ingiltere'de renciler arasnda); (ing.) st snftaki renciye hizmet eden renci; (A.B.D.), (argo) homoseksel erkek. fag end kuman kt dokunmu ba veya sonu; halatn gevek ucu; ie yaramayan artk ey. be fagged out bitkin bir halde olmak, bitap dmek.
 ince odun demeti; ilenmek iin balanm demir ubuk demeti;  byle demet yapmak, byle demet balamak.
 kuma zerindeki ajurlu nak.
 fahrenhayt.
 fayans, ini.
 baaramamak, becerememek, muvaffak olamamak, kmamak, bitmek, kifayet etmemek; kuvveti kesilmek, zayflamak; ifls etmek; kalmak (snavda), geememek; boa karmak, brakmak, midini krmak; ihmal etmek, yapmamak; snfta brakmak, geirmemek. failsafe  arzalara kar otomatik tertibat olan (mekanizma) Don't fail toact Mutlaka yap Yapmamazlk etme. He failed to come. Gelmedi. Words fail me Syleyecek sz bulamyorum. Ne desem bilmem ki ! without fail elbette, mutlaka.
 kusur, zaaf, ayp;  zail olan, eksilen.
(edat) olmad takdirde. failing that aksi takdirde.
 kendinden izgileri olan yumuak ipekli kuma.
 baarszlk, muvaffakiyetsizlik, beceremeyi; ihmal, yapmay; bitme,tukenme, kaybolma; zail olma, zayflama, inkraz; ifls; baar kazanamayan kimse veya ey.
  (eski) memnun, istekli, hevesli,arzulu; ykml, mecburi;  seve seve. (I.) would fain go Gitmek isterdim; gitmeyi arzularm.
 tembel, aylak, bo gezenin bo kalfas.
 baylmak, solmak. faint away baylmak, kendinden gemek.
  donuk, belirsiz, zayf, baygn,gevek; isteksiz;  baygnlk, baylma. fainthearted  yreksiz, korkak; mahcup, ekingen. faintly  azck, hafiften. faintness  baygnlk, baylma, halsizlik.
 viski veya baka bir iki imal edilirken en son kan hafif ve kark ispirto.
 gzel; ho, zarif, istenir; saf, temiz,pak; drst, hakl, doru, adil, mubah; sarn,kumral; orta, vasat, yle byle; uygun, muvafk, msait; iyi, ak (hava); uurlu; okunakl, ak. fair and square doru ve drst,hakl. fair ball (beysbol.) iyi bir top (vuruta)fair copy temiz kopya. fairhaired  sar sal; gzde olan. fairminded  makul dnen, fair play tarafszlk; tarafsz oynama. fair to middling (A.B.D.), (k.dili.) orta, fena olmayan. fair trade   (tic.) bir maln tenzilatl satn nlemek, damping yaptrmamak:  tenziltsz (fiyat) .fair weather ak hava. fairweather friend iyi gn dostu. fairwind uygun rzgr. All' fair in love and war Akta ve harpte her ey mubahtr. by fair means or foul her ne pahasna olursa olsun. the fair sex kadnlar, cinsi latif .fairish  olduka iyi, olduka byk. fairly olduka; hakl olarak, gerei gibi; msait olduu vehile, uygun bir ekilde; deta,tamamen. fairness  doruluk; gzellik in all fairness doruyu sylemek gerekirse.
 iyi, yolunda, drste, tam .fair spoken her eyin dorusunu syleyen; nazik,tatl dilli, kandrc. bid fair (bak.) bid play fair kurallara gre oynamak, haka mcadele etmek.
 pazar, panayr, fuar, sergi. fairgroundi panayr meydan, sergi yeri.
 (mh.) karenaj; (hav.) kaplama.
 (golf) imenli yol; bir koy,liman veya rman seyredilebilen ksm, serbest geit.
  peri; (argo) homoseksel erkek,(slang) ibne;  peri gibi, perilere ait .fairyland  periler lkesi, byl yer. fairylike  peri gibi, peri elinden km gibi .fairy ring bazen ayrlarda bulunan ve perilerin dansndan meydana geldii farz olunan taze mantar halkas .fairy tale peri masal; inanlmaz hikye, yalan.
(Fr.) emrivaki, olup bitti, oldu bittiye getirme.
 inan, itikat, iman; gven, itimat,emniyet, tevekkl; din; sadakat, vefa. faith cure itikatla ifa bulma. faith healer itikatla hastal iyi ettiini iddia eden kimse. faith in God Tanrya inan, Allaha iman. bad faith kt niyet, bozuk niyet, hyanet, samimiyetsizlik. break one' faith sznde durmamak, gvenini sarsmak. good faith samimiyet, iyi niyet. keep one' faith imann elden brakmamak; sznde durmak .pin one' faith on (herhangi bir eye) bel balamak, tamamen gvenmek.
 mmin, iman sahibi; sadk,vefakr, doru, gvenilir, itimada ayan. faithful to his word szne sadk. the faithful mminler, bir dine iman etmi olanlarn tm. faithfully  sadakatle, imanla. faithfulness sadakat, iman.
 sadakatsiz, hain, gvenilmez; inanmayan; imansz, dinsiz, kfir; kararsz. faithlessly  sadakatsiz bir ekilde,imansz bir ekilde. faithlessness  gvensizlik; imanszlk.
   sahte, yapma, uydurma; arlatan;  uydurmak;  sahte ey, taklit .faker  sahtekr, dolandrc, yalanc; seyyar satc.
 dervi, fakir, Hint fakiri.
 bir spanyol faist rgt. falangist  spanyol faist rgt yesi.
 orak eklinde,kanca veya engel eklinde, hilal eklinde.
 eski pala gibi enli ve ar kl.
 (anat.) orak eklinde.
 ahin, sungur, doan. falconer  ahinci, doanc, avc. falconry  ahin veya doan ile avlanma; doanclk,kuuluk. peregrine falcon alaca doan,ahin, (zool.) Falco peregrinus. red footed falcon krmz ayakl kerkenez, (zool.) Falcovespertinus. white falcon ak sungur, (zool.) Falco rusticolus.
 (tar.) bir eit ufak top; Asya'ya mahsus birka eit doan.
 (eski) arklarda kullanlan anlamsz nakarat; bo laf; nemsiz ey, ss.
 kilisede diz kmek iin kullanlan alak tabure.
 (fell, fallen) dmek, dklmek,yamak; kmek; kapanmak, yklmak, mahvolmak, lmek; alnmak, zapt olunmak, dmek (kale); inmek, azalmak, eksilmek, kesilmek; gelmek, kmak, vurmak; tutulmak,duar olmak; dalmak, balamak; rastlamak,tesadf etmek, vaki olmak; ayrlmak, blnmek, taksim olunmak; domak. (hayvanlarda)fall afoul mnakaa etmek, atmak; arpmak. fall a sleep uykuya dalmak. fall away ekilmek; fenalamak, gerilemek; zayflamak. fall back geri ekilmek .fall back on(gvenilecek bir kimseye veya bir yere) bavurmak.fall behind geri kalmak, arkadan gelmek. fall down dmek. fall flat bekleneni elde edememek, karln grememek fall for(A.B.D.), (argo) aldatlmak; (slang) kesilmek, bitmek; ok beenmek, baylmak. fall in dizilmek, sraya girmek; kmek; yklmak;bitmek; uygun gelmek, mnasip olmak. fall in love k olmak. fall in with rast gelmek,tesadf etmek; kabul etmek, muvafakat etmek,uymak. fall into error hataya dmek,yanlmak. fall off ekilmek, azalmak, dmek, bozulmak.fall off the roof (argo) det grmek, ayba olmak. fall on gelmek, dmek; hcum etmek, stne dmek, saldrmak; kefetmek. This month the twentieth fell on a Friday. Bu ayn yirmisi cumaya rastlad. fall on one's face (k.dili.) yzne gzne bulatrmak. fall on one's feet drt ayann stne dmek, atlatmak, syrlmak, baarmak. fall out kavga etmek, bozumak; vaki olmak;(ask.) sradan kmak. fall over yklmak. fallover oneself kendini ok istekli gstermek. fall prostrate yz st kapaklanmak, baylp yere yklmak. fall short (of) kafi gelmemek, eksik gelmek, varmamak, ulaamamak, umduu gibi kmamak. fall through baar kazanamamak, muvaffak olamamak,vazgeilmek. fall to yemee veya harbe balamak, girimek, balamak. fall under altna dmek, dahil olmak, girmek. fall upon saldrmak, stne gelmek. fallen on evil times fena gnlere gelmi. fallen woman dm kadn, fahie. falling star gkta. His eye fell upon me. Gz bana iliti. His face fell. Surat asld. It all fell out for the best. Sonucu hayrl oldu. It fell to my lot. Benim payma dt. Bana isabet etti. The plans fell to the ground.Planlar suya dt.
 d, dme, sukut, ini; sarkma;yklma, kme, inkraz; ya; bir defada yaan yamur miktar, d mesafesi, fiyatlarn dmesi, ucuzlama; dklme, akma; sonbahar, gz, ayn mevsimde veya ayn zamanda doan kuzular, hayvanlarn domas; meyil,yama, yoku aa; zapt olunma; drme, ykma; grete d; elbise frfr; (gen.) (o.) alayan, elle. fall guy bakasnn cezasn eken kimse; dolandrclk ve akada kurban edilen kimse. fall of (man.), the Fall Hz. Adem ve Havva'nn iledii gnah ve sonular. fall of the hammer ak artrma ile yaplan satlarda maln satldn bildiren eki darbesi. He is riding for a fall. Belsn aryor.
 bo, yanl, ,rk, asl esas olmayan, yalan, yanltc, aldatc, temelsiz. fallaciously  esas olmadan, bouna,yanl olarak. fallaciousness  yanllk, aslszlk, temelsizlik.
 yanl fikir, aldatc kavram,sahte grn; aldatma, hile, yanllk, yanl, hata, temelsizlik; (man.) safsata, mantk kurallarna aykr gelen sav. pathetic fallacy insanlara has duygularn doal belirtilere mal edilmesi ("insafsz deniz" gibi)
 ssl ey, ss. fallalery  ss eyalar, gsterili eyler, biblo.
(bak.) fall.
 yanlabilir, hataya debilir,yanl olabilir. fallibil'ity  yanlma pay. fal'libly  yanlarak, hata ederek.
(anat.) dl yata borusu.
 nkleer bir patlama sonucu meydana gelen radyoaktif zerrelerin atmosferde aa doru inmesi.
   nadas olarak dinlendirilen arazi, nadas; dinlendirilecek tarlay srme, nadas etme, canllarn hamile olmad devir:  nadasa braklm, ekilmemi;  dinlendirilecek tarlay srmek, nadas etmek. Iie fallow bo kalmak. fallow crop nadas yerine ekilen ekin. green fallow tarlay bo brakmayp ekilen algam ve pancar gibi yeil yaprakl bitki. naked fallow nadas.
 ak sar; deve ty rengi. fallow deer Avrupa'ya mahsus ak sar renkte bir eit kk geyik.
  sahte, yapma, taklit, yanl, hatal; yalan, aslsz, asl esas olmayan, yalanc; hakikatsiz, vefasz; hain; gvenilmez; (mak.) kuvvetlendirmek veya muhafaza etmek iin konulan (para); (mz.) ahenksiz, yanl; hile ile; yalan syleyerek; hata ederek;sadakatsizlikle. false bottom sahte dip, gizli dip (sandk veya ekmece)false colors sahte hviyet. false face maske. false hearted  hain, sadakatsiz. false horizon yapma ufuk. false keel (den.) kontra omurga. false pretenses aldatma niyetiyle sahte davran. false representation maksatl yalanlar serisi. false step yanl adm, srme, hata. false teeth takma di, protez. play false aldatmak, ihanet etmek. falsely  yalan olarak. falseness  yalan, sahtelik.
  (mz.) (erkekte) yksek perdeden ses, kafa sesi; byle sesle ark syleyen kimse;  byle sesli.
 (k.dili.) gsleri dolgun gstermek iin sutyen iine doldurulan pamuk.
 tahrif etmek, bozmak, kalpazanlk etmek; yalan olduunu sylemek; (huk.)asl olmadn ispat etmek. falsifica'tion tahrif, sahtesini yapma, taklit. falsifier  dzenbaz kimse, yalanc; tahrifi kimse; kalpazan kimse.
 yalan olu, doru olmay,yanl olu.
 portatif (bot.)
 sendelemek, srmek; kekelemek, sarslmak; tereddt etmek, duraklamak;tereddutle sylemek. falteringly  tereddtle, kekeleyerek.
(ks.) familiar ,family.
 hret, nam, n.
 aileye ait, aileden gemi.
  aina, bilen, malmat olan, haberdar olan; tannan, bilinen; teklifsiz,mahrem, samimi; Lubal, arsz;  teklifsiz dost, arkada; aile ferdi; hizmeti; cin, ruh. familiar spirit bir insann hizmetinde olduu farz edilen cin veya ruh. get familiar with kstaha davranmak. familiarly  teklifsizce, dosta, samimi olarak.
 iyice tanma, bilme, ainalk, teklifsizlik, hususiyet, alkanlk,nsiyet; (gen.) (o.) davranlarda serbestlik,arszlk, Luballik.
 altrmak, tantmak; tanmak, iliki kurmak. familiarize oneself with poetry iirle ainalk peyda etmek.
 aile; zrriyet, kabile,akraba; oluk ocuk, ev bark; fasile, cins,tr. family Bible bir ailenin nemli gnlerini kaydettii iinde bo sayfalar bulunan byk boy Kitab Mukaddes. family circle aile evresi, aile muhiti; tiyatroda st balkon. family (man.) ev bark sahibi, aile babas. family name soyad. family skeleton aile srlar. family tree aile kt, ecere,soyaac. in a family way (k.dili.) gebe, hamile.
 ktlk, alk.
 a kalmak, alktan lmek; alktan ldrmek; a brakmak.
 nl, mehur, tannm,maruf; belli: (eski), (h. dili) iyi. famously  mehur olarak; (h. dili) mkemmel.
 (o.) li) (Lat.) bir limin veya sihirbazn ua.
 (ned, ning) hava vermek, yelpazelemek; savurmak; esmek, serinletmek;rzgrn nne katlm gibi yava yava hareket etmek; yelpaze gibi almak; (beysbol) vuru olmad iin oyunu kaybetmek. fanthe flames kkrtmak, tahrik etmek, krklemek.
 (h. dili) hayran veya dkn kimse,merakl kimse. sport fan (spor) tiryakisi .movie fan sinema merakls.
 yelpaze; pervane, pervane kanad;vantilatr; yelpaze eklindeki herhangi bir ey,yeldeirmeninin iri kanatlarn rzgr ynnde tutmaya mahsus arka kanat. fanlight  (mim.) kap stndeki ak yelpaze eklinde pencere fantail  yelpaze kuyruklu ku; byle kuyruu olan gvercin; yelpaze kuyruklu akvaryum bal; geminin k. fan tracery yelpaze eklndeki kemer ss. fan vaulting yelpaze eklndeki kemer. electric fan vantilator. exhaust fan aspirator.
  ar derecede bir parti veya din merakls; mutaassp; mfrit, ar,Isz;  ar fikirleri olan kimse. fanaticals ar, mfrit, lsz olarak. fanatically  ar bir ballkla, sabit fikirle; tutuculukla,taassupla. fanaticize  tutuculua sevk etmek. fanaticism  tutuculuk, taassup, arlk.
 hayal mahsul olan, muhayyel.
 merak sahibi; merakl.
 gerekten uzak, kaprisli,hayalperest, hayal peinde koan. fancifully hayal mahsul olarak. fancifulness  hayale dayanma.
  hayal, d, imge; merak,kuruntu; kapris; meyil, sevgi; zevk; zihinde yaratlan bir kavram, mefhum;  fantazi, ssl; hayale dayanan, keyfi; yksek kaliteli (meyve); ifrat derecesinde. fancy dress fantazi elbise, karnaval kyafeti. fancy dress ball maskeli balo, kyafet balosu. fancyfree  a olmayan. fancy woman fahie. fancy work el ii, ileme. catch the fancy of houna gitmek, beenilmek. take a fancy to beenmek, sevmek, meyletmek.
 hayal etmek, tasavvur etmek,kurmak; beenmek, sevmek; zannetmek, tahmin etmek, neslini slah etmek iin hayvan yetitirmek. Fancy ! Fancy that ! Takdir sizindir! Acaba! Yok canm!
 (o.) - gos) hareketli bir spanyol dans, bu dansn mzii.
 mabet, kk mabet.
 (mz.) nefesli alglarn hep birden aldklar cokun para; fanfar.
 vnme, atma, farfaralk.
 hayvann az dii; ylann zehirli dii; diin kk; pene. fanged  dili, azl. fangless  disiz (hayvan)
 (A.B.D), (k.dili.) but, kaba et.
 in'e mahsus ve parayla oynanan bir kt oyunu; bir eit kt oyunu.
 (mz.) fantezi.
(bak.) phantasm.
 hayalperest, hayal peinde koan kimse, garip fikirleri veya slubu olan kimse.
  garip, tuhaf, acayip; mantksz; hayali, gerekten uzak; kaprisli, hayalperest;  hayali ve garip fikirleri olan kimse; ss dkn. fantastical  hayali;fantezi seven. fantastically  ar derecede;acayip bir ekilde.
 hayal, fantezi,kapris; hlya, kuruntu, garip fikir, garabet; (mz.) fantezi.
 (o.) kukla oyunundaki bebekler; kukla oyunu.
  uzak;  uzak, uzun,,, daha uzun olan; ilerlemi. far and away pek ok. far and near, far and wide her yerde. far be it from me. Allah esirgesin. Bana gre deil. Ben yapmam. few and far between seyrek. (Far.) East Uzak Dou. (Far.) from it. Ne mnasebet. Bilkis. Ha! fargone  ok hasta, ok ilerlemi, ok deli, ok sarho. far off ok uzak; dalgn. far West uzak Bat, zellikle (A.B.D)'nin bat eyaletleri. a far cry byk fark. as faras he is concerned ona kalrsa, ona sorarsan. by far byk bir farkla. go far ileri gitmek, ok dayanmak, tesirli olmak. He will go far. Baaracak. how far nereye kadar. So far so good. Her ey yolunda.
 elektrik kuvvetini lmeye mahsus bir l birimi, farad. faradiza'tion  (tb.) endklenmi elektrik akmiyle tedavi.
 sama sapan szlerle sslemek.
 (tiyatro) glnl tiyatro oyunu, fars; maskaralk, sama.
 (Fr.) akac, muzip; glnl tiyatro oyunu yazan veya oynayan kimse.
 gln, tuhaf, maskaralk kabilinden.
 (bayt.) atlara mahsus bir eit ban.
 yol paras, bilet creti; navlun; yolcu, kayk veya araba yolcusu; yiyecek. bill offare yemek listesi. full fare tam bilet; tam navlun. half fare yarm bilet; yarm navlun. plentiful fare bol yemek. poor fare kt yemek.
 (eski.) olmak, vaki olmak; bandan gemek; yemek yemek; geinmek, yemek temin etmek; (eski.) yolculuk etmek. Fare ye well. Uurlar olsun, selmetle. fare forth yola kmak. fare ill ileri yolunda gitmemek. fare sumptuously bol bol yiyip imek, sefa srmek.
(nlem),   Uurlar olsun, Gle gle.  ayrlma, gitme; veda, geirme,uurlama;  son, ayrlma. farewell dinner veda yemei.
 ok mehur, hreti ok yaygn.
 tabii olmayan, zorlanm, zoraki.
 ok yaygn, uzak yerlere yaylm.
 msr unu, irmik, niasta.
 un kabilinden,un gibi, niastal, irmikli.
 un veren; (bot.), (zool.) una bulanm gibi beyaz tozla kapl.
 iftlik, tarla; su altnda kabuklu deniz hayvanlar yetitirmek iin ayrlan saha; (beysbol.) idman takm; (eski.) bir belediye veya mntkadan tarhedilen vergi; (eski.) bu verginin mltezimlii. farm hand iftlik amelesi, renper.
 ekmek, ekip bimek, iftilik etmek; iltizam etmek, kira ile tutmak; fakir bir kimseye para ile bakmak iin anlamak; out ile, (tic.) multezime vermek, kiraya vermek,icara vermek; (beysbol.) idman takmna yerletirmek. farming  iftilik.
 ifti; iftlik sahibi veya kiracs. farmer-general eski Fransa'da mltezim.
 iftlik evi.
 en uzak.
 iftlik ve iindeki binalar.
 iftlik avlusu, iftlik binalar arasndaki meydan.
 btn oyuncularn kd datana kar oynadklar bir eit iskambil oyunu.
 (A.B.D), (argo) makbul, geerli; bilgili; tatminkar.
 karmakark ey.
 uzaklara erien,mull, geni kapsaml, geni mikyasta.
 (ing) nalbant, orduda ba nalbant; (bayt.)ar. farriery  nalbantlk.
   bir batnda doan domuz yavrular;  yavrulamayan (inek);  yavrulamak (domuz)
 uza gren, basiret sahibi.
 uza iyi gren; (tb.)hipermetrop.
  (kaba) yellenme, osuruk;  yellenmek, osurmak.
  daha uzak, daha uzun, teki, tedeki;  daha uzakta, daha tede, daha ilerde; daha uzaa, daha fazla; bundan baka, ayrca, buna ilveten. farthermost  en uzak, en tede, en ileride; (bak.) further.
 en uzak; un uzun;  en uzakta, en tede, en ilerde, en uzaa; (bak.) furthest.
 eyrek peni (eski biringiliz paras) It isn't worth a farthing. Be para etmez.
 eskiden kadnlarn giydii emberli etek veya i etei, jpon, etegi kabartmak iin alttan taklan ember.
 bir binann yz, cephe, d grn, yalanc grn.
 (o.) eski Roma'da baz hakimlerin n sra tanan ve ortasnda cellat baltas olan denek demeti, hakimlik sembol.
 (o.) -ciae) (anat.) kas ve i organlar saran veya balayan ve deri altnda bir tabaka meydana getiren liflerden olumu badoku; (zool.) geni ve belirli renkli hat; erit, kemer, sarg; (mim.) mustevi bant, yatay bant.
 eritli, kemer veya sarg ile bal; (bot.) bir ok dallarn birlemesinden meydana gelmi ve yasslam; renk renk izgileri olan.
 kk demet, salkm, fasikul, cz, ksm. fascicular  salkml; ksm ksm, bolmleri olan.
 bylemek, teshir etmek; meftun etmek, hayran brakmak. fascinating  cazip, ekici, byleyici, meftun edici. fascina'tion  byleme, teshir, cazibe. fas'cinator  byleyici veya ekici ey; bir eit earp.
 (ask.) harpte baz hafif istihkamlarda kullanlan al demeti.
 faizm. fascist   faist,faist parti yesi veya taraftar;  bu parti ile ilgili, faist.
  moda, adet, usul, klk, biim, ekil; tarz, slp; davran; kibar snf hayat; st tabaka, yksek zmre;  yapmak, ekil vermek. fashion to uydurmak. fashion plate en son moday izleyen kimse; elbise modeli. after veya in a fashion yle byle. after the fashion of gibi, tarznda. out offashion modas gemi, demode. set the fashion modada nclk etmek. the latest fashion en son moda.
 modaya uygun, kibar kimseler arasnda revata olan. fashionably  modaya uygun olarak.
  oru tutmak, perhiz etmek; . oru, perhiz; oru sresi. fast day oru gn, perhiz gn. break one' fast orucu amak,oru bozmak, perhiz bozmak; kahvalt etmek.
  abuk, tez, seri, sratli; ileri;ahlaksz, elenceye dkn; sk, sabit, yerinden oynamaz, kmaz; sadk; metin, dayankl,solmaz; derin (uyku);  abuk, sratle; skca, sk olarak; tamamen, derin bir ekilde; yaknda, yannda. fast color solmayan renk, sabit renk. fast friend yakn dost, sadk dost. fast shut smsk kapal. fast track (spor) dzgn kou sahas. Iive fast ahakszca yaamak, lgnca bir hayat srmek, hzl yaamak. play fast and loose riyakarlk etmek; iki yzllk etmek. fast asleep derin uykuya dalm. hold fast skca tutmak, yapmak; dayanmak.
 balamak, almayacak surette kapamak, srmelemek, tutturmak; dikmek,ayrmamak (gzn); zerine atmak. He fastened his eyes on her. Gzlerini ona dikti. fastener  balayan ey, ba, toka, (bala.) fastening  kapal tutan ey, raptiye, sng, toka.
 titiz, mklpesent. fastidiously  titizlikle. fastidiousness  titizlik, mklpesentlik.
 (bot.) dik olarak ayn dzlemde biten (dallar), koni eklinde (servi, kavak); (zool.) koni eklindeki demet gibi.
 metanet; kale, istihkm,emin yer; salamlk; srat.
 (ter, test)  iman, (slang) iko; semiz, yal; bol ve iyi; bereketli; krl; dolgun;kaln;  ya; bereketli rn; semizlik. fat cat (A.B.D), (argo) zengin adam; seim ncesi partisine maddi yardmda bulunan kimse. a fatchance (A.B.D), (argo) ok zayf bir ihtimal,imknszlk. fathead  aptal kimse. fat lime halis kire, kolay snen kire. fatwitted  ahmak. chew the fat (argo) konumak. Iive off the fat of the land her eyin iyisiyle geinmek. The fat is the fire. Kyamet kopacak. i patlak verecek. kill the fatted calf samimi karlamak (uzun bir ayrlktan sonra dnen kimseyi)
 ldrc, mahvedici, yok edici; talihsizlik getiren; kadere bal, mukadder,nne geilemeyen. fatally  ldrc bir surette, lecek derecede; kadere bal olarak.
 kader ve ksmete boyun eme, tevekkl; her eyi kadere balama inanc, fatalizm, kadercilik.
 her eyi kader ve ksmete balayan kimse, fatalist. fatalistic  her eyi talih veya kadere brakan. fatalistically  mukadderata brakarak.
 kaza sonucu olan lm; felket, musibet, uursuzluk; kader, ksmet. fatalities  lenler.
(zellikle Messina Boaznda grlen) serap.
 kader, takdir, ksmet, talih; ecel, helk, lm; akibet, encam. the Fates kader tanralar. fated  kadere dayanan, kadere bal; mahvolmaya mahkm.
 mukadderat tayin eden, mukadder, kanlmaz; tarihi nem tayan; meum. fatefully  kanlmaz bir surette, mukadder olarak; meum bir ekilde.
 baba, peder; ata, cet, soy, icat eden kimse, bani, pir; (b.h) Cenab Hak, Allah; (kil), (b.h) papaz; (o.) bykler, ihtiyarlar. father confessor gnah karan papaz. fatherinlaw  kaynpeder. father of lies eytan. Holy Father Papa. the Church Fathers Hristiyanln ilk asrlarndaki din metinleri kaleme alan yazarlar. fatherhood  babalk sfat, babalk. fatherless  babasz, yetim. fatherliness  babacan tavrlar. fatherly   baba gibi, babacan.
 babas olmak; vcuda getirmek, icat etmek; oul olarak kabul etmek; abaca davranmak. father on isnat etmek,atfetmek, yklemek (bir kitab, bir yazara)
 anavatan, yurt.
 kula (uzunluk l birimi)
 iskandil etmek; etraflca anlamak. fathomable  anlalabilir; iskandil olunabilir. fathomless  dibine eriilmez, pek derin: anlalmaz.
 kehanet kabiliyeti olan, gaipten haber veren, gelecei nceden haber verebilen.
  yorgunluk, bitkinlik; zahmet, meakkat, ar i; (mak.) eskime, dayankl kaybetme; (ask.) kla hizmeti; (o.), (ask.) kla hizmeti srasnda askerlerin giydii kaln ve dayankl elbise;  yormak, yorgunluk vermek; (mak.) dayankln kaybettirmek.
 besili hayvan, semiz hayvan.
 (kim) ya iinde eriyebilen (vitamin)
 semirtmek, imanlatmak; gbrelemek; imanlamak, semirmek.
  iman, semiz, yal; gbreli  (aa.) iko, dobi. fatty acid (kim) gliserid yapan asit, ya asidi. fatty compounds (kim) yal bileimler. fatty degeneration (tb.) ya dejenerasyonu, olaanst imanlk. fatty tissue (anat.) ya dokusu. fattish  imanca, olduka toplu.
 ahmaklk, aptallk, budalalk, aklszlk.
 ahmak, aptal, budala. fatuously  ahmaka, budalaca.
 varo, ehir dndaki mahalle, banliy.
 boaza ait.
 ,(o.), (anat.) boaz; (zool.) helezoni deniz kabuu aznn ii.
 musluk.
(nlem) Pf ! Aman ! Ne fena ! Berbat !Uf be!
  kusur, kabahat, hata, yanl; eksiklik, ayp; (spor) faul, hata; (jeol.) fay, atlak;  kusur bulmak, knamak, ayplamak, takbih etmek; tenkit etmek; sulamak, itham etmek; (jeol.) fay husule getirmek. faultfinder  tenkiti, her eye kusur bulan kimse. be at fault kabahatli olmak. find fault with kusur bulmak. net fault (spor) net hatas, a hatas. through no fault of kabahati olmadan, hibir suu yokken. to a fault arlkla, ifratla. faultless  kusursuz, mkemmel. faultIessly  kusursuz bir ekilde, mkemmelen. faultlessness  kusursuzluk, mkemmellik.
 kusurlu, sakat, bozuk, yanl. faultily  hatal olarak.
 (mit) yars kei yars insan olduuna inanlan bir ilh.
(o.) nae, faunas)  fauna,direy, bir memlekete veya bir (jeol.)oji devrne ait hayvanlarn topu; bu hayvanlar hakknda yazlm eser.
 (Fr.) koltuk.
(Fr.) kusur, kabahat, pot,toplum kurallarna aykr davran. make afaux pas pot krmak, am devirmek, kusurlu bir davranta bulunmak.
 yararl bir yardm; tevecch, gleryz gsterme, ltuf, kerem; iltimas, kayrma, himmet; taraf tutma, himaye; iltifat; sima, ehre, yz; ufak hediye, armaan; (o.) cinsi mnasebet iin msaade etme. (ask.) a favor ricada bulunmak. bestow favors on ayrcalk tanmak, iltifat etmek. curry favor yaltaklanarak kendini sevdirmeye almak. do a favor ufak bir yardmda bulunmak. favorless  sevimsiz, tutulmayan. in favor of lehinde, taraftar; (tic.) emrine (ek) out of favor gzden dm.
 msamaha etmek, tarafn tutmak, iltimas yapmak, kayrmak, himaye etmek,iini kolaylatrmak; onaylamak, tasdik etmek,tercih etmek: benzemek: dikkat etmek: ltuf gstermek: gz yummak. most favored nation clause dier lkelere tannan kolaylklar anlamay imzalayan tarafa da salayan art.
 uygun, msait, elverili, mnasip; ltufkr; taraftar, lehte; gzel. favorably  Lehinde, taraftar, iyi, yolunda.
  ok sevilen kimse veya ey; sevgili, gzde; (spor) kazanmas beklenen yar;  ok sevilen. favoriteson (pol.) kendi seim blgesince bakanla aday gsterilen kimse. a favorite with tarafndan sevilen, tercih edilen. favoritism  taraf tutma, adam kayrma.
 (tb.) kel hastal.
   karaca veya geyik yavrusu; ak kahverengi;  bu renkten olan;  dourmak, yavrulamak (geyik, karaca) fawn color ak kahverengi. in fawn gebe (geyik)
 on ile yaltaklanmak, yz suyu dkmek, dalkavukluk etmek. fawningly  yaltaklanarak.
 faksimile olarak kopya etmek.
 peri.
 (A.B.D), (k.dili.) tela drmek, iki ayan bir pabuca sokmak; dndrmek.
(ks.) Federal Bureau of Investigation.
 sadakat, Avrupa derebeyliinde efendiye sadakat. swear fealty bi'at etmek, sadakat yemini etmek.
 korkmak. Never fear. Korkma, yle bir tehlike yok.
 korku, dehet; kuruntu, endie, vehim. fear of God Allah korkusu. for fear of korkusundan. fearless  korkusuz, gzpek, ylmaz. fearlessly  korkusuzca, ylmadan. fearlessness  korkusuzluk, gzpek olu.
 korku veren, korkun; korkak, heybetli; dehetli; ok fena. fearfully  korkarak; korkun derecede, mthi bir ekilde. fearfulness  korkaklk, dleklik.
 bir eit kaln ynl kuma, bu kumatan yaplm palto.
 dehetli, korkun; korkak.
 (huk.) bir vazifenin icras.
 mmkn, yaplabilir, tatbik edilebilir; uygun, mnasip, yakk alr; ihtimal dahilnde, muhtemel, makul. feasibleness, feasibil,ity  uygulama imkan, tatbik kabiliyeti. feasibility study n hazrlk almas. feasibly  mmkn olacak surette.
  ziyafet; bayram, yl dnm, yortu;  ziyafette yemek yemek, bol bol yemek; ziyafet vermek; sevindirmek. feast one' eyes on gzlerine zifayet ekmek, doya doya bakmak. movable feast her yl deiik bir tarihe rastlayan yortu.
 baar, maharet gsteren olay. feat of arms kahramanca i.
 ty takmak, ku ty ile kaplamak, (den) pala evirmek (krek); tylenmek, tyleri bitmek. feather a propeller pervanenin kenarn uan gidi ynne evirmek. feather one's nest kpn doldurmak. (tar.) and feather hakaret iin bir kimseye katran srp stne ty yaptrmak, lemin maskaras etmek. the feathered tribe kular. feathering  ty, ok yelei.
 ty, ku ty; okun arka ucundaki ty, yelek; pskl. feather bed ku ty yatak. a feather in one' cap iftihar edilecek baar. birds of a feather ayn huya sahip kimseler. in high feather neeli. fur and feather av hayvanlar ve kular. show the white feather korkaklk gstermek. feathered  tyl. featherless  tysz. feathery  tyl, ty gibi hafif, uucu.
   isizlii nlemek iin bir ie gereinden fazla ii almak;  bununla ilgili;  bu sistem.
 yaka balinas yerine kullanlan kaz kemii.
 ku beyinli, budala, ahmak.
 ksa kesilmi bir sa modeli (kadn)
 kolay bklen sivri u.
 (terz.) civanka diki, zikzak.
 ty siklet.
  yz uzuvlarndan biri; (o.) sima, ehre; zellik, hususiyet, vasf; hal, ekil; asl filim; makale;  nem vermek, belirtmek, tebarz ettirmek; (k.dili) benzemek. be featured ba rol oynamak, ba rolde olmak. Feature that (h) dili Dn bir kere! fea tureless  hibir zellii olmayan.
(ks.) February.
 ate drc il.
 hummal, ateli.
 ubat.
 tortu, posa; pislik, bok, dk. fecal, faecal  tortulu; pislik ile ilgili, dkya ait.
 (Lat.) yapmtr, amelehu (''bunu yapan'' anlammda sanatnn imzas ile beraber kullanlr)
 hnersiz, beceriksiz, elinden i gelmeyen; cansz, zayf.
(o.) lae)  (kim) niasta fekl.
 amur, bulanklk; tortu, posa.
 amurlu, tortulu, bulank.
 verimli, dourgan; mahsuldar, bereketli.
 gebe brakmak, dllemek, ilkah etmek; verimli bir hale getirmek, bereketlendirmek, mmbitletirmek. fecunda'tion  dlleme; bereketlendirme.
 dourganlk, veludiyet; verimlilik, msmirilik; yaratclk.
(bak.) feed.
 (Arap memleketlerinde) komando, fedai; komando rgt.
 federasyon eklinde; bir federasyona ait; birleik devletlere ait. Federal  (A.B.D) merkez hkmetine ait veya sadk; Amerikan i Savanda birleme taraftarlarna ait. Federal Bureau of Investigation (ABD) ulusal polis rgt, (FBI) Federal Reserve (A.B.D) merkezi bankaclk sistemi. Federal Trade Commission (A.B.D) ticari hayat dzenleyen devlet dairesi.
 (pol.) federasyon halinde birleme sistemi.
 federal sistem taraftar.
 devletleri birletirmek.
  federasyon halinde birletirmek; birleik devletler hkmeti idaresi altnda rgtlendirmek;  birleik, mttefik, mttehit. federative  federasyona ait, federasyon esasna dayanan, federatif.
 federasyon.
 ftr apka.
  cret; duhuliye, giri creti; tmar, zeamet; doktor creti, vizite;  cret vermek; cretle tutmak. fee simple (huk.) mlk, hususi bir varisler snfna munhasr olmayan mlk, artsz veraset. hold in fee (huk.) mlken mutasarrf olmak, mlke tam sahip olmak. retaining fee avukata pein olarak denen cret.
 zayf, kuvvetsiz, dermansz, takatsiz. feeble joke souk aka. feeble minded  geri zekl; iradesiz. feebleness  zayflk, kuvvetsizlik. feebly  zayf bir ekilde, hafife, kuvvetsizce.
 (fed) yedirmek, beslemek, yiyeceini vermek; malzemesini vermek, ihtiyacn temin etmek; desteklemek; gdas olmak; otlamak; yemek yemek, gda almak, beslenmek; (spor) pas vermek, geirmek. feed on karnn doyurmak. feed up fazla yedirmek; semirtmek. fed up with (argo) bezmi, gna getirmi, bkm, usanm. feeder  yemek veren kimse, besleyici ey; yemek yiyen kimse veya hayvan; besleyen ay veya rmak; ana demiryoluna bal hat; evre yolu.
 yeme; yem, yemek; yiyecek, gda; (mak.) besleme, ilenecek malzemeyi makinaya verme; bu malzemeyi makinaya veren cihaz; bu suretle verilen malzeme. feedback  geri itilim. feedbag  yem torbas. put on the feedbag (argo) yemek yemek. feed line besleyici boru. feed pump besleyici tulumba. feed trough lokomotifin su deposu. feed valve besleyici valf. feed water kazan suyu. off one's feed itahsz. out to feed otlakta, merada.
 (felt) dokunmak, el surmek; elleri ile yoklamak; hissetmek, duymak; anlamak, grnmek, hissini vermek, intiba uyandrmak. feel cold mek. feel for acmak. feel hot ate basmak, ((colloq.) scaklamak. feel in one' bones iine domak. feel keenly kuvvetle hissetmek. feel like doing can yapmak istemek. feel like oneself tam shhatte olmak, iyi olmak. feel one' oats canl olmak, kibirli olmak, bbrlenmek. feel one' pulse nabzn saymak. feel one' way yava yava ve ihtiyatla ilerlemek. feel up to iktidar olduunu hissetmek yapacak halde olmak.
 dokuma hissi, temas, dokunum; dokunarak yoklama; his, duygu. from the feel of it dokununca; havasndan.
 dokunan kimse veya ey, hisseden kimse veya ey; (zool.) dokuna; (mak.) kalnl lmeye mahsus ara; deneme kabilinden bir teklif veya bir ey. put out feelers azn aramak, ne dndn anlamaya almak.
  his, duyu, duygu, dokunma; dokunma hissi; (o.) his dnyas, i lemi, merhamet, efkat;  duygulu, hisli, hassas; efkatli; dokunakl, tesirli. hurt one' feelings hatrn krmak, gcendirmek. feelingly  tesir ederek, hissederek, duyarak, hislerle.
(bak.) foot.
 yapar gibi grnmek; olduundan baka grnmek, taklit etmek. feign madness deli taklidi yapmak. feignedly, feiningly  sahte olarak, hile ile.
  vuracak gibi davranma, kandrc hareket; harp hilesi;  sahte taarruzda bulunmak; aldatc harekette bulunmak.
 (min.) feldispat. feldspathic  feldispata ait, iinde feldispat bulunan.
 saadet baheden, mutluluk getiren, sevindirici.
 kutlamak, tebrik etmek. felicitate someone on an occasion bir kimsenin bayramn kutlamak, yapt bir iten dolay bir kimseyi tebrik etmek. felicita'tion  tebrik, selm.
 mutlu, mesut; uygun, mnasip, yerinde, isabetli. felicitously  memnun edici surette; isabetli olarak. felicitousness  mutluluk, saadet; isabet, yerinde olu.
 mutluluk, saadet; nimet, refah; uygunluk; etkileyici ifade veya uslup.
  kedi cinsinden, kedilere ait; kedi gibi; kurnaz;  kedi cinsinden hayvan.
 (bak.) fall.
  kesmek, kesip devirmek, yere ykmak, drmek; mahvetmek; (terz.) kuma krmal dikmek;  bir mevsimde kesilen tomruun tm; krmal diki.
 zalim, insafsz vahi, korkun; ldrc. in one fell swoop bir hamlede, bir rpda.
 (ing) kr; tepe (yalnz zel isimlerde)
 post, deri, posteki.
(o.) fellahs, fellahin) fellah.
 aa kesen kimse veya ey; (h) dili kii, adam, ahs.
 tekerlek emberi, ispit.
  adam, kii, herif, insan; (slang) ulan; arkada, yolda, refik; hemcins; akran, e; doktora veya bilimsel aratrma bursu alan kimse; akademi yesi. fellow citizen, fellow countryman vatanda, yurtta. fellow feeling ortak duygu, ayn ey bana geldiinden bakasnn halinden anlama. fellow laborer i arkada. fellow member ayn dernein yesi. fellow sufferer dert orta. fellow townsman hemeri. fellow traveller yol arkadas, yolda; (A.B.D), (pol.) (1940) aslnda komnist olmayp komnistlerle ibirlii yapan kimse; komnist sempatizan. good fellow iyi ocuk, iyi arkada. hail fellow well met laubali kimse. old fellow arkada; azizim. poor fellow zavall adam.
 beraberce ho vakit geirme, arkadalk, refakat; samimiyet; niversitede bilimsel aratrma iin verilen burs; birlik; kurum, dernek, cemiyet, kulp.
(bak.) felloe.
 (huk.) sulu, mcrim.
 (tb.) trnak altnda veya yaknnda olan ufak yara, dolama.
 cmre ait, su unsuru olan, sulu. feloniously  crm halinde, su ileyerek.
 mcrimler, mahkumlar.
 (huk.) cinayet, crm, ar su.
(o.) felones de se veya felos de se) (huk.), (Lat.) intihar eden kimse, intihar etme.
(bak.) feldspar.
(bak.) feel.
  kee, ftr; ftrden yaplm her hangi bir ey; keeye benzer madde;  kee imal etmek; kee ile kaplamak; keelenmek. felt carpet kee hal. felting  kee, kee kuma.
 Akdeniz'e mahsus yelkenli kayk.
(ks.) female, feminine.
  dii (diil.) kadn cinsine mahsus; (bot.) dii; (mak.) dii;  kadn; dii hayvan veya bitki.
 (huk.) zevce, kar. feme covert (huk.) evli kadn. feme sole hi evlenmemi, dul veya boanm kadn.
 kadn gibi, kadnms; kadna yakr. kadna mahsus: (gram) (diil) feminine rhyme (iir) son hecesi vurgusuz olan iki heceli kafiye. feminin'ity  kadmllk, kadnlk zellii.
 kadn haklarn tantma mcadelesi, feminizm: (tb.) erkekte (diil.) zellikler bulunmas.
 feminist, kadn haklar savunucusu.
kadnlatrmak, kadn gibi olmak, kadnlamak.
 (Fr.) kadn. femme de chambre oda hizmetisi. femme fatale batan kartc kadn.
 (anat.) kala kemiine ait, uylua ait.
 (anat.) kala kemii, uyluk.
 bataklk, ayr.
 parmaklk; tahta perde; it; eskrimde klcn ustalkla kullanlmas; hazrcevaplk; alnm eyalarn alnp satldll yer ve bu ile uraan kimse. be on the right side of the fence kazanacak tarafta olmak. sit on the fence hangi taraf tutacan bilememek, ikilikte kalmak, tereddt etmek.
 it veya parmaklkla etrafn evirmek: eskrim yapmak: alnm (mal.) almak veya satmak; kaamakl konumak. fencer  eskrimci.
 eskrim; kaamakl cevap verme; it veya parmaklk malzemesi; bir araziyi evreleyen it.
 (eski.) esirgemek, muhafaza etmek, korumak. Heaven forfend ! Allah esirgesin! Allah korusun! Maazallah!
 off ile kovmak, uzaklatrmak; bir eyin bir yere arpmasna engel olmak. fend for oneself kendini geindirmek.
 amurluk; minenin nne konulan paravana; lokomotif mahmuzu; uzaklatrc ey veya kimse; (den) usturmaa.
(o.) trae)  (anat.) ortakulak ile ikula birletiren deliklerden her biri, pencere; (zool.) baz kelebeklerin kanadnda bulunan effaf nokta; (tb.) bir uzuvda tedavi veya muayene iin alan delik. fenestral  pencereye ait. fenestrate  delikli veya pencereli. fenestra'tion  (mim.) pencerelerin tertibi; delikli veya pencereli olma: (tb.) delik ama ameliyesi.
 Afrika'da bulunan uzun ve sivri kulakl bir cins ufak tilki, (zool.) Fennecus zerda.
 rezene, raziyane, (bot.) Foeniculum vulgare. broad-leaved hog-fennel padiah otu, (bot.) Peucedanum ostruthium. giant fennel at kasns, (bot.) Ferula comunis sea fennel deniz rezenesi, (bot.) Crithmum maritimum.
 rek otu, (bot.) Nigella sativa.
 bataklk gibi; bataklkl.
 emenotu, (bot.) Trigonella foenum graecum.
  (bak.) fief) (huk.) tmar, zeamet, ikta;  tmar veya zeamet gibi vermek.
 (huk.) tmarl, tmar sahibi, zaim. feoffment  tmar, zeamet veya tapu verme.
 vahi, yabani, ehli olmayan: (iir) l ile ilgili, ldrc.
 Gney Amerika'nn scak blgelerinde yaayan iri ve ok zehirli ylan, (zool.) Bothrops atrox.
 bir azizin lsnden veya eyasndan geriye kalan kutsal emanetlerin konduu sandk, bu emanetlerin sakland oda.
 yortu veya tatil gnlerine ait; (kil) yortu veya perhiz gn olmayan gnlere ait, adi gnlerle ilgili.
 vahi, yabani.
 Frenk, Hintlilerin AvrupaIlara verdikleri isim.
 vahilik, yabanilik; gaddarlk.
 (mz.) durak ve uzatma iareti.
 (kim) tahammr ettiren ey, maya; tahammr, mayalanma, ekime; tel, karklk, galeyan, heyecan.
 mayalanmak ekimek, tahammr etmek; mayalandrmak, tahammr ettirmek: comak (fikir), heyecanlanmak, tela etmek.
 mayalanma, fermantasyon, tahammr: galeyan, heyecan, fer'mentative  mayalanan, mayalayan: mayalanma sonucu hasl olan.
 (bot.) ereltiotu gibi Filicineae snfndan bitki. brake fern kuzgun otu, (bot.) Pteris aquilina. maidenhair fern baldrkara, (bot.) Adiantum capillus Veneris.
 vahi, yrtc, kudurmu: (k.dili.) felket. ferociously  vahice.
 vahilik, vahet.
(sonek) iine alan, tayan: coniferous  kozalakl.
 (kim) demir asidi tuzu, asitferik tuzu.
 out ile gizlendii yerden bulup karmak, kovmak; aratrmak; gelincikle avlamak.
 (zool.) tavan veya san tutmak iin kullanlan gelincie benzer ufak bir hayvan, da gelincii.
 bir eit ensiz erit.
(nek), (kim) demirli.
 kayk veya sahil gemisine denen gei creti, feribot paras; kayk veya vapurla bir sahilden karya geme.
 demire ait, demirli; (kim) iinde yksek deerde demir iyonu bulunan.
 (kim) demirli.
dnme dolap.
 (kim) Fe2-O3 ihtiva eden bir karm; demir ve elikte bulunan demir filizi.
nek demirli. ferrochrome  sert elik imalinde kullanlan bir demir ve krom karm. ferroconcrete  betonarme. ferrocyanide  ferosiyanit asidinin tuzu. fer romagnetic  yksek mknats gc olan.
 (foto.) ince demir levha zerine ekilen fotoraf ve bu ekilde fotoraf ekme usul.
 demirli, demirden oluan; (kim) iki deerli demiri ihtiva eden; (bak.) ferric.
 demirli; pasa benzer, pas renginde.
 baston ucuna geirilen demir veya madeni halka, yksk, balk; (bak.) ferule.
  feribot; nehir veya glde bir iskeleden dierine gemek iin kullanlan vapur;  vapurla kar yakaya tamak. ferry service sahil seferi, feribot servisi.
 verimli, mmbit, bereketli; (biyol.) reyebilen; dourgan. fertil'ity  verimlilik, mmbitlik, bereket; reyebilme; dourganlk.
Trkiye ve Irak' iine alan hilal eklindeki bir topra kapsayan ve tarm alan olarak kullanlan verimli bir saha.
 gbrelemek, verimini artrmak, kuvvet ve bereketini (o.)altmak; (bot.), (biyol.) dllemek, tohumlamak, alamak. fertiliza'tion  ilkah; alama; verimini artrma, mmbitletirme, gbreleme. fer'tilizer  gbre, kimyevi gbre.
 eytantersi, (bot.) Ferula; omak, asa.
  rencinin eline vurmaya mahsus sopa;  bu sopayla dvmek.
 hararet, iddet ve hiddet, evk, itiyak, gayret.
 evkli, gayretli, hararetli, scak, ateli. fervently  evkle, hararetle, gayretle. fervor  atelilik, hararet, evk, gayret.
 ok evkli, ar gayretli. fervidly  evkle, gayretle.
 iddetli arzu, itiyak, evk, gayret.
 mstehcen, aksak, kaba, ahlaksz, ayp.
 bir ayr otu, (bot.) Festuca.
 bayram veya yortuya ait; en, sevinli, elenceli.
  iltihaplanmak, azmak; rmek, kflenmek; kuruntu etmek;  iltihap.
 (tb.) sinirlilikten ileri gelen hzl yrme temayl.
 bayram, yortu; festival, enlik.
 bayrama ait, festivalle ilgili; en, neeli.
 festival; bayram, enlik, elence.
  kavis eklinde sarkan  iek veya krepon kdndan yaplm kordon; (gz.san) bu desende kabartma ss:  byle iek veya ktla sslemek.
 cenine ait.
  alp getirmek, getirmek; gelir salamak, haslat getirmek; (k.dili) memnun etmek; (h) dili vurmak (darbe); (den.) volta vurmak; limana varmak;  alp getirme; uzanp alma; mesafe; hile, ((colloq.) dolap. fetch a compass (den.) bir devir yapmak, dolamak. fetch and carry teye beriye kouup i grmek. fetching  (k.dili) cazibeli, ekici, alml.
  ziyafet; ak hava elencesi, piknik;  ziyafet vermek; arlamak. fete champetre (Fr.) ak hava elencesi.
 bir eit sprge dars.
 kokmu, kokumu, taaffn etmi. fetidness  kokuma, taaffn.
 feti fetishism  fetiizm.
 atn topuu; topuk kllar; topuk mafsal.
 pis koku.
  pranga, buka; (gen.) (o.) engel, mani;  ayana zincir vurmak, elini ayan balamak; balamak, engellemek, mani olmak, kayt altna almak.
  hal; (end) demir ilemesinde ocaa serilen ta krntlar;  bu ta krntlarn sermek. in fine fettle iyi halde, zinde.
 (biyol.) cenin, dlt. fetal, foetal  cenine ait.
  kan davas; kavga;  ihtilfl olmak, kavga etmek. feud with kavgal olmak, husumet beslemek.
 tmar, zeamet.
 derebeylie ait. feudal system Avrupa derebeylik sistemi. feudalism  derebeylik feudal'ity  derebeylik; tmar, zeamet.
 tmarc.
 (Fr.) Avrupa gazetelerinde roman veya sanat eletirisine ayrlan stun; bu sutunda kan yaz.
 (tb.) ate, hararet, scaklk, humma; tela, heyecan, asabiyet. fever heat hararet, ate. fever tree stma aac. be in a fever yanmak, ate basmak, hararetli olmak; tel etmek, merak etmek. black water fever (tb.) karasu hummas. hay fever saman nezlesi. scarlet fever kzl humma. typhoid fever tifo. typhus fever tifs, lekeli humma. yellow fever sar humma. fevered  ateli, hararetli olan.
 krkarha, bir eit kasmpat, koyungz, (bot.) Chrysanthemum parthenium.
 hararetli, ateli; ate veren, stma getiren, stmal; heyecanl, tell, sabrsz. feverishly  hararetle, ok faal olarak. feverishness  atelilik, hararet; asabiyet.
  az;  az miktar. a few birka. a few of his friends dostlarndan bazlar. a man of few words az konuan adam. every few days birka gnde bir. not a few pek de az deil, birok. some few birka, birka kii. quite a few birok. the few sekin kiiler, gzideler.
 kak, atlak; ince, narin, sevimli; peri hissini veren.
 fes.
(ks.) folios, following, fortissimo.
 kk atl araba.
 nianl.
irlandada ar milliyeti parti.
 baarszlk, muvaffakiyetsizlik, bozgun, yenilgi, hezimet, fiyasko.
 emir; karar. fiat money (A.B.D) yalnz (huk.)met kararna dayanarak tedavle karlan kt para. Fiat lux! (Lat.) Nur olsun !
  (bed, bing) kk yalan, uydurma;  yalan sylemek, uydurmak, (slang) atmak. fibber  yalanc.
 Iif, iplik, tel; karakter. fibered  Iifli, telli. fiberboard  komprime liflerden yaplm tahta. fiberglass  cam elyaf.
 kk lif veya tel.
 Iif veya tellerin meydana gelmesi; (tb.) kalp hastalnda kalbin fazla hzl ve zayf arpmas.
 (biyokim.) fibrin.
 (biyokim.) kan phtsn meydana getiren madde, fibrinojen.
 Iifli, lif gibi, liften yaplm. fibroid tumor lifli tmr.
 (tb.) lifli tmr.
 (tb.) hcre aralarndaki lifli badokunun artmas, fibrosis.
 Iifli.
(o.) -lae)  (anat.), (zool.) dizden aadaki iki incik kemiinden kk olan, kam kemik, fibula; eski Roma'da elbiseyi tutturmak iin kullanlan kancal byk ine veya bro.
 gen omuz atks;  keli pelerin.
 dnek, kararsz, (colloq.) maymun itahl. fickleness  dneklik, kararszlk.
 topraktan yaplm; biime girer, ekil alr; mlek iine ait.
 roman ve hikye edebiyat, kurgusal edebiyat; hayal, icat, masal, uydurma hikye; yalan; (huk.) kolaylk olsun diye hakikat gibi farzolunan ey fictional  roman ede biyatna ait; hayali fictionalize  roman ekline sokmak fictionist  romanc, hikyeci.
 uydurma, hayali fictitiously  hayal mahsulu olarak. fictitiousness  hayal mahsulu olu.
 masal veya hayal kabilinden; hayali, uydurma, sahte.
 (den) kakaval; mandal; (den) elik; tahta veya madeni ubuk.
  (mz.), (leh.) veya (alay.) keman; (den) frtna olduu zaman tabaklar dmesin diye so'fra kenarna ekilen tahta veya ip korkuluk; (mak.) rende makinasnda aletleri tutan ereve;  (k.dili.) keman almak; sinirli sinirli parmaklarn oynatmak; bo eylerle vakit geirmek. fiddle away zaman Idrmek iin megul olmak. fit as a fiddle zinde ve neeli. play second fiddle ikinci derecede rol oynamak.
(nlem), (eski) Bo If ! Sama !
 sama sapan sz.
 (aa.) kemanc. fiddler crab topra emek iin kullandg iri kskacn keman tutar gibi tutan bir eit yenge.
 keman yay; samalk, bo ey. Fiddlesticks! (nlem), (eski.) Sama!
 Karayib Adalarna mahsus bir aa.
 sadakat, vefa; doruluk. high fidelity (elek) sesi tabii olarak kaydetme sistemi.
  (o.) huzursuzluk, rahatszlk, sinirlilik: yerinde duramayan kimse;  rahat oturamamak, yerinde duramamak, durmadan kmldanmak veya kmldatmak. fidgety  rahat durmayan, kpr kpr.
 gvenen, emniyet ve itimat eden; emniyet ve itimat kabilinden; (fiz.) miyar veya l birimi trn(den.) fiducially  emaneten, gvenle, emniyetle.
  itimada dayanan; emanet olan, emanet; itibari;  emin, mtevelli, mutemet.
(nlem) Aman! Ayp! Yuh!
 tmar, zeamet.
  ayr, kr, otlak, mera; tarla; saha, meydan, alan; sava meydan; oyun sahas; bir yarmaya katlanlar; frsat; (han) zemin; (fiz.) saha, tesir sahas, etki alan;  top oyunlarnda meydanc olmak; topu yakalayp atmak. field artillery (ask.) sahra topusu. field corn hayvan yemi olarak yetitirilen msr. field day spor bayram. field events bir atletizm karslamasnda yksek atlama, cirit atma gibi yarmalar. field glasses ifte drbn. field hospital sahra hastanesi. field knautia, field scabious misk iei, (bot.) Knautia arvensis. field magnet (mak.) motorda sabit bobin. field marshal mareal, mir. field mouse tarla faresi. field officer (ask.) binba, yarbay veya albay; alay komutan. fieldpiece  sahra topu field sports atletizm; av gibi ak hava sporlar. fieldstone  (inaatlarda kullanlan) yontulmam talar. field trip (retimde) gezi, tatbikat. fieldwork  (ask.) hafif istihkm. field work bir bilginin yapt aratrma ve alma. a fair field bir yarmada eit artlar. hold the field yerini muhafaza etmek. play the field (A.B.D) bir kiiye balanmayp deiik kimselerle flrt etmek. take the field sefere kmak. wide field of vision geni gr alan. fielder  (beysbol.) d meydan oyuncusu. to field questions gazetecilerin sorularna cevap vermek; cevaplandrmak.
 ard kuu, (zool.) Turdus pilaris.
 eytan, ifrit, canavar, iblis, zebani: (k.dili.) bir eye dkn olan kimse, merakl veya tiryaki kimse.
 eytani, seytanca; gaddar, zalim. fiendishly  eytancasna. fiendishness  canavarlk.
 iddetli, hiddetli, sert, vahi; fkeli: hararetli, evkli, ateli; (argo) ok berbat. fiercely  iddetle, sert bir ekilde. fierceness  iddet, sertlik, vahet.
(Lat.), (huk.) mahkeme memuruna verilen yazl haciz emri.
 ateli, ateten, ate gibi; hararetli, evkli; hummal, harareti olan; kzgn, ate kesilmi; tutuabilir.
 (isp) yortu, bayram, enlik.
  asker dd, fifre;  ddk almak. fifer  ddk alan kimse, ddk. fife rail (den) armadura.
  on be, on be rakam (15, XV) fifteenth   on beinci;  on bete bir.
  beinci, bete bir; (muz) bir notadan be derece tiz veya pes olan enterval. a fifth (A.B.D) (iki ls) galonun bete biri, 84 santilitre. Fifth Amendment (A.B.D) anayasasnda bir kimsenin kendi sular hakknda ahitlik etmeme hakk. Fifth Avenue New York'ta byk maazalarn bulunduu cadde. fifth column beinci kol. fifth wheel gereksiz ey veya kimse.
  ellinci;  ellide bir.
  elli;  elli rakam (50, L) fifty-fifty  yar yarya.
(ks.) figurative, figure.
 incir aac; incir, yemi; nemsiz herhangi bir ey. figleaf  incir yapra; gizlenmesi gereken eyin rts. Bengal (fig.) Hint inciri, (bot.) Ficus bengalensis. coprifig  wild (fig.) yaban inciri, (bot.) Ficus carica. mulberry (fig.) Arabistan inciri. purple (fig.) kavak inciri.
  (ged, ging) esvap, stba, donatm; hal:  (k.dili) donatmak, sslemek. in full (fig.) giyimli; tam tehizatl.
  (fought) kavga, dv, sava, muharebe; mcadele; sava veya mcadele eilimi;  savamak, kavga etmek, dvmek, dvtrmek; mcadele etmek, uramak. fight it out mcadele yoluyla hesabn grmek. fight off pskrtmek, defetmek. fight shy of kanmak. running fight devam eden mcadele; kap kovalama. show fight pes dememek, her an mcadeleye hazr olmak. fighting  sava, mcadele, kavga. fighting chance etin bir ura sonucu kazanlabilecek zayf bir baar ihtimali. fighting cock dv horozu. fighter  sava; mcadele ruhu olan kimse; avc ua.
 icat, hayal, uydurma.
 anak mlek; kil, toprak.
(eril), figurante (diil)  figran; balede figran.
 belli bir biimde.
 ekil veya biim verme, ekle sokma; tasvir, temsil; ekil, ekillerle ssleme; (mz.) bir paray fazla notalarla ssleme.
 mecazi, remzi, timsali; ssl; tasviri. figuratively  mecazi olarak.
 rakam, numara, adet; deer, fiyat; vcut yaps, endam, boybos; yz, ehre, sima, gsteri, grn; hal, tavr; ahsiyet, ahs, resim, suret; (geom.) ekil; (edeb.) mecaz, istiare; dansta figr. figure dancer figr yapan dansr veya dansz. figurehead  szde mevki sahibi, gerek yetki sahibi olmayan kimse; (den.) gemi aslan gibi oyma ss. figure of speech mecaz, istiare, kinaye. figure skating figr yaparak paten kayma. at a low figure ucuz fiyata. income in five figures be rakaml gelir. keep one' figure imanlamamak, kilo almamak, vucudunu iyi muhafaza etmek.
 hesaplamak; tasvir etmek, resmetmek; ekil izerek gstermek; desenlerle sslemek; hayalen canlandrmak; mecaz yoluyla ifade etmek; (k.dili.) dnmek; (mz.) sslemek; grnmek. figure on (k.dili.) gvenmek, hesaba katmak, dayanmak. figure out hesaplamak, dnmek. figure up hesap etmek, toplama yapmak.
 kk heykel, heykelcik.
 sracaotu, (bot.) Scrophularia.
Fiji adalar.
 tel, iplik, lif; (bot.) ercik sap; lamba teli.
 (tb.) kan ve barsak parazitlerinden ileri gelen hastalk.
 iplikilik; iplik fabrikas, iplikhane.
 fndk, (bot.) Corylus avellana.
 almak, armak, (slang) yrtmek.
  ee, trp;  ee ile dzeltmek, eelemek, torplemek. file fish dikenli tre bal, (zool.) Stephanolepis ocheticus. double-cut file apraz dili ee.
  dosya dolab, dosya gz; dosya, klasr; sra, dizi, kuyruk; (satran) kar tarafa doru bir kareler sras;  dosyalamak; dosyaya geirmek; (huk.) dosyaya geirilmek zere evrak ilgili memura teslim etmek; askerleri sra ile yrtmek. file an application mracaat formunu doldurup ibraz etmek. file a complaint yazl olarak ikyet etmek. filing cabinet dosya dolab; evrak klasr. file clerk dosya tutan memur. filing system dosyalama sistemi. Indian file birbiri arkasndan dizilen sra. on file dosyaya geirilmi (evrak) rank and file fertler, halk, amme. single file tek sra (insanlar)
 file, a, sa filesi; fileto, biftek. filet mignon fileminyon.
 evlda ait, evlda yakr. filially  evlada yakr bir ekilde.
 (bak.) affiliate.
 birinin evld olu, evlatlk; ayn soydan gelme, dallara ayrlma; (huk.) babal hkmetme.
 iskoyallarn giydii eteklik.
  (pol.), (A.B.D) engellemek, bir kanunun kabul edilmesini nlemek iin vakit geirici konumalar yaparak krsy igal etmek;  byle bir engelleme; korsan, haydut.
 iplik veya lif eklinde.
  kuyumculukta telkri i, telle ilenmi tezyinat; buna benzer desen;  telkri.
 ee tala.
 Filipin Adalar halkndan biri.
  doldurmak, tatmin etmek; yapmak, icra etmek; igal etmek, tutmak; dolmak, doymak, kabarmak, imek; hazrlamak (reete);  dolumluk, doyumluk, dolduracak miktar; toprak tesviyesinde kullanlan toprak veya moloz. fill in doldurmak, eksiin yerini doldurmak, vekillik yapmak. Fill me in on the situation. Durumu bana izah et. fill out doldurup kabartmak ve iirmek, dolup kabarmak; (fii) doldurmak. fill the bill (A.B.D), (k.dili) ihtiyac karlamak. fill a tooth (dii) dolgu yapmak. fill up tamamen doldurmak; dolmak. have one' fill doymak.
 delik tkamak iin kullanlan herhangi bir ey; (boyada) astar; puronun iine konulan ttn; (gazet) boluk doldurmak iin kullanlan ksa yaz.
 salar tutmak iin baa balanan kurdele veya bant; kemiksiz et veya balk, fileto; tiriz, pervaz; (mim.) dar ve dz silme; kitap kapa stne baslan ss izgisi.
 doldurma; dolma ii; doldurulan herhangi bir ey; (dii) dolgu. filling station benzin istasyonu.
  fiske; tevik edici veya harekete geirici herhangi bir ey; nemsiz ey;  fiske vurmak; tevik etmek, harekete geirmek.
 oluk rendesi; oluk.
 ksrak; (k.dili.) canl gen kz.
  zar; ince rt, ince tabaka; ince tel, lif;  zar veya ince bir rt ile kaplamak; zar balamak. filminess  zarla veya ince bir tabaka ile kapl olma. filmy  zarl, ince bir tabaka ile kapl.
  (foto.), sin filim;  filim evirmek, filim yapmak. film fan sinema merakls. film pack dz fotoraf filimleri paketi. film speed filim hassasl. film strip konferanslarda yardmc olarak gsterilen hareketsiz filim serisi.
 flo, bir eit ipek teli.
  filtre; szge;  szmek, szlmek, szgeten geirmek veya gemek, filtreden geirmek; filtre vazifesi grmek; szmak, duyulmak (haber, sylenti) filter bed filtre havuzu. filter paper filtre kd. color filter renk filtresi, yalnz belirli nlar geiren filtre. oil filter (oto.) ya szgeci.
 filtreden geebilen.
 pislik, kir, murdarlk; az bozuk olma. filthiness  kir, kirlilik, pislik. filthy  pis, kirli; ahlak bozuk, iren.
  szmek;  szlm sv, filtreden geen sv.
 (anat.) iplik, lif, filum.
 (zool.) saakl, pskll.
 yzge; yzgece benzeyen sey; (den) salma omurga; (hav) sabit dikey yzey. finback  bir esit balina. fin keel (den) kotra omurgas. dorsal fin (zool.) srt yzgeci. pectoral fin (zool.) gs yzgeci.
 (k.dili) hile yaparak elde etmek; aldatmak, kandrmak.
  son, nihai; kati, kesin; sonuncu;  (matb.) son bask; (o.), (spor) kesin sonu veren oyun, final, bir spor karlamasmn son ve kati denemesi; smestre sonu imtihan. finally  nihayet, sonunda. final cause nihai maksat, son gaye.
 (mz.) final, biti.
 (spor) finale kalan yarmac, finalist.
 kesinlik, katiyet; nihai olu.
 bitirmek, son eklini vermek.
  maliye, mali iler; (o.) mali durum; gelir;  bir kimsenin veya messesenin mali ilerini idare etmek; bir iin masraflarn karlamak; mali teebbslere sermaye yatrmak veya temin etmek. financial  mali. financial engagements mali taahhtler, akal yklenmeler. financially  mali bakmdan.
 maliyeci, sermayedar; banker.
 (zool.) ispinoz (ku)
  bulmak, kefetmek; anlamak, sezmek; tedarik etmek; arayp bulmak; ulamak, erimek;  bulu, bulunmu ey, bulgu, keif. find expression ifade edilmek; kendini gstermek. find fault (with) kusur bulmak. find for the plaintive (huk.) davac lehine karar vermek. find guilty sulu karmak, mahkum etmek. find oneself olmak; kendini bulmak, kendine gelmek. find one's feet durumu dzeltmek, kendini geindirecek hale gelmek, istidatlarn gelitirmek. find out renmek, haberdar olmak, farkna varmak, anlamak. find wanting kusurlu bulmak, eksik bulmak. finder  bulucu; (astr.) byk teleskopa ilitirilen ve keif vazifesini gren ufak teleskop; (foto.) vizr. finding  bulunmu veya kefedilmi ey; bulgu; sonu, netice, karar.
(Fr.) on dokuzuncu yzyln sonu; 1880-1910 devrinin zelliklerini arze(den.) fin-de-siecle  km, soysuzlam.
 (mz.) son.
   gzel, ince, zarif; (saf, katksz, katksz, halis; hassas, ince ruhlu, duygulu; ala, mkemmel, stn: berrak, ak;  (k.dili.) gzel, ho, iyi;  toz haline getirmek; gzellemek. fine arts gzel sanatlar. finedraw  (terz.) kuman iki kenarn grnmez surette birbirine dikmek; inceltmek (tel) finedrawn  inceltilmi (tel), btn ayrntlaryla dnlm. in fine feather (k.dili.) havasnda. finegrained  (bot.) ince damarl (aa); (foto.) ince tanecikli. fine-spoken  kibar bir ekilde konuan. finespun  ince erilmis; ar derecede ince. fine-toothed comb ince dili tarak. go over the matter with a fine-toothed comb meseleyi inceden inceye gzden geirmek, ince eleyip sk dokumak. a fine distinction ince fark. afine lady hanmefendi. fine gold saf altn. My fine fellow ! Olum ! Yahu ! some fine day gnn birinde. finely  inceden inceye, gzel bir ekilde. fineness incelik, zarafet, gzellik; karmdaki saf altn oran.
  para cezas;  para cezasna arptrmak. finable  para ile cezalandrlabilir, para cezas verilebilir.
 ss, klk; ssl giyim.
(bak.) refinery.
  incelik; kurnazlk, hile, ustalk;  (iskambil) fines yapmak; ustalkla durumu idare etmek.
  parmak; parmak gibi ey; parmak boyu; (A.B.D) alkol ls;  parmakla dokunmak, el srmek, parmaklarn arasna alp oynamak, ellemek; almak, armak; (A.B.D), (argo) ele vermek; parmaklarla ince i yapmak; (mz.) parmakla alg almak, notalarn hangi parmakla alnacan gstermek. fingerboard  keman veya ut sap; piyano klavyesi. finger bowl sofrada parmak ykayacak kap, el tas. finger post yn belirtmek iin yol azlarna dikilen parmak eklindeki levha. finger painting slak kt zerine parmaklar ve elin btn ile desenli resim yapma. fingerprint  parmak izi. finger tip parmak ucu. burn one' fingers bir kimsenin iine karp kendi banaa dert amak. get one' fingers on kapmak, el atmak. have a finger in the pie itirak etmek, katlmak, orbada tuzu bulunmak, ie karmak. have at one' finger tips ok iyi bilmek. Iet slip through one' fingers elinden karmak. My fingers itch to do it. Bu ii yapmak iin sabrszlanyorum. u ii bir an evvel yapsam. put one' finger on bulmak, doru olarak gsterebilmek. put the finger on su ortan polise haber vermek, soyulacak evi semek; kurbann semek. to the finger tips trnaklarnn ucuna kadar, tamamen. twist around one' little finger parmann ucunda oynatmak.
 parmakla dokunma, yoklama; (mz.) parmaklar kullanma usul.
 parmak byklnde balk yavrusu.
 (mim.) Gotik binalarn tepelerindeki ss.
 titiz, kl krk yaran, ok merakl. finically  kl krk yararak, titizlikle.
 titiz, kl krk yaran, ok merakl.
 son, hitam, nihayet.
  bitirmek, sona erdirmek; tamamlamak, ikmal etmek; terbiye etmek; mahvetmek; telef etmek, ykmak; (k.dili.) yok etmek; bitmek, sona ermek, nihayet bulmak;  nihayet, son; en mkemmel durum, son i, cila, rtu. finish off veya up bitirmek. finish with ilikiyi kesmek. finishing school gen kzlar toplum hayat iin hazrlayan zel okul. fight to a finish sonuna kadar mcadele etmek. in at the finish sonunda itirak e(den.)
 bitiren veya tamamlayan kimse, ikmal eden kimse; fabrikadan kacak mamullerin son ilerini yapan ii veya makina; nihai darbe.
 snrl, mahdut, sonu olan, biten, fani: llebilir, saylabilir; (mat.) sonlu. finite verb (gram) mastar ve sfat fiillerin aksine olarak fiilin belirli ahs ve say gsteren ekli. finitely  snrl olarak. finiteness  fanilik.
 (A.B.D), (argo) grevi bozan ii, ihbar eden ii, muhbir, ele veren ii, oyun bozan ii; hoa gitmeyen kimse.
 Finlandiya.
 Finlandiyal, Finli. Finnic  Finlandiya'ya veya Fin diline ait. Finnish  Finlandiya'ya mahsus;  Fin dili.
bir eit ttslenmi mezit bal.
 balk gibi yzgeleri olan, yzgece benzeyen; balklara ait, bal ok olan.
fjord  fiyort.
 (mz.) nefesli alglarn az ksmndaki tahta tka.
 (bot.) am aac, kknar; bu aacn tahtas. Scotch fir, yellow fir sar am, (bot.) Pinus sylvestris. silver fir akam aac, gmselvi, (bot.) Picea pectinata.
 ate, alev; kvlcm; yangn;cehennem, cehennem azab; hararet, s, scaklk; hrs. fire alarm yangn zili, alarm. firearms  ateli silahlar. fireball  akanyldz; top eklindeki imek; atom bombas patladnda hasl olan ate topu; (A.B.D), (k.dili.) enerjik kimse. fireboat  yangn sndrme gemisi. firebrand  alevli odun paras, meale, ks; fesat, kundak, tahriki. firebreak  ,(A.B.D)orman yangnnn yaylmasn nlemek iin aalar kesilen blge. fire brick ate tugas. fire brigade itfaiye tekilat. fire bucket yangn sndrmeye mahsus su kovas. fire bug (A.B.D), (k.dili.) kasten yangn karma egilimi olan deli. fire control (ask.) gemi veya istihkam top ateini idare sistemi. firecracker  kat fiek, torpil. firedamp  kmr madenlerinde hsl olan kolay ate alr gaz, metan. fire department itfaiye tekilat. firedog  ocan demir ayakl. fire drill yangndan kama talimi. fireeater  ate yutan hokkabaz; kavgac kimse. fire engine itfaiye arabas; yangn tulumbas. fire escape yangn merdiveni. fire extinguisher yangn sndrme aleti. firefighter  itfaiyeci. firefly  atebcei. fire hazard yangn tehlikesi ok olan yer. fire hydrant yangn sndrme musluu. fire insurance yangn sigortas. fire irons maa ile krek ve kmr kartracak demirden ibaret ocak takm. firelight  alev . firelock  eski tip bir tfek. fireman   itfaiye neferi; atei. visiting fireman (A.B.D), (k.dili.) arlanacak misafir. fire marshall yangn tehlikesine kar binalar kontrol eden grevli. fireplace  mine, ocak. fireplug  yangn musluu. fire power (ask.) ate kudreti. fireproof  yanmaz, ate gemez. fire sale (A.B.D) yangnda hasar gren maln tenziltl sat. fire screen ocak nne konulan perde; ate siperi. fire ship yaklarak dman gemileri arasna salverilen gemi. fireside  ocak ba:  ev, yurt. firethorn  ate dikeni. fire tongs iri ate maas. fire tower yangn kulesi. firetrap  yangn tehlikesi karsnda kolay kalamayan bina. fire wall yangn duvar, yangnn sirayet etmesine engel olmak iin yaplan duvar. firewarden  yangndan korunma veya yangn sndrme ilerine nezaret eden kimse, yangn bekisi. firewater  viski fireweed  yangn yerlerinde abuk biten birka eit ot, yakotu, (bot.) Epilobium angustifolium. firewood  odun. fireworks  donanma fiekleri. fire worship atee tapma, ateperestlik. fire worshipper ateperest, Mecusi. a running fire yaylm atei. between two fires iki ate arasnda. catch fire tutumak, ate almak. cease fire ate kesmek. go through fire and water btn tehlikeleri gze almak. hang fire muallkta olmak; geri kalmak. heap coals of fire on one's head iyilik ederek karsndakini utandrmak. Iay a fire odunlar atp ate iin hazrlamak. miss fire ate almamak (silh, bomba); baaramamak, isabet kaydedememek. on fire yanmakta; comu. open fire ata balamak. play with fire atele oynamak, tehlikeli bir ie girimek. set fire to atee vermek, tututurmak. set on fire yakmak; alevlendirmek, tahrik etmek, kkrtmak, gayret vermek. set the world on fire stn derecede baar kazanmak. strike fire kvlcm samak; tepki yaratmak. St. Elmo' fire gemici nuru. under fire ate altnda. fireless  atesiz. fireless cooker scakl muhafaza eden tencere.
 tututurmak, atee vermek, alevlendirmek; yakmak, piirmek; canlandrmak, harekete geirmek, gayrete getirmek, tahrik etmek; tevik etmek; patlatmak, ate etmek; atmak, pskrtmek; tutumak; silahla ate etmek. fire a volley yaylm atesi amak. Fire away! Haydi, bala! fire a broadside (den.) borda atei etmek, geminin bir tarafndaki btn toplarla birden ate amak. fire off piirmeyi tamamlamak (tula, anak); (k.dili) hemen gndermek. fire up fayrap etmek; birdenbire kzmak, parlamak.
 ate etme; yakma. firing line (ask.) ate hatt. firing squad idam mahkumunu kuruna dizen asker bl; l kimsenin mezar banda sayg gsterisi olarak ate eden asker bl.
 ufak ya fs; bir ingiliz sv l birimi (bir varilin drtte biri oylumunda)
  pek, kat, sert, pekimi, sk; sabit, metin, dnmez;  (gen.) up ile sabit klmak, pekitirmek, salamlatrmak. firm order (tic.) kesin sipari. firmly  metanetle, katiyetle, sebatla, kuvvetle. firmness  metanet sebatllk.
 irket, firma, ticarethane. firm name firma ad.
 sema, gk kubbe, asuman.
 ferman.
   ilk, birinci, ba, en byuk;  balang; ba yer, birincilik; (mz.) en tiz ses; birinci (mal.); ayn ilk gn;  evvel, ilk nce, bata, en ileride; ilk defa olarak; ondan evvel. firsts  en iyi kalite eya. first edition ilk bask. first aid (tb.) ilk yardm. first aidedecamp ba yaver. first and foremost ilk nce, en bata. first and last ilk ve son, her eyi hesaba katarak, umumiyet itibariyle. firstborn  ilk ocuk;  ilk doan. first base baarnn balangc. First Cause ilk neden, Cenab Hak. first class   birinci snfa ait; birinci snftan, mkemmel, I; adi mektup cinsinden;  birinci mevki ile. first cost maliyet fiyat. First Day pazar gn. firstday cover ilk gn sata karlan yeni pulla pullanm zarf. first floor zemin kat; (ing) birinci kat. first form (bak.) form. first fruits ilk sonu, ilk haslt. firsthand   dorudan doruya, vastasz olarak, arac olmadan;  dolaysz. first lady cumhurbakannn kars. first lieutenant (ask.) stemen. first mate (den) kaptan yardmcs. first mortgage ipotek, birinci derecede ipotek. first name isim, ad. first night gala temsili, al gecesi. first offender ilk defa sabkal olan kimse. first person birinci tekil veya (o.)ul ahs (ben, biz) first or last er ge. first papers (A.B.D) vatandala kabul iin yaplan ilk mracaat. firstrate  mkemmel, birinci snf. first water en yksek kalite (mcevher) at first ilk nce, evvelce. from the first batan itibaren. the first two batan itibaren ilk ikisi, birinci gelen iki (kimse veya ey)
 ilk sonu; ilk doan ocuk.
 evvela, ilk olarak, ilkin.
 (iskoya'da) hali, nehir az olan uzun ve dar krfez.
 devlet veya hkmdar hazinesi.
 mali. fiscal year mali sene.
 balk tutmak, balk avlamak, ekip karmak; iinde balk avlamak; tahta veya demir paras ile takviye etmek, seren berkitmek; for ile aramak, az aramak. fish for a compliment kendisine kompliman yaplmasn istemek; up veya out ile arayp bulmak. fish in troubled waters bulanlk suda balk avlamak. fish the anchor (den.) gemi demirini fkya vurmak. fish out balk neslini tketmek; seip almak.
 (o.) fish, deiik trler iin fishes) balk; balk eti; tahta veya demir takviye paras, berkitme paras. fish and chips (ing)balk fileto ve kzarm patates. fish ball balk kftesi. fishbone  balk kl. fishbowl  kavanoz biiminde akvaryum. fish cake patatesli balk kftesi. fishgig  balk kargs. fish hawk balk kartal. fishhook  olta. fish line olta ipi. fish market balk pazar. fishmonger  balk, balk satan kimse. fish out of water yerini yadrgayan kimse, sudan km balk. fishplate  (mak.) iki direi u uca balamak iin kullanlan takviye paras. fish pond balk havuzu, balk gl. fishspear  balk kargs. fish story (k.dili.) martaval. fishwife  balk kadn, balk satan kadn; pis konuan kadn. bony fishes kemikli balklar, (zool.) Teleostomi. cold fish souk kimse. drink like a fish alkanlktan dolay fazla iki imek. feed the fishes denizde boulmak; deniz tutmasndan dolay kusmak. have other fish to fry daha nemli bir ii olmak. neither fish, flesh nor fowl hi bir zellii olmayan ey.
 balk tutan kimse, balk; balk avlayan hayvan veya ku. fisherman  baIk. fishery  balklk; balk tarlas, dalyan.
 balk avlama, balk av, balklk; az arama. fishing boat balk kay veya gemisi. fishing rod olta kam. fishjng tackle veya gear balk takm, baIk takm.
 balktan ibaret; balk gibi, iinde balk tad veya kokusu olan; bal ok; (k.dili.) pheli, inanlmaz. fishy eye donuk gz; pheci gz. fishiness  balk vasf olma, iinde balk tad veya kokusu bulunma; phelilik.
 atlayp yarlma kabiliyeti olan. fissility  yanma kabiliyeti.
 ortadan ikiye ayrlma; (biyol.) ortasndan blnerek reme; (fiz.) uranyum gibi bir elemann daha basit ve sabit paralara ayrlp dalmas.
 atom ekirdei paralanabilen.
 (biyol.) ikiye blnme suretiyle reyen.
  (zool.) ok trnakl, parmaklar birbirinden ayr olan (hayvan);  Fissipedia familyasndan bir hayvan (kedi, ay, vb)
  yark, atlak, rahne; yarma; (tb.) fisur, cilt veya mukozann hafife veya yzeysel olarak atlamas;  yarmak, atlatmak; ayrlmak, atlamak.
  yumruk, muta; (h) dili el, el yazs; (matb.) iaret parma;  yumruklamak; avulamak.
 boks sporuna ait.
 yumruk yumrua kavga.
 (o.), las, Iae) (tb.) fistl.
 boru eklinde; (tb.) fistl gibi, fistle ait.
 uygun, mnasip, yakr, yarar, Iyk, elverili; hazr; zinde, shhatli. fit for nothing hi bir ie yaramaz. fit to be seen grlmeye hazr. fit to be tied (h) dili ok kzm, ok sinirli; sabrsz, patlayacak halde. a dish fit for a king krallara lyk bir yemek. dressed up fit to kill (A.B.D), (k.dili) ok gsterisli bir ekilde giyinmi.
 (ted, ting)  uygun olmak; uygun bir hale getirmek, prova etmek; uydurmak; dikkatle zerine koymak; uymak; uygun gelmek, mnasip olmak; yakmak;  uyma, uygun gelme, munasip olma. tight fit sk geme. fit out ihtiyacn temin etmek, tehiz etmek.
 hastalk nbeti, sara, ihtila, tutarak; ani olarak zuhur eden geici hal; devre. a fainting fit baygnlk nbeti, baylma. by fits and starts ara sra, dzensiz olarak, spazmoz kabilinden. have a fit saras tutmak; (slang) deli olmak. have a fit of laughter glmesi tutmak. fitful  dzensiz, kesik kesik.
 (zool.) sansara benzer kk bir hayvan, kokarca; bu hayvann krk. fitch  fitch brush kokarca klndan fra.
 Iyk olduu ekilde, munasip surette, yerinde.
 Iiyakat; uygun ve yerinde olu; shhatte olu.
 prova eden terzi; (mak.) boru ilerine bakan kimse.
  (gen.) (o.) prova; tertibat, tehizat, takm;  uygun, mnasip, yerinde.
  be;  be rakam; be says (5, V); (iskambil) beli; (spor) be kiilik takm. five and ten, five and dime tuhafiye maazas. fivefingers  beparmakotu; (zool.) be parmak denilen deniz hayvan. fivefold   be kat, be misli. fiver  be dolarlk kt para. fivespot  (argo) be dolar. Five Year Plan Be Senelik Plan.
 yerletirmek, oturtmak; sabitletirmek; kararlatrmak; (A.B.D) dzene sokmak; (A.B.D), (k.dili) tamir etmek; (A.B.D) (yemek) hazrlamak; (k.dili) rvet yoluyla sonucu garanti altna almak; (spor) ike yapmak; (A.B.D), (k.dili) yola getirmek; mikroskopik alma iin hazrlamak; (kim) katlatrmak; (foto.) tespit banyosu yapmak; (k.dili) (kedi, kpek) ksrlatrmak. fix one' eyes on a thing bir eye gzn dikmek. fix on kararlatrmak. fix up (k.dili) tamir etmek; dzene sokmak, tertip etmek, hazrlamak; ihtiyacn karlamak.
 marazi ballk, dknlk; tespit, katlama.
  deime veya solmaktan alkoyan; olduu gibi koruyan;  bu ii gren il.
 duraan, kmldamaz, bal; sabit, solmaz (renk); (A.B.D), (k.dili.) nceden ayarlanm. well fixed (argo) paral. fixed assets sabit deerler. fixed charges sabit masraflar. fixed focus (foto.) sabit mihrak. fixed idea sabit fikir, idefiks. fixed liability uzun vadeli bor. fixed oil (kim) umaz ya. fixed star duraan yldz, sabite. fixedly  gzlerini dikerek, sabit baklarla. fixedness  sabit olu, hareketsizlik.
 tamirci; rvet yediren kimse; (slang) piston, torpil; (foto.) fiksatif, sabitletirici il.
 hoppa kz; ya baruttan yaplm fiek, vzlayan fiek; sesli oyuncak, kaynana zrlts; zpkn.
 (k.dili) tertibat, tehizat; garnitr.
 sabit olu, karar, sebat.
 sabit ey. fixtures  sabit eya; (huk.) mtemilt, demirba. Iight fixtures elektrik tehizat.
  ya barut gibi vzlamak, frdamak; vzlt, frt; kpkl iki. fizzy  frtl, kpren, kpkl.
  vzlamak; out ile, (k.dili) vzlayp snmek, evvel iyi balayp sonradan suya dmek, bozulmak;  vzlt, frt, kprme; (k.dili) fiyasko, baarszlk.
(bak.) fiord.
(ks.) florin, flourished, flower, fluid.
(ks.) fluid ounce.
 (k.dili.) artmak, hayrete drmek.
 sarkk, yumuak, gevek; zayf, iradesiz.
 (bot.), (zool.) yelpaze eklinde.
 kvamn kaybedip yumuam, gevemi, gevek. flaccid'ity  geveklik, kvamszlk.
  (ged, ging) byk ve yass kaldrm ta;  bu talarla demek. flagstone  iri ve yass kaldrm ta.
 (ged, ging) gevemek; yorulmaya balamak, kuvveti kesilmek, neesi kamak.
  (ged, ging) bayrak, sancak, bandra, flama; kpek veya geyik kuyruu; (mz.) engel;  bayrak ekmek, bayraklarla donatmak; bayrakla iaret vermek; bir ey sallayarak avn tuzaa drmek. flag down a train durmas iin trene bayrakla iaret vermek. flag captain amiral gemisi suvarisi. flag of truce mtareke flamas. flag officer (den.) sancak sahibi, amiral veya komodor. flagship  amiral gemisi. flagstaff  gnder, bayrak direi. flag station, flag stop yalnz iaret verildii zaman trenlerin durduu istasyon. dip the flag sancakla selmlamak. hang the flag at half mast bayra yarya indirmek. haul down the flag bayrak indirmek; teslim olmak. hoist a flag bayrak veya sancak ekmek. strike the flag teslim olmak zere bayra aa indirmek. the white flag beyaz bayrak, mtareke flamas. wave a red flag kzdrmak, tahrik etmek (boa greinde olduu gibi)
 zambak, ssen, saz, (bot.) Iris pseudacorus; zambak yapra. sweet flag eir, (bot.) Acorus calamus.
  dven, krbalayan;  zellikle kendisini krbalayan veya krbalatmaktan holanan kimse.
 krbalamak, dvmek. flagella'tion  krbalama, dvme, dayak atma; dvnme.
 (o.) -lums, la) (biyol.) kam eklinde para; kam, krba.
 (mz.) en yksek sesli flt.
 iri ve yass talarla denmi kaldrm veya sokak; iri ve yass kaldrm talar.
 gevek, zayf, cansz.
habis, ok irkin, alaka; ar su kabilin(den.) flagitiously  habis bir ekilde, ar su tekil edecek ekilde.
 bir eit kapakl srahi, byk ie.
 pek irkin, rezalet nevinden; gze batan, bariz (ktlk, ahlakszIk) flagrancy  kabahatin aikarl ve bykl. flagrantly  aleni ve irkin bir ekilde, bile bile, alaka.
(Lat.) crmmehut halinde, sust.
 harman dveni; ortaada kullanlan buna benzer silh.
 yetenek, kabiliyet, Allah vergisi; anlay, sezi, hissedi; (k.dili.) gsterili uslup.
 (ask.) uaksavar atei; (argo) itiraz, kar kma, kars koyma; ikyet.
 balk kurutmaya mahsus zgara; (den) gemi tamir edilirken iilerin zerinde altklar asma iskele.
  ufak kar tanesi; ince tabaka, ince para; pul;  away veya off ile tabaka tabaka soymak veya soyulmak; out ile yorgunluktan kp kalmak. flaky  Iapa lapa; kuba kar taneleri halinde. flakiness  Iapa lapa olu, ince tabakalar halinde bulunma.
 (k.dili) yalan, hile.
 (Fr.) meale, fener; ssl amdan.
 parlak, ar derecede ssl, aaal, gz alc, rengrenk; (mim.) alev gibi dalgal kvrntlarla ssl. flamboyancy  ar derecede parlaklk, ss, saaa.
 alev, yalaz, ate; hiddet, iddet; ak, ak atei; (k.dili.) sevgili. flame-colored  ate rengi. flameproof  ate almaz, yanmaz, ate gemez. flame test (kim) alev testi. flame thrower (ask.) yanar benzin saan bir silh. flametree  alev aac, alpa gl. an old flame eski sevgili. burst into flame tutumak, alev almak. fan the flames atei yelpazelemek, alevlendirmek, kkrtmak. in flames alevler iinde, yanmakta.
 alevlenmek, alev karmak, alev alev yanmak; (mec.) alevlenmek, yanmak, tutumak; fkelenmek; parlamak, alev gibi kzarmak. flame up alevlenmek, tutumak.
 Eski Roma'da khin.
 ispanyol ingenelerine ait bir dans ve ark cinsi.
 (o.) -gos, goes) (zool.) flamingo.
 yanar, yanabilir, kolaylkla yanar.
 brek, tart; sikke yaplmas iin bo metal.
 (Fr.) tembellik, geveklik, arlk.
 kenar, yaka, kulak, flan; flan yapmakta kullanlan dkm aleti.
  br; yan taraf; (ask.), (den.) cenah, kanat; tabya koltuu;  cenahn muhafaza veya takviye etmek, cenaha hcum etmek, cenah tehdit etmek, cenahtan gemek; yan tarafnda olmak. flank attack (ask.) kanat taarruzu, cenah taarruzu, kuatc taarruz, evirme hareketi. flank march (ask.) yan yry, kanat taarruzu yapmak maksadyla dman kuvvetlerine paralel yry. flank movement yan yry, evirme hareketi. turn the flank of yandan evirme hareketiyle (duman) cenah geri evirmeye mecbur etmek.
  (ed, Ied; ing,ling) fanila, pazen; (o.) fanila, i amar; faniladan yaplm spor pantolon;  fanila giydirmek, fanila ile omak. flanneled  fanila kapl. flannelette'  hafif fanila, fanilaya benzer pamuklu kuma, pazen.
  (ped, ping) aa sarkan kanat veya kapak; (tb.) sarkan et paras; sarkan bir eyin arpmas veya arpma sesi; (k.dili) fazla heyecan; heyecan verici durum;  sarkan bir ey ile vurmak, ku kanad gibi vurmak, rpmak; birden atmak, evirmek, katlamak; sarkk kapak veya rt koymak: arpmak, vurmak. flapjack  tavada pierken silkerek evrilen bir eit brek.
 (argo) samalk, bo laf.
 1920-1930 senelerinde son moda giyinen kz; arpan ey; keklik palaz.
  birden alevlendirmek veya alevlenmek; an eklinde yaymak veya yaylmak; mealelerle iaret vermek;  gz kamatrc k, iaret fiei; yaylma veya yaylan ey; gsteri. flareback  topun kuyruk kamasndan kan alev. flare light atele iaretlemede alev karan ara. flare out birden alevlenmek veya fkelenmek, parlamak. flare chute (hav.) aydnlatma fiei. flare up birden alevlenmek veya fkelenmek, parlamak. flareup  ani fke, parlama, hiddet. flaring  alevle parlayan; gsterili; da dnk.
 parlt, ani alev, ule; iaret olarak yanp snen k; an; birden gelen su aknts; (kaba) gsteri; cama renk vermek iin maden tuzu ile kaplama; blten. flashback  geriye dnme. flashboard  suyun yksekliini artrmak iin barajn stne taklan tahta, savak tarma kapa. flash bulb (foto.) fla. flash flood seylp. flashlight  el feneri. flash point (fiz.) snan bir svdan kan gazlarn yanma harareti. flash torch tiyatroda imek akmas hissini uyandran tertibat. flash in the pan gsterili bir ekilde balayp neticesiz kalan hamle veya insan. a flash of lightning imek, yldrm. in a flash anszn, imek gibi, birdenbire. news flash (A.B.D) radyo veya telgrafla gelen acele ve ksa haber.
 (ing) hrsz veya serserilere ait; gsterili fakat sahte; kaba bir ekilde gsterili. flash language hrsz argosu.
 birden alevlenmek, imek gibi akmak veya parlamak; birden parlamak; birden akla gelmek; cam bir mamule ikinci bir renkte ince cam tabakas ilve etmek; telgraf veya radyo ile acele haber ulatrmak; (k.dili) birdenbire gstermek; yamurdan korumak iin damn stne ve altna sa kaplamak. It flashed upon me. Birden aklma geldi.
 parlayan ey veya kimse; suni seylp yapma; yamurdan korumak iin sa kaplama.
 parltl, alevli, gsterili, frapan, gze arpan. flashily  gsterili bir ekilde, gze arpacak surette.
 iine barut veya ya konan ie eklindeki kap, barutluk; termos; kk ve yass ie, cebe konan iki isesi, matara: dkmclkte kullanlan kalp.
 uzun ve yass sepet; ufak iki iesi.
 (ted, ting) yasslamak, dzeltmek; tadn karmak, neesini bozmak; yasslmak, dmek; neesiz olmak; (mz.) yarm ton indirmek; belirli perdeden aag sylemek veya almak.
 (ter, test)  dz, mstevi, yass: yzst, srtst; ykk, harap; kati, kesin; (mat.), donuk, tatsz, yavan; durgun (ticaret); (mz.) bemol;  aka; dorudan doruya; tam; (mz.) asl notadan daha aa ve yanl olarak. flat against the wall duvara yapk. flatboat, flatbottom  (den) dz karinal gemi. flat broke (h)dili metelie kurun atar durumda, be parasz. flatcar  (A.B.D) ak yk vagonu. flat denial kesin bir ekilde ret, kati surette inkr. flatfish  kalkan gibi yan yzen balk. flatfooted  dztaban; (A.B.D), (h)dili azimli. flathead   yass  kafal;  (b.h) Amerika'da eski bir yerli kabilenin ferdi. flatiron  t. flat race dz yerde yar. flat rate tek fiyat. flat tire patlam lastik. flattop  (A.B.D) uak gemisi. flatwork  masa rts gibi kolay tlenir dz paralar. fall flat byk bir baarszla uramak. (I.)'ll tell you flat. Sana aska syleyeceim. The market is flat. Piyasa durgun. in ten seconds flat tam on saniyede. That' flat. Ak ve kesindir. phe gtrmez. flatly  akca, pein olarak. flatness  dzlk, yasslk; tatszlk, yavanlk.
 apartman dairesi.
 dz ve bask arazi; slk, kumsal; geni ve dz olan ey, demiryolu arabas; dz sal; klcn yass yz; kenarlar alak tepsi; madenin yass damar; (tiyatro) sahne dekoru iin kullanlan kuma gerili ereve; (mz.) bemol.
 yasslatmak; yere sermek; neesini karmak; matlatrmak, donuklatrmak; yasslamak, dmdz olmak; tatszlamak, neesiz olmak. flatten out dzeltmek, amak; (hav.) daltan sonra ua yerle paralel duruma getirmek.
 (slang) yaltaklanmak, ya ekmek; dalkavukluk etmek; gururunu okamak, mit vermek, methetmek, vmek, gklere karmak. flatter oneself sanmak, zannetmek, mit etmek. flatterer  dalkavuk, (slang) yac. flatteringly  methederek, gklere kararak. flattery  dalkavukluk, methiye.
 olduka yass ve dz; tatsz.
 midede gaz hasl eden, bu gaza ait; yalnz gsteriten ibaret; iskin. flatulence, cy  gazl veya yelli olma. flatulently  gsteri yaparak.
 (o.) -tuses, tus) mide veya karndaki gaz.
 dz tabaklar; atal bak takm.
 yasslamasna, dz, dzlemesine.
 at solucan, (zool.) Ascaris megalocephala.
  gsteri yapmak, kibirlenmek;  gsteri flauntingly  gsteri yaparak, kibirle.
 (mz.) flt, flavtac.
 sararm, sarmtrak.
 (biyol.) hayvan ve bitkilerde bulunan eitli sar boyalardan her biri.
  Iezzet, tat, eni; tat veren ey; lezzetli ey; koku, rayiha;  tat veya lezzet vermek. flavoring  tat veren ey. flavorless  tatsz, lezzetsiz. flavorsome, flavorful, flavory  Iezzetli.
  yark, atlak, atlaklk, rahne; sakat, kusur, defo; ayp;  atlatmak, sakatlamak; sakat olmak, defolu olmak; atlamak. flawless  kusursuz. flawy  kusurlu. flawlessness  kusursuzluk.
 birdenbire kan geici ruzgr, bora; rzgrn ynnn deimesi. flawy  rzgrl.
 keten; ketene benzer bir eit bitki. flaxseed  keten tohumu. flaxen  keten, ketenden: sar, lepiska. flaxy  ketene benzer.
 derisini yzmek, soymak; fena halde azarlamak, halamak; zorla veya hile yaparak parasn almak.
 (mim.) sivri kilise kulesi; (ask.) ok tabya.
 pire, (zool.) Pulex irritans. fleabite  pire srmas, pire yenii, hafif ar. fleabitten  pire srm; (k.dili) khne; ok ufak doru veya kula benekli beyaz (at) fleabane, fleawort  pire otu, boa yapra, karn yark, (bot.) Plantago psyllium. put a flea in one' ear dosta uyarmak, ihtar etmek, kulan bkmek.
 neter.
  nokta, benek, leke; ok ufak para;  lekelemek, beneklemek.
(bak.) flexion.
(bak.) flee.
 tyleri kncaya kadar beslemek; tylendirmek; umak iin ty karmak, tylenmek.
 tyleri henz bitmi yavru ku; acemi aylak, bir ie yeni balayan kimse.
 (fled, fled, fleeing) kamak,firar etmek, (slang) tymek; gelip gemek, gzden kaybolmak; brakmak, terketmek.
  koyun postu; bir koyunun btn yapas; yn gibi yumuak rt; muflon;  koyunu krkmak; (bir kimseyi) soymak, yolmak; ynle kaplamak, yn gibi kaplamak. fleecelined  ii muflonlu. fleecy  yn veya yapa gibi (bulut); ynden; ynle kapl.
  alay etmek, terbiyesizce glmek, elenmek;  istihza, elenme, alay.
 donanma, filo. fleet of trucks bir firmann btn kamyonlar.
 evik, abuk, abuk geen.
 abuk gemek; (den.) gitmek, seyretmek, hareket etmek. fleeting  abuk geen, mrsz, fani. fleetingly  abuk geerek, fani olarak.
 Flaman. Flemish   Flamanlarn oturduu blgeye ait;  Flaman dili.
 balina derisini yzmek veya yan karmak, aybalnn derisini yzmek.
 et; kasaplk et; tavuk veya balk eti; beden, cisim, ten, vcut; beer tabiat, insaniyet; ten rengi; simanlk; nesil, soy, rk; insan olu; canl yaratklar; meyvann etli ksm. flesh and blood nesil, kan, akraba; beer tabiat. flesh color ten rengi. flesh fly yumurtalarn etin stne brakan karasinek. fleshpots  zevk; zevki tatmin iin gidilen elence yerleri. flesh wound hafif yara. all flesh btn canl yaratklar, beeriyet. in the flesh kendisi, yaayan, canl. It makes my flesh creep. Tylerimi rpertiyor. fleshiness  imanlk, semizlik, etlilik. fleshless  etsiz. fleshly  bedene ait; etli, etten ibaret, iman; dnyevi. fleshy  ete ait, ete benzer; iman, etli, toplu.
 et yedirmek, etle beslemek; kan dkmek; hrsn tahrik etmek; etle kaplamak; eti syrmak (deriden) flesh out dolgun olmak; imanlatmak; ayrntlaryla anlatmak.
 ten rengi dar pantolon; deriden syrlarak alnm ve tutkal iin kullanlan et paralar.
 okun zerine ty koymak.
 (o.) fleurs-de-lis) ssen iei, susam; eski Fransz armasndaki zambak ekli.
 (bak.) fIy.
 (o.) baz kpeklerin aa sarkan st duda.
 bkmek, emek, kaslmak (kas)
 bklebilir, erilebilir, esnek; uysal, yumuak bal, mlayim; uyabilir, kalba girer. flexibil'ity  eilme kabiliyeti, esneklik; uysallk. flexibly  bklme suretiyle; uysallkla.
 bklme, esneme, evrilme, eilme; bklebilen yer, dirsek.
 (anat.) bklme hareketini yaptran kas, fleksr kas.
 eri, eri br, bkml, kvrml. flexuosity  erilik, kvrmllk bknt.
 erilik, bklme, dirsek, katlanma; ku kanadnn son mafsal.
 hoppa ve geveze kimse, dedikoducu kimse.
 (ing), (argo) polis.
  hafif vuru; fiske; leke, izgi;  hafife vurmak, fiske vurmak; atvermek. flicks  (argo) sinema.
  titrek ve parlak k; geici belirti;  rpnmak; titrek yanmak. flickeringly  titreerek, prldayarak.
 (zool.) Amerika'ya mahsus kanatlarnn alt sar renkli bir eit aakakan.
 uan ey veya kimse; pilot; (A.B.D) el iln; (A.B.D), (k.dili.) hem kazanc hem zarar byk olabilen bir yatrm; uzun atlama.
  uu, uma; seyir, yol alma, hareket; g, hicret; bir kat merdiven; bir uuta katedilen mesafe, menzil; firar, ka; birka uaktan ibaret hava filosu:  (kular) g etmek. flight of fancy hayal, hayal kurma. put to flight kamak mecburiyetinde brakmak. take to flight kamak, firar etmek, (slang) tymek.
 ne dediini bilmez; hafifmerep; kararsz, dnek, maymun itahl; budala, kak. flightily  ne dediini bilmeden, belirli bir fikri olmayarak: kararszca. flight iness  kararszlk, dneklik: ku beyinlilik.
  (k.dili.) sama, bo laf; hile, oyun, dolap;  hilekar, dalavereci  kat.
  seyrek dokunmu ve kolayca yrtlabilen (kuma), hafif, ince, dayanksz; inanlmas g:  msvedde kd. flimsily  hafife, dayanksz bir ekilde. flimsiness  hafif ve ince olu, dayankszlk.
  ekinmek kanmak;  ekinme, kanma; bir eit iskambil oyunu.
 para kymk.
 (flung) atmak, frlatmak, savurmak: silkinmek: silkmek; binicisini stnden atmak (at): teye beriye sallamak; ykmak, drmek, devirmek; ifte atmak: atlmak; savurmak (kfr); dalmak, sramak. fling away dar atmak, dar frlamak. fling off datmak, yaymak; izini kaybettirmek (av); defetmek. fling out yzne kar sylemek (sz); frlatmak.
 atma, at; sray, frlay; hakaret, laf sokuturma, ineli sz; hareketli dans; Ignlk, elence, serbest davran. have a fling at denemek, yapmaya almak. have one' fling baskdan kurtulup serbeste hareket etmek, meydan bo bulup bol bol elenmek.
 akmakta; akmakta gibi sert olan herhangi bir ey. flint and steel elik akmak. flint glass billur, kristal. flint heartted  merhametsiz, ta yrekli. flintlock  akmakl tfek. flint ware hamurunda akmakta bulunan iyi cins anak mlek. flinty  akmakta gibi ok sert.
 (ped, ping)   baparmakla havaya frlatmak (para atarak oynanan kumarda olduu gibi); fiske vurmak; darlmak, krlmak;  fiske, hafif vuru; alkoll bir eit iki;  (k.dili) arsz, kstah. flipflop  bir eit takla.
 bilir bilmez sz syleyen, dncesizce sylenmi (sz) flippancy  kstahlk. flippantly  dncesizlikle, kstahca.
 kaplumbaann yzmek iin kulland yass bacak veya kanad; palet (yzme); (argo) el.
  flrt etmek, kur yapmak; frlatmak, hzla hareket ettirmek, iki yana sallamak (yelpaze gibi); frlamak;  flrt etmeye alkn kimse: frlama atl, ani hareket. flirta'tion  flrt etme, kur yapma. flirta'tious  ivebaz, flrt, (slang) fndk.
 flit, bcekleri Idrc il. flitgun  flit makinas.
 (ted, ting)  oradan oraya dolamak, gitmek, ku gibi gelip gemek; rpnmak:  rpnma, ku gibi geme.
 tuzlanm domuz d; kzartlmaya elverili balk eti; uzun yekpare kereste paras, direk.
 rpnmak.
 yarasa.
 (A.B.D), (argo) eski ve deersiz otomobil.
 su stnde yzen herhangi bir ey; sal; olta mantar; amandra, duba; geit resminde kullanlan ssl araba; (den) pervane tahtas; mala; dondurmal gazoz; (o.) tiyatro sahnesinin n ksmndaki klar.
 yzmek, batmamak, su yznde durmak, su yznde gitmek; hava akmna kaplarak srklenmek; hayal gibi hareket etmek, dolamak; yzdrmek; su basmak; sala yklemek; (hisse senetlerini ve tahvilleri) sata arzetmek; yaymak, neretmek.
 yzen kimse veya ey; bir iten br ie geen kimse; eitli yerlerde kanuna aykr olarak oy kullanan kimse.
 yzen; bal olmayan; gezici, seyyar, sabit olmayan; deien. floating anchor (bak.) sea anchor. floating bridge yzen kpr dubal kpr. floating capital (tic.) dner sermaye. floating debt gayri muntazam bor. floating derrick (den.) gezer mauna. floating dock yzer havuz. floating dredge dubal tarak. floating island yzen toprak paras; zerinde yer yer yumurtal kpk olan bir eit krema. floating kidney (tb.) yer deitiren bbrek. floating light fener dubas, fener gemisi, fenerli amandra. floating population gelip geici ahali, gayri sabit nfus. floating trade deniz ticareti.
 yn gibi, ynl, (bot.) top top yumuak tyl.
 pamuk gibi top top olmak (bulut); topaklamak (toprak)
 yn yumana benzer ufak topak.
 yn gibi ynl; pamuu benzer ufak ufak paralar olan; top top ynle kapl. flocculence,-cy  yn gibi olma top top olma, topaklama.
(o.) li)  yn yuma gibi herhangi bir ey; (anat.) beyinciin bir ksm: (astr.) kalsiyum ile hidrojenden ibaret olup gnein evresinde bulunan ve buluta benzer ekil.
  sr; kme: gruh kalabalk, yn: cemaat, grup, zmre:  sr halini almak, sr halinde gitmek, toplanmak, mek.
 sa veya yn yuma iltelere doldurulan kaba pamuk veya paavra, ktk; duvar kadna kuma grn kazandrmakta kullanlan ince ince kesilmi kuma veya yn paralar: (kim), (o.) pamua benzer ufak paralar. flock bed ktk ilte. flocky  ynl, top top yn gibi, topak halinde.
 denizde yzen st dz buz kitlesi, buz sahras.
 (ged, ging) dvmek dayak atmak kamlamak. flogging  dayak ktek, kam ile dvme.
  sel, takn tufan, seylap: met, kabarma; su, deniz, derya, nehir: bolluk:  stne sel gibi su salvermek, sel basmak, istil etmek: sel gibi akmak, tamak comak; (tb.) (rahim) fazla kanamak. flood control su basknn nleme. floodgate  set kapak. floodlight  projektr. floodlighting  projektrle aydnlatma. flood of light bol k, bol ziya. flood plain (cor.) takn ovas. flood of tears sel gibi akan gz ya. flood tide met, kabarma. the Flood Nuh tufan. flooded with letters mektup yamuruna tutulmu.
  ta veya tahta deme, yer, zemin; dip; kat; yasama meclisi salonunun yelere ayrlm ksm; mecliste sz syleme hakk; taban cret, asgari cret veya fiyat;  ta veya tahta demek, kaplamak: vurup yere ykmak; (k.dili) artmak, azn kapatmak; (k.dili) yenmek. floorcloth  demelik muamba; tahta bezi. floor lamp ayakl abajur. floor plan (mim.) kat plan. floor show varyete, atraksiyon, elence program. floorwalker  (A.B.D) byk maazalarda ii idare eden ve mterilere yardmc olmak zere dolaan adam. ground floor zemin kat. in on the ground floor balangta ie giren. have the floor mecliste sz syleme hakk olmak, krsye kmak. take the floor mecliste sz almak. completely floored tamamen sarm. floorer  demeci. flooring  demelik.
 (A.B.D), (argo) hafifmerep kadn.
 (ped, ping)  rpnmak; kvermek, dnvermek; devrilmek; birden drmek; (argo) uyumak; (k.dili.) baaramamak:  arpma, arpma sesi; (k.dili.) baarsz teebbs (eser, icat); baarszlk; kme, devrilme; (argo) uyuyacak yer veya frsat. flop house  yoksul kimselerin kald ok basit ve bakmsz bir otel.
 tavuk penesi, (bot.) Biyophyllum pinnatum.
 (bot.) bitey, flora, bir blgede yetien bitkilerin topu; bu bitkiler hakknda yazlm eser; (tb.) belli bir ksmdaki mikroplar. floral  ieklere ait.
 Floransa ehri.
  Floransa'ya ait;  Floransal; bir eit kabartma izgili ipek kuma.
 ieklenme, iek ama zaman; baar devresi. florescent  iek am, donanm.
 (bot.) ayiei ve nergis gibi bileik ieklerin ortasndaki ufak iekik.
 ieklerle ssl.
 iek yetitirme, iekilik.
 krmz, yzne ate basm (yksek tansiyondan); ok ssl.
 iek veren, iekli, ok iek aan.
 on dokuzuncu yzyla mahsus gm. Avusturya paras; iki ilin kymetinde ingiliz paras; Hollanda'da kullanlan madeni bir para, florin, gilder.
 ieki, iek yetitiren kimse.
 bklmemi ham ipek, flo; ksa ipek telleri, ipek gibi yumuak tyler. floss silk elilerinde kullanlan flo, ham ibriim. dental floss di aralann temizlemeye yarayan mumlu iplik. flossy  tyl, hafif ve yumuak; (argo) atafatl.
 yzme, su zerinde durma; su stnde yzen p ve enkaz; (den) geminin su stnde kalan ksm; yzme gc.
 yzme, su stnde durma; (tic.) sermaye temini; esham ve tahvilt satma; maden cevheri tozunu belirli bir sv iinde yzdrerek ayrma.
 flotilla, kk filo.
 (huk.) gemi enkaz. flotsam and jetsam denizde yzen veya kyya vuran enkaz; ufak tefek eyler; devaml bir ii veya evi olmayan kimseler, serseriler, ayaktakm.
  fke veya sabrszlkla yerinden frlayp yrmek; donuvermek, frlamak;  frlay, atl.
  farbala, volan;  farbala ile sslemek, volan koymak.
 dilbal, dere pisisi, yan yzen birka eit balk. English flounder dere pisisi, (zool.) Pleuronectes flesus.
  amura veya suya bata ka yrmek; glkler ve yanllklar iinde srklenip gitmek, urap durmak;  debelenme, abalama.
  un, ince toz;  tmek, un serpmek, una bulamak. flour beetle un kurdu, un bcei. flour mill un deirmeni. flour moth un gvesi. floury  una bulanm.
  serpilmek, gelimek, bymek, nevnema bulmak, inkiaf etmek; baar kazanmak, muvaffak olmak, zenginlemek, yldz parlamak, gzde olmak; ssl bir dil kullanmak; gsterili hareketlerde bulunmak; sslemek; tezyin etmek; sallamak, kibirli jestler yapmak (kollarla);  gelime, serpilme; refah; ss, gsteri, fantazi, tumturak; fanfar, merasim borusu; sallama, savurma. a flourish of trumpets merasim borusu. flourishingly  serpilerek, gelierek; gsterili bir ekilde; yldlz parlayarak.
  aka itaat etmemek, kar koymak, muhalefet etmek; alay etmek, elenmek; hakaret etmek; kmsemek, hor grmek; hrmetsizce davranmak;  (alay.); kar koyma.
 akmak, aknt gibi gitmek, cereyan etmek, seyelan etmek; dalgalanmak, sallanmak; kabarmak, met halinde olmak; dolmak,dopdolu olmak; bol bol iilmek (arap); su basmak; aktmak. flowing  akc,belagatli. flowing bowl iki, iki ksesi. flowing style akc slup, selis slup. Iand flowing with milk and honey st ve bal akan diyar, refah iinde olan lke.
 ak, aknt, cereyan, seyeln; (fiz.) ak; belirli zamanda akan su miktar; met; akclk, dzgn konuabilme yetenei.
  iek; iek aan bitki; ss, ssleme, tezyinat; sekin veya gzide ey, olgunlam veya kemale ermi ey; (kim), (o.) buhardan toz haline gelmi olan madde;  ieklenmek, iek vermek, iek amak; alp gelimek, olgunlamak, kemale ermek; iek atrmak; sslemek. flower bed iek tarh, ocak. flower girl iek satan kz; dnde iek tayan kz. flowerpot  saks. in flower iek am halde, tam gelime devresinde.
 iek aan bitki, belirli zamanlarda iek veren bitki.
 ssl gsterili, tumturakl: ieklere ait, iekli, iei ok. floweriness  gsteri, tumturak.
 (bak.) fly.
 (k.dili) grip, enflanza.
 (A.B.D), (k.dili.) safsata sama; zppelik.
 dzensiz bir ekilde deimek, bir kararda olmamak; kararsz olmak, tereddt etmek; (tic.) deimek, tahavvl etmek. fluctua'tion  dzensiz deiim.
 ocak bacas, baca; hava veya gaz borusu.
 hafif ty.
 bir eit balk a.
 ifade dzgnl, fesahat, akclk.
 akc ak, dzgun, fasih, beli, przsz; srkleyici (ifade, sz, yaz) fluently  akc olarak, purzszce, kolaylkla.
  hafif ty krpnt; kuty, yumuak krk; yzdeki ince tyler, ayva ty; (k.dili.) sahnede kt okunan bir ey;  silkinip tylerini kabartmak; syleyecei sz unutmak veya yanl okumak. fluffiness  ty gibi yumuak olma. fluffy  ty gibi yumuak, kabark.
 (mz.) kornet gibi nefesli bir alg.
  akan, seyyal: akc, sv mayi, sulu:  sv veya gazl madde. fluid'ity  akclk, seyyal olu.
(A.B.D) 29,57 cc: ing 28,41 cc.
  talih, rastlant, tesadf:  ansla isabet etmek; tesadfen kaybetmek veya kazanmak. fluky  tesadfe dayanan, ansa bal; kararsz, dnek, sa solu belli olmayan.
, (den.) gemi demirinin trna veya ona benzer ey: ok ve mzrak dama veya dikeni; balina kuyruunun yass paralalarndan her biri.
 dilbal, yass bir balk: yaprak eklinde ve yass bir parazit kurt. fluke worm hayvanlarn karnnda bulunan bir kurt, erit.
  deirmen altnda bulunan su yolu; (A.B.D) ay veya rmak akan dar boaz;  byle bir boazdan geirmek, kanal vastasyla rmak veya glden su aktmak.
 kekee veya bulgur pilavna benzer bir yemek; muhallebi gibi bir eit meyval ve yumurtal tatl; tatsz ey, anlamsz kompliman, bo laf.
 (argo) artmak.
  (k.dili) ar bir eyi birden brakvermek; kmek;  ar bir eyin dmesinden hsl olan ses.
 (bak.) fling.
  (A.B.D), (k.dili) baar kazanamamak, kalmak, (slang) akmak; snavda brakmak (retmen);  snav veya snfta kalma. flunk out baarszlktan dolay okulu brakmak veya braktrmak.
 dalkavuk, (slang) yac; uak, hizmeti.
 (fiz.) baz cisimlerin k ve rntgen nlarna arzedilince kendiliklerinden eitli renklerde klar sama nitelii, flor. fluorescent  byle bir nitelie sahip olan.
 (kim) flor ile baka bir elemann bilemesinden meydana gelen kimyasal karm.
 (kim) flor.
 kalsiyum florr; (bak.) fluorspar.
 floroskop.
 mermer gibi gzel bir eit ta.
  birden esip ksa sren rzgr; hafif saanak, geici hafif kar veya yamur; tela, heyecan, acele; borsada geici bir faaliyet;  tela drmek, tela vermek, heyecanlanmak; (colloq.) iki ayan bir pabuca sokmak; sinirlendirmek.
  kanatlanp umak, rkm ku gibi umak: rktp karmak (zellikle av kuu):  birden rktp karlan kular.
   dopdolu, taze: bol, mebzul, bereketli, cebinde ok para tayan: bir seviyede, dz: gvertesi batan ka kadar dz olan (gemi):  dzlemek bir seviyeye getirmek; boluklarn doldurup dzeltmek (duvar);  dz bir ekilde, yzeyde tam.
 ; birden akmak, hcum etmek (kan); kzarmak; heyecanlandrmak: aktmak, bol su ile temizlemek; kzartmak;  kzarma; snma, heyecan, galeyan, coma, taknlk; krmzlk, kzart; ate hararet, scaklk. Her face was flushed. Yz kpkrmzyd. in the first flush of passion ilk heyecanla, hislerin ilk cokunluuyla. flushed with victory zaferin verdii evk ve heyecanla dolu.
 (iskambil) flo, poker oyununda ayn renkten olan bir el kat.
  artmak, tela drmek armak, bocalamak,tellanmak;  heyecan, tel, aknlk, bocalama.
  (mz.) flt, flavta; (mim.) yiv, oluk;  flt almak: flt gibi ses karmak veya ark sylemek; (mim.) yiv amak, yivlerle sslemek. fluted column yivli stun. fluting  yivli ss. flutist  flt, flavtac. fluty  flut sesi gibi, flt sesini andran.
  kanatlarn rpmak; titremek, sallanmak; rpnmak, tel etmek; titretmek, kmldatmak; tela drmek, heyecan vermek;  titreme, heyecan, alkalanma, rpnma; tel, asabiyet; (hav) kanat sarsnts; (tb.) titreme, kalp ritmi bozukluu.
 nehirlerle ilgili; nehirde hsl olan; nehirde yaayan.
 (cor.) nehir ve denizin birleik faaliyeti sonucunda hsl olan.
  seyeln, aknt; deime; (fiz.) ak; ak, cereyan; denizin meddi; eritici madde; emaye iinde kullanlan ve kolay eriyen bir eit cam;  aktmak, eritmek: (tb.) aknt vermek. flux density (fiz.) elektrikli veya manyetik alann gc. fluxa'tion  aktma, eritme.
 aknt, akma, cereyan; (mat.) bir miktarn deime hz. fluxional  akntya ait; deien, kararsz.
 uu; (terz.) fermuar veya dme ile kapatlabilen ksm; (beysbol.) vurulup havaya kaldrlan top; (mak.) srat reglator: bayrak veya sancan ucu: adrda kap yerine geen perde: (o.), (tiyatro) sahnenin yukarsndaki ksm ve dekor deistirme tehizat; (matb.) bask makinasnda kt toplaycs. on the fly uarken, havadayken; (A.B.D), (k.dili.) iki tan arasnda.
 (flew, flown) umak, havadan geip gitmek: pek abuk gemek, pek abuk gitmek; kamak, firar etmek; frlamak, atlmak: uakla gitmek: uurmak; -(den.) kamak, -(den.) saknmak: ahinle avlamak. fly about teye beriye umak; sratle i grmek. fly apart birdenbire kopup ayrlmak, paralanmak. fly at frlamak, atlmak, stne saldrmak. fly away uup gitmek; kamak. fly blind (hav.) yalnz aletleri kullanarak umak. fly high ok hrsl olmak, comak. fly in the face of szn dinlememek, aka itaatsizlik etmek, kar gelmek. fly into a passion kzmak, fkelenmek, hiddete kaplmak. fly off uup gitmek. fly off the handle birdenbire fkelenmek, parlamak. fly out (beysbol.) atlan top tutulunca oyundan kmak. fly the coop (A.B.D), (argo) dar szmak, kamak.
 sinek; sinek veya bcek eklinde olta inesi; sinek eklinde sus. fly blister (tb.) kurutulmu ispanyol sineginden yaplm bir eit yak. flypaper  sinek kad. fly swatter sineklik, sinek raketi. a fly in the ointment keyfe keder veren ey. forest fly atsinei, (zool.) Hippobosca equina.
 (argo) uyank, haberdar.
 hoppa, bir dalda durmaz, maymun itahl.
 sinek yumurtas.
 sinek yumurtas ile dolu; bozuk, kt.
 roketin bir gk cisminin yanndan gemesi.
  gvenilmez, aldatc;  gvenilmez kimse.
 sinekil, (zool.) Empidonax. redbreasted flycatcher cuce sinekyutan, (zool.) Musciapa parva. spotted flycatcher benekli sinekyutan, (zool.) Musciapa striata.
(bak.) flier.
  uma, uu; tayyarecilik, havaclk:  uan; havaclkla ilgili. flying boat deniz ua. flying buttress (mim.) duvar dirsei, payanda, istinat kemeri. with flying colors parlak bir baar ile. Flying Dutchman frtnal havalarda mit Burnu civarnda grldne ve denizcilere uursuzluk getirdiine inanlan efsanevi Hollanda gemisi. flying field kk havaalan. flying fish uarkefal, (zool.) Exocoetus. flying fox meyva yiyen bir yarasa. flying fortress uan kale (uak) flying machine eski uak, tayyare. flying saucer uan daire. flying squirrel uar sincap. flying start hzl ve elverili balang.
 bir kitabn ba veya sonunda bo braklan yaprak.
 sinek kad.
 sinek tuza; sinekkapan (bitki) Venus' flytrap sinekkapan, (bot.) Dionaea muscipula.
 dzenteker.
(foto.) diyafram ayar Is,
(bak.) forecastle.
  tay;  tay dourmak. in foal with foal gebe (ksrak)
  kpk;  kprmek, kprerek akmak; fkelenmek, (fig.) kprmek, kplere binmek. foam at the mouth az kprmek; ok fkelenmek. foam rubber snger. foamy  kpkl.
 (bed, bing) off ile hile yapmak; bandan savmak, atlatmak; bir kenara atmak, (slang) kazk atmak.
 pantolonda ufak saat cebi; (A.B.D) saat kstei.
(ks.) free on board (tic.) fob, vapur veya trene teslim.
 (fiz.) odaksal mihraki. focal distance odak mesafesi. focal plane (foto.) bir objektifin odan iine alan dzlem filim yeri. focal point toplanma noktas.
 mihraka getirmek, bir merkezde toplamak, mihrak ayar etmek: (tb.) bir noktada toplanmak (hastalk)
 (o.) cuses, ci),  (ed veyased, ing veya sing) odak, mihrak: belirli bir noktay iyi grebilmek iin gz veya aleti ayar etme; (mat.) odak noktas, faaliyet merkezi;  bir noktaya getirmek, oda ayar etmek; dikkatini toplamak. in focus oda tam ayarl. out of focus iyi ayar edilmemis, flu.
  saman veya ot gibi hayvan yemi;  yem vermek, beslemek.
 dman, hasm. foeman  dman.
 (meteor) dalardan esen scak ve kuru rzgr.
(bak.) fetal fetus.
  (ged, ging) sis, duman; (foto.) donukluk; bunaklk;  sisle kaplamak, karartmak; sisle dolmak, sis basmak: (foto.) belirsiz olmak, donuklamak; bunamak. fog bank (meteor) uzaktan zellikle denizde grlen sis, sis yn. fogbound  sis yznden beklemek mecburiyetinde olan. fogbow  (meteor) bazen sisli havalarda grlen beyaz veya sarmtrak gkkua. foghorn  sis dd.
 ot biiminden sonraki yeni srgn.
 sisli, dumanl; bulutlu, bulank. (I.) don't have the foggiest idea. Haberim yok. Hi fikrim yok. foggily  duman iinde gibi, bulanik, kark. fogginess  duman, dumanl olu, sisli olu.
 eski kafal kimse.
(nlem) Pf ! Ne fena !
 zaaf, kusur; delilik; merak; klcn ortasyla ucu arasndaki ksm.
  engellemek, mni olmak: artmak, iini bozmak; avda avclar sartmak;  hayvan izi.
  yaldz kd, alminyum kd, aluminyum, kalay veya kurun yapra, varak, ince maden tabakas (bak.) tinfoil); ayna sr; (kymetli ta iin) foya; kyas ve kartlk iin gsterilen kimse veya ey; (mim.) yaprak, yaprak eklinde ss;  zt nitelikte bir eyin yanna koyarak kymetini ortaya karmak.
 eskrim klc, me.
 hile yaparak kabul ettirmek, hile veya zorla sokmak, sokuturmak; (sahte bir eyi) asl diye kabul ettirmek. foist something off on somebody hile ile kabul ettirmek, yutturmak, kazk atmak.
(sonek) kat, misil, kere: fivefold  be misli, be kat.
  katlamak, bkmek; (matb.) krmak; sarmak, barna basmak; kaplamak; katlanmak, bklmek; sarlmak, brnmek; kavuturmak (elleri); hafife katmak; (A.B.D), (argo) tutulmayp kapanmak (piyes); yorgunluktan kmek;  kat, kvrm; bklm; boum (ylan); (jeol.) kvrm. fold the arms kollar kavuturmak. folding bed alr kapanr karyola. folding door katmer kanatl kap. folding machine krma makinas.
  al; koyun srs; cemaat;  ala kapamak.
(bak.) faltboat.
 katlama makinas; krma makinas; dosya, klasr; bror.
(bak.) falderal.
 yapraklar, yeillik; (mim.) sslemede kullanlan yaprak ve dal ekilleri. foliage plant yapraklarnn gzellii iin yetitirilen bitkiler.
 yapraklara ait, yapraklardan ibaret, yaprakl.
 dvp ince yaprak ekline sokmak, yaprak haline getirmek; sr srmek; (mim.) yaprak ekilleriyle sslemek; yapraklara ayrlmak, yaprak vermek; (matb.) sayfalar numaralamak. foliate(d)  yaprak eklinde, yaprakl; varaklara ayrlabilir, kt gibi tabakalar halinde.
 yaprak ekline sokma; yapraklanma, yeillenme; dvp yaprak haline getirme; (bot.) tomurcuk iinde yapraklarn dizilii; (mim.) yaprak eklinde tatan ssler; (jeol.) yaprak gibi ince tabakal teekkl; kitap sayfalarnn numaralanmas.
(biyokim.) folik asit.
 (bot.) yaprak eklinde, yapraks; yapraklara ait veya yapraklardan ibaret.
 (o.) -os),  kitap yapra, varak; ikiye katlanm kt tabakas; ikiye bklm yapraklardan meydana gelen kitap, en byk boyda kitap, en byk boyda kitabn ebad; baslm kitabn sayfa numaras; hesap defterinde kar karya olan ayn numaral iki sayfa; (huk.) bir vesikann uzunluunu tayin iin kullanlan belirli kelime says;  (matb.) ikilik formal, formas drt sayfalk.
 halk, ahali; kavim; millet; (o.) insanlar, kimseler; (o.), (k.dili.) akraba, aile, ana baba. folk dance halk oyunu. folk literature halk edebiyat. folklore  halkn mal olan gelenek, inan, det, atasz ve masallar; folklor, halkbilgisi. folk singer halk arkcs, k. folk song halk sarks, trk. folksy  (A.B.D), (k.dili.) teklifsiz, samimi. folkways  bir millete zg detler.
 (bot.) tek hcreli basit meyva; (anat.) folikl, bezcik.
 (tiyatro) rev.
  takip etmek, izlemek; mesleinde almak; kovalamak, peini brakmamak, arkasndan yetimeye almak; uymak, taklit etmek, rnek almak; sonucu olmak, anlalmak, kmak;  takip, izleme. follow after peinden gitmek, takip etmek. follow one' nose dosdoru gitmek. follow out (bir ii) sonuna kadar gtrmek. follow suit (iskambil) ayn cinsten oynamak; bir kimseyi kendine rnek almak. follow the hounds kpek kullanarak atla ava gitmekb follow the sea denizci olmak. follow through baladna devam edip sonuca balamak; tenis veya golf oyununda topa vurduktan sonra raket veya sopay sallamaya devam etmek. followthrough  devam, tamamlanma. follow up takip etmek, izlemek, kollamak; tamamlamak. followup  takip etme; takip etmede kullanlan herhangi bir ey. as follows bylece; aada gsterildii ekilde. It follows from this that... Bundan da anlald gibi, binaenaleyh.
 (ing), (k.dili.) hayran.
  taraftarlar, baml olan kimseler, tabi olanlar;  takip eden, izleyen; ertesi, muteakp, aadaki; ilerdeki, istikbaldeki. the following unlar.
pirit.
 delilik, divanelik, ahmaklk, budalalk.
 tahrik, kkrtma; isteklendirme, tevik; (tb.) pansuman.
 deli, merakl, dkn. fond of seven, k. fondly  efkatle, sevgiyle, muhabbetle. fondness  sevgi, merak, iptil, dknlk.
 fondan.
 okamak, sevmek; okayarak sevgisini gstermek, barna basmak.
 (ah) fond.
 vaftiz kurnas; bilhassa Katolik kilisesinde iinde mukaddes su bulunan kurna; mene, kaynak; lambann gaz haznesi.
 (matb.) belirli bir cins veya boyda hurufat takm.
 (anat.) bngldak.
 yemek, yiyecek; gda, besin; iae; (for animals) yem. food card yemek karnesi. food control yiyecek maddelerinin kontrol altna alnmas. food poisoning gda zehirlenmesi. foodstuff  yiyecek, gda maddesi. food for thought dnlecek ey.
 ahmak veya budala kimse, enayi veya aptal kimse, alk veya aklsz kimse; soytar; kk drlen kimse. fools cap soytar klh; okullarda orencilere eskiden ceza olarak giydirilen yksek ve sivri tepeli klh. foolscap  yaklak olarak 33 x 40 cm ebadnda kt. fool' errand bir i iin bouna bir yere gitme. fool' mate satran oyununda belirli ve ok basit bir usul ile (mat.) etme. fool' paradise geici ve gerek olmayan mutluluk. All Fool' Day ing, April Fool' Day (A.B.D) 1 Nisan. make a fool of (bir kimseyi) enayi yerine koymak, budala mevkiine drmek. play the fool maskara olmak, rezil olmak.
 aldatmak,oynatmak; delilik ve maskaralk etmek; bouna vakit geirmek, elenmek. fool around kdili aylak aylak dolamak fool around with kurcalamak, ile oynamak. fool away (k.dili) delice sarfetmek, israf etmek, bouna geirmek; karmak. fool with (k.dili) ile oynamak, bouna uramak.
 delice cesur, atlgan, lgn. foolhardily  delicesine bir cesaretle, lgnca. foolhardiness  delice cesaret, Ignlk.
 aklsz mantksz, sama, budalaca. foolishly  aklslzca, budalaca, enayice. foolishness  enayilik, aklszlk, bo laf.
 salim, kazadan beldan uzak; kusursuz, baar kazanamamas imkansz olan.
 yaya yrmek, dans etmek, oynamak; (gen.) up ile yekununu karmak; demek; gitmek; yol almak, seyretmek (gemi) foot a measure dans etmek. foot it yaya gitmek. foot the bill hesab demek.
(o.) feet)  ayak, kadem; ayak ksm; en alak ksm; alt, (da) etek, dip; temel esas; son; (iir) vezin tef'ilesi; yaya asker, piyade; diki makinasnda bezi dz tutan para, ayak; yekun, tutar. foot lathe ayak tornas. foot of a mast (den) direk skaas. foot of a sail (den) yelkenin altabaosu. foot passenger yaya yolcu, yaya giden kimse. foot rot (bot.) portakal aacnn gvdesine rz olan bir hastalk herhangi bir filizin dibinde husule gelen bir hastalk. foot rule bir ayak boyunda cetvel. foot soldier piyade neferi. (I.) wouldn't touch that with a tenfoot pole. Elimi bile srmem. at one's feet ayann dibinde; tesiri altnda. cubic foot kbik kadem, 28,317 cm3. off one's feet yatar vaziyette; iradesi dnda. have feet of clay dardan grnmeyen nemli bir kusuru olmak. keep one's feet dmemek, sarslmamak. one foot in the grave bir aya ukurda. on foot yaya olarak, yryerek. on one's feet ayakta. put one's foot down kararl olmak, ayak diremek. put one's best foot forward iyi bir tesir brakmak; elinden geleni yapmak. put one's foot into it, put one's foot in one's mouth pot krmak, gaf yapmak. set foot in girmek, ayak basmak. sit at one's feet bir kimsenin hayran olmak, mridi olmak. square foot kadem kare, 0,0929 m2. stand on one's own feet bamsz olmak, kimseye muhta olmadan yaamak. swift of foot ayana tez. under foot ayak altnda.
 kademlik, (arsa kenar, filim, tahta) uzunluk; (mad.) almaya gre denen para.
(bayt.) sra mahsus bir eit bulac hastallk, aft hummas.
 (ing) (futbol.); (A.B.D) yumurta eklinde topla oynanan oyun, Amerikan futbolu.
 ayaklar dayayacak tahta; tahta karyolanr ayak ucundaki para.
 niformal uak.
 ayak freni.
 yayalara mahsus kpr.
 (fiz.) bir k Is.
 yaya. a six footer ar uzun boylu kimse.
 ayak sesi.
 orap ve ayakkablar.
 da etegi, bayr.
 ayak basacak salam yer, garantili yer.
 baslan yer, ayak basacak yer; mevki, hal; iliki; yekun; temel aya, taban. on a better footing than ever aralar her zamankinden daha iyi.
 ayaksz, aslsz; (k.dili.)ahmak, budala.
 (tiyatro) sahne nndeki bir sra k; sahne meslei.
 nemsiz, deersiz; ahmak.
 kk sandk.
 serbest, babo, kaytsz.
 niformal uak; piyade neferi.
  dipnot, hami;  dipnot koymak.
 yava yry; merdiven sahanlg; ufak sahne.
 (eski.) yaya dolaan haydut, yol kesen ekya.
 kei yolu, patika; (ing) yaya kaldrm.
 ayak-libre.
 1/32 ayakl-ibre.
 ayak izi.
 ayak dayayacak yer, ayak konacak yer.
 (den.) yelkenin altabao halati; (o.) marsapetler.
 posa, tortu.
 yrmekten ayaklar imi.
 (bot.) siek sap, yaprak sap.
 kadnlara mahsus eyerin tek zengisi; (mim.) stun kaidesi veya krss.
 adm; ayak sesi; ayak izi; basamak. follow in one' footsteps bir kimsenin izinde olmak.
 mezarlarda ayak ucundaki ta.
 ayak taburesi.
 ayak giyecekleri.
 (spor) ayak hkimiyeti.
 anm, yorulmu, ayaklar acm.
 (k.dili.) ahmak, budala.
  beceriksizce yapmak, yzne gzne bulatrmak;  beceriksizlik.
 zppe. foppery  zppelik. foppish  zppece. foppishly  zppecesine. foppishness  zppelik.
(ks.) foreign, forestry.
(edat) (bala.) iin, -e; uruna; erefine; -(den.) dolay sebebi ile, cihetten; -e mukabil, kar; uygun; yerine; hususunda, dair; gre; bagla nk, zira. for all (I.) know bildiime gre. for all that hereye ramen. forall the world ne pahasna olursa olsun, dnyada; tpk, aynen. for cash pein para ile. for good btn btn, temelli olarak. for life hayat boyunca. for many miles around btn civarda. for months aylardan beri; aylarca. for my part kendi hesabma, bana kalrsa. for my sake hatrm iin. for once bir kerecik, bir defack. for reform yenilik taraftar, devrimci. for sale satlk. for the life of me bam hakk iin, vallahi. for the second time ikinci defa olarak. as for me bana gelince. be tried for his life idam talebiyle yarglanmak. care for bakmak, megul olmak; sevmek; arzu etmek. For shame ! Ne ayp! fit for nothing hi bir ie yaramaz, be para etmez. go for almaya gitmek; (k.dili) kabul etmek, istemek. go for a walk yrye kmak. Go for it! Saldr ! Davran! hard up for money para skntsnda. He was hanged for a pirate. Korsan diye asld. (I.) for one do not believe it. Kendi hesabma ben inanmyorum. If it weren't for you... Siz olmasaydnz... Is he the man for the job? O bu iin adam m? It is for you to make the move. Bu ie siz nayak olmalsnz. ie girimek size der. It' time for school. Okul zaman geldi. Iast for many hours saatlerce srmek. He has left for India. Hindistan'a hareket etti. Iong for hasretini ekmek, zlemek, ok istemek, can ekmek. mistaken for him ona benzetilmi. not long for this world lum yakn, (colloq.) suyu kaynam. notorious for -e ad km, ile mehur. Now we are in for it. attk belya ! Oh, for wings ! Keke kanatlarm olsayd! pay for demek. ready for dinner yemee hazr. shift for oneself kendini geindinmek. So much for that. Bu hususta imdilik bu kadar yeter. take him for a robber onu hrsz sanmak. Things look bad for you. ileriniz kt grnyor. a belt for ten liras on liralk kemer. time for work ie uygun zaman. use a book for a desk sra yerine kitap kullanmak. too beautiful for words szle tarif edilemeyecek kadar gzel. tooth for tooth die di. tremble for zerine titremek. walk for two miles iki mil yrmek. What for? Niin? Neden? word for word harfiyen, kelimesi kelimesine.
  hayvan yemi, ot, saman, arpa; yiyecek peinde koma;  yiyecekleri yama etmek; yiyecek temin etmek iin uramak; yem veya yiyecek tedarik etmek. forage cap (Ing) bir eit piyade veya subay bal.
 (o.) ramina) (anat.), (zool.) kk delik. foramen magnum (anat.) kafatas altndaki byk delik. foramen occipitale magnum (anat.) artkafa byk delii. foraminated  (anat.) ufak delikli.
 (zool.) delikliler takmndan bir deniz hayvan.
madem ki.
  apul; akn;  yama etmek, apulculuk etmek.
(bak.) forbid.
 (bore, borne) kanmak, saknmak, ekinmek. forbearance  kanma, saknma; sabr, tahamml, kendini tutma. forbearina  sabrl tahammll dayankl.
 (bade, bidden, bidding) menetmek, yasaklamak, yasak etmek. God forbid ! Allah esirgesin ! forbidden  yasak, yasaklanm. Forbidden City Tibet deki Lhasa ehri; Pekin'deki eski yasak blge. forbidden degrees nikh dmeyen akrabalk dereceleri. forbidden fruit ahlkd zevk.
 sert, hain, rktc naho.
(bak.) forbear.
 g, kuvvet, kudret; zor, cebir iddet, bask, tazyik; hkm, tesir; (fiz.) g, kuvvet. force feed (mak.) tazyikli yalama, force majeure kar konulmaz kuvvet, fors majr. force pump (mak.) alavereli tulumba, baskl tulumba. force of circumstamces durum gerei. air force hava kuvvetleri. by force of etkisiyle. by (main) force zorla, cebren. in force byk kuvvetlerle, btn kuvvetiyle; tedavlde, muteber, geerli; y rrlkte. Iand forces kara kuvvetleri. naval forces deniz kuvvetleri.
 zorlamak, icbar etmek, mecbur etmek; tazyik etmek, skstrmak; zorla almak; rzna gemek; (bah) suni usullerle turfanda meyva, sebze ve iek yetitirmek. force a smile zorla glmsemek. force ones hand acele karar vermeye zorlamak. force one's way zorla yol katetmek. force the door kapy zorlamak. force the game fazla say kazanmak iin oyunu tehlikeye sokmak. force the pace srati artrmak, ii veya gidii hzlandrmak. forced draft atee tazyikle verilen hava; ar almaya zorlama. forced labor zorla altrma, angarya; angaryaya zorlanan iiler. forced landing (hav) mecburi ini. forced loan (tic.) mecburi borlanma. forced march (ask.) zoraki yry'. forced sale mecburi sat. forcing pit (bah) bitkileri abuk yetitirmek iin s verici maddeleri havi ukur.
 zorla yedirmek.
 kuvvetli, iddetli, gl; etkili, tesirli. forcefully  kuvvetle, iddetle, zorla. forcefulness  kuvvet, iddet, g; etkili olu.
 baharatl kyma.
 (tb.) pens forseps.
 zora dayanan: mecburi; canl; etkili, tesirli, ikna edici. forcibleness  mecburi olu; etkili olu; canllk. forcibly  zorla, mecburi olarak; etkili olarak.
  rmakta yryerek geilen s yer;  s yerden yryerek gemek. fordable  yryerek geilebilir.
  n taraftaki, ndeki; ilk; daha evvelki;  n; nde olan ey; (den) ba taraf, pruva. come to the fore baa gemek, ne gemek. the fore part n taraf, ba taraf.
 (nlem) n tarafta, ba tarafta nde; (nlem) Dikkat ! (golf oyununda nde bulunanlara tehlikeyi ihtar iin barma) fore and aft (den.) bas ve k istikametinde (gemi)
(nek) nde veya nce(den.)
 (anat.) nkol,kolun dirsekle bilek arasndaki ksm.
 nceden silhlandrmak.
 (gen.) (o.) ata cet.
 nceden haber vermek; (zellikle uursuz bir eyi) nceden hissetmek. foreboding  kt bir eyin vuku bulacan nceden hissetme, nsezi.
 tahmin, hava tahmini.
 (cast veya casted) nceden tahmin etmek; belirtisi olmak: tasarlamak.
 (den.) ba kasaras.
 (huk.) paray demedii iin ipotekli mal sahibinin elinden almak; imknszlatrmak, engellemek; nceden halletmek.
 (huk.) ipotekli mal sahibinin kaybetmesi, hakkn dmesi.
 n avlu n bahe.
 (den.) gvertenin n taraf, bilhassa palavrann n taraf.
 nceden mahkum etmek.
 ata, cet.
 iaret parma.
 n ayak.
 en ndeki yer, n taraf, n sra.
(bak.) forgather.
(bak.) forgo.
 (went, gone) nce gitmek.
 nceden gitmi, gemi; bitmi. foregone conclusion kanlmaz sonu, mukadder olan ey.
 n plan. in the foreground n planda, n tarafta, gze arpacak yerde.
  tenis sa vuru, forhend; atn boynu ve omuzlar; menfaatli mevki;  sa vurula yaplan; nderlik eden; nceden yaplan.
 (A.B.D) ihtiyatl, tedbirli.
 aln; herhangi bir eyin n taraf veya cephesi.
 yabanc, ecnebi; harici, d; ilgisi olmayan. foreign accent yabanc aksan. foreign affairs dleri. foreign-born  ikamet ettii memleketten baka bir memlekette domu. foreign exchange dviz; dviz alm satm. foreign minister d ileri bakan. foreign office dileri bakanl. foreign to one' nature kendi tabiatna aykr. foreign trade d ticaret. foreigner  yabanc, ecnebi. foreignness ecnebilik, yabanclk; uygunsuzluk, mnasebetsizlik.
(bak.) forjudge.
 nceden hkm vermek.
 (knew, known) nceden bilmek. foreknow'ledge  nceden bilme, nceden alnan haber.
 burun, knt; bir eyin nndeki arazi paras.
 (hayvanlarda) n ayak.
 aln zerine sarkan sa demeti perem; (mak.) balk ivisi, kilit pini. take time by the forelock frsat yakalamak, frsat karmamak.
 ustaba, ba kalfa; reis, bakan, zellikle jri bakan.
 (den.) ba direi, pruva direi.
  bata gelen, en ndeki;  bata. first and foremost en bata, evvel. head foremost ba nde; ekinme(den.)
 birinci isim, kk isim, ahs ismi, vaftiz ismi. forenamed  yukarda ismi geen, mezkur.
 leden evvel, sabah.
 mahkeme veya munazaraya ait, munazara kabilin(den.) forensic medicine adli tp.
 evvelden takdir etmek, nceden tayin ve tertip etmek. foreordination  kader, takdir, ksmet.
 n taraf, ilk ksm.
 (kasap) n ayak ve yanndaki ksmlar.
 (ran, run) nden komak, koup gemek, nnden gitmek; mjdelemek. forerunner  selef; cet, ata; mjdeci, haberci.
 (den.) trinketa yelkeni.
 (saw seen) nceden grmek ileriyi grmek, nceden bilmek.
 nceden ima etmek, ((colloq.) dokundurmak.
 (den.) trinketa yelkeninin bir ksm; (o.) kayn n taraf.
 inme srasnda sularn ekildii ky.
 (gz. san) resimde yandan grlen bir eyin boyunu ksa gstermek.
 (showed, shown) nceden gstermek, nceden sylemek.
 ihtiyat, tedbir, nceden grme, basiret.
 (anat.) snnet derisi, gulfe.
  orman;  aa dikip orman haline getirmek, aalandrmak.
 (den) pruva ana istralyas.
 ormanc; siyah bir cins pervane, (zool.) Ageristus; bir eit byk kanguru, (zool.) Macropus giganteus.
 ormanclk; orman, ormanlk.
 nceden alnan tat; nceden tadna varma.
 (told telling) nceden haber vermek; kehanette bulunmak.
 ihtiyat, tedbir; basiret; evvelden dnme.
 gemi zaman.
  ihtar, bir eyin olacana dair belirti;  evvelden uyarmak, ikaz etmek.
 (den) pruva anakl.
pruva babafingo yelkeni.
 pruva gabya ubuu.
 pruva gabya yelkeni.
 (ing) for ever ebediyen daima: mtemadiyen, durmadan. forevermore  ebediyen, ilelebet.
 nceden ikaz etmek, uyarmak.
 bakalfa kadn: jurinin kadn bakan.
 nsz mukaddeme.
 (den.) trinketa.
   ceza olarak bir eyin veya hakkn kaybedilmesi;  ceza olarak kaybedilmi;  ceza olarak kaybetmek. forfeitable  ceza olarak kaybedilebilir.
 ceza olarak kaybetme.
 (zool.) uzun atall (ku kuyruu)
 toplanmak, itima etmek, bir araya gelmek; rastlamak, tesadfen grmek; ahbap olmak, sohbet etmek.
(bak.) forgive.
 ar ve devaml ilerlemek. forge ahead yarta baa gemek; ilerlemek.
  demirci oca, demirhane, demir imalthanesi;  demiri ocakta kzdrp ilemek, dvmek; sahtesini yapmak.
 sahte imza atan kimse, sahtekrlk eden kimse; demirci, demir dven kimse.
 sahte ey; sahte imza; sahtekrlk sahte imza atma.
 (got, gotten, getting) unutmak, hatrndan karmak, hatrlayamamak; ihmal etmek. forget oneself dierkmlk etmek, kendini dnmemek; kendini unutmak, kendinden gemek; dnceye dalmak. forget about a thing bir eyi bsbtn unutmak. forgettable  unutulabilir.
 unutkan, ihmalci; savsak, dikkatsiz. forgetfully  unutkanlkla. forgetfulness  unutkanlk, ihmal.
 unutmabeni, (bot.) Myosotis palustris.
 (gave, given) affetmek, balamak. forgivable  affedilebilir. forgiveness  af, balama, balanma, mafiret. forgiving  affeden, merhametli. forgivingly  affederek, merhametle. forgivingness  affetme hasleti, balama.
 (went, gone) vaz gemek, sarfnazar etmek.
 (huk.) mahkeme kararyla elinden almak; mahkeme solonundan karmak.
  atal; (bah) bel; yol veya nehrin atallaan yer veya kolu;  atallamak; ayrlmak; yerden bitmek (msr); atal ekli vermek, atallatrmak; ayrlmak; atalla kaldrmak; savurmak; (bah) bellemek. fork lift (mak.) atall kaldrc. fork out, fork over, fork up (argo) teslim etmek, tediye etmek, (para) vermek, demek. forktailed  atal kuyruklu. tuning fork diyapazon.
 atal eklinde, atall, kollara ayrlm. forked lightning zikzakl imek.
 mitsiz, meyus; terkedilmi, metruk, sahipsiz, kimsesiz, ssz. forlorn hope bo mit; mitsiz bir teebbs; fedailer takm. forlornly  mitsizce.
 ekil, biim, suret; beden, vcut, kalp, cisim; cins, snf; tarz, usul, teaml; (spor) form; fi, mracaat fii; gelenek, etiket, hal; slup; (matb.) forma; (ing) (okullarda) snf: first form orta bir. bad form (ing) etikete aykr davran, uygunsuz tavr. form leeter baslm hazr mektup. for forms sake adet yerini bulsun diye. in due form usul dairesinde. in good form iyi halde, keyfi yerinde. out of form pek iyi halde olmayan, keyifsiz; biimsiz; (spor) formunda olmayan.
 biimlendirmek, ekil vermek; tekil etmek, yapmak; dzenlemek, tertip etmek; edinmek, gelitirmek; kurmak; ekil almak; hasl olmak, gelmek, kmak, zuhur etmek. form an opinion fikir edinmek.
  resmi, usule uygun; biimsel, ekli;  tuvalet, gece elbisesi. formal analogy (man) biimsel karlatrma. formal call resmi ziyaret. formal garden geometrik ekillere gre dzenlenmi iek bahesi. formal logic (man) yapsal mantk; genel mantk. formally  resmi olarak, usulen, resmen.
 (kim) formaldehit, formol.
 biimselcilik, ekilcilik, d grne ve davranlara nem verme.
 biimci kimse; resmiyet taraftar.
 resmi olma, resmiyet; biimcilik; formalite, usul, det.
 resmiletirmek; ekil vermek; resmi olmak, teklifli olmak.
 (matb.) kitabn genel dzeni; (program) genel biim.
 ekil verme, dzenleme; tertip; olu, teekkl, formasyon; (ask.) birlik; (ask.) dzen; (jeol.) oluum.
  ekil veren, ekil verebilen, tekil etmeye yarayan; (biyol.) byyebilir, gelime eilimi olan;  (gram.) ek, tak; ekli szck.
 biimlendirici ey veya kimse.
 evvelki, nceki; ncel, eski, gemi, sabk; ilk bahsedilen: Of the two choices (I.) prefer the former. iki ktan birincisini tercih ederim. former times gemi zaman, eski gnler.
 (kim) karncalarda bulunan bir aside ait; karncalara ait. formic acid karnca asidi.
 (tb.) karncalanma.
 korkulur, korkun, dehetli, mthi, heybetli; pek zor. formidabil'ity  korkunluk; glk. for'midably  korkulacak surette, dehet verici bir ekilde.
 ekilsiz, biimsiz.
 Formoza, Tayvan'n eski ismi.
(o.) -lae, -las)   usul, kaide; reete, tertip; (mat.), (kim) forml.
 formler; (ecza) kodeks.
 forml halinde ifade etmek; kesin ve ak olarak belirtmek. formula'tion  forml eklinde ifade etme, forml haline koyma.
 formllere ballk; formller sistemi.
 evlilik d cinsel ilikide bulunmak, zina etmek. fornication  evli olmayan kimseler arasndaki cinsel iliki. fornicator  zina eden kimse, evli olmad bir kimse ile cinsel ilikide bulunan kimse.
 (sook, saken) vaz gemek; yzst brakmak, terketmek.
 (alay.) gerekten, hakikaten.
 (eski) bitkin, bezgin, yorgun.
 erken davranp nlemek, nne gemek; daha evvel davranmak; fiyat ykseltmek iin nceden satn almak veya istif etmek, kapatmak (mal.)
 (swore, sworn) brakmak iin yemin etmek; yeminle inkr etmek, yeminle reddetmek; brakmak. forswear oneself yalan yere yemin etmek. foresworn  yalan yere yemin etmi.
 hor iei.
 kale, hisar; istihkm. hold the fort savunmak, mdafaa etmek; ii devam ettirmek, yrtmek.
 (ask.) kk istihkm.
 bir kimsenin asl hneri ve balca sfat.
  (mz.) kuvvetle, ok sesle;  kuvvetli.
 ileri, dar, darya doru. and so forth ve saire, ve bakalar. back and forth ileri geri. bring forth dourmak; meydana getirmek, hasl etmek, karmak. from this time forth bundan byle, bundan sonra.
  yaknda kacak, gelecek; hazr, mevcut;  geli, var.
  doru, ak; iten, samimi;  doru; hemen, derhal.
 hemen, derhal.
  krknc;  krkta bir.
 istihkam; kuvvetlendirme, tahkim etme; istihkam yapma.
 istihkam haline getirmek; takviye etmek, kuvvetlendirmek, salamlatrmak, teyit etmek; alkol ilave ederek kuvvetlendirmek.
  (mz.) ok kuvvetli;  kuvvetli sesle.
 metanet sebat, tahamml. fortitudinous  metanetli, cesur, tahammll, dayankl.
 iki hafta, on be gn.
  on be gnde bir, iki haftada bir.
 istihkm kale, hisar.
 (fels.) evrimin doal kanunlarn rastlantl sonucu olduuna inan.
 bir rastlant sonucu vaki olan, tesadfi. fortuitously  tesadfen, kazara. fortuitousness, fortuity  tesadf, rastlant.
 eski Romada talih tanras.
 talihli, bahtiyar, mesut. fortunately  iyi ki ok kr, Allahtan, bereket versin
 talih, baht; rastlant, tesadf; uur; ans; kader, kaza, ksmet; servet, ok para. fortune hunter bilhassa evlenme yolu ile zengin olmak isteyen kimse, servet avcs. fortuneteller  falc. fortunetelling  falclk. make a fortune zengin olmak, servet yapmak. soldier of fortune kiralk asker. tell one's fortune bir kimsenin falna bakmak. try one's fortune ansn denemek.
  krk (40, XL) forty acres 16 hektar. forty winks ksa sren uyku, ekerleme, kestirme. the roaring forties (cor.) 40 ile 49 arasndaki kuzey ve gney enlem dereceleri iinde kalan frtnal denizler.
 1849"da Kaliforniyaya altn aramak iin giden kimse.
 eski Romada pazar yeri veya meydan; forum; mahkeme.
 ilerletmek, abuk yetitirmek, ilerlemesine yardmc olmak; gndermek, yeni adrese gndermek, sevketmek. forwarder  sevkeden firma, mal sevkyat acentesine gtren kimse. forwarding agent sevkyat acentesi; ambar. forwarding address yeni adres.
  ileride olan, ndeki, n; ileri, ilerlemi; kstah, cretkr; ar, mfrit; radikal;  (futbol.) n srada yer alan oyuncu, forvet. forward buying ileride teslim edilmek zere satn alma. forward pass (A.B.D) (futbol.) ileri doru verilen pas. forwardly  peinen, nceden; istekle, evkle; kustaha. forwardness  cret, kstahlk.
 ileri doru, ileri, doru. backwards and forwards ileri geri. bring forward gz nne koymak, dikkati ekmek; nakliyekun yapmak. put forward ileri srmek. put ones best foot forward en iyi ekilde etkilemeye almak.
(o.) sae)  (anat.) ukur.
 hendek, kale hendei.
 (anat.) kk ukur, gamze.
 Avustralya (eski.) maden ocaklarn eerek maden aramak.
  fosil, tal; (k.dili) eski kafal kimse;  fosillemi, talam; eski kafal. fossiliferous  fosilli. fossilize  fosillemek, talamak; fosilletirmek, ta haline getirmek; khnelemek, khneletirmek, eskiletirmek. fossilization  ta kesilme fosilleme.
 (zool.) kazmaya msait (ayak)
 beslemek, buytmek, bakmak; tevik etmek, gayretlendirmek. foster brother st karde (erkek); kklkten beri ayn yerde karde gibi bym kimse. foster child evlt gibi bytlm ocuk, evltlk; st evlt. foster father ocuu kendi evinde evld gibi byten adam, babalk. foster mother stana, ocuu kendi evld gibi besleyen kadn, analk. foster parents ocuu kendi evinde evld gibi byten ana baba.
 evltlk bytme; ocuu kendi evld gibi bytecek bir ana babaya verme; besleme himaye, tevik.
 evlatlk, manevi evlt.
(bak.) fight.
 kirletmek, pisletmek, murdar etmek, bulatrmak; bozmak; rezil etmek; yanm barutun amuru ile kirletmek (top namlusunu); (den) ot ve midye balamak (tekne karinas); dolatrp ilemez hale getirmek, aparz vermek; (spor) oyuncuya kar kural d harekette bulunmak, haksz muamele etmek; kirlenmek, kir balamak; dolamak, karmak. foul up (argo) acemice hareket etmek, kartrmak.
  iren kerih, tiksindirici, nefret verici; kirli, pis, murdar; menfur, irkin, ayp; bozuk; svp sayma kabilinden; fena (hava); dolam, karm, birbirine gemi; midye balam (gemi teknesi); (den.) gambal aparz;  (spor) kurallara aykr hareket, faul, hatal vuru veya davran; dolama, karma; arpma, bindirme (gemi) foul bill of health (den.) bulak patent. foul breath pis nefes. foul copy dzeltmelerle karalanm nsha. foulmouthed  az bozuk, kfrbaz. foul play kurallara aykr oyun; haince hareket hyanet, suikast; cinayet. foul shot basketbol faul at. by fair means or foul iyi veya kt yola ba vurarak, nasl olursa olsun. fall foul of aparz gelmek; atmak, kzdrmak. to play foul hainlik etmek. foully  irkin bir ekilde; haince. foulness  bozukluk; pislik, kir; gnah.
 fular, kadn elbisesi yaplan desenli ince bir kuma.
 kalba dkmek, dkmek, eritmek. founder  dkmeci, dkmeci ustas.
 kurmak, temelini atmak, tesis etmek. founder  kurucu.
 (bak.) find.
 tesis, kurma; temel, esas, dayanak; vakf; kurum, kurulu, messese. foundation garment (A.B.D) korse.
 (den) su dolup batmak; batrmak: batmak, ifls etmek; kmek; sakatlanmak (at)
 (bayt.) atlarda grlen trnak iltihab.
 buluntu, ana babas tarafndan terkedilip sokakta veya baka bir yerde bulunan bebek.
 dkmhane; dkmecilik; dkm.
 pnar, kaynak, memba, eme; (bak.) font.
 eme, pnar, kaynak, memba; fskye. fountainhead  pnar ba, kaynak, memba. fountain pen stilo, dolmakalem. drinking fountain imek iin suyu yukarya fkrtan eme.
  drt;  drt rakam (4, IV); drtl (kat veya domino); drt kiilik takm. four by four drder drder; drt in kare kereste. four corners of the earth dnyann drt buca. fourcycle  (mak.) drt devirli. fourdimensional  drt boyutlu. fourflusher  (argo) blf, martavalc kimse. fourfold    drt kat. fourfooted  drt ayakl. fourhanded  drt elli; (spor) drt kiilik; (mz.) drt el iin; (iskambil) drt kol. fourhorse  drt atl. fourinhand   bir kiinin srd drt atl araba; kravat, boyunba; drt atl takm;  kravat gibi balanm; drt atl. fourleaf clover drt yaprakl yonca. fourlegged  drt ayakl. fourletter word ak sak soz. four masted  (den.) drt direkli. fouro'clock saat drt; gecesefas, (bot.) Mirabilis jalapa. fourpence  (ing) drt peni deerinde madeni para. fourposter  drt direkli karyola. fourscore  seksen. foursome  (oyunlarda) drtl grup veya takm. foursquare   drt ke, kare; sk, metin, salam;  dosdoru, aka, dobra dobra. fourwheel  drt tekerlekli. on all fours drt ayak zerinde.
 (Fr.) mhimmat veya eya vagonu, furgon.
  on drt (14, XIV)
  on drdnc; on drtte bir.
  drdnc;  drtte bir; (mz.) do ile fa arasndaki aralk. fourthly  drdnc olarak. fourth class mail (A.B.D) ucuz tarife ile gonderilen eya postas. fourth dimension varsaylan drdnc boyut. fourth estate gazetecilik, basn. the Fourth (A.B.D) Bamszlk Bayram.
 (biyol.) vcudun herhangi bir yerinde bulunan kk ukur.
 (biyol.) bir organda bulunan ok kk ukur.
 (o.) fowl, fowls)  ku; kmes hayvan; tavuk, hindi veya rdek eti;  yabani ku avlamak. barnyard fowl kmes hayvan. Cochin fowl in tavuu. guinea fowl Hint tavuu, Be tavuu, (zool.) Numida meleagris. jungle fowl yaban tavuu, (zool.) Gallus gallus. Polish fowl tepeli tavuk. It is neither fish, flesh nor fowl. Hi bir zellii yok. fowler  ku avcs. fowling piece av tfei.
 aldatmak, hile yapmak; sarho etmek; (kitap yapraklarnn kenarlarn) krmzya boyamak; ekitmek (bira)
 tilki; tilki krk; kurnaz adam. fox chase tilki av; bunu taklit eden oyun. fox glove  ykskotu, (bot.) Digitalis purpurea. foxhole  askerin snaca uku.r fox hound  tilki avnda kullanlan kpek. fox hunting tilki av. fox terrier tilki teriyeri. fox trot fokstrot. a sly fox kurnaz adam, tilki. flying fox meyva yiyen birka eit yarasa. gray fox Amerika'da bulunan boz tilki, (zool.) Urocyon cinereoargenteus. red fox Kuzey Amerika'da bulunan krmz tilki, (zool.) Vulpes vulpes.
 tilki gibi, kurnaz; tilki renginde, sarms veya kzlms kahverengi; zamanla solmu, eskimi; fazla ekimi.
 (tiyatro) fuaye.
(ks.) fragment, franc, from.
(ks.) Father, France, Frau, French, Friar, Friday.
 karde (rahip unvan)
 grlt, velvele, kavga.
 para, ksm; (kim) damtk madde; (mat.) kesir. common fraction adi kesir, baya kesir. compound fraction bileik kesir. decimal fraction ondalk kesir.
 kesri; czi. fractional currency ufaklk, bozuk para. fractional distillation (kim) uucu svlar tedrici hararetle ksmlara ayrma, fraksiyonlu distilasyon.
 ksmlara ayrmak (imbikten ekilen svlar), damtmak.
 (mat.) kesirlere ayrmak, kesre evirmek; ksmlara ayrmak.
 ters, aksi, huysuz, kavgac. fractiously  ters ters. fractiousness  huysuzluk, aksilik, ocuk terbiyesizlii.
  krma, krlma; krk; (tb.) kemik veya kkrdan krlmas, krk; yark; ekile krlnca madenin meydana kan yzeyi;  krmak atlatmak, yarmak; krlmak. compound fracture (tb.) krlan kemik ularnn deriyi delerek dar kmas hali. greenstick fracture (tb.) kk ocuklarda kemiin iki paraya ayrlmadan krlmas. simple fracture (tb.) basit krk.
 kolay krlr, krlabilir; nazik, narin, ince. fragil'ity  kolay krlma, narinlik.
  krlm para, ksm;  paralara ayrmak.
 ksm ksm, para para, para halinde; eksik kalm, ikmal edilmemi.
 paralanma. fragmentation bomb (ask.) patlaynca arapnel gibi paralar saan bomba.
 gzel koku, rayiha.
 gzel kokulu, rayihal, mis kokulu. fragrantly  gzel kokarak, mis gibi.
 kolay krlr; kolay bozulur; zayf; zayf ahlkl, kolayca gnah ileyebilir. frailly  kolay krlabilir ekilde; zayf ahlkl olarak. frailty  zayflk, manevi zaaf. human frailty kolayca gnah ileyebilme eilimi, beer zafiyetleri.
 kuru yemi kfesi; bir kfelik kuru yemi.
 bilhassa Kralie 1. Elizabeth zamannda giyilen krmal yakalk; istihkma konan ular sivri kazklar, arampol.
 Alman kitaplarnda daha ok eskiden kullanlan harf ekli.
 ekil vermek, uydurmak; tasarlamak; dzenlemek, tertip etmek, yapmak; erevelemek; atmak, kurmak; (argo) yalan yere su yklemek; ilerlemek; becermek, uydurmak.
 ereve, bina iskeleti, kafes, at; beden, vcut; gergef, tezgh; hal. frame house ahap ev. frame of mind dn tarz; miza, hal. frame of reference bir hkm veya karar vermeden nce bilinmesi gereken artlar ve deer hkmleri. frameup  (argo) hileli dzen, kumpas; yalan yere su ykleme, iftira, karaclk. framework  kafes, at, iskelet; evre.
 (Fransa, Belika, isvire) para birimi, frank; eskiden altn sonradan gm olarak baslan Fransz paras, frank.
 Fransa.
 oy verme hakk; hkmet tarafndan tannan imtiyaz veya muafiyet, bu imtiyaz veya muafiyetin geerli olduu yer, melce; imtiyaz, hak: imalt tarafndan bayi veya perakendeciye tannan mallarn satma yetkisi, acentelik. electoral franchise oy kullanma hakk.
  Fransiskan mezhebine veya rahiplerine ait;  bu mezhebe mensup rahip.
(nek) Fransz.
 Afrika ve Asya'da bulunan keklik, il, tura, (zool.) Francolinus.
 (ask.) Fransz aknc neferi, eteci asker.
 krlabilir. frangibil'ity  krlma zellii.
, frangipani  bir eit yasemin tr; alyasemin kokusu; (ah.) badem ve krema ile yaplan bir eit pasta.
 (k.dili.) sosis.
 ortaada Cermen kavimlerinden birine mensup kimse, Frank; Avrupal, Frenk.
  postada cretsiz gitmesi iin mektubun zerine imza atmak, (mektup, telgraf) parasz gndermek; muaf tutmak, istisna etmek;  (mektup) posta ile parasz gnderme hakk; cretsiz gitmesi iin mektuplarn stne atlan imza; cretsiz giden mektup.
 ak szl, serbest, samimi, ii d bir; ak, aikr. frankly  aka, dobra dobra; samimi olarak. frankness  ak szIlk, samimiyet.
 Franketayn; kendi yapt bir i sonucunda mahvolan kimse; yaratcsnn kontrolundan kp mahvna sebep olan herhangi bir ey.
, frankfort(er)   bir eit baharatl sosis.
 gnlk, buhur, tts.
  ortaadaki Frank kavmine ait;  bu kavmin dili; Frenke.
 eski devirlerde ingiltere'de orta halli arazi sahibi.
Benjamin Franklin tarafndan icat edilen n kapakl bir eit soba.
 (eski.) (ing) (huk.) bir semtte her erkein btn semt halknn davranlarndan mesul olmas.
 Ign, kendinden gemi, ileden km. frantic(al)ly  Ignca, kendini kaybetmicesine.
 (ped, ping) (den) sk balamak. frap a rope halat sarmak, strangola etmek.
  buzlu, dondurulmu;  meyval dondurma, buzlu erbet frape.
 erkek karde, arkada.
 (eski.) manastr yemekhanesi.
 kardelere ait; karde gibi, kardee; kardelik cemiyetine ait. fraternally  kardee.
 kardelik; kardelik cemiyeti; dinsel veya toplumsal gaye ile kurulan birlik; erkek talebe kuruluu; ayn snf veya meslekten olan erkekler.
 birbiriyle karde gibi olmak, arkadalk etmek; dmanla karde gibi samimi olmak. fraterniza'tion  arkadalk etme
 kendi kardeini ldrme; kendi kardelerini Idren kimse. fratrici'dal  kendi kardeini ldren, karde katli kabilin(den.)
 (o.) -en) evli veya dul Alman kadn; Bayan (evli), Madam.
 hile, dolandrclk, sahtekarlk; dolandrc ve hilekar kimse, sahtekar kimse.
 hileli, sahte; hilekar, dolandrc; hile ile ele geirilen. fraudulence  hilekarlk. fraud ulently  hile ile, sahtekarIkla.
 dolu, ykl. fraught with danger ok tehlikeli.
 evli olmayan Alman kadn, Bayan (bekar), Matmazel.
 geyikotu, (bot.) Dictamnus fraxinella.
 kavga, karklk.
 (kuma) ypratmak; ypranmak.
  ypranma;  ypratmak; ypranmak, eskimek. beat to a frazzle, worn to a frazzle bitkin, ok ypranm.
garabet; acayiplik, hilkat garibesi, acibe; kapris, gelip geen fikir veya arzu, maymun itahllk.
 acayip, garip; hilkat garibesi kabilinden; kaprisli. freakishly  beklenmedik bir ekilde. freakishness  acayiplik; kaprisli olu, maymun itahllk.
  il, leke, benek;  illenmek; il basmak. freckled, freckly  illi.
 azat etmek, serbest brakmak, zmek; hapisten kurtarmak, tahliye etmek.
  zgr, hr, azat; serbest, kurtulmu, baymsz; ak; bedava, parasz; (bot.) ayr; (kim) serbest terkipsiz; eli ak, cmert;  teklifsiz, arsz; from ile azade, muaf, beri; of ile ari, kurtulmu, serbest;  bedava, parasz. free alongside geminin bordasnda teslim. free board parasz yemek. Free Church devletle ilikisi olmayan kilise. free enterprise (ikt.) serbest teebbs. free flight roketin enerjisiz uuu. freefrom pain ardan kurtulmu. free gift karlksz hediye. free kick (spor) serbest vuru, frikik. free lance serbest yazar veya fotoraf. free list (ikt.) gmrksz giren eya listesi; bir yere parasz girenlerin listesi, parasz dergi alanlarn listesi. free liver her eyden bol bol yiyip ien kimse. free love bir erkekle bir kadnn nikhsz olarak birlikte yaamas. free on board (tic.) gemide teslim, fob. free port (tic.) serbest liman. free thought (zellikle on sekizinci yzylda) serbest dnce. free trade (tic.) serbest ticaret, yksek gmrk resminden muaf milletleraras ticaret. free verse siir serbest nazm. free wheel (oto.) rnotorun hz arabann hzndan az olduu zaman tekerleklerin serbest dnmesini salayan tertibat; bisiklette pedallar kullanlmaynca arka tekerlei serbest brakan kenet. free with his money eli ak, cmert. make free with lubali olmak, yzgz olmak. set free serbest brakmak, azat etmek. freely  serbeste.
  teklifsiz, laubali.
 (den.) fribord.
 korsan, haydut.
 hr domu.
 (o.) -men) azatl kle.
 zgrlk, hrriyet, serbestlik, azatll; ihtiyar, irade; ak szllk; laubalilik, ar samimiyet; serbest dn; muafiyet; fahri hemehrilik veya yelik sfat; bir eyi serbeste kullanma hakk.
 herkese ak yar veya karlama; herkesin katld kavga.
(dilb.) bamsz kalabilen sz.
 (gz.san) serbest erilerle ekillendirilmi.
 (gz.san) I ve ara kullanmakszn elle yaplm (resim)
 cmert, eli ak.
 samimi; cmert; serbest, kaytsz.
 (huk.) mlk; iyelik hakk, mlkiyet. freeholder  mlk sahibi.
 kendi hesabna almak (yazar, fotoraf)
 (argo), (slang) otlamak, otIaklk etmek. freeloader  bedavac kimse, otlak kimse.
 kle olmayan kimse; hr adam.
 (bayt.) erkek buza ile ikiz doan cinsi yaps kusurlu dii buza.
 mason.
 frezya, bir tr ssen.
 ak szlu, szn esirgemeyen, dndn syleyen.
 kolay yontulan ta, Malta ta; yarma eftali.
 serbest yzme stili.
 (zellikle dinsel konularda) serbest dnr.
 geni evre yolu.
 tekerlekleri serbest dnen; (k.dili.) fazla serbest davranan.
(fels.) elindelik, ihtiyar, hr irade.
 gnll, kendiliinden yaplan.
 (froze, frozen)  donmak, buz kesilmek; ok mek; buz tutmak; dondurmak, buz haline getirmek, buz balamak; fiyatlar dondurmak, narh koymak; (ikt.) d Ikelere ait banka mevduatn dondurmak;  donma, don. freeze out (A.B.D), (k.dili.) iten veya toplumdan uzaklamaya mecbur etmek. freeze over st buz tutmak (su) freeze up tamamen donmak, buz kesilmek; bir kenara ekilip azn amamak. freeze one's blood kann dondurmak, ok korkutmak. freeze to death souktan lmek, donarak lmek.
 donduran ey, dondurma makinas; yemekleri dondurarak uzun bir sre muhafaza eden dolap, dondurucu dolap.
 donmakta; dondurucu, ok souk. freezing point donma noktas.
  navlun, nakliye creti; yk, hamule; yk katar, marandiz;  yklemek; nakletmek. freight car yk vagonu. freight train marandiz, yk treni.
 navlun, nakliye creti: yk, eya; yk nakletme.
 ilep; yk sevkeden firma; ambarc.
  Fransa'ya, Franszlara veya Franszcaya ait;  Franszlar; Franszca. French chalk terzi tebeiri. French curve (mh.) eri izmede kullanlan plastik ekil. French doors ift kanatl caml kap. French dressing sirke ve iek yandan yaplan salata sosu. French fried yada kzartlm. French horn (mz.) pistonlu korno, Fransz kornosu. French knot dum ii. French leave (bak.) Ieave. Frenchman  Fransz. French toast yumurtaya batrlp tavada kzartlm ekmek. French window kap gibi alan uzun pencere.
 Franszlatrmak; Franszlamak.
 cokun, ok heyecanl.
 (Lat.) (o.) nums, na) (anat.) bir organn hareketini snrlayan ga kvrm.
  lgnlk, cinnet,cokunluk, taknlk;  ldrtmak, kudurtmak. frenzied  Ign.
 sk sk vuku bulma, ok tekerrr etme; belirli bir zaman iinde tekerrr etme says; (fiz.) frekans. frequency modulation (radyo) frekans modlasyonu.
 sk sk gitmek, ok uramak.
 sk sk vuku bulan. frequently  sk sk. frequentness  sk sk vuku bulma.
 bir yere sk gitme.
  (gram) tekrarlama bildiren;  tekrarlama gsteren fiil.
 (o.) coes, cos)  (gz. san) ya sva zerine yaplm duvar resmi, fresk;  fresk yapmak.
   taze, yeni; tatl (su); temiz, serin (hava); canl; dinlenmi, taravetli; acemi; (A.B.D), (k.dili.) kstah, cretkr; yeniden st vermeye balayan (inek);  taze taze;  serinlik. fresh air camp ak hava kamp. fresh breeze serin ve orta hzda rzgr. fresh complexion tazelik, krpelik, taravet. freshwater  tatl suya ait, tatl suda  yaayan; acemi; (A.B.D) tannmayan. begin a fresh chapter yeniden balamak, yeni bir sayfa amak. break fresh ground nemli bir hamlede bulunmak. fresh out of (k.dili.) yeni tkenmi. freshly  taze olarak, dipdiri. freshness  tazelik, dirilik, taravet; acemilik.
 tazeletirmek, tazelik vermek; artmak (rzgar), sertlemek; dourmak (inek); (den.) bir halatn yerini deitirmek veya baka trl tazelemek; tuzunu karmak; tazelenmek; serinlemek.
 denize dklen akarsu; bir akarsuyun birdenbire kabarmas veya tamas.
 bir ie yeni balayan kimse; kolej veya niversitenin birinci snf rencisi.
 (ted, ting)  zlmek, sklmak, sylenmek; zmek, kzdrmak, sinirlendirmek, rahatsz etmek; andrmak, ypratmak, yemek; anmak, yenmek, ypranmak; alkalandrmak, dalgalandrmak; alkalanmak; znt, sknt, fke; anma; yenmi yer. fret and fume mrldanmak, sylenmek. in a fret sinirli, asabi.
  (ted, ting) (mz.) sazn parmak basacak taksimi, perde; kenar ss;  kenarn sslemek; (mim.) kabartma yapmak; sazn perde taksimlerini takmak. fret saw kl testere. fretwork  baz yeri kabartma baz yeri oyma olan i.
 sinirli, huysuz, aksi, ters. fretfully  terslenerek, sylenerek. fretful ness  huysuzluk, terslik.
  Freud tarafndan bulunan psikanaliz usulnn taraftar, Freudyen;  Freud kuramlarna ait.
(ks.) Fellow of the Royal Geograph ical Society.
 kolay ufalanabilir, kolay ezilir, gevrek. friabil'ity, fri'ableness  gevreklik, abuk ufalanma.
 baz Katolik rgtlerinde rahip, frer. friary   frerlere ait;  manastr.
  elenmek, oynamak; away ile boa harcamak;  hafifmerep, hoppa.
 (Fr.), (ah) dana kzartmas veya yahnisi.
  salal et, yahni;  yahni piirmek.
  (gram) frikatit,  (v),   gibi srtme sesi karan szc harflere benzer;  frikatif harf.
 srtme, delk, srtnme; (tb.)  ovma, friksiyon; anlamazlk, ihtilf. friction clutch (mak.) srtnme kavram. friction tape (elek) tecrit eridi, izole bant. friction al  srtme kabilin(den.)
 cuma. Good Friday Paskalya yortusundan nceki cuma.
 (k.dili) buzdolabu.
 yada piirilmi; kzartlm; (argo) sarho. fried eggs sahanda yumurta.
 dost, arkada, ahbap; koruyan kimse, hami; yardmc; (b.h) Kuveykr mezhebine mensup kimse. be friends with ahbap olmak. have a friend at court mahkemede days olmak, arkas olmak. make friends dost kazanmak. make friends with someone bir kimse ile tanmak, dost olmak. friendless  dostu olmayan.
 dost, dosta; uygun, dosta yakr; elence kabilinden (oyun); msait.
(bak.) fryer.
 kaba uha, ayak.
 (mim.) saaklklarda batabanla korni arasmdaki tezyinat,efriz; buna benzer duvar ss.
 (den.) firkateyn, eski tipte bir sava gemisi; 1400 tonluk modern sava gemisi. frigate bird ok uzun kanatl bir deniz kuu.
 korku, dehet; korkutucu ey, korkun kimse; (k.dili) irkin ey. Iook a fright gln olmak, fena giyinmi olmak.
 korkutmak, dehete drmek; korkutup karmak; rktmek.
 rkm, korkmu, dehet iinde.
 korkutucu, dehet verici.
 korkun, mthi; (k.dili.) berbat; iren. frightfully  korkun bir ekilde. frightfulness  korkunluk, dehet, irenlik.
 souk, buz gibi; cansz, duygusuz; cinsel bakmdan souk (kadn) Frigid Zone kutup blgesi. frigid'ity  soukluk, duygusuzluk, canszlk. frig'idly  souk bir ekilde, duygusuzca. frig'idness  soukluk, duygusuzluk.
 eski Roma hamamlarnda serinleme yeri, soukluk.
 Meksika'da ok beenilen bir cins kuru fasulye.
  farbala, frfr, volan; (A.B.D) (k.dili) gereksiz sus, gsterili tavr, yapmack; ku veya hayvanlarn zellikle boyunlarnda bulunan saak gibi tyler; fotoraf filminin ucundaki krklk;  farbala yapmak; krtrmak frilly  farbalal, ssl.
  saak, pskll saak; saak gibi ey, perem, kakl; kenar; (fiz.) n krlmasndan meydana gelen koyu izgilerden biri;  saak veya kenar takmak. fringe benefit iiye creti dnda salanan her hangi bir ey (sosyal (sig.)orta, emeklilik plan)
 zellikle elbisede gereksiz ss; yapmack, gsterili sz; cici bici eyler, deersiz ssler.
 dalgal sa Ilesi, frize.
 (Fr.) kadn berberi, kuvafr.
  Frizye'ye ait, Frizye'li;  kuzey Felemenk halkndan biri; bu memleketin dili.
  srayp oynamak; oynatmak; (A.B.D), (argo) bir kimsenin stn aramak, silah aramak; arama yaparken kymetli eyler almak:  srama; oyun, nee;arama, yoklama. friskily  neeyle, canllkla. friskiness  nee, canllk. frisky  neeli, oynak, yerinde duramayan.
  (ted, ting) cam haline gelmeden nceki hammadde karm;  cam karmn belirli derecede stmak.
buday yiyen ufak sinek.
 zambaa benzer bir iek; benekli kelebek.
 gzlemeye benzer bir eit brek.
  para, ufak para;  para para kesmek, datmak. fritter away bouna sarfetmek, ziyan etmek, israf etmek.
 (ed veya led, ing veya ling) (k.dili) vakit Idrmek, elenmek.
 hoppalk; samalk, manaszlk.
 nemsiz, ehemmiyetsiz; anlamsz, manasz, sama, bo uar, sathi. frivolously  hafiflikle, ehemmiyetsiz bir ekilde. frivolousness  uarlk; nemsizlik.
, frizzle   kvrmak, kvrlmak, kvrm kvrm olmak;  kvrm, bukle. frizzy, frizzly  kvrck, kvrm kvrm.
, frizzle   czrdatarak kzartmak, czrdayarak kzarmak.
 sadece to and fro eklinde teye beriye, aa yukar.
  rahip cppesi; cppe; i gmlei, i elbisesi; redingot; frak; redingota benzer asker ceketi; kadn elbisesi, rop;  cppe giydirmek, papaz tayin etmek. frock coat redingot, frak.
 kurbaa; at trnann ii; (d.y) raylarn aprazvari kavutuklar noktadaki X eklinde ray tertibat, makas gbei; kordonla kuma kenarna yaplm olan dme ilii; iekleri dik tutmak iin vazo iine konan ar bir tutucu. frog in the throat ses kslmas. trae frog yeilbaa, (zool.) Hyla arborea. frog kick (spor) kurbaalama yz. frogman  kurbaa adam.
  (icked, icking)  elence; coma, nee;  glp elenmek, (bakasna) oyun oynamak;  neeli, en, canl, hayat dolu. frolicsome  elenceyi seven, en.
(edat) (den.), dan, (den.) dolay. from above yukardan, gkten. from childhood ocukluktan beri. from ten to twenty ondan yirmiye kadar, on ile yirmi arasnda. as from -dan balayarak, itibaren.
 ereltiotu yapra; hurma yapra; bileik yaprak.
   n, ba; n taraf, n saf; (bir arsann) yol kenar; birleik hareket grubu, cephe; hareket sahas, mcadele alan; bakan, szc; gizli maksatlar rtmek iin kullanlan kurum veya ahs; cret; takdir; (otelde) sra kendisinde olan vale; (meteor) (souk veya scak) hava blgesinin n cephesi; kolal gmlek gsl;  ndeki;  ynelmek; kar gelmek; karlamak.front bench (ing) (pol.) (Parlamentoda) n sralar, parti liderleri. front line (ask.) cephe. front matter (matb.) kitabn asl metinden nceki sayfalar. front office bamdrlk. front page ba sayfa. go to the front cepheye gitmek. present a bold front cesaret gstermek.
 binann cephesi, arsann sokaa bakan taraf, cephe.
 , (anat.) aln atks; aln kemii; (kil) mihrap rts;  alna ait, alnda olan. frontal attack cepheden taarruz.
 hudut, snr, hudut blgesi; yerleilmemi blge, bo blge; ilimde keif sahas.
 kitabn basndaki resimli veya ssl sayfa; yap cephesi binann yz.
 aln ba; hayvan aln.
 (A.B.D) (argo) Liriversitede birinci snf rencisi.
 (parmak, yz, kulak) souk srmas.
 donmu, souktan rm.
 keklerin zerine konan ekerli karm.
 cam stnde buz tutmasndan meydana gelen iek ekilleri, buz iekleri; buz ieklerinin taklidi olarak maden zerine yaplan ssler.
 don ve ayaz gibi souk; buz tutmu, don yemi, kra dm; souk, mesafeli, cana yakn olmayan; sa aarm, kr sal. frostily  ok souk bir ekilde. frostiness  souk, don.
  donma; ayaz, don, kra; souk davran; (argo) baarszlk, muvaffakyetsizlik;  dondurmak, kra tutmak; ekerli bir karmla kaplamak (pasta); donmak; buz tutmak. frost line topran azami buz tutma derinlii.
  kpk; bo laf, sama;  kprtmek; kpk pskrtmek; kprmek, kpk balamak. frothy  kpkl.
 hrt; (k.dili.) klk taslama.
 ters, aksi, inat, asi, serke. frowardly  terslikle. frowardness  terslik.
  kalarn atmak; hiddetle bakmak;  ka atma, hiddetli bak. frown on uygun grmemek; menetmek. frowningly  kalarn atarak, memnun olmadn belirterek; hiddetle.
 dank, apal, pasakl, kirli; irkin; kf kokulu.
(bak.) freeze.
 donmu, buz kesilmi; kalpsiz, souk; dondurulup konserve edilmi. frozen assets donmu mevduat. frozen credits donmu krediler. frozen prices donmu fiyatlar.
 meyva veren, verimli, semereli.
 meyva vermek; meyva verir hale getirmek, mmbitletirmek.
 meyva ekeri, frktoz.
 meyva veren, verimli, semereli, faydal, yararl, karl, kazanl.
 idareli, tutumlu; sade. frugal'ity  tutumluluk. fru'gally  tutumlu olarak.
 meyva ile beslenen.
  meyva, yemi; semere, mahsul, verim; tohum; (bot.) bir bitkinin tohumlu ksm; netice; sonu; (A.B.D), (argo), (slang) ibne;  meyva verdirmek veya vermek; verimli klmak veya olmak. fruit cake meyval kek. fruit cup bardak veya kadeh iinde verilen meyva salatas. fruit knife meyva ba. fruit salad meyva salatas. fruit sugar frktoz.
 meyva; meyva verme; sonu, netice.
 meyva tayan gemi; meyva aac.
 (ing) yemi satan kimse, meyvac, manav.
 meyva veren, yemiveren, verimli, mahsuldar. fruitfully  verimli olarak. fruitfulness  verimlilik, bereket.
 muradna erme, tahakkuk, gerekleme.
 semeresiz, meyvasz; faydasz, nafile; ksr. fruitlessly  nafile olarak, bo yere. fruitlessness  semeresizlik, faydaszlk.
 meyva gibi; meyval; dalkavuk olan; (argo) ibne olan; (argo) atlak.
 buday trnden, bugday veya dier tahllara benzer.
, furmenty furmety  (ing) bulgur stlac.
 acayip klkl ve huysuz kadn, rk. frumpish, frumpy  byle bir kadn andran.
 iini bozmak, boa karmak, hayal krklna uratmak: amacna engel olmak. frustrated  bouna didinmi, hedefine ulaamam; sinirli. frustra'tion  aksilie atma hissi, bouna urama; asabiyet. frus'trating  boa karan, engelleyen; asap bozucu, sinirlendirici.
(o.) tums, ta)  (geom.) kesik koni veya piramit.
 (bot.) al gibi, alya benzer.
 (bot.) alya benzer.
,  tavada kzartmak veya kzarmak;  kzartlm yemek; kzartlm yemeklerin yendii piknik. frying pan tava. jump out of the frying pan into the fire bir beldan kurtulaym derken daha ktsne atmak, yamurdan kap doluya tutulmak.
 (o.) fry) yavru balk; ok sayda doan her trl hayvan yavrusu; (o.) sr halinde giden ufak balklar. small fry ocuklar, ufaklklar; deersiz kimse veya ey.
 pili kzartcs; tava; Pili.
 (foto.) fotograf makinasnn diyafram ayar Is.
(ks.) foot, feet.
 kpeiei, (bot.) Fuchsia hybrida.
 galibarda, koyu krmz boya.
  (kaba), (vulgar) sikmek;  sikme.
(o.) fuci)  (bot.) esmer deniz alglerinden biri.
  artmak, sersemletmek, sarho etmek; sarho olmak, szmak;  sersemlik, aknlk, sarholuk.
 (k.dili) geri kafal kimse; mklpesent kimse.
  yumuak bir ekerleme; bo laf, sama; (matb.) son dakikada gazeteye konan para;  uydurmak; acemice i grmek; sama sz sylemek; bilya oyununda eli fazla ileri gtrmek.
 (. (ed, ing veya led, ling) yakacak, yakt, mahrukat;  atee yakacak atmak; (den.) yakt yklemek. fuel cell (mak.), (elek) hidrojen ve oksijen ile alp elektrik akm veren cihaz fuel cock gazoca musluu. fuel gauge (mak.) akaryakt gstergesi. fuel injector mazot enjektr. fuel oil mazot, akaryakt. fuel pump yakt pompas. fuel tank yakt deposu. add fuel to the flames yangna krkle gitmek.
 uar, uucu; abuk geen, mrsz, sreksiz; (bot.) geici, dayanksz, abuk dklen. fugaciousness, fugac'ity  uuculuk.
 (mz.) fg trnden.
  kaak, kakn, firari; tutulmaz, alkonulmaz; derbeder; solan (renk); geici, muvakkat;  kaak, firari; mlteci; muhacir; serseri.
 (o.) -men) (eski.) (ask.) talim zamannda saflarn banda durup hareketleriyle askerlere ne yapacaklarn gsteren talimli nefer.
 (mz.) fg.
 Almanya'da lider. der Fhrer Hitler.
 Fujiyama Da.
(o.) -cra)  (mak.) dayanak noktas, dayanma noktas, manivela mesnedi.
, ing fil  nail olmak, yerine getirmek, icra etmek; yapmak; grmek, ifa etmek; bitirmek, itmam etmek, tamamlamak. fulfillment  nail olma, ergi; icra, ifa, yapma, tamamlama, yerine getirme.
 ,(iir) ok parlak, aaal.
 parlak.
 (tb.) elektrik cereyan ile siil yakma.
 (jeol.) yldrmn gevek kuma dt yerde hsl olan cam cinsinden eri boru.
 isli, kurumlu, is gibi siyah.
 dolu; megul; bo olmayan, tutulmu; tok; tam, tm; azami derecede; met; dolgun, byk, iman, iri; tamam, btn; dolun (ay); kaln, pes (ses); bol, geni. full back  (futbol) bek oyuncu. fullblooded  saf kan. fullblown  tamamen am; tam gelimi. fullbodied  kuwetli ve memnun edici derecede (iki) full brother z erkek karde. full dress resmi elbise, frak. fullface  cepheden alnm fotoraf; (matb.) kaln harf. fullfashioned  kesiksiz rlm. fullfledged  tyleri bym, tam olgunlam; harekete gemi; tam yetkili. full gainer havada ters perende atarak suya dalma. full house (tiyatro) her yerin dolu olmas; pokerde ful. fulllength  tam boy (portre) full membership tam yelik asli yelik. full moon dolunay. full nelson (grete) knde. full pay tam cret veya maa. full professor profesr. fullrigged   direkli tam armal (gemi) fullscale  orijinal ebatta (suret, resim); btn gle yaplan (hcum, teebbs) full score (mz.) her aletin alaca veya sesin okuyaca notay ayr ayr gsteren kitap. full speed tam srat. full steam ahead son sratle ileri. full stop nokta; tam vuru. full to overflowing, full to the brim azna kadar dolu, dopdolu. full up dopdolu. at full gallop drtnala (at) chock full agzna kadar dolu. in full tam, etrafl. full blast in full swing btn kuvvetiyle (almak) in full view herkesin nnde, aleni olarak, grnrde. fully  tamamen; tamamyle, tastamam, tam.
 (uhay) dibek iinde kl ve sabunla dvp ykamak, rpmak; bol brakarak dikmek veya dikilmek (elbise)
 bir eyin dolusu, bir eyin olgunluk mertebesi. to the full son haddine kadar, tamamyle.
 tam, tamamen; fazlasyle, pek ok; doru. fullgrown  kemale ermi, tam gelimi. full many a flower bir dolu iek.
 rpc; demiri dvp sa yapmakta kullanlan eki. fuller' earth kil, amarc topra. fullery  rpc yeri.
rpc dibei.
 dolgunluk; tokluk; kemal, olgunluk, tam olu, btnluk; imanlk in the fullness of time vadesi gelince, zamam gelince
 tamamen, butnyle; hi olmazsa 
 kutuplarda yaayan martya benzer bir eit deniz kuu fu (I.) 
  grlemek, top  gibi patlamak; ate puskurtmek; patlatmak; Inet okumak;  (kim.) fulminat asidinin tozu inisyal patlayc madde fulmination  pat lama; ate puskrme, grleme; Inet okuma fulminatory  grleyen, dehet saan; Inet okuyan  
 (kim.) fulminat asidine ait 
 am, mfrit, takm (iltifat), dalkavuka fulsomely  aln olarak ful someness  arlk, mfrit olu 
 krmlzlmsl sam 
 volkanik duman ps krten kk delik 
  duman veya bu hara ait;  eyay tutslemeye veya du (man.) veya buhardan geirmeye mahsus yer  
  el yordamyle beceriksizce aramak, bo yere abalamak; tutamamak; becerememek; konuurken duraklamak; oyun da topu durmek;  tutamay, becereme yi; topu drme fumbler  beceriksiz kimse fumblingly  beceriksizce 
  duman, buhar, pis kokulu duman, kurun gibi madenlerin buusun dan hsl olan toz; fke, hiddet;  duman veya buhar karmak, ttmek; tt slemek; buusu kmak; kzmak, fkelen mek fumeless  dumansz fumy  duman karan, dumanl 
fbuharladezenfekteet mek fumiga'tion  buharladezenfekteetme; buhardan geirme fum'igator  bu ekil de dezenfekte eden kimse 
 ahtere, (bot.) Fu maria officinalis 
  (ned, ning)  elence, zevk; aka, latife;  k dili aka etmek, elenmek;  k dili elendirici, ho for fun iin iine  para katmadan (oyun oynamak); aka olsun diye in fun akadan, latife olarak Like funl Yok canml make fun of, poke fun at bir kimse ile alay etmek, elenmek What funl Aman ne hol Enfes  
 ip cambaz 
  ic gr!rev, vazife, fonksiyon; kuvvet, hassa; toren, merasim, musamere; (mat.) fonksiyon;  ilemek, go revini yapmak function word gram iki kelime arasndaki ilikiyi gosteren kelime functioning  faal, iler durumda, icra edilmekte olan, yururlkte 
 grevsel, vazifeye ait, kuvvete ait; pratik, ameli; vcut organ larnn grev ve hareketlerine ait; (biyol.) mutat vazifesini gren functional disorder tlb vucutta bir organn grevine tesir eden dzensizlik functionalism  grevselcilik, bir eyin yapsnn yapaca greve gore olmas gerektiini ileri sren reti func tionally  grevsel bir ekilde, gorev ba kmndan  
 memur, gorevli 
  sermaye, (mal.), fon; stok; ser vet; o para:  sermayeye tahvil etmek; eshama evirmek; sermaye bulmak veya temin etmek funded debt birletirilrri dev let borlar mutual fund (tic.) kendi hisse senetlerini satp tedarik edilen para ile ba ka firmalarn senetlerini alan anonim irket raise funds para toplamak reserve fund (tic.) ihtiyat sermayesi, ihtiyat akesi sinking fund (tic.) itfa sermayesi fundless  parasz 
 makat, anus, k; cogr bir blgenin corafi yaps  
  esasl, asli, nemli, mhim; birinci, temele ait, kaideye ait; muz esas bassoda bulunan;  esas, temel; (mz.) en pes nota fundamental rights temel haklar fundamentally  esasen, esas itibariyle 
 Pro testanllkta ar tutuculuk; Kitab Mukaddesi harfi harfine tefsir etme fundamentalist  dini akidelerde ar tutucu kimse 
 (anat.) bir organn i taraf 
  cenaze t reni; gmme, defin;  cenaze trenine ait funeral director cenaze trenini vneten kimse funeral home Ilerin ylkardyy, yakld veya cenaze trenlerinin yapld bina funeral oration cenaze treninde yaplan konuma funeral pile uzerinde ce setlerin yakld odun yn funeral urn olu kulnn sakland kap That' your funeral (argo) Bu senin bilecein i Bun dan bana ne7 
 hazin, kasvetli; ce naze trenine ait, cenaze torenine yakr funereally  kasvetli bir ekilde, huzunlu olarak fung, fungi onek, (bot.) mantara ait 
 mantarlar Idren ila  
 (bot.) mantara benzer, mantara ait; birdenbire kan ve byyen fungos'ity  mantara benzerlik; birden bire byme  
 (bot.) mantar veya mantar trnden bitki; trb yara etrafnda veya deri zerinde peyda olan mantar veya sn gere benzer /ss/; birdenbire byuyen ey 
  tel tel, lifli;  inili kl arazilerde kullanlan ve ara balar kablo veya halatla ekilen imendi fer hatt, fnikler funicular railway kab lo ile ileyen dag demiryolu ve katar 
 (o li) ince lif 
  ing, kdili korku, dehet; korkak adam;  ok korkmak, korkup ekil mek; korkaklk etmek, kanmak; onlemek 
 huni; baca, boru funnel cloud bulut hortumu, bazen kasrga esna snda grlen huni eklindeki bulut 
 ABD kdili gazetede izgi romanlar 
 elenceli, komik, gldrc, kdili tuhaf, garip, acayip funny bone (anat.) dirsekte bir eye arpnca kolun karn calanmasna sebep olan sinirin getii yer funny business caprak i funny paper ABD k dili gazetenin izgi roman ilvesi
  (red, ring) krk, krk manto; post;  krkle kaplamak; pas veya kir balamak (dil); (mim.) deme tahtalannn al tna para koymak make the fur fly ABD, k dili kavga karmak rub a per son' fur the wrong way sinirine dokun   (mak.), asabn bozmak furry  kurk kapl,krke benzer; tuyl 
  farbala, saak; a tafatl ss, cicili bicili ey;  farbala ile ss!e mek 
 parlatmak, tazelemek, yeni gibi yapmak 
  atallanm, dallanml;  atallanmak, aynlmak fur ca'tion  atallanma, dallanma 
 kepek (sata) 
 kepekli 
 fkeli, kzgn, kplere binmi, gz dnm; iddetli, sert furi ously  fkeyle, hiddetle furiousness  fke, hiddet kzgnlk 
 (yelken, bayrak) sarmak 
 bir milin sekizde biri, iki yz metrelik mesafe 
  sla izni, slaya gitme;  sla izni vermek 
  ocak, kalorifer oca; azap yeri veya vakti; ok slcak yer;  ocakta kzdrmak 
 tehiz etmek, malzemesini vermek; demek, tefri etmek; salamak, tedarik etmek, vermek furnished  mb leli, deli furnishings  mefruat, mobilya, eya
 eya, mefruat, mobil ya, malzeme; (matb.) yazlar arasndaki bo luklar doldurmak iin kullanlan madent paralar 
 taknlk, heyecan; kzgnlk, kudurma, gazap 
 krk 
 krk; dil zerindeki kir; (mim.) deme tahtasn dz tutmak iin kiriin girintili yerlerine konulan tahta parasl 
  sabann at iz, kark; krk; tahta veya maden stne kazlan ufak oluk;  saban izi yapmak; alnda krk Ik hsl etmek 
   tedeki, uzaktaki, daha uzak; ilave olunan; (Further ogun lukla miktar ve derece, farther ise mesafe iin kullaml/r)  daha te; ilveten, bun dan baka, ayrca;  ilerletmek, yardm et mek furthermore  bundan baka, ayrca furthermost  en tedeki  
 yardm, muavenet 
 en ok, en uzak, (bak.) farthest 
 gizli, sinsi furtively  gizlice, sinsi sinsi furtiveness  gizlilik, sinsilik
 ban, kan ban 
 hiddet, iddet, Ignlk; ta  knlk; bh Yunan efsanelerinde sulular ce zalandrmakla gorevli ve ylan sal u tanr adan biri; ok fkeli kadn, irret kadn in a fury ofkeli Iike fury kdili hiddetle; ok hzl 
 katrtrnana benzer bir bitki, (bot.) Ulex europaeus 
 grimsi kahverengi 
 eritmek, erimek; eriyip birbiriyle kaynamak, yapmak 
  fitil, havai fiek fitili; patlayc maddenin patlama cihaz; (elek.) (sig.)orta;  (sig.)orta takmak; fitil koymak 
fuzee  rzgrda dahi kullan labilen kibrit; saat kurgusu zincirinin sarl d kuk ark; demiryollarnda kullanlan parlak iaret lambas; eczal kav fusel 
 (hav.) uak gvdesi, gvde  
 eritilebilir fusibil'ity erime kabiliyeti 
 i eklinde, iimsi 
 (ask.) bir eit eski tufek 
 eritilerek veya dokm yolu ile yaplm  
fusilier  eskitfek kul lanan asker; og Ingiltere'de baz alaylarn adna ilve olunan isim 
  yaylm atei;  yay Im atei amak 
 erime, eritme; eritip birle tirme; birlestirme; (pol.) partilerin birlemesi; (fiz.) atomlann kaynamasyndan meydana gelen reaksiyon  
  telas, yaygara, itiraz, tartlma; ar vg;  titiz davranmak ufak ayrntlarla ilgilenmek; meraklanmak; yaknmak, szlan (mak.); tel etmek; tela vermek fussbudget  kdili tell veya yaygarac kimse 
 kl krk yaran; titiz, tel3; huy suz, clrlak; cicili bicili, fazla ssl fussily  titizlikle fussiness  titizlik, tel 
 Yunan Efsun asker lerinin giydikleri eteklik 
  dimi, pamuklu kadife; tumturakl slup;  dimiden yaplm; tum turakl; sama, bo, deersiz 
 san boya veren bir aa; bu aatan Ikan boya 
 saka sopa ile dv mek fustiga'tion  dayak, ktek 
 kfl; rk kokan, kokmu; khne, modasl gemi fustiness  rk kokma, kokmuluk, kfllk; khnelik, de modelik fut kys future  
 bo, nafile, abes; deersiz futilely  abes ekilde, bo yere futil'ity  yararslzllk, faydaslz olu, abes olu 
 den ahap geminin dip kerestesi, dek  
  gelecek, mstakbel, istikbalde olan, gelecek zamana ait;  istikbal, gelecek, yarn, ati; mrn geri kalan ksm; (gram.) gelecek zaman kipi futures  og ileride teslim edilmek zere satlan veya satn alman mal: vadeli ilemler future perfect (gram.) gelecekte belirli bir zamandan evvel tamamlanacak olan bir ha reketi veya durumu gsteren fiil zaman 
 ftrizm futurist  ftrist 
 istikbal, gelecek; ileride meydana gelecek bir olay fuze, fuzee (bak.) fuse, fusee  
  ty gibi eyler, ty; (hav.); h vrck sa; (argo) polis;  ufak paralarla kaplamak; tylenmek fuzzball  yabani mantar fuzzy  tuy ve (hav.) dkunts gibi olan: donuk belirsiz; kabank (sa) fy (sonek) yapmak: simplify, beautify; ol (mak.), kesilmek: liquify: etmek: unify, (sig.)nify 
 gamall ha  
,g   ingiliz alfabesinin yedinci harfi; miiz sol notasl; (argo) bin dolar; yerekimi birimi G clef sol anahtam G flat sol bemol G minor sol minor G sharp (mz.) sol diyez Gstring  kemanda sol teli, kemamn en pes teli; kdili danszlerin kullandlg ve belin etrafna dolanm bir kemerle tutu lan kk rt, key of G sol perdesi G kls George, German gravity, g kls genitive (gram.) gulf Ga kls Georgia GA, G /A, ga kls general average 
(ks.) Great Britain.
(ks.) General Headquarters merkez, idare merkezi bakumandanlk karargah.
(ks.) Grand Old Party, Republican Party. 
 safra, t; safra kesesi; aclllk; kin; ABD, (argo) kstahlk, terbiyesizlik ga11 bladder safra kesesi, t kesesi 
  bayram; byk enlik; gala;  bayrama ait, enlie yarar 
 kdili gevezelik, bo laf the gift of gab konukanlk, konuma kabiliyeti 
 gabardin, gabardin pards 
  ok abuk konumak; ge vezelik etmek; anlamse sesler karmak; kaz gibi ses Ikarmak;  gevezelik, bo laf   
 (jeol.) gabro 
 palto, aba; ortaagda bilhassa Musevilerin giydii bir eit kaba ve bol cppe 
 ABD, (argo) ene alma zamam, yarenlik 
 (ask.) ii toprak dolu tab ya ve metris sepeti; liman inaatmda kul lamlan tala dolu ve suya batml kazan 9a bionade  bu sepetlerle yapllan i; sepet iinden tabya siperi 
  (mim.) atl altmdaki  k eli yan duvar; pencere veya kapl stundeki sivri tepelik;  sivri tepelik yapmak 
 (ded, ding) babo dolamak aadabout qadder  kdili avare kimse 
 maden hrmak iin kullamlan sivri ulu demir; vendire; arazi Imeye mahsus cubuk 
 atsinei, zoo/ Tabanus bovinus; fazla srar eden kimse, yapkan huylu kimse 
 kdili makina cinsinden herhangi bir alet; ismi unutulmu ey
 cihazlar, aygtlar, zel likle elektronik cihazlar 
 Kelt ile irlanda ve Man Adas dillerine ait 
  zoo/ morina cinsinden balklara ait;  morina cinsinden herhangi bir balk  
 (mim.) kabartma pervaz zerine yaplan oyma ss; guz san gm kaplarn kenar kabartma veya aynas 
 boz rdek, (zool.) Anas streptera 
  iskoya Keltlerinin dili; Gal dili;  bu Keltlere veya dillerine ait 
  balk zpkn; den randa yelke ninin st sereni, giz; dv horozunun ayagma geirilen madeni mahmuz; (argo) grltl ve sinir bozucu konuma;  zlpkmla vurup tutmak (ballk) stand the gaff ABD, kdili slkmtlya veya yorgun lua dayanmak 
 (Fr.), kdili gaf yapma, pot klrma, gaf 
 saka, asag yall adam, ihtiyar, dede 
  (ged, ging) susturmak iin alza sokulan tlka; t/b az ak tutmak iin agza sokulan alet;  syletmemek; azm tlkamak; (haberin) yaylmasna engel olmak, susturmak; t/b alet ile azm ak tutmak; grmek gag rule mecliste konumay smrlandlran kural 
 (argo) aka, latife; sahnede oyuncu tarafmdan uydurulup ilve edilen aka gag man  aka ve espriler yazan kimse 
 (argo) budala, deli go gaga over (bir ey iin) deli olmak 
(bak.) gauge 
  pey; rehin; delloya davet anlammdayere ablan eldiven;  bahse giri mek, bahis tutmak 
 birka eit yeil veya san iri erik, canerii; (bak.) greengage 
  kaz gibi ses karmak;  kaz srs; cenebaz kadnlar grupu,   
 (kim.) st ekerinden yaplan bir eit eker 
, gayety  enlik, nee; k yafette zarafet veya sus, gosteri 
 gsterili, heybetli, gzel; cesur, yrekli, kahraman; kibar, nazik; ateli, 3k galIantly  nazik bir tavrla; gste rili surette; kahramanca, yiite 
   ,slk delikanll; kadn lara kar daima nezaket gsteren adam; 3sk;  kadnlara karl nazik; Sapkn;  ka dnlara karl nezaket gstermek; kadnlararefakat etmek; k giyinmek; akm be (I.) irtmek 
, gaIlipot  bir eit am sakzu 
 galon, ing 4,55 litre; ABD 3,78 litre gal 
, gayly (bak.) gay 
  oluk, yiv;  oluk amak 
  kazan, kr; yarar, fayda, men faat; artma, art;  kazanmak, kr etmek; varmak, ulamak; ileri gitmek (saat); iler lemek gains  kazan, gelir gain ground ilerlemek gain on one yarta (nde giden koucuya) yavas yava yaklamak, aradaki mesafeyi kapatmak gain the ear of birine  sz geirmek gain the upper hand ustn gelmek,galipolmak gain time vakit kazan (mak.)  
 kazanan veya ileri giden kimse veya ey; (bak.) full gainer 
 kazanl, krl gainfully  kazanla, kr ederek 
 (said) inkr etmek, reddetmek 
(bak.) against 
 yury, gidi; at yry gaited  belirli bir yryu hzna sahip 
 tozluk, getir gaitered  ge tirli 
 hdili kz gal hs gallon 
 (astr.) gkadaya ait; samanyoluna ait  
(bak.): lacto meter 
 Kral Arthur efsanelerin de kusursuz bir sil3hor; bahadr 
, galangale (bak.) galingale 
 ahl galantin, ke miksiz haslanml dana ve pili s 
pandomima tarznda bir eit glge oyunu, kukla oyunu  
, Galatz  Kalas (Ro manya'da bir ehir) 
 Galatya (Ankara, Yozgat ve :anklrl havalisinin tarihi ismi)
 (astr.) gkada, Sok byk yllde kmesi; bh samanyolu; sekin kimselerin toplants 
 (ecza.) eytantersi, kasn 
 sert rzgr, bora, frtna; ,siir hafif rzgr, esinti, meltem; kahkaha tufan 
 bataklk yerlerde yetien guzel kokulu bir bitki (bot.) Myrica gala 
 (og ae) (biyol.) baz iek veya bceklerin mifer eklindeki klsm 
 milttan sonra ikinci yz ylda yaam Yunanl bir doktor, Kalinos 
 (min.) iinde doal kurun slfr bulunan maden cevheri, kukurt kur unu, galen 
 yalancl kenevir otu 
 Galile'li; eski devir lerde Musevilerin Hristiyanlara verdikleri isim the Galilean Hazreti isa 
 ingiltere'de buyuk kilise lerin antresinde bulunan oda veya avlu 
 kark ve an lamsz sz, sama ve bo laf 
 havlcan, kulun otu, (bot.) Alpinia officinalis; zencefile benzer ko kulu bir kk; krk boum, (bot.) Cyperus longus  
 maz, yumru Gallo onek Fransa veya eski Gal'e ait 
, galliot  (den.) eski bir sava gemisi, hafif kadrga, ektirme 
kls gallon 
  srtmekten h3s1 olan yara; sinirlendirici herhangi bir ey; zayf nokta, kusur, rklk (bilhassa ip); bir arazide orak olan ksm;  srterek yara etmek; sinirlendirmek, kzdlrmak, incitmek, zmek, slkmak; srtnme ile yara olmak 13all ing  inciten, slkc
 mazl, aa uru gaIIapple  elma eklinde maz ga11 oak mazl meesi 
 cesaret, kahramanlk, yiitlik; kadnlara kar nezaket; kane soz veya davran 
, galliass  eskiden Ak deniz'de kullanlan byk kadrga 
 kalyon, eskiden zel likle ispanyollar tarafndan kullanlan yel  kenli ve krekli bir eit harp gemisi  
 dehliz, koridor; st kapal balkon; (cami, kilise veya tiyatroda) galeri; tnel; galeride toplanan halk; salon; (den.) (eski.) gemilerin k,c tarafndaki galeri; (mad.) galeri play to the gallery seyirciler ze rinde parlak bir tesir brakmaya almak; halkn sempatisini kazanmaya gayret etmek 
 kadrga, ektirme; eski za manlarda kullanlan bir veya daha fazla sra krekleri olan harp gemisi; byk ka yk; gemi mutfa; (matb.) dizilmi harfle rin konulduu tekne, gale gallev proof (matb.) ilk tashih galley slave Kadrgada allan krek mahkumu, forsa galley west ABD, kdili dzensiz knack galley west yere ykmak, altst etrnek 
 maz hsl edan sinek
 hareketli bir dans; bu dansn mzii galliass (bak.) galleass 
 Galya ile ilgili; Fransa'ya ait Gallican  Galya veya Fransa'ya ait; Fransz Katolik kilisesine an Gallicism  Franszcaya mahsus veya Franszcadan aln m terim Gallicise  Franszlatrmak, Franszlamak 
 og (gen.) saka bol orap veya pantolon; getir  
 karmakark ey 
 tavuk cin sinden gaIliot (bak.) galiot 
 Gelibolu 
 eczaclarn kullandl ufak toprak merhem kavanozu; (bak.) galipot 
 (kim.) galyum 
 gezip tozmak, zevk peinde komak, gnn gn etmeye (bak.) (mak.) 
 ABD (argo) aptal kimse 
  drtnala gitmek, ko (mak.), segirtmek; dortnala koturmak (at);  dortnala gidi; acele gidi 
 daraacl; (spor) barfiks gallows bird aslacak herif, ipten kazktan kurtulmu kimse 
 safra ta 
 (og galluses) ABD, (leh.) pantolon asks galoot (bak.) galloot 
 sratli bir dans, galop dans 
 bol bol 
 kalo, ksa izme 
 Iap lap yrmek  
 galvanik, galvanizme ait; elektrik arpmasna benzeyen gal vanic battery, galvanic pile galvanik batarya galvanic electricity galvanik elektrik 
 kimyasal kuvvetle husule gelen elektrik, galvanizm; t/b gal vanik elektrik cereyan ile tedavi 
 harekete getirmek, heyecanlandrmak, tahrik etmek; (mad.) gal vanizlemek, galvanizle kaplamak; galvanik cereyan geirmek; r,b elektrikle (adale) altrmak galvaniza'tion  galvanik ce reyan geirme, galvanize etme galvanized iron inko, sa, galvanizli demir 
 galvano metre, elektrik Iegi galvanometry  elektrik cereyan Ime ilmi galvanoplastic   galva noplastik  
 galva noplasti, galvanizm ile kaplama usul 
 galvanoskop 
 balina sruis; (argo) bacak 
 at slramasl; at gibi slrama 
 Gambia 
 Malaya'da bir bitkiden kan ve sakz gibi inenen veya boya i ipek veya altn srmadan lerinde kullanlan sarms renkte pekitiricimadde 
 (satran) oyununda daha iyi bir mevki kazanmak iin bir oyuncunun bir veya birka ta feda etmesi, gambit; bir konu tartmasn a  
  kumar oynamak; so nucundan emin olunmayan bir teebbse gi rimek; ansa bal bir ie girimek;  kdili tehlikeli teebbs gamble away kumarda kaybetmek gambler  kumarbaz gam bling  kumar oynama gambling (den.) kumarhane 
 Hint zamk, katalomba, gomagota; turuncumsu sar renk 
  srama, oyun;  s rayp oynamak 
 (at ve benzeri hayva nn) art ayak bilei gambrel roof (mim.) balk srt d am, Felemenk ats  
 oyun, elence; (spor); oyun partisi, parti; plan, tertip; av, ikr; av eti game bird av kuu game fish yakala nnca direnen balk game laws av hu kuku game theory (oyun, sava, tica rette) matematik hesap ile en isabetli hareket tarzn tespit etme game of chance kumar be off one, game oynaya cak halde olmamak make game of alay etmek, elenmek play the game usule gre oynamak, iyi sporcu olmak The game is up Plan suya dt  
 gzpek, yiit, cesur; av hay vanlarna ait gamely  cesurca game ness  yiitlik, yreklilik 
 k dili topal, sakat 
 av ,cantas 
 dvui horoZu 
 avlak bekisi  
 neeli, en; canl, hareketli 
 oyuncu; kumarbaz  
 (biyol.) cinsel hcre, gamet 
 cinsel; ancak ilkah ile mey dana gelebilen 
 kimsesiz ve babo dola an ocuk 
 kumarbazlk, kumar oy nama 
 gamma, Yunan alfabesi nin uunc harfi gamma globulin gamma globulin gamma rays gamma nlar 
 saka ya,sl kadn, kocakar 
  domuz etinin tuzlan m ve tutsulenmi but taraf;  domuz etini ttsulemek 
  tavla; tavlada mars;  mars etmek 
  (nlem) ing, k dili samalk, bo laf, aldatma;  bo laf etmek, hile yapmak; aldatmak; (nlem) Samalk (I.) Bo lafl 
 (den.) cvadray ba bo doslamasna tiringa halat ile balamak gam moning  cvadra tiringas gamo onek cinsiyetle ilgili; bileik gamous (sonek) evlilikle ilgili, ureme ile ilgili: monogamous  tek eli 
 ing, saka byk emsiye 
 bir eyin tamam, takm, seri; (mz.) gam 
 av eti kokusunu andran (bil hassa arlam av eti); cesur, yiit, gzpek 
(eski) began: (bak.) begin 
 erkek kaz; ABD (argo) bak Take a ganderl (argo) una bakverl 
, ganof  (argo) hrsz 
  ete; takm, ekip; guruh, suru; avene; yardaklar; ii takm; (mak.) alet takm;  takm olmak, ibirlii yapmak; kdili ete halinde saldrmak; iskorj gitmek, yurumek gang plow ok bakl pulluk gang up on ABD, (argo) saldrmak, kar gelmek 
 Ganj nehri 
 fazla uzun boylu, (colloq.) Ieylek gibi 
 t/b ganglion, sinir dm, lenfa bezi; ufak ur ganglion'ic  gangliona ait, ganglionlu 
 iskele tahtas 
  tlb kangren;  kan gren etmek veya olmak gangrenous  kangren olmu, kangrenli 
 gangster 
 (jeol.) gang  
 (nlem) yol, geit, pasaj; den ambarda eya arasndaki geit; guvertede bir ksmdan tekine geilen iskele;  iskele tahtas; (nlem) Yol ver (I.) Yal boya (I.) Destur (I.) 
 ocaklarn i tarafna doenen akmakta ve balktan ibaret bir cins tula 
 sumsuk kuu, (zool.) Morus bassanus  
  parlak, cill gibi (balk pulu);  (zool.) parlak pullu bir balk  
(bak.) gauntlet 
 (ask.) elleri denekli iki sra askerin arasndan geirilmek suretiyle uygulanan eski bir dayak cezas: iki veya her taraftan hcum; zucu durumlar run the gantlet sra daya yemek; birok kimsenin hmna uramak 
, gauntry  makas koprusu; dy sinyal iskeleti gantry scaffold (uzay) roket iin seyyar servis kulesi  
 eski Yunan efsa nelerinde mabutlarn sakisi; olan, put; (astr.) Jupiter gezegeninin unc ve en buyk uydusu  
, gaoler  (bak.) jail, jailer 
  (ped, ping) yark, rahne; geit; aralk, fasla; aklk, ayrlk;  yol amak, yarmak, aralk meydana getirmek 
  esnemek; azn ak tutmak, hayretten az ak kalmak; yarlmak, al (mak.);  esneme, hayretten az ak kalma: (zool.) ku veya balk aznn al miktar; ya rk, aklk the gapes esneme nobeti; bir ku, hastal  
 ing hayret uyan dran ,sey GAR kls Grand Army of the Republic gar (bak.) garfish 
 garaj, 
  kyafet, ustba, klk;  giy dirmek  
 p, sprntu; pis ve deersiz ey garbage man op 
 nohut 
  tahrif etmek, bozmak, be lirli paralar seip kt bir maksada alet etmek (yaz, sz);  tahrif, bozma; bo zulmu olan ey; maden alam  
 den gemi omurgas nn vanndaki dip tahtas ,burma tahtas
 (Fr.) olan, delikanl; garson; uak. 
  bahe; bostan;  alelade. garden hose bahe hortumu. Garden of Eden cennet bahesi. garden party gardenparti. botanical garden bitkilerin sergilendii bahe. kitchen garden sebze bahesi. market garden bostan. 
 bahvanlk etmek, bahede almak, ieklerle uramak. gardener  bahvan. gardening  bahvanlk.  
 gardenya. 
 zargana. 
 kocaman, iri; obur, doymaz. 
 (bayt.) inek memesinin iltihaplanmas. 
  gargara etmek, alkalamak;  gargara.  
 irkin bir insan yz veya hayvan bana benzeyen oluk az. 
 kolal erkek gmlei biiminde kadn bulz. 
 cafcafl, fazla ssl, gsterili; havai, hoppa. 
  elenk; antoloji, derleme eser;  elenkle sslemek. 
 sarmsak, (bot.) Allium sativum. garlicky  sarmsakl, sarmsak gibi. garlic mustard sarmsak otu, (bot.) Alliaria officinalis. 
  giysi, elbise;  giydirmek. 
  toplamak, biriktirmek;  tahl ambar. 
 (jeol.) grena, kymetli bir krmz ta, Il ta; Il ta rengi. 
  donatmak, sslemek; bir servis tabandaki yemein etrafn sslemek; (huk.) haczetmek;  ssleme. garnishment  ssleme; haciz. 
 (huk.) haczetmek, haciz koymak, hacze balamak. 
 garnitr, ss. 
 tavan arasndaki oda. garreteer'  tavan arasnda oturan kimse. 
  garnizon; garnizonun bulunduu yer;  garnizon kurmak; bir ehre asker yerletirmek. 
  spanya'da eskiden uygulanan vidal demir halka ile boarak idam cezas; bu cezann uygulanmasnda kullanlan alet; soymak maksadyle birinin boazn skma;  boarak idam etmek; boazn skarak soymak. 
 gevezelik, boboazlk. 
 ok konuan, geveze, boboaz. garrulously  gevezelikle, boboazlkla. 
  orap ba, dizba, jartiyer; b.h. ngiltere'de dizba nian;  orap ba ile balamak. garter snake Kuzey Amerika'ya mahsus zehirsiz ufak ylan, (zool.) Thamnophis. 
 manastr ve katedralin kk avlu veya bahesi. 
 (o.) es, -ses)  (-sed,-sing) gaz, havagaz; (A.B.D.) benzin; anestezide kullanlan gaz karm; zehirli gaz; (midede) gaz; (mad.) patlayc metan karm; (argo) olaanst ey; fevkalade durum; (argo) bo laf, anlamsz sz; (argo) insana zevk veren herhangi bir ey;  gazlamak, gaz vermek; gazla zehirlemek; samalamak, atmak. gas burner havagaz memesi, bek. gas engine gazla ileyen makina. gas fixtures gaz borular ile musluklar. gas jet gaz alevi; gaz memesi. gas gangrene (tb.) gazl kangren gas main havagaz ana borusu. gas mask gaz maskesi. gas meter gaz saati, gaz sayac. gas oven havagaz frn. gas station A.B.D benzin istasyonu. coal gas kmrden elde edilen havagaz. poison gas ze- hirli gaz. Step on the gas. Gazla. Gaza bas. (argo) abuk ol. (colloq.) Pergelleri a. 
 gaz toplamaya mahsus torba; (argo) laf ebesi, atc. 
  vnme; vnmek.
 gazl, gaz gibi; bo, ozsz, hafif. 
  uzun ve derin yara;  yaralamak. 
 gaz haline koyma.    
 gaz haline koymak, gaz yapmak; gazlamak. 
 conta; (den.) kalete, yelkeni ksmen kapatmak iin kullanlan kstek; kalafat etmeye mahsus ktk. 
 gaz . 
 havagaz memuru. 
 A.B.D benzin. 
 A.B.D gazler; (ng.) gazometre. gasometry  gaz Ime bilgisi.  
  solumak, nefes nefese kalmak, nefesi kesilmek; nefesi kesilerek sylemek, soluyarak konumak;  soluma, nefes. at the last gasp son nefesinde, lmek zere.
 gazl, gaz gibi; (k.dili.) geveze. 
 karn ars. 
 (tb.) mideye ait, midevi. gastric fever mide hummas. gastric juice mide suyu. gastric ulcer mide lseri. 
 (tb.) mide iltihab, gastrit.
(nek) mide ile ilgili.
 (tb.) mide ve barsaklarn iltihab. 
 (tb.) gastroloji, mide bilimi. 
 midesine dkn kimse.
 iyi yiyip imekle ilgili. 
 iyi yemek yeme ve yemekten anlama sanat. 
 (zool.) karndanbacakl.
 (tb.) midenin iine bakmaya yarayan cihaz. 
 (tb.) mide ameliyat. 
 havagaz tesisat veya deposu. 
 dar kanal. 
 (argo) tfek, tabanca. 
(eski.) got.  
  kap; da geidi, kanal kapa; (ma veya temsilde) temin edilen bilet haslat; byk valf; (elek.) sinyal cereyan ile ileyen anahtar; dokmclk kalb doldurmak iin alan delik, boaz; bu boruyu dolduran ma(den.) gatecrasher  (k.dili.) parasz veya davetiyesiz giren kimse. gatehouse  kapc odas. gatekeeper  kapc. gateleg(ged) table alr kapanr ayakl kanatlar olan masa. gatepost  kap svesi. between you  and me and the gatepost sz aramzda. gateway  geit, giri. Cilician Gates Klek Boaz.  
 toplamak, bir araya getirmek; devirmek; semek, biriktirmek; ymak; kazanmak; anlamak, sonu karmak; bzmek, krma yapmak; toplanmak, bir araya gelmek; artmak, (o.)almak; (matb.) sayfalar sraya koymak, harman yapmak; (tb.) toplanmak (cerahat) gather up bir araya getirmek, toplamak gather oneself up toparlanmak, kendini toplamak. a gathering storm frtna havas. A rolling stone gathers no moss. Yuvarlanan ta yosun tutmaz. leyen demir pas tutmaz. be gathered to one's fathers atalarnn arasna katlmak, lmek. 
 toplant, toplanma; topluluk; i, cerahat, apse.
eski model mitralyz.
(ks.) General Agreement on Tariffs and Trade.
 acemi, beceriksiz, savruk. 
 acemice tavr, beceriksizlik. 
 ss, deersiz ss. 
 ar ssl, cicili bicili, zevksiz. gaudily  gsterili surette. gaudiness  ar ssllk. 
 ngiltere niversitelerinde yllk ziyafet. 
 lmek; tartmak, tahmin etmek, lsn bulmak.
 mikyas, I; ebat; miktar; gey, lme aleti; kalibre; demir yolu raylarnn arasndaki aklk; (den.) geminin bir dierine veya rzgra gre bulundugu yer; (den.) dolu iken geminin ektii su. broad gauge geni hatl (demiryolu) have the lee gauge of (bir geminin) rzgr altnda bulunmak. have the weather gauge of (bir geminin) rzgr stnde bulunmak. narrow gauge dar hatl (demiryolu) rain gauge yamur geyci, yamur Ier. steam gauge buhar geyci. take the gauge of tartmak, hesaplamak. wind gauge rzgr geyci.
 Fransa'nn eski ad, Gal; Galya; Gal'li Fransz. Gaulish  eski Gal dili. 
 zayf, ince, kuru, gdaszlktan kurumu; kasvetli, skc. 
 zrh eldiveni; uzun eldiven take up the gauntlet meydan okuma mahiyetindeki daveti kabul etmek. throw down the gauntlet meydan okumak. 
(bak.) gantlet. 
(bak.) gantry. 
 manyetik alan I birimi. 
 tl, ince ve seyrek dokunmu kuma; kafes tel; pus, duman. gauzy  tl gibi, hafif; effaf. 
 (tb.) lastik sonda ile besleme. 
(bak.) give. 
 bir toplantda oturumun aldn ilan iin bakann masaya vurduu tokmak. 
 (ng.) miras erkek evltlar arasnda eit olarak eski bir taksim usul. 
 eski bir Fransz dans, gavot dans veya mzii.  
 (k.dili.) ahmaka bakmak;  ahmak veya hantal kimse. gawky  hantal, eli ie yakmaz. 
 neeli, en, keyifli; parlak, canl; zevk ve sefa dkn; sefih; (argo) ibne. gaily, gayly  neeyle. gayness  nee. gayety (bak.) gaiety. 
 A.B.D, (argo) adam, delikanl. 
  gzn dikip bakmak;  dik bak.  
 gr sahas geni olan balkon veya taraa, manzaral ev; (A.B.D.), (argo) adam, delikanl. 
 burnundan ziyade gz ile av kollayan kpek. 
 ceylan, ahu, gazal, (zool.) Antilope dorcas. 
  gazete, ingiltere'de resmi gazete;  resmi gazetede iln etmek. 
 atlas, atlastaki bilgi, corafya isimleri indeksi.. 
 (jeol.) geni yuka, (bak.) anticline. 
  (mak.) dili; dili takm; vites, anjman; donanm, tertibat; elbise; eya;   viteslemek; donatmak: giydirmek; uymak, uydurmak. gear box, gear case dili ark mahfazas. gear down yava gitme ayar vermek. gear shaft dili mil. gearshift  (oto.) vites. gear wheel dili ark. bevel gear konik dili ark. high gear nc vites. in gear viteste. low gear birinci vites. out of gear bota, ilemez halde. shift gears vites deitirmek.  
 (zool.) scak memleketlere mahsus ufak bir kertenkele. 
G harfi. 
 (A.B.D.), (k.dili) uygun gelmek. 
unlem at veya kz srerken "saa git" manasnda kullanlan bir (nlem): Deh! Haydi ! 
(nlem) hayret ifade eden nlem: Ya ! yle mi? Allah Allah ! 
(bak.) goose. 
 (argo) ihtiyar, bunak erkek. 
balk koftesi. 
 Cehennem. 
(fiz.) radyoaktivite Ime arac.  
 geya.
gaysler tb.
  (kim.) koloit  koloit haline gelmek, jelatin gibi olmak; (bak.) jell. 
 jelatin; tutkal hulsas. gelat'inous  jelatinli, jelatin gibi.
 dondurma, katlatrma; donma, katlama. 
 hadm etmek, idi etmek, enemek, burmak; esasl bir eyden mahrum etmek; kuvvetini kesmek, zayf drmek. gelding  idi edilmi beygir. 
 buzlu, buz gibi donmu, souk. 
 gelignit, jelatinli dinamit.  
  (med, ming) kymetli ta, cevher; cevher gibi kymetli ve gzel ey; hafif bir eit pasta;  kymetli talarla sslemek, tezyin etmek. 
 ift olmak. gemina'tion  ift yapma. 
 ift olarak bulunan. 
 kizler burcu, Cevza.  
 (o.) gemmae) (bot.), (zool.) tomurcuk, yaprak tomurcuu; baz bitki ve hayvanlardan ayrlp bamsz yaayan ksm. 
  (biyol.) tomurcuklanan, tomurcuklar vastas ile yeni filiz veren;  tomurcukla (o.)almak. gemma'tion  (biyol.) tomurcuklanma, tomurcuklarla (o.)alma. 
 (biyol.) tomurcuk hsl eden; tomurcuklarla (o.)alan. 
 kk tomurcuk. 
 cevherli; cevhere benzer. 
 ng (tar.) meclis.  
 (zool.) Gney Afrika'ya mahsus boynuzlar uzun ve ince iri ceylan. 
 kymetli ta, yontulmam kymetli ta. 
 (Al.) sevimli, misafirperver, tatl, ho. (gen.) (ks.) gender, general, genitive, genus. Gen. (ks.) General, Genesis. 
 jandarma. 
 jandarma gc.
 (gram.) ismin cinsi, cinsiyet. common gender her iki cins iin ortak olan kelime. feminine gender (diil.), mennes. masculine gender (eril.), mzekker. neuter gender camit, cansz, ntr. 
 (biyol.) jen. 
 soy veya ecereye ait, ecereli. genealogical tree ecere. genealogically  nesep eceresi bakmndan.  
 nesep, ecere, silsile, soy; nesep tetkiki. genealogist  nesep mtehasss, ecereci. genealogize  nesep tetkiki ile megul olmak. 
(bak.) genus.  
  umumi, genel, klli; umuma ait, mull; iinde her ey bulunan; kesin olmayan, takribi;  umum, avam, halk; (ask.) general. general average (den.) byk avarya. general cargo (den.) kark yk. general delivery postrestant, postanede sahibine teslim olunan mektup. general eIection genel seim. general officer (ask.) albaydan yksek rtbeli subay, general.  general orders (ask.) btn orduya amil olan emirler. general practitioner (tb.) ihtisas olmayan doktor, pratisyen hekim. general purpose her ite kullanlabilen, her gayeye uygun. general resemblance umumi bir benzeyi. general rule genel kural. general staff (ask.) genel kurmay, erkn harbiye. general strike genel grev.  as a general rule genellikle, umumiyetle. attorney general ba savc, mddeiumumi. brigadier general tugeneral. full general orgeneral. in general genel olarak, hi bir zellii olmadan. Iieutenant general korgeneral. major general tmgeneral. generally  genellikle, umumiyetle.  
 it. bakumandan. 
 genellik, umumiyet, umumilik. generalities  genel konular, kesinlik ifade etmeyen sz .
 genelletirme, umumiletirme, genellik, umumilik, hepsini bir tutma, genel sonu karma.
 genelletirmek, umumilestirmek, tamim etmek, genel bir fikir vermek; herkese temil etmek; (gz. san.) ayrntlarn belirtmeden genel olarak tamamlamak; (tb.) hastal umumi bir hale koymak; (tb.) yaylmak; umumilemek. 
 generallik; bir generalin askeri bilgi ve ynetme yetenei; nderlik, baskanlk, liderlik. 
 husule getirmek, vcut vermek, hsl etmek; ocuu olmak, dourmak, yavrulamak; (geom.) izmek. 
 zrriyet husule getirme, dou, douru, tenasl; nesil, soy, zrriyet, batn; vasat olarak insan nesli farzedilen otuz yl. generation gap aile ile ocuk arasndaki gr farkndan doan anlamazlk. 
 tenasl kabiliyeti olan; dou ve dourua ait. 
 (elek.) jenerator, dinamo; douran veya meydana getiren kimse; hsl edici cihaz. 
 (o.), -trices) (geom.) yapc izgi; douran dii. 
 cinse ait, fasileye ait; genel, umumi; mull, geni kapsam olan. generically  kendi cinsine ait zellikleri tayarak.
 cmertlik, li cenaplk. 
 cmert, alicenap, eli ak; asil; mebzul, bol, bereketli; verimli, mmbit; sert, arpan (iki) generously  cmerte. generousness  cmertlik. 
 hilkat, yaratl, meydana gelme; balang, mebde, mene; b.h. Tekvin. 
 sansara benzer bir hayvan. 
 bir eyin aslna ait; jenetige ait genetic heritage (biyol.), (psik.) kaltm. genetically  jenetik bakmndan, jenetik yoluyla. 
 (biyol.) jenetik, soyaekim olaylarn inceleyen biyoloji dal. 
 ard raks. 
 Cenevre. 
Cengiz Han. 
 gler yzl, en, ho; msait; hayat verici. genially  gler yzl olarak, hoa giden bir davranla. genial'ity, (gen.)'ialness  sempatik olu, sevimlilik, nezaket.  
 diz gibi mafsallar olan; diz gibi bklm. 
 cin, peri. 
 katrtrnag, (bot.) Genista scoparia, Genista luncea. 
  tenasl uzuvlarna ait;  (o.) tenasl uzuvlar. 
 (o.) tenasl organlar. 
  (gram.) isim ve zamirlerin -in hali.
(nek) tenasl organlarna ait.
 (anat.) tenasl ve idrar yollarna ait. 
 (co. geniuses) deha, stn kabiliyet, istidat, yetenek, zel vasf, ozellik, hususiyet; dahi. 
(co. genii)  cin, peri, insan kaderine hkmeden kimse; biri iyi ve dieri kt iki periden biri; eski Roma mitolojisinde bir kimseyi veya yeri himaye eden cin. 
 Cenova ehri. Genoese   Cenoval, Cenevizli(ler) 
 krm, katliam. 
 tarz, tr, nevi; (gz. san.) gnlk hayat tasvir eden tarz. 
 Japonya'da eskiden toplanan emekli devlet adamlar heyeti.  
(o.) gentes) (antro.) erkeklerden hesaplanan soy silsilesi; eski Roma tarihinde kabile, geni soy. 
 (argo) erkek, adam. gent. (ks.) gentleman, gentlemen.  
 soylu, kibar. (Bu kelime simdi kltc bir anlamda kullanlabilir) genteelly  kibarca, zarif bir ekilde.  
 ylan otu, (bot.) Gentiana lutea; (ecza.) bu bitkinin kknden yaplan bir kuvvet ilc. red gentian kzl kantaron, (bot.) Gentiana purpurea.  
  dinsel edebiyatta Musevi olmayan kimse;  Musevi olmayan; putperest; Romallarda bir kabile veya millete ait; herhangi bir rka veya memlekete verilen isme ait. 
  (baz.) asa. asalet; asalete has vasflar, kibarlk; (o.) sahte kibarIk.  
 nazik, yumuak huylu, kibar; tatl; Iml, mutedil; soylu, asil; hafif, latif. gently  yavaa, tatllkla, efkatle, nezaketle. gentleness  tatllk, nezaket, efkat. 
 (o.) soylu kiiler, yksek tabaka. 
 (o.) men) kibar adam, efendi, terbiyeli adam, nazik adam, iyi bir aileye mensup erkek, elebi, centilmen. gentleman' agreement karlkl sz vermeye dayanan anlama gentlemanat arms i kral muhafzlarndan biri gentleman farmer kendi zevki iin iftlik ileten efendi. gentlemaninwaiting  kraln maiyetinde hizmet eden asilzade. gentleman of fortune avantriye, maceraperest adam; (eski.) korsan. gentlemanly  efendiye yakr.  
 iyi bir aileden gelen kadn, hanmefendi, kibar kadn. 
 (o.) ngiltere'de orta snf; aydn tabaka, belirli bir snfa kltc nitelikte verilen isim: the lightfingered gentry yankesici takm. 
 diz kmek  (bilhassa ibadette) genuflec'tion, genuflex'ion  diz kme (bilhassa ibadette) . 
 hakiki, gerek, mevsuk, taklit veya sahte olmayan; asli; iten gelen, samimi. genuinely  gerekten, hakikaten. genuineness  itenlik, samimiyet, gerek olu, hakikilik. 
(o.) genera)  (biyol.) birka trden meydana gelen cins; nevi, ksm, takm.
onek yeryzne ait.
 yerkresinin merkezine ait; bu merkezden grlen veya llen; merkez olarak yerk- resine ait olan. 
 (jeol.) ii billurlu deirmice ta; byle bir tan iindeki oyuk. 
 yeryz lmesi ile ilgili. geodesic dome fabrikada yaplan genlerden meydana gelen ve kubbe eklinde olan hafif bina. geodesic line (mat.) bir krede iki nokta arasnda izilen en ksa izgi. 
 yeryz dzlemini Ime bilgisi. 
(bak.) geodesy. 
 kayalar bilgisi, kayalarn madeni oluumlarndan, snflarnrndan ve bulunduklar yerlerden bahseden ilim. 
 corafya; corafya kitab. geographer  corafya uzman, corafyac. geograph'ic(al)  corafyaya ait, corafi. geograph'ically  corafi olarak. geol. (ks.) geology. 
 (jeol.)oji, yerbilim. geo 
 dnyann manyetik ekimi. 
 fal bakma, remil atma. geomancer  falc. geoman'(tic.)  falcla ait. 
 geometri uzman, hendeseci. 
 geometrik, hendesi; geometrik sekillerle sslenmi eski Yunan mleklerine ait geo- metric progression geometrik artma ve eksilme. geometric propcrtion, geometric ratio geometrik orant, geometrik balant. geometric tracery (mim.) kargir binalarda geometrik ekillerle yaplan oyma ss. geometrically  geometrik olarak. 
 (zool.) trtllar yeri oler gibi yryen birka esit pervane.  
 geometrik usullerle almak, geometri ile ugramak.  
 geometri, hendese. 
 yeryz ile ilgili, jeomorfik. 
 toprak yeme alkanl. 
 jeofizik. 
 siyasi ve iktisadi corafya; jeopolitik. 
 tarmsal, ziraata ait, zirai. geoponics  tarm bilimi. 
 erkek ismi. By George ! Maallah ! Vallahi ! St. George' Day eski takvimde 23 nisana tesadf eden Sen Jorj yortusu, Hdrellez. 
 jorjet, ince ipekli kuma.
 Amerika Birleik Devletlerinden biri; Grcistan. 
 George isimli drt ngiliz kral zamanna ait, 1714-1839; Amerika Birleik Devletlerinin Georgia eyaletine ait; Grc, Grcistan'a ait, Grc diline ait. 
  iftilie ait iir;  zirai. 
 arz kresinin iindeki tazyikler ile ilgili.  
 (jeol.) ta tabakalannn geni bir sahada aaya kt mntka. 
 yeryuvarlann ss ile ilgili, bu s ile snan veya ileyen. 
 (biyol.) yeredorulum. 
 tr, sardunya iei, (bot.) Pelargonium. geranium grass Mekke saman, (bot.) Andropogon scoenan thus. feather geranium nezle otu, (bot.) Chenopodium botrys. 
 Garbillinae familyasnn kemiriciler takmndan arka bacaklar uzun olan tyl kuyruklu ufak bir hayvan. 
 ihtiyarlarn shhi durumu ile ilgili. geriatrics  ihtiyarlarla  ilgili tp ihtisas. geriatric'ian  ihtiyarlk hastalklar mtehasss. 
 mikrop; tohum, tohum veya yumurtada bulunan asl hcrecik, tohumun z; asl, balang. germ plasm (biyol.) tohumda bulunup irsi hususiyetleri nakleden madde. germ theory (biyol.) canl organizmalarn yalnz canl tohumlar vastasyle husule gelebilecei teorisi. germ warfare savata mikrop kullanlmas.  
  (o.) -mans) Almanya veya Almanlara ait;  Alman, Almanca. German measles (tb.) bir eit hafif kzamk hastal, kzamkk. German script Almanlara mahsus yaz. German silver Alman gm, beyaz metal. High German standart Almanca. Low German Hollanda ile Belika ve Frizya dillerinin toplam; ngilizce, Felemenke ve benzerlerinin toplam; kuzey bat Almanya'da konuulan Almanca. Germanic   Almanya veya Almanlara ait; kuzey bat'Avrupa'ya ait;  German dil ailesi (Almanca, ngilizce ve Norvee dahil) Germanism  Alman dili veya Alman dili zellii. 
 z (akraba): cousin german kuzen. 
 ksa mahmut otu, yer meesi. wall germander yer meesi, meecik, (bot.) Teucrium chamaedrys. water germander sarmsak otu, (bot.) Teucrium scordium. 
 ilgili, alkal, mna sebeti olan. 
 Almanya. 
  mikroplar kran madde;  mikrop ldrc, antiseptik. 
 tohum veya mikrop kabilinden; oluum safhasnda (madde veya fikir) 
 filiz vermek, srmek, filizlenmek; gelimeye balamak. germina'tion  filiz verme, srme, filizlenme ger'minative  filiz vermeye ait.  geronto- (nek) ihtiyarlkla ilgili. 
  (seim blgesini) bir siyasi partinin menfaatine uygun gelecek sekilde ayarlamak.
 (gram.) Latincede isim olarak kullanlan fiillerin bir ekli, ngilizcede isim olarak kullanld zaman -ing ekli: Swimming is fun.  
 (gram.) Latincede bir mecburiyet ifade eden fiilden tretilen sfat: ''grlecek", ,"okutulacak" gibi. 
 alta. 
 (psik.) getalt. 
 Alman Nazi rejiminde gizli polis tekilt, Gestapo. 
 gebelik; gebelik sresi. 
 bedensel, zellikle dansa ait hareketlerle ilgili. 
 sz sylerken el hareketleri yapmak, jestler yapmak. gesticula'tion  jestler yapma. gestic'ulator  konuurken eliyle hareketler yapan kimse. gestic'ulatory  jest kabilin(den.) 
  hareket, jest, dikkati ekmek iin yaplan hareket;  el ile hareket yapmak, jest yapmak. gestural  el hareketlerine ait.
(nlem) ok yaayn ! (aksran bir kimseye sylenir) 
 (got, got, A.B.D gotten, getting) almak, ele geirmek elde etmek, tedarik etmek; yakalamak; gtrmek; hazrlamak; yaptrmak; sebep olmak; (netice olarak) bulmak; grenmek; (hastala) tutulmak, olmak; balant kurmak; (trene) yetimek; gebe brakmak (gen.) hayvan); malik olmak; kazanmak; (k.dili) anlamak; (k.dili) vurmak, isabet etmek; (argo) artmak; (argo) ilgi ek- mek, hoa gitmek; sinirlendirmek; (argo) far- kna varmak; getirmek; varmak; gelmek, gitmek, yer deitirmek. get about yaylmak; dolamak; ortalkta grnmek. get across aklamak, anlalmasn salamak. get ahead ilerlemek. get ahead of gemek, geride brakmak, stn olmak. get along gitmek, ayrlmak; geinmek, idare etmek; baarmak; anlamak, uymak; yalanmak. get around yaylmak; gezinmek; ortalkta grnmek; bir ey elde etmek iin yalamak; stnden atmak, yolunu bulup kurtulmak. get around to ge yapmak, eli ge demek. get at varmak; demek istemek; balamak, yapmak; (k.dili) etkilemek. get away kamak, gitmek, kurtulmak, savumak; (kouya) balamak. get away with (argo) phe uyandrmadan veya ya- kalanmadan atlatmak. get back geri dnmek. get back at (argo)  almak. get by gemek, yetmek; (k.dili) gecinmek; (k.dili) yakay ele vermeden yapmak. get down inmek, aa inmek; not etmek, yazmak. get down to balamak. get drunk sarho olmak. get even (with) hakkndan gelmek. get home eve varmak; dnmek. get in girmek; sokmak; katlmak; (rn) kaldrmak get in good with (argo) gzne girmek. get in on faydalanmak, payda olmak. get in a word edgewise laf so- kuturmak. get in supplies erzak almak. get into girmek. get it (k.dili) anlamak; cezalanmak. get it into one' head kafasna sokmak; anlamak. get married evlenmek. get near yaklamak. get nowhere baarsz olmak. get off inmek; ayrlmak; kurtulmak; sylemek. get (some one veya something) off karmak; kurtarmak. get (a thing) off one' chest iini dkmek. get on binmek; uyumak, anlamak; idare etmek. get on one' feet ayaa kalkmak; kendini geindirecek hale gelmek. get on one' nerves sinirine dokunmak. get (a person veya a thing) on the brain (k.dili) ( bir kimse veya eyi) aklndan karamamak, aklna taklmak. get one' back up inat etmek, kzmak; kzdrmak get one' goat (argo) kzdrmak, (slang) keileri kartmak. get one' hand in eli almak, usta olmak. get her hooks on (argo) (erkee) kancay takmak. get ones way istediini koparmak, hile ile veya steleyerek istediini elde etmek. get out ayrlmak, kamak; ortaya kmak, szmak; yaynlamak; glkle sylemek; karmak. get out from under (kark bir iten) syrlmak. get out of-(den.) almak; kurtulmak; kurtarmak; ayrlmak. get out of bed on the wrong side solundan kalkmak. get out of hand aprak hale gelmek, dizginlenemez hale gelmek, rndan kmak. get out of one' depth derin suya girmek; bandan buyk ie girimek. get out of (sig.)ht gz nnden gitmek, ortadan kaybolmak. get over (hastal, fkeyi) atlatmak; aklamak, anlalmasn salamak get ready hazrlamak, hazrlanmak. get religion birden dine balanmak. get rid of kurtulmak, bandan savmak, atmak. get round yaylmak; gezinmek; yolunu bulup kurtulmak. get the better of, get the best of stn kmak. get the drop on haberi olmadan silh ekmek; kazanl bir durumda olmak. get the hang of manasn kavramak; iletme srrn renmek. get there (k.dili) amacna ulamak, baarmak. get the upper hand kazanmaya yztutmak. get through bitirmek; geirmek, gemek; geinip gitmek. get through to balant kurmak; anlamasn salamak. get tired yorulmak. get to balamak; yapabilmek; balant kurmak. get together toplanmak, bir araya gelmek; anlamaya varmak; toplamak. get up kalkmak; binmek, trmanmak, kmak; dzenlemek, hazrlamak; uydurmak; edinmek, gelitirmek. get up steam istim kaldrmak; hzlanmak; evklenmek. get used to almak get wet slanmak. get wind of sezmek, kokusunu almak, duymak. get with (argo) ilgilenmek, uymak. Bak. got.
 yavru, hayvan yavrusu. 
 kap kurtulma, paay kurtarma. 
 elbise takm; yapl, tertip; ncecilik, getupandgo  oncecilik. 
 oyuncak, cicili bicili deersiz ey, biblo.  
 (ng.) suyu abuk stmaya mahsus kazan, ofben. 
 faslalarla scak su fkrtan kaynak. 
 Gana. 
  dehetli, korkun, iren; l gibi, sapsar;  dehetle, lrcesine .
 Hindistan'da da geidi; (o.) Gney Hindistan'n dousunda ve batsnda bulunan da silsileleri; bir rmaa inen merdiven. burning ghat byle bir merdivenin banda Hindularn llerini yakmaya mahsus meydan.
 gazi. 
 Gazne, Afganistan'da bir ehir. 
 Hindistan'da manda st yan eritip kaynatarak yaplan sadeya. 
 Gand, Belika'da bir ehir.  
 ufak salatalk, turuluk hyar, adi veya yabani hyar.  
 bir ehirde, mahrumiyet iinde yaayan aznlk mahallesi; ortaada baz Avrupa ehirlerinde Musevi mahallesi.  
 ruh, can: hayalet, hortlak, heyul, tayf; cin; iz, glge. ghost town ahalisi olmayan metruk kasaba. ghost writer bir dierinin hesabna ve onun ismi altnda makale veya kitap yazan kimse. give up the ghost lmek, ruh teslim etmek. Holy Ghost Ruhlkuds. There isn't a ghost of a chance. En ufak bir ihtimal bile yoktur. ghostly  hayalet gibi; manevi. 
 gulyabani, cad; mezar hrsz. ghoulish  cad gibi.; (ask.). 
, (ng.) glamour   gz kamatrclk, sathi cazibe, sahte parlaklk;  bylemek, teshir etmek. glamorous  cazip, gz alc. glamorously  cazip bir ekilde, byleyici bir surette. glamorize  ekici bir hale getirmek. 
 (anat.), (bot.) bez, gudde; ifrazat hcresi; torba; (mak.) salmastra bilezii, salmastra kovan; derece kenedi. 
 (bayt.) at cinsinden hayvanlara mahsus nezle gibi fakat ok tehlikeli bir hastalk, saka, ruam. glandered  bu hastala tutulan.
  dev, dev gibi kimse veya ey:  iri, cesim, kocaman, muazzam. giant powder bir eit dinamit. giant star (astr.) dev yldz. giant stride dev adm. mental giant ok akll adam, deha. There were giants in those days. Atalanmz bizden yksek adamlard. giantess  dii dev, dev gibi kadn. giantlike  heyul gibi, korkun.  
 gvur. 
 (mak.) ivi, pin, saplama; erkek kedi. 
  ok abuk ve anlalmaz ekilde konumak:  bu ekilde konuma. 
 abuk ve anlalmaz sz, kark sz.  
  daraac; (mak.) mauna kolu;  daraacna asmak: tehir etmek, rezil etmek. 
 Hindistan ve Malezya' ya mahsus kuyruksuz ve uzun kollu ebek. 
, gibbose  dbkey; kambur. gibbosity, gib'bousness  dbkey olu. gibbously  dbkey olarak. 
  alay etmek, elenmek; (slang) dalga gemek;  alay, istihza.   
 (o.) tavuk pimeden evvel karlan yenebilir ksmlar (yrek, cier, kat )  
 Cebelitark. 
  ba dnm, ba dnen; sersemletici, ba dndrc (ykseklik veya dnme hareketi); hoppa, terelelli; sersem, beyinsiz:  sersemletmek, sersemlemek. giddily  ba dnerek, sersemlemi olarak. giddiness  ba dnmesi, sersemleme. 
  hediye, armaan; istidat, hner, kabiliyet; Allah vergisi, atiye, ihsan; (huk.) hibe, hediye verme hakk;  hediye vermek, hibe etmek. Don't look a gift horse in the mouth. Bahi atn diine baklmaz. gifted  kabiliyetli, hnerli. 
 iki tekerlekli tek atl hafif araba; (den.) kik, bir eit hafif filika; bir eit zpkn; (mak.) kuma kabartma tezgh, piko tezgh. giga (nek) bilyon (109) 
 dev gibi, deve ait; kocaman. 
 kocaman, cesim, csseli.
  kkr kkr glmek;  kkrdama. giggly  kkrdamaya meyli olan. 
 (ng.) hoppa ve oynak kz. 
 jigolo, tokmak. 
 ortaalara mahsus bir eit ufak keman; eski bir ingiliz dans. 
 (elek.) mknats iletme gc l birimi. 
 (gilded veya gilt) altn kaplamak, yaldzlamak; tezhip etmek, sslemek, telleyip pullamak; parlamak; parlak gstermek. gilded youth varlkl ve moda dkn genlik. gild the pill skc bir eyin etkisini azaltmak iin bir are bulmak.
(bak.) guild. 
 altn kaplama; yaldz. 
 litrenin dokuzda biri kadar bir sv l birimi.  
  solunga, galsame; mantarn alt tarafndaki balk kulana benzer ksm; horoz veya tavuun enesi altndaki sarkk krmz et paras, sakal; (k.dili.) insanlarda yz ve boyun nahiyesi:  ayklamak (balk); sk ala balk tutmak. gill cover solungac koruyan kemik. gill net sk dokunmu balk a. green around the gills grnte  rahatsz. to the gills tepesine kadar, alabildii kadar (dolu) 
 skoya'da eski devirlerde derebeyi ua, imdi avc veya balk yardmcs; sirk eyasn tayan kiralk yk arabas.
 ebboy; krmz ebboy, (bot.) Matthiola incana; bir eit parlak koyu krmz elma.  
  (bak.) gild; yaldzl, ssl, mzehhep;  yaldz. giltedged  kenar yaldzl; birinci snf, mkemmel, la. 
 (o.), (den.) pusulann yalpalklar, yalpa emberleri. 
  bir eye yaramamayan anlamsz ss, degersiz ssl psl ey;  cafcafl, cicili bicili. 
 burgu, delgi, matkap. 
 A.B.D herhangi bir eyin etki veya cazibesini artrmak iin ilve edilen sahte ksm veya unsur; kk cihaz. gimmicky  A.B.D hileli taraflar ok olan, yutturmaca.
 (argo) topallama; topallayan kimse; canllk, nee. 
 ipek veya srma erit; kaytan; tel sarl olta ipi; dantela iin kullanlan kaln iplik. 
 cin (iki) 
  (ned,ning) iidi pamuktan ayran makina, rr; (mak.) makara; mauna; tuzak;  pamuk ekirdeklerini karmak; tuzaa drmek. gin block (mak.) vin tornosu. gin rummy bir eit iskambil oyunu. 
  zencefil, zencefil kk; (argo) canllk;  zencefil katmak; canlandrmak. ginger ale zencefilli gazoz. gingerbread  zencefilli orek; gsterili ss. gingerbread tree dum aac, (bot.) Hyphaene thebaica gingersnap  zencefilli rek. 
  yavaa, ihtiyatla;  yava, ihtiyatl, tedbirli. 
 alaca dokuma, izgili pamuklu kuma. 
 di etlerine ait. 
 in'den Amerika'ya getirilen ve meyva da veren bir ss aac.  
 sinseng; in'de il yapmnda ok kullanlan bir eit kk. gipsy (bak.) gypsy.
 zrafa, (zool.) Giraffa camelopardalis. 
 kollu amdan; fskye; ufak tal bir eit kpe; arkfelek fiei. 
 ok parlak bir eit aynems ta, opal; yerelmas.  
 (-ed veya girt) kuak sarmak; kayla balamak, sarmak, evrelemek; kuatmak, ihata etmek; giydirmek; hazrlamak, tehiz etmek. 
 (mh.) kiri, belleme kirii, hatl, yollama, direk. 
  kuak, kemer; korse, kuak gibi saran herhangi bir ey; aacn zerinde kuak eklinde kabuu soyarak yaplan halka; yzk ka;  kuatmak, kuakla sarmak; kabuunu soyarak aac kurutmak. 
 kz; hizmeti kz; sevgili. girl friend yakn kz arkada; bayan dost. girl scout A.B.D kz izci. girlhood  kzlk ag. 
 gen kz gibi, kza benzer, gen kzlara yakr. girlishly  kz gibi. girlishness  gen kzlk hali. 
(bak.) gird. 
  evre; kolan; kuak;  kuak takmak. 
 A.B.D, (argo) ismi veya grevi tam olarak belli olmayan ara, cihaz; kumarda stnlk salayan veya uur getiren herhangi bir ey veya yol, uur.
 z, meselenin esas, hulsa, zet. 
 (mz.) eski zamanlarda kullanlan bir eit gitar; (bak.) cithara. 
 (gave, given) vermek, hediye etmek, hibe etmek; devretmek; tayin etmek; bask altnda eilmek veya kmek; bel vermek; ekilmek; almak, nazr olmak, bakmak; erimek, erimeye yz tutmak. give a good account of oneself iyi davranmak. give a command emir vermek. give a dinner ziyafet tertip etmek. give one a piece of one's mind bir kimsenin kusurunu yzne kar sylemek, akln bana getirmek. give a play temsil vermek; bir piyes oynamak. give a present hediye vermek. give away vermek, hediye etmek; ele vermek, srrn  aga vurmak; dnde gelini damada teslim etmek. give back geri vermek; geri ekilmek. give birth to dourmak. give chase to kovalamak. give (a person) credit for (bir kimseyi )hakl veya muktedir saymak; kredi amak; eserin sahibini tanmak, tantmak. give down kendini sadrmak (inek) give ear to kulak vermek, dinlemek. give forth neretmek, iln etmek, dar vermek. give in teslim olmak; kabul etmek, susmak. give it to azarlamak; dvmek. give off karmak (duman, koku, k); szdrmak (gaz); salmak (dal) give offense darltmak. give one a cold bir kimseye nezle geirmek. give one's life to hayatn adamak, kendini vermek. give oneself airs alm satmak, gsteri yapmak, poz taknmak. give oneself trouble skntya girmek, ban derde sokmak. give out takati kesilmek, bitmek; iln etmek, yaymak, bildirmek. give over vaz gemek; terketmek, teslim etmek, midini kesmek. give place to yer vermek, meydan vermek, ekilmek. give rise to sebebiyet vermek. give suck emzirmek, meme vermek. give thanks kretmek. give the slip yanndan savuup kamak, (slang) toz olmak. give up vaz gemek, teslim olmak, midi kesmek; pes etmek; terketmek, teslim etmek. give up the ghost lmek, son nefesini vermek. give up the struggle teslim olmak, pes etmek, mcadeleden vaz gemek, ekilmek. give way ekilmek, kuvveti tkenmek; kendinden gemek; kmek. give way to msaade etmek, serbest brakmak, koyuvermek. given to dkn olan (bir eye), mptels.  
 gerilme hassas, elastikiyet. give -and-take  elbirlii. 
 (k.dili.) istemeyerek azndan laf karma, ifa, aa vurma; hediye datm; dama gibi bir oyunda oyuncunun ta veya el kaybetmesini hedef tutan oyun.  
  verilmi, hediye edilmi; mptel, dkn; belirli, muayyen, imza ve tarihi atlm (vesika);  ilk bilgi, veri. given name kk isim, birinci isim. gizmo (bak.) gismo. 
 (biyol.) talk; (aka) mide. stick in one' gizzard kursanda kalmak; gcne gitmek, ar gelmek. It stuck in my gizzard Hazmedemedim. Gcme gitti. Bana ar geldi. Gk (ks.) Greek. 
 A.B.D, (k.dili.) asker, er, nefer. G.l. Joe asker.  
 (anat.), (bot.) dz, tysz, klsz. 
 st ekerle kaplanm; parlak, glase marrons glace kestane ekeri.   
 buza ait, buzlu; buz devrine ait; (kim.) buza benzer. glacial drift buzullarn tad ta ve toprak. gIacial period buzul devri. 
 buzul ile kaplanma; buzulun yeryznn eklini deitirme etkisi.  
 buzul. 
 (ask.) ahra evi. 
 (-der, -dest) memnun, sevinli; gzel, parlak; glen, ferah. glad eye (argo) gz etme, gzle iaret etme. glad hand (argo) el skma, ho geldiniz deme. glad rags (argo) bayramlk (giysi), en ssl elbise. gIadly  memnuniyetle. gladness  memnunluk.  
 sevindirmek; sevinmek. 
 orman iindeki aklk.  
 kama eklinde olan. 
 gladyatr. gladiator'ial  gladyatre ait. 
(bak.) gladiolus. 
 (bot.) kl iei, glayol, kuzgunklc, kuzgun otu, keklik idemi, (bot.) Gladiolus. 
 sevin, nee, memnuniyet. 
 memnun, sevinli, neeli. 
bir eit yol an tas, bavul. 
bugn ancak Dalmaya ve Hrvatistan'daki Katolik kiliselerinde kullanlan eski bir slav alfabesi. 
  yumurta ak; yumurta akndan yaplm iri; yumurta akna benzer yapkan madde; byle bir madde srmek.  
  gz atmak, gz gezdirmek; ima etmek; syrp gemek;  bak, nazar; ima; syrp gei. 
 (mad.) birka eit parlak ve kkrtl mineral. 
, glandulous  gudde gibi, guddeye ait. glandular fever pme hastal. 
 (anat.) erkek tenasl uzvunun veya klitorisin (bzr) ba. 
   gz kamatracak surette parlamak; ok parlak olmak (renk); gze arpmak; yiyecekmi gibi bakmak, dik dik bakmak; ate pskren gzlerle bakmak, dik dik bak frlatmak; gz kamatrc k, parlt; sahte ihtiam; keskin ve dmanca bak;  dz, parlak, effaf. glare ice dz ve parlak buz. 
 dik ve dmanca bakl; ok parlak, gz kamatrc; apak, hemen gze arpan. glaringly  dik dik bakarak; gz kamatracak surette. 
 ok parlak, prltl, gz kamatrc. glariness  ok parlak olu, prIt.  
 cam; camdan yaplm ey, bardak, kadeh; ayna; bir bardak dolusu; barometre; termometre; drbn; mercek, adese glasses  co. gzlk. gIass blower cam ve ie imal eden kimse. glass cloth cam bezi; cam elyafndan bir eit kuma. glass culture cam altnda bitki yetitirme usul. glass cutter cam kesici kimse veya alet, elmas. glass eye camgz. glasshouse  cam fabrikas; (ng.) Iimonluk, ser. glassman  cam ileri satan kimse, zccaciyeci; cam imal eden kimse, camc. glassware  zccaciye. glass wool cam yn. glass works  cam fabrikas; cam ss eyalar. a friendly glass dost ikram bir kadeh iki. annealed glass tavlanm cam. blown glass iirilerek imal edilmi cam. cheval glass endam aynas, boy aynas. cut glass billur, kesme kristal. ground glass buzlu cam; cam tozu. Iooking glass ayna. magni- fying glass pertavsz,byte.pane of glass tek pencere cam. plate glass kaln ve przsz cam. spun glass ince tel haline getirilen cam, cam elyaf. stained glass renkli cam. glassful  bir bardak dolusu, bir bardak. glassy  cam gibi; anlamsz; dalgn, donuk. 
 cam kaba koymak; cam gibi yapmak; camla kapatmak. 
 deniz kenarnda yetien ve eskiden camclkta kullanlan tuzlu bir bitki. 
(ecza.) ngiliz tuzuna benzer mshil bir toz. 
 (tb.) bir gz hastaI, gzde karasu hastal, glokom. 
 (min.) baz kalkerlerde yeil taneler eklinde rastlanan bir silikat, glokoni. 
 sarms yeil renkte olan; yeilimsi mavi; (bot.) st toz gibi beyaz bir madde ile kapl (zm, erik)  
  pencereye cam takmak; srlamak, stne cam veya cam gibi bir tabaka geirmek; cam gibi olmak; ince ve effaf bir tabakayla kaplamak;  cam gibi sr, effaf sr perdah; cam gibi ey. 
 camc; perdah, src. 
  n, ua; hafif ve geici k: parlaklk;  n samak, prldamak. a gleam of hope bir umit . a gleam of humor bir nebze gldrecek ey. gleaming  nlar saan, prltl, tertemiz; ara sra gneli ( hava)  
 hasattan sonra baak toplamak; ba bozumundan sonra kalan zmleri toplamak; sabrla seip ayrmak 
 (iir) yer, toprak; (ng.) vakf arazisi. 
 okunca nee; (mz.)  veya ten fazla sesli ark. glee club byle arklar syleyen grup. 
 en, neeli. gleefully  nee ile. 
 (tb.) cerahatli hafif aknt (gen.) belsoukluundan) 
 dalar arasndaki dar dere yata, dere, vadi. 
 (anat.) oyuklu, ukursu. 
 (-ber, -best) fazla dnmeden sratli olarak konuan; iten olmasa da kolayca sylenen; evik, yumuak ve rahat hareket e(den.) glibly  sratli konuarak; evik olarak. glibness  konumada srat, akclk; hareketlerde serbestlik.  
  kaymak, kayp gitmek, akmak, akp gitmek, szlmek; sessizce hareket etmek; yava yava deimek; (hav.) motor kullanmadan havada umak; kaydrmak;  kayma; (dilb.) sesin yava deimesi.  
 planor. 
 kayma, ak, szl. gliding angle (hav.) szlme as. 
 (argo) k, lamba, mum, fener; gz. Douse the glim ! (argo) Lambay sndr ! Lambaya pf de !  
  parldamak, hafif k vermek;  parlt, hafif k; zerre, nebze. a glimmer of hope mit . glimmering  zayf k; ima, fikir edinme, sezi. 
  bir an iin grme, gzne ilime;  ok az bir zaman iin grebilmek. 
  birden parlamak; frlamak;  parlt, birden grnen k, k. 
  kayma; buzlu da eteinde kayma; dans ederken bir yana kaylarak yaplan figr;  kaymak. 
 (mz.) parma piyano tularnn zerinden abuk geirerek karlan ses; kayma. 
  prldamak; parlamak  parlt. 
  parldamak, parlamak; gze arpmak;  parlt, parlaklk; aaa, gsteri. All that glitters is not gold. Parlayan her ey altn deildir. Grne aldanmamal. glittery  parldayan, parlak, aaal. 
 akam karanl, ortaln kararmas. 
 (gen.) over ile eytanca bir zevk duymak, bir dierinin baarszln zevkle seyretmek; Oh olsun ! demek. 
 damla; topak . 
 btn dnyay kapsayan; kresel, cihanmul. 
  kre, top, yuvarlak; arz kresi, dnya; yetkisini belirtmek zere hkmdarlarn tad altn top; dnya kresi  modeli;  kre haline koymak, kre eklini almak. globefish  kirpi bal. globe flower  (bot.) altn top. globetrotter  durmadan dnyay dolaan kimse. 
 kre eklinde; kre eklini andran. 
 kre eklinde, kresel, krevi; yuvarlardan meydana gelen. 
 kk yuvarlak, krecik. 
 (biyol.), kim. globulin. 
 orkestrada an sesi karan alet, tnlak. 
 kmelenmi, yn halinde. 
 (bot.) iek kmesi. 
  sknt, can sknts; karanlk kasvet; kasvetli yer;  can skkn olmak, surat asmak; kararmak (hava); kederli olmak, meyus olmak; karartmak, kasvet vermek, kederlendirmek. 
 karanlk; kasvetli; skc, skntl; mitsiz. gloomily  kasvetle, mitsizce. 
 medih, vme, ululama, yceltme, hamt, sena. 
 methetmek, vmek, gklere karmak, byltmek, ykseltmek, yceltmek, ululamak, fazlasyla byltmek. 
 anl, erefli, nl; parlak, muhteem, mkemmel, fevkalade. gloriously  anla, erefli olarak. gloriousness  anl olu, ihtiam.  
  eref, an, hret; vnme; vg, medih, sena, sitayi: parlaklk, aaa, hamet, ihtiam; cell, izzet: (gz. san.) hale;  iftihar etmek, vnmek, ok sevinmek; gururlanmak; (gz. san.) hale eklini almak. 
  parlaklk: cil, perdah; bir ayb rtmek iin yaplan gsteri; d gzellik;  parlatmak, cil yapmak, yaldzlamak; parlamak, yaldzlanmak; over ile sahte bir ekilde gizlemek. glosslly  parlak bir ekilde. glossiness  parlaklk, cill olu. glossy  parlak, cill.
  aklama, erh, haiye, tefsir; satr aralarnda verilen metin tercmesi; tevil, tahrif;  aklamak, erhetmek, tefsir etmek, haiye yazmak; yanl tefsir etmek, tevil etmek, tahrif etmek. 
 (anat.) dile ait. 
 bir kitaba veya yazara ait lgate. 
 (tb.) dilin tamamn veya bir ksmn kesme ameliyat. 
 parlaklk. 
 (tb.) dil iltihab.
(nek) dil veya konuma ile ilgili.
 anlalmaz sesler veya szler; bilinmeyen veya hayali bir dilde konuma. 
 dilbilimi.
 parlak, cill. 
 anak mlek imaltnda kullanlan kurun sr.
(sonek) lisan konuabilen: tetraglot drt lisan bilen kimse.
 grtlaks; glotise ait. glottal stop (dilb.) hemze. 
 (anat.) nefes borusunun az, glotis. 
j.,  eldiven;  eldiven giydirmek. fit like a glove eldiven gibi uymak, tam kalbna gre olmak, biilmi kaftan olmak. handle with kid gloves kzdrmamak iin (bir kimseye) yumuak davranmak. glover  eldivenci. 
  sdan kzarmak veya beyazlamak, kor haline gelmek, yanmak; scak olmak, hararetli o!(mak.); kzarmak, krmzlamak; evke gelmek, alevlenmek;  evk, parlaklk, kzart; hararet; ate; evk ve gayret. glowworm  ate bcei, yldz kurdu, kandil bcei, (zool.) Zampyris noctiluca glowing  kzarm, hararetli; parlak. glowingly zverek; heyecanla, hararetle. 
  dik dik bakmak, fke ile bakmak;  fkeli bak. 
 tevil etmek, sze veya davrana baka anlam vermek. 
 berilyum (eski ismi)
 glikoz.  
  tutkal; tutkal gibi yapkan madde:  tutkalla yaptrmak: yapp  kalmak. gluepot  iine stlacak tutkal kab konulan kaynar su kab. gluey  tutkal gibi, yapkan glueyness  yapkanlk.  
 ask yzl, suratsz. 
 (bot.) kavuzlu. 
 (bot.) kavuz, ayrgillerin baakklarnda pul eklinde bir enek, gluma. 
 (-ted, -ting)  tka basa doyurmak, azna kadar doldurmak; Izumundan fazla mal karp piyasay bomak; oburcasna yemek;  bolluk, tokluk, piyasada fazla mal olmas. 
 glten. gluten bread glten ekmei, niastas az ekmek. gluten flour glten unu, niastas az un. 
 tutkal cinsinden, tutkala benzer.
 (zool.) kutup porsuu. 
 obur kimse, boazna dkn kimse, ok yiyen kimse, agzlu kimse; haris kimse. gluttonous  obur, agzl. gluttonously  oburcasna. 
 oburluk. 
(glis'rin, -ol)  gliserin.
 glikojen. 
 glikol. 
 (tb.) glikozri. 
 (mim.) yap tezyinatnda oyuk eklinde yiv, glif; oyma veya kabartma ekli.  
 bilhassa kymetli ta oymaclna ait. glyptics  kymetli ta oymacl.  
 kymetli ta oyma sanat. glyptograph'ic  bu sanata ait.  
(ks.) (gram.) 
 A.B.D Federal Soruturma Brosu memuru. GMT (ks.) Greenwich mean time.  
  iri budak, yumru, boum;  burmak, yamru yumru bir hale getirmek. gnarled, gnarly  budakl; boum boum, yamru yumru, ypranm (eller) 
 di gcrdatmak; di gcrtadarak srmak veya inemek.  
 A.B.D tatarck; (ng.) sivrisinek. strain at a gnat and swallow a camel ufak eyi bytp byk eye onem vermemek.
 eneye ait. 
 (zool.) hakiki eneli omurgal. 
 kemirmek, sra sra yemek; sanc vermek (mideye); sknt vermek. gnawing  ezinti, ezilme. 
 (jeol.) granit cinsinden bir eit metamorfik kaya, gnays.
 yeraltndaki hazinelerin bekileri farzolunan biimsiz cceler. 
 vecize, atasz, darbmesel. 
 vecize veya darbmeselleri iine alan. 
 gne saati mili; (geom.) bir paralelkenann bir kesinden daha kk bir paralelkenar ayrlnca geriye kalan ekil.
(sonek) bilgisi.
 tasavvufta marifet, Gnostik akidesi. 
  gnostik, arif; ilmi, ilme ait;  gnostik; (o.) Hristiyanln balangcnda ruhani srlar bilmek iddiasnda olan dini frkalar. 
 Hristiyanln balangcnda ruhani srlar ve yaradln srrn bilmek iddiasnda olan mezhep, gnostisizm. GNP (ks.) gross national product. 
 kz bal kvrk boynuzlu, yeleli ve uzun kuyruklu bir Gney Afrika antilopu. gnu, (zool.) Connochaetes.  
 (went, gone) gitmek, hareket etmek, ilerlemek; ayrlmak; yara balamak; hareket halinde olmak, ilemek, almak, i grmek; ses karmak; elden gitmek, kaybolmak; yklmak; yeri olmak; devrolunmak; tahsis edilmek; yaylmak, gemek; olmak; devam etmek; sonulanmak; uymak; lmek; iptal edilmek, kaldrlmak; yardm etmek; satlmak; dayanmak; yapmak zere olmak; denmek, sylenmek; vasl olmak, ulamak; uzanmak, erimek; (k.dili) bahse girmek; (k.dili) iemek. go a long way ok i grmek, ok dayanmak; yksek mevkiye ulamak. go about (den.) tiramola etmek. go about a task bir ii ele almak, bir ie balamak. go abroad d memleketlere gitmek. go after (yakalamak veya almak iin sra ile) peinden gitmek. go against kar gelmek, kar olmak; aykr olmak; aleyhinde sonulanmak. go ahead devam etmek; ileri gitmek, balamak. the goahead izin, msaade, balama iareti. go all the way tamamyle anlamak; cinsi mnasebette bulunmak. go along devam etmek. Go along ! Haydi, git ! (I.)'ll go along now. Gidiyorum artk. go along with ile beraber bulunmak; uymak; raz olmak, kabul etmek. go around herkese yetmek; gezinmek; sarmak, evirmek. goasyouplease  keyfi, serbest, istenilen kyafetle gidilen. go at saldrmak; zerinde almak. go back dnmek. go back on vefaszlk gstermek, terketmek; (sznden) vazgemek, caymak. go bad bozulmak, rmek. go bail for -e kefil olmak. go begging sahipsiz olmak, istenilmemek, ok ucuza sata kmak. go behind asln arastrmak. go be yond amak, teye gemek. go by gemek, yanndan gemek; -e gre davranmak; ismi ile tannmak. go by the board metruk kalmak; karlmak (frsat) go down inmek, snmek; batmak (gne, gemi); yutulmak; azalmak, dmek; yenilmek; (tarihe) gemek; makbule gemek; (ng.) niversiteden ayrlmak; (bri.) dmek. go down the drain (k.dili) bouna sarfedilmek (para), karlmak (flrsat); atlmak. go far ok i grmek; ok etkili olmak; yksek mevkiye ulamak. go for -e gemek, saylmak; peinde olmak, peine dmek, aramak; almaya gitmek; (k.dili) sal- drmak; (k.dili) ok beenmek. go for a song ok ucuza satlmak. go great guns byk bir baar gstermek. go hang kahrolmak; unutulmak. go halves (k.dili) paylamak. go hard with g duruma drmek. go hungry a kalmak. go in and out girip kmak. go in debt borlanmak. go in for katlmak, merakls olmak. go into giymeye balamak; meslek olarak semek; iyice aratrmak; b- lnmek. Two will go into six. Alt ikiye blnr. Three into two won't go. ki e blnmez. go in with ile girimek, ile ortak olmak. go into effect yrrle girmek. go it (uygunsuzca, usulszce, lgnca) davran (mak.); megul olmak; idare etmek; atlmak. go mad ldrmak, delirmek. go native yerli gibi olmak, yerlilere benzemek. go off patlamak, ate almak; gitmek; snmek, kesilmek; uyumak; kmak (sahneden) The party went off well. Ziyafet baarl idi. go on devam etmek, ileri gitmek; hareket etmek; sahneye kmak. Go on ! Devam et! Yapma ! nanmyorum. go on strike grev yapmak. go on the road turneye kmak (tiyatro toplu- luu) go on the stage tiyatro hayatna atlmak. go one better (bakasndan) daha ileri gitmek. go out kmak, evden ayrlmak; snmek; gemek (moda); grev yapmak; oyundan kmak. go over gemek, br tarafa gemek; tekrarlamak; incelemek, tetkik etmek, prova etmek; (k.dili) baarmak. go places hayatta ilerlemek. go round (bak.) go around. go shares with ile paylamak. go steady devaml olarak tek bir kii ile flrt etmek. go the whole hog istediini elde etmek iin her eyi gze almak; ekinmeden girimek. go through yoklamak, gzden geirmek; geirmek (hastalk, tecrbe); stnden girip altndan kmak, sarfedip bitirmek; gemek; durmadan gitmek (tren); kabul edilmek (tasan) go through fire and water byk imtihandan gemek, ok strap ekmek. go through with yrtmek, sonuca balamak, bitirmek. Go to! (eski) Haydi! go to bed yatmak; (matb.) baskya gitmek; cinsel ilikide bulunmak. go to great expense ok masrafa girmek. go to hell cehenneme gitmek; mahvolmak. Go to hell! Allah kahretsin ! Cehennem ol ! go to ground deliine kamak (av) go to one' head ban dndrmek; kafasn tutmak. go to pieces paralanmak; manen ve maddeten dmek; shhati bozulmak; aylp baylmak. go to press baslmak (gazete, kitap) go to sea denizci olmak; denize kmak. go to the country (ng.) kendi seim blgesinin oyuna bavurmak. go to the dogs berbat olmak, dmek, mahvolmak. go to the wall altta kalmak, iflas etmek. go to town ehre inmek; byk bir enerjiyle hareket etmek. go together d- zenlenmek, yerine oturtulmak, uymak takl- (mak.); iyi gitmek; beraber gitmek. go too far fazla ileri gitmek, haddini amak. go under batmak; if ls etmek. go under the name of adyla tannmak. go underground gizli te- kilt kurmak, faaliyetine gizli olarak devam etmek. go up kmak, ykselmek, frlamak; (tiyatro) sahnenin arka tarafma gitmek; (ng.) niversiteye girmek; (k.dili) mahvolmak, bat- (mak.) go up in flames tutuup yanmak. go with beraber gitmek, uygun olmak, yaramak; (k.dili) ile flrt etmek. go with the tide zamana uymak. go without -siz olmak, mahrum olmak. go without saying sz gtrmemek, sylemeye lzum olmamak, ortada olmak, aikr olmak. a going concern baarl bir i. a good rule to go by uygulanmaya deer bir kural, fayda grlen bir kural. Here goes! Balyoruz! Haydi bakalm! How is it going? iler nasl gidiyor? Let go ! Brak ! as far as it goes bir dereceye kadar. as far as that goes mademki ondan bahsediyoruz. Who goes there? (ask.) Kim o ?
 gitme, gidi; (k.dili.) gayret, kuvvet, enerji; teebbs, hamle, sefer; baar; (k.dili.) anlama. All systems are go. Herey tamam. Balayabiliriz. Devam edebiliriz. He made a go of it. ini baard. It' no go, Olacak i deil. gonogo gage standart d olanlan reddeden mekanizma. on the go hareket halinde, faal.  
 Japonya'da oynanan bir eit (satran) 
 Goa. 
  vendire;  vendire ile drtmek veya srmek; tevik etmek, drtmek. 
 gaye, hedef, maksat, nian; (spor) gol; kale. goalie  (k.dili.) kaleci. goalkeeper  kaleci. goal line gol izgisi. goal posts (spor) kale direkleri.  
 kei, teke; (astr.) Olak burcu; (argo) akaya hedef olan kimse; zampara. goatherd  kei oban. get one's goat (argo) bir kinsenin sinirine dokunmak, kzdrmak. the sheep and the goats iyiler ve ktler. striped goatfish barbunya, (zool.) Muslus barbatus. Syrian goat kpeli kei. wild goat yaban keisi,(zool.)Coprahircus, goaty kei gibi,kaba, pis,goatishly  kaba bir ekilde, pis olarak goatishness (I.), kabalk, pislik, zorbalk.   
 sivri sakal, kei sakal, yalnz enede olan sakal .  
 teke sakal, (bot.) Tragopogon pratensis . 
 kei postu . 
 obanaldatan, keisaan, (zool.) Caprimulgus europaeus . 
 (k.dili) para, kme; (k.dili) Amerikan deniz eri; (o.) byk miktar, ok . 
 Japonya'da dama tahtasnda oynanan bir oyun . 
 et paras . 
  hindi gibi sesler karmak;  hindi sesi. gobbler  baba hindi . 
 abuk abuk yemek, yutmak; (A.B.D.), (argo) kapmak . 
 (k.dili.) kark ve anlamsz yaz veya sz . 
 goblen duvar hals . 
 arac, arabulucu: simsar, telll . 
Gobi l . 
 kadeh . 
 gulyabani, cin . 
 mercek siperi . 
 kayabal, Gobiidae familyasndan bir balk. black goby kmrcn kayas, (zool.) Gobius niger fresh water goby dere kayas., (zool.) Gobius fluviatilis rock goby hortumkayas, (zool.) Gobius pa ganellus. yellow goby sazkayas.  
 (k.dili) saygszlk; grmezlikten gelme; kanma, ekimserlik. give someone the go-by tanmazlktan gelmek, yz vermemek . 
 oyuncak ocuk arabas; ocuu yrmeye altrmak iin kullanlan tekerlekli sandalye; ocuk arabas; hafif araba; (bak.) gokart . 
 ilh, mabut; put, sanem; (b.h.) Allah, Tann, Cenab Hak; ilah mertebesine karlm kimse veya ey; byk kudret sahibi kimse. God forbid! Allah esirgesin! Allah korusun ! Maazallah ! God knows ! (k.dili) Vallahi ! God only knows ! Allah bilir ! God' acre kilise avlusundaki mezarlk. God save the King ! Yaasn Kral ! God willing inallah, Allah isterse. act of God (huk.) zorlayc sebep; yldrm inmesi gibi gelen ve insan kudretini aan afet. a feast for the gods ahane bir ziyafet. for God' sake Allah akna, Allah rzas iin . Good God ! Aman Yarabbi ! serve God and Mammon hem Allaha hem paraya tapnmak. So help me God Allah yardmcm olsun (mahkemede yemin edilirken sylenir) Thank God ! Allaha kr ! Maallah ! would to God keke. Ye gods ! Hay Allah !
 vaftizi zerine alnan ocuk, vaftiz evlad.  
(nlem),  Kahrolsun!  kahrolas . 
 mabude, ilahe, tanra; ok cazip kadn . 
 vaftiz babas, manevi baba . 
 dindar . 
 Allah tarafndan terkedilmi; vicdansz; kahrolas .  
 Allah, mabut . 
 ilhilik, tanrlk vasf . 
 Allah tanmaz, Allahsz, dinsiz; gnahkr. godlessly  Allahszca. godlessness  Allahszlk, dinsizlik .  
 Allah gibi, Allah'a benzer, tanrsal; fevkalade iyi godlikeness  tanrsal olu; stnlk, fevkaldelik .  
 Allah'a sayg duyan, dindar; ilhi . godliness  dindarlk . 
 vaftiz anas .  
 (uzakdouda) ambar. godroon (bak.) gadroon . 
 beklenilmedik zamanda vaki olan iyi bir ey, tam vaktinde Allah'tan gelen yardm .  
(nlem) Allah yardmcn olsun ! 
 Allah'a doru, Allah'a ynelmi .  
 (zool.)) Limosa familyasndan ullua benzeyen bir ku . 
 giden kimse, gidici kimse . 
  krma yapmak, krmak, kvrmak;  krma demiri veya kalb; krma .  
 ABD, (k.dili) becerikli kimse, akgz kimse, her istediini elde edebilen kimse . 
  a bakmak; devirmek (gzlerini), belertmek;  patlak (gz), dar frlam (gz) goggleeyed  patlak gzl. 
 (o.) ofr veya pilotlara mahsus iri gzlk, tayyareci gzl; renkli gzlk, gne gzl; sualt gzl.  
   gidi, ayrl; yollarn durumu;  mevcut olan; hareket eden; ileyen;  gelecek zaman belirten yardmc fiil: (I.) am going to do this. Bunu yapacam. goings on (k.dili) olup bitenler, hal ve hareket (o.)u zaman fena anlamda) a going concern baarl i veya irket. It' going on four o'clock Saat drde geliyor. There is nothing going on. Hi bir ey olduu yok. set the clock going saati kurmak . 
 (tb.) guatr, gua. goitered, goitrous  guatr olan, guatra ait . 
 (A.B.D.) ufak motorlu yar arabas . 
  altn; altn para; servet, zenginlik; altn rengi, sar renk; yaldz, dore;  altndan yaplm. gold amalgam cival altn. gold basis altn esas; piyasann altn fiyatlarna gre ayarlan. gold beater varak. gold beetle altn gibi parlayan bir bcek. gold brick (argo) enip iini yapmayan kimse; (k.dili.) kymetli grnen sahte ey. gold clause (A.B.D.) tahvil karllnn vadesi gelince altn ile denmesi artn koan madde. gold digger altn araycs; (argo) erkeklerden para szdrmaya alan kadn, (slang) fndk. gold dust altn tozu. gold fever altn madeni arama delilii, altn hummas. gold foil altn varak, ince altn. gold leaf ok ince altn varak. gold mine altn madeni; servet kayna. gold rush altna hcum. gold standard para deerinde altn esas tutma usul, altn esas. gold star mother harpte ehit olan askerin annesi. gold thread klaptan, srma tel. gold washer ykayarak altn kumdan ayran kimse veya alet. a heart of gold altn kalp, saf ve temiz kalp. old gold kahveren- gine alan (mat.) sar renk. 
Afrika'da Altn Kys . 
 altn, altndan yaplm; altn renginde; ok kymetli, fevkalade; gnenli. Golden Age Yunan ve Roma ef- sanelerinde geen, insanlarn bar ve mutluluk iinde yaadklar eski bir devir; altn (a.) golden eagle kaya kartal; altn kartal. golden fleece altn psteki, (bak.) Argonaut. Golden Gate San Francisco krfezinin az. Golden Horn (stanbul'daki) Hali . golden mean lmllk, itidal, ifrata ka- may. golden rule "Herkese iyilik et" kaidesi . golden wedding evliliin ellinci yldnm. Silence is golden. Skut altndr. 
 Compositae familyasmdan uzun sapl bir sar iek .  
 saka kuu, (zool.)) Carduelis carduelis; karabal iskete; bunlara benzer birka sar ku . 
 havuz bal, krmz balk, (zool.)) Carassius auratus. 
 sar bukleli salar olan kimse; dnicei, (bot.) Ranunculus . 
 kuyumcu . 
  golf oyunu;  golf oynamak. golf club golf denei; golf kulb. golfer  golf oyuncusu.  
 Golgota, Hazreti sa'nn armha gerildii yer; (k.h.) cefa ekilen yer . 
 ortaada Avrupa'da oradan oraya gezerek Latin yergi iir veya arkar yazp syleyen renciler, 
 Hazreti Davud' un Idrd dev gibi adam, Calut . 
(nlem), (k.dili) Allah Allah ! 
(bak.) galosh.  
 ran isi beyaz porselen . 
(bak.) Sodom . 
 (anat.) yumurtalk veya erbezi .  
 gondol; Kuzey Amerika'ya mahsus dibi dz bir mavna; yolcular iin balona taklan vagon; (d.y.) st ak yk vagonu. 
 gondolcu .  
(bak.) go;  ayrlm; kaybolmu; yok olmu, mahvolmu; Im; gemi; sevdalanm, ak olmu. far gone ok ilerlemi, ileri safhada; Imn eiinde, bir aya ukurda . a gone feeling bitkinlik, baygnlk . 
 baygnlk, bitkinlik . 
 (k.dili) kurtulmas imknsz olan kimse veya ey . 
 yatay bir direkten aaya doru aslan bir eit bayrak. gon falonier'  bu bayra tayan adam; orta ada talya'da yksek bir rtbe . 
 gong, tokmakla vurulunca ses karan yass bir madeni alet. 
 alar Imeye mahsus alet; mimar gnyesi, goniometre. 
 (tb.) belsoukluu . 
 (A.B.D.), (argo) yapkan madde; amur . 
 (A.B.D.) Amerikan fst . 
 (better, best)  (nlem) iyi, I, gzel, ho; uygun, mnasip, yerinde; faydal; doru; hayr sahibi, kerim, cmert; uslu, itaatli; dini btn; muteber; erefli; salam, mkemmel, dolgun; ok, byk; hnerli; gvenilir; hayrl; bozulmam; shhatli;  salh, iyilik, doruluk; iyi ve hayrl ey; hayr; fayda; menfaat, yarar; the ile iyi insanlar; (nlem), bazen very ile pekal. good and (k.dili.) tamamen, ok. good breeding terbiye. Good day Merhaba. Gnaydn. Allaha smarladk. Gle Gle. Good evening iyi akamlar. Akam erifler hayrolsun. Tnaydn. good fellow iyi adam, iyi ocuk, hosohbet kimse. good fellowship  sohbet, arkadalk. good for -e yarar; muteber; dayanr. good for a lira bir lira dee- rinde. good for nothing hi bir ie yaramaz. Good for you ! Aferin ! Good gracious ! Allah Allah ! Tuhaf ey !l Good heavens ! Aman yarabbi ! Allah Allah ! good humor ho miza; akaclk. good looking  yakkl, gzel; cazip. Good morning Gnaydn. Sabah erifler hayrolsun. good natured  iyi huylu, yumuak huylu. Good night yi geceler. Allah rahatlk versin. good offices yardm, vasta olma, ara bul ma (zellikle diplomatik konularda) good old days gemi iyi gnler. good sense makul dsn, aklselim. good-tempered  iyi huylu, yumuak bal. good works hayr ileri, hasenat, sevap. a good long time bir hayli uzun zaman. a sood turn  iyilik etme. a good while bir hayli zaman. good and angry epey kzgn. as good as hemen hemen, neredeyse; gerekten. as good as dead hemen hemen Im gibi . as good as gold gerekten altn gibi . Be good enough to come .(ing.) Gelmek ltfunda bulunun. for good veya for good and all temelli olarak, daimi olarak. He will come to no good . 0 adam olmaz. hold good geerli olmak; deerini korumak. How good of you ! (ing.) Bu ne ltuf ! ok naziksiniz . (I.) have a good mind to... aklma koydum, tasarladm, yapacam. in good spirits neeli, keyfi yerinde. make good baarmak, muvaffak olmak, adam olmak, salamlatrmak; (zararn) demek. to the good krdr . What's the good of it? Neye yarar?  
(nlem),   Allaha Ismarladk. Hoa kal. Gle gle. Selametle;   veda . 
 gzel, ho grnl; byk. goodliness  iyilik, iyi huyluluk .
 (nlem) iyilik, gzellik; erdem, mkemmellik; cmertlik, ne- zaket; fazilet; faydal ksm; (nlem) Allah! Goodness knows! Allah bilir! For good ness' sake! Allah akna ! Thank good ness! Allaha kr! have the goodness to ltfen, nezaketen . (I.) wish to goodness aman, keke, Allah vere.  
 (o.) eya, (mal.); kuma; gayri menkul eya; (A.B.D.), (argo) gerekli vasflar. goods train (ing.) marandiz, yk katar. deliver the goods (A.B.D.), (k.dili.) beklenilen bir eyi muvaffakyetle yapmak. get the goods on (argo) su delillerini elde etmek, elinde su delilleri olmak . 
 good will iyi niyet, hsnniyet, hayrhahlk; nee; (ikt.) bir ticaret yerinin itibar ve mteri ilikileri gibi manevi deerleri. good-will ambassador iyi niyet elisi. 
 (k.dili.),  (nlem) ekerleme, bonbon;  sahte sofu; (nlem), (.dili) ne iyi. goody-goody  hanm evld . 
 (k.dili) yapkan. 
  (argo) ahmak kimse; hata;  hata yapmak. goof up (argo) bozmak; becerememek, altst etmek. goof off (argo) iten kanmak, atlatmak, bandan atmak. 
 (argo) ahmak aklsz, budala; sama. 
 (mat.) 10100, onun yznc kuvveti. 
 (mat.) (10 1o) 100. 
 (A.B.D.), (argo) amur, balk, yapkan pislik; (A.B.D.), (asa.) Endonezyal.  
 (argo) bir antajcnn adam olan katil, kundak; iverenin grevcilere kar iddet kullanan adam; ahmak kimse . 
 (A.B.D.), (k.dili.) yaptrc madde; kaba kimse.  
 (argo) poposuna vurmak.  
 (o.) gooses) terzi ts. 
(o.) geese)  kaz, (zool.) Anser; kaz eti; budala kimse, ahmak kimse. goose egg (argo) sfr. goose flesh tyleri diken diken olmu deri. goose step kaz adm; Alman askerinin yry. cook one's goose iini bozmak. fox and geese kr- ebe oyunu; bunu taklit ederek dama tahtas stnde oynanan birka esit oyun. kill the goose that lays the golden egg altn yumurtlayan kaz kesmek, iini kendi eliyle bozmak. red-breasted goose kzl kaz, (zool.) Branta ruficollis.  
 bektai zm, (bot.) Ribes grossularia. 
 kazaya, (bot.) Chenopodium . 
 kaz oban . 
 kaz boynu eklinde ey . 
 kaz kanad ty; ty kalem. 
 (zool.) Kuzey Amerika'ya mahsus birka eit sincap.  
(mit.) krdm; Byk skender'in zemeyip klc ile kestii dm. cut the Gordian knot bir mkl olaanst bir ekilde halletmek . 
  kan, phtlam kan;  boynuzla yaralamak . 
  pe,  keli para (kuma);  kuma bu ekilde kesmek; pe koymak . 
 oburcasna ok veya abuk yemek yemek, attrmak. 
 koyak, vadi, iki da arasndaki geit; oburcasna yutulan ey; su yolunu tkayan birikinti; tiksinti.  
 muhteem, harikulade, parlak, debdebeli, gz kamatrc. gorgeously  muhteem bir ekilde.   
 boaz zrh; zrhl yakalk; adi yakalk, kadn yakas; gerdanlk; (zool.)) bazen ku boaznda bulunan ayrt edici renkli benek; (tb.) ta karmaya mahsus cerrah aleti. 
 (mit.) kendisine her bakann ta kesildii farzolunan ylan sa1  kadndan biri, Gorgon; (k.h.) irkin ve korkun kadn. 
talya'ya mahsus bir eit peynir.
 (zool.) en byk cins maymun, goril; (argo) bir gangsterin iddet iin kulland yardmc; amansz hrsz.   
(bak.) gourmand .
 oburca yemek yemek, pek ok yemek . 
 (ing.) katrtrnana benzer bir bitki, (bot.) Ulex europaeus. 
 kanl. gorily  kanl olarak. 
(nlem) Hay Allah! 
 atmaca, akrdoan, (zool.)) Accipiter gentilis; dou atmacas, (zool.)) Accipiter nisus. 
 kaz palaz, kaz yavrusu. 
 incili erif; drt incilden biri; iyi haber, mjde; doru sz, hakikat; akide. gospel truth asl hakikat. 
 (Ru.) bay (ecnebiler iin)  
 bklebilen bir cins konusma borusu (pilotlar veya odalar arasnda kullanlr) . 
  havada uan ince rmcek a; rmcek a gibi ince kuma;  ince, hafif . 
  dedikodu, gevezelik, bo laf; dedikoducu kimse;  dedikodu etmek, gevezelik etmek. gossiper  dedikoducu kimse. gossipy  dedikodulu (haber) 
 dedikoducu kimse .  
(bak.) get; sahip olma: He has got a fine library Gzel bir ktphanesi var . mecburiyet belirtme: (I.)'ve got to go. Gitmem lzm . 
 Got, Got kavminden biri; kaba adam, barbar kimse . 
  Got'lara ait, Gotik; kaba, vahi; Gotik yazya ait;  Got dili, Gota; (mim.) Gotik tarz; (matb.) Gotik yaz. Gothicism  Gotik mimarisi; kabalk, barbarlk. Gothicize  Gotik tarza uydurmak . 
(bak.) get. ill-gotten gains haram para, hak edilmemi kazan. 
 zamkl suluboya; zamkl boya ile yaplm resim. 
bir eit hafif sar peynir. 
  oluk azl marangoz veya heykeltra kalemi; byle kalemle oyma veya oyulan yer; (A.B.D.), (k.dili.) hile, oyun;  byle kalem ile ilemek; (A.B.D.), (k.dili.) deerinden daha pahalya satmak, aldatmak, (slang) tuzluya satmak. gouge out oyup karmak (gz) 
 Macarlarn tas kebab, gula . 
 sukaba, (bot.) Cucurbita pepo; kantar kaba; bunlarn kabuundan yaplan kap veya marapa. bitter gourd hanzal, (bot.) Citrullus colocynthis dish cloth gourd lif, (bot.) Cucurbita luffa. snake gourd ylan kaba, (bot.) Trichosanthes angunia . 
 boazna dkn kimse; (eski.) obur kimse. 
(ing,), (bak.) gormandize. 
 aznn tadn bilen kimse. 
 (tb.) gut hastal; damla, katre. gouty  gut hastalna tutulmu. goutily  gut hastalna tutulmu olarak. goutiness  gut hastalna tutulma. 
(ks.) governor, government. 
 idare etmek, hkmet srmek; terbiye etmek; hkim olmak, elinde tutmak; evirmek, kullanmak; ynetmek; (gram.) almak, ile kullanlmak. governable  idare olunabilir. 
 ynetim, idare. 
 mrebbiye, ocua evde ders veren kadn, retmen . 
 idari tekilat, hkmet; ynetim, idare, hkm; ynetme, hkmet srme, idare etme; hkmet erkan; memleket, devlet. government house (ing.) hkmet kona. Government Issue (A.B.D.) devletin salad levazm. government papers, government securities devlet tahvilat. form a government kabine kurmak, governmental devlete ait, devlet ile ilgili
 idare eden kimse; vali; (b.h.), (A.B.D.) eyalet reisi; (argo) patron, baba; (mak.) dzenge . governor' council bir eyaletin idare heyeti. governor general  (ing.) genel vali, governorship idarecilik valilik
  kadn elbisesi, zellikle gecelik; robdosambr; avukat veya profesr cppesi, resmi elbise, bini;  elbise giydirmek. town and gown ehir halk ve niversite cemiyeti. 
 binili kimse (avukat, hakim, profesr, hoca, papaz) 
(aa.) Musevi olmayan kimse (zellikle Museviler arasnda kullanlr) 
(ks.) grain, grand, great, gross. 
(ks.) gross weight brt arlk.
 (-bed, -bing)  kapmak, el atmak, zorla almak, gaspetmek; abucak tutmak;  kap, kapma, gasp; el koyma; (mak.) eya kaldrmaya mahsus trnakl alet. grab bag panayrda eya piyangosu torbas. grab rope (den.) vardakavo, sandalclarn tutunmas iin geminin yannda asl duran halat. grabber  yamac kimse, her eyi kapmak isteyen kimse, agzl kimse; vin, engel. 
 el yordam ile aramak, yoklamak; yzkoyun yere serilmek. 
  zarafet, letafet, nezaket; inayet, Ituf, merhamet, gufran, kerem; rahmet; fazilet; kran duas (sofrada); mhlet, msaade (bor iin); (mz.) asl melodiye ilave edilen ve ufak olarak yazlan notalar;  sslemek, tezyin etmek; eref vermek; Ituf gstermek, inayet etmek; (mz.) fazla notalar ilvesiyle sslemek. grace cup sofrada en son iilen iki ve kadehi. grace note (mz.) melodiye ilve olunan fazla nota. Act of Grace genel af. have the grace to ltfetmek. His Grace ingiliz dklerine veya bapiskoposlarna verilen nvan. (Bu nvan evvelce kral ve kralieye de verilirdi.) in his good graces tevecchne mazhar, birinin gzne girmi. state of grace Allahn inayetine mazhar olma. the Graces Yunan efsanelerinde  gzel kz karde. three days' grace  gnlk msaade. with bad grace nezaketsizce, isteksizligini belirten kabalkla. year of grace milattan sonra (tarihten bahsedilirken kullanlr) . 
 zarif, latif, nazik. gracefully  zarafetle, incelikle. gracefulness  zarafet, incelik, nezaket.  
 naho, kt; apkn, hayasz. gracelessly  zarafetten yoksun olarak; hayaszca. gracelessness  zarafet yoksunluu; hayszlk . 
 ince yapl, zayf. 
 (nlem) cana yakn, irin, hosohbet, mltefit; merhametli, kerim, rahim; (nlem) Hayret! Good gracious! Allah Allah ! His most gracious Majesty Hametmeab Kral Hazretleri. graciously  zarif olarak; scakkanllkla, cana yaknlkla. graciousness  zarif olu; scakkanllk, cana yaknlk. 
 srck veya ona benzer ku. 
 (A.B.D.), (k.dili.) mezun kimse. 
 (gz.) (san.) farkedilmez bir ekilde renk deitirmek; derecelere ayrmak . 
 derece derece kma veya inme; sralama; derece, merhale; (gz.) (san.) bir tondan dier bir tona tedricen geme; (mz.) perde deitirme; ((dilb.) sesli harfi tedricen deitirme. gradational  derece derece, tedrici.  
  derece, mertebe, tabaka; cins; snf; meyil (yol); (A.B.D.) okul snf; not (ders, imtihan); (A.B.D.) rtbe;  snflandrmak, tasnif etmek, derecelere ayrmak; tonlar tanzim etmek; ayn seviyeye getirmek, tesviye etmek (yol); yolu kazyarak dzeltmek; neslini slah etmek (at) Grade A birinci kalite. grade crossing hemzemin geit. grade school ilkokul. at grade ayn seviyede. make the grade baarmak, muvaffak olmak. the grades (A.B.D.) ilkokul. up to grade istenilen nitelikte. graded  tasnif edilmi; dereceli; dzeltilmi .  
  meyil, irtifa; yoku; ykselme veya dme; (fiz.) deiim Is;  derece derece deien; (zool.)) yryebilen . 
 tedricen ykselen sralar, basamak. 
  tedrici, derece derece; kademeli. gradualism  siyasi veya toplumsal deiiklikerin tedrici olarak uygulanmas prensibi. gradually  derece derece, ted.ricen  
 diploma vermek; diploma almak, mezun olmak; derecelere ayrmak; derecelere aynlmak; tedricen deimek.  
  mezun kimse, diplomal kimse; dereceli sv Iei;  mezunlara ait; dereceleri olan. graduate school niversite mezunlann renci olarak kabul eden faklte. graduate student ihtisas yapan renci.  
 mezun olma, diploma alma, diploma datm, I barda stndeki derece iareti. 
 Latince veya Yunanca vezin szl. 
(bak.) Grecism .  
 (Alm.) Avrupa'da bir asalet nvan . 
 (ark.) abidelerde sonradan kazlm resim veya yaz; duvara karalanan yaz .  
  (bah.) a; (tb.) yaral yere para ekleme;  alamak; alanmak . 
  (A.B.D.) rvet; para yeme; yolsuzluk, suistimal;  rvet almak, nfuzunu kiisel yararna kullanmak. grafter  menfaati kimse, rvet ile geinen kimse .  
 (gen.) Holy Grail) son akam yemeinde Hazreti sa'nn kulland farzolunan sahan veya kase .  
  tane, habbe, tohum, zerre; hububat; eczac tartsnda 0,065 gram; doku, aa ve tan damar, bu damarlarn dzen lenii; miza, huy;  tanelemek; aa damarlarn taklit edercesine boyamak, mermer taklidi boyamak; deriyi ilemek; sepilemek; tanelenmek. grain alcohol hububat alkol. grain elevator tahl ambar. grain leather tyl yz ilenmi deri. grain side derinin tyleri karlm yz. a grain of common sense bir nebze anlay. against the grain tabiatna zt, houna gitmeyen. close grained sk damarl. coarse grained iri taneli, kaba damarl. cut across the grain aa damarlarndan kesmek. dye in grain iyice boyamak. fine grained ince taneli, ince da- marl; aslnda kibar olan. with a grain of salt ihtiyatla, phe ile. graining  aa damarlarn veya mermeri taklit ederek bo yama . 
 kumlu, taneli, ekirdekli, damarl. 
 bataklk kularna ait.
(ks.) grammar, grammatical. 
(ing.) gramme  gram. 
 Hindistan'a mahsus bir eit nohut; bir eit faslye. 
Bat Amerika otlaklarnda bulunan bir ot. 
(nlem), (eski) Eyvallah ! Saol ! ok teekkr ! Allah Allah ! 
 ota benzer, ot gibi, ota ait. graminiv'orous  ot yiyen, otla beslenen . 
 gramer, sarf, dilbilgisi; gramer kitab; gramer kurallarna gre hazrlanm yaz veya konuma. grammar school eskiden ngiltere'de niversiteye talebe hazrlayan mektep; (A.B.D.) ilk ve orta okul derecesinde resmi okul. comparative grammar karlatrmal dilbilgisi. general grammar btn dillerin ortak kurallarndan bahseden gramer, genel gramer.
 gramer uzman, dilbilgisi kitab yazar, gramerci. 
 gramere ait, sarfi, dilbilgisi kurallarna uygun. grammatically  gramer bakmndan, sarfa, gramer kurallarna uygun olarak . 
 (ng.) gramofon, fonograf, pikap. 
 yunusbalna benzer memeli bir hayvan. 
 bir eit arkfelek ieinin meyvas.  
 tahl ambar; ok tahl yetitiren blge. 
  byk, azim, ulu; ba, baIca; muhteem, debdebeli, saltanatl; heybetli, muazzam; fevkalade, enfes;  (mz.) kuyruklu piyano; (A.B.D.), (argo) bin dolar. grandaunt  byk teyze veya hala. Grand Canal Venedik'te en byk kanal. grand daughter  kz torun. grand duke grandk, eski Rusya'da arn olu. grandfather, grandpa  bykbaba, dede. grandfather clock sarkal byk dolap saati. grand jury (huk.) soruturma heyeti. grandmother, grandma  anneanne, babaanne, nine. grandnephew  yeen olu. grandniece  yeen kz. grand opera opera. grandparent  byk baba veya anne. grand piano kuyruklu piyano. grandsire  byk baba. grand slam (iskambil) bir elde hepsini kazanma. grandson  erkek torun. grand stand  tribn. grand total umumi yekn. grand tour grg ve bilgilerini artrmak iin eski zamanlarda gen ngiliz asilzadelerinin Fransa ve italya'nn belli bal ehirlelerine yaptklar uzun seyahat, byk gezi. granduncle  byk amca. grand vizier sadrazam. in grand style gsterili, tantanal, son modaya gre. grandly  muhteem bir ekilde; gsterili olarak. grand ness  ihtiam, azamet, byklk; gsteri.
 yksek rtbeli adam, ekbir, itibarl kimse; spanyol veya Portekiz aslzadesi . 
 kibarlk, byklk, azamet; ihtiam, gzellik. 
 heybetli, muhteem, yksek; gz alc; tantanal, debdebeli, gsterili.  
 (A.B.D.) ifti birlii; (ng.) binalaryla birlikte iftlik. 
 iinden sayfalar keserek kitabl dzenini bozmak. 
 Biga'daki Kocaba Irmann tarihi ismi. 
 tahl veren. 
 habbe veya tohum eklinde. 
 granit, pek sert bir eit kaya. granite porphyry porfir ile kark granit, graniteware  emaye kaplar. granit' ic  granit cinsinden; granite ait. granitoid  granite benzer.
 tahl ile beslenen. 
 nineciim; ihtiyar kadm; (k.dili) eski kafal veya cahil yal kadn. granny knot acemice yaplm gevek dm. 
 ezilmi granit imentosundan yaplm bir eit deme ta. granolith'ic  bu deme tana ait. 
  ihsan etmek, bahetmek, vermek; balamak, fera etmek, terketmek; teslim etmek; tasdik etmek, kabul etmek,  farzetmek;  ba, teberru; senetle balanan (mal.) veya arazi; (huk.) fera, terk, hibe. take for granted olmu gibi kabul etmek; muhakkak reddetmek. take one for granted birinin kymetini takdir etmeden onun yaptklarn bir hak diye kabul etmek, istismar etmek. grantee  kendisine birey hibe edilen kimse.  
 taneli, tane tane olan; (tb.) tanecikli, iinde tanecikler bulunan. 
 tanelemek, kabartmak; tanelenmek. granulation  tane tane olma, tanelenme. 
 tanecik, habbe. 
 niastann ekere ,evrilebilen ksm. 
 zm; asma; (ask.) eskiden toplara doldurulan demir paralar, salkm, misket, perev; (o.), (bayt.) atn ayanda olan bir hastalk. grape brandy zm raks. grape hya cinth salkml smbl. grape leaf hopper asma yapran yiyen zararl bir bcek. grape sugar zmden alnan eker, dekstroz. fox grape yabani zm, (bot.) Vitis labrusca. sour grapes koruk; ele geirilemediinden dolay hor grlen ey. grapery  zm yetitirmeye mahsus yer. grapy  zme ait, zme benzer. 
 greypfurt, greyfurt, kzmemesi, altntop, (bot.) Citrus paradisi. 
 (ask.) salkm, perev denilen top mermisi, misket. 
 asma; (A.B.D.) dedikodu yoluyla haber alma, kulaktan kulaa haber nakli. (I.) heard by way of the grapevine. Azdan duydum . 
 (mat.) grafik; rakamlar erilerle ifade eden sistem; grafik kd zerine izilen eri. 
 resim veya yazya ait; tam tasvir olunmu, canl; yazya uygun; ekillere ait, ekli, izgili. graphic arts (gz.) (san.) grafik sanatlar. graphically  canllkla; resimle. 
 grafikle matematik ve mhendislik problemleri zme metodu . 
 grafit. 
 (den.) filika demiri, drt trnakl demir; borda kancas. 
  (den.) borda kancas, filika demiri; yakalay, iddetle sarl; grete birbirine sanlma; ggs gse savama;  yakalamak, kavramak, skca tutmak; kanca ile tutmak; filika demiri kullanmak; sarmak, kucaklamak; sarlmak, tutumak, uramak . grappling iron kanca, borda kancas.  
  tutmak, yakalamak, kavramak; anlamak, idrak etmek, kavramak;  yakalay, tutma, kavrama; idrak, kavrama. grasp at yakalamay denemek; istekle kabul etmek. grasp at a straw en ufak bir eye mit balamak, ylana sarlmak. grasp a nettle cesaretli davranmak. beyond one's grasp uzakta, elin eriemeyecei yerde; kavranamaz, idrak edilemez .  
 haris, tamahkr, a gzl.  
  ot, imen, im, yeillik; ayr, otlak; ot gibi herhangi bir bitki, (argo) hai;  otlatmak, otlaa karmak; otlamak; otla, kaplamak; (kuma aartmak maksadyle) otlar zerine sermek; (spor) yere drmek. Bermuda grass domuz ayr, (bot.) Cynodon dactylon. black grass sankuyruu, (bot.) Alopecurus agrestis corn panic grass, deccan grass tavan otu, (bot.) Panicum colonum. couch grass ayrkotuna benzer bir ot, (bot.) Poa palustris. meadow grass, rye grass karaayr, (bot.) Lolium temulentum. scurvy grass kakotu, (bot.) Cochlearia officinalis. grass snake st halkal adi zehirsiz ylan. grass widow boanm veya kocasndan ayr yaayan kadn; kocas yannda olmayan kadn. He doesn't let any grass grow under his feet. Ayann altnda ot bitmez. Bouna vakit kaybetmez. Frsatlar karmaz. grassiness  otluk, yeillik. grassy  otlu, imenli, yeillikli .
 ekirge; ekirge eklinde balk yemi; (A.B.D.), (argo) bir eit kk uak, prpr. 
 otlak . 
 ufak imenlik . 
  (A.B.D.), (k.dili) halka yakn; esas;  bilhassa tara halk veya semenleri. 
 rendelemek; srterek ses karmak; on ile zmek, sinirlendirmek; gcrdatmak (di); srtnerek ses karmak. gratingly  gcrt ile; sinirlendirici bir ekilde.
 pencere kafesi, zgara; ocak zgaras; ocak; maden filizini ayrmaya mahsus kalbur.  
 minnettar, mteekkir, deerbilir; ho, gzel, makbul. gratefully  minnetle, kranla. gratefulness  minnet, kran borcu; minnettarlk. 
 rende. 
 memnuniyet, zevk, haz; zevk veren ey. 
 memnun etmek, honut etmek, tatmin etmek. gratifyingly  hoa gidecek surette, tatmin ederek.  
 pencere kafesi; zgara; (fiz.) gne spektrumunun hatlarn lmeye mahsus ebeke. 
  bedava, parasz, caba. 
 kran, minnettarlk, kadir bilme. 
 bedava, parasz; sebepsiz, keyfi; aslsz. gratuitously  cretsiz olarak; gereksiz yere, belli bir sebep olmadan. gratuitousness  bedava olu; aslsz olu. 
 hediye, teberru, ba; bahi .  
 (huk.) kabahatin esasn tekil eden ey . 
 (graved, graven) oymak, hakketmek. graven image oyma put . 
 (den.) kalafat etmek, geminin altn temizleyip zift srmek. graving dock kalafat yeri . 
 ciddi, ar, vahim, tehlikeli; arbal, vakarl, temkinli . 
  (mz.) ar, yava;  ar ve yava para. 
 mezar, kabir. one foot in the grave bir aya ukurda. make one turn in his grave mezarnda kemiklerini szlatmak. 
 kefen . 
 mezarc .  
  (ed, ing veya led, ling) akl; (tb.) kum, kum hastal, idrar ta;  akl doemek; artmak; (k.dili.) kzdrmak. gravelly  ahl.   
 (bak.) grave. 
 hakkk; hakkk kalemi . 
 mezar ta . 
 mezarlk, kabristan. graveyard shift gece vardiyas (fab- rikalarda)  
 hamile, gebe. gravid'ity  gebelik. 
 yerekimi ile hareket etmek; ekilmek; kelmek, kmek. gravitative  yerekimi ile oluan.  
 yerekimi gc; cazibe kuvveti; ekilme. gravitational  yerekimiyle ilgili; cazibe kabilinden . 
 (fiz.) yerekimi; cazibe, ekim; arlk; ciddiyet, vakar, temkin; nem, ehemmiyet; tehlike; (mz.) kalnlk, peslik. gravity cell iinde elektrik cereyan hasl olan cam veya porselen kap. gravity rail road yerekimi gcyle ileyen demir yolu. center of gravity arlk merkezi. Iaw of gravity yerekimi kanunu. specific gravity zgl arlk.  
 (matb.) tifdruk, tifdurk. 
 et suyu, sos; aktan para, kolayca kazanlan kar. gravy bowl sosluk. gravy train (A.B.D.), (argo) az emek karl menfaat salayan mevki veya i. 
   gri, kuruni, kl rengi, boz; aartlmam (amar); kr, aarm; eski, yal; gri giysili;  kuruni renkte hayvan veya ey;  aartmak, aarmak. gray matter (tb.) gri madde, (k.dili.) beyin, akl. gray wolf bozkurt. grayness  grilik, bozluk. 
 ak sakall adam. 
 ak sal kimse . 
 taz. 
 (zool.) kuruni tatl su bal, dere kayas; bir kuruni kelebek . 
 oksijen yetersizliinden meydana gelen ve bilhassa pilotlarda gorlen geici krlk. 
 otlamak, otlatmak . 
  syrp gemek, syrmak, syrlmak, srtnp berelenmek;  syrk, bere. 
 (ing.) oban. 
 otlak. 
 (mz.) Iatif olarak, letafetle.  
 ya srmek, yalamak. grease one's palm (argo) rvet vermek. grease the wheels para ile iini yrtmek. 
 ya iya, et ya, kuyruk ya; koyu makina ya; ykanmam yapa; (bayt.) atn topuuna arz olan bir iltihap. grease box (mak.) ya kutusu. grease monkey (A.B.D.), (argo) araba tamirhanesinde ii, kalfa. grease paint (tiyatro) makyajda kullanlan yal boya .
 gemide makina yacs.  
 (A.B.D.), (argo), (aa.) Meksikal; spanyolca konuan Amerikal.  
 yal, yalanm. greasy spoon (A.B.D.), (argo) kalitesiz lokanta .  
  byk, kocaman, iri, csseli, azametli; ok, sayca ok, klliyetli; uzun, srekli; fazla; nemli; yksek, mehur; asil; mahir, usta; fevkalade; (k.dili.) mkemmel;  (k.dili.) ok iyi, yolunda. great with (eski.) hamile. be great on (k.dili.) doru malumat olmak; merakl olmak. the great bykler. greats  (k.dili.) gzde kimseler. Great Bear Byk Ay. Great Britain Byk Britanya. great circle (cor.) byk daire. a great deal ok, pek ok. the Great Divide bir ktay blen su hatt; byk kriz; Im ile hayatm arasndaki hat. great friends iyi dostlar. great horned owl byk bir bayku, (zool.) Bubo virginianus. Great Lakes (A.B.D.) ile Kanada arasndaki gller topluluu. great organ (mz.) byk bir orgun en byk ve pes sesli borular takm. Great Plains (A.B.D.) ve Kanadann Kayalk Dalar dousundaki platoluk blge. Great Scott! Allah Allah! great seal hkmetin, resmi mhr. great tit byk batankara, (zool.) Parus major. great toe ayak ba parma. a great walk er yry merakls. Great Wall of China in Seddi. great white heron byk balkl, (zool.) Ardea occidentalis; Egretta alba; Casmerodius albus. It would be great if ...olsa ok iyi olur. Iive to a great old age ok yalanmak. greatly  oka greatness  byklk. 
 palto . 
 byk dede. 
 alicenap, yksek ruhlu; cmert. 
 (gen.) (o.) baldr zrh. 
 (o.) donya tortusu .  
 bir dalg kuu, kk yumurta pii, (zool.) Podiceps ruficollis. red necked grebe krmz boyunlu yumurta pii, (zool.) Podiceps grisegena . 
  Yunanl, Grek (kimse) 
 Yunanca terim; Grek sanat ve kltrnn slup ve ruhu. Grecize  Yunanlatrmak. 
 Greko-Romen hususiyeti olan; (gz.) (san.) Yunan tesiri altnda kalm Roma sanat; (spor) grekoromen .
 Yunanistan .  
 hrs, tamah, agzllk. greedy  tamahkar, hrsl; obur, agzl; haris, hasis; hevesli, arzulu. greedily  hrsla, agzllkle. greediness  hrs, agzIlk, tamahkarlk . 
  Yunanl, Grek; Rum kilisesine mensup kimse, Rum; Yunan kltrn seven kimse; Yunanca; anlalmas g sz;  Yunanistan'a, Yunanllara ve dillerine ait. Greek Church Ortodoks kilisesi. Greek cross drt kolu eit ha, Ortodoks ha. Greek fire Rum atei, Bizansllarn sava gemilerine kar kullandklar ve slatlnca yanan bir eit kimyasal bileim. (I.) fear the Greeks bearing gifts. Kt maksatla verilen hediyelerden korkarm. (bak.) Trojan Horse) It' all Greek to me. Hi anlayamyorum. Greek Orthodox Church Rum Ortodoks kilisesi . 
  yeil; yeillikle kaplanm, yeermi; taze, canl; ham, pikin olmayan; acemi, cahil, toy; yara girmemi (at); kurutulmam, tuzlanmam; pimemi, i; soluk, rengi atm (korku, mide bulants veya kskanlktan);  yeil renk; (spor) yeil forma giyen takm; imen, ayr, yeillik; golf oyununda hedef deliinin etrafndaki dz imen. greens  yaprak sebze; ssleme iin taze dal, yaprak. green bean yeil fasulye. green cheese lor; adaay ile boyanm peynir; kesilmi stten yaplm peynir. green finch yeil ispinoz, yelve, (zool.) Chloris chloris. green light trafikte yeil k, (k.dili.) izin, msaade. green lumber ya kereste. green manure topraa gbre olsun diye yetitirilen ekin; taze hayvan gbresi. green onion yeil soan. green pepper dolmalk yeil biber. green soap bilhassa cilt hastalklannda kullanlan yeil sabun. green tea yeil ay, buhar ile kurutulmu ay. green thumb iekleri iyi yetitirebilme kabiliyeti. reen vitriol demir sulfat, za. the Green (rl.)anda'nn milli rengi olan yeil. greenish  yeilimsi. greenness  yeillik.  
 (A.B.D.)'ne mahsus arkas yeil banknot. 
 yeillik, nebatat. 
 yeil gzl, kem gzl. 
 frenk erii, bardak erii. 
 (ing.) sebzeci, manav.  
 acemi veya toy kimse. 
 Iimonluk, ser . 
 golden'e benzer bir elma . 
 Gronland Adas. 
 tiyatroda oyunculann dinlenme odas. 
 (tb.) gen kadnlarda kanszlktan ileri gelen bir hastalk, kloroz . 
 imen . 
 ngiltere'de Greenwich ehri. Greenwich mean time, G.M.T. Greenwich meridyenine gre ayarlanan milletleraras saat ayar. 
 selamlamak, selam vermek; karlamak; selamlamak . 
 selam. greeting card tebrik kart. 
 toplu halde yaayan veya gezen; topluluu seven; (bot.) sr halinde bulunan, salkm halinde yetien; srye ait. gregariously  toplu halde, topluca. gregariousness  toplu halde bulunma veya yaama. 
  Papa Gregorius'a ait veya onun tarafndan kurulan, Gregoryen; Ermeni Bapapaz Greguar'a ait Gregorian Calendar (bak.) calendar. Gregorian Chant 1. Papa Gregorius tarafndan tertip edilen ibadete mahsus mzik sistemi. Gregorian year mildi sene. 
 uaklarda arzaya sebep olduu rivayet edilen ve hayal mahsul ufak bir varlk, cin. 
 el kumbaras, el bombas; yangn sndrmeye mahsus ecza dolu cam kap.   
 eskiden el bombas atan asker; (ing.) hususi bir alaya mahsus nefer; (zool.)) Gney Afrika'ya mahsus bir ulha kuu; uzun kuyruklu balkgillerden biri, (zool.)) Macrourus. 
 ipek veya ynle ipek karmndan yaplm ok ince kuma; nar urubu. 
 tumturakl sz. grandiloquent  tumturakl. 
 (zool.)) yrmeye elverili (ayaklar) 
(bak.) grow.  
(bak.) gruesome. 
(bak.) gray. 
 taz. 
 zgara; (elek.) bataryada kullanlan delikli kurun levha; (d.y.) ray ebekesi; kablo ebekesi; bir haritada kesien yatay ve dikey hatlar sistemi; (radyo) valfta kontrol voltaj tayan zgara.  
  alak kenarl bir eit demir tava;  byle tavada hamur ii piirmek. griddle cake  bir eit gzleme.  
  kesmek, kazmak, gcrdatarak kazmak, raspa etmek; gcrdatarak gemek;  raspa sesi ile kesme.  
 zgara; zgara eklinde ey; Amerikan futbol sahas; (d.y.), ray ebekesi; sahne iin k ve panolarn asld zgara. 
 keder, strap, dert, elem, ac; felket, bela; eser. come to grief felakete uramak, belsn bulmak. grief stricken  ok kederli, meyus, bedbaht.  
 ikayete sebep olan hal, keder verici ey. 
 keder vermek, mteessir etmek, strap vermek; kederlenmek, esef etmek; yas tutmak. grievingly  kederlenerek, mteessir olarak.  
 keder verici, elem verici, zc, strap veren ac veren; ackl, elem ifade eden; ar cezaya lyk. grievously  fena surette; ackl. grievousness  vahamet; ackllk . 
 Hindistan'a yeni gelmi Avrupal. 
 yars aslan ve yars kartal farzolunan ejderha . 
 ksa ve sert kll bir kpek; kzl akbaba, (zool.) Gyps fulvus. 
 (A.B.D.), (argo) akgz ve dolandrc adam.  
 hayat dolu kimse; (zool.)) ekirge. 
 zgara; zgarada pimi et; zgarada piirme; zgarada et ve balk piiren lokanta; posta pullan zerinde zgara eklinde yaplan kabark noktal delikler; demir ubuklardan yaplm pencere kafesi . 
 zgarada piirmek; fazla stmak; (A.B.D.), (k.dili.) sorguya ekmek, sktrmak, ahret suali sormak . 
 (mim.) temel zgaras . 
 zgara; sorguya ekme, sktrma, ahret suali sorma. 
 Iokanta . 
 denizden nehre ilk defa dnen som bal. 
 (mer, mest) vahi, gaddar, merhametsiz, zalim; irkin, suratsz; mitsiz; korkun, kerih; boyun emez, yavuz, etin. grimly  zulm altnda btn kuvvetiyle aIarak; gaddarca, vahiyane. grimness  gaddarlk, zulm. 
  surat buruturma;  surat buruturmak, yz ekitmek. 
 yalanm dii kedi; cad kar. 
  kir, deriye yapm kir;  kirletmek, karartmak. grimy  kirli, pis, bulak. griminess  pislik, kirli olu. 
 (ned, ning)  srtmak, dilerini gstererek glmek; ac veya fke ile dilerini skmak;  srtma srt. Grin and bear it. Sabrla tahamml et.  
 (ground)  tmek, ekmek, ezmek; bilemek; srterek parlatmak; gcrdatmak; dndrmek, sapndan tutup evirmek; cefa etmek, eziyet vermek, sktrmak; deirmen iletmek; gcrdamak; (k.dili) sk ders almak, (slang) hafzlamak, ineklemek; (A.B.D.), (argo) gbek atmak;  tme, ezme; skc ve bitmek tkenmek bilmeyen i; (k.dili) imtihan iin sk alma, ok alan talebe, (slang) hafz, inek. 
 gten kimse veya makina, tc; bileyici; az dii; di; iinde et, peynir, domates ve turu olan byk sandvi. 
 (ing.) sara alet ve malzemesi; bileyici dkkn. 
 bilei ta. keep one's nose to the grindstone durmadan almak, didinmek . 
 (sp.), (asa.) ana lisan ngilizce olan yabanc. 
 grip hastal . 
  (ped, ping) sk tutma; kavrama; el skma; pene, el; tutak, bir eyin tutacak yeri; (A.B.D.) el antas;  sk tutmak, yakalamak, kavramak: etkilemek, tesir etmek, hkim olmak; manasn anlamak; dikkatini ekmek. gripsack  (A.B.D.) yolcu antas. come to grips with ile uramak. 
  (A.B.D.), (k.dili.) sknt vermek, cefa etmek, kzdrmak: sanc vermek (kann); sanclanmak; (A.B.D.), (argo) szlanmak, ikyet etmek;  (A.B.D.), (k.dili.) ikyet, sknt; (gen.), (o.) karn ars. 
 grip hastal. 
 tt.  
 kuruni renkte tezyini resim usul (bilhassa cam zerine)  
 maviye alan kuruni renkte, boz, kr. 
 k ve uh Fransz ii kz. 
 korkun, dehet verici, tyler rpertici. grisliness  dehet, korkun olu . 
 bir defada tlecek zahire; tlm zahire. All' grist that comes to the mill. Ele geen her eyden istifade edilir. gristmill  buday deirmeni. 
 kkrdak. gristly  kkrdaktan ibaret. 
  (ted, ting) iri taneli kum; kumta; kefeki ta, tme hassas olan ta; metanet, cesaret, yiitlik;  gcrdatmak, di gcrdatmak . 
 (o.) kabuu soyulmu ve iri ekilmi hububat; msr dvmesi.  
 iine kum taneleri karm olan, kumlu; cesur, yiit. grittiness  kumlu olu; cesaret, yiitlik. 
  kr sa; kr peruka;  kuruni, gri. 
 bozlatrmak, bozlamak. 
 (ing.), (k.dili.) zlmek, sinirlenmek; ikyet etmek.  
 kuruni, gri, (boz.) grizzly bear Kuzey Amerika'ya mahsus ok vahi ve kuvvetli boz ay, (zool.) Ursus horribilis. 
  inlemek, ah etmek, figan etmek, inleyecek derecede strap ekmek; yk altnda olmak; hasret ekmek;  inilti, figan. groaningly  inleyerek . 
 ngilizlerin drt penilik eski bir gm paras. 
 dvlms kabuksuz buday veya yulaf. 
 bakkal. 
 (A.B.D.) bakkal dkkan; (o.) bakkaliye, bakkaln satt eya . 
 rak veya rom ile sudan ibaret iki; alkoll iki. grogshop  meyhane .  
 sersemlemi, sarho, ayya . 
 ipek ve kei klndan yaplm kaba kuma, grogren.  
 (anat.) kask; (mim.) iki kemerin birletii kenar. 
 iliin madeni kenar; (den.) ipten yaplan simit halkas, evirme kasa.
 hodaniei, (bot.) Lithospermum. 
  seyis, uak; gvey; ngiliz saraynn hademelerinden biri;  tmar etmek; eki dzen vermek; giyinip kuanmak, kendine itina etmek; zel eitim vererek siyasi memuriyete hazrlamak. 
 sad, dnde gveye refakat eden erkek. 
  oluk, yiv, saban izi; alkanlk, itiyat, det;  oluk amak; (argo) bir eye kendini vermek, dalmak. in the groove (A.B.D.), (argo) mkemmel bir durumda. groovy  (argo) son modaya uygun, mkemmel .  
 el yordam ile yrmek veya aramak; kr krne aratrmak. gropingly  el yordam ile . 
 (zool.) ispinoz familyasndan iri gagal bir ku. scarlet grosbeak karmen renkli akrakkuu, (zool.) Corpodacus erythrinus. 
 Avusturya ilinginin yzde biri; 10 fenik karl Alman paras; Almanlarn eski ufak gm paras. 
 grogren, gron, bir cins kuma . 
 on iki dzine, yz krk drt adet; brt; kme, hepsi, btn. in gross toptan, btnyle. by the gross pakette yz krk drt tane olarak. 
 iri, kaln, kaba, byk; toptan, tamam; yontulmam; irkin, kt, eni, iren; tiksindirici. gross national product (ikt.) brt milli hasla (ks.) GNP) gross negligence byk gaflet. gross weight daras karlmam arlk, brt arlk, gayri safi arlk. grossly  fena halde. grossness  kabalk.  
  acayip, garip; kaba;  soytar. grotesquely  acayip ekilde. grotesqueness  acayiplik. 
 maara; suni yeralt odas . 
  (A.B.D.), (k.dili) mrldanmak, homurdanmak, sylenmek;  (A.B.D.), (k.dili) hi bir eyden memnun olmayan kimse, ikayeti kimse, homurdanan kimse; suratsz Ik, homurdanma, sylenme, vzlt; ikyet. grouchy  (A.B.D.), (k.dili) suratsz, ask ehreli. 
 (bak.) grind. ground glass buzlu cam; cam tozu. 
 yeryz; yer, zemin; toprak; meydan, saha, arsa; mesafe, yer; denizin dibi, dip; mebde, prensip; kabartma i yaplacak dz sath; maden levha stne srlen ve ilenmeyecek ksmlar muhafaza eden yapkan terkip; (elek.) toprak. ground ball (beysbol.) yere srtnerek giden top. ground bass (mz.) en kaln sesle tekrarlanan melodi. ground cover topraa yakn yetien kaln bitki rts. ground crew hava meydan tayfas. ground floor zemin kat. ground hog Amerikada bir eit da san. ground hog day 2 ubat. ground ice suyun dibinde meydana gelen buz. ground ivy yer sarma. ground line resimde alt izgi, n izgi. ground pine kurdaya, (bot.) Lycopodium; kurtluca, meecik, (bot.) Ajuga chamaepitys. qround plan bir binann zemin plan. around plate toprak levhas. ground rent arsa kiras. ground speed (hav.) yer srati. ground swell soluan. ground water yeralt suyu. ground wire (elek.) toprak teli. ground zero bombann patlad yer. above ground yeryznde; meydanda. break ground tarla srmek; yeni bina iin yere ilk kazmay vurmak, temel atmak; ie balamak. cover ground yol almak; konuya deinmek. cut the ground out from under one's feet (colloq.) ayan kaydrmak, delillerini rtmek. down to the ground her hususta, tamamen. from the ground up temelinden, tamamen. gain ground ilerlemek; iyilemek; mesafe katetmek. get in on the ground floor (A.B.D.), (k.dili.) temelden katlmak, bir ie yeni balandnda katlmak. give ground ricat etmek, ekilmek. hold one's ground, stand one's ground durumunu devam    ettirmek, ayak diremek. into the ground gereinden fazla, dayanlmayacak kadar. Iose ground gerilemek, fenalamak rabetten dmek. off the ground harekette. on good grounds iyi sebeplere dayanan. on one's home ground kendi bilgi alannda. on the grounds of sebebiyle, -e dayanarak. rising ground yoku, bayr.  
 temel zerine kurmak, esasl bir ekilde yapmak; esasl ekilde retmek; resme zemin boyas vurmak; yere oturtmak, karaya oturtmak (gemi); (elek.) topraa balamak; temeli olmak; yere konmak; (hav.) pilotun umasma izin vermemek. ground arms silah yere dayamak. 
 (den.) baz limanlarda demirleme iin verilen har. 
 yere vurulunca zplayan top. 
 esassz, aslsz, temelsiz groundlessly  aslsz ve temelsiz olarak .  
 topraa yakn yaayan bitki veya hayvan; deniz dibinde  yaayan balk; basit zevkleri olan kimse; (eski.) tiyatroda ayakta duran seyirci . 
 kk yenen bir bitki; (Ing.) yerfst, Amerikan fst. 
 (o.) zel arazi mlk; oyun sahas, stadyum; saha; sebep, bahane. coffee grounds telve. 
 (bot.) kanarya otu. 
 tabanlk kereste. 
 temel, esas . 
  grup, kme, bek; heyet, topluluk; (kim.) benzer nitelikli eler grubu; (jeol.) ayn zamanda teekk1 ettii farzolunan kaya tabakalar; (biyol.) birbiri ile benzerlikleri olan hayvan veya bitki snf;  gruplara ayrmak, yan yana koymak; bir araya gelmek, gruplamak. group insurance grup (sig.)ortas, toplu (sig.)orta. 
 hani bal . 
 (o.) grouse) tavua benzer bir av kuu, orman tavuu, (zool.) Lyrurus. hazel grouse da tavuu, (zool.) Tetrastes bonasia. sand grouse kaya kuu, (zool.) Pterocles arenarius Pallas' sand grouse bartlak, (zool.) Syrrhaptes paradoxus. 
  (k.dili.) homurdanmak, sylenmek, szlanmak, Sikayet etmek;  Sikayet. 
  duvarc svas, sulu har; bulgur lapas; (o.) tortu, telve;  tula veya ta aralarna sulu har doldurmak. 
 koru, aalk. 
 (led, ling veya ed, ing) yerde srnmek; kendini alaltmak, yaltaklanmak. groveler  zelil kimse, alalm kimse. 
 (grew, grown) bymek, gelimek, inkiaf etmek, serpilmek; (o.)almak, artmak, ilerlemek, olmak; hsl olmak, kmak; bytmek, yetitirmek, meydana getirmek; has1 etmek. grow on one gittike daha ok beenilmek, bir kimseyi kendine sndrmak. grow out of hsl olmak, kmak. He grew out of his shoes bydnden dolay ayakkablar kld. grow together yaklamak, birlemek; beraber bymek grow up bymek, olgunlamak. growing pains byme devresinde ocuklarn kol ve bacaklarnda hsl olan arlar; bir iin balangcndaki zorluklar .
 yetitirici, retici . 
  hrlamak, homurdanmak; gurlamak, guruldamak;  homurtu, homurdanma, hrlama . 
 homurdanan kimse; (A.B.D.), (argo) bira kab; Kanada'da kck buzul . 
(bak.) grow;  yetimi, yetikin, bym grownup  bym. grownup  yetikin kimse. grownups  yetikinler . 
 byme, gelime, inkiaf, yetime; artma; mahsul; kaynak; (tb.) marazi teekkk. growth stock bir firmann kra geecei dncesiyle satn alnan hisse senedi.  
 trtl, srfe, kurt; bkp usanmadan alan kimse; (argo) yiyecek. grubby  kirli, pis, dzensiz; kurtlu. 
 (bed, bing) topra kazmak, eelemek; adi ilerle uramak; monoton bir ite calmak; (argo) yemek yemek, yedirmek; yeri kazp aa kklerini karmak; kknden skmek; srfesini karmak .  
Londra'da eskiden fakir yazarlarn oturduu semt; piyasa yazarlar. grubstreet  piyasa yazarlarna ait. 
  (A.B.D.), (k.dili.) bir maden araycsna maden ocan bulmak iin dn verilen ve karl ileride fazlasyla geri alnacak para; (k.dili.) yeni bir teebbse yaplan yardm;  byle bir yardmda bulunmak. 
  isteksizce vermek, istememek, ok grmek; kskanmak; di bilemek;  kin, haset, di bileme. to carry (bear, have) a grudge (against) kin beslemek. grudgingly  istemeyerek, kyamayarak . 
 yavan un orbas, sulu yulaf lapas. 
  ok yorucu, bitap drc;  ok yorucu ey, ikence. 
 korkun, dehetli, iren. gruesomely  dehetle, korkun, bir ekilde. gruesomeness  dehet, korkunluk, 
 ters, sert, huysuz; bouk, bouk sesli. gruffly  terslikle; bouk bir sesle. gruffness  sertlik, terslik, huysuzluk. 
  sylenmek, ikyet etmek;  homurdanma, halinden ikyet. 
(bak.) grommet . 
 (k.dili.) ask yzllk, suratszlk. 
 aksiligi tutmu, hrnl stnde. 
fazla iffet taslayan kimseler.   
  homurdanmak, domuz gibi hrldamak;  homurtu, hrlt; hrlt karan bir balk. 
 homurdayan sey; domuz; hrlt gibi ses karan bir balk. 
gravyer peyniri.  
 striptiz artistlerinin mahrem yerlerini rtmek iin taktklar bant; (mz.) sol notas teli.   
 tropikal Amerika'da yetien ve ylan sokmasna kar kullanlan bir ot; zeravent, (bot.) Aristolochia . 
 Gney Amerika'ya mahsus deve cinsinden ve lamadan iri bir hayvan. 
 guano . 
  kefil; kefalet, teminat; garanti;  garanti etmek, kefil olmak; bakasnn sorumluluunu zerine almak .  
 kefil, garanti eden kimse veya firma. 
  garanti, kefalet;  garanti etmek. 
 korumak, muhafaza etmek, himaye etmek; gzaltna almak, nezaret altnda bulundurmak; nbet tutmak, bekle mek; dikkat etmek, uyank bulunmak. guard against nceden tedbir almak. 
 muhafz, nbeti; muhafz alay; muhafaza, himaye, koruma, mdafaa; nbetilik, muhafzlk; kendini korumak iin alnan pozisyon; trende memur; herhangi bir eyi muhafaza eden alet. advance guard ileri karakol. mount guard nbet tutmak. off guard hazrlksz. on guard nbette. On guard ! Dikkat ! Hazr ol ! rear guard art, dmdar. relieve the guard nbeti deitirmek. 
 uyank, tetikte; korunan, muhafazal; ihtiyatl, tedbirli. guardedly  ihtiyatla. guardedness  tedbirlilik. 
 askeri karakol. 
 koruyucu, muhafz, gardiyan; vasi, veli. guardian angel koruyucu melek .  
 vasilik, muhafzlk, velilik. 
 parmaklk, korkuluk; siper demiri; (den.) puntel.
 beki odas . 
 Guatemala . 
 Amerika'nn scak taraflarnda yetien guava aac; bu aacn armut eklinde yenebilen meyvas. 
 valiye ait . 
 (A.B.D.), (argo) amur; karklk. 
 (zool.)) yem iin kullanlan ufak tatl su bal; eski abuk aldanan kimse; (mak.) mil, mihver, pin; mentee kovan; engel, kanca; dmen dii inecii . 
 kartopu iei, (bot.) Viburnum opulus Chinese guelder rose ortanca, (bor.) Hydrangea hortensia.  
 eski bir Alman hanedanna mensup bir kimse; ortaada talya'da Mukaddes Roma mparatorluu aleyhtar ve Papaya taraftar milli istiklal partisi azas, Gelf. 
  (iir) mukfat; bahi;  mkfat vermek . 
 Anglo Norman adalarndan biri; bu adada yetitirilen ve bol st veren bir eit inek; (k.h.) rme kaln yn yelek veya ceket ,
  eteci, gerillac;  gerilla rgt ile ilgili. guerilla warfare ete harbi, gerilla sava. 
  tahmin etmek; kefetmek, zannetmek, farzetmek;  tahmin, zan, kefetme. (I.) guess so. Galiba. 
 tahmin. 
 misafir, konuk, davetli; otel veya pansiyon mterisi; (biyol.) asalak bitki veya hayvan. guest night davet gecesi, bir kulp veya programa misafirlerin kabul edildii gece. guest room misafir yatak odas. guest rope (den.) tonoz halat, vardakavo, yedek halat. paying guest aile pansiyoneri. 
 (argo) laf, bo sz. 
  kaba gl, kahkaha;  kahkaha ile glmek . 
 Gney Amerika'da Guyana blgesi. 
 yol gsterme, dellet, rehberlik; iaret; idare; klavuz; (A.B.D.) eitim srasnda ocua ve ailesine t verme ve yol gsterme.
  yol gstermek; klavuzluk etmek, dellet etmek; idare etmek; iaret etmek; yetitirmek;  rehber, klavuz, yol   gsteren kimse; ynetmelik, talimatname; (mak.) yatak, kzak, ray; sevk kanal, oluk; (gayd.) guided missile (ask.) gdml roket. guide rail (d.y.) klavuz ray, sevk yata. guide rope balondan sarktlan idare halatlarndan biri; (den.) yk kaldran halat yan tarafa ekmek iin kullanlan dier bir ip, aavele. 
 rehber, rehber kitab . 
 okuyucuya yardmc olmak iin kitap sayfasnn stne yazlan yaz; standart tespit eden kural veya prensip, tzk.  
 yol iareti, yol gsteren direk. 
 tabur sanca. 
 esnaf birlii, lonca; hayr kurumu . 
(bak.) gulden. 
 (ing.) esnaf birlii merkez binas; (b.h.) Londra belediye dairesi . 
 aldatclk, kurnazlk aldatma eilimi. guileful  hileci, hain. guilefully  hile ile. guilefulness  hilecilik. guileless  saf, riyasz, samimi. 
 kuzey denizlerine mahsus karabataa benzer bir deniz kuu. 
 girift nak, menevi; (mim.) sarl veya bkl iki  telden ibaret pervaz . 
  giyotin; kat ba; (tb.) bademcik makas; (ing.) (pol.) muzakere tahdidi;  giyotin ile idam etmek .  
 su, mcrimlik; crm mesuliyeti; gnahkrlk; gnahkrlk duygusu. guilt by association bir kimsenin meru hareketlerini veya tandklarn pheli sayarak gizli sular olduunu tahmin etme. guiltless  not guilty masum, susuz . 
 sulu, kabahatli, mcrim, gnahkr. verdict of guilty jrinin verdii mahkumiyet karar. guiltily  sulu olarak, gnahkrlkla. guiltiness  sululuk, gnahkrlk. 
 jilenin altna giyilen ksa bulz . 
 (b.h.) Gine; ngilizlerin yirmi bir ilin kymetindeki eski altn paras; yirmi bir ilin; Afrika tavuu, be tavuu. Guinea corn bir eit dar. guinea fowl, guinea hen Afrika tavuu, be tavuu. Guinea pepper bir eit krmz ac biber. guinea pig kobay, (zool.)) Cavia cobaya; zerinde deney yaplan insan .
 Ingiliz kral Arthur'un sadakatsz kars. 
 d grn; gsteri; hileli grn, aldatc grun; kisve.  
 (mz.) gitar. guitarist  gitarc, gitarist, gitar alan kimse. guitarfish  vatoz gibi bir balk, (zool.)) Rhinobatus. 
 boaza ait. 
 ABD kk ve derin dere. 
 Hollanda para birimi. 
 (hane.) armalarda krmz renk .
  krfez; uurum;  yutmak. Gulf Stream Gulf Stream aknts. 
  (eski) aldatmak, dolandrmak;  ahmak ve kolay aldanr kimse, saf kimse; hile, oyun. 
 mart. blackheaded gull, laugh ing gull kara ba mart, (zool.)) Larus atri cilla. herring gull byk mart, (zool.)) Larus argentatus Iittle gull cce mart, (zool.)) Larus minutus .
 boaz, grtlak; grtlaa benzer su geidi. 
 kolay aldanr, ahmak, saf. gullibil'ity  kolay aldanma, ahmaklk, saflk . 
  sel ve yamur suyu ile alm dere;  anma ile ukur amak veya almak . 
 tutuvermek; boaznda dmlenmek (hkrk);  yutma, yudum. gulp down yutuvermek . 
 (med, ming~) zamk srmek; zamklamak; zamk aktmak; yapmak. gum up pislikle dolup almaz hale gelmek veya getirmek; (argo) ii bozmak. 
 (gen.) (og.) dieti. gumboil  di eti iltihab .
 zamk; sakz; sakz agac; iklet; lastik. gum arabic akasya sakz, arap zamk. gum juniper ard sakz. gum mastic sakz, mastika. gum plant stleen, (bot.) Euphorbia resinifera. gum resin zamk ve reineden meydana gelen bir karm. gum thorn sakz dikeni, (bot.) Acorna gummifera. gum tragacanth kitre. gum tree kfur aac, stma aac, zamk aac. gum water arap zamk ile su karm. bluegum tree stma aac, (bot.) Eucalyptus globulus chew ing gum iklet, sakz. dragongum tree kardekan agac, (bot.) Pterocarpus draco.  
 bamya; bamya orbas; yumuak ve yapkan toprak .  
 jelatinli ekerleme. 
 sakz gibi, sakzl, yumuak ve yapkan.  
 (k.dili) cesaret, girikenlik, beceriklilik. 
  Iastik izme; lastik ayakkab; (argo) hafiye;  (argo) hafiyelik etmek . 
  (ned, ning) top, tfek; tabanca, revolver; kurun ve glle atan her eit silh; selamlamada top at;  tfekle avlamak, tfekle ate etmek; ABD, (argo) gazlamak. gun barrel tfek namlusu. gun carriage top kunda ve arabas. gun dog av kpei. gun flint tfek akmakta. gun for (argo) Idrmek niyetiyle birini avlamak; takdirini kazanmak veya anlamak iin arayp bulmak. gun metal top madeni; top madenine benzer maden karm. gun metal  top madeni renginde. gun moll ABD, (argo) gangsterin kz arkada; kadn hrsz. a big gun (argo) yksek mevki sahibi adam, kodaman. give it the gun (argo) hzn ar trmak. go great guns (argo) becerikli i yapmak. grease gun ya tabancas. ma chine gun makinal tfek. son of a gun (k.dili) alak adam. spike one' guns bir kimsenin kuvvetini kesmek, yenmek. spray gun serpme tabancas. stick to one, guns davasndan vazgememek, ayak diremek. 
 gambot .
 pamuk barutu . 
 top atei.  
ABD, (argo) hevesli, ok istekli, 
 silhl kimse, silhl gangster; tfeki. 
 kk bir balk, (zool.) Pholis gunnellus; (bak.) gunwale .  
 topu; topu subay; avc. 
 topuluk, topuluk teknii 
 avclk .  
 uvallk bez, (ul.) gunny sack uval. 
 barut.  
 silah kaakl. 
 silah at; top menzili. 
 silh sesinden rken (kpek, at) 
 tfeki. 
 tfek kunda,  
 (den.) filika kpetesi, borda tirizi. 
 (zool.) Lebistes trnden ufak renkli balk .  
 girdap suyu gibi kaynama; fokurdayarak kaynama . 
  aldamak, aldayarak akmak; alt gibi ses karmak; aldarcasna sylemek;  alt, alt sesi . 
 askerlikle mehur Rajputlann bir kolu, 
 krlangbal, (zoot.) Trigla hirundo. armed gurnard dikenli ksz bal, (zool.) Peristedion cataphractum. fly ing gurnard uan krlang, (zool.) Dac tylopterus volitans. gray gurnard benekli krlangbalg, (zool.) Trigla milvus. red gur nard kszbal, (zool.) Trigla Iyra .  
 (Uzak Dou'da) mrit. 
  fkrmak; comak, tamak; (k.dili.) takn sevgi gibi hisleri aa vurmak; sel gibi akmak (gzya); fkrtmak, iddetle aktmak;  fkrma, tama, coma; (k.dili.) takn ve yapmack sevgi gsterme.  
 tulumbasz fkran petrol kuyusu; heyecan gsteren ve yapmack hareket eden kimse. 
 konukan, geveze; ar iltifat eden. 
 kebent; elbise veya eldivenin  keli pei, 
 rzgrn ani olarak iddetle esmesi, bora. 
 tatma, tadna bakma. 
 tatma duyusu ile ilgili. 
 zevk alma; haz, ahsi istek; tatma; hususi stil. 
 kesik kesik; rzgarl, frtnal. 
  (ted, ting) barsak veya mide; hazm sistemi; alg kirii; dar geit;  barsaklarn dar dkmek; yama etmek; (binann) iini tamamen tahrip etmek (yangn) 
 barsaklar, hazm sistemi; (argo) cesaret, metanet; teebbs. gutsy  (argo) cesur, gzpek, atlgan; saknmasz . 
 eczaclkta bir damla . 
 gtaperka aacndan elde edilip tecrit maddesi olarak kullanlan beyaz z, Sumatra zamk. 
 damlaya benzer; benekli. 
  hendek, su yolu, oluk;  hendek amak, su yolu kazmak; oluk gibi akmak; eriyip akmak (mum) 
 sokak ocuu, kpralt ocuu, kk klhanbeyi.  
 oburcasna yemek yemek, ((colloq.)) silip sprmek. 
  grtlaa ait; boazdan telaffuz olunan;  grtlaktan veya azn arka ksmndan karlan ses; bu sesleri temsil eden harfler. 
  (k.dili.) adam, herif; (ing.) acayip kIkl adam;  alay etmek, birini elence konusu haline getirmek,  
  (den.) gemi direklerini yerlerinde saptayan halat, karlan veya indirilen yk yerinde tutan halat; elik halat;  halatla tutturmak. 
 Guyana. Guy Fawkes Day (ing.) 5 Kasm, Guy Fawkes'n yakalannn kutland gn. 
 ok ve hzl imek, aktrmak. 
 spor salonu; beden eitimi. 
 atletizm yarmas; atletizm sahas; ABD spor araba yan. 
 (o.)sia) spor salonu. 
 baz Avrupa memleketlerinde lise.  
 beden egitimi retmeni veya uzman. gymnas'(tic.)   beden terbiyesine ait, atletizme mahsus;  beden eitimi, cimnastik; gymnas'tics  (o.) beden eitimi almas; idman, cimnastik; zihin egzersizi.
 eskiden Hindistan'da bulunan ve plak gezen filozof snfndan bir kimse; plak gezen kimse. gymnosophy  bu snfn inand felsefe. 
 (bot.) kabuksuz tohumlu bitkiler snf, am gibi plak tohumlu bitkilerden biri. gymnosper'mous  byle tohumu olan.  
 (o.) cea) eski Yunan ve Roma'da harem dairesi; (bot.) iek pistillerinin topu. 
 (bot.) erkeklik ve diilik organlar birleik olan. 
 devletin kadnlar tarafndan idaresi. 
 kadn doum hastalklar bilgisi, nisaiye, jinekoloji. gynceolog' ical  kadn hastalklanna ait . gyneeol'ogist  kadn doum hastaIklar mtehasss, nisaiyeci, jinekolog. 
 kadm hastalklarn tehis ve tedavi,  
  (ped, ping) ABD, (k.dili.) hile, dubara; dzenbaz kimse, hileci kimse;  aldatmak, dolandrmak. 
 al gibi, all.  
 iinde al bulunan. 
 alta.  
 ingene, (colloq.) Kpti; ingene dili. gypsy moth aalara ok zarar veren bir eit gve.  
  dnmek, devretmek; helezoni ekilde gitmek;  yuvarlak, zemberek eklinde, dairesel. gyra'tion  dn, dnme, deveran. gy'ratory  dnen, devre(den.)  
  (iir) dn, dnme, deveran; daire ekli, zemberek ekli;  dnmek, devretmek.
(bak.) gerfalcon . 
 ciroskoplu pusula, topa pusulas. 
 (hav.) suni ufuk. 
(hav.) otomatik pilot, topal pilot dzeni. 
 topa, ciroskop . gyroseop'ic  muvazene arkna ait.  
 va purlarda sallantya karl kullanlan ciroskop.  
 (fiz.) cirostat bahsi, topa denklii bahsi.  
  (eski.), (gen.) (o.) ayak zinciri, buka, pranga;  prangaya vurmak .  
(ks.) hydrogen, (elek.) Henry; (fiz.) manyetik alann kuvveti; toplu s; (argo) eroin. 
 ngiliz alfabesinin sekizinci harfi (Honor, hour herb ve dier baz kelimelerin banda ve herhangi bir kelime veya hecenin sonunda telaffuz edilmez. Baz sessiz harflerden sonra gelince baka , ekillerde telaffuz edilir.) 
(ks.) harbor, hard, height, hence, high, (mz.) horns, hour hundred, husband. 
(ks.) His veya Her Highness: His Holiness.
(bak.) halfpenny . 
 Kba'da yaplan bir dans; bu dansa gre mzik.  
(huk.) ihzar emri.  
 ABD erkek giyimi satan maaza; (ing.) tuhafiyeci. haberdashery  apka dkkn; (ing.) tuhafiye eyas veya dkkn. 
 zrh yelei. 
 (gen.) , (o.) elbise, kyafet, klk. 
 adet, alk, alkanlk, itiyat, tabiat, huy; iptila, dknlk; zihni yap, kafa; yaradl, tynet; elbise, kyafet, klk; din adamlar ve binicilerin giydii zel kyafet; (biyol.) zel olarak byme veya yetime. habitforming  iptil hasl eden, alkanlk meydana getiren. drug habit esrar alkanl. 
 giydirmek. habited in giymi. 
 oturulabilir, ikamete elverili habitabil'ity, hab'itableness  oturulacak halde olma . 
 (bir yerde) ikamet eden kimse.  
 bir hayvan veya bitkinin yetitii yer; herhangi bir eyin doal yeri . 
 ikamet, oturma; mesken, ev. 
 allm, mutat, itiyat edinilmi; daimi. habitually  alld ekilde, det zere. habitualness  alkanlk, det, mutat olu. 
 altrmak, alkanlk haline getirmek, itiyat kespettirmek. habitua'tion  itiyat, alkanlk. 
 det, itiyat, alkanlk. 
 mdavim, daimi ziyareti.  
  (gz. san.), resimde gIge izgileri; haritalarda da yamalarn gsteren ince izgi, tarama izgi;  tarama izgilerle gstermek. 
 byk iftlik, fabrika veya i yeri. 
  kira beygiri; ihtiyar at; kiralk atl araba; AB,D, (k,dili.) taksi; klstr araba;  araba srmek, taksi ofrl yapmak. huck stand taksi dura. 
  entmek, yarmak, yontmak, kymak; (ng.),), (leh.) topra srp ekmek; kuru kuru ksrmek; A,B,D, (argo) becermek; (slang) akmak;  entik; entmeye mahsus alet; kekeleme; kuru ksrk; incik kemigine atlan tekme.  
   adi yazlar yazan kalitesiz yazar;  para iin adi yaz yazmak;  adi yazya ait. hack work adi yaz. hack writer para iin adi yaz yazan kimse. 
 balk, peynir veya tula kurutmak iin kullanlan zgara. 
 entmek, yontmak, paralamak; yontulmak, paralanmak. 
  keten ve kendir tara; horozun boynundaki uzun ve ince tyler; bu tyden yaplm sinek eklindeki olta inesi; (o.) kzgnlk annda kpein boynunda dikleen tyler;  keten tara ile taramak; olta ucuna suni sinek yemi takmak.
   binek veya koum at; kira arabas;  (mec.), ok kullanlm; adi, baya;  (nad.) sokak arabas gibi daima ve her ie kullanmak; eskitmek, krletmek. 
 adi, harca1em, gnlk; dile dm; basmakalp; kaarlanm. 
 hack saw demir testeresi, vargel testere. 
(bak.) have. 
 mezit bal, (zool.) Melanogrammus aeglefinus. 
  (jeol.), damarn dik vaziyetten ayrlma as;  bu suretle erilmek.  
 (mit.), Iler diyarnn tanrs Pluton'un dier bir ad; llerin ruhlarnn bulunduu yer. 
 hac. 
 hac. haema, haemato, haemo (bak.) hema, hemato, hemo. 
 hafiz. 
  bak sap, kl kabzas;  baa sap takmak .  
 yal irkin kadn, kocakar, acuze; buyc kadn; (eski) dii hayalet veya cin. 
 ylanbalna benzeyen ve baka balklarn vcuduna ban sokarak yaayan ufak deniz bal.  
 Musevi din kitaplarnn efsane ksm; Musevi din kitaplarnn tefsiri. haggadic  bu kitaplara veya tefsirlere ait. haggadist  bu kitap veya tefsirlerin yazar. 
 yorgunluk ve alktan dolay bitkin grnl; yabani grnl, yabani davranl (doan) 
 isko koyun veya dana cier ve yrei ile yaplan soanl yahni. 
 cad gibi, acuze gibi.  
  sk pazarlk etmek; ekimek; acemice kesmek;  sk pazarlk; ekime. 
 (o.) Eski Ahit'te Tevrat ve peygamberlere ait kitaplarn dnda kalan kitaplar.  
 azizler hakknda yazan kimse. 
 azizlere tapma. 
 azizlerin hayat ile ilgili edebiyat .  
 bylenmi olduundan dolay kederli. , 
The (heyg) Lahey .
(bak.) ha.  
 (nlem) kahkaha sesi; (nlem) Hahhah ! 
 bir bahenin etrafndaki alak it.  
 Araplarn balar ile beraber vcutlarna sarndklar kuma, ihram, arsaf. 
 Japonlara has  msralk ktalardan meydana gelen ksa iir.  
  selmlamak; armak; seslenmek;  selmlama, seslenme. hail fellow well met samimi dost, yakn arkada; herkesle abuk ahbap olan kimse, scakkanl kimse, samimiyetten holanan kimse. hail from (den.), ,,, Iimanndan kalkmak. Where do you hail from? Nerelisin? Nereden geldin? within hail ses duyulacak mesafede, yakn.
  dolu; dolu gibi yaan ey;  dolu halinde yamak veya yadrmak; hzl ve iddetli gelmek (sz, yumruk) hailstone  dolu tanesi. hailstorm  dolu frtnas. 
 sa,kl, ty; kl pay mesafe. hair curler bigudi. hair net sa filesi. hair pencil kldan yaplm ince resim fras. hair remover kllar dken il. hair re storer sa besledii zannedilen il. hair shirt at kl gmlek, ceza gmlei. hair spray sa tuvaletini korumak iin saa pskrtlen sv, sprey . hair trigger tabancann ok hassas tetii. get in one, hair bir kimseyi rahatsz etmek, bir kimseye yapmak, taciz etmek. His hair stood on end. Tyleri rperdi. Iet one' hair down ABD, (argo) iini dkmek. not turn a hair kln kprdatmamak . to a hair tpk, tamamen ayn . 
  kl pay;  kl kadar mesafe . 
 sa fras.  
 kldan yaplm sert bir kuma. 
 sa tra; sa kesilme biimi. (I.) want a haircut. Samn kesilmesini istiyorum. 
 (o.) dos) sa tuvaleti, sa ekli, 
 kuvafr, berber . 
 (alnda) sa izgisi; ince izgi . 
  sa tokas, firkete;  ''u'' eklinde kvrlan. hairpin turn keskin viraj. 
 korkun . 
 kl krk yaran kimse. 
 saatin iindeki kl gibi yay . 
 kll tyl, kldan yaplm; kl gibi; ABD, (argo) tehlikeli; mkemmel. hairi ness  tyllk, klllk.  
 Haiti. 
 barlam (balk), merlos, (zool.) Merluccius vulgaris . 
 Musevi dinindeTalmud'da bulunan kurallarn toplam. 
 (foto.) resimde kardan gelen kuvvetli n pencere gibi yerlerin kenarlarndan tamas. 
 eskiden kullanlan baltal karg, teber. halberdier'  bu silh kullanan kimse, teberdar. 
  yalapkn, iskelekuu emircik, (zool.) Alcedo atthis; k banda deniz kenarnda yumurtlad zamanlarda frtnay durdurduu farzolunan hayal mahsul bir ku;  bu hayali kua ait; durgun, sakin, dingin. halcyon days k ortasnda iyi hava; sulh ve bereket devresi . 
 surklemek .hale into court mahkemeye celbetmek. 
 salam, din, zinde.  
   yarm (for less than one); buuk (for more than one);  yar, yar yarya; ksmen;  yar. half binding arkasyla keleri deri ve yanlar kgt veya bez cilt. half blood melez, yarm kan. half brother vey erkek karde, anne veya babas bir olan erkek karde. half crown iki buuk ilin deerinde eski ingiliz gm paras. half gainer balklama dal. half hitch dlger ba bir volta, sade ilmik. helf holiday yarm gn tatil, leden sonra tatil. half life (fiz.) radyoaktif bir maddenin yarsnn kaybolmas iin gerekli olan mddet, yarlanma sresi. half measures yeterli olmayan tedbirler. half mourning yar matem elbisesi, matem sresinin sonunda giyilen grili veya beyazl elbise. half nelson (spor) boyunduruk. half note (mz.) ikilik nota, beyaz nota. half pay yanm maa; akta bekleme maa. half pint bir bardaklk I; ABD, (argo) ksa boylu adam. half seas over sarho. half sister vey kz karde. half sole gizli pene, yanm pene .half time haftaym, ara; yanm gnlk (alma) at half cock tetii yan ekilmi halde; ileden km halde, tepesi atm olarak. better half e (kadm veya erkek) by half ok fazla. cut in half, cut into halves yarya blmek .do a thing by halves bir ii yanm yamalak yapmak. go halves yar yarya bImek. go off halfcocked (k.dili.) tedariksiz gitmek. have half a mind meyilli olmak. It is half past one. Saat bir buuk. not half bad hi de fena olmayan.  
   yar yarya;  kark;  (ing.) iki eit iki karm. 
 (spor) hafbek. 
 yar pimi; iyi dnlmemi. 
  .) melez, yanm kan (kimse) .  
  babas Avrupal annesi Hintli olan kimse;  melez. 
 isteksiz, gevek, gayretsiz. 
  yanm boy; vcudun yukan ksmn gsteren resim . 
 bayran yarya indirilmesi. 
 yarmay . 
(o.) halfpence)  (ing.) yarm peni.  
 pene vurmak (ayakkab) 
 (matb.) resmi hafif noktalarla gsteren klie.  
 arkas ttrtll n tekerli askeri vasta. 
 ksmen doru olan iddia. 
  ortada, yan yolda; yetersiz olarak;  yetersiz; yar yolda bulunan (han veya otel) halfway house hapisten kanlann geici olarak kalabilecei yurt. 
 ahmak, budala, ebleh. 
 kalkana benzeyen yass bir balk, (zool.) Hippoglossus. 
 Bodrum, Halikarnas.  
 (kim.) klor grupundan bir unsurla meydana gelen tuz. 
 pis kokan nefes. 
 koridor, dehliz; hol; toplant salonu, byk salon; resmi veya umumi toplantlara mahsus bina; konak; okul veya niversite binas . 
(nlem) Allaha kr! 
(bak.) halyard.
 altn veya gmte ayar damgas; kalite iareti. 
(nlem),   dikkati ekme nlemi; avda kpekleri saldrtma nlemi;  hayret ifade eden ses;  bararak cesaret vermek veya canlandrmak. 
(nlem), (ing.) Hayret! Hey !
 takdis etmek, kutsamak. 
 31 Ekim akam, ocuklarn trl kyafetlere girerek elenceler tertip ettikleri hortlak gecesi. 
 sanrlamak; sanrlatmak. hallucina'tion  (psik.) sanr vehim, kuruntu; akli denge bozukluundan ileri gelen kuruntu. hallu'cinative, hallu'cinatory  sanr kabilinden, kuruntu getiren .  
 (tb.) sanrya kaplmaya sebep olan ila. hallucinogenic   sanrya kaplmaya sebep olan (esrar) . 
 (tb.) sanr getiren hastalk. 
(o.) halluces)  (anat.) ayak baparma. 
 koridor; hol.   
(bak.) haulm. 
 (o.) los, loes) hale, al, k halkas; (gz.) (san.) azizlerin ba etrafna konulan hale; eref nuru. 
  (kim.) halojenli, halojenimsi;  bir halojenle meydana gelen tuz. 
 (kim.) halojen, tuzveren. 
  duru; durma, duraklama; mola;  durmak; duraklamak, durdurmak. call a halt durdurmak, kesmek, son vermek. 
 (eski.) topal, aksak. the halt topallar, sakatlar. 
 kusurlu olmak, eksik olmak (vezin); duraksamak, tereddt etmek. halting  duraksayan. 
  yular; boyundan askl ve srt ak bir eit kolsuz kadn bulz; idam ipi;  yular takmak; yular takarcasna bir kimseye engel olmak; iple asmak, idam etmek. 
 yarya blmek, iki eit ksma ayrmak; yarya indirmek . 
(bak.) half . 
 (den.) kandilisa, abli, rdek, baz yelken ve serenleri veya bayra yerine kaldran halat . 
 Kzlrmak (eski ismi) 
  jambon, domuz budu; (o.) k kayna, insann kaynak ve oturma yeri; kaynak, but; dizin alt veya i ksm; (tiyatro) abartarak oynayan oyuncu; (k.dili.) amatr radyo operatr;  (argo) ar duygusal veya abartmal bir ekilde oynamak.  
 (mit.) orman perisi, aa perisi; zehirli bir Hindistan ylan; bir eit Habe maymunu 
 hamal. 
 Hamburg; bir eit kara zm; bir eit ufak tavuk; bir eit erkek apkas. 
 sr kymas; bu kymadan yaplm kfte, hamburger. 
 hamutun koum kayna bal eri tahtalarndan biri. 
;  Kuzey Afrika'da bir dil ailesi (Eski Msr dili, Berberce);  bu dil ailesine ait .  
 ufak ky, birka evden ibaret ky. 
 eki, tokmak; (anat.) ekikemi; tfek horozu; muhtelif aletlerin uzunca, yass ve ekseriya oynak ksmlar; mezat tokma. hammer and sickle orak ve eki. hammer and tongs ((k.dili.) byk grlt ve gayretle. hammer lock grete kolun arkaya bklmesi. hammer throw (spor) eki atma yarmas. between the hammer and the anvil iki ate arasnda, ok zor durumda. claw hammer trnakl eki. come under the hammer ak artrma ile satlmak. pick hammer tek azl kazma.  
 ekile vurmak, ekilemek; ekile ilemek; yumruk atmak, yumruklamak; (kalp) hzla atmak; zihnen ok almak; saldrmak, hcum etmek. hammer an idea into one' head bir kimsenin kafasna bir fikri sokmak, zorla anlatmak. hammer at azimle uramak, urap durmak. hammer away durmadan almak. hammer out ekil vermek, plan yapmak. 
 eki bal, (zool.) Sphyrna zygaena malleus. 
 hamak, (den.) branda yatak. 
 sepet sandk, kapakl byk sepet, amar sepeti. 
  engel olmak, mni olmak;  engel, mnia; (den.) arma. 
 iri avurtlarnda yiyeceini yuvasma tayan san trnden kemirici bir hayvan, (zool.)) Cricetus. 
  (strung) (anat.) diz arkasmda bulunan iki byk kiriten biri;  bu kirileri kesmek; sakatlamak, topal etmek; alamaz hale getirmek . 
(o.) li)  kk kanca, engelcik, kanca eklinde knt.  
 elle vermek; el vermek; (den.) yelkeni istinga edip sarmak. hand down nesilden nesile devretmek; karar vermek . hand in yetkili bir kimseye vermek. hand it to (argo) hakl olarak vmek. hand on babadan oula geirmek; bakasna vermek. hand out datmak. hand over vermek, devretmek, teslim etmek. 
 el; el gibi uzuv (maymun aya, ahin penesi, Istakoz kskac); kudret, yetki, salahiyet; parmak, ie karma; maharet, hner; el yazs, imza; yardm; usta; yetki sahibi kimse; ii, amele; taraf, yan; saat yelkovan veya akrebi; atn yksekliini Imeye mahsus bir I (on santimetre); alk; (iskambil) el, sra; oyun; hevenk; ttn yapra demeti. hand and foot btn isteklerini karlamak zere, el pene divan. hands down parman kprdatmadan, ko laylkla. hand glass el aynas; el byteci . hand grenade el bombas. hand in glove with... ile ok yakn ilikisi olan. hand in hand el ele. hand loom el tezgah. Hands off ! Dokunma ! Elini srme ! Brak ! hand organ latarna. hand running (k.dili.) sra ile, arkas kesilme(den.) hand to hand gs gse, yumruk yumrua . handtomouth  kt kanaat geinen; ihtiyatsz, ok msrif. Hands up ! Eller yukar ! Davranma ! a heavy hand sertlik zulm. all hands (den.), tekmil tayfa. an old hand at tecrbeli, usta, ehil, kurt. at first hand dorudan doruya, birinci elden, asl yerin(den.) at hand yakn, yannda, el altmda . be on one's hands (grev veya sorumluluk) omuzlarnda olmak; elinde kalmak. by hand el ile. change hands el deitirmek ,bakasnn eline gemek. clean hands susuzluk, masumluk. eat out of one's hand bir kimsenin elinden yemek; bir kimsenin fikirlerini kabul edip ona uymak; bir kimsenin dalkavuu olmak. force one's hand zorla yaptrmak; bir kimseyi yapacan aa vurmaya mecbur etmek. from hand to hand elden ele. give one's hand to bir kimse ile evlenmeyi kabul etmek. have a hand in it bir ile ilgisi olmak, bir iin iinde parma olmak. have one's hands full fazla megul olmak , zor baa kmak; baka ie vakti olmamak. in hand elde; hazrlanmakta; kontrol altnda, gzaltnda. in one's hands uhdesinde, elinde. keep one's hand in hnerini kaybetmemek; stnde devaml aImak. Iay hands on el atmak, tecavz etmek, yakalamak; takdis etmek, kutsamak. Iend veya give a hand yardm etmek, elini uzatmak. near at hand yaknnda, yan banda. off one's hands elinden km, sorumluluu dnda. on all hands her taraftan. on hand elde; hazr, mevcut. on the one hand, on the other hand dier taraftan. out of hand hemen, birdenbire; elden km, kontrolsz. second hand sa- niye ibresi. show one's hand niyetini aa vurmak. take in hand girimek, stne almak. throw up one's hand mitsizce brakmak. turn one's hand to something bir ii ele almak. upper hand stnlk wash one's hands of sorumluluu zerinden atmak, syrlmak. with a high hand zorbalkla, kaba gle. 
 el antas, kadn antas. 
 (spor) hentbol. 
 el iln. 
 el kitab, rehber .  
 bir el eninde l (yaklak olarak 10 cm.) 
 drezin. 
 el arabas, ekek. 
 el skma.  
  kelepe;  kelepe vurmak . 
 eli olan, elli. 
 avu dolusu; az miktar; (k.dili.) baa klmas zor olan kimse veya i.  
 elle yakalama veya kavma; (o.) gs gse atma. 
 tabanca .  
 tutama, tutamak .
  (ped, ping) mnia, engel; sakatlk; elverisiz durum, handikap; (spor) engelli kou;  mnia koymak; engel olmak; yarta mnia koymak .handicapped  sakat, malul. mentally handicapped geri zekl. the handicapped sakatlar, yardma muhta olanlar . 
 el sanat . 
 beceriklilik, maharet. 
 i, elii. 
 mendil. 
 el srmek, dokunmak; ele almak; kullanmak, elle kullanmak; elle idare etmek; idare etmek, muamele etmek; satmak; ele gelmek, ele uygun olmak. 
 sap, kulp, kabza, tutama, tutamak; tokmak; alet, bahane, vasta; (k,dili.) bir kimseye verilen acayip isim. fly off the handle (k.dili) kzmak, kprmek, tepesi atmak. 
 (bisiklette) gidon; ABD, (k.dili) palabyk. 
 elle dokunma; ileme tarz. handling charges elden geirme masraflar. 
 elii.  
 (eski) hizmeti kz ,evlatlk, besleme; cariye, odalk. 
  (k.dili.) kullanlm, elden dme;  kullanlm elbise veya eya . 
 bedava datlan yiyecek, sadaka; bildiri . 
 elle toplamak; dikkatle semek . 
 merdiven parmakl, trabzan. 
 el testeresi . 
  (ed, ing veya led, ling) uur getirmesi iin verilen hediye; siftah; pey; ilk taksit;  siftah ettirmek; pey vermek; yeni yaplan bir iin veya yeni alnan bir eyin erefine ziyafet vermek . 
 telefon makinas . 
 el skma . 
 yakkl; ok, bol, mebzul, iyi; cmert. handsomely  cmerte; bol bol . 
 manivela . 
 perende atma . 
 elii . 
 e! yazs . 
 hazr, yakn, el altnda; eli ie yatkn, becerikli, usta, mahir; elverili, kullanl. handily  kolay bir ekilde, elverili olarak. 
 elinden her i gelen ii. 
 (hanged) asarak idam etmek . 
 duru (etek, perde); anlam, mana, kullanl tarz; sarkma, asl. get the hang of usuln renmek, manasn kavramak. not give a hang aldrmamak, umursamamak . 
 (hung) asmak; takmak; sarkt (mak.); emek (ba); kaplamak, yaptrmak; ABD engellemek, mani olmak (jri karar); aslmak, asl olmak, sallanmak, sarkmak . hang around (k.dili.) babo gezerek beklemek. hang back tereddt etmek, ekinmek . hang fire zamannda ate almamak; neticesi kmamak. hang heavy yava gemek (zaman) hang in the balance muallkta olmak . Hang it ! Lnet olsun ! hang on bal olmak; yapmak; peini brakmamak. hang out sarkmak, aslmak; sarktmak, asmak; (argo) (bir yerde) vakit geirmek, oyalanmak. hang over abanmak, sarkmak, banda olmak (i); tehdit etmek; eskiden kalm olmak. hang together daima beraber olmak, birbirinden ayrlmamak; birbirini tutmak. hang up geri  brakmak, ertelemek, tehir etmek; ABD kapamak (telefon) be hung up on akl bir eye taklmak; bir eyin delisi olmak; tutturmak . 
 hangar .  
  sinsi adam;  alak, habis; mahcup, rkek, korkak.
 ask, ask kancas; engel; elbise asks; (oto.) makas kprc; asan kimse, asc kimse. 
 tufeyli, anak yalayc kimse, (slang) belei kimse. 
  asma; ipe ekerek idam; (o.) oda duvarlarna aslan kuma;  asl, sarkan; askda kalm, bir sonuca varlmam; idama layk; idam cezas vermeye meyilli. 
 cellt . 
 eytantrna . 
 (argo) ev, mesken, sk gidilen yer . 
 ABD, (k.dili) ikiden meydana gelen ba ars; gemi zamandan kalm olma . 
 (argo) glk, engel; zel mesele; merakls olunan ey; taknak . 
 ile, yn veya ipek ilesi; kangal . 
 (gen.) after veya for ile arzulamak, zlemini ekmek, hasret ekmek, zlemek. hankering  istek, arzu, zlem. 
 (k.dili.) hilekrlk, sinsilik; ABD, (argo) zina . 
 Hanoi . 
 ortaada tccar loncas . 
 hansom cab (han'sm) arabacs arkada oturan iki tekerlekli ve tek atl araba . 
 Musevi dininde aklar bayram . 
(Yun) Ancak bir kere grlen
   rasgele, geliigzel;  ans, rastlant. 
 talihsiz, bahtsz.  
  (biyol.) yar kromozonlu (hcre) 
 olmak, vaki olmak, meydana gelmek, rast gelmek. happen on rast gelmek, bulmak. 
 olay, vaka; (tiyatro) ksmen ve irticalen sahneye konan ve seyircileri artmak gayesini gden oyun .
 ABD, (k.dili.) rastlant, tesadf.  
 mutlulukla, sevinle; iyi bir tesadf olarak. 
 saadet, mutluluk, bahtiyarlk; uygunluk. 
 mutlu, mesut, talihli, memnun, bahtiyar, sevinli; en, neeli; uygun, yerinde olan; ABD, (argo) ...delisi ( (msl.) girl happy kz delisi. ) happygolucky  kaygsz; bir eye aldrmaz, neeli . 
 harakiri . 
  uzun ve iddetli konuma, tirad;  uzun ve iddetli bir ekilde konumak, tirad sylemek . 
 rahat vermemek; yormak, bizar etmek, tedirgin etmek, taciz etmek; (ask.) aralksz saldrlarla taciz etmek . harass'ment  taciz, bizar, rahatszlk. 
 haberci, mjdeci . 
  liman; snacak yer, snak;  barndrmak; misafir etmek; beslemek. harborage  barnacak yer, snak, melce .
 Iiman efi . 
 kat, sert, pek; g, mkl, zor, etin; zalim, merhametsiz, kalpsiz, efkatsiz; iddetli, kt, ac; anlalmaz, zor; ar; alkan, faal; inat, ters; irkin, kt; ac (su); (gram.) kaln sesli (harf); cimri, pinti, hasis; eksi, ekimi, alkol derecesi yksek, sert (iki) hard and fast rule deimez kanun, istisna kabul etmez kaide. hard cash, hard money madeni para; nakit para. hard cider alkollemi elma suyu. hard coal (min.) antrasit. hard court te niste beton kort. hard drug morfin gibi bedende alkanlk yaratan uyuturucu madde. hard facts ABD, (k.dili.) kesin deliller . hard hat (ing.) me!on apka; kask, mifer. hard hit byk zarara uram. hard labor ar i cezas. hard luck talihsizlik, ansszlk. hard maple isfendan aac, akaaa gibi eker veren bir cins aa, (bot.) Acer saccharum. hard of hearing ar iiten. hard row to hoe etin i. hard rubber ebonit. hard sauce (ah.) eker ve tere ya ile yaplan tatl sos. hard sell ABD, (k.dili.) srarla sat usul. hard times g zamanlar, skntl gnler. hard up eli dar, muhta. hard water kireli su. a hard bargain ekie, ekie pazarlk. hardly  glkle, gbela; ancak, hemen hemen; az bir ihtimalle. hardness  glk, zorluk; sertlik; terslik, aksilik.  
 zorla, kuvvetle, hzla; sertlikle, glkle, mkltla; skca; kat, sert; ok, ar; yakn, yan banda; (den.) alabanda; son hadde kadar. hard by pek yakn, yaknda. be hard put to it zor durumda olmak, darlkta olmak. die hard iddetle kar koymak, kolay teslim olmamak. go hard with iin zor olmak, iin ac olmak . 
 inat, serke, bildiini okuyan. 
 lop, kat (yumurta); (k.dili) sert; kolay kanmaz. 
 ABD sabit, kararl, sabit fikirli, (colloq.) etin ceviz. 
 g kazanlm, aln teriyle kazanlm. 
 sertletirmek, katlatrmak, pekitirmek; kuvvetlendirmek; sertlemek, katlamak, pekimek; kuvvetlenmek; donmak (imento) hardened  (ask.) yeraltnda ve bombalara kar takviye edilmi (s, roket ss) 
 sertletiren kimse veya madde; sikatif; elik tavcs . 
 irkin, sert ifadeli .  
 tamahkr, cimri, eli sk; yumruu kuvvetli . 
 sk dvm. 
 ABD inaat iisi; ar tutucu kimse. 
 makul dnen, hislerine malup olmayan . 
 kat yrekli, kalpsiz, merhametsiz. 
 cret; arszlk, kstahlk yiitlik, cesaret;  
 sert, sk . 
 (argo) kendi menfaatini dnen, karc . 
 sert toprak, killi toprak: ilenmemi sert toprak; salam temel. 
 sert kabuklu; ABD (k,dili) sabit fikirli. 
 sknt, darlk, meakkat; eza, cefa .  
 peksimet, galeta . 
 (oto.) st elik araba . 
 madeni eya, hrdavat; nalbur dkkn; silh; bilgisayar aksam . 
 (grgen, mee, karaaa gibi) sert tahtal aa; bu aalarn keresteleri . 
 ok alkan . 
 tahammll, mukavim, dayankl, kuvvetli; cesur, gzpek, cretkr, yiit; kendine gvenen, atlgan, kstah; ka dayankl, soua dayankl (zellikle bitkiler) hardily  yiitlikle, merte. hardiness  dayankllk, mukavim olu. 
 rs keskisi . 
 yabani tavan, (zool.) Lepus europaeus hare and hounds yola ufak kat paralar saarak oynanan tavan-taz oyunu, 
 aniei, yaban smbl, (bot.) Campanula rotundifolia . 
 ku beyinli, kafasz . 
 yark dudak, tavanduda . 
 harem, harem dairesi . 
 etli yahni; yeil fasulye. haricot bean kuru fasulye . 
 (nlem) dinlemek, iitmek; (nlem) Dinle! Dur! Sus! hark back sadede gelmek; geri armak (taz) . 
 (eski) dinlemek, dikkatini vermek . 
 keten iplii, lif . 
  soytar, palyao;  alacal, ok renkli; d keleri yukar kvrk (gzlk) harlequinade'  pandomima, palyao oyunu; soytarlk . 
 fahie, orospu . 
 fahielik, orospuluk . 
  zarar, hasar; er, ktlk; felaket;  zarar vermek, ktlk etmek. out of harm' way emniyette, emin yerde .  
 zerlik, (bot.) Peganum harmala . 
 zararl, fena, ziyan verici. harmfully  zarar verecek ekilde. harm fulness  zararllk, ziyankarlk .  
 zararsz. harmlessly  zararsz bir ekilde. harmlessness  zararszlk, 
  uyumlu, ahenkli; harmonik, harmoniye ait; kulaa ho gelen; (mat.) mzik ahengine benzer oranlara ait;  (mz.) harmonik ses, esas sese katlan ikinci diziden ses. harmonical  harmoniyle ilgili; uyumlu, ahenkli. harmonically  uyumlu olarak; harmonik olarak .  
 armonika, az mzkas; irili ufakl cam bardaklar veya madeni paralardan meydana gelen bir eit alg . 
 (mz.), uyum bilgisi . 
 ahenkli uyumlu, birbirine uygun; tatl sesli, ho sesli; dzenli, muntazam. harmoniously  ahenkli olarak, uyumlu olarak .  
 (mz.) kompozitr; uyum kurallarn bilen kimse . 
 (mz.) harmonyum, kk org . 
 uyum salamak, ahenk temin etmek, dzen vermek; (mz.), harmonisini yapmak; uygun gelmek, uymak .  
 ahenk, uyum; (mz.), harmoni, seslerin uymas; uygunluk; ahenk ilmi .  
  koum takm; pilot ba;  beygirin takmn vurmak, hayvan komak; alacak duruma getirmek. harness maker sara. in harness i banda . 
 ABD amata. 
 harp almak; harp alarak ifade etmek. harp on zerinde durmak, srarla yazmak veya sylemek. harper, harpist  harp.  
 (mz.), harp. 
  byk balklar avlamakta kullanlan zpkn;  zpknlamak, zpknla Idrmek. harpooner  zpknc. 
 (mz.) klavsen gibi eski tip piyano, harpsikord . 
 mitolojide yz ve vcudu kadna, kanatlar ile ayaklar kua benzer canavarlardan biri. harpy  yrtc ve gaddar kimse. harpy  harpy eagle Amerika'da bulunan bir cins kartal, (zool.) Thrasaetus harpyia .  
 huysuz kocakar. 
 yamac kimse . 
 (zool.)) tavan tazs; ahin familyasndan bir ku. marsh harrier krmz doan, skfl doan, (zool.)) Circus aeruginosus. 
  tapan, kesek krma makinas;  trmk ekmek, kesek krmak; hrpalamak, eziyet etmek; sinirlendirmek. harrowing  zc, asap bozucu . 
 soymak, yama etmek; rahat vermemek, taciz etmek, bizar etmek .  
 sert, ac; kaba, hain, ters, huysuz, insafsz. harshly  serte, huysuzca, kaba bir ekilde. harshness  kabalk, hainlik, terslik . 
(bak.) haslet. 
 erkek karaca . 
 Gney Afrika'ya mahsus iri bir antilop . 
 geyik boynuzu; eski, (ecza.) amonyum karbonat, niadrkayma . salts of hartshorn (eski) nadr. spirits of hartshorn (eski) amonyak gaz, nadrruhu .
 geyikdili, (bot.) Phyllitis scolopendrium . 
  deli, patavatsz;  delidolu kimse .  
 eski Roma ve Etrsk'te kesilen kurbann barsaklarna bakarak ilhlarn arzularn oku- yan khin. haruspicy  bu ekilde falclk .  
  hasat; hasat mevsimi, ekinleri bime zaman; rn, mahsul, rekolte; semere, sonu, netice;  bimek, hasat etmek, mahsul devirmek. harvest home harman sonu; harman sonunda verilen ziyafet. har vest moon sonbahar bandaki dolunay. harvest mouse tarla faresi. harvest tick hasat zamannda treyen bir eit sakrga. 
 orak, hasat; bier der . 
(bak.) have .  
 (k.dili) etkisini kaybetmi olan kimse veya ey, vakti gemi kimse veya ey.
 tavan yahnisi . 
  tavada piirilen kymal patates; karmakark ey; berbat olmu ey, bozulmu ey; (argo) hai;  et kymak; ABD, (k.dili) bozmak; ABD, (argo) garsonluk etmek. hash house ABD, (argo) aevi. hash over (k.dili) tartmak, mizakere etmek. make a hash of (k.dili) bozmak, iyice kartrmak. settle one' hash bir kimseyi tamamen susturmak, azn tkamak; bir kimsenin iini bitirmek, ortadan kaldrmak . 
 hai, kenevirden karlan esrar . 
 (o.) Hasi'dim) gizemci bir Musevi tarikat yesi. 
 hayvanlarn (zellikle domuzun) yrek ve cier gibi yenilen i uzuvlar, sakatat. 
(ks.), has not. 
  asma kilit kprs, kenet; iplik makaras; yn ilesi;  kilit kprs geirip kitlemek. 
 ABD, (argo) tartma: zorluk, glk; mcadele. 
 diz veya ayak dayayacak minder, puf; ot bei. 
(eski), (bak.) have . 
 mzrak ba eklinde; (bot.), buna benzer  keli (yaprak) 
 acele, hz, srat; ivedilik . Haste makes waste. Acele ie eytan karr. in haste aceleyle, tella; tez olarak make haste acele etmek . 
 acele ettirmek; acele etmek; sktrmak, hz vermek, hzlandrmak. 
 acele, tez, abuk, sratli, seri; dncesiz; abuk fkelenen; aceleci, tel . hasty pudding mahallebi, su veya stle yaplm msr lapas. hastily  aceleyle, tella. hastiness  acelecilik, tel .  
  apka; kardinalin apkas; kardinallik rtbesi;  apka giydirmek. pass the hat parsa toplamak, iane istemek. talk through one's hat (k.dili.) palavra atmak, bilmedii eyden bahsetmek. throw one's hat into the ring yara girmek (politikada) top hat silindir apka. under one's hat ABD, (k.dili.) gizli, mahrem. 
 apka eridi. 
 apka kutusu. 
 (den.), ambar az, ambar kapa, kaporta; bent kapa; blmeli kapnn alt ksm; st ak kap. 
  ince izgilerle sslemek, ince izgiler halinde kakma yapmak;  resim ve kakma ilerinde glge hsl eden ince izgi, tarama. 
 kuluka makinasyle civciv karmak; yumurtadan kmak; (plan) yapmak, (kumpas) kurmak. hatch, hatching  bir defada kulukadan kan civcivler. hatcher  kuluka tavuk; kuluka makinas . 
  (ed, ing veya led, ling) keten veya kendir tara;  keten taramak . 
 balk veya civciv retmeye mahsus yuva. 
 ufak balta, el baltas. bury the hatchet barmak . 
 (den.), ambar az, lombar az; buna benzer bodrum kapa. 
  nefret etmek; bir kimseye dman olmak; nefret duymak;  nefret, kin, dmanlk.  
 nefret edilen, kt; nefretle dolu, kt niyetli, hatefully  nefretle. hatefulness  kt davran; nefret . 
 apka inesi . 
 apka asks . 
 kin, nefret, dmanlk . 
 hat tree apka asmaya mahsus ayakl ask. 
 apkac. 
 zrh yelek. 
 marur, kibirli, kendini beenmi. haughtily  gururla, kibirle. haughtiness  kibirlilik, gururlu olma, kendini beenmilik .  
  ekmek, ekerek tamak; tamak; (den.) vira etmek, hisa etmek; yn deitirmek, dnmek (rzgr veya gemi);  ekme, eki; bir ada karlan balklar; bir seferde kazanlan ey veya miktar, parti; tama mesafesi; tanan ey. haul off ar bir yumruk vurmak iin kolu geriye atmak. haul over the coals azarlamak halamak. haul up arp azarlamak; durmak. a fine haul bir defada ele geen byk parti. a long haul uzun tama mesafesi; uzun sren zor bir i. 
 eki, tama; (d.y.) tama creti. 
 ekin saplar, saman; bitki sap .  
 kala; (o.) k; koyun etinin but ile bel ksm; (mim.), kemer koltuu.  haunched  kalal. 
  sk sk uramak (gen.) hortlak veya ruhlarn yapt gibi); usandrmak, taciz etmek; akldan kmamak; sk sk ziyaret etmek veya daima yannda bulunmak (bilhassa hortlak olarak);  sk sk gidilen yer. haunted  tekin olmayan, perili, hortlaklarn gezindii. haunting  zor unutulan, akldan kmayan.  
 (o.) -la) baz bcek ve kabuklu hayvanlarn emme organ. 
(bak.), oboe . 
 kibir, gurur, azamet . 
 Havana; Kba ttnnden yaplm puro . 
 (had, having) kural d ekimleri: simdiki zaman 1, you, we, they have (eski thou hast); he, she, it has (eski hath) gemi zaman had (eski thou hadst) malik olmak, sahip olmak; olmak; saymak; tutmak; almak; elinde tutmak, hkim olmak; fikir tamak; elde etmek, ele geirmek; ettirmek; (k.dili.) aldatmak; (k.dili.) cinsel ilikide bulunmak. Yardmc fiil olarak gemi zaman gsterir. (msl.) (I.) go. Giderim. (I.) have gone. Gittim.) have to meli, mal (msl.) (I.) go. Giderim. (I.) have to go Gitmeliyim.) have a hand in bir ile ilgisi olmak; bir iin iinde parma olmak. have a mind to niyeti olmak have and hold kanunen sahip olmak. have at ie koyulmak. (I.)'ve been had.  kada geldim. have done with bitirmek, ii tamamlamak. have had it (argo) bkmak (msl.) (I.)'ve had it: (I.) am go ing to divorce my husband .Artk bktm; kocamdan boanacam.); artk yetmek (msl.), He' been cheating me for years, but now he' had it. Senelerdir beni aldatyordu, ama artk yeter.) have in mind hatrnda tutmak, aklnda olmak. have it coming hak etmek. have it in for (bir kimseye) kin beslemek, kinci olmak. have it in one kabiliyeti olmak. have it out bir davay kavga veya mnakaa ederek sonu landrmak. Have it your own way. Siz bilirsiniz. Nasl isterseniz yle olsun. have none of izin vermemek, frsat vermemek, kabul etmemek. have no use for nefret etmek,^tiksinmek. have on giyinmek. have one's eyes on gzu kalmak. have one's hands full ok megul olmak. have something on someone elinde sulayc delil bulunmak. have to do with ilgisi olmak, alakas olmak. have to go (k.dili.) sksmak. as Plato has it Eflatun'un deyiiyle. He will have it that iddia ediyor ki. (I.) had better go. Gitsem iyi olur. (I.) had him there. O noktada onu (mat.) ettim . (I.) had rather go. Gitmeyi tercih ederdim. (I.)'ll have his head veya hide .(slang) Elime geirsem derisini yzeceim. (I.) was angry at him, so (I.) let him have it. Ona kzdm, onun iin yzne bir yumruk indirdim veya onun iin saldrdm. Let him have it. O alsn. (argo) Hakkndan gelelim. Rumor has it that the government will fall. Sylentiye gre hkmet decek. The ayes have it. Lehte oy kullananlar kazand .The boys had themselves a time. ocuklar elendiler. We had news. Haber aldk.  
  Iiman; melce, snak;  snmak, limana girmek . 
 asker antas; kumanya torbas . 
 (o.) malik olanlar, (mal.) sahipleri. the haves and the have-nots zenginler ve fakirler, varlkllar ve yoksullar .  
 hasar, tahribat, zarar ziyan . cry havoc savalarda askere yama emri vermek. make havoc of harabeye evirmek; tahrip etmek; krp geirmek. play havoc with harap etmek, yerle bir etmek. 
 (bak.) hem . 
 baz hayvanlarda nc gz kapa. 
  koum atn sesle sola dndrmek;  bu hareket iin ata verilen emir. 
 al. 
 Hawaii .  
 flurcun, (zool.)) Cocco thraustes coccothraustes. 
  ahin, doan, (zool.)) Falco; atmaca, (zool.)) Accipiter; aylak; askeri kuvvetle ihtilf halletmek isteyen kimse;  atmaca veya ahin ile ku avlamak; atmaca gibi kua saldrmak. hawkish  sava yanls. 
 ksrerek grtlan temizlemeye almak; balgam karmak. 
 alttan sapl svac tahtas.  
 sokakta teberi satmak, seyyar satclk yapmak .hawker  seyyar satc. 
 keskin bakl. 
 gaga burunlu. 
 sar iekli bir bitki, (bot.) Hieracium mouseear hawk weed trnak otu, farekula. 
 (den.) Ioa delii; geminin n, ba taraftan ifte demirli geminin zincir yata. hawsehole  Ioa delii. 
 (den.) palamar, yoma, kablo. 
 al, (bot.) Crataegus oxyacantha. 
  saman, kuru ot, biilip kurutulmu ot;  kurutmak iin ot yetitirmek; otu biip kurutmak; otla beslemek; ot ekmek .hay fever saman nezlesi. hit the hay ABD, (argo) yatmak. It ain't hay. ABD, (argo) Az para deil. Make hay while the sun shines. Frsattan istifade et. 
 ot yn, tnaz . 
 yaba, diren . 
 harman yapma . 
 otluk, samanlk . 
 trpanc, harmanc, ot kurutan kimse; (argo) nakavt, nakavt eden kuvvetli darbe. 
 ahrn st katnda kuru ot saklamaya mahsus yer; burada saklanan saman yn .  
 ot tamak iin arabaya eklenen kalas; ahrdaki samanlk.  
 akta duran ot yn, tnaz . 
 saman arabasyle yaplan kr gezintisi.  
 saman tohumu; ABD, (k.dili) kaba kyl veya ifti. 
 byk ot yn, tnaz.  
  kuru ot balyalarn balamakta kullanlan tel;  (k.dili.) ayarsz, bozuk; deli, atlak. go haywire (k.dili.) saptmak, delirmek.  
  baht, ans, tehlike, riziko; tenis kortunun servis atlan taraf; eski bir eit zar oyunu; bilardo oyununda bir vuru; golf oyununda mnia;  tehlikeye atmak, ansa brakmak; cret gstermek. hazard a guess tahmin etmek, kafadan atmak. at all hazards btn tehlikelere ramen, ne pahasna olursa olsun . 
 tehlikeli, rizikolu; ansa bal. hazardously  tehlikeli olarak. hazardousness  tehlike, riziko . 
 hafif sis, ince duman, pus; belirsizlik, mphemlik, apraklk. 
 (den.), fazla veya etin ile yormak; (A.B.D.), eek akas yaparak zmek (zellikle niversiteye yeni gelenleri) 
  fndk aac, (bot.) Corylus; bu aacn kerestesi; sarya alan kestane rengi;  fmdk aaca ait; ak kahverengi; el (gz) hazelnut  fndk. 
 dayak atma; fazla veya zor i; aka olarak munasebetsiz iler yaptrma. 
 sisli, dumanl, puslu; anlalmaz, mphem, belirsiz, mulak, aprak. 
 hidrojen bombas.    
(ks.) handling.
(ks.) headquarters.
(zam.) (o.) they)   (iyelik hali, (tek.) his, (o.) their, theirs; nesne, (tek.) him, (o.) them) o, kendisi, kimse (erkek);  iri; he- erkek;  (o.) hes) erkek. 
 (o.) heads) ba, kafa; kelle; reis, ef; ba yer, ba taraf, n taraf; ekin ba, baak; madde, fkra; kaynak, su ba, menba, pnar ba; zirve, ahika, doruk; akl; manet; konu; madeni parann resimli yz (tura); gbek; bira kp; birikmi basn; enerji salanan suyun dme ykseklii; (cor.) burun; (den.) seren yakas; (den.), yznumara; (den.), pruva; (A.B.D.),, (argo) esrar dkn; (o.) head) ba: fifty head of cattle elli ba sr. head and shoulders above ok daha iyi. Heads (I.) win, tails you lose Ne olursa olsun ben kazanacam, sen kaybedeceksin. head money adam bana verilen vergi; bir dmann kellesinin getirilmesi karlnda verilen para. head of steam buhar basnc; (k.dili.) evk, gayret, hrs. Heads or tails? Yaz m tura m? head over heels tepetaklak perende atma; adamakll. head over heels in love srlsklam k. head shop hipilere tts ve renkli afiler gibi eya satan dkkn. head tone (mz.) kafasesi. Heads up! (A.B.D.), (k.dili.) Dikkat! Yukarya dikkat! head wind (den.) pruva rzgr. a crowned head kral; kralie. bring to head karar noktasna getirmek, meydana karmak, buhrana sebep olmak. from head to foot batan baa, batan ayaa, tepeden trnaa kadar. give a horse his head dizginleri boaltmak. go to one's head ban dndrmek, akln bandan almak; burnu bymek. hang veya hide one's head utanmak, ban nne emek. (I.) can't make head or tail of it Hi bir ey anlayamyorum. It cost him his head Hayatna (mal.) oldu. keep one's head soukkanlln muhafaza etmek, kendine hkim olmak. keep one's head above water yzer durumda tutmak; borca girmemek, ayan yorganna gre uzatmak .Iose one's head kendinden gemek, akl bandan gitmek, armak; boynu vurulmak. make head against glkler karsnda ilerlemek. off one's head, out of one's head (k.dili.) deli, ldrm zvanadan km, kak. over one's head anlamas zor; yapabileceinin stnde; daha yksek bir makama (ba vurma) put their heads together ba baa verip dnmek. put something out of one's head unutmak veya unutturmak. rocks veya holes in the head (argo) delilik, atlaklk. take it into one's head aklna koymak, tasarlamak. talk one's head off bir kimsenin kafasm iirmek. the crown of the head ban tepesi. The song runs in my head ark aklma takld. turn one's head verek gururlan- drmak. under the head of bal altnda, maddesinde. yell one's head off iddetle ve durmadan azarlamak .  
 ba, bata olan; baa ait. head sea (den.), ba denizleri, nden gelen dalgalar.  
 bata olmak, birinci olmak, nde gelmek; lider (bakan, reis, nder, ef) olmak; (den.), dmen krmak, ynelmek, yneltmek; ba koymak, ba yapmak; ban kesmek, buda-   (mak.) (aa); ba olmak, bana gemek; baa koymak, bana geirmek; olgunlamak, yetimek (tahl); stnlk salamak, gemek; (den.), ba evrili olmak, ba bir tarafa doru olmak; ba balamak, ba vermek (lahana, turp) head for (bir hedefe) doru gitmek, ynelmek. head off yolunu kesmek. head up (k.dili.) bakanlk etmek.  
 ba ars; (A.B.D.), (k.dili.) dert, gIk, ba bels. 
 sa kordelesi, bant . 
 karyolann baucundaki tahta . 
 (A.B.D.), domuz veya danann ba ve paasndan alnp kyma yaplarak kaynatlan kavurmaya benzer topak eklinde et. 
 anketi . 
 balk; san taran ekli. 
 balk, balk koyucu; cvata ba yapan makina; (bah.) bierder maki nas; bir ucu duvarn dnda kalacak ekilde rlm tula. take a header ba aa dmek veya dalmak.  
 ba nde olarak, ba aa; kaytszca. 
 balk; dizgin, yular; maden kuyusu bandaki makina . 
 kafa avcs; (argo) teknik eleman avcs . 
 serlevha, balk; maden yolunun dar ba; ba koyma. 
 karann denize uzanan knts, burun; tarlann bir ucunda srlmeden braklan para. 
 basz, bakansz, efsiz; aklsz, kafasz . 
 araba far, far; gemide pupa feneri. 
  balk, serlevha;  balk koymak; (tiyatro) afite ismi bata olmak. 
  ba nde; paldr kldr; nn ardn dnmeden;  ba ksm nde; kaytsz . 
 zel okul mdr . 
 zel okul mdiresi .
 en bataki, en ileri . 
  batan (arpma), burun buruna (arpma) . 
 telefon veya radyo kulakl . 
 ba zrh, mifer; balk; akl, kafa; (matb.) blm balarna konan ss . 
 karargh; kumanda merkezi; merkez bro; merkezde aIanlar . 
 ba dayana . 
 bakanlk, reislik . 
 cellt . 
 bir makinada dnen paralarn dingili veya yast . 
 mezar ta; binada temel ta, ke ta . 
 inat, dikbal, kafasnn dikine giden, bildiini okuyan . 
 ba garson . 
 rma besleyen kaynaklar . 
 ilerleme, terakki, yol alma, ileri gitme. make headway ilerlemek . 
 zihni alma . 
 kuvvetli, sert, arpc (esans, iki); inat, kafa tutan . 
 iyiletirmek, ifa vermek; iyilemek, ifa bulmak; dzeltmek, slah etmek; defetmek, bandan savmak; kapatmak; slah olmak. healable  iyi olmas kabil, iyileebilir . 
 her derde deva . 
 iyiletiren kimse, ifa veren kimse, doktor; frk . 
 salk, shhat, beden sal, afiyet; bir kimsenin shhat ve saadetine kadeh kaldrma veya tokuturma . To your health ! Shhatinize ! 
 shhat iin faydal, yararl, shhi; shhatli, salkl. healthfully  shhat verici bir ekilde.  
 salkl, shhatli, salam; shhi, shhate yarar. healthily  shhi bir ekilde. healthiness  shhat, salk . 
  yn, kme, bek; (k.dili.) ok miktar; (k.dili.) kalabalk, gruh;  ymak, kmelemek; yadrmak (hediye, hakaret) . 
 tamak zere, dopdolu, tepeleme, silme, lebalep . 
 (heard) iitmek, duymak; dinlemek, kulak vermek; haber almak, mektup almak;sorguya ekmek, ifadesini almak. Hear IHear ! (ing), Bravo ! Yaa ! hear of, hear about orenmek, haber almak. hearout sonuna kadar dinlemek ! won't hear of it Kabul etmem. You will hear of this, Bunun cezasn greceksiniz. Bir gn greceksiniz.
(bak.) hear.
 iitme duyusu, iitim; iitme; (huk.) celse, duruma, oturum; ses erimi. hearing aid kulaklk, iitme cihaz. hard of hearing ar iiten.
 dinlemek, kulak vermek.
 sylenti, ayia, dedikodu, sz, haber. hearsay evidence (huk.) bakalarndan iitilerek ne srlen delil.
 cenaze arabas.
 yrek, kalp; gnl, can; gs; vicdan; merkez, orta, orta yer; z, can damar; kuvvet, enerji; cesaret, evk; verimlilik; kalp eklinde herhangi bir ey; (iskambil) kupa; (o.) bir iskambil oyunu. heert disease kalp hastal. a person after one's own heart gnlne gre biri, tam istedii gibi bir kimse. at heart iten, hakikatte, iyznde. by heart ezbere. cry one's heart out doyasya alamak. do ones heart good gnln ferahlatmak, sevindirmek. eat one's heart out kendini yemek, ok zlmek; zlemek. from my heart btn kalbimle, en samimi hislerimle. get to the heart of zne inmek, esas anlamn kavramak. have a change of heart fikir veya davranlarn deiytirmek. have a heart sempatik olmak; insafl davranmak, merhamet etmek. Have a heartl insaf be ! have one's heart in one's mouth yrei azna gelmek, d kopmak. His heart is in the right place iyi niyetlidir. in one's heart of hearts kalbinin derinliklerinde. make one's heart bleed kalbini krmak, zmek. set one's heart on ok istemek. sick at heart meyus, zgn, kederli. take heart cesur olmak, cesaretlenmek. take to heart ciddi olarak dnmek; iine ilemek; merak etmek. to one's heart' content doya doya, kana kana. wear one's heart on one's sleeve hislerini belli etmek, ak kalpli olmak. with all my heart btn kalbimle, samimi olarak. with heart and soul seve seve, canla bala.
 kalp ars, strap, keder.
 yrek vuruu.
 byk keder, kalp krkl.
 (tb.) mide ekimesinden dolay boazda duyulan yanma hissi.
 kskanlk, kin, gizli husumet.
 yreklendirmek, cesaret vermek, canlandrmak, ihya etmek.
 yrekten, candan, samimi.
 gnl birisine bal olmayan, k olmayan, kalbi bo.
 ocak, mine; yurt, aile oca; (mad) frnda erimi madenin dkld yer, ocak.
 ocak ta; ocak, yuva; zemini beyazlatmak iin kullanlan yumuak bir ta.
 kalpsiz, merhametsiz, zalim, vicdansz; yreksiz; cansz, snk. heartlessly  kalpsizce, merhametsizce. heartlessness  kalpsizlik, merhametsizlik.
 yrek paralayc, ok ackl.
 gnl ferahl, kalp huzuru; hercai meneke, (bot.) Viola.
 ok kederli, ok meyus.
 kalbinden vurulmu, son derece kederli.
 kalbin en kuvvetli hisleri.
 samimi, ak.
 candan, yrekten, iten, samimi; salam, shhatli; kuvvetli, kuvvet veren; (bol) heartily  itenlikle, samimiyetle. heart iness  itenlik, samimiyet; yreklilik.
 Istmak, snmak; kzdrmak, kzmak.
 scaklk, hararet, s, scak, vcut ss; hiddet, fke, gazap, kzgnlk; ehvet galeyan, azma (hayvanlarda); tav, bir kere kzdrlma; yarta kou nbeti; (A.B.D), (argo) basknn artmas; polis tarafndan yaplan ikence; baskn. heat conduction s nakli, scan gemesi. heat energy (fiz.) s gc. heat exhaustion scak arpmas. heat lightning gk grlemesi olmadan akan imek, uzaklndan dolay sesi iitilmeyen imek. heat of vaporization (fiz.) buharlama ss. heat rash isilik. heat ray (fiz.) Is n. heat spectrum (fiz.) kzltesi. heet stroke scak arpmas. heat wave scak dalgas. final heat (spor) final kousu. in a heat fkeyle. in heat azgnlk devresinde olan, kzm (dii hayvan) Iatent heat ddnmu bir maddenin erimesi veya bir svnn buharlamas iin gereken s miktar. prickly heat isilik, yazn scan iddetinden ciltte hsl olan krmzlk ve kant. radiant heat lmayla yaylan s. specific heat bir maddenin scakln bir derece artrmak iin gerekli olan s miktar, spesifik s. trial heat (spor) tecrbe kousu.
 hararetli, fkeli, kan beynine sram. heatedly  hararetle.
 stc ey, soba, ocak, radya tr; bir eyi stan ii; ABD, (argo) tabanca.
 kr, allk, fundalk; funda, sprge als, sprgeotu, (bot.) Erica black heath kara sprgeotu, (bot.) Erica cinerea. one, native heath bir kimsenin anayurdu. tree heath sprge aac, (bot.) Erica arborea. heathy  fundal, fundalkl.
 (o.) heathen, hea thens)  putperest kimse; dinsiz kimse;  dinsiz, barbar, kfir. heathendom  putperestler lkesi, putperestlik lemi. heathenism  putperestlik, dinsizlik. heathenish  dinsiz, putperestlere yakr; barbar gibi.
 putperest yapmak veya olmak, dinsizletirmek, dinsizlemek.
 sprgeotuna benzer bir al, (bot.) Calluna vulgaris; koyu krmz renk. bell heather kara spurgeotu, (bot.) Erica cinerea. heathery  sprgeotu gibi, sprgeotuyla kapl.
  stc; kztrc, tahrik edici;  Istma sistemi, stma. heating coil (elek) rezistans.
 (d veya hove) byk bir gle atmak veya frlatmak; kaldrmak, ekmek; yukar kaldrmak: ykseltmek, kabartmak; kabarmak (deniz); gs iirmek; glkle karmak (inilti); kusmak; (den.) rgat evirmek, vira etmek; (jeol.) yatay bir ekilde kabarp krlmak. heave a (sig.)h iini ekmek, ah ekmek. Heave ho ! (den.) Yisa ! Vira salpa ! give one the heaveho birini dar atmak. heave in (sig.)ht gr mesafesine girmek. heave to rzgr baa alp gemiyi durdurmak; faa edip durmak. heave up kusup karmak; (den.) vira etmek (demiri)
 kaldrma; frlatma.
 cennet; gk, sema; (b.h) Allah, Cenab Hak; saadet, mutluluk. For heaven'  sake ! Allah akna ! Good Heavens! Aman yarabbi ! in seventh heaven ok mutlu. move heaven and earth mmkn olan her eyi yapmak. smell to high heaven pis kokmak. Where in heaven have you been? Neredeydin Allah akna?
 cennet gibi, ok gzel; ge ait; gkte bulunan, semavi; tanrsal, ilhi. heavenliness  tanrsallk, ilahilik.
  cennete ynelen;  cennete doru; ge doru.
 kaldran veya ykselten kimse; ykleyen kimse; (den) halat rmeye mahsus demir alet.
 (bayt.) atlarda soluan hastal.
  ar, kaldrlmasl zor; byklne gre ar; iddetli, kuvvetli (yamur, rzgr, frtna); fazla, olaandan ok (kar, oy says); kabarm (deniz); ol faal (borsa alverii); ar; kaln (elbise); ciddi, nemli; g, zor (vazife); bulutlu, kapal (gk); skc, ezici, usandrc; skntl, zc; kederli; zarafetsiz, incelikten yoksun; kaba; ar, hazm g (yemek); ar, boucu (koku); derin (sessizlik); uyku basm, arlam (gz); (fiz.) ar (izotop); skk (trafik);  (tiyatro), sin kt adam rol; dramda ba rol. heavy artillery uzun menzilli toplar. heavyduty  dayankl, ar i iin elverili; ar vergiye tabi. heavy earth (kim) baryum oksidi. heavy handed  eli ar, beceriksiz; can skc, zalim. heavy-hearted  kederli, meyus. heavy hydrogen dteryum, ar hidrojen. heavy industry ar sanayi. heavyladen  ar ykl. heavy water (kim) dteryum oksidi, ar su. heavyweight   alr sklet;  ar skletli (boksr) heavy with fruit meyvayla dolu. heavy with young gebe. hang heavy yava gemek (zaman) heavily  ar bir ekilde; iddetli olarak. heaviness  arlk; iddet.
 yedi gnlk mddet, hafta; yedi.
 (Yu.) (mit.) tanrlarn sakisi olan genlik ve bahar tannas.
 zihnini krletirmek, zekasn sndrmek. hebetation  krletirme, zihin krl.
 zihin krl, anlayszlk; letarji.
 ibranilere veya ibraniceye ait. Hebraically  ibraniceye gre; ibranilere gre.
 ibranice deyim; ibrani dncesi veya gelenei; Musa dini.
 ibranice bilgini; Musevi gelenek ve mezhebine bal kimse. Hebraistic  ibranilere ait.
  ibrani; Musevi; ibrani dili, ibranice;  ibranilere veya Musevilere ait. Hebrew calendar (bak.) calendar.
 eski zamanlarda yz kzden ibaret kurban; byk apta kan dkm, katliam.
(nlem), (argo) Kahrolas. What the heck ! Kahrolsun ! Bana vz gelir !
  konumacnn szn kesmek, soru yamuruna tutmak, sktrmak; keten tara ile taramak, ditmek;  keten ve kendir tara. heckler  konumacy zor duruma dren kimse; keten taraks.
 hektar, yeni dnm.
 heyecanl, telal; ihtirasl; (tb.) verem hastalnda veya mzmin iltihapl bir hastalktan meydana gelmi (humma); yanaklara verem kzarts veren. hectically  tella, planszca.
 yz gram, hektogram.
 jelatinli teksir makinas, hektograf.
 hektolitre.
 hektometre.
  kabaday;  taciz etmek, rahatsz etmek, bana bela kesilmek.
he had; he would.
 dokuma tezgahnda gc takmlanndan biri.
  (bahe, tarla) etrafn evirmek iin dikilen aa veya al; mania, engel; her iki taraf iin bahse girime; olasl zararlara kar tedbir;  etrafna al dikmek, al ile evirmek; kuatmak, sarmak, ihata etmek; evirmek; iki taraf iin bahse girimek; olasl zararlara kar telfi etmek iin tedbir almak. hedgerow  ekilmi al veya aalardan yaplm it. hedge sparrow it seresi, (zool.) Prunella modularis.
 kirpi, ufak bostan kirpisi, (zool.) Erinaceus europaeus.
 (fels.) hayatn esas gayesini zevk kabul eden reti, hedonizm, hazclk; zevke dknlk. hedon'ic  hedonizme ait. he'donist  zevk dkn kimse; hazclk taraftar.
 (argo) yrek arpnts, korku nbeti.
  dikkat etmek, dinlemek, nemsemek, ehemmiyet vermek;  dikkat, ihtimam. pay heed, give heed, take heed dikkat etmek, bakmak; saknmak.
 dikkatli, basiretli, ihtiyatl. heedfully  dikkatle, ihtiyatla. heedfulness  dikkat, basiret, ihtiyat.
 dikkatsiz, dncesiz; nem vermeyen, pervasz, ekinmeyen. heed lessly  pervaszca, dikkatsizce. heedlessness  pervaszlk, dikkatsizlik.
  eek anrmas, anrma; kahkaha atarak kaba bir ekilde glme;  anrmak.
 (den) bir yana yatmak veya yatrmak (gemi)
 topuk, ke; ayakkab kesi: orap topuu; herhangi bir eyin geride olan ksm, u (ekmek), art, arka, son; (A.B.D), (argo) alak adam, kalle kimse. heel-and-toe walking her admda bir ayan parmaklarn kaldrmadan brnn topuunu yere dedirerek yrme. at heel, to heel hemen arkasna veya arkasnda, peinde, ard sra. come to heel arlnca ayann dibine gelmek (kpek); uslanmak. cool ones heels bekletilmek, (slang) aa olmak, kk salmak. down at the heel perian klkl. drag one' heels istemeyerek gitmek veya kabul etmek, ayaklarn srmek, ayaklar geri geri gitmek. head over heels (bak.) head kick up one' heels oyalanmak, elenmek serbest hareket etmek. Iay by the heels hapsetmek. take to one' heels koarak kamak, (slang) tabanlar yalamak.
 ke takmak; peine dmek, takip etmek; dans ederken keyi yere basmak; kelerine dayanarak dinlenmek; ayann dibinden ayrlmamak (kpek) well heeled (k.dili) sarfedecek paras bol, kesesi dolgun.
 kundurac; (argo) bir politikacnn adam. ward heeler semtin oylarn kazanmaya alan kimse.
 ayakkab kesini ykseltmek iin eklenen deri paras; kadeh art.
  (A.B.D), (k.dili) arlk, sklet; byk ksm;  kaldlrmak; kaldrp arln denemek. hefty  (k.dili) olduka ar; kuvvetli, tesirli; bol.
 stnlk, egemenlik, hkimiyet, hegemonya.
 hicret; g; (b.h) Hz. Muhammed'in hicreti; hicri sene.
 dve, dourmam gen inek.
(nlem), (eski.) Hey! Bana (bak.)! (tevik veya dikkat ekme nlemi)
(nlem), (eski) A ! Ya ! Eyvah ! Aman !
 ykseklik, irtifa, ykselti; tepe, da; doruk, en yksek nokta, zirve, tepe.
 ykseltmek, ykselmek; artrmak, artmak; (o.)altmak, (o.)almak; abartmak, bytmek, mbala etmek.
(nlem), (Al.) Selam!
 tiksindirici, iren, kt, irkin, kerih. heinously  tiksindirici bir ekilde. heinousness  irenlik.
 miraslk, vrislik; miras yoluyla intikal eden (mal.), kalt.
 varis, miras. heir apparent veliaht. heir presumptive veliaht olmad iin tahta vris olan en yakn akraba.
 kadn miras.
 nesilden nesle intikal eden deerli ey; (huk.) evladiye.
 miraslk hakk; miras.
 (A.B.D), (argo) armak, almak, yrtmek.
 Hicaz.
 (bak.) hold.
 (astr.) gnele ilgisi olan, gnee yakn olan. heliacally  gnee yakn olarak.
 ayiei, gnebakan, gniei.
 helezoni, sarmal. helically  helezon eklinde, sarmal ekilde.
 sarmal, helezoni.
 (mz.) helikon; (b.h) Yunan mitolojisinde Mzlerin oturduklar da.
 helikopter.
 gnein merkezine ait; gnei merkez kabul eden.
 helyosta ile gnderilen haber.
 (fiz.) gnein fotorafn ekmede kullanlan alet; prldak, helyosta.
 gnein ve gezegenlerin aplarn veya gk cisimleri arasndaki kk a farklarn lme aleti.
 gzlere zarar vermeden gnei incelemek iin kullanlan ara.
 (tb.) gnele tedavi, helyoterapi.
 gne iei, (bot.) Heliotropium; kediotu, (bot.) Valeriana officinalis; ak mor; (mad.) kanta.
 gnedorulum.
 helikopter alan.
 helyum.
 helis, sarmal eri.
he will.
 (nlem) cehennem; azapekilen yer; (nlem) Kahrolsun! a hell of a lot (argo) ok fazla. be hell on (argo) zararl olmak; ok sert olmak. catch hell, get hell azarlanmak. come hell or high water her ne olursa, btn zorluklara ramen. give one hell azarlamak. Iike hell (argo) ok; hi: aksine. raise hell karklk karmak, kyamet koparmak; ipini krmak. There ll be hell to pay Kyamet kopacak. ekeceimiz var. To hell with it, Bo ver.
 Yunanistan; eski Yunanistan.
 (A.B.D), (argo) evkli, istekli, azimli. hell-bent for election hzla ve dikkatsizce, deli gibi.
 irret kadn; cad.
 pleme, (bot.) Helleborus. black hellebore kara pleme, karacaot, (bot.) Helleborus niger. white hellebore akpleme, (bot.) Veratrum album. helleborin  plemeden elde edilen zehirli bir madde. helleborism  (tb.) bu maddeyi ila olarak kullanma; bu ilcn fazla kullanlmas sonucunda hsl olan zehirlenme.
 Helen, Yunanl.
 Helen, Yunanl, YunanIlara ait.
 Yunanca deyim veya terim; eski Yunan medeniyeti; Yunan dilini kullanma; Yunan ideallerini benimseme, Helenizm.
 Yunanl olmayp Yunanca konuan kimse. (zellikle eski Musevilerde); Yunan dili ve edebiyat bilgini.
 Yunan tarihinde Byk iskender zamanndan sonraki devreye ait.
 Yunanllatrmak; Yunanca konumak; Yunanllk taslamak.
 anakkale Boaz.
 cehennem azab, cehennem atei.
 eytan, zebani.
 (k.dili.) haylaz kimse, mikrop, ortal birbirine katan kimse, haar kimse, muzr kimse.
 cehennemi, cehenneme ait; cehennem gibi, kt, korkun. hellishly  cehennemi bir ekilde, korkun bir surette. hellishness  cehennemi olu korkunluk, ktlk.
(nlem) Alo. Merhaba Gnaydn Ho geldiniz. Ho bulduk. (nad.) Yahu, nedir bu ?
  (A.B.D), (argo) ok fena; ok iyi; ok;  ok.
 cehenneme doru.
 (den.) dmen yekesi, dmen takm; idare. Down with the helm. Rzgralt yresine getir (gemi) Port your helm. iskeleye dmen kr. take the helm dmen bana gemek; idareyi eline almak. helmless  dmensiz; yekesiz; basksz, babo. helmsman  dmenci.
 mifer, ba zrh, tolga; spor faaliyetlerinde ve inaatta giyilen koruyucu balk, kask; scak memleketlere mahsus,  mantara benzer bir maddeden yaplm gne apkas. helmeted  migferli.
 barsak solucan, kurt. helmin'thic  solucana ait; solucan defettiren.
 kle; (b.h) eski Sparta'da kle.
 yardm etmek; imdadnaa yetimek, yardmna komak, kurtarmak, are bulmak; are olmak: faydas olmak; rahatlatmak. help one out kurtarmak, kurtulmasna yardm etmek. help oneself kendi kendine servis yapmak; yrtmek, armak. Help yourself. Buyurun, kendiniz alnz (yemek, istenilen ey) Don't be longer than you can help. Mmkn oldugu kadar abul ol. He can't help but win. Mutlaka baarr. Kazanmamasna imkan yoktur. (I.) can't help but think. Dnmemek elimde deil. It cant be helped. aresi yok! Elden bir ey gelmez. So help me. ister inann ister inanmayn. So help me God ! (bak.) God.
 yardm, muavenet, are, kurtulma; yardmc, hizmeti, uak, rak, yamak. the help (k.dili.) hizmetiler, iiler, mustahdemler. helper  yardmc, muavin; hizmeti.
(nlem) imdat !
faydal, yararl, ie yarar, yardmc; yardmsever. helpfully  faydal bir ekilde. helpfulness  yardm, ie yarama, elverililik.
 yardm; bir tabak yemek, porsiyon.
 kendisini idare edemeyen, aresiz, aciz; zayf, beceriksiz, kabiliyetsiz.
 arkada, e, yardmc; zevce.
 Helsinki.
   aceleyle, tella;  karmakark; geliigzel;  tel, karmakark ey, kanklk.
  sap, tutamak, balta sap;  sap takmak.
 isvire. Helvetian   isvireli.
  (med, ming) elbise kenar, bask;  kvrp kenarn bastrmak. hem in, hem about kuatmak, iine almak.
(nlem)  (med, ming) Hm! (bir kimseyi uyarmak iin karlan ses; tereddt veya phe belirten ses);  byle bir ses karmak; tereddt ederek konumak. hem and haw mrn krn etmek, aka sylemekten ekinmek.
hemato, hemo- (nek) kan.
hemato, hemo (nek) kan.
 (tb.) kan aktc il.
 kana veya kan damarlarna ait.
 yiit erkek, iri yar adam.
  kanla ilgili; kanla dolu, kanl, kan renginde; (tb.) kana tesir eden;  kan etkileyen il.
 (tb.) hemoglobinin erimesinden meydana gelen koyu lcivert bir madde.
 hematit.
 hematoloji.
 bedenin ve zel likle ban bir tarafnn armas, yarm ba ars.
 yarm daire, yarm daire eklinde olan ey.
 (ing), (mz.) altm drtlk nota, bir notann altm drtte biri.
 (tb.) yarm inme, vcudun yalnz bir tarafna gelen fel.
, hemipterous   (zool.) yarmkanatllara ait.
 yarkre hemispher'ic(al)  yarkreye ait.
 yarm msra.
 (terz.) elbise veya paltonun etek ucu, etek boyu.
 kknara benzer bir am aacl, (bot.) Tsuga; baldran, aotu, (bot.) Conium maculatum. water hemlock su baldran, (bot.) Cicuta virosa.
 hemoglobin.
 (tb.) hemofili kann phtlamamas.
 (tb.) kanama. hemorrhagic  kanamaya ait.
 (tb.) basur, emeroit. hemorrhoidal  basura ait.
 (tb.) kanamay kontrol altna alan alet veya ila.
 kenevir, kendir, (bot.) Cannabis sativa; esrar, hai; kenevir lifi; (k.dili.) idam ipi. Indian hemp hintkeneviri, (bot.) Apocynum cannabinum. Virginian hemp, water hemp su kendiri, (bot.) Acnida cannabiona; su keneviri, (bot.) Bidens tripartita; eytansa, (bot.) Eupatorium cannabinum. hempen  kendire ait.
  (terz.) kuman kenarn ajurla bastrmak, ajur yapmak;  ajur, antika, sandii.
 tavuk: dii ku; (argo) kar. hen har rier delice doan, mavi doan, (zool.) Circus cyaneus. hen party (argo) kadnlar toplants. hazel hen datavuu, (zool.) Tetrastes bonasia.
 banotu, (bot.) Wyoscyamus niger.
 buradan, bundan, bu zamandan, itibaren; bu sebepten, bundan dolay. Hencel (nlem), (eski) veya (aka) Defol! Ykl. henceforth, henceforward  bundan byle, bundan sonra. a month hence bundan bir ay sonra.
 hizmetkr, uak; kendi kar iin bir kimsenin tarafn tutan adam.
 kmes.
 on bir keli ekil.
 (gram) bir isimle bir sfatn ortaklaa belirttikleri anlam iki isimle ifade tarz; Iawful order yerine law and order.
 kna fidan, (bot.) Lawsonia inermis; kna.
 dier tanrlarn varln inkr etmeden tek bir tanrya tapnma.
 bann etini yemek, vr vr etmek. henpecked  klbk, karsndan korkan.
 tavuk tnei.
 (fiz.), (elek) indkleme kuvveti birimi.
 (argo) akgz, uyank; bilgili.
 karacigere ait; karacier renginde.
 cierotu.
 karacier iltihab, kara sarlk.
,(tb.) bir dokunun bir hastalk esnasnda karacier rengini ve kvamn almas.
 yedilik grup veya say; (kim) yedi deerli atom.
 yedigen, yedi kenarl okgen. heptag'onal  yedi as olan.
 (geom.) yedi yzl cisim.
 yedi al.
(zam),  (diil.) onun, ona, onu.
  haberci, mjdeci; protokol grevlisi, terifat;  haber vermek, ilan etmek, terifini haber vermek; takdim etmek, huzura karmak. Heralds College (ing) hanedan arma ve neseplerini tespit eden heyet.
 hanedan armaclna ait.
 hanedan armacl.
 ot; yemeklere tat vermek iin kullanlan bitki; ifal bitki.
 ot cinsinden; yeil yapraa benzer.
 yeillik, ot.
 otlara ait, bitkisel. herbalist  ifal bitki satan kimse.
 (og iums, ia) kurutulmu bitki koleksiyonu; byle bir koleksiyonu saklamaya mahsus oda veya bina.
bitkileri Idren il.
 ot hsl e(den.)
 otul hayvan. herbivorous  otul.
 Herkl'e ait; Herkl gibi kuwetli; Herkl'n yaptklar gibi ok g veya tehlikeli.
 Herkl; ok kuwetli adam; (astr.) kuzey burlanndan biri, Herkl.
(sonek) oban, src: cowherd, shep herd, goatherd.
  hayvan surs, sr, kme; davar srs; avam, gruh; ayaktakm;  sr halinde gitmek; srye katlmak; sr haline koymak. herd instinct sr igds. herdsman  oban.
 sry gtmek. herder  oban, srtma.
 burada; buraya; imdiki halde, halihazIrda; bu noktada; bu dnyada, bu hayatta. here and there urada burada; arasra. Here goes! ite balyorum. Here you are. Buyur, al. Ha, geldin mi? ite! Look here. Buraya (bak.) Baksana. Thats neither here nor there. Bunun konu ile ilgisi yok.
(nlem) Bana (bak.) Baksana. Dur. Hazr. Burada.
 buralarda.
 ileride, bundan sonra. the hereafter br dnya, ahret.
 bunun zerine, bundan dolay.
 bu vesile ile, bundan dolay.
 kaltsal, irsi. hereditabil'ity  kaltsallk, irsi olu.
 (huk.) miras yoluyla kalabilen mal.
 miras yoluyla intikal eden; irsi, kaltsal, soydan geme. hereditar'ily  miras olarak.
 irsiyet, kaltm, soyaekim.
 bunda, bunun iinde.
 gelecekte, istikbalde; aada (resml yazda)
 kabul olunmu dinsel inanlara aykr dncelere nayak olan kimse.
 dince kabul olunmu inanlara aykr dnce, dalalet; hakim olan felsefi veya siyasi doktrinlere kar gelen dnce.
 kabul olunmu doktrinlere kar olan kimse; kendi kilisesinin itikatlarna kar gelen kimse. heret'ical  kabul olunmu doktrinlere aykr olan. heret'ically  kabul olunmu doktrinlere aykr olarak.
 bundan evvel, imdiye kadar.
 bu zamana kadar.
 bunun zerine, binaenaleyh.
 bununla; iliikte.
 miras yoluyla intikali mmkn.
 miras, tereke; (biyol.), (psik.) kaltm.
 varis, kalt.
  (biyol.) hem erkek hem dii cinsiyet organlan bulunan canl veya bitki;  hnsa, erselik, ikicinslikli. hermaphrodit'ic  ikicinslikli, hnsa, erselik. hermaph'roditism  iki cinsiyet sahibi olu, hnsalk.
 tefsir eden, aklayan tefsiri. hermeneutics  tefsir ilmi; dini kitaplar tefsir ilmi.
 (mit) tanrlarn habercisi olan ilim ile seyahat ve belagat tanrs.
 hava geirmez, smsk kapal; simya ilmine ait, byye ait. hermetically  hava gemez bir ekilde (kapal); simya ilmine gre.
 stnde bst olan ksa kolon.
 mnzevi kimse, insanlardan uzak yaamay arzulayan kimse; pekmezli bir kurabiye. hermit crab baka bir hayvann kabuu iinde yaayan bir eit yenge, (zool.) Pagurus. hermit thrush Amerikan ormanlarnda bulunan bir ardkuu, (zool.) Hylocichla guttata.
 mnzevi adamn hcresi, inziva yeri; zaviye.
 ftk, kask yar, kavl. hernial  ftkl, fta ait.
 (o.) heroes) kahraman, yiit, bahadr; bir roman veya olay kahraman; ba karakter; (mit.) yar tanr kabul edilen ok kuwetli adam. hero worship bir kahramana ilah gibi tapnma, bir kimsenin taparcasna hayran olma.
  kahramanca, cesur; kahramanlar devrine ait; (gz.san) muazzam (heykel veya resim), gerek boyutlarndan ok byk (cisim); kahramanlardan bahseden (iir), destans, epik;  kahramanIk iiri; (o.) abartmal szler. heroically  kahramanca. heroic couplet ingiliz edebiyatnda msralar kendi aralarnda kafiyeli beyit, destan beyti.
 kahramanca ve glnl.
 eroin, morfin z.
 kadn kahraman.
 kahramanlk.
 balkl, (zool.) Ardeidae. great white heron akbalkl, (zool.) Egretta alba. night heron gece balkl, (zool.) Nycticorax nycticorax. purple heron erguvani baIkl, (zool.) Ardea purpurea. squacco heron alaca balkl, (zool.) Ardeola ralloides. heronry  balkllarn yumurtlad yer.
 (tb.) kabrcklar hsl eden bir deri iltihab, uuk. herpes zoster (tb.) zona. herpet'ic  uuk gibi, uua benzer.
 (zool.) srngenler ilmi. herpetologist  srngenler uzman.
 ringa, (zool.) Clupea harengus. herringbone stitch (terz.) ringa kemiine benzer diki, apraz diki, hristo teyeli, ine ard diki. Pontic herring karagz tirsi, (zool.) Clupea pontica.
(zam) onunki (diil.)
(zam) kendisi (diil) Ask her herself. Bizzat kendisine sorun. by herself kendi bana, kendi kendine. She has hurt herself. Kendini incitti. She is herself again. Kendine geldi. She is not herself. Tabii halinde deil. She said it herself. Bizzat kendisi syledi.
 (fiz.) elektromanyetik dalga frekans birimi, hertz. hertzian waves (fiz.) elektromanyetik dalgalar, radyo dalgalar.
 Hersek.
 tereddt eden, phe iinde. hesitance, hesitancy  tereddt, duraksama. hesitantly  tereddtle, duraksayarak.
 tereddt etmek, duraksamak; lafn armak, ne diyecegini bilememek, kem km etmek. hesita'tion  tereddt, phe: kekeleme.
 (mit) Hera'nn altn elmalarna bekilik eden drt peri; bu altn elma bahesi.
 akam yldz.
  Almanya'nn Hesse eyaletine ait;  Hesse'li kimse; (tar.) paral asker; (kaba) kendir kuma. Hessian boots on dokuzuncu yzyllda ingiltere'de giyilen pskll uzun erkek izmesi. Hessian fly buday yiyen ufak ve zararl bir sinek.
 (Yu.) (tar.) yksek mevkide bulunan fahie, cariye, gzde. hetaer'ism  cariyelik, metreslik.
 kar cinse ilgi duyan, homoseksuel olmayan.
(nek) baka, farkl.
 kabul edilmi dini esaslara aykn olan. heterodoxy  kabul edilmi doktrinlere muhalefet.
 (radyo) gelen sinyali devaml bir frekansa kartran (alc tipi)
 (biyol.) heterogam, hem erkek hem dii iek veren; iki ayr cinsin birlemesiyle hsll olan. heterogamy  heterogamlk.
 farkl olu.
 ksmlar veya iindeki fertler birbirinden farkl, hep ayn cins olmayan (grup, toplum); ayr cinsten, heterogen.
 (biyol.) anormal ekil ve bnyeli; (zool.) bakalamn deiik evrelerinde farkl ekillere giren. heteromorphism  farkll ekillere girme zellii.
 kanatl bceklerin bir alt snf.
 kar cinse ilgi duyan.
(bak.) ataman.
 kefe yarayan, anlamaya vesile olan.
 balta ile vurarak kesmek; yontmak, entmek; kesmek, yarmak. hew down kesip devirmek (aa) hew out yontarak ekil vermek; zahmetle meydana getirmek. hew to the line kurallara kelimesi kelimesine uymak. hewer  odun kesicisi, baltac.
  (A.B.D), (k.dili) by, nazar;  nazar demek.
(nek) alt.
 altlk grup.
 (geom.) altgen, alt kenar ve al ekil. hexag'onal  altgen.
 alt keli yldz, Sleyman'n mhr.
 (geom.) alt yzl cisim. hexahedral  alt yzl.
 alt ayakl msra. hexametric(al)  ayt ayakl, alt tefileli.
 alt al.
 alt ayakl bcek.
 alt devletten meydana gelen grup.
(nlem) Haydi ! A ! (tevik, sevin veya hayret nlemi)
 zindelik devresi, en enerjik a.
(ks.) high frequency yksek frekans.
(ks.) mercury cva.
(ks.) High German standart Almanca.
 askeri taarruzun balamas iin tespit edilmi saat.
(nlem), (A.B.D) merhaba, (ing) dikkati ekmek iin ar.
 (o.) (Lat.) tus, ing. tus es) aralk, aklk, fasla, bo yer; iki sesli harfin birlemeden iki hece veya iki kelime arasnda yan yana gelmesi, hemze.
 Japon mangal.
, hibernaculum  hayvann k uykusuna yatt in; tabiatn iek budaklar zerine koyduu klk rt.
 ka ait.
 k uykusuna yatmak, k uykusuna girmek. hiberna'tion  k uykusu.
  irlanda'ya ait;  irlandal.
 amber iei; bamya ve ona benzeyen birka eit bitki.
  hkrk;  hkrmak. the hiccups hkrk tutmas.
(Lat.) burada yatyor, burada gmldr (mezar kitabesi)
  (k.dili.) taral, kaba kyl. hick town tarada alelade kk ehir.
 (A.B.D), (k.dili.) alet, tertibat; sivilce; (mak.) boru bkme aleti.
 Amerika'da bulunan bir ceviz aac, (bot.) Carya; bu aacn tahtas.
 (bak.) hide.
 spanyol aslzadesi.
 (bak.) hide:  gizli, kapal.
 (hid, hidden) saklamak, gizlemek, ketmetmek, rtbas etmek; saklanmak; gizlenmek. hide one, head utancndan saklanmak. hide out (polisten) saklanmak. in hiding sakl.
  hayvan derisi, post; (k.dili.) insan derisi, cilt;  (k.dili.) dayak atmak. (I.) haven't seen hide or hair of him. zi tozu yok. tan one's hide bir kimseye dayak atmak, kteklemek.
 saklamba oyunu.
 (polisten) saklanacak yer, yatak.
 dar grl, eski kafal; derisi kemiine yapsm (hayvan)
 ok irkin, igren, kerih, korkun. hideously  iren bir ekilde, korkun bir surette. hideousness  igrenlik, korkunluk.
(bak.) hideaway.
 saklanacak yer, gizlenecek yer.
 (d, hieing, hying) acele gitmek, gidivermek. hie oneself to -e gitmek.
 bapapaz. hierarch' (ic)al  bapapaza ait; hiyerariye ait.
 hiyerari, aama sras (gen.) dini kurulularda)
  papaz snfna ait;  eski Msrllar tarafndan kullanlan ve hiyerogliften treyen bir yaz tr.
 eski Yunanistan'da mabede bal kle.
 hiyeroglif; anlalmaz ve okunmaz yaz.
 hiyerogliflere ait.
 hiyeroglif.
 eski Yunanistan'da kahin.
(bak.) highfalutin.
(bak.) high fidelity.
 sk pazarlk etmek, ekimek.
   karmakark, altst;  karmaa.
 barometrenin yksek olduu blge; (argo) esrar tesiri altnda olma. on high gkte, semada.
 yksek, ali; marur, kibirli, kendini beenmi, azametli; yce, muhteem; I; (mz.) tiz, yksek perdeden; kokmu (et); (cor.) kutuplara yakn; ok eski; ba; ar; cokun, takn (nee); pahal; iddetli, sert, azgn (deniz); asil, soylu, necip; (argo) esrarn tesiri altnda. high and dry suyun dnda,  karada; kimsesiz ve aresiz kalm. high and low her yerde; zengin fakir, herkes. high and mighty (k.dili.) azametli, gururlu. High Church Anglikan Kilisesinin Katoliklie meyleden ksm. high color koyu renk, koyu krmz. high comedy yksek snfn hayatn ele alan ve nkteli diyaloglar bulunan komedi. high command ba kumandanlk. high commissioner bykeli ayarnda bir memur. high day bayram, yortu gn. high dive yksekten dal. high dudgeon fke, ar hiddet. high explosive dinamit gibi kuvvetli patlayc madde. high fashion deiik ve lks giyinme tarz. high fidelity sesi ok'tabii ekilde verme veya veren (radyo, pikap, hoparlr) high frequency yksek frekans, ksa dalga. high gear (oto.) en hzl vites. high jinks grltl elence, lgnlk. high jump yksek atlama. high life yksek tabaka hayat, sosyete hayat. high living lks hayat. high noon tam le vakti. high place kutsal saylan tepede tapnma yeri. high point en nemli veya en heyecanl nokta. high priest bapapaz. high relief (gz.san) yksek kabartma. high school lise, resmi okullarn 9-12 snflar, bazen 10-12 snflar. high seas enginler, ak deniz. high sign (A.B.D), (k.dili.) el iareti (bazen gizli ihtar) high spot en mhim veya en heyecanl nokta. high tea (ing) ikindi kahvalts, mkellef ay ziyafeti. high tide kabarma; kabarma saati; doruk. high treason ihanet, vatan veya devlete hyanet. fly high byk emeller beslemek, hayal peinde komak. get on one's high hors ayak diremek, direnmek; fkelenmek, kabarmak, kafa tutmak. in high terms verek, gklere kararak. It' high time. Tam vakti. Zaman geldi de geti bile. the Most High Tanr, Cenab Hak. with a high hand kendince; amirlik taslayarak.
  (d.y) ileri iareti; (A.B.D) viskili iki;  (A.B.D), (argo) ok hzl gitmek.
 konsol, ifoniyer.
 asil, soylu.
 ocuklara yksek mama iskemlesi.
 (k.dili) kaliteli.
 daha yksek.higher criticism Kitab Mukaddes yazlarnn tarih, ama, kaynak ve derlenmesini inceleme. higher education yuksek renim.
 (k.dili) tumturakl, atafatl.
 ok baharatl.
 tumturakl (sz); marur, kibirli.
 yksek kaliteli, stn vasfl.
 tahakkm eden, amirlik taslayan.
   (ted, ting) byklk taslayan kimse, zppe kimse;  zppe;  saymamak, nem vermemek.
(bak.) hijack.
 (o.) dalk yer, daIk memleket; (b.h) Kuzey iskoya. Highlander  Kuzey iskoyal.
  bir resimde kl ve detayl ksm: ilgi ekici olay, (bir olay, toplant, opera, kitapta) hatrlanacak ksm;  (k.dili.) (bir olayn) zel bir ksmna dikkati ekmek.
 yksek derecede, ok, pek ok, ziyadesiyle.
 licenap, yce gnll.
 ycelik. His veya Your H;ghness Ekselanslar.
 (oto) yksek oktanl (benzin)
 ok tiz.
   yksek basn;  zorla yaplan (sat); zorlayc;  (bir kimseyi) zorlamak, stne dmek.
 yksek derecede alkol ihtiva e(den.)
  yksek (bina, apartman)
 anayol, cadde, ose, geni yol.
 son sratle giden, byuk hzla giden.
 cesur; canl, oynak (at)
 asabi, sinirleri gergin.
 yksek gerilimli.
 kaliteli (benzin)
 kaliteli; sosyetik; yksek perdeli.
  (k.dili.) yksek mevki veya rtbede olan;  yksek mevkide bulunan kimse, st.
 azami kabarma: takn. highwater mark suyun azami kabarma noktas; doruk; en yksek baar derecesi.
 anayol, cadde. highwayman  ekya.
 kuvvet zoru ile almak; hareket halindeki ua veya baka bir tat kendi istedii yne evirmek. hijacker  ua veya baka bir tat karan kimse, uak korsan.
  engebeli arazide uzun yry yapmak; (etek) toplamak; fiyat ykseltmek; kaldrmak;  uzun ve etin yry; ykselme.
 grltul ve neseli, en atr. hilarity  nee, kahkaha.
  tepe, bayr, yoku; yn; kme; bitkilerin etrafna veya stne rtlmu toprak yn;  tepe veya yn tekil etmek, aa kklerinin etrafna toprak ymak. hill station Hindistan'da yayla. hilly  tepelik. hilliness  tepelik olu.
 (k.dili.) (A.B.D)'nin gney eyaletlerinde orman kyls.
 tmsek, tepecik.
 yama, da etei.
 doruk.
  kabza, kl kabzas;  kabza takmak. up to the hilt tamamen, btn btn.
 (bot.) tohum gbei, hilum.
(zam), (eril.) onu, ona.
(ks.), (ing) His veya Her Imperial Majesty.
 Himalaya dalar.
(zam), (eril) kendi, bizzat; (irl), (zam), (eril) o: Himself said it. 0 syledi. He is not himself. Kendinde deil.
(ks.) Hindi, Hindustan.
 ingiltere ve iskoya'da renper.
 (er, most veya ermost) arkadaki, geride olan, art. hind legs arka ayaklar. hindermost, hindmost  en arkadaki, en gerideki, en sondaki. The devil take the hindmost. Sona kalan dona kalsn.
 dii geyik.
 engellemek, mani olmak, menetmek.
 arkadaki, geride olan.
 Hindu dili.
 but (bilhassa kesilmi hayvanda), kaba et.
 engelleme; engel, mni.
 bir eyin nitelik veya nemini sonradan anlama.
  Hintli, Hindu:  Hintlilere ait. Hinduism, Hindooism  Hintlilerin dini ve sosyal sistemi, Hinduizm.
  Hindistan'a ait, Hindistan halkna ait;  Hindistan'da (o.)unluun konutuu dil.
  mentee, reze; dayanak noktas, destek, esas; midye gibi hayvanlarn kabuunda mafsal;  mentee takmak; dnmek; dayanmak, bal olmak.
 at ile dii eekten hasl olan katr.
  ima, st kapal sz, zmnen iaret;  ima etmek, tlatmak. hint at hissettirmek, st kapal sylemek, dokundurmak, ima etmek.
 hinterlant, i blge, arka blge; byk ehirden uzak yerler.
 kuburnu (gI meyvas)
(nlem) alka hazr ol iareti: Hip, hip, hurrah !
 (A.B.D), (argo) vakf, haberdar, uyank; zamana uygun.
  (ped, ping) (anat.) kala; (mim.) dam yanlarnn bitimesinden hsl olan d a;  dama srt yapmak; (spor) kala ile vurup drmek. hip bath bele kadar gelen banyo kuveti; yarm banyo. hipbone  kala kemii. hip disease (tb.) kala kemii hastal. hip lock grete kala elmesi, kala ile elme atma. hip roof (mim.) ortas kabark at.
 kalal; kabark atl; (A.B.D), (argo) fazla merakl; (ing), (k.dili.) zntl, km.
 (k.dili) hoplaya zplaya.
 hipi.
 (k.dili) suaygr.
 (anat.) beyinde bulunan iki beyaz kntnn her biri.
 arap ve baharattan yaplm eski bir likr.
 Hipokrat, nl Yunan hekimi. Hippocrat'ic  Hipokrat'a ait; tpla ilgili. Hippocratic oath Hipokrat yemini.
 Helikon danda Mzlere adanm pnar.
 at meydan, hipodrom.
 ba ve kanatlar kua ve gvdesi ata benzeyen efsanevi bir yaratk.
 (o.) mus- es, (Lat.) -mi) suaygr.
 atafatl.
 kei gibi; kei kokulu; ehvetli.
  kira, cret; kiralama;  cretle tutmak; kira ile tutmak, kiralamak, cretle almak. hired hand cretli ii. hire one self out cretle almak. for hire kiralk.
 (gen.) (aa.) cretli adam, uak.
 kll, tyl, sal.
 (zam), (eril) onun; (zam.) onunki.
  entellektel.
 ispanyol, ispanya'ya ait, ispanyolcaya ait.
 (bot.), (zool.) kll, dikenli, ineli.
  slk sesi karmak, ylan gibi sIk almak; Islklamak, slk alarak yuhalamak;  ylan sesi, buna benzer ses; hiddet ifade eden slk gibi ses. hiss one off the stage slklayarak sahneden kovmak. hissing  slklama, slk alarak yuhalama.
(nlem) Sus! Dur! Dinle!
 (leh.) kaldrmak, ykseltmek; (bak.) hoist.
(ks.) historian, historical, history.
 histamin.
 mikroskopik anatomi, histoloji, dokubilim. histologist  histoloji bilgini.
 tarihi, tarih bilgini.
 tarihsel, tarihi, tarihe gemi; nemli, mhim. historic character tarihi ahsiyet. historic method tarihsel yntem. historic moment dnm noktas, tarihi an.
 tarihsel, tarihi, tarihe gemi; tarihe uygun. historical novel tarihi roman. historically  tarihe gre, tarihi olarak.
 olayn tarihi yn, tarihi geerlik.
 tarihi, tarih yazar. historiography  tarih yazma.
 tarih, tarihi olaylar; tarihi dram; tarih kitab. family history aile tarihesi. natural history tabiat bilgisi.
 sahneye ait, aktrlere ait; fazla dramatik; ar duygusal. histrionically  cokunlukla, taknlkla. histrionics  dzme duygusallk; tiyatro sanat.
 vuru, vurma, darbe; isabet; baar, muvaffakyet, ans; yerinde sz; (argo) ine ile vcuda zerkedilen esrar. hit or miss geliigzel. make a hit (beysbol.) tam vuru yapmak; (argo) stn baar salamak.
 (hit, ting) vurmak; hedefe isabet ettirmek; uymak, uygun olmak; varmak, erimek; isabet etmek; saldrmak; tesir etmek; (A.B.D), (k.dili.) (yola) dzlmek, koyulmak; (A.B.D), (argo) vcuda esrar zerketmek. hit-and-run  arpp kaan (fr) hit below the belt boksta kurallara aykr davranmak; hakszlk etmek, kallelik etmek. hit it off anlamak, uyumak, mutabk kalmak. hit one's stride (k.dili.) en yksek hza veya dereceye ulamak. hit off sratle ve ustalkla yapmak; taklit etmek. hit-or-miss   rasgele, tesadfi;  sonucunu dnmeden, dikkatsizce, Ikayte. hit out yumruklamak, yumrukla vurmak. hit the books (slang) ineklemek (ders) hit the bottle (argo) ieyi devirmek, fazla iki imek. hit the ceiling (argo) tepesi atmak. hit the deck (argo) yataktan kalkmak; aniden yzkoyun yere yatmak. hit the jackpot (argo) beklenilmedik anda baar kazanmak. hit the nail on the head ta gediine koymak; tam bilmek; tam isabet kaydetmek. hit the sack (argo) yatmak. hit upon rasgele bulmak.
 eki; ilime, iliiklik; engel, mni, arza; topallama, aksama; balant paras; (den) volta, ba, adi dum; (A.B.D), (k.dili.) askerlik sresi. hitchhike  otostop yapmak. without a hitch przsz olarak, hadisesiz bir ekilde.
 ip ile balamak; balamak, ilitirmek, takmak; topallayarak yrmek; ekelemek; (k.dili.) evlenmek; taklmak, yakalanmak, ilimek; (A.B.D), (argo) otostop yapmak. hitch on to bir eye balamak. hitch one's wagon to a star yksek bir gayeye balanmak, yksek bir ideal peinde komak. hitch up e komak (at) hitching post yularn baland kazk.
  buraya, buraya doru, beriye;  beriki, beri yandaki. hither and thither, hither and yon uraya buraya, bir ileri bir geri. on the hither side of bu tarafnda. hithermost  bu tarafa en yakn olan. hitherto  imdiye kadar.
  Eti, Hitit;  Etilere veya lisanlarna ait.
  kovan; kovanda bulunan ar kmesi; ar kovan gibi halk ok ve alkan olan yer;  kovan almak; kovana doldurmak (bal); biriktirmek, toplamak; kovana girmek; kovanda yaamak.
 (tb.) rtiker, kurdeen.
(ks.) His veya Her Majesty' Service, His veya Her Majesty' Ship.
nlem Hey! Ya! (dikkati ekme, sevin veya hayret nlemi)
  kr, ak, aarm; eski; ihtiyar, yal; saygdeer;  eskilik; yallk; kra. hoarfrost  kra.
  biriktirilmi ey, saklanm (mal.);  biriktirmek, stok etmek, istif etmek. hoarder  biriktirip saklayan kimse, istifi.
 istifilik; (ing) muvakkat tahta perde.
(bak.) horehound.
 bouk, ksk; bouk sesli. hoarsely  bouk sesle. hoarseness  bouk seslilik.
 kr, ak, aarm, kr dm; eski; saygdeer. hoariness  ak dm olma; eskilik.
  aka, latife; hile, oyun;  aldatmak, oyun etmek, (slang) iletmek.
 (cin) play hob with karmakark etmek, altst etmek. raise hob yaramazlk etmek.
 ocak yan knts; baz oyunlarda hedef kaz.
  topallamak, aksayarak yrmek, seke seke dolamak; buka vurmak, ksteklemek; topal etmek;  topallama, aksama; buka, kstek; mklat, dert; ayakba, engel. hobble skirt dar etek.
 hantal ve beceriksiz delikanl.
 merak, zevk iin yaplan ura. ride a hobby ar bir meraka sahip olmak.
 ahin, delice doan, (zool.) Falco subbuteo.
 sallanan oyuncak at; ocuun at diye bindii denek; bir kimsenin merakla takip ettii konu veya i.
 ifrit, gulyabani; gereksiz korku.
 iri bal ksa ivi, ayakkabnn altnaa vurulan iri bal ivi, kabara.
 (bed, bing) arkadalk etmek, skfk olmak; beraberce iip elenmek.
 (og hobos veya hoboes) gezici renper; serseri kimse, aylak kimse, bo gezenin bo kalfas.
''ya bu ya hi', eklinde bir k.
  (A.B.D), (k.dili.) rehin;  rehine koymak. in hock rehinde; (k.dili.) hapiste; borlu.
  at gibi hayvanlarn idizi;  topal etmek (at)
 Ren arab, beyaz Alman arab.
 hokey oyunu; hokey sopas.
 rehinci dkkan.
 aldatmak; sarho etmek, sersemletmek; iine uyuturucu madde katmak (iki)
 sihirbazn szleri; gz boyayc hareketler, hokus pokus; hokkabazlk, hile.
 srtta tula veya har tamaya mahsus uzun sapl bir eit tekne; sobann yannda bulundurulan kmr kovas.
 ayak, aba, kaln ynl kuma.
 karmakark ey; trl yemei.
  apa, bahvan apas;  apalamak, apa kullanmak.
(A.B.D),(k.dili.) halkoyunlar gecesi, folklor program; halk mzii.
 (ged, ging) (argo) agzIlkle kapmak; domuz srt gibi kavisli yapmak; atn yelesini krkmak; (den.) kamburlamak (gemi omurgas)
 byk domuz, ehliletirilmi domuz; (k.dili) obur ve pis kimse, agzl kimse. hog wild (A.B.D), (argo) lgn. go the whole hog bir ii tam yapmak. Iow on the hog hesapl olarak, fazla masraf yapmadan. road hog arabasyle lzumundan fazla yer igal eden dikkatsiz fr.
 (jeol.) domuz srt tepe.
 ba ksm domuza benzeyen bir balk.
 domuz gibi; agzl, arsz. hoggishly  arszca. hoggishness  arszlk, agzllk; pis olu.
 byk f; 238 litrelik oylum I birimi.
 (tied, tying veya tieing) el ve ayaklar beraber balamak; (k.dili) (bir kimseyi) aciz bir durumda brakmak.
 domuzlara yedirilecek mutfak artklar; deersiz ey; (slang) atmasyon.
 (k.dili.) aniden manevra yapmak (uak)
avam, ayaktakm.
 (ed, eski hoist)  yukar kaldrmak, yukar karmak, ykseltmek;  bir sancan ykseklii; ar yk asansr. be hoist with veya by one's own petard kendi kazd ukura dmek, kendi kuyusunu kazmak, kendi plannn kurban olmak.
 (nlem) dncesiz; kibirli, kendini beenmi; (nlem) Maallah ! (honutsuzlukla kark hayret nlemi)
 (bak.) hocus-pocus; sokakta satlan dondurma.
 (A.B.D), (argo) seyircinin ilgisini ekmek iin ba vurulan oyunlar; samalk.
 (held)  tutmak; brakmamak, zapt etmek; iine almak, istiap etmek; alkoymak, salvermemek, durdurmak; sahip olmak, malik olmak, elinde tutmak; devam ettirmek; inanmak, kabul ve tasdik etmek; devam etmek, iltizam etmek; mecbur etmek; yapmak; dayanmak, sabit olmak; sadk olmak: deimemek; devam etmek, arkas kesilmemek, ilerlemek; doru kalmak; durmak;  tutma, tutu; tutacak ey veya yer, tutamak; snacak yer, destek, dayanak noktas, istinatgah; hapishane; nfuz, hkm; (mz.) uzatma iareti. hold a thing over one bir ey ile durmadan tehdit etmek. hold aloof uzak durmak, yaklasmamak, iliki kurmamak. hold at bay arada mesafe blrakmak, yaklatrmamak. hold back zapt etmek; kendini tutmak, ekinmek. hold by (k.dili.) tutmak, inanmak. hold down (k.dili.) yurtmek (bir ii); tutunmak, koyvermemek, elden karmamak. hold forth nutuk sylemek, uzun uzadya aklamak. hold good geerli olmak; deerini korumak. hold in tutmak, zapt etmek; kendini tutmak. hold in esteem saymak, sayg gstermek, hrmet etmek. hold off uzakta tutmak, araya mesafe koymak; gecikmek. hold on devam etmek, sregelmek; tutup drmemek. Hold on ! (k.dili.) Dur! Bekle! hold one's ground durumunu muhafaza etmek, yerini korumak. hold one's head high eilmemek, ban diktutmak, malup olmamak; yz olmak. hold one's own geri gitmemek, ayak diremek, mevkiini muhafaza etmek. hold one's peace veya tongue dilini tutmak konumamak. hold out dayanmak; ileri srmek; tahamml etmek; yetmek; ayak diremek. hold out on one birinden gizlemek. hold over ertelemek, tehir etmek; belirli bir sreden fazla devam etmek; tehdit etmek. hold together bir arada tutmak; ayrlmamak; hakikate uygun grnmek, tutarl olmak (ifade) hold up tutmak, yardmda bulunmak, korumak; arzetmek, gstermek, tehir etmek; durdurmak, engel olmak; yolunu kesip soymak. hold water su kaldrmak; (k.dili.) geerli olmak, makul olmak. hold with ayn fikirde olmak, (bir kimseyi) tasdik etmek. Hold your horses! (k.dili.) Dur, bekle!
 gemi ambar; geminin i taraf.
 engel, mania.
 tutan ey; kulp, tutamak, tutama; (huk.) hamil, sahip; kirac.
 tutma aleti.
  tutma; kira ile tutulmu arazi; spot engelleme; (gen.) (o.) (mal.), mlk ve tahvil gibi eldeki deerler, edin;  tutan, elinde bulunduran. holding company holding irketi. holding pattern (hav) havaalanna inmeye izin beklerken uan  izledii uu yolu.
 (k.dili) sresi uzatlm herhangi bir ey veya kimse.
 durdurma; gecikme; engel; yolunu kesip soyma, tabanca tehdidiyle soyma; yolun kapanmas; (k.dili.) mteriden fazla para isteme.
  delik; boluk; ukur; magara, in; in gibi yer; hcre; karanlk ve pisyer; kusur; (k.dili.) g durum, zorluk;  delik amak; iki maden damarn birletirmek iin dehliz amak. hole out golfta topu delie drmek. hole up saklanmak; dnyadan ekilmek. a swimming hole ay veya rmakta yzmeye elverili yer. The money is burning a hole in my pocket. Para batyor bana. Harcamak istiyorum. crawl into one's hole kesine ekilmek; utanmak. in a hole mkl mevkide, g durumda. in the hole (k.dili.) borlu; para kaybetmi durumda. make a hole in byk bir ksmn sarfetmek. pick holes in kusur bulmak, ince eleyip sk dokumak. square peg in a round hole mevkiine uygun olmayan kimse. holey  delikli.
 tatil; bayram veya yortu gn. holiday clothes bayramlk elbise. Iegal holiday resmi tatil gn. Roman holiday katlanlarn zaranna olan elence.
 (k.dili) tepeden bakan, kibirli.
 kutsiyet. His All Ho liness, His Holiness Mukaddes Peder (Papaya verilen unvan), Papa Cenaplar.
 Hollanda, Felemenk. Hollander  Hollandal, Felemenkli.
 bir nevi cin (iki)
  (A.B.D), (k.dili.) barmak, haykrmak, armak;  bar, haykr.
 ii bo, oyuk; ukur, derin, kk; yank yapan, boluktan gelen (ses); yalan, sahte, aldatc, riyakr; a. hollow pretense gsteri, samimiyetsizlik. hollow victory bir eye yaramayan zafer, bo baar. beat him hollow mahvetmek, tam bir yenilgiye uratmak. hollowly  bo bir ekilde; sahtelikle. hollowness  boluk, oyuk veya ukur olu; sahtelik, aldatclk.
  oyuk yer, ukur; dere;  oymak, iini oymak, ukur amak; oyulmak.
 gzleri ukura kam.
 vefasz, riyakr, gvenilmez.
 zellikle gm kap veya kse.
 obanpskl, (bot.) Ilex aqui folium.
 glhatmi, (bot.) Althaea rosea.
 Hollywood.
 nehir veya gl ortasrdaki adack; (ing) nehir kenarnda bulunan dz ayr.
 holm oak prnal, (bot.) Quercus ilex.
(nek) tm, btn.
 zellikle yangn yznden birok kimse ve eyin mahvolmas; atete yaklan kurban. the Holocaust Nazilerin yaptklan Musevi Katliam.
 biri etkilenmi ve dieri tabii olan iki laser nnn arptrlmas sonucu meydana gelen ve  boyutlu resim verebilen negatif.
  tamam imza sahibinin eliyle yazlm (belge)
sinir iletilerinin beynin btn tarafndan algland kuram.
 denizhyar.
 (eski) helped.
 mein tabancalk.
 kutsal, mukaddes, kutsi, mbarek. Holy Father Papa. Holy Ghost, Holy Spirit Ruhulkuds. Holy Grail (bak.) Grail Holy LHnd Mukaddes Diyar, Filistin. holy of holies Musevi tapnann en i ksm; kutsal olan herhangi bir yer. Holy Office Katolik kilisesine ait resmi bir daire, eskiden Engizisyon. holy orders takdis merasimi; rahiplik mertebesi. Holy Roman Empire Kutsal Roma imparatorluu. Holy Scripture Kitabl Mukaddes. holy terror (argo) korkun kimse, dehet saan sert kimse. holy water Katolik ve Ortodoks kiliselerinde bulunan takdis olunmu su. Holy Week paskalyadan evvelki hafta. Holy Writ Kitab Mukaddes. take holy orders papaz olmak iin kilisece takdis edilmek. holy of ho lies en kutsal yer.
 holyday yortu.
  Malta ta, bir eit yumuak kumta;  bu tala temizlemek (gemi gvertesi)
 biat, hkmdara kar sadakat yemini etme; tazim, hrmet, riayet. homager  biat eden kimse.
 (A.B.D), (argo) adam.
   ev, aile oca, yuva, mesken; vatan, yurt, memleket; bulunulan yer; melce, snak; baz oyunlarda hedef;  eve ait, eve mahsus; (ing) iilerine ait; yree ileyen, derin; oyunlarda hedefe ait;  eve doru; evde; iin i yzne veya insann vicdanna dokunarak, tam yerine. home base (beysbol.) ev kalesi; (den) anayurt ss; merkez. home consumption dahili istihlk; yurt iinde tketilen maddeler. home economics ev bilgisi, ev bilgisi retimi. home office idare merkezi; (b.h), (ing) iileri Bakanl. home port demirleme liman. home room (talebelerin snftan snfa dolatklar okullarda) esas dershane; bu snftaki renciler. home rule muhtariyet, zerklik, bir eyaletin bamsz olarak idare edilmesi. Home Secretary (ing) iileri Bakan. home trade (ing) i ticaret. at home evde, kendi evinde; memleketinde; alkn; kabul gn. come home to ok etkilemek; farkna varmak. feel at home kendini rahat hissetmek, yadrgamamak. Make yourself at home. Kendi evinizde imi gibi hareket edin; rahatnza bakn.
 bir hedefe doru gitmek; bir hedefe doru rota tayin etmek (roket, bomba, mermi); yerletirmek, iskn etmek.
 evde oturmay tercih eden kimse. 
 eve doru giden; vatana dnmekte olan, kendi limanna doru seyreden (gemi) 
 yerli, evde yetitirilmi, evde bym, ehli; kaba, yontulmam. 
 evde yaplan iki. 
 eve veya memlekete dn; mezunlar gn. 
 yakn akrabalar. 
 ana vatan, yurt, memleket. 
 evsiz barksz.
ev gibi, rahat, cana yakn. 
 eve yakr; basit, sade, sssz, gsterisiz; A.B.D kaba saba, irkin. homeliness  (ng.) basitlik, sadelik, gsterisizlik.  
 evde yaplm, dardan alnmam. 
 ev kadn. 
homoeopath   (tb.) hastal benzeri ile tedavi eden doktor. homeopath'ic  benzeri ile tedavi olunan hastala ait. homeop'athist  hastal benzeri ile tedavi usulne inanan kimse veya bu usul ile tedavi eden doktor. hcmeop'athy  bu ekilde tedavi usul veya kuram.
 yuvasna dnen gvercin; (beysbol.) tam kale kousu. 
 eski Yunan airi Homer (Omiros) 
 Homer ve iirlerine ait. Homeric laughter kah kaha. 
 vatan veya ev hasreti eken. homesickness  sla hastal. 
  evde dokunmu; saf, temiz kalpli;  evde dokunmu kuma. 
 ev ve mtemilt, malikane; iftlik ve mtemilt. 
 yanta hedefe yakn olan dzlk yer; bir yolun son ksm. 
  eve doru olan, eve doru giden;  eve doru, vatana doru. homeward bound evine veya memleketine dnmekte olan. 
 dev, evde hazrlanacak ders. 
 ev gibi, rahat. 
 adam ldrme, katil; adam ldren kimse, katil. homicid'al  adam ldrme kabilinden. 
 vazlara veya vaz  hazrlanmasna ait. homiletics  vaz verme sanat veya ilmi. 
 vaz veya hitabe; skc veya yorucu nasihat. homilist  vaz veren kimse, nasihat eden vaiz.
posta gvercini.
 insan gibi, insans. 
 msr lapas. 
(o.) Homines)  (zool.) insan familyas. Homo sapiens insan. homo faber antrop. ilk defa alet kullanmaya balayan insan. homo ludens insan olunun hayattan zevk alabilme yn. homo (nek) benzer, gibi, tpk. 
 merkezleri bir olan. 
 (bot.) erkek ve dii organlan ayn zamanda olgunlaan. 
 (bot.) erkek ve dii organlarn ayn zamanda olgunlamas; (biyol.) benzerlerin iftlemesi. 
 ayn. cinsten olan, cinste, mtecanis, tek trl, trde. 
 mtecanis hale getirmek; homojenize etmek; dvp kvamna getirmek. homogeniza'tion  mtecanis hale getirme. homogenizer  mtecanis hale getiren ey. 
 (biyol.) ayn soydan gelme sonucunda grlen yap benzerlii. homogenous  yap itibaryle bir birine benzeyen. 
 birbirine benzer veya birbirine eit homological  birbirine eit, msavi; birbirine benzer, benze, mabih homology  benzeim, benzeyi; eitlik.  
 yap, deer veya durum itibaryle ayn olan, homolog. 
 esesli, anlamlar ayr olmakla beraber telaffuzlan bir olan kelimelerden her biri; ada. homonym'ic, homon'ymous  telaffuzlan bir olan homon'ymy  telaffuzlan bir olma.  
  homoseksel (erkek)  
 esesli. 
  cinsel sapk;  cinsel sapklkla ilgili, homoseksel. homesexual'ity  homoseksellik.  Hon. (ks.) Honorable; k.h. honorably, honorary. 
 Honduras. 
  ince bilegi ta; ustura bilemeye mahsus ta;  bilemek. 
 drst, hilesiz, doru szl, ak kalpli; namuslu; gvenilir. turn an honest penny namusuyla para kazanmak. honestly  sahiden, gerekten; drstlkle, hilesizce.  
 doruluk, drstlk, namusluluk, iffet, namus; (bot.) gzlkotu. Honesty is the best policy. Drstlk en iyi yoldur. Doru yoldan amamal.  
  bal; tatl ey, tatllk; sevgili; canm;  bal ilve ederek tatllatrmak; tatl dil kullanmak. honey bread (bot.) keiboynuzu. honeyed  tatl, yumuak (dil) 
 bal ars, (zool.) Apis mellifera.  
   bal petei;  peteimsi;  petek ekline koymak, delikleramak. 
 baz bitkilerin yapraklannda bulunan tatl zsu; baz ufak bceklerin salgs olan tatl sv; pekmezle slatlan bir eit ttn; bal gibi tatl olan herhangi bir ey. honeydew melon kavun, amama. 
 balay. 
 hanmeli, (bot.) Lonicera caprifolium. 
 bal gibi tatl. 
 ariei, (bot.) Cerinthe retorta; tyl yourtotu, (bot.) Galium cruciatum. 
 in'de fabrika veya imalathane. 
Hong Kong. 
  yabani kaz sesi; klakson sesi;  kaz sesi; karmak; klakson almak. 
, honky  asa. beyaz kimse. 
 A.B.D, (argo) grltl ve pis bir taverna. 
, (ng.) -our  eref vermek, hrmet etmek, sayg gstermek; kabul edip karln demek (bono, ek) honor a debt borcunu demek. 
, (ng.) -our  onur, eref, itibar, saygdeerlik; hret, nam, n; eref kayna, yz ak; imtiyaz, ayrcalk; namus, iffet; yarglara verilen nvan; derslerinde stn baar gsteren niversite veya kolej rencilerine verilen eref payesi; iskambil oyunlarnda en yksek drt veya be koz. honor system baz okullarda kiilere gvenerek onlarn gzetim altnda olmadan kurallara uyup devlerini yerine getirmelerini salayan ynetim sistemi; dkkanda mterinin hesabn kasaya para atarak kendi kendine deme usul. honors of war artl teslim olan dmana tannan hak. bound in honor namus borcu saymakta. code of honor ahlk kurallar. do honor to ereflen- dirmek, eref kazandrmak, hrmet gstermek. do the honors hrmet gstermek; misafir arlamak, ikram etmek. He is an honor to his profession. Mesleine eref kazandrr. in honor of erefine. last honors cenaze merasiminde lye kar gsterilen hrmet. maid of honor nedime.May (I.) have the honor? erefine nail olabilir miyim? upon my honor erefim uzerine; namusum zerine. word of honor eref sz. Your Honor, His Honor yarg veya belediye bakanna hitap ekli. 
 erefli, itibarl, namuslu; muhterem; sayn; eref verici; asaletli (yksek rtbe sahiplerine denir) honorable mention mansiyon, teselli mkafat. Right Honourable ngiltere'de bir asalet unvan. honorableness  eref, itibar. honorably  erefle. 
 cret, serbest meslek sahibine hizmet karlnda verilen para. 
 fahri, cretsiz; erefe ait. honorary degree eref payesi. honorary office fahri grev.
  ululama ile ilgili; tazim tabiri, eref payesi. honour (bak.) honor. 
 A.B.D, (eski.), (argo) iki. 
  kukulete, balk; kukuleteye benzeyen herhangi bir sey; A.B.D, (oto.) motor kapag; ahinin bana geirilen gz ba; niversitelerde rtbe gstermek iin pro- fesrlerin cppelerine taklan balk eklindeki para; A.B.D, (argo) hayta;  kukulete giydirmek, rtmek; gzn balamak. hooded  balkl. hooded crow le kargas, (zool.) Corvus cornix. hood (sonek) durum, nitelik veya rnek belirtir: hardihood  dayankllk, yiitlik. knight hood  valyelik. 
 sokak serserisi, kabaday.  
  by; (k.dili.) uursuz kimse veya ey;  (k.dili.) uursuzluk getirmek.  
 gzlerini balamak; aldatmak, gz boyamak. 
 (nlem), A.B.D, (argo) sama ey, zrva; samalk; (nlem) Sama !  
 (o.) hoofs, hooves)  toynak; toynakl hayvan aya; toynakl hayvan;  tekmelemek, tepmek, ifte atmak; (gen.) it ile, (k.dili) yaya gitmek, taban tepmek: dans etmek. on the hoof ayakta, sa, kesilmemi (hayvan) 
 toynak patrts.  
 (bayt.) trna skm, sakat trnakl. 
 toynak izi.  
 kanca, engel; kopa; orak; engel gibi kvrlm ey; akarsuyun engel eklinde kvrlan ksm. hook and eye erkek ve dii kopa. hookandladder company itfaiye tekilat. hook, line and sinker (k.dili.) tamamen, olduu gibi: He swallowed my story hook, Iine and sinker Masalm olduu gibi yuttu. by hook or by crook herhangi bir vasta ile, doruluk veya hile ile. off the hook (skntdan, sorumluluktan) kurtulmu, ferahlam. on my own hook kendi bama, kendi kendime.  
 .,cengel ile yakalamak, tutmak, ekmek, balamak; ucu engelli olta ile balk tutmak; engel ekline sokmak, engel eklinde bkmek; tos vurmak; (argo) almak, armak; kanca eklini almak; taklmak, aslmak. hook up kancayla balamak; birletirmek. hook up with (argo) ile iliki kurmak; ile evlenmek. 
, hooka  nargile.  
 engelli; engel eklinde; alnm; (argo) mptela, dkn; (argo) evlenmi, evli. hooked rug t ile rlm hal. 
 tek direkli balk gemisi; eski veya hantal gemi; (argo) bir bardak sek viski; (argo) fahie, orospu. 
 gaga burunlu. 
 birka cihaz veya elektrik devresinin birbirine balanmas; (k.dili.) iliki, balant; birka radyo istasyonunu birletirme.  
 ince barsaklarda bulunan az kancal bir eit solucan, kancal kurt, (zool.) Ancylostoma. hookworm disease (tb.) bu solucandan ileri gelen hastalk.  
 (k.dili.) mektep kaa. play hooky mektepten kamak, (slang) okulu asmak; kaamak yapmak.  
 (k.dili) sokak serserisi. 
  ,ember, kasnak; ,ocuklann oyuncak emberi; eskiden kadnlarn eteklerinin iine geirilen ember; ember eklinde herhangi bir ey;  emberlemek, emberle balamak. hoop skirt iine ,ember geirilmi etek.  
 A.B.D, (argo) grlt, heyecan. 
 avukuu, ibibik, htht, (zool.) Upupa epops. 
 A.B.D, (argo) hapishane. 
  A.B.D ndiana eyaleti yerlisi;  ndiana ile ilgili. 
  tmek (bayku), bayku gibi tmek; yuha ekmek;  bayku sesi; barma; yuhalama; (ng.), (argo) gldrc ey. hoot owl bayku. not worth a hoot (k.dili.) be para etmez. hooter  fabrika dd. 
 A.B.D, (argo) ndonezya'da saz daml ev; ev.  
, hootenanny  halk arklar gsterisi; (k.dili.) ey.  
 (ng.) elektrikli sprge ile temizlemek. hooves (bak.) hoof.  
  (-ped, -ping) erbetiotu, (bot.) Humulus lupulus;  erbetiotu yetitirmek veya toplamak. 
 (-ped, -ping)  sramak, sekmek, seke seke yrmek; oynamak, zplamak, dans etmek; zerinden atlamak; sratmak, sektirmek; (k.dili) binmek;  srama, zplama, sekme; uak seferi. hop it (ng.), (argo) gidivermek. 
  mit, umut;  mit etmek, ummak, beklemek. hopeless  mitsiz; mit vermeyen. hope chest eyiz sand. hoping against hope midini kesmeyerek, gvenini sarsmayarak. in hopes midi ile. 
 mitli, mit verici. hope fully  mitle, mit verici bir ekilde; (k.dili.) inallah. hopefulness  mit verici durum. 
 eski Yunanistan'da ar zrhl piyade askeri.  
 cce. 
 srayan kimse veya ey; sekerek yryen kimse; pire gibi srayan bcek; silo, sarpn; gemi yklemek veya boaltmak iin kullanlan dibi alr byk kova. 
(bak.) hobble. 
 bir cins uval bezi. 
 seksek oyunu. 
, horary  saatlere ait; saatte bir olan; bir saatlk. 
 horda, gebe airet; kalabalk; gruh. Golden Horde Altnordu.  
, hoarhound  kpekayas, kavkas, (bot.) Marrubium vulgare; bu bitkiden kanlan z veya bu z ile yaplan eker. 
 ufuk, evren; (mec.) fikir ufuklar; (astr.) ufuk dairesi. apparent horizon grnen evren. 
  yatay, ufki, ufka para!el, ufka ait;  yatay dzlem veya izgi. horizontally  yatay bir ekilde, ufki olarak. 
 hormon. 
 boynuz; boynuz eklindeki herhangi bir sey; (mz.) boru; eyer ka; klakson, korna. horn of plenty bolluk, bolluk sembol. horns of a dilemma birinin seilmesi icap eden iki mkl k, (bak.) dilemma. blow one's own horn bbrlenmek. draw in one's horns korkup geri e   kilmek, geri durmak, (colloq.) yelkenleri suya indirmek. drinking horn boynuzdan yaplm bardak. French horn (mz.) korno, hunting horn av borusu. take the bull by the horns cesaretle bir ie girimek.  
 boynuz koymak, boynuz ekli vermek; tos vurmak. horn in (argo) bir ie burnunu sokmak. 
 grgen, (bot.) Carpinus betulus. 
tropikal Asya ve Afrika'da bulunan iri gagal bir ku, (zool.) Bucerotidae. 
 (min.) hornblent, doal aluminyum, kalsiyum, magnezyum ve demir silikatndan meydana gelen koyu renkli bir amfibol eidi. 
 eskiden kullanlan ince ve effaf boynuzla kapl levha eklinde ocuk alfabesi. 
 boynuzlu; ular boynuz gibi sivri olan. horned owl kulakl orman baykuu. horned pout boynuzlu bir eit tatl su bal. horned toad st boynuz gibi kemikli bir eit kertenkele. horned viper boynuzlu ve ok zehirli bir cins engerek  
 byk eekars, (zool.) Vespa crabo. stir up a hornet' nest belyaramak. 
 Gal eyaletine zg klarnete benzer eski bir alg; eskiden gemicilere zg oynak bir dans; bu dansa ait havalar 
 akmaktana benzer bir ta. 
 boynuz gibi; boynuzdan veya boynuza benzer bir maddeden yaplm; boynuzlu; (argo) ehvetli. hornyhanded  elleri nasrlanm. 
 vakti gsteren alet, saat. horol'oger  saati, usta saati. horol'ogy  vakit lme ilmi; vakit len aletler yapma sanat. horolog'ica1  bu sanata ait.  
 zayie. cast a horoscope zayiesine bakmak. 
 yldzlara bakarak kehanette bulunma sanat. 
 korkun, mthi, dehet verici. horrendously  korkun bir ekilde, dehet saarak. 
 mthi, dehetli, korkun, iren; (k.dili) ar. horribleness  korkunluk, dehet. horribly  korkun bir ekilde, iren olarak; (k.dili) mthi bir ekilde; irkin olarak; ok, pek ok. 
 korkun, iren; (k.dili.) kt, irkin, berbat. horridly  korkun bir ekilde. horridness  igrenlik, korkunluk.  
 dehet vermek, korkutmak. horrif'ic  dehetli, korkun. horrifica'tion  dehete drme; dehet verici ey.  
 dehet, ylg, korku; nefret, tiksinme, istikrah; dehetli veya korkun ey. the horrors (k.dili.) dehet veya korku buhran; ok iki ienlerde bazen grlen korku nbeti.  
, horrorstricken  korku veya dehetten do- nakalm.  
(Fr.) savaamaz halde, sava d. 
(Fr.) ordvr, erez, meze.  
 at, beygir; aygr; at familyasndan hayvan; svari birlii; kasa (jimnastik); A.B.D, (argo) rencilerin derslerde gizlice kullandklan eviri veya benzeri yardmc ey; A.B.D, (argo) eroin. horse bean bakla. horse chestnut atkestanesi, (bot.) Aesculus hippocastanum. horseless carriage eski otomobil. horse mackerel istavrit; orkinos, tonbal. horse opera A.B.D, (argo) kovboy filmi, kzlderililer veya davar hrszlanyla ilgili filim. horse sense (k.dili) saduyu. a horse of another color tamamyle farkl bir konu. blood horse saf kan at, soy at. draft horse yk beygiri. gelded horse idi edilmi at. led horse yedek beygir. light horse hafif svari askeri. near horse arabanm sol beygiri. off horse arabann sa beygiri. put the cart before the horse tersine i grmek; aksini dnmek. race horse yar at. ride a high horse bykIk taslamak. straight from the horse' mouth en yetkili azdan renilmi. To horse! Ata bin! horsy  ata ait; at yarlaryle ilgili; (argo) iri, kaba saba grnl, at gibi.
 ata bindirmek; at tedarik etmek; kamlamak; srtna binmek; ata binmek; A.B.D, (argo) eek akas yapmak; oynamak. 
  at srt;  at srtnda, ata binerek. on horseback ata binmi, at stnde, beygirle. 
 binekta.  
 at terbiyecisi.  
 atl tramvay. 
 at ulu, haa. 
 hamut.  
 at satcs, cambaz. 
 (argo) samalk. 
 at eti; at snf. 
 atsinei.  
 at kl; at klndan dokunmu kuma. 
 (kaba) kahkaha. 
 at kenesi, (zool.) Haemopsis sangui sorba. 
 binici; svari. horsemanship  binicilik. 
 eek akas; hoyratlk. 
 at sulama veya ykama havuzu. 
 (mak.) beygirgc. 
 yabanturpu, bayrturpu, yabani lahana, acrga, karaturp, (bot.) Armoracia lapathifolia. horseradish tree banaac, (bot.) Moringa. 
 at nal; nal eklinde ey; (o.) nal ile oynanlan oyun.  
 at kuyrugu; Osmanllarda tu; krkkilit, atkuyrugu, (bot.) Equisetum arvense.  
  kam, krba;  kamlamak.  
 ata iyi binen kadn. hort. (ks.) horticulture.  
, hortatory  nasihat verici, nasihat yollu; tevik edici, gayret verici, yreklendirici.  
 bahvanlk, bahecilik, iekilik. horticul' tural  bahvanla ait. horticul'turist  bahecilik uzman. 
(nlem),  hamdolsun, Allaha kr, osanna;  kretme. 
 (co. hose) orap; eski zamanlarda dar ve ksa pantolon. half hose ksa orap, oset. 
 (co. hoses)  hortum; tulumba hortumu;  hortumla sulamak veya slatmak. hose company itfaiye tekilat. 
 (ng.) orap, orap satcs. hosiery  oraplar; orap fabrikas; dokuma, mensucat; mensucat fabrikas.  
 zellikle rahipler tarafndan idare edilen misafirhane; darlaceze. 
 konuksever, misafirperver; ak fikirli, yeni fikirleri kabule hazr. hospitably  misa firperverlikle. 
 hastane; (eski.) darlaceze. 
 (ng.) baz Londra hastanelerinde ba rahip. 
 konukseverlik, misafirperverlik. 
 hastaneye yatrmak. hospitaliza'tion  hastaneye yatrma; A.B.D hastane sigortas. 
 Eflak ve Budan prensi, voyvoda.  
 kalabalk, okluk; (eski) ordu. 
 baz Hristiyan kiliselerinde Aay Rabbani ayininde takdis edilen ekmek, okunmu ekmek. 
  evsahibi (erkek); mihmandar; otelci, hanc; bir asala besleyen hayvan veya bitki;  ev sahibi olarak elendirmek. 
 rehine, tutak. 
 bisiklet turuna kan veya yryerek seyahat eden genlerin kaldklar han; talebe yurdu. 
 (eski) han, otel. 
 evsahibesi; garson kadn; konsomatris; hostes. 
 dmana ait; dmanca, dmanlk gsteren, saldrgan. hostilely  dmanllkla. 
 dmanlk, husumet, (o.) sava, arpmalar. 
, ostler  seyis. 
 (-ter, -test) scak, kzgn; ac, yakc (biber vb); iddetli, sert, hararetli; hiddetli; yksek gerilimli akm tayan (tel); tehlikeli miktarda radyoaktivite ihtiva eden; yakn; yeni, taze (haber vb); polise aranmakta olan; kzm, ehvetli; A.B.D, (argo) alnm veya kaak (mal); (mz.),, (argo) heyecanla ve irticalen alnan. hot air (argo) bo laf, martaval, atmasyon; abartma. hot dog (k.dili) sosis, sosisli sandvi. hot line direkt telefon hatt. (zellikle devlet bakanlar arasnda); her zaman cevap veren imdat te lefonu; dinleyicilerden gelen telefon konu- malann ihtiva eden radyo program. hot pants ok ksa kadn ortu. hot plate portatif soba; scak yemek. hot pot (ng.) gve. hot rod (A.B.D.), (argo) hzl gidebilecek ekilde yenilenmi otomobil. hot seat (A.B.D.), (argo) elektrikli sandalye; skc durum. hot spring kaplca. biow hot and cold hem lehinde hem aleyhinde bulunmak. get hot snmak; kzmak, fkelenmek. get into hot water ban belaya sokmak. make it hot for one bir kimseyi rahatsz etmek, sktrmak. sell like hot cakes kaplmak. hotly  heyecanla, ateli olarak. 
 limonluk gibi cam altnda bulunan gbreli toprak; (fesat, ktlk, huzursuzluk) kayna veya yuvas. 
 hiddetli, kan beynine sramaya hazr. hotch pot, hotchpotch (bak.) hodgepodge. 
 otel. 
  (k.dili.) aceleyle;  birinin ayakkab taban arasnda kibrit yakarak yaplan eek akas. 
 fkeli kimse, abuk kzan kimse. 
 limonluk, ser. 
  syla ileyen cilalama makinas;  bu makina ile cillamak. 
 atlgan veya abuk fkelenen adam. 
 Hotanto; bu kabile'nin dili; (mec.) kara cahil kimse.  
  taz, av kpei; (fig.) it; tavan taz oyununda taz; mptela kimse, alkn kimse,... dkn;  taz ile ava gitmek; peini brakmamak, takip etmek, izlemek; kkrtmak, tahrik etmek. follow veya ride the hounds at stnde tazlarla avlanmak. 
 kpekdili, (bot.) Cynoglossum. 
 saat; vakit zaman; bir saatiik yol; (astr.) ekvatorda on be derecelik mesafe. hour circle (astr.) gk kutuplarndan geen byk daire, saat dairesi. hour hand akrep (saat) after hours alma saatlerinden sonraki zaman. an idle hour bo vakit. at the eleventh hour ge vakitte, son dakikada. eighthour day sekiz saatlik i gn. hero of the hour gnn kahraman. His hour has come Ceza veya mkafat saati gelmitir. in an evil hour uursuz saatte. keep good hours vaktinde eve gelmek; erken yatmak. long hours uzun alma saatleri. office hours alma saatleri, mesai saatleri. on the hour tam vaktinde; saat banda. sidereal hour yldz hareketiyle tayin olunan saat. the question of the hour gnn meselesi. the small hours gece yarsndan sonraki ilk saatler. 
 kum saati. 
 huri, cennet perisi. 
  saatte bir;  her saat ba vuku bulan.  
 ev, mesken, hane; ev halk, aile; (kil.) piskoposlar meclisi; tiyatro, tiyatro seyircileri; hkmet meclisi; (gen.) b.h. hanedan; ticarethane, messese; cemaat; (astr.) gn on iki ksmndan biri, zodyak'n bir burcu; santran hanesi. house agent (ng.) ev simsar, komisyoncu. house arrest evde gz hapsi. house dog ev kpei. house dress  ev kyafeti. house flag geminin bal olduu irketin bayra. house guest gece yats misafiri. house of cards dayanksz i; kolay yklan ey. House of Commons (ng.) Avam Kamaras. house of correction slahevi. house of detention tutukevi, tevkifhane. house of God tapnak, kilise. house of ill repute genelev. House of Lords (ng.) Lordlar Kamaras. house of refuge dknler evi. House of Representa- tivesA.B.D Temsilciler Meclisi. house party birka gecelik ev partisi: bu partiye katlanlar. house physician revir doktoru. house regulations i tzk. house surgeon nbeti operatr. bring down the house ok alklanmak; herkesi gldrmek, glmekten krp geirmek. country house (ng.) ehir dnda malikne. disorderly house genelev, umumhane. keep house ev idare etmek. keep open house her gelen misafiri ar- lamak, kaps herkese ak olmak. like a  house afire iddetle, kuvvetle. on the house bedava, masraf patrona veya messeseye ait olmak zere. People who live in glass houses should not throw stones. Sra kkte oturan bakasna ta atmaz. public house (ng.) meyhane; ikili lokantas olan otel. put one's house in order ilerini dzene koymak. shout from the housetops etrafa yaymak. town house ehir evi, klk ev. houseful  ev dolusu.   
 bir eve koymak, kendi evine almak; yerletirmek; (den.) siper altna almak, aa indirmek; evde oturmak, barnmak. 
 yzen ev. 
 uak, erkek hizmeti. 
 ev soyan hrsz. 
 darda veya belirli bir yerde pislemeye altrlm (kpek, kedi); halim selim, munis. 
 ev temizlii; (pol.) temizlik, ayklama. 
 uzun etekli entari, sabahlk. 
 karasinek, (zool.) Muscadomestica.  
  ev halk, aile;  eve ait; evcil. household word her gn kullanlan kelime. householder  aile reisi, evsahibi. 
 evde khya kadn, ev ilerine nezaret eden kadn. 
 damkoruu, kayakoruu, (bot.) Sempervivum tectorum. 
 tiyatro salonundaki klar. 
 orta hizmetisi. housemaid' knee (tb.) dizkapa iltihab. 
 (ng.) yatl okulda bir binay idare eden retmen. 
 kz talebe yurdunda idare memuru kadn.  
 bir evde barnacak yer. 
 dam. 
 zellikle mutfakta kullanlan ev eyalan, kap- kacak. 
 yeni eve tananlar tarafndan dostlanna verilen ziyafet.  
 ev hanm; (ng.) diki kutusu. 
 ev ii. 
 haa, belleme. 
 iskn; evler; barnacak yer; bir makinann ksmlarn yerinde tutan ereve veya levha. housing problem mesken sorunu. housing project site.
(bak.) heave. 
 ak al; harap kulbe mezbele, ahr gibi ev. 
  fazla hareket etmeden zerinde ve etrafnda umak; etrafnda dolap durmak; tereddt etmek, sallanp durmak; havada durabilmek iin hareket ettirmek (kanat);  etrafnda dolap durma. hoveringly  tereddt ederek. 
, Hovercraft  tazyikli hava zerinde karada ve denizde gidebilen pervaneli bir tat. 
  nasl, ne, ne suretle, ne gibi, ne kadar, ne derecede, ne halde, ne maksatla; niin;  yapma tarz. How about it? Ne dersiniz? How are you? Naslsnz? How do you do? Naslsnz? How goes it? How is it going? Ne var ne yok? Ne lem desiniz? ler nasl? How now? How then? (eski.) Bu da ne demek? How so? Niin? Nasl olabilir? a fine veya pretty how do you do skntl bir durum; yz karas bir durum. Show me the hows and the whys of it. Bana iin sebeplerini anlatn. 
 (eski.) bununla beraber, mamafih. 
 mahfe; fil veya deve srtnda tanan tenteli taht. 
(nlem), A.B.D, (k.dili.) merhaba. 
 mamafih, bununla beraber, ama, fakat. 
 (ask.) obs, havan topu. 
  ulumak; inlemek, feryat etmek; kahkaha atmak;  uluma; inleme, inilti, feryat. howl down yuhalayarak krsden indirmek, yuhalayarak susturmak. howling dervish Rufai dervii. howling monkey Gney Amerika'ya mahsus uzun kuyruklu ve uluma sesi karan bir cins maymun. a howling success byk baar. a howlinq wilderness l, ssz l veya krlar. 
 havlavan hayvan, baran  kimse veya hayvan: (argo) gln hata, budalaca yanllk. 
 her ne derecede, her ne kadar, her nasl olursa olsun. 
 direksiz veya tek direkli mavna veya duba. 
(nlem) Hey! (dikkat ekme nlemi); Ho ! (hayvanlar uzaklatrma nlemi) 
, hoiden  kaba ve arsz kz, erkek Fatma. hoydenish  arsz kz tavrl. 
 bir salon oyunlar ansiklopedisinin ismi. according to Hoyle kurallara uygun, doru olarak. HP., HP, h.p. (ks.) high pressure, horse- power HQ (ks.) Headquarters. HR (ks.) House of Representatives.  hr. (ks.) hour. 
(ks.) Her (His) Royal Highness. 
(ks.) hours. 
(ks.) high school, Home Secretary, hydrofoil ship. 
(ks.) heat, height. 
 tekerlek poyras, tekerlek gbei; dnyann merkezi. the Hub Boston ehrinin takma ismi. 
balkaba. 
 nargile; karklk, grlt. 
 grlt. 
 (k.dili.) koca. 
 (oto.) cant kapa. 
 kibir, gururlanma, kaslma. 
 havluluk bir eit kuma. 
 (nad.) kala, but; kala gibi kntl ey. 
 yaban mersini ve ay yemiine benzer Amerika'da yetien bir cins ufak ve siyah meyva.
 kala kemii; ak kemii. 
  seyyar satc; A.B.D, (argo) reklamclkla megul olan kimse;  seyyar satclk yapmak; ekie ekie pazarlk etmek. 
  bir araya skmak; birbirine sokulup sarlmak ve melmek; acele ile karmakark tkmak (esya) acele ile biraraya toplamak;  karklk, dzensiz ve kark toplanma; Amerikan futbolunda oyun arasnda oyuncularn ba baa verip konumas; A.B.D, (k.dili.) zel grme. go into a huddle ba baa verip konumak. 
 renk tonu; renk. hued  renkli. 
 nlem, nida, feryat. hue and cry ''Tutun ! Yakalayn !" diye sokaklarda halkn barmas.  
  kabadaylk gstermek; bir kimseye fkelenmek; dama oyununda atlama frsatn kaybettiinden hasmnn tan yutmak; darlmak, ksmek, gcenmek;  dargnlk, fke; surat asma; dama oyununda ceza olarak hasmn tan yutma. huffish  fkelenmis, kzgn. huffishly  fkeyle kzgnlkla. huffishness  fke, kzgnlk. huffy  kolay fkelenir, parlamaya hazr; f keli. 
 (-ged, -ging)  kucaklamak, sarlmak; barna basmak, smsk tutmak; benimsemek, drt elle sarlmak (fikre);  sarlma, kucaklama. hug the land (den.) kara yaknndan gitmek. hug the wind (den.) rzgra kar gitmek; orsa gitmek. bear hug ok sk kucaklama (ay gibi)  
 ok iri, kocaman, csseli, muazzam. hugely  muazzam bir ekilde. hugeness  irilik, kocamanlk. 
   dzensizlik; karklk; (eski.) sr tutma, az sk olu, ketumiyet;  kark; gizli;  gizli tutmak, sr saklamak; gizli grmelerde bu- lunmak, gizlice hareket etmek. 
 yelek. 
 Fransz Protestan (16. ve 17. yuzyllarda) 
(nlem) Nasl ? Hay Allah ! 
 Hawaii'de kol hareketleriyle yaplan ve bir anlam tayan dans. 
  kullanlmaz hale gelmi gemi teknesi, hurda gemi; ok byk ve kaba gemi; iri ve hantal kimse veya ey;  up ile hantal bir ekilde dorulmak. hulky, hulking  iri ve yakksz, hantal. 
  geminin tekne ksm, kuru tekne;  geminin teknesine glle isabet ettirmek.  hull down (den.) yalnz direk ve yelkenleri grnecek kadar uzakta. hull up (den.) teknesi grnecek kadar yakn. 
  fndk v.b.'nin d kabuu, zarf; (bot.) anak;  kabuunu veya anan karmak 
 grlt, velvele, yaygara. 
(bak.) halloo. 
(nlem),   (-med, -ming) Ya, yle mi? Acayip! Hm! (tereddt belirten nlem, "bir dneyim'' anlamndaki ses);  bu tr bir nlem;  tereddt ve honutsuzluk nlemi karmak. Bak. hem.   
 (-med, -ming)  azn amadan 'm' sesi karmak; ar gibi vzldamak; dudaklar kapal olarak ark sylemek; mrldanmak; (k.dili) faaliyette olmak; harl harl almak, (fig.) kollar svamak; mrlt ile sylemek (ark);  vzlt, mrlt; makina grlts; kalabaln uultusu. The office was humming Broda herkes ar gibi alyordu. 
  insana ait insani, beeri, beeriyete ait;  insan. human affairs toplumsal olaylar. human being insan, insanolu. human equation hesaba katlmas gereken insanca hata veya gszlk etkeni. human nature insan tabiat, insan hali. human race insan rk. human rights insan haklar. human sacrifice kurban edilen insan; insan kurban etme. humanly  insanca; insann g veya yetenei dahilinde.  
 insanc, merhametli, mfik, insaniyetli; ykseltici, uygarlatrc. humane letters, humane studies beeri ilimler, konusu insan olan bilimler. humane society insan veya hayvanlar himaye eden kurum. humanely  insanca, merhametle, efkatle. humaneness  insanlk, efkat merhamet. 
 insanlk karlarna ballk; ilhiyat ve metafizie nem vermeyen bir felsefe sistemi; edebi talim ve terbiye; b.h. humanizma. 
  insaniyetperver, hayr seven, insanc, insani; yardmsever kimse. humanitarianism  hayrseverlik. 
 insan, beer; insanlk, beeriyet, benidem; insaniyetperverlik, merhamet, efkat. the humanities klasik Yunan ve Latin edebiyatlar zerinde alma; konusu insan olan ilimler, hmaniter bilimler. 
 insanlatrmak; insaniletirmek; insanlamak, insanilemek. 
 insanolu; beeriyet, benidem.  
  alak gnll, mtevaz; hakir, aciz; saygl, hrmetkar;  kibrini krmak, (colloq.) burnunu srtmek, karsnda eilmeye mecbur tutmak. humble apology alak gnlllkle zr dileme. humble dwelling mtevaz ev. eat humble pie kibri krlmak, vngenlikten vaz geip boyun emek; kabahatini itiraf edip af di- lemek, (colloq.) tkrdn yalamak. your humble servant aciz kulunuz. humbly  alak gnlllkle, tevazu ile. humbleness  alak gnlllk, tevazu. 
(bak.) bumblebee. 
  (-ged, -ging) yalan, hile, dolap, (slang) martaval, dmen; yalanc kimse, hilekar kimse;  aldatmak; hile yapmak, (slang) kazk atmak, madik atmak. humbuggery  hilekrlk. 
 (k.dili) olaanst bir ey veya kimse. 
  can skc, yeknesak, yavan;  can skc kimse; monoton herhangi bir ey; bo ve skc sz. 
 (anat.) kol kemigi, dirsekten omuza kadar olan kemik, karaca kemii, paz kemii. humeral  kol kemiine veya omuza ait. 
 ya rutubetli, nemli. humid'ity, hu'midness  rutubet, nem. humid'ify  nemlendirmek. relative humidity nispi nem. 
 nemlendirici tertibat veya cihaz. 
 nemlendirme kutusu; tav kutusu. 
 kibrini krmak, utandrmak, hakaret etmek, rezil etmek. 
 kibrini krma, rezil etme, utandrma. 
 alak gnlllk, tevazu; boyun eme, yumuak ballk. 
 vzldayan, mrldanan, uuldayan; (k.dili) kuvvetli, canl, din. 
 sinekkuu,  (zool.) Trochilus. 
 yuvarlak tepe, tmsek yer. hummocky  tmsek, tmsekli.  
, (ng.) humour   gInlk, komiklik; nktedanlk, nktelilik; mizah, gldr; keyif; miza , huy, tabiat; kapris; (tb.) salg; sivilce; suyuk, hlt, (eski.) fizyolojide kan, safra balgam veya sevda salgs;   keyfine tabi olmak, ayak uydurmak, kaprisine boyun emek. be in the humor for can istemek, havasnda olmak. good humor iyi huy, ho miza. ill humor ters huy, aksi miza. out of humor can skkn; sinirli, fkeli. sense of humor olaylarn gln ynn grme kabiliyeti; akadan anlama.  
 suyuktan ileri gelen. 
 (mz.) kapris, fantezi ve oynak para. 
 akac kimse, nktedan kimse; mizah, gldr yazar.  
 latife kabilinden, mizahi, gln, komik. humorously  aka tarznda, mizah yollu. humorousness  akaclk; glnlk. 
  kambur, hrg; tmsek yer, tepe; (ng.), (argo) huzursuzluk, i sknts;  kamburlatrmak; (gen.) oneself ile gayrete gelmek, azmetmek. over the hump iyileme yolunda. humpy  girintili kntl; tmsekli. 
 kambur; kambur kimse; bir eit iri balina. 
(nlem),  hm. (phe, tereddt veya hakaret nlemi);  byle ses karmak.  
dp krlnca tamir edilemeyen ey (bir ocuk iirinde yumurta anlamma gelir) 
 bitki ve hayvan artklarnn rmesinden meydana gelen organik toprak, kara toprak, humus. 
 Hun kavmi; barbar kimse, vahi kimse. 
  emek, bkmek, kamburlatrmak; omuzlamak;  kambur; iri para; A.B.D, (k.dili.) nsezi. 
 kambur; kambur kimse.  
  yz says, yz rakam (100, C);  yz. hundredweight  112 librelik ingiliz arlk l birimi; 100 librelik Amerikan arlk l birimi. a hundredfold yz kat, yz misli. a hundred per- cent yzde yz. hundredth   yznc;  yzde bir. 
 (bak.) hang;  aslm, asl. hung beef tuzlanm ve kurutulmu sr eti. hung jury kararnda oybirliine varamayan jri. He is hung up on food (A.B.D.),(argo) Akl fikri yemekte. Hung. (ks.) Hungarian, Hungary. 
  Macar; Macar dili;  Macar, Macaristan halkndan. 
 Macaristan. 
  alk; kuvvetli istek, arzu, zlem, itiyak;  ackmak; hasret ekmek, zlemini duymak, iddetle arzulamak; a brakmak. hunger march alk yry. hunger strike alk grevi.  
 a, karn ackm; istekli; kuru, kra. hungrily  alkla; arzuyla. 
 (k.dili) iri para. 
  avlanmak, peine dmek; avlamak, av peinden gitmek; aratrmak; (mak.), (elek.) bir nokta evresinde dalgalanmak;  av, ikar; avclk; avclar kulb; arama; avlak. hunt down yakalayncaya kadar peini brakmamak. hunt up aramak, arayp bulmak.
 avc; arayc; av at veya kpei.  
 avclk; arama, aratrma; (mak.), (elek.) dalgalanma. hunting box (ng.) avc kulbesi. hunting cap counlukla kadifeden yaplm avc kasketi. hunting case madeni saat kapa. hunting dog av kpei. hunting knife av ba. hunting seat av kk. happy hunting grounds kzlderililerin cennete verdikleri isim. 
 kadn avc. 
 avc; av kpeklerine bakan uak. 
  yarlarda kullanlan engel veya it; engelli yar; seyyar al; (ng.) dallardar sepet gibi rlm portatif parmaklk veya engel;  etrafna parmaklk veya it evirmek; yarta engel atlamak. high hurdles yksek engel; yksek engelli 110  metrelik kou. low hurdles alak engel; alak engelli 200 metrelik kou. hurdler  engelli kouya katlan yarmac. 
 (mz.) latarna. 
  hzla atmak savurmak, frlatp atmak; hiddetle sylemek;  hzla at, frlatma. 
 grltl karklk; arbede. 
, hurray, hooray  (nlem),   Yaa! (alk veya zafer nlemi);  bu (nlem);  "Yaa !" diye barmak. 
 kasrga, bora. hurricane deck yolcu gemilerinin en st gvertesi. hurricane lamp rzgar feneri, gemici feneri. hurricane signal iddetli ve tehlikeli bir kasrgann geleceini iaret eden bayrak. 
 aceleye gelen, telal. hurriedly  acele ile; abucak. hurriedness  aceleye gelme, acele. 
  acele etmek, acele ile gitmek; komak; acele ettirmek; acele ile gndermek; sktrmak;  acele tela. Hurry up! Acele et! abuk ol! Haydi! in a hurry acele ile, tella.  
 tela, acele kouturma. 
  (hurt) yara, bere, zarar, hasar; ac, ar, sz;  incitmek, actmak, yaralamak; rencide etmek, ac vermek, kederlendirmek; zarar vermek, hasara uratmak; acmak, armak. hurtful  zararl; incitici, strap veren. hurtfully  zarar verecek ekilde; inciterek. hurtfulness  zarar; inciticilik. 
 arpmak; hzla atlmak veya frlamak; hzla frlatmak. 
  koca, zev;  idare etmek; idareli kullanmak. 
 (eski) ifti. 
 iftilik, ziraat; idarecilik; ekonomik bir ekilde ev idaresi. 
  derin sessizlik, skut;  susmak, skut etmek; susturmak, sesini kesmek. Hush! Susun! hush money susmalk, sus pay. hush up rtbas etmek, kapatmak. 
(nlem) Uyu yavrum! Haydi uyu ! 
 (k.dili.) gizli, rtl.  
  msr baann d yapraklar; herhangi bir eyin ie yaramayan d ksm;  d kabuunu soyup karmak. husking  husking bee A.B.D msr soymak iin iftlik ambarnda dzenlenen ziyafet.  
 kabuklu; kabuk gibi kuru; bouk, ksk (ses) huskily  bouk sesle. huskiness boukluk, ksklk (ses) 
  A.B.D, (k.dili) kuvvetli, gl, dayankl;  kuvvetli kimse. 
 Eskimo kpei, kzak kpei; Eskimo; Eskimo dili. 
 eskiden Macar svarisi; ssl niformas olan hafif svari askeri. 
 ad km kadn, afte; civelek kz; (ng.) diki kutusu. 
 (o.), (topluluk ismi) seim hazrl; politikaclarn konuma yaptklar yerler. 
  kalabalkta itimek, itiip kakmak; itip kakmak; acele ettirmek veya etmek; eline abuk olmak; (A.B.D.), (argo) hileli sat yapmak, hile ile para kazanmak; (A.B.D.), (argo) fahielik yapmak;  itiip kakma, acele, tel; (k.dili) hummal faaliyet. hustle up (A.B.D.), (k.dili) yapvermek. hustler  eline abuk kimse, ok faal kimse; kalpazan kimse; fahie. 
 kulbe; asker barakas.  
  tavan kafesi; bfe stne konulan tabak anak dolab; dolap, ambar; kulbecik; (mad.) kmr vagonu; ukur tepsi; hamur tahtas;  ambara ymak. 
(bak.) chutzpah. 
(nlem), (eski.) Yaa ! Varol ! 
 smbl (bot.) Hyacinthus orientalis; Yemen ta. water hyacinth su sumbl, (bot.) Eichornia crassipes. hyacin'thine  smbl gibi, smbl renginde.  
  cam gibi, effaf;  (biyokim.), hiyalin; (anat.) gzde bir zar; ,(iir) cam gibi effaf yzey.  
 (min.) bir cins effaf opal. 
 cam gibi effaf. 
  melez hayvan veya bitki; iki ayr dilden alnm kelimelerle yaplan bileik kelime;  melez, kark. hybridism, hybrid'ity  melezlik. hybridiza'tion  melezletirme. hybridize  melez olarak yetitirmek veya yetimek. 
 (mit.) Herkl tarafndan ldrlen dokuz bal ylan; (astr.) gney yarm krede bulunan ylana benzer bir takmyldz.   
(o.) -drae, -dras)   (zool.) tatl su polipi; suylan; kolayca defedilemeyen bela. hydraheaded  ok bal, yok edilmesi g.  
 ortanca,(bot.) Hydrangea hortensia. 
 fire hydrant yangn musluu. 
  hidrat;  su ile kartrarak bileik meydana getirmek.  
  su kuvvetiyle ileyen, hidrolik; su altnda sertleen;  hidrolik. hydraulic brake hidrolik fren. hydraulic cement su altnda sertleen imento. hydraulic lift hidrolik yk asansr. hydraulic press hidrolik pres. hydraulic ram yksee su karmaya mahsus su mengenesi. 
 hidrojenli, hidrojen cinsin(den.) 
 hidrojen ile dier bir unsurun bileimi.
(nek) suya ait, hidro-.
 (kim.) hidrokarbon. 
 (tb.) hidrosel, husye veya skrotumda su toplanmas. 
 (tb.) beyinde su toplanmasna ait. 
 (tb.) beyinde su toplanmas.  
 (kim.) hidroklorit. hydrochloric  klorhidrik. hydrochloric acid hidroklorik asit, tuzruhu. 
 (kim.) hidrojen ile siyanrun bileiminden meydana gelen. hydrocyanic acid hidrosiyanr asit, siyanr asidi (ok kuvvetli bir zehir)  
 fiziin hidrodinamik bahsi ile ilgili. hydrodynamics  svlarn durumunu inceleyen fizik kolu, hidrodinamik. 
 hidroelektrik, su gcyle hsl olan elektrie ait. 
 gemi kaya; deniz alt yatay dmeni; kayakla su zerinde giden kk gemi. 
 hidrojen. hydrogen bomb hidrojen bombas. hydrogen peroxide oksijenli su. hydrogen sulphide (kim.) hidrojen slfidi. hydrog'enate  hidrojenle birletirmek.  
 hidrografi, yeralt ve yerst sularn inceleme ve haritalarn karma ilmi. hydrographer  hidrografi uzman; bahriye haritacs. hydrograph' ic(al)  deniz haritaclna ait; hidrografiyle ilgili. 
 hidroloji, su bilimi hydrolog'ic(al)  hidrolojik, su bilimi ile ilgili. 
 (kim.) hidroliz. 
 bal erbeti. 
 hidrometre. hydromet'ric(al)  hidrometreye ait. 
 (tb.) hidropati, su kr. hydropathic(al)  hidropatik, su kr ile yaplan. hydropath  hidropatist, su ile tedavi uzmanu.  
 (bot.), (zool.) sucul, hidrofil. 
 (tb.) kuduz hastal; sudan korkma illeti. hydrophobic  kuduz hastalna ait. 
 (tb.) sskalk cinsinden, sskalk illetine tutulmu. 
 deniz ua, suya inebilen uak. 
 ilal su iinde bitki yetitirme metodu. 
 (kim.) fotoraf banyosunda kullanlan bir madde. 
 hidroskop. 
 (kim.) sv halindeki koloit. 
 hidrosfer, sukre. 
 hidrostatikle ilgili. 
 hidrostatik, makina ilminin svlarn dengesinden ve basncndan bahseden dal. 
 hidroterapi, su tedavisi. 
 scak suya  ait; scak suyun yeryz kabuundaki cisimler zerindeki etkisine ait. 
 (bot.) bitkilerin rutubete doru veya tersine dnme eilimi, suya dorulum. 
 (kim.) sulu, bileiminde su bulunan. 
 (kim.) hidroksit. 
  (zool.) deniz anas ve mercan gibi suda yaayan hayvanlar familyasna ait;  selenterelerin bir snf.
,hyaena  srtlan.
 shhat tanras. 
 salk bilgisi, hfzsshha. feminine hygiene doum kontrol. hygien'ic  salkla ilgili. 
 salk bilgisi.. 
(nek) rutubetli, nemli
 nem miktarn otomatik olarak kaydeden alet. 
 higrometre. hygrometry  havadaki nem miktarn lme ilmi. 
 higroskop.  
 b.h., (mit.) evlilik tanrs: izdiva, evlenme; (anat.) kzlk zar. hymene'al   dne ait, evlenme ile ilgili;  dn arks. 
 (o.), (zool.) zarkanatllar. 
  ilahi;  ilahi okumak, ilahi okuyarak kutlamak veya ifade etmek. 
 ilahi kitab. 
 ilhi okuma; ilhiler. 
 ilahi besteleme veya tetkik etme sanat; ilahiler. hymnologist  ilahi besteleyen veya dzenleyen kimse. 
 (anat.) dil kemii, dilin kknde bulunan at nal eklindeki kemik.  
 baz bitkilerin kklerinden karlan ve ila olarak kullanlan bir alkaloit. 
 (kim.) banotundan karlan bir alkaloit, musekkin olarak kullanlan bir ila. 
, hypethral  st ak, damsz. 
  (argo) zerkedilen esrar; rnga; sat tevik eden ilan veya teklif; dikkat ekici hareketler; zerine dikkat ekilen kimse veya ey;  aldatmak. hype up uyarmak; heyecanlandrmak.
(nek) aa, yukar, haricinde, dnda.
 asit fazlal (midede) 
 (geom.) hiperbol. hyperbol'ic  hiperbolik. hyperboloid  hiperbole benzeyen, hiperboloit. 
 mbala, abartma. hyperbol'ic(al)  ok mbalal. hyper'bolism  mubalaaya kama, mbalaal ifade kullanma. hyper'bolize  m- balaal ifade kullanmak; abartmak.  
  (mit.) kuzey daglarnn tesinde ebedi k ve bolluk lkesinde yaad farzolunan bir top- lumun ferdi;  bu lkede yaayanlara ait. 
 ar tenkiti kimse. hypercritical  ar tenkit niteliinde. hypercritically  ar derecede tenkit ederek. 
 (tb.) kan hcumu. 
 (psik.) arduyu. 
 oksijenle kart zaman kendiliinden ate alan roket yakt. 
 doast, fiziktesi.  
 ar duygun, duygulu; alerjik. 
 sesten ok hz yol alan. 
 (tb.) yksek tansiyon. 
 (tb.) tiroidin fazla almasndan ileri gelen durum. 
 (tb.) bir organn anormal irilemesi. hypertroph'ic  fazla irilemeye ait. 
 iki kelimeyi veya bir kelimenin ksmlarn ayran ksa izgi, tire. hyphenate  tire ile birletirmek. hyphenated  tire ile birletirilmi; A.B.D hem doduu memlekete hem de A.B.D'ne bal olan.  
 uyutucu, uyku verici (ila v.b.); uykuya dalarken duyulan (his, rya) 
 uyku verici. 
 (tb.) hipnoanaliz, psikanalizde ipnozla tedavi usul. 
 (tb.) uykuda telkinle retme metodu. 
 (tb.) ipnoz; suni uyutma. 
 (tb.) ipnozla tedavi. 
  uyutucu, suni uyutma usulne ait;  uyuturucu madde; suni uyutma usul ile uyutulmu kimse. hyp'notism  suni uyutma, hipnotizma. hyp'notist  hipnotizma yapan kimse. hyp'notize  suni uyutma usul ile uyut (mak.), hipnotize etmek. 
 fotoraflkta kullanllan sabitletirici il. 
 (k.dili) ine. 
(nek) aa, alt, daha az.
 (eski) (mim.) hamam ve odalar stmaya mahsus yeralt stma tertibat. 
 bombann patlad yer, etki alan merkezi. 
 (tb.) hastalk kuruntusu; karasevda, melankoli. hypochondriac   hastalk kuruntusu olan kimse;  kuruntulu. 
 kltme ve sevgi isim ekillerine ait. 
 ikiyzllk, mrailik, riyakrlk, riya. 
 ikiyzl kimse. hypocrit'ical  mrai, ikiyzl. hypocrit'ically  riyakrlkla.  
  (tb.) deri altna ait;  ine, rnga. hypodermic injection ine, enjeksiyon. hypodermic syringe deri alt rngas. 
 (anat.) karnn alt nahiyesine ait. 
 (jeol.) yeraltnda oluan (kaya) 
 temel, esas; bir eyin asl nitelii; (tb.) dolam glnden ileri gelen birikme. hypostat'ic(al)  esasl; zdenligi olan; (tb.) kan tkanmasma ait. 
  tavan direkler zerine oturtulmu;  dam stunlar zerine oturtulmu bina.  
 (huk.) tutu, ipotek, rehin. 
 borca karlk rehin olarak vermek, tutuya koymak, ipotek etmek. hypotheca,tion  rehin verme.  
 (geom.) hipotens. 
 varsaym, faraziye, hipotez; kaziye, nerme; kuram, nazariye. working hypothesis geici var- saym. hypothet'ical  varsayml; kuramsal, nazari. hypothet'ically  varsayml olarak. 
 nazariye kurmak, farzetmek.
(nek) ykselti.
 yerkrenin deniz seviyesi stndeki topografik zellikleriyle uraan bilim dal. 
 tavana benzer kk bir hayvan. 
 in'e mahsus bir eit yeil ay. 
 zufa otu, rdk, (bot.) Hyssopus officinalis. 
 (tb.) rahmin ameliyatla alnmas. 
 (fiz.) histerezis. hysteret'ic  histerezise ait. 
 (tb.) isteri, peri hastal. 
 isterik, isteriye ait. hysterics  (o.) isteri nbeti. hysterically  isterik bir ekilde.
(kon. san.) sonraki sz ne alma usulu, takdim tehir. 
 (tb.) rahim ameliyat; sezaryen ameliyat.
, fusel oil baz ikiler yap Irken meydana gelen bir eit kark ve za rarl alkol 
,   ngiliz alfabesinin dokuzuncu harfi; (I.) harfi eklinde herhangi bir ey; Romen rakamlannda bir says.
(zam.) ben. iyelik hali my benim. nesnel hali me beni, bana, ben(den.) (o.) we biz. iyelik hali our bizim, ours bizimki. nesnel hali us bizi, bize bizde, biz(den.)  (ks.) island, isle. 
(ks.) iodine.
(ks.) (I.) would, (I.) should, (I.) had. 
(I.) will veya (I.) shall. 
(ks.)(I.) am.
kls. intermediate frequency ara frekans.
kls. Irish Free State.
(ks.) idem guod ayn, tpks.
(ks.) intelligence quotient.
(ks.) Irish Republican Army.
 (iir) birincisi ksa ikincisi uzun iki heceli vezin ekli. iam'bic  bu vezne ait, bu vezinle yazlan (msra, iir)
(sonek) zg: amphibian, Smithsonian. 
 tbba ait, doktorlarla ilgili. iatry (sonek) tedavi: psychiatry ruh tedavisi. ib., ibid. (ks.) ibidem. 
 ibadan, Nijerya'da bir ehir. 
 potrel. 
 berya; berik yarmadas; (eski.) Grcistan. Iberian   iberik yarmadasnda yaam olan eski bir Avrupa kavmine ait; berya'ya veya orada bulunan kavme ait;  beryal; berya dili. 
 boynuzlar arkaya doru kvrk bir dakeisi, (zool.) Capra ibex. 
 (Lat.) evvelce bahsedilen yerde, ayn kitapta. 
 balkl familyasndan bir ku; eltik kargas, parlak ibis, (zool.) Plegadis falcinellus. sacred ibis eski Msirllarn kutsal saydklar akl karal balkl; ylancl, (zool.) Threskiornis aethiopica. 
 ibo, Nijerya'da bir kabile.
(ks.) International Bank for Reconstruction and Development.
(ks.) International Civil Aviation Organization.
Ege denizi (eski bir isim)
(ks.) Intercontinental Ballistic Missile (ask.) ktalararas roket.
  buz; dondurma; meyval dondurma; buza benzer ey; pasta st iin krema; (argo) prlanta;  dondurmak; iine buz koymak, buzda soutmak; pasta zerine ekerli krema srmek; (A.B.D.), (argo) ldrmek. ice age buzul devri. ice ax daclarn kullandklar buz baltas. ice cream dondurma. ice creeper kaymamak iin ayakkablarn altna konan sivri ulu demir, buz nalas. ice field denizde yzen byk buz kitlesi. ice floe denizde yzen ufak buz kitlesi; deniz buzulu. ice hockey buz hokeyi. ice ma- chine buz yapma makinas. ice pack kutup denizlerinde kme halinde bulunan iri buz paralar; buz torbas. ice pick buz kraca. ice plant buzhane, buz fabrikas; buz otu, buz iei, (bot.) Mesembryanthemum crystallinum. ice point OC. ice sheet bir ktay rtecek kadar byk buz kitlesi. ice storm yamuru yaar yamaz donduran frtna. break the ice resmiyeti gidermek, havay yumuatmak; ilk defa bir ie girimek. camphor ice kfurla yaplm merhem. cut no ice (A.B.D.), (k.dili.) nem veya etkisi olmamak. on ice (A.B.D.), (argo) yedekte; sonucu lehte olaca phesiz. on thin ice ok nazik veya mkl bir durumda. iced  buzlu, buzla kaplanm; zerine krema srlm (pasta, kek)  
 buz adas, buzda, aysberk. 
 donmu nehir veya gl stnden gemeye mahsus yelkenli kzak. 
 etraf buz ile evrilmi (gemi); her taraf donmu (liman) 
 A.B.D buzdolab. 
 buzkran; bir toplantda insanlar birbirine kaynatrmak iin vasta. 
 geni buz tabakas, buzul. 
 buz gibi. 
 buz deposu.  
 slanda adas. Iceland moss souk memleketlere mahsus yenebilen bir cins liken, slanda likeni, cierotu, (bot.) Cetraria islandica. Iceland spar (min.) slanda necefi. Icelander  slandal. Icelan'dic   slanda'ya mahsus;  slanda dili. 
 buz satcs. 
 firavunfaresi, (zool.) Herpestes ichneumon. ichneumon fly trtr, (zool.)Ichneumon.  
 (mim.) bir binann temel plan, zemin plan; byle planlar izme sanat.  
 mit. tanrlarn damarlarnda kan yerine dolaan eter nev'inden bir sv; (tb.) irin, cerahat ichorous  irinli. 
(nek) balk.
  balk gibi, bala benzer;  bala benzer herhangi bir hayvan.  
 zoolojinin balklar bahsi. ichthyologist  balk bilgisi uzman.  
, ichthyosaurus  fosil halinde bulunup ksmen bala ve ksmen kertenkeleye benzeyen byk bir deniz hayvan.  
buz, buz saa, buz salkm. 
 souk bir tavrla. 
 buz gibi olma, ok souk olma: soukluk. 
 pasta ve kek zerine veya iine srlen ekerli krema.
(ks.) International Court of Justice.
, eikon  Ortodoks kilisesinde azizlerin resmi, ikon; resim, heykel. icon'ic  azizlerin resimlerine ait.  
 Konya'nn eski ismi. 
 yerlemi geleneklere kar kma; azizlerin resimlerini paralama. iconoclast  yerlemi gelenekleri hie sayan kimse; putkran, azizlerin resimlerini paralayan kimse, zellikle sekizinci ve dokuzuncu yuzyllarda Dou kiliselerinde resimleri ortadan kaldrmak isteyen hizip yelerinden biri. iconoclas'(tic.)  yerlemi geleneklere kar kan; aziz!erin resimlerini paralayan.  
 heykel, resim veya oyma ile canlandrma; ikon veya tasvirlerin konusu; ikonlarn tasvir ve tahlili. 
 ikonlar inceleme sanat. 
 televizyonda resim eken cihazlarn tarama ksm, ikonoskop.  
 Dou kiliselerinde en mukaddes yeri cemaatin bulunduu ksmdan ayran  kapl ve stnde azizlerin resimleri bulunan ksm.
(sonek) ilim dal; sanat; alma alan: physics, ethics ,athletics.
 (tb.) sarlk; (bot.) yapraklara arz olan sarlk hastal. 
 buzlu, buz gibi, donmu; souk hal veya tavrl, donuk . 
(ks.) Idaho. 
 (psik.) bir kiideki zevk-ac ilkesine dayanan ilkel gdsel glerin toplam; alt ben; ilkel arzular; id .
 Edremit yaknndaki Kazda'mn eski Yunanca ad; Girit'te bir da. 
kimlik kart. 
 fikir, dnce, mtalaa; ta savvur; inan; tahmin, san; (k.dili) ana konu; (fels.) idea fixed idea saplant. (I.) have no idea. Hi bir fikrim yok .The idea is that... Mesele udur ki Maksat undan ibarettir:... The very idea! Ne kadar tuhaf ! 
  tasavvur edilebilen en mkemmel sonu (ey, hal); ulalmak istenilen ama, kusursuz hayal; mkemmel kimse veya ey, ideal, Ik;  ideal, Iksel; kusursuz, mkemmel, stn, en yksek evsafta; tasavvura dayanan, hayali. ideal gas basit fiziksel kurallara tmyle uyan hayal unsuru bir gaz ideally  .ideal olarak, fikir itibariyle; arzu edilen ekilde, en mukemmel sonucu verecek ekilde. 
 dnyada iyilik yapma hevesi, ideal uruna abalama hevesi; (fels.) Ikclk, idealizm. 
 Ikc, idealist, mefkureci idealis'(tic.)  Ikc, idealizme ait, fazla mitli; kendi karn dnmeyip kamu yaranna alan. 
 ideal olu, Ikc vasf veya karakter; yaratlclk; (fels.) yalmz kavram halinde mevcut olma.  
 idealletirmek idealiza'tion  idealletirme. 
 tasavvur etmek, kavramak, anlamak idea'tion  tasavvur veya kavray yetenei. 
(Fr.) sabit fikir, saplant. 
(zam.),  (Lat.) ayn(eser veya yazar) 
 ayn, bir, tpk, zde. identically  aynen, ayn ,sekilde. 
 tehis etmek, hviyetini tayin etmek; ayn olduunu ispat etmek; bir tutmak, fark gzetmemek identify with ile bir tutmak identifica'tion  hviyetini tespit etme; hviyet identification card kimlik kart, hviyet varakas.  
 kimlik, hviyet; zdelik, ayniyet identity card kimlik belgesi,  kimlik czdan identity crisis ergenlik andaki benlii bulma bunalm identity disk zerinde askerlerin kimligi yazl olan madalyon. 
, ideograph  yazda kelimenin harfleri gsterilmeden dorudan doruya fikri ifade eden iaret, ideogram ideograph'ic(al)  anlam belirten iarete ait. 
 herhangi bir kuramn dayand dncelerin tm, ideoloji ideolog'ical  ideolojik ideol'ogist  ideolog.  
 (biyol.) bir fikrin ifadesi olarak vcutta hsll olan (o.)unlukla istem dl bir harekete dair.
 og. eski Roma takviminde Mart, Mays, Temmuz ve Ekim aylarnn 15. ve dier aylann 13. gnleri; bu tarihlerde biten sekiz gnlk muddet. 
(Lat.) (ks.) e.) yani, demek ki. 
 ahmaklk, bnlk, dima zaylfl; delilik. 
 .deyim, tabir; ive, lehe; slup idiomat'ic  belirli bir dilin zelliklerini tayan, dilin if ade zelliklerini belirten idiomat'ically  ana dili gibi. 
 (biyol.) baka bir hastallktan ileri gelmeyen veya sebebi bilinmeyen hastallk; alerjik hastalk. 
 (biyol.) plazmann uzviyetin mahiyetini tayin eden ksm.  
 miza, huy; zellik, hususiyet, zel durum idiosyn crat'ic  zel durumla ilgili. 
 geri zekl kimse; ahmak veya bn kimse idiot box (argo) televizyon idiot' lantern ing, (argo) televizyon idiot'ic  ahmak idioticslly  budalaca. 
  isiz, aylak, asl esas olmayan; ilemeyen; bo;  bo gezmek; vaktini boa harcamak, oyalanmak, bo eylerle megul olmak; (motor) bota almak idle mo ments bo zamanlar idle pulley, idling pulley avara kasnag idle away time zaman Idrmek. idleness  isizlik, tembellik. idler  bo gezen kimse; boa dnen kasnak idly  tembelce, aylaka; (motor) bota . 
 put, sanem; mabut; ok sevilen kimse veya ey; yanl fikir. 
 putperest kimse; taparcasna seven kimse. idolatress  putperest kadn. idolatrous  putperestlik kabilin(den.) idolatrously  puta taparcasna. idolatry  putperestlik; lgmca sevgi, uursuz sevgi. 
 ar derecede sevmek, (fig.) tapmmak; putlatlrmak. 
 idil, ky hayatn idealletirip tasvir eden ksa iir veya dzyaz, pastoral iir veya dzyaz. idyllic  pastoral; saf ve sevimli.
 vasiyetle braklm ey, miras; vasiyet 
bagla,  eer, ise, ayet, ramen;  art If he hasn't done it again ! Hay Allah yine ayn eyi yapt. If (I.) only knew! Keke bilseydim! if not aksi taktirde, degilse, olmazsa as if gya, szde, sanki, gibi. As if you didn't know! Muhakkak biliyorsunuz! Bilmediinize inanmam! What if farzedelim What if it rains? Yagmur yaarsa? Find out if he came. Gelip gelmediini ren. She is sixty if a day. Aslnda altm yanda olmas gerekir.    
kls. International Finance Corporation. 
 Eskimolann kar veya buzdan yapllml evi 
 (jeol.) ate Issyla meydana gelmi (kaya), volkanik; atee ait; ate gibi, ateli. 
baz geceler bataklklarda grlen ve organik maddelerin rmesinden hasl olan gazlardan kan ateli buhar; aldatc mit veya her hangi bir ey.
 tututurmak, yakmak, atelemek; tutumak, yanmak, ate almak. 
 tutuma, tututurma, ateleme, ate alma, yakma; (oto.) ateleme tertibat. ignition temperature tutuma derecesi. 
 alak; erefsiz; kalitesiz, baya. ignobly  alaka. 
 alaka, namussuzca. ignominiously  alakasna, namussuzcasna. ignominiousness  alaklk, namussuzluk.  
 rezalet, alaklk; namussuzca i, kepazelik. 
 cahil kimse 
 cehalet, cahillik. ignorant  cahil, bilgisiz; bilmeyen; habersiz. ignorantly  cahilce, bilgisizce; habersiz olarak. 
 nem vermemek, bilmezlikten gelmek, anlamazlktan gelmek; (huk.) delil yetersizliinden kabul etmemek 
 Gney Amerika ve Antil adalarna mahsus iri, parlak renkli ve eti ok makbul bir cins kertenkele. 
 yalnlz fosilleri bulunan ok buyk bir cins keler. 
 ihram.   
(Yu.), (ks.) Jesus 
 Japon usul iek dzenleme sanat. 
 (tb.) kvrm barsak iltihab. 
 (anat.) incebarsan alt yars, kvrm barsak ileac  bu barsaa ait. 
 obanpskl, (bot.) Ilex aquifolium 
 (anat.) kala kemigine ait. iliac artery karnn alt tarafmdaki iki buyk atardamardan her biri. iliac region karnn kaburga kemikleri ile kala arasndaki ksm. 
 Homer'in "ilyada" adll nl destan; uzun hikaye, destan. 
 kala kemii  
 snf, eit, tr, tip, cins. of that ilk ayn tr(den.) 
 (worse, worst)   hasta, rahatsz, keyifsiz; fena, ktu; ters, meum, uursuz; sert, ac, hain, haksz; irkin, kerih; kabili- yetsiz;  fenallk, ktlk, zarar; hastalk, ra- hatszlk, ac;  fena surette; gulkle, sknt ekerek; uygunsuz olarak. illadapted  uymayan, uygun gelmeyen. ill ad vised  ihtiyatsz, tedbirsiz. ill at ease huzursuz, ii rahat olmayan, merakl. ill bod ing  uursuz, meum. illbred  terbiyesiz .illdisposed  kt huylu; dzensiz, tertipsiz. illfated  bahtsz, talihsiz, uursuz; naho. illfavored  irkin. ill gotten  ktlkle elde edilmi. illhu mored  fena huylu; aksi, huysuz. illin formed  bilgisi kt olan, yanl bilgi verilmi. illjudged  tedbirsiz, dncesiz. illman nered  terbiyesiz, kaba. illnatured  huysuz, ters, serke. illomened  uursuz. illstarred  baht kara, talihsiz. illtimed  vakitsiz, zamansz, mevsimsiz. illtrained  iyi terbiye edilmemi. illtreat  kotu davranmak. illuse  kt muamele etmek. ill will kt niyet, garaz, kin. ill wisher  bakasnn ktln isteyen kimse. do an ill turn to one bir kimseye ktlk etmek. It is an ill wind that blows nobody good Her ite bir hayr vardr. house of ill fame umumhane, genelev. 
 sonu karma, anlam karma (soz veya davranstan); dolaysyle anlama. illative (il'tiv)  sonu karan. 
 meru olmayan, kanuna aykr, yolsuz. illegal practices yaplmas yasaklanan hareket ve davranlar. illegal'ity  kanuna ayklrlk. ille'gally  kanuna aykr olarak. 
 okunmaz, okunmas mmkn olmayan. illegibil'ity  okunmazlk. illeg'ibly  okunmaz bir ,sekilde. 
 gayri meru, evlilik dnda doan; kanuna aykr; makul olmayan, sama. illegitimacy  pilik, gayri meru olma. 
 hasis, cimri; dar grl; kltrsz, bilgisiz. 
 caiz olmayan, haram, memnu, kanuna aykr. illicitly  kanun d olarak. 
 hudutsuz, snr tanmayan, sonsuz. 
 okumam, kara cahil, okuma yazma bilmeyen. illiteracy  cehalet, okumamlk, okuma yazma bilmeyi. 
 hastallk, rahatslzllk. 
 mantksz, manta aykr. 
 aydnlatmak, tenvir etmek; kandillerle donatmak; kitap veya yazy renkli resim ve harflerle sslemek,  tezhip etmek; fikirlerini gelitirmek, zihnini amak, uyandrmak; anlatmak, izah etmek; illumina'tion  tenvirat, aydnlatma; kitapta tezhip, yaldzlama. illu'minative  aydnlatc. illu'minator  aydnlatan kimse veya ey; kitap veya el yazsn renkli ve yaldzl resim ve harflerle ssleyen kimse, muzehhip, tezhipi.  
 aydnlatmak, tenvir etmek; zihnini amak   
 hayal, kuruntu, hlya, aldanma; hile, yalan; yanl gr, hata; ok ince ipekli kuma. optical illusion gz aldatan grnt. 
 hokkabaz; kuruntu sahibi kimse, hayalperest kimse. 
 aldatc, aslsz, hayal kabilin(den.) illusory  aldatc, aslsz, hakikat olmayan, gz boyayan.  
 tanmlamak, tasvir et mek; anlatmak, izah etmek, tarif etmek; resim ile sslemek. illustrator  tasvir eden kimse veya ey; kitap veya dergilere resim yapan kimse.  
 rnek, misal, izah edici herhangi bir ey; resim. 
 tarif eden, tanmlayan, tasvir edici. 
 nl, mehur, hretli; anl, erefli. illustriously  anl hretli bir ekilde. 
  iliryaya ait;  iliryall (eski Dalmaya ve Arnavutluk halk); ilirya dili.  
(ks.) International Labor Organization. 
 iine ekme, massetme, emme.  
  ekil, suret, tasvir, heykel; sanem, put; fikir, hayal; timsal; (bir kimse hakknda) toplumun kanaati; (fiz.) Inlarn etkisi veya mercek vastasyle meydana gelen ekil, grnt, hayal;  tasvirini yapmak; yanstmak, aksettirmek (ayna); hayal etmek, zihninde ekillendirmek. 
 betim, betimleme, tasvir; du, imge, hayal.  
 tasavvur edilebilir, gz nne getirilebilir. imaginably  tasavvur edilebilir surette, gz nne getirilebilecek ekilde. 
 hayal mahsulu, hayali. imaginary number sanal say. 
 hayal gucu; muhayyile, imgelem; hayal; tasavvur; kuruntu. 
 hayal gcu kuvvetli, yaratc; iyi planlanm. imaginatively  hayal gcne dayanarak. 
 hayal etmek, tasavvur ve tahayyl etmek, tasarmlamak; zannetmek, farz ve tahmin etmek; kavramak, anlamak. 
 (og. imagoes, imagines) (zool.) tamamyle gelimi ve genellikle kanatl bcek; (psik.) ocukluktan kalma ana veya baba hayali. 
 imam. imamate  imamlk; bir imamn hkm surduu memleket 
 imaret. 
 dengesizlik, muvazenesizlik 
  budala, ahmak, bn, aptal (kimse) imbecil'ity  ahmaklk, aptallk, budalalk 
(bak.) embed.
 iine ekmek, emmek, massetmek; imek; renmek, kapmak
 kiremit gibi bir biri zerine bindirmek veya binmek. 
 st ste konmu, imbrica'tion  bu ekilde konulmu ss veya ey; birbirine bindirme veya bindirilme. 
 (og. imbroglios) kark i, dolambal mesele; ciddi anlamazlk; kank kme. 
 imroz adas. 
 srlsklam yapmak (kan ile), bulatrmak, boyamak. 
 hayvanlatrmak, hayvanlamak.  
 massettirmek,iba etmek;doldurmak;iyice slatmak;emdirmek;boyamak,renk vermek.
(ks.)imitation.
 taklit olunabilir, taklit edilmesi mmkn. imitabil'ity  taklit imkm; taklit yetenei. 
 taklit etmek, taklidini  yapmak, benzetmek; bir kimseyi rnek tutmak. imitative  taklit kabilin(den.) imitatively  taklit yoluyla. 
 taklit, sahte ey; taklit etme, uyma, benzetme. inimitation of taklit ederek.  
 lekesiz, pak; saf; kusursuz. immaculately  lekesiz olarak,tertemiz bir halde. immaculateness, immaculacy  lekesizlik, pak olu. 
 (fels.) her yerde mevcut, hazr ve nazr; dahili, batni. immanence  her yerde var olma, ite baki olma. 
 nemsiz, ehemmiyetsiz; ilgisi olmayan; maddi olmayan. 
 olgunlamam, kemal bulmam, ham, toy, olmam, gelimemi, pimemi. immaturely  yetikin kimse gibi davranmayarak; vaktinden evvel, ol gunlamadan. immaturity  hamlk, toyluk 
 llemez: snrsz, hudutsuz. immeasurably  lulemez derecede, gayet, pek ok . 
 imdiki, hazr, derhal olan, elde mevcut; vastasz; yakn. immediately  hemen, derhal, dorudan dogruya. immediacy  yaknlk; dorudan doruya mevcut olma; (fels.) uur; sezgi yoluyla bilinen ey. 
 hatrlanamayacak derecede eski, ok eski. from time immemorial ok eski zamandan beri. 
 ok byk; hudutsuz, engin, geni. immensely  gayet, pek ok. immenseness, immensity  genilik, usuz bucaksz olma. 
 llemez 
 daldrmak, suya batrmak. immersed in thought dalgn, derin dncelere dalm. 
 dalma daldrma: batma, batrlma; butn vcudu suya daldrarak vaftiz etme; (astr.) gkcisimlerinden birinin bir bakasmn arkasna veya glgesi iine girmesi, tutulma. immersion lens mikroskopta daldrma mercei. 
  gmen, muhacir, d lkelerden gelip yerleen gmen;  d Ikelerden gelip yerleen. 
 g etmek, hicret etmek, d Ikelerden gelip yerlesmek, muhacir olmak. immigra'tion  hicret, gme, hariten gelip yerleme. 
 yaknda vaki olma sndan korkulan, hemen kopacak olan, yakn. imminence  olabilecek durum; tehdit eden ey. imminently  tehdit ederek. 
 iine katlp kartrlamaz, ya ile su gibi karmaz, meczedilemez. 
 hafifletilmesi ve yattrlmas mmkn olmayan, bastrlamaz. 
 kmldanamaz, kmlda tlamaz; hareketsiz. immobil'ity  hareket sizlik, yerinden kmldamay. 
 yerinde durdurmak, tespit etmek, kmldanmaz hale getirmek; (tb.) sarg ile tespit etmek;(tic.) tedavlde olan parann deerini muhafaza iin bir ksmn tedavlden ekmek; askeri kuvveti savaamaz hale getirmek. immobiliza'tion  tespit etme, hareketsiz hale getirme.  
 itidalsiz, Iml olmayan, ar, ifrata kaan, ok fazla. immoderately  ar olarak, ifrata kaarak. immoderateness, immodera,tion  itidalsizlik, arlk, ifrat 
 utanmaz arsz, iffetsiz ak sak; hayasz, kstah, haddini bilmez. immodestly  hayszca, kustaha im modesty  iffetsizlik; hayszlk, kstahlk. 
 kurban etmek kesmek, boazlamak. immola'tion  kurban etme kesme 
 ahlaksz, ahlk bozuk, ahlaka aykr, edepsiz, fasit. immorally  ahlkszca. immoral'ity  ahlakszlk. 
  lmez, ebedi lmsz, daim, baki, sonsuz;  lmsz varlk; hreti devam eden kimse; co. ilhlar; (o.),the ile Fransz Akademisi yeleri. immortal'ity  ebedilik, olmszlk. immortally  ebedi olarak, lmsz olarak. 
 ebediletirmek, lmszletirmek; ebedi hrete nail etmek, unutulmaz hale getirmek. immortaliza'tion  ebediletirme, lmszletirme. 
 kmldamaz, yerin (den.) oynamaz, sabit; demez; kolay etkilenmez; (huk.) gayri menkul. immovably  kmldanmadan, deimeyerek. 
  bak, muaf, bulac illetten muaf;  bulalc bir hastala kar baglkl olan kimse. 
 muafiyet, dokunulmazlk, masuniyet; bulalc hastala kar muafiyet, baklk; (huk.) kiisel dokunulmazlk, ahsi masuniyet. diplomatic immunity diplomatik dokunulmazlk.   
 muaf olmak, masun etmek, bakklmak. immuniza'tion  baklama; a. 
(nek) baklk salayan bak Ikla ilgili, bak. 
 etrafna duvar ekmek; stne duvar rmek; hapsetmek.  
 deimez, sabit. immutabil'ity  deimezlik, sabit olu. immu'tably  deimeden, sabit kalarak. 
 kk eytan, kk habis ruh; afacan ocuk, haar ocuk.  
 bir kuun uu gcn artrmak iin kanat veya kuyruuna ty eklemek; (mec.) kuvvetlendirmek. 
(ks.) imperative, imperial, import, imperfect,imported. 
(ks.) Imperator. 
 vurma, vuru; vuruma, arpma; etki, tesir. impact crater gk tann arpmasyle alan krater. 
 sktlrmak, pekitirmek. impac'tion  sktrp birbirine kaynatma; (tb.) inkbaz, peklik. impacted tooth disi. ene kemiine kaynam di. 
 bozmak, zaylflatmak; eksiltmek, azaltmak (kuvvet) impairment  bozulma, zarar, noksan.  
 Afrika'da bulunan bir ceylan (zool.) Aepyceros melampus. 
 kazklamak kaza sokarak ldrmek.  
 dokunulunca hissedilmez; kolay kavranlmaz. impalpably  kavranlamayacak bir ekilde. 
 (tb.) muzmin stma. 
, empanel  (-ed, -ing veya -led, -ling) (huk.) jri heyeti listesine  kaydetmek; bu listedeki isimlerden jri heyetini semek. 
 eitsizlik, musavatszllk; oranszlk, nispetsizlik. 
 koru haline getirmek; park iine almak. 
 bildirmek, tebli etmek, sylemek; vermek, pay vermek. 
 tarafsz, bitaraf; kendi karn dnmeyen. impartially  taraf tutmayarak.  
 tarafslzllk. 
 tebli olunabilir, retilebilir, verilebilir. 
 blnemez, taksim edilemez. 
 geilemez, alamaz, geit vermez. impassabil'ity  geit vermezlik. impassably  geit vermeyerek. 
 iinden klmaz durum, krdm. 
 hissiz, duygusuz; ar duymaz; straba maruz olmayan. 
 hrslandlrmak, hrsn tahrik etmek,kzdrmak, ileden karmak; heyecanlandlrmak. impassioned  ateli, heyecanl, kabna smaz. 
 hissiz, duygusuz; etkilenmez, mteessir olmaz, vurdumduymaz; sakin; cansz, ruhsuz, heyecanse; arduymaz. impassively  heyecan duymayarak; heyecan gstermeyerek. impassive - ness, impassiv'ity  vurdumduymazlk. 
 yourmak, macun haline getirmek; macunla kaplamak; gz. san . koyu renk boya vurmak. 
 (gz. san.) koyu boya tabakas; koyu boya vurma usul. 
 sabrsz, tahammlsz, ii tez, tez canl; hogr sahibi olmayan, msamahakar olmayan; titiz, sinirli. impatience  sabrszlk. impatiently  sabrszllkla. 
 cesur, korkusuz. 
 rehine koymak. 
 devlet memurunu mahkemeye sevketmek; sulamak, itham etmek, hakknda phe gstermek. impeachable mahkamece itham edilebilir. impeachment  (A.B.D.)'nde devlet memuruna karmecliste dava ama; sulama, itham. 
 gnahsz, gnah ilemekten uzak; ar, hatasz, kusursuz. im peccabil'ity  hataszlk, kusursuzluk. im pec'cably  hatasz olarak. 
 gnah ve hatadan ar. 
 parasz, zrt, fakir. 
 (elek.) zahiri diren (z diren, endktans ve kapasitans bir ara da); almak cereyan tesirine kar durma. 
 engellemek, mani olmak. 
 engel, mani; (huk.) evlenmeye mani sebep; pelteklik. impedimen'tal  engel kabilinden, mni olan. 
 (o.) eya, yrye mani olan eya; (ask.) levazm. 
 (-led, -ling) srmek, itmek, tahrik etmek, sevketmek. impellent   sevkeden;  saik, tahrik edici unsur. impeller  jet motor kompresr; tulumba pervanesi.  
 tehdit etmek; vukuu yakn olmak; sarkmak, asl olmak. impendent, impending  olmas yakn. 
 delinmez, nfuz edilemez; anlallamaz, sklemez, kestirilemez, idrak edilemez, anlalmas imkansz; iine girilemez; zifiri, koyu (karanlk); (fiz.) geimesiz. impenetrabil'ityi delinmezlik; anlalmazlk. impenetrably  nfuz edilemez bir ekilde; anlallamayacak bir surette.  
 piman olmayan, nadim olmayan. impenitence, impenitency  piman olmay. impenitently  piman olmayarak. 
  zorunlu, mecburi, zaruri; emreden; (gram.) emir belirten;  zorunlu ey elzem tedbir; (gram.) emir kipi. imperatively  zorunlu olarak; emredercesine, amirane. imperativeness  ykm, mecburiyet, zorunluluk, zaruret; tahakkm.
 Roma imparatoru; komutan. imperator'ial  imparatora ait. 
 grlemez, seilemez, farkedilemez, hissolunamaz; gayri mahsus. imperceptibil,ity, impercep'ti bleness  grlemez olu, farkedilmez olu. impercep'tibly  farkedilmez bir ekilde, grlmez olarak. 
(ks.) imperfect, imperforate. 
  eksik, noksan, kusurlu; bitmemi; (huk.) tamam olmayan; uygulanamaz, tatbik olunamaz; (gram.) bitmemi bir eylem gsteren (fiil), be ing kipinde olan (fiil);  (gram.) bunu belirten zaman veya fiil. imperfectly  eksik olarak, kusurlu olarak. imperfectness  eksiklik, kusur. 
 kusur, eksiklik, noksan, ayp. 
 deliksiz, delinmemi; kenarlar deliklerle birbirinden ayrlmam (pul) imperfora'tion  deliksiz olma. 
  imparatora veya imparatorluga ait; imparatora yakr, ahane; ingiliz l standartlanna uygun;  kei sakal; ,ok byk herhangi bir ey. imperial gallon ingiliz galonu (4546 cm3) imperially  imparatora yakr ekilde. 
 imparatorluk sistemi, imparatorluk hkmeti; emperyalizm, smrgecilik. imperialist  imparator veya imparatorluk taraftar; emperyalist, smrgecilik taraftan imperialis'(tic.)  emperyalizme ait, smrgeci. 
 (-ed, -ing veya -led, -ling) tehlikeye atmak. 
 mtehakkim, zorba, karsndakilere sz hakk ve davran zgrl tanmayan, mstebit; zaruri, aresiz; kanlmaz, mbrem. imperiously  mtehakkim bir ekilde, emredercesine; zaruri olarak. imperiousness  mstebitlik, tahakkum, emretme; zaruret, kanlmazlk.  
 bozulmaz, urmez, yokolmaz. imperishableness  bozulmazlk, rmezlik, yok olmazlk. imperishably  .zeval bulmadan, yok olmayacak bir ekilde. 
 srekli ol mayan, daimi olmayan, devam etmeyen. impermanence  srekli olmay, devam etmeyi. 
 su veya hava geirmez; iinden geilmez. impermeabil'ity, imper'meableness  su veya hava geirmeme zellii. imper,meably su veya hava geirmeyerek.  
 msaade edilemez, yasak. 
 kiisel olmayan, ahsi olmayan; ,sahsiyeti olmayan; zel bir ahsa veya eye bal olmayan; (gram.) yalnz unc tekil ahs kullanllan (fiil): (it snows gibi), gayri ahsi (fiil) impersonally  kiisel olmayarak, bir ahsa veya ,seye bal olmayarak. 
 taklit etmek; temsil etmek; kiilik kazandrmak. impersonation  taklit etme; ahslandrma. impersonator  temsil veya taklit eden kimse, takliti. 
 terbiyesiz, arsz, kstah; mnasebetsiz; kendisini ilgilendirmeyen ie burnunu sokan. impertinence, impertinency  kstahlk; m- nasebetsizlik; mnasebetsiz ey. impertinently  terbiyesizce, kstahlkla.  
 vakur, ar bal, temkinli, nefsine hakim, soukkanl. imperturbability  ar ballk, vakur olma, temkinli olma, soukkanllk. imperturb'ably  nefsine hakim olarak, vakarla imperturba'tion  soukkanllk, itidal, ar ballk. 
 geirmez.  
 su veya hava geirmez; nfuz edilemeyen, kapal, tesir edilemez. impervious to reason mantksz, mantki dnceye kapal. imperviousness su veya hava geirmezlik. imperviously su veya hava geirmeyerek; tesir edilemez bir ekilde.  
 (tb.) bir nevi cerahatli deri hastall.impetigo.  
 yalvararak elde etmek. 
 acelecilik, tez canlllk. 
 aceleci, dnmeden hareket eden; dnmeden yapllan; zorlu, sert, iddetli; abuk, hzl. impetuously  dnmeden, acele ve iddetle. 
 hz,g, zor, iddet; bir teebbse hz kazandran kuvvet, saik, gd.  
 Allaha kar hrmetsizlik; dinsizce davran; byklere kar saygszlk. 
 vurmak (ses k), arpmak; snr amak, tecavz etmek. 
 Allaha kar hrmetsiz, kfir. impiously  dinsizce bir davranla. impiousness  dinsizlik, inanszlk.  
 cin gibi, eytan gibi, afacan, yaramaz. impishly  eytanca impishness  eytanlk, afacanlk, cin fikirlilik. 
 teskin edilemez, amanse, affetmez. implacabil' ity, impla'cableness  affetmezlik, amanszllk. impla'cably  affetmeyerek amanszca. 
 (zool.) meimesiz, son karmayan, etenesiz. 
  dikmek, ekmek; aklna sokmak, alamak, fikir tohumlar ekmek; (tb.) tedavi amaclyle vcudun iine sert madde koymak;  bu maksatla yerleirilen madde. implanta'tion  dikme, dikilme alama. 
 inanlmaz, inanlmas g. 
 (huk.) aleyhinde dava amak. 
 rehine koymak. 
  tamamlamak, ikmal etmek; yerine getir mek (taahht, plan); infaz etmek, yrtmek;  alet, ara.  
 yrtme, yerine getirme. 
 dolduru, doldurma; doluluk; dolduran ey. 
 kartrmak, sokmak, dahil etmek, bulatrmak; ima etmek dokundurmak; birbirine sarmak dolatrmak. im'plica'tive  imal, imakabilinden im plica'tion  ima, istidll; kartrma, dahil etme; dolak olma. 
 tam, kesin, kati; ima olunan, zmni; ifade edilmeden anlalan; aslnda olan. be implicit in zmnen anlaslmak. implicit confidence. tam gven implicitly  zmnen;tamamyle. implicitness ima, dokundurma, dolaylsyle anlatma.  
 anlalan, ima edilen, demek olan, kastedilen. 
 iddetle ieriye doru kmek. 
 niyaz etmek, yalvarmak, istirham etmek, dilemek. 
 zmnen dellet etmek, ima etmek, murat etmek; demek, belirtmek, ifade etmek. 
 tedbirsizlik, mnase betsizlik 
 terbiyesiz, nezaketsiz, kaba. impolitely  terbiyesizce, kaba bir ekilde. impoliteness  terbiyesizlik, kabalk. 
 uygunsuz, isabetsiz, mnasebetsiz; siyasete aykr.
  tartya gelmez, arl olmayan, llemez;  nceden etkisi llemeyen bir yan sebep.  
 ithal mal, yabanc memleketten getirtilen (mal.); anlam, mana; nem, ehemmiyet. imports and exports ithalt ve ihracat. import license ithalt lisans. import duty ithalat gmruk resmi. 
 ithal etmek, yabanc memleketten getirtmek; belirtmek, ifade etmek, ima etmek, dellet etmek; etkilemek, tesir etmek; nemi olmak, hkm olmak; sokmak, kantrmak. importable  ithal edilebilir, memlekete sokulabilir. im porta'tion  ithal edilen ey; ithaltlk. impor'ter  ithalt. 
 nem, ehemmiyet; etki, tesir, nfuz, itibar. 
 nemli, ehemmiyetli, mhim; gururlu, kibirli, azametli; etkili; nufuzlu, itibarl. importantly  nemle, ehemmiyetle; skkc bir ekilde.  
 zorla isteyen, srarla bir ey isteyerek rahatsz e(den.) importunacy, importunateness  Israrla isteyerek rahatsz etme. importunately  srarla. 
 srarla istemek, tekrar tekrar istemek. importunity  usandrc srar. 
 zerine koymak; zorla yklemek, tarhetmek (vergi); hile ile kabul ettirmek, geirmek; (matb.) dizilmi sayfalar baslacak sekilde sraya koymak, dzenlemek, tanzim etmek; etkilemek, tesir etmek; kabul ettirmek, hakszca istifade etmek. impose on rahatsz etmek; zorla kabul ettirmek za'fndan istifade etmek; aldatmak. 
 heybetli, muhteem. 
 zerine koyma, ykleme, usandrma, taciz, zahmet; vergi, yk; hile, aldatma; haksz talep; (matb.) tanzimetme. 
 imkansz, yerine getirilmesi mmkn olmayan, yaplamaz; munasebetsiz, ekilmez, irkin. impossibil'ity  imkanszlk. impos'sibly  imknsz bir ekilde. 
 vergi, gumrk resmi; (mim.) zengita; engelli kouda ata yuklenen alrlk. 
 sahtekar kimse, hilekar kimse, dolandrc. 
 hile, sahtekarlk 
 kudretsiz, aciz, zayf; bunak; iktidarsz (erkek) impotence, impotency  iktidarszlk, etkisizlik. 
 ala kapamak; tevkif etmek; havuza su doldurmak.  
 fakirletirmek; kuvvetini kesmek mumbit topra kuvvetten drmek. impoverishment  fakirleme; kuvvetten dme. 
 yaplamaz; uygulanamaz; idare olunamaz, ele avuca smaz; kullansz, elverisiz, pratik olmayan; geilmez, etin (yol) impracticabil'ity  elverisizlik, pratik olmay imprac'ticably  elverisiz bir ekilde . 
 elverisiz, uygulanmas manta aykr; beceriksiz. 
 lanet okumak, beddua etmek. im'precato'ry  lnet kabilinden. imprecation  lanet, beddua, inkisar. 
 kesin olmayan; tam ve doru olmayan, gerek deer veya anlamndan biraz farkl; gevek.  
 gebe braklabilir, dllenebilir.  
 .zaptedilemez, zorla ele geirilemez istila edilemez; kazanlamaz. impregnably  zaptedilemez bir ekilde. 
  gebe brakmak, dllemek; iba haline getirmek, doyurmak; zihni doldurmak;  gebe, hamile; mebu, dolu. impreuna'tion  dlleme, dllenme. 
 impresario. 
 hkm gemez; sahibinin hakk baki kalan, srekli, daimi. 
  zorla askere almak, zorla bahriye tayfas yapmak; istimlak etmek;  zorla alma; istimlak impressment  zorla alma; istimlak. 
 etkileme; damga, nian,  kalp, eser, iz.  
 etkilemek, intiba brakmak, yer etmek, derin tesir blrakmak, aklna sokmak; damga basmak. impressible  etkilenebilir. 
 tesir, etki; izlenim, intiba; zan; basma; tabetme; damga; bask, basm; nsha; bas. first impression ilk intiba .(I.) Was under the impression that zannediyordum ki, bana yle geliyordu ki impressionable  ar duygun, hassas; kolayca etkilenilen. 
 izlenimcilik, empresyonizm impressionist  izlenimci, empresyonist impressionis'(tic.)  izlenimcilie dayanan. 
 duygular etkileyen, etkili, tesirli, messir impressively  tesir edici bir ekilde, artc derecede. impressiveness  tesir kuvveti; etkili olu. 
 devlet hazinesinden verilen avans, pein para. 
 (Lat.) bask ruhsatnamesi (zellikle Katolik Kilisesi tarafmdan verilen)  
 bask, tab; damga; etki, tesir, izlenim, intiba; bir kitabn banda bulunan yaymevinin ve baslmevinin adlar ile yayn tarihi. 
 damga veya mhr basmak; etkilemek, tesir etmek, zihnine sokmak. 
 canlnn kendi cinsini veya kendisini barndran tanmasn salayan doal eylem.
 hapsetmek, zindana kapamak. imprisoned  mahpus, hapiste olan. imprisonment  hapsetme, haps olunma; mahpusluk, hapiste olu. 
 ihtimal dahilinde olmayan, umulmayan. improbability  ihtimal dahilinde olmay improbably  ihtimal olmayarak. 
 erefsizlik, iffetsizlik, drst olmay. 
   hazrlksz;  hazrlksz olarak, irticalen;  irtical, hazrlksz sylenmi veya yaplm ey; (mz.) emprompt, kk para.  
 uygunsuz, mnasebetsiz, yolsuz, yanl; yakk almayan; yakksz, irkin. improperfraction (mat.) pay paydasndan byuk olan kesir. improperly  uygunsuz bir ekilde, yanl olarak. 
 uygunsuzluk, yakksz olu, yolsuzluk; kelimeleri yanl olarak kullanma. 
 daha iyi olabilir, slah olunabilir. dzeltilmesi mmkn, yoluna girebilir. improvabil'ity, improv'ableness  slah kabul eder olu, dzeltilebilir olu improv'ably  slah edilebilir sekilde. 
 deerini artrmak, kymetlendirmek; slah etmek, dzeltmek, yoluna koymak; iyiye kullanmak, istifadeli bir hale getirmek; slah olmak, duzelmek, yola girmek; artmak, deeri artmak, kymetlenmek. improvement  dzelme, salah, ilerleme, terakki, slah, tekaml; bir eyi slah etmek iin yaplan veya ilave olunan ey. improver  slah eden kimse, slahat. 
 ihtiyatsz, tedbirsiz, basiretsiz; tasarruf etmeyen, tutumsuz. improvidence  ihtiyatszlk, tedbirsizlik. improvidently  ihtiyatseca, tedbirsizce; tutumsuzca. 
 irticalen ,alg almak veya iir sylemek; o anda uydurmak; birdenbire aresini bulmak. improvisa'tion  irticalen iir syleme veya alg ,alma; irticalen sylenmi iir veya alnan mzik paras; o anda uydurma. im'proviser, improv'isator  irticalen iir syleyen air; annda uyduran ve are bulan kimse.
 tedbirsiz, ihtiyatsz, basiretsiz. imprudence  tedbirsizlik,ihtiyatszlk. imprudently  tedbirsizce, ihtiyatszca. 
 arsz, edepsiz, yzsz, kstah, saygsz. impudence  kstahlk, yzszlk, arszlk. impudently  kstaha, arszca, yzszce. 
 utanmazlk, hayaszlk, edepsizlik.   
 yalanc karmak, tekzip etmek, aleyhinde bulunmak. 
 aciz, zayf, kuvvetsiz. impuissance  kuv- vetsizlik. 
 itici kuvvet, sevk, tahrik; tesir ani his, drt, saik; (mak.) ok ksa zamanda tesirini gsteren byk kuvvet. buy on impulse dnmeden satn almak. 
 itici g, muharrik kuvvet; tahrik, tevik, sevk. 
 dncesizce hareket eden; tahrik edici, tevik edici; (mak.) ok ksa zamanda veya aralkl olarak tesirini gsteren (kuvvet) impulsively  dnmeden, birdenbire. impulsiveness  dnmeden hareket etme. 
 cezadan muaf olma; kiisel dokunulmazlk, sahsi masuniyet. with impunity cezasn ekmeyerek. 
 kirli, pis, murdar; kark, katk, mahlut; iffetsiz; saf olmayan (lisan)  
 murdarlk; kirlilik, pis olu; safl bozan ey. 
 isnat edilebilir, bakasna yklenebilir. 
 isnat; thmet, sulama. impu'tative  thmet kabilinden. imputatively  thmet kabilinden olarak. 
 isnat etmek, atfetmek, hamletmek, stne ykmak, yklemek; vermek. 
 etkili tarafn yesi; (k.dili.) istenilen du- ruma erime vastas. ins and outs bir iin btn ayrntlarl girdisi kts; bir yerin b- tn keleri.  
 dahili, i; kazanm; elinde; ieri doru ynelen. in and out kah ierde kah danda. in-and-out  (mak.) bir ieri bir dan hareket e(den.) 
ieride, ieriye, iine; evde; vazife ba- nda; mevsimi gelmi be in with orta ol- (mak.); arkada olmak. have it in for (k.dili.) kin beslemek We are in for a fight imdi attk belaya ! muhakkak kavga kacak. 
(edat.) iinde, iine, dahilinde, de, da; giymi, sslenmi, rtl; (belirli bir renk, model veya kumatan) yaplm; dzenlenmi; ile megul; amacyle; vastasyla; gre; bakmndan; tesirinde; esnasnda; (A.B.D.) zamam dolmadan nce; halinde, vaktinde, mevsiminde; zere, ile, iken. in any case her halde, ne olursa olsun. in a crowd ka-   labalk halde, kme halinde in fact gerekte, aslnda, hakikatte. in health shhatte. in honor of erefine. in hot water scak suda; glk iinde, zor durumda. in itself haddi- zatnda, bamsz olarak. in my opinion benim fikrimce, bana kalrsa. in order that diye, ta ki. in reply to -e cevaben, cevap olarak. in sight grnrde. in so far as -e kadar. in that nk, cihetiyle, madem ki. in the dark karanlkta, bilmeyerek, malumat olmadan. in three months u aya kadar,  ay zarfnda. believe in him ona gvenmek. blind in one eye bir gz kr. seven in number sayca yedi, yedi adet.  
(Lat.) fiilen mevcut olan, var olan. 
(Lat.) crm mehut halinde, sust. 
(Lat.) Bu alemle utkulu olacaksn (Byk Kostantin'in ibaresi) 
(Lat.) ana veya baba yerinde. 
(Lat.) ortasnda, asl bahse veya ie (girimek) 
(huk.) hakknda.  
(huk.) ahslarla ilgili olmayarak. 
(Lat.) eski halinde, evvelki gibi, statko halinde. 
(nek) -sz veya gayri edat: incapable ka biliyetsiz, yetenei olmayan; -e doru, ie riye, iine: in-bound merkeze doru yak- lamakta; limana doru; iinde: inhome evde yaplan; srasnda: in-service training alma srasnda yaplan eitim, pratik. 
 iktidarszlk, ehliyetsizlik, kifayetsizlik yeterli olmay. 
(Lat.) (toplantda, mahkemede) gyabnda. 
 yanna varlmaz, eriilemez, ulalamaz, yaklalamaz. inaccessibility  eriilmezlik yaklama imkanszl. inaccessibly  eriilemez bir ekilde. 
 yanl; kusurlu, tam olmayan, hatal; aslndan farkl. inaccuracy  tam olmay, hatal olu; kusur, hata. inaccurately  tam olmayarak, hatal olarak, kusurlu olarak. 
 hareketsizlik faaliyetsizlik: atalet avarelik. inactive  hareketsiz, atl. inactively  hareketsiz olarak; avere olarak. inactivity  hareketsizlik; avarelik. 
 uyumsuzluk, intibakszlk, uygun gelmeyi. inadapt'able  uyumsuz, intibak edemeyen. 
 kifayetsiz, yetersiz, liyakatsiz, elvermez, eksik, naks. inadequacy, inadequateness  yetersizlik. inadequately  kifayetsiz olarak, yetersiz bir ekilde. 
 kabul olunmaz, uygun grlmez. inadmissibility kabul olunmazlk.  
 dikkatsiz; kastsz, elde olmayan. inadvertence, inadvertency  dikkatsizlik. inadvertently  istemeyerek, kastsz olarak. 
 tavsiye edilemez; makul olmayan; akla uygun olmayan. inadvisability  makul olmay.  
 sahibinin tasarrufundan kmas yasak, satlamaz, devrolunamaz, alnamaz. inalienability  elden karalamay. inalienably  elden karlmaz surette. 
 deimez, deitirilemez, degiiklik kabul etmez. inalterabil'ity  deismezlik. inalterably  deimez surette. 
 sevgili, sevilen kadn; ak kadn. 
  bo, anlamsz; budala, ahmak; seciyesiz alak;  boluk. inanely  budalaca; anlamsz bir ekilde. 
 cansz, ruhsuz, l; donuk, snk. inanimate nature. cansz maddeler. inanimately  cansz olarak. 
 gdaszlktan ileri gelen zafiyet; boluk. 
 anlamslzllk, anlamse sz; boluk 
 uymaz, tatbik olunamaz, ilgisiz. inapplicabil'ity, inap'plica bleness  uygun olmay, tatbik edilemeyi. 
 mnasebetsiz, uygunsuz. 
 takdir edilemez; belirsiz, pek az, czi. inappreciably  anlalmaz derecede, ehemmiyetsiz surette, pek az. 
 honutsuz, memnuniyetini gstermeyen. 
 yaklalamaz, eriilemez; esiz. 
 uygun olmayan, yakk almayan, mnasebetsiz. inappropriately  yakk almaz bir ekilde. inappropriateness  uygunsuzluk, mnasebetsizlik. 
(bak.) inept. 
 yeteneksizlik, kabiliyetsizlik; uygunsuzluk. 
 in usulyle alamak, bir aacn daln kesmeden baka bir aaca alamak. inarching  in as, yanatrarak yaplan a. 
 kucaklamak, kollar arasna almak. 
 kendisini iyi ifade edemeyen; meramn anlatmaktan ciz; anlalmaz; dilsiz; ifade edilmemi; (biyol.) mafsalsz, oynak yeri olmayan. inarticulately  meramm anlatamayarak, ifadeden ciz bir ekilde. inarticulateness  meramn anlatamay.  
 sanat deeri olmayan; iinde sanat zevki veya kabiliyeti bulunmayan. inartistically  sanatsz ekilde, zevksizce. 
madem ki, nk,  gz nnde bulundurarak. 
 dikkatsizlik, ihmal; nezakete nem vermeyi. inattentive  dikkatsiz, ihmalkar inattentively  dikkatsizce. inattentiveness  dikkatsizlik. 
 iitilemez, duyulamaz. inaudibly  iitilmeyerek, iitilmeyecek surette. inaudibil'ity  iitilmezlik. 
  all treni ile ilgili;  bakann greve balarken yapt konuma.  
 resmen ie balatmak, (bir kimseyi) trenle bir greve getirmek; balamak (ie); al treni yapmak. inaugura'tion  resmen ie balama; bir kimsenin greve balamas mnasebetiyle yaplan tren, al toreni. 
 uursuz, meum.  inauspiciously  uursuzlukla. inauspiciousness  uursuzluk. 
  (den.) geminin iindeki;  geminin iinde, bordalarnda; geminin iine. inboard motor teknede sabit motor. 
 tabii, yaradltan, doutan, ftri. 
 (den.) limana giren, limana doru ynelmi. 
 tabii, yaradltan, ftri,  aslnda var olan; ayn soydan olan hayvanlarn dlnden elde edilmi. 
 (biyol.) ayn soy ve cinsten hayvan ve bitkilerin iftletirilmesi. 
(ks.) inclosure, inclusive, income, in- corporated, increase.  
 inka; inka imparatoru. 
, encage  kafese kapamak. 
 hesaba gelmez, hesap edilemez; saysz. incalculably  hesaba gelmez bir ekilde. 
 s etkisiyle beyazlamak, akkor haline gelmek; bir madeni akkor haline getirinceye kadar kzdrmak. 
 yksek derecede s ile akkor haline gelmi, akkor. incandescent lamp elektrik ampul. in candescence  akkorluk. 
 efsun, by, sihir.  
 yeteneksiz, kudretsiz, iktidarsz, ehliyetsiz, kabiliyetsiz, ciz. incapabil'ity  gszlk. incapably  kabiliyetsizce. 
 kudretsiz hale getirmek; (huk.) ehliyetini elinden almak. incapacita'tion  ehliyetsizlik, yetkisizlik, salhiyetsizlik. 
ih kabiliyetsizlik, ehliyetsizlik, yetkisizlik, salhiyetsizlik. 
 kapsl iine kapamak, sarmak. 
  hapsetmek, kapatmak;  hapsedilmi. incarcera'tion  hapsetme, hapsedilme. 
  ten renginde, pembemsi; kan krmzs;  kzla boyamak. 
  vcut bulmu, insan ekline girmi, mcessem; ten renginde;  vcut kazandrmak,  canlandrmak, cisimlendirmek. a fiend in carnate mcessem eytan, eytann ta kendisi. 
 insan veya hayvan eklinde vcut bulma . 
 sandk veya kutu iine koymak, kaplamak.  
 sandk iine koyma; muhafaza. 
 dikkatsiz, tedbirsiz, ihtiyatsz, dncesiz. incaution  dikkatsizlik incautiously  dncesizce, dnme(den.) 
  kasten yangn karan; ok fazla s meydana getirebilen; fesat, tahrik edici;  kundak. in cendiary bomb kundak bombas. 
 kzdrmak, fkelendirmek, darltmak.  
  ttslemek, buhur yakmak;  gnlk, buhur, tts; herhangi gzel bir koku. 
  tevik edici; harekete geirici;  drt, saik; mkfat; meram. incentive pay fazla yaplan i iin denen para. 
 balama, balang. inceptive  balayan, balayc. 
 phe, tereddt, kararszlk. 
 devaml, srekli, faslasz, ard arkas kesilmeyen. incessantly  srekli olarak, ard arkas kesilmeden. 
 akraba ile zina, nikh dmeyen akraba ile cinsel iliki kurma. 
 akraba ile zina kabilinden; akrabas ile zina yapm; akraba ile zina yapmaktan hsl olmu. 
  pus, bir kademlik uzunluun on ikide -biri, 2,54 cm, in; barometredeki civay bir pus ykseltecek hava basmc; topraa den yamurun ykseklik lm;  yava yava hareket etmek veya ettirmek. inch along yava yava hareket etmek. by inches ar ar, yava yava. every inch tepeden trnaa. within an inch of his life lmne ramak kalm. 
 azar azar, yava yava. 
 yeni balam, gelimemi, inkiaf etmemi, tamamlanmam. inchoative  (gram.) bir hareketin baladn gsteren (zaman, kip) 
 yeri ler gibi yryen bir eit trtl. 
 isabet,tesadf etme; tekerrr oran; olu derecesi; (fiz.) bir cisim veya mn bir dzey zerine dmesi; (huk.) bir kanun veya verginin etkisi. angle of incidence geli as.  
  olay, hadise, vaka; nemsiz olay;  bal, tabi; (fiz.) gelen, den. 
 rastlantya bal, tesadfi; arzi, dtan gelen; doal olarak takip e(den.) incidentally  tesadfen; fazladan; aklma gelmiken .
 yakp kletmek. incinerator  yakp kl haline getiren makine veya alet. incinera'tion  yakp kletme. 
 henz balamakta olan, yeni balayan, balang halinde. incipience incipiency  balang. 
 hakketmek, oymak, kazmak; yarmak, demek. 
 yarma, deme; (tb.) ensizyon, yarma . 
 sivri, keskin; nfuz eden, delip geen; zeki, kesin ve ak. incisively  kesin ve ak olarak. incisiveness  kesinlik, katiyet.  
 kesici di, n di. 
 tevik etmek, tahrik etmek, kkrtmak. incitement  tevik, tahrik, kkrtma, kkrtlma. 
 kabalk, nezaketsizlik; kaba davran. 
(bak.) enclasp. 
 sert, frtlnal (hava); hain, merhametsiz. inclemency  frtnal hava; buhranl hal. inclemently  sert bir ekilde, merhametsizce. 
 eiliminde, meyilli hale getirilebilir, mutemayil, arzulu. 
 meyil, eilim, yatma; bayr, yoku; istek, rabet, heves; (geom.) kesien iki egri veya yzeyin meydana getirdii a; eilme derecesi. 
 eri yzey, mail sath; yoku, meyil; eilme. 
 emek, yatrmak, meylettirmek; eilmek, yatmak; meyletmek, istidat gstermek; sapmak, inhiraf etmek. incline one's ear kulak kabartmak, takdirle dinlemek. inclined plane. eri yzey, mail sath. (I.) am inclined to think dnme egilimindeyim. green inclining to blue maviye alan yeil. 
 meyil lei, uak veya geminin ufka gre egimini 1en alet; dnyamn manyetik alannn eimini gsteren mknatlsl ine. 
, inclosure (bak.) enclose, enclosure . 
 iine almak, kapsamak, amil olmak, ihtiva etmek, dahil etmek, hesaba katmak. included  dahil. 
 dahil etme, dahil olma, kapsama, hesaba katma veya katlma. 
 kapsayan, mul olan, ihtiva eden, dahil, belirli hudutlar dahilinde bulunan. inclusively  amil olmak zere, hepsi iinde olarak, kapsayarak. inclusiveness  mulllk, kapsaml olma. 
(k.dili) incog)    kyafet deitiren kimse; deitirilmi kyafet;  kim olduunu belli etmeyen; tebdili kyafet etmi;  takma bir isimle, kyafet degitirerek. 
 of ile farknda olmayan. 
 anlalmazlk, manaszlk; birbirini tut- mazlk, irtibatszlk, tutarslzlk. 
 manasz, ekilsiz, abuk sabuk; irtibatsz, birbirine bal olmayan, birbirini tutmayan, tutarslz. incoherently  anlalmaz bir ekilde, birbirini tutmayarak. 
  yanmaz, ate almaz, tutumaz;  ate almaz madde. incombustibil'ity  yanmazlk. in combus'tibly  ate almayarak.  
 gelir, kazan, irat; biyo. vcuda giren gda. income tax gelir vergisi. gross income brt gelir, gayri safi gelir net. income net gelir, safi gelir. 
 ieri gelen kimse veya sey; muhacir. 
  giren, ele geen; yeni (hkmet, yl), balayan;  girme.  
 oranssz, nispetsiz, kyas kabul etmez; llmeyen;  (o.), ortak llmez saylar. in commensurabil'ity  llemez olu, nis - petsizlik. incommen'surably  nispet sizce, llemez bir ,sekilde. 
 oransz, nispetsiz, kyas edilemez; yetersiz. in commensurately  nispetsiz olarak; yetersizce. 
 rahatsz etmek, zahmet vermek, taciz etmek.  
 rahatsz, kullansz, elverili olmayan; zahmetli, ie yaramaz; skk. incommodiously  elverili olmayarak, kullamslz bir sekilde. incommodiousness  elverisizlik, kulIanl olmay. 
 ifade edilemez; sylenilemez; nakledilemez. incommunicabil'ity  ifade edilemez durum. incommunicably  ifade edilmez surette. 
 kimse ile grtrlmeyerek (hapiste) 
 fikrini bakasna aklamayan, ketum, azsk. 
 deimez; deitirilemez; tebdil veya tahvili mmkn olmayan. incommutabil'ity  deimezlik. incommut'ably  deismez bir ekilde. 
 kyas kabul etmez; emsalsiz, esiz; with veya to ile klyaslanamaz, mukayese edilemez. in comparably  kyas kabul etmez surette. 
 birbirine uymayan, birbirine zt, bir dierine uymaz, birbiriyle geinemeyen. incompatibil'ity  birbirine uymay; geimsizlik. incompat'ibly  birbirine uymayarak. 
 yetersiz, kifayetsiz; (huk.) ehliyetsiz. incompetence, incompetency  iinin ehli olmay, ehliyetsizlik, yetersizlik. incompetently  yetersizce, iinin ehli olmayarak. 
 eksik, noksan, tamam olmayan, bitmemi, kusurlu. incompletely  eksik olarak; kusurlu olarak. in completeness  noksan, eksik; kusur. 
 anlalamaz, kavranmaz, akl ermez. incom prehensibil'ity  anlalmazlk. incom prehen'sibly  anlalmaz surette. 
 anlayszllk, akl erdirememe, idrak noksanl. 
 sktrlamaz, basnla oylumu. kultlemez. incompressibil'ity  skmazlk. 
 hesaba smaz, hesap edilmesi imknsz. 
 tasavvur olunamaz, anlalamaz, inanlmaz; idrak edilemez, kavranamaz. inconceivabil'ity  kavranamaz olu, idrak edilemez olu. in conceiv'ably  tasavvur edilemeyecek ekilde. 
 bir sonuca varmayan, neticesiz; ikna edici olmayan, kifayetsiz; tesirsiz, etkisiz. inconclusively  kesin bir sonu elde edemeden; kifayetsiz olarak.
 younlatnlamaz; ksaltlamaz; sv haline dntrlemeyen (gaz) 
 birbirine uymayan, ahenksiz; uygunsuz yersiz: (geom.) zde olmayan. 
 uyumazlk, uyumsuzluk; uyumayan ksm veya ey. 
 dierlerine veya birbirine uymayan, aykr, uyumaz, badamaz; uygunsuz, yersiz, mnasebetsiz. incongruously  uygun olma yarak . 
 birbirini tutmayan, irtibatsz; mantksz; konu d. incon'sequence  mantkszlk; irtibat szlk. inconsequen'tial  yersiz; nemsiz; irtibatsz incon'sequently  konu d olarak; irtibatsz bir ekilde.  
 ufak, az; itibara lyk olmayan, nemsiz. 
 dncesiz, saygsz; aceleye gelmi, tedbirsiz. inconsiderately  dncesizce inconsiderateness  dncesizlik.  
 uyumaz, aykr, tutarsz; kararsz, sebatsz. inconsistency  tutarszlk, insicamszlk. inconsistently  tutarsz bir ekilde, insicamsz olarak. 
 uygunsuz, uyumsuz, ahenksiz. inconsonance  ahenksizlik. 
 gzle kolay farkedilemeyen, gze arpmayan;  nemsiz, ehemmiyetsiz. inconspicuously  gze arpmayacak ekilde. inconspicuousness  gze arpmay. 
 kararsz, sebatsz, dnek; vefasz. inconstancy  kararszlk, dekenlik; vefaszlk. 
 tketilemez, istihlak edilemez . 
 malum, bilinen, su gtrmez, itiraz kabul etmez, inkar edilemez. incontestably  itiraz kabul etmez ekilde .  
 nefsine hkim olamayan, kendini tutamayan; iradesiz; idrarn tutamayan; perhiz edemeyen. incontinence, incontinency  nefsine hkim olamay; perhiz edemeyi; kendini tutamama hali; (tb.) idrar tutamama hali. in continently  kendini tutamayarak; (eski) hemen, vakit kaybetmeden.
 muhakkak; gerekli, itiraz kabul etmez. incon trovert'ibly  yadsnamayacak ekilde. 
  zahmet, rahatszlk, glk; uygunsuzluk, mnasebetsizlik;  rahatsz etmek, zahmet vermek. 
 uygunsuz, mnasebetsiz; zahmetli, mkl, etin; elverisiz. inconveniently  mnasebetsiz bir ekilde; elverisizce. 
 deitirilemez; madeni paraya evrilemez (kat para) inconvertibly  deitirilemeyecek ekilde. 
 inandrlamaz, kandnlamaz . 
dzensizlik, ahenksizlik, uyumsuzluk (hareketlerde)  
madde varl olmayan.   
 anonim irket haline getirmek; birletirmek, birlemek; iine almak, dahil etmek. 
 anonim irket olan. 
 anonim. 
 tinsel, manevi, cisimsiz; tinsel olana ait; (huk.) yalnz tinsel varl olan haklara ait. 
 yanl, hatal, doru olmayan; dzeltilmemi; yakksz, biimsiz. incorrectly  yanl olarak.  
  slah olmaz, yola getirilemez, akllanmaz, dzelmez (kimse);  slah olmaz kimse. incorrigibly  yola getirilmez ekilde.  
 ahlk bozulmam, lekelenmemi, iffetli, namuslu; bozulmam, rmemi, kokumam; deitirilmemi. 
 drst, rvet kabul etmez; ahlkl bozulmaz; bozulmaz, rmez, kokumaz. incorruptibil'ity  drustlk; bozulmazlk. incorrupt'ibly  drste; bozulmaz ekilde. 
  koyulamak, kalnlamak;  (bot.)  imi, kalnlam. 
 byme, (o.)alma, artma; rn, mahsul; kr; hasllt; dl. on the increase gittike artmakta. 
 artmak, (o.)almak; gelimek, bymek; verimli olmak; arttrmak, (o.)altmak, bytmek, ilerletmek. increasingly  gittike artarak.
 inanlmaz. in credibility  inanlmaz hal, inamlmazlk incredibly  inanlmaz ekilde, ok fazla. 
, incred,ulousness  kuku, inanmazllk, phecilik. incred'ulously  inanmayarak.  
 inanmaz; gvenmez, kukulanan, kukusu olan. 
 artma, (o.)alma; azar azar artma; fazlalk; (mat.) nicelik fark. unearned increment (ikt.) bir servet veya bir deerin emeksiz olarak artmas. 
 sulamak, su yklemek. incrimina'tion  sulama. in criminatory  sulama kabilinden, stne atc. 
 klik, bakalarna kapal grup. 
(bak.) encrust. 
 stne kabuk balama; balanm kabuk. 
 kulukaya yatrarak veya suni aralarla civciv karmak; (mec.) kafasnda (plan) kurmak, belleinde tasarlamak; (tb.) bir hastaln bedene girmesiyle belirtisinin meydana kmas arasndaki zaman boyunca gelimek (mikroplar)
 kulukaya yatma; civciv karma; tasarlama; (tb.) bir hastalm bedene girmesiyle belirtisinin meydana kmas arasmdaki zaman boyunca mikroplarn gelimesi, kuluka devri.
 kuluka makinas; suni olarak mikroorganizma gelitirme aygt; (tb.) ii her zaman doal beden ssn koruyan ve erken domu bebekleri koymak iin kullanlan kutu biiminde bir aygt. 
 (o.) incubi, incubuses) kbus, karabasan, arlk basmas; kbus gibi ey, sknt. 
 talim etmek, retmek, tekrarlayarak kafasma sokmak, telkin etmek, alamak. inculca'tion  telkin. 
 susuz. 
 sulamak, su yklemek. inculpa'tion  itham, sulandrma. incul'patory  sulama trnden, sulayc.  
i. grev, dev; memuriyet; memuriyet devri. 
  zorunlu, ykml, devli, grev olarak ykletilmi;  grevli kimse, memur. 
(bak.) encumber. 
 (o.) zellikle 1500 tarihinden evvel Avrupa,da baslml kitaplar; basl ilk kitaplar; bir eyin balang devirleri. 
 (-red,- ring) maruz olmak; girmek, tutulmak, uramak, yakalanmak, hedef olmak. incur a debt borlanmak .  
  iyi olmaz, ifa bulmaz, devasz, dzelmez;  iyi olmaz hasta. incurabil'ity, incur'ableness  aresizlik, ifa bulmazlk incur'ably  ifa bulmaz ekilde.  
 meraksz, kaygsz; lakayt, ilgisiz, kaytsz. 
 akn, hcum, saldr. incursive  akn e(den.) 
 (beysbol.) havada atcya doru ynelen ve eik olarak giden top at. 
(o.) incudes)  (Lat.) ortakulaktaki rs kemikii. 
(ks.) independent, indicative, indigo, indirect. 
 borlu, verecekli; minnettar. indebtedness  borluluk; bor miktar, borlar.  
 yakksz, edebe aykr, edepsiz, haysz, irkin, kaba; (huk.) toplum tresine aykr. indecency  ahlkszlk indecently  edepsizce, ahlkszca.
 okunmaz, sklmez, zlmez, kark, anlalmaz. 
 kararszlk, tereddt, duraksama.  
 kararsz, kesin olmayan indecisively  kesin olmayarak, kararsz bir ekilde indecisiveness  kararszlk, tereddt.
 (gram.) ekilmez, sygasz. 
 bileimi bozulmaz, zm kabul etmez;  rmez. 
 edebe aykr, ayp, yakmaz, utandrc, uygunsuz. 
 edebe aykr hareket; ertem ve ynteme aykrlk. 
 (nlem) hakikaten, gerekten, dorusu; (nlem) yle mi? No,indeed! Hi de yle deil. Yok canm. Yes, indeed ! Elbette.  
 yorulmaz, yorulmak bilmez, usanmaz, bkmaz indefatigabil'ity  yorulmazlk. indefat'igably  yorulmadan. 
 iptal edilemez,  feshedilemez. indefeasibil'ity  iptal edilemezlik. 
 rmez; hatasz, yanlmaz. 
 savunulamaz, savunmasz, mdafaasz; korumasz, muhafazasz. indefensibil'ity  savunmaszlk. indefen'sibly  savunulamaz e kilde.  
 tarif edilemez; tanmlanamaz, aklanmas olanaksz, anlatlamaz. indefinably  anlatlamaz ekilde. 
 belirli olmayan, belirsiz, saysz, belgisiz, bellisiz, mddeti olmayan; (bot.) says belirsiz, says ok olan (ercik); (gram.) belgisiz (sfat, fiil) indefinite article belgisiz sfat: bir (ngilizcede a, an) indefinite pronoun belgisiz zamir. indefinitely  mddetsiz olarak. in - definiteness  belirsizlik. 
 (bot.) kendikendine almayan (tohum)  
 silinmez, kmaz (leke, hatra, intiba); sabit (boya, mrekkep) indelible pencil kopya kalemi. indelibly  silinmez ekilde. indelibil'ity  silinmezlik, sabitlik. 
 uygun olmayan; incitici, nezaketsiz, kaba. indelicate remarks zarif olmayan szler. indelicacy  uygunsuzluk; kabalk. indelicately  uygunsuz bir ekilde. 
 zararn demek; zarar grmeyeceine dair peinen kefil olmak. indemnifica'tion  tazminat. 
 tazminat, zarar karlamak iin denen para; ceza veya sorumluluktan af; kefalet, teminat, kefil olma, garanti. 
 tantlanamayan, aklanamayan. 
  bere, entik;  entmek; basmak; bere yapmak.  
  ieriden balamak, ierlek yazmak, paragraf ba yapmak; di di kesmek; kenarn oymak; ambardan erzak verilmesini resmen emretmek; smarlamak; senet ile birini uakla vermek; di di olmak;  di; uaklk senedi; smarlama.
 bere, entik; entik yapma; koy, krfez; (matb.) ierlek yazma. 
 (matb.) ierlek yazma 
  szleme kd, resmi senet, bilhassa hizmeti veya uakla yaplan onayl szleme;  kontrat veya senetle balamak. 
, dency  serbestlik, bagmszlk, istiklal, hrriyet; geinecek kadar mal olma. Independence Day Birleik Amerika'da Bamszlk Gn (4 Temmuz) Declaration of Independence Birleik Amerika'da bamszl ilan eden resmi belge. 
  hr, bamsz, bal bana, ayr, serbest; kendi geliri ile geinebilen; (pol.) parti d olan;  bamsz kimse; parti yesi olmayan kimse. independently  bamsz olarak; aynca, birbirini etkilemeden, birbirinden habersizce. 
 etrafl, geni kapsaml. 
 tanlmlanamaz, nitelendirilemez, anlatlamaz. indescribably  anlatlamayacak ekilde.  
 yklmaz, bozulamaz, yok edilemez, ok dayankl, tahrip olunamaz. indestructibly  yklamayacak ekilde. indestructibility  ykl- mazlk. 
 belgilenemez ve snrlanamaz; hallolunamaz. indeterminably  zlemeyecek ekilde. 
 snrsz, belirli olmayan, mehul, bilinmedik, bilinmeyen; pheli, bellisiz; (mat.) deeri tespit edilemeyen. indeterminate sentence sresi belirsiz ve sulunun davranlarna bal olan hapis cezas. indeterminately  belirsiz olarak. indeterminateness  belirsizlik. 
 kararszlk, duraksama, tereddt; sebatszlk; belirsiz olu.  
 (fels.) yadgerekircilik, indeterminizm. 
(o.)- ex.es,- ces)   indeks, fihrist; katalog; gsterge, iaret; delil, kant; (mat.) s; iaret parma; b.h., (Kat.) okunmas yasak kitaplar listesi;  indeks yapmak, indeks iine koymak; iaret etmek. index finger iaret parma. index number istatistikte indeks say, iki say arasmdaki oranl fark gsteren say. index of refraction yansma ve krlma alar arasndaki oran. card index kartoteks, konular ayr ayr kartlara yazlm fihrist. cost-of-living index geim indeksi. 
 Hindistan. India ink ini mrekkebi. India paper pek ince in kad. India rubber kauuk, lastik. 
 eskiden Hindistan ile ngiltere arasnda ileyen byk ticaret gemisi.  
  Hindistan'a ait; Amerika kzlderilisine ait;  Hintli; kzlderili; Amerika kzlderililerinin dillerinden biri. Indian club jimnastikte kullanlan ie biiminde omak. Indian corn msr, dar. Indian file tek sra (yry) Indian Ocean Hint Okyanusu. Indian pipe iei pipo eklinde beyaz bir bitkisel asalak, (bot.) Monotropa uniflora. Indian summer pastrma yaz. 
 Hindistan'a ait; Hint dil grubuna ait.  
 gsteren ey veya kimse. 
 iaret etmek, gstermek, imlemek, dolayl olarak belirtmek; (tb.) hastadaki belirtileriyle, hastaln cinsini veya ilcn gstermek; ksaca tanmlamak. indicated horse power bir makinann belirtilmi olan beygir gc. 
 bildirme, anlatma, gsterme; belirti, delil, kant; (tb.) hastalklarda uygun tedavi eklini gsterme. 
  gsteren, belirten; bildiren;  (gram.) basit zaman ekimindeki fiil, bildirme kipi. 
 gsteren ey veya kimse, iaret eden ey, delil, belirti; (mak.) gsterge ibresi, gsterge; (kim.) asit veya alkalinin olup olmadn bildiren ecza. 
 (o.) iaretler, kantlar; (A.B.D.) posta pulu yerine zarflara baslan,"dendi" iaretleri; belirtiler. 
 sulamak; sorguya ekmek. indictable  sulanabilir. 
 (tar.) Roma'da on be yllllk sre. 
 iddianame; sulama, thmet; dava ama. bill of indicment juri heyetine sunulan resmi ithamname. joint indictment birka kiiyi birden sulayan ithamname. 
 (o.), the ile Dou veya Bat Hint Adalar. the West Indies Byk ve Kk Antiller. 
 aldrmazlk, nem vermeyi, umurunda olmay, soukluk, ilgisizlik, rabetsizlik; duygusuzluk, hissizlik; ancak geerli olu. a matter of indifference ilgilenmeye demeyen mesele. 
 Ikayt, kaygsz; duygusuz; nemsiz; bir, farksz; ancak geerli olan, yle byle; kimyasal veya elektrik kuvveti olmayan. indifferently  ilgisizce.  
 yerli insan veya hayvan ve bitki. 
 yerli; doutan olan. 
 fakir, zrt, yoksul. indigence  fakirlik, zrtlk. 
 iyice dnlmemi; dzensiz, intizamsz, biimsiz, biime girmemi; hazmolunmam, sindirilmemi.
 hazmolunamayan, sindirilemeyen.
 hiddetlenmi, kzm. indignantly  hiddetle, kzgnlkla. 
 kzgnlk, fke, gazap; hakszla kar fke, kzma. indignation meeting bir hakszl protesto amacyle yaplan toplant. 
 hrmetsizlik, hakaret, yakksz muamele. 
 (o.)- gos,- goes) ivit; ivit rengi. indigo plant ivit fidan, nil, (bot.) Indigofera tinctoria.  
 dolak, dolambal, doru olmayan, dolayl; hile trnden; dolaylslyla olan; dorudan doruya olmayan, aral. indirect cost dolayl masraf. indirect damage dolayl zarar. indirect discourse szcnn sylediklerinin ahs ve zaman deiimiyle nakli. indirect lighting dolayl klandrma. indirect object dolayl tmle,- e halindeki isim. indirect result dolayl sonu. indirect tax dolayl vergi. indirectly  dolayl olarak. indirectness  dolayllk. 
 dolayl sz veya hareket; doru olmayan hal veya hareket, hilekrlk.  
 seilemez, tefrik edilemez, farkna varlmaz, ayrt edilemez. indiscernibly  seilemeyecek ekilde. 
 dncesiz, geveze, boboaz, az gevek; sagrsz. indiscreetly  dncesizce.  
 ksmlara blnmemi, toplu halde. 
 dncesizlik, aklszlk, boboazlk, sagrszlk. 
 geliigzel, rasgele; ayrt edilmemi, kark. indiscriminately  rasgele; tefrik etmeyerek, ayr sei yapmayarak, fark gzetme(den.) 
 hazmszlk, mide fesad, dispepsi. 
 zaruri, elzem, zorunlu, onsuz olamaz. indispensably  zaruri olarak. 
 hevesini krmak, soutmak, zayflatmak; rahatsz etmek; rabetini azaltmak. indisposed  rahatsz; isteksiz. 
 rahatszlk; isteksizlik, gnlszlk. 
 sz gtrmez, su gtrmez, mnakaa gtrmez, muhakkak, itiraz kaldrmaz. indisput'ably  itiraz kaldrmaz derecede. 
 erimez; ayrlmaz, sabit. indissolubly  birbirinden ayrlmaz surette; zlmez surette. 
 belirsiz, seilmez, iyice grlmez, ayrt edilmez. indistinctive  tefrik olunamaz; tefrik edemeyen. indistinctly  belirsiz surette. indistinctness  belirsizlik. 
 ayrt edilmesi olanaksz, seilemez. indis- tinguishably  seilemeyecek derecede. 
 (kim.) indiyum.  
  tek, yalnlz, ayr, bal bana; hususiyeti olan; ferdi, bireysel;  fert, kimse, ahs, birey; tane. individually  ayr ayr.  
 fikir ve harekette ahsi bamszlk; ferdiyetilik, bireycilik; benlik, kendini beenmilik; ferdin hususi menfaatlerini arama; hususiyet, ferdiyet. individualist  ferdiyeti, bireyci, erkin kimse. individualistic  ferdi, bireysel, ferdiyete ait; erkin. 
 ferdiyet, bakasna benzemeyi, hususiyet; erkinlik. 
 ferdiyet vermek, ferdiyetini belirtmek, bireyletirmek, ayrmak; ayr tutmak. individualization  ferdiletirme, bireyletirme. 
 ayrt etmek; fert yapmak. individuation  fert yapma; fert olma; fertlik.  
 taksim olunmaz, blnmez; (mat.) kesirsiz, taksim edilemez. indivisibil'ity  blnmezlik. indivis'ibly  blnemeyecek ekilde. 
(nek) Hintli, Hindistan'a ait. 
 Hint-ran dil ailesinin Hint kolu. 
  Hint- Avrupa dillerinden birini konuan kimse;  Hint-Avrupa dil ailesine ait; bu dillerden birisini konuana ait.
 Hint-Avrupa ve Anadolu dillerinin kkeni varsaylan dil. 
 Hindiini. Indo- chinese'   (o.)- nese') Hindiini halkna veya lisanna ait;  Hindiini halkndan biri; ince-Tibete dil grubundan biri. 
 herhangi bir dnce sisteminin esaslarn retmek; telkin etmek, (fikir) alamak. 
 (kim.) parfm yapmnda kullanlan bir madde. 
 tembel, enen; (tb.) arsz, acsz. indolence  tembellik. indolently  tembelce. 
 ylmaz; boyun emez, bezmez, inat. 
 Endonezya. Indonesian   Endonezyal 
 ev iine ait, ev iinde yaplan. indoor games ev iinde oynanan oyunlar. indoor life ev hayat. 
 .ev iinde, ev iine. 
(bak.) endorse.
, (ng.) indraught  ieri ekme, ieriye doru ak. 
 ieriye doru ekilmi; zihni megul. 
 Madagaskar'a mahsus maymuna benzer siyah ve beyaz tyl bir hayvan. 
 phe kaldrmaz, kati, kesin indubitably  phesiz, muhakkak.
 ikna etmek, kandnp yaptrmak, tevik etmek; sevketmek; sebep olmak; (fiz.) elektrik akm meydana getirmek; (man.) tme varmak. inducible  ikna edilir, tevik edilir. 
 sebep, saik, vesile; ikna, tevik, tahrik. 
 (A.B.D.) resmen askere almak; vazifeye geirmek, memuriyete balatmak. inductance  (elek.) indktans  
 askere yeni alnan kimse. 
 uzamaz, ekilip tel ekline giremez; boyun emez, inat. inductility  uzamay; inatlk.  
 memuriyete geirme; (man.) tmevanm; zel durumlarda doruluu kesin olan bir nermenin genel durumlarda da doru olduunu tantlama, sonu karma; (elek.) indksiyon. induction coil indksiyon bobini. induction current tesir akm. induction motor indksiyonlu elektrik motoru, almak akm motoru. induction pipe emme borusu. magnetic induction mknatsi indksiyon.  
 tmevarmsal, tmevarml; indksiyon yapan; ilkel. inductively  tmevanmsal bir yolla. 
(bak.) endue. 
 iptila gstermek; teslimiyet gstermek; kendini vermek, mptela olmak, dknlk gstermek; msamaha etmek, mhleti uzatmak.  
 iptila, dknlk; msamaha, hogr, gz yumma; (Kat.) pimanlk hsl olunca kilise tarafndan gnah cezasndan bir ksmnn affolunmas; (tic.), (huk.) bor vadesinin uzatlmas. 
 msamahakr, ho grl. indulgently  msamaha ile, gz yumarak. 
 katlatrmak, sertletirmek; duygusuzlatrmak; dayankl klmak;  kat, sert; duygusuz. 
 (bot.) ereltiotunun spor keselerini rten zarf; (zool.) bcein srfe kesesi. indusial  byle zarf veya keseye ait. 
 sanayie ait, snai, endstriyel. industrial arts sanayide kullanlan teknik yetenekler. industrial design fabrika rn eyann gzel ve kullanl olmasn salayan tatbiki gzel       sanatlar kolu. industrial disease bir sanayi kolunda alan iilere zg hastalk. in- dustrial engineer fabrikann dzeni ve almas ile megul olan mhendis. in- dustrial exhibition sanayi mamulat sergisi. industrial law sanayi kanunlar. industrial relations iveren ile iiler arasndaki ilikiler. Industrial Revolution sanayi devrimi (Avrupa, 19. yzyl) industrial school teknik okul; zellikle mahkum ocuklara aynlan sanayi okulu. industrial union belirli bir sanayi koluna bal iilerin mensup olduu sendika. industrially  sanayi bakmdan.  
 sanayii temel olarak kabul eden iktisadi sistem. 
 sanayide mevki sahibi, fabrika sahibi, fabrika yneticisi. 
 sanayiletirmek. 
 alkan, gayretli. industriously  alkanlkla. 
 sanayi, endstri; alkanlk, gayret; i, meguliyet. 
 .(indwelt) iskan etmek; nfuz etmek. 
  sarho edici;  sarho eden sey. 
   sarho etmek, mest etmek;  sarho, mest;  sarho kimse. inebria'tion  sarho ol- ma. inebri'ety  sarholuk, ayyalk. 
 yenmez. 
 sz edilmez, aza alnmaz (kutsal); tarif olunamaz, anlatm olanaksz, sylenemez. ineffably  sz edilemeyecek ekilde.   
 silinemez. ineffaceably  silinemez surette. 
 tesirsiz, beklenilen tesiri gstermeyen, iyi tesir brakmayan, faydasz, kabiliyetsiz. ineffectively  netice vermeden, sonu verme(den.) 
 tesirsiz, faydasz, bo, baarsz. ineffectually  bouna, faydaszca.   
 istenilen tesiri uyandrmayan, etkisiz, kifayetsiz, yetersiz. inef'ficacy  kifayetsizlik, yetersizlik, tesirsizlik. 
 etkisiz, tesirsiz; az verimli, imkmna gre randman az, iyi almayan, istenilen neticeyi vermeyen, ehliyetsiz. inefficiently  etkisiz bir ekilde. inefficiency  etkisizlik; randman d- kl. 
 elastikiyetsiz, esnek olmayan, ekilip uzamayan; uydurulamayan. inelastic'ity  esnek olmay. 
 zarif olmayan, zarafetsiz, irkin. inelegance, inelegancy  zarafetsizlik. inelegantly  incelii bir yana brakarak, zarafetsiz olarak. 
 katlma hakk olmayan; herhangi bir makam iin yeterli nitelikleri olmayan. ineligibility  katlma hakk olmay; yeterli nitelikleri olmay. 
 kanlamaz, bertaraf edilemez. 
 uygun olmayan; beceriksiz, hnersiz, toy. ineptitude  beceriksizlik. ineptly  hnersizce. 
 eitsizlik, farkllk; deiebilirlik.  
 insafsz, haksz, adalete aykr. inequitably  adaletsizce. 
 insafszlk, hakszlk. 
 sklemez, kknden karlamaz, giderilmesi olanaksz. ineradicably  sklp atlmaz surette, karlamaz surette. 
 yanlmaz, hatasz. inerrabil'ity  yanlmazlk. iner'rably  yanlmadan. 
 yanlmaz, hataya dmez. inerrancy  yanlmazlk. 
 sreduran, hareketsiz; ar; tembel; (kim.) tesirsiz. inertly  sredurum halinde. inertness  sredurum. 
 (fiz.) atalet, sredurum. inertial guidance ciroskopla idare (roket, uak) 
 kanlamaz. 
 gerekli olmayan, gereksiz. 
 hesaba smaz; paha biilmez, takdiri imkansz; ok kymetli. inestimably  hesaba gelmez derecede.  
 kanlamaz, saknalamaz, aresiz, menedilemez. inevitabil'ity, inev'itableness  kanlmazlk. inevitably  kanlamaz surette. 
 tam doru olmayan, yanl, hatal; hakikatten farkl, hakiki rakam veya lden farkl. inexactly  tam doru olmayarak. inexactness  tam doru olmama. 
 mazur grlemez, affedilemez, mazeret kabul etmez. inexcusably  affedilemez surette. 
 icra etmeyi, bir ii yerine getirmeyi.  
 tkenmez, tketilemez, arkas alnamaz; yorulmaz. inexhaustibly  bitip tkenmeden, yorulmayarak. 
 mevcudiyeti olmayan, varl olmayan. inexistence,- cy  yokluk. 
 yalvara kulak vermez, amansz, merhametsiz; deitirilemez. inexorably  yalvara aldrmayarak; kar konulmaz ekilde.  
 mnasebetsiz, uymaz, tedbire aykr. 
 ucuz, masraf az. inexpensively  ucuza. 
 tecrbesizlik, grgszlk, acemilik. inexperienced  tecrbesiz, acemi. 
 acemi, tecrbesiz,eli yakmaz.
 kefaretle denemez, aff imkansz. 
 sebebi anlalmaz, izah edilemez, aklanamaz. inexplicably  aklanamayacak surette. 
 aprak, mulak. 
 tarif olunamaz, anlatlamaz, ifade edilemez. inexpressibly  tarif edilemez surette. 
 anlatmsz, ifade etmeyen. 
 zaptolunamaz, hcumla alnamaz.   
(Lat.) tam olarak, tamamen, ksaltlmam olarak, etraflca. 
 sndrlemez, bastrlamaz. 
 kknden sklemez, kklemi.  
(Lat.) lm deinde. 
 sklemez, iinden klmaz, ayrlamaz derecede karm. inextricably  iinden klmaz surette.  
(ks.) below, inferior, infinitive, information. 
 yanlmaz, amaz, hata yapmaz. infallibil'ity  yanlmazlk. infal'libly  yanlmadan. 
 ad ktye km; rezil, kepaze; ayp, ok irkin. infamously  rezaletle, rezilcesine. infamousness   rezillik. 
 rezalet, alaklk, enaat, (huk.) ar su yznden kanuni haklardan mahrum olma. 
 bebeklik, ocukluk; (huk.) rtten nceki zaman, kklk; balang. 
  bebek, kk ocuk; (huk.) reit olmayan kimse;  kk. 
 Portekiz veya spanya prensesi. 
 Portekiz ve spanya'da veliahttan baka kral hanedanndan herhangi bir prens. 
 yeni doan ocuu ldrme; ocuk ldren kimse. 
 ocua ait, ocuka, ocua benzer infan- tile paralysis (tb.) ocuk felci.  
 yetikinde anormal ocukluk emaresi, gelimemilik; yetikinde ocuka davran. 
 piyade, yaya asker. light infantry hafif piyade askeri. mounted infantry sratli gitmek iin at veya arabaya binen fakat piyade olarak dven asker. infantryman  piyade, yaya er. 
 akln elmek, ldrtmak, meftun etmek, ar sevdaya drmek. infatua'tion  delicesine sevdaya tutulma. 
 bulatrmak, hastal sirayet ettirmek; bozmak; (huk.) ifsat etmek; herhangi bir hissi sirayet ettirmek. infection  bulama, bulatrma, sirayet, geme.  
 bulac, sari; bulatrc; bozucu, ifsat edici; bakalarna kolay geen (glme, nee) infectiously  bulac olarak, bakalarna kolay geebilir ekilde. 
 ksr. 
 fena ifade olunmu, beceriksizce yaplan, mnasebetsiz; honutsuz. 
 uygun olmayan sz veya davran; talihsizlik, honutsuzluk. 
 (-red,- rinq) anlamak, karmak, istidlal etmek; gstermek, ifade etmek; netice karmak. 
 netice karma, mana karma; (man.) karsama; netice, sonu. 
 sonu olarak karlabilir. inferentially  istidll edilerek, dolayyle anlayarak. 
  aa; adi, baya; mevki veya rtbede aa; ikinci derecede, ehemmiyeti az; (astr.) gne ve dnya arasnda olan; ufkun altnda olan; (bot.) baka organn altnda yetien, alt; (matb.) harflerin veya satrlarn altna dizilen;  aa derecede olan kimse veya ey. 
 aalk, adilik, bayalk, kymete aalk. inferiority complex aalk kompleksi. inferiority feeling aalk duygusu. 
 cehennemi, eytani, cehenneme ait; iren, melun. infernal machine suikast bombas. infernally  eytancasna; ar olarak. 
 cehennem; cehennem gibi yer. 
 orak, mahsulsz, verimsiz; ksr. infertil'ity  verimsizlik; ksrlk. 
 zarar verecek kadar bir yerde ok olmak, zarar vermek; (bit, kurt) istila etmek, etraf sarmak.
 istila (bit, kurt)  
  imansz, mmin olmayan, kafir;  kfir kimse.  
 sadakatsizlik, hyanet; zina; imanszlk, kfr. 
 (beysbol.) drt esas hat dahilindeki saha, bu sahada oynayan oyuncular; iftlik evine yakn tarla. infielder  (beysbol.) i sahada oynayan oyuncu. 
 szlmek, szp ieri gemek; szmek; (ask.) nfuz etmek, dman hatlarna gizlice girmek. infiltration  szme, szlme. 
(ks.) infinitive.
  hudutsuz, nihayetsiz, sonsuz; bitmez, tkenmez, sayya gelmez; pek ok; klli; mutlak;  sonsuz saha, sonsuzluk. Infinite Being Sonsuz Varlk, Cenab Hak. infinite pains sonsuz gayret. infinite time ebediyet. infinitely  son derecede.  
  blnemeyecek kadar kk, paralara ayrlamayan;  (mat.) hududu sfra yaklaan miktar. infinitesimally  pek az, hemen hi gibi, son derecede (kk) 
  (gram.) mahdut olmayan; mastara ait;  mastar. split infinitive: "to quickly report" cmleciinde olduu gibi zarf ile iki ksma ayrlm mastar. 
 hudutsuzluk, mahdut olmay, sonsuzluk.  
 hudutsuzluk, nihayetsizlik; (geom.) yakn bir hat veya sahann hudutsuzluk iinde kaybolan taraf; (mat.) sonsuzluk. 
 zayf, kuvvetsiz, halsiz; sebatsz metanetsiz. infirmity  zayflk; hastalk; sakatlk; ahlak bozukluu. infirmness  zayflk, kuvvetsizlik. infirmly  zayf bir ekilde. 
 (okul, fabrikada) revir; hastane; klinik. 
 bir eyin iine tutturmak, iine geirip balamak; salamca yerletirmek. 
 (gram.) asl kelimenin ortasna konan ek. 
 alevlendirmek, tahrik etmek; fkelendirmek; (tb.) iltihaplandrmak; alevlenmek, ate almak, tutumak. 
  ate alr, tutuur, parlar; kolay kzdrlr (madde) inflammability  tutuabilme. 
 alevlendirme, tutuma; (tb.) kzarma; (tb.) iltihaplanma, iltihap. inflammatory  tahrik edici, alevlendirici; kzdrc. 
 hava ile iirmek; gururlandrmak; piyasaya ok sayda kt para karmak. inflatable  iirilebilir. inflated  imi, iirilmi; enflasyon haline getirilmi. inflation  enflasyon, para ikinlii; ikinlik. inflationist  enflasyon usul taraftar. 
 ses tonunu deitirmek; emek; (gram.) tasrif etmek, ekmek. 
, (ng.) inflexion  sesin ykselip alalmas; bklme, eilme, erilik; (gram.) ekim, bkm; (mat.) yayn i bkeylikten dbkeylie veya aksine deimesi. 
 eilmez, ok sert; inat; sebatl, bir kararda. inflexibil'ity  eilmezlik. inflexibly  eilmeyerek. 
 vermek (an, ac, ceza) inflict a punishment on a person birini cezaya arptrmak. 
 ceza, eziyet. 
 iek ama; top halinde iek ama; ieklerin saplar zerinde umumi durular. 
 ieriye ak. inflow pipe ieri aktma borusu, verici boru. 
  nfuz, bask, tesir, etki, hkm; sz geen kimse, tesir eden kimse veya ey; (slang) piston;  tesir etmek, szn geirmek; messir olmak. undue influence (huk.) gereksiz tesir. under the influence (k.dili) sarho. 
tesirli; sz geen. 
 grip hastal, salgn nezle, enflanza; (bayt.) hayvanlara mahsus bir eit enfluanza. 
 ieriye akma, akn; nehir az. 
(bak.) enfold.
 bilgi vermek, haber vermek, sylemek, bildirmek; ekil vermek, canlandrmak; fikrini amak; against veya on  ile ihbar etmek.  
 teklifsiz, resmi olmayan, merasimsiz; resmi elbise gerektirmeyen; konuma diline zg. informality  teklifsizlik. informally  teklifsiz olarak,gayri resmi olarak. 
 haber veren kimse, malumat veren kimse. 
 malumat, bilgi, haber; (huk.) ikyet; danma. 
 bilgi verici, aydnlatc, eitici. 
 bilgili, tahsilli. 
 jurnalc, mzevir kimse; ele veren kimse. 
(Lat.) bir insann stne yakmayan, yakksz, (ng.), (k.dili.) infra dig. 
 su, kurala veya kanuna kar hareket, kurallar bozma. 
 krlamaz; bozulamaz. 
  enfraruj, kzltesi olan;  kzltesi nlar. 
 nadir, az bulunur, her zaman olmayan, seyrek. infrequency  seyreklik. infrequently  seyrek olarak, nadiren. 
 bozmak, ihll etmek; tecavz etmek, kar gelmek. infringement  tecavz; sakatlama, bozma; bir hakkn ihlli. 
,- ulate,- uliform  huni eklinde. 
 ldrtmak, ok kzdrmak, ok fkelendirmek. 
 alamak; telkin etmek, ilham etmek; iine dkmek veya aktmak; demlendirmek (ay) infusive  tesir edici; ilham veren; demlendirici.  
 eritilmez, birletirilemez; kartrlabilir, iine dklebilir. 
 iine dkme veya aktma; iine dklme; kartrma, katma; demlendirme; kaynam iecek (ay veya ila); (tb.) damarlara zerketme. 
 ufak ve tek hcreli hayvan, halaml. infusorial  halamllarla dolu (toprak)   
(sonek) kk fiildeki hareketi belirtme: fishing balk tutma; a singing bird tc ku; drinking fountain su iilen eme. 
 hasad toplama, devirme. 
 tekrarlamak.  
 hnerli, marifetli; zeki, usta; usta ii, maharetle yaplm. ingeniously  maharetle, ustallkla. ingeniousness  maharet, ustalk. 
 (Fr.) saf kz; sahnede saf kz rol yapan kadn oyuncu. 
 yaratclk; maharet, hner, marifet. 
 ak yrekli, samimi, candan; masum, saf. ingenuously  alk yreklilikle. ingenuousness  alk yreklilik. 
 midesine indirmek (yemek)
 ayp, erefsiz, utandrc. 
  ieriye giren; memuriyete balayan;  ieri girme, balama. 
 kle.  
  kkletirmek, yer etmek; ham iken boyamak, dokunmadan boyamak;  kklemi; ham iken boyanm. ingrain carpet dokunmadan boyanm hal. ingrained  kklemi, tam. 
 nankr kimse.  
 sevdirmek; sevgisini kazanmak. ingratiate oneself with a person yaclk yaparcasna birisine sokulmak. 
 nankrlk, iyilik bilmeyi.  
 (tb.) iddeti yava yava artan, arlaan (hastalk) 
 bir karmdaki maddelerden her biri, cz.   
 girme, girme yetkisi; girilecek yer; (astr.) gne tutulduu zaman ayn arz glgesi iine girmesi, bir gezegenin arz ve gne arasndan geerken gne dairesinde ilk grn.
 giri, giri hakk. 
 (sosyol.) yelerinin karlkl bir dayanma iinde olduu herhangi bir grup. 
 bir eyin iine doru byyen. 
 iine batm. ingrown nail etin iine gmlerek byyen ayak trna, batan trnak. 
 kasa ait. 
(bak.) engulf. 
 oburcasna yutmak. 
 sakin olmak, ikamet etmek, iinde oturmak. inhabitable  iinde oturulur, oturmaya elverili.  
 ikamet, sakin olma; mesken, ev. 
 (bir yerde) ikamet eden kimse. 
 solukla ieriye ekilen ila.  
 solukla ieriye ekme, teneffs; solukla ieriye ekilen ila. 
 solukla ieriye ekmek, teneffs etmek, nefes almak; imek; sigara dumann iine ekmek. inhaler  solukla ieriye eken kimse; solukla ieri ekmeye mahsus ilalar veren alet.  
 uyumlu olmayan, uyumsuz, ahenksiz; mzik yntemine aykr, kt sesli. inharmoniously  uyumsuz olarak.  
 bir eye bal olmak, meydana gelmesi zorunlu olmak, oluu zorunlu olmak, tabiatnda var olmak. inherence, - cy  doal olarak veya aslnda bulunma.  
 tabiatnda var olan. be inherent in a thing bir eyin aslnda veya tabiatnda mevcut bulunmak. inherently  tabiatnda, doal olarak, doutan. 
 miras almak, kalt almak; varis olmak. inheritor  varis.  
 miras kalmas mmkn olan, irsi, kaltmla geebilir. 
 miras, kalt; (huk.) veraset; kalt alma. 
 tabiatnda veya aslnda mevcut bulunma. 
 tutmak, brakmamak, mani olmak, kendini ekmek. inhibited  ruhsal etkenler yznden hareketlerinde serbest olmayan, ekingen. inhibitory  menedici.  
 tutan ey, brakmayan zellik; yasak, memnuiyet; (psik.) etrafn tesiri ile hareketlerdeki ekingenlik. 
 misafir kabul etmez, konuk sevmez, misa- fir sevmez; barnak olmayan (yer) inhos- pitably  souk davranarak. inhospitableness  misafir sevmezlik, souk muamele. 
 misafir sevmezlik, souk muamele.  
 bir firmann iinde olan, yaplan veya neredilen. 
 zalim; ilgisizlik veya bilgisizlikten dolay bakalanna veya hayvanlara eziyet e(den.)                                                                                         
 gmmek, defnetmek. 
 insanlk d, merhametsiz, efkatsiz, zalim; kyc. inhumanly  insafszca. inhumanity  insaniyetsizlik. 
 dman, hasm, zt, muhalif, kart; ters, uygunsuz. inimically  dmanca.  
 taklit edilemez, yanslanamaz, ayn yaplamaz, benzetilemez; esiz, misli bulunmaz. inimitabil'ity  taklit edilemez hal. inimitably  taklit edilemez surette.  
 gnah; ktlk; hakszlk, adaletsizlik. 
 gnahkar, haksz, kt, kanuna aykr. iniquitously  gnahkarca; hakszca. 
   (-ed,- ing veya- led,- ling) bataki, birinci, evvelki;  kelimenin ilk harfi; kta bandaki byk harf;  ksa imza atmak. Initial Teachlng Alphabet okumay renmek iin ngilizce bir fonetik alfabe. initially  balangta, evvela. 
 balatmak; altrmak, gstermek; yelie kabul etmek;  yelie yeni kabul edilmi kimse; bir grubun srlarn ve adetlerini bilen kimse. 
 yelie kabul treni; balatma, balay. initiator  balatan kimse. 
  sebep olan, balatan, tevik edici;  balama yetkisi; balama kabiliyeti veya hevesi, kiisel teebbs, ncelik. 
 tantc, balatan, balang trnden. 
 ieri atmak; sokuturmak; rnga etmek, enjeksiyon yapmak. injector  enjeksiyon yapan kimse veya ey; (mak.) enjektor. 
 ieri atma; ieriye atlan ey; (tb.) enjeksiyon, zerk; (mak.) islim kazanna souk su skma; konu d bir fikri ortaya atma. injection cock pskrtme musluu. injection engine souk su skarak islimi younlatran makina, kondanseli makina. injection nozzle pskrtc. injection pipe pskrtme borusu. hypo dermic injection deri altna yaplan ine.  
 tedbirsiz, aklsz, basiretsiz. injudiciously  tedbirsizce. 
 emir, uyarma, t; emir verme, yasak etme; (huk.) taraflardan birine belirli bir davranta bulunmamasn emreden karar. 
 incitmek, fenalk etmek, zarar vermek; bozmak, ihlal etmek; rencide etmek, hakszlk etmek. 
 zararl, dokunur, muzr, rencide edici, haksz; yeren, yerici (szler), aalayc, onur krc. injuriously  zarar dokunacak biimde, inciterek. injuriousness  zarar, zarar verme. 
 zarar, ziyan, hasar; eza, zg; hakszlk; yara. 
 hakszlk, insafszlk, adaletsizlik. 
  mrekkep; mrekkepbalnn kard siyah sv;  stne mrekkep srmek; mrekkep bulatrmak. ink bag m- rekkepbalnn mrekkep torbas. ink horn  boynuzdan yaplan eski biim mrekkep hokkas. ink in kurun kalemle izilmi veya yazlm eyleri mrekkeplemek. ink pad stampa. ink up mrekkeple koyulatrmak. inkwell  okul sralarndaki mrekkep hokkas. indelible ink solmaz veya kmaz mrekkep. invisible ink gzle grlmeyen ancak s veya kimyasal yntemlerle belli olan mrekkep. printers ink matbaa mrekkebi. solid ink kalp eklinde kuru mrekkep. 
 ima, iaret; sezi, kuku. 
 mrekkepli, mrekkep gibi, simsiyah. inkiness  mrekkeplilik, simsiyahlk. 
 kakma, ileme ile ssl. 
   bir memleketin denizden uzak yerleri; memleketin ierisi, dahil;  memleketin ieri ksmlar olan, dahili, denizden uzak;  ieriye doru, ierilerde, denizden uzakta. Inland Sea Japon adalar ile evrilmi kapal deniz. inlander  memleketin i tarafnda oturan kimse.  
 (k.dili.) evlilik vastas ile yakn akraba. 
 (inlaid) iine kakmak, kakma ilemek; bir resim veya sayfay kat veya mukavvadan ereve iine koymak. 
 kakma ii; disi. dolgu. 
 koy, kk krfez; giri, girilecek yer; kaklm para veya ey. 
( iir) yrekte, ite, derunen; iten, btn yrekten, can ve gnlden, tamamen. 
 hapishane veya akl hastanesinde bulunan kimse; sakin; bakas ile ayn evde oturan kimse; birlikte oturan kimse. 
(Lat.) hatrasna, ansna. 
 en ieride olan, dahili, deruni. 
 han, otel; Londra'da baz binalarn isimlerinde talebe yurdu manasna gelir. innkeeper  hanc, otelci. Inns of Court Londra'da avukatlk stajn yapma hakkn  veren drt belli cemiyet; bu cemiyetlere ait binalar. 
 (o.), (k.dili.) i ksmlar, i organlar (makina, vcut) 
 tabii, yaradltan olan, doutan, tanr vergisi. innately  doutan olarak. innateness  doutan olma.  
 ierideki, dahili, i; ruhani; gizli, sakl. inner circle i grup, en imtiyazl danman grubu. inner (sig.)nificance derin veya gizli mana. inner city ehrin merkezinde fakirlerin oturduu mahalle. inner city  ehrin i mahallesine ait. inner space denizalt uzam; zihnin uuralt ksm. inner voice (mz.) soprano ile baso arasndaki orta ses. the inner man insann derunu, ruh, iyz, vicdan; (aka) mide, itah. inner tube i lastik. innermost  en ierideki, en iteki.
 sinirlerini kuvvetlendirmek; metanet ve cesaret vermek; canlandrmak. 
( beysbol) her iki taraf oyuncularnn birer vuru sras, beysbolda iki tarafn sra ile vurucu mevkiine gelmesi. innings  (kriket) bir tarafn on oyuncusu oyun d edilinceye kadar vuru sralar; bir parti veya bireyin iktidar mevkiinde bulunduu devre; sra, nbet.  
 masumiyet, susuzluk; safiyet, saflk. 
  masum, susuz, kabahatsiz, gnahsz, zararsz; saf, akl ermez; azade; kanuni, hilesiz;  masum kimse veya ocuk; aptal kimse. innocent emusement zararsz elence. innocently  masumca, saflkla. 
 zararsz, incitmeyen. innocuously  zararszca. 
 adsz, isimsiz. innominate bone (anat.) kala kemii. 
 yenilik karmak, deiiklik yapmak. innova'tion  yenilik; icat. in'novator  yenilik karan kimse. 
 zararsz, zarar vermez. innoxiously  zararszca. innoxiousness  zararszlk. 
 ima, kinaye; imleme, dolaysyle anlatma; (huk.) hakaret davasnda aklama.  
 saylmaz, sayya gelmez, hesapsz, pek ok. innumerably  saysz olarak. 
 gdaszlk. innutritious  gdasz. 
 dikkatsiz, etrafna dikkat etmez, dalgn. inobservance  dikkatsizlik. 
 alamak; aa alamak; (mec.) alamak (fikir) inoculable  alanabilir. inoculation  a; alama. 
 kokusuz.  
 zararsz, kimseye zarar vermez, dokunmaz, incitmez. inoffensively  zararszca, incitmeyerek. inoffensiveness  zararszlk.  
 (huk.) sebepsiz yere asl mirasya zarar veren veya kendisini mirastan dren (vasiyetname); vazifesi olmayan.
 ameliyat edilemez; altrlamaz. 
 ilemeyen, tesirsiz; bo, hkmsz. 
 zamansz, mevsimsiz, mnasebetsiz, uygunsuz, srasz. inopportunely  vakitsizce, uygunsuz zamanda. 
. ar, hadden fazla, oransz; dzensiz. inordinately  ar olarak. 
 uzvi olmayan, cansz, inorganik. inorganic chemistry inorganik kimya. inorganic substances inorganik maddeler.  
 dallar bir araya gelip bitimek (bedendeki damarlar); bir araya getirip bititirmek. inoscula'tion  bir araya gelip birleme.  
 hastanede yatan hasta.  
(Lat.) ilelebet, ebediyen.  
(t.) yreinde, kafasnda (gizli plan)  
(Lat.) muhtemel, olabilir, imkn dahilinde.  
(Lat.) ahsen, bizzat, kendi ahsnda. 
 bir makinaya verilen enerji miktar; bir elektrik cihazna verilen cereyan veya voltaj; bir ahsn yedii yemek miktar; bir elektronik beyne verilen bilgi. 
 resmi kontrol ve soruturma. coroners inquest sebebi bilinmeyen lmlere ait resmi soruturma. 
 rahatszlk, skunetsizlik; endie, kayg. 
 sormak, sual etmek; aramak, aratrmak; soruturmak, tahkikat yapmak. inquire about (a thing) (birey) hakknda sual sormak. inquire after (a person) bir kimsenin hal ve hatrn sormak. inquiringly  cevap beklercesine.
 sorgu, soruturma, aratrma. 
 soruturma, aratrma; sorgu, sorguya ekme; b.h. Engizisyon mahkemesi. inquisitional  Engizisyon veya soruturma ile ilgili.  
 sual soran, merakl, mtecessis. inquisitively  merakla, tecesssle. inquisitiveness  merakllk, tecesss. 
 aratrma veya soruturma yapan kimse; Engizisyon mahkemesi yesi. Grand Inquisitor Engizisyon mahkemesi reisi. inquisitorial  Engizisyona ait. inquisitorially  Engizisyon kabilin(den.)  
 (gen.) (o.) akn, baskn, salgn.  
 ieriye hcum, baskn. 
(ks.) inches, insulated, insurance. 
 inerken (yemee) tkrk katmak. insalivation  tkrk katma. 
 sala yaramaz, sala dokunur, zararl. insalubrity  shhate aykrlk. 
 deli, ldrm; delilere mahsus; delice, manasz. insane asylum tmarhane. insane person deli kimse. insanely  delicesine. insanity  delilik, cinnet. 
 sala zararl, pis. 
 doymak bilmez, doymaz, kanmaz; agzl, obur. insatiableness, insatiabil'ity  doymazlk, agzllk. insatiably  kanmayarak. 
 doymak bilmez, hi kanmaz, ok obur. insatiately  hi kanmadan.  
 yazmak, kaydetmek; taa veya tunca yazt yazmak, hakketmek; ithaf etmek; (geom.) bir ekil iine dahilen temas etmek zere bir ekil izmek. 
 kitabe, yazt, yaz; ithaf; madalya veya para zerinde olan yaz. 
 anlalmaz, idrak edilemez, esrarl. inscrutably  anlalmaz ekilde. 
 bcek, haere; nefrete lyk kimse. insect powder haarat tozu. 
 bcek beslemeye ve retmeye mahsus yer. 
 haarat ilc. 
 haarat cinsinden, haarattan ibaret.  
 bcekil hayvan. insectiv'orous  bcek yiyen, bcekil. 
 emniyetsiz, salam olmayan, garantili olmayan, tehlikeli; endieli. insecurely  emin olmayarak, salam vaziyette olmayarak. insecurity  emniyetsizlik.  
 dllemek, ilkah etmek, tohumlamak, tohum ekmek; fikrine sokmak, alamak. insemination  dlleme, dllenmi olma. 
 hissiz, duygusuz; insafsz, merhametsiz; cansz.  
 hissetmez; hissiz, duygusuz; cansz, baygn; hissolunamaz, farkna varlamaz; yava; ilgisiz, aldr etmeyen. insensibil'ity  duygusuzluk, hissizlik, insafszlk, merhametsizlik. insensibly  duygusuzca, insafszca, merhametsizce. 
 hissetmez, hissiz, duygusuz. 
 hissi olmayan, hissiz, cansz. 
 ayrlmaz; bal; (gram.) ayrlmaz surette kullanlan (nekler) inseparables  ayrlamayan eyler, ok yakn dostlar. inseparableness  ayrlmazlk. inseparably  birbirinden ayrlmaz surette.   
 ortaya eklenen ey; kitap ortasna eklenen sayfalar; bir mecmua veya gazete arasna konulan ilve. 
 sokmak, arasna sktrmak, ortasna geirmek. 
 ekleme; eklenen ey; bir ilnn gazeteye bir defa konmas. 
 tneyebilen (ku) 
 bir eyin ortasna konulan para; ilve, ek; (cor.) met. 
 (inset, insetting) bir eyin ortasna ek koymak.  
  kyya yakn;  sahile doru. 
 (edat) ieride, ieriye; (edat) ierisine, ierisinde.
  i, i taraf, dahil; i yz;  i, iteki, dahili. inside in formation ieriden szan haberler. have the inside track yar alannn en i ve dolaysyle en ksa ksmna yakn olmak; daha elverili mevkide olmak. inside out ters yz. insider  ierideki kimse, i yzn bilen kimse. insides  karn ile barsaklar, i organlar, i ksmlar. 
 gizlice frsat kollayan, sinsi; hain, hilekr. insidiously  sinsice. insidiousness  sinsilik. 
 vukuf, anlay, bir eyin i yzn kavrama. 
 (o.), (Lat.) nian almetleri, nianlar; rtbe iaretleri. 
 manaszlk; nemsizlik, ehemmiyetsizlik, deersizlik. 
 manasz; nemsiz, ehemmiyetsiz; czi, pek az; ufak; deersiz, demez. in(sig.)nificantly  nemsiz olarak. 
 samimiyetsiz, riyakr, vefasz, sadakatsiz, yalanc. insincerely  samimiyetsizce. insincerity  samimiyetsizlik.
 st kapal sylemek, ima etmek; kurnazlkla fikrini anlatmak; yava yava girmek. insinuatingly  ima ile.
 ima, st kapal sz; tevecch kazanmaya yneltilmi sz veya hareket.  
 snk; tatsz, yavan, lezzetsiz. insipidly  snk bir ekilde. insipidity, insipidness  snklk. 
 srar etmek, sebat gstermek, davasndan vaz gememek. insistence  srar, sebat. insistent  srar edici, zorlayc. 
(Lat.) asl yerinde, tabii vaziyetinde.  
(bak.) ensnare. 
 sarholuk, bekrilik, ikiye dknlk, itidalsizlik. 
 u kadarki. insofar as ... e kadar. 
 gnee maruz brakmak, gnelendirmek. insola'tion  gnee maruz brakma; gnee serip kurutma; (tb.) gne arpmas; (tb.) hastaya gne banyosu yaptrma. 
 ayakkabnn i astar; kundura iine konan taban astar. 
 kstah,terbiyesiz, arsz. insolence  kstahlk. insolently  kstaha, cretkrca.  
 erimez; halledilemez, izah olunamaz, zlemez. insolubly  halledilmez surette. insolubility  erimemezlik; zlemezlik. 
 hallolunamaz, izah edilemez. 
  borcunu deyemez, ifls etmi; borcu kapamaya kfi olmayan;  mflis kimse. insolvency  mflislik, ifls.  
 uykusuzluk, uyuyamazlk. insomniac  uykusu zor gelen kimse. 
 (gen.)" as" veya "that" ile o dereceye kadar, o kadar ki.  
 (Fr.) gailesiz, ilgisiz, kaygsz, tasasz, endiesiz. insouciance  gailesizlik, ilgisizlik, lkaytlk, kaygszlk. 
(bak.) ensoul. 
 .(-ned,- ning) arabaya komak.  
 tefti etmek, muayene etmek, yoklamak, bakmak. inspection  muayene, yoklama, tefti. 
 mfetti, tetkik memuru, enspektr; kontrol memuru. inspetorate, inspectorship  mfettilik memuriyeti veya dairesi. 
 ilham, esin; vahiy; telkin; ieriye doru nefes alma. inspirational  ilham verici, ilham edici. inspir'atory  nefesin ieri ekilmesine ait.  
 ilham etmek, esinlemek; telkin etmek; iine ekmek (nefes), nefes almak.
 canlandrmak, can vermek, neelendirmek, mit vermek. 
 koyultmak, daha youn bir hale koymak. 
(ks.) instant, institute, institution. 
 dayankszlk; kararszlk, sebatszlk. 
 sabit olmayan, kararsz; dayanksz. 
 taksit; ksm, blm. installment plan taksit usul.  
 yerine koymak; tesisat yapmak, tanzim etmek, dzenlemek; makamna getirmek (memur), bir yere yerletirmek. installa'tion  tesisat, tertibat, dzen; askeri s; fabrika. 
 rnek, misal; kere, defa. for instance rnein, mesel. at the instance of (onun) isteinden tr. court of first instance asliye mahkemesi.  
 misal getirmek; rnek ile gstermek. 
 acil olma.  
 hemen olan, derhal olan; cil; imdiki; su ilavesiyle hemen hazrlanan (yiyecek) instantly  hemen, derhal. 
 an, dakika, lahza. at this instant bu anda. the instant (I.) came ben gelir gelmez.  
 bir anda olma .  
 ani, anszn, annda olan, bir anlk. instantaneously  bir anda olarak; hemen. 
 hemen, derhal, birdenbire.  
 (-red, -ring) yldzlarla donatmak; yldz gibi yapmak.  
 (biyol.) iki deri dkme zaman arasnda meydana gelen deiim safhasndaki bcek; bu safha. 
 bir yere yerletirmek, belirli bir yere koymak.   
( eski) yenileme, tazeleme, onarma. 
 yerinde, yerine, karlk olarak. instead of yerine. He came here instead. Oraya gideceine buraya geldi. Bakasnn yerine kendisi buraya geldi. 
 ayan st ksm, tabann oyuk tarafnn stndeki ksm, ayakkab veya orabn st ksm; at bacann art diz ile bukalk arasndaki ksm. 
 kkrtmak, tahrik etmek, tevik etmek. instiga'tion  kkrtma, tahrik, tevik. in'stigator  kkrtc kimse. 
 yava yava retmek veya alamak; damla damla iine aktmak. instilla'tion  fikir alama.  
 insiyak, igd; istidat. instinctive  igdye ait, igdsel. instinc'tively  igdsel olarak. 
 (gen.) "with" ile dolu (can, his, kuvvet ile) 
 kurmak, tesis etmek; (kil.) atamak.  
 kurulu, messese; enstit, okul; bilimsel kurum; konferans serisi. institutes  (huk.)uk el kitab. 
 yerlemi gelenek veya kanun; devaml olan ey; kurulu, messese, tesis; tmarhane, hapishane. 
 kurulu veya kuruma ait; gelenee ait, bir mevzuun esasna ait. institutional food herhangi bir messesenin kard yemek. institutionalize  kurum haline getirmek; adet haline getirmek; (A.B.D.), (k.dili.) dknler evine yerletirmek. 
 gelenek veya detlere ait, (huk.)ukla ilgili. 
 kurucu. 
 okutmak, ders vermek, retmek, eitmek; talimat vermek, yol gstermek. instructor  retmen, eitmen; asistan; okutman. 
 retme, renim, eitim, talim; bilgi verme. instructions  direktif, emir, talimat.  
 retici, eitici. instructively  bilgi verici bir ekilde. 
  alet; vasta; enstrman, mzik aleti, alg, saz; belge; belgit, senet;  (huk.) senet yazmak. instrument panel kontrol tablosu. on instruments aletler vastasyle uak idare edilerek. percussion instrument davul ve zil gibi vurularak alnan mzik aleti. string instrument telli mzik aleti, telli saz. wind instrument nefesle alnan alg, nefesli saz.  
 yararl, tesirli, etkili; yardmc, arac olan; bir alete ait; (mz.) enstrmantal. instrumentalist  alg alan kimse. instrumentally  yararl bir ekilde.  
 vasta, ara; vasta olma.  
 (fels.) etkili eylem iin mantki dnce gerektiini ileri sren bir tr faydaclk. 
 bir mzik parasnn eitli seslerini alglara taksim etme, enstrmantasyon; aletler takm; alet kullanma; aletli i grme.  
 asi, itaatsiz, kafa tutan, ba kaldran,isyan eden. insubordination  ba kaldrma. 
 esassz, hakiki olmayan, hayali; zayf, kuvvetsiz.  
 ekilmez, katlanlamaz, tahamml olunamaz. insufferably  tahamml olunamayacak derecede. 
 eksik, kiyafetsiz, yetersiz, ehliyetsiz. insufficiently  yetersiz derecede. insufficiency  yetersizlik, yetmezlik. 
 zerine flemek; iine flemek, iine hava vermek. insuffla'tion  zerine veya ierisine fleme veya hava verme.
 adaya ait, adaya zg; adada yaayan; ayrlm; dar fikirli; (tb.) adacklar halinde olan. insular'ity  dar grllk. 
 tecrit etmek, izole etmek, yaltmak; ayrmak. insulating tape (elek.) izole bant. insula'tion  tecrit, izolasyon. insulator  (elek.) izolatr, fincan.  
 insulin, pankreas bezesinin kard bir madde (eker hastalnda vcuda il olarak zerkolunur)
 hakaret, onur krma, aasama, hor grme, kt davran; (tb.) yara. 
 tahkir etmek, hor grmek, fena muamele etmek, erefini krmak. insultingly  aasayarak, hakaretle, onur krarak. 
 baa klmaz, yenilemez; geilemez. insuperably  baa klamayacak bir ekilde. 
 tahamml edilemez, ekilmez, dayanlmaz; haksz. insupportably  dayanlmaz bir ekilde. 
 bastrlamaz, nlenemez. 
 (sig.)orta, (sig.)orta etme; (sig.)orta paras, (sig.)orta taksiti. insurance broker (sig.)orta acentesinde alan kimse. insurance company (sig.)orta irketi. insurance policy (sig.)orta poliesi. insurance premium (sig.)orta primi. fire insurance yangn (sig.)ortas. health insurance salk (sig.)ortas. life insurance hayat (sig.)ortas. marine insurance deniz (sig.)ortas.
 sigorta etmek; emniyet altna almak; sigorta olmak; temin etmek. insurable  sigorta edilebilir. insured  sigortal. 
  asi, ba kaldran, kafa tutan;  ihtilalci, asi. insurgence, insurgency  ayaklanma, isyan.  
 yenilemez, geilemez, baa klmaz, stn gelinemez. insurmountably  yenilemeyecek derecede.  
 isyan, ayaklanma, ihtill. insurrectional, insurrectionary  isyan kabilinden. insurrectionist  isyan taraftan, asi, ba kaldran kimse. 
 duygusuz, hissiz;" to" ile hissetmez, etkisinde kalmaz; "of" ile zmlenemez, yaplamaz.  
(ks.) intelligence, interest, interior, interjection, internal, international, interval, in-transitive.  
 bozulmam, dokunulmam, el srlmemi, salim, eksiksiz. 
  hakkedilmi oyma i; oyma;  oyma ii yapmak (zellikle kymetli ta stne) 
 giri az, giri; ieriye alnan ey. intake valve emme supap. 
  fiziksel varl olmayan, el ile tutulamaz, dokunulamaz; kavranamaz, kafaya giremez;  fiziksel varl olmayan ey; (tic.) manevi deer. 
 kakmaclk. 
 tam say; btn.  
  bir btnn ayrlmaz bir paras olan, gerekli; bir birlik meydana getiren paralardan oluan; btn, yekpare, blnmemi; (mat.) tam sayya ait, kesir olmayan;  btn bir ey; tam adet; e, cz, unsur; (mat.) integral. integral calculus btnleme hesab, integral hesab. integrally  btn btn, tamamyle. 
  bir btn meydana getiren, btnleyici; terkibe dahilolan;  btnleyici ey.  
 tamamlamak, btnlemek, btn veya yekpare klmak; btnleme hesab yapmak. integrated circuit (elek.) ufak bir silikon parasnda ok ksml elektronik devre. integra'tion  yekpare veya tamam klma; (mat.) kkenlerinden fonksiyonu bulma, btnleme; (A.B.D.) btn rklar ayn sosyal gruplarda birletirme.  
 doruluk, drstlk; btnlk. 
 deri, zar, kabuk, gmlek. integumen'tary  deri veya kabuktan ibaret.  
 akl, zihin, idrak, anlk; akl sahibi kimse. 
 anlama, anlay, idrak.  
  akli, zihni; akll, yksek zek sahibi; ok okumu, lim, bilgili, mnevver;  mnevver kimse, entellektel kimse. intellectuality  mnevverlik, zihni kabiliyet. intellectually  zeka ile, anlayarak.
 mnevverlik, anlklk, ilmin mantktan ktn ileri sren kuram.
 akla fazla kymet veren kimse; ilmin mantktan ktn iddia eden kimse.
 limce ifade etmek; dnmek. 
 akl, zek, anlay; istidat; zek sahibi; malumat, haber; bilgi, vukuf. intelligence bureau istihbarat brosu. intelligence quotient zek blm, Ilm zeka derecesini gsteren rakam. intelliqence service istihbarat tekilt. intelligence test zek testi. 
 akll, zeki, anlayl; kabiliyetli; maharetli, usta. intelligently  akllca, anlayla. 
 aydnlar, mnevverler snf. 
 anlalr, idrak edilebilen. intelligibly  anlalr surette. intelligibil'ity  anlalabilme. 
 arlk, ifrat, taknlk; ar dknlk; ayyalk . 
 takn, ar; sert, frtnal, bozuk (hava); iddetli (sz); ayya, bekri. intemperately  ifratla, taknca. intemperateness  ifrat, taknlk. 
 zihninde kurmak, niyet etmek, tasarlamak; kasdetmek, meram etmek, demek istemek. intended  (k.) dili nianl (erkek veya kz) 
 idare memuru. intendancy  memuriyet. 
 iddetli, kuvvetli, keskin, hararetli; gergin. intensely  iddetle, kuvvetle. intenseness  iddet, kuvvetlilik . 
 iddetini artrmak; (foto.) resmin daha belirli kmas iin negatifi kuvvetlendirmek. intensifica'tion  kuvvetlendirme. 
 keskinlik, iddet, ifrat derece; younluk, koyuluk . 
 iddetli, bir noktada toplanm; youn; iddet gsteren; dar bir sahada ok mahsul yetitirmeye vesile olan; (tb.) tedrici alama suretiyle tedaviye ait. intensive care unit (tb.) hastaya ok ynden bakm imkn veren hastane tertibat. intensively  bir noktada toplanm olarak . 
 dikkatli, gayretli; niyet etmi. intently  dikkatle. intentness  sk dikkat. 
 maksat, niyet, meram, kast.  
 maksat, niyet, murat, meram; mana; kast; (o.) evlenme niyeti; (tb.) yarann kapanma tarz. intentional  maksatl, mahsus, kastl. intentionally  kasten, mahsus. 
 (red, ring) gmmek, defnetmek. 
(nek) arasnda; birbiriyle.
 birbirini etkilemek. interaction  birbirine tesir etme. interactive  birbirini etkileyen . 
 (bred) eitli hayvan veya bitkileri kartrarak retmek. 
 takvime ilave edilen; ilve edilmi ay veya gn olan (yl); araya giren . 
 araya sokmak, araya ilve etmek; takvime gn veya ay ilave etmek . 
 araya girmek, araclk etmek, tavassut etmek. 
 (biyol.) hcreleraras. 
 durdurmak, yolunu kesmek; yolda iken tutmak, tevkif etmek. interception  tevkif, durdurma. interceptor  yol kesen kimse; avc ua. 
 rica, bakalar hesabna yalvarma; iltimas isteme. 
 arac, arabulucu; efaati, bakas iin iltimas isteyen kimse. intercessory  arabuluculukla ilgili, bakas iin yardm rica eden .  
 deitirmek, mbadele etmek, dei toku etmek . 
 mbadele, deitirme, nbetleme; mukabele; vastalarn trafii aksatmadan giri veya dn yapabildii ve bir hz yoluyla dier bir yolun kesitii kavak. 
 bir biriyle deitirilebilir. interchangeability, interchange'ableness  birbiriyle deitirilebilme, birbirinin yerini tutabilme. 
 kolej veya niversiteler aras. 
 (mim.) bina direkleri arasndaki aklk, iki stun arasndaki aralk. 
 (k.dili) dahili telefon sistemi . 
 birbiri ile konumak veya muhabere etmek, birinden dierine serbeste gidip gelmek. intercommunicable  birinden dierine geilebilir. intercommunica'tion  bir biriyle temas, ulam. 
 mterek olma . 
 birbirine balamak. interconnection birbirine bal    olma; ba.  
 ktalararas . 
 kaburga kemikleri arasnda olan. 
 grme, konuma, mnasebet; cinsi mnasebet.  
 aralarnda cereyan eden; (tb.) baka hastala karan. 
 muhtelif mezhepler arasnda vuku bulan, mezhepleraras. 
 karlkl dayanma. interdependent  bir birine bal olan. interdependently  birbirine dayanarak. 
 yasak, yasak etme; (Kat.) bir kimseyi kilise veya ibadet ayinlerinden menetme . 
 menetmek, yasak etmek; (Kat.) kilise ayinlerinden menetmek. interdiction  yasak. interdictory, interdictive  yasak eden, yasaklaylc. 
 bir ka bilim dalyle ilgili .  
 alaka, ilgi, merak; merak uyandrma, zevk verme kabiliyeti; hisse, pay; menfaat; kar, kazan; faiz; (o.)  iktisadi hayatta hakim grup. in the interest of menfaatine, iin. vested interests (ikt.) alakadar menfaatler; haklar tannm iktisadi messeseler. 
 alakadar etmek, ilgilendirmek; merakn uyandrmak; hissedar etmek, ortak etmek. interested  merakl; bir eyde hakk olan; menfaat gzeten. interested in a thing bir eye merakl .  
 enteresan, dikkate deer, ekici. interestingly  alka uyandracak surette. 
 iki cisim arasndaki ortak yzey, arayz. 
 karmak, mdahale etmek; atmak, zddiyet gstermek; dokunmak, zarar vermek; (fiz.) birbiri zerine tesir etmek; mni olmak; baz oyunlarda kar tarafn yolunu kesmek . 
 karma, dokunma, satama; (fiz.) giriim, karm; (radyo) parazit . 
 kk hareket veya mesafeleri iki nn arpmasyle Ien alet, atma Iei . 
 birbiriyle reyebilen .  
 birbirinin arasna veya iine akan, birbirine karp akan. 
 birbiriyle katlamak. 
 kartrmak, katmak; her taraf dolmak; karmak . 
 (astr.) gkadalar aras . 
 (jeol.) buz devreleri aras ile ilgili. 
 yava yava birbirine karmak .  
  aralk, fasla (zaman);  muvakkat; geici. ad interim muvakkaten, geici olarak, aradaki zaman md- detince. in the interim aradaki zamanda . 
  ierideki, i yerlere ait, dahili; sahil veya huduttan uzak; iten, manevi;  i, dahil; i yerler, i ksm.      interior decoration i dekorasyon. interior planet gne ile dnya arasnda bulunan gezegen.  
(ks.) interjection.
 iine atmak, arasna katmak . 
 (nlem), nida; nida etme; sz arasna koyma. interjec- tional  (gram.) ara sz kabilinden; (nlem) eklinde. 
 a gibi rmek, ebeke haline koymak; kartrmak. 
 iine kartrmak; (konumay) ssl szlerle doldurmak . 
 (o.) leaves) bir kitabn arasna konan bo sayfa. 
 kitabn sayfalar arasna bo yapraklar ilve etmek. 
 yaznn satrlar arasna baka yaz yazmak; kuma ile i astar arasna orta astar koymak. interlining  orta astar. 
 satrlar arasna yazlm. 
 satrlar arasna yaz yazmak. interlineation  satrlar arasna yazlan yaz. 
 halkalarla birbirine balamak . 
 birbirine balamak, birbirine kenetlemek; (mak.) birlikte ilemeleri iin manivelalar birbirine balamak. interlocking directorates idare heyetleri ekseriyetle ayn yelerden meydana geldiinden birlikte alan irketler.  
 bakas ile konuan kimse; ABD komedyen lsn sorularyle yneten ortadaki adam. interlocution  konuma, mkleme, muhavere. interloc'utory  konumaya ait, konuma niteliindeki. 
 bakasnn iine karmak, tecavz etmek. interloper  bakasnn iine burnunu sokan kimse. 
 arada olan olay; (tiyatro) ara piyesi, perde aras; (mz.) ara fasl. 
 ayn grnmedii zamanla ilgili. 
 eitli aileler veya milletler arasnda evlenme; yakn akrabalar arasnda evlenme.  
 deisik milletten birisi ile evlenmek; aileler arasnda kz alp vermek . 
 karmak, mdahale etmek, qereksiz vere mudahale etmek . 
 (tiyatro) bir gsteride filim, teyp band, renkli klar gibi eitli teknikler kullanma .  
  arada bulunan, araclk eden, vasta olan; meyan - clk eden;  vasta, meyanc, arac; ortada bulunan ey.  
  ortadaki, orta seviyede bulunan, aradaki;  orta  seviyede bulunan ey; orta boy araba; meyanc, vasta, arac; (kim.) ara mamul. intermediately  ara yerde bulunarak; vasta olarak . 
 Inn gmlmesi, defnetme. 
 (tiyatro) ara perdesi, iki perde arasnda oynanan ufak  piyes; fasllar birletiren mzik paras veya bale, kk fasl .  
 sonsuz, nihayetsiz, bitmez, tkenmez. interminably  sonu gelmeyerek . 
 birbirine kartrmak veya karmak.  
 aralk, fasla; tatil, aralk verme; (tb.) ate nbetlerinin arasndaki mddet. intermissive  aralkl, faslal, kesik kesik. 
 (ted, ting) ara vermek, geici olarak tatil etmek. intermittingly  ara vererek . 
 arada kesilen, aralklarla meydana gelen. intermittent fever (tb.) belirli aralklarla gelen ate, stma. intermittence  geici olarak ara verme. intermittently  zaman zaman durarak . 
 birbirine kartrmak veya karmak.  
 muhtelif eylerin birbirine karmas; karm ey, ka rm, halita; ilave edilen ey.  
 duvarlar arasnda olan. 
  enterne etmek; (bir gemiyi bir limanda) hapsetmek; harp zamannda kapamak, alkoymak, gz altna almak;  stajn yapan tp rencisi; staj yapan kimse.  
  ie ait, iinde bulunan, dahili, i; iilir (ila); iten, deruni, btni. internal combustion engine i yakml makina. internal evidence bir eyin kendisinde bulunan delil. internal medicine dahiliye. internal revenue devlet geliri. internal structure i bnye, i yap. internally  dahili olarak, iten; i tarafta, dahilde.
 milletleraras, beynelmilel, uluslararas, enternasyonal. international code Mors alfabesi; (den.) uluslararas iaret sancaklar sistemi. Inter national Date Line Byk Okyanus'ta gn deitirme hatt. international Iaw milletleraras (huk.)uk. International Morse Code Beynelmilel Mors Alfabesi. International Phonetic Alphabet Milletleraras Fonetik Alfabe. internationally  milletleraras olarak. 
 milletler arasnda birlik ruhu veya fikri, enter - nasyonalizm.  
 enternasyonalizm taraftar.  
 milletleraras kontrola sokmak, enternasyonal hale koymak, beynelmilel klmak. internationalization  milletleraras bir hale getirme. 
 (bak.) intern.
 birbirini krp Idren; Idrc, mahvedici.  
 enterne edilmi kimse. 
 dahiliye uzman. 
 enterne edili. internment camp enterne kamp,  temerkz kamp.  
 boum, bir sapn iki boumu arasndaki ksm. internodal  bu ksma ait .  
 doktorluk staj: staj devresi; staj bursu. 
 Papa elisi bulunmayan bir yabanc memlekete   Vatikandan gnderilen siyasi memur; arac, arabulucu. internuncial  vcudun farkll klslmlarn birbirine balayan (sinirler); Papa elisi ile ilgili .  
 okyanuslar arasnda bulunan, okyanuslar birbirine balayan . 
 (biyol.) bir birine balanmak; birbirinin arasna girmek . 
 gensoru amak. interpellation  gensoru. 
 tamamen iine girmek; birbirinin iine nfuz etmek. interpenetra'tion  tam olarak nfuz etme. 
 (bina, gemi uakta) muhtelif ksmlar arasnda kullanlan dahili telefon . 
 (astr.) gezegenler aras. 
  karlkl etkileme;  karlkl etkilemek. 
 (huk.) nc bir ahsn (huk.)ukunu tespit veya tayin maksadyle mahkemede birbiri ile davalamak. interpleader  (huk.) bir borlunun kendisinden alacak iddia eden iki kiiden hakiki hak sahibi olann tespiti iin bunlar arasnda almasn istedii dava. 
 interpol. 
 yazya kelime veya ibare ilave ederek asl metni deitirmek; iki ey arasna baka bir eyi sokmak; (mat.) ara deeri bulmak. interpola'tion  ara deeri bulma; metne ilave. 
 iki eyin arasna koymak; araya girmek, mdahale etmek . 
 araya girme, karma, mdahale. 
 manasn izah etmek, tefsir etmek, yorumlamak; tercme etmek, tercmanlk etmek. interpretable  tercme olunur; tefsiri mmkn. interpreta'tion  yorum, tefsir, izah, mana. inter' pretative  izah edici, yorumlayc. 
 yorumcu; tercman, mtercim. 
 rklararas. 
 (o.) -na, -nums) iki hkmdar devresi arasndaki hkmdarsz devre; hkmetin kanunen aIamad devre. 
 karlkl mnasebet. interrelated  birbiri ile alkas olan . 
 soru iareti ile nlem iaretinden icat edilmi kark bir iaret . 
 sorguya ekme; soru sorma. interrogation point soru iareti .  
  sorulu, sual ifade eden;  soru edat, soru kelimesi .interrogatively  soru sorarak.  
 sorgu yargc; sual soran kimse. 
  soru trnden, soru belirten, sual ifade eden;  (huk.) yazl olarak sorulan sorular .
 sorguya ekmek; sual sormak .  
(Lat.) ikaz etmek iin, korkutmak iin.  
 kesmek, aralk amak, ara vermek, fasla vermek; intizamn bozmak, arasn kesmek; birinin szn kesmek, birinin iine mni olmak. interrupted  kesilmi. interruptedly  aralklarla, faslalarla. interruptive  aray kesici. interruptively  arasn keserek.  
 arasn kesen kimse veya ey; (elek.) birden cereyan kesen ve veren tertibat, kesici tertibat . 
 ara, fasla, kesilme, inkta, aras kesilme. 
 okullar aras. 
 kesimek; katetmek, kesmek, ikiye blmek, birbiri zerinden gemek (yol)  
 kesime, kavak; (geom.) kesime noktas veya hatt, ara kesit. 
 tatil. 
  ara vermek, aralk brakmak;  ara, aralk, fasla . 
 arasna serpmek, kartrmak. interspersion  serpitirme.  
 ABD eyaletleri arasnda olan . 
 yldzlar arasnda vaki olan, yldzlar arasndaki mesafelere ait. 
 yark, atlak; birbirine yakn iki para arasndaki aklk. 
 atlaa ait; dokulararasnda bulunan. 
 (jeol.) baka tabakalar arasnda tabaka olarak bulunan.  
 bir eyin baka eyler arasna veya muhtelif eylerin birbirine rlp karmas.   
 kabileler arasnda olan. 
 iki dnence arasnda bulunan. 
 birbirine rmek veya sarmak; rlmek, sarlmak. intertwiningly  birbirine rerek.
 kasaba veya ehirler arasnda bulunan, ehirleri birbirine balayan (demiryolu, telefon) 
 aralk, fasla, mesafe, ara; mddet, zaman; (mz.) iki ses arasndaki perde fark, enterval, aralk. at intervals aralarla, faslalarla, zaman zaman, ara sra.  
 karmak, araya girmek, mdahale etmek, dzeltme maksadyle araya girmek; arada bulunmak; dier olaylar arasnda meydana gelmek; araclk yapmak; (huk.) nfuzunu kullanmak, dava dahili olmak. intervention  araclk; mdahale, karma.  
  rportaj yapmak, grmek;  grme, mlakat, rportaj. 
 birbirine sarmak; birbirine dolamak . 
 (wove, woven) beraber dokumak, dokuyarak birbirine birletirmek; birbirine kartrmak.  
 (wound) birbirine sarmak, bir arada bkmek. 
  vasiyetname brakmadan len; vasiyetnameye girmemi;  vasiyetname brakmadan len kimse. intestacy  vasiyetsiz Ime. 
 dahili, memleket iinde vuku bulan (zellikle kt eyler iin kullanlr) 
 barsak. Iarge intestine kaln barsak. small intestine ince barsak. intestinal  barsaklara ait. 
(bak.) enthrall.
(bak.) enthrone.
 ima etmek, dolaysyle anlatmak. intima'tion  ima. 
  ok yakn dostluk ve ilikiye ait; deruni, iten, yrekten, candan; mahrem; yakndan;  teklifsiz dost;  candan arkada. be intimate with ile samimi olmak; kanun d cinsi mnasebeti olmak. intimacy  mahremiyet, teklifsiz dostluk. intimately  samimi bir ekilde .  
 gzn korkutmak, sindirmek, yldrmak. intmida'tion  gzda verme.  
(edat.) iine, dahiline, -e, -ye, ieri. be into ile megul olmak, merakls olmak; (bir kimseye) borlu olmak
 ekilmez, dayanlmaz, tahamml olunmaz. intolerabil'ity  dayanlmaz hal. intolerably  ekilmez derecede.  
 hogrsz, msamahasz; tahammlsz. intolerance  msamahaszlk, ho grmeme. intolerantly  msamaha gstermeden. 
(bak.) entomb.
 monoton bir makamla okumak; (dilb.) seslenmek . 
 konuma ekli, ive, ses tonunun ykselip alalma ekli; (mz.) doru ses perdesi, seslem, tonotm. 
 monoton bir makamla okumak; belirli bir ses vermek.  
(Lat.) btnyle, hep beraber, tamamyle. 
  sarho edici;  sarho eden madde. 
 sarho etmek, mest etmek; sevinten lgn hale sokmak; (tb.) zehirlemek. intoxica'tion  sarholuk, mest olu; (tb.) zehirlenme. 
(ks.)intransitive.
(nek) iinde bulunan.
 gs kemiinin i tarafnda olan.  
 inat, serke; kolay kontrol edilemeyen, yola getirilemeyen. intractabil'ity, intractableness  kolaylkla yola getirilememe. intrac'tably  kolayIkla kontrol edilemeyecek ekilde. 
 (mim.) kemerin asl i kavsi. 
 molekl iinde bulunan veya meydana gelen.  
 mektep iinde yaplan, bir okulun snflar arasnda olan (oyun, msabaka) 
 kasn iine zerkedilen, kasn iini etkileyen. 
(ks.) intransitive.
  uzlamaz, uzlasmas imkansz;  (pol.) uzlamayan kimse, ihtilaf. intransigence  uyumazlk, ihtilafta inat. 
 (gram.) geisiz, nesnesi olmayan, nesnesiz (fiil), (abbr.) (nsz.) intransitively  geisiz olarak . 
(tb.) hamilelii nlemek iin kullanlan ve dlyata yoluna yerletirilen kk alet, spiral . 
 damarn iinde bulunan veya damarn iine tesir e(den.)   
(bak.) entrench.
 ylmaz, korkusuz, cesur, yiit. intrepid'ity  yiitlik. intrep'idly  yiite. 
 kark, sklmez, mkl, mulak, anlalmas g; girintili kntl. intricacy, intricateness  artc derecede kark olma. intricately  kark olarak. 
 (Fr.) entrikac, hilekr, dalavereci. 
 entrika, desise, hile; el altndan grlen i; gizli ak maceras; merak uyandrabilme kabiliyeti; hikyeyi ilgin bir duruma sokan kark olaylar. 
 merakn uyandrmak, ilgisini ekmek; artmak; el altndan i grmek, entrika evirmek, dalavere yapmak, hilekrlk etmek; gizlice sevimek. intriguingly  merakn uyandrarak .  
 aslnda olan, esasi, yaradltan, hakiki. intrinsically  aslnda olarak. 
(nek) ie doru.
(ks.) introduction, introductry.  
 takdim etmek, tantrmak; ortaya karmak, ortaya koymak, teklif etmek; tantmak; yeni bir bilgi getirmek; retmek, usuln gstermek; iine sokmak; ne srmek; balamak, amak . 
 takdim, tantrma; tavsiye mektubu; kitap nsz; balang; giri; ortaya getirilen veya konan ey. 
 nsz veya tavsiye kabilinden; tantma maksadyle  yaplan. 
 dini ayinin balangcnda sesle okunan ilhi.  
 (psik.) kendisini baka biri veya baka bir ey zannetme. 
 bir eyin baka bir eyin iine sokulmas.  
 kendi dnce veya hislerini tahlil etmek. introspection  kendi dnce ve hislerini tetkik ve tahlil etme, murakabe, i gzlem. introspective  kendi kendini tetkik kabilinden .  
  iednk kimse, iine kapank kimse; (biyol.) kendi iine evrilen uzuv;  ieriye doru evirmek veya emek; dncelerini kendi zerine evirmek; (zool.) bir uzvu kendi iine evirmek (salyangoz gz gibi) introver'sion  ieriye doru dnme veya evrilme.  
 zorla ieriye sokmak; istenilmeyen bir yere msaadesiz ve davetsiz girmek; (jeol.) tabakalar arasna sokmak (volkanik kaya) . 
 davetsiz misafir, hakk olmad yere giren kimse. 
 zorla ieri girme, fuzuli igal; davetsiz olarak sokulma, msaadesiz ekilde araya girme.  
 msaadesiz gelip zorla ieri giren; (jeol.) tabakalar arasna giren (volkanik kaya) intrusively  tabakalar arasna girerek. intrusiveness  zorla ieri girmeye meyli olma. 
(bak.) entrust.
 (tb.) boaz gibi bir nefes alma organnn iine boru sokmak (difteride) intubation  boru sokma ameliyesi. 
 iine doma; muhakeme kullanmadan meydanda olmayan bir eyi sezme, sezgi. intuitional  ie doma ile ilgili, sezgili .  
 (fels.) hakikatlerin akl ve bilgi ile deil de sezgi yolu ile ortaya karlabileceini ileri sren reti; duyularmzla algladmz cisimlerin gerek olduunu savunan reti; insann sezgi anlayna sahip olduunu ve bununla doru ahlk kaidelerini bulacan savunan reti. intui'tionist  bu felsefeyi savunan kimse. 
 sezgi yolu ile anlalan veya renilen. intuitively  sezgi ile . 
 ien, kabaran; hararetle byyen. intumescence  ime, kabarma. 
 (biyol.) iine alma; (tb.) bir ksm barsan yanndaki ksmn iine girmesi; yiyecek gibi yabanc bir maddenin vcuda girerek doku haline gelmesi. 
(bak.) entwine.
(bak.) entwist.
 ya srme, yalama; (tb.) ovarak ya deriye iirme. 
 su ile kaplamak, su basmak, sel basmak; ok fazla miktarda mevcut olmak; garketmek. inunda'tion  sel, tufan; ok fazla miktarda olma.  
 nezaketsiz, terbiyesiz kaba. 
 dayanmaya altrmak, adet etmek . 
 yaklm ceset kln muhafaza iine koymak; gmmek. 
 Izumsuz, faydasz, bo, nafile. inutil'ity  faydaszlk. 
(ks.) invented, inventor, invoice.
(Lat.) bolukta, havasz yerde. 
 saldrmak; tecavz etmek, hcum etmek; istila etmek; ihll etmek . 
 iine koymak, zerine klf geirmek. 
 iine koyma, zerine klf geirme; (tb.) bir ksm barsan baka bir ksmn iine girmesi . 
 geersiz, hkmsz, battal, muteber olmayan. 
   hasta zayf, hastaIkl, yatalak, sakat; hastaya mahsus;  hasta kimse, yatalak kimse; sakat kimse;  re karmak, hastaneye gndermek; malul klmak; hasta olmak, malul olmak; (ing.) hasta sayarak memleketine gndermek. invalidism  hastalk, maluliyet. 
 hkmsz klmak, battal etmek. invalidation  hkmsz brakma, iptal . 
 hkmszlk, muteber olmay, battallk.  
 ok kymetli, paha biilmez. invaluably  ok kymetli bir ekilde. 
 deimeyen, her zaman bir olan, sabit bir durumda kalan. invariabil'ity  deimezlik. invar'iably  deimeyerek; ayn ekilde, istisnasz; mtemadiyen, her zaman. 
  deimesi imknsz sabit;  (mat.) sabit nicelik. 
 istil, saldr, akn; tehlikeli veya zararl bir eyin saldrmas veya sirayeti. invasive  istilaya ait; saldrya ait. 
  ar hakaret, svp sayma, kfr, tahkir, tezyif;  kfr mahiyetinde. 
 tenkit etmek, atmak. inveigh against paylamak, kmak. 
 aldatmak, kandrmak, ayartmak, batan karmak; aldatarak bir kimseye i yaptrmak. inveiglement    aldatma, kandrma. 
 icat etmek, ihtira etmek, karmak, tretmek; uydurmak, dzmek . 
 icat; ihtira, tretme, uydurma, yalan; icat kabiliyeti, ihtira kuvveti; zellik, hususiyet, orijinallik. 
 yaratc, bulular olan; icat etmekle ilgili, hnerli. inventiveness  icat kabiliyeti, yaratclk. 
 icat eden kimse, mucit, treten kimse. 
  envanter; deftere kaytl eya;  mfredat defterine geirmek, kaydetmek. 
 gerekle ilgisi olmay. 
 skoya'da bir ehir; kolsuz erkek cppesi. 
  ters evrilmi, ters, aksi;  (mat.) ters sonu. inverse ratio veya proportion (mat.) ters orant. inverse'ly  tersine olarak. 
 ters dnme, altst olma; tersine dnm ey; ters evirme; (kon.) (san.) bir cmledeki kelime srasnn deimesi; (kim.) deiim, deime, sakarozun frktoz ve glikoza ayrlmas ve bu esnada polarize nlarn titreim dzleminin sadan sola evrilmesi; (meteor.) scak hava tabakasnn souk hava tabakasnn stne kmas sonucunda ykseltiyle beraber snn da artmas.
 tersine evirmek, tersyz etmek, altst etmek; bir mzik parasnda notalarn srasn deitirmek. invert sugar dekstroz ile levloz karm; meyva ve balda bulunan tabii eker. invertedly  tersine.  
 (kim.) bira mayasnda ve baz hayvanlarn barsaklarnda bulunan bir ferment.  
  (zool.) omurga kemii olmayan, omurgasz, vertebrasz; mukavemetsiz, dayanksz, zayf iradeli;  omurga kemii olmayan hayvan; dayanksz kimse.  
 (para) yatrmak; (para, g, zaman) sarfetmek; memuriyete koymak; (saIhiyet) vermek; kuatmak. invest in ileride gelir salamak iin bir eye para yatrmak. 
 incelemek, tetkik etmek, gzden geirmek, tefti etmek, tahkik etmek, aratrmak. investigable  incelenebilir, teftii mmkn. investigative  tefti ve incelemeye ait. investigation  tahkik aratrma, tetkik, inceleme, tefti. 
 resmen memuriyet makamna koyma, tayin; resmi elbise, niforma.  
 para koyma, yatrm; yatrlan sermaye; gelir getirmesi iin parann yatrld ey, para sarfedilen gelir kayna; memuriyete koyma; muhasara, kuatma; (biyol.) d deri. 
 kklemi, yerlemi, mzmin; dkn, mptel, tiryaki. inveteracy, inveterateness  mzminlik, yerleme, kkleme; tiryakilik. inveterately  kklemi olarak . 
 yaayamayacak. 
 kskandrc; haksz, hiddet uyandran; tiksindirici. invidiously  hiddet uyandnc bir sekilde. invidiousness  hakszlk.
 canlandrmak, kuvvetlendirmek, zindelik vermek. 
 yenilmez, malup olmaz, ylmaz. invincibil'ity, invincibleness  ylmazlk. invincibly  yenilemez bir ekilde.  
 eref ve haysiyetine dokunulamaz; dokunulmaz; bozulamaz, nakzedilemez, taarruz edilemez. inviolabil'ity, invi'olableness  taarruzdan masuniyet; kiisel dokunulmazlk. inviolably  ihlal edilemeyecek bir surette, masun olarak. 
 eref ve haysiyetine dokunulmam; bozulmam, nakzedilmemi, ihlal edilmemi.  
  grlmez, grnmez, gzle seilemez; abuk kestirilemez; (ikt.) resmi hesaplarda gzkmeyen;  grlmeyen ey veya kimse. invisible ink ancak kimyasal etki veya s tesiriyle grnen, aslnda renksiz olan mrekkep. invisibil'ity, invis'ibleness  grlmezlik. invis'ibly  sakl olarak.  
 davet; davetname; arma, ar. 
 davet ihtiva eden, davet kabilin(den.) 
 davet etmek, armak; cezbetmek, celbetmek; icrasn teklif etmek. invitingly  davetkar bir ekilde, cezbedici surette. 
 dua, niyaz, mnacat; toplu halde dua etme; dua cmleleri. invocatory  dua veya mnacat kabilinden. 
  fatura; gnderilen mal;  fatura karmak, fatura tanzim etmek. pro forma invoice proforma fatura. 
 dua etmek; niyaz etmek; armak; mracaat etmek; davet etmek; himayesini dilemek .  
 (o.) involucres, involucra) (bot.) Iifafe, brm, bileik ieklerin saplar altnda bulunup bir daire tekil eden ufak yapraklar. involucral  byle ufak yapraklar olan. 
 istenilmeden yaplan ihtiyar harici; tasarlanmam. involuntar'ily  istemeyerek, ihtiyar harici olarak, elde olmadan.   
  dolak, mkl, kark, girift; (bot.) ieriye kvrlm; (zool.)) baz bcek kabuklar gibi ieriye kvrlm, helezoni;  (geom.) involut. 
 kvrma, sarma; kvrlm ey; karklk, dolaklk; (gram.) mulak cmle, kark ifade; (fizyol.) genilemi veya alm bir uzvun eski haline dnmesi. 
 icap ettirmek, balamak, tabi klmak; sarmak, kuatmak, ihata etmek, iine almak, ihtiva etmek; kartlrmak, sokmak (mklat veya derde); duar etmek; (mat.) belirli bir dereceye ykseltmek. be involved (gen.) in iie alakas olmak, karm bulunmak; dalmak, garkolmak (bir ie) .  
 kolayca anlalamayan; aprak. 
 ballk, ilgi, alaka; kartrlma, sarlma. 
 yaralanamaz, incitilemez; fethedilemez. invulnerabil ity  yaralanamazlk, saldrdan zarar grmezlik. invul'nerably  yaralanamaz bir ekilde. 
  ieride bulunan, i, dahili; btni, manevi, ruhsal;  i ksm. 
 ite, ieride; derunen, derinliinde. 
 iyz, gerek hal; btnilik, ruhanilik.  
 ieriye doru, fikir veya ruhun derinliine doru. 
 (inwove, inwoven) baka kuma iine dokuyup rmek, bir kuma iine baka bir ey dokumak. 
(bak.) enwrap. 
(bak.) enwreathe. 
 ilenerek baka bir eye geirilmi; iine baka eyler dokunmu, karp birlemi. 
 Yunanistan'da Yanya ehri. 
 resmi ilerde dalaverecilik. 
 neeli, en, ho. 
 (kim.) iyodr, iyodr asidinin tuzu. 
 (iyot.) tincture of iodine tentrdiyot. 
 (kim.) iyodoform, iyotlu antiseptik sar renkli bir bileim. 
 iyon. ion'ic  iyona ait. 
  yonya veya yonyallara ait;  yonyal. Ionian Islands Yunanistan'n batsnda bulunan Yunan adalar. lonian Sea Yunan denizi. 
  yonya'ya ait; (mim.) yonya slubunda, yonik;  ,(iir) yonik vezinli msra; (matb.) kalnca bir eit harf. 
 iyonize etmek, iyonlatrmak. ioniza'tion  iyonlanma. 
 havakrenin yksek bir katman. 
(ks.) Independent Order of Odd Fellows.
 Yunan alfabesinin dokuzuncu harfi, yota; ok kk herhangi bir ey. not one iota hi, asla. 
(ks.) I owe you size olan borcum; bor senedi. 
(ks.) International Phonetic Alphabet.
 ipeka, (bot.) Cephaelis ipecacuanha; (ecza.) bu bitkiden yaplan ila. 
 ipomia, gndzsefas, alapa, (bot.) Ipomoea. 
(Lat.) "Kendisi syledi" bir delile dayanmayan sz veya ifade . 
(Lat.) kelimesi kelimesine ifade, ayn kelimeler.
(Lat.) yalnz bu sebeple, fiilen, haddi zatnda. 
 irade, ferman. 
 ran. Iranian   ran'a ait;  ranl. 
 Irak. Iraqi   Irak'a ait; Irakl; Irak Arapas. 
 kolay fkelenir, sinirli, huysuz, ters tabiatl. irascibil'ity  kzgnlk, huysuzluk. iras'cibly  sinirli bir ekilde. 
 fkeli, hiddetli, kzgn. irately  fkeyle, hiddetle. 
(ks.) intermediate range ballistic mis sile.
 teselli kabul etmez, avutulamaz. inconsolably  teselli kabul etmez ekilde. 
 fke, hiddet, kzgnlk. ireful  fkeli, (colloq.) tepesi atm. 
 rlanda. 
 sulhsever, sulh taraftar, sulha gtren, uzlatrc. 
 (bot.) ssengiller familyasa ait. 
 gkkua gibi renkleri olan, yanardner. iridescence  yanardnerlik. 
 iris tabakas, gzbebei etrafndaki renkli (ks.)m; gkkua veya buna benzer herhangi bir ey; (mit.) gkkua tanras; ssen, (bot.) Iris. brown iris pas llesi, (bot.) Iris lurida. 
  rlanda'ya ait; rlanda diline ait;  rlandal; rlanda dili; rlanda ivesiyle konuulan ngilizce; kavgaclk. Irish Free State Bamsz rlanda Cumhuriyeti. Irishman  rlandal erkek. Irish potato patates. 
 gzn iris tabakasnn iltihaplanmas. 
 bktrmak, usandrmak, taciz etmek, bizar etmek. 
 skc, bktnc, bizar edici, taciz edici, usandrc. irksomely  skc bir ekilde, bktrarak, usandrarak. irksomeness  skc olma, bktnc olma, usandrc olma. 
  demir; demir alet; t; maden l golf sopas; (tp.) demir urubu; (mec.) kuvvet, metanet;  demirden yaplm; demir gibi; merhametsiz, zalim, kat yrekli. Iron Age Demir Devri ironbound  demirle takvive edilmi; sabit; kuvvetli. ironclad   zrhl gemi;  demir kapl; kuvvetli, bozulmaz (kontrat, sz, art) Iron Cross Almanya'da bir nian. iron curtain demir perde. iron foundry dkmhane, demirhane. Iron Gate Tuna zerindeki Demirkap geidi. iron gray demir kr rengi. iron horse (A.B.D.), (k. dili) lokomotif. iron lung suni akcier. ironshod  demir nall; ucu demir. iror stone  demir filizi; bir nevi beyaz porselen. ironwood  demiraac, (bot.) Sideroxylon oxycaritha. ironwork  demir eya. angle iron demir kebent. cast iron (pik.) in irons zincire vurulmu, eli kelepeli. magnetic iron mknatsl demir. have many irons in the fire krk tarakta bezi olmak. sheet iron sa. Strike while the iron is hot Demir tavnda dvlr. structural iron inaat demiri. wrought iron dvme demir, ilenmi demir. 
 tlemek: demir kaplamak. iron out tlemek; (plann) teferruatn hazrlamak, przlerini gidermek; kelepelemek. 
 inceden inceye alay eden, istihza ifade eden, cinasl. ironically  istihza ile, alayl, iki manaya ekilebilecek surette. 
 alayl bir surette yazan veya konuan kimse, cinas. 
 (ng.) demirci ustas, demirhane efi . 
 (ng.) demir eya satcs, hrdavat, nalbur. ironmon- gery  demir eya, demir eya satcl, demir eya satan dkkn. 
 ok kuvvetli adam, yiit kimse; (o.), (b.h.) Cromwell'in svari askerleri. 
 demirden yaplm, demire benzer. 
 kastolunan eyin aksini sylemekten ibaret bir eit kinaye; insana alay gibi gelen bir tesadf. irony of fate kaderin cilvesi. dramatic irony bir piyeste karakterin bilmedii fakat seyircinin bildii durum. Socratic irony karsndakini artmak iin sahte cehalet taknma. 
 bir Kzlderili federasyonunun ismi: bu federasyona tabi bir fert. 
 k saan, ldayan, parlak. 
 aydnlatmak, tenvir etmek: zihnini amak; zerine samak (sevgi, sevin); rntgen nlarna tutmak. irradia'tion  parlaklk, k verme; zihnin aydnlanmas; s salmas; rntgen nlarna tutma. 
  aklsz, mantksz, kak, deli, muhakeme kabiliyeti olmayan; makul olmayan, akla uygun gelmeyen; mnasebetsiz, sama; (mat.) yadrasyonel. irrational'ity  mantkszlk. irra'tionally  mantksz bir ekilde. 
 mantksz dnce veya hareket.
 slah olunamaz. irreclaimably  tamamen (kaybolmu) 
  uzlatrlamaz, bartrlamaz, telif edilemez (fikir, tutum);  uyuamaz kimse, bartrlamaz kimse; (o.) uyumayan fikirler. irreconcilabil'ity  uzlatrlamaz olu. irreconcilably  uzlatrlamaz bir ekilde. 
 dzeltilemez; bir daha ele gemez, geri alnamaz, telfi edilemez; tahsili kabil olmayan. irrecoverably  bir daha ele gemeyecek ekilde. 
 reddolunamaz, kabul olunmas icap eden. 
 kurtulamaz; nakde tahvil olunamaz; bedeli tediye edilerek kurtarlamaz; aresiz, slah olunamaz. irredeemably  kurtulamayacak derecede. 
 kendi memleketinin kaybettii topraklar geri isteyen kimse. irredentism  byle bir kimsenin doktrini. 
 istenilen hale konulamaz; azaltlamaz, kltlemez; sadeletirilemez. 
 aksi iddia edilemez, inkr edilemez, itiraz kabul etmez. irrefragably  inkr edilemez bir ekilde. 
 fesholunamaz, bozulamaz; krlmaz (In) irrefrangibly  fesholunmaz bir surette. 
 aksi iddia edilemez, reddedilemez, itiraz kaldrmaz. irrefutably  reddedilmez bir ekilde. 
  dzensiz, kuralsz, nizamsz, intizamsz; usule aykr, yolsuz, usulsz; arpk, dz olmayan; babozuk (asker); (gram.) kural d; (bot.) simetrik olmayan, bakmsz (iek, bitki);  (ask.) babozuk kimse, eteci. irregular'ity  dzensiz!ik, intizamszlk, yolsuzluk, karklk, kurallara ve dzene aykrlk. irregularly  dzensiz bir ekilde, kurallara aykr olarak; arpk olarak; beklenmedik zamanlarda. 
 ilgisi olmayan, ilgisiz, konu d. 
 konu d, sadet d; mevzu ile alkas olmayan, gnn mhim konularyle ilgisi olmayan. irrelevance  konu d olma. irrelevancy  konu d olan ey. irrelevantly  konu ile ilgisi olmayarak. 
 dinsizlik; din aleyhtarl. irreligionist  dine kar olan kimse. 
 dinsiz, dine kar olan. irreligiously  dine kar karak . 
 aresiz, telfi olunamaz; tedavisi mmkn olmayan. irremediably  aresiz olarak, telafisi mmkn olmayarak. 
 affolunamaz, msamaha edilemez; zorunlu, mecburi, kanlmaz. irremissibleness  affolunamazlk, zorunlu olu. irremissibly  zorunlu olarak, msamaha edilemeyecek ekilde. 
 sabit; azlolunamaz, yerinden atlamaz. irremovably  sabit bir ekilde; azlolunamaz bir ekilde. 
 tamir olunamaz, aresiz, telfisi imknsz. irreparabil'ity  tamir kabul etmeme. irrep'arably  tamir veya telfi edilemeyecek ekilde. 
 yeri doldurulamaz, yenisi tedarik edilemez. 
 sndrlemez, bastrlamaz, baskya gelmez; zaptolunamaz; nne geilemez. irrepressibly  sndrlemeyecek bir ekilde. 
 kusur bulunamaz, aleyhinde sylenecek bir ey olmayan. irreproachableness  kusursuzluk irreproachably  kusur bulunamaz bir ekilde. 
 kar konulamaz, mukavemet edilemez, ok kuvvetli, ok ekici. irresistibil'ity  kar konulamama. irresistibly  kar konulamayacak ekilde. 
 kararsz, mtereddit, duruksun, ikircimli. irresolutely  kararsz bir ekilde. irresoluteness, irresolu'tion  kararszlk. 
 gz nnde bulundurmayan, -e bakmakszn, hesaba katmayan. irrespective of ne olursa olsun, hesaba katmadan. 
 mesuliyet duygusu olmayan, sorumsuz, gvenilemeyen. irresponsibil'ity  sorumsuzluk, mesuliyetini dnmeden hareket etme. irresponsibly  sorumsuzca, mesuliyetine mdrik olmayarak. 
 cevap vermez, mukabele etmez. irresponsiveness  mukabele etmeyi. 
 tekrarlanamaz, tekrar zerinden geilemez. 
 bir daha ele gemez; telafi edilemez. irretrievably  bir daha ele gemezcesine. 
 hrmetsiz, riayetsiz, saygsz. irreverence  saygszlk. irreverently  saygszca. 
 ters evrilemez; deitirilemez, geri alnamaz, kesin, kati. irreversibil'ity  tersine evrilememe, deitirilemez olu. irrevers'ibly  deirilemeyecek bir ekilde. 
 geri alnamaz, deimez, deitirilemez, feshedilemez. irrevocable letter of credit (dnlemez) akreditif. irrevocabil'ity, irrev'ocableness  geri alnamaz olu, feshedilemez olu. irrev'ocably  feshedilemez bir ekilde. 
 (topra) sulamak; tazelendirmek; (tb.) bir yaray antiseptik su ile ykamak veya zerine su serpmek. irriga'tion  sulama. 
 abuk kzan, alngan, titiz, sinirli; abuk heyecanlanan; (tb.) kolayIkla tahri olabilen, hassas. irritabil'ity  alnganlk, titizlik, havadan nem kapma; (tb.) ar hassaslk; sinirlilik, titizlik; (fiz.) uyartlma kabiliyeti. ir'ritably  sinirli bir ekilde. 
  sinirlendirici, fkelendirici; tahrik edici; tahri edici;  tahri edici madde veya alet; sinirlendirici herhangi bir ey. 
 sinirlendirmek, kzdrmak; tahrik etmek; tahri etmek; (biyol.) (bir siniri) harekete geirmek. irrita'tion  fke, hiddet; sinirlendirme. ir'ritative  sinirlendirici. 
 sinirlendirici, asap bozucu, kzdrc; tahrik edici; tahri edici . irritatingly  sinirlendirerek; tahrik ederek; tahri ederek. 
 ieriye baskn, hcum, istil. irruptive  baskn kabilinden. IRS hs, ABD Internal Revenue Service Milli Vergi Burosu 
(ks.), ABD Internal Revenue Service Milli Vergi Brosu.
(bak.) be; as is (tic.) imdiki haliyle, olduu gibi. 
(ks.) island.
 (fiz.) sesin iddeti ve berrakl ile ilgili. 
 (o.) ischia) (anat.) verek, kala kemiinin bir (ks.)m, iskiyum. 
(sonek), isimlerin sonunda ait, kabilinden, mahiyetinde, sfatlarda ise -ce veya -ca anlamna gelir: Turkish, whitish.
 balk tutkal; mika. 
 islam; islam alemi, islmiyet. IsIamic  slam'a ait. Islamics  slam ilimlerinin tetkiki. islamimsm  Mslmanlk, slamiyet. 
 ada, ada gibi yer. islander  adal kimse, adada oturan kimse. 
 ada, kk ada. 
 adack. 
(sonek) -lik, -cilik, -izm: Nationalism, radicalism.
 zel bir doktorun veya meslek (zellikle kmseme anlamnda) 
is not. iso onek ayn, eit
(nek) ayn, eit.
 izobar, ebas. 
 hava basnc eit olan (yerler) 
 ezamanl. isochronism  ezamanllk. 
 haritada mknatsn ayn eilim veya dn gsteren. isoclinal lines bunu gsteren izgiler. 
 izodinamik, eit kuvvete sahip olan, eit kuvvete sahip noktalar gsteren. 
 (dilb.) harita zerinde konumalar farkl olan blgeleri birbirinden ayran izgi. 
 (geom.) eke, eit al. 
 ayrmak, tecrit etmek; (kim.) bir maddeyi baka maddelerden ayrmak; karantinaya almak, 
 tecrit, ayrma, tek bana brakma veya braklma, ayr koyma. isolationism  tecrit politikas. isolationist  kendi memleketinin dierlerinden ayn hareket etmesi taraftar, tecrit politikas taraftar. 
 (kim.) izomer. 
 (kim.) izomerili. isom'erism  izomeri. 
 l bakmndan eit olan, Ileri eit olan. isometric exercise hareketsiz olarak kaslma ile adale egzersizi. isometrics  hareketsiz yaplan idman, kaslarn sistematik ve hareketsiz gerilip almas. 
 Ide eitlik; ykseltide eitlik. 
 izomorf. 
 (kim.), (biyol.) ebiimli, izomorf. 
 iki kenar birbirine eit olan, iki yan bir olan. isosceles triangle (geom.) ikizkenar gen. isosceles trapezoid (geom.) ikizkenar yamuk. 
 (jeol.) dnya st tabakasnn dengesi. 
 (meteor.) izoter, yaz esca. 
 esca gsteren izgi, escak, izoterm. isothermal  eit sda olan. 
 osmotik basnlar eit olan; (mz.) e aralkl. 
 (fiz.) izotop. 
 srail; eski srail kavmi; Museviler. 
  srail'le ilgili;  srailli. 
 srail kavminden bir fert. 
  yaynlama, yayn, basm; konu, mzakere konusu, mesele, sorun; sonu, netice; (mecmua) say; boalma yeri; boalma, k; donatma, tevzi, datm; ocuklar, nesil; (tb.) cerahat;  dar kmak, dar akmak; sonu vermek; husule gelmek; hasl olmak, domak, neet etmek; baslp yaynlanmak; karmak, datmak; vermek, ihra etmek; yaynlamak. issue of shares hisse senedi ihrac. at issue zerinde konuulan, mnakaa edilen, bahis konusu olan. bank of issue tedavl bankas. date of issue ihra gn. face the issue bir durumu olduu gibi kabul edip ona gre davranmak. join issue (bir mevzu zerinde) mnakaada bulunmak. take issue itiraz etmek. 
 (ks.)taa ait. 
 (ks.)tak, berzah. 
(zam.),  o, onu, ona, (cinsiyet belirtmeyen zamirin 3. tekil ahs);  ebe (oyunlarda) 
it is, it has. 
(ks.) Internatonal Teaching Alphabet.
  talya, talyanlar ve talyanca ile ilgili veya onlara ait;  talyan; talyan dili, talyanca. 
  italik harflere ait; italik yaz gibi;  (gen.) (o.) italik. 
 italik harflerle basmak; el yazsnda kelime veya satrn altna izgi izmek. 
 (t.)alya. 
  kanmak, gidimek; iddetle arzu etmek;  kant, kanma, gidime; iddetli arzu; uyuz hastal. itching palm ar kazan hevesi. itchiness  kanma, gidime. itchy  kantl. 
   para, kalem, adet; bent, madde, fkra; hesapta mnferit rakam;  aynntlar ile yazmak veya kaydetmek, not etmek;  keza, dahi. itemize  ayrntlar ile yazmak. 
 tekrarlamak, bir daha sylemek veya yapmak. itera'tion  tekerrr, tekrarlama. it'erative  mkerrer, yinelemeli; tekrarlayc. 
  dolaan, gezgin, seyyar; durmadan yolculuk eden;  seyyah; gezginci, seyyar kimse. itinerancy  seyyarlk, gezgincilik. itinerantly  gezici olarak. 
  yol; seyahat program; yolcu rehberi; seyahat kitab, seyahatname;  yola veya seyahata ait. 
 yolculuk etmek, bir yerden bir yere dolamak; gezici vaizlik etmek. 
(zam.) onun (it'in iyelik hali) 
(zam.) kendi, kendisi, bizzat. 
(ks.) intreuterine device.
(sonek) meyli olan; gibi: inductive.
 fildii; diin stndeki mine; fildii rengi; (o.) fildiinden yaplm eya; (o.), (argo.) piyano tular; zar. ivory black fildii klnden yaplan kara boya. Ivory Coast Fildii Kys. ivory nut Gney Amerika'ya mahsus bir eit hurma kozala. ivory tower dnya gereklerinden uzak hayal lemi, kafa dinleyecek yer. ivorytype  yar effaf bir fotoraf bir bakasnn zerine koyarak yaplan resim. ivorywhite   fildii renginde;  fildii rengi. black ivory Afrika'da zenci kle snf. vegetable ivory Gney Amerikaya mahsus bir eit hurma kozalandan kan ve dme yaplan madde. 
 sarmak, (bot.) Hedera helix. ivy clad, ivygrown, ivymantled  sarmakla rtl. ivy geranium sakz sardunyas. ivy vine frenk elmas, (bot.) Ampelopsis cordata. ground ivy yer sarma. poi son ivy Amerika'ya mahsus zehirli bir eit sarmak. ivied  sarmakla rtl. 
(ng.) -ise (sonek) benzemesine sebep olmak: christianize; etkisine uratmak: oxidize; deitirmek: mineralize; belirli bir ekilde davranmak: sympathize.
 (eski) Z harfi. from A to izzard bandan sonuna kadar, A'dan Z'ye kadar. 
(fiz.) joule.
 ngiliz alfabesinin onuncu harfi; c sesi. 
(ks.) Journal, Judge, Justice.
(ks.) Justice of the Peace. 
(ks.) judge Advocate.
(ks.) January.
  drtmek, itmek; ucu keskin bir eyle drtmek;  drtme, saplama. 
 hzl konumak, abuk abuk konumak; anlalmaz ekilde sz sylemek; anlamsz laf etmek;  abuk konuma; anlalmaz veya manasz laf. 
 scak memleketlerde bulunan bir eit leylek, (zool.) Jabiru mycteria. 
 (Fr.) bzgl dantel veya muslin gslk. 
 smbl, (bot.) Hyacinthus; (bak.) hyacinth. 
 (oto.) kriko; adam, kyl; gemici; ar ykleri yerinden kaldrmaya zg makina, bocurgat makinas; (iskambil) bacak, vale; baz oyunlarda top; (argo.) para; (elek.) priz; (den.) cvadra sanca, demir sanca; ingiliz veya Amerikan bayraklarnn st kesinde bulunan dikdrtgen (ks.)mdan ibaret sancak; erkek hayvan (eek, tavan); eskiden kullanlan bir zrhl ceket; (o.) be ta oyunu. creeping jack damkoruu, (bot.) Sedum acre. every man jack herkes. 
 up ile bocurgatla yksee kaldrmak; bir kimseye vazifesini hatrlatmak. 
iddetli ayaz veya kra.
 (eski) tkrldm delikanl, zppe, cicibey. 
 akal, (zool.) Canis aureus; bakasnn hesabna alaka i gren kimse. 
 terbiyesiz veya kendini beenmi kimse. 
 erkek eek; ahmak adam, eek herif. Iaughing jackass Avustralya'ya zg bir cins balkl. 
   kaba kuvvet; kaba kuvvet kullanan kimse;  kaba kuvvet kullanarak bakasn boyun emeye zorlamak;  kaba kuvvete dayanan. 
 bir tr kk karga, (zool.) Corvus monedula. 
  ceket; ciltli kitabn stne geirilen kt kap; (mak.) silindir ceketi;  (mak.) silindire ceket geirmek, kaplamak. 
 basnl hava ile alan kaya delgisi. 
 kutu alnca iinden frlayan yayl kukla. 
 ylan yastna benzer bir Amarikan bitkisi, (bot.) Arisaema triphyllum.
 iri ak. 
 balk feneri. 
 ii oyulmu ve bir tarafna insan ehresi ekili verilmi kabaktan oyuncak fener; bataklk yerlerde grlen bir aydnlk, bataklk yalaz. 
9 elinden her i gelen kimse, becerikli kimse. 
 marangoz rendesi, kaba planya. 
 (iskambil) pot, ortada biriken para. hit the jackpot ABD, (k. dili) en byk hediyeyi kazanmak, byk bir baar kazanmak. 
 kriko, miao. 
 nemsiz kimse, kukla; deersiz ey. 
 Mikado'nun pleri, bu plerle oynanan oyun. 
 (k. dili) gemici. 
 ABD ykselme, art. 
 Yakup peygamber, Yakup. 
Yakup Peygamberin ryasnda grd dnya ile cennet arasndaki merdiven; (den.) ounlukla tahta basamaklar olan ip merdiven.
 Yunan kediotu, (bot.) Polemonium caeruleum; bu trden herhangi bir bitki . 
  ngiliz kral 1. James'e veya zamanna ait; 17. yzyl ngiliz mimari ekline ait;  bu devirde yaam nemli kimse. 
 Fransa ihtilli srasmda iddet dnemini balatan politikac; Dominik tarikatnda papaz. 
 jakar. Jacquard loom desenli dokuma tezgh. 
 vnme; (huk.) bakasnn zararna olan bo vnme veya sav; (tb.) rpnma. jactitation of marriage (ng.), (huk.) geree aykr olarak belirli bir ahsla evlenmi gibi davranma suu. 
 yeim. 
  yal ve ie yaramaz beygir, ylk at; cad kar, irret kadn; fahie;  ar bir ie koarak takatini kesmek, ok yormak jaded  ok yorgun, bitkin; isteksiz, zevksiz. 
 (Al.) yrtc bir deniz kuu, (zool.) Stercorarius. 
 srail'de Yafa ehri. 
  (ged, ging) viraj, keskin dn; di, sivri u; ok dikeni gibi herhangi bir ey;  di di etmek, entmek . 
 (A.B.D.), (argo.) esrarn etkisinde olma; sarho edecek miktarda iki; iki lemi; nbet. have a jag on (A.B.D.), (argo.) sarho olmak, kafay bulmak; esrarn etkisinde olmak. 
 dili, entik, kertikli, sivi ulu. 
 hurma suyundan yaplan bir eit koyu renk eker. 
 entik, kertikli. 
 Amerika'ya zg kaplan cinsinden yrtc bir hayvan, jagar .
hentbola benzer bir spanyol oyunu. 
  cezaevi, tutukevi, hapishane, tevkifhane; hapis;  hapishaneye kapamak, hapsetmek, tutuklamak. jail fever tifsn eski ismi. 
 hapishane gediklisi; mahpus; ip kakn; pranga kaa. 
 gardiyan. 
 Hindu dininin bir koluna mensup kimse. Jainism  Hindu dininin bir kolu . 
 Cakarta, Endonezya'nn bakenti. 
 (argo.) yolunda, iyi vaziyette, (slang) iler tkrnda . 
 calapa, (bot.) Exogonium purga; bu bitkiden karlan mshil il. 
 ABD, (argo.) klstr otomobil. 
 (Fr.) Venedik usul pancur, jaluzi. 
 reel, marmelat. 
 (med, ming)  sktrp kmldamaz hale koymak, (ks.)trmak; bir eyin arasna skp hareketini durdurmak; skmak, almaz veya ilemez hale gelmek (makina, kap);  skma, sktrlma; bir araya skm insan veya eyler; zor durum; akntya engel olan birikinti; radyo yayna engel olmak zere baka bir istasyondan yaplan kuvvetli grlt. traffic jam trafik tkanmas. jampacked  dopdolu kalabalk, ine atsan yere dmeyecek halde. jam session (mz.) caz mzisyenlerinin bir araya gelerek mzik yapmalar. 
 Jamaika. 
 kap veya pencerenin dik yan veya kenar pervaz, sve; (mad.) galeri iinde direk olarak braklan maden cevheri . 
 (argo.) cmb, elenti, (slang) grgr.
(ks.) January.
  ahenksiz ses karmak; kavga etmek, ekimek;  ahenksiz ses; grlt. 
 yenieri. 
 bir binann temizlik ve tamir ileriyle megul olan memur; kapc, odac. 
 ocak ay. 
 eski Roma'da kaplar mabudu, ba iki yzl bir ilh. 
(ks.) Japan, Japanese.
 Japonya. Sea of Japan Japon denizi. 
 Iaka parlak ve sert cil, Japon vernii; Japon tarznda ilenmi ve cillanm ey. 
 (ned, ning) Japon lakas ile cillamak. 
  Japon, Japonya halk; Japon dili, Japonca;  Japonya'ya ait. 
  (eski) aka etmek; (slang) iletmek, aldatmak, alay etmek;  aka, hile, oyun. 
 Japon ayvas, (bot.) Chaenomeles lagenaria; kamelya, japongl, (bot.) Thea japonica. 
 (red ring)  sarsmak; titretmek; sinirlendirmek; sinirine dokunmak, batmak; bozuk ve atlak ses kartmak, ahenksiz ses karmak;  sarsnt, ok; atlak ses. on a jar on the jar hafife aralk. 
 kavanoz. 
 saks, sakslk; halanm sebzeler. 
 anlalmaz dil veya sz; belirli bir grubun kulland dil. 
 (min.) zirkonyum tann renksiz veya sar bir eidi. 
 yasemin, (bot.) Jasminum officinale. yellow jasmine sar yasemin, (bot.) Gelsemium sempervirens. 
 yeime benzer bir ta. 
  sarlk hastal; sa duyuyu bozan hissi durum;  sarla uratmak; saduyusunu etkilemek. 
  gezmek;  gezinti. 
 kaygsz; gsterili, k. jauntily  kaygszca, ftursuzca. jauntiness  kaygszlk, ftursuzluk. 
 Cava adas; Cava kahvesi; (A.B.D.), (argo) kahve. Java man 1892'de Cava'da bulunmu olan ve kemikleri maymununkine benzeyen bir tr insan fosili; (bak.) Pithecanthropus Javanese   Cava'ya veya Cava diline zg;  Cava halk veya dili. 
 cirit; elle atlan hafif karg, harbe. 
Javel suyu. 
  ene; (o.) az; mengene gibi aletlerin karlkl iki parasndan biri; (argo) laf, ene alma;  (argo) ene almak, drlanmak. jawbone   ene kemii;  (argo) tehditle bask yapmak. jawbreaker  ok sert akide ekeri; konkasor, krma deirmeni; (k.dili) telaffuz edilmesi zor kelime. jawed  eneli. 
 alakarga, kestane kargas, (zool.) Garrulus glandarius. jaywalker  pek ilek ve tehlikeli bir caddeyi trafik kurallarna kar gelerek dikkatsizce geen kimse. 
   caz mzii; caz mziine ait para; caz mzii ile yaplan dans; bir iir veya oyundaki canl ve gldrc unsurlar; (argo) canllk, hayatiyet, ruh;  caza ait, caz tarznda;  (argo) hzlandrmak, canlandrmak, (argo) cinsi mnasebette bulunmak, (slang) sikmek; ( argo) martaval okumak. jazz band cazbant, caz mzikisi, caz mzii alan topluluk. jazz up (argo) canlandrmak, hareketlendirmek, ruh vermek. jazzy  canl; caz gibi. 
 (ks.)kan, gnc, haseti; ar titiz. jealously  (ks.)kanlkla, hasetle. jealousy  (ks.)kanlk, gn, haset. 
 bir eit kaba pamuklu bez. jeans  bu bezden yaplan pantolon, blucin. 
 cip. 
  alay etmek, elenmek, istihza etmek, ta atmak;  istihza, alay, alayl sz, ta. 
 Yehova, Allah (Tanrnn braniceden ngilizceye geen bir ismi) Jehovah' Witnesses Yehova ahitleri. 
 eski srail kral Yehu; atlar lgnca sren arabac src, arabac. drive like Jehu lgnca araba srmek. 
 besleyici olmayan; kuvvetsiz, zayf; yavan, anlamsz, manasz, kuru. jejunely  kuvvetsiz bir ekilde; yavan olarak. jejuneness  kuvvetsizlik; yavanlk, anlamszlk. 
 (anat.) incebarsan st yars, bo barsak. 
 (A.B.D.), (k. dili) peltelemek, donmak, katlamak; tutmak, ekil almak. 
  meyva znden yaplm jelatinli marmelat;  pelteletirmek; peltelemek, pelte gibi donmak. calves-foot jelly paa jelatini. petroleum jelly vazelin. 
 (A.B.D.) ii jleli fasulye biiminde bir eker. 
 denizanas, medz, su medzu; (k. dili) kararsz kimse. 
 yerli Hint subay; Hintli ba hizmeti. 
 (ng.), (den.) domuztrna, (ks.)a demir ubuk; kzarm koyun ba, ba. 
 ufak spanyol beygiri; dii eek. 
 pamuk eirme makinas, krk; baz hayvan ve kularn diisi. 
 tehlikeye atmak, tehlikeli ve nazik bir durumda brakmak. 
 tehlike, nazik durum; (huk.) muhakeme edilmekte olan bir sann maruz olduu cezaya arplma ihtimali. in jeopardy of his life idam cezas tehlikesine maruz; hayat tehlikede. double jeopardy (huk.) ayn su iin ikinci defa yarglanma. 
 meyankkne benzer bir bitki, (bot.) Abrus praecatorius. 
 Kuzey Afrika'da bulunan uzun arka ayaklar zerinde srayan bir eit tarla faresi, aktavan, Arap tavan, (zool.) Jaculus jaculus. 
 cirit, cirit oyunu. 
 can skc ikyet, yaknma, figan, feryat. 
 Eriha ehri. 
 birdenbire ve iddetle ekmek; silkip atmak; sratmak. jerk out kesik kesik ve hzl sylemek. 
 eti uzun paralar halinde kesip gnete kurutmak. jerky  kurutulmu et. 
 iddetli ve ani eki, silkinme, silkme; fizyol. bzlme, burkulma; (argo) grgsz kimse, kaba saba kimse, (slang) ay. the jerks bilhassa asabi sebeplerle yz veya dier uzuvlarn gerilmesi. 
 dar yelek; (eski) deri yelek. 
 (A.B.D.), (k. dili) tara; kk, nemsiz. 
 sarsntl; spazmodik; aptal. jerkily  sarsntlarla, sarsarak, silkerek. jerkiness  sarsntl olu; aptallk. 
 (ng.), (argo) Alman. 
 kt malzeme ile bina etmek, gecekondu gibi yapmak. 
 (ask.) yaklak olarak 20 litrelik benzin veya ya bidonu. 
 jarse ceket; jarse atlet fanilas; (b. h.) Jersey adasnda bulunan ve st ok yal bir cins inek. 
 Kuds, Kuds erif, Yerualim. Jerusalem artichoke yerelmas, (bot.) Helianthus tuberosus. Jerusalem cherry kiraz yibi meyva veren bir salon yeillii. Jerusalem pine Halep am, (bot.) Pinus halepensis. New Jerusalem br dnya, cennet. 
  atmaca kstei;  atmaca ayana kstek takmak. 
(bak.) jasmine. 
  aka, latife, alay;  latife etmek, aka sylemek. in jest aka olarak. jester  dalkavuk, soytar. jestingly  aka yollu. 
 Cizvit, 1534'te spanyol Ignatius Loyola'nn kurduu tarikata bal kimse; entrikac kimse, dzenbaz kimse. Jesuit'ical  Cizvit gibi; entrikac, dzenbaz. 
 Hazreti sa. Jesus! (nlem) Allah Allah! Jesus Christ sa Mesih. Society of Jesus Cizvit cemiyeti. 
  siyah kehribar, kara kehribar, kara amber, Erzurum ta; simsiyah renk;  simsiyah, kapkara. jet-black   koyu renk. jet glass simsiyah cam. 
  fkrtmak, fkrmak; jet ua ile seyahat etmek;  tepkili uak, jet ua; fkrma; fskye, fskye azl. jet burner havagaz frnlarnda olduu gibi st ok delikli boru. jet plane tepkili uak, jet ua. jet propelled jetle gdlen; jet gibi hzl; enerjik, hareketli. jet propulsion jetle altrma, jetli sr. jet pump fkrma ile ileyen. tulumba jet set jet sosyete, mevsime gre elenmek iin ktalararas seyahat yapan yk - sek sosyete. jet wash jet makinasndan gelen arka cereyan. 
 tehlike zamannda gemiyi hafifletmek iin denize atlan mal; bu ekilde atldktan sonra karaya vuran eya veya yk. 
  tehlike zamannda gemiyi hafifletmek amacyle eyay denize atma; bu suretle denize atlan mal;  bu suretle denize atmak. 
 jeton. 
 dalgakran, set, mendirek; kgir iskele. 
 (Fr.) oyun, elence. jeu d'esprit espri. jeu de mots kelime oyunu, cinasl sz. 
 Yahudi. Jewbaiting  Yahudilere eza etme. jew'-harp  dilerin arasna sktrlarak alnan ufak bir alg, az tamburas. jew' mallow bir tr ebegmeci, (bot.) Corchorus olitorius. jew' pitch Lut gl civarndan elde edilen madeni. zift. wandering Jew telgrafiei, (bot.) Tradescantia fluminensis. 
 jew down (k. dili), asa. alverite pazarl kendi lehine kabul ettirmek. 
  (-ed, -ing veya -led, -ling) kymetli ta, cevher, mcevher; cep saatlerinin iindeki ta; deerli ahs veya ey;  kymetli talarla sslemek; cep saatlerinin mil yuvalarna kymetli ta yerletirmek. jeweller  kuyumcu; mcevherat satcs. jewelry, (ng.) jewellery  mcevherat; kuyumculuk. 
 Musevilere ait. 
 Musevi halk. 
 srail kral Ahab'n kars zabel; irret kadn. 
 (den.) flok yelkeni. jib sheet flok yelkenini dzeltmeye mahsus halat. flying jib kotra flok. the cut of one' jib (k. dili) ehre, d grn, yz ifadesi. 
 (-bed, -bing) (den.) bumba ile seren veya yelkeni kavano etmek; gerilemek; diretmek, dayatmak; inat edip ileri gitmemek (eek) 
 (den.) bumba ile seren veya yelkeni rzgr ynnde giderken kavano etmek; (A.B.D.), (k. dili) birbirine uymak, uyumak. 
 Arabistan'da Cidde liman. 
 (k. dili) an, lahza. in a jiffy hemen. 
 oynak ve hzl bir dans, cig dans; bu dansn mzii; arlkl balk inesi. The jig is up. (argo) Sr meydana kt.  bozuldu. (slang) Ayvay yedik. 
 (-ged, -ging) cig dans yapmak; iki yana sallanmak; arlkl ine ile balk tutmak; cig dans yaptrmak; iki yana sallamak. 
(bak.) chigoe. 
 (den.) bocurum veya mancana yelkeni; ufak bir eit yelken gemisi; golfta demir ulu ufak omak; kokteyl kartrmak iin l olarak kullanlan ufak cam bardak. 
 (k. dili) Allahn cezas. I'll be jiggered! Hayret! 
  hafif hafif ve abuk sallanmak veya sallamak;  titrek hareket; hafif sallant; (bak.) joggle. 
 makinal oyma testeresi. jigsaw puzzle oyma testeresi ile kesilmi tahta paralarndan ibaret bilmece. 
 cihat. 
 kz. 
  sevgilisini reddetmek, n aldatmak;  sevgilisini reddeden kz. 
(A.B.D.), (argo) zenci.
 (A.B.D.), (argo) zencileri dier halktan ayrt eden. 
  hrszlarn kullandklar demir ubuk;  bu demirle krmak, amak. 
 tatula, (bot.) Datura stramonium. 
 Hindistan ve in'de kullanlan bir eit hafif top ve tfek. 
  ngrt; vezinsiz iir; (tekerleme gibi) kk elenceli iir; rlanda veya Avustralya'ya zg iki tekerlekli ve kapal araba; kk ark;  ngrdatmak, tngrdatmak; vezinsiz iir yazmak. 
 (o.) -goes) ulusuluk duygularn banazlk derecesine getiren kimse, sava taraftar. by jingo vallahi. jingoism  ar milliyetilik. jingoistic  bu siyasete uygun.
 high jinks oyunlar, elenceler. 
 cin. 
 bir veya birka kii tarafndan ekilen iki tekerlekli hafif Japon faytonu. 
  (argo) uursuz ey veya kimse, uursuzluk;  uursuzluk getirmek. 
 (A.B.D.), (k.dili) yolcular ucuz fiyatla tayan otomobil. 
  (-ged,- ging) (A.B.D.) caz mzii delisi;  deli gibi caz dans yapmak. 
 (A.B.D.), (argo), ("the" ile) fazla sinirlilik. jittery  ok sinirli. get the jitters sinirli olmak, korku duymak. 
(bak.) jujitsu. 
  (argo) caz mziine ve caz merakllarna mahsus argo; (argo) gevezelik; en yeni argo tabirler; (argo )caz mzii ve caz mzikileri ortam; caz mzii;  caz mzii almak. 
 i, grev, vazife, memuriyet; hizmet; dalavere, hileli i. job printer ufak eyler matbaacs. job work gtr i. a job lot kr iin alnan trl trl eya. by the job gtr. on the job i banda, vazife banda. 
 (-bed, -bing) i vermek; kira ile tutmak; komisyonculuk yapmak; kiisel kar iin resmi ie girmek; gtr i yapmak. 
 Eyp; Eski Ahdin Eyp kitab. Job' comforter szde teselli etmeye alarak birisinin kalbini kran kimse. 
 toptanc, toptan mal satan tccar, toptan datmc; para bana alan ii; resmi grevinden zel kar salayan politikac. 
 ya otu, (bot.) Coix lachrvma -jobi. 
 en iyi vaziyeti elde etmek iin manevra yapmak; cokey sfatyle ata binmek; hile yapmak. jockey for position (karlamalarda) daha avantajl bir yer aramak. 
 cokey, yar at binicisi. jockey cap uzunca siperli kasket. jockey club at yarlarn idare eden kulp. 
 empanze veya buna benzer maymun. 
 sporcularn kulland haya ba, suspansuar. 
 akac, latifeci; ho, elenceli. jocosity , jocoseness  akaclk, latifecilik. 
 aka cinsinden, akal, aka yollu; akac. jocularly  aka olarak. jocular'ity  akaclk. 
 nee, neelilik. 
 (o.) ata binerken giyilen ve dizden aas sk oturan pantolon, potur. 
 (-ged,- ging)  itmek, sarsmak, drtmek; yava ve sakin gezinmek; bir tempoda ilerlemek;  drtme; at gibi yryerek gitme; (A.B.D.) duvar veya yolda girinti veya knt; keskin viraj. jog the memory bir olay veya fikri hatrlatmak iin ipucu vererek birinin zihnini canlandrmak. jog-trot   harekette arlk, adi trs yry;  ya- va komak. jogging  ar ar ilerleme, idman iin yava koma; daha youn idman yapmaya balamadan nce vcudu stmak iin yava yava koma. 
  hafife sarsmak, yavaa sallamak; hafife sarslmak veya sallanmak; geme ile tutturmak;  birden drtme, sallama; sarsnt; geme. 
 Yuhanna, Yahya. John Bull millet veya fert olarak ngilizlere verilen isim. John Barleycorn (aka) iki, viski. John Doe (huk.) nazari bir davada davacy belirleyen ve eskiden kullanlan "Zeyd'' veya "Amr" gibi "filan" manasna gelen isim. John Dory dlgerbal, (zool.) Zeus faber. John Law (A.B.D.), (argo) polis, (slang) fruko, aynasz. John Smith alelade adam, herhangi bir kimse. 
 (argo) yznumara; (argo) fahienin mterisi. 
 (A.B.D.), (k. dili) yeni gelen kimse, yeni katlan kimse, tecrbesiz kimse. 
 (A.B.D.), (k. dili) her zaman yardm etmeye hazr becerikli kimse, Hzr gibi yetien kimse. 
 Amerika'da su veya st ile yaplan msr rei; Avustralya'da buday unu rei. 
 ngiliz yazar Samuel Johnson'a ait veya ona benzer; ssl slubu olan, sz tumturakl. 
  katlmak (kulp, parti); bulumak; birletirmek; birlemek, balanmak, kavumak; balamak; izdivala birletirmek; (k. dili) bitimek; (gen.) ("in" ile) yer almak;  bitiim noktas; birleme, bitime. join battle savaa girimek. join hands el ele tutumak. join up (k. dili) asker yazlmak; ye yazlmak. 
 (huk.) bir davada iki unsurun veya iki kimsenin birlemesi. 
 birletirici ey veya kimse; (ng.) doramac, marangoz; (A.B.D.), (k. dili) birok kulbn azas. joinery  marangozluk; doramac ii. 
 birlemi, bitimi; mterek, ortak. jointstock company (tic.) anonim irket (snrl ya da snrsz sorumluluu olan) jointly  mtereken, ortaklaa, birlikte. 
 bititirmek, eklemek, raptetmek; ek veya oynak yeri yapmak; oynak yerlerinden ayrmak (et) 
 (anat.)mafsal, eklem, iki kemiin birletii yer, oynak yeri; ek; ek yeri; iki eklem arasndaki ksm; kasabn kestii kol veya but gibi et paras; (bot.) nod; dm, boum; (argo) afyon ekilen veya kumar oynanan kt ve yasak yer; (argo) esrarl sigara. joint surety (huk.) mteselsil kefil, zincirleme kefil. out of joint kk, km; rndan km. put one' nose out of joint birinin pabucunu dama attrmak. universal joint (oto.) kardan mafsal. 
 birletirici ey veya kimse; planya; entik veya yuva ama aleti. 
 (huk.) kocas tarafndan kendisine srekli gelir balanm olan kadn. 
  (huk.) bir kadna kocas tarafndan ve kocann lmnden sonra kalmak artyle balanan gelir;  byle gelir balamak. 
 binann deme kirii, kiri. 
  aka, latife, nkte; aka mevzuu;  aka yapmak, latife etmek; elenmek, taklmak. practical joke eek akas. crack a joke aka etmek, aka yapmak. It' no joke. akaya gelmez. akas yok. play a joke on someone birine aka yapmak, birine oyun oynamak. take a joke aka kaldrmak, akaya gelmek. jokingly  aka ederek. 
 akac kimse; baz (iskambil) oyunlarnda en byk koz olarak kullanlan soytar resimli kat, coker; (A.B.D.) bir kanun tasarsna veya bir kontrata gizlice eklenen ve manasn deitiren madde; sonradan meydana gelecek engel; (argo) beceriksiz kimse. 
 cmb elence. 
 (k. dili) enlenmek, neelenmek, enlendirmek. 
 nee, zevk; (ng.) ziyafet. 
   en, neeli; nee verici; (ng.), (k. dili) ho, gzel;  (ng.), (k. dili) pek ok, ziyadesiyle, fazlasyle;  (ng.), (argo) elenti; (ng.), (argo) denizci. jolly boat (den.) geminin her ie mahsus k filikas. Jolly Roger zerinde apraz iki kemikle kafatas bulunan korsan bayra. He jolly well had to. (ng.) Pekla ii yapmaya mecbur oldu. ster istemez yapt. 
 gnln yapmak tatl szle kandrmak; neelendirmek; elenmek, alay etmek; taklmak. 
  sarsmak;  sarsma, sarsnt. 
 Yunus Peygamber; uursuzluk getiren adam. 
 (Fr.) ortaada saz airi, ak. 
 fulya, zerrin, (bot.) Narcissus jonquilla. 
 (A.B.D.), (argo) adam. 
 rdn, rdn nehri. 
 Hazreti Yusuf; (k. h.) on sekizinci yzylda kadnlarn ata binerken giydikleri uzun cppe. 
 horozibii, (bot.) Amaranthus tricolor. 
  (A.B.D.), (argo) aka, taklma;  taklmak, aka etmek, alay etmek. 
 in tanrs. joss house in tapna. joss paper ayinlerde veya cenaze merasimlerinde inlilerin yaka bir eit gm veya altn yaldzl kt. joss stick in'de tapnaklarda yaklan bir eit buhurlu kam. 
  itip kakmak, drtklemek;  itip kakma, kalabalk arasnda skma. 
  pek az ey, zerre;  down ile yazmak, kaydetmek, deftere iaret etmek, ksa not almak. jot or tittle zerre, en ufak nokta. 
 (fiz.) on milyon erg'e eit olan i birimi. 
  sarsmak, sallamak, hoplatmak (araba gibi);  sarsma, sarsnt. 
 gnlk, muhtra; (den.) seyir jurnal; yevmiye defteri; gazete; mecmua; parlamentonun her gnk almasnn yazld defter, meclis zabt defteri; (mak.) milin yataklara oturan ksm. journal bearing arkn mil yata. journal box mil kovan. keep a journal muhtra defteri tutmak. 
 (aa.) gazeteci slubu, gazeteci az. 
 gazetecilik, gazete yazarl; gazete ve mecmua yayn, basn. 
 gazeteci. 
(ng.) journalise  yevmiye defterine geirmek; muhtra defteri tutmak veya bu deftere kaydetmek; gazetecilik yapmak. 
  yolculuk, gezi, seyahat sefer, yol;  yolculuk etmek. take a journey yolculuk etmek. undertake a journey uzun bir yolculua hazrlanp kmak. 
 usta. 
 usta ii. 
  at stnde mzrak dv yapmak;  at stnde yaplan merak dv. 
 (mit.) Jpiter, ba tanr. By Jove! (ng.) Vallahi! Allah Allah! Jovian  Jpiter gibi, Jpitere ait. 
 en, neeli. jovial ity, jo'vialness  enlik. jo'vially  neeyle. 
 ene kemii, alt ene; ifte gerdan, gdk; (kmes) hayvanlarn boynu altndaki sarkk deri, gerdan. cheek by jowl sk fk; yan yana. 
 sevin, keyif, haz, memnuniyet, nee. joy ride (zellikle) otomobil ile yaplan gezinti; alnm araba ile gezme; kaarcasna hzl sr. joy stick uakta manevra kolu. 
 sevinli, sevindirici, neeli, neeyle dolu, memnun. joyfully  neeyle. joyfulness  neelilik. 
 neesiz, sevinci olmayan, kederli, zgn, tasal. joylessly  neesiz olarak. joylessness  neesizlik. 
 sevinli, keyifli, neeli. joyously  neeyle. joyousness  neelilik. 
(ks.) Junior. 
 cppe. 
 ok memnun, sevinli, sevinle cokun; zafer sarhou. jubilantly  baar sevinci ile. jubilance  sevin, mutluluk. 
 ok sevinmek, sevinle barmak. jubila'tion  zafer enlii. 
 Eski Musevi yasalarna gre elli yllda bir yaplmas gereken genel serbest brakma yl; herhangi bir olayn ellinci yl dnm; evlilikte altn yl; sevin veya bayram treni; Katoliklere Papann baz frsatlarla tam ve genel olarak gnahlar balad yl. diamond jubilee altmnc veya yetmi beinci yldnm. silver jubilee evliliin yirmi beinci yldnm. 
(ks.) Judes.
 Roma imparatorluunda Filistin'in gney (ks.)m. 
 (K. M.), (tar.) Yahuda. 
 Musevilere ait. 
 Musevilerin dinsel inan ve ilkeleri. 
 Musevilemek, Museviletirmek. 
 Hazreti sa'ya ihanet eden rencisinin ad, Yahuda; arkadana ihanet eden kimse. Judas tree erguvan, (bot.) Cercis siliquastrum.
 hkm, karar, yarg; bildiri, tebligat; bir davann grlmesi; netice; muhakeme, yarglama, temyiz kuvveti; takdiri ilahi; kyamet; (mat.) hkm. judgment on default gyabi karar. Judgment Day kyamet gn, hkm gn. judgment debt mahkeme kararna dayanan bor. judgment hall mahkeme salonu. judgment seat hkim makam, mahkeme. a judgment on one birine Allahn gazabndan gelen ceza. in my judgment benim fikrimce, zannma gre, bana kalrsa. the Last Judgment kyamet. pass judgment hkmetmek. reserve judgment hkm vermeyi uzatmak. 
 yarg, hkim; hakem; aralarnda uyumazlk olan iki kiinin arasn bulan kimse; bilirkii; Yahudi tarihinde krallardan nce hkm sren hkimlerden biri; b.h., (o.) Eski Ahitte Hakimler kitab. judge advocate askeri mahkeme. savcs. a good judge of horses at uzman. judgeship  hkimlik, yarglk. 
 hkmetmek; hkm vermek; muhakeme etmek, yarglamak, bir mesele hakknda fikir edinip karar vermek; dorusunu aratrmak; tenkit etmek; bir davay zmek. 
 yarglanmas olanakl, hakknda hkm verilebilir. 
 yarg, hkim. judicative  hkm kudreti olan, yarglamada uzman. judicatory   hkmle ilgili, yasamayla ilgili, hkmeden;  mahkeme; yasama kurulu; yasama. 
 yarglama hakk, yarglama ilev ve ilemi; hkimlik; mahkeme, hkimler heyeti. 
 adli mahkemelere veya hkmlerine ait, hkime ait; adli, hukuki; yarglayan; er' judicial assembly hakimler heyeti, adli encmen. judicial discretion (huk.) takdir hakk. judicial murder adli katil, adli hata zere idam. judicial notice (huk.) mehur ve bilinen hususlar hakknda mah- kemenin bilgisi. judicial separation (huk.) kar koca arasnda boanmaya gidebilecek ayr oturma karar. judicially  hukuken, kanuna gre; tarafsz olarak. 
  adli, hukuki, muhakemeye ait;  yasama kurulu; bu ilevi yrtmek iin kurulan mahkeme sistemi, adliye; hkimler. 
 akll, tedbirli, iyi dnebilen; sagrl; mantk ve muhakeme ile yaplm. judiciously  mantkl bir ekilde, akllca. judiciousness  sagrllk, basiretlilik. 
 judo. 
 ngiliz kukla oyununda Punch'n kars. 
 testi; (argo) hapishane, (slang) kodes. jugful  bir testi dolusu (miktar) 
 (-ged,- ging) testi veya mlek iine koymak; (argo) hapishaneye tkmak. 
  (-ged, -ging) blbl sesi;  blbl gibi akmak. 
 (biyol.) ift oluan; (bot.) ift yaprakkl. 
 bir Hint mabudunun ismi; eskiden tekerleklerinin altna atlarak insanlarn kendilerini ezdirdii bu mabudun heykeli; insann kendisini kr krne feda etmesini gerektiren inan. 
  hokkabazlk yapmak; el abukluu ile marifet yapmak; hile yapmak; aldatmak;  hokkabazlk; hile. juggle the books aldatmak iin hesap defterlerini kartrp hazrlamak. 
 hokkabaz, jonglr; hilekr kimse. jugglery  hokkabazlk; hile. 
 (bot.) cevizgillere ait. 
  (anat.) boyna ait; boyun toplardamaryle ilgili; (biyol.) balklarda boyun yzgeleriyle ilgili;  korunmasz taraf. jugular vein ahdamar. 
 ok iddetli tedavi uygulayarak gelimesini durdurmak (hastalk), nne gemek, nlemek. jugula'tion  (tb.) gelimesini durdurma. 
 zsu, usare; sebze, meyva veya et suyu; (o.) insan vucudunun sv ksmlar; z; (A.B.D.), (argo) cereyan, elektrik; (A.B.D.), (argo) benzin; (A.B.D.), (argo) kuvvet. juiceless  z veya suyu olmayan, kuru. 
 zl, sulu; merakl, cazip, az sulandrc. juiciness  zllk, sululuk. 
 hem bir idman sistemi hem de silahsz savunma sanat olan Japon gre metodu. 
 Bat Afrika'ya ait muska; bu muskalara olan batl itikatlar; bu muskalarla ilgili merasim. 
 hnnap, (bot.) Zizyphus jujuba; hnnap ekerlemesi. 
(bak.) jujitsu.
iine para atlnca istenilen plaklar alan otomatik pikap. 
(A.B.D.), (argo) iki iilen ve dansedilen meyhane veya bar. 
(ks.) July.
 ilca kartrlan tatl bir sv; iine buz ve nane kartrlan bir iki. 
 Jl Sezar'a ait. Julian calendar (bak.) calendar. 
  et suyuna sebze orbas;  ince ve uzun doranm. 
 temmuz. 
  karmakark i, intizamszlk; ufak simit eklinde ince ve tatl kek;  karmakark olmak veya etmek. 
  ok byk, iri, azman;ok iri yapl kimse veya ey. jumbo jet be yz insan tayabilen jet. 
 sramak, atlamak, frlamak, zplamak; sratmak, zplatmak, frlatmak, atlatmak; zerinden atlamak; iine atlamak, binmek (tren); kkrtmak, yuvasndan karmak; geivermek (bahis, sayfa) jump a claim zorla sahip kmak (arazi) jump a horse at bir yerden atlatmak. jump a train trene atlamak. jump at a conclusion birdenbire ve dnmeyerek sonu karmak, durup dururken bir mana vermek. jump bail ortadan kaybolup kefili kefalet borcunu demeye mecbur brakmak. jump on (k. dili) saldrmak, atmak. jump out of one' skin hayretle yerinden sramak. jump over the broomstick (leh.) evlenmek. jump ship gemiyi haber vermeden terketmek (tayfa) jump the gun (argo) iaret verilmeden balamak; yarta hatal k yapmak. jump the track hattan kmak (tren) jumping jack srayan kukla oyunca. jumping-off place en st derece veya en son snr. 
 atlama, sray; atl; bir atlayta geilen mesafe; birden silkinme; frlay, ykseli (fiyat) broad jump uzun atlama . get the jump on one (argo) birinden evvel davranmak, stn gelerek birini artmak. give one the jumps (argo) ok sinirlendirmek, tepesini attrmak. high jump yksek atlama. jump bid (bri) deklarasyonda bir lve atlama. on the jump tetikte; ok megul, ban kayacak vakti olmayan. the jumps fazla sarholuktan ileri gelen titremeli sayklama hastal. 
 atlayan veya srayan kimse; delik delme aleti, delgi; (elek.) geici olarak kullanlan balant teli; (den.) sereni veya direi muhafaza etmek iin balanan halat. 
 bluz veya kazak zerine giyilen kolsuz elbise; elbise zerinden ocuklara giydirilen pantolonlu ceket tulum; gemici veya ii d gmlei 
 tulum. 
 sinirli, sramaya hazr, diken stnde. 
(ks.) Junior, June. 
 bitime, birleme; bitiilen yer, birleme yeri, kavak yeri, iki demir yolunun birletii yer. junction box (elek.) balant kutusu, elektrik tellerinin birletii noktada bulunan kutu, buat, kutu. 
 bitime, balant, irtibat; oynak yeri, mafsal; diki yeri; nazik zaman, mhim an; aralk, vakit, zaman. 
 haziran; bir kadn ismi. 
 ok sk aal ve yksek otlu vahi orman, engel; ok sk ve kark yeillik. jungle cat bir yaban kedisi, (zool.) Felis chaus. jungle fever bat Hindistan ormanlarna zg ok iddetli stma. jungle fowl Hint kuu, yaban tavuu. 
  yaa kk; kdem bakmndan aa olan; iki kiiden kk olan; b.h. kk (babasyle ayn ismi tayan kimsenin ismine ilave olunur);  yaa kk kimse; mevki veya kdemce kk olan kimse; lise veya niversitede sondan bir evvelki snf rencisi. junior college niversitenin birinci ve ikinci snf retim programn uygulayan iki senelik okul. junior high school (A.B.D.) ilkokul ile lise arasmdaki 7., 8. ve 9. snflar kapsayan ortaokul. 
 ard, (bot.) Juniperus communis. black juniper kara ard, (bot.) Juniperus sabina. juniper berries ard meyvas, ard yemii. juniper resin ard sakz. 
 in sularnda kullanlan bir eit yelkenli gemi. 
  kullanlm kark eya, hurda; (k. dili) deersiz eya, p; (argo) esrar; (den.) hurda halatlar; eskiden gemilerde yenilen tuzlanm sert sr eti;  (k. dili) pe atmak. junk dealer eski eya satcs, eskici, hurdac. junk shop eski eya dkkan; gemi gereleri satan dkkan. 
  kesilmi stten yaplan bir eit kaymak, yourda benzer bir yiyecek; ziyafet, kr elentisi; (A.B.D.) devlet hesabna gezi;  elenmek, ziyafet vermek; devlet hesabna seyahat etmek; grup halinde szde ciddi bir maksatla seyahat etmek. 
 (argo) ila veya eroin tiryakisi olan kimse. 
 kullanlm arabalar atlan yer; kullanlm demir ile yedek para ve inaat malzemesi satlan yer; eski demir paralarnn yeniden satlmas veya kullanlmasl iin depo edilen yer. 
 eski Romallarn evlilik tannas; endaml ve gzel kadn; (astr.) kk gezegenlerden biri. 
 cunta 
 eski Romallarn ba tanrs, Jpiter; Jpiter gezegeni, Erendiz. 
(ks.) Doctor of Law.
 Jura dalar; (jeol.) Jura, Trias'tan sonra gelen (jeol.)ojik zaman. 
(bak.) jus.
 kanuni, hukuki. 
 (jeol.) Jura (jeol.)ojik zamanna ait. 
 (huk.) yeminli tutanak; yeminli memur; yksek belediye memuru; Man adalarnda sulh hkimi. 
(Lat.) Allahn balad hak ile.
 hkime veya hkimlie ait; adli, kanuni. juridical person tzel kii. juridically  kanuni ekilde. 
 hukuk bilgini. 
 (huk.) yarglama hakk, hkimin yarglama dairesi; salahiyet, yetki; hkmet, hkmetin nfuz dairesi. jurisdictional  hkmet nfuzuna veya nfuz dairesine ait; ii sendikalarnn yetki alanna ait. jurisdictional dispute sendikalar arasnda kan anlamazlk; hukuki yetkili daire hakknda anlamazlk; yetkili kaza dairesi hakknda ihtilaf. 
 hukuk ilmi; dstur. jurisprudent  hukuk uzman. jurispruden'tial  hukuk ilmine ait; hukukla ilgili. 
 hukuk ilmi uzman; hukuki eserler yazar. juris'(tic.)(al)  hukuka veya hukukuya ait. juristically  hukuk bakmndan. 
 juri yesi; yeminli kimse. 
 jri; yarma jrisi. jury box mahkeme salonunda jri heyetine ait yer. juryman  jri yesi. common jury, petty jury, trial jury on iki yeden meydana gelen ve davay incelemekle grevli jri heyeti. coroner' jury nedeni bilinmeyen lmlerin nedenini incelemekle grevli jri heyeti. grand jury (bak.) grand. 
 (den.) ereti. jury mast (den.) yedek direk, geici direk, ereti direk. juryrigged  (den.) ereti direi olan (gemi) 
 (Lat.) hukuk; hak. jus civile (Lat.) medeni hukuk. jus divinum (Lat.) tanrsal emirlere dayanan hukuk. jus gentium (Lat.) devletler hukuku . 
 (gram.) emir kipine ait. 
 doru, haktanr, hakl, adil; tam. the just iyiler (din edebiyat) justly  adaletle, hakl olarak. justness  hak; hak ve adalete uygunluk, hakllk, adalet; doruluk, drstlk. 
 tam, tam tamna, kesin olarak; hemen, imdi, biraz nce; ancak; hemen hemen; neredeyse; gbela, dar darna; sadece, yalnz; (k. dili) ok. just how many tam tamma ne kadar. just now hemen imdi, biraz evvel, tam imdi. just then o arallk, o esnada, derken. just there tam orada. just the same tpatp ayn; bununla birlikte, yinede.Just think! Dn bir kere! Tasavvur et! He just escaped. Dar kurtuldu. It is just fine. ok gzeldir. Not just yet. Daha vakti gelmedi. 
(bak.) joust. 
 adalet, hak; hakkaniyet, doruluk; hkim. justice of the peace sulh hkimi. bring a person to justice birine ettiini buldurmak, birine cezasn buldurmak. chief justice yksek mahkeme reisi, dantay bakan. do justice to hakl muamele etmek hakkn gzetmek. do oneself justice elinden geleni yapmak; kendine gvenmek. 
 mahkeme edilebilir, sorguya ekilebilir. 
 yksek hkim; (ng.), tar. Norman krallar devrinde tzel ve ynetimle ilgili kanunlar incelemekle grevli kral vekili. 
 dogruluu ispat edilebilir, hakl karlabilir, savunulabilir. justifiably  hakl olarak. justifiableness, justifiabil'ity  hakl olu. 
 hakl karma veya kma, mazur gsterme; (huk.) iftira davalarnda sann iddialarnn doruluunu ispat etmesi; mazeret, sebep, hak; temize karma, ispat; (matb.) sayfann sa kenarndaki yazlar tarmama. 
 mazur gsteren, haklkaran. 
 dorulamak, hakl karmak; susuzluunu ispat etmek, temize karmak; (matb.) yaznn sa kenarn tarmadan dz yapmak. 
 Jstinyen. Justinian Code Jstinyen'in sistemletirdii Roma hukuku. 
  (-ted, -ting) sknt, kntl ey;  (gen.) out( ile) knt halinde dar frlam olmak; knt yapmak. 
 beinci yzyllda ngiltere'yi istila eden bir Germen kabilesinden olan kimse. 
 jt, muhliye, (bot.) Corchorus capsularis veya Colitorius; hintkeneviri; bu bitkilerden elde edilen elyaf.
 genleen; genletirici. juvenescence  genleme. 
  gen; olgunlamam; genlie zg, genlie yarar;  gen kimse, ocuk; gen rolndeki oyuncu. juvenile court ocuk mahkemesi. juvenile delinquency ocugun su ilemesi. juvenile delinquent sulu ocuk.
i, (o.) bir yazar veya ressamn genliinde yapt eserler; genlere uygun eserler. 
 olgunlamam bir kimsenin tavr; genlik hali; genlik, genler. 
 yanyana koymak, sralamak. juxtaposi'tion  bitiiklik, bitime; yanyana koyma . 
(ks.) kilo. 
(ks.) karat: (elek.) capacity. 
(kim.) potasyum iareti.
 ngiliz alfabesinin on birinci harfi; K sesi.
(ks.) king, knight. 
 Kemir'de yksek bir da, Everest' ten sonra en yksek da. 
 Kbe. 
 kebap. 
 (tiyatro) Japonya'ya has mzikli ve dansl bir eit sahne oyunu. 
 Afganistan'da Kbil ehri. 
 Cezayir Berberilerinin bir kabilesi.
(bak.) cadi.
 Afganistan'da Kfiristan halkndan biri; Gney Afrika'da kuvvetli bir Bantu kabilesinden olan kimse.
 kaffir corn Gney Afrika'ya has bir eit dar, (bot.) Sorghum vulgare caffrorum.
Afrika ve Anadolu'da yaayan ve evcil kedinin atas saylan bir yaban kedisi, (zool.) Felis ocreata.
(bak.) kayak.
(bak.) kale.
 (mad.) magnezyum ve potasyum sulfatlar ile magnezyum kloritten meydana gelen dogal bir tuz. 
 imparator; bilhassa Kutsal Roma Germen imparatoru ile Avusturya veya Alman imparatoru, kayser. 
 bireylere mutsuzluk getirecek ekilde ynetilen toplum kale. 
 lahana familyasndan kvrck yaprakl bir sebze; (sko.) lahana orbas; (A.B.D.),( argo) para. sea kale yabani lahana, (bot.) Crambe maritima. 
 kaleydoskopa ait; ok deien.
 iek drbn, kaleydoskop; ok deien manzara
(bak.) calends.
 Hinduizmde drt kollu tanra. 
 Kalmuk kabilesi, Bat in'le Volga nehri arasnda kalan blgede yaayan Budist bir Mool kabilesi ferdi; bu kabilenin dili, Kalmuka.
(bak.) calpac.
(bak.) calcimine.
 (nlem), (Al.) arkada; ( nlem )Alman askerinin "teslim" sz. 
 ikinci Dnya Savanda Japonlarn uyguladklar intihar hcumlar; bu saldrlarda kullanlan ara; intihar saldrs yapan pilot. 
 duvarlarla evrili ve iinde evler de olan arazi . 
 Hawaii Adalarnn yerlisi; Byk Okyanus adals. 
 .kanguru kangaroo. court (A.B.D.) kanunlarn horland ve yanl uyguland usulsz ve yetkisiz mahkeme. kangaroo rat Avustralya ve Kuzey Ameri ka'da bulunan keseli fare.
(ks.) Kansas.
  Alman filozofu Kant'a veya felsefesine ait;  Kant felsefesi taraftar. 
 arkil, kaolin kaolinite (min.) arkilin ok saf ekli. 
(ng.) (-ise)  arkile dntrmek. 
 scak memleketlere zg bir aacn tohumlarn kaplayan pamua benzer lif . 
 Grek alfabesinin onuncu harfi. 
 (argo) mahvolmu. 
 (zool.) karagl; karagl kuzusunun kvrck krk. 
 ayar, altn ayar. 
 gs gse mcadelede zellikle el kenar ve parmaklarla ani ve keskin vurular yaplan bir dou saldr yntemi; (spor) karate. karate-chop  kara- tede uygulanan yanlamasna keskin vuru. 
 Kerbel .
 1699'da Osmanl imparatorluunun Karlofa antlamasn imzalad Yugoslav ehri, Karlofa. 
 Budizm ve Hinduizmde insann iyi veya kt kaderinin dnyaya daha nce geliinde yapt iyi veya kt hareketlerinin sonucu olduunu savunan reti;kader, talih. 
 kare eklinde dikilmi derilerden yaplan bir Afrika giysisi. 
 Guney Afrika'nn kurak yaylalarndan biri. 
(bak.) kosher.
(bak.) catabolism.
(bak.) catalysis, catalytic.
(bak.) cathode.
 Katmandu, Nepal'in bakenti. 
 Amerika'da ok bulunan yeil ekirgeler familyasndan ve on ayaklar ile tiz bir ses karan bcek. 
 Yeni Zeland adalarna zg byk bir am tr; bu aatan alnan kereste. 
 kava biberi, Polinezya'ya zgu biber familyasndan bir bitki; bu bitkiden karlan iki ve narkoz. 
 kavas. 
 Eskimo balk kay. 
  ( argo )boksta nakavt yapmak, oyund etmek;  (argo) boksta nakavt.
(ks.) King' Bench, Knight of Bath, Knight Bachelor.
(ks.) .Knight Commander of the Bath.
(ks.) Knight Commander of the Order of St Michael and St George.
 mavi ve yeilleri olan zeytuni renkli, le ve meyva yiyen iri bir Yeni Zeland papaan, (zool.) Nestor notabilis. 
 rmek, kusmaya almak; irenmek, igrendiini gstermek. 
 (den.) halat veya zinciri srtnmeye kar ip veya yelken bezi ile sarmak. 
  (den.) tonoz apasna bal yoma ile istikamet deitirmek; byle ekilerek yrmek veya ekip yrtmek;  tonoz apas. kedge anchor tonoz demiri. 
 alt dz mavna, kmr mavnas; (ng.) )yirmi bir tonluk kmr ls. 
  gemi omurgas; gemi; omurga eklinde olan veya omurga iini gren ey;  (den.) gemiyi karina etmek, alabora etmek. keel over alabora olmak; birden devrilip dmek. false keel kontra omurga. on an even keel bata ve kta ektii su ayn, dengede (gemi); herey yolunda. keelage  liman resmi. 
 ufak amar teknesi. 
 ceza olarak birini geminin altndan geirmek; iddetle azarlamak. 
 (den.) geminin i omurgas. 
 keskin, sivri; ac; sert, iddetli, keskin; kuvvetli, canl, youn; gz ak,zeki, akll; ( (A.B.D.), ( argo) ahane. keen on ok hevesli, merakl, dkn. keen on acting aktrle hevesli. keenly  iddetle; evk ile. keenness  keskinlik; dknlk; aklllk. 
  l peinden feryat, at;  l peinden alayp feryat etmek. keener  at. 
 (kept) tutmak, saklamak, hfzetmek, elde tutmak, muhafaza etmek; yedirip iirmek, cretle maiyetinde tutmak; metres olarak tutmak; sahibi olmak, iletmek (dkkn); beslemek; idame etmek, srdrmek, devam ettirmek; himaye etmek; kalmak, durmak, mevkiini muhafaza etmek; surp gitmek, devam etmek. keep away uzak durmak; uzak tutmak. keep company yalnz brakmamak, refakat etmek; with (ile) arkadalk etmek; geri kalmamak. keep dark saklamak, sr vermemek. keep down, keep under ba kaldrtmamak; ykselmesine msaade etmemek. keep early (veya good) hours eve erken dnmek, erken yatmak. keep going devam etmek; ilerlemek; devam ettirmek. keep house ev idare etmek. keep in ieride kalmak; ieride alkoymak, saklamak. keep in mind aklda tutmak, unutmamak . keep in with tevecchn muhafaza etmek, dost kalmak. keep on devam etmek. keep off yaklatrmamak, uzak tutmak; uzak kalmak keep one' balance kendine hkim olmak, dengesini kaybetmemek. keep one' counsel slr saklamak. keep open house her misafire kapsn aktutmak. keep out dnda kalmak. Keep out! Girilmez Yaklama ! keep silence susmak. keep step ayak uydurmak. keep the ball rolling iyi bir ii devam ettirmek. keep time tempo tutmak. keep the peace (huk.) sulhu bozmamak. keep touch with munasebeti devam ettirmek, devaml ilikisi olmak keep track of takip etmek izlemek. keep up with geri kalmamak. keep watch bekilik etmek, nbet beklemek, gzetlemek. keep one' word sznn eri olmak, sznden dnmemek. 
 geim; himaye; kale; kale zindan. for keeps her zaman iin, temelli olarak, sonuna kadar. He earns his keep Geimini salyor. He' not worth his keep Masrafna demez. 
 saklayan veya koruyan kimse; beki; gardiyan; bakc; uzun zaman dayanan ey. keeper of the King' conscience ngiltere'de bahakim. 
 tutma, koruma, muhafaza etme; geim, geimini temin etme; himaye. in keeping with uygun olarak. 
 anda, anmalk, hatra, yadigar.
 keyif, uykulu memnunluk hali; hai. 
 kk f, varil. 
 (bot.) kahve renkli kaba ve byk deniz algl, varek; (ecza) bu yosunun tentrdiyot yapmnda kullanllan kl . 
 (sko.), (mit.) boulma tehlikesini simgeleyen at eklinde deniz perisi. 
(bak.) keelson. 
(bak.) Celt. 
(bak.) Celtic. 
 (-ned, -ning) (sko),  bilmek, anlamak, tanmak, tefrik etmek; isko, (huk.) miras olarak tamnmak;  gr sahas, bilgi alan, gr as. beyond one' ken akl almaz. within my ken gzumn seebildii yerde; bildiklerim arasnda. 
  kpek kulbesi; (gen.) (o.) kpek yetitirilen yer; kpek srs; tilki ini; izbe, virane;  .kpek kulbesinde oturmak veya yatmak; kpek kulbesine kapamak . 
 (sko) ok kk miktar, iz; iaret; farketme. 
 eski Germen iirinde her hangi bir eyin yerine kullanlan metafor: "deniz'' yerine "balina yolu'' gibi . 
 (den.) safra olarak gemide daimi duran demir kle.
geni ve dz dipli nehir sal. Kentucky coffee tohumlan kahve yerine kullanllan uzun bir aga, (bot.) Gymnocladusdioicus; bu agacn tohumu. 
 Kenya. 
 Fransz askerlerinin giydii dz tepeli kasket. 
(bak.) keep. 
 (biyokim.) keratin (boynuz, trnak ve penenin esas maddesi) 
 boynuza veya boynuz maddesine benzer. 
 boynuz maddesinden, boynuz maddesine benzer yapda. 
 (tb.) boynuz maddesine benzer teekklleri olan cilt hastal, keratoz. 
 (ng.) yaya kaldrmnn kenar ta, (bak.) curb. 
 barts, earp; boyun at(ks.); mendil. kerchiefed  bartl. 
 entik, entik yapma; kesme; kesilmi para. 
 boyas kanlan kurutulmu krmzbcei diisi, (zool.) Kermes ilices kermes mineral kestaneye alan krmz renkte ve eskiden terletici il olarak kullanlan bir toz. kermes oak krmzbceinin uzerinde beslendii bir eit mee aac, krmz meesi, (bot.) Quercus coccifera. 
 Hollanda'da ylda bir yaplan akhava festivali; kermes, panayr, enlik. 
 tahl tanesi; ekirdek ii; i; z, cevher, esas, ruh kernel(l)ed  ili,zl. kernelly  ile dolu, ie benzer, i ile ilgili. 
 gazya, gaz, (colloq.) petrol. kerosene lamp gaz lambas. 
 kaln bir eit ynl kuma; bu kumatan yaplm pantolon. 
 kamir. 
 kerkenez, (zool.) Falco tinnunculus. 
 (den.) iki direkli bir eit yat, ift direkli kotra . 
 keap, baharatll domates sosu. 
 (kim.) keton. 
 tencere; aydanlk; kazan; gm; kayada veya buzulda kazan biimindeki oyuk. That' a fine kettle of fish Ayvay yedik i iyice kart. 
 alt bakr veya pirin, kazan eklindeki byk orkestra davulu. 
 kilitlemek; (mak.) tutturmak; kilit tan yerletirip kemeri tamamlamak; kitapta baklmas gereken yeri gsteren not koymak, byle bir not sistemi kullanmak; sorularn zm cetvelini vermek. key up heyecanlan drmak, coturmak; (mz.) perdesini ykseltmek. 
 ky boyunca uzanan alak mercandan ada. 
  anahtar, aar, ak; kurgu; zmyolu; cevap cetveli, ifre cetveli; yaz makinalarnda tu; maniple, telgraf maniplesi; (mz.) tu; (mz.) anahtar, anahtar iareti; mzik aletlerinde tu; ses perdesi; (mak.) kama, dil; (mim.) anahtar ta;  ba, ana, en nemli .key club (A.B.D.) yelerinde anahtar bulunan gece kulb. key position yetkili mevki. key ring anahtar halkas. key punch komptrlerde kullamlan kart veya bantlar delip bilgi aktaran klavyeli makina. key (sig.)nature (mz.) armatr. key word szlk veya ansiklopedide sayfa bana gelen kelime. master key ayn cinsten birtaklm kilitleri aan anahtar. 
 klavye . 
 anahtar delii. keyhole saw ok ince el testeresi. 
  (mz.) esas nota; temel dnce, ilke, dayanak;  temel dnceleri sylemek. keynote address toplan- ty a konumas. keynoter  toplantyl amak iin konuan spiker. 
 anahtar ta, kilit ta; esas madde, temel. 
 (mak.) kama yata. 
(ks.) Knight of the Garter. 
(ks.) keg kilogram 
 Hindistan'da evde imal edilen pamuklu kuma. 
  sarya bakan kahverengi, toprak rengi, hki;  bu renk kuma; (o.) bu kumatan niforma. 
 hamsin. 
 .han, emir, kaan: Tatar ve Mool veya Trk kabileleri reisinin eski nvan. khanate  hanlk. 
 kervansaray, han. 
 Hartum, Sudan'n bakenti. 
 hdiv, 1867'de Msr valisi ismail Paaya Osmanl hkmeti tarafndan verilen nvan. khedivial  hdive ait. 
 Kamboya yerlisi; Kmerlerin konutuklar dil. 
 (o.) -butzim) israil'de kolektif iftlik . 
 el ve ayakta souktan meydana gelen atlak, yark. tread on ones kibes damarna basmak, skp sinirlendirmek .
 (k. dili) iskambil oynayanlarn arkasnda durup ellerindeki oyun katlarn gren seyirci; istenmedik t veren kimse, bakalarnn iine burnunu sokan kimse. kibitz  byle hareket etmek. 
 kble. 
 ( argo), (eski) sama, manasz ey. put the kibosh on boa karmak, bozmak, alt st etmek. 
 tekmelemek, tekme atmak, tekme vurmak, ifte atmak; tepmek (tfek), seirdim yapmak; (A.B.D.), (k. dili) kar durmak, yaknmak; tekmeleyerek kovmak. kick a goal topa vurup gol atmak. kick against the pricks kendi zararna olarak kar gelmek. kick around (A.B.D.), (k. dili) ktye kullanmak, suiistimal etmek; ihmal etmek; diyar diyar dolamak; dnup tanmak. kick at tekme vurmak. kick back geriye tepmek (tfek); (A.B.D.), (argo) rvet vermek, rvet olarak pay vermek. kick off Amerikan futbolunda topu tekmeleyerek oyuna balamak; (A.B.D.), (argo) lmek. kick the bucket (argo) nallar dikmek, lmek. kick the habit( (A.B.D.), (argo) uyuturucu madde tiryakiliinden vazgemek. kick up (A.B.D.), (argo) kkrtmak. kick up one' heels kendini zevke vermek, elenceye dalmak. kick up a row (argo) kavga karmak. 
 tekme;(A.B.D.), (k.dili) kar gelme, yaknma, ikayet;(A.B.D.), (argo) kuvvet, sertlik (iki), kamlama etkisi (uyuturucu madde); (A.B.D.), (argo) heyecan, zevk; (A.B.D.),(argo) kuvvet, enerji eviklik, evk; (A.B.D.),( (argo) merak, heves; seirdim, tfein geri tepmesi; topa vurma. free kick frikik, serbest vuru. get a kick out of zevk almak. It gives me a kick Houma gidiyor. 
 (k. dili) ters tepki gsterme;(A.B.D.),( argo) bask veya anlama sonucunda bir cret veya komisyon zerinden bakasna verilen pay. 
 vuran ey veya kimse; ( (A.B.D.), (k. dili) ikyeti, yaknan kimse; (A.B.D.), (argo) meseleyi veya tartmay etkileyecek gizli nokta; (A.B.D.), Kanada, (k. dili) takma motor. 
 ( futbol )oyuna balama vuruu, ilk vuru; balama. 
 deersiz ey, vr zvr; hafif ve erez trnden yiyecek, abur cubur. 
  (-ded, -ding) kei yavrusu, olak; olak derisinden yaplan ksele; olak eti; (k. dili) ocuk;  (k. dili) taklmak, akadan aldatmak; olak dourmak. kid glove, kid gloved, with kid gloves fazla nazik. kiddy  (argo) ocukcaz, yavrucak. the kids o cuklar, bizimkiler, arkadalar. 
 denizcilerin azklarn koyduklar ufak tahta tekne; balk gemilerinde iine balk konulan ufak tahta tekne. 
 . (-ed,- ing veya -ped,- ping) birini zorla veya hile ile karp gtrmek, fidye almak iin insan kaldrmak. 
 bbrek; bbrek eklinde ey; soy, tip, huy. kidney bean fasulye kidney machine bbrek makinas. 
 saksgzeli, (bot.) Cotyledon umbelicus. 
(bak.) kef . 
 amar kazan, amar teknesi. 
 Kigali, Ruanda'nn bakenti . 
 seksen litrelik varil; on sekiz galonluk l. 
 Idrmek, katletmek; mahvetmek, yok etmek; (A.B.D.),( argo) ok heyecanlandrmak,(slang) yemek; (matb.) silmek, karmak; etkisiz hale getirmek; (zaman) boa geirmek; veto etmek, reddetmek. kill off hepsini ldrmek, kltan geirmek. kill time zaman ldrmek. kill two birds with one stone bir tala iki ku vurmak, iki ii birden grmek. dressed up fit to kill herkesin dikkatini ekecek ekilde giyinmi. kill with kindness fazla iltifatla cann skmak.
 ldrme; avda ldurlm hayvan, av. 
 Kuzey Amerika'ya mahsus bir eit yamurkuu, (zool.) Charadrius vociferus. 
 lduren ey veya kimse; ( (A.B.D.), ( argo) ok cazibeli kimse. killer whale yunus ball cinsinden ve sekiz on metre boyunda tehlikeli bir balina. 
 (den.) kk apa, zellikle tahta bir kutu iinde apa yerine denize atlan byuke ta. 
  .ldrme, katil; vurgun (av): (k. dili) vurgun, byk kazan;  ldrcu; (k. dili) ok gldrc, katltc; ok, kuvvetli, pek sk. killingly  glmekten katltacak derecede. 
 nee bozan kimse. 
 tula veya kire oca, frn. kilndry  ocakta kurutmak. 
(nek) bin.
 kilogram; kilometre.. 
 .bin kalori. 
 radyo dalgalarnn l birimi, saniyede bin devir. 
 kilogram, kilo . 
 kilolitre. 
 kilometre. 
 kilovat. 
  (sko.) erkeklerinin giydii bir eit (ks.)a eteklik, skoya eteklii;  skoya eteklii haline sokmak, pli yapmak. kiltie  (sko.) byle eteklik giyen asker. 
 uzun Japon entarisi, kimono. 
(sonek) ufak, kuk (kultme eki,-cik)
  akraba, hsm; (eski) soy, nesep; akrabalk;  akrabal olan, ayn soydan; benzer. near of kin yakn akraba. next of kin (huk.) en yakn akraba.
 devinduyum. 
 (psik.) devinduyumsal. 
 eit, cins, tr nevi; eskitabiat, miza. a kind of millionaire milyoner gibi bir ey, deta milyoner. coffee of a kind kahveye benzer bir ey. I kind of expected it Biraz da bunu bekliyordum. Nothing of the kind Hi de yle deil. of a different kind baka eitten. pay in kind eya ile bor demek, aynyle demek. They differ in kind Ceitleri ayn. 
 mfik, iyi kalpli, nazik, iyi, iyi huylu; bakalarn seven, sevgi besleyen; uysal, yumuak bal. kindhearted  iyi kalpli kindliness, kindness  efkat, ef katlilik, yumuakllk kindly   mfik;  efkatle; iten, gnlden. take it kindly iyi niyetli olduunu kabul etmek, kzmamak. 
 ana mektebi, anaokulu. kindergartner  anaokulu retmeni veya rencisi. 
 tututurmak, yakmak; alev lendirmek, uyandrmak; alev gibi aydnlatmak; tutumak, yanp tutumak; yanmak, ate almak; parlamak; uyanmak, canlanmak. kindling wood sobay tututurmak iin ufak odun, ra. 
  akraba; soy; akrabalk;  akraba olan; birbirine benzer, ayn soy veya tabiattan. 
 (o.), (eski) inekler, bykbalar. 
 harekete ait. kinematics  (fiz.) hareket ilmi, kinematik. 
(bak.) cinematograph.
(sonek) devim, devinim., hareket; blnme.
(bak.) kinaesthetic.
 devimsel, kinetik. kinetic energy kinetik enerji. kinetics  cisimlerde hareket meydana getirme veya deitirmede kuvvetlerin etkisiyle uraan fizik dal, kinetik bilimi. kine'toscope  sinema makinasnm eski ismi. 
 kral; bata olan kimse; bir konuda en usta kimse; satran ah; iskambil papaz; dama olan ta; (o.), b.h. Eski Ahit'te Krallar kitaplar. King' Bench ngiltere'de vaktiyle kraln bizzat bakanllk ettii yksek mahkeme heyeti. king crab yengece benzer kabuklu nal eklinde bir deniz hayvan king post atnn orta direi, baba. king row dama oyununda dama yaplan sra. King' Counsel ing., (huk.) kraln hukuk maviri. King' English (bak.) English. king' evil (eski) sraca illeti. king snake Gney Amerika'da yaayan ve diger ylanlar ldrp fare yiyerek geinen byk vezararsz bir ylan, (zool.) Lampropeltis getulus. kingship  krallk, hkmdarlk. 
 kralllk etmek. king it krallk etmek; krallk taslamak. 
 kral ku, bir tr sinekil. 
 ana kilit, ana srg. 
 krallk hneri. 
 krallk, hkmdarlk; hkmet; saltanat; krallk lkesi; (biyol.) lem. kingdom come teki dnya, cennet, ahret.kingdom of heaven Allahn hkim oldugu lke. the United Kingdom Byk Britanya ile Kuzey rlanda. 
 byk uskumru; (A.B.D.), (k. dili) kodaman, bir mahalle veya partinin kuvvetli adam. 
 yalapkn, iskele kuu, emircik, (zool.) Alcedo atthis. 
 .kk kral; alblblne benzeyen bir eit ufak ku. 
 kral gibi, krala yarar. 
 krala ait; krala yarar; ahane, azametli, muhteem, kral gibi. king liness  kral heybeti ve azameti, hamet. 
 bowling oyununda en nde bulunan omak; (k. dili) ba, eleba . 
 (k. dili) normal llerden byk (sigara) 
  halat, tel veya ipin dolamas; garip fikir, kapris; arl kas kasnc, tutulma;  (den.) halat gibi dolamak; dolatrmak. kinky  dolak, girift; (argo) mstehcen; garip. 
 Gney Amerika'ya mahsus et yiyen, aalarda yaayan ve kediden byk memeli bir hayvan, (zool.) Po tos flavus. 
baz tropikal aalardan kan, il ve tabaklkta kullanlan, kurutulmu, krmz, sktrc usare veya zamk; bu zamk veren aa. 
 (o.) akraba, hsm. 
 Kinasa, Kongo Cumhuriyetinin bakenti. 
 akrabalk, yaknlk, hsmlk; birbirine benzerlik. kinship family akrabalaryle beraber oturan geni aile. 
(o.) -men)  erkek akraba. 
(o.) .-women)  kadn akraba. 
 kk, sayfiye; gazete satlan kulbe; alglara mahsus kameriye. 
 hayvan yavrusu derisi. 
  iroz;  ball tuzlayp ttslemek veya kurutmak. 
 Krgz; Krge d.ili, Krgeca. 
 (sko.), ing., (leh.) kilise. the Kirk skoya kilisesi. Kirkman  skoya kilise papaz veya yesi. kirkyard  kilise avlusu veya mezarlk. 
 bir eit ran hals. 
 (Al.) vine ra(ks.). 
 (eski) kadn fistan; (eski)erkek ceketi veya paltosu. 
 ksmet, kader, nasip. 
  pmek; hafife dokunmak; bilardoda hafife dokunacak surette bilyelere vurmak;  pu pck, buse; hafif temas; ok hafif bir eit bonbon. kiss and be friends barmak. kiss away the hurt ary pckle geirmek. kiss the book Kitabl Mukaddesi perek ant imek, kitaba el basmak. kiss the dust boyun emek, malup olmak; vurulup lmek. kissable  plmeye deer, plr. kissing bug insann yanak veya dudan sran zehirli bir bcek, (zool.) Reduvius personatus; kan emen bcek. 
 yavru kedi encik enik. 
eskiden dans hocalannln kulland  telli kk keman. 
 tahin; alet takm, avadanlk; monte edilmemi takm; takm antas. the whole kit and caboodle (k.dili) takm taklavat, topu, hepsi birden . 
 mutfak. kitchen cabinet mutfak dolab; babakann zel danmanlar grubu. kitchen garden sebze bahesi. kitchen stuff yemek iin piirilecek malzeme, nevale; yemeklerden artan yaglar. 
 ufak mutfak. 
 a yamal kz. 
 uurtma; aylak, (zool.) Milvus; kell aylak, (zool.) Milvus milvus; sancl, (zool.) Milvus regalis; (tic.) sahte bono; (den.) hafif rzgrda yelken direinin tepesine ekilen en ufak yelken. Arabian kite kocalak, (zool.) Milvus arabicus blackwinged kite kara sungur, (zool.) Elanus caeruleus fly a kite uurtma uurmak; dolandrclk iin sahte bono karmak. Go fly a kitel ek araban. I kite balloon uurtma yardm ile uurulan ve yere bal bulunan balon. kite flying  uurtma uurma; sahte bono ile para toplama; tecrbe balonu uurma. 
 (eski) dostlar kith and kin dostlar ve akrabalar; hsm akraba. 
 ucuz edebiyat veya sanat, sanat deeri ok dk edebiyat; dolmu edebiyat. 
  yavru kedi; tavan yavrusu;  yavrulamak (kedi) kittenish  kedi yavrusu gibi; oyuncu, civelek. 
 bir eit mart. 
 yavru kedi, kedicik; baz iskambil oyunlarnda el datldktan sonra ortaya konan ktlar; baz kt oyunlarnda belirli bir ama iin ayrlan para. 
 (bak.) cater cornered . 
 Yeni Zeland'a mahsus bir ku, kivi, (bak.) apteryx; (ask.), (argo) uu yapma yan havac. 
 .ok yksek sesli otomobil kornas, klakson. 
 hrszlk illeti, kleptomani kleptomaniac  hrszlk hastas, kleptoman. 
 (ABD),( argo )hantal kimse.
(ks.) kilometer
 ustallk, marifet, hner; ustalkl i . 
 sakat at alp kesen ve hayvan mamas olarak satan kasap; eski ev veya gemileri malzemesi iin satn alan kimse; ykc, ykmac. 
 (eski) budak. knaggy  budakl. 
 Ieh. tk tk vurmak; krmak, yarmak, para para etmek; sinirli konumak; dilerle koparmak. 
 srt antas. 
 peygamberiei, (bot.) Centaurea nigra. 
 budak . 
 hilekr kimse; iskambil oyununda bacak; (eski) uak. knavery  hilekrlk. knavish  hilekr. knavishly  hileyle, dzenbazca. knavishness  hilekarlk, dzenbazlk. 
 yourmak, hamur haline getirmek, yourarak topak haline getirmek; masaj yapmak. kneader  hamurkr. kneading trough hamur teknesi. 
 diz ile vurmak. 
 diz; dize benzer veya diz eklinde ey; elbisenin diz zerine gelen ksm, diz yeri; hrmet veya selm makamnda diz bkme. knee breeches ksa pantolon. knee jerk diz adalesine vurulunca meydana gelen geri atma hareketi. knee joint diz mafsal. bring one to his knees yola getirmek, boyun edirmek, diz ktrmek. be on the knee of the gods daha belli olmamak, Allaha kalmak. kneed  dizli; dizi bollam, diz yapm (pantolon) 
 dizkapa kemii, diz ara. 
 diz boyu derinliinde. 
 dize kadar ykselen, diz boyunda. kneehigh to a grasshopper (k. dili) ok (ks.)a boylu. 
 dnmeden yaplan, tepke olarak yaplan. 
 (knelt veya kneeled) diz kmek; diz st oturmak; diz bkp selamlamak . 
 dizkapa kemii. 
 rahata oturacak mesafe. 
  matem an sesi; sala; lm haberi, kara haber; herhangi bir eyin yok olaca haberi;  matem an ile ilan veya davet etmek; sal vermek; matem an gibi ar ar almak. 
(bak.) know. 
 New York'un en eski Hollanda yerlileri soyundan olan kimse; New York ehri yerlisi. 
 (o.) diz altndan bzgl bol pantolon, golf pantolonu. 
 golf pantolonu; (ng.) dizde bzlen kadn donu. 
 ufak ssl veya nemsiz ey, biblo. 
 (o.) knives)  bak, ak; makina ba;  bakla kesmek; bakla kartrp hazrlamak (boya); baklamak; ABD, (argo.), (slang) arkadan vurmak. knife grinder bak bileyici. knife rest sofrada zerine et ba konulan koyacak. knife sharpener bak bileyici alet. carving knife sofrada et kesmeye mahsus iri bak. pock et knife ak. 
 bak temizlemeye mahsus tahta. 
 ban keskin yan, bak az; bak gibi keskin herhangi bir ey; terazi kolu veya saat rakkas iin destek vazifesi gren sert elikten kama eklinde knt. 
  silhr, valye, sir unvann kazanan kimse; aslzade; satran oyununda at; kendini bir eye adayan kimse;  birine valyelik payesi vermek, sir unvann trenle vermek. knight errant kahramanlk ve cmertlik gstermek iin dolaan seyyar silhr. knighterrantry  seyyar silhorluk, valyelik; donkiotluk. knighthood  silhorluk payesi, valyelik; valyeler. Knights of the Round Table Kral Arthur'un sarayndaki valyeler. knightly  valyeye ait; valyeye yakr; valyece. 
 (den.) ahap gemilerde ba bodoslamasndaki iki yelpazeden biri. 
 (ted veya knit) rmek; sk skya balamak, birletirmek; atmak (kalar); birbirine dmlemek; birbirine yapmak; kaynamak, kaynamak (kemik) a wellknit frame iyi yapl vcut .He knit his brows. Kalarn att. The bone has knit. Kemik kaynayp bitimi. 
 rme; rg. knitting machine rg makinas. knitting needle rg ii. knitting work rg ii. 
  (bed, bing) top, yumru; topuz, tokmak; tepecik, yuvarlak tepe; (argo.) kafa, kelle;  yumrulatrmak. knobbiness  yumru yumru olma. knobby  yumrulu, yumru yumru olan; tokmak gibi. 
 Gney Afrika yerlilerinin mzrak veya ok yerine kullandklar topuzlu denek. 
  vurmak, arpmak; tokumak; at veya on ile almak, vurmak (kap); (mak.) vurmak (benzin); arpmak; ABD, (argo.) kusur bulmak, tenkit etmek, titizlik etmek;  vurma, vuru, darbe; kap alnmas. knock ebout tekrar tekrar vurmak, iddetle sarsmak, tartaklamak; (k. dili) oradan oraya dolamak. knock against arpmak; rast gelmek. knock down yumrukla yere devirmek; mezatta ekici vurup mal son fiyat verenin zerine brakmak. knock off (k. dili) ii brakmak, tatil etmek; (colloq.) pnii yapvermek; ABD, (argo.) ldrmek; ABD, (argo.) soymak. knock on the head tepesine vurmak, iini bozmak. knock out vurup ykmak, nakavt yapmak, oyun d etmek. knock out of the box (beysbol) atcy zayflndan dolay yerinden kmaya mecbur etmek. knock over devirmek. knock together birbirine arpmak; acele bir araya getirmek. knock up bir araya toplamak; (kriket) puan yapmak; (ng.) kapya vurup uyandrmak; ABD, (argo.) hamile brakmak. engine knock benzin fazlal yznden makinada meydana gelen vuru sesi.
  her ie gelir; kaba ve dayankl (eya);  (den.) iki yelkenli hafif yat. 
  yere serici (darbe), (mat.) edici; portatif, tanmak iin sklr kurulur (eya);  yere serme; portatif eya. 
 alan veya vuran ey veya kimse; kap tokma; (ng.) kap kap dolaan satc. 
 arpk bacakl, yrrken dizleri birbirine dokunan. 
 tepecik. 
(bak.) knell.
 topuz, yumru; tomurcuk. 
 (ted, ting) dmlemek, dm halinde balamak; karmakank etmek; budaklanmak; saaklk dm yapmak; dmlenmek, dm olmak. 
 dm; mkl; rabta, ba; kme; g durum; (bot.) nod; birka hat veya sinirin birletii nokta, yumru; (den.) halat cevizi, parakete savlasnda mil taksimatl iaret; geminin deniz mili hesabyle hz; (den.) deniz mili. Gordian knot (bak.) Gordian. twenty knots (den.) saatte yirmi mil. tie the knot (k. dili) nikhla balanmak. wed ding knot evlilik ba. 
 obandenei, (bot.) Polygonum aviculare. 
 budak yeri, budak delii. 
 dml, dm dm; kark; g; dolak; sert ve budakl. knottiness  karklk. 
 rlm veya dmlenmi eritten esvap ss, bir eit dantela. 
  Rusya'da adam dvmek iin kullanlan bir kam;  bu kam ile cezalandrmak. 
 (knew, known) bilmek, tanmak; semek, farketmek; iyi bilmek, malumat olmak, malumat edinmek; haberi olmak, haberdar olmak; ezberlemek; tecrbeyle bilmek; (eski) cinsi mnasebette bulunmak. He should have known better than to do it. O ii yapmayacak kadar akl olmalyd. know how usuln bilmek. know ones own mind emin olmak, tereddt etmemek, kararl olmak. know the ropes usulunu bilmek, aresini bilmek. know whats what uyank fikirli olmak, dnyada olup bitenleri bilmek. Not that l know of. Bildiime gre, deil (yok) the known (mat.) bilinen, malum. knowable  bilinmesi mmkn, bilinir.
 bilgi, malumat. be in the know malumat olmak, gizli bir eyden haberi olmak. 
 bilgisi olan, malumat olan; ok bilmi, eytan, kurnaz, akgz. knowingly  bilerek, bile bile, kasten. 
 bilgi, malumat, vukuf; ilim; kanaat; (eski) cinsi mnasebet. intuitive knowledge hisle edinilen bilgi. take knowledge of biri hakknda (bir ey) anlamak. this branch of knowledge ilmin bu dal. to my knowledge bildiim kadar, bildiime gre. knowledgeable  bilgili, zeki. 
(bak.) know. 
 cahil kimse. 
  parman oynak yeri boum; koyun budunun diz taraf; drt ayakl hayvanlarda ayak mafsal; (o.) muta;  parman oynak yerleri ile vurmak. knuckle down ie koyulmak. knuckle under teslim olmak, boyun emek. knucklebones  (o.) ak oyunu. knuckledusters  demir muta. knuckle joint parman oynak yeri. brass knuckles tun muta. 
 aa gvdesindeki iri budak; (ng.), (leh.) hokey oyununda kullanlan aa top. 
 budak, yumru; kertik, di. knurled  budakl, yumrulu. knurly  budakl, yumru yumru. 
 keseli ay, (zool.) Phascolarctos cinereus. 
 Almanya'da yerin altndaki kymetli madenleri korumakla grevli olduu sanlan bir cin. 
 (tic.) (mark.),  kk fotoraf makinas; bu makina ile ekilen fotoraf;  Kodak makinas ile fotoraf ekmek. 
Kodiak adasnda bulunan iri boz ay, (zool.) Ursus middendorffi. 
 1849'da ngiltere kral tacna konulan mehur Hint elmas; pek kymetli ey . 
 gz srmesi, rastk. 
 yerlahanas, algam gibi kkl lahana. 
 kk sakz, (bot.) Taraxacum koksaghyz. 
(bak.) cola.
 Sovyetler Birliinde ortak iftlik, kolhoz. 
Sunda adalarnda yaayan ve  metre boyundaki dnyann en iri kertenkelesi, (zool.) Varanus komodensis. 
 Konakri, Guinea'nn bakenti. 
 Gney Afrika'ya zg beyaz izgili iri ceylan. 
 (argo.), (slang) antika kimse. kooky  antika. 
 Gney Afrika'da tepe, da. 
 Rusya'da rublenin yzde biri deerinde ufak para, kapik. 
 Gney Afrika'da ufak tepe. 
 Kur'an. 
 Kore. Korean  Koreli; Korece; Koreyle ilgili. 
 (ogny) ekoslovakya' da para birimi, koruna. 
  (ibr.) Musevi eriatna gre temiz saylan (et), turfa olmayan (yemek), kaer;  eriat hkmlerine gre kesilmi hayvann eti. 
  inlilerde diz kp aln yere vurmak suretiyle ibadet veya hrmet;  bu suretle ibadet etmek ve hrmet gstermek. 
 Gney Afrika'da etraf kazk ve srklarla evrili kulbelerden meydana gelen koy; al. 
 zehirli bir Asya ylan. 
 Norve sahillerinde gzkt sylenen efsanevi bir deniz canavar. 
 Kremlin, iinde Sovyetler Birlii devlet dairelerinin bulunduu Moskova'daki yksek duvarl kale; Sovyet Hkmeti. 
 (k. dili) Rus yneticilerinin davranlarn inceleme. 
 eskiden Almanya ve Avusturya'da kullanlan gm veya bakr ufak para. 
 (o.) nor) sve ve slanda'da para birimi, krona. 
 (o.) nen) eski bir Alman ve Avusturya Macaristan paras. 
 (o.) ner) Danimarka ve Norve'te kullanlan gm para, kuron. 
 Finlandiya krfezindeki bir adada bulunan Rus deniz ss ve liman. 
 (kim.) kripton. 
(ks.) Kansas.
(ks.) knight.
(ks.) karat, carat.
Kuala Lumpur, Malezya'nn bakenti. 
 hret, an, eref. 
(bak.) koodoo.
  Kfi (yaz), (bak.) Cufic. 
Birleik Amerika'da i savatan sonra gney eyaletlerinde zencilerin siyasi haklar olmas aleyhinde kurulan gizli cemiyet; 1914'ten sonra kurulup Katoliklere, zencilere ve yabanc etkilere kar alan gizli cemiyet. 
 (Al.) kltr, hars, ekin, ekin. 
 kmz, Tatarlarca pek makbul olan mayalanm ksrak st; inek stnden yaplan kmza benzer iki. 
 anason ve kimyonla tatlandrlm Alman veya Rus likr. 
  krba;  krbalamak. 
 Krt. Kurdish   Krt; Krte. Kurdistan  Krdistan. 
 Kuveyt. 
 (A.B.D.), (argo.) mzmz kimse. 
(ks.) kilowatt 
(ks.) kilowatthours. 
(ks.) Kentucky. 
 rmesini engellemek. 
 (tb.) insan vcudunda kan dolam ve solunum hareketleri gibi dalgal titreimleri lme aleti, kimograf.
(Yu.) baz kiliselerin ayinlerinde sylenen ve "Ya Rabbi merhamet et', anlamna gelen dua; bu duann bestesi. 
, l'envoy  (Fr.) bir iire ithaf veya baka bir sebeple konulan ek beyit. 
(el)  ngiliz alfabesinin on ikinci harfi; L harfi eklinde ey.
(ks.) latitude, law, league, left, length, line, lira, lire, liter, (b.h.) Latin, book, Romen rakamlarnda 50.
(ks.) Los Angeles. 
(ks.) Litterarum Humaniorum Doctor, Doctor of Humanities.
(ks.) Louisiana. 
 (mz.) la notas, mzik gamnda altnc nota.
  Gney Afrika'da etraf arabalarla kuatlm kamp veya konak yeri;  byle konak yeri yapmak; byle yerde konaklamak. 
 ABD, (k. dili) laboratuvar. 
(ks.) Labrador.
(ks.) laboratory.
 laden, (bot.) Cistus; laden zamk.
  (ed, ing veya led, ling) yafta, etiket; nitelendirici isim veya cmlecik;  etiket yaptrmak, etiketlemek; tasnif etmek, snflandrmak; (mim.) kap veya pencereye saak yapmak.
 (o.)bella) (bot.) dudak eklinde bir korol ksm, dudakk. 
(bak.) labium.
  dudaklarla ilgili; (dilb.) dudaksl; (mz.) dudak eklinde kenarlar olan (boru);  dudak nsz, dudaksl ses. 
 (bot.) bir taraf sarkk dudak eklinde olan. 
 kaymaya meyilli, deime iin tahtalar cva klorid ile doyurmak. 
 (o.) bia) dudak; (anat.) kadnn tenasl uzvunda dudak eklinde ksm, dudak. 
(ng.) labour  almak, abalamak; uramak, emek vermek, sknt ekmek, glkle ilerlemek; (den.) denizlerde alkalanmak, ok hrpalanmak; dourma halinde olmak; ar ekmek; emekle meydana getirmek. l will not labor the point. iin teferruatna girimeyeceim. labored  glkle yaplan, meakkatli; fazla atafatl.
(ng.) labour  alma, i, emek; ii snf; doum arlar; zahmet, meakkat, sknt, zorluk; (den.) frtnada geminin iddetle alkalanmas. Labor Day ABD eylln ilk pazartesi gnne tesadf eden ii bayram. labor dispute i ihtilaf, i anlamazl. labor exchange i ve ii bulma kurumu. laborintensive  makinalardan ziyade el emei ile yaplan veya yrtlen (i, mahsul) Labour Party i Partisi. labor relations i mnasebetleri; ii ve iveren ilikileri. laborsaving  zahmeti azaltan, kolaylatrc. labor union ii sendikas. a labor of love hatr veya zevk iin yaplan i, menfaat mukabilinde olmayan i, gnll yaplan i. forced labor angarya. hand labor el ile yaplan i. hard labor ar i cezas. in labor dourma halinde. Ministry of Labour (ng.) alma Bakanl.
 laboratuvar.
 ii, renper. 
 zahmetli, emekli, yorucu; alkan, igzar. laboriously  emek vererek; alarak.
(ng.) labourite  ii yanda.
 Labrador yarmadas. Labrador current Labrador aknts. labradorite  Labrador spar en iyisi Labrador'da bulunan rengarenk bir eit feldispat, labrador.
 sarsalkm, (bot.) Laburnum anagyroides. 
 labirent; entrikall veya kark i; (anat.) labirent, i kulaktaki girintili boluk. labyrin'thic, labyrin'thine  labirent gibi, aprak, ok dolak ve kark.
 Gney Asya'da baz bceklerin bir takm aalarda meydana getirdikleri reineli sv, laka. 
 Hindistan'da yz bin rakam; yz bin rupi; ok byk miktar. 
 (jeol.) lakolit.
 kaytan geirip balamak; dantel ile sslemek; (k. dili) dvmek; renkler ile izgilemek; korse kaytann ekerek beli sktrmak; ikiye hafif alkol katmak. lace into yumrukla saldrmak; iddetle azarlamak.
 dantel; erit; kaytan; kordon. lace tree dantel aac, (bot.) Logetta lintearia. bobbin lace kopanaki, karo danteli. Brussels lace Brksel'de yaplan bir eit ince dantel, Brksel danteli. point lace igne ile ilenen dantel, oya.
 yrtmak, yaralamak; (kalbini) krmak, (hislerini) incitmek, zmek. laeera'tion  yutma, yaralama, incitme.
  (zool.) kertenkele familyasna ait, kertenkele gibi;  kertenkele. 
 zarkanatllardan bir bcek, (zool.) Neuroptera. 
 dantel. 
 (huk.) hakkm aramakta ihmal ve gecikme. 
 gzya salglama. 
  eski zamanlarda iinde akraba ve dostlarn gz yalarnn sakland farz edilen ufak ielerden biri, gz ya iesi;  gz yana ait; gz yan havi. 
 gz yal, ok alayan; gz yaartc. 
 kaytanla balama veya skma; kaytan veya erit geirme; back, kaytan, erit; ikiye kartrlm alkol; (k. dili) dvme. 
  eksiklik, noksan; ihtiya, gereksinme; yoksunluk, mahrumiyet;  eksii olmak; ihtiyac olmak; mevcut olmamak; bir yerde hazr bulunmamak; mahrum olmak; malik olmamak; muhta olmak; eksikliini duymak . 
 canndan bezmi gibi, cansz; alakasz, uyuuk, tembel. 
(lem), (eski) Eyvah ! 
  uak, erkek hizmeti; dalkavuk, anak yalayc;  hizmetilik yapmak, uaklk etmek. 
(ng.) tre   donukluk;  cansz. 
 muhtasar, ksa ve manal, az ve z, zl, veciz; vecizeli sz syleyen. laconically  ksa ve z konuarak. lac'onism, laeon'ieism  zllk; ksa sz, icaz, zl sz, veciz ifade.
(bak.) laehrymal.
 stten, stle ilgili. 
  laktik asidin tuzu veya esteri;  st hasl etmek; meme vermek, emzirmek.
 st salglama; emzirme. 
  ste ait; ste benzer; stl;  (anat.) barsaklarda emilen gda maddesini tayan lenfa damar. 
 ste ait, ekimi stten karlan. lactic acid st asidi, laktik asit. lactic fermentation yourt yapmnda stte meydana gelen kimyasal deiim.
 st veren, st salglayan, st tayc. 
 stn zgl arln len alet.
 stteki ya miktarn tespit eden alet. 
 (kim.) st ekeri, laktoz. 
 (o.), (Lat.) nae, (ng.) nas) boluk, aralk, bo yer, eksiklik; (biyol.) kemikte bulunan boluk; (biyol.) bitki ve hayvan dokularndaki hcrelerarasl boluk 
gllerde hsl olan; gle ait, glcl. 
 dantel gibi; dantelli; dantelden yaplm. 
 bycek erkek ocuk, delikanl, gen erkek. 
(bak.) labdanum.
 merdiven; (mec.) ykselme vastas; (ng.) orap ka. ladder stitch ineard teyel, apraz teyel. accommodation ladder vapurun borda iskelesi. companion ladder kameraya inecek merdiven.
 erkek ocuk, olan, delikanl. 
 (laded, laded veya laden) yklemek; geminin ykn vermek; iine su doldurmak; iinden su boaltmak; kepe ile iinden su almak. laden  ykl.
 ykleme. bill of lading konimento. 
 Ladino. 
  kepe;  kepe ile doldurmak veya boaltmak. ladleful  kepe dolusu.
 (sp.) hrsz, haydut. 
 bayan, hanm, kibar kadn, hanmefendi; (b.h.) bir ngiliz aslzadesinin kars, Leydi; sevilen kadn, sevgili. Lady Day 25 marta tesadf eden bir kilise yortusu. lady in waiting kralie veya prensesin nedimesi. lady of the house evi idare eden kadn. lady' maid bir hanmn oda hizmetisi. lady'smantle  aslan penesi, (bot.) Alchemilla vulgaris. lady' slipper Vens ar, (bot.) Cypripedium. Our Lady Meryem Ana.
 hanm bcei, gelincik bcei, (zool.) Coccinella. 
 parmak biiminde yaplan bir eit hamur ii; ykskotu, (bot.) Digitalis purpurea. 
 kadn avcs, kadnlarn holand adam. 
 hanmca, hanma yakr, hanm gibi, nazik, zarif; kadns (erkek) 
 sevilen kadn, nianl kz; metres. 
 hanmefendilik; (b. h.) Her, Your Ladyship (asalet unvan) hanmefendi. 
 gz yana ait. 
  sar vernik; reineli her hangi bir vernik; vernikli tahta veya mein i;  verniklemek. 
 (A.B.D.), (Kan.) uzun sapl raketle oynanan bir top oyunu. 
  (ged, ging) kazan veya kemeri kaplamak iin kullanlan dar tahta;  byle paralarla kaplamak. 
 (ged, ging)  (argo.) srmek, srgne gndermek; hapishaneye atmak;  mahkum, sulu. 
 (ged, ging)   geri kalmak, oyalanmak, yava yava yrmek;  gerileme, geri kalma;  ar, geri. lag end ge kalan, son.
drt veya alt keli aa vidas. 
 (huk.) deniz dibine batm olup yeri amandra ile belli edilen ey. 
bir eit hafif Alman biras. 
  tembel, ar; geri kalan;  ar hareket eden kimse. laggardly  geri kalarak. laggardness  gecikme.
 kee veya asbest ile kaplama veya deme; kemer kalb demesi. 
 Lagos. 
 Lahor. 
 layik adam; dnya grlerini dinden ayr tutan kimse. laic veya laical  layik, cismani, dinle alkas olmayan.
 layik klmak, dinle alkasn kesmek.
 yaplnda ince ve paralel izgiler bulunan (kt) 
(bak.) lay laid up biriktirilmi, ilerisi iin saklanm; hastalk sebebiyle evde veya yatakta; (den.) armas soyulmu ve havuza yatrlm.
(bak.) lie.
  yatacak yer; vahi hayvan ini;  ala veya ine istirahat iin girmek; ala koymak. 
 (sko.) mlk sahibi. 
(Fr.) hkmetin sanayi ve ticaret ilerine mdahale etmemesi prensibi. 
 papazdan baka btn halk; meslekten olmayanlar. 
 mora alan koyu kzl boya. 
 gl, havuz. lake trout gllerde yaayan alabalk.
(bak.) lac.
 ,''r" harfini "l'' gibi telaffuz etmek.
  (med, ming) (argo.) ka, tyme;  kamak, tymek, saklanmak; hzl komak. be on the lam (k. dili) acele tymek, srra kadem basmak, ortadan kaybolmak. 
 (med, ming) (k. dili) dvmek, dayak atmak. 
 Tibet'li Buda rahibi, Lama. Grand Lama Ba Lama, Dalay Lama. 
 lama manastr.
  kuzu; kuzu eti; kuzu gibi masum ve zayf kimse; acemi borsac;  kuzulamak. Lamb of God Hz. lsa. lambkin  kk kuzu, kuzucuk. lamblike  kuzu gibi, iyi huylu, yumuak bal. lambskin  kuzu derisi. lamb' wool kuzu yn.
 (leh.) dvmek, dayak atmak; fena azarlamak.
 Yunan alfabesinin on birinci harfi olan L harfi. 
 hafif parlaklk. 
 alev gibi yalayarak yaylan; hafife parlayan (gz, gk) lambently  alev gibi yaylarak.
 kap veya pencere zerine aslan ss, perde; ortaada miferi muhafaza iin zerine sarlan kuma paras. 
  topal, aya sakat; eksik, kusurlu; ABD, (argo.) habersiz;  topal etmek veya olmak. lame back aryan srt. lame brain (k. dili) aptal. lame duck (bak.) duck lame excuse kabul edilmez zr. lamely  topallayarak. lameness  topallk.
 lame, dore.
 (o.) lae, las) (anat.), (zool.), (bot.) ince levha, lamel. lamellate(d)  safihal, ince levhal, ince tabakal.
  alamak, inlemek, figan etmek, matem tutmak; biri iin alamak veya keder etmek, matemini tutmak; matem, alay, ah, keder, hzn, feryat. lamented  muteveffa, matemi tutulan.
 matemli, keder ifade eden; alanacak, alatr, ackl; esef edilecek. lamentably  alanacak halde, acnacak halde.
 alay, feryat, figan, inleme; (o.), (b.h.) Yeremya Peygamberin Mersiyeler kitab. 
 (Yu.) (mit.) ocuk eti ve kan ile beslenen kadn bal ylan eklindeki efsanevi canavar; vampir. 
 (o.) ae) ince levha, safiha, varak, tabaka. laminable  varak ekline konulabilir. laminar  safiha eklinde.
  yaprak eklinde, yaprak biimine sokulmu;  yaprak halinde ince tabakalara ayrmak, haddeden geirerek safiha haline koymak. lamina'tion  safiha haline girme veya konulma; safiha.
 kuzu kuu, (zool.)) Gypaetus barbatus. 
 lamba, kandil; k; (o.), (argo.) gzler. lampblack  kandil isi; bu isten yaplan boya. lamp chimney lamba iesi. lamplight  lamba . lamplighter  sokak fenerlerini yakan adam. lamppost  sokak feneri direi. lamp shade abajur. between you and me and the lamppost sz aramzda. incandescent lamp ampul safety lamp (kmr madeni ocaklarnda kullanlan) emniyet feneri. student lamp ayar edilebilir masa lambas.
  hiciv, tezyif;  hiciv ile tezyif etmek, hakkda hiciv yazmak . lampooner, lampoonist  hicivci, hiciv muharriri, hiciv yazan.
 ylan bal eklinde yuvarlak azl emici bir su hayvan, (zool.) Petromyzon. 
 ynl, yn gibi. 
 mzrak, merakl svari alay neferi. lance snake ok ylan. lancewood  mzrak sap yapmnda kullanlan dayankl bir eit aa.
 neter ile yarp amak, demek. 
 basit bir deniz hayvan, batrak, (zool.) Branchiostoma amphioxus. 
 (bot.), (zool.) mzrak biiminde, mzraks, lanseolat. 
 mzrakl svari eri; (o.) bir eit kadril dans. 
 (tb.) neter; (mim.) sivri kavisli dar pencere. 
 haner gibi saplanan (sanc), keskin (ar) 
 karaya karmak; tutup karaya getirmek (balk); durdurmak, yere indirmek; isabet ettirmek, aketmek, indirmek; elde etmek, kazanmak; karaya kmak, durmak, yere inmek; isabet etmek, dmek. land up (k. dili) eninde sonunda varmak, boylamak.
 kara, arz; toprak, yer, arsa; memleket, diyar; (huk.) emlk, arazi. land agent emlak simsar, emlk komisyoncusu. land bank emlak bankas. land breeze karadan esen rzgr. land crab kum yengeci. land force (ask.) kara kuvveti. land grant hkmet tarafndan okul binas yapm gibi iler iin verilen toprak. land mass kta, kta gibi byk kara paras. land measure arazi lleri sistemi. land mine kara mayn. land office tapu dairesi. land office business (A.B.D.), (k. dili) ok hzl sat. land of milk and honey verimli memleket. land tax (ng.) arazi vergisi. in the land of the living sa, hayatta. see how the land lies ilerin ne halde olduuna bakmak, nabzn yoklamak.
 lando, alp kapanr krkl at arabas. landaulet  ufak lando.
 arazisi olan, arazi sahibi; araziden ibaret. land property gayri menkul mlk, arazi.
 (den) sahile yaklaan gemicilerin karay ilk grleri. 
 hakszlk veya hile ile bakasnn arazisine tecavz eden kimse . 
 eskiden baz Alman prenslerinin unvan. 
 arazi sahibi; emlk sahibi. 
 (hav.) ini; iskele; merdiven sahanl; karaya kma veya karma. land (ng.) beam (hav.) ini klavuzu, radyo iareti. landing craft kartma gemisi. landing field havaalan. landing gear (hav.) ini takm. landing place, landing stage iskele. landing strip (hav.) acil durumlarda kullanlan ini yolu.
 pansiyoncu kadn; evini kiraya veren mal sahibi kadn. 
 arazisi olmayan, arazisiz. 
 kara ile kuatlm. 
 mucir kimse, emlkini kiraya veren mal sahibi. 
 (den.) deniz ve gemiler hakknda bir ey bilmeyen kara sakini. 
 snr ta, hudut iareti; herhangi bir eyin yerini gsteren iaret; dnm noktas. 
 emlk ve arazi sahibi. 
 arazi sahibi olduu halde fakir olan. 
 kr manzaras, peyzaj. landscape architect bahe mimar. land scape gardener baheyi dzenleyen kimse.
 toprak kaymas, heyelan; seimde bir tarafn byk ekseriyeti kazanmas. 
 denizci olmayan kimse. 
 (Al.) topyekn seferberlik; byle seferberlikte toplanan asker. 
 karadan karaya atlan ( roket) 
 (Al.) ihtiyat askerleri. 
 dar yol, dar sokak, dar geit; geni caddelerde otomobiller iin bazen bir izgi ile ayrlm ve yanyana olan yollardan biri; deniz ve hava trafii dzeni iin tayin olunmu yollardan biri. 
(ks.) language.
 (sko.) gemi zaman, eski zaman. 
 dil, lisan; konuma kabiliyeti; herhangi bir ifade tarz; bir kabileye veya bir yere mahsus lehe; (bilgisayar) lisan. finger language sarlarn kulland parmak iaretleri ile konuulan dil. strong language kfr, ar sz, sert dil. language arts okuma, edebiyat, kompozisyon yazma gibi bir ocuun ana diline hkimiyetini salayacak dersler. language laboratory dil laboratuvar.
 ruhsuz, gevek, yava, ar, bati; gayretsiz, isteksiz. languidly  isteksizce, yava yava. languidness  isteksizlik, kuvvetsizlik, arlk.
 zayf dmek, gevemek, ruhsuzlamak, takati kesilmek, evksizlemek, faaliyetini kaybetmek; istei kalmamak; kederli ve baygn hal taknmak. languish in prison hapishanede rmek. 
 kuvvetsiz; baygn. 
 bitkinlik, isteksizlik, mecalsizlik; kuvvetsizlik; geveklik, arlk, evksizlik; hayali olma; (tb.) halsizlik, zafiyet. languorous  bitkinlik veren; zafiyet gsteren.
 yn has1 eden, ynl. 
 uzun ve zayf, boylu, ince; dz (sa) 
 uzun boylu ve zayf, srk gibi. 
 bir eit doan, (zool.) Falco biarmicus; doanclkta bu kuun diisi. 
 erkek doan kuu. 
 lanolin.
 ipek ile yn karm dokunmu bez. 
 eskiden Almanya'da cretli piyade askeri; iskambil ktlar ile oynanan bir eit kumar oyunu. 
 fener, fanus; (mim.) hava ve k girmesi iin binann tepesine yaplan pencereli kuuk kule. lantern fly renkli bir bcek, (zool.) Fulgora, Laternaria. lantern jawed  ene kemigi ince ve uzun olan. bull'seye lantern  tam ne aksettiren fener, polis feneri. dark lantern hrsz feneri. magic lantern (eski) slayt projektr.
 (kim.) lantan.
 (den.) bir eyi yerine balamak iin kullanlan ip paras, savlo; (ask.) topa ate vermek iin kullanlan ufak engelli falya ipi. 
 Laos. 
 kucak; etek; oturan kimsenin dizlerini rten elbise ksm. lap dog kucaa alnan ufak kpek, fino kpei. lap of luxury servet ve rahatlk. lapful  kucak dolusu.
 (ped, ping)  katlamak, sarmak, dolamak; rtmek; bir eyi tamamen veya ksmen baka bir eyin zerine koymak; yarta rakibini bir devirlik mesafe ile gemek; kuatmak, evirmek, etrafn sarmak; kucaklamak; ark ile cillamak; kenar baka eyin zerine binmek; katlanmak, sarlmak;  baka eyin zerine binen ksm; yarta bir kerelik dnm, bir devir; kymetli ta veya madeni eyay parlatmaya mahsus ark. lap dissolve sin zincirleme grnt. lap joint bindirme.
 (ped, ping)  dil ile yalayp yutmak; hafif arpmak (dalga);  dil ile yalayp azna ekme; kpeklere mahsus sulu yemek, yal; sahile yava arpan dalgann sesi. lap up, lap down abucak iip yutmak; beenip kabul etmek, hakikat olarak kabul etmek.
 karn duvarndan geirilen ve i organlarnn grlmesini salayan alet. 
 karn yarma ameliyat. 
 ABD araba emniyet kemeri. 
 kucaa konan ve masa yerini tutan tahta. 
 klapa. 
  hakkak, oymac, kymetli ta kesicisi, cevahirci;  kymetli ta kesme sanatna ait; talara ait; zl; yazta elverili. 
 talayp ldrmek, taa tutmak, talamak. lapida'tion  birisini talayarak ldrme.
 taa benzeyen, ta heykeli andran. 
 tavan, tavan krk. 
 (o.) ides) (Lat.) ta. lapis lazuli lacivert ta; bu tan rengi.
 Laponya. Laplander, Lapp  sve ve Finlandiya'nn kuzeyinde bulunan Laponya ahalisinden biri, Lapon, Laponyal; Lapon dili. 
 sarkk ey; elbisenin kvrm yeri; sarkk et paras. 
 gemek, mrur etmek; ihmal veya vefat dolaysyle bakasna intikal etmek; battal olmak, hkm kalmamak; sapmak, dalalete dmek; yanlmak, hata etmek ; bir zaman iin inan ve prensiplerinden vaz gemek. lapse into silence skuta dalmak, sessizlie gmlmek. lapse rate (meteor.) yksekliin artmas ile atmosfer basncnn azalma oran.
 geme , mrur; yanlma; yanl (sz veya yaz); kayma; sapma; gnaha girme; adalette kusur; sukut (hukuk); ihmal yznden hak ve tasarrufunu elden karma; battal olma, kullanlmaz hale gelme. 
 kunduraclarn dizleri zerine koyup stnde ksele dvdkleri ta. 
 (Lat.) hata, yanl, yanlt. lapsus calami kalem hatas. lapsus linguae dil hatas, azdan karma (sz) lapsus memoriae hafza hatas.
 yamurkuuna benzeyen bir ku, kzkuu; (zool.) Vanellus vanellus. 
(bak.) lares.
 geminin sol taraf, iskele taraf (imdi bunun yerine port kelimesi kullanlmaktadr) 
 hrszlk, sirkat, alma. compound larceny baka sularla bir arada yaplan hrszlk. 
 kara am, (bot.) Larix europaea. 
  domuz ya;  domuz ya ile yalamak; yaz veya sz tumturakl kelilelerle sslemek. 
 kiler; erzak. larderer  kilerci.
 (o.); tek. lar) Romallarn himaye mabutlar; lares et penates (Lat.) aile mabutlar; manevi deeri olan eya.
  byk, geni, cesim, azim, iri, vasi; bol, ok, klliyetli, mebzul; (den.) pupadan gelen (rzgar);serbest;  (mz.) ortaada kullanlan pek uzun bir nota. at large serbest; umumiyetle; btn ayrntlaryle, mufassalan. largehearted  iyi kalpli, cmert ruhlu, halden anlayan. largeminded  geni fikirli, serbest dnl. in the large btn mul ile. largerthanlife  epik veya efsanevi zellikleri olan. largely  ekseriyetle, ziyadesiyle; bol bol, byk. largeness  byklk, cesamet, genilik. largish  irice, bycek.
 bahi, byk hediye, ihsan; cmertlik. 
   (mz.) largodan abuk ve hafif;  larghetto;  ar alnan para.
  (mz.) largo, ar ar;  ar ar alnan para.
 at ve sr tutmak iin boyunlarna atlan ucu ilmekli ip, kement; at balama ipi. 
  cmb yapmak, elenmek; taklmak, aka etmek;  aka, elence, elenti, cmb. 
 tarlakuu. crested lark tepeli toygar, (zool.) Galerida cristata. rise with the lark ok erken kalkmak, sabahn krnde uyanmak. 
 hezaren iei, (bot.) Delphinium. 
 dvmek, dayak atmak, sopa ekmek. 
 (o.) vae) (zool.) trtl, kurtuk, srfe. larval  trtla ait.
 grtlaa ait, hanerevi. 
 (tb.) grtlak iltihab, larenjit. 
 tbbn boaz ve boaz hastalklar blm, larengoloji. 
 boaz muayenesine mahsus aynal alet.
 (tb.) boaz yarma ameliyat; grtlaa nefes delii ama ameliyat. 
 (o.) es veya laryn.ges) (anat.) grtlak, hanere, boaz. 
 Hintli gemici; Hintli. 
 ehvetli; ehvete dkn; ehvet uyandrc. lasciviously  ehvetle. lasciviousness  ehvet.
 leyzer gibi dalga yaymak; leyzer dalgas altnda tutmak.
 (fiz.) leyzer, k dalgalann kuvvetlendiren veya retebilen bir eit meyzer.
 kam darbesi; kam ucu; kk gren ve alayl sz; vuru, vurma, arpma; kirpik. 
 balamak. lash down balayp muhafaza etmek. lash together iple birbirine balamak.
 kam ile vurmak, dvmek, kamlamak; knamak, ayplamak; azarlamak; galeyana getirmek; hicvetmek; vurmak, iddetle arpmak (dalga); sz veya yazyla saldrmak, atmak; vurmak, arpmak. lash out at sert ve ani k yapmak. lash oneself into a fury ok fkelenmek.
 ileple ykl mavnalar tama sistemi. 
 ip, halat; iple balama. 
 kamlama; azarlama. 
 kz, gen kadn, nianl kz, sevgili. lassie  kzcaz, kk kz.
 dermanszlk, halsizlik, bitkinlik, yorgunluk. 
  yabani atlar yakalamaya mahsus ucu ilmekli ip, kement;  byle kementle tutmak. 
   son, en sonraki, en gerideki, sonuncu; geen, evvelki; sabk; son derece, gayet;  en sonra, son olarak, nihayet;  son, en nihayet. last but not least son fakat ayn derecede ehemmiyetli. last ditch son are, son mudafaa. Last Judgement kyamet, kyamet gn. last mentioned en son olarak sylenen. last night dn gece. last offices cenaze dualar. last quarter dolunaydan sonra yedinci gece. last rites cenaze treni; lm deinde yatanlarn baucunda yaplan ayin. last sleep lm, son uyku. last straw son had, dayanlmaz derece. Last Supper Hazreti sa'nn akirtleriyle yedii son yemek. last word son sz; son moda; en mkemmel ey. at last nihayet, sonunda. at long last en nihayet. breathe one' last son nefesini vermek, lmek. the last day maher gn, kyamet gn .the last two son ve sondan evvelki. the last word on the matter mesele hakknda son ve kesin sz. to the last nihayete kadar . When did you see him last ? Son defa onu ne zaman grdnuz? lastly  nihayet, son olarak.
 srmek, baki olmak, devam etmek, dayanmak, bozulmamak, bitmemek, tkenmemek; yetmek. 
 eskiden ticarette kullanlan tart veya l, yaklak iki ton. 
 kundura kalb. stick to one' last ii olmayan eye karmamak, kendi iiyle uramak, izmeden yukar kmamak. 
  dayanma, beka, bozulmay, srme; kadn iskarpini iin dayankl yunl kuma;  devam eden, dayankl, devaml olan. lastingly  devaml surette, daimi olarak. lastingness  devamllk.
(ks.) latitude. 
 Suriye'de Lzkiye liman. 
  kap mandal;  mandallamak veya mandallanmak. latchkey  kap mandaln aacak anahtar; kap anahtar. latch key child anne ve babas alan ocuk. on the latch yalnz mandalla kapanm. spring latch zemberekli mandal. latch on to ABD, (argo.) elde etmek.
 kap mandaln aan ip. The latchstring is always out. Kapmz daima aktr. stediiniz zaman buyurun. 
 ge, muayyen zamandan sonra; son zamanlarda. late in the day gnn nihayetine doru; ge kalnm. Better late then never. Hi olmamaktansa varsn ge olsun. early and late erken veya ge demez, vakti saati yok. sooner or later erge, erken veya ge. too late fazla ge. very late ok ge.
 ge; gecikmi, geri kalm; sabk, gemi: son zamanlarda, geenlerde; merhum, mteveffa. late for dinner yemee ge kalm. late Latin ortaaa ait Latince. at the latest en ge. of late son zamanlarda, yakn zamanlarda. lately  yakn zamanlarda, bugnlerde, yaknlarda. lateness  ge olma, gecikme.
 ge gelen veya ge kalan kimse. 
 latin yelkeni sistemine ait. lateen sail latin yelkeni,  keli yelken. lateen yard latin yelken sereni.
 gelimemi, gzkmeyen, belirti gstermeyen. latent heat (bak.) heat. latent period mikroplarn kuluka devresi. latency  kuvveden fiil haline gememi olma. latently  gzkmeden.
  yana ait; yanal, yanda bulunan; yandan gelen; yana doru;  yandan biten dal; yana uzanan elektrik teli. lateral thinking etraflca dnme. later ally  yandan, yana doru.
  Roma'da Lateran katedrali; bu katedrale bitiik ve iinde eski eserler mzesi bulunan saray;  bu semte ait veya bal. 
 bir cins krmz (kil.); bu kilden meydana gelen verimsiz toprak. 
 baz bitkilerin stl zsuyu; kauuun hammaddesi. 
  sva tirizi, badadi ta;  tiriz koymak. lath and plaster badadi kaplama. as thin as a lath denek gibi, p gibi.
  torna tezgh; mleki ark;  torna tezghnda biim vermek. lathe bed torna gvdesi.
  sabun kp; atn kpkl teri;  sabun gibi kprtmek, sabunlamak: kprmek, kpk meydana getirmek. in a lather (k. dili) heyecanl. lathery  kpkl.
 byk arazi. 
  Latin, Latince; eski Roma'ya ait; Katolik kilisesine ait;  Latince; Latin edebiyat; eski Romal kimse; Katolik kilisesine mensup kimse. Latin America spanyolca ve Portekizce konuulan Amerikan memleketleri. Latinist  Latin dili limi. 
Paris'te talebe ve ressamlarn oturduklar semt. 
 gee, biraz ge. 
 arz derecesi; genilik; bolluk, mul; serbestlik, tolerans, musamaha; (astr.), (cor.) enlem; mntka; (foto.) filmin tolerans. high latitudes kutuplara yakn yerler. latitu'dinal  arz cihetiyle, enine olan.
  zellikle dinde geni dnl, mutaassp olmayan (kimse) 
 zellikle asker karargah veya kamplarnda hel. 
 ince pirin veya pirince benzer levha; galvanizli sa. 
 ikisinden sonuncusu, son sylenilen; zikronulan iki eyin sonra geleni, ikincisi; son. latterday  aa uygun, modern, imdiki zamana uygun. Latter day Saints Ahir Zaman Azizleri (Mormon lann resmi ismi) latter end son; lm. latterly  bu yaknlarda, son zamanlarda.
  pencere kafesi, kafes; zerinde kafes ekli bulunan arma;  kafes yapmak, kafes ekline koymak; kafesle evirmek. latticework  kafes ii.
 Letonya Cumhuriyeti. 
  methiye, vme;  methetmek, vmek, sena etmek, yceltmek. 
 vgye deer, takdire lyk, beenilen. laudabil'ity, laudableness  takdire lyk olma. laudably  takdire lyk olarak.
 (ecza.) afyon tentr. 
 vme, sitayi, sena. 
 vc. 
  glmek; sevinmek, elenmek; glerek ifade etmek;  glme, g1, hande; kahkaha. laugh at (birine) glmek. laugh away glle meseleyi kapatmak, glerek geitirmek. laugh down glerek susturmak. laugh line gz kenarndaki buruukluk. laugh off glerek geitirmek. laugh on the other side of the mouth gldkten sonra piman olmak. laugh track glme sesleri dolu teyp band veya plak. laugh up one' sleeve iinden glmek, byk altndan glmek. have the last laugh iin sonunda kazanm olmak.
 gln, glnecek, glnr; tuhaf, acayip. laughably  glnecek kadar.
  glen, gldren; glme, g1. laughing gas gldrc gaz, (tb.) azot monoksit gaz (anestezi iin kullanlr) laughing hyena benekli srtlan. laughing jackass (bak.) jackass laughing stock glnecek kii. no laughing matter akaya gelmez durum, glnmeyecek ey. laughingly  glerek.
 g1, glme, hande; glnecek ey.
  kzaktan suya indirmek (gemi); roket frlatmak; balatmak (yeni i); mzrak gibi atmak;  gemiyi kzaktan suya indirme; roketi fezaya frlatma; (den.) ikampaviye; harp gemisinin en byk sandal. launch forth, launch out ie balamak, ie atlmak. motor launch motorlu sandal, motorbot. steam launch buharla ileyen sandal, atana, istimbot.
 mancnk, katapult, frlatc, atc. 
 suya indirme; hareket ettirme. launching pad roketin hareket sahas; yeni bir teebbse atlmak iin seilen yer veya vesile.
 ykayp tlemek (amar) laundress  amarc kadn. laundry  amarhane; amar ykama; kirli amar. laundry list amar listesi; uzun ve etrafl liste. laundryman  umumi amarhanede alan adam .
 otomatik tertibatl umumi amarhane. 
  baarlarndan tr eref payesi vermek iin seilen; defne dallarndan elenk giymi; elenk giymeye layk, mmtaz; defneden yaplm;  mmtaz air; ngiltere'de kral veya kralie tarafndan verilen ba airlik payesine erimi kimse. laureateship  ba airlik payesi.
  (ed, ing veya led ling) defne aac, (bot.) Laurus nobilis; defne dalndan elenk; (o.) eref, an, hret;  defne dal ile sslemek. bay laurel defne aac. cherry laurel taflan aac, karayemi aac, (bot.) Prunus laurocerasus mountain laurel kalmi aac, (bot.) Kalmia latifolia. Portugal laurel frenk taflan, (bot.) Cerasus lusitanica. spurge laurel kulapa, (bot.) Daphne laureola. look to one' laurels hretini korumaya gayret etmek. rest on one' laurels kazanlan hretle kanaat etmek.
 (jeol.) ismini St. Lawrence nehrinin kuzeyinde bulunan pek eski kaya tabakalarndan alan kaya eidine ait. 
 hanmeline benzer bir bitki, (bot.) Viburnum tinus. 
 svire'de Lozan ehri. 
 lav, pskrt.
 (tb.) rnga ile temizleme, lavaj; mideyi ykama. 
 ykama. 
 umumi hela; lavabo. 
 (iir) ykamak, ykanmak; yanndan akp gemek (nehir) 
   lavanta iei; bu bitkiden alnan lavanta; gzel koku; eflatun rengi;  lavanta iei renginde;  arasna lavanta iei koymak, lavanta serpmek. lavender oil lavantadan karlan ya. lavender water lavanta suyu. French lavender karaba, (bot.) Lavendula stoechas.
 (bot.) Porphyra trnden yenebilen bir eit mor renkli deniz bitkisi. 
 byk el leeni. 
  msrif, savurgan; mebzul, bol, pek ok;  israf etmek, bol bol harcamak. lavish gifts on one birine bol bol hediye vermek, hediyelere gark etmek. lavishness  msriflik, savurganlk, ifrat.
 kanun, yasa, nizam, kaide, kural, dstur; adalet; hukuk; tabiat kanunu; usul, tre, det. the law hkim veya avukatlar snf; polis law and order kk sulara kars iddet; sokaklarda emniyet. law court mahkeme. law merchant ticaret kanunu. law of nations devletler hukuku. law school hukuk fakltesi. law term hukuk deyimi veya dili; adliye mahkemelerinin toplanma zaman. administrative law idare hukuku. canon law eriat; kilisenin koyduu yasaklar. civil law medeni hukuk. commercial law ticaret hukuku. common law rf ve det hukuku. international law milletleraras hukuk, devletler hukuku. martial law rfi idare, skynetim. go to law mahkemeye mracaat etmek, dava etmek. lay down the law diktatrlk etmek. take the law into one' own hands hakkn kendi eli ile almak, intikamn almak.
 kanuna itaat eden. 
 kanunname, kanun dergisi. 
 kanuna aykr hareket eden kimse. 
 caiz, kanuna uygun, kanuni, meru. lawfully  kanuna uygun bir ekilde, kanuna gre, kanun gereince. law fulness  kanuna uygunluk.
 kanun yapan kimse, kanun yapcs. 
 kanuna aykr, kanun tanmaz, nizamsz, kanunsuz; serke. lawlessly  kanun tanmayarak, serkee. lawlessness  kanunsuzluk, kanun tanmazlk.
 meclis yesi. 
 ince keten bezi; ince keten veya pamuklu kuma; ince elek. 
 imenlik meydan, ayr, imen, im tarh. lawn mower imen bime makinas. lawn party imenlik yerde yaplan elence veya ziyafet. lawn sprinkler imen sulama aygt. lawn tennis ak havada oynanan tenis.
 lavrensiyum.
 dava. 
 avukat, dava vekili. 
 gevek, sk olmayan; ihmalci, kaytsz: kesinlikten uzak; zayf: kaygsz; hafif ishale tutulmu: seyrek dokunmu; (bot.) seyrek yaprakl veya iekli. laxity, laxness  geveklik. laxly  gevek bir ekilde.
 geveklik; geveme; (tb.) boalma (barsaklar) 
muishil, yumuaklk veren, ishal edici (ila) 
 duru, yat, mevki; kazan stnden hisse; (argo.) yol, meslek; bir halatn bkm veya bkm tarz. lay days (den.) ykleme ve boaltma sresi. lay of the land etrafn hal ve ekli; durum, vaziyet.
 iir, ark gazel; name, ezgi. 
 (laid) yatrmak, sermek; yattrmak; teskin etmek; koymak; vaz'etmek; yumurtlamak; stne koymak, koymak (vergi), yklemek: isnat etmek, hamletmek; yerine koymak, dizmek; yaymak; belirli bir vaziyete koymak; nne koymak, takdim etmek; kurmak (sofra); (den.) (herhangi bir yne) gitmek. lay about one sana soluna vurmak, saldrmak. lay aside bir yana koymak; terketmek, vaz gemek; biriktirmek. lay at one, door hamletmek, isnat etmek. lay away bir yana koymak; ayrmak, saklamak. lay bare amak, aka ortaya koymak. lay by ymak, bir tarafa koymak, biriktirmek. lay down ilerisi iin saklamak; feda etmek; vaz gemek, feragat etmek; emretmek; bahis tutmak, bahse girmek. lay down one' arms silhlarn brakmak, teslim olmak. lay for plan tertip etmek, tuzak kurmak, gizlice yolunu beklemek, pusu kurmak. lay great store on ok kymet vermek. lay hands on tutmak, yakalamak; hcum edip zor kullanmak. lay hold of ele geirmek; yakasna yapmak. lay in oka tedarik etmek, ambara ymak, biriktirmek. lay into (argo.) dvmek, dayak atmak; azarlamak. lay it on mbalal hareket etmek, kompliman yapmak, veritirmek. lay low yataa drmek; ABD, (argo.) gizlenmek. lay off iten karmak; (den.) kydan veya baka gemiden uzaklamak; almak; (argo.) alay etmekten vazgemek. lay on zerine atlmak, yklenmek, saldrmak; stne srmek; kaplamak. lay on the table tehir etmek, reye koymamak. lay oneself out birok tedariklerde bulunmak. lay open amak, izah etmek; kesip iini amak. lay out sermek; tehir etmek, sergilemek; ly gmlmeye hazrlamak; sarfetmek, harcamak; plann tertip etmek; plana gre tanzim etmek; tasarlamak, niyet etmek. lay over sonraya brakmak; kaplamak. lay siege to kuatmak, muhasara etmek. lay to atfetmek yklemek; (den.) gemiyi faa edip durdurmak. lay to rest gmmek; rtbas etmek. lay up biriktirmek, toplamak, saklamak. lay waste tahrip etmek, yakp ykmak.
 belirli meslekten olmayan, iin ehli olmayan; layik; papazdan baka btn halktan olan veya halka ait. lay reader (kil.) papaz olmayp ayinlerde baz paralar okuma yetkisi olan adam.
 kat, tabaka; daldrma. a good layer bol yumurta yumurtlayan tavuk. layer cake aras kremal kat kat pasta.
 yeni domu ocuun amarlar ile elbiseleri. 
 meslek sahibi olmayan kimse, bir meslek veya ilmin yabancs; rahip snfndan olmayan kimse . 
 iilerin geici olarak iten kartlmas, mecburi isizlik. 
 plan, tertip; takm; (matb.) mizanpaj; (argo.) ziyafet. 
 bir yerde duraklama, konaklama. 
 czam veya veba gibi bulac hastalklarn tedavi edildii hastane; karantina yeri; (den.) k taraftaki erzak ambar. 
 tembelce vakit geirmek, tembellemek. 
 gk mavisi renginde bir ta, lcivert ta.
 tembel, aylak, uyuuk, gevek, ar. lazybones  tembel adam. lazy eyes gz donukluu hastal. lazy Susan dner tepsi. lazy tongs uzaktaki eyleri toplamaya yarayan makas eklinde maa. lazily  tembelce. laziness  tembellik, uyuukluk.
(ks.) pound.
(ks.) loco citato, lower case.
 (iir) ayrlk, mera, otlak yeri. 
 120 ile 130 yarda arasnda deien iplik ls.
  bir svy bir eyden szmek veya filtreden geirmek;  filtre etme; filtre mahsul; filtre. 
  kurun; (matb.) satrlar arasn amak iin kullanlan ince kurun cetvel, anterlin; iskandil; kalem kurunu, grafit; sama;  kurunla doldurmak veya kaplamak; (matb.) satr aralarn anterlin ile amak; anak mlei kurun sr ile kaplamak; pencere camlarn kurunla tutturmak; kurunla tkamak (tfek); iskandil etmek. lead acetate kurun asetat. lead color kurun rengi, kuruni. leadfree  kurunsuz (benzin) lead line (den.) iskandil savlosu. lead pencil kurunkalem. lead poisoning kurun zehirlenmesi. lead sulphide (kim.) kurun slfr. black lead kalem kurunu. heave the lead iskandil etmek. red lead slen tozu. white lead stbe.
 (led) yol gstermek, rehberlik etmek, gtrmek, yedeinde gtrmek; elinden tutup gtrmek; idare etmek, bakanlk etmek; bana geip yol gstermek; banda olmak; tesir etmek, cezbetmek, ekmek; balatmak; balamak; gitmek, varmak; bata gelmek; netice vermek. lead a happy life mesut bir hayat srmek. lead aside bir yana ekmek. lead astray yoldan karmak; bozmak, batan karmak, ayartmak. lead away alp gtrmek, uzaa gtrmek. lead by the nose burnuna kancay takmak; bir kimseyi istedii ekilde idare etmek. lead in prayer bakalarnn dncelerini dua szleri ile belirtmek, bir heyet huzurunda yksek sesle dua etmek. lead off balamak, baa gemek. lead on gtrmek, tevik etmek. lead one a dance kiisel kar iin zorluk karmak. lead out dar karmak. lead the way rehberlik etmek. lead up to gtrmek; bir bahse yol amak; sonulanmak.
 rehberlik, klavuzluk, nde bulunma; nde gelme, ileride bulunma; oyunda balama hakk; buzlu sularda gemi iin ak yol; kaya atlaklar iinde toplanm maden cevheri; tiyatroda ba rol veya bu rol oynayan kimse; (elek.) balama teli; (mz.) grupla sylenen arkda ba ses; makalenin ilk cmleleri; bri oyununda ilk konan kat veya ilk oynayacak olan kimse. have a big lead ok nde olmak, uzun mesafe alm olmak. follow the lead of one birinin ardndan gitmek. take the lead baa gemek; rehber olmak.
 kurundan, kurun; kurun renginde, kuruni; ar kurun gibi; arlk veren; kasvetli. 
 rehber, klavuz; nder, lider, ba, reis; bando veya koro efi; orkestrada birinci keman, solo kemanc; en ne koulmu at; (ng.) gazetede bamakale; (o.), (matb.) gz belirli bir yere ekmek iin konulan bir sra nokta. leadership  nclk, nderlik, liderlik.
 (radyo) anten ini teli. 
  yol gsterme, rehberlik; ima;  nde olan, yol gsteren, rehber olan. leading article (ng.) bamakale. leading lady piyeste barol oynayan kadn. leading man barol oynayan erkek. leading question belirli bir cevab gerektiren soru.
 kurun ile kaplama veya blme; kurun ereve (pencere iin); (matb.) satr aralarnn anterlini. 
 (ng.), (argo.) bir i yapmaz olma, (slang) havyar kesme. 
 diotu, (bot.) Plumbago europaea. 
 (o.) leaves)  yaprak, varak; ttn veya ay yapra; ince madeni varak; alp kapanan masann ereti tahtas;  yaprak vermek, yapraklanmak. leaf blight yapraklara arz olan hastalk. leaf bud yaprak tomurcuu. leaf mold yaprak gbresi, yaprak r. leaf spring (oto.) yaprak yay. leaf stalk yaprak sap. in leaf yapraklanm. take a leaf out of a person' book birini taklit etmek. turn over a new leaf hayatn daha iyi bir yola koymak, yeniden balamak. leaf through kitaba gz gezdirmek. leafiness  ok yaprakl olma. leafy  yapra ok, yaprakl.
 yapraklar, yeillik. 
 ufak risale, drt sayfalk risale; (bot.) bileik yapran bir ksm; ufakyaprak, yaprakk. 
 eitli memleketlere gre deien yaklak olarak 5 kilometrelik uzaklk ls; bir saatlik yol, fersah.
  birleme, ittifak; zel amalar iin meydana getirilen birlik, cemiyet; (spor) lig;  birletirmek, ittifak etmek. League of Nations Milletler Cemiyeti. be in league with mttefiki olmak. Hanseatic League ortaalarda Almanya'da birtakm ehirler arasnda yaplan ticari birleme. 
  su szdran delik veya yara; sznt; usulszce para harcama; srrn darya szmas; (elek.) cereyanda sznt veya szntnn yeri;  szmak; (gen.) out ile dar szmak, ifa olunmak (sr) leakage  sznt, szlme firesi, szma. leaky  szntl.
 (ed veya leant)  (gen.) on veya against ile dayanmak; eri durmak, yana yatmak, eilmek; meyletmek, temayl etmek; istinat etmek, gvenmek; dayamak, yana yatrmak; temayl ettirmek, meylettirmek;  eilme, dayanma; meyil. lean over back ward tarafszln muhafaza etmek iin kendi hakkn bile almamak. Leaning Tower of Pisa Piza Kulesi.
  zayf, nahif; yasz, etsiz; mahsulsz, kra;  yasz et. leanness  zayflk, yaszlk.
 temayl, eilim, meyil, arzu. 
(bak.) lean.
 bir binann duvarna dayayarak yaplm dam meyilli kulbe. 
 (ed veya leapt) sramak, atlamak, frlamak, atlmak, hoplamak; stnden atlamak, atlayp te tarafa gemek; sratmak, frlatmak. 
 atlama, sray, frlay; atlanlan yer; atlanlan mesafe. leapfrog  birdirbir oyunu. leap year artk yl drt ylda bir gelen 366 gnlk sene. leap in the dark tehlikeli teebbs, sonu belirsiz i. by leaps and bounds ok sratli, byk hzla.
(bak.) leap.
 (ed veya learnt) renmek; iitmek; haber almak. learn by heart ezberden renmek, ezberlemek. learn by rote tekrarlaya tekrarlaya ezberlemek.
 alim, ok okumu, bilgili, malumatl, bilgisi geni. learnedly  derin bilgi ile, limane. learnedness  bilginlik, bilgi.
 ilim, bilgi, malumat; irfan; renme, ilim kazanma. 
(bak.) learn.
  kira kontrat; icar, kiralama;  kontrat ile kiralamak. leasehold   kontratla kiralanm mal;  kiralanm. lease holder  kirac. a new lease on life hastalk veya zntden sonra yeniden hayata balama.
  tasma kay, yular; avclkta ayn cins  hayvandan ibaret takm;  iple balamak. hold in leash yularn elden brakmamak. 
   en ufak, en kk, en az, en czi, asgari;  zerre kadar, en az derecede;  en az derece; en az miktar; en nemsiz kimse veya ey. least common denomi nator en kk ortak payda; ortalama seviye. least common multiple en kk ortak kat. at least hi olmazsa; en azndan. et the very least en aa, en az. not give the least sign en kk bir iaret vermemek. line of least resistance en kolay yol. not in the least hi, zerre kadar deil. to say the least en azndan, hi olmazsa. leastways, leastwise  (leh.) en az, hi olmazsa.
  ksele, tabaklanm deri, mein; deriden yaplm ey;  ksele ile kaplamak; (argo.) kam veya kayla dvmek. leatherback  yumuak kabuklu iri bir deniz kaplumbaas. leatherette  cilt bezi, pantozot. leatherhead  (argo.) mankafa veya aptal kimse. leathern  deriden yaplm. leatherneck  (argo.) bahriye askeri. leatherwood  Amerika'ya mahsus beyaz ve yumuak odunu ile sert lifli kabuu olan bir aa, (bot.) Dirca palustris. cowhide leather ksele. morocco leather sahtiyan. Russian leather Rusya'da yaplan su gemez ve dayankl ksele. sole leather tabanlk ksele, (gn.) leathery  kay gibi, sert.
 (gen.) out ile yaprak srmek, yapraklanmak. 
 (Ieft) brakmak, terketmek; kalkmak; bir yerde brakmak; vasiyet etmek, miras olarak blrakmak; vaz gemek; havale etmek, tevdi etmek; yanndan kmak, hizmetinden ayrlmak; haline brakmak, kendi haline brakmak, karmamak, yalnz brak (mak.); (h. dili) msaade etmek. leave in the lurch mkl mevkide brakmak. Leave it alone. Elleme. Brak. leave off giymemek; takmamak; vaz gemek, brakmak. leave out atlamak, hari brakmak. leave over tehir etmek, ertelemek. Leave the house! Defol ! Two from ten leaves eight. Ondan iki karsa sekiz kalr. The train leaves at four o'clock Tren saat drtte kalkar. 
 izin, ruhsat, msaade, mezuniyet: izin mddeti; veda, ayrlma. leave of absence izin, mezuniyet. leavetaking  ayrlma, veda. by your leave msaadenizle. on leave izinli. take French leave izinsiz savumak, zellikle borcunu vermeden svmak. take leave ayrlmak, veda etmek. take leave of one' senses delirmek.
 yaprakl four-leaved clover uurlu saylan drt yaprakl yonca. 
  maya, hamur; maya gibi ileyen tesir;  mayalandrmak, maya ile kabartmak; maya gibi tesir etmek; bozmak. leaven the lump btn hamuru mayalamak; hepsine tesir etmek. 
 (o.) artklar. 
 Lbnan Cumhuriyeti; Lbnan dalar. Lebanese   Lbnanl. 
  ehvetli olmak;  sekse dkn adam; ehvet. 
 an derecede sekse dkn adam,zampara,sefih adam. lecherous  ehvete dkn, nefsine tabi, zampara. lecherously  nefsine uyarak, zamparaca. lecherousness, lechery  zamparalk, ehvet dknl.
 kilise krss; toplantda konumacnn nndeki krs. 
 baz kiliselerde ayinlerde okunmak zere ayrlm paralar kapsayan kitap. 
  konferans, belirli bir konu zerine konuma; umumi ders; tekdir, paylama, azarlama;  konferans vermek; ders vermek: tekdir etmek azarlamak. lecturer  konferans veren kimse; okutman. lecture ship  okutmanlk. 
 (bak.) lead led horse yedek at, yedekte gtrlen at. 
 raf gibi dz knt; kntl kaya tabakas. 
 ana hesap defteri, hesap defterinin en by, defteri kebir; mezarn kapak ta. ledger bait bir yere balanan olta yemi. ledger line (mz.) yardmc izgi; kurunu suyun dibine oturan olta sicimi. 
  muhafazal taraf; rzgardan korunacak yer; (den.) rzgar alt, boca;  rzgar alt tarafna ait. lee anchor rzgar alt tarafna atlan demir. lee shore rzgar altndaki ky. lee tide rzgrla beraber mey- dana gelen kabarma. under the lee of the shore kynn rzgr altnda. 
 (den.) drt ke yelkenin gradin yakas veya astar. 
 slk, (zool.) Hirudo medicinalis; (eski) doktor, hekim; (tb.) hacamat, ie veya boynuzla kan alma; anak yalayc kimse, anaforcu kimse, dalkavuk. stick like a leech slk gibi yapmak. 
 prasa, (bot.) Allium porrum. 
  yan bakmak, yan gzle bakmak;  yan bak; fke veya ehvet bak. 
 (k. dili) kukulu; akgz; kurnaz; ok bilmi. 
 (o.) tortu, posa. drink to she lees son damlasna kadar imek. 
   (den.) rzgr alt tarafna ait veya buna doru;  rzgar alt taraf veya yn. 
 rahata kmldanacak yer, bol yer; (den.) geminin yolundan rzgar altna dmesi. have leeway faaliyet sahas olmak. 
  sol, solda, sola ait;  sol taraf; sol kanat. be in left field yedee alnmak. left hand sol taraf. left wing (pol.) sol kanat. 
(bak.) leave:  kalan. 
 solak; sadan sola; acemice, acemi; salak; sinsi, entrikac; ikiyuzl; asil olmayan bir kadnla evlenmi bir prensin evliliine ait.lefthanded com- pliment acemice veya samimi olmayan iltifat. lefthandedness  solak olma; gizli anlam olma.
 (pol.) solcu, sol taraf destekleyen kimse. 
  artan yemek;  artan, artk. 
 (k. dili) solcu veya solak kimse. 
  bacak; bacak vazifesi gren ey; ayak, mobilya aya; pergel aya; (den.) geminin bir rota zerinde seyrettii yol; pantolon baca; bri veya spor karlamalarnda kazanlan ilk oyun. leg of mutton koyun budu. legofmutton sail  keli bir yelken. give no leg to stand on tutunacak bir dal brakmamak. keep one' legs ayakta durmak, dmemek. on one' last legs lm halinde, lmek zere; ok bitkin halde. pull one' leg birini aldatmak, birine taklmak. shake a leg acele etmek. stretch one' legs yrme egzersizi yapmak, gezmeye gitmek. 
 (-ged, -ging) (gen.) it ile, (k. dili) yrmek, komak.
(ks.) legal, legato, legislature.
 meru, kanuni, kanuna uygun, kanuna gre, kanuna dayanan; hukuki; avukatlk mesleine ait. legal cap avukatlarn kullandklar uzun ve beyaz yaz kd. legal error adli hata. legal history hukuk tarihi. legal holidayA.B.D resmi tatil gn. legal science hukuk ilmi. legal separation evli bir iftin ayr yaamas. legal tender bir borcun denmesi iin alacaklnn almaya mecbur olduu para. legally  kanunen, hukuken. 
 kanunlara ar riayet, kanunlan sayma; dinin ruhundan ziyade eriat kaidelerine ar riayet. legalist  kanunlara ar derecede riayet eden kimse. legalis'(tic.)  kanuna tpatp riayet eden. 
 kanuninaslk, kanuna uygunluk, kanunilik, meruiyet. 
 meru klmak, kanuniyet vermek, kanuna uygun klmak. legaliza'tion  tasdik, kanuni klma. 
 eli, sefir; Papa elisi. legateship  elilik, sefirlik. 
 kendisine vasiyet edilen kimse. 
 temsilcilik, mmessillik; elilik heyeti (ikinci derecede); mmessillik dairesi (ikinci derecede) 
 (mz.) bal, legato (bir mzik parasndaki notalarn ara vermeden birbirine balanarak okunmas gerektiini anlatan deyim) 
 masal, hikaye, menkbe; azizlerin hayatna dair hikaye; sikke veya harita ve resim zerindeki yaz. legendary  masal trnden, rivayet kabilinden. 
 edebiyatta masal tr. 
 el abukluu, el marifeti, gzbaclk, hokkabazlk. 
(sonek) ayakl, bacakl: bandy-legged paytak; long-legged uzun bacakl; one-legged tek bacakl. 
 (gen.) (o.) tozluk, getr. 
 uzun bacakl. 
 bir eit tavuk, legorn. 
 okunur, ak, sklr, okunakl. legibil'ity, leg'ibleness  okunakllk, aklk. legibly  okunakl olarak. 
 4200'(den.) 6000'e kadar erden meydana gelen eski Roma tmeni, alay, frka; ordu; kalabalk. legion of angels melekler alay. Legion of Honor Birinci Napolyon devrinde verilmeye balanan eref nian. foreign legion zellikle Fransz ordusunda yabanclardan meydana gelen gnll alay. 
  alaylardan ibaret, alaylardan meydana gelmi; alaya mensup;  bir alaya mensup er. 
 kanun yapmak, kanun hkmne koymak; bir kanunu meclise tasdik ettirerek karmak. 
 kanun yapma, yasama; yasa, kanunlar. 
 kanun koyan, yasamal. legislative immunity milletvekillii dokunulmazl. legislative power yasama gc, yasama erki. legislatively  kanun vastas ile. 
 kanun yapan kimse; millet meclisi yesi. 
 kanunlan koyan millet meclisi. 
 kanuninas, hukukinas 
 meru klmak, kanuna uygun klmak; nesebini tasdik etmek, tasdik etmek. legitima'tion  meru klma. 
 meru, kanuna gre, kanuna uygun, kanuni; meru olarak domu; mantki, dnceye uygun, elverili. legitimate child meru ocuk. legitimate stage oyuncularn ve seyircilerin bir arada bulunduklar canl tiyatro. legitimacy, legitimateness  kanuna uygunluk, meruiyet, mantkllk. legitimately  kanuni surette, meru olarak. legitimatize  meru klmak. 
 kanuni yetkiyi onaylayan kimse; zellikle Fransa'da Bourbon krall taraftar; spanya,da Don Carlos partisi taraftar. 
 baklagiller familyasndan bitkinin tanesi veya tohumu, baklagiller familyasndan bitki; baklann d kabuu veya zarf ile iinde bulunan tohum; baklams meyva. 
 baklagiller familyasna ait; baklagillerden ibaret. 
 Hawaii'de taklan ve iek ile tylerden yaplm kolye. 
  bo vakit; isizlik, serbestlik, frsat;  serbest, bo. at leisure serbest, bo vakti olan; acelesiz. at one' leisure vakti olduu zaman. leisured  bo vakti olan, isiz, atl. the leisured class almayan snf, aristokrat snf. 
  acelesiz i yapan; acelesiz yaplan;  yava yava, sknetle, acele etmeden.leisureliness  ace- lesiz hal, acelesizlik. 
, -tif  (mz.) bir opera veya mzik parasnda zaman zaman tekrarlanan name, klavuz motif, ana motif. 
 (Yu.), (o.) lemmata) (man.) yardmc nerme; bir iir veya yaz nsz. 
 kuzey memleketlerine zg bir eit iri kr faresi, yaban san, (zool.) Lemmus lemmus.
eskiden il olarak kullanlan sarmtrak kuruni renkte bir eit toprak. 
 Ege denizinde Limni adas. 
 limon; limon aac, (bot.) Citrus limon; (argo.) deersiz kimse veya ey. lemon balm oulotu, (bot.) Melissa offi cinalis lemon drop limon ekeri. lemon peel limon kabuu. lemon pudding limonlu puding. lemon squash (ng.) limonata. lemon verbena limon otu, (bot.) Lippia citriodora. lemon yellow limoni renk, ak sar. sweet lemon tatl limon, (bot.) Citrus pergamia. lemonade  limonata. lemony  limon gibi, limoni. 
 Madagaskar'da bulunan ve maymuna benzer bir hayvan. 
 (lent) dn vermek, ereti olarak vermek; vermek, faizle vermek. lend a hand yardm etmek. lend an ear kulak vermek, dinlemek. lendlease   dn verme veya kiralama sistemi;  bu usule gre vermek. lend itself veya oneself to yardm etmek; uygun gelmek. 
 uzunluk, boy; mddet, mesafe, sre; (gram.) bir sesli harfin uzatlmas veya uzunluu. length of days uzun mr. at great length tafsiltyle, ayrntlaryle. at length uzun uzadya; en nihayet. at full length tafsilatyle; boylu boyunca. cable' length (den.) gomene boyu, yz kula. go to all lengths, go to any length her areyi kullanmak, her areye bavurmak. keep one at arm' length birini pek yaklatrmamak, samimi olmasna msaade etmemek. race won by a length bir at veya kayk boyu ile kazanlan yar. 
 uzatmak, uzamak. 
, -ways   uzunluuna. 
 uzun, fazlasyle uzun. lengthily  uzun uzadya. lengthiness fazla uzunluk. 
 yumuaklk verici; yumuak huylu, nazik, efkatli. lenience, leniency  yumuaklk. leniently  yumuaklkla. 
  yumuatc, skunet verici, yattrc;  skunet verici il, hafif mshil. 
 yumuaklk, yumuak huyluluk, efkat. 
 adese, mercek; gz mercei. achromatic lens renksiz mercek. crystalline lens gz mercei. telescopic lens drbn gibi fotoraf makinas objektifi. wideangle lens geni al mercek, geni bir alann resmini yakn bir mesafeden ekmek iin kullanlan mercek. 
(bak.) lend. 
 paskalyadan evvel gelen byk perhiz; uzunca perhiz sresi. 
 byk perhiz vaktine mahsus. lenten fare perhiz yemei, etsiz yemek. lenten pie etsiz bir eit brek. 
 mercimek eklinde; iki yz dbkey mercek eklinde; mercee ait. lenticularly  mercek gibi eri olarak. 
 mercimek, (bot.) Lens culinaris. water lentil su mercimei, (bot.) Lemna minor. 
  (mz.) yava, ar alnacak. 
 mercek eklinde. 
 (astr.) Aslan burcu, Aslan takm yldz; birok papann ad. 
 (astr.) Aslan burcundan yaylr gibi grnen meteor. 
 aslan gibi, aslana ait, aslana zg; cesur, aslan yrekli. 
 pars, panter, (zool.) Panthera pardus. American leopard Amerika'ya mahsus bir eit panter, jaguar. black leopard siyah derili pars. hunting leopard avda kullanlan parsa benzer hayvan, (zool.) Acinonyx jubatus (cheetah ile ayn) snow leopard tekir, (zool.) Leopardus uncia. Can the leopard change his spots? Huy deiir mi? leopardess  dii panter. 
 (gen.) (o.) dansz ve akrobatlann giydii vcuda oturan esnek bir giysi. 
 Yunanistan'da nebaht ehri ve liman. 
 czaml kimse, miskin kimse. 
 pulkanatllar familyas. lepidopterous  bu familya ile ilgili. 
 tavan cinsinden; tavana ait. 
 rlanda hikayelerinde ad geen byk hazineye sahip ve ksa boylu ayakkabc cin. 
 czam, miskin hastal. 
 czaml, czam gibi, czama ait. 
, Lesbian   homoseksel kadn, sevici;  sevicilige ait. lesbian love, lesbianism  sevicilik. 
 Midilli'nin eski ismi. Lesbian  Midilli'ye ait; Midillili.
lesemajeste (Fr.), (huk.) hkmdara kar yaplan kusur veya su; hyanet. 
 (tb.) bir organ veya dokunun yapsndaki anormal veya zararl deiiklik; yara, bere. 
 Lesotho. 
(sonek) -siz.
   (edat) daha kk, daha az;  aa bir derecede, bir derece aa; eksik bir miktar, daha az bir ey; daha kk kimse veya ey; (edat) eksi.
 (huk.) kirac, kira ile tutan kimse. 
 kltmek, ufaltmak, eksiltmek, azaltmak; klmek, azalmak. 
 daha kk, daha az, iki kimse veya eyin k. 
 ders; paylama, azar; ibret. 
 (huk.) kiraya veren kimse. 
(bala) olmasn diye, etmesin diye; korkusu ile, belki, olmaya ki. 
 (let, letting) izin vermek, msaade etmek; by, through, in ile gemesine, gitmesine veya gelmesine msaade etmek; kontrata balamak; yardmc fiil olarak --eyim, -elim, -sin, -sinler (birinci veya nc ahs emir kipi); kiraya vermek. let alone, let be karmamak, haline brakmak. Honesty, let alone honor, was not in him. eref yle dursun, onda doruluk namna bir ey yoktu. Let be. yle kalsn. Dokunma. Bozma. let blood kan aktmak, hacamat etmek. let down indirmek; boa karmak, hayal krklna uratmak. let down one' hair samimi davranmak (hanmlar) let fall drmek. let fly salverip uurmak; top veya tfek atmak. let go brakmak, koyuvermek; serbest brakmak. let him down gently yava yava altrarak hayal krklna uratmak. let in kapy ap ieriye almak. let loose serbest brakmak (kpek veya deli) let off cezasn affetmek, cezasn hafifletmek, iten karmak; dar vermek. let on srr bakasna sylemek, srr ifa etmek. let oneself go duygularna serbeste yol vermek; ekinmeden konumak veya glmek,taknlk yapmak. let oneself in anahtar ile kapy ap ieriye girmek. let out darya brakmak, koyvermek, kamasna msaade etmek; gevetmek, geniletmek. let slide vazgemek, haline brakmak. let slip karmak, elinden karmak. let the cat out of the bag srr meydana karmak. let up yumuamak, sertliini kaybetmek. let well enough alone olanla yetinmek. Let x equal 2y. X'in 2y'a eit oldugunu farze- delim. to let kiralk.
(sonek) -cik, kltme ifade eder: kinglet kralck.
 (eski) mania, engel; tenis oyuna balarken topun hafife aa dokunarak gemesi, let. without let or hindrance hi bir engelle karlamadan.
 hayal krkl; azalma; kuvvet veya enerjinin azalmas.
(li'thl)  ldrc, lme ait. lethality  ldrclk.
 atalet, uyuukluk; (tb.) letarji lethar'gic(al)  uyuuk. lethar'gically  uyuuk ekilde. 
 (Yu.) (mit.) ller diyarnda bulunan ve suyundan ienlere her eyi unutturan bir nehir; unutkanlk. Lethe'an  unutkanlk veren. 
 (ng.) kurtulma aresi. 
 Letonyal. Lettish   Letonya'ya veya ahalisine ait;  Letonya dili. 
  harf; mektup, tezkere; (o.) ilim, edebiyat, bilgi; matbaa harfi, harf eidi;harfi harfine anlam; (spor) takm yelerine verilen eref armas;  kitap harfiyle yazmak; plan veya haritaya yaz yazmak. letter book (eski) mektup kopya defteri. letter box mektup kutusu.letter carrier (ng.) postac. letter file mektup dosyas. letter of credit akreditif, itibar mektubu. letter of marque sava zamannda korsan gibi dman gemilerini avlama yetkisi. letter of recall bir eliye memleketine dnmesini emreden resmi mektup. letter writer para ile mektup yazan kimse. letters patent berat, imtiyazname, ruhsat, patent. cepital letter byk harf, majuskl. dead letter hkm kalmam kanun; sahibi bulunmayan mektup. man of letters muellif; ilim adam. night letter gece tarifesine gre gnderilen telgraf. silent letter yazlp telaffuz olunmayan harf. small letter kk harf. to the letter harfi harfine. 
 tahsil grm, okumu, mnevver, edip; harflerle iaret olunmu. 
 mektup kgd bal. 
 harflerle iaret etme; tabela zerine yazlan harfler. 
 (tiyatro) roln harfi harfine ezberlemi. 
 tipo basks; linotip; bir kitabn yazl ksm (resimler hari) 
 salata, (bot.) Lactuca sativa. cos lettuce, romaine lettuce marul, (bot.) Lactuca sativa longifolia. head lettuce, top salata. wild lettuce yaban marulu, (bot.) Lactuca virosa. 
 azalma; sakinleme; ara. 
(nek) renksiz, beyaz.
 (anat.) kandaki beyaz krecik, akyuvar, lkosit. 
, leukoma  (tb.) gzn kornea tabakasnda meydana gelen beyaz leke. 
 (tb.) kadnlarda olan beyaz aknt. 
 (tb.) lsemi, kan kanseri. leuko (bak.) leuco-. 
 Akdeniz'in dou sahili ve bu sahildeki memleketler; kitap ciltlemeye mahsus zel mein. levanter  Akdeniz'de esen dou rzgar. 
  Yakn Dou'ya ait; Yakn Dou'da ticaret yapan;  Yakn Doulu kimse, bilhassa anas veya babas Avrupal olan kimse, Levanten; bir eit ipekli kaln kuma. 
 (anat.) bir uzvu yukar kaldran kas, levator kas. 
 A.B.D nehir kenannda su tamasna engel olacak set; set gibi yksek nehir kenar; rhtm. 
 byk ahsiyetlerin sabahleyin misafir kabul etmeleri; (ng.) yalnz erkeklerin hazr bulunduu saray kabul merasimi; A.B.D bilhassa cumhurbakannn umumi kabul resmi. 
   (-ed, -ing veya -led, -ling) dzlk, dz yer; (mim.), taban terazisi; tesviye aleti; yatay hat, yzey; irtifa sath; seviye, derece;  dz, dzlem, yatay, ufki; bir seviyede, bir hizada, msavi; ayn irtifada; (k. dili) ll, dengeli, muvazeneli, muntazam;  dzeltmek, tesviye etmek, dz etmek, dz yzey haline getirmek; tahrip etmek; bir seviyeye kaldrmak veya indirmek; nian almak iin dorultmak (tfek); ayn seviyeye getirmek; yol veya bayrn nispi irtifalarn aletlerle lmek; (argo.) doruyu sylemek. level crossing bir yolun demiryolundan ayn seviyede gemesi. dead level dmdz yzey; aynlk, msavi derece. I'll do my level best. Elimden geleni yaparm. on a level with ayn yzeyde, ayn seviyede, bir ykseklikte. level off (hav.) kalktktan sonra yatay olarak umak. pump level akul. spirit level tesviye ruhu, tesviye aleti. 
, (ng.) leveller  tesviye eden kimse veya alet; toplumsal smf farklarn ortadan kaldrmak isteyen adam. 
 sagrl, mantkl, dengeli; anlayl, iyi dnl. 
  manivela, manivela kolu; fazla gayret sarfna vasta olan ey;  manive!a ile kaldrmak veya hareket ettirmek veya etmek. 
 manivela kudreti; (slang) piston. 
 tavan yavrusu, birka,,aylk tavan. 
 vergiye tabi. 
 Tevratta ad geen byk bir su canavar; ada bal gibi ok byk hayvan; iri balina veya gemi gibi byk ey. 
  dz etmek; bir maddeyi nemli iken ezip toz haline getirmek; birbirine iyice kartrmak; cillamak;  dz, cilal. leviga'tion  dzleme. 
  branilerde lm adamn kars ile lnn kardeinin veya en yakn akrabasnn evlenme mecburi yeti;  bu dete ait. 
 (o.) blucin. 
 hafif olmaktan dolay havaya kalkmak, havada durmak; ispritizma kuvveti ile veya ryada havaya ykselmek; havaya ykseltmek. levita'tion  havaya ykselme olay. 
 Levi kabilesinden biri, bilhassa Tevratta Musevi tapna khinlerinin yardmcs. 
 hafiflik; hafifmereplik, hoppalk; mnasebetsiz akaclk; sebatszlk, dncesizlik. 
  mecburi olarak toplama (asker veya para); bu suretle toplanan asker veya para;  zorla toplamak; (huk.) haczetmek. levy war on (birine kar) harp amak. 
 ehvet dkn, iffetsiz, uar. lewdly  uarca lewdness  uarlk. 
 (ask.) ciltte kabarcklar meydana getiren zehirli bir sv. 
 (o.) leges) (Lat.) kanun, kaide, usul. lex scripta yazl (huk.)uk, mevzu (huk.)uk. lex talionis ksas usul, misli ile mukabele usul. 
 bir dilin kelimelerine ait; szle ait. 
 szln tertiplenmesi, lexicographer  szl d- zenleyen kimse, lgati. lexicographic(al) (lekskograf'ik, ikl)  szle ait. 
 leksikoloji, kelimelerin anlam ve kullanlarndan bahseden ilim. 
 szlk.
ii ve d metalle kaplanm olup elektrik toplanmas iin kullanlan cam kavanoz. 
(ks.) liquified petroleum gas.
 sorumluluk, mesuliyet; taahht; bor, dyun; (o.) borlarn toplam, pasif. 
 to ile mesul, taahht altna girmi; maruz, hassas, abuk etkilenen; (k. dili) ihtimal dahilinde olan. 
 irtibat, bitime; birletirme; gizli iliki; (ah.) terbiye, salalarn koyulamasna yarayan maddeler. liaison officer irtibat subay. 
, liane  scak memleket ormanlarnda yetien ve sarmak gibi aalara trmanan bir bitki. 
 yalanc. 
 (bak.) liberation. womens lib kadnlann zgrlk hareketi. 
(ks.) librarian, library.
 iilen ikinin mabutlarn erefine bir ksmnn yere dklmesi, bu nedenle dklen iki; (aka) iki, iret. 
  (-ed, -ing veya -led, -ling) (huk.) eref krc neriyat, ktleyici yerme; yazl iftira; (huk.) arzuhal, istida;  iftira etmek; (huk.) arzuhal vererek davaya balamak. libel(l)ous  if tira kabilinden. libel(l)ously  iftira ederek. 
  ak fikirli, serbest dnceli; bol, pek ok; liberal, hr fikirli; yksek ve mull (tahsil); cmert eli ak, mkrim; vasi, serbest;  liberal, hr fikirli parti azas. liberal arts fen veya tarih ve felsefe gibi yksek ilimler. liberal opinions serbest fikirler. liberal party liberal parti. liberally  cmertce, serbeste. liberalism  serbest fikirlilik, liberalizm, (fels.) erkincilik. liberalist  liberal, erkinci, ilerici kimse. liberalize  (kanunlar) daha serbest ynde deitirmek, liberal klmak, serbestlik telkin etmek. liberaliza'tion  liberal klma. 
 cmertlik, el akl; serbest fikirlilik, liberallik. 
 serbest brakmak, azat etmek, salvermek;kurtarmak. liberator  kurtaran veya azat eden kimse. 
 azat etme, kurtarma, serbest brakma; kurtulu. 
 Liberya. 
 bilhassa dnce ve harekette serbestlik taraftar kimse; hrriyet taraftar. 
  hrriyeti ykmaya alan (kimse) 
  ahlksz adam;  sefih, hovarda. libertinism . apknlk, sefahat. 
 hrriyet, zgrlk, istikll; fazla serbestlik, cret, kstahlk; imtiyaz, muafiyet; (den.) izin. liberty of conscience vicdan hrriyeti. liberty of speech sz hrriyeti. liberty of the press basn ve yayn hrriyeti. at liberty serbest, zgr; isiz. civil liberty ahsi hurriyet veya masuniyet, medeni serbestlik. political liberty siyasi hrriyet. religious liberty dini hrriyet. set at liberty serbest brakmak, azat etmek. take liberties kstahlk etmek, hrmetsizlik gstermek. take the liberty cesa ret etmek, cret gstermek. 
 ehvet dkn, nefsine tabi. 
 ehvet; (psik.) cinsiyet igds veya yaama iradesi gibi esas igd, libido. 
 Terazi burcu. 
 ktphane mdr, ktphane memuru. librarianship  ktphanecilik. 
 ktphane; ktphane binas; ayn matbaada baslan ve ayn trden kitaplar serisi; bir ahsa ait kitaplarn toplam. circulating library, lending library dn kitap veren ktphane. reference library kitaplarn okunmasna msaade edip bunlar harice vermeyen ktphane. walking library her eyi bilen adam, ok malumatl kimse, ayakl ktphane. 
 terazi gibi sallanmak, titremek. libratory  terazi gibi sallanan. 
 denge, muvazene; (astr.) yldz klarnn titremesi. 
 (o.) (ng.) -tos, (t.) -ti) (mz.) opera gftesi, opera metni; opera kitab. librettist  opera gftesi yazan kimse. 
 Libreville. 
, Librium  bir msekkin, yattrc bir il. 
 Libya. 
(bak.) louse. 
, (ng.) licence  izin, ruhsat; izin tezkeresi, ruhsatname, lisans; ehliyet; ar serbestlik, apknlk; nizama riayetsizlik; yazda ve sanatta kaidelere riayetsizlik.li- cense tax iki sat iin verilen ruhsat paras. export license ihra ruhsat. import license ithalt ruhsat. 
, (ng.) Iicence  izin vermek; izin tezkeresi vermek; salhiyet vermek. licensee  ruhsat sahibi. 
 resmi bir makamdan belirli bir amme hizmetinde almak iin msaade alm olan kimse. 
 ahlksz, ehvet dkn, uar. licentiously  ahlkszca. licen tiousness  ahlkszlk. 
 (bot.) liken; (tb.) liken denilen bir deri hastal. 
 meru, caiz, mubah, kanuna uygun. licitly  kanuna uygun olarak. licitness  kanuna uygun olma. 
  yalamak; alev gibi yalayp gemek; (argo.) dayak atmak; (argo.) stn gelmek, galebe almak, galip gelmek, yenmek;  yalama, yalay; tokat; yalanacak miktarda az ey; byk surat; hayvanlarn yaladklan tabii tuz.lick clean yalayp temizlemek. lick into shape biim vermek, hazrlamak. lick ones boots el etek pmek, dalkavukluk etmek, anak yalamak. lick ones chops yemek beklerken yalanmak. lick the dust malup olmak. a lick and  promise batan savma, yarmyamalak. one' licks frsat, sra. 
, liqourish  (eski) ahlaksz, kadn dkn; obur, pisboaz; sefih. 
 (k. dili) arabuk. 
 yalay, yalama; (k. dili) dayak; biim verme. 
, (ng.) liquorice  meyan, meyan kk; (bot.) Glycyrrhiza glabra; meyan kk hulasas ve ,sekeri. 
 eski Roma'da yksek memurlann nnde giden ve elinde deneklerle sarlm bir balta tayan subay, baltac. 
 kapak; gz kapa; (bot.) tohum zarfnn kase eklindeki kapa, meyva kapa; (argo) apka; (A.B.D.), (argo) 20-30 gramlk bir paket hai. blow the lid off aa vurmak, rezaleti gstermek. flip one' lid (argo) tepesi atmak. keep the lid on serbest ve bozucu hareketlere yol vermemek. 
 (lay, lain, lying)  yatmak, uzanmak; durmak, kalmak, olmak; dmek, vaki olmak; (huk.) (alacakl) kanunen caiz olmak;  yat; mevki (arazi); hayvan ini, ku yuvas, baln gizlendigi yer. lie down yatmak, uzanmak. lie in ruins harap olmak. lie in state resmi bir yere halk tarafndan ziyaret edilmek zere konmak (cenaze) lie in wait pusuya yatmak. lie low gizlenmek, saklanmak. lie off (den.) alargada yatmak. lie sick hasta yatmak. as far as in me lies elimden geldii kadar, btn kuvvetimle. Let sleeping dogs lie. Meseleyi kurcalama. leri kendi haline brak. take it lying down bir hakaret veya zt dnceyi alttan almak. 
  (-d, -lying) yalan, yalan syleme, aldatma;  yalan. sylemek, aldatmak. lie detector yalan makinas. lie like a troop er ok yalan sylemek. lie in ones teeth korkun yalanlar sylemek. lie out of it yalan syleyerek bir iten syrlvermek. a white lie zararsz yalan, ehemmiyetsiz yalan. give one the lie yalanclkla itham etmek. give the lie (to) yalanclkla itham etmek; yanl olduunu gstermek. 
 Liechtenstein. 
 (o.) lieder) Alman halk arks; ok sanatkrane yazlm bir tr lirik ark paras. 
 (gen.) as lief) memnuniyetle, seve seve. I would as lief go as stay. Gitsem de olur gitmesem de. 
  Avrupa derebeyliinde ileri kullar tarafndan grlen lord veya hkmdar; bir derebeyinin himayesine girip kendini onun hizmetine adayan sadk kii; kul; kle; metbu, amir. 
 protesto etmek iin umumi bir yerde yere yatma. 
 (huk.) ipotek; ihtiyati haciz altna alma; matlup, alacak. 
 yer, mekan, mahal; yalnz in lieu of deyiminde kullanlr. in lieu of yerine, bedel olarak. 
 (ask.) temen; (den.) yzba; vekil, naip. lieutenant colonel yarbay. lieutenant commander n yzba, kdemli yzba. lieutenant general tugeneral. lieutenant governor devlet bakan vekili, vali muavini. second lieutenant temen. first lieutenant stemen. lieutenant, junior grade (den.) temen.lieutenant, senior grade (den.) yzba. lieutenancy  deniz yzbal, kara te- menlii, temenlik. 
 (o.) lives) hayat, mr, canllk; can, canl ey; yaama tarz; zevk, sefa, cmb; dayanma mddeti; biyografi; hayat merkezi, hayat noktas; (ilah.) ebedi hayat, ruhani hayat. life annuity kiiye yaad srece balanm olan gelir. life assurance (ng.) hayat (sig.)ortas. life belt cankurtaran kemeri. life buoy cankurtaran simidi. life cycle bir organizmann hayat devresi. life estate kiiye yaad srece mal ettirilen mlk veya gelir. life expectancy (sig.) ortalama mr uzunluu, muhtemel olan hayat muddeti. life history biyografi. life insurance hayat (sig.)ortas. life interest yaad srece mal ettirilen mlk. life jacket can kurtaran yelei. life line cankurtaran halat, yedeklik halat; avu iinde grlen hayat izgisi. life preserver insan denizde boul- maktan kurtaran cihaz, cankurtaran; (ng.) kurun veya demir bal bir eit (ks.)a baston, topuzlu baston. life science canl organizmalardan herhangi biri ile uraan ilim dal. life scientist bu ilim zerinde alan kimse. life span mr, hayat sresi. life-support system yaamak iin gerekli fizyolojik hareket imknn salayan sistem. life work btn hayatn adand i, meslek. A cat has nine lives. Kedi dokuz canldr. as big as life canls veya hakikisi kadar byk; ahsen, bizzat. come to life aylmak. depart this life bu dnyadan gmek, lmek. early life genlik. eternal life ebedi hayat. for dear life btn kuvvetiyle, hayatn kurtarmak iin. for life btn hayat boyunca, lnceye kadar. for the life of me hi. have the time of one' life elenceli vakit geirmek. He was the life of the party. Toplanty canlandran o idi. high life sosyete hayat. large as life ta kendisi. lay down one' life cann feda etmek. lead a dog' life ok sknt ekmek, srnmek. lead a life of pleasure zevk ve sefa srmek. manner of life yaay tarz. married life evlilik hayat. matter of life and death hayat memat meselesi, lm kalm davas, lm dirim meselesi. prime of life hayatn en verimli devresi, tam dinlik zaman. single life bekarlk. station in life sosyal durum. the life to come gelecek dnyadaki hayat, lmden sonraki hayat. throw away ones life hayatn heder etmek. time of life ya. to the life tpk, canl gibi. true to life gerek hayatta olduu gibi. try one for his life idam cezasn gerektirmesi muhtemel olan bir davada birisini yarglamak. Upon my life! Allah akna. 
 yaamak iin gerekli olan kan; hayat veya kuvvet veren tesir. 
 cankurtaran sandal. 
 canlandran, hayat veren. 
 plajlarda boulma tehlikesinde olanlarn imdadna yetimeye hazr zel memur. 
 cansz, l; l gibi. lifelessly  canszca. lifelessness  canszlk. 
 canl, sa imi gibi. 
 btn mrnde, mr boyu, bir mr devam eden. 
 (argo.) mebbet hapse mahkum kimse; (A.B.D.), (argo.) hayat boyunca asker veya subay olan kimse. 
 cankurtaran, hayat kurtaran kimse veya ey; b.h., (tic.) mark. eker simidi. 
 tabii byklkte (resim veya heykel) 
 hayat iin gerekli olan esasl eyler. 
 mr, hayat mddeti. 
  kaldrmak, yukar kaldrmak; ykseltmek; (k. dili) almak, armak; iptal etmek; kaldrmaya uramak; ykselmek, dalmak (sis veya duman);  kaldr, ykseltme, ykselme, ykselme derecesi; kaldrlacak ey; (ng.) asansr; yardm; kaldrc kuvvet; nee, ferahlk, g. lift a hand parman kprdatmak, en ufak bir gayret gstermek. lift up one' voice barmak, sesini ykseltmek. give one a lift birini arabasna almak. have a face lift gen grnmek iin yz derisini ektirmek. 
 roketin atelemeden sonra dikey olarak rampasndan ykselii. 
 (anat.) kemikleri ve baka organlan birbirine rapteden ba; ba, rabta. ligamen'tal, ligamen'tous  (anat.) ba kabilinden. 
 (tb.) balamak, raptetmek (kan damar) ligation  balama, balanma. 
  bag, balama, raptetme; (tb.) kan damarn balamak iin kullanlan tel veya iplik; (mz.) ba;  tel ile balamak. 
 (-ed veya -lit) konmak; zerine dmek; inmek (at veya arabadan) light into azarlamak. light on rastgelmek, rastlamak. light out aceleyle yola kmak, yola dzlmek. 
  hafif; eksik; ehemmiyetsiz, nemsiz; ince; yksz, yk hafif; az, ufak; hazm kolay, hafif; iyi mayalanm; gailesiz, endiesiz; evik, ayana tez; hafifmerep; kararsz; ba dnm, sersemlemi;  hafife, kolayca. light coin ayar eksik sikke. light comedian hafif komedi oynayan artist. light horseman (ask.) hafif svari. light infantry hafif piyade. light in the head ba dnm, sersemlemi; budala, ahmak; deli. light literature elendirici, kolay okunur hafif kitaplar. light meal hafif yemek, kolay hazmedilir yemek. light opera opera komik, operet. light sleeper uykusu hafif kimse. make light of nem vermemek. lightness  hafiflik. 
 k, aydnlk, ziya, nur; k veren ey; idrak veya akl nuru; dnyaya k saan kimse; aydnlk, pencere veya tepe cam gibi k veren ey; anlama; (gz. san.) bir resmin aydnlk ksm; kibrit gibi yannca k veren ey; gn , gndz. light buoy (den.) fener dubas, fener amandras. light dues fener resmi. light meter kler, fotometre. bring to light meydana karmak. in a good light uygun olan artlar altnda (bir eyi grmek ), iyimser olarak. in the light of the facts olaylarn gelimesine gre. northern lights kn kutup blge- lerinde trl renkte grlen klar. see the light nihayet anlamak. see the light of day domak, dnyaya gelmek; gereklemek, meydana gelmek. shed veya throw light on aydnlatmak, aklamak. strike a light kibrit akmak. zodiacal light batda gne battktan sonra ve douda g- ne domadan grlen gen eklinde k. 
 (-ed veya -lit) yakmak tututurmak; aydnlatmak, k vermek; neelendirmek, canlandrmak, parlatmak; yanmak, tutumak, alev almak; parldamak, k salmak. light up (argo.) sigara veya pipo yakmak. 
 hafif silhl. 
 hafifletmek, ykn azaltmak; neelendirmek, sevindirmek; yk azalmak, hafiflemek; neelenmek. 
 aydnlatmak, k samak. 
  mavna, salapurya;  mavna ile yk tamak. lighterage  mavna creti; mavnaya ykleme. 
 yakan ey veya kimse, yakc alet, tututurucu ey. cigarette lighter akmak. 
 (matb.) beyaz basma harf. 
 hrszl benimsemi. 
 evik, zarif. 
 eli hafif; becerikli; yk hafif. 
 ba dnen, sersem. 
 kaygsz, endiesiz, neeli, en. 
 ayana tez, atik. 
 fener kulesi. 
 aydnlatma; klandrma tertibat; resim ve fotorafta n kullanl. 
 hafife; bir dereceye kadar; canllkla; ciddiye almadan. 
 hafif, kararsz, dnek. 
 imek, yldrm. lightning arrester elektrik aletlerini yldrmdan koruyan aygt. lightning bug atebcei. lightning conductor, lightning rod yldrmsavar, paratoner lightning glance imek ak gibi bir bak, bir gz at. chain lightning, forked lightning zikzak akan imek. heat lightning ufukta grlen sessiz imek. like lightning imek gibi, ok abuk. sheet lightning bulutlar arkasndan yalnz k gsteren imek zikzak imein yanstt k. with lightning speed yldrm hz ile. 
 (o.) hayvan akcieri. 
 fener dubas, fener gemisi. 
 en, uh; neeli, canl; parlak, kl. lightsomely  uhca; canl olarak. lightsomeness  uhluk; parlak!k. 
 (foto.) k alm, kla bozulmu. 
  hafif; ehemmiyetsiz;  (spor) ty siklet; eksik ayar; zek ve ahsiyeti nemsiz olan kimse. 
 n bir senede kaydettii mesafe. 
 dagac, Hint daac, bot Aquilaria agallocha. 
 dokusu veya grn odun gibi olan, odunsu. 
 odun haline koymak, odunlatrmak; odunlamak. lignifica'tion  odunlama 
 linyit, bitkisel zellikleri koruyan yumuak madenkmr, kahverengi madenkmr. lignitic  linyite ait, linyitle ilgili.
kutsal odun aac, peygamberaac, (bot.) Guaiacum of- ficinale. 
, ligula  (bot.) dilcik, ligula imen yapra dibindeki zarfn tepesini meydana getiren knt; bileik iein dil eklinde olan iekii. ligulate  dil eklindeki. 
, likeable  hoa giden, ho. 
(edat),   gibi, benzer;  birbirine benzer; eit;  benzeri. It looks like rain. Yamur yaacaa benziyor I feel like resting. Canm dinlenmek istiyor. I've never seen the like of it (k. dili) I never saw the likes of it. Benzerini hi grmedim. Like father like son. Tpk babasna benzer. like (mad.) lgnca, lgn gibi. 
 holanmak, sevmek, hazzetmek. likes and dislikes (bir kimsenin) sevdii ve beenmedii eyler.
(sonek) -ms, gibi, benzer: lifelike, workmanlike.
 ihtimal, olaslk. 
  muhtemel; iyi, gzel; uygun;  ihtimal ki, belki, galiba. 
 hemfikir. 
 benzetmek. 
 suret, klk; resim, tasvir; benzeyi, benzerlik, benzeme. 
 keza, ayn ekilde ve de, ve yine, bunun gibi. 
 (gen.) for ile sevme, hazzetme, meyil, alka. 
  leylak aac veya iei, (bot.) Syringa vulgaris; leylak rengi, ak mor;  leylak rengindeki. 
 zambak familyasndan, zambakgil zambak gibi, zambaa ait. 
 Swift'in 'Gliverin Seyahatleri' adl eserindeki cceler adasnn ismi. Lilliputian   bu adann ahalisinden biri;  ok kk, ufack. 
  oynak ark, canl makam; seke seke yrme;  oynak ark sylemek. 
  zambak, (bot.) Lilium; su zamba; (o.) Fransa krallarnn aile armas olan zambak ekli;  zambak gibi; nazik, tertemiz; lekesiz, bembeyaz. lily iron klbal veya balina avlamak iin kullanlan bir eit zpkn. lilylivered  korkak, alak, yreksiz. lily of the valley inciiei, (bot.) Convallaria majalis. lily pad (bot.) nilfer ieinin su uzerinde yatan yapraklarndan biri. lilywhite  bembeyaz, zambak gibi beyaz. calla lily gelin iei. (bot.) Zantedeschia aethiopica. pond lily nilfer iei, gl otu, (bot.) Nymphaea lutea tiger lily pars zamba, kaplan postu, (bot.) Lilium tigrinum water lily nilfer iei, (bot.) Nymphaea odorata. 
 Perunun baehri, Lima.
lima fasulyesi, iri ve yass taneli bir eit fasulye, (bot.) Phaseolus limensis. 
 kol ve bacak gibi vcuda eklemle bal uzuv; aacn byk dal; herhangi bir eyin kol veya dal; baka bir eyin ksm veya vastas saylan kimse veya ey.limb from limb tamamen (paralanm) be out on the end of a limb desteksiz kalmak. 
 yuvarlak bir sathn kenar; alar lmeye mahsus aletin derece iaretleri olan kenar. upper limb of the moon ayn st ucu. eastern limb gne ve ayn douya bakan kenar. 
 (bot.), (zool.) kenarl, baka renkte kenar olan. 
  top arabasnn ayrlabilen n paras, toparlak; (den.) geminin karinasna sintine suyunun gemesi iin yaplm delik ve oluk;  (gen.) up ile top arabasna koum parasn balamak. limber up harekete altrmak. 
 eilir bklr, oynak (bilhassa beden uzuvlar) limberness  kolayca eilip bklme. 
 (Kat.) (ilah.) vaftiz edilmeden len ocuklarla sa'dan evvel yaam olanlarn ruhlarnn bulunduu yer; istenmeyen veva unutulmu sey veya kimsenin gnde- rildii yer veya iinde bulunduu durum;zindan, hapishane. 
ar kokulu ve yumuak bir eit peynir. 
 kenar eridi; iki deiik renk arasndaki kenar. 
  kire;  zerine kire dkmek. lime pit kire kuyusu. slaked lime snm kire. 
imhlamur agac, (bot.) Tilia europaea. 
 misket limonu, yeile bakan bir eit ufak limon, (bot.) Citrus aurantifolia. 
 kire ocaks. 
 kire oca. 
 kire lambas; (tiyatro) projektr . in the limelight genel ilgiyi zerinde toplam; herkes tarafndan bilinen. 
 rlanda'da bir ehrin ismi; bir, iki ve beinci msralan bir kafiyede ve  ile drdnc msralar baka bir kafi- yede olan nkteli bir iir. 
 kireta. 
 kire suyu. 
 (A.B.D.), (argo) ngiliz denizcisi; ngiliz. 
 eie ait; (psik.) uur eiine ait. 
 nihayet, had, u; (o.) hudut, snr; bir niceliin hibir zaman eriemeden aralksz olarak yaklat baka nicelik age limit ya haddi. off limits askerlere yasak blge. That' the limit ! (argo.) Ancak o kadar olur. ekilir ey deil! 
 hudut tayin etmek, (ks.)tlamak, tahdit etmek, snrlandrmak; kuatmak; hasretmek, munhasr klmak. limitable  snrlanabilir. 
 tahdit, snrlama; mahdut olma; snrlanm olma; tahdit edici ey; takyit, bal klma, kaytlama; (huk.) hudut tayin etme; snrlanm sorumluluk. statute of limitations zaman am tayin eden kanun. He has his limitations. Yetenekleri snrldr. 
 snrl, kstl, az, sayl; evrilmi; paral; ekspres (tren); (ng.) snrl sorumlu; (ks.) Ltd.) limited edition mahdut bask. limited monarchy merutiyetle idare edilen krallk. limited partnership komandit irket. 
 snrsz, saysz, son derece. 
 (eski) resmetmek, resmini yapmak; betimlemek. Iim'ner  ressam. 
 tatl sularn fiziksel ve biyolojik durumlarn inceleyen bilgi dal. 
 kupa arabas gibi st kapal otomobil. 
  topallamak, aksamak;  topal lama, topallayarak yrume Iimping  topal layan 
 yumuak, eilip bklen: gevek, zayf (irade) limply  yumuak olarak, gevek olarak. limpness  geveklik. 
 kayalara yapk duran konik kabuklu bir deniz hayvan, karndanayakllar familyasndan bir canl. 
 berrak, effaf, duru. limpid'ity, limpidness  berraklk, effaflk. limpidly  berrak olarak, effaf olarak. 
 kireli, kire gibi. 
 bir yazdaki satr says; sraya dizme. 
 tekerlein dingil ivisi. 
Lincoln ehrinde yaplan yeil bir kuma; bu kuman rengi. 
 hlamur aac, (bot.) Tilia europaea. linden tea hlamur, hlamur ieinden yaplan ay. 
 izgi, yol, hat; ip, sicim; iplik; (o.) dizgin; lme ipi; olta ipi; satr, msra; hudut hatt; seri, dizi; ekvator izgisi; enlem veya boylam dairesi, (mat.) eni ve kalnl olmayan izgi, geometrik izgi; plan, desen, ekil; sra; ksa mektup, pusula, not; hareket tarz; fikir silsilesi; hiza; belirli bir cins veya marka mal; (tiyatro) rol, ksm; vapur irketi; tarik, yol, hat; (ask.) savunma hatt, saf, sra; (den.) saf halinde yanyana giden gemi kafilesinin meydana getirdigi hat; silsile, sra; nesep, soy; saha, r; meslek, hizmet, meguliyet; bir pusun on ikide birini tekil eden l izgisi; (argo.) kandrc szler, ikna edici szler. line engraving izgilerle hakkedilmi resim kalb; tire kliesi. lineofbattle ship eskiden sava hatt gemisi. line of vision gr hatt. line squall bora, frtna. line up sraya girmek; tarafn tutmak; sralamak; kyas etmek,karlatrmak. all along the line sra boyunca bring into line sraya getirmek. branch line ube hatt, kol: asl ie ek olarak yaplan ikinci derecede i. draw the line bir eyi reddetmek, yapmamak. drawn up in line saf tutmu. have a line on hakknda bilgi almak, bilgisi olmak. hold the line deiiklie kar olmak; telefonu kapatmamak. in line for kazanma ihtimali olan. in line with uygun; bir hizada. in my line kabiliyet veya faaliyet alanmda. main line ana hat, anayol; balca i. on a line ayn hizada, bir srada. on the line pein (deme) out of line ayn fikirde olmayan; itaatsiz; uyumam. read between the lines yazl olanndan fazlasn okumak, bir yazdaki kapal anlam kefetmek. the color line beyaz insanlarn dier rklarla aralarnda gzettikleri fark. the line ekvator; ordu veya donanma. toe the line bir kanun veya kurala itaat etmek veya ettirmek. What' your line? Ne ile urayorsunuz? 
 izgilerle gstermek; altna veya stne izgi ekmek; dizmek, bir sraya koymak; izgilerle doldurmak. line up sraya girmek, sra meydana getirmek. 
 iine astar koymak, astarlamak; kaplamak; doldurmak. 
 soy, nesil, nesep, silsile. 
 dorudan doruya soydan olan. lineally  dorudan doruya (nesep veya slle) 
 (gen.) (o.) ehrenin balca hatlar, ayrt edici zellik. 
 izgilerden ibaret, izgiye ait, izgisel; ayn istikameti haiz; (mat.) yalnz bir derecelik niceliklere ait, dorusal; (bot.) pek ince ve uzun (yaprak) linear equation (mat.) dorusal denklem. linear measure uzunluk Is, boy ls. linear perspective resimde grnen eylerin uzaklklar orannda klmeleri. 
 izgili. linea'tion  zerine izgiler izme. 
 telgraf veya demiryolu hatlarn deyerek kontrol ve tamir eden memur; l eridi veya zincirini tayan kimse. 
  keten;  keten kuma; keten amar; masa rtleri ve yatak araflar.linen draper (ng.) manifaturac. wash one' dirty linen in public kirli amarlarn meydana dkmek. 
 vapur irketine ait gemi; yolcu ua; izgiler meydana getiren kimse veya ey; astar takan kimse; astar. 
 telefon veya elektrik hatt iisi; baz top oyunlarnda izgileri ve kazanlan veya kaybedilen mesafeleri gz- leyen yardmc hakem, yan hakem. 
 yoklamada sraya girme; (spor) oyuna balamadan oyunculann yerlerini almas; sra tutma; sra; program. 
(sonek) isimde kltme meydana getiren ek: duckling.
 kuzey denizlerine mahsus ve morina balna benzer eti yenir bir balk, (zool.) Molva molva. 
 sprgeotu, (bot.) Calluna vulgaris.
 ayrlamamak, gitmemek; gecikmek; gitme vaktini uzatmak; oyalanmak; kolayca lmemek, uzun zaman can ekimek; kolay kolay gememek; yava yava gitmek. lingeringly  ayrlmayarak, gecikerek. 
 kadn i amar ve gecelik. 
 (o.) -goes) lehe; bir meslein argosu.
eskiden Akdeniz sahillerinde konuulan talyanca'dan bozma dil; milletleraras ticari dil. 
  dile ait; dil ile telaffuz olunan (harf);  dil ile telaffuz olunan harf (t, d, n); dil ile karlan ses. 
 dil ,eklinde. 
 birok dil bilen; dil alimi, dil uzman, dilci. 
 dile ait; dilbilime ait. linguistic stock dil ailesi. linguistically  dil bakmndan. linguistics  lengistik, dilbilim. comparative linguistics karlatrmal dilbilim. 
 romatizma ve burkulmadan doan agnlar hafifletmek iin ovarak kullanlan sv il, liniment. 
 astar; astarlama. 
  halka, zincir baklas; mesaha zincirinin 20 santimetre boyunda bir l halkas; ba, rabta, balant; tek sosis kangal; (mak.) mafsal, oynak yeri;  zincirlemek, birbirine balamak, birletirmek. link mo- tion (mak.) yuva yolu, kulis tertibat. link up birletirmek, birlemek. missing link bulunamayan rabta, eksik balant; insanla maymun arasnda ba olan yaratk. 
 balama, balay; (mak.) balant. 
 (o.) golf oyunu sahas. 
 deniz kenarnda rzgr ile oluan kumlu tepelerin bulunduu alan. 
, Linnaean  mehur sveli tabiat bilgini Karl von Linne'in (1707-1778) bitkileri snflandrma sistemine ait. 
 gzel ten ve ketenkuuna benzeyen kk bir ku, (zool.) Carduelis cannabina. 
 linolyum, demelik mantarl muamba. 
 matbaa harflerini satr halinde dizip dken makina, linotip. 
 keten tohumu.linseed cake ya karlm keten tohumu posas, kftn, keten tohumu kspesi. linseed meal toz haline konmu kftn. linseed oil bezir ya, keten tohumu ya. linseed poultice keten tohumu lapas. 
 ynle kark keten veya pamuktan yaplm kaba kuma; (eski) ne olduu belirsiz ey. 
 iplik veya kuma tiftii; (tb.) yara pansuman iin kullanlan keten tiftii; sa filesi; yumuak ty. 
 kap veya pencerenin st svesi, st eik, lento. 
 tiftikli, tyl: tiftik veya ty gibi. 
, liney  izgi gibi, dar: izgili. 
 aslan, (zool.) Felis leo: Aslan burcu; Aslan takmyldz; gze arpan kimse veya ey; cesur kii, aslan gibi adam. lion hearted  aslan yrekli, cesur, kahraman. lionlike  aslan gibi, cesur, kuvvetli. beard the lion in his (den.) birine kendi evinde veya yerinde karl durmak. put one' head in the lion' mouth tehlikeye atlmak, kellesini koltuuna almak. the lion' share aslan pay. the lion' skin sahte kahramanlk. lioness  dii aslan. 
 birine ok rabet gstermek; zel nemi olan yerleri veya eyleri ziyaret etmek; kahraman gibi davranmak, kahramanlk taslamak. 
  (-ped, -ping) dudak: kenar, u; yarann kenar; (anat.), (zool.) dudak eklinde ey, dudak: nefesli sazlarn azl: nefesli sazn aza yerletirilme ekli: (argo.) kstahlk, edepsizlik:  dudaklarla dokunmak, pmek; aza almak: mrldanmak. lip reading bakalarnn dudak hareketlerinden sarlarn sylenen sz anlamalar. lip service sahte ballk. bite one' lip fke veya znty belli etmemek iin dudan srmak. button one' lip (argo.) susmak, azna kilit vurmak. curl one' lip dudak bkmek. hang on one' lips birinin azndan kan her sz dikkatle dinlemek. keep a stiff upper lip cesaretini kaybetmemek, metin olmak. lower lip alt dudak. None of your lip. (argo.) Kstahl brak. smack one' lips du- daklarn aprdatmak. upper lip st dudak. lipped  dudakl: kenarl. 
 ya gibi, yaa benzer. 
 denizin hafife dalgalanmas: kk dalgalardan gelen serpinti. 
 (argo.) yzsz, saygsz. 
 dudak boyas, ruj. 
 (gen.) out ile bir alamdaki madenleri uygun bir scaklkta stp birini eritmek suretiyle birbirinden ayrmak. liqua'tion  bu suretle eritip ayrma. 
 eritmek, sv haline koymak. liquefac'tion  sv haline koyma veya gelme. liquefi'able  eritilebilir, sv haline konulabilir. 
 mayileir, erimeye msait. 
 likr, alkoll ve tatl iki. 
  sv, su gibi akan, akc, akkan: sulu, slak: effaf, berrak; paraya kolayca tahvil edilebilir; (dilb.) ''l" ve "r" harfleri gibi yarm sesli;  mayi, sv; yarm sesli harf. liquid air sv hava. liquid measure sv lei. liquid oxygen, lox  sv oksijen. liquidness  svlk. 
 deyip tasfiye etmek (bor), tediye etmek; tasfiye etmek (i), ii kapatmak, likide etmek: (argo.) ldrmek. 
 tasfiye, ii kapatma, likidasyon go into liquidation tasfiye olunmak (firma) 
 svlk, akkanlk; akclk. 
 sv haline koymak, svlatrmak. 
  iki: sert iki: sv madde: su iinde eritilmi il, mahlul: et veya meyva suyu:  iki veya mahlul ile tasfiye etmek: (gen.) up ile iki iirmek: iki imek. the worse for liquor olduka sarho.
(bak.) licorice.
(bak.) lickerish.
 Trk liras: (o.) lire) talyan para birimi, liret. 
(Lat.), (huk.) bir davann sonuna kadar dava mevzuu eyann mahkemenin kontrolu altnda bulunmas. 
 Lizbon. 
 ince ve dayankl pamuk iplii. 
  yanl telaffuz etmek, pelteke konumak: "" ve ''" harflerini 'th" gibi telaffuz etmek:  pelteke konuma. lispingly  pelteke konuarak.
 kvrak, evik, abuk hareket eden atik. lissomely  abuk hareket ederek. lissomeness  kvraklk, eviklik. 
  kuma kenar:  kenar ekmek; ift pullu sabanla srmek. 
  (den.) yan yatmak;  geminin yan yatmas. 
  liste, dizin, fihrist; (o.) yarma yeri, mcadele alan, er meydan:  listeye geirmek, deftere yazmak; fiyat koymak. list price katalog fiyat. black list kara liste. enter the lists mcadeleye girimek free list parasz girenlerin listesi (tiyatro): memlekete gmrksz olarak girecek eya listesi. 
 dinlemek, kulak vermek. listen in bakasnn konumasn dinlemek, kulak misafiri olmak; radyo dinlemek. listening post dman hattna yakn dinleme noktas. 
 kayt, kaydetme; liste. 
 kaytsz, kaygsz, dikkatsiz: neesiz, halsiz. listlessly  kaytszca. listlessness  kaytszlk; neesizlik. 
(bak.) light;  yanm, tututurulmu, aydnlatlm.
(ks.) literally, literary, literature.
 mnacat: mukabele ile okunan dua nakarat, tekrar. 
, (ng.) litre  litre. 
 okuyup yazma, okur yazarlk. 
 harfi, kelimesi kelimesine: her eyi harfi harfine yerine getiren: kelimesi kelimesine tercme eden; hakikate uygun. literalism  harfi harfine aklama taraftarl. literalist  harfi harfine aklayan veya tercme eden kimse. literally  harfi harfine: gerekten. literalness  harfi harfine riayet etme. 
 kitaba veya edebiyata ait, edebi: edebiyatla ilgili. literarily  edebi olarak. 
  okur yazar, tahsilli; edebiyat bilgisine sahip;  okur yazar kimse.
 (o.) mnevverler snf: edipler. 
 (Lat.) harfi harfine harfiyen. 
 edebiyat: yazlm kitaplar, eserler: edebi meslek: (mz.) belirli bir alg veya alg takm iin yazlm paralarn btn: hususi bir mevzu hakkndaki eserler. 
 doal kurun oksidi, mrdesenk. 
 kolay eilip bklebilen, kvrak. litheness  kolay eilip bklebilme, elastikiyet. lithesome  kolay eilip bklebilir. 
 lityum oksidi. lithia water il olarak kullanlan lityum oksitli maden suyu. 
 taa ait: (tb.) mesane tana ait. 
 (kim.) lityum. 
  tabasmas resim:  tabasmasyle resim yapmak. lithog'rapher  litografyac. lithog'raphy  tabasmas, litografi, litografya. litograph'ic(al)  litografiye ait. litograph'ically  litografya ile. 
 tabilim, litoloji. 
 (tb.) illa mesane tan eritme. 
  mesanedeki ta datc veya eritici (il) 
 (tb.) mesane tan muayeneye mahsus alet. 
 arzn kabuu, takre, litosfer. 
 (tb.) mesaneden ta karma ameliyat. lithotomic(al)  bu ameliyata ait.lithot'omist  bu ameliyat yapan cerrah. lithotomize  bu ameliyat yapmak. 
 (tb.) mesane tan krarak karma ameliyat.lith'otrite  mesane tan krma aleti. lithot'ritist  bu ameliyat yapan cerrah. 
 Lituanya Lithuanian   Lituanyal; Lituanya dili;  Lituanya diline ve halkna ait. 
 mahkemeye mracaat etmek; dava amak; (bir maddeyi) mahkemeye arzetmek. litigant  davac; mu- hasm. litiga'tion  dava etme, dava, muhasamat. 
 davadan holanr: kavgac; davaya ait; daval, ekimeli, kavgal. litigiously  kavga edercesine. 
 turnusol. Iitmus paper turnusol kad. litmus test durumun tahlili. 
 ok diyecek yerde "az deil'' der gibi bir fikri olumsuz ekilde ifade etme.
B. (ks.) Bachelor of Literature.
D. (ks.)Doctor of Literature.
  dknt, erp ynts; intizamszlk, karklk; kedi veya kpek gibi hayvann bir defada dourduu yavrular; tahtrevan; sedye; hayvanlar yatrmak iin serilen saman veya kuru ot;  karmakark etmek; dourmak, bilhassa birden ok yavru dourmak; ahrda hayvann altna yataklk ot sermek. litter bag A.B.D p torbas. litter down altna yataklk saman yaymak.litter up karmakark etmek. be in litter (hayvan) doum halinde olmak. 
 edip, edebiyats. 
 (ng.) sokak veya bahede p kutusu. 
 (A.B.D.), umumi yerleri kirleten kimse. 
 (-r, -st; less veya lesser, least)   kk, ufak; (ks.)a, az, czi; cici; ehemmiyetsiz, deersiz, naiz; dar fikirli, geri;  az miktarda; hemen hi gibi;  az miktar; ufak ey; az zaman. Little Bear, Little Dipper Kkay takmyldz. little by little azar azar, yava yava, tedricen. little or nothing hi denecek kadar az, hemen hemen hi. little theater amatr tiyatro; deneysel tiyatro. a little slam (bri) on  elden ibaret bir oyunun on iki elini kazanma. in little minyatr halinde; (ks.)a olarak. make little of ehemmiyet vermemek; pek az anlayabilmek. think little of kymet vermemek, ehemmiyetsiz saymak; tereddt etmemek. Little did I think Aklmdan geirmedim. Give me a little time.Bana biraz vakit verin. He did what little he could. Elinden geleni yapt. He little knows... Bilmiyor ki... Wait a little. Biraz bekle. littleness  kklk. 
  sahile yakn;  sahil boyu.littoral cordon (jeol.) ky kordonu. 
, -gical  ayine ait, umumi duaya ait, ayinle ilgili. liturgically  ayin kabilinden olarak. liturgics  umumi ibadet merasimini idare etme sanat; ayinlerin tarih ve tefsiri. 
 ayinler kitabna bal kimse; ayinler kitabn tertip eden veya bu ilmi bilen kimse. 
 toplulukla dua usulli; kilise ayinleri kitab; ekmek ve arap takdisi ayini, Aai Rabbani, komnyon. 
 iinde yaanabilir, iskan kabil; yaanabilir, hayata elverili; yaamaya deer. 
 yaamak, sa olmak, hayatta olmak; beslenmek; geinmek, mr srmek; oturmak, elemek, ikamet etmek; geirmek, srmek (hayat) live a double life iki yzl hayat yaamak. live a lie sahte hayat geirmek. live and learn yaadka grenmek. Live and let live. Ne sen bana kar ne ben sana karaym. live down a slander bir iftiray unutturacak ekilde yaamak. live fast sefahat srmek. live out sonuna kadar yaamak. live up to one' reputation hretini dorulayacak bir hayat yaamak. 
 canl, diri, zinde, hayat dolu; hayata ait, yaayanlara ait; yanan; elektrikle dolu (tel); parlak (renk); asl yerinde bulunan (kaya); (matb.) baslmaya hazr; patlamam (bomba); (radyo) canl (yayn) live embers snmemi ate korlar. live load hareketli yk. live oak kn yapraklarn dkmeyen bir ceit mee aac. live rail elektrikli lokomotife cereyan veren ray. live steam kazandan gelen tam kuvvetli istim. live wire elektrik cereyan nakleden tel; (k. dili) bakalarn harekete getirme kabiliyeti olan faal kimse. a live issue gnn mhim meselesi.
 herdemtaze, (bot.) Sedum purpureum 
  i yerinde oturan; i yerinde oturmay gerektiren (vazife);  protesto maksadyle bir sre umumi bir yerde oturma. 
 geim, geinme; geim vastas, rzk. 
 bitmez tkenmez, btn, tekmil. all the livelong night hi bitmeyecekmi gibi gelen bir gece boyunca. 
 canl, neeli; ferah; parlak, keskin; hayatla kaynaan; zplayan, geriye seken (top) lively description canl bir tarif. lively hope kuvvetli mit. lively imagination canl muhayyile. lively time neeli vakit. make things lively for one bana i amak. liveliness  canllk, zindelik; parlaklk. 
 (gen.)" up" ile neelendirmek, canlandrmak; neelenmek, canlanmak. 
 yaayan kimse; belirli bir hayat yaayan kimse. clean liver temiz hayat yaayan kimse. high liver boazna dkn kimse. loose liver uar hayat yaayan kimse. 
 karacier. liver color karacier rengi, krmzya alan kahverengi. liver fluke cier trematodu, (zool.) Fasciola hepatica. lilylivered, whitelivered  korkak. 
 (k. dili) rahatsz; sinirli. 
 kzlyaprak, koyunotu, (bot.) Agrimonia eupatorium. 
 zel niforma; hizmeti snf; klk, kyafet; kira atlarn besleme ii; kira atlar ile arabalarnn muhafaza olunduu yer; (huk.) istimlak berat, fera. liveryman i at ve arabalar kiraya veren kimse; Londra'da lonca yesi. livery stable kiralk atlarn beslendii ahr. liveried  zel niformal. 
 iftlik hayvanlar, mal. 
 sinirden mosmor kesilmi; kurun renkli, bereli gibi mor; (k. dili) ok fkeli, kan beynine sram. livid'ity, lividness  kurun rengi; bereli ten rengi. 
 yaayan, canl, diri, sa; canlandrc; yaayanlara ait; zinde, kuvvetli, faal; tpk. living language yaayan dil. living picture canl tablo. living wage geindirebilecek maa. a living faith kuvvetli iman. 
 yaama, hayat tarz; geim; geinme;" the" ile yaayanlar. living room bir ailenin oturma odas. good living hali vakti yerinde olma, rahat yaama. makeone' living hayatn kazanmak, geinmek. 
 cierli sosis. 
 odun klnden klsuyu elde etmek. 
 kertenkele, (zool.) Lacertilia, Sauria; kertenkeleye benzer hayvanlarn her biri. 
(ks.) will, shall.
 lama. 
 (sp.) Gney Amerika'da geni ova. 
(ks.) Bachelor of Laws
(ks.) Doctor of Laws 
deniz (sig.)ortas ilerine bakan ve gemicilie ait haberler nereden irket. Lloyd' list denizcilik havadislerini nereden gazete. Lloyd' Register Lloyd sicil defteri.
(bak.) lunar module. 
(ks.) liquified natural gas. 
( (nlem) ite, (bak.) Lo and behold! ite! (Al.) sana ! Karna ne ksa beenirsin !
 oprabal, (zool.) Cobitis. 
 ykletmek, yklemek; ykn vermek; hediye yadrmak; hile yapmak iin zar doldurmak; birine tesir ederek haksz hkm verdirmek; doldurmak; fotograf makinaslna film koymak; tkabasa doldurmak (mide); hayat sigortasna zam koymak; yklenmek, zerine yk almak; silah doldurmak. load up ykletmek. 
 yk, hamule; sklet, arlk; endie, znt, kayg; fikir yorgunluu; silh doldurmak iin barut ve fiek; (mak.) mukavemet; bir cihazn ihtiva ettii elektrik miktar, arj. load displacement (den.) geminin tam ykn alnca ektii su. load factor bir elektrik santralndan alnan ortalama elektrik miktarnn elde edilebilecek maksimum miktara oran. load line (den.) tam ykl geminin suya bataca (ks.)m gsteren izgi. loads  (k. dili) ok miktar, yn. loads of love pek ok sevgiler, kucak dolusu sevgiler. get a load of (A.B.D.), (argo) gz atmak. take a load off one' mind endiesini gidermek. 
 dolu; hileli (zar); ( argo )sarho; (argo) zengin. loaded question artc soru. loaded statement iki anlaml sz. 
 ykleten veya dolduran kimse veya alet; vin gibi ykleme makinas. 
 ykleme; yk; arlamas veya kalnlamas iin herhangi bir eye katlan madde; (sig.) masraflar karlamak iin prime eklenen miktar. 
(bak.) lodestar.
(bak.) lodestone. 
(o.) loaves  ekmek somunu, somun. loaf cake somun eklinde pasta. 
 aylaka vakit geirmek, bo gezmek, haylazlk etmek. loafer  laylak veya bo gezen kimse; haylaz kimse; mokasen tipi ayakkab. 
  iinde organik maddeler olan kum ve kil karmnn meydana getirdii gevek yapl toprak; kuvvetli toprak; tula yapmak iin kum, kil ve samanla yaplm har;  byle harla svamak. loamy  zl hartan ibaret; kuvvetli toprak gibi. 
  dn verme; dn alma, borlanma; dn verilen ey;  bilhassa faiz karlnda dn para vermek; dn vermek; (ereti olarak) vermek. loan collection sergide gsterilmek zere sahipleri tarafndan dn olarak verilen resim veya eya koleksiyonu. loan shark (A.B.D.), (k. dili) tefeci. loan society dn para veren irket. on loan dn olarak, ereti olarak. 
 baka bir lisandan alnan kelime. 
 isteksiz, istemeyen. nothing loath isteyerek, kar koymayarak. 
 nefret etmek, hi sevmemek; tiksinmek, irenmek. loathing  nefret. loathingly  nefretle. 
 tiksindirici, nefrete layk, iren. loathsomely  nefret edilecek surette. loathsomeness  irenlik. 
 (-bed,- bing)  ar ar atmak; tenis kortunun arka tarafna dsn diye topu havaya vurmak; (kriket) topu aadan ve ar ar atmak; yava yava ve salnarak gitmek;  havaya vurulan top; ar ar ve aadan atlan top. 
 (anat.) toparlak ksma ait, lopa ait, loplu. lobar pneumonia akcier lopu zatrreesi. 
 (bot.), (zool.) yuvarlak ksmlar olan, loplu; kenarlar sarkk. 
  dehliz, koridor, geit; antre; bekleme odas; senatr veya milletvekilleri ile grmek zere bekleme salonunda bekleyen kimseler; kulis faaliyeti;  (A.B.D.) oylarn kazanmak amacyle meclis yeleriyle grmek. lobbyist  byle grmelerde bulunan kimse. 
 yuvarlaka ksm; kulak memesi; cierin yuvarlak ucu, lop; (mak.) yuvarlak olmayan arkn kntl taraf; (jeol.) karada bulunan geni bir buz tabakasnn kntl ucu. lobed  yuvarlak ulu, loplu. 
 A.B.D kurt
 (tb.) beynin bir ksmn kesip kartma. 
 stakoz, (zool.) Homarus vulgaris. lobster-eyed  patlak gzl. lobster pot stakoz tutma sepeti. lobster thermidor stakoz etiyle mantardan yaplm yahni. 
 yuvarlaka ufak knt, lopuk. lobular  byle kntl, loplu. 
  mevzii, mevkii, mahalli, yresel; belirli bir yere ait; (mec.) dar, snrl;  her istasyonda duran tren; banliy treni; gazetede mahalli haber. local authority (huk.) mahallin en yksek sivil makam, mahalli idare. local color sanatta ve edebiyatta ilenilen yresel zellikler. local government mahalli idare. local option bir ehir veya blge ahalisinin kendi yerlerinde iki yasa olup olmamasna karar verme hakk. locally  mevzii olarak, mahalli olarak. 
 mahal, yer, yre, zellikle belirli bir olayn getii yer. 
 mahalli ive veya adet; belirli bir yer iin beslenilen sevgi; yerli eye rabet; belirli bir yere ballk. 
 yer, mevki, mahal, mevzi, mekan; bir eyin bulunduu yer. 
 belirli bir yere snrlamak; yerini bulup belirtmek. localiz'able  snrlanabilir. localiza'tion  snrlama, yerini belirtme. 
 bir yerde iskn etmek, yerletirmek; yerini tayin etmek; tam yerini kefetmek; (k. dili) sakin olmak, oturmak. 
 yer, mahal, mekn, mevki; iskn, sakin olma; (huk.) kiraya verme. on location stdyo dnda yaplan filim veya televizyon almas. 
  baz kaynak dillerde yer gsteren isim hali, ismin -de hali;  bu ekildeki isimlere ait. 
 (sko.) g1, krfez, hali. 
 kilit; silh akma; grete birka eit yakalama usul; kilitleme; kilitli ey; yokuu inerken tekerlei tutan zincir; kanal iinde gemileri bir yzeyden dierine ykseltmek veya alaltmak iin kullanlan havuz. lock, stock and barrel batan baa, tamamen. safety lock maymuncukla kolay kolay alamayan emniyetli kilit; tfekte emniyet tertibat. Yale lock Yale markal veya ona benzer emniyet kilidi. under lock and key kilit altnda. 
 kilitlemek; kapamak; kilitleyip tutturmak; birbirine gemek, kenetlenmek (kol); kanal havuzuna sokmak (gemi); kapatmak, balamak (para); kilitlenmek, kapanmak; kanal havuzunda yukar veya aa gitmek. lock in kilitlemek, zerine kapy kilitlemek. lock out darda brakmak. lock spring cep saati kapan ileten yay. lock step art arda sk admla yry. lock stitch apraz diki. lock up kilit altnda saklamak; (matb.) balamak. 
 sa llesi; (o.) salar; bir tutam yn veya pamuk. 
 gemiyi kanal havuzundan geirme; havuzdan geme paras. 
 kilitli ekmece veya dolap; (den.) dolap, ambar; kilitleyen kimse; kilitleyici ey. locker room sporcularn elbise ve aletleri iin dolapl oda. Davy Jones' locker denizin dibi. 
 madalyon. 
 (tb.) tetanos. 
 emniyet somunu, kilit somunu. 
 lokavt; sualt almalarnda kullanlan ve altnda denize ak bir k yeri olan tertibat. 
 ilingir. 
 birbiri arkasndan aralk brakmakszn yry ekli; sk intizam, deimez usul. 
 tevkifhane, tutukevi. 
 (A.B.D.), (k. dili) deli. loco weed  Birleik Amerika'nn bat tarafnda bulunan Astragalus trnden zehirli ot. 
(Lat.) (ks.) l.c.) yukarda zikrolunan kitapta veya yerde. 
 hareket; bir yerden bir yere gidip gelme veya gezme hareketi. 
  harekete ait; hareket edebilen;  lokomotif. 
(tb.) hareket intizamszl, ataksi. 
 (o.)- li)(biyol.) gze, gz, hcre. locular  hcrevi. 
 (o.) loci) mevki, yer, mahal; (geom.) belirli artlar altnda herhangi bir hat veya noktann kendi hareketiyle meydana getirdii yzey veya hat. 
 ekirge, (zool.) Acridium; austosbcei, (zool.) Cicada; salkm aac, akasya aac, (bot.) Robinia pseudoacacia; keiboynuzu, (bot.) Ceratonia siliqua. 
 ifade tarz; tabir, terim. 
 maden damar. 
 obanyldz, Kutupyldz; yol gsterici rehber veya prensip. 
 (mad.) mknats ta. 
 tekke; mason tekiltnn azalar veya toplanma yeri, loca; ufak ev; kapc veya bahvan kulbesi; tatil evi; hayvan ini. 
 geici olarak oda vermek; misafir etmek; yerletirmek, emaneten teslim etmek, vermek; arzetmek, takdim etmek; ekini bastrp yere yatrmak (rzgr); muvakkaten bir evde oturmak; misafir olmak; bir yerde kirac olmak; bir yerde geici olarak kalmak; iine gmlmek. lodger  misafir; kirac. 
 geici olarak oturulan mesken; (o.) pansiyon; kiralk oda. lodging house kiralk odalar olan ev. 
 ikamet etme, yerleme; sakin olma; dman istihkmlann zaptedip iine yerleme; (huk.) emaneten teslim etme, para yatrma, tevdi. 
 kurumu nehir yataklarnda bulunan ve rzgrn getirdii zannedilen ok verimli sarmtrak kl rengi ince toprak, ls. 
 at aras; at aras odas; gvercinlik; gvercin srs; samanlk; kilise balkonu. 
 yksee atmak (top); fezaya yollamak. 
 yksek, li, blent; gururlu, marur, kibirli; azametli, alml; ok yksek (fikir) loftily  marurca. loftiness  ycelik; kibirlilik, gururluluk. 
 ktk, aa gvdesi; ktk gibi ey veya adam; (den.) parakete, geminin sratini lme aleti; (den.) jurnal, gemi jurnal. log cabin ktkten yaplm kulbe. log chip (den.) parakete. log line (den.) parakete savlosu. 
 (-ged, -ging) aa kesmek, bir ormann aalarn kesmek. log'ger  aa kesicisi. 
 logaritma. 
 (-ged,- ging) seyir defterine kaydetmek; belirli bir mesafe katetmek. 
 jeolojiye ait. geolog'ically  jeolojik olarak geol'ogist  jeolog. geol'o gize  jeoloji ile megul olmak. 
(mat.) logaritma. logarith'mic(al)  logaritmaya ait. logarith'mically  logaritma usul ile. 
 gemi jurnal. 
 loca, tiyatro locas. 
 Atlantik Okyanusuna mahsus ok iri deniz kaplumbaas; Amerika'ya mahsus bir eit rmcekkuu. at loggerheads with biri ile kavgal. 
 mantk ilmi, mantk, eseme; mantkl dn; muhakeme kuvveti; yarglama gc. the logic of events olaylarn gerektirdii. 
 mantki, mantka ait; makul; uygun; mantkl, esemeli. logically  manta gre, mantkl olarak. 
 mantk, mantkla uraan kimse. 
 (ask.) ordular yma ve hareket ettirme ile besleme sanat, lojistik. 
 bk fabrikasna giden ktklerin nehirde meydana getirdii tkanklk; engel. 
(bak.) logotype. 
 bir kelime ifade eden iaret. 
 kelime zerinde yaplan mnakaa; kelime tekil etme oyunu. 
 enesi dklk. 
 (Yu.) Kelm, logos, deyi; kinatn nizam. 
 (matb.) iaret olarak kullanlan desen, harf veya kelime; alameti farika. 
 politikada karlkl yardm yolu ile iki kiinin birbirini tutmas. 
 bakkam aac, (bot.) Haematoxylon campechianum; bu aacn gayet sert kerestesi; bu aatan kan krmz boya maddesi. 
 (A.B.D.), (k. dili) ar, yava, bati. 
 bel; etin fileto (ks.)m. loincloth  petemal, kuak. fruit of the loins nesil, kuak. gird up one' loins beline kuan sarmak; byk bir ie hazrlanmak. 
 yolda oyalanmak, aylaka dolamak, yolda duraklayarak gitmek. loiterer  aylak dolaan kimse. loitering  babo dolama. 
 i yapmadan dolamak, sallanmak; azndan dar sarktmak (dil); "away" ile tembelcesine geirmek (vakit); azdan darya sarkmak (dil) 
 ubuk ucunda yalanarak yenen eker; (ng.) rencilerin sokakta kardan karya geebilmesi iin arabalarn durmasn salayan iaret. 
 Togo'nun baehri, Lome. 
 Londra. Londoner  Londral. 
 yalnz, kimsesiz; ssz, tenha; bekr, evlenmemi. lone hand kat oyununda refakatsiz oynayan kimse; tek bana mcadele eden siyasi aday. 
 yalnz, kimsesiz; terkedilmi, ssz, tenha; yalnzlktan ruhu sklm; kasvetli, sknt verici. loneliness  yalnzlk, kimsesizlik. 
 lone wolf yalnzl seven kimse. 
 yalnzlktan ii sklm. lonesomeness  yalnzlktan doan i sknts. 
 ok istemek, arzulamak, hasretini ekmek, zlemek. long for zlemek, arzulamak. long after a friend bir dostun zlemini ekmek. long for freedom hrriyet hasreti ekmek. I long to go Gitmeyi ok istiyorum. longing  hasret, zlem. longingly  hasretle, zlemle. 
 ok, pek: ge; mddetince, mddetine kadar, ok vakit, oktan. 
  uzun; uzun sren, yorucu;mesafece uzun; allmtan uzun; mull, uzak (tarih);  (iir) uzun hece. long division (bak.) division. long dozen on . Long Island New York eyaletinde bir adann ismi. long johns (A.B.D.), (k. dili) uzun paal don. long jump uzun atlama. long measure uzunluk Is. long on mevcudu bol, fazlas olan. long shot kazanma ihtimali az bir teebbs veya bahis. long since oktan beri, epey zamandr. long ton 1016 kiloluk ton. long view uza gr, ilerisini gr; planlamada ilerideki sonucu dnebilme. a long face eki yz, ask surat. a long head allmtan uzun kafa; zek, akl, anlay. a long tongue uzun dil, (colloq.) dilliddk. as long as mademki. so long as srece. at long last en sonunda, nihayet. before long yaknda, abuk. in the long run nihayette, en sonunda. not by a long shot (k. dili) hi. not by a long (sig.)ht, not by a long ways katiyen. of long standing ok eski. the long and the short of it uzun lafn (ks.)as, hulasa, dorusu. longish  uzunca. 
 yelkenli geminin en byk sandal. 
 uzun yay. 
 iyi cins pamuklu kuma. 
 uzun mesafeli; ehir d (telefon konumas) 
 uzun sren. 
 kitap veya piyeste fazla uzun ve skc (ks.)m. 
 mr uzunluu, uzun mrllk. 
  profesr tipinde; klasik mzie dkn;  profesr tipli kimse; bilgin; klasik mzik; hippi. 
 el yazs (stenografinin aksi) 
 dsnnde uza grme kabiliyeti olan, nsezi sahibi; akll, zeki. 
 boylam; (astr.) tul. 
 uzunluuna, uzunlamasna; boylama ait. longitudinally  boydan boya uzanarak, uzunlamasna olarak. 
 uzun mrl. longlivedness  uzun mrllk. 
 uzun devirli (plak), dakikada 331/3 devir yapan (byk plak) 
 uzun menzilli (top) long-range plans uzun vadeli planlar. 
 gemi ykletme ve boaltma gibi liman ilerinde kullanlan ii. 
 uza gren, ilerisini dnen. 
 (ng.) istenilmeyen bir duruma mani olan kimse veya ey. 
 tahammll, sabrl, azap eken. 
 uzun vadeli. 
 kdemli. 
 uzunluuna. 
 sz bitmez. 
 bir eit iskambil oyunu, lu; bu oyunda ceza ksesi; (ng.), (k. dili) tuvalet. 
 lif kaba; bu kabaktan kan banyo lifi. 
  bakmak, nazar etmek, dikkatle bakmak, grmek; dnmek, mtalaa etmek; gzetmek; ynelmi olmak; grnmek, gzkmek, benzemek;  bak, nazar, bakma; grn, ifade; yz ifadesi. look about etrafna bakmak, drt yann gzlemek veya kollamak. look after bakmak, gzetmek. look ahead ileriye bakmak, istikbale bakmak. look alive acele etmek. look around btn ihtimalleri incelemek veya zerinde dnmek. look back hatrlamak. Look before you leap Dncesizce i grmeyin. look daggers bakyle tehdit etmek. look down on (birini) hor grmek. look for aramak, beklemek. look forward to beklemek, ummak. Look here! Bana (bak.)! look in on (ks.)a bir ziyaret yapmak. look into aratrmak, soruturmak, incelemek. Look lively! Acele et! abuk ol! look on bakp durmak, seyretmek; bakas ile ayn kitaptan okumak. look one in the face utanmayarak veya cesaretle birinin yzne bakmak. look out saknmak; gzetmek. look out for dikkat etmek. look over incelemek, muayene etmek, gz gezdirmek, yoklamak. look sharp dikkat etmek. look the other way grmezlikten gelmek. Look to your manners Davranlarna dikkat et! Kendine gel. look up gzleri yukar dikmek; aramak, bakmak; ziyaret etmek, yoklamak; iyilemek, dzelmek. look up to hrmeti olmak, hrmet etmek; gvenmek, itimat etmek. good looks g zellik. He looked me through and through Beni iyice inceledi. Beni szd. Things look bad for you iiniz ktdr. Yandnz. looking glass ayna. 
 (argo) bakma. 
 bakan kimse; ( argo) gzel ve yakkl kimse. 
 seyirci. 
 ters ynde olan; karmakark. 
 gzetleme yeri; gzetleme; gzleme; bekleme. 
 dokuma tezgh; dokuma; (den.) krein topac. 
  uzakta hayal gibi gzkmek; aslndan daha kocaman ve korkun gzkmek; byk nem kazanmak;  uzakta hayal gibi belirme. 
yaplm erit 
 ahmak kimse; deersiz kimse; serseri kimse. 
 gerdanl dalg, (zool.) Gavia. crazy as a loon btn btn sersem, zrdeli. 
 (argo) deli, lgn. 
  ilmek; ilik halkas; rmam ylankavi akt yer; kroe ve rg ilerinde bir ilmek; doum kontrol iin dlyatana konulan halka, spiral;  ilmek yapmak, ilmeklemek; ilmek olmak, ilmekle tutulmak. loop back bir eri meydana getirerek aksi ynde gitmek. loop stitch ilmekli diki, fisto. loop the loop uak ile havada dikey dn yapmak, takla atmak. loop up ilmeklemek. 
 mazgal delii, duvar kovuu; kaamak. 
 ilmekli; (argo) deli. 
  gevek, sk ve bal olmayan, babo; dank, ayr ayr, seyrek, skk olmayan; ahlaka serbest, hafifmerep, iffet sahibi olmayan; pheli, mphem; yumuak (ksrk); ishal olmu, kabz deil;  gevetmek, zmek, amak; salvermek, hapisten karmak, serbest brakmak, azat etmek; boaltmak (tfek) loose ends yarm kalm iler. loose-jointed  mafsallar skca birlememi. loose-leaf  sayfalar karlp tekrar taklabilen (kitap veya defter) loose rein dizginleri gevek, bas(ks.)z. at loose ends bota. break loose ipini koparp babo kalmak; hapishaneden kap kurtulmak. cast loose zmek, ayrmak. cut loose ilikiyi kesmek; kamak, kurtulmak; (k. dili) cmb etmek, elenmek. get loose kurtulmak. hang loose (argo) istifini bozmamak. have a screw loose ivisi gevemek; aklndan zoru olmak. let loose salvermek, zp koyvermek. on the loose serbest; elencede, cmbte. play fast and loose hile ile davranmak, z sz birbirine uymamak. set veya turn loose serbest brakmak, babo salvermek. loosely  gevek olarak; stnkr; ahlkszca; hemen hemen, kabaca. looseness  geveklik; ishal; intizamszlk; kararszlk. 
 gevetmek, zmek, amak; salvermek; (tb.) ishal etmek; gevemek, zlmek. 
 altn kam, (bot.) Lysimachia vulgaris. 
  yama apul, ganimet, kanunsuz kazan; (A.B.D.), (argo) para;  yama etmek, ganimet olarak zaptetmek. 
  (-ped, -ping) ufak dal, aacn budanm ksm;  aacn dallarn kesmek, budamak; kesip drmek. 
 (-ped,- ping) sarkmak, asl olmak; sarktmak. 
  uzun ve rahat admlarla komak;  uzun ve rahat adm. 
 bir tarafa meyilli; orantsz. 
 konukan, dilli, eneli, geveze. loquaciously  ok syleyerek. 
 az kalabal, gevezelik. 
 yenidnya aa veya meyvas, maltaerii, (bot.) Eriobotrya japonica. 
 radyo sinyalleri ile gemi veya uan yerini tespit eden bir sistem. 
  efendi, sahip, mal sahibi; hakim, hkmdar; lord (bir asalet unvan); b.h. Rab, Allah, Tanr; Hazreti sa;  lord payesi vermek. Lord bless me! Aman ya Rabbi! Lord Chamberlain ngiltere'de ba mabeyinci. lord it over someone gururlu dav- ranmak, kibirlilik gstermek, amirane tavr taknmak. Lord Mayor Londra belediye reisi. Lord' Day pazar gn. lords of creation insan, beer. First Lord of the Admiralty ngiltere'de Bahriye Nazr. House of Lords Lordlar Kamaras. live like a lord lord gibi lks iinde yaamak. my lord efendim, lord cenaplar. O Lord! Ya Rabbi! Our Lord Rabbimiz, Efendimiz, Hazreti sa. The Lord knows how Nasl olduunu ancak Allah bilir. the Lords Lordlar Kamaras. the Lord' Prayer sa'nn rettigi dua. the Lord' Supper Aai Rabbani ayini. lordlike  lord gibi, lordcasna. lordling  lordcuk, gen ve nemsiz lord. lordless  sahipsiz. 
 amirane, lordvari, lorda yarar bir sekilde; azametli, muhteem, asil; gururlu, kibirli, kstah. lordliness  azamet; gurur, kibirlilik. 
 (tb.) omurga kemiinin alt ksmnn ileri doru fazla kmas. 
 lordluk sfat veya payesi; egemenlik, stnlk; "his" veya "your "ile lord cenaplar. 
 ilim, bilgi, irfan (zellikle eski zaman bilgileri) 
 kularda gaga dibi ile gz arasndaki blge, az ile gz arasndaki dzlk (ku, srngen, balk) 
 ssl sap olan ve kullanlmad zaman katlanabilen gzlk; sap opera drbn. 
 (ng.) kamyon; (A.B.D.) alak olup yansz ve drt tekerlekli yk arabas. 
 Avustralya'ya ve komu adalara mahsus parlak krmz renkli papaan; Gney Afrika'ya mahsus parlak tyl bir ku. 
 .(lost) kaybetmek, yitirmek, zayi etmek; karmak, elden karmak; armak; aztmak; kaybolmak; mahrum olmak; malup olmak. lose face itibarn kaybetmek. lose ground geri ekilmek, mevkiini kaybetmek. lose oneself kendini kaybetmek, kendinden gemek. lose oneself in zihnini tamamen igal etmek, dalmak. lose one' temper kzmak. lose out kazanamamak. lose (sig.)ht of gzden kaybetmek; unutmak. lose the way yolu armak. 
 kaybeden kimse; ziyan eden kimse. a good loser oyunu kaybedince kzmayan kimse. 
 kazanl olmayan, ziyan gren. 
 ziyan, zarar, hasar; harabiyet, kayp, elden kma; israf, telef; (ask.) zayiat, kayplar. loss leader (tic.) mteri kazanmak iin ziyanla satlan belirli bir ey. loss of civic rights (huk.) medeni haklardan iskat. loss of profit (huk.) mahrum kalnan kar. a dead loss tam ziyan; her eyi kaybetme. at a loss arm, ne yapacan bilmez; zararna (sat) average loss (den.) (sig.) ksmi ziyan. bear a loss ziyana katlanmak. proof of loss ziyan ispat. total loss (den.) (sig.) onarlmaya demeyecek derecede kayp veya zarar, tam zarar. 
 kaybolmu, zayi olmu, telef olmu, gitmi; mahvolmu; akln arm, kendini kaybetmi; yolunu arm; dalgn, dnceye dalm; israf olmu; duygusunu kaybetmi. lost cause kaybedilmi dava, mitsiz dava. lost in tamamen dalm. lost to kaybolmu, elinden km. be lost on tesir etmemek. 
  (-ted,- ting) ksmet, kader, talih, baht, nasip; kura; (ng.) vergi; arazi paras; hisse, pay; (gen.) (o.) birok, ok miktar; ksm, para; nevi, tip;  taksim etmek, hisselere ayrmak; ksmlara ayrmak (arazi); kur'a ile taksim etmek. a lot ok. cast in one' lot with birinin kaderine balanmak, birinin nasibini paylamak. cast lots zar atarak veya baka suretle talihini denemek. draw lots kur'a ekmek. odd lot az miktar. He has lots of friends. Pek ok dostu var. the lot hepsi. 
(bak.) loath. 
 batan kartan kimse.
 vcudun bir yerini ykamak veya yumuatmak iin kullanlan ilal su, losyon. 
 piyango, lotarya, kur'a; kader, (ks.)met, tesadf. 
 tombala oyunu. 
 nilfer iei, (bot.) Nymphaea lotus; hnnap, ide, (bot.) Zizyphus jujuba; (ark.) eski binalarn stne ss olarak yaplan nilfer iei ekli; (mit.) meyvasnn yiyenlere tatl bir uyuukluk verdii farzolunan aa. lotus eater kendini hayali bir uyuuklua veren kimse. lotus position yogada bir oturu ekli. honey lotus kokulu sar yonca, (bot.) Melilotus officinalis. 
  yksek (ses); grltl, patrtl; mbalaac; ok parlak (renk); kaba, incelii olmayan;  yksek sesle, grlt ile. loudmouthed  az kalabalk. loudspeaker  hoparlr, sesi ykseltme aleti. loudvoiced  yksek sesli. loudly  yksek sesle; grltyle. loudness  grlt; ses ykseklii. out loud normal konuma sesi ile, sesli. 
 ykselmek veya ykseltmek (ses) 
(bak.) loch. 
  tembelce uzanmak veya yaylp oturmak; aylaka vakit geirmek, tembel tembel dolamak;  ezlong, divan, sedir; istirahat odas, bekleme odas, salon; aylaklk; tembelce yat veya oturu. lounge away (vakit) tembelce geirmek. lounger  tembelce yaayan kimse. 
 (o.) lice) bit, kehle, (zool.) Pediculus; ( argo) eekolueek, pis herif. crab louse kask biti, kl biti, (zool.) Phthirus pubis. plant louse fidan biti, (zool.) Aphis. 
 bitli, st ba bit dolu; (argo) kt; (argo) alak, iren. He is lousy with money (argo) Onun paras ok. lousiness  bitlilik; irenlik; berbatlk.
 kaba adam, aptal veya maskara kimse; (slang) eek. loutish  soytar gibi; kaba, hoyrat. loutishly  hoyrata. loutishness  kabalk, hoyratlk; eeklik. 
 eski zaman binalarnda yanlar pencereli kubbecik; pancur tahtas veya pancurlu pencere; hava delii. louver boards,louver boarding yamurun girmesine mni olan pancurlu pencere; pancur tahtalar. 
 sevilir, sevimli, cana yakn, ho. 
 selam otu, yaban kerevizi, (bot.) Levisticum officinale. 
 sevgi, muhabbet, ak; sevgili, yr, dost; b.h. ak tanrs, Kpid; (psik.) eros; (tenis) sfr, hi say kazanmam olma. love affair ak maceras. love apple (eski) domates. love beads hippilerin taktklar renkli boncuklar. love charm ak husule getiren by. love child ak mahsul, gayri meru ocuk. love feast dostluk balarn kutlayan ve kuvvetlendiren ziyafet. love grass ayrgzeli, (bot.) Eragrostis major. love knot muhabbet alameti olarak hususi bir ekilde balanan fiyonga. love letter ak mektubu. love match yalnz ak zerine kurulan izdiva. love potion ak iksiri. love seat iki kiilik sedir. love story ak hikyesi. a labor of love hatr iin yaplan i. fall in love abay yakmak, ak olmak. for the love of akna, hatr iin. give my love to sevgilerimi syle. make love sevimek. not for love or money ne hatr iin ne para iin, hi bir surette. There is no love lost between them. Birbirlerini hi sevmezler. Birbirlerinden nefret ederler. 
 sevmek, ak olmak. 
 akta anssz. 
 reotu, (bot.) Nigella damascena. 
 yabani meneke. 
 horoz ibii iegi, yabani kadife iei, (bot.) Amaranthus tricolor. 
 muhabbetkuu, (zool.) Meleopsittacus undulatus; ufak bir papaan. 
 sevgisiz, sevgiden mahrum; sevgisi olmayan; sevilmeyen. 
 kakl, zlf, sallesi. 
 sevgilisi tarafndan braklm, terkedilmi; ak hicran eken. 
 gzel, latif, ho, sevimli, sevilir. loveliness  gzellik, sevimlilik. 
 k, seven kimse, yar, dost. lover of art sanat a. 
 ak hastas, sevdal. 
 (birisinin) akyle vurulmu.
 seven, sevgi gsteren, mfik. loviny cup iki kulplu byk iki ksesi, mkafat olarak verilen kse. loving-kindness  efkat, ltuf, iyilik, merhamet. lovingly  sevgi ile. lovingness  sevgi tavr. 
  alak, yksek olmayan; alaktaki, aadaki; ekvatora yakn; ufka yakn; alak gnll, mtevaz; hakir; az; ucuz, adi; yava; (mz.) pes; kuvvetsiz, zayf, baygn; skntl; alak, rezil; geri, medeniyetsiz; ksa, bodur, boysuz; karamsar; zgn;  alak mevkide veya mevkie; ucuz fiyatla; pes olarak; mtevaz tarzda. low camp baya. low comedy fars. Low Countries Hollanda, Belika ve Lksemburg. low frequency alak frekans. low gear birinci vites. low life yoksulluk. Low Mass Katolik kilisesinde mziksiz ve basit ayin. low pressure alak basn. low profile dikkati ekme - me siyaseti. low relief hafif kabartma. low tide cezir, inik deniz. high and low havas ve avam, herkes. lay low yatrmak, yataa drmek; ykmak, mahvetmek. lie low saklanmak; niyetlerini gizlemek, susup beklemek. run low bitmek zere olmak. search high and low her yerde aramak. 
  brmek;  brme. 
 (k. dili) alak, ahlaksz; alaka yaplan. 
 adi dnl, alak fikirleri olan. 
 alak basnl; (meteor.) normalden aa basnc belirten. 
 kederli, zgn, tasal. 
alak su seviyesi iareti; bir eyin en alak veya en dk noktas. 
 aa tabakadan. 
 alak konsol. 
  adi, tahsil grmemi, kltrsz, basit (kimse) 
 (k. dili) hakikat, bir iin iyz. 
 indirmek; azaltmak, eksiltmek, tenzil etmek; zayflatmak; alaltmak, rezil etmek; (mz.) pesletirmek; inmek, azalmak, eksilmek. 
  daha aa; daha alak. lower case minskl, kk harf. lower chamber halk meclisi, avam kamaras. lower class alt tabaka. lower criticism metnin asln aratran eletiri. lower court (huk.) bidayet mahkemesi, alt mahkeme. lower deck ikinci gverte, tavlun. lower school bir okulun hazrlayc (ks.)m. lower world arz, dnya; ller diyar. lowermost  en aa, en aada olan. 
  surat asmak, somurtmak; karartmak (bulut);  ask surat, kalarn atarak bakma. lowering  somurtkan; kararm (gk) 
 (gen.) (o.),  dz arazi, ova;  ovaya mahsus. 
 ayaktakm; kopuk, hayta. 
  rtbe veya mevkice asa; mtevaz, alak gnll;  ikinci derecede, aag. lowliness  alak gnlllk. 
 ak yakal (elbise), dekolte. 
 alak sesli, pes sesli; heyecansz; az meyilli (at) 
 asansrsz ve alak (bina) 
 liquid oxygen sv oksijen. 
 fme balk. 
 (den.) kerte hatlar zerinde seyre ait. loxodromics  kerte hatlar zerinde seyir sanat. loxodromic curve, loxodromic line her meridyen ile ayn ay yapan izgi. 
 sadk, vefal. loyalist  her zaman krala sadk kalan kimse. loyally  sadakatle. 
 sadakat, hulus, ballk. loyalty oath (A.B.D.) sadakat yemini. 
 pastil; baklava biimi, ekenar drtgen; baklava eklinde ey. 
  dakikada 33 1/3 devir yapan byk plak;  (bak.) long-playing 
 suni halusinojen bir madde. 
 acemi ve hantal kimse; (den.) gemi ile az seyahat etmi kimse. 
 lube oil (bak.) lubricating oil. 
 yalamak, yalayarak kolay iler hale getirmek. lubricating oil makina ya, motor ya. lubricant  yalayc madde. lubrica'tion  yalama. lubricator  yalama cihaz; yadanlk. 
 zamparalk, kadn dknl; yallk, kayar halde olma, kayganlk, kaypaklk. 
 kaygan; dnek; zampara. 
 turnabal, (zool.) Esox lucius. 
 parlak, ziyadar, effaf, berrak, ak, aydn, vazh. 
 Luzern. 
 (ng.) kaba yonca. 
 kolay anlalr; kafas salam; akl banda; berrak, vazh, ak; effaf. lucid interval hasta veya delinin uurlu hale geldii fasla. lucid'ity, lucid- ness  berraklk, vuzuh, aklk; aklselim, saduyu. 
 Zhre yldz, Vens, sabah yldz; eytan, blis; (k. h.), (eski) kibrit. 
 talih, ans, baht, ikbal; uurlu ey. as luck would have it ansma. down on one' luck talihsiz, bahtsz. for luck uur getirsin diye. in luck talihli, ans ak, bahtiyar. just my luck tam benim ansma. out of luck talihsiz. try one' luck ansn denemek. worse luck maalesef, ne yazk ki. luckless  talihsiz, anssz. lucklessly  talihsizce. 
 ok kr, talihine, bereket versin ki. 
 talihli, ansl, uurlu, meymenetli. lucky day uurlu gn, mesut gn. lucky dog talihli adam. Lucky dog! Kerata ,sansl. lucky penny uurlu para. luckiness  ansllk. 
 karl, kazanl, yararl. lucratively  karl olarak, kazanl olarak. 
 para, servet. filthy lucre (aka) para, ake. 
 gece ge saatlere kadar almak, kafa yorarak almak; emekle eser meydana getirmek. lucubra'tion  emekle meydana getirilmi eser. lu'cubrator  byle emekle alan kimse. lu'cu- bratory  gece almasna ait; zahmetli, yorucu, skntl, emekli. 
 makina dman, makinalarn iinin zararna kullanldna inanan kimse. 
 oynama ile ilgili; civelek, oynak. 
 gln, gldrc, komik. ludicrously  gln ekilde, komik olarak. ludicrousness  komiklik, gldrclk. 
 (tb.) frengi. 
  (den.) orsa seyiri; flok ve velena yelkenlerinde lerno yakas ve astar;  orsa etmek, orsasna seyretmek. luff tackle adi palanga, orsa palangas. 
(bak.) loofa. 
 (sko) kulak veya kulak memesi; kulp, sap; araba okunun iinden getii mein halka. 
 (-ged,- ging) ekmek, srklemek; glkle tamak; zorla sokmak (lzumsuz sz veya hikaye); ar ar hareket etmek, srklenmek. 
 bagaj, yolcu eyas. luggage van (ng.) eya vagonu. personal luggage ahsi yol eyas. 
 iki veya  direkli ve armal yelken kullanan gemi. 
 armal yelken, hasr yelken. 
 fazla hazin, ackl; ok kasvetli, skntl; aslk suratlu 
 kuma gmlen halkal deniz kurdu. 
 Yeni Ahdin nc kitab; bu kitabn yazar. 
 lk; souk, kaytsz, ilgisiz. lukewarmly  lk olarak; ilgisizce. lukewarmness il lklk; kaytszlk. 
  sakinletirerek uyutmak, uyuturmak, teskin etmek; uyumak, teskin olunmak, skun bulmak;  muvakkat sukunet; ara verme, fasla. 
 ninni; (mz.) ninniye benzer para. 
 (k. dili) olaanst bir ey. 
 (tb.) belars, lumbago. 
  (anat.) bele ait (damar, sinir) lumbar region bel nahiyesi, bel. lumbar vertebrae bel omurlar. 
 hantal hantal yrmek. 
  ing. kalabalk eden ve kullanlmayan eya;  lzumsuz eya ile doldurmak.lumber room ing. sandk odas. 
  kereste;  kereste kesmek; ormanda aa kesmek lumberjack  ormanda aa kesen kimse. lumberman  keresteci, hzarc, bkc. lumberyard  kereste deposu. lumber mill kereste kesme yeri. 
 kereste iin aa kesimi. 
 hantal, kaba; grltl. lumberingly  .hantalca 
 (o.) mina) lmen, k l birimi; (anat.) tp eklindeki organn iindeki boluk. 
 k veren cisim (bilhassa gnes veya ay); aydnlatc ve bilgili kimse. 
 parlaklk, ldama luminescent  ldayan. 
 k saan. 
 parlak, aydnlk, ziyadar; akll, zeki; berrak, ak, vazh. luminously  parlak ekilde, berrak olarak. Iuminosity  parlaklk. 
 (A.B.D.), (k. dili) aptal veya bn kimse, ahmak kimse. 
  para, kme, biimsiz para, topak, yumru; bek; i; yn, toptan ey; hantal kimse, ahmak kimse;  ymak, biimsiz para haline koymak; bir araya getirmek; toptan almak veya satmak; hantal hantal dolamak. lump coal iri paralar halinde madenkmr.lump sugar kesme ekerl Iump sum yekten, hep birden verilen para. have a lump in one' throat zntden boaz tkanmak. in the lump toptan, hep birden. lumpish  si gibi, yumru gibi; aptal. lumpishness  topak hali; arlk. lumpy  yumrularla dolu, yumru yumru, topak topak. 
 (k. dili) ister istemez tahamml etmek, kahrn ekmek. If you don't like it you can lump it (argo) Beensen de bir beenmesen de. 
 ay; ay tanras; (eski) gm. Luna moth Amerika'ya mahsus iri bir pervane, (zool.) Tropaea luna. 
 delilik, cinnet, akl hastal, divanelik, kaklk, ahmaklk, delicesine hareket. 
 aya ait, kameri; yarmay eklinde; gme ait, gml. lunar caustic cehennemta. lunar distance ayn gneten veya bir yldzdan derece hesabyle olan uzakl. lunar module, LM aya insan gtrmek iin kullanlan roketin en n ksm. lunar month kameri ay. lunar rainbow ay lndan meydana gelen gkkua. lunar year yeni ay ile balayan on iki veya on  aylk yl, ay yl. 
 ayda yaad farz edilen kimse; ay inceleyen kimse. 
 yarmay eklinde. 
  deli, mecnun, akl hastas, lgca yaplan; delilere mahsus;  deli kimse. lunatic fringe ar hareketlerle bir fikir veya hareketi destekleyen kimseler. 
 iki yeni ay arasndaki 291/2 gnlkdevre, kameri ay. 
  hafif yemek, le yemei; le yemeinde yenen yiyecekler;  le yemei yemek veya yedirmek. lunch counter bfe. lunch hour le tatili. 
 hafif yemek, hafif le yemei. luncheonette'  hafif yemeklerin satld kk bfe. 
 sandvi ve hafif yemekler yenilen lokanta. 
 (geom.) birbirini kesen iki yayn meydana getirdii ekil; hill eklinde her hangi bir ey. 
 duvar veya kubbedeki hill eklinde aralk; (ask.) ay tabya. 
 akcierlerin her biri. lungs  (o.) akcier. at the top of his lungs avaz kt kadar. 
  kl ile hamle; saldr, hamle;  eskrim veya boksta hamle etmek; saldlrmak, davranmak. 
 cierotu, (bot.) Pulmonaria officinalis. 
 gnele ayn ilikisine veya hareketine ait. 
(bak.) loony. 
 ac bakla, (bot.) Lupinus. 
 kurda ait; a kurt gibi; vahi, yrtc. 
 (tb.) deri veremi. 
 (eski) mkl durum. leave in the lurch g bir zamanda terketmek (bir dost veya orta) 
  (den.) geminin birdenbire sallanmas veya silkinmesi; sarho gibi sendeleme;  sallanmak, silkinmek; sendelemek. 
 pusu kuran kimse; adi hrsz, dolandrc, aldatc kimse . 
  hayan veya balk tutmak iin yem; ahin veya atmacay geri getirmek iin gsterilen ku veya ete benzer ey; cazibe, tuzak;  cezbetmek; ku veya et gibi bir ey gstererek armak (ahin) 
 korkun, dehetli, korkutucu; donuk, uuk renkli; karanlkta kzl alev saan, kzl renkli; renkli, parlak. 
 hrsz gibi gizlenmek, pusuya yatmak; gizli olmak; gizli gizli dolamak. on the lurk pusuda lurkingplace  pusu yeri; hrslzn gizlendii yer. 
 Kuzey Rodezya'nn baehri, Lusaka. 
 pek tatl, ok lezzetli; fazla tatl; zevki okayan lusciously  ok lezzetli olarak. lusciousness  lezzetlilik. 
 ok sulu, ok zl; bereketli, bol; lezzetli; cafcafl. 
  (argo) ayya kimse;  ok iki iirmek veya imek. 
  ehvet, ehvet dknl; nefsaniyet; ok kuvvetli ve kar konulamaz arzu; arzu, heves, dknlk;  ehvetli olmak. lust for, lust after ehvetle arzu etmek. 
ing. -tre   parlaklk, parlt; cila; aaa, gz allalk, ihtiam; amdan, avize, k veren ey; ok gzel olma; hret;  cilalamak, parlaklk vermek. lusterware  srl anak mlek. lusterless  cilsz, donuk, (mat.); zevksiz. 
 ehvet dkn, ehvetli. lustfully  ehvetli olarak. lustfulness  ehvet dknl. 
 arnmaya ait; arnmak iin kullanlan; be senede bir olan. 
 trenle artmak, ykayp artmak (ayinde); artlamak. lustra'tion  ayinde ykayp artma. 
(bak.) luster. 
 parlak. lustrously  parlak olarak. lustrousness  parlaklk. 
 (o.) tra, trums) (eski) Roma'da be senede bir yaplan nufus saym; bu zamanda yaplan genel arnma; besenelik mddet. 
 vcudu kuvvetli, salam, din, canl, grbz; kuvvetli. lustily  kuvvetle, iddetle. lustiness  kuvvet, iddet; evk, itah, zevk, canllk. 
  (mz.) ut, lavta cinsinden telli saz, kopuz;  ut almak. lutist, lutanist  udi, kopuzcu.
  borunun ek yerlerini yaptrmak iin kullanlan ince toz haline getirilmi bir kil bileimi;  byle bir bileimle svamak. 
 ak veya orta koyulukta yeilimsi sar renkli. 
 bir eit parlak ipekli kuma. 
 (o.) es, luces) (fiz.) k ls birimi. 
 mafsaldan karmak, yerinden karmak, burkmak. luxa'tion  kk. 
 lks, ok ssl ey. de luxe lks, atafatl. 
 Lksemburg. 
. bereketli, ok bol; ok ssl. luxuriance, -cy  bolluk. luxuriantly  bol olarak; ok ssl olarak. 
 lks ya amak; pek ok zevk almak; klfetli ekilde yetimek. 
 lks, lkse ait, zevk verici, ok rahat. luxuriously  lks olarak, ok rahat ekilde. luxuriousness  lks olma, rahatlk. 
 lks ey; ok zevk veren ey; lks hayata dalma; fazla bolluk iinde yaama. 
 Luzon. 
 (tb.) hastamn kendini kurt zannederek kurt gibi hareket etme delilii; halk edebiyabnda sihirbazlkla bir insan kurt haline konulmas. 
 tar. Likaonya, Konya yresinin eski ismi. 
 lise. 
 (b. h.) Atina yaknlarnda Aristo'nun felsefe rettii koru; konferans salonu; konferans ve konser yoluyle halk eiten rgt; lise. 
 (tar.) Likya, Mula yresinin (eski) ismi. 
 kurdaya, (bot.) Lycopodium clavatum. 
 (ecza.) kurdaya tozu. 
 asit pikrikten meydana gelen kuwetli bir patlaylc madde, lidit. 
 (tar.) Lidya, Manisa yresinin eski ismi. 
  (eski) Lidya'ya ait; kadns; ehvet dkn;  Lidyal kimse; Lidya dili. Lydian mode (mz.) eski Yunanllarda yumuak ve sinirleri gevetici bir gam. Lydian stone mihenk ta. 
 kl suyu, boada suyu. 
 yat; yatacak yer. lying-in  ocuk dourma; lousalk. lying to (den.) faa edip yatma. 
 yalan syleme, yalanclk. 
 (tb.) lenfa, akkan. lymph node. lenf bezi, akkan dm. 
  lenfatik; iinde lenf bulunan; lenfe ait; heyecansz, ar serin kanl, kaygsz, tembel halli;  lenf damar. lymphatic gland lenf bezi. lymphatic system lenf sistemi. lymphatic vessel lenf damar. 
 yarglamadan ldrmek, lin etmek. Iynch law lin kanunu. 
 vaak, kara kulak, (zool.) Caracal melanotis. pardine lynx vaak, (zool.) lynx pardina. lynx-eyed  ok keskin gzl.
 ince dilinmi soan ile piirilmi (patates)
 (astr.) ilyak takm yldz.
 (mz.) enk, bir eit harp. lyre bird (zool.) Avustralya'ya mahsus ve kuyruu enk eklinde bir eit ku. lyrist enk alan kimse;gazel yazan veya okuyan kimse.
  lirik;  gazel, lirik iir; (o.) gfte. lyric drama lirik dram. lyric poetry lirik iirler. lyrical gazele ait, iir tarznda. lyricism  lirizm, lirik nitelikleri olma. lyricist  ark veya mzikli oyun iin gfte yazar.
 (tb.) kaybolmak,yok olmak (hastalk belirtisi, bakteriler); yok etmek.
 (biyokim.) bir ok proteinde bulunan bir amino asit,lizin.
 (tb.) hastalk belirtilerinin tedricen kaybolmas;bi-yokim.hcrelerin eriyip yok olmas.
 lizol.
 (tb.)kuduz hastal.
(ks.) medieval, middle. 
(ks.) handful,Master, Monday,Monsieur. 
(ks.) Messireurs.
(ks.) majesty, male, manual, mark, marquis, married, masculine mass, medicine, medium, meridian, mile, mill, minim, minute, modulus, month, moon, morning, mountain, noon. 
. ngiliz alfabesinin on nc harfi; (b. h.) Romen rakamlarnda 1000. 
(ks.) meter 
(ks.) Member of Parliament (isimden sonra gelir) 
 (k. dili) anne. 
(ks.) Massachusetts. 
(ks.) Master of Arts.
 madam, efendim, hanmefendi (bir cevap veya cmle sonunda kullanlr) 
(nek), (sko), (rl.) olu, zade (bazen Mc veya M' olarak yazlr) 
 lm hatrlatan, lmle ilgili; dehetli, meum. 
 makadam, ose; makadam inasnda kullanlan malzeme. 
 makadam usul ile ose yapmak. 
 makarna; karmakark ey; 18. yzylda ngiltere'de zppe. 
 dier bir dili taklit ederek mizahi bir ekilde yazlan (edebi eser) 
 acbadem kurabiyesi. 
 tropikal Amerika'ya zg iri bir papaan. 
 gl kokulu bir eit enfiye. 
 kk hindistancevizi kabuunun tlmesiyle elde edilen gzel kokulu bir baharat. 
 gz yaartc bomba imalinde kullanlan kimyasal bir sv. 
 ortaada kullanlan ar topuz; yetki belirtisi olarak kullanlan tren asas. macebearer  bu asay tayan grevli. 
 Makedonya. Macedonian   Makedonyal; Makedonya dili;  Makedonya ile ilgili. 
 kab bir maddeyi sv bir maddede slatarak yumuatmak; zayflatmak; zayflayp erimek macera'tion  yumuama; zayflama. 
 Mach number (hav.) Mah says. 
 Orta Amerika'da kullanlan bir cins pala. 
 Makyavel; Makyavel politikasn gden kimse. Machiavellian  Makyavelce. Machiavellianism  Makyavelcilik, Makyavelizm. 
 kale siperine saldran dmann zerine kzgn ya ve eritilmi kurun dkmek iin alan delik, tepe mazgal. machie'olate  bu ama iin delik amak. 
 dzenbazlk etmek, dolap evirmek, entrika evirmek. machina' tion  (gen.) .(o.) entrika, dolap, dzen. machinator  dzenbaz kimse. 
   makina; makina gibi alan herhangi bir ey; motorlu ara, araba; rgt; mekanizma; politika ark;  makinayla ilgili; makina ile yaplm;  makina ile imal etmek veya ekil vermek. machine gun makinal tfek, mitralyz. machine-made  makina ii. machine oil makina ya. machine shop makina atlyesi; tornac dkkan. machine tools torna ve planya gibi maki- nalar, imalat aletleri. machine work makina ii. knitting machine trikotaj makinas. sewing machine diki makinas. 
 makinalar; herhangi bir makinann ileyen (ks.)mlar; edebi eserlerde olumlu sonucu hazrlayan beklenmedik olay; bir sonuca varmak iin ba vurulan vastalar. 
 makinist. 
 uskumru, (zool.) Scomber scombrus. mackerel sky atlm pamuk gibi bulut. chub mackerel kolyoz, (zool.) Scomber colias. horse mackerel istavrit, (zool.) Trachurus; orkinos, (zool.) Thunnus thynnus. 
 yamurluk; kauuk kapl ince kuma. 
  leke, benek, bulanklk;  (matb.) bulank basmak. 
 ayn trden birlemi ift kristal. 
 dml rg, dmler atlm ssl kordon veya sicim. macro- (nek) byk, bym, iri. 
 byk ballk, iri beyinlilik. macrocephalous  iri beyinli. 
 (meteor.) geni bir alanda hkm sren genel iklim. 
 kendi bana kk bir alem olan insana oranla byk alem, kainat, evren. 
 geni kapsaml genel ekonomi bilimi. 
 bir nesneyi olduu gibi veya olduundan byk gsteren fotoraf. 
 protein veya kauukta olduu gibi ok byk molekl. 
 sesli harfin uzun olduunu gstermek iin zerine konulan (-) iareti. 
  (zool.) arka ayaklar ok byk olan keseli hayvanlardan, kanguru gibi;  kanguruya benzeyen hayvan. 
 leke, nokta, benek (gne veya deride) 
 lekelemek, kirletmek. macula'tion  leke, lekeler. 
 benekli, lekeli. 
  leke;  (matb.) bulank basmak. 
 (der, dest) deli, divane; lgn, ldrm; (A.B.D.),(k. dili) ok kzm, kudurmu; kuduz; delice; dengesini kaybetmi, kendinden gemi. (mad.) about (k. dili) fazla istekli,can atan. (mad.) as a hatter, (mad.) as a March hare zrdeli. (mad.) money (argo) bir kzn birlikte gezmeye gittii erkek arkadalyle mnakaa etmesi halinde, eve dnebilmek iin yannda bulundurduu ufak para. hopping (mad.) (A.B.D.), (k. dili) ok kzm, kprml like (mad.) deli gibi, lgnca madly  delice. madness  delilik. 
 Madagaskar Adas 
 genelev idare eden kadn. 
(o.) mesdames)  bayan (evli), sayn bayan (mektup banda), madam. 
 delimen, ele avuca smaz. 
 delirtmek; delirmek; sinirlendirmek. 
 ldrtc, delirtici; sinirlendirici, can skc. maddeningly  ldrtrcasna.
 boya kk, kzl boya; bu kkten alnan parlak krmz boya, fes boyas. madder lake sarya alan kzl bir renk. 
 lgn, zvanadan km, kprm, ok hiddetlenmi; ldrtc. 
(bak.) make;  yaplm, mamul; istikbali garanti altna alnm, ii yolunda; yapma, doldurma. have it made smarlamak; (A.B.D.), (argo) sonucundan emin olmak. loosely made bol yaplm, gevek rlm (elbise) well made biimli, iyi yapl 
 Madeira adalar; burada yaplan bir arap. 
 (o.)  (Fr.) mesdemoiselles) evlenmemi Fransz kadn, matmazel; Fransz mrebbiye veya kz retmen. 
 smarlama; tam uygun, yerinde. 
 uydurma, yalan; makyajl, yz boyal; tamamlanm; tazmin edilmi, zarar denmi. 
 tmarhane. 
New York ehrinde birok reklam sirketinin bulunduu cadde; Amerikan reklam dnyas 
 deli. 
 Meryem Ana, Hazreti Meryem; Meryem Ana resmi veya heykeli. Madonna lily beyaz zambak . 
 bir eit sk dokunmu ince pamuklu kuma; parlak renkli byk barts. 
 delikli mercan; bu mercan yapan hayvanck 
 Madrid. 
 pastoral eklinde bir iir tr, (ks.)a gazel; ounlukla algsz olarak eitli perdelerde birka sesle sylenen ark. 
 deliotu, (bot.) Alyssum; bir tr hodan. 
 air Virgilius ile Horatius'un hamisi; hami, bilhassa edebiyat ve sanat hamisi. 
 Norve'in bat kysna yakn nl girdap; (k. h.) girdap; tehlikeli ve kar konulmaz g. 
 arap tanrs Bakus'un buyruundaki peri; heyecanla kendinden gemi kadn. 
 plak gzle grlebilen. 
  it., (mz.) ar ve grkemli;  maestoso 
 it. stat, bilhassa mzik stad, mayestro, orkestra efi. 
denize ini yapan havaclara mahsus bir eit cankurtaran yelei. 
 Sicilya kl gangster rgt; (k. h.) Sicilya'da kanun dmanl veya dmanlar 
 dergi, mecmua; depo; cephane deposu; silahta fiek hazinesi. 
Macellan Boaz 
 galibarda, morumsu krmz boya veya renk. 
 srfe, kurt, kurtuk, sinek kurdu, peynir kurdu; (eski) delice arzu, merak, sevda. woodboring maggot aa kurdu. maggoty  kurtlu. 
 (o.) douda grdkleri yldz araclyle yeni domu olan Hazreti isa'y ziyarete gelen  mneccim (Matta 2: 112); eski Medya ve iran'da ruhban snf; Mecusiler. 
  sihirbazlk, sihir, byclk, by; gzbaclk, hokkabazlk;  sihirle ilgili, byclkte kullanlan; sihirli, byl magic mirror baklnca gaipten haber veren ayna. magic wand sihirli denek. black magic cin ve eytanlar araclyle yaplan by. white magic melekler araclyle yaplan by, zararsz by. magical  by gibi, sihirle ilgili. magically  byl surette, byleyerek. 
 hakime ait, hakimane, amirane; tumturakl; salhiyetli maggisterially  hkimane surette. magisterialness  amirane tavr. 
 hakimlik; hakimler; bir hkimin nfuz blgesi veya vazifesi. 
 eczanelerde hazr bulunmayp reeteye gre yaplan (ila) 
 hkmetin ba makamlarn igal eden yetkili sivil memurlardan biri; sulh hakimi. 
 (o.) -mata) yumuak macun halinde madensel veya bitkisel bir bileim; (jeol.) mama 
Kral John tarafndan 1215'te karlan ve halkn bireysel hak ve dokunulmazlklarn tanyan siyasal belge; kiisel zgrl savunan herhangi bir anayasa. 
 yksek ruhlu, alicenap, yce gnll, asil tabiatl. magnanimity  alicenaplk. magnanimously  cmerte. 
 kodaman, byk adam, nfuzlu veya mehur kimse; patron, sermayedar. 
 Manisa'nn eski ismi. Magnesian  Manisa sehrine veya ahalisine ait. 
 magnezyum oksit, manyezi. milk of magnesia manyezi st. magnesian  manyeziye ait. 
 magnezyum. magnesium lamp magnezyumla yanan lamba. magnesium light magnezyumun yanmasndan meydana gelen ok kuvvetli k. magnesium silicate magnezyum silikat. magnesium sulphate ingiliz tuzu, magnezyum slfat 
 mknats: mknats gibi eker ey. horseshoe magnet at nal eklinde mknats. 
 mknatsi, mknats zellii olan, manyetik, mknatsla ekilen; ok cazip, ekici (kimse); manyetizmaya ait. magnetic coil mknats bobini magnetic field mknatsn tesir alan, manyetik alan. magnetic induction temas olmadan bir mknatsn dier bir madene tesir etmesi. magnetic needle pusula inesi, mknatsl ibre. magnetic north pusulann gsterdii kuzey yn. magnetic pole bir mknatsn iki kutbundan biri, mknats kutbu; mknatsi kutup, pusulann iaret ettii arz mknats kutuplanndan biri. magnetic storm yeryzn evreleyen manyetik alanda gne etkisiyle meydana gelen ani deiiklik. magnetic tape teyp band. magnetic variation pu sula inesinin gerek kuzeyden sapma derecesi. magnetically  mknats gibi; mknats kuvvetiyle. 
 mknatsiyet; manyetizma; mknatsiyet husule getiren ey. 
 manyetit. 
 mknatsiyet vermek, mknatslamak; cezbetmek, meftun etmek magnetization  mknatslama. 
 (o.)  mknatsla elektrik meydana getiren makina, manyeto. 
(nek) mknatsiyetle ilgili, buna ait veya bununla meydana gelen. magneto electricity  indkleme akm. magneto generator  daimi mknatsl jeneratr, manyeto. magnetom'eter  manyetik kuvveti lme aleti manyetometre. magnetoscope  manyetik kuvveti bulmaya yarayan alet, manyetoskop. 
 Meryem Ana'nn Hamt ilahisi (Luka 1: 4655); bu ilahi iin mzik paras. 
 byltme. 
 ihtiaml, grkemli, aaal, debdebeli, tantanal: fevkalade, nefis. magnificence  ihtiam, grkem, azamet, debdebe. magnificently  fevkalade olarak, mkemmel ekilde; ihtiamla. 
 Venedik asilzadelerine verilen nvan; mevki ve servet sahibi adam. 
 byk gstermek, bytmek; mbala etmek, abartmak; (eski) vmek, methetmek, gklere karmak. magnifying glass pertavse, byte. 
 tumturakl, mbalaal abartmal (sz) magniloquence  tantanal ve belagatli sz syleme. magniloquently  mbalaal bir ekilde. 
 byklk, boy; nem, ehemmiyet; (astr.) kadir. star of the first magnitude birinci kadirden olan yldz. 
 manolya, (bot.) Magnolia grandiflora. 
 arap veya sert ikilere mahsus byk ie (1,5 litre) magnum opus edebiyat veya sanatta aheser; bir ahsn en byk eseri. 
 saksaan, (zool.) Pica pica. 
  Macar; Macarca. 
 mahlep, (bot.) Prunus mahaleb. 
 mihrace, Hint hkmdarlarna mahsus nvan 
 mihracenin kars. 
 Hindistan'da evliya derecesinde adam. 
Mehdilik. 
 inlilere mahsus ve 144 tala oynanan bir eit domino. 
(bak.) maulstick.
 mahun, maun, (bot.) Swietenia mahogani; maun rengi, krmzya alan kahverengi. 
(bak.) Muhammad. 
 Hindistan'da fil seyisi veya srcs. 
 gen kz, bakire kz, kz ocuk; hizmeti kz. maid of all work her ii gren hizmeti kadn maid of honor kralie veya prenses nedimesi; dnde geline refakat eden kz. old maid evlenmemi yal kz; titiz ve telal kimse. 
 meydan, alan. 
  gen kz, evlenmemi kz;  evlenmemi, bekr; tecrbesiz, bakir, yeni, taze; masum, nezih; ilk. maiden effort ilk teebbs. maiden name evli kadnn bekarlk soyad. maiden over kriket oyununda say kaydedilmeyen devre. maidenly  kz gibi; mahcup. 
baldrkara, (bot.) Adiantum. 
 bikir. 
 kzlk, erdenlik, bakirelik. 
 hizmeti kadn. 
 zihinde ekil almam bir dnceyi Sokrat tarznda sorgu usul ile meydana karmaya ait. 
 saraz (balk), (zool.) Sciaena aquila. 
 etten veya et suyundan meydana gelmeyen. 
  halka veya zincirden yaplm zrh;  byle zrh giydirmek. mailed fist saldr tehdidi, bask 
  posta; posta arabas;  (A.B.D.) postaya vermek, posta ile gndermek. mail train posta treni. firstclass mail en yksek posta cretine tabi adi mektup. 
 posta ile gnderilebilir. 
 mektuplarn iine konup postaland torba. 
 posta kutusu. 
 posta gemisi; postalama ilerinde kullanlan makina; postaya gidecek mektup veya paketleri hazrlayan kimse; banyo edilmek zere film postalamaya elverili ufak torba. 
 (o.) men) postac. 
 posta sipariiyle alnan. mailorder house posta ile sipari kabul eden maaza. 
 sakat etmek, sakatlamak. 
 asl, esas, balca, ana main bearing ana yatak. main body (ask.) asll kuvvet. main deck (den.) ba gverte. main reasons (huk.) mucip sebepler, gerektiren sebepler. Main Street bir kasabann ar caddesi; tara gelenekleri. main yard (den.) mayistra sereni. the main chance ahsi menfaat, kiisel kar. mainly  balca,esasen. 
 ana kara, ada olmayan toprak paras. 
 (den.) ana direk, geminin ortada bulunan byk direi. 
 (den.) mayistra yelkeni. 
 (den.) mayistra yelkenini idare eden uskuta halat. 
 byk zemberek, ana yay; asl sebep, ba sebep. 
 (den.) grandi anaklarn pruva direinin alt tarafna balayan payanda; balca dayanak. 
 orta; ana gr. 
 srdrmek; korumak, muhafaza etmek; beslemek, bakmak; bakmn salamak; iddia etmek, teyit etmek. maintain a family aile geindirmek. main tain a railroad demiryolunu iletip iyi halde muhafaza etmek. maintain one' reputation hretini muhafaza etmek, adn bozmamak. maintain that it is so byledir diye iddia etmek. 
 bakm ii; idame, muhafaza; iddia, teyit; himaye; maiet, nafaka, yiyecek; (huk.) taraflardan birine yardm suretiyle davaya fuzuli mdahale. 
 (den.) grandi anakl. 
metrdotel, ba garson; (tereya, maydanoz ve limon suyu ile yaplan) soslu. 
 ing. msr, dar. 
 hametli, ahane, muhteem, heybetli. majestically  heybetli bir sekilde. 
 evket, hamet, heybet, celal; b.h.kral veya eine verilen nvan . Your Majesty, His Majesty, Her Majesty Hametmeap, Majeste. 
 rengarenk ve parlak italyan inisi. 
 (A.B.D.) niversitede renimi belli bir konuda younlatrmak, balca bir mevzu takip etmek. 
 (ask.) binba; (mz.) majr; (man.) byk terim, byk nerme; (A.B.D.) bir niversite grencisinin takip ettii esas sertifika, birinci disiplin; (bir branta) renci. major general tugeneral. 
 byk; balca, ou (ksm), asl; (mz.) (gam) majr; (man.) tasmn byk nermesine ait. major key majr perdesi. major offense byk su. major premise, major term (man.) byk terim, byk nerme. major suit brite kupa veya maa. 
 (o.) mos) saray veya maliknede vekilhar. 
 (A.B.D.) bando nnde caka satarak yruyen kz. 
 ekseriyet, ounluk; oy ounluu; rt, erginlik, reitlik. absolute majority salt ounluk. 
  byk harf, majskul;  byk harfle yazlm. 
 yapl, yap, ekil, biim; mamult, marka; haslat, randman, verim; (elek.) devrenin kapanmas. be on the make (k. dili) kendi kazanc peinde olmak; cinsi mnasebet iin e aramak. 
yaratmak, yapmak, meydana getirmek, atamak; anlamak, kazanmak, dzeltmek, mecbur etmek, salamak, (yol)almak ,ulamak, erimek, elek. (devreyi) kapatmak, (argo) cinsel ilikide bulunmak, kabarmak.make a clean breast of itiraf etmek, iini boaltmak.make a difference fark etmek. make a face suratn buruturmak,somurtmak, make a fire ate yakmak
  yalandan inanma;  sahte, samimi olmayan, sahtekr. 
 (den.) palamarn baland iskele babas veya amandra. 
 yapan ey veya kimse; b.h. Allah; (huk.) bono imzalayan kimse. 
  geici tedbir;  geici tedbir trnden. 
 yapl; makyaj, yze dzgn srme; (matb.) mizanpaj, tertip; btnleme snav. 
 tart tamam olsun diye ilve edilen arlk; takm tamam olsun diye ilve olunan deersiz kimse veya ey (okeye drdnc) 
 yapma, etme; teekkl, yap. baar sebebi; (o.) malzeme; (o.) hususiyetler, nitelikler. making iron kalafat demiri. He has the makings of a man Adam olacaa benziyor. in the making olmakta, yaplmakta. 
(Lat.) kt maksatla, kt niyetle. 
 bakr ta, malakit. 
 intibak edemeyi, uyumsuzluk. maladjusted  intibak edemeyen, uyumsuz . 
 kt idare etmek. 
 kt idare. 
 beceriksiz, eli ie yakmaz, sakar 
 hastalk, illet, dert. 
 ispanya'nn Akdeniz kysmda bir liman ehri; burada yaplan beyaz arap; buraya mahsus tatl misket zm. 
  Madagaskarl kimse; Madagaskar dili;  Madagaskar ahalisine veya diline ait. 
 krklk, keyifsizlik. 
 (o.) atlarda dizin i taraflnda meydana gelen atlak veya yara. 
  arsz, kstah (kimse) 
Sheridan'm"The Rivals,, adl piyesinde uygunsuz szleriyle nl kadn. 
 szckleri uygunsuzca kullanma. 
  mnasebetsiz, yersiz, yakksz, uygunsuz;  uygunsuzca. 
  elmack kemiine ait;  elmack kemii. 
 stma. malarial  stmal. 
 (tb.) iyi zmlenmeyi. 
 Malawi. 
  Malaya yarmadas veya ahalisine ait;  Malayall; Malaya dili; bir eit iri tavuk Malay'an   Malayal. 
 Malezya. 
  memnun olmayan, tatmin olmayan;  tatmin olmayp isyana hazr kimse. 
(Fr.) deniz tutmas. 
Maldiv Adalar. 
(Fr.) yurt zlemi, evseme, yurtsama. 
  erkek. male chauvinist kadnlar hor gren erkek. 
 lnet, beddua; iftira. 
 sulu kimse; ktlk eden kimse. malefac'tion  ktlk etme. 
 by gibi kt tesiri olan, zararl 
 bakalarna zarar veren, kt maleficence  ktlk, kt hareket veya hal. 
 kt niyetli, hain. malevolence  kt niyet. malevolently  kt niyetle. 
 (huk.) ktlk, zellikle grevi ktye kullanma. malfeasant   ktlk eden (kimse) 
 kusurlu teekkl, sakatlk. malformed'  bnyesi kusurlu, sakat. 
 Mali, Bat Afrika'da bir cumhuriyet. 
 kklemi bedhahlk, ktlklk; iddetli nefret, derin dmanlk; ldruc ey; eza, cefa. 
 elmadan yaplm; elmaya ait. 
 ktlk, bedhahlk, garaz; muziplik, ineleme; (huk.) zrar niyeti. malice aforethought, malice prepense (huk.) taahht. 
 kt niyetli, bedhah; muzip. maliciously  bile bile, kt niyetle. 
 ktcl, bedhah, habis; garezci. 
 iftira etmek, yermek. maligner  iftirac kimse. 
 habislik; (tb.) habis tmr. 
 zarar veya strap vermek isteyen. malignantly  kt niyetle. 
 yalandan kendini hasta gstermek, hasta pozu yapmak, hastalk taslamak. malingerer  hasta pozu yaparak vazifeden kaan kimse. 
 aalk yol; mesire; (A.B.D.) arabalara kapal aal ar yeri. 
(bak.) maul. 
 bir eit yaban rdei, (zool.) Anas platyrhynchos. 
 ekice gelir, dvlr; kolay uyar, yumuak huylu, uysal. malleabil'ity  dvlme kabiliyeti. 
 tahta veya lastik ba olan eki; (spor) sopa. 
 (tb.) ortakulaktaki eki kemii. 
 isp. Mayorka. 
 ebegmeci, (bot.) Malva sylvestris .marsh mallow hatmi, (bot.) Althea officinalis. musk mallow amber iei, (bot.) Hibiscus abelmoschus. yellow mallow, Indian mallow sar hatmi, (bot.) Abutilon. 
 Yunanistan ve ispanya'da yaplan bir eit tatl arap. 
 kt veya yetersiz beslenme, gdaslzlk. 
 (dii.) alt ve st dilerin kusurlu kapanlu. 
 fena kokulu. 
 yolsuzluk, kt hareket; (huk.) itinaszca veya yanl tedavi; vazifede ihmal veya suiistimal, grevi ktye kullanma. 
  ounlukla bira yapmak iin imlendirilmi arpa, malt;  arpa veya baka tahldan malt yapmak, malt veya malt z ile terbiye etmek; malt haline gelmek malt liquor malttan mayalanma usulu ile yaplan iki. malted milk st tozu ve malt tan yaplm dondurmal bir iecek. malty  malt gibi, malt ihtiva eden. 
 Malta Malta fever Malta hummas. 
  Maltal, Maltz; Malta dili;  Malta adasna veya diline ait Maltese cat Maltz kedisi. Maltese cross drt kolu eit ve ular entikli. Malta ha. Maltese goat maltz keisi. 
 katranl bir har. 
  Malts kuramna ait;  iktisadi durumu dzeltmek iin nfus artnn azaltlmas zorunluluu fikrini ileri sren TR Malthus'un kuram veya felsefesi. 
 maltoz. 
 kt davranmak, eziyet etmek. maltreatment  fena muamele. 
 malt imal eden kimse. 
 ebegmecigiller familyasna ait. 
 rvet yeme, irtikap, suiistimal, zimmete para geirme. 
 (. dili) anne. 
 Japonya ve baka uzakdou memleketlerinde hanm. 
 mambo (dans) 
 Memluk, Klemen, Msr'da klelerden meydana getirilen asker snf ve Msr Sultanlar. 
(bak.) mama.
 meme. mammary  memeye ait. 
 memeliler snfndan hayvan. mammal'ian  memeli hayvana ait. 
 hayvanat ilminin memeliler dal. mammalogist  memeliler uzman. 
 (zool.) memeli. 
 (zool.) meme eklinde, mememsi. 
 (anat.) meme, meme eklinde uzuv. 
 memeye ait veya ona benzer, mememsi 
(nek) meme.
 insan kt yola sevkeden servet ve mal; hrs, ihtiras; (b. h.) hrs veya servet tanrs. 
  mamut;  gayet iri, dev gibi. 
 (. dili.) anne; (A.B.D.) zenci stnine, Arap dad 
 (o.) men) adam, erkek; erkek cinsi; insan; insan tr; erkek adam; uak, erkek ii; biri, bir kimse, ahs, kii; satran veya dama ta, pul the Man (A.B.D.), (argo) beyaz adam; ynetim, sistem. man about town tiyatro ve gece kulbne ska giden adam. Man alive! Yahu! Be adam! man and boy hayat boyunca. man and wife, man and woman kan koca. man Friday kle gibi sadk uak (Robinson Crusoe'nun klesi) man in the moon ayn iinde grld farzolunan hayalt adam . man in the street sokaktaki. adam man of letters edip, yazc. man of the house evin erkei. man of the world halden anlayan adam. man' estate erkein madde ten ve manen olgunlamas, rt. man to man erkek erkee, samimi olarak, aka. as a man insan gz ile, insanlk bakmndan. as one man birlikte, uyuarak. be one' own man mstakil olmak, kendisini idare edebilmek. best man sad. every man jack herkes, son ferde kadar. fellow man hemcins, insan .inner man insann tinsel varl; mide, itah. play the man erkeke davranmak. to a man son ferde kadar, hepsi birden. 
(nlem), (argo) (aknlk, zevk, onay gsterir): Hey,man! Man, what a gamel; (konumada bir anlam olmadan boluklar dolduran sz): Man, did you see... 
 (ned, ning) bir ie adam tayin etmek. 
 iri bir cins deniz anas; (eski) harp gemisi. 
 (antro.) insan veya maddede bulunabilen dogast bir kuvvet. 
 (gen.) (o.),  kelepe;  kelepe takmak, kelepelemek. 
 idare etmek; evirmek, kullanmak; terbiye etmek; yola getirmek; kandrmak; tertip etmek, dzenlemek; yolunu bulmak; mdr olmak; iini uydurmak, iini evirmek; geinmek. 
 idare edilir, idare edilebilen. manageabil'ity, manageable ness  idare olunma kabiliyeti. manageably  idare olunur surette. 
 idare, ynetim, usul; ynetim kurulu, idare edenler. 
 ynetmen, mdr, direktr; idare memuru, ynetici, idareci. board of managers idare heyeti, ynetim kurulu. 
 ynetimsel, idari, idareye veya mdre ait . 
 Managua ehri, Nikaragua'nm bakenti. 
  isp. yarn veya baka bir zaman; (colloq.) kmaz ayn son arambas. 
 asker, eski zamanda svari neferi. 
 denizays, denizperisi, (zool.) Trichechus manatus. 
  Manuryall, Manu; Manurya dili;  Manulara veya dillerine ait. 
 (huk.) yksek mahkeme tarafndan bir alt mahkemeye veya belediyeye verilen yazl emir. 
 (eski) in'de askeri veya mlki yksek memur; mandalina, (bot.) Citrus reticulata; mandalina rengi; manda lina likru; b.h. eskiden in'in resmi dili olan bir Kuzey in lehesi mandarin. duck in rdei, (zool.) Aix galericulata. 
 dier bir memleket zerinde mandas olan memleket. mandater; vekil. 
 manda; vekalet; emir, ferman; emirname. 
  zaruri, zorunlu, gerekli;  mandater; vekil. 
 ene kemii, alt ene; ku gagasnn st veya alt ksm; eklembacakllarda st enenin bir yan. mandib'ular  ene veya gagaya ait. mandib'ulate(d)  enesi olan. 
 mandolin. 
 adamotu, kan kurutan, adamkk, muhabbet otu, hac otu, (bot.) Mandragora officinarum; (bak.) May apple. 
 (mak.) mil, fener mili, krk ii, mandrel; bir kalbn yuvarlak elik gbei. 
 Bat Afrika'da yaayan ve sr halinde gezen bir cins iri ve yrtc maymun, (zool.) Mandrillus sphinx. 
 yele. 
 yamyam; insan eti yiyen kpekbal veya baka hayvan. 
 manej, at eitimi; bu eitimin yapld yer; talimli atn yry ve hareketleri. 
 og. (eski) Romallarda lm kiilerin mabutlatrm ruhlan; ruh. 
  manevra; hile, dolap; tedbir;  manevra yapmak; dolap evirmek; tedbir almak. 
 erkeke, mert, cesur, yiit. manfully  erkeke, yiite. manfulness  mertlik, yiitlik. 
 (kim.) manganat, manganik asidin herhangi bir. tuzu. 
 mangan, manganez. manganese steel manganezli sert elik. 
 bir manganez filizi; drt deerli mangandan oluan tuz . 
 hayvanlarda uyuz hastal . 
 ing. hayvanlara yedirilen pancar. 
 yemlik, ahr yemlii. 
 vurarak ezmek veya paralamak, kabaca kesip eklini bozmak; bozmak. 
  iki silindirli t makinas;  silindirli makina ile tlemek. 
 (o.) es veya  Hindistan'a mahsus yumurta eklinde ve sarms bir meyva, Hint kiraz, .mango, (bot.) Mangifera indica. 
 eskiden ta veya ok atan bir mancnk. 
 tropikal memleketlere mahsus kaln kabuklu ve sulu bir meyva; bu meyvay veren aa, (bot.) Garcinia mangostana. 
 mangrov, tropikal kuaktaki ky ve bataklklarda yetien bir bitki cinsi, (bot.) Rhizophora mangle. 
 uyuz, uyuz gibi olan; perian, pis, iren, tiksinti veren. manginess  uyuzluk. 
 kabaca itmek; kaba kuvvetle itip kakmak; makina kullanmadan kaba kuvvetle kaldrmak. 
 Manhattan adas; viski ve vermutla yaplm bir iki. Manhattan District atom bombas. plannn ifreli ismi. 
 yeraltna inip boru veya kablo onarm yapmak iin caddelerdeki yuvarlak ve st kapakl delik, baca. 
 erkeklik, yiitlik; erkeklik hali veya a; insanlk. manhood suffrage btn ergin erkeklerin rey verme hakk. 
 bir insann bir saatlik almas. 
(sonek) asr merak: bibliomania  kitap dknl. kleptomania  hrszlk hastal. megalomania  byklk kuruntusu. 
 fazla dknlk, iptil, merak, mani; manya denilen bir eit delilik, cinnet. 
  lgn, deli;  manyak kimse, ldrm kimse. 
 lgni deli. maniacally  delice, lgnca. 
  M.S. 3. ve 5. yzyllar arasnda rabet bulan ve Zerdtlk mezhebinden esinlenip hem Allaha hem Seytana inanan bir mezhep;  bu mezhebe ait. Manich(a)eism  bu mezhep ve inanlar. 
  el ve bilhassa trnak tuvaleti; manikrc;  manikr yapmak. manicurist  manikrc. 
 manifesto, kaptan tarafndan gmrk idaresine gemideki mallar bildirmek zere verilen liste, gmrk beyan namesi, yk senedi. 
 aikar, belli, ak, meydanda olan. manifestly  aka, aikar olarak. manifestness  aklk, aikarlk. 
 aka gstermek, belirtmek, izhar etmek, ispat etmek; manifestoda gstermek; kendini belli etmek, kendini gstermek. 
 tezahr, grnme, belli olma; meydana koyma. 
 (o.) toes) tebli, bildiri, umuma hitap eden beyanat. 
  trl trl, pek ok, deiik, eit eit;  teksir edilmi kopyalardan biri; (mak.) birka azl boru, taksim borusu. 
 makina ile kopyalarn karmak (mektup); teksir etmek, (o.)altmak. manifolder  teksir makinas. 
 manken, insan ekli; anatomi modeli; adamck, ufak adam, cce. 
 Manila, Filipin adalarnn baehri; Manila keneviri; Manila purosu. Manila paper Manila kenevirinden Yaplm salam ambalaj kad Manila rope. Manila kenevirinden yaplm halat. 
 manyok, (bot.) Manihot utilissima. 
 (eski) Roma ordusunda altm veya yz yirmi erden ibaret blk; ayin esnasnda baz papazlann sol kollar zerinde tadklar bir esit enli erit. 
 el ile iletmeye ait; eski Roma ordusunda altm veya yz yirmi erden ibaret olan ble ait. 
 el ile iletmek, hnerle iletmek veya yapmak, ustalkla idare etmek, manevra yapmak; hile kartrmak. manipula'tion  el ile iletme, idare; manevra, dalavere, hile manip'ulative, me nip'ulatory  el ile iletme kabilinden; dalavereci manip'ulator  idare eden kimse; vurguncu kimse; telgrafta maniple; manipulatr. 
 Kuzey Amerika'daki kzlderili kabilelerinden birinin inancna gre hayat ve doay idare eden ruhlardan biri. 
 beeriyet, insanlk; insanoullar; erkekler. 
 erkee yakr, erkeke, erkek gibi. 
 erkeke, erkek vasflarna haiz: mert, yiit. manliness  yiitlik, mertlik. 
 insan tarafndan meydana getirilen veya yaplan, suni. 
 kudret helvas; ruhani gda; dibudak gibi aalardan szan koyu ve tatlms madde. 
 insan modeli, manken; kadn manken. 
 hal ve hareket tarz, tavr; det, usul; eit; (o.) grg, terbiye, her zamanki konuma ve hareket ekli, tavr ve hareket; slup, tarz. all manner of her seit. by all manner of means muhakkak, her halde. by no manner of means katiyen, asla. He has no manners. Usul adap bilmez. Terbiyesizdir. to the manner born doutan kibar. in a manner of speaking bir manada. 
 muayyen slup veya hareket tarz olan; yapma tavrl. ill-mannered terbiyesiz. well-mannered nazik tavrl, terbiyeli. 
 hususi bir tavr ve harekete fazla bal olma; yapma tavr; sanatta bir uslubu ar derecede kullanma. mannerist  bir slubu fazla kullanan sanatkar. 
  terbiyeli;  nazike. mannerliness  grgllk, nezaket. 
 erkek gibi (bilhassa kadn), erkeksi; erkee yakr, erkeke. mannishly  erkek gibi. mannishness  erkek gibi olu. 
(bak.) maneuver 
 manometre, basler. manomet'ric(al)  manometreye ait. 
 malikne; tmar, zeamet. manor house malikane kona. manor'ial  malikaneye ait. 
 insan kuvveti; ii says, personel. 
 (Fr.) (mesleinde) gayretli fakat baansz. 
 (mim.) tepesi az meyilli etei daha dik at. 
 papaz evi. 
 (o.) menservants) uak. 
 byk ve gzel ev, kaane; eskiden malikane kona. 
 adam ldrme, insan katli; (huk.) nceden tasarlamadan adam ldrme, kastsz katil. 
 kastsz adam ldren kimse. 
 (eski) yumuak huyluluk, munislik, uysallk. 
 manta ray (biyol.) tropikal sularda yaayan ve alt metre kadar eni olan bir cins balk. 
 mine raf ve kenarlar. mantelpiece  mine raf. 
 (ks.)a manto; topular muhafazaya mahsus top kalkan. 
 kehanet veya peygamberlie ait. 
 al; (ks.)a manto. 
 praying mantis peygamber devesi, (zool.) Mantis religiosa. 
 (mat.) mantis, bir logaritmann ondalk (ks.)m. 
 kolsuz manto; rt, rten ey; midye gibi kabuklu su hayvanlarn rten i deri; lks fitili, lks gmlei; (jeol.) yer kabuu ile yerzei arasnda kalan bir katman. mantled  rtl. 
 17. yzylda kadnlarn giydii bol manto. 
  ele ait; el ile yaplan veya idare edilen;  bir ilmin veya bir sanatn esaslarn toplayan kk kitap, elkitab; (ask.) talimname, klavuz; (mz.) orgda tu tertibat, klavye. manual alphabet parmak hareketleriyle ekil verilen sar-dilsiz alfabesi. manual labor amelelik; elle yaplan i, ar i. manual training elii eitimi. manually  el ile. 
  imal, yapma; mamulat;  imal etmek, yapmak; yalandan icat etmek, uydurmak. manufacturer  fabrikatr. 
 (-ted, -ting) serbest brakmak, azat etmek (kle) manumis'sion  azat etme; azat edilme, serbest braklma. 
  gbre;  gbrelemek. artificial manure suni gbre. barnyard manure ahr gbresi. 
 (o.) manus) (anat.) el; n ayak; Roma hukukunda kocann kansn idare etme hakk. 
 (ks.) MS, (o.) MSS) bir eserin metni, msvedde; el yazmas kitap. 
  ngiltere'nin batsnda bulunan Man adasna mensup;  Man dili. the Manx Man ahalisi. Manx cat kuyruksuz bir eit kedi. Manxman  Man adas yerlisi. 
  (more, most) ok, sayca ok, bir hayli;  bir ou. the many halk ynlar. many-colored  ok renkli, rengarenk. many-sided  ok cepheli, kank. many a time ok kere, ou zaman. a good many birok, hayli. a great many pek ok. 
 Maoculuk. 
 Yeni Zeland yerlisi; Yeni Zeland yerlilerinin dili. 
  (-ped,- ping) harita, plan; ( argo) surat;  haritasn yapmak; ayrntlaryle planlamak. off the map ortadan kaybolmu. put on the map (k. dili) (bir yerin) ismini duyurmak. 
 isfendan, akaaa, (bot.) Acer; bu aacn sert kerestesi. maple leaf Kanadallarn milli iareti. maple sugar akaaa ekeri. maple syrup bu aacn znden alnan pekmez. 
 maki; (b. h.) kinci Dnya Savanda Nazilere kar savaan Fransz direnme rgt. 
 (-red, -ring) bozmak, sakatlamak, zarar vermek; eklini bozmak. make or mar yapmak veya bozmak. 
 Bat Afrika ve Hindistan'da bir eit iri leylek, (zool.) Leptoptilos; bu kuun yumuak ty; bir eit ince flo; byle flotan yaplm kuma. 
 bilhassa Kuzey Afrika'da Allahn adam saylan dervi; dervi trbesi; dervi inzivagh. 
 maraskin, ac kirazdan yaplan bir eit likr. maraschino cherry urup iinde konserve edilmi kiraz. 
 (Yu.), (tb.) kuruyup zayflama. marasmic  bu illete ait. 
 uzun mesafe kousu, maraton. 
 apulculuk maksadyle akn etmek, apulculuk etmek. marauder  apulcu, yamac. 
   mermer; mermerden yaplm sanat eseri veya kitabe; (o.) mermer heykel koleksiyonu; mermer gibi dz, souk veya sert olan ey; bilye, misket, zpzp; (o.) zpzp oyunu;  mermer, mermerden; mermer taklidi, mermer gibi damarl; mermer gibi souk, donuk, dz, beyaz veya hissiz olan;  mermer taklidi boyamak, harelemek, ebrulamak. lose one' marbles (argo) akln karmak. marble-edged  kenar mermer gibi damarl boyanm, ebrulu (kitap) marbled  mermer gibi damarl, hareli, eit eit renkli, ebrulu; mermer deli. 
 posa, bilhassa zm posas, cibre. 
 (min.) demir slfit, ak pirit. 
bir eit sa biimi, marsel ondlasyonu. 
 (bot.) kuruduu halde dumeyen, srekli. 
 mart ay. 
 snr, hudut; (o.) ingiltere ile iskoya veya ingiltere ile Gal arasndaki hudut sahalar. 
  asker yry; resmi yry; ilerleme, gidi; asker yry ile bir gnlk yol; muntazam admla yry; (mz.) mar;  resmi yry yaptrmak; zorla ytmek, sevketmek; yry yapmak. march past geit treni. marching orders askere verilen hareket emri. funeral march cenaze mar. forced march (ask.) cebri yry, askere her zamankinden fazla yol yrtme steal a march belli etmeden stnlk ka zanmak. wedding march dn mar 
 yryen kimse, yry yapan kimse. 
 markiz, marki kars. 
 bir eit acbadem kurabiyesi 
Katoliklerin byk perhizinden nceki sal gn 
 ksrak. mare' nest hava alma, boa kan bulu; karman orman durum. mare'stail  atkuyruu, (bot.) Hippuris vulgaris; ok yksekte olup bir noktadan yaylan hafif beyaz bulut. 
 (o.) maria) (astr.) ayda koyu renkli dz saha. 
 margarin. 
 (iir) kenar. 
  kenar, hudut; son hadde yakn hal; ihtiyatan fazla para ile yer veya zaman; (tic.) maliyet fiyat ile sat fiyat arasndaki fark;sayfa kenar; (tic.) ihtiyat akesi;  kenarna yazmak; kenar yapmak. margin of safety emniyet pay. buy on margin yalnz ihtiyat akesi yatrarak satn almak. 
 kenarda olan, kenarda yazl; verimi veya deeri kullanln lzumsuz klacak kadar dk; son hadde yakn olan; (psik.) uur dnda kalan, belirsiz ekilde hissolunan. marginally  deeri az olarak. 
 (o.) derkenarlar, kmalar, haiyeler. 
 yaz sayfasnda kenar brakmak. 
Hint tespih aac, (bot.) Melia azadirachta. 
 margrit, (bot.) Chrysanthemum frutescens. 
 Meryem Ana muridi; iskoya kraliesi Mary'nin taraftan olan kimse. 
 kadife iei, (bot.)Tagetes erecta. bur marigold su keneviri, (bot.) Bidens tripartita. corn marigold altnck, (bot.) Chrysanthemum segetum. 
(bak.) marijuana. 
 hai. 
 (mz.) bir cins ksilofon. 
 yat liman. 
 (eti yumuatmak iin) zeytinyal salamurada brakmak. 
  denize ait, denizle ilgili, denizden kan, denizel; deniz i1erine veya gemilere ait denizsel; deniz kuvvetlerine ait;  silahendaz; denizcilik; deniz kuwetleri. marine insurance deniz sigortas. marine stores gemi levazm. mercantile marine ticaret filosu. Tell that to the marines . Klahma anlat. Marine Corps (A.B.D.)'de silahendaz kuvvetleri. 
 bahriyeli, gemici. mariner' compass gemici pusulas. master mariner ticaret gemisi kaptan; kaptanlk diplomas olan denizci. 
 kukla . 
 evlenmeye ait; evlenme ile ilgili. marital rights evlilikte kar kocaya tannan haklar. maritally  evlenme baIInda. 
 deniz kenarnda veya denize yakn; denizle iliii olan; denizciye mahsus; deniz seferleri ile ilgili. maritime law deniz hukuku. maritime power donanmas olan devlet. maritime traffic deniz ticareti. 
 Meri nehri. 
 sweet marjoram mercankk, gvey otu, (bot.) Majorana hortensis. common marjoram, wild marjoram keklik otu, yer fesleeni, (bot.) Origanum vulgare. 
 iaret, marka, alamet; damga; nian, hedef; kfi derece; hret, liyakat; (den.) iskandil savlas zerinde kula iareti; not (ders); leke; yara yeri, iz. a bad mark krk not, kt. not beside the mark konu d, mevzudan dar. highwater mark sularn en ok ykselme haddini gsteren iaret, doruk izgisi. hit the mark nian vurmak; muvaffak olmak. make one' mark hret kazanmak. miss the mark hedefe isabet et memek; tam doru olmamak; konu d olmak. of mark mehur. Plimsoll mark seksen tondan fazla her gemide yazlmas lzumlu olan ve su hatlarn gsteren iaret. up to the mark istenilen derecede. wide of the mark hedeften uzak. 
 ilk Hristiyanlardan biri, Yani Ahdin ikinci kitabnn yazar, Markos. 
 isaretlemek, damga vurmak; ortaya karmak; gstermek, meydana koymak; izmek, yazmak, iaret etmek; say tutmak; not vermek; hatrda tutmak, mimlemek, dikkat etmek; (tic.) fiyat etiketi koymak. mark off hudutlarn izmek. mark down fiyat indirmek. mark out hudutlarm izmek; plann yapmak; seip ayrmak. mark time yerinde saymak; durup beklemek. mark up izmek; fiyat ykseltmek. 
 Alman paras, mark; eskiden bir gm veya altn tarts. 
 ehemmiyetli, gze arpan, belirgin; isaretlenmi, damgas olan. a marked difference belli bir fark. a marked man spheli adam; mimlenmi adam. mark'edly  ehemmiyetli derecede. 
 iaret koyan kimse, markac; iaret, damga. magic marker ispirtolu kalem. 
 pazar, ar; piyasa market basket pazar sepeti. market day pazarn kurulduu gn. market garden bostan . market order komisyoncuya verilen piyasa fiyatna satma veya alma siparii. market place pazar yeri. market town iinde pazar kurulan kasaba. market value piyasa fiyat, piyasa deeri. a bad market dk piyasa. grain market hububat borsas. money market para borsas. put on the market sata karmak. in the market satn almaya niyetli. 
 mal satmak veya sata karmak; arda alveri etmek. 
 .satlabilir. 
 pazarlama; ardan teberi alma. 
 iaretler; (o.) hayvanlarn ty veya deri veya pullarnn farkl renkleri; iaretleme. marking ink (amar zerine marka koymaya mahsus) sabit mrekkep. 
 (o.) men) nianc . marksmanship  nianclk. 
 al ile sat fiyatlan arasndaki fark; fiyat ykselii. 
  kireli toprak, marn;  kireli toprakla gbrelemek; (den.) halat zerine baka ince halat sarmak. marlaceous (marley' -s)  kireli topra olan. marly  kireli toprakl, marnl. 
 Kuzey Atlantik'te bulunan ve klbalna benzeyen bir balk. 
 (den.) iki kollu ince bir eit halat, mrnel. 
 kavela. 
 hava etkisine ramen kat kalan bir eit marn. 
 portakal reeli. 
 mermere benzer, mermere ait, mermerden yaplm. 
 ipek maymun, Orta ve Gney Amerika'da bulunan ufak bir maymun, (zool.) Callithrix jacchus. 
 da san, bobak, (zool.) Marmota. 
 Maruni. 
  kestane rengi, maron. 
 bir kimseyi ssz ada veya kyya karp yalnz brakmak. 
 kap n tentesi; byk adr, ota; afi. 
 mobilyaclkta kakma ii. 
 marki. 
 markiz. 
 markizet, bir eit ince dokuma. 
 evlenme, izdiva, evlilik; birleme. marriage bed yeni evlilerin ilk gece yattklar yatak; nikahn verdii hak ve vazife. marriage broker para karlnda patanlk yapan kimse. marriage certificate evlenme czdan. marriage license nikh kd evlenme izni. marriage portion eyiz. marriage settlement evlenirken ka rarlatnlan gelir tahsisi. marriage vows evlenme taahhtleri. civil marriage medeni nikah 
 evlenecek yata, yetimi. 
 evli; evlilie veya evlilere ait. 
 iri kestane. marron glace kestane sekerlemesi. 
 ilik; z. marrowbone  ilik kemii; (o.) apraz iki kemik. marrowfat  bir eit bezelye. chilled to the marrow souk iliine gemi, iliine kadar m. spinal marrow murdar ilik, omurilik. vegetable marrow sakz kaba, (bot.) Cucurbita. pepo marrowy  ilik gibi, ilik dolu. 
(nlem), (eski) Ya! Acayip! Aman Allahm ! 
 evlenmek; evlendirmek, nikah kymak; evermek; birlemek, birletirmek. 
 Eski Romallarda sava tanrs; (astr.) Merih.  
 bir cins kaln pamuklu kuma. 
Marsilya. 
 batak, bataklk. marsh fever stma, malarya. marsh gas bataklktan kan metan gaz. marsh grass g1otu. marsh hen su tavuu, (zool.) Fulica atra; su yelvesi, (zool.) Rallus aquaticus. marsh mal low hatmi, (bot.) Althaea officinalis. marsh marigold uhaiei, (bot.) Primula veris. marsh tea Girit ladeni, (bot.) Cistus creticus marsh. titmouse bataklk bastankaras, (zool.) Parus palustris. 
  (-ed, -ing veya -led, -ling) (ask.) mareal mr; terifat, protokol grevlisi; polis mdr;  sraya koymak, tanzim etmek; nne dp gtrmek. field marshal mareal, mr. 
 lokuma ben zer bir eit hafif ekerleme. 
 su maydanozu, (bot.) Apium nodiflorum. 
 batakla ait, bataklk gibi; bataksal; batakl. marshiness  bataklk hali. 
  (zool.) keseli;  keseli hayvan. 
 ar pazar. 
eskiden dman aknlarna kar deniz kysnda ina edilen yuvarlak kule seklinde kale. 
 zerdeva; zerdeva krk. beech marten sar gerdanl zerdeva. pine marten, stone marten beyaz gerdanl zerdeva. 
 harbe ait, savaa zg; askeri; cesur, sava. martial law rft idare, skynetim. martially  askerce, cesurca. 
  Merih'e ait;  Merih'te yaad farzolunan kimse, Merihli. 
 krlang. house martin pencere krlangc, sehir krlangc, (zool.) Delichon urbica. sand martin kum krlangc, (zool.) Riparia riparia 
 sert amir. 
 ahlanmasna engel olmak iin beygirin dizgin veya geminden kolanna balanan kay. martingal kay; (den.) cvadra sakal, kr baston, dikme kstei. 
 martini, vermut ve cin kanm bir iki. 
 krlang . 
  ehit; bir ama uruna len veya ikenceye katlanan kimse; uzun mddet strap eken kimse;  ehit etmek; ikence etmek, hakszla uratmak. make a martyr of mazlum mevkiine koymak. 
 ehit olma, ehitlik. the crown of martyrdom cennette ehitlere verilecek ta. 
 ehit etmek, ehit klmak; ehit olmak. 
 ehitler listesi; ehitler menkbesi. 
 bir ehidin adna yaplan ant. 
  (-ed, -ing veya -led, -ling) harika, mucize; hayret uyandran ey;  hayret etmek, amak, garip bulmak. 
 acayip, garip, hayret verici, olaanst; (k. dili) nefis, ok iyi marvelously  hayret verici ekilde. 
  Karl Marx'a veya kuramna ait;  Marksizm taraftar. Marxism  Marksizm. Marxist   Marksist. 
 Hazreti Meryem, Meryem Ana. 
 Mary Jane (A.B.D.), (argo) hai. 
(bak.) marchpane 
(ks.) masculine.
 srme, rastk, rimel. 
 uur getirdii farz olunan hayvan ile eya veya kimse, maskot. 
  erkee ait; erkee mahsus; erkeksi, erkek gibi (kadm); (gram.) (eril);  erkek; (gram.) (eril) cins; (gram.) (eril) kelime. masculin'ity  erkeklik. 
 (fiz.) dzenli frekans olan ve elektromanyetik dalgalar meydana getiren veya frekans ve grn aynen muhafaza ederken bu dalgalar kuvvetlendiren herhangi bir tertibat, meyzer. 
  lapa; hayvanlara yedirilen scak lapa; bira yapmak iin ezilmi arpa ile su karm;  ezilmi arpay su ile kartrmak; ezip lapa yapmak; ezmek, pre yapmak. mashed potatoes patates presi. 
 ezen kimse veya ey; (argo) kadn peinde koan sahte ak, apkn erkek. 
 maske; al veya balmumundan yaplm yz kalb; maskeli kimse; (ask.) bir bataryay veya askeri harekt dman gznden saklamak iin yaplan eitli tertipler, kamuflaj, alalama; kpek veya tilki ba. death mask lnn aldan yapl m yz kalb. throw off the mask maskesini indirmek, gerek niteliini ortaya koymak. 
 maske ile rtmek, maskelemek, gizlemek; (ask.) bir bataryay veya askeri harekat dman gznden saklamak, kamufle etmek, alalamak; maske takmak, klk deitirmek. masked ball maskeli balo. masking tape zellikle boyaclkta kullanlan yapkan kat bant. 
(bak.) muskellunge. 
 maskeli kimse. 
 sihirbaz, byc, af suncu; gzbac, hokkabaz. 
 mazoizm. 
  duvarc, ta; b.h. mason, farmason;  ta veya tula ile rmek. 
 mason veya farmasonlua ait. 
 talk veya duvarclk sanat veya ii; b.h. farmasonluk, masonluk. 
 aktrlerin maske giydikleri eski usul sahne oyunu; maskeli balo. 
(bak.) masker. 
  maskeli balo; maskeli balo kostm; sahte tavr;  maskeli elenceye katlmak; sahte tavr taknmak, olduundan baka trl grnmek. masquerader'  maskeli kimse, maskara, karnaval. 
 Katolik kiliselerinde ekmek ve arabn takdisi ayini (Aai Rabbani); bu ayine mahsus mzik. High Mass bu ayinin mzikli ve eksiksiz merasimi. Low Mass bu ayinin basit ekli. Black Mass ller iin yaplan ayin; kfr ile icra edilmi Aai Rabbani ayini, eytana tapmak iin dzen lenen ayin. 
  para, top, ktle, kle, yn, kme; okluk; hacim, cisim; (fiz.) herhangi bir cisimde bulunan madde miktar, ktle;  yn halinde toplamak; (ask.) asker ymak. mass media kitle iletiim, halka bilgi datmak iin eitli vastalar. mass meeting ounlukla siyasi tartma gayesiyle dzenlenmi halka ak genel toplant. mass movement geni halk hareketi. mass production toptan retim .the masses halk kt lesi, avam. 
  kltan geirme, katliam, krm;  katletmek, kltan geirmek, krp geirmek. 
  masaj, ovma, ovuturma;  masaj yapmak, ovmak. 
 masajc, masr. 
 masajc kadn. 
 boya maddesi olarak kullanlan sar toz halinde kurun oksidi. 
 da kitlesi; boyuna veya enine dereler olan dalk bir blgenin ortasndaki ktle; yerinden oynam ve drt taraf atlaklarla donanm yekpare yerkre paras. 
 ar, iri, csseli, iri yapl; (min.) som, yekpare; muazzam, tesirli massively  yekpare halde; ok ar olarak. massiveness  arlk ve irilik. 
 iri bir tek paradan ibaret; ayr ve byk, ii dolu. 
 direk, gemi direi. before the mast gemi tayfal mevkii.
 palamut veya kayn kozala ve kestane gibi aa yemii (zellikle domuzlara yem olarak kullanlr) 
 efendi, sahip, patron, amir; usta; dini lider; stat, byk sanat; ing. erkek retmen; niversitede bachelor'dan bir yksek derece veya bu dereceyi alan kimse; ynetici; rnek, numune, kopya edilecek ey; teksir kalb; mumlu kt; k k bey; kaptan. Master of Arts (ks.) MA) (bak.) art master of ceremonies teri fat, protokol grevlisi. Master of Science (ks.) MS) teknik okullarn verdii Master derecesi veya bu dereceyi alan kimse; lisans st fen diplomas be master of ustas olmak. be one' own master bana buyruk olmak. Grand Master valyeler ile masonlarda byk stat. old masters eski statlar (zellikle Rnesans devrindeki italyan ressamlar) the Master Hazreti isa; stat. 
 ba, ana, temel, esas, asl. master builder mimar; yap ustas, kalfa. master copy teksir kalb; mumlu kt; ana metin. master key ayn cinsten bir takm kilitleri aan anahtar, ana anahtar. master plan ana plan. master stroke ok ustalkl i, maharetli i; kesin baar. master switch (elek.) ana anahtar. master touch usta eli; yerinde sz veya davran. 
 yenmek, galip gelmek, hakkndan gelmek; iyice renmek; idare etmek, hakim olmak. 
 sava gemisinde gvenlik grevlisi. 
 amir, buyurucu; hkmeden; stada yakr; idare kuvveti olan. masterfully  amirane. masterfulness  amirlik.
  ba ynetici, ii eviren kimse;  ekip evirmek. 
 aheser, stn eser; harika. 
 yneticilik, ynetim; ustalk. 
 hkm, idare; stnlk, hakim olma; hner, maharet; statlk. 
 direk ucu; gazete veya mecmuada yneticiler listesi. 
 sakz aac, (bot.) Pistacia lentiscus; sakz: macun; sakzl rak, mastika. 
 inemek, dilerle ineyip ezmek. mastica'tion  ineme. mas'ticatory   inenen ey, iklet, sakz;  inemekle ilgili 
 mast (kpek) 
 (tb.) meme iltihab. 
 yalnz fosili bulunan mamuta benzer fil. 
  (anat.) birok memeli hayvanda kulak arkasndaki yuvarlak kemik kntsna ait; bu kemik kntsna yakn; kadn memesi biiminde, meme ba eklinde;  akak kemiinin mastoid knts; kulak arkasndaki kntl kemik. mastoid process mastoid knts. 
 istimna etmek. masturba'tion  istimna. 
  (-ted, -ting) hasr; paspas; bardak veya vazo altll; arap sa gibi bir birine dolam yn;  hasr ile rtmek; bkerek veya keeletirerek hasra benzetmek; hasrlamak, keelemek; dmlenmek, bir birine dolamak, itimek. 
  (-ted, -ting)  resim ve ereve arasndaki karton kenar; (matb.) hurufat kalb, matris; (mat.) yzey; yzeyi matlatrc alet;  matlatrmak; resim etrafna karton ereve geirmek;  mat, donuk. 
 matador, boa greisi; baz iskambil oyunlannda esas kozlardan biri.
 e, akran, denk, benzer; tam kopya; tamamlayc ey; uygun ift; evlenme; evlenme karar; elie uygun kimse; rakip; ma, karlama, msabaka. meet one' match hakkndan gelecek birine rast gelmek, rakibi ile karlamak. 
 uymak, benzemek; elemek; uydurmak; karlatrmak; gemek, stn gelmek; yaz turada karlatrmak zere iki para atmak; geirmek, birbirine tutturmak; birletirmek evlendirmek. matching fund balarn toplamna eit miktarda yaplan artlba. matching funds artl ba eitleyen kk balar. 
 kibrit; fitil. ordinary match herhangi bir yere srtnmeyle ate alan kibrit. safety match yalnz kutusunun eczal kenarna aklnca ate alan kibrit. 
 kibrit kutusu. 
 esiz, emsalsiz, rakipsiz. 
 fitilli tfek. 
 patan kimse: atletizm karlamasn dzenleyen kimse; kibrit imalts. 
 balant iareti, balama markas. 
 kibrit yapmaya yarayan kereste; kibrit p gibi ufak tahta paralar. 
 Paraguay ay. 
  e, misil; kar, koca, e; ift hayvann erkek veya diisi; arkada; (den.) ticaret gemisinde ikinci kaptan, muavin;  elemek; evlendirmek; evlenmek; iftletirmek; iftlemek; uymak; (mat.) etmek. 
 arapl balk yahnisi. 
ing., (k. dili) anne. 
 kadn aile reisi. 
 (tb.)bi maddeler; tedavide kullanlan maddelerle ilgili tp dal. 
  maddi, zdeksel, cismani; bir eyin esasna ait; bedensel; nemli, mhim, gerekli; "to" ile degin, etkili;  madde, malzeme; (o.) gereler; bez, dokuma, kuma. material wellbeing maddi refah. materials science maddelerin kullanm ve nitelikleri ile uraan bilim dal . raw material hammadde. writing materials yaz malzemesi. 
 zdekilik, maddecilik, materyalizm. 
 maddilik, cismanilik; maddiyet; lzum, nem. 
 maddilemek, cisim haline girmek, cisimlemek; gereklemek; maddiletirmek; maddi bir nitelik vermek; cisim vermek (ruh), tecelli ettirmek. materializa'tion  maddiletirme,maddileme, cisimlenme. 
 levazm, malzeme, materyel, gere. 
 annelie ait, anneye yakr; anne tarafndan gelen. maternal aunt teyze. maternal grandmother anne anne. maternal uncle day. maternally  anne gibi; anne tarafndan. 
 analk, annelik hali. maternity dress. hamile elbisesi maternity hospital doumevi, doum hastanesi. 
 (A.B.D.), (k. dili) matematik math. (ks.) mathematics. 
 matematikle ilgili, kesin, tam. mathematically  matematik ynnden. 
 matematik. abstract veya pure mathematics kuramsal matematik. applied mathematics . uygulamal matematik. higher mathematics yksek matematik. mathemati'cian  matematikci. 
 ing., (k. dili) matematik. 
 (Fr.) sanat unsuru. 
 matine. 
 iftleme, iftletirme. mating season iftleme mevsimi. 
 (o.), (kil.) gece yars veya sabaha kar baz Hristiyanlar tarafndan yaplan ibadet; Anglikan kilisesinde sabah ibadeti. 
 uzun boazl imbik. 
 aile veya kabile reisi kadn matriar'chal  ana hkimiyetine ait, anaerkil. matriar'chate  anaerkil toplum. 
 anaerki. 
 ana katli; ana katili, anasn ldren kimse. matricid'al  ana katiline veya katilliine ait. 
 kaydetmek; renci olarak kaydedilmek (bilhassa niversiteye) matricula'tion  renci kayd; ing. olgunluk imtihan. 
 evlenmeye ait. matrimonially  evlenmeye ait; evlenme suretiyle. 
 evlenme, izdiva, evlilik; evlenme merasimi; bir kt oyunu. 
 (o.) matrices, matrixes) bir cisme ekil veren veya dayanak olan ey; (biyol.) hcreler arasnda bulunan madde; (anat.) dlyata, rahim; (matb.) hurufat kalb, matris; (jeol.) fosil, billur veya baka bir mineralin kaya iinde brakt iz; (jeol.) gang; (mat.) deikenler arasndaki ilgiyi gsteren tablo. 
 bilhassa ocuu olan orta yal evli kadn; bir messesenin i idaresiyle grevli kadn; hastane ve yetimhane gibi messeselerde amir kadn. matron of honor nedime. matronhood  ana olma hali. matronly  ana gibi, anaya yakr; toplu, dolgun; ar bal (kadn) 
 hasrlarla rtlm; keelemi. 
 zdek, madde, cevher, cisim; konu, i, husus, mesele; vesile; fark, nem; z; yaklak miktar; cerahat, irin; (fels.) zdek; posta maddesi; (matb.) baskya hazr hurufat; (matb.) dizilecek metin, msvedde; (man.) bir nermenin kapsad husus; ikyet veya pimanlk sebebi. a matter of two dollars iki dolar meselesi. as a matter of course tabii olarak, iin tabii gidiine gre. as a matter of fact iin dorusu, hakikatte. for that matter ona gelince; hatta. in the matter of konusunda, hususunda. It' no laughing matter iin akas yok akaya gelmez .No matter nemi yok Mhim deil Zarar yok. no matter how difficult ne kadar g olursa olsun printed matter basma, matbua. reading matter okunacak ey. What' the matter? Ne var? Ne oldu? 
 ehemmiyeti olmak, nemi olmak, nem tamak, bir ey ifade etmek; cerahatlenmek. What does it matter? Ne nemi var? Ne olur ki? 
 tabii, alelade; hayale kaplmaz, heyecansz. 
 cerahatli; apakl. 
 Hazreti isa nn on iki havarisinden biri olup ismini drt incilden birine veren, Matta; Matta incili. 
 hasr, hasr rgs; hasr rme. 
 kazma. 
 yatak, ilte, uzun minder; su kenarlarnda anmay durdurmak iin ky nne ekilen al ve srktan rlm engel. spring mattress yayl yatak. 
 olgunlamak; (tb.) cerahat toplamak. matura'tion  olma veya olgunlama, yetime, kemale erme; cerahat toplama. (mat.)'urative  olgunlua gtren, erginletiren; cerahat top laylc 
 kemale erdirmek, olgunlatrmak; olmak, olgunlamak, kemale ermek; vadesi gelmek. 
 olgunlaml, olmu, kemale ermi, ergin, olgun; iyi hazrlanml, tamam; vadesi gelmi. mature de liberation iyi ve uzun dnme. maturely  olgunca; tamamen, dikkatle. matureness  olgunluk, kemal. maturity  olgunluk hali; vade. 
 sabaha ait, sabahleyin olan, erken. 
 (o.) matzot, matzos) hamursuz ekmek. 
 ar duygusal; sarholuk tesiriyle yersiz olarak alayan veya ar derecede duygulanan. 
(edat), (eski) ramen, bakmayarak. 
  tokmak;  dvmek, berelemek, ezmek; hrpalamak: (A.B.D.) yarmak. 
 ressamn alrken sa kolunu dayad denek. 
Kenya'da tedhii bir gizli rgt. 
 (A.B.D.), (argo) yldrmak. 
 dou memleketlerinde yerine gre degien bir arlk ls (Hindistan' da geerli arlk ls birimi 37,33 kilodur) 
 anlalmaz veya tutarsz bir ekilde konumak; aylak aylak dolamak. 
 Katoliklerde fakirlerin ayaklarn ykama ayini. Maundy Thursday paskalyadan evvelki perembe gn. 
 Moritanya. 
 Mauritius Adas. 
 (tic.) mark. mavzer. 
 sanatla sslenmi byk trbe, mozole; eski Karya kral Mausolus iin Bodrum'da ina edilmi olan ve dnyann yedi harikasndan biri saylan trbe. 
 leylak rengi, pembeye bakan ak mor; anilinden karlan mor boya. 
 (A.B.D.) damgalanmam ve sahipsiz dana, babo buza; (A.B.D.), (k. dili) toplum kurallarna uymayan kimse; parti disiplinine uymayan politikac. 
 pas rengi ardkuu. 
 boaz, memeli hayvanlarn veya baln grtlak veya enesi; kursak: mide; (k. dili), (leh.) anne. 
 tiksindirici, iren, tatsz; tiksindirici surette hisli. 
(ks.) maximum. 
  maksi, ayak bileine kadar uzanan (giysi); uzun, iri. 
(o.) lae)  ene kemii, memeli hayvanlarn bilhassa stene kemii. max'illar(y)  ene kemiine ait . maxillary gland (biyol.) ene alt bezi. 
 kural, dstur; vecize, mesel. 
 azami, en byk, en fazla. Maximalist  ar sol kanat yesi (bilhassa eski Rus Sosyalist partisinde) 
 kuvvetli bir patlayci madde. 
 azami hadde karmak; bir prensibi en geni anlamyle yorumlamak. 
  (o.) -ma veya -mums) azami derece, maksimum; gaye;  azami, en ok, en ziyade. maximum pressure (mak.) azami basn. 
 mays ay; genlik, bahar, hayatn ilkbahar. May apple Amerika'ya mahsus ve meyvas yenir bir bitki, (bot.) Podophyllum peltatum. May bug mays bocei. (zool.) Melolontha vulgaris. May day 1 mays, Bahar Bayram. May Duke pembe kiraz, sultaniye kiraz, bir eit eki kiraz .May queen Bahar Bayram kraliesi olarak seilen gen kz. Maying  Bahar Bayramn kutlama.
 (3. (tek.) sahs may; gemi zaman might) bilmek, -meli, -mal (izin, imkan, ihtimal gibi durumlan ifade eden yardmc fiil) 
 eskiden Orta Amerika yerlilerinin ileri uygarla sahip bir aireti; Maya'larn dili. 
 Hinduizm by, afsun. 
 belki, olabilir. 
 uluslararas (radyo) "imdat", iareti. 
 bir tur al. 
 1620 tarihinde ingiltere'(den.) Amerika'ya mehur bir gmen kafilesini gtren geminin ismi. 
 mays sinei. 
 (eski) belki de olabilir. 
 (huk.) dve yarar uzuvlarndan birini sakatlayarak bir kimseyi mdafaasz brakma suu; kargaa. 
 mayonez. 
 belediye reisi Lord Mayor Byk Britanya'da Londra gibi belirli baz ehirlerde belediye reisi. mayoralty  belediye reislii. mayoress  belediye reisi'nin kars; kadn belediye reisi. 
 Bahar Bayramnda halkn etrafnda dans ettii ieklerle ssl direk. 
 Zerdtlk. 
 yollar artacak derecede kark yer, labirent; aknlk, hayret. 
 Leh. dans veya dans havas, mazurka.. 
 dolak, kark; aknla dm. mazily  dolak ve kark olarak maziness  dolaklk, karklk. 
(ks.) Mac. 
(ks.) megacycle. 
(ks.) Master of Ceremonies protokol grevlisi, terifat. 
 bir soyad. the real McCoy (A.B.D.), (argo) hakikisi. 
(ks.) Maryland. 
(ks.) Doctor of Medicine tp doktoru.
 Mobilization Day seferberlik gn. 
(ks.) merchandise. 
(zam.), (bak.) I, beni, bana. Ah me ! Aman, aman!. Dear me! Olur ey deil! 
(ks.) Maine.
 mayalandrlm bal ve sudan yaplan alkoll bir iki. 
 (iir) ayr, imen. 
 ayr. meadow grass ayr otu, imen. meadow rue ayr sedefi, (bot.) Thalictrum meadow saffron gz idemi, (bot.) Colchicum autumnale. meadow clover ayrtirfili, (bot.) Trifolium pratense. 
 sar gs stnde: siyah hill ekli bulunan tc bir ayr kuu, (zool.) Sturnella magna. 
 yetersiz, eksik, az; bereketsiz, mahsulsz, kuru, yavan, tatsz; zayf. meagerly  yetersizce; fena, kusurlu olarak; zayf halde. meagerness  zayf lk; ksrlk, ktlk. 
 yemek, n; yemek zaman. meal ticket yemek kart; (A.B.D.), (argo) geim kayna. 
 elenmemi kaba un; una benzer ey. meal worm un kurdu. 
 yemek vakti. 
 un gibi, unlu; beyaz benekli (at); solgun, renksiz (yz) mealiness  unluluk. 
 samimiyetsiz. 
 (meant) (ment) niyet etmek, kurmak, dnmek; ifade etmek, mana vermek, kastetmek, demek istemek; demek. He means well. Ne kadar beceriksiz olsa da hsnniyeti var. It is meant for you Bu sizin iin. What do you mean by it? Ne demek istiyorsun? Yaptn doru mu? You mean everything to me Sen benim her eyimsin. 
 orta, vasat;vasati, ortalama; (mat.) orantl. mean distance ortalama mesafe. mean pressure ortalama basn. mean time vasati gne saati. Greenwich mean time Greenwich ortalama gne saati. 
 iki eyin ortas, vasat, orta; lmlk; (mat.) ortalama nicelik; istatistikte gzlem sonucu ortalama deer; (man.) orta terim; (bak.) means the golden mean her eyin karar, ikisi ortas, ideal olan ey. 
 adi, aa, deersiz; rezil, alak, baya; cimri, pinti; klksz; yoksul; (k. dili) huysuz; (k. dili) utanga; (A.B.D.), (k. dili) keyifsiz; (A.B.D.), (k. dili) kt huylu, ahlksz, tehlikeli; (A.B.D.), (k. dili) zor, g; (A.B.D.), (argo) ahane, nefis. no mean city ok iyi ehir. meanly  alakasna. meanness  adilik; cimrilik. 
  dolambal yol, labirent; zikzakl veya dolambal devinim; menderes, kvrm; girintili kavislerden yaplm nak; (b. h.) Menderes Irmann eski ismi;  dolambal yoldan gitmek; avare dolamak, gezinmek. 
 anlam, mana; ama, gaye, maksat; yorum; nem meaningful s anlaml, manal. meaningless  anlamsz, manasz; bo, abes. 
 maksatll, niyetli; manal, anlaml. meaningly  manal manal. 
 vasta, ara, vesile; servet, varlk, zenginlik, para. means of transport nakil vastas, ulam aralar, tatlar. means to an end ara, vasta. by all means elbette, phesiz. by any means ne ekilde olursa olsun, ne pahasna olursa olsun; hi. by means of vastasyle. by no means elbette hayr, asla, katiyen. 
(bak.) mean. 
  ara, aradaki zaman;  arada; ayn zamanda. in the meantime arada; iken. 
 (tb.) kzamk; domuz uyuzu. German measles kzamkk. 
 kzamkl, kzamk karm; (argo) adi, deersiz; cimri. 
 llebilir, lye gelir; snrl, lml. measurably  llr surette; ll olarak. 
 l, miktar; lek; her hangi bir l sistemi; lm, lme; derece, mertebe, hudut, had; iir vezni; tedbir, yol; kanun; (mz.) l. angular measure a ls. beyond measure hadden ar, son derece. full measure tam l. for good measure fazladan, ek olarak. in some measure bir dereceye kadar, (ks.)men. liquid measure sv oylum ls. made to measure smarlama yaplm (elbise) short measure eksik l. take one' measure birinin kabiliyetini snamak, (fig.) birinin lsn almak. take measures tedbir almak, hazrlkl bulunmak. tape measure mezura, mezur, metre eridi. 
 lmek, tartmak, kymet bimek; ls olmak; karlatrmak; lsn almak; szmek, dikkatle bakmak; uydurmak, ayarlamak. measure off uzunluuna belli bir (ks.)m lmek. measure out lp ayrmak. measure swords klla arpmak; biri ile boy lmek. measure up to beklenilen nitelikte olduunu ispat etmek. measuring rod l denei, yz lm denei. measuring worm yeri lermi gibi yryen bir cins trtl. measured  ll, llm; dzgn, dzenli, mevzun; snrlanm. measureless  lsz, hadsiz, hesapsz. measurement  l, lme, lm. 
 yenecek et et; (eski) yemek, yi yecek ey; z; (k. dili) en byk zevk. meat and drink to him onun iin gda kadar lzumlu ey. meat and potatoes (argo) nemli olan, temel (ksm) meat loaf rulo kfte. meat packing (A.B.D.) toptan kasap ii. meat pie etli brek. meaty  etli, et gibi; zl, dolgun. 
 (anat.) yol, kanal; kanal az. 
 Mekke; (k. h.) herkesin ziyaret etmek istedii yer. . 
(ks.) mechanics, mechanical.
  makinist, makina ustas;  el sanatlarna ait; makinaya ait, mekanik. 
 makinaya veya alete ait; makina veya aletle yaplm; el sanatlarna ait; makina gibi, mekanik; mihaniki; (fiz.) mekanik. mechanical advantage mekanik verim. mechanical drawing teknik resim. mechanical efficiency makinada kullanlan gle verim arasndaki oran. mechanically  mekanik olarak. 
 makinist. 
 (fiz.) cisimlerin devimleriyle ilgili olaylar inceleyen bilim, mekanik; makina ilmi; teknik. 
 mekanizma, makina tertibat, bir makinay meydana getiren btn ksmlar; ileyi; teknik, slup, yntem; (fels.) mekanikilik, mekanizm. 
 (nad.) makinac; makinist, makina uzman; (fels.) mekaniki, mekanizm taraftar kimse. mechanis'(tic.)  mekanik, mekanie degin; (fels.) mekanizme zg. 
 makinalama, makinalatrma. 
 makinalatrmak. 
Belika'nn Mechlin ehrinde yaplan bir eit kopanaki, karo danteli. 
(ks.) medicine, medieval, medium. 
 madalya, para eklinde nian. 
 madalya yapan kimse; madalya kazanan kimse. 
 byk madalya; madalyon, daire iinde kabartma veya resim gibi ss; (A.B.D.) taksi ehliyeti; ehliyetli taksi fr. 
 karmak, vazifesi olmad yerde araya girmek, bakasnn iine burnunu sokmak. meddler  herkesin iine karan kimse, her eye burnunu sokan kimse. meddlesome  ie karan. meddle someness  bakalarnn iine burnunu sokma eilimi. 
 (A.B.D.) yarallar sava alanndan hastaneye tamada kullanlan askeri helikopter. 
 (o.) vastalar, aralar. the media gazete, radyo, televizyon gibi yayn aralarnn btn. 
(bak.) medieval. 
 orta, vasat; ortaya ait, ortalama 
  orta;  orta; medyan, orta deer; (geom.) kenarortay. median nerve kol medyan siniri. 
  araclk etmek, vasta olmak, araya girmek; ara bulmak; arada haber gtrmek;  dolayl ilgisi olan, dorudan doruya olmayan, dolayslyle olan; ara yerde bulunan, ortada olan, ikisi ortas. mediately  vasta olarak. media'tion  ara buluculuk, tavassut, efaat. 
 (eski) yneticisinin unvan ve baz yetkileri kendisinde kalmak zere bir lkeyi baka bir lkeye balamak. 
 arabulucu arac, uzlatrc kimse; efaati. mediatorship  araclk, arabuluculuk, uzlatrma: efaat, efaatilik. mediatory  uzlatrmayla ilgili, uzlatrc; efaate ait. 
 kabayonca, (bot.) Medicago sativa. 
 (k. dili) doktor; tp rencisi. 
 tedavisi mmkn, iyiletirilebilir. 
 tedaviye ait, (tb.)bba ait, (tb.)bi; iyiletirici, tedavi edici. medical botany (tb.)bi bitkiler ilmi. medical jurisprudence adli tp. medically  (tb.)bi maksatlarla, (tb.)ben, (tb.) ynnden. 
 il, tedavide kullanlan madde. 
 (A.B.D.) ve Kanada'da devlet salk (sig.)ortas. 
 illa tedavi etmek; iine il katmak. medica'tion  illa tedavi. medicative  illa tedavi kabilinden. 
 il zellii olan, iyiletirici, tedavi edici, teskin edici, tbbi. medicinally  il vastasyle. 
  ila, deva; b.p. ilmi, hekimlik; ilkel insanlar arasnda by; afsun;  ila vermek, illa tedavi etmek. medicine ball jimnastikte kullanlan iri ve arca top. medicine dance Kzlderililer arasda dini bir dans. medicine man ilkel kabilelerde sihirbaz hekim. patent medicine mstahzar, hazr ila. take one' medicine hoa gitmeyen bir eyi yapmaya mecbur olmak, katlanmak, ekmek. 
 ortaaa ait veya benzer. medievalism  ortaaa ait inan ve adetler. medievalist  ortaa ilimleri uzman. 
 Medine. 
 alelade, olaan, orta derecede, ne iyi ne kt, baya. 
 aleladelik, bayalk; adi kimse. 
 dnceye dalmak; dnmek, niyet etmek, tasarlamak, kurmak. medita'tion  dnceye dalma, dnme. meditative  ok dnen; dnce kabilinden. 
  etraf kara ile evrilmi, kapal (deniz);  b.h. Akdeniz Mediterranean scad karagz istavrit bal, (zool.) Trachurus mediterraneus. 
 (o.)  medyum. 
 (o.)  media)  orta; evre, ortam; ara, vasta; resim iin boyaya katlan sv; (biyol.) mikrop retimine elverili madde;  orta, vasat; ortalama, vasati. medium frequency (radyo) orta dalga. news medium gazete through the medium of vastasyle. 
 mumula, bebyk, dngel, (bot.) Mespilus germanica. Japanese medlar yenidnya, maltaerii, (bot.) Eriobotrya japonica. 
  karmakak ey; (mz.) potpuri;  kark, eitli. 
 (anat.) (zool.) ilik; san z; (bot.) z. medulla oblongata (anat.) beynin en arka paras, beynin omurilie bitiik paras, bulbus, soanilik. medullary  iliimsi; ilikli; z. 
 (mit.) ylan sal dii ifrit; (k. h.), (zool.) denizanas. 
 (eski) hak; mkafat, dl. 
 sabrl ve yumuak bal, uysal, sakin; alak gnll, mtevaz; kiiliksiz. meekspirited  alak gnll. as meek as a lamb kuzu gibi, uysal. meekly  uysalca . meekness  uysallk. 
 Eskiehir ta, lleta; lleta pipo. 
 karlama, atletizm yanmas. 
 uygun, mnasip, yakr. 
 (met) rastgelmek, karlamak, tesadf etmek, bulmak; karlamak; tanmak; bulumak, toplanmak, bir araya gel mek, grmek; birlemek, kavusmak; uramak, bana gelmek; yerine getirmek. 
 toplant; cemaat; birleme, bitime; meydan toplants, miting. meeting house toplant iin kullanlan ev; Kuveykr kilise binas. meeting place toplant yeri, buluma yeri; urak. summit meeting (pol.) zirve toplantse. 
(nek) byk: (fiz.) bir milyon misli. 
 (komptor) bir milyon bilgi birimi. 
(A.B.D.), (argo) bir milyon dolar. 
 byk kafal. 
 (radyo) elekromanyetik dalgann saniyede bir milyon devirlik frekans birimi, megasikl. 
 tarihncesi zamanlardan kalma byk ta ant, megalit. megalithic  eski zaman byk ta antna ait. megalo (nek) byk, ar derecede byk. 
 (tb.) byk kafallk. megalocephal'ic, megalo ceph'alous  (tb.) byk kafal. 
 (psik.) byklk kuruntusu, megalomani. mega lomaniac  byklk veya byk eyler delisi, megaloman. 
 birleik ehirler, nfus artyle byk ehirlerin yaylarak birbirine bitimesiyle meydana gelen yerleme sahas. 
 yalnz fosilleri bulunan ok byk kertenkele. 
 megafon, sesi bytp uzaa iittiren konik boru. 
 yalnz fosilleri bulunan ve Amerika ktasna mahsus iri bir hayvan. 
 megaton, bykton. 
 (o.) can sknts, bunalm. 
 Mekke. 
 bir cins plastik. 
 (psik.) melankoli, karasevda. 
  melankoli, karasevda; can sknts, kasvet:  melankolik; kasvetli. melanchol'ic  hznl, karasevdal. 
 (Fr.) kark ey. 
 (tb.) sa, deri ve dokularda renk maddelerinin fazlal. 
 (tb.) dokularda fazla renk maddesinin toplanmas. 
peksimet. 
  iskambil oyunlarnda belirli ktlarn bir araya gelmesi ile kazanlan sayy iln etmek;  byle iskambil katlarnn bir araya gelmesi. 
 birbirine karmak. 
 meydan kavgas. 
 kokulu yonca, sar yonca, (bot.) Melilotus officinalis. 
 ok kuvvetli duman sz barut, melinit 
 dzeltmek, iyiletirmek; iyilemek, dzelmek meliora,tion  islah. 
 dnyann zamanla iyiye gittii inanc. 
 bal hsl eden bal tayan. 
 bal gibi akan, bal gibi tatl. mellifluence  tatl dil. mellifluently, fluously  tatl dilli. 
  olgun; yllanm (arap) dolgun, yumuak, tatl (ses veya renk); iyi huylu, ho tabiatl; keyifli; yumuak (toprak);  olgunlamak; yumuatmak, yumuamak. mellowness  olgunluk; yumuaklk. 
 ufak bir eit org; bir eit akordeon. 
 ahenkli; melodiye ait. 
 ahenkli, tatl, irin, ho sesli. melodiously  ahenkle; tatl sesle. melodiousness  ahenklilik. 
 melodi bestelemek; ahenk vermek. 
 heyecanl dram, melodram. melodramat'ic  melodram kabilinden; ar duygusal. melodram'atist  melodram yazan. 
 melodi, ezgi, name; terennm edilen iir. 
 kavun, karpuz; (argo) havadan gelen kr. cut the melon (argo) kar paylamak. 
  eritmek, halletmek; erimek; yumuatmak; yumuamak, mlyimlemek; yok etmek; yok olmak; kalbini yumuatmak;  erimi madde; eritme, erime; bir defada eritilen miktar. melt into iine karmak. melt into tears gz yalarna boulmak. melting point erime noktas. melting pot pota; eitli milletlerden kimselerin kaynat memleket. 
 ynl kaln kuma. (ks.)
member, memoir, memorandum, memorial. 
 ye, aza; organ, uzuv; (mat.) denklemin bir taraf. member of parliament (ks.) MP) milletvekili. membership  yelik; yeler. 
 zar, ga; parmen paras. membrana'ceous, membranous  zarms, zardan ibaret; (tb.) zar hsl eden. 
 (o.) -tos, -toes) hatra, yadigr, anda. memento mori lat. kuru kafa gibi lm sembol. 
 (k. dili) ksa not. 
 biyografi; inceleme yazs, rapor. 
 hatralar; bir cemiyetin veya irketin tutanaklar. 
 (o.) hatrlanmaya deer eyler; byle eylerin kayd. 
 hatrlanmaya deer, anlmaya layk. memorably  hatrlanacak ekilde. 
 (o.) -da, -dums) ileride hatrlanmas iin yazlan (ks.)a not; muhtra; not. 
  hatrlatc; hatrda tutulmu;  herhangi bir eyi anmak iin yaplan ey veya merasim; amt, abide; muhtra, tezkere, nerge. 
 takdirle anmak; anma treni yapmak. 
 ezberlemek, ezbere renmek. 
 hafza, hafza kuvveti, bellek, anlak, zihin, hatr; olaylar hatrlanan zaman mddeti; hatrlanan ey: hatra, anda. in memory of hatrasna, ansna. 
(bak.) man. 
  tehdit; tehdit eden ,sey;  tehdit etmek, gzda vermek. menacingly  tehdit ederek. 
(bak.) maenad. 
 (Fr.) aile; ev idaresi, ev ileri. 
 yabanl hayvanlar koleksiyonu; yabanl hayvanlarn sergilendii yer, hayvanat bahesi. 
 onarm; tamir olunmu yer. on the mend iyilemekte, gelien, dzelen. 
 onarmak (amar); slah etmek; tashih etmek, dzeltmek; daha iyi hale koymak; iyilemek. Least said, soonest mended Ne kadar az laf sylenirse mesele o kadar abuk kapanr. mend matters vaziyeti dzeltmek. Mend your ways Davranlarna dikkat et. mendable  onarlabilir;slah mmkn. the mending onarlacak amarlar. 
 yalanc; yalan. mendaciously  yalanclkla mendacity  yalanclk. 
  dilencilik eden, dilenen; dilenciye mahsus;  dilenci. 
 (k. dili) erkek ksm, erkekler. 
 ya karlan ve eti gbre olarak kullanlan ringa cinsinden bir balk, (zool.) Brevoortia tyrannus. 
 (ark.) yekpare tatan yaplm abide. 
  hizmetiye ait, hizmetilik kabilinden; kleye yakr; sfli, baya, adi, asalk;  hizmeti 
 (tb.) beyinzar iltihab, menenjit. 
 bir taraf ibkey ve dier taraf dbkey mercek; (fiz.) tepesi ibkey veya dbkey duran sv stunu; (anat.) menisk, oynak ayas. 
 (biyol.) det kesilmesi, ayba kesimi, menopoz. 
 aylk, ayda bir, her ay olan. 
 sofraya ait, sofrada kullanlan. 
 (o.), (biyol.) adet, ayba. 
 (o.), -viki) Rus Sosyal Demokrat Partisinde (1903-1917) Boleviklere kar olan tutucu ye.
 (biyol.) adetle ilgili, aybana ait. 
 det grmek. menstrua'tion  adet, ayba. 
 (o.) -ums, -strua) eritici madde, zc madde. 
 llebilir, llmesi mmkn; belirli bir mzik slubuna ait. 
 lye ait; lmeyle ilgili. 
 lme mesaha; hacim ve alan ile uzunluk belirlenmesinden bahseden matematik dal. 
 zihne,ait, zihni, aklla ilgili, ansal. mental age akl ya. mental arithmetic akldan yaplan hesap. mental deficiency geri zekllk. mental healing telkin yoluyle szde tedavi. mental hygiene ruh saln koruyan tedbir ve usuller. mental reservation (huk.) zihni kaytlama. mentally  akl yoluyle, aklen, zihnen. 
 zihniyet, dn, fikir durumu; zek. 
 (kim.) mantol, nane ruhundan karlan trl bir madde. mentholated  mantoll. 
  syleme; ima, ifade, zikir, anma;  zikretmek, anmak, ima etmek, lafn etmek, aza almak. honorable mention bir yarmada dl kazanmaya yaklap kazanamayan kimsenin gnln almak iin isminin zikrolunmas., mansiyon. Don't mention it Bir ey deil efendim Estafurullah. make mention of zikretmek, anmak. 
 akll ve gvenilir retmen veya klavuz. 
 yemek listesi, men. 
  miyav;  miyavlamak. 
 cennetten kovulduu farzedilen yedi eytandan ikincisi, Mefisto; kt insan, hain adam. Mephis tophe'lian, -lean  eytanca, haince. 
 yerden kan zehirleyici pis kokulu buhar; pis koku. mephitic  zehirleyici; fena kokulu. 
 ticarete ait, ticari. mercantile agency tccarlar hakknda bilgi toplayp bildiren acente, ticaret ofisi mercantile fleet ticaret filosu. mercantile marine ticaret filosu; ticaret gemileri. mercantile law ticaret hukuku. mercantile system Avrupa'da derebeyliin yklmasndan sonra balayan ve zellikle para bolluunu salayacak ihracata nem veren iktisadi sistem. mercantilism  ticaret zihniyeti, ticari anlay. 
 Felemenkli bir corafya ve harita uzmannn ad. Mercator' chart Merkator sistemine gre yaplm harita. Mercator' projection Merkator projeksiyonu 
  yalnz kr veya kar gzeten, paragz; cretli (yabanc orduda hizmet eden asker);  yabanc orduda cretli asker. mercenarily  karna dkn ekilde. mercenariness  kar dknl. 
 ing. kuma, kuma satcs. 
 pamuklu kumalar boyamaya hazrlamak iin bunlar alkaliye batrmak; parlaklk vermek suretiyle kuma ipee benzetmek, merserize etmek. mercerized  merserize. 
  ticari eya, sat eyas, emtia, mal;  alveri etmek, ticaret yapmak. 
  tacir tccar; maaza sahibi, dkknc;  ticarete ait, ticari, ticarette kullanlan. merchantman  ticaret gemisi. merchant marine ticaret filosu. merchant prince ok zengin tccar merchant tailor tccar terzi. 
 merhametli, efkatli; ac ektirmeyen. mercifully  merhametle; ac ekmeden. mercifulness  merhametlilik. 
 merhametsiz, amansz, efkatsiz, acmasz. mercilessly  merhametsizce, efkatsizce. mercilessness merhametsizlik. 
  canl; kurnaz; deiken; cva gibi, cva kullanlmasndan ileri gelen;  cval il. mercurially  canllkla; dnek tabiatla; cva vastasyle. 
 cval; (kim.) iki deerli cval. mercuric chloride akslmen. 
 merkrokrom, antiseptik bir ila. 
 (kim.) tek deerli cval. 
 Romallarn ticaret mabudu; (astr.) Merkr, Utarit; (k. h.) haberci; (kim.) cva; termometre veya barometrede bulunan cva stunu; yer fesleeni, (bot.) Mercurialis perennis. mercuryvapor lamp civa buharl lamba. 
 merhamet, inayet, ltuf; rahmet, mafiret, af; bereket; insaf. Mercy!, For mercy' sake ! Aman ! Allah akna ! at the mercy of insafna (kalm), elinde. 
 (eski) veya (iir) gl; bataklk. 
 kat(ks.)z, safi; nemsiz. merely  sadece, ancak, yalnz, sade. 
 en az olan. 
 cicili bicili, sahte gsterili, kaba ssl. 
 testere gagal rdek, (zool.) Mergus merganser. 
 karp birlemek; iine karp kaybolmak; (huk.) birlemek. 
 (huk.) bir mlk veya bir irketin bakasyle birlemesi. 
  boylam dairesi, meridyen daire; doruk, zirve;  meridyen; dorukta olan; le vaktine ait. meridian circle meridyen daire. 
  boylam dairesine ait veya benzer; gneye ait; gneyde olan;  gneyli; gney Fransal. meridionally  meridyen dorultusunda kuzey ve gney. 
 pasta zerine konan bir eit krema; beze. 
  merinos koyununa veya ynne ait;  merinos koyunu; merinos ynnden yaplan kuma; merinos yn. 
  yararlk, deer; hner, marifet; hak; mukfat; fazilet;  hak etmek, deer kazanmak, lyk olmak. merit system (A.B.D.) devlet memurluunda baarya gre atama ve terfi sistemi. on his merits deerine gre. Order of Merit ingiliz kral veya kraliesi tarafndan verilen yararlk nian. the merits (huk.) esas, davann esas. 
 hrmete layk, deerli, methedilmeye deer. meritoriously  vlecek surette. 
 Avrupa'ya mahsus kk doan, bozdoan, (zool.) Falco columbarius aesalon. 
 hnerli,ustaca masterliness  ustalk, hner. 
 belinden aas balk eklinde olan efsanevi denizkz. 
 belinden asas balk eklinde olan efsanevi deniz adamn. 
 keyif, cmb, elenti, enlik; sevin, nee. 
 en, keyifli, neeli, canl; nee verici, keyiflendirici. make merry cmb yapmak, elenmek. merrily  neeyle, merriness  nee, keyif. 
 soytar, palyao. 
 atlkarnca. 
  en, neeli;  cmb, elence. 
 ing. 1ades kemii. 
 platform gibi yass ve yanlar dik tepe. 
 kendisine uygun olmayan birisiyle evlenme. 
 Amerika Birleik Devletlerinde ve Meksika'da yetien dikensiz kakts, (bot.) Lophophora williamsii; baz sabr otlarndan elde edilen uyuturucu iki. mescal button dikensiz kaktsn uyuturucu etkisi olan kurutulmu tepesi. 
 (tb.) meskalin. 
 (o.) (tek.) madame) hanmlar. 
 (Fr.), (o.) (tek. mademoiselle) gen kzlar. 
 szlk yazar, szck anlam uzman. 
 (anat.), (zool.) barsaklar karn duvarna balayan ince zar, ince barsak as(ks.), mesenter. mesenter'ic  mesentere ait. mesenteritis  (tb.) mesenter iltihab. 
 a. ile tutmak, tuzaa drmek; ark dilerini birbirine geirmek. 
 a gz; a, ebeke; ark dilerinin birbirine girmesi; (gen.) (o.) tuzak gibi ey. in mesh birbirine girmi. meshwork  a rgs, ebeke halinde rg. 
 (argo) deli, atlak. 
 orta, vasat; (zool.) bedenin ortasna ait. 
 ondokuzuncu yzylda manyetizma ile hastalarn tedavi edilebileceklerini ileri sren bir teori; ipnoz. mesmerize  ipnotizma ile uyutmak; btn dikkatini ekmek. 
 (huk.) orta, mutavasst. 
 (biyol.) ortaderi. 
 (anat.) mideyi karnn alt duvarna balayan zar, mesogastriyum. 
 (fiz.) sv ile billur arasnda bir halde olan; adale ve kemikleri ok gelimi (insan) 
 (fiz.) elektron ile proton arasnda bir cisimcik meson. 
 (bot.) yapraklarn yumuak i dokusu, mezofil. 
 Mezopotamya. 
 (tb.) ortakulak iltihab. 
 (jeol.) mesozoik, ikinci zamana ait. 
 Kuzey Amerika'ya mahsus baklagillerden bir eit aa veya al. 
 karklk, dzensizlik, bozukluk; kark ey; kark durum, mkl veya utandrc durum; tatsz yemek; orba veya lapaya benzer yemek; daima ayn sofrada yemek yiyen kimseler, sofra arkadalar; byle arkadalarla yenen yemek. mess hall ayn kiilerin devaml olarak yemek yedikleri yer. mess kit askerlerin kulland kk sefertas. messmate  sofra arkada messy  karmakark, intizamsz; kirli, pasakl. 
 karmakark etmek; bozmak, kirletmek. mess around with (argo) uramak, ilgilenmek. mess up yzne gzne bulatrmak; kirletmek, bozmak; karmak. 
 haber, mesaj; resmi bildiri; peygamberin halka bildirdii haber. 
 haber gtren kimse, ulak; kurye. 
 Mesih, isa; kurtarc. 
 Mesih'e ait, Mesihi; kendisini kurtarc sayan. 
 (Fr.), (o.) (tek.) monsieur) efendiler, baylar (ks.) Messrs.) 
 (huk.) mesken; m temilat ile beraber mesken. 
 metis, melez, krma, iki ayr rktan gelen insan . 
(bak.) meet, meta (nek) deimi. 
 (biyol.) metabolizma metabol'ic  metabolik. 
 (anat.) el tara metacarpal  el tarana ait. 
 (fiz.) akn merkez, denk merkezi. 
 (astr.) kinatn tm. 
 resmi surette lme veya tartma; lme creti. 
 maden; madde; tynet, tabiat; iirilmeye ve dklmeye hazr erimi cam; ing. yol yapmak iin kullanlan krk ta. test someones metal bir kimsenin cesaretini ve atakln denemek. metallist  madenci, maden uzman. metalize  maden haline koymak; maden zelliini vermek. 
 madeni, madene benzer, madenden yaplm; maden hsl eden . 
 madeni; maden tuzu ile dolu. 
 metalografi. 
  maden olmayan fakat madene benzer basit cisim;  madene benzer. 
 birtakm sinir hastalklarnn maden tuzlar ile tedavi usul. 
 metalurji metallur'gic(al)  metalurjiye ait. metallurgist  metalurji uzman. 
 madeni eyalar; maden ii . 
 bakalaan, bakalam geiren. metamorphism  bakalam, bakalama. 
 bakalatrmak; bakalamak. 
(o.) -ses)  ekil deiimi; tamamen deime (gaye, durum, benlik); deien ey veya kimse; (biyol.) bakalam, bakalama; (tb.) dokularda oluan anormal deime. 
 mecaz. mixed metaphor birbirine uymayan mecazlarn bir araya getirilmesi. metaphor'ic(al)  mecazi. metaphorically  mecazen. 
  aynen tercme kelimesi kelimesine tercme;  aynen tercme etmek; metni deitirmek. 
 metafizik, fizik tesi. metaphysical  metafizie ait. metaphysically  metafizik ynnden. 
 (biyol.) hcrede bulunan ya ve karbonhidrat gibi cansz maddeler, metaplazma; (gram.) hece veya harfler yoluyle kelimenin deitirilmesi. 
 (tb.) hastaln bir uzuvdan dierine yaylmas, metastaz; deime; bedende bir organa ait vazifenin dier organa intikali. 
 (anat.) ayak tara. metatarsal  ayak tarana ait. 
 (gram.) bir kelimede harf veya seslerin yer deitirmesi; (kim.) ift dekompozisyon; artlarn tersine dnmesi. 
 out ile lp vermek veya taksim etmek. 
 ruhun bir vcuttan dierine geii. 
 akanyldz, meteorta ahap, aan, ama, gkta. meteorite  yere den meteorta. meteor shower meteorta yamuru. 
 meteortana ait; meteortana benzer; parlak, gz kamatrc, ok sratli; havaya ait, hava olaylarna bal. 
 meteorolojik olaylar kaydeden alet. 
 atmosfere girince meteorta olan gkcismi. 
 meteoroloji; belirli bir yerin hava artlar. meteorolog'ic(al)  meteorolojik. meteorol'ogist  meteoroloji bilgini. 
  saya, saat;  saat ile lmek. gasmeter havagaz sayac. water meter su sayac. 
 iir vezni, l; mzik ls. 
 metre . 
 metan. 
 metil alkol, metanol. 
 bal likr. 
 (methought) (eski), (iir) zannederim, galiba. 
 yntem, usul, metot; yol, tarz; dzen, nizam. 
 nizaml, muntazam, dzenli, yntemli; sistemli. methodically  dzenli olarak. 
 Metodist, bir Protestan mezhebi yesi. 
 usule uydurmak, intizam vermek. 
 metodoloji, yntembilim. 
 ok yal adam. 
 (kim.) metil methylalcohol (kim.) metil alkol. 
 ok titiz, ok dik katli, kl krk yaran. meticulos'ity, meticulousness  titizlik, kl krk yarma. meticulously  kl krk yararak. 
 meslek, i, meguliyet 
 kon. san. bir eyi belirli bir zellii ile isimlendirme usul: good food. iin a good table. metonym'ic(al)  bu usule ait. 
 (mim.) dorik mimarisinde. aty tayan stun stndeki kabartmal drt ke ta. 
 metreye ait, metreye gre; metre sistemini kullanan; iir veznine ait, ll. metric system metre sistemi. go metric metre sistemini uygulamak. metrically  lyle; metre sistemine gre. 
 metre sistemine dntrmek. 
 ing. metro. 
 ller ve tartlar bilgisi veya sistemi. metrolog'ical  bu sisteme ait. 
 (mz.) metronom. 
 (sosyol.) anasanl, soyadn ana tarafndan alan. 
 baehir, bakent; byk ehir. 
  baehre ait; bapiskoposa ait;  metropolit; baehirde oturan kimse. 
 huy, tutum ve gidi; evk, hrs, hararet. on one' mettle elinden gelen en iyi ii yapmaya hazr. mettlesome  canl, ateli. 
(ks.) Middle East Technical University Orta Dou Teknik niversitesi, (abb.) ODT. 
  atmaca kafesi;  "up" ile kafese koymak. mews  ing. ahrdan bozma evleri olan dar sokak. 
  miyavlamak;  kedi miyavlamas; miyavlama taklidi. 
 mart, (zool.) Larus canus. 
 bebek gibi zayf sesle alamak. 
(ks.) Mexico. 
 Meksika. Mexico City Meksiko. Mexican   Meksikal. 
mezeryon, kokulu mor iek veren bir al, (bot.) Daphne mezereum. 
 asma kat; ara kat; (tiyatro) birinci balkon. 
 orta; yarm. mezzo forte orta derecede kuvvetli (ses) mezzo piano orta derecede yumuak (ses) mezzorelievo  yarm kabartma heykel. mezzosoprano  soprano ile alto arasndaki ses. 
  bir eit bakr veya elik klie;  byle klie ile resim basmak. 
(ks.) mezzo forte.
(ks.) manufacturing.
(ks.) manufacturer.
(ks.) Manager, Monseigneur. 
 (elek.) iletkenlik birimi. 
 (mz.) mi notas, gamn nc notas. 
(bak.) meow. 
 (o.) -mas, -mata) havaya yaylan ufak zararl maddecikler veya mikroplar; byle mikroplu hava; eskiden bu havadan geldii dnlen stma; pis ve zehirli hava. miasmal, miasmat'ic  mikroplu, zehirli, tehlikeli. 
 mika, evrenpulu. mica schist mika ta. micaceous  mikams; mikah; mikaya ait. 
(bak.) mouse. 
 (kim.) misel. 
 ba meleklerden biri, Mikail; bir erkek ismi. 
 Mikelanj. 
(A.B.D.), (argo) iine gizlice uyuturucu ila katlm iki. 
Miki Fare; (A.B.D.), (argo) hava cva ey; karlk durum; ok kolay ders; basit, kolay, nemsiz. 
  isko. ok byk;  ok miktar. 
  miniden daha ksa (giysi) 
(nek) kk.
 (kim.) ok ufak miktarlann tahlili. 
 mikrop. 
 (tb.) ufak kafal, kafas normalden kk, mikrosefal. 
 mikrokimya, ufak miktarlarla ilgilenen kimya. 
 kopyas fotorafla alnm kk nsha; ok kltlerek fotorafla alnm kopya. 
 kk dnya; kk evren olmak sfatyle insan; kk bir dnyay temsil eden grup veya toplum. 
 mikrofilm . 
 ok ufak yaz veya resim yapmaya mahsus bir alet; mikroskopta grld hali ile resim. 
 fazla devirli plaklarda gayet ince izgi. 
 mikrometre. 
 (o.) -cra) bir milimetrenin binde biri, mikron. 
 Mikronezya. 
 (biyol.) mikroorganizma, mikrop. 
 mikrofon. microphon'ic  mikrofona ait. 
 mikroskop kullanma teknii; mikroskopla tetkik. microscopist  mikroskop kullanan kimse. 
 (bot.) mikrospor, pek ufak tohum. 
 mikroskopla muayene iin ince dilimler kesme aleti. 
 mikroskopla muayene iin ince dilimler kesme . 
 (elek.) voltun milyonda biri, mikrovolt. 
 ok (ks.)a dalga, bin ile otuz bin megahertz arasnda titreimi olan elektromanyetik dalga. 
 su dkmek, iemek. micturi'tion  (tb.) (sk sk) su dkme hastal. 
 orta, ortadaki. 
(ks.) middle. 
(iir), (edat) arasnda 
(nek) orta, ortadaki. 
 havadaki. 
 beynin orta (ks.)m. 
 orta yol, itidal yolu. 
 le vakti. 
 ing., (leh.) mezbele, gbrelik, p yn. kitchen midden (antro.) iinde insan ve hayvan kemikleri ile ta aletler bulunan tarihncesinden kalma p yn. 
  orta, vasat; ortadaki, aradaki;  orta yer, orta. middle age orta ya. Middle Ages ortaa. middle C (mz.) do. middle class orta snf, burjuva. middle ear ortakulak. Middle East Orta Dou. Middle Kingdom eski bir Msr krall (M.. 2400-1580); eski in imparatorluu. Middle West (A.B.D.)'nin orta blgesi. 
 orta yal. 
  (k. dili) az kltrl, sradan zevkleri olan (kimse) 
 orta tabakadan, burjuva olan. 
 komisyoncu, telll. 
 en ortadaki. 
 lml bir yol veya politika gden, lml. 
  snfl okullarda orta snfta olan renci. 
 orta boy. 
 orta siklette boksr veya grei. 
  orta, iyice; orta taba kaya mahsus;  (k. dili) orta halde, yle byle. middlings  (o.) orta kalitede mahsul, borsada fiyat ayarlamasna esas olan ve liflerinin uzunluu orta derecede pamuk. 
 (k. dili) deniz yarsubay; bahriyeli ceketi biiminde bluz. 
 titrersinek, (zool.) Chironomus plumosa; ufak yapl yaratk.
  cce, ok ufak yapl kimse;  mini. 
  midi, baldra kadar inen (giysi) 
 ucu orta eiklikte olan golf sopas. 
  memleketin i ksmnda bulunan; ingiltere ortasnda bulunan eyaletlere mahsus; kara ile evrili;  bir memleketin i ksm; (o.), (b. h.) ingilterenin i eyaletleri. 
 en orta yerdeki, tam ortadaki; orta yere yakn. 
 gece yars. midnight sun kutuplar civarnda gece yars gnei. burn the midnight oil gece ge vakte kadar almak. 
 orta, gbek, orta yer. 
 (o.) Midrashim) Eski Ahidin Arami diliyle yazlan tefsirleri. 
 (bot.) yapran orta damar. 
 gsle karn arasndaki (ks.)m; (anat.) diyafram, gs ile karn ayran zar. 
 (den.) geminin ortasnda olan. midships  (o.), (den.) geminin orta (ks.)mlar. midshipman  deniz yarsubay. 
 (edat) orta, orta yer; (edat) ortasnda. in our midst aramzda. in the midst of ortasnda, arasnda. 
 nehrin orta yeri. 
 yaz ortas; yaz dnm. Midsummer Daying 24 haziran. 
 smestr ortas; (A.B.D.) smestr ortasnda yaplan snav. 
 ehir merkezi. 
   bir fuarda panayra mahsus (ks.)m;  yar yolda olan;  yar yolda. 
 hafta ortas. 
 (A.B.D.)'nin orta blgesi. 
(o.) wives  ebe. 
 k ortas, karak. 
  sene ortasndaki;  (A.B.D.) sene ortasnda yaplan imtihan. 
 surat, ehre; eda, tavr, grn, hava. 
  (k. dili) manasz kavga, ekime; ksme, darlma;  darltmak, kstrmek. miffed  kskn, dargn. 
 (A.B.D.), (leh.) bilye, zpzp, misket. 
 kabiliyet, kudret, kuvvet, g, zor. with might and main var kuvvetle, elden geldii kadar. 
(bak.) may. 
 kudretle, kuvvetle, byk bir gle; ok fazla. 
  kuvvetli, kudretli, gl, zorlu; byk; fevkalade;  (k. dili) pek ok. mightiness  gllk. 
 minyon, kk ve zarif. 
 muhabbetiei, (bot.) Reseda odorata. 
 (tb.) migren, yarm baars. 
 g etmek, hicret etmek. migrent  gmen, muhacir. migration  g, hicret, muhaceret, gmenlik. mi'gratory  gebe; gc; gle ilgili. 
 Japon imparatoru, mikado. 
 (k. dili) mikrofon. 
(ks.) military. 
 bir pusun binde biri olan tel kalnl ls, 0,00254 cm. 
 mil hesab ile mesafe; mil bana verilen cret; yk vagonlar iin mil hesab ile verilen kira; (A.B.D.), (k. dili) imdiye ve gelecee ait deer veya yarar. 
 ingiliz aslzadesi kadn (bu tabir Fransa'da kullanlr); k giyimli kadn . 
(bak.) mileage. 
 st veren, samal. milch cow samal inek. 
 kibar, nazik; yumuak, zarif; lml; hafif. mildly  kibarca; biraz. mildness  nezaket; lmllk. 
  kf; bitkiler zerinde yetien ok zararl kf;  kflendirmek; kflenmek, kf balamak. mildewy  kfl. 
 mil, 1609,35 metrelik uzunluk l birimi. milepost  yol zerinde mil iareti olan direk. milestone  kilometre ta; nemli bir olay, dnm noktas. geographical mile, nautical mile corafya veya deniz mili, 1852 metrelik mesafe ls. ton mile mil bana bir ton (tama hesab ls) 
 bir millik kou iin eitilmi yar at veya koucu. 
 civanperemi, (bot.) Achillea millefolium. 
 dar tanelerine benzer; (tb.) dar tanelerine benzer sivilce veya lekeleri olan (hastalk) 
 muhit, evre. 
  saldrgan, atak; azimkar, faal; kavgac, militan. militancy  saldrganlk; azimkarlk. militantly  saldrganca. 
 askerlik ruhu, asker zihniyeti; sava siyaset, militarizm; askeri stnlk. militarist  militarizm taraftar. militariza'tion  askeriletirme. mil- itarize  askeriletirmek. 
  askeri; askerlie veya savaa ait; ordu veya silhl kuvvetler tarafndan yaplan;  "the" ile silhl kuvvetler, ordu. military law askeri hukuk. military police askeri inzibat tekilt; inzibat eri, (ks.) MP As. z. militarily  askeri bakmdan. 
 tesir etmek, ar basmak. militate against aleyhine etkilemek. militate in favor of lehine etkilemek. 
 milis; (A.B.D.) yedek askerler militiaman  yedek er. 
 st. milk fever (tb.) lousa kadnlarda stn gelii ile meydana gelen hafif ate. milk leg filibit. milk of human kindness insann tabii efkati. milk of magnesia ngiliz tuzu karm, bir eit mshil. milk run (argo) tehlikesiz uu (bomba uaklar), mutat uu. milk shake dondurma ve urupla kantrlp alkalanm st. milk snake kemirgenlerle beslenen zehirsiz bir ylan, (zool.) Lampropeltis doliata. milksugar laktoz. milk teeth st dileri. milk vein (anat.) st damar. 
 stn samak; (bir kimseden) almak, ekmek; faydalanmak, ktye kullanmak. 
 tatsz ve tesirsiz (ey veya kimse) 
 st saan kimse veya ara; samal hayvan. 
 st kz. 
 st. 
 zayf ve korkak tabiatl adam. 
 stms zsuyu ve tohumlarnda ipek gibi tydemetleri olan bir bitki, (bot.) Asclepias. 
 st gibi beyaz. 
 stotu, (bot.) Polygala vulgaris. 
 st gibi, ste benzer; stl; uysal, yumuak. Milky Way (astr.) samanyolu, samanurusu, haclaryolu. milkiness  st gibi olma; ar uysallk, yumuak huyluluk. 
 deirmende tmek, ekmek; deirmenden geirmek; (parann kenarn) di di yapmak; dvp kprtmek (ikolata v.b.); koyun srs gibi birbirine sokularak bir merkez etrafnda dnmek. 
 deirmen; el deirmeni; fabrika, imalthane; makina tertibat; mengene, cendere. mill hand fabrika iisi. mill stream deirmeni dndren akarsu. mill wheel deirmen ark veya dolab. food mill mama mengenesi, meyva presi. go through the mill byk zorluklar atlatmak; tecrbe sahibi olmak. 
 dolarn binde biri, sentin onda biri. 
 kitap ciltlerinin yapmnda kullanlan kaln karton. 
 deirmen baraj. 
 ekilmi, tlm; ilenmi; entikli, oluklu, trtll, trtkl. 
  bininci, bin yla ait; kyametten evvel bar ve selmetin hkm srecei farzolunan bin yllk devreye ait;  bu devrin geleceine inanan kimse. millenarianism  bin yllk bar ve selmet devresine inan. 
  bin yla ait; bin yllk devreye ait;  bin ylllk devre; bu devrin geleceine inanan kimse. 
 bin yllk devre; kyametten evvel bar ve selmetin hkm srecei farzolunan bin yllk devre; bininci yldnm; mutluluk devresi. millennial  bin yllk devreye ait. 
(bak.) millipede. 
 (zool.) denizdanteli. 
 deirmenci; deirmen makinas; (zool.) pervane. 
  binde bir, binde bire ait;  binde bir. 
 akdar, (bot.) Panicum miliaceum. 
(nek) binde bir.
 (ng.) milyar, bin milyon. 
 mile ait, bir mil gsteren. 
 miligram. 
 mililitre. 
 milimetre. 
 bir milimetrenin milyonda biri. 
 kadn apkacs. millinery  kadn apkalar; kadn apkacl. 
 deirmencilik; madeni parann kenanndaki trtllar. milling machine freze makinas. 
  milyon; sonsuz byk say;  bir milyondan ibaret; pek ok. the million ahali, halk. millionth   milyonda bir, milyonuncu. 
 milyoner, milyon sahibi. 
 krkayak. 
 deirmen havuzu. 
 suyu deirmen arkna nakleden kanal, deirmen deresi. 
 deirmen ta; engel, yk. 
deirmen yapan veya tamir eden adam, deirmenci. 
 ngiliz asilzadesi (bu tabir Fransa'da kullanlr) 
 ekingen kimse, korkak adam, smsk adam. 
  erkek baln menisi;  bununla balk yumurtalarn alamak. 
 reme mevsiminde erkek balk. 
  pandomimci; pandomima; eski zamann taklitilik komedyas; takliti komedyen;  taklidini yapmak; mimik ve hareketlerle rol oynamak. 
  bir eit balmumlu ktla ileyen teksir makinas;  bu makina ile teksir etmek. 
 benzetme, taklit; (biyol.) benzeme, renk ve biimine girme. 
 taklide ait, taklit kabilinden, takliti. 
   taklit eden;  takliti; taklit;  taklidini yapmak; taklit etmek, kopya etmek; (zool.) benzemek. mimicry  taklitilik; (biyol.) benzeme, renk ve biimine girme. 
 mimoza, kstmotu, (bot.) Mimosa pudica. 
 eski Asya ve Yunan arl (bir kilo civarnda); eski Asya ve Yunan para miktar. 
 tehdit eden, korkun. 
 iddetle tenkit eden; tlb birden gelen (hastalk) 
 minare. 
 tehditkar, korkutucu. 
  kymak, ince ince doramak; ufaltmak, kk veya ehemmiyetsiz gstermek; nezaketle konumak; vakarl eda taknarak (ks.)a admlarla dimdik yrmek;  (ng.) kyma. mince pie zml ve baharl elma ile yaplm tart. make mincemeat of parampara etmek. without mincing matters dobra dobra, saknmadan, aka. mincing  yapmack tavrl, tkrldm. mincingly  yapmack eda taknarak. 
 tart. iine doldurulan ince kylm elma, kuru zm ve baharat karm. 
 bakmak, dikkat etmek; megul olmak; ehemmiyet vermek; kayg ekmek, endie etmek; boyun emek, itaat etmek; saymak; dikkatli olmak; kar kmak, itiraz etmek; mahzurlu grmek; (leh.) hatrlamak. Mind you Bak, dinle. Mind you do it Mutlaka yap. Mind your p' and q' Sz ve hareketlerine dikkat et. Mind your step nne (bak.), sakn dme. if you dont mind bir mahzuru yoksa, msaade ederseniz. Never mind Zarar yok. 
 akl, zihin, dima, kafa; hatr, hafza kuvveti; fikir, dnce; zeka, idrak; istek, murat, arzu, meram; uur; stn insan. mind' eye muhayyile. mind reading bakasnn zihnindekini anlama. be of one mind hemfikir olmak. blow one' mind esrar etkisiyle kendinden gemek; akna evirmek, deli etmek. call to mind hatrlamak, hatrlatmak. change one' mind caymak, fikrini deitirmek. give someone a piece of ones mind birini azarlamak. have a mind to niyet etmek, kurmak. have in mind hatrnda olmak; niyetinde olmak. in his right mind akl banda know one' own mind kendi fikrini bilmek, ne istediini bilmek... make up ones mind karar vermek. of unsound mind akli dengesi bozuk. on one' mind aklnda out of one' mind deli, kak; unutulmu. presence of mind tehlike zamannda ie yarayan abuk dn ve soukkanllk. set one' mind on ok arzu etmek, kafasna koymak. speak one' mind dndn aka sylemek. state of mind ruh durumu. time out of mind tedenberi, eskiden beri. 
 Mindanao adas. 
 (argo) sanr uyandran uyuturucu madde; bu maddeyi kullanan kimse; artc ey; bakalarnn akln elen kimse. 
 (argo) sanr uyandran; zihni bulandran; artc; bunaltc. 
  (argo) sanr uyandrc; ldrtc;  sanrlama. 
 grl, fikirli, niyetli; istekli grnen, gnl yatm. 
 grm younlatran veya deistiren. 
 dnceli, unutmaz, hatrlar. 
 aklsz, dikkatsiz; aklszca yaplan. 
 maden, maden oca; lam; hazine, memba; (ask.) mayn, sabit torpil. mine detector mayn detektr. 
 kazp karmak (kmr, maden); yeraltnda (lam veya yol) kazmak; aratrp bulmak; sinsice bozmak; maden iletmek; tnel kazmak; (ask.) mayn dkmek. 
(iyelik zam.) benim; benimki. a friend of mine bir dostum. It' mine Benimdir. 
 mayn tarlas. 
 mayn dken gemi, a deme gemisi. 
 madenci, maden iisi; mayn dkc asker; lam kazan asker; trtllar yaprak kemiren zararl bir bcek. sappers and miners askeri mhendisler, lamclar. 
  madensel, madeni; madenli, mineral;  maden, mineral; maden filizi; madensel madde; (o.), ing., (k. dili) sodal iecekler mineral. kingdom madenler snf. mineral oil madeni ya . mineral water maden suyu. mineral wool amyant, ak asbest. 
 mineralletirmek; talatrmak; mineralle kaplatmak; mineraller zerinde almak. mineraliza'tion  madenletirme. mineralizer  bir madenle birleince maden filizi husule getiren madde; kayalann yeniden kristallemesini hzlandran madde. 
 madenler ilmi, mineraloji; mineraloji elkitab. mineralog'ical  maden ilmine ait. mineralogist  madenler ilmi uzman. 
 (eski) Romallarn akl ve hikmet tanras, Minerva. 
 et ve sebze kark koyu bir italyan orbas. 
 mayn tarama gemisi. 
 katp kartrmak; birbirine kartrmak; katmak; karmak, kartrmak; katlmak. 
  mini giysi; ing. ufak araba;  mini; ok ufak mini (nek) ksa, kk. 
   minyatur; (eski) elyazs kitaplarda resim veya tezhipli yaz;  minyatr halinde, ok ufak yaplm;  minyatr halinde resmetmek. miniature camera 35 m.m.'lik veya daha dar bir film kullanan fotoraf makinas. in miniature ufak boyda yaplm. miniaturist  minyatrc. 
 bir eyin daha kn icat etmek veya yapmak. 
 (A.B.D.) kk motosiklet. 
 minibs. 
 kltmek; nemini azaltmak. 
 bir santimetre kpn yzde alts deerinde sv ls; ing., (mz.) yarm nota. 
 en az, en aa, asgari minimal art biim ve renk gibi unsurlar en basit veya temel elerine indirgeyen bir sanat ekli. 
 mmkn olduu kadar azaltmak veya ufaltmak; nemsememek, nemsiz gstermek. 
 (o.) -ma, -mums)  en az miktar; en ufak derece; (mat.) minimum deer;  asgari, minimum, en az, en kk, en aa. minimum thermometer belirli bir zaman iinde en ufak s derecesini kaydeden termometre. minimum wage asgari cret. 
 madencilik; maden kazma; (ask.) mayn dkme. 
 dalkavuk; buyruk altmda olan biri; yedi puntoluk matbaa harfi. 
 mini etek. 
 papaz, vaiz; bakan, devlet vekili; orta eli. minister plenipo tentiarv orta eli. 
 bakmak, yardm etmek, hizmet etmek. 
 bakanlk veya orta elilik grevine ait; papaz veya vaizin grevine ait; yneticilie ait; zorunlu. 
 hizmet, grevi yerine getirme; yardm. min'istrant  hizmet eden kimse, yardm eden kimse . 
 vaizlik, papazlk; papazlar; bakanlk, veklet; hizmet, yardm. Ministry of Agriculture Tarm Bakanl. Ministry of Commerce Ticaret Bakanl. Ministry of Communications Ulatrma Bakanl. Ministry of Customs and Monopolies Gmrk ve Tekel Bakanl. Ministry of Defense Milli Savunma Bakanl. Ministry of Development and Housing imar ve iskn Bakanl. Ministry of Education Milli Eitim Bakanl. Ministry of Energy and Natural Resources Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanl. Ministry of Finance Maliye Bakanl. Ministry of Foreign Affairs Dileri Bakanl. Ministry of Forestry Orman Bakanl. Ministry of Health Salk ve Sosyal Yardm Bakanl. Ministry of Industry and Technology Sanayi ve Teknoloji Bakanl. Ministry of the Interior iileri Bakanl. Ministry of Justice Adalet Bakanl. Ministry of Labor alma Bakanl. Ministry of Public Works Bayndrlk Bakanl. Ministry of Tourism Turizm ve Tantma Bakanl. Ministry of Village Affairs Ky ileri Bakanl. Ministry of Youth and Sports Genlik ve Spor Bakanl.
 vermilyon, pek parlak bir krmz renk; krmz kurun tuzu. 
 ortaada resmi elbiselere ss olarak taklan beyaz krk. 
 Amerika vizonu, (zool.) Mustela vison. 
 ortaa Almanya'snda lirik air ve ak. 
 golyan bal, (zool.) Phoxinus phoxinus; kk balk. 
 Girit'te eski Minos medeniyetine ait (M 3000-1100) 
   kk; ikinci derecede olan, nemi az; rtn ispat etmemi; (mz.) yarm derece. pest sese ait: (man.) kck; (A.B.D.) niversitede ikinci brana ait; aznla ait;  rtn ispat etmemi kimse; (A.B.D.) niversitede ikinci bran, yardmc sertifika; (mz.) minor; (man.) kk nerme; (A.B.D.), (spor) ikinci lig;  "in" ile (A.B.D.) niversitede ikinci bran olarak almak. minor key minor anahtar. minor league (A.B.D.), (spor) ikinci lig. minor mode (mz.) minr dizi. minor premise (man.) kk nerme. minor term (man.) kk terim. 
 aznlk; reit olmama. 
 (Yu.) (mit.) Girit'te yaad zannedilen ve insan etiyle beslenen yar insan yar boa eklinde bir canavar. 
 ing. manastr kilisesi; byk kilise, katedral. 
 ortaada halk airi, ak; eskiden yz siyaha boyanm olarak zencilere mahsus arklar okuyan ve soytarlk eden oyuncu; (iir) ozan, ak, air. 
 saz airlii, aklk; lirik iir veya baladlar; saz airleri topluluu. 
 darphane, para baslan resmi yer; byk mebla (zellikle para) mint mark paralara konan darphanenin veya darphane mdrnn markas. mintmaster  darphane mdr. 
 para basmak; icat etmek, uydurmak. 
 nane, (bot.) Mentha. mint julep naneli ve buzlu viski. mint sauce kuzu eti yannda yenen naneli sos. water mint su yarpuzu, (bot.) Mentha aquatica. wild mint yarpuz, (bot.) Mentha pulegium. 
 darbedilen para; para basma creti; paraya baslan damga. 
 (mat.) kendisinden baka bir say karlan rakkam, eksilen.
  tempolu ar ve eski bir dans; bu dansn mzii; menet. 
 (mat.) eksi, naks; (k. dili) sfr, hi. a minus quantity sfrdan aa miktar; menfi miktar. minus seven degrees Centigrade nak yedi, sfrn altnda yedi derece. minus sign eksi iareti. 
(edat) eksi,karsa. He is minus his hat apkas yok apkaszdr. Three minus one equals two ten bir karsa iki kalr. 
  kk harf, minskl; kk harfli el yazs;  kk harfle yazl; kk, ufack, nemsiz. 
 ok ufak; nemsiz; dakik, ok ince. minutely  dikkatle, ihtimamla, inceden inceye. minuteness  ok kk olma. 
 dakika; (geom.) bir derecenin altmta biri, dakika; an, lahza; (o.) zabt, zabtname, rapor, tutanak. minute book zabt defteri, tutanak. official minute book kararname defteri. minute hand saat yel kovan, dakikay gsteren kol. minute mark dakika iareti; derecenin altmta birini gsteren iaret (') minute steak abuk pien ince biftek. minute wheel saat yelkovann hareket ettiren ark. 
 not veya zabt tutmak; saat tutmak. 
 (A.B.D.), tar. her an savaa hazr gnll asker; yeraltnda saklanan ktalararas roket. 
 (o.) (tek minutia) nemsiz ayrntlar. 
 civelek kz. 
 (jeol.) Miyosen. 
(Lat.) Hayret! 
 mucize, harika, keramet. miracle play ortaaa mahsus dini piyes. 
 mucize kabilinden, harikulade, hayret verici, garip; doast; mucize yaratan. miraculously  mucize eseri olarak. miraculousness  mucize ka bilinden olu. 
 serap, lgm, yalgn. 
 amur, batak; kir, pislik. 
 amura batrmak; amurla kirletmek, amura bulatrmak; amura batmak. mire down yarda kalmak, baarszla uramak. 
  ayna;  ayna gibi gstermek, aksetmek. mirror writing aynada grldg gibi ters yaz. 
 enlik, cmb mirthful  en, sevinli, neeli mirthless  neesiz. 
 amurlu, batak; kirli, pis. miriness  amurluluk . 
 (Far.) mirza,(bey unvan),prens. 
(nek) yanl, kt, hatal. 
 kaza, bel, talihsizlik, felket. 
 yanl t veya bilgi vermek. 
 uygunsuz izdiva, yanl evlilik; uygunsuz bir birlik. 
 uygunsuzca birlemek. 
, misanthropist  insanlardan nefret eden veya insanlara gvenmeyen kimse; insanlardan kaan kimse, merdmgiriz kimse. misan- throp'ic  insandan nefret eden; merdmgiriz. misan'thropy  insanlardan kama veya nefret etme. 
 yanl tatbik etmek veya istimal etmek, yerinde kullanmamak. 
 yanl anlamak. misapprehension  yanl anlama. 
 haksz olarak almak veya kullanmak, emanete hyanet etmek, almak. misappropria'tion  emanete hyanet, emniyeti suiistimal. 
 pi, veledi zina. 
 yaramazlk etmek; fena hareket etmek. misbehavior  fena hareket; yaramazlk. 
 itikat etmemek, inan mamak, kfir olmak. misbelief  kfr, umumun kabul ettiine aykr itikat, yanl kanaat. misbeliever  kafir 
(ks.) miscellaneous, miscellany. 
 yanl hesap etmek. miscalcula'tion  yanl hesaplama. 
 yanl isim vermek; (spor) yanl karar vermek (hakem); Ing., (leh.) svp saymak. 
 ocuk drme, dk; iin boa kmas, iin ters gitmesi, baarszlk; yanl yere sevketme. miscarriage of justice adli hata. 
 baaramamak; boa kmak, ters gitmek; ocuk drmek; yanl yere gtrlmek. 
 tiyatroda yanl rol vermek. 
 rklarn ve bilhassa beyazlarla siyahlarn melezlemesi. 
 muhtelif, eitli, kark, ok ynl. 
 derleme. 
 talihsizlik, kaza. 
 yaramazlk; haylazlk; haylazca hareket veya tavr; haylaz kimse; zarar, ziyan, hasar; zararl ey; (k. dili) eytan. mis chiefmaker  kavga -karan veya fitnecilik eden kimse. get into mischief yaramazlk etmek. keep out of mischief yaramazlktan kanmak. 
 yaramaz, haylaz; zarar verici. mischievously  yaramazca; zarar vermek niyetiyle; zarar verecek ekilde. 
 (chose, chosen) yanl semek. 
 kartrlabilir. 
 yanl kavramak. misconception  yanl kavrama; yanl kavram. labor under a misconception yanl kanalda olmak. 
 kt davran; zina; suiistimal; kt idare. 
 kt idare etmek. misconduct oneself ahlkseca davranmak. 
 yanl anlama, yanl yorumlama, yanl mana verme. 
 yanl yorumlamak, yanl anlamak, ters mana vermek. 
  yanl saymak, yanl hesap etmek;  yanl hesap. 
  ktlk kimse, habis kimse;  zalim, gaddar, vicdansz; (eski) imansz. 
 yanl yaratmak. 
  bilardoda bileyi isteka ile yanll vurma; (k. dili) yanl, aknlk veya dalgnlk eseri olan hata;  (tiyatro) konumada hata yapmak. 
 yanl tarih koymak. 
 (-dealt)  iskambil ktlarnn yanl datmak;  yanl datma. 
 kt ve ahlakszca hareket, ktlk. 
 (iir) yanl hkm vermek. 
 kt davranmak. misdemeanant  kabahat ilemi kimse, kt hareketinden dolay sulanan kimse; sulu kimse. misdemeanor  hafif su; kt davran. 
 yanl salk vermek, yanl yola sevketmek, yanltmak, yanl yol gstermek, yanl tarif etmek. misdirection  yanl salk verme, yanltma. 
 yanl yapmak; ktlk yapmak misdoer  ktlk yapan kimse. mis doing  kt hareket. 
  (eski) phe etmek; korkmak;  phe; korku. 
 ktye kullanmak, suiistimal etmek. 
(Fr.) mizansen. 
 cimri kimse, pinti kimse. 
 sefil, pek fakir; dertli, bedbaht, perian; mutsuz; acnacak halde; zavall; (k. dili) hasta; sefalet getiren; sfli, aalk, pek kt; utanmaz. miserably  pek fena. 
 (Lat.) Mezmurlar kitabnda 51'inci Mezmur (Latince metin de bu kelime ile balar); bu Mezmurun bestesi. 
 ortaada yaral ovalyeyi azaptan kurtarmak iin son darbenin vurulduu haner; manastrda oru gibi bir vecibeden affedilme; manastrda byle affedilenlere mahsus oda; kilisede ayakta ilhi soyleyenlerin dayand kk knt. 
 (Lat.) merhamet. 
 cimri, hasis, pinti. miserliness  cimrilik, pintilik. 
 dert, strap, ac; sefalet; bedbahtlk; (leh.) eziyet. 
 (huk.) yolsuzluk, ktye kullanma, kanunsuzluk, kusurlu hareket. 
  ate almamak (tfek veya torpil); hedefe isabet ettirememek;ate almama. 
 uygun gelmeyi; iyi uymayan ey; uyumsuz kimse, evresine uymayan kimse. 
 talihsizlik; bedbahtlk; kaza, bel, felket. 
 (gen.),(o.) phe, kuku, kuruntu; korku. 
 kt idare etmek. misgovernment  kt idare. 
 yanl yola sevketmek, yanl salk vermek; azdrmak,batan karmak. misguidance  yanl yola sevketme. 
 kt kullanmak, kt idare etmek. 
 aksilik, talihsizlik. 
 karmakarklk. 
 yanl bilgi vermek, yanl anlatmak. misinforma'tion  yanl bilgi. 
 yanl yorumlamak, yanl mana vermek, yanl anlamak. misinterpreta,tion  yanl yorum. 
 yanl hkm vermek; yanl anlamak; yanl fikir edinmek. 
 . (laid) yanl yere koymak, kaybetmek. 
 (led) yanl yola sevketmek, yanl yoldan gtrmek; yanl fikir vermek, aldatmak. 
 beenmemek, holanmamak. 
 kt idare etmek, idare edememek. mismanagement  kt idare. 
uygunsuz ve mutsuz evlilik. 
bir birine iyi uymamak; uygunsuz birleme, uymama. 
yanl isim vermek. 
yanl isim, isimde hata; yanl isim kullanma. 
evlilikten nefret. misogamist evlilikten nefret eden kimse. 
kadndan nefret eden kimse, kadn dman.misogynous kadndan nefret eden. 
(psik.) yenilik korkusu, deiiklik korkusu.
yanl yere koymak. misplace one' confidence yanl kimseye gvenmek.misplacement yanl yere koyma. 
yanl oyun, hatal oyun .
yanl basmak; bask hatas. 
(huk.)vazifeyi suiistimal; bir crme gz yumma suu; yanl, hata. 
yanl telaffuz etmek. 
yanl telaffuz. 
yanl aktarmak, birinin szn yanl tekrarlamak.misquota'tion yanl aktarma. 
(read) yanl okumak, yanl yorumlamak. 
 yanl saymak, yanl hesap etmek. 
 yanl hatrlamak. 
 yanl ve ya yalan yere anlatmak; kt temsil etmek. misrepresenta'tion  yalan. 
  kt idare etmek;  kt hkmet, kt ynetim; karklk. 
 vuramamak, vurmamak, isabet ettirememek veya etmemek; bulamamak, karmak, yanllkla atlamak, ele geirememek; zlemek, yokluunu hissetmek, aramak. miss fire ate almamak. miss out atlamak, grmemek; gidememek, karmak. miss the point meseleyi kavramamak. He just missed being run over ezilmekten zor kurtuldu. 
 nian vuramay, isabet ettire meyi; baarszlk. A miss is as good as a mile Frsat kardlktan sonra, iyi mi, kt m olduu farketmez. 
 (k. dili) gen kz; b.h. Matmazel, Bayan (soyadndan evvel gelir) 
 (kil.) Katolik kilisesinde Aai Rabbani ayini kitab; dua kitab. 
 kseardc, (zool.) Turdus viscivorus. 
 (-shaped, -shapen) kt biim vermek, biimsizletirmek misshapen  biimsiz, kt biimli. 
 mermi, kurun; ok, merak; atlan ey; gdml mermi. 
 roket veya gdml mermi yapma ve kullanma sanat. 
 eksik, olmayan, kayp. missinglink (bak.) link the missing savata kayp askerler. There is a page missing bir sayfa eksik . 
 memuriyet veya vazife ile bir yere gnderilen kimseler; misyon, memuriyet, vazife, grev, hizmet; misyoner heyeti; misyonerlerin faaliyet sahas: (A.B.D.) sefarethane, elilik; kilisede yaplan zel toplant veya vaiz serisi; imaret, fakirlere yardm evi; en byk arzu, hedef, ama; ak uu. 
 misyoner .
 (k.dili), the ile evin hanm; e, kar. 
 Mississippi nehri; Mississippi eyaleti . 
 mektup, tezkere. 
 Amerikada Missouri nehri; Missouri eyaleti. from Missouri (A.B.D.), (k. dili) upheci, delilsiz inanmayan. 
 (-spelled veya -spelt) imlasn yanl yazmak. misspelled  imlas bozuk. 
 (-spent) kt harcamak, bo yere sarfetmek, bouna geirmek . 
 yanl ifade etmek, yalan katarak anlatmak. misstatement  yanl ifade, hata; yalan. 
 yanl adm; yanl teebbs. 
  sis, duman, pus; buu; donukluk, karart;  sis ile kaplamak, sisli olmak; iselemek. 
 yanl, hata, yanllk, yanlma. Make no mistake ,phe etme, yanlma. 
 (-took, -taken) yanl anlamak; yanllkla benzetmek, bakas zannetmek; yanl telakki etmek veya grmek; yanlmak. mistaken for benzetilmi, baka birisiyle kartnlm mistakable  yanl anlalabilir. 
 yanl, yanl fikre dayanan, hatal mistakenly  yanllkla. 
 (ks.) Mr) Bay, Efendi (erkek soyadndan evvel kullanlan nvan) 
 zaman yanl ayarlamak; zamann yanl tahmin etmek. 
 kseotu, (bot.) Viscum albm. 
(bak.) mistake. 
 Gney Fransa'ya ait ok souk karayel. 
 yanl tercme etmek. mistranslation  yanl eviri. 
 kt kullanmak, incitmek, kt davranmak. 
 hanm, nfuz sahibi kadn, aile hanm, okul mdiresi; metres; (eski), (b. h.) evli kadnlara verilen nvan (imdi (ks.), Mrs) 
 (huk.) ilem hatas yznden hkmsz kalan muhakeme. 
  gvensizlik,itimatszlk, phe;  gvenmemek, hakknda phe etmek. mistrustful  gvensiz, pheli, kukulu. 
 sisli, dumanl; bulank. mistiness  sis. 
 (-stood) yanl anlamak, ters anlamak. misunder standing  yanl anlama; anlamazlk. 
 yanl kullanl; fena muamele. 
 kt kullan; suiistimal. 
 kt ite kullanmak, suiistimal etmek. 
 kene, sakrga; ufak para, ake; ok ufak ey. cheese mite peynir kurdu, (zool.) Acarus siro. itch mite uyuz bcei, (zool.) Sarcoptes scabei. 
, ing mitre  piskoposluk tac; piskoposluk rtbesi; gnye. miter box gnye kesmek iin testereyi klavuzlayan kutu. miter joint gnye. miter wheels bir birine 45 derecelik a ile geme dili ark.mitered, mitred  piskopos tac giyinmi. 
 eski ran aydnlk ve hakikat tanns. 
 (eski) panzehir. 
 miktarn azar azar artrarak zehir alp vcudu zehirlenmekten muaf klmak. 
 yattrmak; azaltmak, hafifletmek. mitigating causes (huk.) cezay hafifletici sebepler. mitigable  yattrlabilir; azaltlabilir, hafifletilebilir. mitiga'tion hafifletme, azaltma. 
 (biyol.) karyokinez. 
 mitralyz, makinal tfek. mitrailleur  makinal tfek kullanan asker, mitralyzc. 
 (anat.) kalpteki iki yaprakl kapaa ait (sol kulakk ve sol karnck arasnda) mitral valve bu kapak. 
(bak.) miter. 
 (beysbol) yalmz ba parmak yeri olan ve avucu yastkl torba eldiven, beysbol eldiveni; kadnlara mahsus parmaksz dantel eldiven; tek parmakl eldiven; (argo.) el; (argo.) boks eldiveni. 
 tek parmakl eldiven. 
 (huk.) hapis cezas ilam;ing., (k. dili) memuriyetten karma, azletme. 
 Musevi dininde snnet; sevap. 
  kartrmak, birbirine kartrmak; karmak; katmak; melez elde etmek iin iftletirmek; karmak, kaynamak, uyumak, badamak;  kartrma, karma, karm; kanklk veya aknlk hali. be mixed up zihni karmak; karmak, atlmak. mix up kartrma!: They do not mix well Anlaamyorlar. uyuamyorlar. mixable  kartrlabilir. 
 kark durum, anlamazlk. 
 kark, kartrlm; karma. mixed doubles tenis her iki tarafta birer kadnla birer erkek olarak oynanlan oyun, kank. iftler mixed fraction (mat.) tam sayl baya kesir mixed group karma grup. mixed marriage deiik din ve milletten kimselerin evlenmesi. mixed media teyp, film, fonograf, slayt ve benzerini beraber kullanan gsteri. mixed metaphor (bak.) metaphor. mixed train yolcu ve yk va- gonlanndan mteekkil tren. 
 kartrc ey veya kimse; mikser, elektrikli yemek kartrcs; (k. dili) tanmadklar ile rahata konuabilen kimse; (k. dili) tarntrma toplants. 
 karm; kartrma; kattrma; karma, kartrlma, kaynama. 
, mizen  (den.) mizana direi,  direkli geminin en gerideki direi; mizana yelkeni. 
(ks.) Michigan. 
(ks.) Mademoiselle.
(ks.) millimeter. 
 hafzaya yardm olan, hafzay kuvvetlendiren; hafzaya ait;  hatrlatc ipucu. mnemonics  hafzay kuvvetlendirme usul, hafzay terbiye ilmi. 
(ks.) Missouri. 
 moa, Yeni Zeland'a mahsus devekuuna benzer tru tkenmi bir ku. 
  inlemek, figan etmek;  inilti, inleme, figan . 
  kale hendei;  etrafna byle hendek evirmek. moated  hendekli. 
  (-bed, -bing) insan kalabal, izdiham; ayaktakm, avam; (k. dili) gangsterler etesi:  gruh halinde saldrmak, kitle halinde hcum etmek; merakla etrafn sarmak; ylmak. mob law halk tarafndan yrtlen kanun, lin kanunu. 
 dengede hareket dzeni. 
 yer deitirebilen, devingen, serbest hareket eden; akkan; kolay deien (ehre); deiken, kararsz (fikir); (ask.) seyyar (ordu) mobile home araba ile ekilebilen tekerlekli ev. mobility  devingenlik; deikenlik; akkanlk. 
 seferber etmek, silah altna almak, harekete getirmek mobilization ; seferberlik. 
 avamtakm ynetimi. 
 (argo.) gangster. 
 kamping, kamp yeri. 
 mokasen, Amerika yerlilerine mahsus ark; Amerikann gney eyaletlerine mahsus ok zehirli ve koyu renkli bir su ylan, (zool.) Agkistrodon piscivorus. 
 Yemen'de Moha limanl; (k. h.) Yemen kahvesi; ikolata ve kahve karm ile yaplm veya kahveli bir tat verici; bir esit yumuak koyun derisi. 
  alay, istihza, elenme; taklit ey, sahte ey; alay edilecek ey, maskarallk;  sahte, kalp, taklit. mock orange ful, aa ful, (bot.) Philadelphus cotonarius. mock sun gnee yakn ve kar tarafta grulen gne aks yalanc gne. mock turtle soup kaplumbaa orbas taklidi olarak dana bandan yaplan orba. 
 alay etmek, istihza etmek, elenmek; hakir grmek; aldatmak; taklidini yapmak; alay iin taklit etmek. mockingly  .alay ederek. 
 istihza; alay, alay edilecek ey; taklit, alay manasnda taklit, alay manasnda taklitilik; manasz i. 
 (o.) destans talama. 
 alayc ku, (zool.) Mimus polyglottos. 
 (argo.) k. 
(ks.) moderate, modern. 
 ekle ait; ekilden ibaret; (mz.) makama ait; (gram.) kiplere ait; (istatistik) en sk grlen (deer), tipik. 
 ekil, usul, tarz; (man.) bir nermenin gerekliliini, imkn veya imkanszln ifade eden hal; (tb.) tedavi usul veya cihaz. 
 (mz.) makam; (gram.) kip; (man.) bir nerme veya karlatrmann ekli; usul, tarz, slup, ekil; moda; (istatistik) en ok elde edilen deer. 
  rnek, model, numune; kalp, ekil; resim, plan; rnek tutulacak kimse; manken;  numune veya model olan; rnek tutulmaya lyk. 
 (-ed, -ing veya -led,-ling) rnee gre yapmak; model yapmak; biimlendirmek; defile yapmak;  boyutlu grnm vermek. 
  lml, mutedil; orta, ikisi ortas;  lml kimse. moderately  mutedil olarak, lml olarak; az ok. moderateness  lmllk. 
 yattrmak, itidale getirmek, yumuatmak; yatmak, yumuamak; azaltmak, hafifletmek; bakanlk etmek, idare etmek. 
 lmllk, itidal; insaf. in moderation ifrata gitmeden, arla kamadan, itidalle. 
 it., (mz.) moderato. 
 yattran kimse; toplant bakan; (fiz.) yavalatc madde . 
  ada, yeni, asri, acl, modern;  acl kimse, modern kimse. modernism  acllk, modernlik; yenilik. modernist  yenilik taraftar. moder'nity  yenilik; acllk. modernize  modernletirmek, yeniletirmek. modernness  modernlik, acllk. 
 alak gnll, mutevaz; gsterisiz; lml; tutarl; namuslu, iffetli. modestly  tevazu ile, gsterisizce. modesty  alak gnlllk, tevazu; iffet; lmllk. 
 az miktar, nebze. 
 tadil, biraz deitirme, degiiklik. 
 deitiren ey; (gram.) niteleyen kelime veya deyim, tamlayc kelime. 
 .tadil etmek, tebdil etmek, bir eyde deiiklik yapmak, biraz deitirmek; lml yapmak, azaltmak, hafifletmek; (gram.) nitelendirmek, nitelemek, tamlamak. modifiable  deitirilebilir. 
 Korint mimarisinde korni knts altna gelen destek. 
 modaya uygun, son model. modishly  modaya uygun olarak. modishness  modaya uygunluk. 
 kadn terzisi veya apkacs. 
 modl gibi; modlle yaplm, modle ait. 
 konuma ve ark sylemede ses perdesini icabna gre deitirmek; yumuatmak, hafifletirmek, tatllatrmak (ses); makam ile sylemek; (radyo) modle etmek. modula'tion  tadil, hafifletme, hafifleme; (mz.) modlasyon, gei; (fiz.), (radyo) tayc bir dalgay mesaj sinyaline gre tadil etme, modlasyon. 
 mikyas, ap, miyar; l esas; (bilgisayar) veya dier makinalarda standart (ks.)m; bir feza gemisinin her bir (ks.)m. moon-landing module aya ini kapslu, ay modl. reentry module dnyaya dn kapsl. 
 (fiz.) modl. 
 (o.) modi) usul, tarz. modus operandi icra yolu, hareket tarz. modus vivendi geici anlama. 
 Mogadiu, Somali'nin bakenti. 
  Mool; (k. h.) nfuzlu kimse; yk lokomotifi;  Mool the Great Mogul (tar.) Timur hanedanndan Hindistan imparatoru. 
 tiftik yn; tiftik ynnden yaplan kuma. 
(bak.) Muhammad. 
 on be rupi kymetinde eski altn Hint paras, mohur. 
 eski Portekiz altn paras. 
 yarm, yar; para, (ks.)m, pay. 
  alp didinmek, ok zor ile uramak;  ar i; karklk, kargaa, grlt. 
 kader, ksmet, baht. 
  hareli kuma, hareli ipek kuma; hare;  hareli. 
 nemli, rutubetli; slak; sulu, yal (gz) moistness  nemlilik, rutubet. 
 slatmak; slanmak, nemlenmek. 
 (fiz.) bir ktlenin btnne ait; (kim.) bir litrede bir malolan. 
  tc, ineyip paralayan;  azdii. 
 (tek.), (o.) melas. 
, ing mould   kf;  kflendirmek; kflenmek, kf balamak. moldiness  kf, kfllk. moldy  kfl, kf balam. 
,ing. mould  bahivan topra, gbreli toprak. 
, ing mould   kalp; genel biim; ayrt edici zellik;  ekil vermek, biimlendirmek; kalp yapmak; kalba dkmek; ste oturmak. mold public opinion kamuoyu oluturmak. molder  kalp, dkmeci; ekil veren kimse. 
 Romanya'da Budan eyaleti. 
 saban kula. 
 rmek, ryp toz haline gelmek; ufalanmak; rtmek; toz haline koymak. 
, ing. moulding  tiriz, pervaz, korni, silme. 
 ben, insan vcudunda leke. 
 (kim.) gram. molekl, herhangi bir maddenin gramla arplan molekl ar1. 
 kstebek, kr san, yer gkeni, (zool.) Talpa europaea 
 dalgakran, mendirek; suni liman. 
 molekle ait, molekll. 
 tozan, molekl, zerre. 
 kstebeklerin yeraltn oyarak kardklar toprak yn, kstebek tepesi; nemsiz ey. make a mountain out of a molehill habbeyi kubbe yapmak, pireyi deve yapmak. 
 kstebek derisi; buna benzer kuma; (o.) bu kumatan yaplm pantolon . 
 rahatslz etmek; tecavz etmek. molestation  tecavz. 
 (argo.) gangsterin sevgilisi; orospu, fahie. 
 yumuatmak, yattrmak, dindirmek, teskin etmek. mollifica'tion  dindirme, teskin. 
, mollusc  yumuakalar snfndan bir hayvan. 
  muhallebi ocuu; kadnms erkek;  stne titremek. 
 Ammonller ve Fenikelilerin ocuk kurban ettikleri tanr; (k. h.) Avustralya'da bulunan st dikenli bir kertenkele. 
molotofkokteyli. 
, ing. moult   tylerini dkmek; deri deitirmek;  ty veya deri dkme. 
 erimi; eritilmi madenden yaplm, dkme. 
 it., (mz.) ok. 
 (kim.) molibden. molybdenite  (min.) doal molibden dislfidi. 
 (k. dili) anne. 
 an, lahza; ehemmiyet, nfuz, kuvvet; (fiz.) moment, hareket hsl etme kabiliyeti; cevher, unsur. moment of truth karar an, kritik an; boa greinde boann ldrld an. 
 bir an sren, bir an iin; bir anda; geici, ok az devam eden. momentarily  anbean. 
 her an; bir anlk. 
 nemli, ciddi, muhim. momentously  mhim olarak,cidden. momentousness  ciddiyet. 
 (o.) -ta,- tums) (fiz.) moment. 
 anneye anormal derecede dayanma, anneye ar ballk. 
 (Yu.) (mit.) istihza ve kusur bulma tanrs; kusur bulan kimse. 
(ks.) Monday. 
 Monako. 
 basit cevher, zerre, atom; (biyol.) tek hcreli organizma; (fels.) monad, blnmez tz. monad'ic(al)  tzel, monada ait. monadism  monadizm. 
 (bot.) ercikleri filamentlerle birlemi, monadelf. 
 tek kocal; tek kocallkla ilgili; (bot.) tek ercikli, monandrik. monandry  tek kocallk. 
 kral, padiah, hkmdar. monar'chic(al)  krallk usulne ait. mon'srchism  krallk hkmeti sistemi, kraliyetilik. monarchist  krallk usul taraftar, kraliyeti. 
 manastr hayat. 
 krallk, padiahlk, monari, tekerklik; kral sistemi. 
 manastr. monaster'ial  manastra ait. 
  manastra veya manastr hayatna ait; inzivaya ekilip kendini dini hayata adam;  kei. monastical  manastra ait. monasticism  manastr hayat veya sistemi. 
 Yugoslavya'da Ma nastr ehri 
 (kim.) tek atomlu molekl olan. 
 tek kulakla iitmeye ait; sesi tek bir ynden gelen, stereo olmayan. 
 pazartesi. 
 (Fr.) dnya; evre, muhit; toplum. 
 (bot.) tek evcikli, monoik. 
 paraya ait, sikkeye ait; parayla ilgili. 
 para, nakit; para yerine geen ey. money belt para talmaya elverili kuak. money market piyasa. money order posta havalesi. easy money kolay kazanlm para. even money yarta iki tarafln eit mebllarla bahis tutumas. hard money madeni para, sikke; nakit. ready money nakit, pein para. moneyed  paral; paradan ibaret; paradan ileri gelmi moneyless  parasz. 
 para antas, para kesesi. 
 (argo.) zengin kimse. 
 sarraf. 
 faizci, tefeci. 
 kargaotu, (bot.) Lysimachia nummularia. 
 ing. tccar, tacir, esnaf, satc. monger (sonek) satc. ironmonger, fish monger monger (sonek), (A.B.D.), asa. yapan kimse, karan kimse: scandalmonger, warmonger. 
  Mool;  Mool rkna ait Mongo'lia  Moolistan. Mongo'lian   Mool rkna veya diline ait;  Mool; Mool dili, Moolca. 
 (tb.) geni ve yass kafal, gzleri aaya doru ve geri zekl olarak doan ocuun anormal durumu, Mongolizm . 
 (antro.) Mool Irkma mensup (kimse); Mongolizm hastalna uram (kimse) 
 firavun faresi, Hindistan'da bulunan ve gelincie benzeyen bir hayvan, zoo. Herpestes. 
  melez kpek veya baka hayvan;  melez, kark soylu; katk. 
 (k. dili) isim, ad; lakap. 
 (bot.), (zool.) tespih eklinde, moniliform. 
 (fels.) bircilik, monizm monist  monizm taraftar. monis'(tic.)  monizme ait. 
 uyarma, ikaz, ihtar, tembih; (huk.) ihbarname, davet. 
  snfta dzeni korumakla grevlendirilen renci; nasihat eden kimse; etobur iri bir kertenkele, varan; (den.) taretinde ar toplar olan gvertesi bask eski bir harp gemisi; izleme veya gzlem tertibat;  izlemek, gzlemek. monitorial , monitory  nasihat veren, nasihat kabilinden; dzeni korumaya ait. 
 kei; mnzevi kimse. monk hood  keilik; keiler. monkish  kei gibi monk' cloth perdelik kaba pamuklu kuma. 
 maymun; maymuna benzer kimse; ahmerdan bal. monkey bread baobap, maymun ekmei aac; baobap meyvas. monkey business maymun ii, yalan dolan, dzenbazlk monkey flower misk otu, (bot.) Mimulus moschatus. monkey wrench ingiliz anahtar. throw a monkey wrench in the works (A.B.D.), (k. dili) ii bozmak. 
 (k. dili) oynamak, kurcalamak. monkey around oyalanmak, dalga gemek. monkey (around) with kartrmak, ile uramak. 
 (o.), (k. dili) aka; aldatc veya drust olmayan hareketler. 
 maymunbal, (zool.) Squatina vulgaris; kelerbal, (zool.) Squatina squatina. 
 boanotu, (bot.) Aconitum; kaplanboan, (bot.) Aconitum napellus. 
(nek) tek, bir. 
 (bot.) tek bal, monosefal. 
 (mz.) nota aralkklarn lmek iin kullanlan tek telli alet, sesler. 
 tek renkli. 
 tek renkli resim; tek renkli resim yapma sanat. 
 tek gzlk, monokl. 
 (bot.) tek enekli bir bitki, monokotiledon. monocotyledonous  tek enekli. 
 tek gzl; tek gzle kullanmaya mahsus. 
 tek sesle okunan mersiye; (mz.) tek sesli ark, monodi; ses aynl. 
 teke!lilik, monogami; (zool.) tek e ile iftleme. monogamist  tekevli kimse. monogamous  tekevli, monogam. 
 (biyol.) btn canl organizmalann tek bir hcreden olutuu kuram; (biyol.) metamorfoz olmadan byme; btn insan rklannln ayn soydan geldii retisi. 
 bir ismin birka harfinden veya ba harflerinden meydana gelen desen, monogram. 
 zel bir konudan bahseden yaz, monografi. 
 tek karl; (bot.) tek pistilli. 
 (kim.) bir su molekl ile birlemi olan eleman veya bileik. 
 tek paral bikini. 
 yekpare tatan direk veya abide. monolith'ic  yekpare tatan yaplm; yekpare, btn; btncl. 
 monolog. 
 (tb.) yalnz bir konu hakknda saplant ile kendisini gsteren akl hastal, sabit fikir, saplant; delice merak. 
 (tb.) sabit fikir delisi. 
 para iin tek maden standard; para kymeti iin altn gibi tek maden kullanma usul. 
 (mat.) tek terimli; (biyol.) tek kelimeden ibaret (hayvan veya bitki ismi) 
 tek molekl kalnlnda. 
 (biyol.) tek yapl; ekli deimeyen. 
 pme hastal. 
 (bot.) bitiik tayaprakl, simpetal. 
 (tb.) yalnz kalmaktan korkma, yalnzlk korkusu. 
 (dilb.) tek sesli. 
 (bot.) tek yaprakl, tek yapraktan meydana gelen. 
 tek kanatl uak. 
 tekelci, inhisarc. monopolis'(tic.)  inhisarc, tekelci, tekele ait. 
 inhisar altna almak. monopolize the conversation baka kimseyi konuturmamak. 
 inhisar, tekel; inhisar maddesi; vurgunculuk. 
 tek ray, monoray; tek rayl demiryolu. 
 tek heceli kelime. monosyllabic  tek heceli. 
 tektanrclk, monoteizm. monotheist  tektanrc kimse. monotheistic  tektanrclkla ilgili. 
 ayn perdeden ses; yeknesaklk; (mz.) tek ve deimez perde; yeknesak ey. 
 yeknesaklk, tekdzelik, monotonluk, ayn perdeden ses karma. monotonous  yeknesak, tekdze, monoton, skc monotonously  tekdze olarak. 
 (biyol.) tek tip; (matb.) tek tek harflerle otomatik dizgi; levhadan bask; monotip. 
 (kim.) monoksit. 
 Monrovia, Liberya' nn bakenti. 
 da; (anat.) at kemii kaynag zerindeki yal tabaka. 
, (o.) messieurs  (Fr.) bay; efendi, bey. 
 muson; mevsimine gre yn deitiren rzgar. 
  canavar; acayip ve doast ey; hilkat garibesi, ucube; gaddar kimse; dev gibi ey veya kimse;  buyk, iri. 
 canavar; ucube; canavarlk, gaddarlk. 
 canavar gibi; anormal; iri, cisim; mthi, korkun, ok gaddar. monstrously  canavarca. 
 fotomontaj. 
 dalarla ilgili; dalarda yaayan veya yetien. 
montana mumu. 
 bir ispanyol kt oyunu. 
 Karada. 
 Montevideo. 
 ay. a month of Sundays ok uzun zaman. lunar month kameri a., solar month emsi ay. 
   ayda bir olan; aylk;  aylk dergi;  ayda bir. 
 abide, ant; mezar ta; eser; snr ta; tarihi yap. monumen'tal  antsal; muazzam, heybetli; (gz. san.) aslndan byk. monumentally  heybetle. 
  brmek;  brme. 
 (argo.) belee konmak; armak; aylaka dolamak. 
 (man.) bir nermede esaslar ile neticeler arasndaki balant; (gram.) kip, (bak.) mode; (mz.) makam. 
 ruh durumu, hal; (o.) terslik, huysuzluk, karamsarlk. in the mood for - e hazr. mood music duygulandrmada kullanlan mzik. 
 karamsar, umutsuz, bedbin, iednk, iekapank, meyus. moodily  karamsarca moodiness  karamsarlk. 
  ay, kamer, mah; uydu; dolunay veya hill eklindeki ey; ay , mehtap;  (k. dili) dalgn dalgn gezinmek. moon blind ness (bayt.) atlara mahsus bir eit gz iltihab; (tb.) tavukkaras, gece krl. moonshine  mehtap; sama, bolakrd, kuru laf; (k. dili) kaak iki. moonless  ay aydnl olmayan, aysz (gece) 
 ay n 
 doutan geri zekl kimse. 
 gzleri gece krlnden rahatsz olan; gzleri fal ta gibi alm. 
 ay yzl, mehlika. 
 ay , mehtap. 
 (argo.) asl iinden baka bir ite de alma. 
 ayn domas. 
 ay ta. 
 .ayta. 
 aysar, lgn, deli. 
 ayda yry. 
 .ay  ile aydnlanm; mehtap gibi; hill eklinde; (k. dili) dalgn. 
 demir atmak, palamarla baglamak, amandraya balamak; palamarla balanmak. mooring post palamar babas. moorage  geminin balanaca yer veya ey; demir atma. 
 ing. kr; avlak. moor cock orman horozu. moorfowl  ormantavuu. moor hen dii ormantavuu; yeil ayakl su tavuu. 
 Magribi; Fasl. Moorish  Maribi; Fasa ait. 
 geminin balanmasna mahsus lenger, palamar veya amandra, geminin balanaca yer. 
 ing. kr, bozkr. 
 ok iri ve yass boynuzlu bir eit geyik, (zool.) Alces americana. 
   mnakaal, tartlabilir;  mnazara, tartma; ing., (tar.) idare meclisi;  mzakere etmek, mnazara etmek, tartmak. moot case tartma konusu olan dava. moot point tartlacak mesele. 
 (-ped, -ping) bezle silmek. mop one' brow alnnn terini silmek. mop the floor with (argo.) bir mnakaa veya oyunda karsndakini kolay yenmek. mop up (yeri) bezle silmek; (ask.) dman temizlemek. 
  (-ped, -ping) yz buruturma;  yzn buruturmak, yzn ekitmek. 
 iplik veya bez paralarndan yaplm ve sra balanm tahta bezi; kark ve taranmam sa. 
  zntl olmak; zmek, skmak, bunaltmak;  skc ve cansz kimse; (o.) gam, bunalt, znt, sknt, can skants. mopish  gaml, kasvetli. 
 (k. dili) ocuk. 
 kadife grnnde ynl hal veya demelik kuma. 
 (jeol.) buzulta, moren. 
  ahlaka ait, ahlaki, trel, ahlaksal; iyi ahlakl, doru; iyilik veya fenalk yapmaya muktedir; manevi; olasl;  ahlk dersi; (o.) ahlkyat, ahlak; dstur, zdeyi. moral defeat manevt yenilgi. doubtful morals ahlkd davranlar. moral faculty iyi veya kty seme kabiliyeti. moral hazard (sig.)ortalnn hilekarlndan doabilen ziyan. moral philosophy ahlak ilmi. moral principle ahlk kural. moral support manevi destek. moral victory manevi zafer. morally  ahlaka. 
 maneviyat, manevi g, moral; ahlak. 
 ahlak ilmi uzman, ahlak. 
 ahlak ilmi, ahlk; ahlk doruluu; trellik; ahlk dersi. morality play on beinci ve on- altnc yzyllarda karakterlerin erdem ve ktlk gibi ahlki deerleri simgeledii bir tr dram. 
 ahlk retmek; ahlki ynlerini aklamak, ahlk dersi karmak; ahlkn diizeltmek. moraliza'tion  ahlk ynnden deerlendirme. 
 bataklk, batak; sazlk; glk, engel. 
 buhranl zamanlarda borcun denmesini geciktirme hakk, moratoryum; resmi geciktirme. 
 moratoryuma ait. 
  Moravyal;  Moravyal kimse; Moravya dili; Bohemya kl bir Protestan mezhebi yesi. 
, moray eel murana, (zool.) Muraena helena. 
 rktc ve marazi konulara ar ilgi duyan; hastalkl, hastala ait, marazi; bozuk. morbidly  marazi olarak morbidness, morbid'ity  rktc ve marazi konulara ar ilgi duyma; hastala yakalananlarn says, hastalk oran, morbidite. 
 keskin; alayc, ineli, istihza trnden. mordacity  keskinlik. 
  keskin, ineli, ie ileyen; renkleri sabit klan;  renkleri sabit klan ecza; bakr zerine oyma iinde kullanlan andrc ecza. mordancy  keskinlik. 
 melodi sslemelerinden biri, mordan. 
   daha ziyade, daha fazla, daha ok; biraz daha;  daha, bir kat fazla;  fazla bir ey, fazlalk. more or less olduka, takriben, az ok. more than one birden fazla. neither more nor less ne fazla ne eksik, tam yle, tam o kadar. nothing more than yalnz, sadece . 
 elbiselik veya perdelik ynl veya pamuklu kuma. 
 yenilebilen bir cins mantar, siyah mantar, (bot.) Morchella esculenta. 
 vine, (bot.) Prunus cerasus austera. 
 bundan baka, bundan fazla, stelik. 
 (o.) detler, treler. 
 dengi olmayan (izdiva) morganatic marriage krallk ailesinden birinin aa tabakadan biriyle unvan ve miras hakk vermemek artyle evlenmesi. 
 morg. 
 lmek zere, lm halinde, can ekimekte. 
 devrik kenarl apka eklinde bir eit mifer. 
(Lat.) lmek zere olan bizler sizi selmlarz (gladyatorlerin dv meydanna karken imparatoru selamlamalar) 
  1830 senesinde New York eyaletinde Joseph Smith tarafmdan kurulan bir mezhebin yesi;  Mormonlara zg. Book of Mormon bu mezhebin kitab. Mormonism  Mormon mezhebi usulu. 
 ,siir sabah. 
  sabah, sabah vakti, seher; balang, balama; (b. h.) fecir tanras;  sabahleyin olan, sabaha mahsus. morning gown sabahlk, robdambr. morning performance matine, sinema veya tiyatronun gndz seans. morning sickness hamilelerde sabah bulants. morning star sabah yldz. morning watch sabah duas veya vakti; (den.) saat drten sekize kadar olan nbet. morning-after pill cinsel birleme (den.) birka gn sonra bile alndnda etkili olabilen doum kontrol hap. 
 gndzsefas, kahkahaiei, (bot.) Convolvulus purpureus. 
 Filipin adalannda bulunan Muslman kabilelerinden bir fert; bu kabilenin dili. 
 Fas; Marake ehri; (k. h.) maroken Moroccan   Fas'a ait; Fasl;  Fasl kimse. 
 (ks.)men geri zekl kimse; (k. dili) ku beyinli kimse, ahmak kimse. 
 marazi, somurtkan, suratsz. morosely  suratslzca. moroseness  suratslzlk. 
 (dilb.) morfem. 
 mit. ryalar tanrs. in the arms of Morpheus uykuda. 
, morphine  (kim.) morfin, afyon z. morphinism  (tb.) morfin dknlg. morphinomaniac morfin tiryakisi, morfinoman kimse. 
(nek) ekil, biim. 
 (biyol.) ekilbilim, morfoloji; (dilb.) ekilbilgisi, morfoloji. morpholog'ical  morfolojik morphologist  morfoloji uzman. 
, morris dance zellikle bir maysta yaplan eski bir ingiliz dans. Morris chair arkas ykseltilip alaltlabilen byk koltuk. 
 ferda, ertesi gn; (eski), (iir) yarn; sabah. good morrow (eski) sabahlar hayrolsun. on the morrow ertesi gn. 
 1835'te telgraf makinasn icat eden Amerikal Samuel Morse Morse alphabet, Morse code Mors alfabesi. 
 lokma, para. 
 av hayvannn ldrldne iaret olarak boru alnmas. 
  yanda som bal. 
  lml, geici, fani; insani, beeri; ldrc, amansz; lmcl; (k. dili) ok byk; (k. dili) uzun ve skc; (k. dili) olas;  insan, insanolu, beer, lml yaratk. mortal enemies birbirinin can dman. mortal remains cenaze, ceset. in mortal terror dehet iinde. mortality  lmllk, fanilik; byk lde can kayb; lm oran; insanlk, insanolu. mortally  ldrecek veya lecek surette; dehetli surette; pek ok. 
  havan, dibek; havan topu; bina yapmnda kullanlan kireli har;  har ile svamak. 
 har tahtas veya tepsisi;niversite mezuniyetinde giyilen kep. 
  (huk.) ipotek, gayri menkul rehni;  bir bina veya mlk ipotek etmek. mortgagee  ipotekli alacak sahibi. 
 ipotek yapan borlu. mortice (bak.) mortise. 
 (A.B.D.) cenaze ileriyle uraan kimse. 
 kk dme; kk dren ey; ile, nefse eza, nefsi krletme; (tb.) kangren veya doku harabiyeti. 
 kk drmek, mahcup etmek; alaltmak, nefsin isteklerini kmak; (tb.) kangrenletirmek, rtmek; kangren olmak, rmek. 
, mortice   (mim.) zvana, lamba, yuva, tka delii;  zvana amak; zvana ile birletirmek. mortise chisel zvana amaya yarayan keski. mortise lock zvana iine yerletirilen kilit. 
 (huk.) meruta sahiplii. 
  gmlmeye ait; olmle ilgili;  cenazelerin geici olarak konulduu yer, morg. mortuary chapel mezarlk kilisesi. mortuary urn yaklan llerin kln saklamaya mahsus kavanoz. 
 yosun; yosun bei; (sko.) bataklk, turbalk. moss agate ii yosuna benzeyen akik ta. moss rose sap ve ana tyl bir eit gl, (bot.) Rosa centifolia muscosa mossesi karayosunlan,(bot.) Musci mossy  yosunlu. 
 Musa'ya ait, Musa,dan kalma. Mosaic law Musa Seriat, Tevrat. 
  mozaik; eitli paralardan meydana gelen edebieser;  mozaik gibi, mozaikli. 
 Moskova. 
 (A.B.D.), (argo.) gezinmek, dolamak; ayrlmak, gitmek. 
  Msluman, Islam, Mslim. Moslem (Mohammedan) calendar (bak.) calendar. 
 cami, mescit. 
 sivrisinek. mosquito fleet (den.), (argo.) kck harp gemilerinden meydana gelen donanma. mosquito net cibinlik. mosquito netting cibinlik kuma. 
 srtnda suyosunu biten yaS balk veya kaplumbaa; (A.B.D.), (argo.) rmcek kafal kimse. 
 yosun kapl; eskimi, modas gemi. 
 eskiden ngiltere ile skoya arasndaki snrda turbalk veya bataklklarda gizlenip ekiyalk eden haydut; apulcu. 
   en ok, en fazla, en ziyade;  pek, en, en ziyade; son derece;  en fazla miktar, en byk ksm, ekseriyet, okluk. at most olsa olsa, en ziyade. for the most part umumiyetle, ekseriyetle; balca. make the most of azami derecede istifade etmek; nem vermek, bytmek. Most of it is true byk ksm dorudur ou hakikattir. Most people think so (ou kimse byle dnr. mostly  ekseriya, ok kere. 
 Musul ehri. 
 zerre, toz tanesi. 
 motel. 
 kilisede mzik elii olmakszn okunan ok sesli ilhi. 
 pervane; gve. moth ball gveden korumak iin elbiseler arasna konulan naftalin topu. clothes moth gve, (zool.) Tinen pellionella paper moth kt biti. moths  (zool.) pulkanatllar. mothy  gve dolu. 
 (ask.), (den.) gemileri veya harp malzemesini depolamak. 
 gve yemi. 
  anne, ana, valide; analk; ba rahibeye verilen unvan;  annesi olmak, annelik etmek; evlt edinmek. mother country anayurt, anavatan, memleket.Mother' Day Anneler Gn. mother earth toprak ana; zemin, yer. mother lode (mad.) zengin maden daman, ana damar. mother love ana sevgisi. mother tongue anadili. mother wit saduyu. 
 sirke tortusu. 
frtnaa krlangc, (zool.) Procellaria pelagica. 
 anallk, validelik; analar. 
 kaynvalide, kaynana. 
 annelik etme. 
 anasz, ksz. 
ana gibi,ana yerinde. 
 ana gibi; anaya yakr. 
 sedef. 
 gve yemez . 
 motif. 
 (zool.) kendiliinden hareket edebilen. 
  hareket, devinme, devinim; teklif, talep; (huk.) hkime arzolunan teklif; takrir, nerge; gd;  el ile iaret etmek. motion picture sinema filmi. in motion hareket halinde .lateral motion yandan hareket. make a motion bir meclise teklifte bulunmak. perpetual motion devaml hareket. retrograde motion geriye hareket; (astr.) doudan batya hareket. set in motion harekete getirmek. motionless  hareketsiz . 
 sevketmek, harekete getirmek. motiva,tion  harekete getirme; saik, drt, gd. 
   gd, saik; (mz.) motif;  hareket meydana getiren, itici; devindirici, muharrik; harekete ait; gdsel;  hareket ettirmek, harekete getirmek; (edeb.) balca konuya balamak. 
 hareket kuvveti, tahrik kuvveti. 
(Fr.) tam kelime, en uygun kelime, yerinde sz. 
  eitli (ks.)mlardan meydana gelmi, birbirine benzemez, ayn cinsten, karmakark; kark renkli, alaca, rengrenk; rengrenk giysili;  uyumsuz karm; rengrenk giysi. wear motley soytarlk etmek. 
   motor; elektrik motoru; makina; ing. otomobil;  hareket meydana getiren, muharrik; motorlu; (tb.) hareket kaslarna ait; hareket nakleden; (psik.) hareki, devimsel, adaleleri harekete getirici;  otomobille gitmek veya gtrmek. motor nerve motor sinir. motor paralysis (tb.) hareket kaslarna gelen fel. motorist  otomobille gezen kimse. motorize  motor takmak; motor kuvveti ile donatmak. 
 motorlu sandal, motorbot, deniz motoru. 
 araba korteji, konvoy. 
 otomobil. 
 motosiklet. 
 vatman; makinist. 
 dizel motorlu gemi. 
  beneklemek, trl renklerle doldurmak;  benekli grn; benek,leke. mottled  benekli. 
 (o.)- toes) dstur, vecize; yazt. 
 muflon, yabani da koyunu, (zool.) Ovis musimon. 
, mujik, muzhik  mujik, arlk zamanndaki Rus kyls. 
 su tespiti iin kalp veya iz alma; mulaj. 
(bak.) mold.
(bak.) molder. 
(bak.) molt. 
  toprak yn; kme, tmsek yer, tepecik; yn; (beysbol) atcnn durduu tmsek yer;  tepeciklerle kuatmak; tepecik eklinde ymak. Mound Builder tarihncesinde Mississippi yresinde topraktan gmt ve kaleler yapan Kzlderili. 
 da, tepe Mount of Olives Kuds'te Zeytin da. Mount Zion Sion da. 
  koyacak; dayanga; binek hayvan; binme tarz, bini; zerine resim yaptrlan mukavva; top kunda, top arabas; lam ile lamel;  trmanmak, kmak; zerine kmak; binmek, ata binmek; ata bindirmek; asmak; takmak; monte etmek, kurmak; zerine koymak, oturtmak; zerine yaptrmak, ereveye geirmek; lam zerine yerletirmek, incelemek zere lam hazrlamak; tamak; girimek; iftlemek (dii ile); ykselmek, artmak, oalmak. mount a horse ata binmek. mount a play bir piyesi dzenlemek. mount a picture bir resmi mukavvaya yaptrmak. mount guard nbet tutmak, nbeti olmak. 
 da; yn, da kadar byk ey; azman. mountain ash vez, (bot.) Sorbus americana. mountain chain da silsilesi. mountain lion puma, (zool.) Felis concolor. mountain range da silsilesi. mountain sheep Kanada koyunu, (zool.) Ovis canadensis. mountain sickness (tb.) ykseklik ve basn azlndan ileri gelen da hastal. make a mountain out of a molehill habbeyi kubbe yapmak, pireyi deve yapmak. 
  .dal kimse; dac;  dalara trmanmak. 
 dalk; da gibi, iri. 
 arlatanlkla sahte il satan kimse; arlatan kimse. 
 binmi; atll; takl, hazr; kaklm, kakma. mounted gem kakma ta. mounted police atl polis. mounted troops svari, atl asker. 
 destek, dayanak, ereve, koyacak; binme, bini. 
 matem tutmak, yas tutmak; alamak, kederlenmek. mourner  yasl kimse. 
 kederli, zgn, mahzun, yasl; hazin, ackl, dokunakl. mourn fully  kederle . 
 kederlenme, alama, at, yas tutma; matem, yas; matem elbisesi; yas sresi. half mourning yas sresinin son ksm; yas, matem elbisesi. in mourning matem elbisesi giymi; yasl. mourning dove bir eit kumru. 
 fare avlamak, fare tutmak; sinsi sinsi bir eyin peinden gitmek. mouser  avc kedi. 
 (o.) mice) fare, san. mouse color fare rengi, kuruni renk. field mouse, meadow mouse tarla faresi. harvest mouse cce san, (zool.) Micromys minutus house mouse fare, (zool.) Mus musculus shrew mouse orman soreksi, (zool.) Sorex araneus. white mouse beyaz fare. mousy  fare gibi; ekingen, mahcup. 
 fare delii; ok ufak delik. 
 sankuyruu, (bot.) Alopecurus agrestis. 
 fare kapan; tuzak. 
 (Fr.) dvlm krema, yumurta ak ve ekerle yaplm dondurma. 
 hatiplik taslamak; kelimeleri ineyerek konumak; geme altrmak(at);(nad.) surat buruturmak. 
 az; az gibi ey; hali, boaz; surat buruturma. mouth organ az mzkas, armonika. a hard mouth geme itaat etmeyen az (at) down in the mouth cesareti krlm, karamsar, meyus. from mouth to mouth dilden dile, agzdan aza, live from hand to mouth ancak ekmeini kazanabilmek, ok zor geinmek; lmeyecek kadar geimi olmak. make one' mouth water azn sulandumak, imrendirmek. make mouths at birine surat ekitmek . laugh on the wrong side of one' mouth glerken alamak. put words into one' mouth uydurup birinin azndan konumak. 
az olan azl.
 azdolusu, azn alabildii miktar, lokma; az miktar; (k. dili) telaffuzu g kelime. say a mouthful (argo.) isabetli bir ey sylemek. 
 azlk; algnn dudaklar arasna alnan (ks.)m; bir dierinin hesabma sz syleyen kimse, szc; (argo.) sulunun avukat. 
 gargara, az ykamak iin kullanlan antiseptik bir sv. 
 az kalabalk, geveze, lafazan. mouthily  gevezelikle. mouthiness  gevezelik. 
 ilenmi koyun derisi. 
  kmldatmak, oynatmak, hareket ettirmek; tahrik etmek, harekete getirmek; satran veya damada bir ta usulne gre yrtmek, oynamak; tevik etmek, gayrete getirmek; tesir etmek, muteessir etmek; (tb.) iletmek (barsak); satmak, sattrmak; kmldamak, oynamak, hareket etmek; g etmek, nakletmek, tamak; gitmek, yrmek; kalkmak, ilerlemek, ileri gitmek: dup kalkmak, karmak; teklif et- mek;  hareket, kmldanma; oynama, el; dama ve satranta ta srme; dama ve satranta oynama sras; tedbirli i, tedbir; g, nakil, ev deitirme. move in eve tamak; ieri girmek. move on ileri gitmek. move out evden tanmak, dar kmak. move heaven and earth her areye ba vurmak. on the move hareket halinde, hi durmaz. get a move on balamak; acele etmek. 
  hareket edebilen, kmldayabilen; tanabilir, nakledilebilir; tarihi deien (yortu); (huk.) menkul;  (o.), (huk.) menkul eya. movableness  mteharrik olma. movably  muteharrik veya ereti olarak. 
 hareket, kmldanma; akl, meyil, istidat; (ask.) manevra; saatin makinas veya bunun (ks.)mlar; bir mzik parasnn usul veya ls; balrsaklarn ilemesi. 
 hareket ettiren kimse veya ey; ev eyas nakliyat firmas 
 (k. dili), (sk sk) (o.) sinema. 
 kmldanr, oynar, hareket eder; hareket verici; etkili, dokunaklu. moving day mesken deitirilen gn, tama gn. moving picture sinema. moving picture. machine sinema makinas. moving platform hareket eden platform. moving stairway yryen merdiven moving'y  dokunakl olarak. 
 (mowed, mown) bimek, trpan veya orak ile bimek; down ile top ve ya tfek atei ile biip ldrmek. mowing machine ekin bime makinas. 
 ekin yn, ot yn; ambarda ekin veya ot ynna mahsus (ks.)m. 
 in ve Japonya'da baz hastalklarn tedavisi iin cildin stne konarak yaklan pamua benzer bitkisel bir madde; bu maddenin alnd bitki.
(ks.) Military Police. 
(ks.) mezzo piano. 
 Bay (soyadndan nce gelir) 
 Bayan (evli kadnn soyadndan nce kullanlr) . 
(ks.) multiple reentry vehicle . 
(ks.) Mississippi. 
(ks.) Master of Science, Master in Surgery. 
 Bayan (kz veya kadnn soyadndan nce kullanlr) 
(ks.) manuscript.
.,mss (ks.) manuscripts.
(ks.) Montana. 
., mt (ks.) mount, mountain. 
 (more, most)   ok, fazla, hayli;,  oka, fazla derecede; hemen hemen;  ok ey, ok miktarda ey; nemli ey. make much of ok nem vermek, klymet vermek. 
 (k. dili) okluk. much of a muchness hemen hemen ayn. 
 zamk; bitkilerden szan yapkan sv. mucilaginous  erimi zamk trnden, zamkl, zamk gibi. 
  gbre, ya gbre; bataklk amuru; pislik;  gbrelemek; (k. dili) kirletmek, pisletmek. muck heap gbre yn. muck'y  pis, kirli. 
 ing., (argo.) kaba kimse, ayak takmndan biri. 
 zellikle siyasette bir ahsa kt eyler yklemek; hakszl arayp meydana karmak. 
 balgam trnden; balgam salglayan; balgaml; smkl. mucous membrane baz uzuvlarm i yzn kaplayan salgl zar, mukoza mucosity  balgam gibi yapkanlk. 
 smk; balgam; balgam gibi ey. 
 amur; (k.dili) herhangi bir iin en kirli ksm; kt sz veya iftira. mud bath amur banyosu. mud flat gelgit esnasmda biriken amurlarn ;topland saha. mudhen su tavuu, (zool.) Fulica atra; su yelvesi, (zool.) Rallus aquaticus. mud pie ocuklarn oyuncak olarak yaptklar amur rei. clear as mud anlalmaz. throw mud at (birine) amur atmak, amur sratmak. 
 amurlu kou yolunda iyi koan at. 
 amurluluk, bulanklk. 
  kartrmak, yzne gzne bulatrmak; becerememek;  karklk; aknlk, sersemlik; kark ey, karmakark i. muddle along veya on yle byle geinip gitmek; yanlmalara ramen bir iten syrlp kmak. muddle through ing. her eye ramen gemisini kurtarmak. 
 .sersem. 
 sv maddeleri kartrmaya mahsus ubuk veya alet. 
  amurlu; bulank, kirli, pis; kark;  amurla kirletmek, amura bulamak; bulandrmak. 
 amurluk. 
 genellikle politikada hasmna amur atan kimse. 
 mezzin. 
  acemice i grmek; becerememek;  acemilik, beceriksizlik. 
 el krk, manon; (mak.) boru bilezii. 
 pandispanya tadnda ufak yuvarlak ekmek. 
  sarnmak; sesi bomak;  sarnacak ey; sesi bomak iin kullanlan rt veya sarg; bir maddeyi alev ve gazlara temas ettirmemek iin kullanlan frn gz. 
 gevigetirenlerin ve dier baz hayvanlarn tysz st duda ve burnu. 
 susturucu; boyun atks, fular; piyanoda sesi bomaya mahsus yastk veya kee paras. 
 mft; niforma giyenlerin vazife dnda giydikleri sivil elbise. 
 (argo) yz, surat; az; (A.B.D.) hviyet fotoraf; (A.B.D.) adam, herif; (ng.) avanak kimse, aldatlm kimse; (A.B.D.) gangster. 
 (-ged, -ging) (A.B.D.) (emniyette) hviyet fotorafn ekmek; saldrp soymak; mimiklerle maymunluk yapmak. 
 kulplu byk bardak; bardak dolusu. 
 saldrp soyan kimse; mimiklerle komiklik yapan kimse. 
 Hindistan ve yresine zg yrtc timsah, (zool.) Crocodilus palustris. 
 ocuklara mahsus bir iskambil oyunu; iki ucun toplam be veya on olunca puan kazanlan domino oyunu; (ng.), (argo) ahmak kimse. 
 scak ve rutubetli, kapal, skntl (hava) 
 pelin, (bot.) Artemisia. 
 (A.B.D.), (gen.) (pol.) bamsz kimse. 
 Hazreti Muhammed; Mehmet. Muhammadan  Mslman. Muhammadanism  islam, Mslmanlk. 
 yumuak ayakkab. 
 beyaz ile zenci melezi kimse. 
 dut, (bot.) Morus; koyu mor renk, dut rengi. black mulberry kara dut. (bot.) Morus niger. paper mulberry kat dutu, (bot.) Broussonetia papyrifera. red mulberry krmz dut, (bot.) Morus rubra. white mulberry beyaz dut, (bot.) Morus alba. mulberry brandy dut ra(ks.). 
  bitki kklerini scak veya souk ile kuraklktan korumak veya meyvalar temiz saklamak iin kullanlan saman ve yaprak tabakas;  byle tabakayla rtmek. mulch pile gbre haline gelsin diye ylan yaprak ve p kmesi.
  dolandrmak; cereme ile cezalandrmak;  cereme. 
 pdk, arkalksz terlik. 
 katr; (A.B.D.), (k.dili) ok inat kimse; krk makinas; kk lokomotif veya traktr. mule skinner (A.B.D.), (k.dili) katrc. mule train katr katar. muleteer'  katrc. mulish  katr gibi; inat. mulishly  inatla. mulishness  inatlk. 
  boynuzsuz (inek) 
 kadn olma hali, kadnlk; kadnlk hususiyeti. 
 (arap veya elma suyunu) kaynatp iine eker ve baharat katmak. 
 ince muslin kuma. 
" over "ile derin dnmek, dnp tanmak. 
 molla. 
 srkuyruu, (bot.) Verbascum. great mullein srkuyruu, (bot.) Verbascum thapsus. 
 boya veya eczay ezip kartrmaya mahsus havaneli, mablak. 
 dubar, (zool.) Mugil. red mullet tekir bal, (zool.) Mugil surmulletus. grey mullet has kefal, (zool.) Mugil cephalus. golden grey mullet altnba kefal, (zool.) Mugil auratus. thin-lipped grey mul - let pulaterina, (zool.) Mugil capito. 
 etli ve baharatl Hint orbas. 
  pencere erevesinin dikey blme tirizlerinden biri;  tirizlerle ayrmak. 
(nek) )ok. 
 ok al. 
 (biyol.) ok hcreli. 
 ok eitli, trl trl. 
 ok ekilli, ok biimli. 
 (tic.) mark. ufak bir matbaa makinas. 
 ok yanl, ok tarafl, ok kenarl; ok milletli. 
 birka dil kullanan, ok dil bilen. 
 (tic.) mark. ufak bir ofset makinas. 
(bak.) mixed-media. 
 ok zengin kimse, mltimilyoner. 
 (mat.) ok terimli. 
 ikinci defa anne olan veya birden fazla ocuu olan kadn. 
 (fiz.) ok safhal. 
  ok ynl, ok ksml, katmerli;  (elek.) ok safhal cereyan; (mat.) katsay. multiple choice testlerde cevaplardan birini seme usul. multiple circuit (elek.) ok safhal devre. multiple reentry vehicle birka ayr bomba tayan roket. least common multiple (mat.) en kk ortak katsay. 
 ok ksml, kat kat, katmerli; (elek.) tek kanalda iki ynl iletim salayan sisteme ait. 
 (mat.) arplan. 
 oaltma, oalma; (mat.) arpma. multiplica tion table arpm tablosu, kerrat cetveli. 
 okluk, ok trllk, eitlilik. 
 (mat.) arpan. 
 oaltmak, artrmak; (mat.) arpmak; oalmak, yaylmak; remek, tremek; ok misal getirmek. 
 ok safhal; ksm ksm atelenen (roket) 
 ok say; kalabalk, izdiham, halk yn; okluk. 
 ok, pek ok; ok (ks.)ml; (iir) kalabalk. 
 (A.B.D.) eitli blmlerden meydana gelen byk niversite. 
(Lat.) az ve z. 
 bir eit sert ve tatl bira. 
 (k. dili) kasmpat, krizantem. 
 (-med,- ming) maske ile rol yapmak 
 (nlem) susmu, suskun; (nlem) Sus! Mums the word. Srr kimseye syleme. Aramzda kalsn. 
 (k. dili) efendim (hanmlara); (ng.), (k. dili) anne. 
  lakrdy gevelemek, mrldanmak;  anlalmaz sz veya ses, mrlt. 
anlamsz ve kark sz; anlalmas g by veya ayin; put, feti. 
 maskeli aktr; soytar. mummery  maskeli elence; maskaralk; manasz ve gsterili dini ayin. 
 mumyalamak; mumya yapmak. mummifica'tion  mumya yapma, mumyalama. 
 mumya; iyi muhafaza edilmi ceset. 
 (o.), (tb.) kabakulak hastal. 
 ktr ktr yemek, hapr hupur yemek. 
 gnlk, olaan, sradan; dnyaya ait, dnyevi. 
 Mnih. 
 ehre ait; belediyeye ait, beledi. municipal council belediye kurulu. municipal law belediye nizam. municipal police polis tekilt. munici pality  belediye. 
 cmert, eli ak. munificence  cmertlik. munificently  cmerte. 
 (gen.) (o.), (huk.) senet, tant. 
  harp levazm; (o.) sava gereleri;  sava gereleriyle donatmak. 
  duvara ait; duvara aslan; duvar gibi;  duvara yaplan resim. 
  adam ldrme, cinayet; (k. dili) ba belas;  katletmek, ldrmek, kasten ldrmek; bozmak, harap etmek. murder a piece of music bir mzik parasn berbat etmek. murder in the first degree kasten adam ldrme. Murder will out. Cinayet gizli kalmaz. Hakszlk meydana kar. get away with murder (k. dili) bir ktln cezasn ekmemek. murderer  katil, cani, adam ldren kimse. murderess  kadn katil. murderous  ldrc, lm saan, kanl; tehlikeli. murderously  ldrecek gibi. 
 (o.) murices) dikenli salyangoz, iskerlet. 
tuzruhu. 
 sangillere ait. 
karanlk, kasvet. 
karanlk, kasvetli; bulutlu, bulank. murkiness  karanlk olu, kasvetli olu. 
  mrldanma, mrlt; sylenme, ikyet; alt, uultu, ses; (tb.) kalbi veya baka bir organ dinlerken iitilen hrlt;  mrldanmak; sylenmek, homurdanmak; uuldamak, aldamak. 
 (argo) patates. 
katlanp dolaba giren portatif karyola.
el abukluu ile para zarfn sahte eylerle dolu zarfla deitirme hilesi. 
(A.B.D.), (k. dili), saka"bir eyin aksi gidecei varsa, aksi gider" kural. 
 hayvanlara zg salgn hastalk; (eski) lnet. 
 kakmal ve renkli caml. murrhine glass iek kakmal renkli zcaciye. 
 Maskat, Umman'n bakenti. 
 misket zm; misket arab. 
 kas, adale; adale kuvveti. muscle-bound  fazla idmandan kaslar ok gelimi. Don't move a muscle. Hi kmldanma. deltoid muscle (anat.) deltoid kas, deltakas. extensor muscle kol veya bacak gibi bir uzvu uzatan kas. femural muscle (anat.) uyluk kas. flexor muscle kol veya bacak gibi bir uzvu bken kas. frontal muscle aln kas. 
 ham eker, eker kamndan alnan nemli esmer eker. 
 mika. 
 eski Rusya. Muscovy duck Orta ve Gney Amerika'ya mahsus yeilimsi siyah iri bir rdek, (zool.) Cairina moschata. Muscovite   Rus, Moskof. 
 adali, kasa ait; adale ile yaplan; adaleli, kuvvetli. muscularity  kaslarn iyi gelimi olmas. 
 aire yardm eden ilham, esinleyici g; b.h. Mzlerden biri. 
 dnceye dalmak, derin dnmek; temaaya dalmak. 
 mze. 
 (A.B.D.) msr unu lapas; lapa gibi ey; (k. dili) gzya ile ifade edilen ar duyarlk. 
 (nlem) zellikle kpeklerin ektii kzaklarla kar zerinde ayakta yolculuk yapmak; (nlem) Haydi! (kzak eken kpeklere) 
   mantar; mantarms ey: tredi ey veya kimse;  mantarms; tredi;  yaylp bymek; mantar eklinde yaylmak. mushroom cloud (zel likle nkleer patlama sonucunda) mantar eklinde ykselen bulut. mushroom growth birdenbire byyp yaylma, mantar gibi byme. mushroom town birdenbire byyen kasaba. field mushroom kuzugbei, (bot.) Agaricus campestris. 
 lapa gibi; (k.dili) tatsz bir ekilde hissi. 
 mzik, musiki; ahenk, hava, name, makam, nota; mzik ilmi; orkestra, bando. music book nota kitab. music box latarna. music hall mzik salonu; (ng.) vodvil tiyatrosu. music master musiki stad, mzik hocas. music of the spheres Pitagor kuramna gre gkcisimlerinin kard ve yalnz tanrlar tarafndan iitilebilen mzik sesleri. music paper izgili nota kad. music roll otomatik piyanoda mzik parasnn alnmasna yarayan delikli kat tomar. music stand nota sehpas. music stool piyano taburesi. chamber music oda mzii. electronic music elektronik mzik. face the music herhangi naho bir eyi veya gl ylmadan karlamak. instrumental music alg ile alnan mzik. program music belirli bir konu ifade eden mzik. set a poem to music bir iiri bestelemek. vocal music sesle sylenen mzik. 
  mzie ait; ahenkli, uyumlu; mziksever, musikiinas, mzik ustas; bestelenmi;  mzikli komedi. musical chairs mzik eliinde iskemle kapmaca oyunu. musical comedy mzikli, arkl ve dansl gldr. musically  ahenkle; mzikle. 
 zel resital. 
 mzisyen; algc, arkc. 
 misk; misk kokusu; misk otu, amberiei, misk kokulu herhangi bir bitki. musk deer misk geyii, (zool.) Moschus moschiferus. musk geranium kokulu sardunya. musk ox misk sr, (zool.) Ovibos moschatus. musk plant misk otu, (bot.) Mimulus moschatus. musk rose misk gl. 
 (A.B.D.), (Kan.) yosunlu bataklk. 
 Kuzey Amerika'nn byk gllerinde bulunan bir eit iri turnabal. 
 eski model asker tfei. musketeer'  tfekli asker. musketry  tfekler; tfek at. 
 kavun, (bot.) Cucumis melo. 
 Kuzey Amerika'ya mahsus misk san, (zool.) Ondatra zibethica. 
 misk kokulu; misk gibi. muskiness  misk gibi kokma. 
  Mslman. 
 muslin (kuma) muslinet(te)'  (kaba) muslin. 
  (A.B.D.), (k. dili) karmakarklk, intizamszlk; kargaa; kavga, bouma;  (gen.) "up" ile buruturmak, rselemek; bozmak, kirletmek. mussy  (A.B.D.), (k. dili) karmakark, buruuk. 
 midye, kara kabuk midyesi, (zool.) Mytilus edulis. 
  (o.) -mans) Mslman, islam. 
  kzm (erkek fil veya deve);  kzgnlk; kzgn fil. 
( yardmc ) - meli, -mal (gereklik, zorunluk, ihtimal ve kesinlik belirtip gemi veya imdiki zaman iin kullanlan ekimsiz bir fiil);  (k. dili) art, gereklik. He must go. Gitmelidir. He must have gone. Gitmi olacak. I must (ask.) you to go. Haydi artk gidin bakalm. We must see. Bakalm ne olacak. Beklemeliyiz. 
 kfllk; kf kokusu. 
 ra. 
 byk. 
 Amerika'ya mahsus yabani at. 
 hardal: hardal bitkisi. mustard gas zehirli bir gaz, iperit. mustard plaster hardal yaks. mustard seed hardal tohumu. hedge mustard yaban hardal, algc otu, (bot.) Sisymbrium officinale. white mustard akhardal, (bot.) Sinapis alba. wild mustard yabani hardal, (bot.) Brassica kaber. 
  toplamak; yoklama iin bir araya toplamak; bir araya toplanmak;  geit treni veya yoklama iin asker veya gemi mrettebatnn toplanmas; bu i iin toplanan kimseler veya bunlarn toplam. muster in askere kaydetmek. muster out terhis etmek. muster roll ordu defteri, yoklama defteri; mrettebat listesi. pass muster aranlan eye uygun olmak, kabul olunmak, gemek. 
 kfl, kf kokulu; khne, antika, demode; snk, ar, yavan, tatsz. mustiness  kfllk. 
 deiebilir, deiken; dnek, kararsz. mutability  deiebilme kabiliyeti. 
  deiken; (biyol.) genleri deimi, mutasyona uram;  mutasyona uram hayvan veya bitki. 
 deime, dnme, dnme; (biyol.) genleri deimi hayvan veya bitki; mutasyon; (dilb.) bir nl veya nszn deimesi. 
(Lat.) gerekli deiiklikler yaplm olarak. 
  sessiz, suskun; dilsiz; (huk.) kendini savunmayan (sank);  (dilb.) sar ses, okunmayan harf; (mz.) alglarda sesi (ks.)ma tertibat, surdin. deaf mute hem sar hem dilsiz kimse. mutely  sessizce, susmu olarak. muteness  suskunluk. 
 sesini (ks.)(mak.); (mz.) ses (ks.)ma tertibat ile sesi bomak, surdin kullanmak; (gz. san.) yumuatmak. muted colors yumuak renk tonlar. 
 bir tarafn kesip sakat etmek, ktrm etmek; deitirmek, nemli ksmlan kararak bozmak. mutila'tion  ktrm etme; bozma, deitirme. 
 isyanc, asi. 
 isyankr; isyan halinde, asi. mutinously  asice. mutinousness  isyankrlk. 
  isyan, kyam, bakaldrma, ayaklanma (bilhassa asker veya gemici);  isyan etmek, ayaklanmak. 
 (argo) it, kpek; mankafa kimse. 
  mrldanmak, fsldar gibi sylemek; sylenmek, homurdanmak;  mrlt, fslt. 
 koyun eti. mutton chop koyun pirzolas. 
 (argo) ahmak kimse. 
 iki tarafl, karlkl; ortak, mterek. mutual friend mterek dost. mutual fund (bak.) fund. mutual insurance karlkl (sig.)orta, karn belirli bir (ks.)mnn polie hamiline denmesini gerek- tiren (sig.)orta. mutual love karlkl sevgi. mutuality  mukabele, karlkl olma. mutually  karlkl. 
(bak.) moujik. 
  hayvann knt hsl eden az ile burnu; (hayvann srmamas iin azna geirilen) azlk; top veya tfek az;  azn balamak, azna azlk geirmek; susturmak. muzzle velocity kurunun tfek azndan kt zamanki hz. 
 azdan dolma top veya tfek. 
 (k. dili) sersem; skntl, kasvetli. 
(ks.) million years. 
(zam.) benim. 
(nlem) Aman! Olur ey deil ! Hayret! 
 (tb.) kas ars, kasn. 
 eski Yunanistan'n tarihncesi Miken ehri. Mycenaean  Miken ehrine veya Miken devrine ait.
( (sonek), (biyol.) mantar. 
 mantarlar inceleyen bitki bilimi dal. 
 (bot.) kkmantar. 
 (tb.) vcutta mantarcklar meydana getiren hastalk. 
 mantarda bulunan zehir. 
 (tb.) omurilik iltihab. 
 (Felemenke) Bay. 
(nek) adale, kas. 
 (tb.) kalp kas iltihab. 
 (anat.) kalp kas. 
 (anat.) kas kaslmalarnn bir aletle kt zerinde yazlmas. 
 (anat.) kasbilim, anatomide adaleler konusu. myologist  kasbilim uzman. 
 (o.)- mata) (tb.) adale tmr, miyom. 
 uza iyi gremeyen kimse, miyop kimse. 
 (tb.) uza iyi grememe, miyopluk. myopic  uza iyi gremeyen, miyop. 
 (biyokim.) miyozin. 
 (bot.) unutmabeni trnden iek. 
  ok byk sayda, saysz, ok;  ok byk say; on bin kii veya ey. 
 (zool.) tespihbcei veya krkayak familyasndan bcek, okayak bcek. 
 efendisine kr krne itaat eden kimse. 
 sepicilikte ve boya ilerinde kullanlan helile aa meyvas. 
 lavanta yapmnda kullanlan kokulu bir eit sar sakz, mr, mrrsafi. 
 mersin, (bot.) Myrtus communis; kk Cezayir menekesi, (bot.) Vinca minor. 
(zam.) kendim, bizzat, ben. I don't feel like myself. yi deilim. Keyfim yok. I myself am doubtful. Ben bile phe ediyorum. I will come myself. Kendim geleceim. 
 Misya (anakkale blgesinin eski ismi) 
 dini srlar aklayan veya reten kimse. 
 gizemli, esrarengiz, akl ermez, anlalamaz, garip. mysteriously  gizemli bir ekilde; anlalmaz surette. mysteriousness  gizemlilik; anlalmazlk. 
 gizem, sr; muamma; bilinmez ve anlalmaz ey; hikmet; eski zamana ait dini piyes; Dou kiliselerinde dini ayin; eski dinlerde gizli ayin. mystery play ortaada dinsel tiyatro oyunu (bilhassa sa'nn hayatna dair) murder mystery polisiye roman. 
  gizemli; btni, srri; mistik, tasavvufa ait, gizemcilikle ilgili; gizli, sr kabilinden; gizli manas olan, esrarl;  gizemci, tasavvuf ehli, mutasavvf. mystical  tasavvufa ait; btni, srri, esrarl. mystically  mistik ekilde. mystical - ness  tasavvufilik. 
 gizemcilik, tasavvuf, mistisizm. 
 artmak, hayrete drmek; anlalmasn gletirmek, esrarl gibi gstermek. 
 bir kimseyi stn gsteren zellikler; bir tarikatn benimsedii doktrinlere gre gerekleri gr ekli; hner, marifet. 
 esatir, efsane, (mit.); hayali kimse veya ey. mythic, mythical  efsane kabilinden, esatiri, mite zg; hayali. 
 efsane yaratc. 
 mitolojik, esatiri. mythologically  esatir kabilinden, mitolojiye gre. 
 mitoloji. mythologist  mitoloji uzman. 
 efsane yaratc. 
 (o.)-thoi) mitos; mit; mitoloji. 
 Midilli adas. 
 (tb.) derinin sertlemesi ile his ve zekann krlemesi gibi belirtiler gsteren bir hastalk. 
(ks.) Nationalist Navy, New, Noon, Norse, North, Northern, November. 
(ks.) nephew, neuter, new, nominative, noon, north, northern, noun, number. 
(ks.)nitrogen, north, northern. 
 ngiliz alfabesinin on drdnc harfi; (kim.) azotun simgesi; (mat.) belirsiz bir say. 
(ks.) New Brunswick, North Britain; (k. h.) nota bene yice dikkat et. 
(ks.) noncommissioned officer. 
(ks.) no date. 
(ks.) north latitude. 
(ks.) nortwest.
(ks.) National Association for the Advancement of Colored People. 
 (-bed, -bing) (k. dili) yakalamak, tutmak, ele geirmek. 
 Hindistan'da zengin olmu Avrupal; ok zengin ve lks hayat yaayan adam; Hindistan'da Moollar zamannda prens veya vali; Hindistan'da baz Mslman byklerine verilen nvan. 
 uakta motor yeri. 
 sedef. nacreous  sedefli. 
 (astr.) ayakc; en aa safha veya nokta. 
 ufak binek at; ihtiyar at. 
 (-ged,- ging)  daima kusur bulmak, durmadan azarlamak, drdr etmek, rahatsz etmek;  drdr eden kimse. 
 mit. su perisi, rmaklar ve emeler perisi. 
 ivi, mh; trnak; hayvanlarda trnak yerine bulunan pene veya toynak; 5,7 santimetrelik kuma l birimi. nail brush trnak fras. nail file trnak trps. nail polish trnak cils. nail puller kerpeten, (ks.)ka. nail scissors trnak makas. drive the nail home iviyi iyice akmak; iddiay ispatlamak. hard as nails iyi idman gr- m, ok kuvvetli; ok sert. hit the nail on the head tam dorusunu sylemek veya yapmak, tam yerinde sz sylemek. on the nail hemen, derhal; sz konusu. 
 mhlamak, ivilemek; sk sk balamak, kavramak; (argo) tutmak; yakalamak; (argo) (bir yalan) meydana karmak; (argo) almak; (argo) vurmak. nail down ivilerle sabitletirmek; garantiye almak. nail up ivilerle kapatmak. 
 nansuk. 
 Nairobi, Kenya'nn bakenti. 
 saf, bn, toy, tecrbesiz; denenmemi. naively  safa. naivete  saflk, bnlk, tecrbesizlik. 
 plak, ryan, yaln; (bot.) plak, rtsz; aresiz, savunmasz, silhsz; ak; yaln; (huk.) ispatsz, sade, kuru, geersiz. naked ape insan. stark naked rlplak, anadan doma. the naked eye plak gz. the naked truth salt gerek. nakedly  plak olarak; aka. nakedness  plaklk. 
 isimlendirilebilir; hrete lyk, unutulmaz. 
  yavan, tatsz, tatsz ekilde duysal; sklgan, kararsz;  kararsz kimse, sklgan kimse. 
   ad, isim; nam, hret, n; nvan; kzgnlk belirten hitap ekli; hretli kimse; d grn; Tanrnn kutsal ismi;  ad koymak, isim vermek, ismiyle armak; ismini vermek; belirtmek; tayin etmek; memur etmek;  ismi olan; (A.B.D.), (k.dili) tannm; ismini veren. name plate tabela. Name your price. stediiniz fiyat syleyin. Ne isterseniz vereceim. by name ismiyle, isminde; ismen. call one names birine svp saymak, kfrler savurmak; kzdrmak iin isim takmak. Christian name vaftiz ismi; z ad. family name soyad, aile ismi. He has a bad name. Kt hreti var. Ad ktye km. (I.) havent a penny to my name. Hi param yok. (I.) know him by name. smen tanyorum. in name szde, ismen. in the name of namna, yerine; ba iin, hakk iin, akna. maiden name bir kadnn evlenmeden evvelki soyad. make a name for oneself ad yapmak. of the name of isminde, ismiyle, namnda. the name of the game asl sorun. to ones name kendine mahsus. 
 (k. dili) kendine paye vermek iin hretli isimlerden bahsetme. 
 isimsiz, adsz, ad belli olmayan; ad konmam; tanmlanamayan; bahsedilmeye layk olmayan; gayri meru. 
 yani yle ki. 
 ada, ayn ad olan kimse. 
 Namibia, Gneybat Afrika. 
 (A.B.D.) nine. 
 ccelik. 
 devety renginde in pamuklu kuma, kahverengimsi sar renkten pamuk bezi; (o.) bu bezden yaplan giysi; kahverengimsi sar renk. 
 Nanking. 
 (ng.) dad 
 nanny goat dii kei. 
(nek) ok kk; bilyonda bir. 
 (mim.) eski mabet ve bundaki i oda. 
 (-ped,- ping)  uyuklamak, hafif uykuya dalmak, kestirmek, ekerleme yapmak; gafil bulunmak; dikkatsiz davranmak;  hafif ksa uyku, ekerleme. I caught him napping. Onu gafil avladm. Hazrlksz tuttum. 
  (-ped,- ping) (uha) tyl yz, baz tyl kumalarn yzndeki ksa iplikler;  bezi fralayarak tylendirmek. napless  tysz, ty dklm. 
 benzinle kartrlarak bir yakt meydana getiren pelte gibi bir bileim, napalm. 
 ense. 
 sofra rtleri ve peeteleri. 
 neftya, gazyann ok hafif bir cinsi; petrol. 
 (kim.) naftalin. 
 turp eklinde (kk) 
 peete, pekir; (ng.) ocuk bezi; shhi pamuk, hijyenik ba. napkin ring peete halkas. 
 Napoli ehri. Naples yellow antimon boyas, ak sar boya. 
 ptifur; yirmi franklk Fransz altn, Napolyon altn, bir iskambil oyunu; b.h. Napolyon. Napoleonic  Napolyon'a ait. 
 ileri doru km yuka. 
 yayk tabak. 
  sert; sarho;  (sko.) sert bira. 
 havl, tyl; kvrck. 
 (ng.), (k.dili) ocuk bezi. 
 (kim.) afyondan karlan ac beyaz alkaloit. 
 kendine hayran olma, narkislik, narkisizm. 
 nergis iei, zerrin, fulya, (bot.) Narcissus; (b. h.) Yunan efsanesine gre suda grd kendi hayaline k olan gen adam. 
 narkotik tiryakilii. 
 (tb.) ila ile meydana gelen uyuukluk, narkoz. 
  uyuturucu, uyuukluk verici, narkotik;  uyuturucu il, narkotik; narkotie alm kimse; uyuturucu herhangi bir ey. narcotize  il ile uyuturmak veya uyutmak. 
 hint smbl, (bot.) Nardostachys jatamansi; smbl ya. 
 (o.), (anat.) burun delikleri. 
 nargile. 
  (ng.), (argo) hrszlar tongaya dren kimse;  tongaya drmek. 
 (A.B.D.), (argo) narkotik ajan. 
 nakletmek, hikaye etmek, sylemek, anlatmak. narra'tion  anlatm, anlat; hikaye, fkra. 
  hikaye, fkra; hikaye syleme sanat;  hikaye kabilinden. 
   dar, ensiz; snrl; dar dnceli, dar fikirli; darlk iinde; czi, az; sk, dikkatli; (ng.), (leh.) hasis, tamahkar, cimri;  dar geit, (o.) dar boaz;  daraltmak, eninden almak; snrlamak; ksmak; daralmak, ekmek, ensizlemek. narrow circumstances fakirlik, paraszlk, darlk. nar row escape dar darna kurtulma, ucuz kurtulma. narrow gage (gauge) ray aral 141 cm. olan demiryolu; dekovil. by a narrow majority az bir ounlukla. the Narrows anakkale boaznn en dar ksm. narrowly  dar, gbel, dar darna. 
 dar fikirli, dar grl, banaz. 
 (mim.) kiliselerde d dehliz. 
 denizgergedan, (zool.) Monodon monoceros. 
 (leh.) hibir. 
(ks.) National Aeronautics and Space Administration. 
  buruna ait; genizden veya burundan gelen; (dilb.) genzel;  (dilb.) genizsi ses, burun sesi; (anat.) burun kemii. nasal cavity burun boluu. nasal fossa, nasal passage geniz. nasal letter genizden okunan harf. nasally  genizden. 
 gelimeye balayan, olu halinde olan, olgunlamam. nascency  dou, meydana geli, balang. 
 (anat.) burun ile aln blgesine ait. 
 latin iei, (bot.) Tropaeolum. 
 tiksindirici, iren; kt, irkin; hoa gitmeyen; ayp, edepsiz, mstehcen; skc, sinirlendirici; pis, ok kirli, murdar. nasty blow ar darbe, tehlikeli vuru. nasty dose ac veya pis kokulu il. nasty sea frtnal deniz. nasty story mstehcen hikye. Don't be nasty iren olma. nastily  iren bir ekilde. nastiness irenlik. 
(ks.) national, natural.
 doua ait, dou gnne ait; (iir) dou yerine ait. natal day dou gn. natal star (astrol.) insann altnda doduu yldz. 
 doum oran. 
 suda yzen. 
 yzme; yzgelik. na'tatory, natato'rial  yzmeye veya yzgelie ait. 
 zellikle st kapal yzme havuzu. 
 (o.) kala. 
 millet, ulus; budun, kavim. nation-vide  btn millete ait. maritime nation denizci millet, denizden geinen millet. most favored nation (bak.) favor. 
  milli, ulusal, millete ait;  yurtta, vatanda. national anthem milli mar veya ark. National Assembly Millet Meclisi. national bank milli banka; Amerika'da banknot karmaya yetkisi olan banka. national church bir devletin resmi kilisesi. national committee (A.B.D.) bir partinin yrtme kurulu. national congress millet meclisi. national debt devlet borcu. National Gallery Londra'da bir resim mzesi. National Guard (A.B.D.)'nde milis tekilt. national monument milli ant. national park milli park. nationalism  milliyetilik, ulusuluk, milletseverlik. nationalist  milliyeti. nationalis'(tic.)  milliyetilie ait. nationalize  milliletirmek, milletin emrine vermek; millet haline koymak. nationally  millete. 
 millet; milliyet; vatandalk; milli zellikler. 
  yerli, tabii, doal; doutan; basit, suni olmayan;  bir yerde doan kimse; yerli mal veya hayvan. native-born  doma byme,yerli. nativecitizen doutan vatandalk hakk olan kimse. native land anavatan, anayurt, asl mem- leket. 
 yerlilerin yabanclardan stn tutulmas, yerlilerin hak ve karlarn koruma siyaseti; (fels.) doutan gelen fikirlerin var olduunu ileri sren reti. 
 dou; (astrol.) douta baklan yldz fal. the Nativity Hazreti sa'nn douu. 
(ks.) North Atlantic Treaty Organization. 
 sodyum. 
 (min.) tabii sodyum karbonat. 
 (ng.) gevezelik etmek. 
 temiz ssl, zarif. 
  doal, tabii, asl, doutan; normal, suni olmayan; tabiata uygun; (mz.) doal, natrel;  (A.B.D.), (k. dili) doutan hnerli kimse; (mz.) be kar; piyanonun beyaz tuu; (eski) doutan budala. natural child gayri meru ocuk; z ocuk. natural childbirth ilasz ve arsz doum; byle doum iin hazrlk metodu. natural color asl renk. natural gas yeraltndan elde edilen ve yakt olarak kullanlan metanl gaz. natural history tabiat bilgisi. natural philosophy (eski) fen, tabiat bilgisi. natural resources doal kaynaklar. natural rights (huk.) doal haklar. naturally  tabii ekilde, doutan; tabii, phesiz. naturalness  tabiilik. 
 doaclk; tabii hal, tabii hisse dayanan dn, eilim veya hareket; (ilah.) yalnz tabiata dayanan ahlk ve din veya felsefe. 
 tabiat bilgisi uzman; natralizm gretisine bal kimse. naturalistic  tabiata uygun, doaca; tabiat bilgisine ait; natralizm ekolne ait. 
 yabanc uyruklua kabul etmek; yabanc kelimeleri lisana almak; bir bitki veya hayvan yerliletirmek; tabiata uydurmak, tabiiletirmek; yerlisi gibi olmak; tabiat incelemek. naturaliza'tion  uyruklua kabul; yerlileme; yerliletirme. 
 tabiat, miza, yaradl, maya; doa, tabiat, lem, dnya; varlklar, yaratlklar; kinat; (ilah.) insan ahlknn dzelmemi hali; igd; eit; doal durum. nature worship doaya tapma, doaclk. against nature tabiata aykr. by nature tabiatyle, yaradlta, doutan. copied from nature tabiattan alnm. freak of nature hilkat garibesi. good natured iyi huylu, gler yzl. human nature insan tabiat. in the nature of things durumun gerektirdii ekilde. second nature tabiat hkmne geen ey, tabii gelen ey. 
 hi, hi bir ey; sfr. come to naught boa kmak. set at naught hie saymak, nem vermemek. 
 yaramaz, haylaz; serke; mnasebetsiz; fena; ahlaksz. naughtily  haylazca. naughtiness  yaramazlk; mnasebetsizlik. 
 Yunanistan'da nebaht liman. 
 Nauru adas. 
 mide bulants; deniz tutmas; tiksinme, irenme.
 midesini bulandrmak, irendirmek, tiksindirmek; midesi bulanmak, tiksinmek, nefret etmek. nausea'tion  mide bulants. 
mide bulandrc, tiksindirici.nauseously  mide bulandrarak. nauseousness  mide bulan- ts; mide bulandrc olma. 
 denizcilie veya denizcilere ait, bahri, denizel, denizsel. nautical astronomy gksel cisimlere gre geminin yerini belirtmekle ilgili astronomi dal, denizel astronomi. nautical mile deniz mili (1852 metre) nautical science denizcilik ilmi. nautical tables gemicilerin kulland hesap cetvelleri. 
 (o.) -luses, (Lat.) -li) kafadanbacakl yumuakalar grubundan sedefli deniz helezonu. 
 harp gemilerine ait; denizel, bahri. naval academy deniz harp akademisi. naval architecture gemi inaatl. naval base deniz ss. naval forces deniz kuvvetleri. naval officer deniz subay. naval power harp donanmas olan memleket. naval reserves deniz ihtiyat kuvvetleri. naval stores deniz malzemesi. 
 dingil bal, tekerlek poyras. 
 byuk kiliselerin binann dier ksmlarndan ykseke olan uzun ve dar orta ksm. 
 gbek; orta yer, merkez. navel cord (tb.) gbek kordonu. navel orange gbekli ve ekirdeksiz portakal, Yafa portakal. 
 saksgzeli, (bot.) Umbilicus pendulinus. 
 (ng.) harp halinde bulunan bir devletin tarafsz bir gemiye verdii serbest gei belgesi. 
 kayk eklinde. navicular bone (anat.) sandal kemik (el ve ayak bileindeki) navicular disease atlarn topuk kemiine arz olan bir hastalk. 
 iinde gemi veya kayk gezebilir, gidi gelie elverili; dmen kullanlmas olanakl; hareket ettirilebilir (balon) navigabil'ity, navigableness  gidi gelie elverili olma (sular) 
 gemi ile gezmek, gemi kullanmak, gidip gelmek; iinde gemi ve kaykla gezmek; kaptanlk etmek, klavuzluk etmek. naviga'tion  gemi seferi; gemilerin gidi geli yollarnn haritasn izme ilmi; denizcilik. 
 (ng.) kanal veya demiryolu iisi. 
 donanma, devletin gemi kuvveti; deniz kuvvetleri; deniz filosu. navy bean kk kuru fasulye. navy blue lacivert, koyu mavi. navy yard harp gemileri tersanesi. 
 Moollar zamannda Hindistan'da Mslman hkmdar. 
 Ege Denizinde Naksos adas. 
  (eski) hayr, yok; hem de, hatta, yalnz bu deil, bundan baka;  ret, inkr, menetme; olumsuz oy; olumsuz oy veren kimse. He will not take nay. "Yok" sznden anlamaz. Ret tanmaz. 
 Nasra ehrinin yerlisi, Nasral; Nasrani, Hristiyan; ilk Hristiyanlk devirlerinde bir Yahudi Hristiyan mezhebi yesi. the Nazarene Hazreti sa. 
 srail'de Nasra ehri. 
 Alman Sosyalist- Milliyeti partisi yesi, Hitler taraftar, Nazi. 
(ks.) North Carolina. 
(ks.) North Dakota. 
(ks.) Near East, New England, North east. 
(ks.) Nebraska.
hi bir ii beceremeyen (kimse) 
 (antro.) Orta Avrupa'da iskeleti bulunan ve kaba taanda yaam olan ilkel insana ait. 
 neap tide on be gnde bir meydana gelen ve alalma ile ykselmenin en az olduu gelgit. 
  Napoli ehrine zg veya onunla ilgili;  Napolili. Neapolitan ice cream katmerli dondurma. 
  (edat) yakn, yaknda; hemen hemen, az daha, neredeyse; aa yukar, yaklak olarak; urackta;  yakn; teklifsiz, sk, samimi; sadk (tercme); soldaki (araba veya at); cimri, eli sk; (edat) bitiik, yakn. near at hand yakn. near beer hafif bira. nearby   yakn;  yannda. Near East Yakn Dou. near rhyme yaklak kafiye. near(sig.)hted  miyop, uza iyi gremeyen. nearness  yaknlk. 
 yaklamak, yakna gelmek. 
 yakndan; az daha, neredeyse, hemen hemen. as nearly as I can tell yaklak olarak, bildiim kadaryle. 
 temiz ve dzgn, zarif, zevkli; kat(ks.)z, halis, su katlmam (iki); zeki, hnerli; (argo) harika. neat as a pin son derece zarif. neatly  temizce. neatness  temizlik, dzgnlk. 
(edat), (leh.) veya (iir) altnda. 
sr paasndan alnan ve kseleyi yumuatmak iin kullanlan ya. 
  zavall (kimse) 
 (o.) -lae) (astr.) pek uzak olduundan bulut gibi grnen yldzlar yn, nebula; (tb.) gzbebeine arz olan duman. spiral nebula sarmal yapl yldz takm, spiral nebula. 
 bulut gibi grnen yldz kmesine ait. nebular hypothesis gne sisteminin aslnda bulut eklinde bir madde ynndan ileri gelmi olduu varsaym. 
 bulutlu, dumanl, bulank; kark; (astr.) bulutumsu, neblz. nebulos'ity  bulutluluk, bulanklk. nebulously  belirsiz olarak. nebulousness  belirsizlik. 
  gerekli, zorunlu, lzumlu, zaruri, lzm; aresiz, kanlmaz;  (gen.) (o.) gerekli ey. necessarily  ister istemez; muhakkak. 
 gerektirmek, icap ettirmek; zorunlu klmak. 
 (gen.) (o.) gerekli ey; ihtiya, zaruret, gerekseme, lzum; kanlmaz durum. logical necessity mantki ihtiya. of necessity zaruri olarak. physical necessity tabii ihtiya. 
  boyun; boyun gibi ey; iki kara parasn birletiren dil, kstak; boaz; (mz.) keman sap; elbise yakas;  (A.B.D.), (argo) seviirken kucaklap pmek. neck and neck yarta at ba beraber. break ones neck boynu krlmak; azami gayreti sarfetmek. fall on one' neck birinin boynuna sarlmak. get it in the neck ar darbe yemek. risk one' neck hayatn tehlikeye koymak. stiff neck tutulmu boyun. wry neck eri boyun. 
 elbisede dik yaka. 
 boyun at(ks.). 
 (A.B.D.), (argo) seviirken kucaklap pme. 
 gerdanlk, kolye. 
 kravat, boyunba. 
 boyuna taklan eyler. 
 bir yer veya zamanda lenlerin isim listesi; olmu bir kimse hakknda yazlan yaz. necrological  llerin isim listesine ait. necrologist  lm kimseler hakknda yaz yazan kimse. 
 llerle haberleerek fala bakma; sihirbazlk, byclk. necromancer  byc, sihirbaz. necroman'(tic.)  byclk yapan; by kabilin- (den.); alacak, harikulade. 
 (psik.) llere kar ehvet duyma. 
 (eski) bir ehrin byk kabristan; mezarlk. 
 (o.) ses) (tb.), (bot.) bir dokunun ryp lmesi, kangren, nekroz. 
 ryen. 
 (mit.) nektar (tanrlarn ikisi), abhayat, bengisu; (bot.) balz, nektar. 
 tysz eftali, durak. 
 evlenmeden evvelki soyadyle. 
  ihtiya, lzum, gereklik; eksiklik; yolsuzluk, fakirlik zaruret;  muhta olmak, gereksemek istemek; lzm olmak . if need be icabnda, gerekirse. 
 gerekli, lzm, elzem, zaruri. needfulness  gereklik. 
 ihtiya hali, yoksulluk, fakirlik. 
  ine; rg ii; t; ine gibi ey, sivri ey; ucu sivri dikili ta veya kaya; pusula ibresi, ibre; amlarda ine yaprak;  ine ile dikmek veya tutturmak; ine ile veya ine gibi delmek; (k. dili) sinirlendirmek, inelemek; ine ile demek; ine eklinde kristal haline koymak; (A.B.D.), (k. dili) alkol derecesini artrmak. needle bath ok ince delikli du. needlefish  zargana, (zool.) Belone vulgaris needle lace ine ile yaplml dantel, oya ii. needle time ing., (radyo) plak mzii dinletilen saat. needle valve (mak.) karbratr inesi. crochet needle dantel inesi, t. hypodermic needle enjeksiyon inesi, a inesi. look for a needle in a haystack saman ynnda ine aramak, imknsz eyi bulmaya almak. magnetic needle pusula ibresi. on the needle (A.B.D.), (argo) esrar tiryakisi, (slang) metizmenos . 
 ok ince u; oya ii. 
 gereksiz, lzumsuz, istenmeyen. needlessly  gereksizce. needlessness  gereksizlik. 
 ine ii. 
 (eski) ister istemez. must needs muhakkak. 
 muhta, fakir, yoksul. 
 (iir) hi, asla. 
 fena, kt, yakmaz, alak. nefariously  ktlkle, alaka. nefariousness  alaklk. 
(ks.) negative. 
 reddetmek, inkr etmek; olmadn ispat etmek; iptal etmek. 
 inkar, red; eksiklik, yokluk; olumsuz ey; hkmszlk. 
 olumsuz, menfi; (mat.) negatif, menfi; aksi, ters; (elek.) menfi, negatif; (gram.) olumsuz, onaysz. negative evidence olumsuz kant. negative in come tax hkmetin fakirlere para yardm yapmasn ne en teklif. negative (sig.)n eksi iareti, eksi. negative vote aleyhte verilen oy. 
 olumsuz sz veya cevap; red cevab; menfi taraf; olumsuzluk edat; (foto.) negatif; (mat.) negatif say veya sembol. 
 red ve inkr etmek; iptal etmek, hkmden drmek; rtmek; tesirini krmak; menetmek. 
 kar gelme eilimi; phecilik. 
  ihmal etmek, savsaklamak; bakmamak, yzst brakmak; kusur etmek; yapmamak, aldrmamak;  ihmal; ihmal olunma. neglectful  ihmalci, savsak kaytsz. neglectfully  ihmal edercesine. neglectfulness  ihmalkrlk.
 (Fr.) uzun sabahlk. 
 ihmal, gaflet; ihmalkarlk, kaytszlk, dikkatsizlik. gross negligence byk gaflet. negligent  ihmalci, savsak kaytsz. negligently  dikkatsizlikle, batan savma olarak; lubalice, saygszca. 
 ihmal edilir, nemsemeye demez. 
 anlama midiyle tartlabilir; tertip edilir, akdolunabilir; ciro edilebilir, devredilebilir (ek, bono) negotiabil'ity  tertip veya akdolunma imkan; satlabilme. 
 anlamay mzakere etmek; tertip etmek, akdetmek; ciro etmek (ek, bono); stesinden gelmek, baarmak, (engelleri) aabilmek. negotiator  delege; arabulucu. 
 mzakere, grme; (tic.) ciro edip satma; bir meseleyi tedbirle halletme. 
 (antro.) Orta ve Gney Afrika ile baz Pasifik adalarnda bulunan cce yapl zenci kabilelerinden bir fert. 
  zenci, Afrika zencisi; siyah derili insan;  zencilere ait; siyah derili. Negress, negress  asa. zenci kadn. Negroid, negroid   zenci rka mensup kimse;  zencimsi, zenciye benzer; zencilere mahsus. 
 Habeistan hkmdar, Negs. 
  kinemek;  kineme. 
  komu; yakn kimse veya ey;  komu olmak; yakn olmak; yaklamak, yaklatrmak. good neighbor policy iyi komuluk siyaseti. Howdy, neighbor! Merhaba karde! next door neighbor kap komu, yakn komu. neighboring on komu, yakn. neigh borly  komuya yakr, dosta. neigh borliness  komu muamelesi, komuya yakr hal. 
 civar, yre, havali, semt, mahalle; yakn komular. in the neighborhood of a hundred kilo meters yaklak olarak yz kilometre. 
 (zam.), (bala) ikisinden hi biri, ne bu ne teki; (bala) ne , ne de. Neither of them knows Hi birinin haberi yok. neither white nor red nor black ne beyaz ne krmz ne de siyah. It is neither here nor there Onun nemi yok Mesele onda deil. 
 (zool.) nematod. 
 gz korkutan dman; hak ettii cezay veren vesile; (b. h.) eski Yunanllarn ceza ve  alma tanras, intikam tanras. 
  (jeol.) neogen. 
 neoklasik. 
 (antro.) ikinci ta devrine ait, neolitik, cill ta ana ait. 
 yeni anlam veya kelimeler bulan veya kullanan kimse; (zellikle tanrbilimde) yeni bir retiyi benimseyen kimse. neolog'ic(al)  yeni kelimeler veya ilkeler kullanmaya ait. neol'ogism neol'ogy  yeni kelime, yeni uydurulmu deyim; yeni kelimeler bulma veya kullanma; ilhiyatta veya dini dnte yenilik, tre. 
 (kim.) neon. 
 yenilik merak. 
 bir dini gruba yeni girmi kimse; herhangi bir eye yeni balayan kimse, acemi kimse. 
 (tb.) vcuttaki her hangi bir dokunun anormal bymesi, neo plazma, tmr, ur. neoplastic  tmre ait. 
 nc yzylda Eflatun'un fikirleriyle dounun mistik dnlerinin kaynamasndan meydana gelmi felsefe sistemi. 
 Nepal. 
 (iir) eski Yunanllarca ac ve znty unutturduu farzolunan bir il; strab yok eden herhangi bir ey. 
 karde olu, erkek yeen. nepho- (nek) bulut. 
 bbrek sancs. 
 (tb.) bbrei karma ameliyat. 
  bbreklere ait; (tb.) bbrek hastalna ait;  bbrek hastal ilc. 
 (tb.) bbrek iltihab, nefrit. 
 (tb.) bbrek ta ameliyat 
 akrabalara yaplan iltimas, akraba kayrma; akrabasn ie alarak maa balama. nepotist  akraba kayran kimse. 
 (eski) Roma'da deniz tanrs; (astr.) Neptn gezegeni. Neptune' cup kse eklinde iki eit ok iri sngerden biri. 
 .tanr Neptne ait; (astr.) Neptnle ilgili; (jeol.) su tesiri ile meydana gelmi. 
 (Yu.), (mit.) su perisi; (zool.) uzun ve yass deniz kurdu. 
 portakal ieinden karlan bir esans, iek ya. 
 kuvvet ve cesaret vermek. nerve oneself metanetini taknmak, cesur olmak. 
 sinir, asap; kuvvet; soukkanllk, metanet, cesaret; kstahlk, cret; (gen.), (o.) duyarlk, duysal dayankllk kayna; (gen.) (o.) asabi buhran asap bozukluu; (biyol.) kanat veya yaprak damar. nerve agent (ask.) sinirleri altst eden gaz. nerve center (anat.) iitme ve grme gibi belirli grevi olan sinir hcrelerinin topland yer, sinir merkezi; ynetim ve haberleme merkezi; komuta merkezi. nerve fiber sinir lifi. nerve gas sinir gaz. nerve impulse sinir akm. nerve track zellikle beyinde ve belkemiinde sinirlerin getii yer. a fit of nerves sinir buhran get on one' nerves birinin sinirine dokunmak, asabn bozmak. strain every nerve son derece gayret gstermek. 
 zayf, cansz, gsz, dermansz; zayf, tesirsiz (sz); sinirsiz, serinkanl.
 sinirlendirici. 
  (tb.) sinirlere zg; sinirleri yattrc;  sinirleri yattrc ila. 
 sinirli, asabi; korkak, rkek, ekingen. nervous breakdown, nervous prostration sinir argnl, sinir bozukluu, nevrasteni nervous impulse (tb.) asabi tembih, sinirde uyarma. nervous system sinir sistemi. nervous temperament asabi miza. nervously  sinirli olarak, heyecanl olarak. nervousness  sinirlilik, asabiyet. 
 (bot.) yaprak damar; (zool.) bcek kanadnn siniri. 
 (A.B.D.), (k. dili) kstah; ing., (k. dili) rkek, sinirli. 
 bilgisizlik, cahillik; (fels.) bilinemezcilik. nescient  cahil, bilgisiz. 
 burun, knt, karann denize doru knts. 
(sonek) -lk, -lik anlamna gelen ek: fullness doluluk; kindheartedness iyi kalplilik. 
  yuva, aiyan, ku yuvas; hrsz yata; kme; i ie konan irili ufakl kutular takm;  yuva yapmak; yuvaya yerletirmek; yuvaya girmek; yuva soymak. nest egg ihtiyat akesi; fol feather one' own nest (argo) zellikle kendisine emanet edilen mal i etmek, sebeplenmek. mares nest grnte nemli aslnda deersiz veya yanl olan bir bulu; (bak.) marenestingbox  folluk. 
 birbirine sokularak yatmak; barndrmak, sndrmak; sk sarlmak, barna basmak. 
 yavru ku, yuvadan henz kamayan yavru ku; yavru. 
 Truva savanda Yunan bakanlarndan biri; akll ve yal t verici kimse, kdemli kimse. 
  Nesturi mezhebine ait (kimse) 
  (-ted,- ting) a, ebeke; tuzak, tel kafes; hile;  a veya tuzaa drmek, a ile tutmak; a ile rtmek; a rmek; a ile avlamak. net ball (tenis) aa dokunduktan sonra rakibin sahas iine den top. tennis net tenis a. 
  (-ted,- ting) safi, halis; net, kesintisiz;  kazanmak, kar etmek. 
 voleybole benzer bir top oyunu. 
 alt, alttaki. nether milstone alt deirmen ta. nethermost  en alttaki. nether world ller diyar; cehennem. 
 Hollanda, Felemenk 
 rme ii, a rme; a, cibinlik. 
  srgan, (bot.) Urtica urens; srgangillerden herhangi bir ot;  kzdrmak, sinirlendirmek; srgan gibi batmak. nettle rash kurdeen, rtiker hemp nettle kedi ba, (bot.) Galeopsis tetrahit. 
ebeke; a rgs; yayn istasyonlar ebekesi. 
 (anat.), (zool.) sinire ait, sinirle ilgili, asabi. neural ganglions (anat.) sinir boumlar. neural tissue sinirdoku. 
 (tb.) iddetli sinir ars, nevralji. neuralgic  nevraljiye ait.
 (tb.) sinir zayfl, sinir argnl, nevrasteni. neurasthen'ic   nevrasteniye ait;  nevrastenik kimse, sinir hastas. 
 (tb.) sinir iltihab. 
 sinirbilim, nevroloji. neurolog'ical  sinirbilime ait. neurol'ogist  sinir mtehasss, asabiyeci. 
 (anat.) sinir hcresi, nron.
 sinir hastalna maruz kalm kimse, nevropat kimse. 
 sinir sistemi patolojisi. 
 (o.) dantel gibi drt kanad olan bcekler takm, sinirkanatllar. neuropteral, neuropterous  sinir kanatllara zg. 
 (tb.) sinirce, nevroz. 
 (tb.) sinir hastal tedavisi. 
  nevrozlu, sinir hastal olan; (k. dili) evhaml; sinirlere ait; nevrozlu kimse; fazla duygulu kimse. 
 (tb.) nevralji tedavisi iin yaplan sinir ameliyat. 
(ks.) neuter. 
  (gram.) cinssiz; (gram.) geisiz (fiil); (biyol.) cinsiyetsiz;  cinsiyet belirtmeyen kelime; idi edilmi hayvan; ne erkek ne de dii olan hayvan. 
  tarafsz, yansz; belirli bir nitelii olmayan; tarafsz memlekete ait; rengi belli olmayan; (kim.) ne asit ne de alkali niteliinde olan, ntr; (elek.) ne mspet ne de menfi, ntr; (bot.), (zool.) erkeklik veya diilik organ olmayan;  tarafsz kimse veya memleket. neutralism  tarafszlk siyaseti. neu- tral'ity  tarafszlk. neutrally  taraf tutmadan. 
(ng.) -ise  tesirini yok etmek, tesirsiz brakmak; (huk.) tarafsz klmak; (kim.) asit veya alkali niteliini kaldrmak. neutraliza'tion  asit veya alkali niteliini yok etme. 
 (fiz.), (kim.) ntron, atomun elektriksel bakmdan ntr bir paras. 
 hi, hi bir zaman, asla, katiyen. Never mind. Zarar yok. Bo ver. 
 hi durmayan, bitip tkenmeyen. 
 hi bitmez, ebedi. 
 asla unutulmayacak, unutulmaz, her zaman anlmaya layk. 
 asla, bundan byle, hi bir zaman. 
 yine de, bununla beraber, mamafih. 
 yeni; taze; yeni km, yeni kefolunmu; tazelenmi, yenilenmi; grlmemi, allmam. new moon yeni ay, aya, hilal. New Testament ncili erif, Yeni Ahit. new town nceden dzenlenmi plana gre kurulmu ehir banliys. New World Yeni Dnya. New Year, New Year ' Day Ylba. newness  yenilik. 
Yeni Gine. 
(nek) )yeniden. 
 yeni km, yeni icat edilmi. 
 yeni yam. 
 (k. dili) yeni km, yeni model. 
 yeni biilmi (im) 
 yeni domu. 
 yeni gelmi kimse. 
Yeni Delhi. 
 (mim.) sarmal merdivenin orta direi; trabzann bandaki veya dibindeki direk. newel post trabzan babas. New England Birleik Amerika'nn kuzeydou ksmndaki eyaletlerine verilen ortak ad. 
 yakn zamanlarda; yeniden. newly-wed  yeni evli kimse. 
 haber, havadis. news media haber yaynlama aralar. news vender (ng.) gazeteci. break the news ilk haber vermek. newsy  (k. dili) haberlerle dolu. 
 gazeteci, gazete satcs. 
 ajans haberleri, haber yayn. 
 baslm mektup eklinde ve belirli aralklarla kan gazete. 
 (A.B.D.) bahsedilmeye deer kimse veya olay. 
 gazete. 
 gazeteci, gazete yazar; gazete sahibi. 
 gazete kd, nc hamur kt. 
 sinemada dnya haberlerini veren film. 
 tek sayfalk gazete. 
 satlacak gazetelere mahsus yer, gazete tezgh. 
 bahsedilmeye deer. 
 ufak keler, su keleri, semender. smooth newt kaypak semender, (zool.) Lissotriton punctatus. 
  byk ngiliz tabiat bilgini Newtona veya onun kanununa ait;  Newton kanunu taraftar. 
Yeni Zeland. 
  (edat) en yakn, yan bandaki; sonra gelen;  sonra, ondan sonra, hemen sonra; (edat) en yakn. next door yanndaki ev, bitiik komu. next door to az daha, hemen hemen. next of kin en yakn akraba. next to hemen hemen. next to nothing hi deerinde. 
 (o.) nexus) ba, rabta. 
(ks.) New Hampshire.
 (ecza.) nikotinik asit. 
Amerika'da Niyagara nehri. Niagara Falls Niyagara elalesi. 
 Niamey, Nijer'in bakenti. 
  (-bed,- bing) kalem ucu; sivri u;  u koymak; kalemin ucunu yontmak. 
  azar azar srmak, kemirmek; plenmek;  hafif srma; ufak lokma, ufak para. 
 (aka) patron. his nibs cenaplar, hazretleri. your nibs kulunuz. 
 znik. Ni'cene  znik ehrine ait. Nicene Creed znik'te M. 325 ylnda kurulan kilise meclisinin kararlatrd Hristiyanlk ilkeleri ve bunun sonraki dzeltilmi ekilleri.
 Nikaragua. 
 ho, cazip; iyi, mkemmel; nazik; latif, tatl; ince; dakik. nice and iyice, sevindirici bir derecede. nice and brown iyice piirilmi; iyice yanm. nicely  iyi bir tarzda, latife, gzel bir ekilde. niceness  incelik, dakik olma. 
 incelik, hassaslk, titizlik. to a nicety tam karar. niceties  ince noktalar, incelikler. 
  heykel veya benzeri iin zellikle duvarda bir oyuk, hcre; mevki, uygun yer;  hcreye yerletirmek, uygun yere koymak. 
(Al.) Deil mi? 
 di, entik, kertik; iaret edilmi yer. in the nick of time tam zamannda. old Nick eytan. nh:
 entmek, kertik yapmak; kesmek, krpmak; tam zamannda isabet ettirmek; (ng.), (argo) yakalamak; almak. nick (some one) for (A.B.D.), (argo) koparmak. 
  nikel; Amerika'ya mahsus be sentlik para;  nikel ile kaplamak. nickel silver nikel ile kank gm. nickel steel nikel ile kantrlarak sertletirilmi elik. nickelif'erous  iinde nikel olan. 
 eskiden be sente film seyredilen sinema; eskiden para ile alnan otomatik pikap. 
 nikelaj yapmak. 
(bak.) knickknack. 
  lakap, takma ad;  lakap takmak. 
Hint Okyanusunda Nikobar adalar. 
 Lefkoe. 
 nikotin. nicotined  nikotinli, nikotin dolu. nicotinic acid (ecza) nikotinik asit. nicotinism  nikotinle zehirlenme, fazla ttn imekten ileri gelen zehirlenme. 
 gz krpmak. nictitation  gz krpma. 
 . yuva yapmak. nidifica'tion  yuva yapma. 
 (o.) nidi) yuva, zellikle bcek yuvas; organizmada mikroplarn gelitii yer; herhangi bir eyin kayna. nidus avis (anat.) kuyuvas, beyinciin alt yznn iki tarafndaki ukurlardan biri. 
 karde kzl, kz yeen. 
 bakr veya gmle kark siyah kkrt alam; bu alam ile maden levhalar zerinde sslemeler yapma sanat. 
 (argo) k; ho. 
 Nijer. 
 Nijerya. 
  cimri kimse, tamahkr kimse, eli sk kimse;  cimri, tamahkr, hasis. niggardly   cimri; (ks.)tl;  tamahkarca. niggardliness  cimrilik. 
 (aa.) zenci, ok esmer kimse. 
 gereksiz ayrntlarla vakit geirmek, nemsiz eylerle uramak; ufak tefek kusurlar stnde durmak. niggling   ar titiz; sfli; sinirlendirici;  ar titiz alma. 
 (edat),  yakn; hemen hemen, az daha; (edat) yakn;  yakn; elde hazr. 
 gece, gece vakti; akam; karanlk; cehalet. night and day gece gndz, daima, durmadan. night blindness gece krl. night clothes yatak kyafeti. night crawler (A.B.D.), (k. dili) geceleri kan bir eit solucan. night editor gece alan gazete yaz ileri mdr. night latch Yale kilidi. night letter geceleri ucuz fiyatla gnderilen telgraf, ELT. night owl geceleri ge yatmay det edinen kimse. night school gece okulu. night soil geceleri boaltlan pislik. night table komodin. night vision karanlkta grme zellii; gece grlen hayalet. night watch gece bekisi; gece nbeti. a night out hizmetilerin izinli olduklar gece. all night long btn gece, sabaha kadar. by night geceleyin,nightly gece meydana gelen
iekleri yalnz gece alan bir kakts, (bot.) Selenicereus grandiflorus. 
 gece bal, takke; yatmadan nce iilen iki. 
 gece kulb. 
 akam vakti, akam karanl. 
 gecelik. 
 obanaldatan, keisaan, (zool.) Caprimulgus europaeus; geceleri ge yatma adeti olan kimse. 
 blbl, (zool.) Luscinia megarhynchos. 
 obanaldatan, (zool.) Caprimulgus europaeus. 
 gece kandili, gece ak braklan lo k.
  gece boyunca (sren) 
 kabus, karabasan. 
 geceleri baskn yapan atl ve maskeli eteye mensup kii. 
 itzm, kpekzm, (bot.) Solanum nigrum. woody nightshade yaban yasemini, (bot.) Solanum dulcamara. 
 erkeklerin giydii gecelik entarisi. 
 ay veya gezegenin gne nda olmayan taraf; herhangi bir eyin karanlkta olan yan. 
 karanlkta bir silh hedefe yneltmek iin kullanlan elektronik cihaz. 
 (A.B.D.), (k. dili) gece kulb. 
 ABD cop. 
 gece vakti. 
 karanlkta manzaray ekran zerinde gsteren elektronik cihaz. 
 yatak kyafeti. 
 (A.B.D.) (k. dili) gecelik. 
 siyahlama, kararma. 
 siyahlk. 
 hilik, yokluk; (fels.) nihilizm, varl inkr eden reti, bilim ve gerein temelini inkr eden reti; (bh), (pol.) nihilizm. nihilist  nihilizm taraftar. nihilis'(tic.)  nihilizme ait. nihil'ity  hilik, yokluk. 
(sonek), (argo.) aalatc isim tretmek iin ek: beatnik, tretmek iin ek: beatnik, protestnik. 
 hi. 
 Nil nehri. 
 Hindistan'a mahsus kuruni ve ksa yeleli iri ceylan. 
 Nil nehri tat zaman suyun yksekliini lmek iin kullanlan alet; (kh) herhangi bir nehrin su ykselmesini Ime aleti. 
 Nil'e veya yresine ait; bu civarda yaayanlara ait; Sudan dillerine ait. 
 abuk, evik, atik; tetik, uyank, zeki, akgz. nimblefingered  marifetli, hnerli, eline tez. nimblewitted  hazrcevap, anlayl, ok zeki. nimble ness  abukluk, eviklik. nimbly  evike. 
 (o.) bi) (gz. san.) ayla, hale; bir kimse veya eyin etrafn saran parlak hret bulutu; (meteor.), (eski) yamur bulutu. 
 gI avc Nemrud; usta avc. 
 ahmak ve budala kimse, sersem kimse. 
  dokuz;  dokuz says, dokuz rakam, 9, IX; (iskambil) dokuzlusu; dokuz kiilik (beysbol) oyuncu takm. ninefold   dokuz kat, dokuz misli. 
 tahta yuvarlakla oynanan dokuz kuka oyunu. 
  on dokuz. nineteenth  on dokuzuncu; on dokuzda bir. 
  doksan. ninetieth  doksannc; doksanda bir. 
 ahmak kimse, budala kimse. 
  dokuzuncu, dokuzda bir (ksm) 
  (ped, ping) azck iki;  azck iki imek, iki yudumlamak. 
 (ped, ping)  imdiklemek, (ks.)trmak; krpmak, kesmek; (souk) dondurmak, szlatmak; (kra) bymesini engellemek; (argo.) almak; (argo.) yakalamak; (ng.), (k. dili) hzl gitmek;  imdik, trmk; kesip koparma; ayaz; souktan kavrulma; alayl ve krc sz. nip and tuck daradar, az kalsn. nip in the bud balangta durdurmak veya bastrmak. nippy  ac, src (souk); (ng.), (k. dili) faal. 
 krpan veya kesen kimse veya ey; (o.) kska, cmbz; atn n dii; yenge veya stakozun kskac; (ng.), (k.dili) erkek ocuk, olan; (o.), (argo) kelepe. 
 keskin, ac, src, zehir gibi. 
 meme ba; Sie emzii; iki ucu vidal (ks.)a boru. 
 Japonya. Nipponese'   Japon. 
 Budizme gre insann ar istek ve tutkularndan kurtulma yoluyle eritii salt mutluluk durumu; mutluluk. 
 ailesi Japonya'dan gelmi olup Amerika'da doup byyen kimse. 
(ba.), (huk.) olmad takdirde, olmazsa, yoksa decree nisi bozulmasn gerektirecek bir sebep kmad takdirde belirli bir sre sonra kesinleecek olan boanma karar. 
elikten yaplm yarm silindir eklinde portatif bina, baraka. 
 bit yumurtas, sirke. 
 gherile. 
 (k.dili) ufak kusurlar aramak. 
 nitrik asit tuzu, nitrat. silver nitrate cehennemta, gm nitrat. 
(kim.) nitrik asit, kezzap, azotik asit. 
 (kim.) nitratlama. 
 (kim.) nitratlatrmak. 
 (kim.) nitrz asidi tuzu. 
 azot, nitrojen. nitrog' enous  nitrojene ait, azotlu. 
 (kim.) nitrogliserin. 
 (kim.) azota ait, azota benzer, azotlu. nitrous acid (kim.) nitrz asidi. nitrous oxide (kim.) diazot monoksit, gldrc gaz. 
 bir iin zor taraf, gerek yz. 
 ahmak veya ku beyinli kimse. 
 ufak su perisi. nixie  dii su perisi. 
  (nlem),  (argo.) hi bir ey, hi, yok;  hi; (nlem) Dur! Dikkat et!  engel olmak; reddetmek. 
 Haydarabat hkmdarnn nvan. 
(ks.) New Jersey. 
(ks.) New Mexico. 
(ks.) northnortheast. 
(ks.) northnorthwest. 
(o.) nos.) (ks.) number. 
   (o.) noes) (noz) hayr, yok, deil;  hi, hi bir;  yok cevab, hayr kelimesi; olumsuz oy veya karar; olumsuz oy, olumsuz oy veren kimse. no better than dan daha iyi olmayan. No dice. (argo) Olmaz. Olmayacak. no end of talk sonu gelmez laf. no man's land iki cephe arasnda sahipsiz arazi paras; ok tehlikeli blge. No sooner said than done. Sz azdan kar kmaz yaplr. no whit hi, katiyen. no wonder hi garip deil, pek tabii. by no means hi, katiyen. He no longer comes here Artk buraya gelmiyor. (I.) want no more of it. Bu kadar yeter. Sz uzatma. in no time hemen, derhal. in no wise hi bir suretle. It' no joke. Kolay i deil. akaya gelmez. The noes have it. Aleyhtarlar kazand. 
 Nuh Peygamber. Noah' (ark.) Nuhun gemisi. 
 (argo.) ba, kafa. 
 (argo.) aslzade; zppe ve byklk taslayan kimse. nobby  (argo.) gsterili, k, zarif. 
 aslzadelere ait. 
 asalet, soyluluk, aslzadelik. 
  asil, soylu, soydan; licenap, yce gnll; heybetli, yce, ulu; mkemmel, ok gzel; eski kimyasal deiiklik gstermeyen (kymetli maden);  aslzade, soylu kimse; ngiltere'nin eski bir altn paras. nobleman  aslzade. noblewoman  soylu kadn. nobleness  asalet, soyluluk, kibarlk. nobly  soylulara yakr bir ekilde, mertesine. 
 aslzadeler zmresi, soylular snf. noblesse oblige (oblij') (Fr.) soylu kimselerin bakalarna merte ve soylu bir ekilde davranma vazifesi. 
(zam.),  hi kimse;  nemsiz bir kimse. 
  okun arka ucundaki kertik; yayn iki ucunda kirii tutmaya mahsus kertik;  oku yay kiriine yerletirmek. 
 (meteor.) gece parlayan (bulut) 
 geceye zg; geceleyin olan; geceleyin iek aan; geceleri gezen veya yem arayan (hayvan) noctur nally  gece, geceleyin. 
 (mz.) tatl ve duygulu mzik paras, geceye mahsus para; resimde gece manzaras. 
 zarar veren. 
 (ded, ding)  kabul veya dorulama ifade etmek iin ban emek; (uyuklarken) ba ne drmek; dikkatsiz davranmak;  ban ne eilmesi. get the nod ABD, (argo.) izin almak; seilmek. 
 dme ait. nodal points titreim halinde bulunan bir ip veya telin hareketsiz noktalar. 
 (k. dili) ba, kafa. 
 ahmak veya budala kimse; bir deniz krlangc. 
 dm; (bot.) dm, nod; (astr.) bir gkcismi yrngesinin ekliptii kestii noktalarn her biri; (tb.) romatizmadan meydana gelen katlk, yumru, i; (fiz.) titreim halinde bulunan bir ip veya telin hareketsiz noktalarndan her biri; merkez noktas. 
 dml, boumlu. 
 dmllk, dm. 
 ufak ve yuvarlaka yumru veya dm, ufak boum; (tb.) ufak i veya yumru, dm, dmck, bezecik; (jeol.) yuvarlaka maden paras. nodular  yumru veya dme ait; yumrulu, dml. ' 
 noel sar(ks.); (bh) Noel.
 (fels.) akli faaliyetle ilgili. nofault insurance suluyu aramakszn kazazedeye para deyen (sig.)orta. 
 takoz; (ng.), (leh.) kuvvetli bira. 
 (k. dili) kafa; ufak bardak; ufak bir iki Is. 
 skmez, imknsz. 
 (leh.) hi bir suretle, asla. noise tnoyz)   ses, grlt, patrt, amata, velvele, yaygara; haberlemede gnderiler haberi deitiren veya kartran parazit. enerjide dzensizlik;  grlt etmek, ses karmak. noise about yaymak, neretmek, iln etmek. noise pollution insan ve evresine zararl olan grlt. make noises bahsetmek. 
 sessiz, grltsz. noiselessly  sessizce. noiselessness  sessizlik. 
 merasimlerde grlt karan zil, borazan ve benzeri; grlt yapan kimse. 
 iren, pis kokulu; zararl, muzr. noisomely  irene. noisomeness  irenlik; muzrlk. 
 sesli, grltl; grltc, yaygarac. noisily  grltl olarak. noisiness  grlt. 
 ABD istedii yere zorla girebilme yetkisini belirten.
(Lat.) ister istemez.
(Lat.), (huk.) takipsizlik karar. 
 komisyonsuz satlan (hisseler)
(Lat.), (huk.) su isnadna itiraz etmiyorum (sann suu stne almadan cezay kabul etmesi halinde kullanlan tabir) 
 (sed, sing) (huk.) takipsizlik karar vermek. 
  gebe (kimse veya topluluk) nomad'ic  gebe gibi, gebeye ait. no'madism  gebelik. 
 Yunanistan'da il. 
(Fr.) takma isim. 
yazarn takma ad. 
 eski Msr ve bugnk Yunanistan'da eyalet. 
 bir ilim veya fen dalna ait terimler, terminoloji. 
 ismen mevcut olan, szde; birinin ismini tayan; nemsiz; (ditb.) isim trnden veya isme ait olan, isimle ilgili. nominally  ismen, szde olarak; nemsizce. 
 (fels.) adclk, nominalizm. nominalist  adc. 
 bakasn aday olarak gstermek; atamak, grevlendirmek. 
 aday gsterme. 
 (gram.) yaln (hal), znel. 
 aday, namzet. 
(nek) hukuk, usul. 
 saysal bantlar gsteren izge. 
 kanun koyan; bilimsel kanunlar meydana getiren. 
(sonek) ilmi. 
(nek) gayri, siz. 
 rte ermemi olma; kklk, ocukluk. 
  doksanlk, doksan yana gelmi;  doksan yanda kimse. 
 (mat.) dokuz al ve dokuz yanl okgen. 
 hazr bulunmama, gyap, yokluk. 
 simdiki zaman. for the nonce imdilik. nonce word yalnz bir olay dolaysyle icat edilmi kelime. 
 kaytsz, ilgisiz, soukkanl, heyecansz. nonchaIance  soukkanllk. nonchalantly  soukkanl olarak. 
(bak.) noncommissioned officer. 
  (ask.) geri hizmetlerde grevli kimse; sava zamannda sivil olan kimse;  savata kullanlmayan. 
 (ask.) resmen grevli olmayan; astemenden aa rtbesi olan. noncommissioned officer onba veya avu. 
 tarafsz; fikrini aklamayan. 
 kar gelme, emredilen bir eye uymama. 
(Lat.), (huk.) aklna sahip olmayan, aklca dengesiz. non compos yar kak. 
 (fiz.) geirmez madde, iletken olmayan madde. 
 topluma ayak uydurmayan kimse; (ng.) Anglikan kilisesine bal olmayan kimse. 
 uymay reddetme; (ng.) resmi kiliseye uymama. 
  kolay tanmlanamaz, snflama veya tanmlamaya gelmez (kimse veya ey) 
(zam.),  hi biri, hi kimse;  hi, asla, hi bir suretle. 
  tesirsiz, etkisiz; (ask.), (den.) hizmete yaramaz (kimse) 
 benlik dndaki dnya, nesnel kinat. 
 nemsiz kimse; deersiz ey; hilik, yokluk, var olmayan ey, yalnz hayalde olan ey. 
 (o.) eski Roma takviminde baz aylarn beine ve baz aylarn yedisine verilen isim; Katoliklerin ikindi tapnmas. 
 esiz kimse veya ey. 
 bununla beraber, her eye ramen. 
 (mat.) klit geometri sistemi kurallarndan ayr olan. 
 yokluk, varolmay. nonexistent  varolmayan. 
 (huk.) kanuni bir ykm hi veya gerei gibi yerine getirmeme. 
 demirden baka olan (maden) 
 kurgusal olmayan dzyaz. 
 ate almaz, yanmaz. 
 olaysz durum, ilgi ekmeyen olay. 
 Fransz ve Amerikan usulune gre otuz sfrl say; ngiliz usulne gre elli drt sfrl say. 
 baka devletlerin iine karmama siyaseti. 
 (huk.) davaya katlmas gereken bir kimsenin dta brakmas. 
 ballk andn imeyi reddeden kimse; (tar.) ngiltere hanedanndan kral William ile kralie Mary'ye ballk yemini etmeyen vaizlerden biri. 
 iinde kurun bulunmayan (benzin)
(Lat.) Kanuna aykrdr.
(Lat.) Mesele ak deil. 
 (kim.) madeni olmayan eleman; hidrojen ile birleince asit meydana getirebilen eleman. 
 ahlkla iliii olmayan. 
 atom bombas olmayan (memleket) 
 ABD, (argo.) yaplmamas gereken ey. 
 (gz.) (san.) nesnel olmayan. 
  esiz, misli bulunmaz;  esiz kimse; mkemmel ey; alt puntoluk matbaa harfi. 
 ocuk dourmam. 
 katlmayan. 
 partiye bal olmayan; tarafsz. 
  aknlk, hayret;  artmak, hayrete drmek. 
 mahsul vermeyen, verimsiz. 
 kr gayesi gtmeyen. 
  grevli bulunduu yerde oturmayan (kimse); memleketi dnda yaayan (kimse) 
 mukavemetsizlik, kar koymay, direnmeyi, teslimiyet. nonresistant  kar koymayan kimse; otoriteye uyma taraftar. 
 (ks.)tlamayan. 
 esnek, kat olmayan. 
 mezhebe bal olmayan. 
 sama ey, bo laf; nemsiz ey. nonsense verses elence iin yazlm sama msralar, anlamsz iir. talk nonsense samalamak. nonsen'sical  sama, manasz, abuk sabuk. nonsensically  sama olarak. nonsensicalness  samalk. 
(man.) ilgisiz sonu, manta smayan sonu: konuulanla ilgisi olmayan sz. 
 (k. dili) uu saatleri tasmlanmam olan havayolu. 
 kayma tehlikesine kar koyan (otomobil lastii) aralksz, durakla
  aralksz, duraklamadan.
(bak.) nonesuch. 
  (huk.) davacnn davadan vazgemesi;  davann dmesine karar vermek. 
 bir kimsenin kanunen bakmakla ykml olduu kimseye bakmamas. 
 sendikaya mensup olmayan: sendika yelerine i vermeyen; sendikalar tanmayan. nonunionist  sendikalara kar olan kimse. 
 budala veya sersem kimse; (k. dili) kafa. 
 ehriye. 
 kuytu yer, ke. 
 le vakti: en parlak ve en baarl devre, doruk. noonday   le vakti;  le vaktinde olan. noon hour le paydosu. noontime, eski noontid  le vakti; en parlak veya en baarl devre. high noon tam le vakti. 
  ilmik; ba;  ilmikle tutmak; ilmik balamak; ilmiklemek. 
 hintinciri, firavuninciri, frenkinciri, (bot.) Opuntia ficus india. 
 itibari deeri olmayan. 
 ABD, (argo) Yok. Hayr. 
(bala) ne de, ne. 
  zellikle skandinavya'da bulunan dolikosefal uzunboylu ve sarn rka ait;  bu rka mensup kimse. 
 sudolab. 
 belirli bir grup iin tipik saylan model veya standart, norm, rnek; istatistikte en ok elde edilen deer; (fels.) dstur, dzg. 
  normal: tabii, uygun, muntazam; dzgl; (geom.) dikey;  dikey, normal; allm durum, standart. normal distribution normal eriyle gsterilen frekans dalm. normal school retmen okulu. normalcy, normal'ity  tabiilik, normallik. normalize  tabiiletirmek, normal klmak. normally  genellikle, ounlukla; tabii olarak. 
  Normandiya'ya veya Normandiyallara ait;  Normandiyal kimse; Normandiyallarn konutuu Franszca lehe. 
 kaide tekil eden, kaideye ait, dzgsel, dzgl, normal. 
  skandinavya'ya veya skandinav dillerine ait;  skandinavya dili; Norve lisan. 
   kuzey; (bh) bir memleketin kuzey ksmlar;  kuzey; kuzeyden esen veya gelen; kuzeye bakan;  kuzeye doru, kuzey tarafta. north by east yldz kerte poyraz. northeast   kuzey dou. northeastern  kuzey douda olan, kuzey doudan gelen. North Pole Kuzey Kutbu. North Star Kutupyldz. northwest   kuzey bat. 
 poyraz rzgar veya frtnas; gemicilerin giydii geni kenarl su geirmez apka. northeasterly   kuzey douya ait;  poyraza doru; poyrazdan. 
 kuzeyden gelen frtna veya iddetli rzgar. northerly    kuzeydeki; kuzeye doru olan; kuzeyden esen;  kuzeyden; kuzeye doru;  kuzeyden gelen frtna veya rzgr. 
 kuzeye ait; kuzeyde meydana gelen veya yaayan, kuzeyli; kuzeyden gelen. northern lights gneteki frtnalar sonucu meydana gelen ve en ok kuzey kutup blgesinde geceleri grlp hareket eden renkli klar. northerner  kuzeyli kimse; (gen.) (bh) (A.B.D.)'nin kuzey eyaletlerinde oturan kimse. northernmost  en kuzeydeki. 
 kuzeye doru katedilen mesafe. 
   kuzeye doru;  kuzeye bakan;  kuzey taraf. north wardly   kuzeye doru (olan); kuzeyden (esen) northwards  kuzeye doru. 
 karayel. northwesterly  karayel ynnden. 
 Norve. 
  Norveli; Norve diline ait;  Norveli kimse; Norve dili. 
  burun; koklama hissi; burun gibi kntl yer veya ey; uan n (ks.)m, burun; (den.) pruva;  kokusunu almak; koklamak; burun ile dokunmak veya burnu srmek; bakasnn iine burnunu sokmak; ar ar ilerlemek; koklayarak aramak. nose cone uzay roketinin huni eklindeki n (ks.)m. nose dive uan ba aa dmesi; baIklama dal; ani d.nose out zellikle koklayarak arayp bulmak; meydana karmak; yarta pek az farkla birinci gelmek. nose over burun st dmek. as plain as the nose on your face besbelli, apak, aikar. bite one' nose off birine ters cevap vermek. count noses bir yerde hazr bulunanlar saymak. follow one' nose dosdoru gitmek; dnmeden hareket etmek. I paid through the nose for it Pek pahalya mal oldu. keep one' nose to the grindstone durmadan ve sk almak. Iead by the nose burnundan ekip sevketmek, krkrne takip ettirmek. Iook down one' nose at hor grmek. poke one' nose in (vazifesi olmayan ie) burnunu sokmak. put one' nose out of joint ayan kaydrmak; pabucunu dama atmak. turn up one' nose at hor grmek, beenmemek; reddetmek. under one' nose burnunun dibinde. 
 atn yem torbas. 
 yularn atn burnu zerinden geen (ks.)m. 
 burun kanamas. 
 (uak) ba aa dmek; anide dmek. 
 iek demeti. 
 burun aa umaya veya hareket etmeye alan. 
 zrh balnn burun siperi; mikroskopta mercein takld yer; at takmnda burun kay. 
 ABD, (k. dili) uakta nceden yer ayrtan ve sonradan gitmedii halde haber vermeyen kimse. 
 basamak knts. 
 hastalklar snflandrma ilmi; hastalklarn snflandrlm olduu liste; belli bir hastaln zellikleri. nosolog ical  hastalklar snflandrmayla ilgili. nosol'ogist  hastalklar snflandrma uzman. 
 zlem; vatan hasreti, sla hastal. nostalgic  vatan hasreti kabilinden. 
 burun delii. 
 artsz. 
 kocakar ilc; dertlere are olarak birinin ortaya att fikir; her derde deva. 
 (k. dili) bakasnn iine burnunu sokan, merakl. 
 deil, olmayan. not a little epey not at all hi, asla, katiyen. Not guilty. Susuzdur. Not half bad. ok iyi. Hi fena deil. not only this yalnz bu deil. Not that it matters. Mhim deil. whether he goes or not gitse de gitmese de. 
(Lat.) iyice dikkat et. 
  dikkate deer; belli; tannm; hatrlanacak, unutulmaz;  tannm kimse, hretli kimse; (o.) itibarllar, ileri gelenler, kodamanlar, ekbir. notabil'ity  hret; hretli kimse. 
 notere ait. 
 noterde tasdik ettirmek, noter tarafndan onaylatmak. 
 noter. notary public noter. 
 iaret veya rakamlarla gsterme usul; zellikle matematikte rakamlar ve iaretler sistemi veya mzikte notalar ile iaretler sistemi; not etme, kayt. 
  entik, di; dar ve derin da geidi; (k. dili) derece;  entmek, di di etmek; entiklerle hesap tutmak; oku yaya yerletirmek. 
 not, iaret; tezkere, pusula, betik; (mz.) nota, ses; piyano tularndan biri; bir devletin baka bir devlete yapt bildiri, nota; almet, delil; hesap pusulas; senet; hret, itibar; dikkat, hesaba alma. note paper mektup kd. circular note genelge, tamim, sirkler; bir eit kredi mektubu. compare notes fikir teati etmek. person of note hret sahibi kimse, tannm kimse. speak without notes hi yazya bakmadan nutuk sylemek. strike the right note yerinde sz sylemek, laf gediine oturtmak. take note of nem vermek, dikkat etmek. 
 dikkat etmek, nem vermek; not etmek, iaret etmek; notasn yazmak. note down deftere not etmek. noted  nl, hretli, mehur; dikkate alnm. 
 not defteri, muhtra defteri. 
 dikkate deer, nemli. 
  hi bir ey; sfr; nemsiz ey veya kimse; hi; hilik, yokluk;  hi, hi bir suretle, asla, katiyen. Nothing doing (k.dili) Olmaz. Ben karmam. nothing like benzemez, hi de deil. for nothing bedava; bouna; sebep yokken. in nothing flat ABD (argo) bir an evvel, hemen. make nothing of nem vermemek; anlayamamak. next to nothing hemen hemen hi. 
 yokluk, hilik; anlamszlk, nemsizlik; uursuzluk. 
  ilan, ihbarname, haber, bilgi; ihtar, uyarma, ikaz; dikkat, nemseme; riayet; eletiri (kitap); sayg;  dikkat etmek; bahsetmek; nem vermek; farkna varmak; sayg gstermek. give notice iten kacan nceden haber vermek. serve notice uyarmak, ihtar etmek, bildirmek, ilan etmek. short notice az mhlet, ksa zaman. take notice farkna varmak. till further notice ikinci bir ihbara kadar. noticeable  farkna varlabilir, grlebilir; nemsemeye deer. noticeably  dikkati eker ekilde, farkna varlacak derecede. 
 bildirmek. notification  bildirme, haber verme; ihbar. 
 zan, san; fikir, bilgi; tasarm, tasm; (o.), (A.B.D.) tuhafiye. notional  hayali, tasarm halinde olan. 
 hret, n (kt anlamda); ad km kimse. 
 ad km. ktlyle n salm, dile dm. notoriously  dile dm olarak. 
 (bri) kozsuz oyun. 
 (bala.), (edat) geri, her ne kadar; bakmayarak; (bala.) mamafih, bununla birlikte; (edat) ramen, gene de. 
 koz helvas. 
(bak.) naught. 
 (o.) na) (fels.) varIndan emin olmadan kabul ettiimiz ey, yalnz akl ile idrak edilen ey; esas, asl, z. noumenal  hissedilemeyen, ancak farz olunabilen. 
 (gram.) isim. collective noun (topluluk ismi) common noun cins isim. proper noun zel isim. 
 beslemek, gda vermek; destek olmak, bakmak, bytmek. nourish false hopes gerekleemeyecek mitler beslemek. 
 gda, yemek; besleme, beslenme . 
 (fels.) akl, zihin, zek; idrak, anlay. 
(Fr.) yeni zengin olmu kimse, sonradan grme kimse. 
(ks.) November. 
 (astr.) birden parlayan yldz. 
  yeni, yeni km; tuhaf, garip, allmn dnda;  roman. novelette  (ks.)a roman. novelist  romanc, roman yazar. 
 yenilik; yeni km ey. novelties  tuhafiye. 
 kasm. 
 bir ie yeni balayan kimse; rak; rahip veya rahibe aday; kiliseye yeni giren kimse. 
 papaz adayl devresi; raklk devresi. 
 (tb.) Iokal anestezi iin kullanlan ve enjeksiyonla verilen bir il, novokain. 
 (bala),   imdi; imdiki halde; (bala) mademki;  imdiki zaman;  (argo.) gnmze uygun. now and again, now and then ara sra, zaman zaman. now then u halde, yle ise. now this, now that bazen biri bazen teki, bir bu bir o. 
 imdi, bugnlerde, imdiki zamanda. 
 (k. dili) hi bir suretle, asla. 
(bak.) noel. 
 hi bir yerde. 
 hi bir suretle, asla. 
 shhate zarar veren; zararl, muzr, fena; ahlk bozan. noxiously  zararl olarak. noxiousness  muzrlk. 
 hortum ba; ibrik az; krk burnu; (argo.) burun. 
(ks.) no place kitap basld yeri gstermiyor. 
(ks.) notary public. 
(ks.) New Testament. 
(ks.) net weight. 
 belirsiz say anlamndaki n derecesinde olan; bir seride en son gelen. to the nth degree en son dereceye kadar, son derecede. 
 ince fark, ayrt, nans. 
 yumru, yuvarlak knt; (A.B.D.), (k. dili) z, nve (hikye) 
 ufak yumru. nubbly  ufak yumrularla dolu. 
 evlenecek yaa gelmi, gelinlik. nubil'ity  erginlik. 
 (bot.) tohum nvesi. 
 ekirdeksel, nkleer. nuclear family ekirdek aile. nuclear reaction nkleer reaksiyon. nuclear physics nkleer fizik. 
  ekirdekli;  ekirdekletirmek; nve halini almak. 
 (o.) li) ekirdecik. 
 nkleon. 
 (biyol.) hcre ekirdeinin asl maddesi. 
 (o.) nuclei) z, i; nve, ekirdek; cevher, esas; (fiz.) ekirdek, atomun merkez (ks.)m; (astr.) kuyrukluyldzn parlak ba; (anat.) omurilik veya beyinde sinir hcreleri yn. 
  plak; (huk.) hkmsz; plak insan vcudu; byle resim veya heykel. in the nude plak, plak halde. nudism  plak halde dolama alkanl veya merak. nudist  plak halde dolama merak olan kimse. nudity  plaklk. 
  dirsek ile drtmek; drtme. nudge one' memory hatrlatmak. 
 ABD, (argo) yapkan kimse. 
 bo, abes, faydasz; hkmsz, kymetsiz. 
 (altn) kle. 
 skc ey veya kimse; sknt, dert, bela; (huk.) bakalarna zarar veya sknt veren ey. nuisance tax ok ufak tutarlar halinde toplandndan dolay skc olan vergi. public nuisance umumun rahatn bozan ey. 
 ABD, (argo.) atom bombas. 
 hkmsz, battal, geersiz; deersiz; var olmayan; olumsuz. null and void itibarsz, deersiz. nul'lity  hkmszlk, boluk; (huk.) iptal, butlan; geerli olmayan ey. 
(ks.) number, numeral.
  hissiz, duygusuz; uyuuk, uyumu;  uyuturmak, uyuukluk vermek. numbly  hissizce. numbness  duygusuzluk. 
 saymak; hesap etmek; numara koymak; ihtiva etmek; saysn snrlandrmak. He numbers eighty years. Seksen yandadr. We number fifty men. Elli kiiyiz. 
 say, adet, numara, rakam; (o.) okluk; (gram.) bir kelimenin tekil veya oul olmasna gre hali; mzik paras. numbers  numbers game gangsterlerin dzenledii bir eit piyango. a number of birtakm, birka. back number bir mecmuann eski saylarndan biri; ABD, (k. dili) geri kafal kimse, modas gemi ey. beyond number saysz, saylamaz. cardinal number asl say. cute number ekici ve sevimli kz. fractional number kesirli say. get veya have one' number iini okumak. his opposite number kar tarafta ayn yeri igal eden kimse. imaginary number sanal say. irrational number yadrasyonel say. Look out for number one. Kendi karna (bak.) ordinal number sra says. prime number asal say. rational number rasyonel say. whole number tam say. with out number saysz, hesapsz. numberless  saysz, hesapsz. 
 mankafa kimse. 
 eski Roma dininde bir yreye ait tanr; gd. 
 saylr, saylmas mmkn. 
  say cinsinden olan, saylara ait, saylardan ibaret;  say, adet, rakam. 
 numaralamak, numara koymak; (mat.) rakamlar okumak. numera' tion  numara koyma veya okuma usul. numerator  (mat.) pay; sayc. 
 sayya ait, say ifade eden. numerical adjective say sfat. numerically  sayca. 
 saylarn esrarl etkisini aklayan inan. 
 ok, says ok, pek sok, birok, saysz. 
 ihtiram ve huu uyandran; mantkla anlalmaz; esrarl. 
 para trnden, paraya ait. numismatics  para ve madalya ilmi. numis'matist  para uzman. 
(bak.) numbskull. 
 rahibe, sr. nun' veiling barts veya elbise iin kullanlan ince ynl kuma. 
 papalk elisi. 
 (huk.) szl, yazl olmayan (vasiyetname) 
 rahibe manastr. 
  evlenmeye veya dne ait;  (gen.) (o.) nikh, dn. 
 hastabakc, hemire; stnine; dad; bir teebbs veya maksad destekleyen kimse veya yer. night nurse gece hemiresi. wet nurse stnine, stana. 
 hastaya bakmak; bakp iyiletirmek (zayf kimseyi); emzirmek, meme vermek; beslemek; ocua bakmak; dikkatle kullanmak (zayf bir uzvu); dizinde veya kucanda tutmak. nurse a grudge kin beslemek. nursing home huzur evi, ifa yurdu. 
 dad. 
 bir evde ocuklara ayrlan oda veya daire; fidanlk. nurseryman  fidanlk bahvan. nursery rhyme ocuk iiri. nursery school anaokulu. 
 hemirelik, hastabakclk. 
 meme ocuu, st ocuu.
  besleyen ey, gda; terbiye; bakp bytme;  beslemek, bakp bytmek. 
  (ted, ting) fndk ve ceviz gibi sert kabuklu yemi; (mak.) vida somunu; (A.B.D.), (argo.) atlak kimse; (argo.) kafa, ba;  ceviz veya fndk toplamak. nutbrown  fndk veya kestane renginde. nut coal ceviz iriliinde madenkmr. nut grove fndklk. Nutsl (lem), (argo.) llallah ! be nuts on (argo.) ok sevmek, delicesine sevmek. hard nut to crack mkl mesele, atall i, etin i; idaresi g kimse. off one' nut kak, deli. pistachio nut amfst., 
 ba ne dme; (tb.) ba sallanmas hastal; (astr.) ntasyon, rm; (bot.) ntasyon, ynelim. 
 fndkkran, ceviz kracak (ks.)ka. 
 mee mazs. 
 svac kuu, (zool.) Sitta europaea. rock nuthatch kaya svac kuu, (zool.) Sitta neumayer. 
 kk hindistancevizi aac, (bot.) Myristica fragrans; bu aacn ho kokulu tohumu. 
 fndk aaca. 
 Gney Amerika kunduzu; bu kunduzun krk. 
  besleyici, besinli; gdal;  gda, besin.
 gda, besin, yemek. nutrimen'tal  besinsel, gdal. 
 gda, yiyecek; besleme, beslenme. nutritious, nu'tritive  gdal, besinli, besleyici. 
 (argo.) deli. 
 ceviz kabuu. in a nutshell az ve z olarak, ksaca. 
 Fndk veya ceviz tad veren, (argo.) deli
kargabken, (bot.) Strychnos nuxvomica; bu aacn zehirli tohumu. 
 burun ile emek, burun srtmek; kucana sokulmak. 
(ks.) Nevada.
(ks.) New York.
 naylon; (o.), (k. dili) naylon orap. 
 (mit.) orman veya su perisi; (iir) gen ve gzel kz; (biyol.) kurtuk safhasndan km fakat henz tam gelimemi bcek. nymph'al, nymphe'an  peri gibi. 
 (tb.) kadnlarda hastalk eklinde cinsel iliki arzusu. 
 (tb.) gzbebeinin kendiliinden saa sola titremesi, nistagmus. 
(nlem) 0! Ya ! (hayret ve aknlk ifadesi) 
(ks.) ocean, October, Ohio, old, older.
(edat), (nek) of veya on'n ksaltlm ekli (baz isimlerin bana gelen edat: o'clock gibi); (bh) zade (baz rlanda'l ahs isimlerinin bana gelir ve olu anlamndadr: O'Casey) 
 saate gre. It' one o'clock. Saat bir. 
 ngiliz alfabesinin on beinci harfi; O eklinde ey; sfr; (kim.) oksijen; ohm. 
 (o.) oafs, oaves) budala veya ahmak kimse, kaba adam. oafish  sersem. 
 mee aac, (bot.) Quercus; mee odunu. British oak, English oak kaya meesi. Spanish oak, red oak bodur mee, sapsz mee, (bot.) Quercus rubra. dyer' oak, gall oak maz meesi, (bot.) Quercus infectoria. East Indian oak sac aac, (bot.) Tectona grandis. holy oak, holm oak prnal, prnar, (bot.) Quercus ilex. Jerusalem oak nezle otu, (bot.) Chenopodium botrys valonia oak valonya meesi, palamut aac, (bot.) Quercus aegilops. oak apple ya maz. oak gall maz. oaken  meeden yaplm. 
 stp, kalafat stps. black oakum katranl stp. 
  krek, kayk krei; kreki; krek eklinde olan veya krek vazifesi gren ey;  krek ekmek, krek ekerek gitmek. oarlock  skarmoz. muffled oars gcrdamasn diye skarmoz yata etrafna bez sarlm krekler. He pulls a good oar iyi krekidir. Kendine den grevi iyi yapar. put one' oar in istenilmedii yerde ie karmak, burnunu sokmak. rest on one' oars bir sre dinlenmek; iin sonucundan memnun olarak iten ekilmek. oarsman  kreki. 
 (o.) oases) vaha, l ortasnda sulak ve bitek arazi. 
 (gen.) (o.) yulaf tanesi, yulaf, (bot.) Avena sativa; yulaf sapndan yaplm alg borusu. oat grass ayr yulaf. oatmeal  yulaf ezmesi. feel one' oats (k. dili) kendini beenmek, kendini yksek grmek; zinde olmak. sow one' wild oats (k. dili) genlikte lgnlk yapmak. wild oat yaban yulaf, (bot.) Avena fatua oaten  yulaftan yaplm. 
 ant, yemin: kfr, Inet. administer an oath (huk.) yemin ettirmek, ant iirmek. take an oath yemin etmek, ant imek. 
 Obi nehri. 
 (mz.) bir an solosuna refakat eden mzik aletinin ald para, obligato. 
 (bot.) yrek eklinde ve sivri ucu sapa yapm olan (yaprak), obkordat. 
 inat, kat kalpli; sert, krc, yumuatlamaz; idaresi zor. obduracy  inatlk, sertlik. obdurately  inatla. 
 zellikle Bat Hint Adalarnda ve ABD'de zenciler tarafndan uygulanan bir eit by. 
 itaat, itaat etme, sz dinleme, boyun eme. 
 itaatli, sz dinleyen, yumuak bal. your obedient servant (eski) kulunuz, bendeniz (mektuplarda imza ile kullanlrd) obediently  itaatkar olarak. 
 hrmetle eilme; hrmet, sayg, riayet. pay veya do obeisance hrmet gstermek. 
 dikili ta, drt keli stun; (matb.) bavurma iareti, (+) 
 ok iman. obesity (obi'sti, obes'ti)  imanlk. 
 itaat etmek, sz dinlemek, denileni yapmak; tabi olmak, boyun emek. 
 artmak, aknlatrmak; dumanl yapmak, karartmak. obfusca'tion  artma. 
(bak.) obeah. 
 Japon kadn ve ocuklarnn kimono stne baladklar enli kuak. 
(k. dili), (bak.) obituary. 
(huk.) bir hakim tarafndan resmi olmayarak ileri srlen fikir; rasgele sz. 
  bir I hakknda yazlan ksa biyografi;  birinin Imne ait. 
(ks.) object, objection, objective. 
 ey, madde, grlr veya dokunulur ey, nesne, obje; hedef, nian, ama; (gram.) nesne. object at issue (huk.) anlamazlk konusu; iddia olunan ey. object glass bir mikroskop veya teleskopun hedefe yakn olan mercei veya mercekleri, objektif. object lesson ibret. direct object nesne. indirect object tmle, ikinci nesne. Money is no object.  parada deil. objectless  gayesiz, amasz. 
 itiraz etmek, uygun grmemek, raz olmamak; kar gelmek; itiraz olarak ileri srmek. 
 nesnelletirmek. 
 itiraz; itiraz etme; itiraz sebebi. objectionable  itiraz edilebilir, yolsuz. His actions were objectionable. Terbiyesizce davrand. 
  objektif; znel olmayan, dtan olan; gerek; (gram.) nesneye ait; nesnel; amaca ait;  hedef; (gram.) nesne; mikroskop veya teleskopta objektif (mercek) objective case ismin  hali. objectively  nesnel olarak. objectiv'ity  tarafszlk. 
 (fels.) nesnellik taraftarl; (gz.) (san.) nesnel eler kullanma eilimi. 
 krc ekilde azarlamak, paylamak. objurga'tion  azar, paylama. 
 (Ru.) ile, il. 
  manastr hayatna kendini adam (kimse) 
 (geom.) kutuplar yasslam (sferoid) 
 Tanr'ya sunulan ey, adak. 
  zorlamak, mecbur etmek, zorunda brakmak;  bal, mecbur; kayt altnda. 
 mecburiyet, ykm, zor; (huk.) senet, bor; farz, dev, ykm. Iaw of obligations borlar hukuku. 
(bak.) obbligato. 
 mecburi, gerekli, zorunlu. 
 mecbur etmek, zorlamak, zorunlu klmak, zorunda brakmak; minnettar klmak; iyilik etmek, memnun etmek. I am much obliged. ok minnettarm. 
 (huk.) alacakl. 
 nazik, ho davranan, yardm etmeye hazr. obligingly  nazik bir ekilde. obligingness  nezaket. 
 (huk.) ykm altna giren kimse, bir bor senedini imza eden kimse . 
  meyilli, eik, eilmi, eri; dolayl, ima yollu; (anat.) eik (kas);  meyletmek, sapmak; (ask.) eik bir ynde gitmek. oblique angle (geom.) dik olmayan a. oblique case (gram.) ismin hitap halinden ve yaln halinden baka herhangi bir hali. oblique triangle iinde dik a bulunmayan gen. obliquity  meyil, eilim; doru yoldan kma, sapma. obliquely  meylederek. obliqueness  erilik. 
 yok etmek, silmek, bozmak, gidermek. oblitera'tion  yoketme, silme. 
 unutma, unutu, unutulma; kaytszlk, ilgisizlik. 
 (gen.) of veya to ile unutkan; habersiz; evresinden habersiz; ilgisiz. obliviously  ilgisizce, unutarak. obliviousness  ilgisizlik, unutkanlk. 
  dik drtgen eklinde olan, uzunca, boyu eninden fazla; (bot.) yapraklar yumurta biiminde;  dik drtgen. 
 ktleme, zemmetme, knama, iftira etme, hakknda kt syleme, yerme. 
 iren, tiksindirici; irkin grnen. obnoxiously  uygunsuz olarak, irkince. obnoxiousness  uygunsuzluk, irkinlik, irenlik. 
 obua. oboist  obua alan kimse. 
 eski bir Yunan gm sikkesi; eski Yunan arlk birimi. 
 (bot.) obovat, ters yumurtams (yaprak), geni ucu yukarya doru olan. 
(ks.) observation, observatory, obsolete.
 mstehcen, ak sak, edebe aykr; aza alnmaz; tiksindirici, iren. obscenely  mstehcen olarak. 
 ak saklk, mstehcenlik; ak sak laf. 
  ilerlemeye veya ilme kar olan, bilgisizlik taraftar, gerici (kimse) obscurantism  bilgisizlik taraftarl. obscurantist  bilgisizlik taraftar kimse. 
 karartma; kararma; karanlk; (astr.) ay tutulmas. 
  aprak, anlalmas g; belirsiz, gsterisiz, tannmam; bulutlu, karanlk;  karartmak, karanlk yapmak; rtmek, gzden saklamak. obscurely  anlalmayacak ekilde. obscureness, obscurity  apraklk, belirsizlik. 
 (o.) cenaze trenleri. 
 ar derecede itaatli, fazla boyun emi; dalkavukluk eden. obsequiously  dalkavukluk ederek. obsequiousness  dalkavukluk. 
 grnr; IIr; izlenebilir; incelemeye deer, dikkat etmeye deer; grlr, ayrt edilebilir. observably  grlecek ekilde. observingly  dikkatle bakarak. 
 yerine getirme, yapma; grenek, adet, rf; tren, usul; mezhep, tarikat. 
 dikkat eden, dikkatli, riayet eden; itaatli, kanuna riayetkr. observantly  dikkat ederek. 
 dikkatli bakma, inceleme; gzlem, rasat; fikir, yorum; (ask.) gzetleme. observation car yolcularn etraf seyretmesine uygun ekilde geni pencereleri olan vagon. observation post (ask.) topu rasat mevzii. observational  gzlem kabilinden, gzlemle ilgili.
 rasathane; etrafn manzarasn seyretmek iin yaplm kule. 
 dikkatle bakmak, dikkat etmek; yerine getirmek, tutmak; ileri srmek, dnceyi belirtmek; gzlemek; kutlamak. 
 dikkat eden kimse; gzleyen kimse; uaklarla dmann yerini veya durumunu tespit etmekle grevli kimse. 
 musallat olmak, tedirgin etmek; zihnini megul etmek. obsession  kafay megul eden dnce; srekli endie; sabit fikir. 
 yanardadan kan koyu renkli cama benzer ok sert bir ta (eskiden bu tatan ok ba ve bak yaplrd) 
 modas gemekte olan, seyrek kullanlan, az ilek (kelime, makina) obsolescence  eskime. 
 kullanlmayan, eski, modas gemi (kelime veya grenek); (biyol.) eskilerine oranla az gelimi. obsoleteness  modas gemilik, eskimilik. 
 engel, mni. 
 ocuk doumuna veya gebelie ait. obstetrics  gebelik ve doumla uraan tp dal. 
 doum mtehasss. 
 inat, ayak direyici, dik kafal, sz dinlemez; mukavemeti krlmaz. obstinacy  inatlk, dik ballk. obstinately  inatla. 
 grltc, amatac, yaygarac; ele avuca smaz, idaresi g, haylaz. obstreperously  haylazca. obstreperousness  ele avuca smama. 
 engel olmak, mani olmak; tkamak, kapamak. 
 mani, mania, engel, set; blokaj, bloke etme. obstructionism  siyasette bloke etme. obstructionist  bloke eden kimse. 
 engel olan. obstructively  engel tekil ederek. obstructiveness  engelleme. 
  (tb.) mecralar tkayan (madde) 
(ks.) obedient.
 bulmak, almak, ele geirmek; det olmak, geerli olmak. obtainable  elde edilebilir, bulunabilir, kazanlabilir. obtainment  elde etme. 
 iine sokmak; davetsiz olarak veya istenilmeyen yere sokmak; zorlamak; izinsiz veya hakszca girmek veya girimek. obtrusive  istenilmedii halde sokulup sknt veren. 
 zeki olmayan; duygusuz; (geom.) geni; bouk (ses) obtuse angle geni a. obtusely  duygusuzca. obtuseness  duygusuzluk. 
 yz bakan kimseye dnk; (bot.) dibi tepesinden daha dar. 
 parann yz taraf, yz; herhangi bir eyin yz taraf; bir meselenin br taraf; (man.) bir nermeyi tersine evirerek karlan baka bir nerme: Btn insanlar fanidir. Hi bir insan baki deildir. 
 (man.) bir nermeyi ters ynde ifade etme. 
 baka tarafn gstermek iin evirmek; (man.) bir nermeyi ters ynde ifade etmek. 
 etkili tedbirlerle nn almak, nlemek. 
 aikar, ak, apak, besbelli, belli. obviously  aka. obviousness  aikrlk, aklk. 
 (bot.) st ste gelmi; birbirine sarlm (yaprak) 
 (mz.) toprak veya madenden yumurta eklinde nefesli bir alg, okarina. 
  frsat, mnasebet, vesile, elverili durum; sebep, hal, durum; Izum, gereklik;  vesile olmak, sebep olmak. on occasion ara sra, frsat dtke. take the occasion durumdan faydalanmak. 
 ara sra meydana gelen, frsat dtke yaplan; belirli bir frsat dolaysyle yaplan. occasional chair takmdan ayr sandalye. occasionally  ara sra, bazen. 
 bat; (bh) bat yarkresi, Asya'nn batsndaki Ikeler, zellikle Avrupa. occidental   batya ait, batsal, Avrupa ve Amerika'ya ait; (astr.) bat tarafndaki, batsnda;  batl. 
 (anat.) kafann arka ksm, artkafa. occip'ital  kafann arka tarafnda olan, artkafaya ait. 
 tkamak, kapatmak; (kim.) emmek, absorbe etmek (zellikle gazlar iin); (dii.) st ste oturmak. occlusion  emme veya emilme; (dii.) st ste oturma. 
 gizlemek; (astr.) nne geip gizlemek (gne veya ayn bir yldz kapamas gibi); kaybolmak (bir grnp bir kaybolan fener kulesi  gibi) occulta'tion  gizleme. 
 by ile ilgili; esrarl, tabiattan stn; gizli, sakl; bilinmez, anlalmaz. occult arts byclk gibi faaliyetler. occultism  gizli kuvvetlere inanma ve onlar etkisi altna alma. occultist  bu ilerle uraan kimse. 
 igal eden kimse. occupancy  igal. 
 i, meguliyet, meslek, sanat; igal, zorla alma. army of occupation igal ordusu. 
 meguliyete ait; igal kuvvetleri ile ilgili; meslek dolaysyle meydana gelen (hastalk veya zarar) occupational therapy meguliyetle tedavi, rehabilitasyon. 
 tutmak, zaptetmek, igal etmek; megul etmek. be occupied with ile megul olmak. 
olmak, meydana gelmek, vuku bulmak; bulunmak; hatra gelmek, akla gelmek. 
 olu, meydana kma; vaka, olay, hadise. occurrent  olan, meydana gelen. 
 okyanus, byk deniz, derya, umman; krenin te ikisini kaplayan geni su ktas; sonsuz ey veya miktar. ocean current okyanus aknts. ocean lane okyanus gemilerinin sefer yolu. ocean liner okyanus gemisi. 
 Okyanusya, orta Pasifikteki adalara verilen ortak ad. 
 okyanusa ait, okyanusta bulunan veya meydana gelen, okyanusta dolaan. 
 okyanus corafyas. oceanograph'ic(al)  okyanus corafyasna ait. 
 (o.) li) (biyol.) basit gz; gz eklinde leke. ocellate  basit gzl; gz eklinde lekeli. 
 Orta ve Gney Amerika'ya mahsus kaplana benzer bir kedi, (zool.) Felis pardalis. 
 krmz veya sar renkli bir eit demir cevheri, aboyas, toprak boya; koyu sar renk. ochreous, ocherous  sar renkten, iinde aboyas bulunan. crude ochre (min.) ata. 
 avam idaresi. 
(ks.) October.
 sekizli takm; (kim.) sekiz deerlikli bir eleman. 
 sekiz ke ve kenarl ey veya ekil, sekizgen; sekiz tarafl yap veya yer. octagonal  sekiz kenarl. 
 (geom.) sekiz dzlemli ve  boyutlu ekil. octahedral  sekiz yzl. 
 oktan. octane number oktan Is. 
  sekiz al;  sekizgen. octangular  sekiz keli. 
 (geom.) bir dairenin sekizde biri; (astr.) bir gkcisminin dierinden 45 derece uzaklkta iken bulunduu yer; oktant. 
 (mz.) oktav, sekizlik perde tertibi; sekiz notalk ara; dini yortudan sonra gelen sekizinci gn; sekiz msral iir; bir sonenin sekiz msra. 
  sekiz yaprak halinde katlanm kat tabakas; bu byklkte kitap;  tabakas sekiz yapraa katlanm. 
 sekiz senede bir olan; sekiz sene sren, sekiz senelik. octennially  her sekiz senede bir. 
 (mz.) sekiz kii tarafndan alnan veya sylenen mzik paras; sekiz kiiden meydana gelen koro veya orkestra takm. 
 (ng.) krk sekiz sfr olan rakam; ABD yirmi yedi sfr olan rakam, oktilyon. octillionth  oktilyona ait, oktilyonuncu. 
(nek) sekiz. 
 ekim; (ng.) ekim aynda yaplan bira veya elma suyu. 
  bir tabakann on sekiz yaprak olmak zere katlanmasndan meydana gelen (forma veya kitap) 
  seksen yanda, seksenlik (kimse) 
 ahtapot, (zool.) Octopus; yaygn ve ykc rgt. 
 sekiz heceli msra. 
 ehir snrnda zellikle yiyeceklerden alnan giri vergisi, oktruva. 
 sekiz kat, sekiz misli, sekiz kere. 
 sekizli, sekiz misli. 
  gze ait, gzle grlr, gzle ilgili;  teleskop veya mikroskopta gz mercei, okler. ocularly  gzle grlr ekilde. 
 gz hastalklan uzman, gz doktoru. 
(ks.) overdose. 
 odalk, cariye, halayk. 
  acayip, bambaka; tek, iki ile bInemeyen; ksur, tam saydan artan; ara sra meydana gelen;  artan ey; ABD golfta bir oyuncunun rakibinden fazla olarak yapt vuru; (o.), (bak.) odds. Odd Fellows Amerika'da sosyal ve gizli bir yardmlama dernei. oddlooking  tuhaf, acayip. odd or even tek mi ift mi oyunu. an odd fish tuhaf adam. at odd moments vakit bulduka. oddly  acayip ekilde. oddly enough ans eseri olarak. oddness  tuhaflk. acayiplik gariplik. 
 tuhaflk, acayiplik; garip zellik; garip kimse veya ey. 
 (o.) ufak tefek eyler, artk eyler, dknt, krnt; (matb.) kitabn metin dndaki ksmlar; acayip ey. 
 (o.) zayf tarafa verilen stnlk; eitsizlik, fark, stnlk; bir bahiste konulan paralar arasndaki oran fark; ihtimal oran. odds and ends ufak tefek eyler, krntlar. at odds aralar ak. Ionu veya large odds bahis orannda fazlalk. the odds are that ihtimali var ki. Iay odds kendi lehine olan bir bahse girimek. take odds bakasnn lehine olan bir bahse girmek. 
 bir tr lirik nazm ekli, gazel; yksek eylerden bahseden vezinli veya vezinsiz uzun iir; vg, kaside; byle iir iin yazlm mzik. 
 (o.)  odea) tiyatro veya konser binas; eski Yunanistan ve Roma'da mzisyenlerin iinde yartklar ufak tiyatro binas. 
 (mit.) skandinavlarn ba tanrs. 
 tiksindirici, iren, nefret verici. odiously  iren ekilde. odiousness  irenlik. 
 nefret, gizli dmanlk; yz karas, ayp; irenlik. 
 araba ile katedilen mesafeyi len alet. 
 (tb.) di ars. odontalgic  di arsna ait. 
 (anat.) di gibi, di eklindeki. 
 dilerden ve dilerin gelimesinden bahseden ilim. odontologist  di ilmi uzman.
 koku; hret, itibar. be in bad odor ad kmak, kt hreti olmak, itibarsz olmak. 
 ho kokulu, gzel koku yayan. odoriferously  gzel koku yayarak. 
 kokusuz. 
 kokulu; gzel kokulu. 
(bak.) odor. 
 Homer'in Odise adl nl destan; servenli uzun yolculuk. 
(ks.) Oxford English Dictionary.
(bak.) edema. 
 Oedipus. Oedipus complex dip kompleksi. 
(edat),  (iir), (bak.) over. 
(bak.) esophagus.
(edat) nin, li, (den.) of course tabii, beklenildii gibi. of late son zamanlarda. of note nemli, itibarl. of oneself kendiliinden; kendi hakknda. a man of talent hner sahibi adam. 
 (A.B.D.), (argo.), (aa.) beyaz rktan bir kimse. 
 (ng.), (argo.) balang. from the off balangtan beri. 
  (edat) uzaa; ileriye, ileride; teye, tede; yanda; tamamen; uzakta;  uzak; yanl; uygun olmayan, anormal; bitmi; grev dndaki; sadaki; (den.) denize doru alan; (edat) dan; dan uzak off and on ara sra. off chance zayf bir ihtimal. It i off my hands. Benim elimden kmtr. Artk sorumlu deilim. Off with you! Defol ! an off street sapa sokak. a week off bir haftalk izin; bir hafta sonra. be off ayrlmak, terketmek; yanlmak; (k.dili) deli olmak. be off in one' calculations hesabnda yanlm olmak. beat off the attack hcumu tamamen pskrtmek. be off strawberries ilek yemekten mahrum olmak. call the game off oyunu iptal etmek. fall off dmek; azalmak; brakmak. far off ok uzak. He is well off. Hali vakti yerinde. Zengindir. kill off all enemies dmanlarn hepsini Idrmek. my off day izin gnm; fena gnm. put off an appointment bir randevuyu ertelemek. put (a per son) off cann skmak, soutmak; (zorla) indirmek. show off gsteri yapmak. take off alp gtrmek; Idrmek; indirmek, karmak; (k.dili) taklidini yapmak; kalkmak, havalanmak. The cheese is a bit off. Peynir biraz bozulmu. The deal is off. Anlama iptal edildi. The electricity is off. Elektrik kesildi. We are off now. Nihayet yola kyoruz.
 (A.B.D.), (argo.) Idrmek, (slang) mortlatmak. 
 hayvann yenemeyen fakat baka ite kullanlan veya atlan (ks.)mlar; (ng.) sakatat; erp, sprnt. 
 (mz.),  vurgusuz nota;  ABD, (argo.) olaand. 
  New York'un tiyatro merkezinde olmayan (tiyatro); deneysel (tiyatro) 
 atlm. 
 tabii renkte olmayan; ak sak. 
 kabahat ilemek, su ilemek; kzdrmak; gcendirmek, darltmak, hatrn krmak. offended  kskn, darlm. offender  sulu. 
 kusur, kabahat; su; tecavz, hcum, saldr; incitme, gcendirme. commit an offense kabahat ilemek. give offense gcendirmek, kzdrmak. No offense. Gcenmeyiniz. Ayp olmasn. take offense gcenmek, darlmak. 
  irkin, iren; saldryla ilgili, hcuma ait; yakmaz; kt; hakaret edici;  saldr, hcum. offensively  tiksindirerek; hcum ederek. offensiveness  tiksindiricilik. 
 takdim etmek, arzetmek, sunmak; teklif etmek, (fiyat) vermek; gstermek; meydana kmak grnmek, gzkmek. offer battle sava amak. offer for sale satla karmak. offer resistance kar koymak. 
 teklif; fiyat teklifi. 
 teklif; sunulan ey; kilisede toplanan para. 
 kilisede para toplanrken orgda alnan beste. 
  dnmeden yaplm, rasgele yaplm;  dnmeden, rasgele. 
 yazhane, daire, ofis; ticarethane; hizmet, i, memuriyet, vazife, grev; hkmet dairelerinden biri; bu daireye mensup memurlar; ibadet tren ve ayinleri. officeholder  devlet memuru. office hours alma saatleri. police office karakol. post office postane. 
  memur; subay; polis memuru;  subaylarn atamak (gemi); komuta etmek, idare etmek. officer of the day o gnn komutan, nbeti subay. field officer subay. flag officer amiral, filo komutan. health officer salk memuru. petty officier assubay,staff officier kurmay subay, warrant officier gedikli subay
  resmi; memuriyete ait, memura yakr;  memur. officialdom  memur snf, memurlar. officialism  memur ii; krtasiyecilik. officially  resmen. 
  vazifeyle ilgili;  bir kuruluun btn memurlar. 
 ayin ynetmek; resmi bir grevi yerine getirmek. officiant, officiator  grev yapan kimse. 
  hazr (il), mstahzar; boya veya eczalarda kullanlan (bitkiler)
 gereksiz yerde hizmet veya yardm etmek isteyen, her eye karan, igzar. officiously  igzarlk ederek. 
 sahilden grlen ak deniz; sahilden llen deniz mesafesi. in the offing yaknda, pek uzak olmayan (olay) 
 uzak duran, kimseye yaklamak istemeyen. 
  (mz.) dzeni bozuk (olarak) 
 ayr bask. 
 (-put, -putting) (ng.) cann skmak, soutmak. 
 dkkn dnda imek zere iki sat.
 (-set) denge meydana getirmek: karl ile denkletirmek; boruya dirsek koymak; ofset usul basmak; dallanmak. 
 daldrma dal, fkrma dal, pi fidan; bir aile veya rk kolu; bir da srasnn ovaya uzanan burnu; (mim.) duvar kalnlnn azald yerde meydana gelen raf gibi dz knt; (mak.) engeli amas iin bir boruya konulan dirsek; ana izgiden dikey olarak llen ksa mesafe; (matb.) ofset usul. 
 dal; yan alma. 
 kydan uzak; kydan esen. 
 (spor) ofsayt. 
 sprnt, erp, kir. 
 rn; dl, evlt. 
   sahne arkas;  sahne arkasndaki, grnmeyen;  sahne arkasna, sahne arkasnda. 
 i dnda; isiz. 
 hafif grimsi beyaz renk. 
 (iir) ok kere, (sk sk) ofttimes  (iir) ok kere, (sk sk) 
 (sk sk), ou kez. 
 (mim.) S eklinde korni veya kebent. ogee arch sivri tepeli kemer. 
 (mim.) sivri tepeli kemer; bu kemerin kenarlar; grafikte bir eri eidi; bu eriye benzeyen mermi ucu. 
  akane bakmak, gz szerek bakmak;  kane bak, gz szme. 
 insan yiyen dev; canavara benzer kimse, ok irkin kimse. ogress  ok irkin kadn.
(ks.) Ohio.
(nlem) yle mi ? Ya ! Sahi ! (aknlk ifade eden kelime), (bak.) o. 
 (elek.) elektrik diren birimi, om. ohmmeter  elektrik direncini lmeye yarayan alet. 
(nlem) aktm! Tamam! (zellikle hayret veya sevin nlemi)
(sonek) benzer, eklinde.
 yalamak, zerine ya srmek; rvet vermek. oil the wheels kolaylk gstermek, i sahasn hazrlamak. oil one' hand rvet vermek. 
 ya, sv ya; petrol; zeytinya; ya gibi ey; yalboya; yalboya resim. oil cake keten veya pamuk tohumunun posas, kspe, kftn. oil color yalboya. oil field petrol sahas. oil lamp ya lambas, kandil.oil pan ya deposu. oil painting yalboya resim. oil slick g1 veya deniz zerinde ya birikintisi. oil tanker tanker. oil varnish yal cila. oil well petrol kuyusu. 
 yadanlk, ya ibrii. 
 muamba. 
 pek ince muamba; (o.) bu muambadan yaplm elbiseler. 
 bilei ta. 
 yal, ya ok. oiliness  kaypaklk; yaclk. 
 merhem. sulfur ointment uyuz merhemi.
(ks.) Oklahoma.
., OK (nlem), (OK'd, OK'ing) Peki! Doru!;  geer; iyi, makbul;  tasdik,rza, uygun grme;  peki demek, tasdik etmek. 
 Orta Afrika'ya zg parlak kestane renginde derisi olan zrafaya benzer fakat boynu ksa bir hayvan, (zool.) Okapia johnstoni. 
, Sea of Ohotsk Denizi. 
 bamya, (bot.) Hibiscus esculentus. musk okra amberiye, (bot.) Abelmoschus moschatus. 
  eski, ihtiyar, yal; anm, eskimi; khne; tecrbeli, meleke sahibi, pikin; modas gemi; (k.dili) ok; harika; (k.dili) sevgili (dost);  eski zamanlar. old age ihtiyarlk, yallk. old clothes man eskici. the old country gmenin eski vatan. old fash ioned bir eit kokteyl. old fogy eski kafal kimse. Old Glory A.B.D'nin bayra. old gold (mat.) altn rengi, donuk sar. old hand tecrbeli kimse, usta kimse. old hat A.B.D, (argo) modas gemi. old lady (argo) anne; kar. old maid evlenmemi yal kz; (k.dili) fazla titiz kimse. old man (argo) koca; sz geen kimse; babacan kimse; bizimki. old man of the sea yapkan adam, pskll bela. Old Nick eytan. old salt tecrbeli denizci. old style eski usul; Rumi takvime gre Old Testament Kitab Mukaddeste Eski Ahit, Tevrat. Old World eski dnya (Avrupa, Asya ve Afrika) any old thing ne olursa olsun, herhangi bir ey. old wives'tale batl itikat; kuaktan kuaa geen hikye. good old times eski demler, gemi ho zamanlar. grow old yalanmak, ihtiyarlamak; eskimek. the old yallar, ihtiyarlar. the old school eski terbiye. young and old herkes. The baby has had his first birthday: he is a year old. Bebek bir yan kutlad; imdi bir yanda (yani iki yana bast) He is ten years old On bir yanda. On bir yan srmekte. On yanda. (In Turkish there is this ambiguity in describing a person' age) olden  eski eski zamana ait, eski. oldish  yalca, olduka yal; eskice. oldness  ihtiyarlk; eskilik. oldster  (k.dili) yal adam. 
 eski moda, modas gemi. 
 kdemli kimse. 
 yal, ya veren; sahte tatl dilli, yac, piyazc. 
 zakkum, aaac, g1 defnesi, (bot.) Nerium oleander. 
 (anat.) dirsek knts. 
(bak.) oleomargarine. 
 yalboya taklidi resim. 
 margarin. oleo oil hayvan yandan elde edilen sv ya. 
 ya eken. 
 koklama hissi, koku alma. 
  koklamaya ait;  (gen.) (o.) koklama organ, burun; koklama hissi. olfactory nerve koku siniri. 
 kokular aletle tahlil etme ilmi. 
 gnlk, gnnk, bir eit buhur. 
 takmerki, oligari. oligarch  oligari yneticisi. oligarchic(al)  oligariye ait. 
 (o.), (br.) srail'e gelen gmenler. 
 potpuri. 
zeytin renginde olan, zeytuni. 
 (anat.) zeytin eklindeki, beyzi. 
  zeytin; zeytin aac, (bot.) Olea europaea; zeytin dal veya elengi; yeil zeytin rengi;  zeytine ait; zeytuni. olive branch bar sembol olan zeytin dal;bar sembol olarak kullanlan herhangi bir ey.olive brown yeilimsi kahverengi.olive drabzeytuni; (gen.) (o.) zeytuni niforma. olive green zeytuni yeil. olive oil zeytinya. olive tree zeytin aac.
yuvarlak toprak kap, gve; gvete piirilen trl.olla podrida gvete piirilen trl. 
eski Yunanistan'da Olimpiyat oyunlar arasndaki drt senelik ara;olimpiyat. 
 Olimpos dana veya tanrlarna ait; tanrsal;olimpiyat oyunlar ile ilgili;  Olimpos'ta yaayan tanr; tanrsal heybete sahip kimse. 
  Mora'da bulunan Olimpya nehrine ait;  (o.) olimpiyat oyunlar. Olympic games olimpiyat oyunlar. 
 Olimpos da; cennet; gk. 
 Arap yarmadasnda Umman lkesi. Gulf of Oman Umman krfezi. 
 (biyol.) krkbayr. 
, omber  bir iskambil oyunu. 
 halkn ikyetlerini takip eden memur. 
 Yunan alfabesinin son harfi; bir eyin sonu, son. 
 omlet, k /gana. 
  kehanet;  kehanette bulunmak, gelecei sylemek. 
 (o.) -ta) (anat.) epiplon, barsaklar rten zar. 
 Yunan alfabesinde on beinci harf, ksa o. 
 meum, uursuz, ktl belirten. ominously  uursuzca. ominousness  uursuzluk. 
 atlama, (darda) brakma; atlanan ey, braklm ey; yaplmam i. sin of omission ihmal suu.
 (-ted, -ting) atlamak, brakmak; yapmamak.
(nek) hep, btn, her ey.
  otobs; semeler, antoloji;  ok maddeli. omnibus bill deiik konularla ilgili tasar. 
 her eye gc yeten. the Omnipotent Kadirimutlak, Kadir, Tanr. omnipotence  her eye gc yetme. omnipotently  her eye gc yeterek. 
 her yerde ve her zaman hazr. omnipresence  her yerde bulunma. 
 bir uan bulunduu yeri renmeye yarayan iletici radyo ebekesi. 
 her eyi bilen, lim. the Omniscient Allah, Alimimutlak, omniscience  her eyi bilme. omnisciently  her eyi bilerek. 
 her seyi yiyen; (zool.) hem ot hem et yiyen, hepil. omnivor ous reader her eit kitap okuyan kimse. 
 (anat.) gbek; kalkan gbei; orta yer, merkez. omphalic gbee ait. 
(edat) zerinde, stnde stne; yannda; kenarnda; tarafnda, de; ile; esnasnda, zarfnda; hakknda; halinde. on the alert tetikte, uyank. on the contrary aksine, bilakis. on the offensive hcum halinde. on the whole genellikle, her eyi hesaba katarak. on the track of peinde, izinde. on Thursday perembe gn, Let' be on our way. Gidelim. The house is on fire. Ev tutumu. Yangn var. The joke is on you. Bu ta size atld. The car stalled on me. Arabann motoru durdu ve bana zorluk kard.
  zerinde, stnde, ileriye, ileride; bir dziye, aralksz; vuku bulmakta;  giyilmi, kmam; (ng.), (argo.) olmas muhtemel; makbul;  kriket oyununda vurucunun bulunduu saha taraf. off and on kesintili and so on filan, v.  v.b. on and on ara vermeden, biteviye. be on to (k. dili) haberdar olmak, akgz olmak. bow on (den.) pruvas ynnde. Come on. Haydi gel, etme canm. farher on ileride. go on devam etmek. Go on! Yr bakalm! ileri! Sama! later on daha sonra, biraz sonra. look on seyretmek. Night is coming on. Karanlk basyor. put on a coat palto giymek. turn on the light  amak. walk on yryedurmak, ileri gitmek. 
 (o.) - -gri) yaban eei, (zool.) Equus onager; (ask.) mancnk. 
 yarda kalm cinsi munasebet; istimna. 
  bagla,  bir kere, bir defa; bir vakitler, bir zamanlar, eskiden; herhangi bir zamanda; hemen, derhal;  onceki, var olan; (bala) hemen, derhal, herhangi bir zamanda;  bir kere. all at once birden, birdenbire. once for all son olarak; ilk ve son olarak. once in a while arasra,ikide bir. once or twice bir iki kere. once upon a time bir varm bir yokmu. at once hemen, derhal, imdi. for once bir kerelik, bu sefer. 
 (argo.) bir bak; etraf abucak dzeltme. 
  yaklamakta olan;  yaklama. 
  (zam.) bir; tek; ayn;  bir tane; biri, birisi; adam, kimse, kii; bir rakam; (zam.) birisi, biri; herhangi biri. one and all hepsi, her biri. one another birbirlerini. one and sixpence eski, (ng.) bir ilin alt peni. one by one birer birer. one man one vote herkese tek oy hakk. one-man show bir ki- inin oynad veya nemli olduu sahne oyunu veya sirk. one-night stand (tiyatro) bir ehirde bir temsil iin kalma. at one beraber, birlemi, uyumu. They were made one. Evlendiler; birletiler. oneness  birlik bir olma. 
 tek gzl. 
 tek elli; bir elden km. 
 tek atl; ikinci derecede, adi. 
 (psik.) dsel. 
 rya yorumcusu. oneirocritical  rya yorumlayan. 
 rya vastasyle falclk. 
 tek bacakl, topal. 
 ar; skntl, arlk verici; (huk.) bir hakk daraltc. onerously  skntl olarak. onerousness  sknt. 
(zam.) kendisi, bizzat, kendi kendine. 
 tek tarafl. 
 tek adm dans. 
 tek yollu; srarc, amaz. 
 tek ynl. 
 soan, (bot.) Allium cepa. 
 pek ince ve parlak bir eit kt, pelr. 
  komptrle beraber alan, komptrn idaresi altnda olan;  asl ile beraber. 
 seyirci. 
  (bala) bir tek, esiz, biricik, yegane;  yalnz, ancak, bal bana; (bala) bundan baka, yalnz, fakat. if only keke. 
 isimler ile ilgili. 
 tabii sesleri yanslayan kelimeleri kullanma, yan- sma; yank kelime. onomatopoeic  yansmal. 
 sesleri yanslayan. 
 me, saldr. 
 hcum, saldr; balama, balang. 
  .sahile doru olan;  . sahilde. 
 iddetli saldr, hcum. Ont. (ks.) Ontario. 
 i sahasnda yetitirme ile ilgili. 
(edat) stne, stnde; (k. dili) farknda. 
 yaratklar bilgisi, yaratl ilmi, ontoloji; gerein asl kendisini ve niteliini inceleyen konu. ontologic(al)  yaratklar bilgisine ait, ontolojik. ontologist  yaratklar bilgisi alimi, ontolojist. 
 yk, grev, klfet. onus probandi (huk.) ispat etme grevi, kantlama zorunluu. 
 ileriye doru giden, ilerleyen, ilerlemi. 
,onwards  ileriye doru, ileri, ileride. 
 damarl akik. 
(nek) yumurta.
 (biyol.) olgunlamam dii gamet. 
 (o.), (k. dili) byk miktar. 
 balk yumurtas gibi taneli bir eit kireta. 
 omitolojinin yumurtalar zerine ilim yapan dal. 
 gzel kokulu bir eit siyah ay. 
 (argo.) fiziki ekicilik, cinsi cazibe; azim, evk. 
 ovogonlu mantarlar. 
unlem Ay! Abo! 
 (biyol.) dllenmi yumurtack. 
 (biyol.) (baz bceklerde) yumurta zarf. 
 sulu amur; okyanus diplerinde bulunan ve bcek kabuklarndan meydana gelmi sulu amur; bataklk; sepicilikte kullanlan mee kabuu suyu; sznt, szan ey. oozy  szntl; szdran; sulu amur gibi. 
 szmak, szp akmak; dar szmak, duyulmak (sr veya haber); szdrmak, dar vermek.
(ks.) opera, operation, opposite, opus.
 effaf olmay. 
 opal, panzehirta. 
 yanardnerlik. opalescent  yanardner, anjan. 
  opale benzer, opale zg;  opale benzer deerli bir sar ta; yar effaf cam. 
 donuk, effaf olmayan, kesif; elektrik veya scakl geirmeyen; mantksz, kolay anlalmaz; ahmak, mankafa. opaqueness  effaf olmay, do- nukluk. 
1960'dan itibaren uygulanp gz yanltc ekillerle belirlenen resim slubu.
(ks.) opere citato evvelce belirtilen eserde, gsterilen eserde.
 (iir), (eski) amak. 
  ak, iine girilir, serbest; kabule hazr; ak (hava), uygun; (den.) sisli olmayan; hazr; samimi, ak yrekli; (ask.) arasnda mesafe olan; (mz.) (ks.)k olmayan, bouk olmayan, dolgun sesli; (dilb.) ses or- ganlar nispeten ak olarak sylenen (nl); (dilb.) ak (hece); aikar, meydanda, gizli olmayan; sipersiz, istihkmsz; iki sat serbest (ehir); cmert, eli ak; denmemi (bor);  (gen.) the ile ak hava, meydan, ak saha; ak deniz. open admissions, open enrollment (A.B.D.) niversiteye kaydolmak isteyen herkesi kabul etme usul. open air ak hava. open city (ask.) ak ehir. open door herkese ak kap; serbest ticaret (siyaseti) open housing (A.B.D.) rk ve din fark gzetmeden herkese ak kiralk ev ve apartmanlar. open order (ask.) dank sava dzeni. open policy (sig.)orta bedeli konulan olayn gereklemesi annda takdir edilecek (sig.)orta poliesi. open sea ak deniz. open shop sendikal veya sendikasz herkesi altran kurulu; yalnz sendikasz iileri kabul eden kurulu. an open question iki taraf da hakl bulun- duundan karara balanamayan mesele. an open verdict (huk.) cinayeti tespit edip de suluyu tespit etmeyen karar. an open winter hafif k. in open court ak oturum halindeki mahkemede. receive with open arms samimiyetle karlamak. The harbor is open. Liman aktr. lay open kesip amak. openly  aka aktan aa. openness  aklk. 
 amak; ie balamak; yaymak, sermek; umuma amak; gevetmek, zmek; tiyatro mevsimini amak; (huk.) davay tekrar gzden geirmek; kesip amak, yarmak, demek; balatmak; geniletmek; gstermek, bildirmek; grmeye balamak; a- lmak, zlmek, gevemek; atlamak, yarlmak; balamak; gelimek; engelleri ortadan kaldrmak; gz nne kmak.open in ieriye doru almak. open out darya doru almak; almak. open up grmeye balamak, sz amak. open one' eyes gzn amak, uyarmak, haberdar etmek. open fire ate amak. Open in the name of the law! Kanun namna a! Open sesame. Al susam al. 
 sonuca balanmam, ak braklm. 
 akgz dikkatli; akn. 
 ak yrekli; tek dilim (sandvi) 
 eli ak, cmert. 
 kalbi ap yaplan (ameliyat) 
 ak kalpli, samimi. open house herkese ak davet. 
 kap; ama, a; aklk, delik; balang; al; frsat; satranta a. open market serbest piyasa. 
 ak fikirli, yeni fikirleri kabule hazr. 
 az ak kalm (hayret veya sakmllktan); agzl obur. 
 kafes halinde ilemeli ss. 
 opera; opera mzii; opera binas. opera glasses opera drbn. opera hat erkeklere mahsus katlanabilen silindir apka. opera house opera binas. comic opera operakomik. grand opera ciddi konulu birtr opera. operat'ic  opera nev'inden, operaya ait.
(Fr.) fars eklinde opera. 
 komptrde kullanlan bilgi. 
 i grmek, ilemek; etkilemek; borsada alveri yapmak (zellikle speklasyon iin); (tb.)ameliyat et- mek; iletmek, idare etmek. operate on a person birini ameliyat etmek. 
 i, fiil; etki, hkm; sre; ileme, alma, alma tarz; harekat, tatbikat; (tb.) ameliyat; (mat.) bir niceliin deer veya eklinde deeiiklik yapma; al veri (borsada) delicate operation (tb.) g ve tehlikeli ameliyat. extend operations harekat veya i sahasn geniletmek. go into operation yrrle girmek. in operation yrrlkte. major operation (tb.) byk ameliyat. 
 ameli; kullanlmaya hazr. 
  ileyen, faal; etkin; etkili; (tb.) ameliyata ait, ameliyat edilebilir; ameli;  usta ii; teknisyen; (k. dili) hafiye. 
 operator; teknisyen; ticari veya snai kurulu sahip veya yneticisi; telgraf veya telefon memuru; (tb.) cerrah, operatr; komisyoncu; (argo) belei kimse. 
 operet. 
 (tb.) gz iltihab. ophthalmic  gze ait. ophthal- mol'ogy  gz bilgisi. ophtlalmoscope  oftalmoskop. 
  afyonlu; uyuturucu, uyku getirici, sersemletici;  afyonlu ila. 
 fikir yrtmek: zannetmek, dnmek, farzetmek. 
 zan, tahmin, fikir, oy, dnce: (huk.) hkimin ileri srd fikir. in my opinion fikrimce, kanaatimce. 
 inat, fikrinden dnmeyen, dik kafal. 
 afyon. opium (den.), opium joint afyonkelere mahsus gizli kahvehane. opium habit afyonkelik, afyon ekme alkanl. opium poppy haha, afyon iei,(bot.) Papaver somniferum. opium smoker afyonke, esrarke. 
 pelesenk. 
 kfurlu ngiliz sabunu. 
 keselisangillerden Amerika'ya mahsus memeli bir hayvan, opossum, (zool.) Didelphis.
(ks.) opposed, opposite.
  kasabaya ait;  (ng.) . ehirli, kasabal. 
  karki, kar; kart, (zt.);  hasm, dman. 
 elverili uygun; tam zamannda olan, vakitli. opportunely  tam zamannda. opportuneness  elverililik.
frsatlk,oportnizm. opportunist frsat kimse,oportnist.
 frsat, uygun zaman, elverili durum. 
 kar konulabilir, muhalefet edilebilir; karsna konulabilen (ba parman dier parmaklarn karsna konulabilmesi gibi) 
 karlatrmak; kar koymak, kar kmak, direnmek; engel olmak, mani olmak. 
  karki, karda olan; zt, aksi, kart, ters; (bot.) karlkl, yapraklar kar karya olan;  kar olan ey veya kimse; karda olan ey veya kimse. opposite number tekabl eden kimse veya ey. oppositely  zt olarak. oppositeness  ztlk. 
 muhalefet; kartlk, ztlk; mcadele; kar durma, kar koyma: engel olma; (pol.) muhalif parti; (astr.) birbinden 180 derece uzaklkta olan iki gkcisminin durumu. oppositionist  muhalefeti, muhalif partiden biri. 
 skmak, sktrmak, bask yapmak: zulmetmek, cann yakmak; yormak, cann skmak, zerine yklenmek. 
 zulm, bask, ceza, cefa; zulmetme; zulm ve cefa grme; sknt, glk. 
 ezici, zulmedici; skc, bunaltc. oppressively  zulmederek; bunaltc bir ekilde. oppressiveness  skclk; gaddarlk. 
 hakaret dolu; utandrc, yz kzartc. opprobriously  utan verecek ekilde. opprobriousness  rezillik. 
 rezalet; hakaret; ayp; rezalet sebebi. 
 kar koymak, tenkitle hcum etmek. 
 kar koyan. op pugnancy  kartlk. 
 (tb.) kan serumunda bulunan ve bakterilerin akyuvarlar tarafndan yenmesini kolaylatran bir eit antikor. opson'ic  bu maddenin etkisini tayan. 
 semek; karar vermek. opt out ekilmek, vaz gemek, yapmamaya karar vermek. 
  istek belirten;  (gram.) istek kipi, dilek kipi. 
  gze veya grme duyusuna ait; gz ilmine ait;  (k.dili) gz; (o.) optik. 
 optikle ilgili; gz veya k vastasyle ileyen; grme duyusuna yardm eden; grme duyusuna ait. optical illusion gzn yanlmas. optically  optik vastalarla; gzle. 
 gzlk, drbnc. 
 (fels.) dnyada her eyin iyilie hizmet ettiini ileri sren kuram; iyimserlik. optimist  iyimser kimse, optimist kimse. optimistic  iyimser. op- timistically  iyimserlikle. 
 en iyi ekilde kullanmak, en ok istifade etmek. 
 en uygun durum; (biyol.) herhangi bir organizmann bymesi iin elverili s, k, nem, yer ve gda gibi artlar, optimum. 
 seme, tercih; oy; seme hakk veya yetkisi; seilecek ey, k; (tic.) seme, satn alma veya bakasna brakma hakk. option day cevap gn. have an option on a thing belirli bir srede bir eyi almaya veya reddetmeye hakk olmak. option to purchase bir eyi belirli bir sre iinde nceden tayin olunan bir bedel ile satn alma hakk 
 zorunlu olmayan, istee bal. optionally  ihtiyari olarak. 
 gzn gr alann lmeye mahsus alet. optometrist  grme bozukluunu len gzlk. optometry  grme bozukluunu lme meslei. 
, -cy  servet, zenginlik; bolluk. opulent  zengin, bol. opulently  bolca. 
 (o.) opera) eser; kitap; mzik paras, opus. 
 (ks.)a ve nemsiz eser. 
(ks.) Oregon. 
(bala.) yahut, veya; yoksa. either this or that ya bu ya o. 
 kara paz, koyun sarma, (bot.) Atriplex hortensis. 
 eski Yunanistan ve Roma'da gaipten haber veren kahin; bu kahinin gaipten verdii haber; bu kahinin kehanette bulunduu kutsal yer; vahiy, ilham. 
 kehanetle ilgili; anlalmaz veya gizli anlam olan; hikmetli; mulak; hayret verici, harikulade. oracularly  kehanet olarak. 
 .azdan sylenen, szl; aza ait; azdan alnan; (zool.) azn bulunduu taraf gsteren orally  azdan, szl olarak. orals  szl imtihanlar. 
(bak.) orongoutang. 
  portakal, (bot.) Citrus sinensis; portakal rengi; portakal cinsinden meyva;  portakala ait; portakal rengindeki. orange blossom portakal iei. bitter orange, Seville orange turun, (bot.) Citrus aurantium. 
 portakal urubu. orange pekoe ince toz halinde Seylan ay. 
 souk iklimi olan yerlerde portakal yetistirmeye mahsus kapal yer, limonluk. 
, orangutan  orangutan, (zool.) Simia atyrus. 
 hatiplik taslamak, nutuk ekmek. 
 zenle hazrlanm nutuk, sylev, hitabe. 
 hatip, nutuk eken kimse; belagatle sz syleyen kimse; (huk.) davac. 
 hatiplie ait, hitabet ile ilgili; hatibe yakr, belgatli. oratorically  hatiplikle ilgili olarak. 
 (mz.) oratoryo. 
 hatiplik, hitabet; belagat. oratorical  belgatli. oratorically  belagatle. 
 ufak mabet, zel tapnak. 
  kre; daire; (iir) gz;  kre ekline koymak; (iir) evrelemek, kuatmak. 
 kre eklinde, kresel, yuvarlak; (bot.) daire biiminde, dairemsi (yaprak) orbiculate  yuvarlak. 
  yrnge; ember; (anat.) gz ukuru; (zool.) kularn gzleri etrafndaki deri;  bir gkcismi etrafnda dnmek veya dndrmek; bir yrngede dnmek. orbital  gezegen yrngesine ait; gz ukuruna ait. 
 (ng.) evre yolu.
(ks.) orchestra.
 meyva bahesi; meyva aa1am 
 (mz.) orkestra; (tiyatro) parter; eski Yunanistan'da sahne nnde koronun dans edip ark syledii yarm daire eklindeki yer. orchestral  orkestra ile ilgili, orkestraya ait. 
 orkestra iin mzik paras yazmak. orchestra'tion  orkestra iin mzik dzenleme veya yazma teknigi, orkestrasyon. 
, orchestrina  orkestrann deiik alglarn tak- lit eden org gibi bir alg. 
 orkide, salep (bot.) Orchis. orchida'ceous  salepgillere ait.
(ks.) ordained, order, ordinance, ordinary.
 takdir etmek, mukadder klmak; papazla atamak, papazlk rtbesini vermek. 
 karakter veya dayankllk denemesi, ateten gmlek, byk slknt; eskiden kullanlan ikence ile yarglama usul. 
 emir vermek, emretmek, buyurmak; smarlamak, sipari etmek; dzenlemek, sraya koymak, tertip etmek. order around emir yadrmak.order up getir- mesini emretmek. 
 dzen, nizam, sra: dizi; usul, yol, kural; emir, ynerme, buyrultu; smarlama, sipari; havale; tarikat, mezhep frkas; eref rtbesi; cins, eit; mimari tarz; (biyol.) takm, silsile. order of business gndem. order of knighthood valye rgt; eref rtbesi. order of the day gndem, gnlk emir. in applepie order ok dzenli bir ekilde, her ey yerinde. at one' orders emre hazr. by order emre gre, emir gereince. call to order usule gre amak (toplant) Doric order (mim.) Dorik tarz. holy orders papazlar snf; papazlk rtbeleri. in alphabetical order alfabe sras ile. in order dzenli; sra ile; yolunda, usule gre. in order that he may see grsn diye. in order to see grmek iin. in short order abuk. keep order disiplini korumak. monastic order manastr tarikat. money order para havalesi. on the order of kabilinde, tarznda. out of order bozuk; dzensiz; usule aykr; uygunsuz. rush order acele sipari. sealed orders (ask.) vakti gelince alp okunacak mhrl emirname. standing orders geerlii devam eden emirler. take an order birinden emir almak; birinden sipari almak. till fur ther orders baka emir gelinceye kadar. to order siparie gre, smarlama. working order alma dzeni. in good working order iyi iler durumda. 
  dzgn; itaatli, uslu; emre ait;  (ask.) emir eri, emir avuu; hastane hademesi. orderliness  intizam, dzenlilik, derli topluluk. 
  sra veya derece gsteren; (biyol.) takma ait;  kilise ayinleri kitab. ordinal numbers (mat.) sra saylar. 
 dzen, kural; emir; kanun: aln yazs, vazg. 
  adi, allm, alelade, baya, usule gre; (huk.) doal, tabii (hak);  allm ey; Katolik kilisesinde ayinin deimez ksm. ordinarily  genellikle, (o.)unlukla. ordinariness  bayalk. out of the ordinary adi olmayan, olaan d.
  dzenli;  (geom.) ordinat. 
 (kil.) papaz atama ve kutsama treni; atanma ve kutsanma. 
 sava gereleri; ar apl toplar; askeri gere ve silahlar dairesi. 
 bir resim veya binann dzeni; dzen, tertip; kanun, kural. 
 pislik, gbre. 
 maden cevheri. 
 (o.) re) skandinavya parasnda kronun yzde biri. 
 (Yu.) (mit.) da perisi. 
 yabani mercankk, farekula, (bot.) Origanum vulgare.
(ks.) organic, organization, organized.
 (mz.) org, erganun; (biyol.) rgen, uzuv; haber organ; ara, alet, vasta. organ grinder latarnac. organ loft kilisede org galerisi. organ stop org dmesi. mouth organ az mzkas. party organ parti organ. 
, organdie  ok ince ve effaf muslin, organze. 
 rgensel, organik; yaayan, canl; (tb.) organizmay etkileyen (hastalk); (kim.) karbon bileiklerine ait; kaltmla geen, doutan, yapsal. organic chemistry organik kimya. organic disease organik hastalk. organic law anayasa. organic substance organik madde. organically  rgenlik bakmndan, organik olarak. 
 rgenlik, organizma; oluum, rgt. 
 org alan kimse. 
 rgt, kurum, teekkl, dernek; dzen; dzenleme; organizma. 
 dzenlemek, intizama sokmak; rgtlemek, tekil etmek; teekkl etmek, tekiltlanmak; sralamak, tasnif etmek; yerletirmek.
(nek) rgensel, organik.
 bitki ve hayvan organlarnn yap ve grevleriyle uraan biyoloji dal. 
-num  bir felsefenin ilke ve kurallarn meydana getiren sistem. 
 bklm ipek, ipek dokumasnda atk teli. 
 fizyol orgazm, zellikle cinsel ilikide iddetli heyecan; fazla heyecan, iddetli hareket. 
 arpa, badem ve ekerle yaplm alkolsz iki. 
 sefahatle ilgili. 
 sefahat; ar dknlk; (gen.) (o.) eski Yunanistan ve Roma'da tanrlar ve zellikle Baks iin yaplan gizli dinsel trenlerde fazla heyecanl ark syleyip dans etme ve lgnca hareketlerde bulunma. 
 cumba, skma. 
   dou, ark; gn dou (ks.)m; incinin zerindeki ak mavi parlaklk;b.h. Dou, genellikle Asya memleketleri;  parltl, parlak; ykselen, doan;  douya yneltmek; yneltmek. orient oneself uymak, almak. 
  Doulu; Dou'ya zg, dousal; ok parlak ve seffaf; b.h. Dogulu kimse; Asyal. Orientalism  Dou'ya zgu tre veya usul; Dou dilleri veya tarihi bilgisi. Orientalist  Dou dilleri, edebiyat ve tarihi uzman, msterik. Orientalize  Doululatrmak. Oriental rug el ile dokunmu ark hals. orientally  Dou slubuna gre. 
 douya yneltmek, douya doru ynelmek; almak. orienta'tion  ynelme, yneltme; evre artlanna uydurma veya uyma, alma; yeni bir evreye altrma program; istikamet hissi. 
 delik, az.
(ks.) original.
 makas veya zamk kullanmakszn kt bkerek Japon usul hayvan ekilleri yapma sanat. 
 yabani mercankk, (bot.) Origanum vulgare. 
 asl, kken, kaynak, balang; nesil, dou, soy. 
  asli, esasa ait, ilk; zgn, yeni, yeni icat olunmu, orijinal; yaratc (zeka);  asl, kaynak, mene; asl nsha, msvedde; acayip kimse. original mind yaratc zeka. original sin (ilah.) kaltmla geen veya doutan olan gnah.
 yaratclk; zgnlk. originally  aslen, esasnda; orijinal bir ekilde. 
 icat etmek, meydana getirmek, karmak, yaratmak, gelmek, olmak. origina'tion  icat etme veya olma; meydana gelme; yaratl. 
 sar asma kuu, sarck, (zool.) Oriolus oriolus. 
 (astr.) Oriyon. 
 dua, yakar. 
 (den.) geminin en alt gvertesi, kontra tavlun. 
 altn taklidi pirin, yaldzl pirin; taklit ey. 
 ziynet, ss. ornamen'tal  ss kabilinden. ornamentally  ss olarak. 
 sslemek, donatmak. ornamenta'tion  ss, ziynet; ssleme. 
 ok ssl, atafatl, gsterili. ornately  ok ssl bir ekilde. ornateness  fazla ssllk.
 (A.B.D.), (leh.) huysuz; inat; alak, aalk; adi, baya.
 (zool.) hayvanlar ilminin kular blm, ornitoloji. ornitholog'ical  kular bilgisine ait, ornitolojik. ornithologist  ku uzman. 
(bak.) duckbill. 
 (jeol.) dalann oluumu, daolu. 
 topografik harita izme aleti. 
 doal corafyann dalarla ilgili dal. orograph'ic(al)  da ekilleriyle ilgili. 
 altn renginde bakr ile inko veya teneke alam. 
 dalar bilgisi. orolog'ical  dalar ilmine ait. orologist  dalar bilgisi uzman. 
 deniz yzeyinden yukar ykseklikleri lmeye mahsus dereceli barometre. orometric da yksekliklerine ait. bu ykseklikleri len alete ait. 
 dolgun ve berrak sesli, gmrah ve ahenkli; tumturakl (yaz veya sz) 
   yetim;  ksz, kimsesiz;  ksz brakmak. orphanhood  kszlk. 
 yetimhane, kszler yurdu. 
 (Yu.) (mit.) Orfeus, ald mzikle aalar ve kayalar harekete getirdii ve canavarlar yattrd farzolunan bir kahraman. Orphean, Orphic  Orfeus'a ait veya ona benzer; Orfeus'un mzii gibi ahenkli. 
 (min.) sar zrnk. 
 damkoruugillerden herhangi bir bitki, (bot.) Crassulaceae. 
 gne ve gezegenlerin hareketlerini gsteren aygt. 
 bir eit ssen, Floransa sseni, (bot.) Iris florentina. orrisroot  bu iein il ve lavanta yapmnda kullanlan kk, ssen kok, meneke kk. orris powder ssen kk tozu. 
 televizyon alc tb.
(nek) doru.
, orthocephalous  kafatasnn uzunluu ile eni arasndaki oran orta derecede olan. 
 dileri koruma veya bozukluklar dzeltme ile uraan diilik dal. 
 doktrini salam; . dinsel inanlarna sadk; doru, tam, uygun; (b. h.) Ortodoks kilisesine mensup; yrrlkteki usule uygun. orthodoxly  kabul edilmi bir fikre uygun olarak. orthodoxy  Ortodoksluk; akidenin doruluu. 
 doru telaffuz ilmi; doru telaffuz. 
 (biyol.) dz olu, ortogenez. 
 (geom.) dikgen. 
 imla usul, iml. orthograph'ic(al)  imlaya ait. 
 (tb.) ortopedi. orthopedist  ortopedi uzman. 
 (o.) dzkanatllar. 
 gzn iini muayeneye mahsus alet. 
 kiraz kuu, (zool.) Emberiza hortulana. 
 Afrika'ya mahsus iri bir ceylan. 
(ks.) osmium. 
 (o.) ora) (anat.) az, delik. 
 (o.) ossa) (anat.), (zool.) kemik. 
(ks.) Old Saxon. Old Style. 
 salnmak, gidip gelmek, saat sarkac gibi hareket etmek; dalgalanmak, alkanmak; tereddt etmek. oscilla'tion  gidip gelme, salnma, titreme. oscillator  radyoda elektrik titreimleri meydana getiren aygt, osilator. oscillatory  sallanan, salnan. 
 elektrik akmndaki titreimleri kaydeden alet, osilograf. 
 az ak, esneyen; uyuuk, uykusu gelmi. oscitancy, oscitance  esneme; uyuukluk, tembellik. 
 (biyol.) ortak zellikleri olan. 
 aza ait; pe veya pmeye ait. 
 (aka) pmek; dedirmek; (geom.) hi olmazsa  noktann birbirine dokunmasn salayacak ekilde temas etmek; (biyol.) ortak zellikleri olmak. oscula'tion  pme, p. osculatory  pmeye ait. 
 sepeti sd, (bot.) Salix viminalis. 
 Oslo. 
 (kim.) osmiyum. 
 (kim.) geime, osmoz. 
 (kim.) geimeli, osmotik. 
 balk kartal, deniz tavancl, (zool.) Pandion haliaetus. 
 kemik cinsinden, kemik gibi; iskeleti olan. 
 ufak kemik, kemikik. 
 balk kartal, (zool.) Pandion haliaetus; tlei, kuzu kartal, (zool.) Gypaetus barbatus. 
 fizyol. kemiklemek, kemie dnmek; katlamak; kemikletirmek; katlatrmak. ossifica'tion  kemikleme. 
 kemik saklamaya mahsus yer. 
 grnteki, grnen. ostensibly  grnrde, grnte. 
 grnte olan, ak, belli. 
 gsteri, gereksiz gsteri. ostentatious  dikkati ekmek amacnda olan. ostentatiouily  gsterili bir ekilde. 
 (tb.) oynak iltihab. 
 (anat.) kemik dokusu meydana getiren hcre, osteoblast. 
 (tb.) yanl kaynamay dzeltmek iin bir kemii krma ameliyat, osteoklazi. 
 (anat.) byme halindeki kemiin iinde kemik dokusunu yiyerek i boluklar meydana getiren ok ekirdekli iri hcrelerden biri; (tb.) yanl kay- namay dzeltmek iin kemik krma ameliyatnda kullanlan alet, osteoklast. 
 kemik gibi, kemiksi. 
 osteolojist, iskelet ve kemiklerin yapsyle uraan uzman. 
 (anat.) osteoloji, kemikbilimi. 
 (o.) - -mata) (tb.) kemik dokusunda meydana gelen tmor. 
 (tb.) kemik ilii iltihab. 
 (tb.) il kullanmadan ancak kemikleri ve kaslar yoklayp dzeltmek suretiyle hastalklar tedavi usul. osteopath  kemikleri dzelterek hastal tedavi eden uzman. osteopath'ic  byle uzmanla ait. 
 fizyol. kemik meydana getiren; (tb.) kemik dzeltme tedavisine ait. 
 (tb.) kusurlu kemii dzeltme veya deitirme ameliyat. 
 (tb.) kemii kesme veya bir parasn karma ameliyat. 
(bak.) hostler. 
 toplum veya dernekten karmak; bir kimse ile ilikiyi kesip mevcut deilmi gibi hareket etmek. ostracism  srgn etme; ilikiyi kesme. 
 (co. -ca) stnde yazlar bulunan eski anak paras. 
 devekuu (zool.) Struthio camelus. ostrich plume devekuu ty, zellikle kuyruk ve kanatlarnn uzun ve beyaz tyleri. ostrich tip devekuu tynn ucu. ostrichlike  grmezlikten veya anlamazlktan gelerek kendini emniyette zanneden. 
 beinci yzylda Roma imparatorluunu istil eden Dou Gotlanndan biri, Ostrogot.
(ks.) Old Testament.
 (tb.) kulak ars. 
  (zam.) baka, dier, gayri, sair;  baka suretle, baska trl; (zam.) baka birisi, bakas, baka kimse; dieri. some day or other gnn birinde, bir gn. the other day geen gn. every other day gn ar. 
 baka suretle, baka trl; yoksa, olmazsa, aksi takdirde. 
 teki dnya ilerine dalm, bu dnyadan olmayan; hayali ilerle megul. otherworldliness  teki dnya ilerine dalma. 
 aylak, tembel, atl; faydasz, verimsiz, bo. 
 (tb.) kulak iltihab. otitis media ortakulak iltihab. 
 kulak ve kulak hastalklar bilimi. 
, otto (bak.) attar. 
 Ottawa. 
 susamuru, sar samur, lutr, (zool.) Lutra; bu hayvann krk, samur krk; tahta parasna bal bir eit olta. 
 divan; arkasz minderli iskemle; fitilli bir eit ipekli veya ynl ipekli kuma. 
  (o.) -mans) Osmanl. 
 meli mal (Gereklik ve zorunluk belirtir.) (I.) ought to go. Gitmeliyim. It ought not to be allowed. Buna izin verilmemeli. You ought to know better. Bu hareketin fena olduunu bilmeniz gerekir. (I.) ought to have gone. Gitmeliydim. 
 tepesi kapakl yeralt zindan. 
(nlem) Ah ! Of ! Aman ! 
 sfr, hi, (bak.) aught. 
 ispritizma seanslarna mahsus stnde alfabe harfleri veya iaretler bulunan iki tahtadan ibaret tertibat. 
 28,3 gram., ars libresinin on altda biri; kuyumcu libresinin on ikide biri, 31 gram; (ks.) oz. 
 tekir, (zool.) Leopardus uncia. 
(zam.),  bizim. 
(zam.) bizimki. a friend of ours dostlarmzdan biri, bir dostumuz. 
(zam.), (o.) kendimiz, bizler. We ourselves will help. Biz kendimiz yardm edeceiz. We will help our selves. Biz kendimize yardm edeceiz. 
, ouzel  karatavuk, (zool.) Turdus merula; bir eit ardkuu, (zool.) Turdus pilaris. 
 karmak, defetmek, dar atmak, kovmak. ous'ter  (huk.) zorla mlkn alma, dar atma. 
(nek) fazlasyle, (brnden) daha iyi, daha ok: outstay, outbid outdrink.
 (edat),  (nlem),   dar darda; darya; dnda; arasndan; meydana, ortaya; sz (kalm); btn btn, tamamen: sonuna kadar; yksek sesle; (edat) darya, darda;  iinden karlm yenik parti yesi; bahane, zm yolu; (beysbol) vurucunun srasnn bitmesi; muhalif kimse; (matb.) mrettip tarafndan atlanm kelime; (nlem) Dar! Defol!;  dardaki, d; top oyun larnda vurucu olmayan; anormal; kullanlmaz; zararda olan; yanlm;  (eski) kovmak. kap dar etmek; (argo.) vurup drmek, nakavt etmek; meydana kmak, aikr olmak. out and away pek ok, fersah fersah. out and out btn btn, tamamen, her ynyle. out of breath nefesi kesilmi, soluk solua. out of commission bozuk. out of countenance utanm. out of danger tehlikeyi atlatm. out for a good time elence peinde. out of order bozuk; dzensiz veya srasz. out of patience sabr tkenmi. out of pocket sarfedilmi, cepten km. out of print mevcudu bitmi (kitap) out of reach el erimez, uzak. out of season mevsimsiz, vakitsiz. out of sorts rahatsz, keyifsiz; dargn. out of spirits can skkn, neesiz. out of things uzaklam, uzaklatrlm. out of time (mz.) vurua uygun olmayan. Out with it! Haydi syle! Anlat! cry out yksek sesle barmak, haykrmak. die out snmek: nesli tkenmek. pass out datmak; baylmak; toplantdan sra ile kmak (renciler) pour out boaltmak. time out of mind teden beri, eskiden beri. tired out ok yorgun, bitkin. at outs (with) dargn. far out, way out (argo.) ahane, harika. He is out to lunch. Yemek iin dar kt. Latin has gone out as a spoken language. Latince konuma dili olmaktan kt. The fire is out. Yangn snd. The stars are out. Yldzlar grn- mekte.
 (argo.) ahane. 
 daha ar gelmek (tart): gemek, daha stn gelmek. 
 (-bade, -bidden, -bidding) ak artrmada fiyat artrmak, fazla fiyat vermek. 
 (den.) takma motorlu, dtan motorlu. outboard motor takma motor. 
 ehirden veya limandan dar giden (tren veya gemi) 
 feveran, patlama, patlak verme, isyan; ba gsterme, kma. 
 ek bina. 
 birdenbire patlay, patlak verme; feveran. 
  toplumdan atlm kimse; serseri kimse;  mahrum braklm. 
 Hindistanda kast d olan kimse, parya. 
 stn olmak, stn gelmek. 
 sonu. 
 bir arz tabakasnn yeryzne kmas; bu suretle kp grnen kaya. 
 haykr, lk, bar. 
 bakasndan daha ok barmak, bararak bakasnn sesini bastrmak. 
 geersiz klmak. 
 gemek. 
 stn gelmek, gemek. 
 darda yaplan. 
  darya; darda, ak havada;  ak hava. 
  dtaki; dardaki;  hedef merkezi evresindeki dairenin d (ks.)m.outer space yldzlar ve gezegenler arasndaki boluk outermost  en dtaki. 
 birinin yzne yldrncaya kadar bakmak; kar durmak, meydan okumak. 
 (beysbol), (kriket) i sahann d taraf veya orada oynayan oyuncular. outfielder  d saha oyuncusu. 
  (-ted, -ting) takm donats; gereler; (A.B.D.), (k. dili) askeri birlik; bir zaman iin ihtiyac karlayan giyecekler;  donatmak, gerelerini salamak.
 tehizat; giyim eyas satan kimse. 
 yandan geip arkasna varmak. 
 (A.B.D.), (k. dili) daha atik davranp galip gelmek, kurnazlk etmek. 
 masraf, sarfedilen para. 
 (-went, -gone) gemek. 
  sempatik dost tavrl; giden, kan;  gidi, k. 
 (-grew, -grown) bydke giysileri kk gelmek; zamanla brakmak veya vaz gecmek. 
 bir baka eyden gelierek byyen ey; fazlalk; doal bir sonu veya gelime. 
 nceden tahmin edip galip gelmek. 
 ayr kulbede apteshane; iftlikte asl binadan ayr ufak bina; (o.) mtemilat. 
 gezinti. outing flannel fanila, fanilaya benzer pamuklu kuma. 
 tuhaf, acayip; (k. dili) sama, uzak. 
 -dan ok dayanmak. 
  kanuna kar gelen kimse; kanuni haklardan yoksun braklm kimse, srgn;  yasaklamak; kanun d ilan etmek; kanuni haklardan yoksun b- rakmak. 
 kanuna kar gelme; kanun d klma. 
 masraf, giderler; harcama. 
 dar kacak yer, kap; yol, az, delik; (elek.) fi. 
  resim veya haritann ana hatlar; taslak;  taslan izmek. 
 birinden fazla yaamak. 
 grn, genel grn, manzara; seyredilen yer. 
 uzakta bulunan, snr dndaki. 
 demode, modas gemi. 
 en dardaki. 
 sayca fazla gelmek. 
  darda;  darda olan ey. 
 uzak, zor ulalan, sapa; acayip. 
 ayakta tedavi edilen hasta. 
 ileri karakol mevkii. 
 dklme, tama, akma. 
 randman, verim; elektrik enerjisi. 
 zulm; rezalet; namusa tecavz; hakaret. 
 fena surette bozmak, kt davranmak; svp saymak; tecavzde bulunmak. 
 ok irkin, pek fena; edebe aykr; pek insafsz. outrageously  fazlasyle; taknca; rezilce. out rageousness  rezalet. 
 (Fr.) mbalaal, abartmal; acayip, garip. 
 uzama. 
 bir arabann yan sra giden atl uak. 
 (den.) avara demiri; patrisa mataforas; uskundra; dirsekli futa veya bunun skarmozu. 
  snrsz olarak, birden, yekten; btn btn, tamamen; dosdoru; dorudan dogruya;  snrsz; tam, btn; devam eden; karlksz; dpedz. 
 bir arabann nnde veya yannda koan uak. 
 balang. 
 bakasn glgede brakmak, daha fazla parlamak. 
  vuruta gemek; dar uzamak;  dar kan ey. 
   (edat) d taraf; d grn;  d; azami, en fazla; darda,darya; (edat) dnda. at the outside (k.dili) azami, olsa olsa. outside of (A.B.D.), (k.dili) -dan baka. 
 bir grubun dnda olan kimse. 
  ok byk boy;  byk boyda olan. 
 varo, civar, d mahalleler. 
 (A.B.D.), (k. dili) daha akll olup galip gelmek.
 szn saknmaz, doru szl, samimi. 
 nemli, gze arpan; kalm (bor) 
 yaylm, serilmi, uzanm. 
 (-ped, -ping) yarta gemek; herhangi bir eyde stn kmak. 
   d, harici;  darya doru; grnte;  d, d ksm; dtaki alem; d grn. 
 dtan; da doru; dtan grne gre, grnte. 
 darya doru. 
 daha fazla dayanmak; ypranmak; tketmek. 
 daha ar gelmek. 
 daha akll olup galip gelmek. 
 fazla eskimi.
(bak.) ousel.
(bak.) ovum. 
  yumurta biimindeki, beyzi;  yumurta. biiminde ey. ovally  yumurta eklinde. 
 (anat.), (zool.) yumurtalk; (bot.) yumurtalk, ovar. ovarian  yumurtala ait. 
 (bot.) yumurta eklindeki (yaprak), yumurtams, ovat. 
 cokunca alk; eski Romallann ikinci derecede bir zafer iin yaptklan geit treni veya zafer alay. 
 frn. 
 Kuzey Amerika'ya mahsus bir tr tleen, (zool.) Seiurus aurocapillus; mleki kuu, (zool.) Furnarius rufus. 
(edat),    zerinde, stnde; zerine, stne; yukarsna; yukarsnda; btn (zaman); kardan karya, karya kasma, br tarafna; boyunca;  yukarda;kar tarafa, kar tarafta; fazla, artk;tama- men, batan baa; tekrar, yine;  bitmi, son bulmu; br taraftaki; stteki, yukarki; stn; ar, fazla;  artan ey, ek. over again bir daha. over against karsna, karsnda. over and above -(den.) fazla, -dan baka. over and over tekrar tekrar, st ste, birbiri arkasndan. over the barrel (A.B.D.), (k. dili) aresiz durumda. over there orada, ta tede. be over with bitmi veya bitirmi olmak. fall over dmek, devrilmek. It' all over. Her ey bitti. make over stne devretmek. pay over money. para demek. play over tekrar almak veya oynamak. roll a stone over bir ta yuvarlayp tersine evirmek. The water is running over. Su tayor. Run over to the neighbors. Bir kou komulara git. run over a man birini inemek, adam ezmek (otomobil) talk over mzakere etmek. talk over the phone te- lefonla konumak. There are three left over.  tane kald. tip a boat over sandal alabora etmek. turn over evirmek, altst etmek, devirmek; teslim etmek, havale etmek. win over taraftarln kazanmak.
(nek) stn, stnde; asaya doru; fazla, btn btn.
 beklenilenden daha baarl olmak. overachiever  (okulda) beklenilenden daha baarl olan kimse. 
 (rolu) abartmal bir ekilde oynamak. 
  batan baa olan, bir utan bir uca olan; kapsayc, ayrntl;  (ng.) i tulumu. 
 (A.B.D.) i tulumu; (ng.) sugeirmez uzun tozluk. 
 zerinde kemer meydana getirmek. 
 korkutup hareketten alkoymak. 
 tartda ar gelmek; ar basmak; dengesini bozmak, devirmek; dengesini kaybetmek.
 (-bore, -borne) ktrmek; baatlanmak, zorbalk etmek; yenmek, stn gelmek; ar basmak: fazla rn vermek. 
 zorba tavrl; kstah. 
 (-bade, -bidden, -bidding) ak artrmada bakalarndan fazla fiyat vermek, gereinden fazla fiyat artrmak; (bri) deklarasyon yapmak. 
 fleyip gidermek; (kum, kar ile) eserek kaplamak; (nefesli algy) asl sesinden daha yukan sese karmak. 
 abartmal, iirilmi; tazeliini kaybetmi (iek) 
 gemiden denize. go overboard (A.B.D.), (k. dili) fazla tutkun olmak. Man overboard ! Yetiin ! Adam denize dt. 
 fazla kstah. 
 bir uak veya otelde mevcut yerlerden fazla rezervasyon kabul etmek. 
 tayabileceinden fazla yk yklemek; fazla sknt vermek, fazla sorumluluk yklemek. 
 (bri.) fazla deklarasyon yapmak. 
 fazla dikkatli, ok titiz. 
 (-cast)   karartmak; srfle yapmak;  bulutlarla kapl; kasvetli; srfle yaplm;  kaplama. 
 fazla fiyat istemek; fazla yklemek veya doldurmak. 
 fazla yk; fazla fiyat. 
 bulutlarla kapl. 
 palto. 
 (-came, -come) galip gelmek, alt etmek; yenmek, hakkndan gelmek; gidermek, aresini bulmak. be over come (with) etkilenmek. 
 fazlasyle karlamak. 
 kendine fazla gvenen. 
 fazla kalabalk etmek. 
 (foto.) ar derecede develope etmek. 
 (-did, -done) fazla zenmek; gereinden fazla piirmek; fazla yorulmak. 
 belirli bir lden fazla il verme, dozu ama; ar doz; (ks.) O.D., o/d fazla esrar alma; fazla esrardan hasta olan veya len kimse. 
 bankadaki hesap mevcudundan fazla para ekme; ak itibar. 
 (-drew, -drawn) abartma ile sylemek; hesap mevcudundan fazla para ekmek. 
 (oto.) otomatik drdnc vites. 
 gecikmi, vadesi gemi. 
 (-ate, -eaten) fazla yemek yemek, oburluk etmek. 
 fazla tahmin etmek. 
 gereinden fazla tehir etmek; (foto.) filme fazla poz vermek. 
 fazla poz verme; fazlaca tehir etme. 
 tamak; ok bol olmak. 
 tama; takn ey; ok bol ey; aka. 
 pek bol; takn. 
 birbirini rtecek derecede bymek (fidan); fazla boy atmak. 
 yukardan aa inen (yumruk, raket darbesi); ine ard gibi dikilen. 
 (-hung)  zerine ssl eyler asmak; sarkmak, zerine sarkmak;  knt; knt derecesi. 
 gereken onarm yapmak iin elden geirmek; kontrol etmek; arkasndan yetiip nne gemek. 
 kontrol; bakm ve tamir. 
 batan yukar, yukarda, tepede, stte, st katta. 
  genel masraflar;  batan yukarda olan, yukardan geen; genel masraflarla ilgili. 
 (-heard) rastlantl olarak iitmek, kulak misafiri olmak. 
 iirilmi; fazla bytlm, abartmal. 
 fazlasyle sevindirmek. 
 dmann fazlasyle stesinden gelebilecek askeri olanak. 
 fazlasyle yklenmi. 
  kara yolu ile yaplan;  karada, karadan. 
 (-ped, -ping) st ste getirmek veya gelmek (yanyana duran iki eyin kenarlar); armak, amak. 
 rten tabaka; kaplama; bir harita zerine konan tamamlayc sayfa. 
 (-laid) kaplamak; stne yklemek; (matb.) kdn altn takviye etmek. 
 fazla yklemek veya doldurmak. 
 fazla yk. 
 gzden karmak, dikkate almamak; nem vermemek; yksek bir yerden bakmak; muayene veya tefti etmek. 
 bak, yukardan seyretme; yksek yer; gzden karma. 
 tahakkm eden kimse; bakasndan stn kimse; derebeyi. 
 (A.B.D.) fazla, ar derecede. 
 boyun edirmek, hakkndan gelmek, stn kmak. 
 stn gelmek, yenmek. 
 pek ok, gereinden fazla. 
  gece esnasnda, geceleyin, bir gece iinde, bir geceyi kapsayarak; dn gece; ani olarak, birdenbire;  gece boyunca olan; bir gecelik. 
  st geit; stten geen yol;  stnden gemek; gemek, stesinden gelmek; grmezlikten gelmek. 
 (-paid, -paying) fazla demek; deerinden fazla demek. 
 ar basp ikna etmek. 
 bytmek, abartmak, mbalaa etmek; ok iyi oynamak. over play one' hand kendi olanaklarna fazla gvenmek. 
 fazlalk, artan ey, kalan miktar. 
 nfusun yzlm ve olanaklara gre fazla olmas veya byk bir hzla artmas. 
 zararsz hale getirmek; cebir ve kuvvetle yenmek; ok tesir etmek. 
 ykc, kahredici; ok kuvvetli (sebep, koku, his) 
 fazla yksek fiyat koymak. 
 stne yeniden basmak;  baslan dzeltme. 
 fazla deer vermek. 
 piyasaya gre fazla imal etmek. overproduction  piyasay etkileyecek kadar fazla imalt. 
 gereinden fazla korumak. 
 fazla nem vermek, nemsemek. 
 yetiip gemek; tesine gemek; aldatmak, dolandrmak yrrken art ayann trna n ayann kesine dokunmak (at) 
 (-rode, -ridden) tepelemek, ayak altnda inemek; nem vermemek, hakkn inemek; fazla binerek yormak (at); (tb.) (kemiin krk ular) bir birine binmek. 
 fazla olgunlam, gekin, vakti gemi. 
 geersiz klmak, kararn iptal etmek; hkmn geirmek, etkili olmak. 
 (ran, run, running) stne yaylmak, kaplamak; istila etmek; stnden gemek; koarak birini gemek. 
 denizar. 
 (saw, seen) idare etmek, seyretmek. 
 idareci, mfetti; ustaba, kalfa. 
 (sold, selling) fazla sat yapmak; satlacak eyi fazla vmek. 
 cinsel istekle fazla ilgili. 
 glge etmek, glgelemek. 
 kendi stnlyle glgelemek, drmek, kltmek. 
 oson, lastik. 
 (shot) niandan teye atmak; gemek; arla kamak. 
suyu stten alan dolap. 
 yanl, kusur; gze tim, idare. 
 fazla geni, fazla byk. 
 (slept) fazla uyumak.; vaktinde uyanmad iin (randevuyu) karmak. 
 (gen.) (b. h.) btn ruhlar birletiren ve etkileyen evrensel ruh. 
 (spent) fazla masraf yapmak, bteyi amak. 
 mbalaa etmek, abartmak. overstatement  mbalaal sz, abartma. 
 haddinden fazla kalmak. 
 (ped, ping) gemek, amak, haddini amak. 
 ok sinirli; (mz.) st ste gerilmi.
 fazla dolu; ii doldurularak kaplanm (ev eyas) 
 gereken veya olandan fazlasn taahht etmek. 
  fazlalk;  fazla tedarik etmek. 
 ak olarak yaplan, aktan aa olan; (huk.) kasten yaplan. overtly  ak ekilde, gz nnde. 
 (took, taken) yetimek; birden karsma kmak. 
 ar vergi koymak; dayanabileceinden fazla i yklemek. 
 (threw, thrown) ykmak, drmek, yere vurmak; bozmak, yenmek; harap etmek. 
 ykma, devirme. 
  i saatlerinden fazla alma sresi;  i saatlerinden sonraki almalara ait. 
 (mz.) armonik seslerden biri; boyal bir yzeyin yanstt n rengi; ima edilen fikir. 
 (-ped, -ping) tepesini amak; stn olmak, stn gelmek. 
 bir eyin zerinde ykselmek, daha yksek olmak. 
 (bri) fazla kazanlan el. 
 nerme; (mz.) uvertr. 
 devirmek, altst etmek, bozmak. 
 devirme, altst etme. 
 kendinden fazla emin, gururlu, kibirli. 
   tartda fazla gelen miktar, fazla arlk: imanlk; iman:  fazla yklemek. 
 basmak; etkilemek, bunaltmak; garketmek, bomak; bandan amak. 
 ok kuvvetli, kar konulamaz; bunaltc. 
 kuvvetinden fazla altrmak veya almak. 
 (wrote, written) fazla ince bir slupla yazmak; fazla uzun yazmak; bir yaz zerinde dzeltme yapmak. 
 fazla ilemeli; sinirleri bozuk; ar heyecanl 
 (anat.) yumurtann rahme giderken getii kanal, yumurta geidi. 
 yumurtas olan. 
 yumurta eklindeki, beyzi, oval. 
 koyuna ait, koyun gibi, koyun trnden. 
 (zool.) yumurtlayan. 
 (zool.) baz bceklerin yumurta brakmaya mahsus ucu sivri tp eklindeki uzvu. 
 (anat.) ovogon daarc. 
 yumurta eklindeki, beyzi. 
 (zool.) ovovovipar. 
 (anat.) yumurtlamak. 
 yumurtlama; yumurtalk iinde yumurtacklarn oluumu; yumurtacklarn yumurtalktan dan kmalar. 
 (bot.) tohum tasla; (zool.) yumurtack, ilk gelime devresindeki yumurta. 
 (biyol.) yumurtack, yumurta. 
 borcu olmak, borlu olmak; bir hissin etkisi altnda olmak; minnettar olmak. 
 bor olan; borlu. owing to sebebiyle. 
 bayku (zool.) Strigiformes. owlish  bayku gibi. eagle owl puhu kuu, (zool.) Bubo bubo. little owl kukumav, (zool.) Athene noctua. scops owl cce bayku, (zool.) Otus scops. shorteared owl bataklk baykuu, (zool.) Asio flammeus. tawny owl alaca bayku, (zool.) Strix aluco. 
 ufak bayku, kukumav, (zool.) Athene noctua; bayku yavrusu. 
 kendine degin, zel, kendinin, kendi; z. Ann' own book Ann'in kendi kitab. be one' own man bana buyruk olmak. come into one' own kendi malna sahip olmak; layk olduu mevkie erimek. hold one' own yerini korumak on one' own kendi hesabna, kendi bana. 
 malik olmak, sahip olmak; tanmak, kabul etmek, dorulamak, itiraf etmek; teslim etmek. own up (k. dili) tam ve doru olarak itiraf etmek. 
 sahip mal sahibi. ownership  mlkiyet, sahiplik. owneroccupied  ing sahibinin oturduu (ev, apartman) 
 (o.) -oxen) kz . 
 (kim.) oksalat, oksalik asidin tuzu. oxalic acid oksalik asit. 
 kazaya, (bot.) Oxalis. 
 koyu krmz renk. 
 kz boyunduruundan boynun altna gelen U eklinde para; (A.B.D.) Irman U eklindeki dnemeci. 
 kz arabas, kan. 
 bileikgillerden herhangi bir iek, san papatya. 
 (A.B.D.) bal erkek ayakkabs. 
 oksitlenme, oksidasyon. 
 (kim.) oksit oxidize  oksijen ile birletirmek, okside etmek. 
 srdili, (bot.) Anchusa officinalis. 
Amu Derya nehri. 
 oksijen ile asetilenin bileiminden meydana gelen. 
 oksijen. oxygenate, oxygenize  oksijen ile kartrmak, iine oksijen katmak. oxygena'tion  oksijenlesme, oksitlenme, oksitlendirme. 
 oksijen ile hidrojen karm. 
 sirkeli bal erbeti, sirkengebin. 
 kon., san. anlam kuvvetlendirmek iin (zt.) kelimelerin bir araya getirildii deyi tarz: "ldrc efkat." 
  (gram.) son hecesinde kuvvetli vurgusu olan;  son hecesi vurgulu kelime. 
 (huk.) mahkemeye sunulan belge. oyer and terminer (A.B.D.) ar ceza mahkemesi; ing. bir eit geici mahkeme. 
(nlem) Dinle! (mahkemede mbair tarafndan halk susturmakiin ounlukla  kere barylarak sylenen kelime) 
 istiridye, (zool.) Ostrea edulis; tavuk srtnn iki tarafndaki istiridye eklindeki lezzetli et paras. oyster bed isti ridye yatal, denizin sl sulannda istiridye yetien yer. oyster catcher istiridye avcs, deniz saksaan, (zool.) Haemotopus ostralegus. oyster plant tekesakal, iskorina, (bot.) Tragopogon orientalis. oyster shell istiridye kabuu. 
(ks.) ounce. 
 (min.) yermumu, tal mum, ozokerit. 
 (kim.) ozon; (k. dili) saf ve temiz hava. 
 ozonlatrmak; iine ozon kartrmak. 
(ks.) pursuit. 
(ks.) pawn, phosphorus, pressure, prisoner. 
(ks.), (mz.) yava. 
(ks.) father, pastor, president, priest, prince, prompter. 
(ks.) after, by, by weight, fint, for, page pert, participle past penny pint population. 
 ingiliz alfabesinin on altnc harfi . Mind your p' and q' Davranlarna dikkat et. 
(ks.) Philippine Islands. 
(ks.) .Post Office, postal order. 
(ks.) past participle postpaid. 
(ks.) pour prendre conge veda etmek iin. 
(ks.) parts per million. 
(ks.) Puerto Rico. 
(ks.) postscript. 
(ks.) postscript, public school. 
(ks.) Please turn over. Ltfen sayfay eviriniz. 
 (k. dili) baba. 
(ks.) per annum. 
(ks.) passenger agent, post adjutant, power of attorney purchasing agent.
(ks.) Pennsylvania, press aslent, public address. 
 besin maddesi, yiyecek, gda. 
 adm, hatve; bir a dmda katedilen mesafe; gidi, yry; rahvan yry; yry srati. keep pace with ayak uydurmak. put one through his paces bir kimsenin kabiliyetini denemek. set the iin pace yar veya yryte srati tayin etmek ,rnek olmak. 
 (edat), (Lat.) izniyle (kar fikirde olan bir kimseyi ima ederek) 
 yrmek, gezinmek; rahvan gitmek (at); ar ve dzenli admlarla yrmek; admlayarak lmek; belirli bir dzene sokmak; spot kou sratini tayin etmek. peced  rahvan yryl; admlayarak llm; rnek olan kimsenin yardm ile yaplm. 
 rnek alnan kimse; kalbin at hzn ayarlayan gudde; kalbin at hzn ayarlayan cihaz. 
(bak.) pasha. 
 (zool.) fil ve suaygr veya gergedan gibi kaln derili hayvan; vurdumduymaz kimse. 
 uzlatrc bartrc, sulhu, bar; sakin Pacific Ocean Pasifik Okyanusu, Byk Okyanus. 
 (ask.) bir mahalde dman yok etme; kontrol altma alma; barma; uzlatrma. 
 bartran kimse; emzik. 
 barseverlik, barlk. pacifist  bar kimse. 
 bartrmak, uzlatrmak; yattrmak, teskin etmek. 
 boha, kn; denk; paket (sig.)ara); takm, sr; kpek srs; buz ktlesi; iskambil destesi; buz torbas; tampon; hastann battaniyeye sarlmas; hazr durumda parat. pack animal yk hayvan. pack ice bir araya toplanp kitle haline gelmi buz paralan. pack rat bir cins byk fare, (zool.) Neotoma. pack trail kervan yolu. pack of lies bir sr yalan. 
 denk etmek; bavula veya sanda koymak; hazrlamak, toplamak (bavul); tamak; ambalaj yapmak; sk skya doldurmak; paketlemek; denk yklemek; eski ve kullanlmayan maden damarlarn tala doldurmak; skmak; gitmek, savumak, defolmak; bir araya skmak. pack a wallop (argo) bomba gibi patlamak. pack off gndermek, defetmek, kovmak. send him packing bir kimseye acele yol vermek, ply prty toplatp defetmek. packed  paketlenmi; azna kadar dolu. 
 paket, boha; paket etme; denk balama; ambalaj creti; denk sand; nite. package deal takm ile alveri. 
 srtlk. 
 ambalaj veya paket yapan kimse veya alet; yk hayvanyle eya tayan kimse. 
 paket, kn, boha; (den.) belirli gnlerde yola kan posta gemisi. 
 yk beygiri. 
 eyay bavula veya sanda koyma; denk yapma, paket etme, ambalaj; salmastra, tka, conta, tampon. packing box, packing case eya sand. packing house byk mezbaha. packing needle uvaldz. 
 semer. 
 hayvan kervan. 
 pakt, antlama, szleme, mukavele, ahit, misak. 
 ufak yastk gibi ey; (zool.) baz hayvanlarn yumuak taban; kat destesi,bloknot, blok; stampa; nilfer ieinin su yznde duran yapra; semer yast; (argo) mesken. launching pad (bak.) launching. 
 ayak sesi; haydut, yol kesen kimse. 
 (-ded, -ding) iine pamuk doldurup yastk haline getirmek, takviye etmek; (bir konuma veya yazy) iirmek padded  yastkl, takviye edilmi; iirilmi. 
 (-ded, -ding) yaya yrmek, yaya olarak yolculuk etmek; sessizce yrmek. 
 vatka; doldurmak iin kullanlan yumuak madde; abartma. 
  uzun sapl bel; (ks.)a krek, kayn kenarna dayamadan kullanlan krek; toka, rpc tokma; yandan arkl vapurda ark kanad;  (ks.)a krekle yrtmek veya yrmek; ar ar krek ekmek; arklarn hareket etmesiyle yrmek; (k. dili) ka aplak atmak. paddle box davlumbaz, yandan ark mahfazas. paddle wheel geminin yan ark. paddle one' own canoe kendi iini kendisi grmek. 
 s suda gezinmek; suda oynamak; sendeleyerek yrmek (ocuk veya ihtiyar) 
 ahra yakn etraf evrili kk ayr veya otlak. 
 kabuklu pirin, eltik; eltik tarlas. paddy wagon (A.B.D.), (argo) emniyet arabas. 
 ing., (k. dili) iddetli fke; (A.B.D.), (k. dili) pataklama. 
 padiah. 
  asma kilit;  asma kilitle kilitlemek, asma kilit vurmak. 
 papaz. 
 (o.) -ni), patron; gemi sahibi veya kaptan; otel, han veya pansiyon ileten kimse.
 kran veya zafer arks. 
  putperest kimse; kfir veya mnkir kimse;  putperestlikle ilgili; dinsiz, putatapan, kfir. paganism  dinsizlik; putperestlik. paganize  dinsizletirmek, putperestletirmek. 
  i olan; resmi kyafetli el ula, otel garsonu; uak;  hoparlr ile armak. 
  sayfa; (matb.) bir sayfalk dizgi; kaydetmeye deer bir olay;  kitap sayfalarn numaralamak; (matb.) sayfa halinde dizmek. page through kitab okumadan sayfalarn evirmek. 
 alay, tren; gsteri, temsili tren; nmayi; debdebe, tantana. pageantry  debdebeli tren veya gsteri. 
 kitap sayfalarn numaralamak. pagina'tion  kitap sayfalarn numaralama. 
 pagoda. 
(nlem) pf! (irenme veya hakaret ifade eder) 
 Pehlevi. 
(bak.) pay. 
 kova, gerdel. pailful  bir kova dolusu. 
 ot minder, ot ilte. 
 payet, pul. 
 agr veya ac vermek; eziyet etmek, keder vermek, zmek. pained  can acm; karamsar. 
 ar, ac, sel; dert, keder, elem, strap, azap; (o.) zen, ihtimam, itina, zahmet meakkat; (o.) doum sanclar. on pain of cezasyle. take pains zahmet ekmek, dikkat etmek. 
 strap ektiren; zahmetli, g, meakkatli; zc, kederlendirici. painfully  strap vererek, meakkatle. painfulness  ac, strap. 
 (A.B.D.), (k. dili) ar dindirici il. 
 acsz, arsz; strap vermeyen. painlessly  strap ekmeden azap ektirmeden, ac vermeksizin. painlessness  ac ektirmeme, strap vermeme. 
  zenen, dikkat sarfeden; zahmet ektiren;  zenme, itina etme. 
 boya; kozmetik, dzgn, allk; makyaj. paintbox  boya kutusu. paint brush  boya fras. 
 boyamak, boya vurmak; boya ile resmini yapmak; tasvir etmek, resmetmek; boya gibi srmek; boyayarak sslemek; dzgn srmek; boya ile resim yapmak; makyaj yapmak. 
(A.B.D.) benekli at. 
 ressam; nakka. 
 (den.) filika parimas, pruva halat . 
 resim, tablo; ressamlk; nakkalk; resim yapma sanat. 
 ift ift koymak veya dzenlemek; iftletirmek; ift olmak, e olmak; iftlemek. pair off iftlere ayrmak. 
 (o.) - ift, iki adet; bir erkekle bir diiden ibaret bir ift; kar koca; gzlk veya makas gibi iki paradan meydana gelen alet; iskambil oyununda edeerde olan iki kt; (konuma dilinde bazen saylardan sonra (o.)ul anlamnda tekil olarak kullanlr: four pair of shoes) pair of compasses pergel pair of pajamas. pijama. pair of pants pantolon. pair of scissors makas. pair of trousers pantolon. bridal pair gelin ve gvey. 
 al deseni; iskoya'da bir ehir. 
 (o.) pijama. 
  (-led, -ling) (k. dili) arkada dost;  arkada olmak. 
 saray; saray gibi bina; muhteem ev; (k. dili) lks elence yeri veya galeri. 
 imparator arlman'n maiyetinde bulunan on iki efsanevi asilzadeden biri; macera peinde koan ovalye, kahraman. 
 tahtrevan. 
 lezzetli, damak lezzeti veren; makbul, hoa giden. 
  damaa ait; (dilb.) dilin damaa dokunmasyle karlan (ses);  damaks ses, damak sessizi. 
 damak; tat alma duyusu; zevk, haz, holanma. cleft palate doutan yark damak. hard palate damak, sert damak. soft palate daman geri ksm, yumuak damak, damak etei. 
 saray gibi, muhteem. 
 palatinlik, palatin sfatna sahip olan hkmdarn lkesi; palatin'in rtbe veya grevi; b.h. Palatin'lik'te oturan kimse. the Palatinate Alman'ya'da Ren nehri kysnda bulunan bir eyalet. 
  damakla ilgili veya damaa ait;  damak kemii. palatine bone damak kemii. palatine vault damak kemeri. 
  hkmdar yetkisine sahip (asilzade); saraya mensup; b.h. Palatinlik'e ait;  imparator saraynda memur; kendi lkesinde hkmdar yetkisine sahip olan kimse, palatin; b.h. Roma'daki yedi tepenin ortasnda bulunan tepe; vaktiyle kadnlarn kulland ve omuza alnan bir eit krk. 
  laf bo lakrd, palavra; pohpohlama, (slang) ya ekme; yerlilerle turistler arasndaki grme;  bo laf etmek, palavra atmak; yaltaklanmak. 
 sivri ulu kazk, parmaklk ubuu; etraf parmaklk veya itle evrilmi yer; belirli kimselerin oturmasna tahsis edilmi mntka; hudut, snr; yetki; snrlandrlm herhangi bir ey. beyond the pale yetkisi dnda, salhiyeti haricinde; toplum dzenine aykr. within the pale snr iinde; yetkisi dahilinde. 
 solgun; renksiz, soluk mat, donuk. palefaced  beti benzi atm rengi umu. palely  solgun bir ekilde renksiz olarak. paleness  solgunluk, renksizlik, matlk. 
 beti benzi atmak, sararmak, donuklamak; saranmak, donuklatrmak. 
 Amerika yerlilerinin beyazlara verdii kabul edilen "soluk benizli" sfat. 
(nek) eski zaman.
 eski devirlere ait yaz (kitabe, el yazmas kitap); eski devirlere ait yazlar okuma veya inceleme ilmi. paleographer  eski devirlere ait yazlar okuma bilgini. paleographic(al)  eski devirlere ait yazlarla ilgili. 
 ta devrine ait, yontma ta devrine ait. 
 tarihten evvelki zamanlara ait incelemeler, arkeoloji paleolog'ical  arkeolojik. paleologist arkeolog. 
 eskivarlkbilim, paleontoloji. paleontolog'ical  paleontoloji ile ilgili. paleontol'ogist ' paleontoloji bilgini. 
  (jeol.) paleozoik. 
 Filistin. 
  Filistin'e ait;  Filistinli. 
 eski Yunanistan'da spor salonu. 
 palet, ressamlarn boyalarn kartrmak iin kullandklar levha; bir ressam zg renkler. 
 (eski) binek at, zellikle kadnlarn bindii ufak at. 
 eski zamanda zerindeki yaz silinerek yeniden baka yaz yazlm paromen. 
 tersinden de ayn ekilde okunabilen kelime, cmle veya msra. (msl.) makam, radar. 
 it yapmaya mahsus kazklar; it. 
 yeniden doma; tenasuh, ruh g, ruh sramas; (biyol.) remede atasal zelliklerin yeniden meydana kmas. 
 airin evvelce yazd bir iirdeki ifade veya fikrin aksini savunduu iir; tekzip, inkr. 
  arampol, parmaklk, it; savunmada kullanlan siper kaz; (o.) kayalk uurum;  etrafna kazklar dikerek it evirmek. 
 olduka donuk, renksiz gibi, solgunca. 
 yavanlamak, tatszlamak; zevkini kaybetmek, bkmak; usandrmak, bktrmak. It has palled on me Gna geldi Bktm artk. 
 siyah uha veya kadifeden tabut rts; kasvetli hava. 
 Pallas Atene'nin Truva'nn gvenliini salayan heykeli; her hangi bir gvenlik unsuru. 
 (mit.) tanra Atene'nin dier ismi; (astr.) Merih ile Erendiz arasndaki asteroitlerden biri. 
 cenaze merasiminde tabutu tayan veya yan sra giden kimse. 
 ot ilte, ot minder. 
 (mak.) mleki spatulas; ciltilikte altn yaldz yerletirmeye mahsus yass fra, tezhip fras; (mak.) cep saati arkn tanzim eden ufak para; ressam paleti; istif raf. 
 hafifletmek (hastalk, zorluk), teskin etmek, yattrmak; (kaba hat veya hakareti) mazur gstermek. palliation  zr; hafifletme. 
  hafifletici; zr kabilinden;  hafifletici ey. 
 solgun, benzi atm, sararm, silik. 
 solgunluk, beniz sarl. 
 avu iinde saklamak; avu ile dokunmak veya okamak. palm off hile ile kabul ettirmek, (slang) sokuturmak, kazklamak. 
 aya, avu ii; geyik boynuzunun yass ksm; el boyunda uzunluk ls (yaklak olarak yirmi cm); el geniliinde uzunluk ls (yaklak olarak dokuz cm); krek palas veya ona benzer herhangi bir ey. grease one' palm rvet vermek. have an itching palm para hrs olmak. 
 hurma aac; palmiye; hurma aacnn yapra veya dal; zafer alameti; zafer. palm branch zafer alameti olan hurma dal. palm oil hurma ya. Palm Sunday paskalyadan evvelki pazar gn. carry off the palm galip gelmek, zafer kazanmak. coconut palm hindistancevizi aac. date palm hurma aac. dwarf palm bodur hurma aac, (bot.) Chamaerops homilis. wild palm yabani hurma aac. yield the palm bir dierinin stnln kabul etmek. 
 avu ile ilgili. 
 aya eklindeki; (bot.) palmiye yapra eklindeki, elsi, palmat; (zool.) perdeayakl. palm civet, palm cat misk kedisi, (zool.) Viverra civetta. 
 Kuds'ten hurma dal ile dnen hac. palmer worm elma yapraklarna zarar veren bir eit trtl, (zool.) Dichomeris ligulella. 
  herhangi bir palmiye aac; palmiye aacnn yapraklarndan dokunmu ince hasr;  bu hasrdan yaplm. 
 el falna bakan kimse. palmistry el fal. 
 palmiyeleri ok olan; muhteem, gnenli, refah iindeki. palmy days refah gnleri, iyi gnler. 
 beyaz yele ve kuyruklu altn rengi at. 
 (A.B.D.) (argo) beceriksiz boksr. 
 (o.) palpi) (zool.) dokuna. palpiform  dokuna gibi. 
 hissedilir, dokunulabilir; aikar, ak, sarih; dokunarak hissedilen; (tb.) el muayenesi ile hissedilen. palpably  el ile hissedilerek; aikar olarak, aka. 
  (tb.) el ile dokunarak muayene etmek;  (zool.) dokunal palpa'tion  dokunma; (tb.) el ile dokunarak muayene. 
 yrek gibi hzl arpmak, nabz gibi atmak heyecandan titremek. palpita'tion  arpnt, halecan. 
(bak.) palp. 
  inme, nzul, fel;  felce uratmak. 
 aldatmak, oyun etmek. palter with gereken nemi vermemek, kmsemek. 
 deersiz, kymetsiz, nemsiz. paltriness  deersizlik, kymetsizlik, nemsizlik. 
 bataklklara ait; bataklk gibi. 
 (tb.) stma. 
 (iskambil) ispati valesi; bir iskambil oyunu. 
 pampa. pampas cat Arjantin'e mahsus ufak yabani kedi, (zool.) Felis pajeros pampas grass. Gney Amerika'ya zg tepesi pskll uzun bir eit kam, (bot.) Cortaderia selloana. 
 refah ve bolluk iinde bytmek, lks hayata altrmak pohpohlamak, martmak. 
 bror, kk kitap, risale. 
  bror yazan kimse (baz. (aa.);  bror yazp yaynlamak. 
 tar. Antalya yresinin eski ismi. 
 tepsi, tava; kefe, terazi gz; maden cevherini ayrma iinde kullanllan demir tava; eski tfeklerde falya tavas; tuzlada tava; kafatas; buzul paras. a flash in the pan kuru grlt, sonu vermeyen gayret. 
 (-ned, -ning) topra ykayarak altn karmak; tavada piirmek: leende ykamak; maden cevherini ykamak; (edeb.), (k. dili) tenkit etmek. pan out (A.B.D.), (k. dili) netice vermek; baarya ulamak muvaffak olmak . 
 (-ned, -ning) (foto.) sinema makinasmn objektifini bir yandan br yana dndrmek . 
 tembul (yaprak) . 
 (mit.) Pan (ormanlar otlaklar, srler ve obanlar tanrs) 
(bak.) panchromatic 
(nek) btn. 
 her derde deva . 
 mifer stndeki sorgu; evk, canllk. 
 .tirit. 
 Panama. Panama Canal Panama Kanal. 
  Panamal. 
 btn Amerika devletlerine veya haklarna mahsus veya ait. 
 (ah.) kaln bir tavada yasz veya az yala piirmek. 
 (ah.) gzleme; ta pudra; (hav.) uan yere dz olarak d. 
 (foto.) btn renklere hassas olan (filim) 
 (anat.), (zool.) pankreas. pancreat'ic  pankreasa ait. 
 panda, (zool.) Ailurus fulgens. giant panda in ve Tibet'te bulunan bir cins iri panda,(zool.) Ailuropoda melanoleuca. 
 bilhassa Malaya'da bulunan ve kama eklinde yapraklar olan bir bitki. 
 (mit.) tanr Pan'a ait. Pandean pipes (bak.) panpipe. 
 (tb.) bir veya bir ka memlekete birden sirayet eden; genel, umumi, evrensel. 
 btn eytanlarn bulunduu yer, cehennem; karklk veya kanunsuzluun hkm srd yer; velvele karklk, kargaa. 
  muhabbet telll, pezevenk;  pezevenklik etmek. pander to someone' tastes yaltaklanmak. panderer  pezevenk. 
 (Yu.) (mit.) Pandora, insanlara ceza olarak Zeus tarafndan gnderilen gzel kadn. Pandora' box Pandora'nn sand. 
 (eski) Avusturya ordusunda bulunan bir eit Hrvat neferi; hoyrat ve yamac asker. 
 (A.B.D.) bir eit elma pastas. 
 keman eklinde (yaprak) 
 pencerenin bir cam; dz yzey; levha, tabaka. 
  vg, methiye, sitayi, sena kaside;  vg niteliinde. panegyrical  ven, metheden; methiye gibi. panegyrist  kaside yazan veya okuyan kimse, methiyeci. pan'egyrize  vmek. 
 (-ed, -ing veya -led, -ling) aynalk tahta ile sslemek (kap); isko., (huk.) resmen itham etmek. paneling  aynalk tahtalan; kmr madenini blmelerle ayrma. 
 kap aynalk tahtas, kap aynas; kadn etekliini geniletmek iin uzunluuna konan kuma paras; zerine resim yaplan ince tahta; pano, duvar panosu; semerin altna konan kee, belleme; (huk.) jri heyetinin isim listesi; (huk.) jri heyeti. panel discussion ak oturum. 
 ak oturumda konumac. 
 delinebilir, nfuz edilebilir; anlalr; tesir edilebilir penetrability  nfuz imkn; delinme kabiliyeti. 
 ani olarak iddetli ar, sanc, spazm. 
 (zool.) Asya ve Afrika'ya mahsus karnca yiyen srt pullu bir cins memeli hayvan. 
  tava sap; (A.B.D.) ileri doru uzanan dar kara paras;  (argo) dilenmek. 
   (-icked ,-icking) panik hissi ile ilgili, panik hissi veren;  panik, rk, ani ve iddetli korku; piyasada panik, fiyatlarda dme korkusu;  panie kaptrmak; tiyatro, (argo) heyecanlandrp coturmak (seyircileri) panicstricken  panie kaplm. panicky  yersiz korkuya kaplm. 
 (bot.) birleik salkm, panikul. panicled, paniculate  piramit eklinde iei olan. 
 kendini nemli veya yksek gren memurlara verilen takma ve gldrc ad. 
 erzak tamaya mahsus kfe; eskiden kalalar yksek gstermek iin kadn etekliine konan balina kemiinden yaplm kafes. 
 tam zrh takm; tamamiyle rten herhangi bir ey. panoplied  tam silahl, muhteem surette giyinmi. 
 panorama, umumi manzara, genel grn; bir ehrin veya tabii bir manzarann uzaktan grnn canlandran resim; durmadan deien sahne veya olaylar; bir konunun etrafl olarak incelenmesi. panoramic  panoramik. 
 Pan kaval, ok borulu kam mzka. 
 hercai meneke, alaca meneke, (bot.) Viola tricolor; (A.B.D.), (argo) homoseksel erkek. 
  solumak, nefes nefese kalmak; nefesi kesilmek; zlemini duymak, hasretini ekmek; iddetle arpmak, hzla atmak (kalp);  soluma, nefesi kesilme; yrek arpnts. 
 (o.) eskiden giyilen uzun ve bol paal kadn klotu; bu klotun kenarna geirilen farbala. 
 (tiyatro) ada pandomimde soytarnn yerini alan ihtiyar bunak adam. pantaloons  eski moda pantolon. 
 ing. her trl eya satlan maaza; eya tamaya mahsus yk arabas veya kamyon. 
 panteizm, kamutanrclk, vahdeti vcut. pantheist  panteist, kamutanrc. pantheistical  panteizme ait, kamutanrsal. 
 panteon. 
 panter, pars, kaplan familyasndan yrtc bir hayvan. 
 (o.) kadn klotu. 
 kenarlar stste gelince S eklinde kvrmlar yapan dam kiremidi. 
 terlik, pantufla. 
 pantograf. 
  pandomima;  pandomima oynamak. pantomimic(al)  pandomima kabilinden. pantomimist  pandomima oyuncusu, pandomimci. 
 kiler. 
 (o.), (A.B.D.) pantolon; don, klot. 
Turanclk. PanTuranian  Turanclkla ilgili. 
 klotlu orap. 
 pantolonu tutturmak iin etei dmeli ocuk bluzu; (argo) kadn gibi adam, efemine erkek. 
 (ask.) motorize kuvvet. 
 ocuklara ve hastalara mahsus lapa veya sulu yemek; meyva presi; (argo) memurlara salanan imtiyaz veya yarar. 
(tb.) rahim kanserini tehis iin yaplan test. 
 baba (bilhassa ocuk dilinde) 
 papalk rtbesi; Katolik kilisesi reislii; papalk sistemi. 
 papaya veya papala ait; Katolik kilisesine ait. 
it. (o.) -zi) mehurlann peinde dolaan fotoraf. 
 (bot.) haha ve gelincik familyas. 
 haha ve gelincik cinsine ait. 
 Kuzey Amerikaya mahsus bir aa, (bot.) Asiminia triloba; bu aacn meyvas. 
 Gney Amerika'ya mahsus bir eit aa, (bot.) Carica papaya; bu agacn meyvasu. 
  kt; kt tabakas; senet, hccet, bono; kt para, banknot; gazete; herhangi bir yaz, tez, tebli; deste (ine); duvar kd; (argo) paso; (o.) hviyet kart; (o.) bir kimsenin toplu mektupyaz ve hatralar; geminin sefer katlar;  kattan yaplm; kat zerinde kalan, hkm olmayan; kada benzer, ince, da yanksz. paper clip raptiye, tel raptiye. paper credit vadeli senet ile kredi. paper mill kat fabrikas. paper money kat para, banknot. paper profits kat zerindeki tahmini kazan. blotting paper kurutma kad, papye buvar filter paper szge kd. linen paper ketenden yaplm dayankl kt. litmus paper turnusol kd. on paper kt zerinde kalan, hkm olmayan, icra olunmayan. 
 zerine kt kaplamak, ktlamak; kt. yaptrmak. 
 karton ciltli kitap. 
 karton ciltli. 
 duvar kd yaptran kimse. 
 kat aaca. 
 ktlarn umasn nlemek iin zerine konan arlk. 
 krtasiyecilik. 
 kat gibi, ince. 
 tar. Kastamonu yresinin eski ismi. 
 (Fr.) karton piyer. 
 kelebee benzer; (bot.) kelebek eklinde iei olan, kelebeksi. 
 (o.) -lae) meme; kabarck; (anat.), (zool.) dil zerinde bulunan kabarck gibi eylerden biri, mukoza uzants; (bot.) bitkilerin zerinde bulunan kl gibi kabarck. papil papillary, papillose  kabarcklar olan; kabarca benzer. 
 (aa.) Katolik. papism  Katoliklik. papistic(al)  Katolik kilisesine veya ayinlerine ait. papistry  Katolik mezhebi. 
 Kuzey Amerika kzlderililerinin ocuklarna verilen isim. 
 (bot.) komposit familyas bitkilerinin kaliksinde meydana gelen emsiye biimindeki kll uzuv, papus. pappose  papuslu. 
 (k. dili) baba. 
 acs az bir eit krmz biber.
(o.) -lae), papule (o.) -  kabarck. 
 kadms, kat gibi ince. 
 (o.) -ri) papirs, Nil sahillerinde biten ve eski zamanlarda ilenerek kt gibi kullanlan bir eit saz (bot.) Cyperus papyrus; bu sazdan yaplan kt; papirs zerine yazlm yaz. 
 eitlik, musavat; hisse senetleri ve kymetli katlarn itibari deerleri; golfta topun delie girebilmesi iin gerekli vuru says. above par (tic.) itibari kymetten daha yksek. at par. baa ba. below par (tic.) itibari kymetten dk. par value itibari kymet. on a par with eit derecede veya kymette. up to par itibari kymetini bulmu, yeterli, normal. 
(nek) yakn; tesinde; ikinci derecede; benzer. 
 iinde hakikat pay olan (ks.)a alegorik hikye; ifade edilmek istenileni benzetme veya kyas yoluyle anlatan sz veya konuma; mesel. 
 (geom.) parabol. 
 benzetme veya kyas yoluyle ifade edilen; (geom.) parabolik. parabolically  benzetme veya kyas yoluyle ifade ederek. 
 (geom.) parabolit. 
  parat;  paratle atlamak; paratle indirmek. parachutist  (ask.) parat. 
 efaati; yardma arlan kimse. the Paraclete Ruhulkuds. 
 gsteri, numayi, alay, tren, geit resmi; (ask.) yoklama iin askerlerin sra ile gemesi; geit resmi yaplan meydan; gezinti yaplan yer. parade ground tren meydan. parade rest askerlerin "rahat" vaziyetinde kalmalar. make a parade of gsteri yapmak. on parade sergi halinde, akta. 
 gsteri yapmak; tren iin askeri sraya dizmek; saflar halinde geirmek; gsteri yapmak iin dolamak; kibirle gstermek; gsteri yaparak sokaklar dolamak; yoklama veya talim iin toplanmak. 
 rnek, numune; (gram.) ekim listesi. 
 cennet, Aden, cennet bahesi; cennet gibi yer. fool' paradise bo emeller zerine kurulmu mutluluk. 
 paradoks, manta aykr grnen fakat hakikatte doru olabilen dnce; birbirini tutmaz szler; birbirine aykr sz ve davranlar; karakterinde birbirine aykr hususlar olan kimse. paradox'ical  manta aykr grnen. paradox'ically  birbirine zt olarak, aykr derek. 
  mum, parafin;  parafin tatbik etmek. paraffin  paraffin oil ing. gazya. 
 mkemmel olduu kabul edilen rnek, numune; (matb.) yirmi puntoluk harf, irice bir eit harf. 
  paragraf, bent, fkra; paragraf iareti;  yazy paragraflara ayrmak; bir paragrafta ifade etmek. paragraph'ic (aI)  fkra kabilinden. pa ragraphist  fkra yazar. 
 Paraguay. 
 bir eit ufak papaan, muhabbetkuu. 
 kon. san. bir hususu ihmal eder gibi grnerek dikkati zellikle o nokta zerine ekme. 
 (astr.) paralaks. parallac'(tic.)  paralaks bakmndan, paralaks ile ilgili. 
  paralel, muvazi, kout; ayn, benzer; ayn ama veya sonuca ynelen  birbirine paralel doru veya dzeyler; benzerlik; nazire; (cor.) paralel; (ask.) cephe hendei; (elek.) paralel balant. parallel with, parallel to paralel olarak. parallel bars barfiks. draw a parallel mukayese etmek, karlatrmak, kyaslamak. 
 paralel olarak koymak; kyaslamak, mukayese etmek; benzer olmak, mabih olmak. 
 (geom.) alt yz paralelkenar olan cisim, paralelyz. 
 paralel olu, paralellik, muvazilik; benzerlik. 
 (geom.) paralelkenar, paralelogram. 
 manta aykr dn, yanl ifade olunan muhakeme. 
 (tb.) fel, inme, nzul. 
  inmeli, felli, ktrm;  felli kimse. 
 felce uratmak; kuvvetini krmak, sakatlamak, tesirsiz hale getirmek. 
 mknats tarafndan ekilme hassas olan, mknatsla ekilebilen, paramagnetik. paramag'netism  paramagnetizm. 
 Paramaribo, Surinam'n bakenti. 
 pamuk ve ynden yaplm ince elbiselik kuma. 
 (o.) -cia) (zool.) paramisyum. 
 (mat.) parametre. 
 askeri nitelii olan fakat orduya bal olmayan (kurulu, rgt) 
 (tb.) paramnezi; (psik.) grmlk duygusu. 
 l, fevkalade, stn, faik: rtbece stn olan. 
 ak, sevgili, metres, gayri meru kar ve koca. 
 (tb.) paranoya, delilik. paranoiac   (tb.) paranoya ile ilgili;  paranoik hasta; evhaml deli. par'anoid  paranoya ile ilgili. 
 sad. 
 siper, istihkam siperi;dam kenarndaki alak duvar korkuluk duvar. parapeted  korkuluk duvar olan. 
 imzay takip eden izgi. 
 (o.) zata mahsus eya; tehizat; (huk.) evli kadnn ahsi mallar. 
  aklama, erh, tefsir, izah; baka kelimelerle izah etme;  aklamak, tefsir etmek, erh ve izah etmek. 
 aklayc, erh kabilinden. paraphrastically  aklayarak, erh mahiyetinde. 
 (tb.) belden aasnn felce uramas, yarm fel. 
 parapsikoloji, telepati gibi tabiatust ruh kuvvetlerini inceleyen aratrma dal. 
 fersah. 
 ay halesinin iinde bazen grlen parlak nokta, yalanc ay. 
 asalak, parazit, tufeyli. parasitic(al)  parazit, asalak. parasitically  parazit olarak. parasit'icide  parazitleri ldren ey. parasitism  parazitlik, asalaklk; (tb.) vcutta parazitlerden ileri gelen hastalk. parasitol'ogy  parazit ilmi. 
 gne emsiyesi, gnelik. 
 otonom sinir sistemine ait, parasempatik. 
 (tb.) frengi hastaln takibeden marazi durum. 
 (gram.) aralarnda bala olmayan yan yana sralanm kelime veya cmle dzeni. paratactic  aralarnda bala olmadan sralama kabilinden, byle sralanm. 
paratiroid bezleri. 
 (o.), (ask.) parat ktas. paratrooper  parat asker. 
 paratifo. 
 paravan, gemi pruvasnn iki tarafna taklp maynlara kar kullanlan torpil eklinde cihaz. 
 yar kaynatmak. 
  fy araba veya gemiye yklemeye mahsus halat;  bocurgat halat ile yklemek. 
    paket boha, kn; miktar, takm; (huk.) para, (ks.)m, parsel;  (ks.)m veya hisselere ayrmak; paket yapmak;(den.) halat zerini katranl bezle rtmek;   (ks.)men. parcel post paket postas. 
 (huk.) mterek varislik, ortak malsahiplii. parcener  mterek vris. 
 kavurmak, kavurup kurutmak, yakmak; ar scaktan kavrulmak, ok kurumak. parchedness  kavrulmuluk. 
 parmen tire; paromen kd; parmen zerine yazlm yaz. 
 (A.B.D.), (leh.) arkada. 
  affetmek, suunu balamak;  af suunu balama, mafiret; gnah karma; afname. I beg your pardon Affedersiniz. Pardon me Pardon. pardonable  affolunabilir. pardoner  (tar.) Katolik kilisesinde gnahlarn affn satmaya yetkili olan kimse; affeden kimse. 
 kabuunu soymak; yava yava eksilmek. pare off, pare away yontmak. 
 kfurlu afyon tentr. 
 (bot.) parankima yemilerde ve taze dal ile yapraklarda lifli (ks.)mlarn arasn dolduran hcresel doku; (anat.), (zool.) parankima, zekdoku. 
 anne veya baba; ata, cet; sebep olan ey, kaynak, memba; koruyucu kimse, hami olan kimse; (o.) ana baba, ebeveyn. parent teachers' association okul aile birlii. parentage  analk ve baballk hali; soy, nesep nesil. parental  ana babaya ait. parentally  ana babaya yakr ekilde. parenthood  analk veya babalk hali. 
 (o.) -ses) parantez, ayra; cmle yaps ynnden konuyla ilikisi olmayan sz ara cmle parantez cmlesi; parantez iareti, ( ); aradaki olay; fasla, aralk. put in parentheses parantez iine almak. parenthesize  parantez iine almak. parenthet'ic(al)  parantez kabilinden; ara olay gibi. parenthetically  parantez olarak. 
 (tb.) hafif fel, parezi; frenginin sebep olduu fel ve akl hastal. 
(Fr.) balca, belli bal, fevkalade, mkemmel. 
  svamak, sva ile sslemek;  alta; sva, baca svas; sva ss. 
 (o.) -lia) (meteor.) yalanc gne, gne halesindeki parlak leke. 
(Lat.) eit admlarla, ayn hzla. 
 parya; en aa tabakadan biri; toplum d braklm kimse. pariah dog Asya ve Afrika'da yaayp lele beslenen adi sokak kpei. 
  Paros Adasna ait; en iyi cins beyaz porselenle ilgili;  en iyi cins beyaz porselen; Paros'lu kimse. Parian marble Paros Adasnda kan gzel beyaz mermer. 
(o.) parietes  (biyol.) eper, cidar, duvar. 
 (anat.), (zool.) parietal herhangi bir organn duvarlarna ait; (bot.) epersel, bilhassa yumurtalk eperine ait; (A.B.D.) niversite snrlar iinde oturma veya idareye ait. parietal bones (biyol.) kafatasnn yan kemii; eper kemii. parietal lobe eper lobu, beynin yan kntlarndan biri. 
 at yanlarnda kaybedenlerin paralarnn kazananlara datld bir eit mterek bahis. 
 kabuunu soyma; soyulmu kabuk paras. paring knife patates soyacak bak paring machine kabuk soyma makinas. 
 Paris sehri; Truva kral Priam'n olu. Paris blue koyu mavi; mavi boya. Paris green arsenikli olup bcek ldren ak yeil boya. Paris white kap parlatmak iin kullanlan bir eit tebeir tozu. plaster of Paris alc Parisian   Paris'e ait;  Parisli kimse. 
 bir papazn idaresindeki mntka; ing. kaymakamla benzer bir idari blge; bir kiliseye mensup olan cemaat. parish clerk kilise katibi; papaz muavini. parish school kilise okulu. on the parish kilise yardmyle geinen. parish'ioner  bir kilise cemiyetinin yesi. 
 eitlik, msavat; tam benzerlik; (tic.) fiyat birlii. parity price endeks rakamna gre tayin edilen fiyat seviyesi. 
  park, umumi bahe; (ask.) ordu mhimmatnn biriktirildii yer; lunapark; vahi hayvanlar iin itle ayrlm geni saha;  arabay park etmek: (A.B.D.), (argo) koymak; bir araya biriktirmek; park iine koymak. parking lot araba park yeri. parking meter araba park yerlerinde para toplayan saya. 
 parka; Eskimolarn giydii krk ceket. 
 ellerin titremesi ve yz kasla rndaki kontroln kaybolmas ile belirlenen sinir hastal. 
 ekspres yol. 
(ks.) parliament parliamentary. 
 konuma tarz; tabir. 
 (A.B.D.) kazanlan paray bir sonraki yara yatrmak. 
  toplant, tartma, mnakaa, mkleme;  atekes devresinde dman ile bar grmeleri yapmak; zellikle dmanla mzakere etmek. 
 Parlamento; ingiltere Millet Meclisi; (k. h.) resmi meclis. parliamentar'ian  parlamento usullerini bilen kimse, parlamenter. parliamen'tary  parlamentoya ait. parliamentary procedure parlamento usulleri. 
 oturma odas, salon; bir otelde umumi salon. parlor car rahat koltuklarla denmi vagon. 
  (eski) tehlikeli; zor, mkl; ok zeki akgz, kurnaz, becerikli; mthi, hayret verici;  fazlasyle, ar derecede. 
 italya'da Parma ehrine ait. Parmesan cheese parmcan peyniri. 
 Orta Yunanistan'da dokuz gzel sanat tanrasnn meskeni olan Parnas da. Parnassian   Parnas dana ait;  Parnasyen air, 19. yzyl ortalanna ait Fransz iir ekollerinden birine mensup air. 
 bir kilise cemaatine ait; dar fikirli, mahdut grl. parochially  dar fikirle, mahdut grle. 
  edebi bir eserin gln ekilde taklidi hezel; beceriksizce taklit; (mz.) bir parann gln ekilde taklidi;  gln bir taklit eseri yazmak. parodist  hezel yazan kimse. 
  (huk.) davada mdafaa veya itham yollu sz;  szl, ifah. 
  artl olarak mahkumun tahliyesi; vait, sz verme; zellikle esir den askerin veya bir mahpusun kamayacana dair verdii sz; eref sz; (ask.) muhafzlara veya nbetilere verilen gnlk parola;  mahkumu artl olarak serbest brakmak. on parole eref sz vermesi zerine (serbest brakmak) 
 kelime oyunu. 
 ayn kkten gelen kelime. 
  (anat.) kulakalt tkrk bezleri ile ilgili, bu bezlerin etrafnda bulunan;  kulakalt tkrk bezleri. 
 (tb.) iddetli ve ani nbet; feveran, galeyan, ani boalma . paroxymal  iddetli nbetle ilgili; galeyana gelme ile ilgili. 
  parke, parke deme; tiyatroda orkestrann bulunduu ksm ile. parter arasndaki yer;  parke demek. parquetry  parke. 
 kendi ana veya babasn ldrme; kendi ana veya babasn ldren kimse. parrici'dal  ana veya baba katline ait. 
  papaan; dudu kuu; bakalarnn sz ve davranlarn dnmeden taklit eden veya tekrarlayan kimse;  papaan gibi tekrarlamak veya tekrarlatmak. 
  bertaraf etmek (darbe); kaamak cevap vermek;  bertaraf etme, darbeyi savma; kaamak cevap. 
 (gram.) bir cmle veya kelimeyi gramer asndan incelemek. 
 (astr.) bir uzunluk ls 3,26 k yl. 
 iran'dan Hindistan'a hicret etmi olan Zerdtlerden biri. Parseeism  bu Zerdtlerin dinsel inan ve gelenekleri. 
 cimri, pinti, ar hasis. 
 hasislik, pintilik, cimrilik, tamahkarlk. 
 maydanoz, (bot.) Petroselinum crispum cow parsley, wild parsley yaban maydanozu, (bot.) Anthriscus sylvestris. fool' parsley kk baldran, (bot.) Aethusa mountain. parsley da kerevizi, (bot.) Petroselinum oreoselinum. 
 yabani havu, kara kavza, (bot.) Pastinaca sativa. water parsnip su kerevizi, (bot.) Sium latifolium. 
 vaiz rahip parson' nose (k. dili) tavuk gerisi. 
 papaz evi. 
(ks.) participle, particular.
  para, (ks.)m, cz; birbirine eit olan (ks.)mlardan her biri; uzuv; (mat.) fasl; hisse, pay; rol; grev; (mz.) fasl, parti, belirli bir salg veya sese mahsus (ks.)m; semt, taraf; salarn ayrld yer;  (ks.)men .part and parcel esas (ks.)m. part msic (mz.) birka ses veya alg iin yazlm para. part owner hissedar. part singing birka sesle ark syleme. part writing (mz.) kontrpuan. parts of speech szblkleri. aliquot part (mat.) tam blen. a person of part kabiliyetli kimse, ok cepheli adam. component parts bir btn meydana getiren (ks.)mlar. for my part bana kalrsa, benim fikrimce, bence. foreign parts d lkeler, yabanc memleketler. for the most part ounlukla, ekseriya, esas itibariyle. in part (ks.)men; baz hususlarda. in good part tatllkla, gnl holuuyle. in parts para para, (ks.)m (ks.)m. on the part of tarafndan. play a part bir rol oynamak. spare parts yedek paralar. take part in katlmak, itirak etmek. take the part of birinden yana kmak, bir kimsenin tarafn tutmak; roln almak. the greater part ounluk, ekseriyet. the outer part d (ks.)mlar. the privy parts edep yerleri. 
 (ks.)mlara ayrmak, taksim etmek; ayrmak, blme ile ayrmak; blmek; ayrlmak; paralanmak, taksim olunmak; ayrlp gitmek, uzaklamak. part company birbirinden ayrlmak, ilikisini kesmek. part from -(den.) ayrlmak. part with brakmak. Let us part friends Dost olarak ayrlalm Dost kalalm. 
 gnn bir (ks.)mnda olan veya yaplan, part taym: part time work, part time student. 
 (took, taken) katlmak, itirak etmek; hissedar olmak, paylamak .partake of itirak etmek (yemee); enisi olmak; mahiyetinde olmak. 
 ayrlm; (bot.) hemen hemen dibine kadar ayrlm (yaprak) (eski) lm. 
 muntazam tarhlara blnm iek bahesi; (tiyatro) parter. 
 (biyol.) kendiliinden. reme, cinsi munasebet olmadan vaki olan doum, partenogenez. 
 Partenon. 
  Partiya'ya veya Partllara ait;  Part'l kimse, Part. Parthian shot Partlarn kaarken attklan ok gibi ayrlrken sylenen keskin sz. 
 ksma ait, ksm?; ksmen etkili olan; cuzi, genel olmayan; taraf tutan, tarafgir; meyilli. partial eclipse (astr.) ksmen tutulma. partially  ksmen; tarafgirlikle, bir taraf tutarak. 
 bir taraf tutma, tarafgirlik; tarafgirlikten ileri gelen hakszlk; yeleme; zel sevgi. 
(Lat.), (huk.) su orta. 
 itiraki;  paylaan, katlan. 
  katlan kimse. 
 katlmak, itirak etmek, hissedar olmak, ortak olmak, pay almak. participate with a person in a thing bir kimse ile bir eye itirak etmek. participa'tion  katlma, itirak; ortaklk. 
 (gram.) orta sfat-fiil. present participle "-en" yapl orta. part participle "-mi" yapl orta. participial  orta kabilinden. 
 cz, zerre, tanecik, atom; (gram.) edat, ek, tak. 
 rengrenk, alaca, iki veya daha fazla rengi olan. 
  belirli, muayyen, zel, hususi, has, mahsus; her bir; zata mahsus, ahsi; dikkate lyk; titiz, merakl, dikkatli; ayrntl, teferruatl, etrafl; (huk.) ferdi, mahalli, ksmi;  madde, tafsiltn bir maddesi, husus; (o.) ayrntlar, tafsilt. in particular zellikle, bilhassa. particular'ity  hususiyet; husus; titizlik. particularly  zellikle, bilhassa, hususi surette; ayrntl olarak. 
 bir kimsenin kendisini belirli fikir veya partiye adamas. 
 ayr ayr sylemek veya gz nnde bulundurmak; ayrntlar ile anlatmak, isim zikretmek, ahslar zerinde durmak. particularization  ayr ayr mtalaa etme; isim zikretme. 
  ayrlma; veda etme; ayrlma yeri; ayran sey, blnme izgisi; (eski) lm;  ayrlrken yaplan; ayran; blen. partina shot (bak.) Parthian shot. 
  partizan, taraftar; (ask.) gerillac, eteci;  partizanla ilgili. partisanship, partizanship  partizanlk, taraftarlk. 
  taksim; blme, duvar, tahta perde; (ks.)mlara ayrma veya ayrlma; (huk.) bir maln mterek sahipleri arasnda taksimi; (ks.)m, para;  para veya hisselere ayrmak; duvar ile blmek. 
  (ks.)mlara ayran; (gram.) bir btnn parasn belirten (kelime) 
 ksmen, ksmi, bir dereceye kadar. 
  ortak, erik, arkada; kar veya koca; e; dans arkada;  ortak etmek veya olmak; orta gibi davranmak. partnership  ortaklk, irket. 
 keklik, (zool.) Perdi perdix; keklie benzer birka eit ku. gray partridge sil, keklik, (zool.) Perdix perdix. redlegged partridge kna keklik, kzl keklik, (zool.) Alectoris rufa. rock partridge knal keklik, krmz keklik, (zool.) Alectoris graeca. partridgeberry  keklik zm, (bot.) Mitchella repens. partridge wood doramaclkta kullanlan izgili ve ok sert bir seit kereste. 
 dourmak zere olan; bir fikir veya plan meydana getirmek zere olan. 
 dourma, doum. 
 parti, ziyafet, toplant, elence; siyasal parti; kurum, cemiyet; (ask.) birlik; (huk.) taraf; kontrat akdeden taraflardan her biri; itiraki; (k. dili) ahs. party line birka abonenin birden. baland telefon hatt; komu mlkleri birbirinden ayran hudut izgisi; parti siyaseti. party wall (huk.) ortak duvar. 
 sonradan grme kimse yeni zengin olmu kimse, hac aa. 
 katedral veya kilise nndeki avlu; kilise nnde bulunan stunlar veya kemer alt. 
 (Fr.) dansta adm veya figr; dans; ileri geme hakk. 
 Musevilerin Fsh bayramna ait; paskalyaya ait. 
 paa. pashalik, pashalic  paalk. 
 rzgr iei, (bot.) Anemone pulsatilla. 
  herkesin grebilecei bir yere yaptrlm hakaretli hicviye;  hakknda hakaretli hiciv yazmak. 
 gei, geme; paso, ebeke; snavda geme; boaz, geit, dar yol; (ask.) hatlardan geme izni; hal, durum; me hamlesi; hokkabazlarn kaybetme oyunu; top oyunlarnda topu elden ele geirme, pas. free pass cretsiz giri salayan paso. bring to pass sonulandrmak. come to pass olmak, meydana gelmek. hold the pass geidi tutmak. make a pass vurmaya amak; (argo) alm atmak. 
 stnden, iinden veya yanndan gemek; geirmek; gezdirmek, dolatrmak; geirmek (zaman); sz vermek; (huk.) hkm vermek, intikal etmek, karar vermek; beyan etmek, sylemek (fikir); ileri gitmek, amak; boaltmak, tahliye etmek; kabul ve tasdik etmek veya ettirmek; snavda gemek; ihmal etmek; (spor) pas vermek; paylamak; gemek, mrur etmek (zaman); halden hale girmek; vaki olmak; elden ele dolamak, tedavl etmek; srmek (para); kabul olunmak; baarmak, muvaffak olmak; bitmek, sona ermek; engelle karlamamak; boaltmak, aktmak; (bri) "pas'' demek; srasn atlatmak; hamle yapmak (eskrimde); devretmek. pass a dividend kr hisselerini dememek. pass away lmek; sona ermek. pass beyond gemek, stn olmak. pass by yanndan gemek, geip gitmek. pass for diye geinmek. pass muster yoklamay atlatmak; yeterli olmak, gemek. pass off sona ermek; geirmek, srmek (sahte para); gemek; ...diye geinmek, kendini ...diye satmak. pass on gecikmeyip gitmek; ileri gitmek; lmek; geirmek, bakasna vermek. pass out dar kmak: (k. dili) baylmak, kendinden gemek. pass over atlayp gemek, stnden gemek; br tarafa gemek; ihmal etmek, grmemek; gz yummak. pass the buck sorumluluu bakasnn zerine atmak. pass the hat yardm toplamak. pass the time of day selmlamak. pass through iinden gemek; nufuz etmek. pass up (k. dili) yararlanmamak, istifade etmemek, frsat karmak. pass upon karar vermek. 
(ks.) passive.
 geirilebilir, geer; kabul edilir, geerli, muteber; fena olmayan; iinden geilebilir. passably  geerli olarak. 
 (eski) bir ispanyol dans; bu dansn mzii. 
 geme, gitme; yol, tarik; boaz, geit; pasaj; yolculuk, seyahat; gei hakk, mruriye; koridor, dehliz; bent, para, paragraf, fkra; bir tasarnn kabul edilip yrrle girmesi; barsaklarn ilemesi. passage money navlun, yol paras. passage way  pasaj, geit. a stormy passage frtnal deniz yolculuu. bird of passage gmen ku; gebe kimse. 
 hesap czdan. 
 gemi, eski; gekin, modas gemi. 
 srma, dantela, boncuk gibi elbise ss. 
 yolcu, seyyah gezmen. passengermile  yolcu bana bir mil hesab ile yaplan mesafe ls. passenger pigeon nesli tkenmi bir yaban gvercini. 
(Fr.) bantla erevelenmi caml resim; bir binadaki btn kilitleri aan anahtar ana anahtar. 
 (o.) passers-by) yoldan gelip geen kimse. 
  (zool.) tneyen tc ku; seregillerden herhangi bir ku;  tneyen tc kular takmna ait; sere gibi. 
 ancak geti" ve "gemedi" diye deerlendirme yapan karne sistemi. 
 hassas, duygulu, kolay mteessir olur. passibil'ity  hassasiyet. 
 (kitapta) eitli yerlerde. 
  geen, geici; abuk geen (zaman); rasgele olan;  gitme, gme, lme; geit; intikal. passing grade geer not. passing tone (mz.) ahenkli olmayp iki nota arasnda gei olan nota. in passing geerken; tesadfen. 
 kuvvetli his, hrs; tutku, ihtiras, ak; hiddet, fke; strap, elem; zlem, itiyak; ar heves; delilik; b.h. Hazreti isa'nn armha gerilmesinde ektii strap. passion flower arkfelek iei, (bot.) Passiflora Passion Music Hazreti isa'nn armha gerilmesini canlandran mzik paras. Passion Play Hazreti isa'nn armha gerilmesini canlandran piyes. Passion Sunday paskalyadan iki hafta nceki pazar gn. Passion Week paskalyadan bir nceki hafta. passioned  hrsl, hiddetli. passionless  soukkanl, hislerine hkim, heyecansz. 
 ar tutkular olan; abuk fkelenen, hiddetli; heyecanl, hararetli, ateli, iddetli; iddetle ak. passionately  tutkuyla; hararetle, ateli olarak. passionateness  ihtirasl olu, ateli olu. 
  pasif, eylemsiz, faaliyeti olmayan, d etkiler karsnda hareketsiz kalan; (gram.) edilgen, meful, mehul; (ikt.) faizsiz; dayankl, uysal; (tb.) atl;  (gram.) edilgen fiil. passive commerce (tic.) ihra mallarn yabanc gemilerle nakletmek suretiyle yaplan ticaret. passive obedience inan veya prensiplere aykr olsa da tam itaat. passive resistance pasif mukavemet, eylemsiz direni. passively  pasif olarak. passiveness  pasif olu passiv'ity  d etkiler karsnda hareketsizlik; boyun eme; dirensizlik. 
 kap anahtar; bir binann btn kaplarn aan anahtar, ana anahtar. 
 Musevilerin Fsh bayram; Fsh bayramnda kurban olarak kesilen kuzu. 
 pasaport; bir memleketin karasularna girmek veya kmak iin bir gemiye verilen izin kd; giri vesilesi. 
 parola. 
   (edat) gemi, geen, olmu, sabk;  gemi zaman, eski zaman; bir kimsenin gemii; fiilin gemi zaman kipi;  geecek ekilde; (edat) -(den.) daha tede veya teye; tesinde. past master mason locasnn eski reisi; usta adam, mesleini iyi bilen kimse. ten past three  on gee. He is past hope mitsiz durumda. 
 makarna. 
  kola; hamur; macun; lapa; mleki amuru; elmas taklidi cam;  kola ile yaptrmak; stne yaptrmak; (argo) yumruk atmak. 
  mukavva; hamur tahtas; (argo) kartvizit, iskambil kd;  mukavvadan yaplm; dayanksz. 
 pastel kalemi; pastel ile yaplm resim; fantezi hikye, zarif ve hayal mahsul yaz; pastel renk. 
 atn ayana buka taklan yer, bukalk. 
 zellikle kuduz hastaln Pasteurun kefettii usule gre bir seri ineyle tedavi. 
 pastorize etme. 
 pastrize etmek. pasteurizer  pastrize makinas. 
 muhtelif eserleri taklit edip hicvederek yaplan mzik paras veya resim. 
 (tb.) pastil; bir eit ekerleme. 
 elence . 
 papaz. pastorate  papazlk. 
  obanlara ve krlara ait: papazla ait;  ky veya obanlarn hayatn tasvir eden iir veya resim, pastoral iir ve resim. 
 ky hayatm tasvir eden arkl, para veya piyes 
 sr pastrmas. 
 hamur ii, pasta. pastry cook hamur ii as. 
  ayr, otlak, mera;  ayrda otlamak veya otlatmak. pasturage  otlak. put out to pasture emekliye ayrmak. 
 etli brek. 
 hamur gibi, macun kvamnda; solgun. pastyfaced  uuk benizli. 
  tamamen uygun; basmakalp; yeterli;  deimez bir ekilde; kusursuz olarak. patly  uygun olarak; basmakalp bir ekilde. patness  vaktinde olu, uygunluk. 
 (-ted, -ting)  el ile veya yass bir ey ile hafife vurmak; aya hafif hafif yere vurmak; hafif admlarla komak;  fiske, hafif vuru; yaln ayan kard ses; ufak kalp (tereya) pat on the back tebrik etmek. 
 (o.) -gia) (zool.) yarasa veya uan sincabn kanat zar; ku kanadnn zar. 
  yama; para; eski zamanda kadnlarn ss olarak yzlerine yaptrdklar ufak siyah ipek paras; yaptrma ben, leke; arazi paras;  yamalamak, yama vurmak; uzlamak. patch cord balama teli. patch panel (bak.) patch board. patch together, patch up acele ve kabaca dzeltmek, hale yola koymak, tamir etmek .patchedup  derme atma; uzlamal. 
 (komptr) balama panosu. 
 kuma artklarndan dikilmi yorgan; uydurma i; yama ii. 
 yamal; derme atma yaplm; huysuz; bozuk dzen, karman orman. 
(ks.) patented.
 (Fr.) brek, tala kebab gibi iinde tavuk veya et bulunan brek. pate de foiegras kaz cieri ezmesi, pate. 
 (alay) ba, kafa; beyin, akl. 
 (anat.) diz kapa; eski Roma'da ufak sahan veya herhangi bir yayvan kap. 
 aikarlk; (tb.) aklk, bymlk. 
 herkes tarafndan anlalabilir, herkese ak, aikar; (tb.) ak. 
  patent, imtiyaz, ihtira berat; imtiyazl ihtira; arazi iin verilen imtiyaz; imtiyazl arazi;  patent almak; imtiyazla temin etmek, imtiyazm vermek veya almak. patent rights patent hakk. 
 patenti olan, patent hakkndan yararlanan; imtiyazl. patent leather rugan (deri) patent medicine mustahzar, hazr ila; kocakar ilc. patently  aka, aikar olarak. 
 ing., (k. dili) peder, baba. 
 evin erkei, aile reisi. 
 babaya ait, babaya mahsus, babaya yakr; baba tarafndan olan; babadan kalma. paternally  babaca, baba gibi, pederane. 
 (bir memleket, i yeri, toplumu) pederane bir ekilde idare etme. 
 babalk sfat, bir ocuun babas olma; baba taraf; kaynak; yaz sahibi. 
 (Lat.) Hazreti isann rettii "Rabbin duas"; tespih; tlsm olarak okunan herhangi bir dua. 
 yol, yaya yolu, patika, tarik; bir konuda takip edilen yol, hayat yolu. the beaten path herkesin getii yol, ilek yol. 
(ks.) pathological, pathology. 
 ackl, dokunakl, etkileyici, tesirli, heyecan verici. pathetically  dokunakl veya etkileyici bir surette; heyecanlandrarak. 
 yol aan kimse, kaif. 
 (tb.) hastala sebebiyet veren mikrop veya virs. 
 patoloji, hastalklar bilimi; bir hastaln seyri. pathologist  patolog, hastalklar bilimi uzman. pathological  patolojik. patholog'ically  patolojik olarak. 
 merhamet ve sempati gibi his uyandrma gc veya yetenei. 
 yayalara mahsus yol, patika. 
 sabr tahamml, sebat, dayanma; (informal) diini skma; ing. tek kii tarafndan oynanan bir iskambil oyunu. patience dock labada, (bot.) Rumex patientia. 
  sabrl, dayankl, mtehammil; azimli, sebatkr;  tedavi altnda bulunan hasta. patiently  sabrla, tahammlle. 
 (o.) -nae) tun veya bakr eya zerinde hsl olan yeil kf; zamanla ve kullanma dolaysyle grn gzelleen herhangi bir yzey. 
 evlerde st ak i veya yan avlu, teras, veranda. 
 bir blgeye mahsus agz; bozuk dil. 
 bir aile veya kabilenin ilk atas, cet, ata; yal ve hrmete layk adam; b.h. patrik. patriar'chal  patrie ait; hrmete lyk. patriarchate  patriklik; ataerki, pederahilik. 
  asilzadelere ait;  asilzade, eski Roma'da soylular snfna mensup kii. 
 babay ldrme; baba katili. 
 babadan intikal eden miras; kilise vakf patrimo'nial  bu yolla intikal eden miras kabilinden. 
 vatanperver kimse, yurtsever kimse. patriot'ic  yurtsever, vatanperver. patriot'ically  vatanperverane. patriotism  vatanperverlik, yurt sevgisi. 
 (eski) kilise ileri gelenlerine veya onlarn yazdklarna ait. 
  (-led, -ling) karakol, askeri devriye; ileri karakol, keif kolu; devriye gezme:  devriye gezmek. patrolman  polis, devriye polis. patrol wagon tutuklular karakola gtrmeye mahsus polis arabas. 
 hami, veli; patron, efendi; daimi mteri; sanatkar himaye eden kimse. patron saint bir kimse veya meslek veya kurumu himaye ettii farzolunan aziz, koruyucu melek olduu kabul edilen aziz. patronage  hamilik, himaye, koruma, yardm; birisini greve atama hakk; mteriler, mteri olu; hor grme. patronize  himaye etmek, korumak; byklk taslamak, hor grmek; mterisi olmak. 
  baba veya soy ismine ait;  ahs isminden yaplan soyad Peterson. 
 (argo) avanak kimse; kadns erkek. 
 naln, takunya. 
  yamur gibi ptr ptr ses karmak, ptrdamak; ksa ve sratli admlarla yrmek;  ptrrt, ses. 
  abuk abuk konumak; mrldar gibi sylemek;  bir komedyen veya sihirbazn kulland konuma tarz; ok abuk sylenen ark. 
  rnek, numune, model, misal; kalpla baslarak karlan veya kalp eklinde olan model; ekillerin dzeni; ablon; (A.B.D.) bir elbiselik kuma; kurun samasnn hedef zerinde brakt izler;  bir rnei kopya etmek, modeline gre yapmak; ekillerle sslemek. 
 yass kfte; kk brek. pattycake  bebeklerin el rpma oyunu. pattypan  birka blm olan kk brek tepsisi. patty shell ii sonradan doldurulacak pimi hamur veya tart. 
 ak, yaylm; (bot.) yaygn. 
 azlk, nadir olu, ktlk, yetersizlik. 
 mor iekli bir ss aac, (bot.) Paulownia. 
 karn, karn nahiyesi; gbek; iri karn; gevi getiren hayvanlarn ikembesi. paunch (mat.) (den.) seren veya armay anmadan koruyan alavere paleti. 
 fakir kimse, yoksul kimse; hkmetin besledii fakir kimse. pauperism  fakirlik, yoksulluk. pauperiza'tion  fakirletirip sadakaya muhta hale getirme. pauperize  sadakaya muhta hale getirmek. 
  durma; sekte, durgu; (gram.) durma iareti, nokta; fasla, aralk; (mz.) bir noktann zerine veya altna konan uzatma iareti;  ksa bir zaman iin durmak, duraklamak, olduu yerde kalmak; tereddt etmek, duraksamak. 
 16. yzylda revata olan bir dans; bu dansn mzii. 
 asfalt veya ta ile demek; dzeltmek. pave the way for herhangi bir ey iin hazrlk yapmak. 
 (Fr.) kaldrm; kymetli talar yzk zerine yan yana kakma. 
 yolu kaplayan suni yzey veya maddeler, asfalt, beton, ta, akl; bu maddelerle denmi yol. 
  byk adr; adr gibi ey; bir park veya bahede bulunan kulbe, pavyon; kk; hastanelerde asl binadan ayr pavyon; kulak kepesi; kymetli tan alt (ks.)m;  adr veya pavyonda barndrmak; adr gibi rtmek. 
 yol deme; yol demede gerekli olan maddeler. paving stone kaldrm ta 
 kaldrmc. 
 tavus kuuna ait, tavuskuuna benzer; tavus kuu kuyruunu andran. 
 hayvan penesi; (k. dili) el, zellikle kaba el. 
 pene atmak; kabaca ellemek; n ayak ile yeri eelemek. 
  kastanyola, rgat kastanyolas;  kastanyola ile sktrmak. 
 rehin, rehine; rehine koyma. in pawn rehinde pawn broker rehinle dn para veren kimse, tefeci. pawn shop tefeci dkkn pawn ticket rehin senedi veya makbuzu. 
 rehine koymak; maln veya cann tehlikeye atmak. 
 (satran) piyon, piyade, paytak; bir ie alet edilen fakat nemsenmeyen kimse. 
 (huk.) rehinle dn para veren kimse. 
 mlkn rehin eden kimse. pawpaw (bak.) papaw. 
 bar. Pax vobiscum selmn aleykm. 
 (den.) kaynam katranla kalafat etmek. 
 deme, tediye, verme; denen sey, cret, maa; bedel, karlk; ceza veya mkfat. pay dirt iletme zahmetine deer miktarda maden ihtiva eden toprak; herhangi krl bir ey. pay office vezne dairesi. pay phone umumi telefon. be in the pay of hizmetinde olmak, emrinde almak. hit veya strike pay dirt baarl olmak. 
 (paid) demek, tediye etmek; karln vermek; karl olmak, yararl olmak; etmek. pay as you go vakti geldiinde derhal demek. pay a visit ziyaret etmek. pay in para yatrmak. pay off maa vermek;  almak, acsn karmak; (A.B.D.), (k. dili) ie yaramak; (A.B.D.), (argo) rvet vermek. pay one' respects sayglarn sunmak. pay one' way masraflarn demek, borca girmemek. pay out demek; (den.) laka etmek; kalama etmek (halat, zincir) pay the piper masraf yklenmek. pay through the nose fazlasyle demek, burnundan fitil fitil gelmek. pay up borcunu demek. 
 tediye gn, maa veya cretin verildii gn. 
 denebilir; denmesi gereken, verilecek; karl, kar salayan. pay able at sight grldnde tediye olunur. payable on demand ibraznda tediye olunur. payable to bearer hamiline tediye olunur. payable to order emre tediye olunur. 
 kendisine bor denen kimse, alacakl kimse. 
 bir tatn tad gelir getiren yk, bir roketin tad yk. 
 maa katibi; veznedar. 
 deme, tediye; cret, maa; taksit. 
 (eski) kfir veya putperest kimse; Hristiyan olmayan kimse. 
 cret deme; (k. dili) dl veya ceza; (k. dili) sonu, netice, bir meselenin sonu; k noktas; (A.B.D.), (argo) rvet. 
 (A.B.D.), (argo) rvet. 
 maa veya cret bordrosu; maalann toplam. 
 (argo) canllk, cazibe. 
(ks.) lead.
percent, petty cash, post card.
(ks.) paid. 
 (o.) -peas, -pease) bezelye, (bot.) Pisum sativum; bezelye trnden herhangi bir sebzenin ii, nohut, brlce; bezelye ii eklinde herhangi bir ey. pea green bezelye yeili, ak yeil. pea soup bezelye orbas; koyu sis. as like as two peas tpk birbirine benzer, bir elmann iki yans. blackeyed pea, cowpea  brlce, (bot.) Vigna sinensis .everlasting pea kedi ana, (bot.) Lathyrus latifolius. green pea bezelye. sweet pea trahi, (bot.) Lathyrus odoratus. 
 huzur, skun, rahat; bar, hazar, sulh, selmet; asayi; sukunet; bar anlamas; barma, uzlama; i huzuru. Peace be with you Selmnaleykm. peace offering bar ve uzlama gayesiyle verilen hediye. peace pipe dostluk ve ban ubuu (Kzlderililerde) at peace bar halinde; huzur iinde, rahata kavumu. hold one' peace susmak, bir ey sylememek. justice of the peace sulh hkimi. keep the peace sulhu korumak. make peace with bir kimse ile barmak. 
 sulh taraftar, bar sever; sakin. peaceableness  barseverlik. peaceably  sulh ile, skunetle. Peace Corps Bar Gnllleri. 
 rahat, asude, sakin; mulyim, yumuak bal, uysal. peacefully  skunetle, uysallkla. peacefulness  skunet, uysallk. 
 arabulucu kimse veya grup. 
 atekesten sonra taraflarn antlama koullarna uymasn salama. 
 bartrc kimse, uzlatrc kimse. 
 hazar, bar, sulh dnemi. 
 eftali: eftali aac; eftali rengi; (argo) ok gzel ey veya kimse, zellikle gzel kadn. peach blossom eftali bahar; ak pembe renk. peach blow ak pembe porselen cils. peach tree eftali aac, (bot.) Prunus persica. 
 (argo) ihbar etmek, ele vermek, haber vermek. 
 eftali gibi; (eski), (argo) mkemmel, l. 
  tavus, (zool.) Pavo cristatus;  kurum satmak (slang) kaslmak. pea cock blue tavusun boynunda olduu gibi ok parlak mavi renk. 
 tavus. 
 dii tavus. pea jacket gs ift dmeli kaln ynden ksa gemici ceketi. 
 sivri tepe, da zirvesi, zirve; can alacak nokta, en mhim nokta, en baarl zaman; (den.) gizin cundas, yelkenin rdek yakas; (den.) demirin trnak ucu. peak load (elek.) en fazla tahmil miktar. peaky  sivri tepeli. 
 eriyip zayflamak. 
 (den.) srn ucunu serene yaklaacak vaziyette dik durdurmak. 
 zayf dm, bitkin halde. peakedness  bitkinlik, zafiyet. 
  birka ann bir arada veya birbiri arkasndan alnmas; birka andan ibaret takm; yksek ve devaml ses; top veya gk grlemesi gibi ses;  ses vermek, (an) alnmak. 
 Amerikan fst yerfst, (bot.) Arachis hypogaea; (k. dili) nemsiz kimse; (o.), (A.B.D.), (argo) nemsiz miktarda para. peanut brittle yerfstndan yaplan sert bir ekerleme. peanut butter ekilmi fstktan yaplm tuzlu ezme. peanut gallery (k. dili) sinemada en arka balkon. peanut oil yerfstndan karlan ya. 
 armut; armut aac, (bot.) Pyrus communis. wild pear ahlat. 
 inci; inci gibi ey; inci rengi; sedef; (matb.) be puntoluk harf. pearl barley kabuu soyulmu ve yuvarlak hale getirilmi arpa. pearl diver, pearler  inci avcs. pearl fish incibal, (zool.) Alburnus lucidus. pearl fishery inci avcl; inci avlanan yer. pearl gray inci rengi, mavimtrak ak gri . pearl oyster inci istiridyesi. pearlweed, pearlwort  mercan otu, (bot.) Sagina procumbens pearly  inci gibi; incilerle sslenmi pearly gates cennet kaps. 
 incilerle sslemek; inciye benzetmek; inci avlamak. pearlash  kalya ta. 
 (mad.) bir nevi sert karbonlu pik demir. 
 kyl, renper; (k. dili) budala kimse. peasantry  kyller, kyl takm. 
 (o.) bezelye. peasecod  bezelye kabuu. 
 flenince bezelye atan oyuncak boru. 
 rm bitkilerden elde edilen yakacak, yer kmr turba. peat bog turbalk. peat moss turba hasl eden yosun. peaty  turbal. 
 ormanclkta ktk evirmek iin kullanlan ucu demir engelli sopa. 
  akl ta, ufak yuvarlak ta; gzlk cam yapmnda kullanlan bir eit necefta; prtkl deri;  deriyi prtkl hale getirmek. pebbled  akl deli. pebbly  akll; st prtkl. 
 Gney (A.B.D.)'ye mahsus ve cevize benzer bir aa, (bot.) Carya illinoensis; bu aacn meyvas. 
 gnah ileyebilir. peccant  gnahkr; kabahatli, sulu; fasit; (tb.) hastalk getiren. 
 hafif su, kabahat. 
 Gney Amerika'ya mahsus ve domuza benzer bir hayvan. 
pemelba, urup ve eftalili dondurma. 
 stleene benzer bir bitki, (bot.) Pachysandra terminalis. 
 kilenin drtte biri miktarnda bir hacim l birimi, 0,009 metre kp; kayda deer miktar, byk bir miktar. 
  gagalamak; gaga ile vurarak delik amak; gaga ile toplamak; sivri ulu bir ey ile abuk abuk vurmak;  gagalama; sivri ulu bir ey ile vuru. peck at ku gibi az yemek. pecking order stn asta hkmettii ast-st dzeni. 
 (o.) pectines) (zool.) ibik; kularn ve srngenlerin gzlerinde bulunan renkli perde. 
 (kim.) baz ham meyvalarda bulunan jelatinli bir madde, pektin. 
  gs boluuna ait; gse veya akcier hastalklarna ait (ila); gs zerinde tanan, boyuna aslan (ss): gsten veya gnlden gelen. 
 i etmek, zimmetine geirmek. peculation  zimmetine geirme. 
  mahsus, hususi; acayip, garip, tuhaf, allmam;  acayip insan, garip huy ve davranlan olan kii. peculiarness  acayiplik, tuhaflk. 
 hususiyet, zellik; acayiplik. 
 zel olarak, bilhassa; allmn dnda. 
 zel mlk; (Roma (huk.) aile reisi tarafndan kendisine tabi olanlara verilen mlk, efendinin klesine balad mlk. 
 paradan ibaret, parayla ilgili, maddi; karl para cezas olan. pecuniar'ily  paraca, para ynnden. 
 ocuk terbiyesi ile ilgili, pedagojik; kurumlu peda. 
 pedagojik olarak. pedagogy  pedagoji, eitim bilimi, ocuk terbiyesi. pedagogics  pedagoji ilmi. 
 pedagog, terbiyeci; dar grl retmen. 
  (-ed, -ing veya -led, -ling)  pedal, ayakla iletilen manivela; bisiklet pedal; org veya piyano pedal;  ayakla iletmek (bisiklet, makina);  ayaa ait, ayak ve benzeriyle ilgili. pedal notes (mz.) srekli olarak kaln perdede alnan notalar. pedalpushers  (o.) balk pan tolon. 
 bilgilik taslayan kimse; lzumsuz teferruat zerinde srarla duran ilim adam. pedan'(tic.)  bilgilik taslayan. pedan'tically  bilgilik taslayarak. ped'antry  bilgilik taslama. 
 aya olan, ayakl; (bot.) ayaks, pedat. 
 seyyar satclk yapmak; nem siz eylerle megul olmak; bir yerden bir yere dolaarak satmak, azar azar satmak. peddling  nemsiz, ehemmiyetsiz, ok az miktarda. Peddle your papers (A.B.D.), (argo) Defol buradan! ek araban! 
 seyyar satc, gezici esnaf, eri. 
 kulampara, olanc, ibne, homoseksel (erkek) pederasty kulamparalk, ibnelik. 
  heykel veya stun taban, kaide; esas, temel;  stun stne koymak. set on a pedestal idealize etmek, yksek paye vermek. 
  yaya, yayan giden kimse;  yrmeye ait, yaya yryen, piyade; ar, skc; adi. pedestrianism  ar ve adi yaz slubu. 
 (tb.) ocuk bakmna veya tedavisine ait. pediatrics  (tb.) ocuk bakm veya tedavisi ilmi. 
 ocuk doktoru, ocuk hastalklar mtehasss. 
 (bot.) iek sap, pediel. 
 (anat.) byk bir cismi destekleyen ufak sap gibi uzuv. 
 bite ait. pediculosis  bitlenme. 
  pedikr, ayak ve trnaklarnn bakm; ayak ve hastalklarnn tedavisi; pedikrc;  ayak hastalklarn tedavi etmek. 
 ecere, nesep, asl, soy; nesep eceresi. pedigreed  soyu belli, nesebi sahih. 
 bina cephelerindeki gen eklinde (ks.)m, alnlk; kap stndeki gen eklinde ss.
(bak.) peddler. 
 ocuk bilimi, ocuk bilim, pedoloji. 
 toprak ilmi. 
 admlar sayarak mesafe len alet, pedometre. 
 (bot.) iek sap, pednkl; (zool.) destek sap veya buna benzer uzuv; (anat.) beyin sap. peduncular  iek veya meyva sapma ait. pedunculate  iek veya meyva sap olan; byle sap. zerinde duran. 
  (k. dili) i, idrar;  iemek. 
  gzetlemek, gizlice bakmak;  gzetleme, gz atma. 
 ocuklara "ce" yaplan oyun. 
  kabuunu soymak; derisini yzmek; kabuu veya derisi soyulmak (gne yanndan); (k. dili) soyunmak;  meyva veya sebze kabuu. keep one' eyes peeled tetikte olmak. peel off askeri uularda gruptan ayrlp inie gecmek. peeling  soyulmu kabuk. 
 frnc kurei; (den.) krek palasu. 
 ingiltere ile iskoya arasndaki snrda bulunan kare eklinde eski kule. 
 ing., (argo) polis. 
 eki bann aksi ucu. 
  civciv veya fare gibi "cik cik" diye ses karmak; ince ve crtlak sesle konumak;  civciv sesi. 
  kap aralndan gizlice bakmak, gzetlemek, (slang) dikizlemek, rntgencilik etmek; almak (iek);  kaamak bak; bir yark veya delikten gzetleme. peep hole  gzetleme delii. peeping Tom rntgenci. peep of day gn aarmas. peep show bytele kk bir delikten seyredilen resimler. peep (sig.)ht tfekte delikli arpack. 
 gizlice gzetleyen kimse; (argo) gz. 
 civciv gibi ten hayvan; bir eit kurbaa. 
 akran, kfv, emsal; kanun nnde ayn haklara sahip olan kimse; ingiliz aslzadesi. 
 "into" ile gzetlemek, tecesssle bakmak; bir delikten bakmak veya kmak; "out" ile aralktan bakmak, kmak. 
 ing., aslzadelik; aslzadeler snf; aslzadelerin nesep kitab. 
 emsalsiz, esiz. peerlessly  emsalsizce. peerlessness  emsalsiz olu. 
  (k. dili) sinirlendirmek, hrnlatrmak; sinirlenmek, huysuzlamak;  yaknma. peeved at -e kskn. 
 titiz, huysuz, ters, aksi, hrn. peevishly  huysuzca, hrnlkla. peevishness  huysuzluk, aksilik, hrnlk. 
  ok ufak;  ufak boylu kimse, ufak ey. 
 tahta ivi; ask, kanca; (mec.) sebep, vesile, bahane; ing. sodal viski veya konyak; derece, mertebe; (mz.) yayl alglarda akort anahtar. peg leg (k. dili) tahta bacak; tahta bacakl adam. pegtop  paas dar olan. peg top topa. clothespeg  ing. elbise as(ks.); amar mandal. around peg in a square hole bulunduu yere yakmayan kimse. take one down a peg bir kimseyi kk drmek. 
 (-ged, -ging) tahta ivi ile mhlamak, yerine mhlamak; iviler akarak yerini iaret etmek; alp satmak suretiyle fiyatlarda istikrar salamak; (k. dili) atmak. peg away (at) istikrarl bir ,sekilde almak. 
 (mit.) kanatl at; ilham perisi; (astr.) kuzey takmyldzlarndan biri, Pegasus. 
 delikli ask tahtas; delikli tahta zerinde tahta ubuklarla oynanan oyun. 
 sabahlk. 
  kk drc, alaltc; yermeli;  alaltc kelime. pejoration  ktleme; (dilb.) bir kelimenin anlamnn ktlemesi. 
 Pekin. 
  Pekinli;  Pekin kpei; Pekinli kimse. 
 yksek kaliteli siyah ay orangepekoe ay fidannn tepedeki en kk yapraklarndan meydana geien stn kaliteli siyah Hint ve Seylan ay. 
 memeli hayvanlarn krk. 
 engin denizlere ait, ak denizlerde yaayan. 
 sardunya. 
 tarihten nceki devirlerde Dou Akdeniz, Ege Denizi ve Yunanistan'da yaam olan Pelasgi kabilesine ait. 
 ince zar; (kim.) svlarn yzeyinde bulunan zar gibi ince tabaka. 
Kuzey Martinique'de faal bir yanarda. 
 pelerin. 
 para, servet, vurgunla kazanlan servet. 
 kakkuu, pelikan, (zool.) Pelecanus onocrotalus. Dalmatian pelican tepeli pelikan, (zool.) Pelecanus crispus. 
 iine veya kenarlarna krk geirilmi manto; kadn pelerini. 
 (tb.) vitaminsizlikten ileri gelen bir hastalk, pelagra. pellagrous  pelagra hastalna tutulmu. 
  kk topak; ta glle; ufak kurun, sama;  topak haline getirmek. 
 yapkanotu, (bot.) Parietaria officinalis. 
   karma kark, allak bullak, altst paldr kldr, acele ile;  karmakark;  karmakarlk. 
 yar effaf, k geiren; anlalmas kolay, ak. 
 Mora Yarm adas Peloponnesian  Moral, Mora'ya ait. 
 post, hayvan derisi; deriden yaplm giysi; insan derisi. 
  talamak; atmak; topa tutmak; komak, seirtmek;  dvme, topa tutma; iddetli darbe; srat, hz. 
 (bot.) sapma alt yznn ortasndan bal (yaprak), kalkanms. 
 hayvan deri veya postlar. 
 (anat.) kala kemii arasndaki boluk, havsala, pelvis, leen; (anat.), (zool.) leen kua kemikleri. pelvic arch veya girdle (anat.), (zool.) leen kua kemikleri. pelvic cavity alt karn, havsala, pelvis. 
 (A.B.D.), (Kan.) kurutulmu ve dvlm ete eritilmi ya ve kurutulmu meyva katarak yaplan bir eit pastrma. 
 (tb.) cilt zerinde kabarckl sivilceler kmasna sebep olan tehlikeli bir hastalk. 
  (-ned, -ning) mrekkepli kalem, yaz kalemi; ty kalem; yazda slup; yazar, muharrir; yaz yazma sanat edebiyat; (kularda) kanat veya kuyruk ty; dii kuu;  mrekkepli kalemle yazmak; yazya geirmek, kda dkmek. pen and ink   kalem ve mrekkep;  mrekkepli kalemle yazlm veya izilmi penholder  kalem sap; kalem koyaca. pen name takma ad, mstear isim. pen point kalem ucu. pen portrait yaz ile tarif. fountain pen dolmakalem, stilo. 
  (pent veya penned, -ning) al, kmes ve kafes gibi evcil hayvanlarn barndrld yer; (argo) tevkifhane; (ask.) denizaltlarn tamirine mahsus dok;  kapatmak, hapsetmek; ala koymak. 
 cezaya ait, ceza kabilinden. penal code ceza kanunlar. penal colony mahkumlarn gnderildii srgn yeri. penal servitude ar hapis cezas. penally  ceza olarak, ceza kabilinden. 
 cezalandrmak. 
 ceza; para cezas; (spor) penalt. 
  bir gnah ilemi olmaktan dolay hissedilen pimanl belirten davran; (kil.) itiraftan sonra gnaha kefaret olsun diye papaz tarafndan verilen ceza;  bu suretle ceza vermek. do penance kefaret olarak ceza ekmek. 
 (o.) eski Romada aile ve ev mabutlar. 
(bak.) penny. 
 eilim, meyil, temayl; siddetli arzu, iler durumda, nfuz edici ekilde, etkileyici bir surette. 
  (-led, -ling) kurun kalem; kk resim fras; renkli kalem; ta kalem; makyaj kalemi; (fiz.) n demeti; (edeb.) kalem;  kurunkalem ile yazmak veya izmek; renkli kurun kalem ile boyamak. pencil sharpener kalemtra. indelible pencil sabit kalem. 
 askda olmak, muallakta olmak (karar) 
 asl ey; pandantif, boyuna taklan zincirin ucundaki sallantl ss; sallantl kpenin ucundaki ss; avize; saat mahfazasnn halkas; e veya benzer olan ey. 
 asl, sarkk, sarkan, muallak; askda olan, muallaktaki, karar verilmemi; (gram.) tamamlanmam (cmle) . pendency  sarkklk, asl olma. pendently  asl halde. 
 (huk.) davas grlrken. 
 (mim.) bingi. 
 (edat) henz bir karara balanmam, askda olan, muallakta olan; asl, sarkan; (edat) esnasnda, mddetince, vuku buluncaya kadar, beklerken. 
 (eski ingilterede) hkmdar veya babu. 
 sarkan, asl, sallanan; muallakta olan. 
 rakkas, sarka, saat rakkas; srekli olarak deien ey. compensation pendulum s deimesinden etkilenmeden belirli bir uzunluu koruyan rakkas. torsion pendulum yay ile hare ket eden daire eklinde rakkas. pendulum of popularity kamuoyunun aksi ynlerde deimesi. 
 (jeol.) peneplen. 
 girmek, iine ilemek; nfuz etmek, tesir etmek, etkilemek; delip gemek; anlamak, idrak etmek. 
 iine ileyen; nfuz edici, delip geen; zeki, anlayl; etkili, tesirli; keskin. penetratingly  iine iler durumda. 
 iine ileme, nfuz etme, girme; etki, tesir; feraset,zek, anlay. 
 delici, nfuz edici; keskin. 
 penguen. 
 penisilin. 
 yarmada. peninsular  yarmadaya ait. Peninsular Campaign Gelibolu muharebesi. 
 (o.) -nises, -nes) erkeklik uzvu, tenasl aleti, kam, penis, (slang) yarak. 
  piman, tvbekar, nedamet getiren;  piman olan kimse, tvbekar kimse; (kil.) papaz tarafndan kararlatrlan cezay eken kimse. penitence  nedamet, pimanlk. penitently  pimanlkla. 
 pimanlkla ilgili, nedamete ait. 
  hapishane, cezaevi;  pimanla ait; ar sula ilgili. 
 (o.) -knives) ak. 
 (o.) -men) yazar, muharrir, hattat. 
yaz yazma sanat; el yazs, hattatlk. 
(o.) pennae) kuun eklini belirleyen tylerden herhangi biri. 
 (den.) flandra, flama, dar ve uzun bayrak; ss iin kullanlan ufak bayrak; (mz.) engel. 
 kanatl; tyl; (bot.) (bak.) pinnate. 
 parasz, meteliksiz, cebi delik. 
  keli uzun bayrak; bayrak, sancak; (den.) flandra, flama; kanat. 
 (o.), (A.B.D.) pennies, ing. pence) ingiltere'ye mahsus ufak bakr para, peni, sterlinin yzde biri; Amerika'da bir sent; az miktarda para; para. penny pincher cimri kimse. penny post eskiden in giltere iinde bir penilik pul ile giden posta. pennywise and poundfoolish ufak eylerde tutumlu olup byk eylerde msrif olan (kimse) A penny for your thoughts. Ne dnyorsunuz? Peter' pence Katolikler tarafndan Papa iin verilen para. a pretty penny (k. dili) epeyce para, klliyetli miktarda para. tenpenny nail 7,5 cm. uzunluunda iri ivi. turn an honest penny drste ve aln teri ile para kazanmak. turn up like a bad penny kalp para gibi dnp dolap sahibine dnmek. 
 satr bana bir peni cret alan yazar, kalitesiz yazar. 
 yarpuz, kabak, yaban fesleeni, filiskin, (bot.) Mentha pulegium. 
 (ks.) dwt yirmi drt buday arlnda eczac tarts (1,56 gram) 
 bir peni karllnda satn alnabilen ey. 
 sulunun cezalandrlmas ilmi; hapishane ynetimi bilimi. penologist  ceza uzmam. 
 birbirlerini tanmadan mektuplaanlardan her biri, mektup arkada. 
(Fr.) genel etki. 
 havada asl; asl yuva yapan (ku) 
  emekli ayl;  emekli maa vermek, aylk balamak. pension off emekli ayl balayp iten karmak. 
 pansiyon; yatl okul; pansiyon creti. 
  emekli ayl alan, mtekait;  uak; cretle alan kimse. 
 emekli ayl alan kimse, mtekait kimse; darlacezede yaayan kimse; yatl okul rencisi. 
 dalgn, endieli, dnceli, kara kara dnen pensively  dalgn dalgn, kara kara dnerek. pensiveness  dalgnlk, dnceli hal. 
 su deirmenine suaktan oluk; suyun yolunu deitirmeye mahsus kap 
(bak.) pen.  kapatlm. pent up bir yere kapatlm, hapsedilmi; kapank; dar vurmayan. 
 tlsm olarak kullanlan be keli yldz. 
 be says; beli kme; be kiilik grup; be senelik sre; (kim.) be deerli eleman. 
 (geom.) begen, be keli ekil. the Pentagon (A.B.D.) Milli Savunma Bakanl binas; (A.B.D.)'nin askeri liderlii. pentagonal  be keli. 
 be keli yldz. 
 be yzl ekil. 
 (iir) betefileli msra. 
 (kim.) petrolde bulunan uucu bir gaz. 
 be msral (iir), beli, muhammes. 
  (mim.) n be stunlu (bina) 
 Kitab Mukaddeste Eski Ahdin ilk be kitab. 
 (spor) pentatlon. 
 avuot, Tevrat'n verildii gn, Musevilerin Haftalar Bayram; Hlristiyanlarn paskalyadan elli gn sonraki Hamsin yortusu. Pentecos'tal  bu yortuya ait; ok duygusal ayinleri ve tutucu dini akideleri olan Hristiyan mezheplerine ait. 
 at kat, ekme kat; sundurma, n ak ve bir taraf duvara yapk meyilli at. 
 kelimenin sondan bir evvelki hecesi. 
  sondan bir evvelki;  kelimenin sondan bir evvelki hecesi. 
 (astr.) gne veya ay tutulmasnn banda veya sonunda grlen hafif glge; yar glge; yar aydnlk yar karanlk. 
 hasis, cimri, pinti, tamahkar; az, kt; fakir. penuriously  cimrilikle, tamahkrca. penuriousness  hasislik, pintilik. 
 ar fakirlik, yoksulluk, ihtiya, sknt; yeterli olmay, kifayetsizlik. 
 Latin Amerika'da amele, gndeliki; Hindistan'da piyade neferi; el ula; yerli asker; (eski) efendisine olan borcunu deyinceye kadar ona esir gibi hizmet eden kimse. 
 kulluk, klelik, borcunu demek iin esir gibi alma. 
 akayk, (bot.) Paeonia oflicinalis. garden poony ay gl, (bot.) Padus officinalis. wild peony yer akay, (bot.) Paeonia officinalis. 
  ahali halk; ulus, millet, kavim; rk; tebaa; taraftarlar; aile, bir kimsenin yaknlar; insanlar, beer; (o.) uluslar, milletler, kavimler;  insanla doldurmak. good people, little people irlanda'da cinler. people' front (bak.) popular front. 
  kuvvet, enerji; eviklik, azim, evk; " up" ile hareketlendirmek. pep pill amfetaminli hap. pep talk (k. dili) moral verici (ks.)a konuma. 
  biber, (bot.) Capsicum; karabiber, (bot.) Pipernigrum; biber fidan; krmzbiber;  zerine biber ekmek, biberlemek, biber gibi ekmek; zerine kurun ; veya ta yadrmak; (bir yaz veya konumay) ekici duruma sokmak. pepperand salt  tuz biber rengindeki, siyah ve beyaz benekli. pepper mill biberi ekmek iin kullanlan el deirmeni. pepper pot biberlik; biberli trl yemei. black pepper kara biber. cherry pepper mercan biberi, (bot.) Capsicum cerasiforme. green pepper yeil biber, dolma biberi. red pepper, cayenne pepper krmzbiber, Arnavut biberi, (bot.) Capsicum annuum. water pepper su biberi, (bot.) Polygonum hydropiper. 
 tepesi delikli biberlik; abuk fkelenen kimse. 
 ekilmemi biber, dvlmemi biber, tane biber; nemsiz kimse veya ey. peppercorn rent (huk.), (eski) yalnz itibari mahiyeti olan kira bedeli. 
 tere, ac tere otu. 
  nane, (bot.) Mentha piperita; naneekeri; naneruhu;  naneli. 
 biberli; sert, keskin; titiz, sert huylu, geimsiz. 
 (k. dili) canl, enerjik,evkli. 
 mide usaresinin hazm kolaylatran bir maddesi, pepsin
  hazm kolaylatran, hazm, sindirici, hazmla ilgili;  hazm kolaylatrc madde. 
 pepsinin tesiri ile hazmdan hasl olan bir madde. peptonize  pepsin tesiri ile hazm kolaylatrmak. 
(edat) vastasyle, eliyle; tarafndan. perannum (an'lm) senelik, her sene. per capita (kap'lt) nfus bana; eitlik zere. per contra dier taraftan. perdiem gnlk geim masraf; her gn, gnde; hakkhuzur. per se (sey) kendiliinden, haddi zatnda. 
(nek) iinden; tamamen; dar; ok.
 Beyolu. 
  (eski) belki, olabilir, ayet, kazara; muhtemelen;  phe; belirsizlik; tahmin, ihtimal. 
 urasn burasn gezmek, dolamak; etrafn gezmek; gzden geirmek, tefti etmek. perambu la'tion  gezme, dolama. perambulator  ing. ocuk arabas. 
 ince ve sk dokunmu pamuklu bez. 
 anlamak, idrak etmek, farkna varmak, sezmek, grmek. perceivably  gzle grlecek ekilde, hissedilecek derecede. 
   yzde. 
 yzde yzdelik, yzde hesabna gre oran; ksm, nispet; (k. dili) kr. 
 frekans toplamlarnn her yzde birine tekabul eden "x'' kymeti. 
 (psik.) anlay, idrak; idrak yolu ile hissedilen ey, alg. 
 anlalabilir, idrak edilebilir, alglanabilir, duyulur, farkna varlr. perceptibil'ity  duyulabilme, grlebilme; duyu, sezi. perceptibly  gzle grlecek ekilde, hissedilecek derecede. 
 idrak, alg; anlama kabiliyeti, anlay, sezi; (huk.) kira tahsili. 
 anlama kabiliyeti olan, idrak kabilinden. perceptively  idrak ederek. perceptivity  idrak kabiliyeti, anlay. 
 idrakle ilgili. 
 tnek; oturulacak herhangi bir yksek yer; be metrelik uzunluk ls; atl arabann n ve arka dingillerini birbirine balayan orta kol. 
 tatl su levrei. European perch kalinos, (zool.) Perca fluviatilis. 
 ku gibi konmak, tnemek, tneklemek. 
 belki, ayet, ihtimal ki, muhtemelen. 
 Fransa'dan gelme kuvvetli ve iri yapl bir at. 
  anlayl, idraki keskin;  anlayl kimse, idraki kuvvetli kimse. percipience  idrak, anlay, sezi. 
 szmek, filtreden geirmek; szlmek, szmak. percola'tion  szme, szlme, filtreden geirme veya geme. per'colator  szgeli kahve ibrii; szen herhangi bir ey. 
 kuvvetli ve abuk vurmak; (tb.) muayene gayesiyle parmaklarla veya bir aletle hafif hafif vurmak. 
 vurma, arpma; tfek kapsln vurma; (tb.) perksyon, parmaklan birbirine vurarak organlarn durumunu muayene usul; (mz.) piyano veya davul gibi bir algya vurarak ses karma. percussion cap tfek kapsl. percussion instrument vurularak alnan mzik aleti. percussive  vuru kabilinden. 
 helak, mahvolma, harap olma; ruhun mahvolmas, cehennem azab. 
 sakl, gizli, gzle grlmez. 
 dayankl; srekli, daimi, baki, ebedi, lmez. 
 (Fr.) baba, peder. 
 yolculuk etmek, seyahat etmek; katetmek, amak. peregrination  yolculuk, seyahat. 
  ecnebi, yabanc;  doan. peregrine falcon (bak.) falcon. 
 kati, kesin, mspet, mutlak; inat; otoriter, diktatrce, mtehakkim; mnakaa kaldrmaz. peremptory writ (huk.) celpname. peremptorily  kesin olarak, mnakaaya yer brakmayacak ekilde; diktatrlkle. 
  btn yl boyunca devam eden; mddetli; uzun sren, daimi; (bot.) iki yldan fazla yaayan;  (bot.) ok senelik bitki. perennially  uzun bir sre devam ederek, yllarca. 
(ks.) perfect. 
 tamamlamak, bitirmek, ikmal etmek; tekaml ettirmek. perfectibil'ity  kemale erme kabiliyeti. perfectible  tamamlanabilir; tekml ettirilebilir. perfective  mkemmelletirici; tamamlayc. perfectively  tamamlayc olarak; mkemmelletirici surette. 
  tam, mkemmel; kusursuz; iyice renilmi (ders); (bot.) olgun; ayn iekte hem erkeklik hem diilik uzvu olan, tam; (k. dili) pek ok, mthi; (gram.) gemi;  (gram.) gemi zamanl fiil; gemi zaman. perfect circle tam daire. perfect nonsense sama ey. perfect pitch (bak.) absolute pitch. perfectly  tamamen; mkemmel olarak. perfectness  mkemmellik, kusursuzluk. 
 kemal, mkemmellik, tekml; bitirme, ikmal, tamamlama; kusursuz kimse veya ey; kusursuzluk. 
 (fels.) gnahsz hayatn kabil olduunu kabul eden kuram; hayatn en yksek gayesinin ahlki kemale erimek olduunu kabul eden kuram. perfectionist  bu nazariyeler taraftar; her eyin mkemmel olmasn ar derecede isteyen kimse. 
 hararetli, ateli, evkli, gayretli. 
 hain, sadakatsiz. perfidiously  haince, sadakatsizce. perfidiousness  hyanet, sadakatsizlik. 
 hyanet, hainlik; vefaszlk, sadakatsizlik. 
 (bot.) sap sarmalayarak byyen. 
 delmek, bir batan br baa delmek; sra sra delikler amak (pulda olduu gibi); iine ilemek, nufuz etmek. perfora'tion  delme, delik. per'forator  delme makinas, delgi, zmba. 
 aresiz; zorunlu, mecburi, zaruri. 
 yapmak, icra etmek; yerine getirmek, icabn yapmak (grev); ifa etmek; sahnede oynamak, roln yapmak; canlandrmak; ses veya alg ile mzik yapmak; almak. 
 gsteri, temsil; elence program; i, fiil, amel; eser; (huk.) ifa, icra, yerine getirme, yapma, alma, ileme. benefit performance yardm iin yaplan gsteri veya temsil. first performance gala. put up a good performance baarmak. 
 artist, oyuncu; sahneye kan kimse, icrac; yerine getiren kimse. 
 parfm, esans; gzel koku, rayiha, tr. 
 parfmeri; parfm, koku; triyat; maazada parfmeri (ks.)m. 
 dnlmeden ve mekanik olarak yaplan: dikkatsiz, batan savma; skc, formalite icab. perfunctorily  formalite icab olarak; dikkatsizce, batan savma. perfunctoriness  formalite icab yapma; dikkatsizlik, kaytszlk. 
 serpmek; svamak, zerine srmek; zerine dkmek. 
 Bergama'nn eski ismi. 
 pergola, st gl veya sarmak ile kapl kameriye. 
 belki, muhtemelen. 
 peri . 
(nek) etrafnda, tesinde, ilerisinde.
 (bot.) iek rts. 
 perikardiyal, kalp d zarna ait. 
 (tb.) kalp d zarnn iltihaplanmas, perikard iltihab. 
 (anat.) kalp d zar, perikard, yrek perdesi, d yrek zar. 
 (bot.) meyva rts, perikard. 
 (anat.) kkrdak zar. 
 kutsal yazlarn kk bir pasaj. 
 (anat.) kafatasnn d zar. 
 perido. 
 (astr.) ay yrngesinin yer yzne en yakn olan noktas, hadid noktas.
 (astr.) bir gezegen veya kuyruklu yldz yrngesinin gnee en yakn olan noktas, hadid noktas 
  (-ed, -ing. veya -led, -ling) tehlike, tehlikeye maruz kal;  tehlikeye atmak at. one' peril mesuliyeti altnda. 
 tehlikeli, korkulu perilously  tehlikeli bir ekilde, korkulacak surette. perilousness  tehlike, korku. 
 (geom.) iki boyutlu bir cismin evresi veya evre uzunluu; (tb.) gr sahasn lme aleti. perimetric(al)  iki boyutlu bir cismin evresine veya evre uzunluuna ait. 
 (o.) -nea) tenasl uzuvlar ile makat arasndaki ksm, aparas, perine. 
 (tb.) perinevr iltihab. 
 (anat.) sinir dokusunu evreleyen zar, perinevr. 
 devir, tam bir devir, bir devrin mddeti; devre; belirli bir srenin sonu; bir gezegenin gne etrafndaki devir sresi; (jeol.) devir, a; (kon. san.) tam cmle: nokta; fizyol. det, ayba, hayz. 
 bir devre ait veya mahsus; belirli aralklarla vuku bulan; peryodik; (kon. san.) tam bir cmle ile ifade edilen. periodic table (kim.) periyotlar tablosu. periodicity  belirli aralklarla vuku bulma. 
  dergi, mecmua;  belli zamanlarda kan. periodically  belirli faslalarla, muayyen zamanlarda. 
 di kemik ve etlerinin hastalklarn inceleyen di bilimi dal. 
 (o.) -tea) (anat.) kemik di zar, periyost, simhak. 
 (tb.) kemik d zar iltihab. 
  gezginci, bir yerden bir yere yaya dolaan; (b. h.) Aristo felsefesine ait;  Aristo felsefesi taraftar kimse; gezginci adam. 
  d yzeye veya kenara ait; (anat.) periferik, evresel;  komptrde bilginin verildii veya alnd (ks.)m. 
 d snr izgisi veya dzeyi; bir cismin d yz; (geom.) bir eklin evresi. 
 (o.) -rases) (kon. san.) dolambal ve uzun szlerle ifade, dolayl anlatm. periphrastic  dolambal olarak ifade edilmi. 
 periskop. 
 lmek; mahvolmak, yok olmak, telef olmak, zail olmak. 
  mahvolabilir; kolay bozulur, dayanksz; lml, fani;  (o.) abuk veya kolay bozulabilen gda maddeleri. 
 (bot.) d besidoku, perisperm. 
 (o.) -ses) fizyol. mide ve barsaklarn sindirim esnasnda yapt samsal devinim peristalsis. 
 fizyol. solucan halkalarnn hareketine benzeyen ve iindeki maddeleri aa doru iten mide ve barsak hareketlerine ait, samsal, peristaltik. 
 (mim.) bina veya i avluyu evreleyen sra sutunlar; sutunlarla evrelenmi yer. 
 (o.) -nea) (anat.) karnzar, periton. peritoneal  peritona ait. 
 (tb.) karnzar iltihab, peritonit. 
 peruka, takma sa. 
 Cezayir menekesi, (bot.) Vinca rosea. 
 bir cins ufak deniz salyangozu, (zool.) Littorina. 
 yalan yere yemin ettirmek. perjure oneself yalan yere yemin etmek. perjured  yalan yere yemin etmekten sulu; yalan, yalan ahadete dayanan. 
 yalan yere yemin; yeminli yalan; (huk.) ahit sfatyle yalan yere yemin etme. 
  ban dik tutmak;  neeli, en; hoppa. perk up en grnmek; canl durmak, neelenmek, gnl almak; neelendirmek. 
 (k. dili) kahveyi filtreden geirmek. 
ing., (bak.) perquisite. 
 hoppa, havai, canl, kendinden emin. perkily  havai bir tavrla, hoppaca; canl olarak. perkiness  havailik, hoppalk; canllk. 
 arktik blgesinde devaml don altnda kalan toprak alt tabakas. 
 srekli, daimi, ayn halde veya vasfta kalan. permanent press t istemez. permanent wave permanant, bozulmayan. ondule permanence, -cy  sreklilik, devam, sebat, istikrar. permanently  srekli olarak, daima, her zaman iin. 
 (kim.) permanganat. 
 nfuz edilebilen, geirgen. permeabil'ity  nfuz edilme kabiliyeti, nfuziyet, geirgenlik. 
 mesamatn doldurup gemek, nfuz etmek, iinden gemek; iine geip yaylmak. permea'tion  nfuz etme, iinden geme; iine geip yaylma. per mill binde nispeti. 
 caiz, msaade edilebilir, ho grlebilir. permissibly  ho grlebilecek ekilde, msaade edilir surette. 
 izin, msaade, ruhsat; icazet. 
 izin veren, msaade eden; ihtiyari, seimli, keyfi; fazla sk olmayan, serbest brakan. 
 (-ted, -ting) izin vermek, msaade etmek, ruhsat vermek; frsat vermek, imkn vermek, brakmak; kabul etmek; raz olmak. 
 permi, izin tezkeresi, ruhsatname, icazet. residence permit ikamet tezkeresi. 
 deim, becayi, mbadele, tebeddl, dei toku; (mat.) bir seride yaplabilen sra deiiklikleri. 
 dei toku etmek, mbadele etmek, srasn deitirmek. permutable  deitirilebilir. permutably  deitirilebilecek ekilde. 
 zararl, tehlikeli; kt; ldrc, mahvedici, habis, kinci. pernicious anemia (tb.) anemi pernisyoz, sonucu genellikle kt olan ar bir eit kanszlk. perniciously  zarar verici surette, tehlikeli olarak, ldrc durumda. per niciousness  tehlike, zarar; ktlk; ldrc olu. 
 skc konuma yapmak, nutuk soylemek; konumay resmi bir ekilde sona erdirmek. perora'tion  skc hitabe; konumann zeti ve sonu. 
 (kim.) peroksit; oksijenli su. peroxide blonde salannn rengini. peroksit ile am sarn kadn. 
 (eski) etraflca dnmek, zihinde tartmak, mlhaza etmek. 
 duvarn iki yanndan grnen ta. 
  dikey, akuli, dey, amudi; (mim.) amudi tezyinat tarzna ait; dik, doru;  dikey izgi, akuli hat; akul ipi, dikey dorultusunu gsteren alet; dik duru. perpendicular'ity  dikey olu, akuliyet; amudiyet. perpendicularly  dikey olarak. 
 (fena bir ey) yapmak, icra etmek, ilemek. perpetra'tion  yapma, (su) ileme, irtikp. perpetrator  fail, (su) ileyen kimse. 
 daimi, srekli faslasz, aralksz; ebedi, baki; mebbet; (bot.) yediveren perpetual motion daimi hareket. perpetually  daima, srekli olarak. 
 ebediletirmek, daimi hale getirmek, devam ettirmek, idame etmek. perpetua'tion  idame; (huk.) tespit. 
 ebediyet, sonsuz zaman, devam, beka; karar; devam eden ey; daimi irat. in perpetuity ebediyen, her zaman iin, daimi olarak. 
 zihnini kartrmak, artmak, allak bullak etmek, hayrete drmek; kartrmak, mulak bir hale getirmek. 
 zihni karm, arm; kark. 
 artc, zihni kartrc. perplexingly  artc bir ekilde. 
 aknlk, karklk; zihni kartran ey. 
 maatan ayr gelir; muntazaman verilen bahi; bir kimsenin hakk olan imtiyaz. 
 (mim.) binann nnde veya bahede bulunan merdivenli sahanlk, kma merdiven, binek merdiveni. 
 armut arab.
(ks.) person, personal. 
  koyu grimsi mavi;  bu renk veya bu renk kuma. 
 zulmetmek, eza etmek, gadretmek; bask yapmak, tazyik etmek, sktrmak; bir fikre veya dine olan inancndan dolay eza etmek veya ldrmek. persecu'tion  zulum, zulmetme. 
 (astr.) her sene 10 austosa doru grlen kayan yldzlardan biri. 
 sebat, azim, taannt; srar. 
 (psik.) bir dnce veya harekete fazlasyle saplanp kalma. 
 sebat etmek, azimle devam etmek, srar etmek. persevering  sebat eden. perseveringly  sebatla, azimle. 
 iran'n eski ismi. 
  iran'a ait, iranl;  iranl, Acem; iran dili, Farsa, Farisi. Persian carpet iran hals. Persian cat Ankara kedisi. Persian Gulf Basra krfezi, iran krfezi. Persian lamb iyi cins astragan krk. Persian lilac mor leylk, (bot.) Syringa persica Persian morocco iran sahtiyan. 
 yaz ve konumada lubalilik nemsemeyi. 
 hurma, Trabzon hurmas, Japon inciri, (bot.) Diospyros. 
 kalmak, daim olmak; srar etmek, stelemek, zerinde durmak, inat etmek, sebat etmek. persistencei sebat, srar inat, devam etme. persistent  srar eden, inat; devaml. persistently  srarla, zerinde durarak, inatla; devaml olarak. 
 (k. dili) titiz, merakl, kl krk yaran; ar dikkat ve ihtimam isteyen. 
 ahs, kimse, adam kii, fert; ahsiyet, sfat; (huk.) kanuni haklar ve vecibeleri olan ahs veya grup; (gram.) ahs. first person (gram.) birinci ahs. in person ahsen, bizzat. 
 piyes veya romanda kii; (psik.) etrafa kar taknlan tavr. persona grata (Lat.) makbul ahsiyet, saygdeer kii. persona non grata (Lat.) istenmeyen kii. 
 ho grnen, cana yakn. 
 ahsiyet, nemli kii, muhim ahsiyet; sahnede canlandrlan ahsiyet. 
  ahsa ait, ahsi, zati, zel, hususi, zata mahsus; (huk.) ahsi eyaya ait, menkul eya ile ilgili; (gram.) u ahstan birine ait;  gazetede belirli bir sahs hakknda km olan yaz; (huk.) ahsi eya. personal appearance bir filim artistinin sinema veya tiyatroya ahsen gelmesi; kyafet, sima, d grn. personal effacts zel eya. personal identity (fels.) ahsiyetin istikrar. personal pronoun (gram.) ahs zamiri. personal property ahsi menkul eya .personal remarks bakas hakknda kt ahsi szler. 
 kiilik, ahsiyet, ferdiyet; ahs, zat; (gen.) (o.) hakaret niteliinde sz. 
 ahsna mal etmek; ahslandrmak, kiilik kazandrmak. 
 ahsen, bizzat; kendine gelince. 
 (huk.) ahsi mal; menkul mal. 
 (bot.) maskeli, personat. 
 (tiyatro) bir karakteri canlandrmak; (huk.) aldatmak amacyle kendini baka bir ahsiyet olarak gstermek; bir dierinin hviyetini benimsemek. persona'tion  baka bir kimsenin hviyetini benimseme. 
 canlandrmak, ahslandrmak, ahsiyet vermek; tecessm ettirmek, cisimlendirmek. personifica'tion  ahslandrma, canlandrma; cisimlendirme. 
 personel, bir messesenin btn memurlar, mstahdemler. 
  perspektif; gr as;  perspektife gre resimlendirilmi. perspective view mesafelere oranla grn, perspektif manzara. 
 keskin zekl, anlayl. perspicaciously  keskin zeka ile, anlayla. 
 keskin zek, anlay; nufuz edebilme yetenei. 
 ak, vazh. perspicu'ity  aklk, vuzuh. 
 ter; terleme. 
 terlemek, ter dkmek. 
 ikna etmek, inandrmak; gnln yapmak, raz etmek; kandrmak. persuadable  kandrlabilir, ikna edilebilir. 
 inandrc veya ikna edici kimse; (A.B.D.), (argo) tabanca. 
 ikna edilmesi mmkn; kandrlr. 
 inandrma, ikna etme; kandrma veya ikna etme kabiliyeti; kanaat, inan, itikat; mezhep, din, akide 
  kandrc, ikna edici. persuasively  ikna edici ekilde. persuasiveness  ikna edebilme gc. 
 arsz, mark, kstah, ylk. pertly  arszca, kstaha. pertness  arszlk, kstahlk. 
 "to" ile mahsus olmak, ait olmak; ilgili olmak, alkal olmak, raci olmak; uygun olmak, mnasip olmak. 
 sebatkar, azimli, inat, srar eden. pertinaciously  srarla, azimle, inatla. 
 azim, sebat, inatlk. 
 alkal, ilgili; uygun, muvafk. pertinencecy  ilgi, mnasebet; uygun olma. pertinently  alakal olarak, ilgili olarak; uygun olarak. 
 zihnini kartrmak, altst etmek, rahatsz etmek. perturbable  rahatsz edilebilir, altst edilebilir. 
 rahatslzlk, huzursuzluk, strap; karklk; heyecan; (astr.) . bir gkcisminin hareketinde baka bir gk cisminin etkisi ile meydana gelen dzensizlik. 
 (tb.) bomaca. 
 Peru. 
 zellikle 17. ve 18. yzyllarda erkeklerin giydikleri peruka, takma sa. 
 dikkatle okuma, mtalaa. 
 dikkatle okumak, mtalaa etmek, incelemek. 
  Perulu, Peruya zg
 istil etmek, kaplamak, yaylmak. 
 yaylm kaplayan, mullu. pervasively  yaylarak, kaplayarak, mull olarak. 
 ters; aksi; yoldan km, ahlksz, sapk, huysuz, kot huylu. perversely  aksilikle; ahlkszca. perverseness, perversity  sapklk, ahlkszlk; yoldan kma; aksilik. 
 sapklk, cinsel sapklk; ifsat etme, ayartma; dallet; ters anlam verme. 
  saptrmak, ifsat etmek, ayartmak, dallete srklemek; alaltmak; ters anlam vermek, yanl izah etmek;  cinsi sapk kimse .perversive  yanltc. 
 sapk; sapkn, doru yoldan km, kt. 
 gei imkn veren, nfuz edilebilir. perviousness  gei imkn verme, nfuz edilebilme. 
 Fsh . 
 spanya'da para birimi, peseta; bir ispanyol paras. 
 (A.B.D.), (k. dili) sknt veren, sinir bozucu. 
 spanyolca konuan baz memleketlerin para birimi, pesa. 
 t/b rahim azna konan lastik halka 
 bedbinlik, ktmserlik, karamsarlk; (fels.) dnyann esasnda fena olduunu kabul eden kuram. 
 bedbin kimse, ktmser kimse, her eyin karanlk tarafn gren kimse. 
 bedbin, ktmser, karamsar. pessimistically  bedbince, karamsarlkla. 
 ba bels; skc ey veya kimse; zararl ey veya kimse; veba, taun. pesthouse  bulac hastalklara ve zellikle vebaya mahsus eskiden kullanlan hastane. pesticide  bcek zehiri. 
 skmak, sinirlendirmek, sknt vermek, ba artmak, usandrmak, taciz etmek. 
 pis ve mikroplu yer, hastalk bulatran yer. 
 (k. dili) ba belas, bakalarna sknt veren; bulac, hastalk nakleden; ahlkszlk yayan, toplumu ifsat eden. pestiferously  ahlakszlk yayarak; ba bels olarak. 
 salgn ve ok tehlikeli hastalk; veba, taun; zararl veya tehlikeli ey. 
 bulac hastalk getiren; tehlikeli, ldrc; ahlka zararl; (k. dili) skc. pestilen'tial  veba getiren, veba nev'in (den.); ahlk bozucu; skc. 
  havaneli, havan tokma;  tokmak veya havaneliyle dvmek. 
   (-ted, -ting) evde beslenen ve ok sevilen hayvan; sevilen kimse veya ey;  evcil; gzde, en ok sevilen;  sevmek, okamak. pet aversion, pet hate en ok nefret edilen ey veya kimse. teacher' pet retmenin gzdesi. 
 fke, kzgnlk, sinirlenme. in a pet kzgn. 
 bo.t ta yapra, iek yapra, petal. petaled  ta yapraklar olan. petaloid  ta yaprana benzer. 
 (ask.) eskiden kap veya duvar ykmak iin kullanlan barut kutusu; bir eit fiek. hoist with veya by one' own petard kazd kuyuya kendi dm. 
 .ufak valf. 
 (k. dili), out ile tavsamak, hz azalmak; tkenmek. 
 (bot.) yaprak sap, petiol. petiolar  (bot.) yaprak sapna ait. petiolate  sapl, sap olan. 
 kk, ufak. petit jury bir davada son karar veren on iki kiilik juri heyeti. petit mal (tb.) sara hastalnn hafif ekli. petit point etamin veya kanavie zerine yaplan kanavie ii. 
 ufak, ince, narin . 
  rica, istirham; temenni, dilek, niyaz, dua; arzuhal, istida dileke;  rica etmek, istirham etmek; talepte bulunmak; dilemek, niyaz etmek; dileke vermek. petition in bankruptcy borlu veya alacakl tarafndan yaplan iflas talebi. 
(Lat.), (man.) tartma konusu olan bir meselenin hi bir delile dayanmadan doru olduunu iddia etme. 
 (zool.) yelkovankuuna benzer herhangi bir deniz kuu. 
 ta kesilme, talama; ta kesilmi ey, fosil. petrifactive  ta haline getiren. 
 ta haline getirmek; ar derecede hayrete drmek, akln bandan almak, sersemletirmek; talamak. 
 petrokimya. 
 tarihncesinde yaplm ta resim.
 kayaya oyulmu resim veya yaz. 
 kayalar snflandrma. 
 (ng.) benzin; (eski) petrol. 
 (ecza.) saf vazelin. 
 petrol. crude petroleum ham petrol. 
 kaya ilmi. 
 kayaya benzer; kaya gibi, ta gibi. 
 i eteklii, jupon; eteklie benzer ey; (aka) kadn; (elek.) fincan, cam izolatr. petticoat government kadn hkimiyeti. 
 (-ged,-ging) teferruata boulmak; hukuki ilerde hile yapmak; ufak tefek hukuki ilere bakmak. 
 aa snf avukat; madrabaz dava vekili; i simsar; ar derecede teferruatla uraan kimse. 
 alngan, hrn, huysuz. pettishly  alnganlkla, huysuzlukla. pettishness  alnganlk, huysuzluk, hrnlk. 
 (o.) domuz paas; ocuun ayak parmaklar. 
 gs, bar. in petto kendine; sakl. 
 nemsiz, ehemmiyetsiz, adi, olaan, ufak tefek; ikinci derecedeki; pireyi deve yapan. petty cash kk kasa; ufak kasa defteri. petty jury (bak.) petit jury. petty larceny ok deerli olmayan bir ey alma. petty officer (den.) assubay, erba. pettily  nemsiz olarak; habbeyi kubbe yaparak. pettiness  kk eylerle urama; aalk. 
 huysuz, ters, titiz, alngan, sinirli. petulance, -cy  terslik, huysuzluk. petulantly  huysuzca, titizlikle, alnganlkla. 
 petunya, boruiei. 
 inlilerin porselen yapmakta kullandklar feldispat. 
(nlem) Of! Pf! 
 kiliselerde oturacak sra. 
 (zool.) bir eit sinekyutan.
 kzkuu, (zool.) Vanellus cristatus; kara bal mart; sinekyutan.
 kurun ve kalay alam; bu alamdan yaplan kap. 
 (sp.), (bot.) iinde narkotik madde bulunan bir cins kakts. 
(ks.) pfennig.
(ks.), (ask.) Private, first class. 
 fenik, Alman marknn yzde biri.
(kim.) pH 
 fayton, payton, st ak atl binek arabas. , 
(sonek)
(nek) yiyici, yiyen, obur.
 (tb.) yutarhcre, fagosit. phagocyto'sis  fagositlerin mikroplar yok etmesi. 
 (zool.) kuskusgillerden Avustralya'ya mahsus bir eit ufak keseli hayvan. 
(o.), (bak.) phalanx. 
 (o.) -es, phalanges) eski Yunanistan'da sk saflarla yryen mzrakl ve kalkanl asker alay; elbirlii ve azimle alan rgt; (anat.) parmak kemii. 
 deniz ulluuna benzer bir ku, (zool.) Phalaropus lobatus. 
erkeklik uzvuna ait. 
 penisle sembolize edilen doann verimliliine tapnma. 
 baz dinlerde erkek tenasl uzvunun timsali; (biyol.) erkeklik uzvu, kam, penis; bzr; embriyonda cinsiyet yaps. 
(sonek) benzer, grnnde. 
(nek) grnen.
 (bot.) iekli bitkilerden her biri, fanerogam. phanerog'amous  fanerogama ait. 
 fantezi, hayal; kuruntu; hayalet, tayf. 
 ryada olduu gibi bir seri tutarsz hayal; bir projektrle duvara yanstlan ve ani olarak byyp klen ekiller; hayalet. . 
(bak.) fantasy.
  asl olmayan bir eyin gornmesi, hayal, aldan; grms, hayalet, tayf; grn, ekil;  hayalet gibi. 
 firavun. 
 firavunlara ait veya benzer. 
 Ferisilere ait; ikiyzl, mrai. Pharisaic Judaism. Musevi dini. pharisaically  ikiyzllkle, mrailikle. Pharisaism  Ferisilere mahsus tavr ve davran; (k. h.) ikiyzllk, m- railik. 
 eski Musevilerde dini bir tarikata mensup kimse, Ferisi; (k. dili) kendini beenmi mrai kimse, ikiyzl kimse. 
(ks.) pharmaceutics, pharmacy. 
 eczacla ait; il kullanmna ait. phar- maceutic chemistry farmasotik kimya. pharmaceutically  eczaclk usullerine gre. pharmaceutics  eczaclk. 
 eczac. 
 farmakoloji, eczaclk ilmi. pharmacologist  farmakolog, eczaclk uzman. 
 illarn bileimini ve hazrlanma usullerini anlatan kitap; bir eczanede bulunan illarn toplam. 
 eczaclk; eczane. 
 fener, fener kulesi; b.h. skenderiye'ye yakn Faros adasnda eski zamanlarda bulunan fener kulesi. 
 (anat.) grtlaa ait. 
 (tb.) farenjit, grtlak iltihab. 
 grtlak muayenesine mahsus alet. 
 (tb.) grtla yarma ameliyat. 
 (anat.) farinks, yutak. 
  safha, grn; (astr.) ay veya dier bir gezegenin deiik grnmlerinden her biri, faz; (fiz.), (zool.), (kim.) faz, safha;  (A.B.D.) herhangi bir eyi safhalar ile hazrlamak veya sunmak. phase down yava yava azaltmak. phase in yava yava kullanmaya balamak. phase out safha safha bitirmek. phase meter iki ayr elektrik akm arasndaki faz farkn olmeye mahsus alet. 
(ks.) Doctor of Philosophy doktorluk payesi.
 sln, (zool.) Phasianus colchicus. peacock pheasant yaban tavusu, (zool.) Polyplectron napoleonis. 
(bak.) phoenix 
 (kim.) uykusuzluk ve asabiyet hallerinde kullanlan bir uyku ilc. 
 (kim.) fenol. 
 (biyol.) kularn gmesi ve aalarn tomurcuklanmas gibi olaylar zerindeki iklimsel etkilerden bahseden bilim dal. 
 doal olaylarla ilgili veya bu olaylar kabilinden; olaanst, harikulade, hayret verici. phenomenalism  (fels.) olayclk phenomenally  harikulade bir ekilde. 
 doal olaylar inceleme ilmi. 
 (o.)- na) grng ve olay, fenomen; olaanst ey, harika. 
(nlem) Of ! (sabrszlk veya tiksinme belirtir) 
(bak.) vial. 
 kur yapmak, flrt etmek, kadn peinde komak. philanderer  kur yapan adam, kadn peinden koan adam. 
 hemcinsine kar efkat gsteren, iyiliksever; insan sevgisine ait. philanthropically  hayrseverlikle, hayr ileri iin. 
 hemcinsine efkat gsteren kimse, hayr sahibi; insanlar seven kimse. 
 insanseverlik, hayrseverlik. 
 pul koleksiyonculuu, posta pullarn toplama merak. philatelist  pul merakls. 
(sonek) seven, merakls, destekleyen: bibliophile kitap seven kimse. 
 filarmonik, mzik seven. philharmonic orchestra filarmoni orkestras. 
 bir kimseyi tenkit niteliinde olan sert nutuk. 
Filipin Adalar. 
 Filibe'nin eski ismi. 
  Filistinli; estetik anlay ve zevkten yoksun kimse;  Filistinlilere ait; kltrsz, incelii olmayan. 
(mak.) ba "x" ek linde oluklu vida. Phillips screwdriver yldz tornavida. 
 filoloji ile ilgili. 
 filoloji; dilbilim; klasik ilim. philologist  dil bilgini, filoloji uzman, dilci. 
 (siir) blbl. 
 (mit.) dmandan kurtulsun diye blbl ekline sokulmu bir prenses. 
 ii ift kan yemi zerine oynanan bir eit ldes oyunu; lades oyununu kazanana verilen hediye. 
 ocuk sevgisi. 
 filozof; hayatn felsefe ve mantk zerine dzenleyen kimse; glkler karsnda filozof gibi kendine hkim olabilen kimse. philosopher' stone. simyada iksir, baka madenleri altna evir dii farzolunan tlsml ta. 
 felsefeye ait; felsefi, filozofa; akllca, sakin, dnceli. philosophically  filozofa, dnerek. take (it) philosophically umursamamak. 
 filozofa konumak veya dnmek; felsefeyle megul olmak. 
 felsefe; pratik zek; ar ballk. moral philosophy ahlk ilmi. natural philosophy (eski) biyoloji, tabiat bilgisi. 
  ak iksiri, karsndakinde ak uyandrmak gayesiyle iirilen tlsml iki;  ak iksiri iirmek. 
 (tb.) filebit, flebit. 
 (tb.) damardan kan alma. phlebotomist  kan alma mutehasss. phlebotomize  kan almak. 
 balgam; soukkanllk; kaytszlk, kaygszlk. 
 soukkanl, ar tabiatl, sakin, kendine hkim. phlegmatically  soukkanllkla. 
 (bot.) damar dokularnn kalburlu borular (ks.)m. 
 simyaclarn yanma olaynn esas olarak kabul ettikleri uucu madde. phlogistic  bu madde ile ilgili. 
 Kuzey Amerika'da bahelerde yetien bir iek. (bot.) Phlox. 
(sonek) ar derecede korku veya nefret. 
 fobi, fobya, korku, belli bir ey veya duruma kar duyulan ar korku. 
 bir eit sinekyutan, (zool.) Sayornis phoebe. 
 (mit.) gne tanrs Apollo; ( iir )gne. 
 (tar.) Fenike. Phoenician   Fenikeli, Fenike'ye ait;  Fenike dili; Fenikeli kimse. 
 anka, lmszlk sembol olarak kabul edilen ve Arabistan llerinde yaad farzedilen ok gzel bir ku. 
(ks.) phonetics 
 seslendirmek. phona'tion  seslenim. 
 (dilb.) ses. 
  (k. dili) telefon;  telefon etmek. 
 fonem. 
 fonem bilimi; fonem sistemi. 
 fonetik, sesik. phonetic alphabet fonetik alfabe. phonetic spelling fonetik iml. phonetically  fonetik olarak. phonetics  sesbilim, fonetik. 
 sese ait, sesli. phonics  okuma retirken kullanlan fonetik kurallar; akustik ilmi. 
 fonogram, bir hece veya sesi gsteren iaret. 
 pikap, fonograf. phonograph'ic  fonografa ait veya fonograf ile yaplan. phonograph'ically  fonografik olarak. 
 steno: pikap yapm. 
 fonoloji. 
 ses dalgalarn gzle grlen ekiller halinde kaydeden alet. 
  (A.B.D.), (argo) sahte, dzme, kalp;  sahte ey; kendine sahte sfat veren kimse. 
 (kim.) fosforik asit tuzu, fosfat; fosfatl suni gbre; asit fosforikle yaplan urup. 
 fizyol. kapal gze tazyik sonucunda meydana gelen kl hayal. 
 (kim.) hidrojen ile fosfor kanmndan meydana gelen sarmsak kokulu ve ok zehirli bir bileim. 
 fosforlu madde. 
 karanlkta fosfor gibi ldamak. phosphorescence  s vermeden fosfor gibi karanlkta ldama. phosphorescent  fosfor gibi ldayan. 
 (kim.) fosforlu. 
 fosfor. 
(ks.) photograph, photography.
 (k. dili) fotoraf. photo finish fotofini, 
 yalnz kta yaayan. 
 fotosel. 
n kimyasal etkilerine ait. 
 fotokimya. 
 (matb.) filim ile dizme aleti. 
 (matb.) k dalgalarnn tesiri ile fazla elektrik akm geirme zellii. 
 k ile kopya, fotokopi. photocopier  fotokopi makinas. 
 nlarn bitkilerin hareketi ile olan ilgisini tetkik eden ilim dal. 
 nlar ile elektriin ortak etkilerine veya birinin dierini hasl etme gcne ait, fotoelektrik. photoelectric cell fotosel. 
 fotoraflk ilemi ile yaplan klie; bu klieden karlan resim. 
 fotoraf vastasyle klie karma ii; byle bir klieden yaplan resim. 
 fazla k veren lamba. 
(ks.) photograph, photographic, photography.
 (biyol.) k husule getiren veya saan; fotojenik, fotorafta gzel kan. photogenically  fotojenik olarak. 
  fotoraf;  fotoraf ekmek. color photograph renkli fotoraf. instantaneous photograph. enstantane. photograph'ic  fotorafla ilgili. photograph'ically  fotorafla; fotorafta olduu gibi. 
 fotoraf. 
 fotoraflk. 
 fotogravr, fotorafla klie yapma ii; fotogravrle karlan klie. 
 gnein fotoraflarn ekmeye mahsus teleskop. 
 gazetede ok fotoraf kullanma. 
 kler, fotometre. photometry  nlarn kuvvetini lme; bununla uraan optik dal. 
 klerle ilgili. 
 mikroskop ile bytlm eylerin fotoraf. 
 (fiz.) foton, k enerji birimi. 
 (foto.) ofset. 
 ktan korkma, Ik fobisi. 
 filme alnan sahne oyunu. 
 a hassas olan alc sinir. 
 a hassas. 
 fotosfer, kkre. 
 fotostat, negatife lzum kalmadan dorudan doruya fotoraf eken makina; byle ekilen fotoraf. photostat'ic  fotostatik.
 (biyokim.) karbon zmlemesi, fotosentez. 
 (biyol.) organizmann a kar hareketi. 
 telle resim gnderme usul. 
 gkcisimlerinin fotorafn ekebilen teleskop. 
 (tb.) n ledavisi. 
 ald na gre elektrik akm ileten transistor. 
 k tesiriyle yn deitiren. 
 (biyol.) kgm. 
 fotoraftan yaplan klie; byle klieden baslan resim. 
 klie kullanarak tipo dizgisine uygun yaplan herhangi bir bask ilemi. 
  ibare; deyim, tabir; (mz.) cmle; seri halinde dans figr;  uygun cmle veya kelimelerle ifade etmek; (mz.) bir paray cmlelemek. phrase book hazr cmle kitab. phrasemongeri. ssl cmleler kullanan kimse. prepositional phrase edat ile balayan ibare. 
 ifade tarzna ait. 
 cmle tertibi usul, ifade tarz, ive; terim veya deyim. 
 deyim kurma tarz; (mz.) cmleleyi. 
 (sosyol.) airet, boy, uruk. 
 yeralt suyu ile ilgili. 
(bak.) frenetic. 
 zihne ait; (anat.) diyaframa ait, frenik. phrenic muscle (anat.) diyafram kas. 
 (tb.) beyin hummas; menenjit; diyafram iltihab. 
 frenoloji. 
tar. Frikya, Ktahya ve Afyonkarahisar yresinin eski ismi. Phrygian   Frikya'ya ait;  Frikyal; Frikya dili. 
  (tb.) verem; devaml zayflama; nefes darl, astm;  veremli; astml. 
 (tb.) verem. 
 botaniin deniz yosunlarn inceleyen dal. 
 Musevilikte Kitab Mukaddes'ten ksa bir para tayan deri kutu; muska, hamail, tlsm. 
 (biyol.) filuma ait; rka zg. 
 (bot.) yaprak veya yapraks ey. 
 (zool.) yaprak ayakl. 
 (bot.) yaprak dizilii. 
 flokseride familyasndan zm ktklerini tahrip eden pek kk bir bcek, bir eit fidan biti. 
 (biyol.) bitki veya hayvan tipinin geliim tarihi. 
 (o.)- la) (biyol.) kol, filum. 
(ks.) physical, physician, physics. 
 fiziki . 
  (-ked,- king) tp ilmi, hekimlik; dahilden verilen il; mushil:  dahili ila vermek; mshil iirmek; amel vermek. 
 maddi, maddeye ait; cismani, bedensel; fiziksel, fiziki, tabiat ilmine ait .physical education bedeneitimi. physical examination shhi muayene. physical geography fiziki corafya. physical sciences tabii ilimler. a physical impossibility fiziksel imknszlk. physical therapy fizik tedavisi. physically  bedenen, vcuta. 
 doktor, hekim. 
 fizik. 
 fizyonomi; d grn. physiognom'ical  simaya veya grne ait. 
 doaytanmlama; fiziki corafya. 
 fizyolojik, diriksel. physiologically  fizyoloji kaidelerine gre, fizyolojik bakmdan. 
 fizyoloji. physiologist  fizyolog. 
 fizik tedavisi. 
 bnye, vcut, beden yaps. 
 bitkilerin balang ve geliimi ile uraan ilim. 
 bitkileri tanmlama ve snflandrma. 
 (eski) botanik, bitkibilimi. 
 bitki patolojisi. 
 Yunan alfabesinin on altnc harfi; (mat.) pi.
  birbirine karm matbaa harfi;  harfleri birbirine kartrmak. 
(anat.) beyin zarlarndan biri. 
 kefaret eden; kefarete muhta, gnahkr; sulu 
  (mz.) ok hafif (sesle), (ks.) pp. 
 piyanist. 
  (mz.) hafif (sesle), (ks.) p. 
 piyano. piano stool vida ile alalp ykseltilebilen piyano taburesi. grand piano kuyruklu piyano. upright piano dz piyano, dik piyano. 
 piyano. 
 kuru; baz memleketlerde esas para biriminin yzde biri. 
 bilhassa italyan ehirlerinde meydan, piyasa yeri; st kapal direkler alt; (A.B.D.) ev balkonu, veranda. 
 on iki puntoluk matbaa harfi. 
 (tb.) tebeir ve amur gibi yenmez eylere kar duyulan anormal itah. 
 (sp.) boa grelerinde boay karg ile kkrtan atl. 
 (edeb.) klhanbeyler veya sabkallar arasnda geen. 
 korsan. 
  (A.B.D.) nemsiz kimse veya ,ey;  nemsiz, kk, deersiz, hakir. not worth a picayune be para etmez, hi bir deeri olmayan. 
 nemsiz, deersiz. 
 baharatl kark turu. 
 (mz.) pikolo, tiz sesli kk flt. 
 kazma; krdan; mzrap; seme hakk veya frsat; elle toplanan meyva miktar; ucu sivri bir ey ile, drtme. 
 semek; delmek, delik amak; kazmak; yolmak, koparp toplamak; kartmak; azar azar yemek; armak, almak; anahtarsz amak (kilit); gagalamak; (mz.) telli alglar parmaklarla almak. pick a fight kavga etmek. pick and choose istedigi gibi semek. pick at ile oynamak; itahszca yemek; (A.B.D.), (k. dili) dr dr etmek. pick off koparmak; birer birer vurup drmek (tabanca ile) pick on semek; (k. dili) durmadan kusur bulup azarlamak, dr dr etmek. pick one' way engelleri yenerek kendine yol amak. pick out semek, ayrmak; (mz.) ar ar nota karmaya alsmak. pick over ayklamak. pick to pieces ekitirmek; rtmek (sav) pick up kaldrmak, toplamak; devirmek; rasgele bulmak; pratik olarak renmek, kulaktan renmek (dil); almak; toplanmak; (k. dili) iyilemek; ilerlemek, gelimek; hzlanmak. a bone to pick paylalacak koz. 
 omuzda, srtta. 
 asa. zenci ocuk . 
 kazma. 
 elde kalan, elenmi. 
 toplayc ey veya kimse; pamuk atma makinas; herhangi bir delii temizlemeye mahsus alet. 
 Kuzey Amerika'ya mahsus bir tr turnabal, (zool.) Esox lucius. 
  kazk; (ask.) ileri karakol, posta; inzibat postas; grev gzcs;  kazklarla etrafn evirmek, kazk dikerek it yapmak; hayvan iple kaza balamak; nbeti veya karakol koymak; karakol vazifesini yapmak; grev gzcl yapmak. pick et fence kazklardan yaplm it. picket line grev gzclerinin meydana getirdii hat. picket rope hayvan kaza balayacak ip. 
 toplama; toplanlan ey; (o.) toplanlacak artklar; arma; arlan ey. slim pickings (k. dili) ktlk, darlk, imknszlk. 
  salatalk turusu; salamura; (k. dili) skntl veya g durum, varta: madeni eyay temizlemeye mahsus asitli karm; ing., (k. dili) afacan ocuk;  turusunu kurmak, salamura yapmak; asitle temizlemek. pickled  turusu kurulmu; rengi aartlm (tahta); (argo) sarho, (slang) turu. 
 anahtarsz kilit aan kimse; hrsz; maymuncuk, tavan anahtar. 
 (k.dili) canlandrc iki.
 yankesici. 
 hz alma, hzlanma; pikap kolu; radyoda mikrofon tertibat; alc veya kaydedici cihaz; (oto.) pikap; (k.dili) gelime, ilerleme; oyunda top yere dokunduktan sonra tutma veya vurma; (k.dili) canlandrc ey; (argo), (slang) avlanacak keklik, kaldrma. 
  piknik; kolay veya hoa giden i;  piknie gitmek, piknik yapmak. 
 piko. 
 ebrulu karanfil, (bot.) Dian thus caryophyllus picric. 
(kim.) pikrik asit. 
 harf yerine resim kullanlan yaz, resimyaz. 
  resimlere ait; resimli; resim gibi, resim eklinde ifade edilmi; grafik halinde;  resimli dergi. pictorially  resimlerle; resim gibi. 
  resim, tasvir, suret, timsal; tanmlama, tarif; filim; gornt;  tanmlamak, tarif veya tasvir etmek, resmetmek; canlandrmak, tasavvur etmek, hayal etmek. picture book resim kitab, resimli kitap. picture frame resim erevesi. picture gallery resim galerisi. picture postcard kartpostal. picture tube kineskop. picture window manzara seyredebilmek iin byk pencere. come into the picture ortaya kmak. draw a picture resim iz mek; gz nne sermek. moving pictures sinema. the pictures (ng.) sinema. the picture of health shhat numunesi. 
 pitoresk, resim konusu olmaya elverili, renkli, etkili; gzel; canl, kuvvetli (ifade) picturesquely  pitoresk bir ekilde. picturesqueness pitoresk olu; gzellik, canllk. 
 hafife almak, etkisiz bir ekilde yapmak; su dkmek, iemek. piddle around bouna urasmak. piddling  nemsiz, ehemmiyetsiz, kk, baya. 
 milletleraras yardmc dili olarak kullanlan kark dil. Pidgin English Uzak Dou'da kullanlan ingilizceden bozma kark dil. 
 (ah.) tart; (argo) kolay ey; (argo) rvet. as easy as pie ok kolay. pie plant (A.B.D.), (leh.) ravent. 
 saksaan. 
 para, (ks.)m, blm; dama ta; (satran) piyadeden yksek ta; tfek, top; (mz.) para; piyes; resim; numune, rnek; madeni para. piece goods (tic.) metreyle satlan kuma. piece of eight spanyol dolar, sekiz riyal'(den.) ibaret dolar. give one a piece of one' mind paylamak, azarlamak. break to pieces para para etmek; paralanmak. by the piece para bana. go to pieces paralanmak; (k. dili) (kendini) datmak. of a piece with ayn, tp(ks.), benzer. speak one' piece kendi fikrini belirtmek. 
 para eklemek, para vurmak, yamamak, paralarn bir araya getirerek tamir etmek; birlemek. piece on eklemek, ilve etmek piece. out para ilve ederek tamamlamak. piece together paralar bir araya getirmek. 
  para para, yava yava;  paralardan yaplm. 
 para ba i. 
 benekli, alaca. Pied Piper Fareli Kyn Kavalcs. pied wagtail ak kuyruksallayan, (zool.) Motacilla alba. 
 (cor.) da eteindeki. 
 iskele, rhtm; kemer veya kpr payandas; iki pencere veya kap arasnda bulunan duvar. 
 delmek, iine ilemek, delip gemek, delik amak; nfuz etmek; srrn anlamak, iyzne vkf olmak; etkilemek, tesir etmek; baklamak. 
 Mzlerin oturduu farzedilen Pieria lkesine ait; iir veya edebiyatla ilgili. 
 dindarlk, kuvvetli inan; softalk, ar dindarlk. pietist  ar dindar kimse, softa. piestis'(tic.)(al)  dindarca, sofuca. 
 Allaha kar hrmet; kendini Allaha adama; dindarlk; takva; ana babaya hurmet; dindarca davran. 
(nek) basn.
 pizoelektrik. 
 basler. 
  (k. dili) samalamak, bo laf etmek;  sama sz, herze . 
  (-ged,- ging) domuz; domuz yavrusu; domuz eti; domuz gibi adam; (mad.) pik, pik demiri; (A.B.D.), (argo) polis memuru; (A.B.D.),( argo) dk kadn;  yavrulamak (domuz) pig iron pik demiri. pig it domuz gibi yaamak. pig Latin uydurma bir dil (birinci ses kelimenin sonuna getirilir ve ay ilve edilir: igpay atinlay) buy a pig in a poke mal grmeden satn almak; krkrne alveri etmek. guinea pig (bak.) guinea roast pig domuz kzartmas. 
 gvercin, (zool.) Columbidae; kumru; (argo) kolay aldanan kimse. carrier pigeon, homing pigeon posta gvercini. clay pigeon kurun hedefi olarak makina ile frlatlan tabak. 
 gs tahtas dar ve kntl olan. 
 korkak, dlek. 
  gvercin yuvas: yaz masasnda kt gz;  yaz masasnn kt gzne yerletirmek; tasnif etmek, sralamak; bir yana atmak, hasralt etmek. 
 korkak. 
 ayak parmaklar veya ayaklar ie dnk. 
 domuz ahr, domuz al . 
 amak, tahta marapa. 
 domuz gibi; obur; pis; bencil. piggishly  domuzcasna, domuz gibi. piggishness  domuz gibi olu; domuzluk etme. 
 kuk domuz; obur kimse; haris kimse. piggy bank domuz eklinde kumbara. 
 srtta. 
 (A.B.D.) ak yk vagonuyle ykl kamyon nakletme. 
 inat, ters. 
 renk maddesi, boya maddesi; toz boya; (biyol.) hayvan veya bitki dokularna renk veren madde, pigman. pig mentary  renk maddesine ait; pigmanl. pigmenta'tion  boyadan meydana gelen renklilik; (biyol.) hcrelerin renkli madde hsl etmesi. Pigmy 
(bak.) pygmy. 
(bak.) Pygmy. 
 Amerika'ya mahsus bir eit ufak ceviz; bir eit yer fst. 
 domuz al. 
 domuz derisi; (A.B.D.), (k. dili) Amerikan futbol topu. 
 .domuz al; domuz alna benzer pis ev . 
 ban arkasndan sarkan sa rgs. 
 kazaya, (bot.) Cheno podium. 
 slkl tavan, (zool.) Ochotonus. 
 turnabal, (zool.) Esox lucius. 
  karg, mzrak; kazma; sivri u; ana yol, asfalt; paral ana yol;  karg ile delmek veya ldrmek. 
 kargl asker. 
 (A.B.D.), ( argo) ihtiyatla oynayan kumarbaz; herhangi bir ite ucuza kaan kimse. 
 tahta karg sap; ucu demirli baston. plain as a pikestaff apak, meydanda, aikr. 
 pilav. 
 sal, salara ait. 
 (mim.) gmme ayak, plastro; duvara yapk stun. pilastered  byle stunlar olan. 
 sardalya. 
  temel veya iskele yapmnda kullanlan byk kazk;  kazk kakmak; kazklara dayamak. pile driver kazk varyosu, ahmerdan. 
 ty; ku ty; (hav.) 
  yn, kme; (k. dili) byk mebla; ok byk bina; l yakmaya mahsus odun yn; (fiz.) atom reaktr: (argo) servet, dnyalk;  ymak, kmelemek. pile in dolu,smak pile off, pile out inmek, hep birlikte inmek. pile on mek; tepeleme doldurmak. pile up ymak, biriktirmek; ylmak, birikmek; (k. dili) kazada arpp ezmek. 
 (bot.), (zool.) tepeli. 
 (o.), (tb.) basur memesi, hemoroid 
 (o.) -lea) (biyol.) ku bann st ksm. 
 (o.)-lei) (bot.) mantarn emsiye eklindeki ba. 
 basurotu, (bot.) Ranun culus ficaria .great pilewort sracaotu, (bot.) Scrophularia. 
 almak, armak, (slang) yrtmek. pilferage  alma; alnan eyler. 
 hac, kutsal bir yeri ziyaret eden kimse; yolcu, seyyah; b.h., (o.) 1620 ylnda "Mayflower" gemisi ile Amerika'ya g eden ingilizler. pilgrimage  hac; kutsal bir yeri ziyaret; uzun ve etin bir yolculuk . 
 tyl, havl. 
 temel kazklar; kazk akma. 
  hap; hazm ve tahamml g bir ey;( argo) ekilmez kimse. the pill doum kontrol hap. a bitter pill yenilir yutulur olmayan bir ey, kabul g i. 
  yama, apulculuk, talan; apul mal, ganimet;  talan etmek, yama etmek, soymak, ganimet olarak almak. 
  direk, stun; dikme, dik meye benzer ey;  stunlarla tutmak veya sslemek .pillar box ing posta kutusu. Pillars of Hercules Cebelitark boaznn iki tarafndaki yksek kayalklar. a pillar of society topluma dayanak olan kimse, nfuzlu kimse .from pillar to post bir glkten dier bir gle; kap kap (dolama) 
 hap kutusu; (ask.) kk istihkam. 
 at binicisinin arkasnda ikinci bir biniciye mahsus yastk; motosikletlerde buna benzer yer. 
  eskiden kullanlan ve boyun ve kollar geirmeye mahsus delikleri olan sulular tehir aleti;  bu alete balayarak tehir etmek; tehir etmek, elale min maskaras etmek. 
  yastk; yastk gibi herhangi bir ey; (den.) cvadra skaas;  yasta yatrmak; altna yastk koymak. pillow block (mak.) aft kovan. pillow lace kopanaki. pillowy  yastk gibi. 
 yastk yz. 
 kll, tyl. pilosity  tyllk. 
  (den.) klavuz: dmenci; pilot; rehber; (A.B.D.) lokomotif mahmuzu;  klavuzluk etmek, rehber olmak, yol gstermek; (uak) kullanmak. pilot engine klavuz lokomotif. pilot fish Malta palamudu, (zool.) Naucrates ductor. pilot light ofbende devaml olarak yanan kuk alev; kontrol lambas. drop the pilot klavuzu salvermek. pilotage  klavuzluk; klavuz creti. 
 kaptan kk. 
(bak.) pilose. 
 hap, ufak hap. 
 yenibahar, (bot.) Pimenta officinalis; tatl taze krmz biber, (bot.) Capsicum annuum. 
  pezevenk, muhabbet telll kadn simsar;  pezevenklik etmek. 
 farekula, (bot.) Anagallis 
 (tb.) sivilce pimpled, pimply  sivilceli. 
  (-ned, -ning) toplu ine; ask ivisi; mil; bro, ine; kuka, lobut; kenetleyici veya balayc ey; oklava; deersiz ey; (o.), (k.dili) bacaklar; (mz.) telli alglarda akort anahtar;  toplu ine ile tutturmak; ilitirmek, tutturmak, tespit etmek; elini kolunu balamak, hareket serbestisini snrlamak; kapmak; (A.B.D.), (argo) nianlanmaya sz vermek. pin down mecbur etmek; teferruatm aratrmak. pin money harlk; bir erkein karsna verdii cep harl. pin on mesul tutmak, pin one' faith on birisine veya bir eye ok gvenmek. pin up yere dmesin diye toplu ine ile tutturmak. belaying pin (den.) armadura elii. pins and needles karncalanma, uyuma. on pins and needles huzursuz, endieli, diken stnde.
 (sp.) ananas; ananas urubu. pina cloth ananas yaprann liflerinden dokunan ince kuma. 
 (bot.) amgillere ait. 
 ocuk nl, gslk. 
 (bot.) bir cins fstk am. 
 bir eit kumar otomat. 
 (Fr.) (ks.)ka gzlk, kelebek gzlk. 
 (o.) kerpeten; (zool.) kska; (ask.) kska hareketi. 
 imdiklemek, (ks.)trmak; sktrp actmak, strap vermek, ar vermek, actmak; alk veya strap ile zayflatmak; (argo) almak, armak; (argo) tutuklamak, ele geirmek; (den.) rzgra kar gitmek; vurmak, skmak; cimrilik etmek. 
 imdik; tutam; (ks.)ma, (ks.)ma; sknt, ihtiya, zaruret, darlk; (argo) hrszlk; (argo) tevkif. a pinch of salt bir tutam tuz. in veya at a pinch ihtiya karsnda, icabnda. take it with a pinch of salt ihti yatla dinlemek. 
  altn taklidi olarak kullanlan bakr ve inko alam; taklit ey;  taklit, adi. 
 lastik boruya sktrlarak svnn akmasna engel olan kska, pens. 
 (ks.)ka (o.) kerpeten; (zool.) (ks.)ka. 
 (beysbol) sras olan oyuncu yerine vuru yapmak; bakasnn grevini yapmak. pinchhitter  acil durumda bakasnn grevini yapan kimse. 
 inedenlik, ine yast. 
 am, (bot.) Pinus; am aac; fstk am, (bot.) Pinus pinea pine barren amlk kumsal. pine cone am kozala. pine needle am inesi. pine tar am katran. Aleppo pine Halep am, (bot.) Pinus halepensis. ground pine (bak.) ground Scotch pine saram, (bot.) Pinus sylvestris. stone pine fstk am, (bot.) Pinus pinea wild pine katran am, (bot.) Pinus rigida. 
 ( away ile) zlmek, bitkin bir hale gelmek, zayflamak, bitmek; (for ile) zlemek; hasret ekmek. 
 kozalaks. pineal gland (anat.) beyin epifizi. 
 ananas, (bot.) Ananas comosus. 
 yeni yeni biten ku ty. 
 kurunun havada kard ses, buna benzer herhangi bir ses. 
 pingpong, masa tenisi. 
 yal, kaygan. 
 topluigne ba; ufak ve nemsiz ey; (argo) aptal kimse. 
 ine ile alm delik, ufak delik. 
  (zool.) kanat; iri kanat ty; kanat tyleri; kanadn kuun gvdesinden en uzak olan mafsal;  kuun umasn engellemek iin kanadnn ucunu kesmek; bir kimsenin elini kolunu balamak; balamak. 
 (mak.) byk dili arka uyan kk dili ark .
  pembe renk; karanfil, (bot.) Dianthus; en st derece; (ng.) tilki avclarnn giydikleri krmz ceket; (ng.) tilki avcs; (k. dili), (aa.) solcu;  pembe in the pink of condition shhata en iyi durumda. pink tea (A.B.D.), (k. dili) kabul gn. pinkish  pembemsi, pembemtrak. pinkness  pembelik. 
 baklamak; ufak delikler amak; kenarn kertikli kesmek; (ng.) sslemek, tezyin etmek. pinking shears surfle makas. 
 (tb.)bulac.
 (A.B.D.), (k. dili) sere parma. 
 (A.B.D.), (argo), (aa.) solcu. 
 (bot.) bileik yapran bir yaprac, yaprack; kulak kepesi; (zool.) kanat, balk kanad; pines, (zool.) Pinna nobilis. 
 (den.) byk filika . 
  (mim.) bina ve duvar zerine ss iin yaplan sivri tepeli kule; doruk, tepe, zirve; en yksek nokta veya devir;  sivri tepeli kule yapmak; en yksek noktaya ulatrmak. 
 (bot.) sapnn iki tarafnda ty gibi yapraklar olan, tys. 
 (bot.) yarklar orta damara yakn gelen (yaprak) 
 (bot.) bileik yapraklarn tekrar tekrar blnmesinden meydana gelen yaprack; (zool.) kk kanat gibi organ veya ksm.
 (A.B.D.)'de yetien bodur ve meyvalar yenir am aac, (bot.) Pinus edulis; fstk am, (bot.) Pinus pinea. 
  ine ucu; ufakey;  kesin olarak yerini belirtmek. 
 ine batmas; sinirlendirici ufak ey . 
 yarm litrelik sv ol birimi, bir galonun sekizde biri, (A.B.D.) 0,473 litre, (ng.) 0,550 litre . 
 klkuyruk, (zool.) Anas acuta. 
 mil, eksen; dmenin erkek inecii. 
 (A.B.D.) benekli ufak cins at; bir cins benekli fasulye. 
  duvara aslabilen; (A.B.D.), (argo) cazibeli;  duvara aslan seksi kadn resmi. 
 arkfelek; frldak. 
 kk bir eit barsak solucan, sivrikuyruk, askarit. 
 amlk; am kokulu. 
  yol amak iin nden giden kimse, nc; (ask.) istihkm taburunda er;  yol amak, nclk etmek; aknc ruhu ile ie girimek. 
 Allaha sayg gsteren; dindar, takva ehli; dindarlk perdesi altnda yaplm. piously  takva ile, dindarca piousness  takva, dindarlk. 
 elma ve portakal gibi meyvalarn ekirdei;( argo) olaanst ey; harika kimse. 
 (-ped, -ping) yumurtadan kmak iin kabuunu delmek; civciv gibi ''cik cik" diye ses karmak. 
 (-ped, -ping) (ng.), ( argo) yenmek; snavda kalmak; hafife deip gemek, syrmak (kurun); ldrmek; lmek pip out lmek, son nefesini teslim etmek. 
 zar veya domino zerindeki nokta; radyoda saati bildiren hafif vurulardan biri; bir salkm iein tomurcuklarndan her biri; baz ieklerin kk; temenlere taklan yldz iareti. 
 (bayt.) tavuklarda grlen dilalt hastal, kurbaack. 
 boru; kaval, ddk; org borusu; pipo, ubuk; bir ubukluk ttn; (den.) silistre, silistre ile verilen kumanda; nefes borusu; 550 litrelik arap fs; (o.), (mz.) gayda pipe clay lleci amuru, (kil.) pipe dream bo emel, hlya pipe organ borulu org. pipe stem pipo sap. Put that in your pipe and smoke it (argo) ister inan ister inanma i byle . 
 ddk almak; ddk alarak kumanda vermek; borularla tehiz etmek; elbiseyi eritle sslemek; (den.) silistre ile armak .pipe down! (argo) sus kes se- sini. I pipe up (k. dili) sz sylemek. 
 ylan inesi. (zool.) Syng nathus ophidion. 
 boru donanm. 
 petrol uzun mesafelerden nakleden boru, petrol hatt; gizli bilgi iletme vastas. 
 gayda alan kimse; kavalc; gvercin yavrusu; soluan. at Pay the piper and call the tune paray veren dud alar. 
 pipet. 
  kaval alan; slk alan (rzgr), ddk gibi ses karan, tiz, kulak trmalayc;  kaval alma; kaval ile alnan hava; borular; erit, har, suta; pasta ze- rine krema ile yaplan erit eklinde ss; kulak trmalayc ses. piping hot ok scak; buram buram . 
 incirkuu, (zool.) Anthus red throated pipit kzl gerdanl incirkuu, (zool.) Anthus cervinus. tawny pipit kr incirkuu, (zool.) Anthus campestris. 
 kk toprak kap gve; amak. 
 lezzetli birka esit elma; ekirdek; (argo) harika kimse veya ey. 
 (ks.)a boylu insan; deersiz kimse. 
 mayho; etkileyici, cazip, tesirli, merak uyandrc. piquancy  cazibe; mayholuk. 
 pike (kuma) 
  incinme, krlma, darlma;  hatrn krmak, incitmek, darltmak; tahrik etmek, kkrtmak. pique oneself vnmek, kendini bir ey zannetmek. 
 (Fr.) bir eit kt oyunu, piket. 
 Pire liman. 
 piraya, (zool.) Pygocen trus prava. 
  korsan; korsan gemisi;  korsanlk etmek; bakasnn eserini izin almadan yaymlamak. piracy  korsanlk; izinsiz olarak yaymlama, intikal. 
 aa ktnden oyulmu kayk. 
  tek ayak zerinde veya parmak ularnda dn yapma;  ayak parmaklar zerinde dn yapmak. 
 (huk.) bakasnn karasularnda balk tutma hakk; balk avlama yeri. 
 balklara veya balkla ait; balklkla geinen. 
 (o.), (astrol.) Balk burcu; (zool.) balklar. 
 balk uretimi. 
 balk gibi; bala ait. 
 (zool.) balk yiyen, balkla beslenen. 
( nlem ) f ! Pf ! (irenme belirtir) 
 Burdur yresinin eski ismi. 
 bezelye eklindeki. 
 (eski), (leh.) karnca. 
  kaba su dkmek, iemek;  idrar, i, sidik. pissed off kaba kzgn. 
 amfst, Antep fst; amfst aac; am- fst yeili. 
 (bot.) pistil, dii organ, boyuncuk ve stigmadan ibaret dii iek organ. pistillate  (bot.) dii organ olan. 
  (-led,-ling) pistol, tabanca, revolver, pitov;  tabanca ile vurmak. pistol grip tfeklerde tabanca kabzasna benzer yer. pistol shot tabanca atei; ta- banca menzili. pistolwhip  tabanca namlusu ile vurmak. 
 (mak.) piston; (mz.) nefesli alglarda piston. piston crown (mak.) piston ba. piston ring piston yay. piston rod piston kolu. 
 (-ted, -ting) ukura yerletirmek; ukurlatrmak; ufak ukurlarla doldurmak; dv meydanna karmak (horoz); bir birine kar kkrtmak; ekirdeklerini karmak; (tb.) geici olarak ukurlamak. pit one against another birbiriyle mcadeleye sokmak, kaptrmak . 
 eftali gibi etli meyvalarn ekirdei. 
 ukur; hendek eklinde tuzak; cehennem; horoz dvtrlen yer; (anat.) koltuk alt gibi ukur yer, koltuk alt; iek bozuu gibi ciltte kalan kk ukur; dz bir sath zerindeki girinti veya ukur; (ng.) tiyatroda parter ile orkestra arasndaki yerler; (A.B.D.) borsada blm. pit viper ngraklylan. clay- pit kil yata. gravel pit aklta yata. 
   birbirini takip eden vurularla;  hafif hafif arpma;  hafif hafif arpmak. 
  zift, kara sakz; baz aalardan kan amsakzna benzer bir madde;  ziftlemek, ziftle kaplamak. pitch pine ra; ral am as black as pitch simsiyah, zift gibi. 
 atmak, flrlatmak; kurmak (adr); (mz.) tam perdesini vermek; dmek, birdenbire dmek; (den.) ba k vurmak (gemi); ( beysbol) atc vazifesini grmek; karar vermek; sendelemek; aaya meyletmek. pitch in (k. dili) beraber almak; girimek. pitch into stne saldrmak, atlmak. pitch on rasgele semek. pitch woo (argo) sevimek. pitched battle meydan sava. 
 alalma veya ykselme as; en st veya alt derece; (vida) adm; atm, at; atlan ey; (den.) geminin ba k vurmas; meyil, eim; (mz.) perde; iportacnn tezgh yeri; (A.B.D.), (k. dili) sat taktii. pitch accent (dilb.) ses tonu ile vurgulama. pitch pipe (mz.) ses perdesini gsteren ddk, akort dd. absolute pitch (mz.) bir sesi tam istenilen perdede syleme veya kulaktan anlama kabiliyeti. sales pitch mal methederek yaplan sat reklm standard. pitch (mz.), (A.B.D.) A perdesi iin saniyede 440 evirim . 
 yaz tura atma oyunu. 
 simsiyah. 
 uranyum ve radyumlu maden cevheri. 
 zifiri karanlk. 
 (A.B.D.) testi, surahi, ibrik; marapa; (bot.) ibrik eklinde yaprak. pitcher plant (bot.) yapraklar ibrik eklinde olan bitki. Little pitchers have big ears. o- cuklarn kula delik olur. 
 (beysbol) topu atan oyuncu; bir cins golf sopas. pitcher' mound (beysbol) atcnn durduu tmsek yer. 
  saman trm;  saman trm ile savurmak. 
( argo) seyyar satc, iportac. 
 gevrek ve cams volkanik kaya. 
 zift gibi; karanlk, kasvetli, kara. pitchiness  ziftli olu; karanlk. 
 merhamet uyandran, acnacak halde olan, hazin. 
 gizli tehlike veya glk; tuzak. 
  yumuak ve sngerimsi doku; (bot.) birtakm aalarda gvde veya daln iindeki yumuak z; (zool.) ku tynn yumuak z; kemik ilii; z, cevher kuvvet, ruh;  hayvan omuriliini kesmek suretiyle ldrmek; omurilii veya beyni tahrip etmek; bitkinin sapndan yumuak z karmak. pith helmet mantara benzer maddeden yaplm gne apkas, kolonyel apka. 
 evrim teorisinde insanla maymun arasnda olduu farzolunan insan. 
 zl, z ok; kuvvetli, etkileyici, tesirli, az ve z. pithily  kuvvetle, etkileyici olarak. pithiness  kuvvet, etkileyici olu, tesir. 
 acnacak halde olan, merhamet uyandran, ackl. pitiably  acnacak halde. 
 merhamet uyandran, acnacak halde olan; deersiz, aalk. pitifully  merhamet uyandrarak. pitifulness  acnacak hal. 
 merhametsiz, ta yrekli, kalpsiz. pitilessly  merhametsizce. pitilessness  merhametsizlik. 
 maden oca iisi; krank mili. 
 daclkta kullanlan madeni mh, piton. 
 az miktarda gelir. 
 hzl ve hafif patrt. 
 (tb.) balgam salglayan; (biyol.) smks. pituitary gland, pituitary body hipofiz guddesi. pituitous  balgama ait. 
  acma merhamet, efkat; acnacak ey;  acmak, merhamet etmek. feelpity for acmak. for pity' sake Allah akna out of pity merhameten, acyarak. take pity on merhamete gelmek. What a pity! Ne yazk! Vah vah! 
  mil, eksen, mihver;  mil zerine yerletirmek; mil veya eksen zerinde dnmek. pivotal  mil kabilinden, mile ait; asl, esas. 
 (o.), (A.B.D.), (argo) sinema; resimler. 
 (k. dili) kak, atlak, delidolu; (argo) sarho. 
 peri. 
 pizza. 
   (mz.) tellerin parmak ekileriyle seslendirilmesi, pizzikato;  pizzikato usulnde alnan;  pizzikato usulnde
(ks.) pack, park, peak, peck. 
(ks.) psychokinesis.
(ks.) package 
(ks.) place, plate, plural. 
 kolay yatr, kolay affeder; teskin edilmesi mmkn. 
  yafta, afi, levha, iln levhas;  afilerle iln etmek; zerine yafta yaptrmak. 
 teskin etmek, yattrmak. placative placatory  yattrc. 
 yer, mevki, mahal, mekn, mevzi; kk sokak veya meydan; semt, ehir, kasaba; ev; (mat.) hane; mevki, memuriyet, grev, vazife. place card davetlilerin sofradaki yerlerini gsteren kart. place in the sun iyi durum. place kick (spor) saha zerine konulmu olan topa vuru. give place to ncelik tanmak; yer vermek. go places ( argo) baarya ulamak. high places yksek. out of place yersiz, mnasebeti olmayan. take place vaki olmak, meydana gelmek. 
 koymak, bir yere koymak, yerletirmek; bir memuriyete veya ie koymak; vermek, yatrmak (para); atamak, tayin etmek; karmak, tanmak; kouda ikinci gelmek;( spor) birinci, ikinci veya nc gelmek; derece almak; brakmak; snflandr- (mak.) place a bet bahse girmek. place an order sipari vermek, smarlamak. 
 (o.) -bos, -boes) hastaya il diye verilen tesirsiz madde. 
 koyma, yerletirme. 
 (anat.) meime, son, plasenta; (zool.) etene; (bot.) bitki tohumunu etrafndaki zarfa balayan ksm. placental  plasentaya ait. 
 nehir sularnn getirdii altnla kark aluvyon. placer mining byle birikintiden altn ayrma ilemi. 
 derece veya yer alan ey veya kimse. 
 (Lat.) kabul, tasvip, tensip; olumlu oy. 
 sakin, yumuak, uysal, halim selim. placidity  skunet, yumuak ballk, huzur placidly  sku- netle, uysallkla. 
 giyside fermuar yeri; eteklik cebi. 
 (zool.) tabak eklindeki; kpekbal gibi tabak eklinde pullar olan. 
 bir bakasnn eserini kendisininmi gibi yaymlamak, intihal etmek. plagiarism  intihal; intihal edilmi eser. plagiarist  intihal eden kimse. plagiary  bakasnn eserini kendisine mal etme, intihal. 
  bel musibet; taun, veba; (k. dili) ba bels, dert;  uramak, rahatsz etmek; eziyet vermek, bana bela kesilmek; belsn vermek. Plague take it I Plague on it! Allah belsn versin! black plague kara veba. white plague verem. 
 (k. dili) skc, ba bels olan. 
 pisibal (zool.) Pleuronectes platessa. 
  ekose;  ekose kuma; ekose desen; skoya dallarnn kullandklar ekose al. 
   dz; sade, atafatsz, sssz, basit; ak, vazh; dobra dobra sylenmi; alelade; baharatsz, sade (yiyecek);  sadece;  ova, dzlk. plain dealing drstlk; doru i. plain living basit yasay. plain sailing (k. dili) g taraf olmayan i. plain text zlm ifre. in plain words aka, vuzuhla; sadelikle, sussz olarak. plainness  dzlk; sadelik, ssszluk; aklk, vuzuh. 
sivil polis; detektif. 
 (mz.)( eski )bir tarz kilise mzii. 
 ak szl. 
 ikyet, yaknma; feryat, figan. 
 (huk.) davac. 
 yaknan szlanan, kederli. plaintively  szlanarak. 
  rg; kvrm, pli, krma;  rmek; kvrm yapmak. 
  (-ned,- ning) plan; kroki, taslak; tertip, niyet maksat, fikir; yol, usul, tarz;  plann izmek; plan kurmak, tasarlamak; tertiplemek dzenlemek; dnmek, niyetlenmek, working plan ilk tasar, ge- ici. plan planner  plan yapan kimse. 
 dzeysel. 
 (zool.) planarya. 
 (geom.) dzlem, mstevi; dzey; safha, derece; tayyare, uak. inclined plane (geom.) eik dzlem on the same plane ayn dzeyde, msavi, ayn derecede. 
 plane tree nar, (bot.) Platanus. 
  rende, marangoz rendesi, planya; bir eit mala;  dzeltmek, rendelemek; stnu temizlemek; (den.) suyun yznde uar gibi gitmek. 
 tamamyle dz, dmdz; mustevi, dzlem; yass. plane angle (geom.) dzlem a, basit a. plane figure (geom.) dzlem ekil. plane geometry dzlem geometri plane table planete. 
 (bak.) planing machine. 
 gezegen, seyyare. 
 yldzlar ve gne sistemini hareket halinde canlandlran cihaz; bu cihazn iinde bulunduu bina. 
 gezegenlerle ilgili, gezegen gibi; seyyar, gezginci; dnyasa. planetary gear (mak.) byuk bir dili arkn iinde dnen kk dili. 
 bir gezegene ini. 
 (astr.) kk gezegen, asteroid planetoid. 
 dalga gibi arpan veya dven, yanklanan; gurultulu. 
 planimetre, dz bir alann yzolmn len alet planimetry  yzlm lme usulu. 
planya makinas, planya tezgh. planing mill kereste rendeleme fabrikas. 
 dzlem kre. 
 kaln tahta, demelik tahta; dayanak, destek; parti programnda madde. walk the plank geminin yan tarafndan uzanan kalasn zerinden suya dp bozulmak. 
 kalas demek, tahta kaplamak; kzartp veya halayp servis yapmak; (k. dili) frlatmak. plank down, plank out hemen demek . 
 plankton. 
 bir yz dz obur yz ibkey olan. 
 bir yz dz br yz dbukey olan. 
 bitki, ot; fabrika, atelye; bir kurumun mal olan bina veya arazi; demir ba; tehizat; (argo) hile oyun, tuzak; akak; seyircilerin arasnda oturup rol ya- pan oyuncu; hikyede sonradan etkisini gsteren belirsiz bir ksm. plant louse yaprak biti; bitkilere musallat olan bit., (zool.) Chermus sensitive plant kuseen, kstmotu, (bot.) Mimosa pudica. 
 dikmek, ekmek; kurmak, tesis etmek; tohumlarn atmak (fikir); denize balk tohumu ekmek; bahe yapmak; mevzilendirmek; iskn etmek, yerletirmek; (argo) aketmek, indirmek, yaptrmak (tokat); yutturmak. plant oneself dikilmek. plant out fideleri saks veya limonluktan kararak topraa dikmek. 
 bir eit (mz.), (bot.) Musa paradisiaca; bunun piirilerek yenen meyvas. 
 koru, fidanlk; byk iftlik, geni tarla, ekim alan; istiridye yata; ekim. 
 ekici, ziraat; tohum serpme makinas; byk iftlik sahibi; smrge kurucusu . 
  (zool.) insan ve ay gibi butun tabanna basarak yuruyen;  tabanna arlk vererek yuryen hayvan. 
 ss taba; madeni levha veya rozet. 
 allar bkp rerek it yapmak. 
  su sratmak;  su sratma; yamurun iddetli yamas. 
 su birikintisi. 
(sonek), (biyol.) plazma. 
 plazma; protoplazma; (min.) bir eit yeil akmakta. plasmic plasmat'ic  plazma veya protoplazma ile ilgili. 
 (o.)- dia) (biyol.) birka amipten olumu mikrop, plazmodyum; stma asala, (zool.) Plasmodium. 
 (bot.) plazma bozulumu. 
(sonek) canl hcre. 
 sva; al; (tb.) yak. plaster cast (tb.) al. plaster of Paris al. court plaster yaptrc bant. mustard plaster hardal yaks. porous plaster yak. 
 svamak, sva vurmak; yak yaptrmak; yaptrmak; (argo) tokatlamak, yumruklamak. 
 yapda sva yerine kullanlan suni tahta. 
 (argo)sarho, kufelik. 
 plastik; naylon; ekil verilebilen; yorulabilen; plastik.plastic arts plastik sanatlar.plastic surgery plastik ameliyat.plasticity istenilen ekle konulabilme, yorulabilme. 
ortaaa mahsus madeni gl; eskrim gslk.kadn elbisesinin gs ss; kolal frenkgmleinin gs ksm; (zool.) kaplumbaa ka- buunun gs ksm. 
  (-ted, -ting) (eski) kk toprak paras arsa; plan, ap;  (eski) ehir plan izmek . 
  sa rgs;  sa rmek 
 madenle kaplamak; zrh levhalarla kaplamak; (matb.) galvano klie yapmak; bask ile cila1amak (kat) . 
 tabak; sahan; bir tabakdolusu ey; madeni levha; altn veya gm sofra takm; kupa, ilt; maden bask kalb; (dii) damak, takma di, protez; (mim.) duvar tabanl; zrh levhas; byle levhalardan yaplm zrh; cam negatif; fotoraf kliesi; (beysbol) kale iareti olan levha. plate glass dkme cam. gold plate altn kapl madeni eya. plateful  bir tabak dolusu. 
 (o.)- teaus,- teaux) plato, yksek dzlk, yayla; (psik.) bir kimsenin renim sresi iinde hi ilerleme kaydetmedii dnem; birka katl sini takm. 
kaplanm; iki yz deiik dokunmu.
 plhtlamaya yardmc olan kan eleman, trombosit. 
 matbaa makinasnn bask yapan levhas; daktilo makinasnn silindiri. 
 kaplamac; maden levhalar yapan veya kaplayan ii; (spor) ikinci snf yar at. 
 platform, ykseke yer, krs; peron; tramvay sahanl; bir siyasi partinin resmen kabul ettii prensipler, parti program; plan, tasar. platform car ak yk vagonu. 
 madeni levha kaplama, kaplamacllk. 
 Im platin tuzlar zerindeki etkisi ile ekilen fotoraf; byle fotoraf ekme ilemi. 
 (kim.) platin. platinum black (kim.) platinden kanlan siyah bir toz. platinum blond platine veya beyaza yakn sar sal (kimse) platinum metals tabii ve kimyasal zellikleri platine benzeyen birka maden. 
 souk laf, yavan sz; adilik, bayalk, tatszlk. platitudinize  tatsz laflar sylemek. platitudinous  souk laftan ibaret. 
 Eflatun, Plato. 
 Eflatun veya felsefesine ait, Platonik. platonic love saf ak, manevi ak, platonik sevgi. platonic relationship samimi arkadalk, ili dl olma. 
 Eflatun'un felsefesi, Eflatunculuk; Eflatun'dan kalma deyim. Platonist  Eflatun felsefesi taraftar. Platonize  Eflatun felsefesini taklit etmek; bu felsefeye uydurmak; idealletirmek.
 askeri mfreze; takm. 
 (A.B.D.) dz ve byk tabak; (k. dili) plak. 
 Avustralya'ya mahsus bir hayvan, ornitorenk, (zool.) Ornithorhyn chus anatinus . 
 delikleri birbirinden uzak ve geni burunlu. 
 alk, takdir. plauditory  alk veya takdir anlamna gelen. 
 akln kabul edebilecei, havsalaya san; makul, grnte makul veya hakl olan; itimat uyandran; olasl. plausibil'ity  makul olma; olaslk. plausibly  akla sacak ekilde, makul olarak. 
 .oynamak; elenmek; hareket etmek, sallanmak, kmldanmak; alg almak; rol yapmak, temsil etmek, canlandrmak; kumar oynamak; su fkrtmak (flskye); hortumla fkrtmak; ate etmek (top); hareket ettirmek, gezdirmek; oyuna itirak etmek. play at katlmak; yapar gibi grn - mek. play ball oyuna balamak; ibirligi etmek. play down nemsememek. play both ends against the middle kendi kar iin bakalarn birbirine drmek. play fair hilesiz oynamak, doru oynamak. play false hilekrlk etmek. play fast and loose kaygszca hareket etmek. play havoc mah- vetmek. play high byk kumar oynamak; (bri.) karsndakine kaybettirmek iin yksek deerli bir kart oynamak. play house evcilik oynamak. play into the hands of kar salayacak ekilde davranmak. play off berabere kalan bir oyunu sonradan tamamlamak. play on durmadan almak, almakta devam etmek. play on(veya) upon faydalanmak, istismar etmek. play politics siyasi karlarna gre davranmak. play possum l veya uyuyor gibi davranmak. play second fiddle ikinci derecede rol oynamak. play the field birden fazla kimseyle ayn zamanda flrt etmek. play the fool ahmaka davranmak. play the game drste hareket etmek. play the man erkeke davranmak, merte hareket etmek. play the market speklasyon yapmak. play up belirtmek, tebaruz ettirmek, zerinde durmak. play up to yaltaklanmak. play with ile oynamak, kandrmak. play with oneself istimna etmek, kendi kendini tatmin etmek. played out bitkin bir hale gelmi; ii bitmi. 
 oyun, elence; sahne oyunu, piyes; aka, latife; fiil, hareket; oynama, faaliyet; davran; ileme; ilgi; hareket serbestlii. a play on words kelime oyunu. at play oynamakta, oyunda. child' play ocuk oyunu; ok kolay i. come into play meydana kmak, kullanlmaya balamak, etkili olmak. fair play oyunun hakas, doru oyun. foul play hileli oyun; alakasna i, suikast. in play oyunda (top); aka olarak. make a play for (k. dili) kazanmaya almak; ayartmaya almak .out of play oyun d braklm. 
 dakikas dakikasna veren. 
 oynanabilir; alnabilir. 
 banda aldktan sonra sesi tekrarlama. 
 tiyatro afii; oyun program. 
 ciddi bir ii olmayan ve zevk peinde koan erkek; mirasyedi erkek. 
 oyuncu; aktr; alg alan kimse, algc; elence ile vakit geiren kimse; kumarbaz; (ing), (spor) profesyonel oyuncu; mzik aletini almak iin kullanlan otomatik cihaz. player piano otomatik tertibat bulunan piyano. 
 oyun arkada. 
 oynamay seven; en, akac, latifeci. playfully  enlikle; aka olarak. playfulness  en olu, oyunculuk; akaclk. 
 tiyatro merakls .
 .oyun sahas. 
 tiyatro; ocuklarn iinde oynadklar kuk ev 
oyun kd, iskambil kd. 
 kuk piyes. 
 oyun arkada. 
 (spor) rovan ma. 
 kk ocuklar iin etraf parmaklkl oyun yeri, park. 
 oyuncak. 
 oyun zaman, tatil saati. 
 piyes yazar. 
 meydan, ar yeri. 
 yalvarma, rica; (huk.) dava; mdafaa; itiraz; mazeret, zr. court of common pleas medeni hukuk mahkemesi. special plea asl davadaki maddelere ilaveten ortaya atlan yeni ikyet maddesi. 
 (asma) birbiri arasndan geirerek rmek. 
 (pleaded veya pled) yalvarmak, rica etmek, istirham etmek; (huk.) dava amak; sulamak veya savunmak; iddia etmek; mazeret gstermek. plead guilty (huk.) suu kabul etmek. plead not guilty (huk.) suu reddetmek. pleadable  davada cevap veya zr olarak gsterilebilir. pleader  avukat, dava vekili. pleading  dava ama; layiha hazrlama usul. special pleading (bak.) special pleadingly  yalvararak pleadings  (o.), (huk.) layihalar. 
 ho, gzel latif, gke, tatl, memnuniyet verici. pleasantly  hoa gider bir ekilde. pleasantness  memnuniyet verici olu, hoa gitme. 
 aka, akaclk; nee, hobe. 
 sevindirmek, honut etmek, memnun etmek; houna gitmek; memnun edici olmak; istemek. Please give me the salt Please pass the salt (Ltfen) tuzu verir misiniz? please oneself cannn istedii gibi hareket etmek houna gideni yapmak. please the eye gze ho grnmek, gz okamak. as you please nasl isterseniz. be pleased with (den.) memnun olmak. if you please ltfen, rica ederim; isterseniz. when you please ne zaman isterseniz.
 ho, sevimli, hoa giden, memnuniyet verici. pleasingly  hoa gidecek surette, memnun edici ekilde, ho. 
 hoa giden zevkveren; tatmin edici. pleasurably  hoa, zevk verecek ekilde; tatmin edici bir ekilde. 
  zevk, sefa, haz, lezzet sevin, keyif, memnuniyet; emir, irade;  (eski) zevk vermek; zevk almak. at pleasure istee gre. do (one) the pleasure of ltfunda bulunmak. It is a pleasure Benim iin bir zevktir. take pleasure in -(den.) zevk almak. What is your pleasure? Ne arzu edersiniz? 
  pli, plise;  pli yapmak. plea'ter  pli yapan ey veya kimse. 
 (tar.) eski Roma'da avamdan biri, plep. 
 (A.B.D.) askeri akademide birinci snf rencisi. 
  adi, baya, avama ait; pleplere ait;  aa tabakadan adam. 
 plebisit, bir mesele hakknda btn halkn oy kullanmas. 
 eski Roma'da avam tabakas; avam, halk. 
 (mz.) mzrap, alg. 
(bak.) plead. 
 rehine koymak; taahht etmek, kefalet etmek; ciddi olarak sz vermek veya verdirmek; erefine imek. pledger  yeminli kimse. 
 sz, yemin, ant; rehin; taahht; erefine ime; gizli bir rgte girmeye yeminli kimse. hold in pledge rehin olarak tutmak. put in pledge rehine koymak take . the pledge yemin etmek, sz vermek (zellikle iki imeme hususunda) 
 (tb.) yara tiftii veya sargs. 
 (o.) Sreyya burcu, lker; yedi nl kiiden meydana gelen grup. 
 (jeol.) pleistosene ait;  pleistosen. 
 tam, btn, tmel, klli; mutlak; btn yelerin hazr bulunduu (toplant, kurul) 
 ayn bedir haline ait, dolunaya ait. 
  tam yetkisi olan;  tam yetkili eli. minister plenipotentiary and ambassador extraordinary tam yetkili fevkalade eli. 
 dolu olu, bolluk, mebzuliyet. 
ok, bol, bereketli. plenteous in mercy yarlgamas bol. 
ok, bol, mebzul, bereketli, mahsuldar, verimli.plentifully  bol bol, mebzulen.plentifulness bolluk, bereket, verimlilik. 
  bolluk, mebzuliyet;  (k. dili) pek ok, bereketli;  (k. dili) bol bol, yetecek kadar, kfi miktarda. 
 (o.)- nums, -na) (Lat.) doluluk; bir madde ile dolu yer; iinde atmosferden daha yksek basnl hava bulunan herhangi bir ey; yelerin hepsinin hazr bulunduu toplant; birleik oturum (mec.)- lislerde) . 
 gereksiz sz, laf kalabal, kelime fazlal, haiv, isirme. 
 gereksiz szlerle ilgili. pleonastically  gereksiz szlerle ifade ederek, lzumundan fazla ey syleyerek. 
 (paleont.) boynu uzun, ba kk ve drt aya kree benzeyen bir eit srngen. 
 dolgunluk, fazlalk; (tb.) pletor, kan fazlal, kan toplanmas .plethoric  pletorik, kan toplanmas kabilinden. 
 (o.)- rae) (anat.) pleva, akcier zar, gs zar pleural  gs zarna ait, plevral. 
 (tb.) gs zar iltihab, zatlcenp. pleurit'ic(al)  zatulcenp hastalna ait veya bu hastala tutulmu. 
 (tb.) zatulcenp ile beraber zatrree hastal bulunmas. 
 (tic.) mark. cama benzer bir plastik eidi. 
 (tb.) pleksimetre, gs muayenesinde hastann gsne konulup zerine hafif hafif vurulan ufak levha.
 (tb.) perksyon ekici. 
 (o.) plexus, plexuses) (anat.) rg, pleksus, sinir a; a, ebeke . solar plexus (bak.) solar. 
 katlanabilir, eilip bklebilir; esnek; yumuak, mulyim, kolay kandrlabilir, uysal. pliabil'ity, pliableness  esneklik, eilip bklme kabiliyeti; uysallk. pliably  yumuak ballkla. 
 esnek, eilip bklebilir; yumuak, uysal, sz dinler. pliancy  esneklik, eilip bklebilme. 
 (o.)- cae) (anat.), (zool.) deri katmeri, bklm; (tb.) salar hasr haline getiren bir deri hastal, plika. plicate  yelpaze gibi katlanm; (anat.) bklml. plica'tion  kat, katmer; katlama . 
 (o.) kerpeten. 
 kt durum. 
 .teminat vermek, sz vermek. plight one' troth evlenme sz vermek. 
 Plimsoll mark (den.) geminin kenarndaki su izgisi. 
 (mim.) duvar eteklii, etek tahtas, etek silmesi; duvar knts; (stun veya heykel iin) kaide. 
  (jeol.) pliyosen;  pliyosen devrine ait. 
 (-ded, -ding)  ar ar ve zorla yrmek; isteksizce almak, esir gibi almak;  zahmetli yry veya i; zahmele atlan ar admlarn sesi. plodder  zahmetli bir ii sonuna kadar sebatla yrten kimse. ploddingly  ar ar ve sebatla. 
 (-ped, -ping)   ,'plof" diye ses kararak dmek;  ta gibi bir cismin suya derken kard ses;  ,'plof'' diye ses kararak. 
 (dilb.) ''b'' ve "p" seslerinde kk patlama. 
  (dilb.) patlama yapan ses;  bu seslere ait. 
 .(-ted, -ting) plan veya haritasn karmak; plan veya harita zerinde iaretlerle gstermek (nota); aradaki noktalar birletirerek izgi izmek; entrika evirmek, kt niyetlerle plan yapmak. plotting paper kareli kt. plotter  plan yapan kimse; entrikac. 
 arsa, parsel; romann konusu; fesat, entrika, suikast, gizli plan. plotless  plansz (yaz veya hikye) 
(bak.) plow.
 Filibe ehri. 
 yamurkuu, (zool.) Charadrius dotterel plover kalinis, (zool.) Eudromias morinellus. 
(ng.) plough   saban; sabana benzer herhangi bir alet; lokomotifin nnde kar spren alet; atlarla ekilen kar suprgesi;  .saban ile topra ilemek, saban srmek; gemi gibi yarp gemek; yol ap arasndan gemek; (ing), (argo) snavda akmak, kalmak. plow back tekrar yatrmak (para) plow into (k. dili) hzla arpmak; girimek, plow the sands bouna uramak. plow through a book bir kitab gulkle okuyup bitirmek. plow under (A.B.D.) saban ile kazp gmmek. 
 ifti yama; kyl ocuk. 
 saban sren kimse; kyl, renper. 
 saban demiri, saban kula. 
 icabnda saban demirinin topraa batmasna engel olan aaayak. 
 sabann sap. 
 .desise, manevra, hile. 
 yiitlik, cesaret, yreklilik; koparma, yolma; ekme; sakatat. 
 koparmak (iek, meyva), yolmak; ekmek, aslmak, zorlamak; tylerini yolmak; (argo) yama etmek, soyup soana evirmek; parmakla veya mzrapla almak (telli saz); aldatp soymak; (ing), (argo) imtihanda evirmek veya reddetmek. pluck off koparmak. pluck out karmak. pluck up skp karmak, kknden skmek; cesaret vermek. 
 cesur, yiit, yrekli. 
 tapa, tka, tampon; (elek) fi; (k. dili) yararsz ey; (oto.) buji; yangn musluu; ttn paras; (argo) vme; (argo) vuru, vurma; (argo) yumruk, dayak; (jeol.) volkan azn kapatan sert kaya; (k. dili) ypranm veya soysuz at; (argo) piston; durmadan tekrarlanan reklm. plug box maden ocanda su boaltmaya mahsus boru. plug hat( eski), (argo) silindir apka. 
 (-ged, -ging) tkamak, tka ile kapamak; (argo) tabanca veya yumruk ile vurmak; (k. dili) dikkat ve sebatla almak; durmadan reklamn yapmak. plug for (argo) iin uramak. plug in fii prize sokmak; ilgilenmek. 
 (A.B.D.), (argo) gangster. 
 erik; erik aac; bonbon, ekerleme; eitli tonlarda mor renk; arzulanacak ey. plum pudding zm ve baharatl Noel yortusu pudingi. 
 kuun btn tyleri; ssl elbise, ss . 
   akl, iskandil kurunu; dikey duru;  dikey, akuli, amudi; (k. dili) tam;  dosdoru, dimdik; (k. dili) tamamen, mutlak surette. plumb line akl sicimi, akl, ekl. out of plumb dikey olmayan, erice. 
 iskandil etmek, akle vurmak, akllemek: dorultmak, dzeltmek; lmek, tartmak; en alt seviyesine erimek; kurunla kaplamak. 
 kalem kurunu; diotu, (bot.) Plumbago europaea. plumba ginous  grafite benzer; grafitli. 
 su borusu tamircisi veya tesisats. plumber' helper musluk pompas. 
 kurun hsl eden, kurunlu. 
 bir binadaki boru tesisat; kurun ve lehim ileri; su tesisatm yapma; boru tesisatl. 
  ty, kuty; iri ve gsterili ty, ty sorgu; mkfat, eref madalyas, nian; baz fidan tohumlarn havaya saan ty gibi ksm, sorgu;  tylerle sslemek; tylerini dzeltmek (ku); b- brlenmek, kendini beenmek, vnmek. plumeless  tysz, sorgusuz. plumelet  tyck, ufak ty. plumose, plumous  tyl, tye benzer. plumosity  tyllk. 
  akl kurunu, iskandil kurunu, ekl; yk, arlk, skc ,ey, sknt;  dikine dmek. 
  dolgun, tombul, tknaz, imanca;( informal) balk etinde;  imanlatmak, imanlamak. plumpness  dolgunluk, tombulluk. 
   "pat" diye oturmak; birdenbire drmek; birdenbire ortaya atmak (laf); her bakmdan yardm etmek;  bir denbire d veya dal; dme sesi;  . birdenbire derek; aka, kabaca; ba aag. 
 tohumda gvde ve gen yapraklarn tasla, tmrck; kuun ince tuyleri. 
 ty gibi, tyl, tylerle sslenmi. 
  yama etmek, talan etmek, soymak, zorla almak;  yama, talan, yamaclk, apulculuk; (A.B.D.) (k. dili) zel eya, mal. 
  suya daldrmak; zorla suya batrmak; saplamak, sokmak; dalmak, iine atlmak; ileriye atlmak; (k. dili) byk para koyarak kumar oynamak;  dal, suya atl; yz; dalma havuzu; (k. dili) tehlikeli teebbs, byk kumar; kendini verme, atlma. plunge bath dalma havuzu. take the plunge tehlikeye veya ilerisi belli olma- yan. bir ie atlmak. plunger  dalc; dalg; basma tulumba silindiri; (k. dili) kumarbaz kimse; ticarette byk rizikolar altna grmeyi seven kimse; musluk pompas. 
   (k. dili) mzrapla ses karmak; birden. dmek;  ar darbe;  tam isabetle. 
  (gram.) belirli bir gemiteki olaydan daha nce olmu olayn hikyesi, (ks.) plup) 
  birden fazla;  (gram.) oul, cemi. plural marriage birden fazla kars olma. plural vote bir kimsenin birden fazla oy kullanma hakk. plurally  birden fazla olarak. 
 oul olma hali; deiik milletlerden meydana gelen toplum; (fels.) okuluk. pluralist  (fels.) oku. pluralis'(tic.)  deiik milletlerden olan; btnlk gerektirmeyen. 
 adaylar arasnda en fazla oy alma; birden fazla olu; okluk, ekseriyet; (A.B.D.) bir seimi kazanan kimsenin ikinci gelen ahstan fazla olarak aldl oy says. 
 oul eklini kullanmak, oul yapmak. 
(edat),   ilavesiyle, fazlasyle; ayrca;  fazla, ilave olan; (k. dili) (den.) te olan;  sfrdan yukar, pozitif; pozitif cereyanl;  art iareti ( +), art; pozitif miktar; fazlalk . plus fours golf pantolonu. plus number sfrdan yukar say. plus sign art iareti ( +) Two plus three is five iki ile  be eder. 
  uzun tyl kadife, pel; bu kumatan yaplan pantolon;  pelten yaplm; (argo) lks. plushy  tyl kadife gibi; (argo) lks. 
 (mit.) ller diyarnn ilh; (astr.) Plton. 
 zenginler hakimiyeti, plutokrasi; servet sahipleri snf, zengin takm. plu'tocrat  servetinden dolay fazla nfuzu olan kimse, pltokrat. 
 .ller diyarna ait; cehennemi. 
 (jeol.) s etkisiyle olumu (ta) 
 (kim.) plutonyum . 
 yamurla ilgili, yamurlu; (jeol.) yamurun etkisiyle meydana gelmi. pluvious  yamurla ilgili, yamurlu. 
 pluviyometre, yamurler. 
  kat, katmer; meyil, eilim, temayul;  emek. 
 iletmek, kullanmak; etmek, yapmak, bir faaliyeti devam ettirmek; birbirini takip eden hamlelerle yormak ve bunaltmak; taciz etmek, sktrmak, (sual yamuruna) tutmak; almak; hedefe doru ilerlemek; dzenli seferler yapmak, gidip gelmek; (den.) rzgra kar gitmek, orsaya seyretmek. ply someone with liquor bir kimseye durmadan iki iirmek. plying between New York and London New York ile Londra arasnda ileyen (gemi veya uak) 
 kontrplak. 
(ks.) postmaste,post mrortem, after noon. 
 ruh, can. 
 hava veya dier gazlarla ilgili; hava basnc ile ileyen; iinde sktrlm hava bulunan; iirilmi lastik tekerlekleri olan; manevi, ruhsal. pneumatic tire iirilmi otomobil lastii. pneu matic tube hava basnc ile teberi nakleden boru. pneumatically  .hava basnc ile. 
 iirilmi otomobil lastii. 
 hava ve dier gazlarn mekanik zelliklerinden bahseden ilim dal. 
 (tb.) pnomokok. 
 akcierlere ve mideye ait. 
 (tb.) zatrree, akcier iltihab. double pneumonia iki tarafl zaturree. 
 (tb.) plevra boluunda gaz toplanmas; cier sndrme, hava verme. 
 PnomPenh, Kamboya'nn bakenti. 
 yumurtay krp kaynar su veya st iinde piirmek. poached egg scak suya krlp piirilmi yumurta. 
 yasak olan blgede avlanmak; balk veya hayvan avlamak iin yasak olan blgeye girmek; bata ka yrmek, ar ar ve ayaklarn sryerek yrmek; cvk cvk olmak (toprak) poachy  amurlu, batak . 
 yasak blgede avlanan kimse; yasak yere giren kimse . 
 akgzl rdek, pasba, (zool.) Aythya. 
 iek hastalnn kabarc. 
 cebe yerletirmek, cebe koymak; cebine atmak, (slang) i etmek; gizlemek, saklamak, bastrmak. 
 cep; para, maddi imkn; ukur, gedik; bilardo masasnn drt kesindeki ukurcuklardan her biri; iinde maden cevheri bulunan ufak kovuk; (hav.) hava boluu; semt. pocket battleship cep zrhls. pocket money cep harl. in one' pocket nfuzu altnda; ili dl olan. 
 czdan; ufak boy kitap, cep kitab; cep defteri. 
 ak. 
 iekbozuu leke. pockmarked  iekbozuu, opur. 
 iekbozuu, opur. 
(t.), (mz.) yava yava, azar azar. 
  (-ded,- ding) (bot.) bakla ve bezelyenin tohum zarf; (hav.) uak kanad altnda yakt, tfek ve makina yerletirmek iin bulunan kntl blme;  tohum zarf husule getirmek; bezelye kabuklarn soymak. 
 (mak.) burgu oluu. 
 hayvan sursu (zellikle fok, ba l ve deniz aygr) 
 (tb.)ayakta grlen gut hastal ,nkris iileti.prodagric(al) gut hastal ile ilgili. 
 ortaada (t.)alyan ehirlerinde vali veya hakim. 
 iman ve ksa boylu bodur. podgines  imanlk. 
 (tb.) ayak hastalklar bilgi ve tedavisi,podiyatri. 
(o.)-dia) konumacnn veya orkestra efinin zerinde durduu ykseke platform, podyum. 
 geri kalm herhangi bir kk kasaba.
(iir) ,koouk ,manzume,airane ifade.prose poem mensur iir, biim,yap veya duyusal ierigi bakmndam iire benzeyen dzyaz.
  iir sanat, airlik;iirler. 
 air ozan;airane fikir ve ve hayal yaratma gcne sahip olan kimse.poetessi. kadn air. poet laureate ngiltere'de kral tarafndan sarayn resmi airi tayin olunan kimse.
(ks.) poetic,poetry. 
 kalitesiz air. 
iir veya airlie ait;kouk dilinde,iir niteliinde,manzum;iir gibi en ince duygular ifade eden,airane.poetic justice kaderin tecelli ettirdii adalet. poeti licenceyazda kurallara veya geree aykr olduu halde gzellii veya tanmlayc nitelii yznden geerrli saylan deyim.poetically airane kouk kurallarna uygun olarak .poetics  kouk kural ve usul;bundan bahseden kitap vezin teknii. 
 iir yazmak ,iir sylemek;iirle ifade etmek.
 iir, kouk, nazm; iir sanat;iirler ,manzumeler;iir gibi herhangi birey veya his.
taban yayl olup ayaklar koymak iin iki knts bulunan ve bir kimsenin stne karak birka zplamayla yriyebilecei srk.
 planlanm katliam kym (zellikle yahudilere kar)
 ac keskin ;iddetli tesirli messir,strapl dokunakl ;kuvvetli,delip geen.poignancy  keskinlik,lezzet veren aclk;strap.poignantly  etkileyici olarak,dokunakl bir ekilde,strapla.
scak memleketlere mahsus ve ieklerinin altnda iri krmz yapraklar olan bir bitki,(bot.)Euphorbia heterophylla. 
 iaret etmek, gstermek;yneltmek;hedefe nian almak;duvar talar arasn imento ve har ile doldurmak;ucunu sivriltmek;hareketsiz durup avn yerini gstermek(av kpei),ferma etmek.point at parmakla iaret etmek; tfein namlusunu hedefe evirmek.point a gun tfekle nian almak. point a moral ahlak dersi karmak. point off byk rakamlar virglle hanelere ayrmak. point out belirtmek. point to ynelmek.point up (A.B.D.) etkisini artrmak. point system (matb.) punto sistemi;krler iin kntl noktalar olan alfabe sistemi;okullarda kredi sistemi.
 sivri u,burun denize uzanan burun;nokta;sivri ulu ey;noktalama iareti;fonetik alfabediki iaret;gaye,maksat,hedef,bir szn altnda yatan maksat;belirli yer zel bir durum;buhranl an;bireyin tam zaman;kanevie;derece (s);baz oyunlarda say,puvan;(den.) pusula taksimatndan biri,kerte;(mat.)tam say ile kesri ayrmak iin aralarnakonan nokta;(matb.) punto;borsalarda esas tutulan birim,puvan;ferma (kpek)point of honor eref meselisi. point of intersection (geom.)kesime noktas.point of no return dn olmayan nokta.point of order itze uygunluk konusu.point of wiev gr noktas.at the point tam o zaman.at the point of death lm halinde.beside point konu dnda.boiling point katnama noktas.carry one' point gayesine ulamak,istediimi elde etmek.come to the point saadede gelmek.critical point nazik nokta,buhranl nokta,tehlikeli hal veya devre.freezing point donma derecesi, donma noktas. his strong point onun kuvvetli taraf. in point isabetli,yerinde. in point of bakmndan. in point of fact hakikaten. make a point of bilhassa itina etmek, zenmek. melting point erime noktas.on the point of going gitmek zere. Possession is nine points of the law. (huk.)Zilyetlik mlkiyet hakknn en byk delilidir. stretch a point msamaha etmek , gz yummak. to the point yerinde, isabetli. 
 dorudan doruya hedefe yaplan at; yatay olarak atlan; dorudan doruya atlabilecek kadar yakn;ak,aikar, dolaysz; dorudan doruya; yakndan; ak olarak.
 sivri ulu; keskin, nfuz edici, tesirli; zel anlam ifade eden, manal. pointedly  manal olarak, belirli bir ahs veya eyi hedef alarak. 
 iaret eden kimse veya ey; iaret denei, iaret parma; (ks.)a tyl bir eit av kpei, zaar. 
 Bykay takmyldzndaki iaret yldzlar. 
 ucu olmayan, usuz, ucu kor; manasz, etkisiz; gayesiz, maksatsz; say kaydedilmeyen, puvansz (oyun) pointlessly  anlamszca, manasz olarak. pointlessness  anlamszlk, manaszlk. 
  denge salamak, muvazene temin etmek; hazr tutmak; dik tutmak, kaldrmak; dengeli olmak; asl olmak, sarkmak; havada tutmak, havada duraksamak;  denge, muvazene; istikrar; havada asl kalma; temkin; skun, huzur, kendine hkim olma. 
  zehir, a, sem;  iine zehir katmak, zehirlemek; zehir iirmek; bozmak, ifsat etmek. poison gas zehirli gaz. poison hemlock. byk baldran, (bot.) Conium maculatum. poison ivy. Amerika,ya mahsus ve dokununca vcudu zehirleyen bir eit sarmak. poisonpen  bir bakasnn ismini lekelemek veya mutluluunu bozmak iin, genellikle imzasz olarak gnderilen (mektup) poison sumac (A.B.D.) zehirli somak (bot.) Rhus vernix. deadly poison. ldrc zehir, keskin zehir. hate like poison iddetle nefret etmek. slow poison ar tesir eden zehir. poisoner  zehirleyici ey veya kimse. 
 zehirli. poisonously  zehir tesiriyle, zehirli olarak. 
 drtmek, saplamak, dirsek vurmak; uzatmak, sokmak; dolap bir ey aratrmak; kartrmak; aylak aylak dolamak; ar davranmak. poke fun at (bir kimse ile) alay etmek. poke one in the ribs bir kimsenin brn drtklemek. poke one' nose into something bir ie burnunu sokmak. 
 itme, drtme; dirsek vurma; ar ar hareket eden kimse; (k.dili) tekme; hayvanlarn itlerden geememeleri iin boyunlarna veya boynuzlarna geirilen takm. 
 torba, kese. buy a pig in a poke. bir eyi grmeden satn almak. 
 poker oyunu. pokerfaced  (k. dili) tamamen ifadesiz (yz) 
 ler; dimdik veya kazk gibi duran kimse. 
 (k. dili) durgun, cansz; pejmurde, klksz; ok ar ve sknt verici, bunaltc. 
 (argo) hapishane, kodes. 
 Akdeniz'e mahsus  direkli yelkenli, polaka. 
 Polonya, Lehistan. 
 kutba ait, kutbi, kutupta veya civarnda bulunan; Kutupyldzna benzer, yol gsteren, rehber; iki mknats kutbuna ait veya benzer; tamamen birbirine (zt.) polar bear beyaz kutup ays. polar distance. kutuptan I!en mesafe, kutbi mesafe. polar lights kutup nlar. 
 (fiz.) bir n polarma orann Ien alet, polarler. 
 Kutupyldz. 
 maddelerin zelliklerini polarlm kta incelemeye mahsus alet. 
 kutbiyet; bir mknatsn kutuplar gibi ekme veya itme zelliklerine sahip olma; birbirine taban tabana zt iki ayr eilimin etkisiyle hareket etme hali. 
 bir nn titreimlerini belirli bir yne evirmek, polarmak; zel bir anlam veya yn vermek. polarized light polarlm k. polariza'tion  polarma. 
 Hollanda'da deniz seviyesinden aada olan ve denizden setlerle ayrlarak kurutulmu olan tarla.
 kutup;mknats kutbu;birbirine (zt.) iki kuvvetten biri;(mat.) iki vektrn kesitii sfr noktas. celestial pole kuzey kutbu. positive pole mspet kutup.south pole gney kutbu. terrestrial pole arz kutbu. be poles apart birbirine (zt.) olmak. 
Leh,Polonyal.
 srk,direk,kazk;be metre boyunda bir uzunluk;bu uzunluu lme aleti;olta kam;seren direi; srkla sandal yrtmek; srklamak,srklarla donatmak, srklarla desteklemek.pole bean srk faslyesi. pole horse araba okuna bal atlardan biri.pole vault srkla yksek atlama.
 (ask.)uzun sapl balta, teber. 
 kokarca,Amerika sansar, kr sansar, (zool.) Mustela putorius.
 mnakaaya ait,tartmal, mnakaal, ihtilafl,mnazaal; polemie giren kimse, mnakaac,mnakaay seven kimse;tartma, mnakaa.polemics  mnakaa sanat,polemik. polemical  tartmal, mnakaal. polemically  tartma eklinde, mnakaa tarznda. 
 Kutupyldz;ynmetici unsur.
(o.) police) polis idaresi,inzibat kuvveti,emniyet amirlii dairesi;zabta,polisler;(ask.) inzibat memurlar;(ask.)garnizonun temizlik durumu; polis vastasyla dzeni salamak;polis tayin etmak;(ask.) garnizonu temiz tutmak ,idare etmek.police commissioner polis komiseri.police court polis mahkemesi. police dog Alman kpei.police squad polis mfrezesi.police state totaliter idare altnda olan devlet(r. T.C.)police station karakol.harbor police sahil muhafaza polisi. motor police motosikletli polis(r. yunus)mounted police atl polis.
 polis ,zabta memuru.
 (tb.) poliklinik. 
 siyaset , politika,idare, tedbir;takip edilen yol veya yn,hareket hatt.domestic policy i politika,dahili siyaset.foreign policy d politika, harici siyaset. public policy kamu yararn gzeten politika.
 sigorta mukavelenamesi, polie;piyangoda kazanan numaralar zerine oynanan kumar. policy shop piyango biletleri zerine kumar oynanan yer.endowment policy belirli bir srenin bitiminde belirli bir meblan denmesini icap ettiren hayat sigortas poliesi.floating policy (den.) (sig.) dalgal sigorta poliesi. life insurance policy.
 polie hamili.
 (tb.) omruilikteki gri maddenin iltihab,ocuk felci.
(leh.),Polonya'ya veya Polonya halkna ait; polonya dili,Lehe.
  cilalamak,parlatmak,cila vermek,inceletirmek,terbiye etmek,sslemek,cilalanmak,parlamak,daha iyi duruma sokmak.  cila, perdah, cilalama,incelik, zarafet,nezaket, terbiye.polish off iini bitirmek; (bir rakibi yenip9bandan defetmek. polish up iyice parlatmak,iyice cila vermek;daha iyi duruma getirmek.
(ks.) political, politics.
 nazik, terbiyeli, kibar; yksek seviyede. politely  nezaketle, nazikane. politeness  nezaket, incelik, kibarlk.
  maharetli;siyasi, politik, tedbirli, ihtiyatl, basiretli;kurnaz;iyi dnlm.
 devlete veya hkmete ait; siyasi, siyasete ait, siyasal;siyasi bir partiye ait. political agent siyasi delege. political economy iktisat ilmi. political science idari ilimler, siyasal bilgiler. politically  siyaset bakmndan.
 siyaseti, politikac, siyaset uzman; devlet adam; kendi yararna politikayla megul olan kimse.
 politika, siyaset;parti entrikalar, siyasi desiseler;siyasi partilerin idaresi, politikaclk.
 hkmet ekli, idare ekli;devlet, hkmet.
 polka dans; polka mzii. polka dot puanl, benekli (kuma) 
 seimde oylar; oy says; gayri resmi anket; (eski) ba, kafa, kelle. poll tax oy kullanabilmek iin denen bir vergi; ahs bana denen bir vergi. the polls seim; seim sand, gayri resmi anketler. 
 oylar toplamak, rey almak; (seim listesine) kaydetmek; oy vermek; anket yapmak; (sa veya boynuz) kesmek. 
 bir eit balk, (zool.) Pollachius virens. 
  boynuzlar dklm veya kesilmi hayvan; boynuzsuz soydan kz veya koyun; budanm aa;  budamak, boynuzlarn kesmek. 
 boynuzu, sa veya ba kesilmi, kel. 
 ieklerin remesini temin eden toz, iek tozu. 
 (bot.) tozaklamak pollina'tion  tozaklama. 
 kurbaa yavrusu, iriba. pollock (bak.) pallack. 
 anket yapan kimse. 
 kirleten ey, havay veya suyu kirleten kimyasal madde. 
 kirletmek, pisletmek, murdar hale getirmek, telvis etmek; rzna gemek, iffetini bozmak pollution  pisletme; murdarlk. 
 Polyanna, dnyay hep gllk glistanlk gren kz (E.H. Porter'n ayn isimli romannn kahraman) 
 polo, evgen. polo pony. bu oyunda kullanlan bodur cins at. polo shirt. kaln tiort. water polo yzerken oynanan bir eit top oyunu. 
 (mz.) Polonya asll ar ve ritmik bir dans, polonez; bu dansn mzii; bulz ve etei birbirine bitiik olan ve eskiden giyilen kadn elbisesi. 
 (kim.) radyoaktif bir eleman, polonyum. 
 c, umac, grltl hortlak. 
 korkak adam, alak adam, namert kimse. poltroonery  korkaklk, alaklk, namertlik.
(nek) ok.
 birden fazla kocas olma sistemi, ok kocallk; (bot.) erciklerin ok ve serbest olmas, poliandri. polyandrous  ok kocallk sistemine ait. 
ii bir eit uha iei, (bot.) Primula polyantha. 
  ok renkli, ok renklerle resimlendirilmi veya boyanm; deiik renklerle baslm (kitap);  ok renkli sanat eseri. polychromat'ic  ok renkli. 
 (tb.) poliklinik, her trl hastalm tedavi edildii genel hastane veya klinik. 
 polyester. 
 poligami, ayn zamanda birden fazla kars olma sistemi veya gelenei, ok karllk, polygamist  birden fazla kars olan adam. polygamous  bir (den.) fazla kars olan; (zool.) birden fazla ei olan; (bot.) ayn bitkide erdii ieklerin dnda hem erkek hem de dii iekleri bulunan, poligam. 
  birok dil bilen; bir ok dilde yazlm olan; birok dili iine alan;  birok dil bilen kimse; birka dilde baslm kitap; birka dilin birbirine karm hali, karmakark dil. polyglottism  birok dil bilme; birka dili birbirine kartrma. 
 (geom.) drtten fazla as olan dz ekil, poligon, okgen; top ve tfek at tecrbesi yaplan meydan, at yeri, poligon; ok keli cisim. 
 ok keli, okgen. 
 oban denei. 
 teksir makinas; nabz kaydeden cihaz, yalan ortaya karmak amacyla kullanlan aygt; verimli yazar. 
 ayn zamanda birden fazla kars olma sistemi veya gelenei. polygynous  birden fazla kars olan. 
 (geom.) ok yz olan mcessem ekil. polyhedral  ok yzl, ok dzlemli. 
 (kim.) elemanlarnn arlk oranlar bir olup da molekl arlklar farkl olan bileimlerden her biri, polimer. polymer'ic  bu eit bileimlerle ilgili; polimerik. polym'erize  polimer halinde birletirmek veya birlemek. polymerization  polimerizasyon. 
 (biyol.) ok ekilli veya deiik safhal organizma veya byle bir organizmann ekillerinden biri; (kim.) birka ekilde kristalleebilen madde veya bu ekillerden biri. 
 deiik ekilleri olabilen veya deiik safhalardan geen. polymorphism  deiik ekilleri olma; deiik safhalardan geme. 
 Polinezya, Gney Pasifik'te bulunan adalar kmesi Polynesian   bu adalara mahsus (dil veya sahs) . 
  (mat.) birden fazla terimi olan (ifade); polinom; (biyol.) ikiden fazla kelimeden meydana gelen hayvan veya bitki ismi. 
 birden fazla ekirdei olan, polinkleer. 
 polip; (tb.) ahtapot, polip. 
 (bot.) ok ta yapra olan (iek), polipetal. 
 (elek.) ok fazl. 
 eitli sesleri gsteren harf veya iaret. 
 ok sesli, polifonik.
 (mz.) birbirine uygun muhtelif namelerin bir arada sylenmesi veya alnmas ile meydana getirilen ahenkli musiki paras, polifoni; ayn harf veya iaretlerle birden fazla ses ifade etme. 
 bespaye, (bot.) Poly podium vulgare. 
(o.) -pi) (bak.) polyp. 
 yksek molekl arl olan karbonhidrat, niasta. 
 ok heceli. 
 ten fazla hecesi olan kelime. 
  bir ok sanat veya fene ait;  bir ok sanat veya feni reten okul. 
 oktanrclk; birden fazla tanrya inanma. polytheist  birden fazla tanrya inanan kimse. 
 (mz.) oktonlu. 
 (mz.) birka perdeyi birden kullanma teknii. 
 birok perdeleri olan. 
 (yemek yalarndan) damar sertliine kar koruyucu tipte olan. 
 (tb.) idrar okluu. 
 elma presi veya posas; herhangi bir eyin ezmesi veya posas. 
 elmaya mahsus, elmadan ibaret. 
  briyantin, merhem;  merhem srmek. 
 eskiden hastala kar kullanlan baharatl top; karanfil iine batrlm elma veya portakal. 
 elma, armut veya ayva tipinde meyva. 
 nar, (bot.) Punica granatum. 
 greypfrut. 
 Prusya eyaletlerinden Pomeranya'ya ait;  Pomeranya halkndan biri; Pomeranya kopei. 
 elma veya armut cinsinden meyva veren. 
  (ed.,- ng veya -led, -ling) kl veya kamnn topuz gibi kaln olan ba; eyer ka;  dvmek, yumruklamak. 
 meyva yetitirme bilgisi veya sanat. pomolog'ical  meyva yetitirme ilmine ait. pomol'ogist  meyva yetitiren kimse. 
 tantana, debdebe, ihtiam, azamet; (eski) geit treni. 
 erkeklerde salar arkaya doru tarama usul; kadnlarda ndeki salarn altna ilve bir ksmla kabartld sa ekli; pembe veya krmz rengin bir tonu. 
 (t.)alya'da eski Pompei ehri. Pompeian   Pompei ehrine ait;  bu ehir halkndan biri. 
 (ng.) otomatik uaksavar topu. 
 ponpon, yn veya tyden yaplm top eklindeki ss. 
 tantana, debdebe; azametli tavr. 
 azametli, gururlu; ssl; saltanatl, tantanal, debdebeli. pompousness  tantana, debdebe; azametli tavrlar, azamet, ihtiam. pompously  gururla. 
 Gney Amerika'da giyilen batan geme kepenek, pano; buna benzer yamurluk. 
 ufak gl, havuz; (aka) okyanus. pondlet  havuzcuk. pond life glde yaayan hayvancklar. pond lily nilfer iei, gl sseni. pondweed  su otu. 
 zihninde tartmak, dnmek, dnp tanmak. 
 ok ar; ktle halinde, masif; cansz, can skc; zihin yorucu. ponderos'ity, ponderousness  arlk, siklet. ponderously  cansz, skc bir e kilde; ar ar. 
 (A.B.D.)'nin gney eyaletlerine mahsus msr ekmei. 
 in ipei, ham ipekten dokunmu kuma.
  kama, haner;  hanerle yaralamak, hanerlemek.
(Lat.) eeklerin kprs; (geom.) klid'in ikizkenar genin tabanndaki iki ann birbirine eit olduunu kabul eden teoremi; acemilere uy gulanan test. 
(bak.) Pontus. 
( (o.) pontifices)  eski Roma'da bakhin. 
 piskopos, zellikle papa. 
  Papaya ait; papalk makam veya yetkisi olan; gururlu;  (o.) piskoposun veya papann resmi esvab. pontificate   piskoposun ve zellikle papann makam veya yetkisi veya hizmet sresi;  itiraz kabul etmez ekilde konumak; salhiyet taslamak; piskopos veya papa sfatyle ayin icra etmek. 
 (ask.) dubal kprler yapan istihkmc. 
 duba, tombaz. pontoon bridge dubalar stne kurulan kpr. 
 Pontus, Kuzeybat Anadolu'da tarihi bir devlet. Pontic  Pontus devletine ait, Pontus. 
(eski) Karadeniz 
  bodur cins at, midilli; (k. dili) likor kadehi veya bir kadeh dolusu; (ng.), (argo) yirmi be ingiliz liras; (A.B.D.), (argo) Latince veya Yunanca ders kitab tercmesi; aklayc yardmc kitap;  yardmc kitap kullanmak pony express (A.B.D.)'nin batsnda demiryolu yaplmadan evvel kullanlan sratli atl posta sistemi. pony up (A.B.D.), (argo) para vermek. 
 (argo) it. 
 16,4 kiloluk bir Rus arlk ls. 
 uzun ve kvrck tyl fino kpei, kani. 
(nlem) f! (sabrszlk veya kmseme belirtir) 
 kmsemek, alaya almak. 
  bahis tutumada veya kumarda ortaya konulan para; on be bilye ile oynanan bir eit bilardo; (tic.) rekabete meydan vermemek iin mal fiyatlarn kontrol altmda tutan tccarlar birlii; alma grubu, ekip;  ticaret birlii kurmak amacyle para koymak; ortaklaa toplamak. pool table bilardo masas. 
 kk gl; havuz; su birikintisi; herhangi bir sv birikintisi; bir nehrin derin ve durgun (ks.)m. 
 bilardo salonu. 
  (den.) pupa, geminin k; zarta;  gemi kndan ieriye dalga girmek; zarta ekmek. 
 (A.B.D.), (argo) yormak, takatini kesmek. pooped  (A.B.D.) bitkin bitap, takati kesilmi. 
  fakir, yoksul, muhta; zayf; kt, az; kuru, kuvvetsiz; shhati bozuk; zavall, biare; fena, adi, baya; rahatsz (gece);  the ile fakir fukara. poor box sadaka kutusu. poor farm fakirlere i bulunan ve baklan kurum. Poor fellow! Vah zavall! Vah biare! poor house seyircisi az .poor laws fakirleri koruma kanunlar. poor rate (ng.) halktan toplanan fakirlere yardm vergisi. poor white asa. aa tabakadan beyaz bir kimse. 
 darlaceze, dknler evi. 
  kt bir ekilde, baarszlkla: kusurlu olarak;  (k. dili) hasta, rahatsz. 
 fakirlik, yoksulluk, zrtlk. 
 korkak, dlek, yreksiz. 
 (-ped,-ping) pat diye ses karmak; patlamak; abucak sokuvermek; patlatmak (msr); ate etmek. pop in uramak. pop off (k. dili) birden gitmek, lvermek. pop out azdan kamak; frlamak. pop the question (k. dili) evlenme teklif etmek. 
 patlama sesi, tfek sesi; gazoz. 
 hafif klasik veya popler mzik konseri. 
 (argo) baba. 
 patlam msr, cin msr. 
 b.h. papa; Ortodoks papaz. pope' nose (k. dili) ku k, tavuun gerisi. popedom  papalk. 
 (aa.) papalk sistemi: Katolik kilisesinin usul ve ayinleri. 
 patlak gzl. 
 oyuncak tfek, mantarl tfek, patlanga. 
 zppe kimse: papaan eklinde ok hedefi. 
 (aa.) Katolik kiliselerine ait. (zool.) Lamna nasus 
 kavak (bot.) Populus. black poplar, Lombardy poplar kara kavak, (bot.) POpulus nigra. trembling poplar titrek kavak, (bot.) Populus tremula. white poplar akakavak, akkavak, (bot.) Populus alba.
 poplin. 
 pek hafif yumurtal ekmek.
 patlanga; msr patlatmak iin kullanlan kalbur. 
 (ng.) minyon kimse. poppet valve buharl makinalarda kullanlan bir cins valf. 
  dalgalanmak; alamak;  dalgalanma; alama. 
 gelincikgillerden herhangi bir bitki, (bot.) Papaver; afyon; kzl renk. opium poppy haha, (bot.) Papaver somniferum. corn poppy, field poppy, red poppy gelincik, (bot.) Papaver rhoeas. poppy seed haha tohumu. 
 (k. dili) sama. 
 haha tohumu, haha ba; (mim.) susl balk. 
 halk, avam. 
 herkes tarafndan sevilen, popler, revata olan;avama mahsus, halka ait; herkese anlalabilir; halkn kesesine elverili, ucuz. popular election herkesin oyunu kullanabildii seim. popular front (pol.) faizme ve gericilie kar gelen ve gsterilerde bulunan solcu koalisyonu. popularity  herkes tarafndan sevilme, popler olma, revata olma. popularly  herkes tarafndan sevilerek;halka hitap eder ekilde.
 halkn rabet edecei ekle sokmak; halka hitap etmek; herkesin anlayaca ekle sokmak. populari za'tion  halkn benimseyecei ekle sokma. 
 nfuslandrmak, eneltmek, meskun hale getirmek; bayndrlatrmak. 
 nfus, enlik; ahali, sekene; iskn. exchange of populations ahali mubadelesi. 
 youn nfuslu, meskun, ahalisi ok. populousness  nfus kalabal. 
 dik burunlu harharyas. 
 porselen (eya) 
 domuza ait, domuza benzer, domuzumsu. 
 oklukirpi, (zool.)Hystrix cristastus. porcupine beater dileri veya sivri ular olan bir makina. porcupine fish kirpi bal, (zool.) Diodon hystrix. 
 gzenek, mesame; herhangi bir kat cismin zerindeki deliklerden her biri.
 dikkatle bakmak, gzn dikmek; on, over, upon ile derin derin dnmek, mtala etmek, zihninde tartmak; zerinde durmak; kendini vererek okumak veya almak. pore one,  eyes out ok okuyarak gzleri yormak, gz nuru dkmek. 
 sinarit, (zool.) Pargus pargus.
 domuz eti; (A.B.D.), (argo) devlet ilerinde pek drst olmayan gayelere kullanlmak zere ayrlan para. pork barrel (A.B.D.), (argo) bir milletvekilinin kendi seim blgesi iin ayrtt para. pork sausage domuz sosisi. pork tapeworm domuz tenyas, (zool.) Taenia solium. porker  besili domuz. 
 etli brek: bask tepeli apka. 
 pornografi. pornographic  mstehcen, ak sak. 
 gzenekli; suyu dar szdran, iinden hava veya su geebilen. porosity  gzenekli olu. porously  gzenekle. 
 somaki, porfir. porphyrit'ic  somaki; (min.) billurlu. 
 yunusbal, (zool.) Phocaena phocaena; domuzbal, (zool.) Phocaena communis. 
 (ng.) su veya stle piirilmi lapa. 
 orba veya lapa kasesi. 
 liman; liman ehri. port authority. liman otoritesi, liman idaresi. port of call (den.) uranlacak liman. port of entry ithalt liman, gmrk dairesi olan liman. free port serbest liman, ak liman. home port demirleme liman. 
 porto arab, genellikle koyu kr mz renkte olan tatl arap. 
  (den.) geminin sol veya iskele taraf;  dmeni iskeleye krmak; iskeleye dnmek (gemi) Helm to port Dumeni iskeleye kr. on the port bow pruvann solunda (gemi) 
 (den.) gemi lombar; lombar kapa; (mak.) buhar, gaz veya su yolu (bilhassa valf iinde) port lid lombar az, lombar kapa. 
  (ask.) tfek veya baka bir silhn omuzdaki duruu; duru; fl tufei namlusu sol omuza doru olmak zere eri vaziyette tutmak. 
Port Louis, Mauritius adasnn ba kenti. 
 Port-au-Prince, Haiti'nin bakenti. 
 Port of Spain, Trinidad ve Tobago kolonisinin bakenti. 
  tanabilir, nakli mmkn, portatif;  tanabilir ey, portatif eya. portabil'ity  ta nabilme, nakledilebilme. 
  (A.B.D.), (Kan.) tama, nakletme; karadan kayk nakliyat; nakliyat yolu; nakliye, hamaliye, hamallk;  kayk nakletmek. 
 kap, ssl ve byk kap; medhal, girilecek yer. portal-to-portal pay (maden oca veya fabrikada) iinin iyerinde harcad zamana gre denen para. 
 (tb.) kapya ait (karacier deki); (tb.) barsaklardan karaciere kan nakleden byk damara ait. portal vein (tb.) kap toplardamar. 
 (t.), (mz.) portamento, ses kaydrmas. 
 portatif, tanabilen, nakledilebilen. 
 bir kale veya mstahkem yere girilmesini nlemek iin indirilen demir parmaklk.
 the ile, veya the Sublime Porte Babali, Osmanl Devleti. 
 konaklarda arabann girip kt byk kap; konak kaps nnde bulunan arabaya binilip inilen bitiik ve st kapal yer. 
 (Fr.) ufak para antas, para czdan. 
 nceden belirtmek veya haber vermek (zellikle kt olay) 
 ksa zamanda meydana gelecek bir olayn habercisi veya delili; harika, acibe. porten'tous  meum, uursuz; hayret verici, harikulade. 
 hamal; siyah bira. porterage  hamallk; hamal paras. 
 kapc; (A.B.D.) yatakl vagonlarda hizmet eden grevli. 
bir eit kaln ve yumuak biftek. 
 evrak antas; makam, mevki, vazife; bir kimseye zg tahvillerin tm. 
 (den.) lombar; kale mazgal. 
 byk bir binann kaps nndeki direkler alt, revak. 
 kap yerine kullanlan perde. 
  (ks.)m, para, cz; porsiyon, bir tabak yemek; pay, hisse; (ks.)met, kader, nasip; drahoma, eyiz;  hisselere ayrmak, taksim etmek; parsellemek; miras brakmak; kzna drahoma vermek. lega1 portion (huk.) mahfuz hisse. 
 iri yapl, csseli, iman; heybetli, gsterili. portliness  csseli olu; heybetli olu. 
 (o.) -eaus, - eaux) (ng.) bavul. 
 Porto Novo 
 resim, tasvir, portre; kelimelerle izilen portre. portrait gallery resim sergisi. portrait painter portre ressam. portrait bust, portrait statue portre heykel. pen portrait yaz ile yaplan tasvir. 
 portreci, portre ressam. 
 resim, tasvir, portre; resim sanat; tarif, tanmlama, tavsif. 
 resmetmek, resmini yapmak; tarif etmek, tanmlamak, tasvir etmek. portrayal  resmetme, tanmlama, tarif etme. 
 Portekiz. 
  Portekiz'le ilgili;  Portekizce; Portekizli; Portekizliler. Portuguese manofwar denizanas, (zool.) Phy salia. 
 semizotu, (bot.) Portulaca sativa 
(ks.) positive, possessive. 
 artmak, hayrete drmek, susturmak. 
  vaziyet almak; vaziyet taknmak; gibi grnmek; belirli bir vaziyette dikmek, vaziyet vermek; arzetmek; soru halinde ortaya atmak;  vaziyet, poz, duru; taknlan tavr. 
 poz veren kimse. 
 artc soru veya mesele. 
 yapmack tavrlar taknan kimse, (slang) numarac. 
 (ng.), (k. dili) lks, modaya uygun. 
 tespit etmek; nermek, var saymak, ne srmek. 
  yer, mevki, mahal mevzi; yerletirme, koyma; fikir, meram, iddia; sosyal pozisyon, itimai mevki; mevki, i, grev, vazife, memuriyet; duru; vaziyet, durum;  yerletirmek; yerini bulmak. position paper belli bir sorun zerinde bir grubun tezini sunan yaz. a man in my position benim durumumda veya mevkiimde olan adam. in a false position sahte bir vaziyette. in position tam yerinde. in a position to do something bir eyler yapma yetki ve du rumunda. out of position yerinden km. 
  kesin, kati, mutlak; olumlu, mspet; gerek, hakiki; esasl; phesiz, muhakkak; sarih, ak, vazh; gerekli; emin; (mat.) sfrdan byk, pozitif; (elek.) mspet, pozitif, ekici; (kim.) kalevi; (foto.) mspet, pozitif; (gram.) mspet, olumlu; (tb.) bir madde, durum veya hastaln varolduunu gsteren;  mspet derece, sarih sfat; klar ve glgeleri tabii halde gsteren fotoraf; mspet elektrik akm; kesin ey, kati ey. positive assertion kesin ifade. positive electricity pozitif elektrik akm. positive proof kesin delil. positive (sig.)n toplam iareti, art, zait, (+) a positive nuisance tam bela. positively  muhakkak; katiyetle, kesin olarak positiveness  katiyet, kesinlik. 
 (fels.) pozitivizm, olguculuk, mspetilik, Auguste Comte felsefesi. positivist  bu felsefe taraftar, mspeti, pozitivist. positivis'(tic.)  pozitivizm taraftar olan. 
 (fiz.) pozitron. 
(ks.) possession, possessive, possible, possibly. 
 heyet, takm; polis mfrezesi. posse comitatus ihtilal zamannda polis mdrnn yardma ard halk. in posse (huk.) mmkn, kuvvede. 
 sahip olmak, malik olmak, mutasarrf olmak; hkmetmek. possessed  sahipli; soukkanl; mecnun; lgn; azimkr. possessed with niyetli, azimkr; mecnun. 
 malik olma, iyelik, sahip olma, zilyetlik; (o.) servet, mal, mlk; cin arpmas, cinnet, delilik; kendine hkim olma; mstemleke, smrge. Possession is nine points of the law (bak.) point. give possession. vermek, teslim etmek, istimlk ettirmek. in possession elde etmi, elinde, tasarrufunda. take possession zaptetmek, almak. 
  malik olan; tahakkm edici: (gram.) iyelik belirten, mlkiyet ifade eden; - in hali possessive case -in hali. possessive relation isimle tamlama, izafet. possessively  tahakkm ederek, sahip karak. possessiveness  tahakkm etme, sahip kma. 
 mal sahibi; (huk.) zilyet, malik sfatyle tasarruf eden kimse. possessory  zilyete veya zilyetlie ait. 
 arap veya bira ile kestirilmi baharatl scak st. 
 imkan, olanak; gereklemesi mmkn olan olay. 
  mmkn, imkn dahilinde, muhtemel, kabil, akla sar;  mmkn olan ey, imkn. possibly  belki, ihtimal, mmkndr ki. 
 (k.dili), (bak.) opossum. play possum l taklidi yapmak. 
  kazk, destek;  yaptrmak (iln); afilerle ilan etmek; kusurlarn aa vurmak; adn listeye koymak; (den.) (geminin) geciktiini veya battn ilan etmek. 
  memuriyet, mahal, bir memurun tayin edildii yer, hizmet; ordugah, kla, askeri menzil; kol, karakol, devriye; polis noktas; yabanclarn kurduklar al veri yeri; (A.B.D.) savaa katlm kimselerin kurduklar dernek;  koymak, yerletirmek; vazifelendirmek. 
   (ng.) posta; ing posta servisi, posta kutusu, postane; atl postac, posta tatar; atl postacnn at deitirdii yer, menzil;  (ng.) postaya vermek, posta ile gndermek; bilgi vermek, bildirmek; hesaplar yevmiye defterinden ana deftere nakletmek; posta atlaryle seyahat etmek; sratle yolculuk etmek, acele gitmek;  posta atlaryle; sratle, abuk olarak. post card kartpostal, posta kart. post chaise posta arabas. post exchange (A.B.D.) ordu kooperatifi, Orko. post office postane, abbr PTT. post road posta yolu. a heavy post mektupla dolu posta. morning post sabah postas. by return post ilk posta ile, acele. 
(nek), (Lat.) sonra. 
 posta creti. postage due eksik denmi posta creti; taksal. postage due stamp taksa pulu. postage meter posta metresi. postage stamp posta pulu. 
 posta ile ilgili. postal clerk postane memuru. postal convention milletleraras posta anlamas. postal money order, postal order posta havalesi. postal savings bank posta idaresine bal banka, tasarruf sand. postal union milletleraras posta birlii. 
 zerine ileri bir tarih atmak. 
  Tufandan sonra yaayan (canl) 
 yafta, afi; yaftac, yafta yaptran kimse; menzillerden at alarak seyahat eden kimse. 
(Fr.) postrestant. 
  sonra gelen, sonraki; gerideki; (anat.) ka yakn;  (o.) insan k, kaba etler. posterior chamber (anat.) ardoda. posteriorly  sonradan gelerek. 
 zrriyet; gelecek nesiller, halefler. 
  arka kap; yan kap; ufak kap;  arkadaki; yandaki. 
 Babil srgnnden sonraki Yahudi tarihi ile ilgili. 
  (sonek);  kelime sonuna ek ilave etmek. 
 posta cretine tabi olmayan; (ng.) posta creti denmi. 
 (jeol.) buzul devrinden sonra. 
  niversiteden mezun olduktan sonraki tahsile ait;  doktora talebesi, niversiteden mezun talebe. 
   byk bir sratle, ok acele, ivedilikle;  srat. 
 babasnn 1mnden sonra domu; yazarn lmnden sonra yaynlanm; bir kimsenin lmnden sonra vaki olan. posthumously  lmden sonra (zellikle yazarn) 
  bitiminden sonra eklenmi; suni, yapmack;  taklit, yapmack. 
 soldaki beygire binerek araba ve zellikle posta arabasna srclk eden kimse. 
(gz. san.) zellikle yirminci yzyln balarnda Fransz sanatkarlarnca rabet gren ve kbizm ile ftrizmi iine alan resim ekol.
 harp esirlerinin ve ganimet olarak alnm mallarn harpten sonra evvelki yerlerine veya hukuki sahiplerine iadesi kanunu, postlimini. post liminiary, postliminious  bu kanunla ilgili. 
 (mz.) kilise ayini sonunda zellikle orgla alnan para. 
 postac, posta mvezzii. 
 posta damgas. 
 leden sonraya ait. 
 postane mdiresi. 
  ldkten sonra;  otopsi. 
 doumdan sonra. 
  posta creti denmi (olarak) 
 ertelemek, tehir etmek, geri brakmak; ikinci planda brakmak. post ponement  erteleme, tehir, geri brakma. 
 sonrasna koyma veya konma; bir kelime sonuna ilave edilen kelime veya ek. 
 yemek sonras. 
 postane mdr. 
 not, dipnot, hami, haiye, derkenar; (ks.) p. 
 talip olan kimse; bir ey zerinde hak iddia eden kimse; namzet, zellikle papazla namzet kimse. 
 talep etmek, istemek, dilemek; ispatsz olarak ifade etmek, kaziye diye kabul etmek; var saymak. 
 (fels.) nerme, kaziye, ispatna lzum grlmeden kabul edilen mesele; kabul zaruri olan esas, her eyden evvel lzm olan art. 
  duru, poz, vaziyet; hal, ilerin gidii; zihni vaziyet, tefekkr hali;  suni vaziyet vermek veya almak. 
 iek, iek demeti. 
 kap, maden veya topraktan yaplm yuvarlak kap, kavanoz; kadeh; bir kap dolusu; stakoz tutmaya mahsus sepet; baca bal; kumarda bir oyunda ortava konan parann toplam; (k. dili) byk miktarda para; (jeol.) akntnn nehir dibinde at yuvarlak ukur, bu ukurda bulunan akl; (argo) hai; (bak.) potentiometer. pot bottle takriben yarm litrelik ie. pot cheese szme peynir. pot hat melon apka. pot liquor yemek suyu. pot roast ar atete pimi et, kapama. pot shot sadece antay doldurmak maksadyle avlama; ksa mesafeden silah atma; rasgele vuru. chamber pot lzmlk. chimney pot baca bal, ocak klh. go to pot bozulmak, mahvolmak. lobster pot stakoz sepeti. 
 (-ted, -ting) ya ve baharatla kavanoza basmak; kavanozda muhafaza etmek; saksya dikmek; yemek iin avlamak, tfekle rasgele vurmak; bilardoda ukura drmek; (k. dili) kapp cebe indirmek. 
  iilebilir;  (o.) merubat, iecek. 
 (Fr.) koyu orba. 
 potas, kalya ta, potasyum hidrat. 
 (kim.) potasyum. 
 ime; iki; iki lemi. 
 (o.) -toes) patates, (bot.) Solanum tuberosum. potato bug, potato beetle patatese zarar dokunan bcek, patates bcei. potato chip ips. potato race patates yar. potato rot daha toprakta iken patatesi rten hastalk. small potatoes adi ve nemsiz ey veya kimse. sweet potato bir eit tatl patates, (bot.) Ipomoea batatas, Hatay patatesi. 
 gbek, byk ve i karn; ikin karnl adam, gbekli kimse; kenarlar ikin soba. potbellied  gbekli. 
 (k. dili) yalnz geim paras kazanmak maksadyle yazlan kitap veya meydana getirilen sanat eseri. 
 (ng.) lokantada bulak. 
 kuvvet, kudret, g; yetki, salhiyet; etki, tesir; nfuz; potansiyel; erkein cinsel iktidar. 
 kuvvetli, gl, kudretli; etkili, tesirli, nfuzlu; yetkili, salhiyetli; cinsi iktidar olan (erkek) potently  etkileyici surette; kuvvetle, tesirli olarak. 
 hkmdar, kral; byk yetki ve otorite sahibi. 
  kuvvetli olan; muhtemel; (fiz.) gizil, potansiyel;  mmkn olan ey, imkn, ihtimal; g, iktidar; (gram.) yeterlik fiili; (elek.) potansiyel, gerilim. potential energy gizilg, potansiyel enerji. potential mood (gram.) yeterlik kipi. reach its highest potential mmkn olan en yksek kudretine erimek. potential'ity  mmkn olan hal veya keyfiyet, imkn. potentially  kuvvede olarak, imkan dahilinde. 
 (elek.)  balantl reosta; voltler. 
  boucu toz veya duman bulutu; tel, grlt, karklk, amata;  ban artmak, zmek, sinirlendirmek; grlt etmek. 
 yemee tat veren maydanoz gibi yeillik. 
 (yolda) derin ukur; kayalarda su ve akllarn at ukur. 
 tencereyi ate zerine asmaya mahsus S eklindeki engel; zellikle el yazs renenlerin S eklindeki izgileri. 
 il dozu, bir defada verilen ila veya zehir; iksir. 
 (Kuzey Pasifik sahilinde oturan Kzlderililerde) hediye; k festivali; misafirlere hediye datlan ve eyann tahrip olunduu tren; (k. dili) parti, elence. 
 hazr bulunan yemek, "Allah ne verdiyse" .take potluck bulunan yemei yemek. 
 (Fr.) odaya gzel koku vermek iin kavanoz iinde biriktirilen gl yapraklar ve baharat; (mz.) potpuri; edebi semeler, mntahabat, semeler. 
 krk mlek paras. 
(tb.) Pott hastal, omurga kemiinin rumesi. 
 trl yemei; sebze orbas. 
 saksya konmu; mlekte pimi; ( argo) kfelik olmu. 
 mleki. potter' field fakirler iin ayrlm mezar. potter' wheel mleki ark. 
(bak.) putter. 
 mlek ii, anak mlek; mlek imalthanesi; mlekilik. 
 1,9 litrelik sv ls; bu miktar svy iine alan kap; iki; (ng.) kk kap veya sepet. 
 (ng.), (k. dili) gze arpmayan; hafif ikili; solak. 
 ocuk lzml; lzmlkl iskemle. 
 kese, torba; kk para kesesi; hartu kesesi; posta torbas; gz altlannda meydana gelen torba gibi ikinlik; (tb.) iinde sv toplanm ur, kese; (zool.) bazl hayvanlann yavrularn veya yiyeceklerini tadklar cep. 
 torbaya koymak, cebe indirmek; yutmak; torba veya kese husule getirmek. 
 palaz. 
 tavuku. 
  yara lapas;  yaraya veya cerahatli yere lapa koymak. 
 kmes hayvanlar. poultry farm tavuk iftlii. poultry house kmes. poultry yard tavuklara mahsus avlu. 
  mrekkep kurutacak toz; kabartmal bir dzeyin modelini kartmak iin zerine serpilen toz;  toz serperek kurutmak veya cillamak. 
  yrtc ku penesi; saldrma, atlma, hamle;  zerine atlp avlamak (av) pounce at, pounce on birden stne atlmak, hamle etmek; ani olarak gelmek. 
kapa delikli bir cins parfm kutusu. 
  ar darbe, vuru, hamle; vurulan yer, darbe izi;  vurmak, dvmek ezmek; yumruklamak; havanda dvmek; dalgaya arpmak (gemi); hzla arpmak veya atmak (yrek); ar admlarla yr- mek; glkle yrmek. 
 libre, deiik zamanlarda ayr yerlerde deiebilen arlk ls, 454 gram; ingiliz liras; Trkiye ve Msr gibi birka memleketin liras. avoirdupois pound (16 ounces) 454 gram. apothe caries' pound, troy pound (12 ounces) 373 gram. 
  babo veya sahipsiz hayvanlarn muhafaza edildii belediyeye ait yer; hayvanlarn muhafaza edildii veya tuzaa drld yer;  ala kapamak; tuzaa drmek. 
 sahipsiz hayvanlarn belediyece korunduu yerden karlma creti. 
 sterlin bana alnan komisyon. 
  bir librelik bir cismi saniyede bir ayak sratle hareket ettiren kuvvet l birimi, 13850 din. 
 kek. 
 bir libre arlnda olan herhangi bir ey; (bileik kelimelerde) birka libre arl ile ilgisi olan ey: twelve pounder on iki librelik mermi atan top. 
 darbe vuran ey veya kimse . 
 para harcamasn bilmeyen.
  dkmek, aktmak, boaltmak; bardaktan boanrcasna yamak; doklmek, akmak; ay servisi yapmak;  dklen miktar; akma, yama; iddetli yamur. It never rains hut it pours. Hepsi bir arada gelir (bazen iyilikler bazen de aksilikler) pour cold water on pimi aa souk su katmak. pour oil on troubled waters heyecan yattrmak. 
 yayn tipinden bir eit balk, (zool.) Gadus luscus . 
  surat asmak, somurtmak; dudaklarn sarktmak; yzn ekitmek;  somurtma, surat asma, ks olma. 
 somurtkan kimse; kursan iirme kabiliyeti olan bir gvercin. 
 yoksulluk, fakirlik, paraszlk, zaruret, ihtiya; yetersizlik, kifayetsizlik, eksiklik. poverty line fakirlik ile orta hallilik arasndaki gelir snr. poverty-strick-en  ok fakir, muhta, zarurete dm, yoksul . 
(ks.) Prisoner of War.
  toz, pudra; barut;  zerine toz ekmek; dvp toz haline getirmek; toz haline gelmek; pudra kullanmak; (eski) (at) hzla koturmak. powdered milk st tozu. powdered sugar pudraekeri. powder flask, powder horn barutluk barut mahfazas. powder magazine baruthane. powder mill barut fabrikas. powder puff pudra ponponu. powder room bayanlara mahsus tuvalet. take a powder (argo) toz olmak, tymek. powdery  tozlu, toz gibi, toz halinde. 
 yetenek, kabiliyet; iktidar, kuvvet, kudret, g; hkm; etki, tesir, hakimiyet, nfuz, yetki, salhiyet; (fiz.) erk, erke; devlet, hkmet; (huk.) bir bakas adna herhangi bir ii yapma yetkisi, veklet, ve kletname; melaike; (mat.) s, bir saynn kendisiyle arplmasyle meydana gelen say; makinann ileme kabiliyeti, g, takat; mercein bytme yetenei. kuvvet power boat motorla ileyen vapur veya gemi. power lathe torna makinas. power of attorney vekletname. power of life and death idam etme veya af yetkisi. power over a person bir kimseye hkmn geirebilme kuvveti. power plant elektrik santral. power point (ng.) duvar fii. power politics kuvvet politikas. power structure yetkili ve kuvvetli olan grup. power tool motorlu aygt. come into power i bana gemek; iktidar mevkiine gemek. electric power elektrik kuvveti. party in power iktidar partisi. raise to the tenth power (mat.) onuncu se karmak. the powers that be bata olanlar, yetkili ahslar. water power su kuvveti. It is beyond my power. Elimde deil. More power to him. Allah gcn artrsn. Tebrikler! 
 kuvvetli, kudretli; yetki veya nfuzu olan; keskin, sert etkili, tesirli; (k.dili) ok miktarda. powerfully  kudretle, kuvvetle. powerfulness  kudretlilik, kuvvet. 
 elektrik santral; (argo) olaanst enerjiye sahip kimse veya ey. 
 kuvvetsiz, kudretsiz, elinden hi bir ey gelmeyen. powerlessly  kuvvetsizce, eli kolu bal olarak. powerlessness  kuvvetsizlik, eli kolu bal olma. 
  (A.B.D.), (k. dili) toplant; Kzlderililerle yaplan toplant;  toplantda tartmak. 
 (tb.) iek gibi kabarcklar meydana getiren hastalk; frengi. 
 talya'nn volkanik topraklarnda bulunan ve imento yapmnda kullanlan krmz toprak, puzolan. 
(ks.) pages, pianissimo. 
(ks.) public relations. 
(ks.) pair, present, price. 
 yaplabilir, icras mmkn; kullanl, elverili. practicabil'ity  kullanllk, pratiklik. practicably  pratik surette, kullanl olarak. 
 pratik, ameli; ie gelir, kullanl, elverili, uygulanabilir; tecrbeli; ilek; fiili. practical joke eek akas. practical nurse pratikten yetime hemire. practically  hakikaten, gerekten; hemen hemen, yaklak olarak, takriben; faydal surette, pratik olarak. 
 uygulanabilme, tatbik imkan, elverili olma; pratik i. 
(ng.) practise  tatbikat, uygulama; pratik; egzersiz, idman; alkanlk, itiyat, adet; (huk.) dava ama usul; sanat icras; i, mteri okluu; (o.) desise, hile, oyun. Practice makes perfect. Eg- zersiz veya idman yaparak ilerleme kaydedilir. Mek kemale erdirir. Doctor Brown has a large practice. Doktor Brown'n ok hastas var. in practice uygulamada, icraatta, tatbik mevkiinde. make a practice of doing something bir eyi adet edinmek. out of practice melekesi krlenmi, oktan brakm. put into practice tatbik mevkiine koymak, uygulamasn yapmak. sharp practices hileli iler, dalavere. target practice at talimi. the regular practice adet, alkanlk, itiyat. 
(ng.) practise  fiilen icra etmek, yapmak; almak; uygulamak, tatbik etmek; bir meslekte almak; pratik yapmak, egzersiz yapmak, talim etmek; kendini altrmak. Practice what you preach. Davranlarnz szlerinize uysun. Verdiiniz telkini kendiniz tutun. practiced  tecrbeli; alk, talimli; idmanla elde edilmi. 
 pratisyen. 
 (ng.), (eski) memleket dnda olan mahkemeye mracaat etme suu. 
 isim; eski Roma'da isim. 
 eski Roma'da hakim. 
  imparatorun zel muhaflzlanna zg;  imparatorun muhafzlarndan biri. Praetorian Guard eski Roma'da imparatorun muhafz ktas; iktidarda bulunanlarn koruyucular. 
 sebep ile sonu arasndaki balanty aratran alma ile ilgili; (fels.) pragmatizme ait; pratik. pragmatic sanction hkmdar ferman. 
 pragmatik; pratik, ameli; gnlk ilerle ilgilenen. pragmatically  pragmatik olarak; ameli olarak, pratik olarak. 
 (fels.) pragmatizm, pragmaclk; pragmatik olu. pragmatist  pragmac, pragmatist. 
 Prag. 
 (A.B.D.), (Kan.) byk ayrlk, aasz geni kr. prairie chicken (A.B.D.) ayr tavuu, (zool.) Tympanuchus. prairie dog (A.B.D.) ayr kpei, (zool.) Cynomys ludovicianus. prairie schooner (A.B.D.) eski zamanda krlar gemeye mahsus st kaput bezi ile rtl atl araba. 
  vmek, methetmek, sena etmek; hamdetmek, kretmek;  vg, sena, medih, sitayi; hamt, kr. 
 vlmeye deer, takdire layk. praiseworthily  vlmeye layk bir ekilde, methe lyk surette. praiseworthiness  methe layk olma, deerlilik. 
 cevizli ekerleme, pralin. 
 (ng.), (k. dili), (bak.) perambulator. 
 (den.) dz tabanl bir eit sandal. 
  at gibi zplayarak oynamak; zplayarak oynayan ata binmek; caka satmak, gsterili ekilde yrmek; at zplatp oynatmak;  zplayp oynama; caka satma. 
  kaba aka; oyun;  oyun oynamak. 
 ok sslemek, donatmak; gsteri yapmak, caka satmak. 
 (argo) k. 
  gevezelik etmek, fazla konumak, bo laf etmek;  gevezelik, bo laf. 
 (A.B.D.), (argo) kst dme. 
 bataklk krlangc, (zool.) Glareola pratincola. 
 (Fr.), (den.) pratika, karantinadan geen gemiye verilen limana giri izni. 
  ocuka ve safa konumak; gevezelik etmek;  ocuka laf; bo lakrd. 
 kuk karides, deniz tekesi, (zool.) Palaemon serratus. 
 fiilen icra, uygulama, tatbikat. 
 dua etmek, niyaz etmek; yalvarmak, istirham etmek; ibadet etmek, namaz klmak. pray'er  dua eden kimse. 
 dua, niyaz; temenni, rica; ibadet, namaz; dua edilen ey; (huk.) dileke, istida. prayer beads tespih. prayer book dua kitab. prayer meeting dua meclisi. prayer rug seccade. prayer wheel (Tibet Budistlerine mahsus) dua yazl ktlarn sarld dnen silindir. 
 ibadetkar, zahit; dual. prayerfully  dua ile. prayerfulness  ibadetkarlk. 
( (nek) nce, evvel, n.
 ergenlik a ncesi, 9-12 yalar aras. 
 (jeol.) kambriyum ncesine ait. 
 tp renimine hazrlayc, tp renimi ncesi (kurslar veya renci) 
 Rafael ncesi sanat grn izleyen ressam. 
 va'zetmek; telkin etmek; nasihat etmek, t vermek. preach against aleyhinde va'zetmek. 
 vaiz. preaching  vaz, va'zetme; t. preach'ment  vaz; va'zetme; can skc nasihat, uzun ve skc szler. 
 fazla nasihatli. 
 balang, mukaddeme, nsz. 
 (radyo) namplifikatr. 
 nceden dzenlemek, tertip etmek. prearrangement  nceden alnan tertibat. 
 (ng.) katedralin papaza balad tahsisat; bu tahsisat temin eden vakf; katedralden tahsisat alan papaz. prebendary  katedralden tahsisat alan papaz. 
 pullar postalamadan nce damgalamak. 
 gvenilmez, istikrarsz, esassz, aslsz, kararsz, pheli; nazik, tehlikeli, rizikolu; (eski) bakasnn keyfine tabi. precariously  tehlikeli bir ekilde; istikrarszca. precariousness  tehlikeli hal, riziko. 
 niyaz kabilinden, yalvarma niteliindeki. 
 ihtiyat, basiret, nceden alnan tedbir. precautionary  ihtiyat kabilinden. precautious  tedbirli, ihtiyatl; ihtiyat kabilinden. 
 nde olmak, nce gelmek, takaddm etmek; nnden yrmek; nce vaki olmak. 
 nce gelme; stnlk; nce vaki olma, takad- dm. take precedence takaddm etmek, bata gelmek. order of precedence kdem sras. 
 nceki. 
 emsal, numune, rnek; evvelce vaki olmu ve tekrar vuku bulmas hak veya adet olan ey; teaml, yaplageli. 
 takip edilen, nde bulunan. the preceding bundan evvelki, yukarda gsterilen. 
 kilisede mzii idare eden kimse. 
 emir, hkm; ahlki kural; ynerge, talimat; (huk.) mahkeme emri. precep'tive  nasihat kabilinden, ihtar yollu. 
 retmen, hoca; okul mdr. preceptor'ial  retmenle ilgili. preceptorship  retmenlik, hocalk. preceptress  kadn retmen; okul mdiresi. 
 nce geli, takaddm; (astr.) presesyon. precession of the equinoxes (astr.) gn-tn eitlii zamannn gerilemesi, presesyon. 
 mntka, blge, yre, havali; evre; (A.B.D.) seim blgesi. 
 ar titizlik. 
   kymetli, deerli; ok pahal; ender; aziz, ok sevilen; ar itinal, fazla nazik, mklpesent; (k. dili) rezil;  (k. dili) ok, ziyadesiyle;  sevgili. precious little ok az. precious metals altn ve gm gibi kymetli madenler. precious stone kymetli ta, mcevher. preciously  deerli surette; fazla titizlikle. preciousness  pahallk; deer, kymet; ar incelik. 
 uurum; sarp kayalk. 
 acele, tel; acelecilik. precipitant   acele giden; acele yaplm;  kimyasal veya mekanik kelme yapan bir madde. 
 zamanndan nce meydana getirmek; yksek bir yerden aa atmak; acele ettirmek, hzlandrmak; (kim.) tortusunu ayrmak, teressp ettirmek, keltmek; (meteor.) (yamur veya kar eklinde) yere dmek, yamak; (fiz.) buhar teksif etmek; yksek yerden aa dmek veya atlmak; kr krne acele etmek; (kim.) kelmek, kmek. precipitable  dibine kebilir. precipita'tion  (meteor.) kar veya yamurun yere dmesi, den kar veya yamur miktar, ya; tortunun dibe kmesi, kelme; ba aa gidi veya d; acelecilik, tel. 
  tortu, knt, rsup;  aceleci; ba aa den veya akan; dncesiz; acele ile yaplm; birdenbire gelen veya olan, ani. precipitately  acele ile, telala. precipitateness  acelecilik. 
 dik, sarp; uurum gibi, uurumlardan ibaret; atlgan, aceleci. precipitously  ba aa olarak; aceleyle, tella. precipitousness  ba aag olu; tela, acele. 
 zet, z, hulsa. 
 tam, tamam, kati, kesin, sahih, ok dikkatli, dakik; kural dna kmayan; kusursuz; kesinlik ve aklkla ifade edilmi. precisely  dikkatle, kesinlikle; tamamen; muhakkak. preciseness  katiyet, kesinlik; dakiklik. 
  dikkat, katilik, kesinlik; shhat; dakiklik; doruluk, sarahat, vuzuh;  dakik. precision bombing tam isabetli bombardman. 
 (tb.) klinik devresinden evvel. 
 bir nceki hareketten dolay imknsz hale getirmek, engel olmak, mni olmak; darda brakmak. 
 vaktinden evvel gelimi, erken inkiaf etmi. precociously  erken gelierek. 
 erken gelime. 
 nceden bilme veya haberi olma; (sko.), (huk.) ilk soruturma. 
 nceden dnp hakknda fikir edinmek; pein hkm vermek. preconcep'tion  nceden anlama; tarafgirlik; pein hkm verme; nyarg, pein hkm; yanl fikir . 
 nceden kararlatrmak. preconcertedly  nceden kararlatrlm bir ekilde .
  pein art;  nceden hazrlamak. 
 nceden piirmek.. 
 haberci, mjdeci, mutucu. precursory  nceden haber veren; n, ilk. 
 yrtc, av ile geinen; yrtc hayvanlara ait. 
 erken tarih atmak; daha nce gelmek. 
 saldrp paralama, yrtclk. 
 yrtc kimse veya hayvan; yama eden kimse. 
 yamaclk veya soygunculukla geinen; yrtc, avlanarak yaayan. 
 (birinden) nce lmek. 
 birinden nce gelen kimse, ncel, selef; ata, cet. 
 nceden tayin etmek. 
  kadere mahsus; kadere inanan;  kadercilik- yanls. predestinarianism  kadercilik. 
  nceden mukadder klmak, nceden nasip etmek;  (ks.)met olan. 
 takdir, kader, kaza, nasip, (ks.)met; takdiri ilhi. 
 (bak.) predestinate . 
 nceden tayin veya takdir etmek; nceden kararlatrmak. predeterminate  nceden tayin olunmu. predetermina'tion  nceden tayin veya takdir. 
  iddia edilebilir, nermede hkm ve isnad mmkn, yklemleir;  iddias mumkn olan herhangi bir ey. predicabil'ity  isnat imkan. 
 kt hal, bela; hal, halet, durum, vaziyet; (man.) cins, kategori. 
 dorulamak, teyit etmek; belirtmek, ifade etmek, gstermek; dayanmak. predicate on dayandrmak, isnat etmek. predica'tion  hkm, isnat . 
  (gram.), (man.) yklem, haber; bir nermede kabul veya reddedilmi nokta;  yklemle ilgili. 
 tasdik edici, dorulayc. predicatively  (gram.) yklem olarak. 
 vaz niteliindeki. 
 bir eyin vukuunu nceden haber vermek, kehanette bulunmak. prediction  kehanet, nceden haber verme. 
 nceden hazmetmek, gday suni hazma tabi tutmak. predigestion suni hazm. 
 taraftar olma, tarafn tutma, tercih. 
 nceden hazrlamak, peinen taraftar olmak; ank klmak. predisposi'tion  meyil, eilim, istidat, kabiliyet. 
 stn, hkim, faik, galip. predominance, cy  stnlk, galebe, faikyet. predominantly  stn gelerek, hkim olarak. 
 stn olmak, faik olmak, galip gelmek; hkim olmak. predominatingly  galip gelerek; en fazla, balca, daha ok. 
 stn, mmtaz, sekin, faik. preeminence  stnlk. preeminently  en uygun olarak; en stn ekilde. 
 nceden ayrmak; herkesten nce satn almak; herkesten nce satn alma hakkna sahip olmak. preemption  herkesten nce satn alma hakk. preemptive  nceden satn almaya hakk olan; (ask.) kendi memleketini korumak iin nce davranan. preemptive strike br tarafn muh- temel saldrsna kar nceden saldrma. 
 gaga ile dzeltmek (ty); sa dzeltmek; kendini tebrik etmek, kendi ile vnmek. 
 bir zaman veya olaydan nce mevcut olmak. 
(ks.) preface, prefix. 
 prefabrike yap. 
 nceden hazrlamak, nceden imal etmek; bir binann kurulmasn kolaylatrmak iin aksamn nceden hazrlamak. 
  nsz, mukaddeme, balang;  nsz ile balamak; kitabn nszn yazmak; nsz yerine gemek. 
 nsz niteliindeki, mukaddeme kabilinden. 
 eski Roma'da vali, yksek rtbede memur; ba memur, reis; Paris polis efi; zel okullarda baz sorumluluklar olan renci. 
 bir vali veya yksek rtbeli memurun sorumlu olduu blge, makam, hizmet sresi. 
 (-red,- ring) yelemek, tercih etmek; daha ok beenmek; (huk.) daha ziyade hak vermek; sunmak, arzetmek, takdim etmek; (eski) terfi ettirmek. prefer charges davac olmak. preferred stock (tic.) imtiyazl hisse. 
 tercih olunur, daha iyi. preferably  tercihen. 
 tercih; tercih hakk veya yetkisi; rhan; tercih olunan herhangi bir ey; (huk.) tediye hususunda ncelik. give preference to tercih etmek have prefer ence over tercih hakkna sahip olmak. right of preference (huk.) rhan hakk. 
 tercih hakk olan; tercihli; tercih eden veya edilen. preferential tariff gmrkte rhanl tarife, asgari tarife. 
 terfi, ykselme. 
 nceden canlandrmak; nceden dnp hayal etmek. prefigura' tion  nceden canlandrma. prefigurative  ilerde vaki olacak bir olay temsil eden. 
 (kelime bana) (nek) koymak. 
 (nek), kelimenin bana ilave olunan ek; bir ismin nne konan unvan. 
 (ng.), (argo) hamile. 
 fethedilebilir, zaptedilebilir; hcum edilebilir. 
 gebe, hamile; fikirlerle dolu, semereli; manal, dolgun. pregnancy  gebelik. extrauterine pregnancy karn gebelii. tubular pregnancy d gebelik. pregnantly  gebe olarak; fikirle dolu bir ekilde, manal olarak. 
 (maymun kuyruu gibi) sarlma ve kavrama hassas olan. 
 tutma, yakalama; anlay, kavray. 
 tarihncesi, tarihten nceki. 
 tarihncesi. 
 motorda erken ateleme. 
 nceden hkm vermek, bir davay ayrntlaryle dinlemeden hkm vermek. 
  nyarg, pein hkm; tarafgirlik; haksz hkm veya iten gelen zarar; garaz;  birine tesir ederek haksz hkm verdirmek; haksz hkm veya i ile zarara uratmak. prejudice against -e kar haksz nyarg. prejudice in favor of lehine nyarg. without prejudice nyargsz; (huk.) haklarna dokunmakszn. prejudiced  tarafgir. 
 nyargl; zararl, muzr. prejudicially  nyargyla; zararl surette. prejudicialness  tarafgirlik; muzr olma, zarar. 
 yksek rtbeli din adam, piskopos. prelacy  piskoposluk. 
 konferans vermek, ders vermek. 
 nceden tatma. 
  balang olan, hazrlayc, ilk, n;  (o.) balang, n hazrlk; eleme ma; niversitede n snav, yeterlik snav. 
  balang, giri; (mz.) perev, fasl balangc, preld;  bir balangla amak. 
 balang olan. prelusively  balang olarak. 
 vaktinden evvel olan veya gelien; mevsimsiz; erken doan. prematurely  vaktinden evvel, mevsimsiz olarak, erken. prematurity  vaktinden evvel gelime, mevsimsizlik. 
 nceden dnmek, tasarlamak, amalamak. premeditated  tasarlanm, kastl. premedita'tion  tasarlama, kast; nceden dnme. 
  birinci, ilk; ba, asl;  babakan. premiership babakanlk. 
 bir piyesin ilk defa olarak oynanmas, gala; (tiyatro) ba kadn oyuncu. 
 kyametten evvel gelecek bin seneden nce. premillennialism  Hazreti sa'nn kyametten nceki bin seneden evvel gelecei retisi. premillenialist, premillenarian  bu inanca bal kimse.
 tantma veya aklama yoluyle nceden belirtmek; bir nerme veya tartmann nedeni olarak ileri srmek. 
 (man.) tasmda birleerek bir sonu meydana getiren her iki nermeden biri, ncl, terim; (huk.) bir feragatname veya vasiyette sz konusu olan ana madde; (o.) bina ve mtemilt. in these premises bu duruma gre, bu artlar altnda. major premise (man.) byk terim. minor premise (man.) kk terim. on the premises bina mtemilt iinde. 
 prim; (satta) hediye; (sig.)orta creti; bir eye itibari deerinden fazla olarak verilen fiyat; hisse senetleri veya parann mbadele fark; deer; yarmada verilen dl. at a premium fazla fiyatla, itibari deeri stnde; ok rabette, ok aranlan. 
  kpekdilerinin hemen yanndaki iki azdiine ait;  bu iki azdiinden biri, kk azdii. 
 nsezi; uyarma. 
 doumdan nceye ait. 
(bak.) praenomen. 
 bir mlk bakasndan evvel igal etme. 
 zihin meguliyeti. 
 bakasndan evvel ele geirmek; igal etmek; zihnini igal etmek. be preoccupied zihni megul olmak. 
 nceden buyurmak veya karar vermek, nceden nasip etmek. 
 nceden takdir. 
(ks.) preparatory, preposition. 
 (k. dili) hazrlayc. 
 nceden tartp paketlemek. 
 hazrlama; hazrlk; hazrlanan ey; hazr il. 
  hazrlayc; hazrlk, hazrlama. 
 hazrlayc, hazrlk niteliindeki. preparatory school niversiteye hazrlayan zel okul. preparatory to sending it gnderilmesi iin hazrlk olarak. 
 hazrlamak; dzenlemek; donatmak; piirmek; yapmak; hazrlanmak, hazr olmak. 
 hazrlk, hazr olma; gerektiinde savaa hazr bulunma. 
 (-paid) parasn nceden vermek, pein demek. prepayable  pein denir. prepayment  pein deme. 
 (huk.) nceden dnlm, tasarlanm, kastl. malice prepense kasti ktlk. 
 ar ekmek; baskn gelmek, ar basmak, galip gelmek; hkim olmak. preponderance, -cy  ounluk, stnlk. preponderant  ar basan, baskn gelen, hkim, galip. preponderantly  stn ekilde, ounlukla. 
 (edat) prepositional  edat kabilinden. 
  (gram.) nitelenen kelime nne eklenmi (kelime) 
 megul etmek, zihnini igal etmek; lehinde fikir hasl ettirmek. prepossession  tarafgirlik; zihin meguliyeti. 
 cazibeli, alc. prepossessingly  cazibeyle. 
 akl almaz, inanlmaz, manta aykr, abes. preposterously  mantkszca. 
 ok gl, nfuzlu; (biyol.) dlne daha fazla zellikler geirme yetenei olan prepotency  nfuzluluk; (biyol.) dlne kendi zelliini geirme yetenei. 
 (anat.) snnet derisi, gulfe. prepu'tial  gulfeye ait. 
  nceden gerekli olan (ey) 
  (huk.) ncelik hakk, ayrcalk, yetki, hak;  ayrcal. 
  gelecei bildiren belirti; nsezi;  olaca nceden sylemek veya gstermek; kehanet etmek. 
 (tb.) yallk sonucu olarak yakn grme zelli- inin zayflamas, presbitlik. presbyopic  presbit. 
 kilise ileri gelenlerinden biri; papaz; Presbiteryen kiliselerinde ynetim kurulu yesi. presbyterial  ynetim kuruluna ait. 
  ihtiyarlar meclisince ynetilen kilise sis- temine ait;  b.h. bu sistemle ynetilen kilisenin yesi. 
 kilisede yalnz papazlarn girebildii perdeli veya kapal (ks.)m; Presbiteryen kiliselerinde y- netim kurulu. 
 okul ncesi. 
 nceden bilme. 
 nceden bilen. 
 ayr olarak dnmek; yerini deitirmek, ortadan kaldrmak. prescind from (bir eyden) dikkatini evirmek. 
 nizam koymak; emretmek; (tb.) salk vermek, vermek (il); (huk.) zaman amna dayanarak hkmsz klmak; zaman amna tabi olmak; zaman am ile hak kazanmak. 
 yetkiyle kararlatrlm. 
 kanun, emir, ynerge, hkm. 
 emir, talimat; (tb.) reete; (huk.) zaman amna dayanan hak; devam eden det. 
 sk kurallar koyan; det hkmne gemi, yaplagelen; (huk.) zaman amyle kazanlm. 
 huzur, hazr bulunma, varlk; duru; hayal, grnt. presence of mind serinkanllk, soukkanllk. in the presence of a large company byk bir topluluk nnde. saving your presence (eski) ha huzurdan, szm yabana, szm meclisten dar, affedersiniz. Your presencs is requested. Hazr bulunmanz rica olunur. 
 hediye, bahi, armaan. 
 takdim etmek, sunmak, arz etmek; tantrmak; huzura karmak; gstermek; bir memuriyet iin ismini arz etmek; nian almak (tfek) present a person with a thing, present a thing to a person birisine bir ey sunmak. present an appearance grnmek; hazr bulunmak. present arms (ask.) silh nde tutarak selm vaziyetinde durmak. present oneself meydana kmak, grnmek. present some difficulty glk karmak. 
 imdiki zaman; imdiki durum; (gram.) hal kipi, imdiki zaman kipi. at present imdiki halde, imdiki durumda. for the present imdilik, u anda. 
 imdiki; hazr, mevcut; (gram.) imdiki zaman gsteren. in the present case bu durumda; (gram.) imdiki zaman kipinde. the present writer bu yazy yazan, imza sahibi. the present worth of imdiki deeri. 
 imdiki, gnmzn. 
 takdim olunabilir, sunulabilir; dzgn grnl. 
 sunma, takdim; gsterme; huzura kma; verilme, sunulma; tiyatro oyunu; (psik.) kavrama gc; (tb.) doumda ceninin duru ekli. presen- tation copy hediyelik nsha. 
 (psik.) akl ile kavranr; hemen kavrayan veya hisseden. 
 grev veya denek alan kimse. 
 nsezi. 
 bir fikir veya kavram akla getiren. 
 birazdan; imdi, imdilik; (eski) veya (leh.) derhal, hemen. 
 sunma, takdim; gz nne koyma, sergileme; betimleme, resim; (huk.) byk jri raporu; (tic.) senet gsterme. 
 saklama, saklanma; muhafaza, koruma. 
  saklayan, koruyan;  koruyucu ey, bozulmay nleyici kimyasal madde. 
 (gen.) (o.) reel, ekerleme; av hayvanlar iin ayrlm koru. 
 korumak, esirgemek, vikaye etmek; saklamak; reelini yapmak; konsevesini yapmak; rmesini veya bozulmasn nlemek, salam tutmak, dayandrmak. preservable  korunabilir, saklanabilir; konservesi yaplabilir. well preserved din, gen kalm. 
 dokuma srasnda ektirilmi (kuma) 
 bakanlk etmek; nezaret etmek. 
 bakanlk, reislik; bakanlk sresi; b.h. eskiden Hindistan'da en byk  eyaletten biri (Madras, Bombay ve Bengal) 
 bakan; ba, reis; ef, amir. 
 bakanla ait. 
 garnizona ait, garnizonu olan. 
 garnizonlu kk kale. 
 Rusya'da hkmet ynetim kurulu. 
  zorla hizmete almak; bahriye hizmetine zorlamak;  askerlie, zellikle bahriyeye zorla alma. press gang bahriyeye zorla asker toplama bl. 
 basn, baslm eyler ve zellikle gazeteler; basn mensuplar; gazete yazs; matbaa makinas; matbaa, basmevi; bask tezgh; pres, cendere, mengene; sktrma; kalabalk, yma; skma, acele, bask, i okluu; bask sanat; elbise dolab; (giyside) t. press agent (sanatnn) basn szcs. press association basn kurumu. press box herhangi bir yerde basn mensuplarna ayrlan yer. press clipping (gazet.) kupr. press conference basn toplants. press gallery basn locas. press of canvas yelkenin rzgrn elverdii kadar almas. press proof (matb.) son prova, makina provas. press release basn bildirisi. freedom of the press basn zgrl. go to press matbaaya verilmek, baslmak. hat press apka kalb. hay press ot presesi. in press baslmakta. off the press bas- kdan km. oil press yahane. the press of modern life zamann gerektirdikleri. the yellow press gnlk olaylar abartmal ve hissi bir dille yaymlayan gazeteler. 
 basmak; skmak, sktrmak; skp suyunu veya yan almak, zsuyunu almak; sktrmak, bask yapmak, zorlamak, stne dmek, srar etmek; skca sarlmak; zorlamak; hzl srmek, ok koturmak; tlemek; kitle halinde ilerlemek. press forward hzla ilerlemek. Don't press your luck. ansna gvenme. Time is pressing. Vakit dar. 
(bak.) press;  skm; bastrlm. pressed brick frna srlmeden nce kalba konulmu tula. be pressed for time vakti olmamak, acele ii olmak. 
diki makinasnda ayak. 
 acele, evgin; sk. pressingly  sktrarak, acele ile. 
 basmc; (ng.) gazeteci, muhabir; tc. 
 ktphanelerde kitabn hangi rafa ait olduunu belirtmek zere kitap iine konulan iaret. 
 basm odas. 
 bask, tazyik, basn; hcum; basn kuvveti. pressure cabin (hav.) tazyikli kabin. pressure cooker ddkl tencere. pressure gauge basler, manometre. pressure group hkmete tesir etmeye alan nfuzlu grup; kendi kan iin meclise veya umuma bask yapan grup. pressure point (tb.) deride basnca kar hassas olan nokta. atmospheric pressure hava basnc. blood pressure tansiyon. bring pressure to bear zorla yaptrmaya almak, sktrmak. financial pressure para sknts. high pressure yksek basn. hydrostatic pressure sv maddelerin basn kuvveti. low pressure alak basn. standard pressure standart basn. work at high pressure son sratle almak. work under pressure bask veya zor altnda almak. 
 tazyik altnda tutmak; (hav.) yksek uularda uan iindeki havay yeterli basnta tutmak. 
 matbaa ii, basm ii; baslm eyler. 
 hokkabaz, el abukluu ile hner gsteren kimse. prestidigita'tion  hokkabazlk. 
 prestij, itibar, nfuz, tesir, n, hret. prestigious  prestijli, tannan. 
  (t.), (mz.) ok hzl. 
 (t.), (mz.) presto. 
 farzetmek, tahmin etmek; ihtimal vermek; haddini amak, cret etmek, cesaret etmek. presume on istismar etmek. presumably  tahminen, galiba. 
 haddini bilmeyi, haddini ama, cret, kstahlk; zan, farz, tahmin; (huk.) bilinen gereklere dayanarak karlan sonu, ipucu. 
 muhtemel; zan ve karlatrmaya dayanan. presumptive evidence durum ve artlardan karlan kant. heir presumptive (bak.) heir. 
 kstah, marur, kibirli. presumptuously  kstaha. presumptuousness  kstahlk. 
nceden farzetmek; gerekmek. 
nceden farzedilen ey. 
yapar gibi grnmek, yalandan yapmak, taslamak; taklit etmek, benzetmek; ("to "ile) iddiada bulunmak. pretend illness yalandan hasta olmak, sayrmsamak. pretend to be a scholar bilginlik taslamak. pretend to the throne tahtta hak iddia etmek. 
 hakk olmadan bir eyi isteyen kimse, zellikle krallk tahtnda hak iddia eden kimse. 
(ng.) pretence  hile, bahane, hileli sz. false pretenses sahte grn, sahte tavr. make a pretense of yapar gibi grnmek, yalandan yapmak. on the slightest pretense en ufak bahane ile. 
 iddia, hak iddias, istek; haksz istek veya iddia; gsteri. 
 gsterii, kurumlu. pretentiously  gsterile. pretentiousness  gsteriilik. 
(nek) -(den.) te, tesinde. 
 insanst. 
  (gram.) gemi zaman gsteren;  gemi zaman kipi. 
 (-ted, -ting) vaz gemek; ihmal etmek; gz nnde tutmamak. pretermission  ihmal; vaz geme. 
 olaand; doast. 
 bahane, szde sebep.
(bak.) praetor. 
 Pretoria. 
 gzelletirmek, gereinden fazla sslemek. 
  gzel, ho, sevimli, latif; iyi, l; (k. dili) epey byk;  olduka, epeyce, hayli. pretty difficult hayli g. pretty much the same hemen hemen ayn, yine yle. pretty well suited iyi uymu. a pretty mess berbat i. cost a pretty penny ok pahal olmak. sitting pretty (k. dili) cebi dolu. 
 st tuzlanm bir eit gevrek halka. 
 yenmek, galip olmak; hakim olmak; yrrlkte olmak; yaygn olmak, det olmak; baarmak, etkili olmak. prevail on raz etmek, ikna etmek, gnln yapmak. prevail over, prevail against galip gelmek. 
 galip gelen, hkim olan, stn gelen; en sk esen (rzgar); geerlikte olan, yaygn. prevailingly  galip gelerek; en ok, genellikle. 
 hkm srme, hakim olma; yaygnlk. 
 olagelen, hkm sren, etkili, yaygn, det hkmnde olan. prevalently  genellikle; hkim olarak. 
 yalan sylemek; kaamakl cevap vermek, kaamakl szle aldatmak. prevarica'tion  yalan. prevaricator  yalanc kimse. 
 (Fr.) bakalarnn ihtiyalarn evvelden dnme. 
 nnden giden, nce gelen; koruyucu. prevenience  nce gelme, nceden yapma. 
 nlemek, engellemek, durdurmak, nn almak. preventable  nlenebilir, nne geilebilir, durdurulur. prevention  nleme, engelleme. 
  nleyici, engelleyici;  nleyici ey; nleyici tedbir. preventive detention (A.B.D.) sulularn, yeni su ilememesi iin, yarglanncaya kadar hapse atlmas. preventive measures nleyici tedbirler. preventive war nleme sava. preventively  nleyici surette. 
 prevantoryum. 
 sin gelecek programdan gsterilen paralar.
 evvel, evvelki, eski, sabk; (k. dili) vaktinden evvel olan. previous to this bundan evvel. move the previous question mecliste grmeyi (ks.)a kesmek iin meselenin oya konup konmamas. ko- nusunda oya ba vurmak. previously  nceden, evvelce. 
 basiret, saduyu; nceden grme, nsezi. 
 sava ncesine ait. 
 (argo) bakan; rektr. 
  av;  av ile beslenmek. prey on avlamak; skmak, sknt vermek. bird of prey yrtc ku. 
 (tb.) tenasl uzvunun cinsel zevk bulunmakszn dik durmas. 
  paha, fiyat; deer, kymet; rvet; mkafat;  fiyat koymak, paha bimek; (k. dili) fiyatn sormak. price ceiling azami fiyat, tavan fiyat. price cutting fiyat krma. price fixing asgari veya azami fiyat koyma, narh. price list fiyat listesi, tarife. price range fiyat dalm. price rigging kanund ve gizli olarak. asgari fiyat zerinde anlama. price tag fiyat etiketi; fiyat. price war rekabet iin maliyetin altnda sat. at any price her ne pahasna olursa olsun. beyond price paha biilmez; rvet almaz. cost price maliyet fiyat. current price cari fiyat, piyasa fiyat. high price yksek fiyat. low price dk fiyat. normal price normal fiyat. reduced price indirimli fiyat. price out of the market yksek fiyat konulduu iin satamamak. set a price on one' head bir kimsenin lsn veya dirisini teslim edene para mkfat vaat etmek. without price paha biilmez. 
 deer biilmez, ok kymetli; (k. dili) ok komik, gln. 
 ineleme, inelenme; sivri ulu alet; diken; (A.B.D.), (argo) penis; diken batmas gibi ar; ine delmesi, diken batmas; (eski) vendire. prick of conscience vicdan azab. 
 hafife delmek, ine veya diken sokmak; mahmuzla drtmek; vicdan azab vermek; batma acs duymak. prick out a pattern ine batrarak el ii modeli yapmak. prick the bubble nemli sanlan birinin foyasn meydana karmak; bir midi boa karmak. prick up one' (its) ears kulak kabartmak; (hayvan) kulaklarn dikmek. 
 drten veya ine gibi batan ey; diken. 
 iki yanda erkek geyik; amdan inesi. 
  karncalanma; diken, sivri u;  hafife batrmak, diken sokmak; inelenmek, karncalanmak. 
 dikenli; karncalanan, ine gibi batan. prickly ash dikenli dibudaa benzeyen bir aa, (bot.) Xanthoxylum americanum, prickly heat isilik. prickly pear hintinciri, frenkinciri, firavuninciri, (bot.) Opuntia ficus india. prickliness  dikenlilik; kseenlik. 
  gurur, kibirlilik, kibir, azamet, vnme, iftihar; iftihar edilecek ey; (eski) grkem, saltanat, debdebe; aslan srs;  tylerini kabartmak (ku) pride oneself on something bir ey ile vnmek. pride of place en yksek mevki. false pride bo gurur. humble one' pride birinin kibrini krmak. take pride in (bir ey) ile iftihar etmek. 
 papaz, rahip, karaba. parish priest mahalle papaz. 
 (aa.) papazlk sanat. 
 tapnakta dinsel trenleri yrten kadn. 
 papazlk; papazlar. 
 papaz gibi; papaza yakr, papaza ait. 
 biimci ve tutucu ukal. priggish  ukal. priggishly  titizlikle. priggishness  kibirlilik. 
 (-ged, -ging)  (ng.), (argo) almak, armak, yrtmek;  hrsz. 
 kendini beenmilik, ukallk. 
  (-med,- ming) fazla resmi, ok ciddi, usule fazla merakl;  ok resmi davranmak, ciddi tavr taknmak. primly  fazla resmi olarak. primness  fazla ciddiyet. 
(Lat.) d grne gre, yznden, ilk bakta. prima facie evidence (huk.) kart ispatlanncaya kadar geerli olan delil. 
 nce gelme, ileri gelme; ba papazlk; papalk. 
primadonna; (k. dili) sinirli ve kibirli kimse. 
 gemiye ykletilen mallara iyi baklsn diye eskiden gemicilere ve svariye verilen para; kaptan aidat. 
 esasi, asli; ba, balca. 
  asl, ana, asli, birinci, esasi; balca, ileri gelen; ilkel, ilksel, iptidat;  birinci srada olan ey; (A.B.D.) parti adaylarnn seimi. primary coil transformatrde ana sarg. primary school ilkokul. primar'ily  evvela; aslnda. 
 ba piskopos; (zool.) primat. 
 kullanma hazrlamak; top veya tfee azotu koymak; (boya) astar vurmak; talimat vermek, ne syleyeceini retmek (ahit); iki iirip sarho etmek. prime the pump tulumbann silindirine su dkp ilemeye hazrlamak; ticareti hzlandrmak iin para sarfetmek (devlete) 
 hayatn olgunluk devri; bir eyin en mkemmel olduu devir; balang; sekin ey; (mat.) asal say; dakika iin kullanlan (') iareti. the prime of life hayatn en din ve gzel devresi. 
 ba; birinci; ilk; asl, asli; (mat.) asal (say) prime cost asl fiyat, maliyet. prime meridian ba meridyen. prime minister babakan. prime mover ana kuvvet. prime number asal say. 
 tfein azotu, falya barutu. 
 okuma kitab; herhangi bir konu hakknda ksa ilk kitap. great primer (matb.) on sekiz puntoluk harf. long primer (matb.) on puntoluk harf. 
 ilksel, ilkel. 
 ilemeye hazrlama (tulumba); yemleme, azotu, falya barutu; astar boya. 
 ilk defa ocuk douran; ilk douma ait. primipara  (tb.) ilk defa douran kadn, yalnz bir ocuk dourmu olan kadn. 
  ilk, asli, eski, evvelki; iptidai, ilkel, ilksel; basit, kaba, eski usul; (gram.) kurala bal olmayan, tretilmemi;  kurala bal olmayp iitilerek renilen kelime; (mat.) bir denklemin basit ve esas ekli; ilkel sanata benzer resim yapan ressam veya yapt resim; ilkel insan. primitively  ilkelce. primitiveness  ilkellik. 
 ilkelcilik. primitivist  ilkelcilik yanls. 
 ilk cet, ata. 
 ilk evlt olma; (huk.) byk evlt hakk. 
  balangta mevcut olan, ilk; esasi; (biyol.) bir fert veya uzvun ilk byme devresinde grlen;  temel ilke. 
 itina ile giyinip makyaj yapmak. 
  uhaiei, (bot.) Primula veris;  uhaieine ait; iekli, iei ok; ak sar. the primrose path zevk ve sefa yolu. 
ana kuvvet, hareketin ilk kayna; doudan batya doru yirmi drt saatte dnerek gkcisimlerini tayan hayali gk kresi. 
(Lat.) eleri arasnda birinci olan kimse. 
(ks.) principal, principle. 
 prens; kral, hkmdar, emir; soylu kimse; bir meslekte bata gelen kimse. Prince Albert redingot. prince consort hkmdar kralienin kocas olan prens. Prince of Darkness eytan, iblis. Prince of Peace Hazreti sa. Prince of Wales ngiltere veliaht, Gal prensi. prince regent vekil prens. princedom  prenslik. princelet, princeling  kk prens, gen prens. 
 prense ait; prense yakr, asil, soylu; hatr saylr, cmert, princeliness  prens gibi olma, prens tavr; soyluluk; cmertlik. 
 prenses. 
 prenses biimi (elbise) 
  ba, ana, balca, byk, asl, en mhim;  bakan, ef, patron; ynetici; mdr, okul mdr; vekil tutan kimse, mvekkil; asl mesul kimse; sermaye, anamal, ana ake, ana para; delloda karlaan taraflardan biri. principal parts (gram.) ngilizce fiillerin ekim ekilleri. principally  genellikle; ounlukla, ekseriyetle. principalship  mdrlk. 
 prenslik. 
 prensip, ilke; drstlk, ahlk; z; kken, temel neden; kural. active principle messir madde. refuse on principle prensibine uygun olmadndan reddetmek. principled  prensip sahibi olan. 
 gsteri iin sslenmek. 
 bas, tab; basma, matbua; tabasmas resim; basl resim; gazete, dergi; iz; basma ii kuma; basma kalb; (foto.) negatiften yaplm resim; gazete kd, nc hamur kt. in print baslm, satlmakta. out of print bas(ks.) tkenmi. rush into print yaymlamakta acele etmek. 
 basmak; yaymlamak; kk harflerle yazmak, matbaa harfleriyle yazmak; klieden baslm resim karmak; (foto.) negatiften resim karmak; matbaaclk yapmak. 
 basmc, matbaac; telgraf alcs; komptrde istenilen bilgiyi kda geiren aygt. printer' devil matbaac ra. printer' ink bask mrekkebi. printer' mark kitap stne baslan basmevinin damgas. 
 basma, tabetme; baskclk; bask says; matbaa harfleriyle yazlm yaz. printing machine (ng.) elektrikli matbaa makinas. printing press matbaa makinas. 
 komputr ve baka makinalardan kan yazl bilgi. 
 evvel, evvelki, sabk. prior to his death lmnden evvel. 
 manastrda ba rahip. priorate, priorship  manastr ba rahibinin rtbe veya makam. prioress  kadn manastr ba rahibesi. 
 zaman veya rtbe bakmndan nce gelme, kdemlilik; stnlk hakk. give priority to ncelik tanmak. in order of priorities nem srasna gre. 
 manastr. 
 (geom.) bime, prizma; prizma eklinde effaf cisim. right prism (geom.) dik bime. 
 prizma eklindeki, bimesel, prizmatik; effaf prizmadan oluan (renk) prismatically  prizma eklinde olarak. 
  hapishane, cezaevi; tevkifhane;  hapsetmek. prison breaker hapishane kaa. put in prison hapsetmek. 
 tutuklu kimse; esir. prisoner of war sava esiri. prisoner' base ke kapmaca oyunu. political pris- oner siyasi tutuklu. 
 (k. dili) kadn gibi; fazla titiz. 
 eski zamana ait, asl, eski; bozulmam. 
( nlem), (eski) ltfen, rica ederim. 
 kuru laf, bo lakrd. 
 zellik; gizlilik; kiisel dokunulmazlk. in absolute privacy tamamen mahrem olarak, sr olarak. 
  zel, hususi, kiisel; gizli, mahrem; gayri resmi;  (ask.) nefer, er, asker; (o.) edep yerleri. in private mahrem olarak, zel bir ekilde. privateness  mahremlik, zellik, gizlilik. private car zel araba. private detective zel detektif. private enterprise zel giriim, zel sektr. private life zel hayat. private ownership zel iyelik. private property zel mlk, zelge. private school zel okul. 
 hkmet izniyle savaan korsan gemisi. privateering  hkmet izniyle korsanlk yapma. 
 yoksunluk, mahrumiyet, ihtiya, sknt. 
  mahrum edici, yok eden; olumsuz, menfi;  olumsuzluk belirten ek veya kelime. 
 kurtbar, kurt bahar, (bot.) Ligustrum vulgare. 
  ayrcalk, imtiyaz; zel izin, msaade, ruhsat; grev dolaysyle muafiyet; hak;  imtiyaz vermek; muaf tutmak. privileged  imtiyazl; merref. 
 gizlice; zel olarak. 
 gizli bilgi; (huk.) ortak karlara dayanan iliki. 
  sr orta olan; zel, kiisel;  (huk.) ortak; ayr kulbede tuvalet, ayakyolu. privy council zel meclis; b.h. ngiltere'de devlet danma meclisi. privy purse (ng.) hkmdarn ahsna mahsus para dairesi. privy seal (ng.) ikinci derecede nemli olan evraka baslan kral mhr, kk ferman mhr. Lord Privy Seal (ng.) ferman mhr emini. 
(Fr.) kesin fiyat; fiks men. 
   dl; ok istenilen ey;  ok deer vermek; paha bimek, kymet takdir etmek;  dl olarak verilen; dl kazanan; mkemmel. prize fight mkfatl boks. 
  ganimet almak; zaptetmek; manivela ile kaldrmak veya amak;  ganimet (gemi) prize court sava ganimetleri mahkemesi. 
(edat),   (Lat.) iin;  lehinde; iin;  (gen.) (o.) lehte olanlar. pros and cons lehte veya aleyhte olan neriler. 
 (k. dili) profesyonel atlet; profesyonel kimse. 
(Lat.) det yerini bulsun diye. pro forma invoice (tic.) proforma. 
(Lat.) nispet zere. 
(nek) nnde; nce vaki olan; ileri; lehinde, hesabna, iin; yerine; nispetle. 
(ks.) probable, probably, problem. 
 (fels.) olasclk, probabilizm. 
 olaslk, ihtimal; muhtemel ey. in all probability her ihtimale gre. What are the probabilities? Tahminler nedir? 
 olasl, muhtemel. It is more than probable... Byk bir ihtimalle... probably  belki de, galiba. 
 (tb.) boaza kaan bir eyi karmaya mahsus cerrah mili. 
   onaylama yetkisine ait;  vasiyetnamenin resmen onaylanmas;  vasiyetnameyi resmen onaylatmak. probate court veraset mahkemesi. probate duty bir nevi veraset vergisi. 
 (huk.) hafif bir sutan dolay gzaltna alnma; (memuru) deneme sresi; gzalt; kantlama; (huk.) vasiyetnamenin onaylanmas. probation officer hafif suluyu gzaltnda bulunduran memur. probational, probationary  deneme ile ilgili. 
 gzaltnda olan hafif sulu; deneme devresinde olan kimse.
 denemeye ait. 
  aratrmak, incelemek; sonda ile yoklamak, sondaj yapmak;  cerrah mili, sonda; (A.B.D.) aratrma; insansz uzay roketi. 
 doruluk, drstlk. 
  sorun, mesele; (mat.) problem;  problemli. problem child problem ocuk. problem play bir sorunu ileyen oyun, tezli piyes. 
 pheli. 
(Lat.) halkn yararna. 
 (zool.) hortumlu memelilere ait; hayvan hortumuna ait; hortumlu. 
 (zool.) hortum, fil hortumu; bceklerde hortum; (aka) burun. 
(ks.) procedure, proceedings, process. 
 (ecza) prokain. 
 (bot.) bitkinin damar ve kambiyum dokularn tekil eden gelimemi filiz kk. 
 ilem, muamele; (huk.) davaya bakma usulu; i grme usul. procedural  (huk.) dava usulune ait. 
 ileri gitmek, ilerlemek; yol tutmak, usul takip etmek; (from ile ) kmak, meydana gelmek, ba gstermek, tremek; (huk.) dava etmek, dava amak. 
 muamele; (huk.) dava muameleleri, yarglama usulleri; (o.) tutanak; ilerleme, ileri gitme. legal proceedings dava muameleleri. summary proceedings kendi yetkisi dahilinde derhal verilen ceza. 
 (o.) hslat, kazan, gelir. 
   yntem, metot, yol, usul; sre, vetire; ilem; ilerleme; (huk.) belge; celpname, ar kad; dava muamelesi; (biyol.) yumru;  zel ileme tabi tutulmu;  muamelesini yapmak; zel ileme tabi tutmak; (huk.) tebli etmek; dava amak. chemical process kimyasal ilem. legal process tebligat belgesi. process server mahkeme tebligatn sahibine ileten kimse. in process of construction ina halinde, yaplmakta. in the process of time zamanla, zaman getike. 
  alay; olu, meydana kma, ba gsterme;  alay ile yrmek. 
  alay eidinden;  dinsel tren esnasnda okunan ilhi. 
 iln etmek; beyan etmek; iln ederek kanunen yasaklamak; ifa etmek, aa vurmak. 
 iln; beyanname, bildiri. 
  vurgu bakmndan sonradan gelen kelimeye bal (szck) 
 eilim, meyil. 
 eski Roma'da konsl vazifesini yapan memur, prokonsl; umumi vali; b.h., (paleont.) insan ve maymunlarn atas saylan miyosen devri primat. proconsular  prokonsle ait. proconsulate, pro- consulship  prokonsllk. 
 srncemede brakmak, ardan almak, geciktirmek; ertelemek, tehir etmek. procrasti- na'tion  srncemede brakma; erteleme. procrastinator  iini tehir eden kimse. 
 dllemek; hsl etmek, dourmak, yaratmak procreant  meydana getiren, verimli. procreative  dlleyici; dourgan. procrea'tion  dlleme; dourma, meydana getirme.
 zulm ve cebirle yola getiren. 
 (Yu.) (mit.) boylarn yatana uydurmak iin misafirlerinin kol ve bacaklarn ekip uzatan veya krp ksaltan efsanevi dev. 
  (huk.) bir eit dava vekili; niversitede disiplini salayan memur;  (snavda, snfta) disiplini salamak. 
 (bot.) srngen (sap); yzkoyun. 
 bulunur, tedarik olunur, elde edilir. 
 tedarik, elde etme. 
 tedarik, elde etme; (huk.) vekillik, vekalet; vekletname; pezevenklik. 
 eski Roma'da maliye memuru; (huk.) vekil. 
 tedarik etmek, elde etmek, edinmek, kazanmak; istihsal etmek; ettirmek, yaptrmak; pezevenklik etmek. procurement  tedarik; istihsal. 
 tedarik eden kimse; muhabbet telll, pezevenk. procuress  pezevenk kadn. 
 (astr.) Prosyon, Kk kpek takmyldznda en byk yldz. 
 (-ded,- ding)  drtmek; vendire ile drtmek; tahrik etmek, kkrtmak;  vendire ile drtme; hatrlatc ey. 
  msrif, savurgan tutumsuz; ok bol;  msrif kimse. prodigal son hayat ciddiye almayan kimse, mirasyedi kimse. prodigally  msrife; cmerte. 
 israf; bolluk; eli aklk, ar cmertlik. 
 ok byk, iri, kocaman; alacak, mthi. prodigiously  ok byk olarak; mthi surette. prodigiousness  byklk, irilik; harikuladelik. 
 dahi; mucize, harika; olaanst ey. 
 (tb.) ilk belirtiye ait. 
 (tb.) hastaln ilk belirtisi, prodrom. 
 mahsul, rn, haslat; zerzevat, sebze. 
 meydana getirmek; vermek, mahsul vermek; gstermek, meydana koymak, ortaya karmak; dourmak; yapmak, retmek, imal etmek; uzatmak; sonu karmak; sahneye koymak. 
 mstahsil, retici, fabrikatr; hasl eden kimse, meydana getiren kimse; sin yapmc, prodktr; karbon monoksit gaznn istihsal olunduu ocak. producer goods hammadde, retim maddeleri.
 rn, mahsul, haslat; sonu, netice; (mat.) arpm. 
 imal, retim, istihsal; rn; eser; sahneye koyma; uzant (izgi); (huk.) ibraz. 
 verimli, bereketli, mmbit; yaratc. productive of meydana getirici. productively  verimli surette. 
 verimlilik. 
 mukaddeme, nsz, giri, balang; (iir) mukaddemesi. proemial  balangca ait. 
 (k. dili) profesr. 
(ks.) professor. 
 hrmetsizce kullanma, kutsiyetini bozma. 
  bulatrmak, pisletmek, kirletmek; hrmetsizce kullanmak: ktye kullanmak, suiistimal etmek;  kfir, zndk; adi, baya; mukaddes olmayan, cismani, dini ilerden ayr olan; kfr kabilinden. profanely  hrmetsizce. profaneness  kutsal olmayan ey; kfr. 
 szle hrmetsizlik, az bozukluu, kfr. 
 itiraf etmek, aka sylemek; iddia etmek, savlamak, taslamak; (inancn) ikrar etmek. 
 iddia edilen, savlanan; aklanm, alenen itiraf edilmi; szde. 
 iddiaya gre; szde. 
 diploma gerektiren meslek; meslek, sanat, i kolu; iddia; itiraf; sz; inancn aklanmas. 
  meslee ait, mesleki; ustalkl; meslek sahibi olan; profesyonel;  profesyonel kimse. profession- ally  meslek bakmndan, mesleke, i iin; ustalkla. 
 profesyonellik. 
 ordinarys profesr; szlerle aklayan veya iddia eden kimse. professorship  ordinarys profesrlk; profesrlk. 
 profesre ait. professorially  profesrce. 
  arzetmek, teklif etmek, nermek;  teklif, nerme. 
 ehliyet, maharet, beceriklilik, ustalk. 
  ehliyetli, mahir, usta;  uzman, mtehasss. proficiently  maharetle, ustalkla. 
  yzn yandan grn, profil; yzn yandan ekilen resmi; (ks.)a biyografi, karakter portresi; (mim.) bir binann dikey grnnn mimari ay- rntlarn gsteren ekil; grafik, izge;  profilini yapmak. 
 kr getirmek, kazan getirmek; kazanmak, istifade etmek; faydas olmak, ie yaramak. 
 kr, kazan; menfaat, fayda, yarar. profit motive kr gds. profit sharing kr bltrme. profit and loss account kr ve zarar hesab. gross profit brt kr. net profit net kar. paper profits muhtemel kr. 
 krl, kazanl, faydal. profitabil'ity  kazanllk, fayda. profitably  kazanla, menfaatle, karl olarak. 
  hal ve keyfiyetlerden yararlanarak haddinden fazla para kazanmak;  vurguncu kimse, frsat kimse. profiteer (ng.)  vurgunculuk. 
 karsz; faydasz. 
  uar, haylaz; gnahkr; edepsiz;  msrif kimse, hovarda. profligacy  ahlkszlk; gnahkrlk; utanmazlk; hovardalk. profligately  hovardaca, haylazca. 
  ok derin; ok malumatl; engin; ok byk;  derinlik, abis; derya, umman. profoundly  de- rinden; esasl olarak, tamamen. profoundness  derinlik. 
 derinlik, mul, genilik. 
 ok, bol; msrif; cmert; verimli. profusely  bol bol. profuseness, profusion  bolluk; msriflik. 
 (-ged, -ging)  (leh.) armak maksadyle aratrmak;  zellikle dilencilik veya hrszlkla ele geen yiyecek. 
 cet, ata, dede. 
 soy, nesil, torunlar. 
 (biyol.) yumurtalkta bulunan ve gebelie tesiri olan bir hormon, projesteron. 
 (zool.) barsak kurdunun paralarndan biri. 
 (anat.), (zool.) sivri eneli. 
 (o.) ses) (tb.) bir hastaln mddeti hakknda hekim tahmini, prognoz; tahmin, kyas. 
  (tb.) prognozla ilgili; neticeyi nceden gsteren, klavuzluk eden;  almet, belirti; kehanet; (tb.) prognoz iin hkm verdirecek belirti. 
 ileride meydana geleceini sylemek; belirtisi olmak; belirtisinden anlayp sylemek, ilerisini tah- min etmek. prognostica'tion  kehanet, nceden tahmin; belirti. prognosticator  kehanet eden kimse. 
(ng.) programme   (-med, -ming) program; (elektronik hesap makinalar) alma ynergesi, dzen;  programlamak, program yapmak; dzenle- mek. program music olaylar srasna veya bir sahne serisine gre dzenlenmi mzik. 
 ilerlemek, ileri gitmek, gelimek; devam etmek. 
 ilerleme, ileri gidi, ykselme, gelime. 
 ileri gidi, devam; (mat.) dizi. arithmetical progression aritmetik dizi. geometrical progression geometrik dizi. progressional  ilerlemeye ait. 
  terakki eden, ileri giden, ilerleyen; ilerlemekte olan; tedrici; terakkiye msait; ilerici; genileyen, yava yava artan;  siyasette terakki taraftar, erkinci. progressively  ilerledike, devaml olarak. progressiveness  ilericilik. 
 yasak etmek, engel olmak, resmen menetmek; mani olmak. 
 yasak; yasak emri; iki yasa. prohibitionist  iki yasa taraftar. 
 yasaklayc; engelleyici. prohibitive price sata mni olacak kadar yksek fiyat, ar fiyat. prohibitively  yasak edilecek derecede; engelleyecek ekilde. prohibitiveness  yasaklayclk; engelleyici olu. 
 plan, proje, tasar. 
 ileriye doru atmak; sondurmak, kntl yapmak; atmak, frlatmak; plan kurmak, tasarlamak, dnmek, tasavvur etmek; (film, resim) perdede gstermek; (mat.) bir dzlem zerinde simetrik bir ekil vcuda getirmek iin belirli bir eklin her noktasndan dz hatlar izmek; knt tekil etmek, frlak olmak; (psik.) kendi fikir veya gdsn bakasna yklemek; uzaktan duyulabilecek ekilde konumak. 
  frlatc; atmayla meydana gelen;  mermi, top gllesi, tabanca kurunu, frlatlan ta veya mermi. 
 frlatma, atma, at; knt, sondurma, frlak yer; proje, tasar, oranlama; projeksiyon, izdm; sin gsterim. projection booth gsterim odac. map projection harita izme usul, haritada kullanlan izdm sistemi, projeksiyon. Mercator' projection Merkator projeksiyonu.
 izdm kabilinden ve bundan meydana gelen, izdel. 
 projektr, sinema makinas; bir eyi zihninde kuran kimse, proje dzenleyen kimse, plan yapan kimse; fener kulesinde kullanllan k aynas. 
  (tb.) yerinden oynamak, sarkmak, dmek;  dme, inme, sarkma. 
 (tb.) yerinden dme, sarkma. 
 (geom.) iki ucu kabark (sferoid), yumurta eklindeki; uzanm, uzatlm. 
 (zool.) baz bcek larvalarnn karn civarnda bulunan ayaa benzer kntlardan biri. 
 (o.), -na) (gen.) (o.) balang, nsz, prolog, ki- taplarda uzun giri. prolegomenous  nsz kabilinden. 
 nceden belirtme; muhtemel itirazlar nceden sezerek cevaplandrma. 
  cretle alan snftan;  proleter, emeki. 
 avam; ii snf, proletarya. 
 retken; (bot.) tomurcuklar verme suretiyle (o.)alan. proliferate  (o.)almak, remek; (bot.) tomurcuk vererek abuk (o.)almak. 
 dourgan; mahsuldar, bereketli; verimli, semereli. prolifically  verimli olarak, bereketli surette. 
 uzun, ayrntl; yorucu, ba artc, skc. prolix'ity, prolixness  sz uzunluu. prolixly  uzun uzadya, ayrntl olarak. 
 taraftarlk eden kimse; baz meclislerin reisi. 
  balang, giri, nsz; prolog, piyes girii;  nsz olarak sylemek. 
 uzatmak, srdrmek. prolongation  uzatma, srdrme. 
 nsz olarak yazlm yaz. 
 (A.B.D.) (k. dili) niversite balosu. 
  gezme, gezinti; gezme yeri, mesire; byk balo;  gezinmek; birini gsteri iin gezdirmek. promenade concert halkn gezinmesine msaade edilen konser. promenade deck gezinti gvertesi, st gverte. 
 (Yu.) (mit.) gkten atei alp insana veren Prometheus'a ait veya ona benzer; zgrlk, yaratclk ve yiitlikle ilgili. 
 mehur, mhim; gze arpan; kntl, ileriye frlam. prominence  hret, ehemmiyet; gze arpan ey; burun, dil, knt, tmsek; (astr.) gne zerindeki ate paralarndan biri. prominently  gze arpacak surette; ehemmiyetle. 
 karmakarklk; rasgele cinsi mnasebet. 
 kark, karmakank; farksz; herkes ile yaplan; (k. dili) rasgele; rasgele cinsel ilikide bulunan. pro - miscuously  ayrmsz olarak. 
 sz, vaat, taahht,vaat edilen ey;mit verici ey. breach of promise cayma, sznden dnme; zellikle evlenme vaadini tutmay. express promise kesin sz. implied promise ima edilen vaat, zmni vaat. keep a promise szn tutmak.
 sz vermek, vaat etmek; gstermek; mit vermek, taahht etmek, temin etmek. Promised Land Filistin; vaat edilmi toprak; cennet, saadet yeri. It promises to be a fine day. Hava iyi olacaa benziyor. 
 (huk.) kendisine bir ey vaat edilen kimse. 
 (huk.) vaatte bulunan kimse, taahht altna giren kimse. 
 verilen sz iine alan; (sig.) kontrat imzalandktan sonra yaplacak eyler hakkndaki (taahht) promissory note (huk.) bono. 
 (o.) dalk burun. 
 ilerletmek, kymetini ararmak; geirmek; rtbesini ykseltmek, terfi ettirmek, terakki ettirmek; tutunmasn salamaya almak. 
 destekleyen kimse; teebbs sahibi, kurucu; tutunmasn salamaya alan kimse. 
 terfi, ykselme veya ykseltme; geme; tesis; sat artn salayan unsurlar. 
 desteklemeye vesile olan. 
  abuk, acele, hemen olan, hazr;  (tic.) vade; sahnede oyuncuya hatrlatlan sz. prompt note vadeli senet. promp'titude, prompt'ness  abukluk; tam vaktinde gelme veya yapma; dakikas da- kikasna yapma. prompt'ly  derhal, abucak, bir an evvel. 
 harekete getirmek, tevik etmek, kkrtmak; hatrlatmak, suflrlk etmek. prompt'book  suflrn defteri. promp'ter  suflr. 
 resmen iln etmek, neretmek, duyurmak, bildirmek; (huk.) yrrlue koymak (kanun) promulgator  nereden kimse, iln eden kimse. promulga'tion  resmen yrrle koyma; duyuru. 
(ks.) pronoun, pronunciation.
 (biyol.) elleri veya n ayaklar avu ii veya taban yere doru evrilmi vaziyette tutmak veya o vaziyete getirmek, ie dnmek veya dndrmek. prona'tion  elleri bu vaziyete getirme. prona'tor  (anat.) pronator. 
 yzkoyun yatm; ban ileriye doru aa emi; mtevaz; eik; kabiliyetli, eilimli, mtemayil. prone'ness  temayl; eilme; yzkoyun yatma. 
  ataln sivri ularndan biri; sivri ulu alet; sivri u; boynuz atal;  atal ile delmek, atal saplamak. 
 Gney Amerika'ya mahsus atal boynuzlu bir geyik,(zool.) Antilocapra americana. 
 (gram.) zamir kabilinden, zamire ait. pronominally  (gram.) zamire ait olarak. 
 adl, zamir. demonstrative pronoun iaret zamiri. indefinite pronoun belirsizlik zamiri. interrogative pronoun soru zamiri. personal pronoun ahs zamiri. possessive pronoun iyelik zamiri. reflexive pronoun dnl zamir. relative pronoun ilgi zamiri. 
 telaffuz etmek, sylemek; beyan etmek, resmen bildirmek, karar bildirmek; (nutuk) vermek. pronounce able  telaffuzu mmkn. pronouncement  resmen bildirme; bildiri. 
 belli, belirgin, bariz, aikr; kati, kesin. pronouncedly  belirgin bir ekilde. 
 (A.B.D.), (k. dili) hemen, derhal, abuk. 
 hkmet beyannamesi. 
 telaffuz, syleni, syleyi. 
(sonek) geirmez.
  ispat, delil, kant, tant; imtihan, tecrbe, deneme; (matb.) prova; ayar; alkol derecesi; (mat.) salama;  direnli, kuvvetli, dayankl; geirmez; miyar olarak kullanlan; belirli ayarda olan. artist' proof basma resmin ilk provas. proof positive kati delil. proof sheet matbaa provas. burden of proof (huk.) tartlan eyi ispat etme zorunluu. He was proof against bribery. Rvete boyun emedi. 
 provalar dzeltmek, tashih yapmak. 
 matbaa provasn dzelten kimse, dzeltmen. 
 (-ped,- ping)  destek yapmak, desteklemek, srk ile tutmak; himaye etmek, tutmak; dayamak;  destek, dayak, ayak, payanda; amar sr; hami olan kimse, yardmc kimse, destekleyici ey veya kimse. 
 sahne donatm. 
 (k. dili) uak pervanesi. 
  hazrlk dersi ile ilgili; yeni bir ilme balang olan;  ilk ders, hazrlk dersi. propaedeutics  herhangi bir ilimde ilk alma, balang. 
 propaganda; herhangi bir prensibi yaymaya alan tekilt. propagandist  bir prensibi yay- maya alan kimse, propagandac. propagandize  propaganda yapmak. 
 iftletirmek; retmek, oaltmak, husule getirmek; yaymak, neretmek, datmak; nakletmek; geirmek; sirayet ettirmek, bulatrmak; kaltm yoluyle geirmek; yavrulamak, tremek, o- almak. propaga'tion  yavrulama, reme; neir; yayma. propagative  iftletirici; neredici. 
 (kim.) propan. 
(Lat.) vatan akna, vatan uruna. 
 (-led, -ling) ileriye doru srmek; itmek, sevketmek. 
 ileriye sevkedici ey; kurunu veya uzay gemisini ileri sren kuvvet. 
  ileriye sevkedici ey;  itilebilen; yrtc, sevkedici. 
 ileriye yrten ey, vapur veya uak pervanesi. 
 eiklik, eilim; (eski) arzu, istek. 
 mnasip, layk, yakr, uygun; has, hususi, kendine mahsus, zati; doru, gerek, tam; hrmete lyk; asl (yer); (eski ) gzel, fevkalade. proper fraction tam kesir. proper name zel isim. the proper time uygun zaman. properly  uygun e- kilde; hakkyle, hakl olarak; doru olarak. 
 mlkiyet; mal, mlk, emlak, arazi; hususiyet, zellik; mahiyet, tabiat; sahne donatm. property man sahne eyalarn temin eden kimse. property qualification bir kimseye oy hakk salayan mlk sahiplii. property tax emlk vergisi. 
 kehanet; keramet; ilham; tahmin. 
 kehanette bulunmak, keramet gstermek, nceden haber vermek, gaipten haber vermek; peygamberlik etmek, kehanette bulunmak; tahminde bulunmak. 
 peygamber, nebi, resul; bilhassa Allah iin sz syleyen kimse, khin, kehanet sahibi. prophetess  kadn peygamber, nebiye. 
 kehanette bulunmayla ilgili; gelecek iin isabetli (tahmin); peygambere veya kehanete ait; peygamberlik kabilinden; kehaneti olan. prophetically  isabetli olarak; kehanetle. 
  (tb.) hastalktan koruyan;  koruyucu ila; prezervatif. 
 (tb.) hastalktan koruma veya korunma usul. 
 yaknlk, hsmlk, akrabalk. 
 teskin etmek, yattrmak; tevecchn kazanmak; tvbe etmek. propitiable  yattrlabilir, teskini kabil; tevecch kazanlabilir. propitiative  yattrc; tvbe eden. 
 fkesini yattrp tevecchn kazanma; tvbe etme. 
 uygun, elverili, mitli; merhametli, cmert, ltufkar. propitiously  uygun bir ekilde. propi- tiousness  ltufkrlk; mit vericilik. 
 jetli pervane dzeni; bu dzenle alan uak. 
 arlarn kovanlarn svadklar bir reine, ar reinesi, kara mum. 
  neren kimse, teklif eden kimse; taraftar kimse;  savunan; taraftar. 
 Marmara Denizinin eski ismi. 
  oran, nispet: (o.) bir cismin genilik, uzunluk ve derinlii, ebat, boyutlar; hisse, pay; uygunluk; (mat.) iki ift nicelik arasndaki nispet eitlii, oran- t; orant kural;  orant kurmak; birbirine uyumlu klmak. proportion of births to population nfusa gre doum nispeti. a large proportion of the profits karn nemli miktar. in proportion to nispetle, nazaran. all out of proportion tamamen nispetsiz. 
  orantl;  bir bakasyle orantl olan nicelik veya say. proportional representation (pol.) nispi temsil. proportionally  nispeten. 
 orantl. proportionateness  orantllk. 
 teklif; teklif etme; evlenme teklifi. 
 teklif etmek, arzetmek; kurmak, niyet etmek; evlenme teklif etmek. 
  teklif etme; teklif; (k. dili) teebbs; bir meseleyi arzetme; (k. dili) uygunsuz teklif; (mat.) mesele, nazari dava; (man.) nerme, kaziye;  (k. dili) uygunsuz bir teklifte bulunmak. propositional  teklif kabilinden, teklife ait. 
 ileri srmek, teklif etmek, arzetmek; sylemek, meydana koymak. 
  birinin mlk olan, hususi; mal sahipliine ait; mseccel;  mal sahibi; mal sahipleri, hissedarlar. proprietary medicine tescilli il. 
 mal sahibi, mlk sahibi, mutasarrf. proprietorship  mal sahiplii. proprietress  mal sahibi kadn. 
 uygunluk, mnasebet; edep, yol yntem, adap; detlere uyma. breach of propriety adetlere aykr hareket. the proprieties tre. 
 (tb.) bir organn ne veya aa doru dkl. 
 ileri srme veya srlme, sevk, tahrik; itici kuvvet; (tb.) ne doru eilerek yrme. propulsive  tahrik edici; itici. 
 (o.) -laea) saray veya tapnak girii olan bina. 
 eski Msr'da tapnak avlusuna alan byk kap. 
 eit olarak blp datmak. 
 mit verici; kendisinden ok ey umulur, istikbali parlak. promisingly  mit verici bir surette. 
 kraln emriyle parlamentoyu tatil etmek. 
 skc; adi, baya; iir gzelliinden mahrum, airane olmayan; nesir kurallarna uygun, dzyaz kabilinden. prosaically  snk bir ekilde, alelade olarak. prosaicness  adilik; dzyaz kurallarna uygunluk. 
 (o.) -nia) ( tiyatro) perde n. proscenium arch (tiyatro) perde yerindeki kemer. 
 yasak etmek, memnu klmak; medeni haklarn elinden almak; mahkum etmek. proscriptive  yasaklayc. 
 yasak etme veya edilme. 
   dzyaz, nesir; skc sz veya yaz;  nesir yazmak; can skc ekilde konumak veya yazmak;  nesir eklinde yazlm; can skc, alelade. 
 bitirmeye almak, ilerletmek, ileri gtrmek; (huk.) aleyhine dava amak, kanuni yollarla elde etmeye almak, kanuni takipte bulunmak. prosecuting at torney savc, mddeiumumi. 
 takibat; bitirmeye alma, ileri gtrme; (huk.) dava; davac. 
 davac; savc. public prosecutor savc, mddeiumumi. 
  din deitiren kimse;  dininden evirmek. proselytism  bakalarn kendi dinine sokmaya alma; mhtedilik. proselytize  kendi dinine evirmek.
( nlem ) Shhate ! Afiyete ! erefe !
 (gram.) vezin teknii, prosodi, iir yazma kurallar, aruz. prosodic(al)  vezin tekniine ait. prosodist  bu teknii bilen kimse. 
  beklenen ey mit; bekleme, gzleme; bak; manzara, grn; ihtimal; maden damarna ait belirti; muhtemel mteri;  maden aratrmak. in prospect beklenen; mitle beklenen. prospector maden oca arayan kimse. 
 beklenen, mit edilen; gelecekte olan, mstakbel; muhtemel. prospectively  ileride, istikbalde. 
 detayl proje; yaymlanacak kitab ayrntl olarak tarif eden bror, prospekts. 
 muvaffak olmak, baarl olmak; muvaffak klmak; gelimek, bymek, zenginlemek, iyilemek. 
 muvaffakyet, baan; saadet, refah, ikbal. 
 ii yolunda; muvaffakyetli, baarl, refah iinde; msait, uygun; elverili; ansl, talihli. prosperously  refahla, ikbal ve saadetle. 
  (anat.) prostata ait; prostat, erkeklerde mesanenin boazna yakn gudde, kestanecik. prostate gland prostat. 
 (tb.) sakat bir yere suni uzuv ilavesi, protez. prosthetic  protez kabilinden. 
  fahie, orospu;  fahielie sevketmek; kt maksatla kullanmak. prostitu'tion  fahielik, fuhu; kt maksada veya ie kullanma. 
  yzkoyun yatm, yere uzanm; birinin ayana kapanm, insafna kalm; halsiz kalm, takati kesilmi; (bot.) yerde uzanan;  yere sermek, yere ykmak; halsiz brakmak, bitkin hale koymak. prostrate oneself secde etmek. prostrate oneself before ayana kapanmak. prostra'tion  bir eyi veya kimseyi yere serme; secde; yere atlma, yere kapanma; takatsizlik, dermanszlk, ar yorgunluk; bezginlik. 
 dzyaz gibi, nesre ait, nesir kabilinden; can skc, ar. prosily  can skc surette. prosiness  aleladelik. 
 bir piyes veya hikyede ba rol oynayan kimse; kahraman; nayak olan kimse. 
 (biyokim.) prota(min.) 
 (o.) -ses) (gram.) art cmlesinin art (ks.)m; klasik tiyatroda piyesin konusunu anlatan nsz. 
 dnek tabiatl, her kalba giren, ok ynl. 
 korumak, muhafaza etmek, saklamak, himaye etmek; (ikt.) yabanc mallara yksek gmrk koymak suretiyle yerli mallar korumak. protecting  koruyan, himaye eden. 
 koruma, muhafaza, himaye; snacak yer, korunacak yer, barnak; serbest seyahat vesikas; (ikt.) ithalat zerine gmrk koyarak yerli mallar koruma; (A.B.D.), (argo) rvetle elde edilen gvenlik. protectionism  yksek gmrk koymak suretiyle yerli sanayii koruma siyaseti. protectionist  bu siyaset taraftar. 
 koruyucu, himaye edici; savunucu. protectively  himaye edercesine. protectiveness  himayecilik, himaye temayl. 
 hami olan kimse, koruyucu kimse; kral vekili. protectorship  hamilik; kral vekillii. protectress  hami kadn. 
 hamilik; bir hkmetin daha kuvvetli bir hkmet tarafndan kontrol ve idaresi; baka devletin idaresinde bulunan devlet. 
 birinin himayesi altnda olan kimse. 
 protein. 
 (Lat.) geici olarak, muvakkaten, imdiki zaman iin. 
 (biyokim.) hazm srasnda proteinlerin paralanmas. 
 (biyokim.) hazm usaresinin tesiriyle proteinden meydana gelen bileimlerden biri. 
 birinci zamann ikinci dizgesi, hayatn ilk belirdii zaman. 
 protesto etmek; itiraz etmek; temin etmek, ciddi olarak taahht etmek, kuvvetle iddia etmek. 
 protesto; itiraz, itiraz beyannamesi; (den.) (sig.) bir kazadan sonra gemi limana gelince bu kazadan hi kimsenin mesul olmadna dair kaptan tarafndan verilen resmi takrir, prova di fortuna; bir vergiyi istemeyerek dediine dair mkellefin itiraz. pay under protest itiraz ederek demek. 
  itiraz eden kimse; b.h. Protestan;  itiraz eden; b.h. Protestanlara ait. Protestantism  Protestanlk, Protestan mezhebi. 
 protesto etme, itiraz; temin, teyit, dorulama, taahht; itirazname. 
 (mit.) istedii ekle girebilen eski bir deniz tanrs; deiken adam, dnek tabiatl kimse; (k. h.), (tb.) ekil deitiren bir cins bakteri. 
 nikh erefine yazlm iir, evlilii kutlayan ark. 
 (dilb.) ntreme, kelimenin bana bir ses veya hece ilavesi; Ortodoks kilisesinde Aai Rabbaniyi hazrlama. 
 ba katip; stanbul Rum patriinin ba katibi. 
 (o.) -raxes, - races) (zool.) bceklerde gsn n ksm. 
 (biyokim.) kanda bulunan ve kann phtlamasnda etken olan madde. 
 (biyol.) tek hcreli hayvan veya bitki. protis'tan   tek hcreli hayvan veya bitki;  byle hayvan veya bitkiye ait. protis'(tic.)  tek hcreli hayvan veya bitki ile ilgili. 
(nek) birinci, ilk, ba. 
  diplomatik ilerde kullanlan resmi usuller, terifat, protokol; zabt varakas, tutanak, protokol; bir anlamaya ilve edilen madde;  protokol yapmak. 
 (biyol.) ilkel bir yaps veya karakteri olan. pro'tomorph  en ilkel veya en basit biim veya yap. 
 proton. 
(bak.) prothonotary. 
 protoplazma. 
 yaratlan ilk ey; asal hcre. 
 asl nsha, esas model, ilk rnek, prototip, ori- jinal. prototypal  ilk rnekle ilgili. 
 (kim.) protoksit, herhangi bir seride en az oksijeni olan oksit. 
  tek hcrelilere ait;  tek hcreli hayvan. 
 uzatmak; kk lekle kopyasn veya plann yapmak; (anat.), (zool.) ne doru kmak, darya uzatmak. protraction  uzatma; lekle izme. 
 iletki; (anat.) uzatc kas. 
 knt yapmak, karmak, prtlamak, dar kmak, knt meydana getirmek. 
 karlabilir, uzatlabilir, prtlak. 
 karma veya karlma; dar srlen ey, knt. 
 darya kan veya km olan. 
 i, tmsek, dar frlam, yumru gibi, kk. protuberance, -cy  tmsek, i, yumru, knt. protuberantly  tmsek eklinde. 
 imek, dar uramak, yumrulanmak. 
 gururlu, marur, kibirli, azametli; onurlu, izzetinefsi olan; haysiyetli; ("of" ile) iftihar eden; canl (at v.b.); grkemli; muhteem, tantanal. proud flesh (tb.) yara iinde veya etrafnda mantar gibi imi et. proudhearted  kibirli. a proud day for us bizim iin iftihar edilecek bir gn. do oneself proud kendisini onurlandracak derecede baarmak. I am proud to know him. Onu tanmakla iftihar ediyorum. proudly  gururla, iftiharla. 
 tantlanabilir, ispat mmkn, ispat edilebilir. provably  ispatlanacak ekilde. 
 (-d,-d veya proven) tantlamak, ispat etmek, doruluunu tespit etmek; denemek; tecrbe ile anlatmak; (mat.) salamasn yapmak; olmak; kmak. proving ground tecrbe sahas, deneme alan. 
 kaynak, kken, asl, mene. 
  Fransa'da Provans vilyetine ait;  Provansl kimse; Provans lehesi. 
 hayvan yemi. 
 kaynak, kken, esas, mene. 
 darbmesel, atasz; mesel; (o.), (b. h.) "Sleyman'n Meselleri" kitab. 
 darbmesele ait, darbmesel gibi, atasz kabilinden; herkese bilinen, nl, mehur. proverbially  herkese bilindii gibi. 
 tedarik etmek salamak, bulmak; nceden hazrlamak; vermek, bulup vermek; art komak. provide against hazrlkl bulunmak, ihtiyatl bulunmak. provide for geimini salamak; tedarikli bulunmak. 
(bala.), (baz.) ("that" ile) u artla ki, artyle, eer. 
 Tanr inayeti, ilhi takdir; basiret, sagr; vaktinde tedbir alma; (b. h.) Allah, Tanr. provident  ihtiyatl, basiretli, tedbirli. providently  ihtiyatla, tedbirli olarak; tam zamannda, tam yerinde. 
 Allahtan, Allahn ltfuna bal. providentially  Allahtan; talihli olarak, ksmetle. 
 tedarik eden kimse, techiz eden kimse. a good provider ailesine iyi bakan kimse. 
(bala), (baz.) ("that" ile )ayet, eer, artyle. 
 vilayet, il, eyalet; eskiden talya haricinde olup Roma imparatorluuna bagl eyalet; (o.) tara; bilgi veya edebiyat alan; yetki alan; bir ahsn belirli i sahas; (ekol.) kendine zg bitey, direy ve insan tipleri olan dirimsel corafya alan. within one' province salhiyeti dahilinde, yetki alannda. 
  eyalete ait; taraya ait; taral, dar dnceli; kyl gibi;  kyl, taral kimse. provinciality  tarallk. provincially  tara zihniyetiyle, dar kafallkla. 
 tarallk; taraya zg det veya deyi zellii, az. 
  tedarik, tedarik olunan ey; hazrlama, hazrlk; koul, art; (o.) zahire, erzak;  tedarik etmek, yemek veya gerekli eyleri salamak. 
 geici, muvakkat, ereti. provisionally  geici olarak; artl olarak. 
 (o.) -sos veya -soes) (huk.) szlemeye konulan kayt, art. 
 arta bal, koullu; geici, muvakkat, ereti. 
 kkrtma, tahrik, tevik; drt; gcendirme, fkelendirme; kzlacak ey, gce gidecek mesele. do (it) under provocation kkrt tesirinde kalarak yapmak, tahrik sonucu yapmak. on the slightest provocation en hafif etkenle. 
  tahrik edici, kkrtc, etkileyici; kzdrc, sinirlendirici; ekici, cazip;  tahrik edici kimse veya ey. provocatively  tahrik edici ekilde, k- krtarak.
 kzdrmak, sinirlendirmek, fkelendirmek; harekete geirmek; drtmek, tevik etmek, tahrik etmek; sebep olmak. be provoked (at) kzmak; ks- mek. provoking  asaba dokunan. provokingly  kzdracak ekilde. 
 resmi amir; baz niversitelerde dekan; skoya'da belediye bakan. 
 inzibat amiri, adli subay. provost guard askeri polis karakolu. provost marshal inzibat amiri, adli subay. provost sergeant inzibat avuu. 
 geminin ba, pruva; sivri knt; (iir) gemi. 
 yiitlik, cesaret; cesaret isteyen i. 
  sinsi sinsi dolamak; frsat kollayarak gizli gizli gezinmek;  sinsi sinsi dolama. prowl car (A.B.D.) polis arabas. 
 (anat.) yaknsal, uzvun balanma noktasna yakn. 
 en yakn, hemen yanndaki. proximately  yakn olarak, bitiik olarak. 
 yaknlk. proximity of blood kan yaknl, akrabalk. 
 (eski) gelecek ayda, (ks.) prox. 
 vekil; vekillik, veklet; vekaletname. 
 ar derecede erdemlik taslayan kimse. 
 basiretli, sagrl, akll, gelecei dnen; akgz, uyank; tutumlu, hesabn bilir. prudence  basiret, sagr, ihtiyat; akgzlk; akl, saduyu. prudently  basiretle, ihtiyatla. 
 basiretli, sagrl, sonunu dnen, akll. prudentially  basiretle. 
 iffet taslama, fazla fazilet iddiasnda olma. 
 fazla iffet taslayan. prudishly  fazla fazilet taslayarak. prudishness  iffet taslama, fazla fazilet iddiasnda olma. 
 (biyol.) tozumsu salg ile kapl. 
 kuru erik, ir; kuru erik rengi, koyu mor renk; (argo) budala kimse. wild prune da erii. 
 budamak; fazla (ks.)mlar kesip atmak. 
 karamandola. 
 iyi bir eit kuru erik, ryani; erik likr. 
 ehvet dkn; istekli, arzulu. prurience, pruriency  ehvet; istek. pruriently  ehvetle. 
 (tb.) kantl bir deri hastal. pruriginous  kant hastalna ait. 
 Bursa'nn eski ad. 
 Prusya. 
  Prusyal, Prusya'ya ait;  Prusyal; Prusya dili. Prussian blue koyu lcivert renk veya boya. Prussianize  Prusyallatrmak. 
 asit prusik tuzu. prussic acid (kim.) asit prusik.
  merakla bakmak, gzetlemek, tecesss etmek; gizli eyleri aratrmak;  tecesss, gzetleme, merakla bakma; mtecessis kimse. pry'ingly  casus gibi, tecesssle. 
  (A.B.D.) manivela, kaldra;  manivela ile amak, kmldatmak veya kaldrmak. 
(ks.) Psalms. 
  mezmur; ilahi; (o.), b.h. Kitab Mukaddeste "Mezmurlar" kitab;  mezmurla sena etmek; makam ile okumak. 
 mezmur yazan. 
 mezmur okuma; mezmur koleksiyonu. 
 "Mezmurlar" kitab; (k. h.) dini ayinde okunacak belirli mezmurlar. 
 (o.) -ria) (zool.) gevi getiren hayvanlarn nc midesi, krkbayr. 
 (mz.) santur. 
 (jeol.) kumta. 
 (jeol.) para halinde kaya. 
 (o.) sahte veya taklit yaz, zellikle Kitab Mukaddes yazarlar tarafndan yazld iddia olunan fakat doruluuna inanlmayan yazlar. 
 sahte, yalanc, kalp. 
(nek) sahte, yalanc.
 (bot.) su bitkisi olmayp sulak veya rutubetli yer- lerde biten. 
 (bot.) yalnz tohum tutan organlardan ibaret olmayan elma gibi meyva. 
 sahte klasik, klasik tasla. 
 aldatc veya dzgn olmayan ekil; (min.) baka bir cismin d niteliklerini tayan maden. pseu- domor'phic, -mor'phous  sahte veya dzgn olmayan ekle ait. 
 takma ad, mstear isim. pseudonym'ity  takma isimlilik. 
 (zool.) yalanc ayak (amiplerde) 
( (nlem) ) f! 
 (tb.) salar dken bir eit deri hastal; (tb.) sindirim organlarnda yaralar meydana getiren tropikal hastalk. 
 (tb.) psitakoz denilen papaan hastall. 
 (anat.) belin iki kasndan biri. 
(bak.) psoriasis. 
 (tb.) sedef hastal. 
 (argo), yldrmak. psych out ylmak; yldrmak. psych up heyecanlandrmak. 
(ks.) psychological, psychology. 
 (psik.) psikasteni, ruh argnl. 
 insan ruhu, tin; can; akl. 
  anormal uur durumlar meydana getiren, duygular zenginletiren; rengarenk;  duygular zenginletirmek iin kullanlan uyuturucu madde. 
 (tb.) psikiyatri, ruh hekimlii. psychiatric  psikiyatrik, ruh hekimliine ait. psychi'atrist  psikiyatr, ruh doktoru. 
  insan ruhuna ait, ruhi; zihni; uzaduyumla ilgili; akli melekelere ait;  ar duyu sahibi kimse; ispritizmada medyum. psychically  ruhen. 
 kafadan atlak kimse. 
(nek) akl, ruh. 
 psikanaliz, ruh zmleme. 
 psikanaliz yapmak, ruh zmlemek. psycho. analyst  psikanalist. 
 tedavi iin hastann skntlarn canl piyes eklinde temsil etmesi. 
 zihin faaliyetini inceleyen bilim, psikodinami. 
 psikojenez, akl geliimi, zihni geliim. psychogenet'ic  psikojenezle ilgili. 
 ruhtan kan; ruhi etkilerle meydana gelen. 
 ruhu tetkik ve muayene. 
 zihnin dorudan doruya maddeyi etkileme gc. 
 ruhi, ruha ait; ruhbilimsel, psikolojik. psy- chologic moment en uygun zaman, en olumlu an. psychologically  psikolojik bakmdan. 
 ruhbilim, psikoloji. psychologist  ruh bilgini, psikolog. 
 psikometri, ruh lm; bir eye dokunmak veya ona yakn olmakla o ey hakknda bilgi edinme. 
 (o.) -ses) (psik.) sinirce, nevroz.
 ruh hastas, psikopat. psychopath'ic  ruhi dengesi bozuk, psikopat. 
 akl hastalklar ilmi, psikopatoloji. 
 ruh hastal, psikopati; psikoterapi. 
 akl ile beden arasndaki ilikileri inceleyen ilim, psikofizik. psychophysicist  psikofizik uzman. 
 (o.) -ses) (psik.) akl hastal, psikoz. 
 akl ile beden arasndaki ilikiye ait. 
 ruhi tedavi, psikoterapi. 
  psikozlu (kimse) 
 nem lei, iylenme noktas ile bal nemi len aygt. 
(ks.) patrol torpedo boat.
(ks.) part payment pint, point, port. 
(ks.) Parent-Teacher Association. 
 eski Msr'da ba tanr. 
 ormantavuugillerden kuzey yarkreye zg bir ku, (zool.) Lagopus. willow ptarmigan bataklk ta- vuu, (zool.) Lagopus albus. 
 (paleont.) soyu tkenmi uan bir srngen. 
 hastalara iirilen arpa suyu veya hlamur; zm suyu. 
 Batlamyus'a ait. Ptolemaic system dnyann sabit olduu ve btn gkcisimlerinin bunun etrafnda dnd dncesine dayanan sistem. 
 Batlamyus (ikinci yzylda Msr'da yaam Yunanl corafyac ve astronom) 
 (biyokim.) bitkisel veya hayvansal proteinden elde edilen azotlu bileik. 
 (tb.) gzn st kapann sinir felcinden dolay sarkmas; bir organn normal yerinden daha aaya dmesi. 
 (biyokim.) pityalin. 
 (tb.) fazla tkrk ifraz. 
(ks.) public publication, publisher.
 (ng.), (k. dili) meyhane, birahane, taverna. 
 ergenlik a, bulu, erinlik, rt. pubertal  bulua ait. 
 erginleme, bulua erme; (biyol.) hayvan veya bitki stnde bulunan ufak tyler. pubescent  ergin, erin, bulua ermi: (biyol.) tyl. 
 (anat.) kask kemiine ait. pubic arch iki kask kemiinin tekil ettii kemer. 
 (anat.) kask kemii, at. 
  halka ait, umuma ait, umumi, genel; herkese mahsus; ak, aleni.  halk, ahali, umum: seyirciler. publicad dress system hoparlor tertibat, (ks.) P.A. public baths halk hamamlar. public buildings halka mahsus binalar. public credit umumi itibar. public debt devlet borlar. public domain kamu arazisi; halkn mal. public enemy halk dman. public highway umuma ak herhangi bir yol. public house han, otel; (ng.) birahane, meyhane. public land milli arazi, miri arazi. public law amme hukuku. public library genel kitaplk. public life sosyal hayat. public nuisance kamu iin zararl olan davran. public offense amme suu. public opinion kamu oyui, efkrumumiye. public relations halkla olan ilikileri kuvvetlendirme abalar. public revenues devlet geliri. public school (bak.) school. public security umumi emniyet. public servant devlet memuru. public service amme hizmeti. public utilities (elektrik, su gibi) umumi hizmet messese leri. public works bayndrlk ileri. in public alenen, aka, herkesin nnde open to the public umuma ak, herkes girebilir. publicly  alenen, aeme kar; halk tarafndan. 
 (ng.) meyhaneci, birahaneci; eski Roma'da vergi kesenekisi. 
 yaymlama, ilan etme; yaym, yayma; yayn, yaymlanm eser. 
 milletler hukuku uzman; siyaset yazan; halkla ilikiyi dzenleyen kimse. 
 alenilik, aleniyet, herkes tarafndan bilinme; hret; ilan etme, reklm; umuma ak olma; tantma. 
 reklmn yapmak; umuma ilan etmek. 
 umumun yararn dnen, hamiyetli, yardmsever. 
 yaymlamak, neretmek; basp yaymak, bastrmak; ilan etmek, sylemek, aa vurmak, ifa etmek. 
 yaymevi; basmc; yaymc, nair. 
 koyu mor renk, koyu kahverengi. 
 buz hokeyinde kullanlan lastik disk. 
 ingiliz folklorunda yaramaz peri. 
  buruturmak, krtrmak; burumak, krmak; bzlmek;  buruukluk, krk; (k. dili) aknlk, heyecan, tela. 
 yaramaz. 
 muhallebi, puding. pudding stone (jeol.) puding, ym. The proof of the pudding is in the eating. Bir eyin deeri kullanldnda anlalr. 
 ahmak, aptal. 
  kirli su birikintisi, amurlu glck; glek, glet; kumlu har, svac amuru;  i yapmak. 
 dkme demiri ocakta tavlamak; amurlatmak (su); zl amuru su ile yourup sva haline koymak. 
 dkme demiri ocakta tavlama; kanal balkla svama; balk. 
 utangalk, sklganlk, mahcupluk, tevazu. 
 (o.)- da) (anat.) fer; (o.) edep yerleri. 
 tknaz, bodur, iman ve (ks.)a. 
 iffet, namus, utan, ar, hay. 
 gneybat. (A.B.D.)'de kzlderili evi. 
 ocuka; olgunlamam, zayf. pueril'ity, puerileness  ocukluk; ocuka davran. 
 (tb.) douma ait, doumdan gelen, doum sonras. 
Portoriko. 
 frk, soluk; rzgar flemesi; puf brei veya kurabiye; pudra ponponu; sa llesi;elbisenin bzlm ve kabarkyeri; yorgan; abartmal veya iirilmi vg. puff adder ien engerek, (zool.) Bitis arietans puff box pudra kutusu. puff paste pufbrei hamuru. 
 pflemek; pfr pfr esmek; solumak. puff out, puff up iinmek; abartarak vmek; llelerle sslemek (sa); iirmek. 
 kurtmantar, (bot.) Lycoperdon pratense. 
 pfleyen ey veya kimse; kirpi bal, (zool.) Tetraodontus. 
 Kuzey Atlantik'te bulunan ksa boyunlu ve ikin gagal mart, (zool.) Fratercula arctica. 
 ikin, kabark; tantanal, grkemli, abartmal; pfr pfr esen. puffily  pfr pfr. puffiness  ikinlik. 
 buldoga benzeyen ufak bir cins kpek. pug nose ucu kalkk bask burun. 
  (-ged, -ging) tulac amuru;  tula baln yourmak. 
 boksr, yumruk oyuncusu. pugilism  boksrlk. pugilis'(tic.)  boksa ait; kavgac. 
 kavgac, hrn. pugnaciousness  kavgaclk. pugnaciously  hrnlkla. 
 kavgaclk. 
  (huk.) ikinci gelen, kk;  ikinci hakim. 
 gl, kudretli, kuvvetli, evketli, azametli. puissance  kudret, kuvvet evket. puissantly  kudretle. 
  kusmak, kartmak, istifra etmek; kusturmak;  kusma. 
 iyi malzemeden yaplm, kaliteli; stn. 
 gzellik, zarafet. pulchritu'dinous  gzel, zarif. 
 ocuk gibi alamak, alamsamak, alamsayarak ikayet etmek. puling  mzmz, alamsk. 
 ekmek; koparmak; srklemek; (leh.) yolmak (ty); (matb.) (prova) karmak; (argo)(bak veya silah) ekmek; topu eri meydana getirecek ekilde atmak; (krek) ekmek; girmek, gelmek; bir yudum imek, bir nefes ekmek. pull a long face surat asmak. pull a muscle adaleyi incitmek. pull apart ekip ayrmak. pull away ekip ayrmak, ekmek; ekilip ayrlmak. pull down ykmak; moralini bozmak, zmek. pull for yardm etmek, desteklemek; (k. dili) balln bildirmek. pull in one' horns daha dikkatli olmak. pull off ekip karmak; (argo)baaryla yapmak, baarmak. pull oneself together kendine gelmek, kendine hakim olmak. pull one' leg aldatmak. pull one' punches hzla vurur gibi grnmek. pull one' rank s- tnln kabul ettirmek. pull one' weight gerekli gayreti sarfetmek. pull out ekip karmak; ayrlmak. pull strings tesir ettirmek, piston kullanmak. pull through paay kurtarmak. pull together ibirlii yapmak; elde bulunanlardan meydana getirmek. pull to pieces parampara etmek. pull up ileri gitmek; kknden ekip karmak; durmak. pull up stakes ilgisini kesip gitmek. 
 eki, ekme; tutama; dayanklk; krek ekme; (argo) iltimas, kayrma, piston, arka; (argo) bir iim (puro, pipo); urama, gayret; gerilim; (matb.) prova. have pull arkas olmak, mahkemede days bulunmak. 
 pili, yarga. 
 (fiz.) makara; (mak.) kasnak. 
 Pullman car (tic.) mark. rahat koltuklu lks vagon; yatakl vagon. 
 ekilme. 
 sveter. 
 remek; reyip kaynamak; dallanp budaklanmak; tremek. pullula'tion  reme. 
 akciere ait, akcieri etkileyen; akcieri olan. 
 akciere ait. 
 (tic.) mark. akciere hava verme aleti. 
  meyva eti, meyva z; kt hamuru; su ile kark maden tozu;  dvp lapa veya hamur haline koymak; yumuak ve zl etini karmak; zlenmek, z gibi olmak. pulpous  etli, zl, yumuak. 
 mimber, krs; vaizler snf. 
 kt yapmnda kullanlan aa. 
 etli, zl, yumuak. pulpiness  zllk, etlilik. 
 (astr.) aralkl ve muntazam radyo dalgalar veren gkcismi. 
 nabz gibi atmak, yrek gibi arpmak. pulsa'tion  nabz at. pulsatile, pulsative, pulsatory  nabz gibi atan. 
  nabz, nabz atmas; arpnt; umumi eilim;  nabz atmak, arpmak. 
 (bot.) baklagiller. 
 (tb.) nabz lme aleti. 
 buhar kuvvetiyle ileyen tulumba; nabz lme aleti. 
 ezmek, ezip toz haline koymak. pulverizer  toz haline getiren kimse veya alet. pulveriza'tion  ezme, toz haline getirme. 
 tozlu, toz gibi. 
 toz haline konmu; tozlu. pulverulence  tozluluk. 
 (o.) -li) (zool.) bcek ayanda ufak yastk gibi knt. 
 yastk eklindeki. 
 (o.) -ni) (bot.) yapran sapa bitiik olduu yerde yasta benzer ikinlik. 
 puma, (zool.) Felis concolor. 
  sngerta;  sngerta ile temizlemek veya parlatmak. pumice soap sngerta tozu ile kark sabun. pumice stone sngerta. 
(bak.) pommel.
 basz ve hafif kadn ayakkabs. 
 tulumba, pompa. pump handle pompa kolu. 
 tulumba ile ekmek; su ekmek;az aramak,az yoklamak; birinden para ekmek; iine tulumba ile hava doldurmak; tulumba iletmek; tulumba kolu gibi aa yukar hareket etmek. pump dry tulumba ile suyunu ekip kurutmak; birine btn bildiklerini syletmek. pump up pompa ile iirmek. 
 avdar ekmei. 
 Amerika'da yetien portakal renkli balkaba, (bot.) Cucurbita pepo, helvackaba. 
 kabak ekirdei; Gney Amerika'nn dousundaki tatl sularda yaayan gne bal, (zool.) Lepomis gibbosus. 
  (-ned, -ning) kelime oyunu, cinas;  kelime oyunu yapmak, nkteli sz sylemek. 
 pun, merubat. punch bowl iinde pun yaplan byk kap. punch glass pun kadehi. 
 ngiliz kukla oyununda kars ile daima kavga eden Karagz'e benzer bodur ve kambur adam. Punch and Judy show ngiltere'de bir nevi kukla oyunu. pleased as Punch ok memnun. 
  yumruklamak, muta ile vurmak;  yumruk, muta; (argo) kuvvet, enerji. punching bag boksrlerin antrenman yapmas iin iirilmi torba. punch line bir hikyenin son ve en mhim cmlesi. 
  zmba, delgi, matkap, stampa;  zmbalamak, stampa ile basmak; biz ile delmek. center punch delik alacak yerleri iaret eden zmba. 
 arap fs; (ng.) 318 litrelik arap ls. 
 at direi; zmba; mermer kesmeciliinde kullanlan alet. 
 palyao, soytar; bodur ve iman kimse. 
 benekli, nokta nokta. puncta'tion  beneklilik. 
 terifat ve resmiliin en ince noktas; titizlik, merasim dkn. 
 terifat ve resmiyette fazla titiz. punctiliously  dikkatle,titizlikle. punctiliousness  titizlik. 
 her eyi dakikas dakikasna yapan, tam vaktinde olan; bir noktadan ibaret. punctually  tam vaktinde, dakikas dakikasna. punctual'ity, punc- tualness  dakiklik, bir ii tam vaktinde yapma hususundaki titizlik. 
 noktalamak, cmleleri ayrmak iin nokta koymak; zerinde durmak; nokta gibi arasna girmek (sz) 
 (gram.) noktalama; noktalama iareti; cmleleri ayrma kural. punctuation marks noktalama ia- retleri. 
  delme; ine delii gibi ufak delik; patlama (otomobil lastii);  delmek, delik amak; deersizliini ispat etmek. We had a puncture. Lastiimiz patlad. 
 bilgin, lim, stat; zellikle (Sanskrit) dili veya Hindu dini limi. 
 kokusu sert, tad ac, keskin kokulu; actan, batan; (bot.) sivri; sert, hain, tesirli, ac. pungency  aclk, keskinlik (koku veya tat) pungently  ac ac, keskin olarak. 
  Kartacallara ait, Pn; hain, sadakatsiz;  Kartaca dili. 
 ceza vermek, cezalandrmak; yola getirmek; azarlamak, tekdir etmek; strap ektirmek, eziyet vermek; iddetle dvmek, hrpalamak (boksta) punishable  cezalandrlr; cezaya layk. punishment  ceza, tekdir; (k. dili) zorluk, cefa, eziyet. 
 ceza kabilinden; cezay gerektirici; cezalandrc. 
 Hindistan'da Pencap lkesi. Punja'bi  Pencapl; Pencap dili. 
  rk tahta; kav; (A.B.D.), (argo) deersiz ey, bo laf; (argo) eteci, gangster; (argo) cahil adam, yemlik;  (A.B.D.), (argo) deersiz, kalitesiz; rahatsz. 
 Hindistan'a mahsus asma yelpaze. 
 (A.B.D.) ok ufak tatarck. 
 kelime oyunu yapan kimse. 
  Amerikan futbolunda top yere dmeden tekme ile elmek, topu uzaa tekmelemek;  top yere dmeden tekme ile elme. 
  alt dz sandal;  byle sandal srkla srmek. 
 faro denilen iskambil oyunu ile kumar oynamak. 
 camclkta scak cama ekil vermek iin kullanlan demir ubuk. 
 ufak ve zayf kalm, elimsiz, gelimemi, zayf; ehemmiyetsiz, sama, ufak. puniness  zayflk, sskalk. 
  (-ped, -ping) kpek yavrusu; aybal yavrusu; kpekbal yavrusu;  . yavrulamak (kpek) pup tent iki kiilik ufak adr. 
 (o.) pupae) (zool.) bcein trtl hali ile alaca son ekil arasndaki devre, pupa; bcein kelebek olmadan nce koza iindeki hali. 
 renci, talebe; (huk.) vesayet altndaki kz veya olan ocuk. 
 (anat.) gzbebei. 
 rencilik, talebelik devresi; (huk.) kk olma hali, vesayet altnda bulunma. 
 talebeye ait; vesayet altnda bulunan kimseye ait. 
 (tb.) gzbebeine ait. 
 (zool.) pupa meydana getiren. 
 kukla; iplerle oynatlan kukla, maryonet; bakasnn elinde oyuncak veya alet olan kimse. puppet play, puppet show kukla oyunu. puppeteer'  kuklac. puppetry  kukla oyunculuu; manasz gsteri. 
 kpek ve kpekbal yavrusu; hoppa delikanl, zppe gen. puppy love hissi ve ocuksu ak. 
 yar kr, donuk gren; mankafa, anlaysz. purblindness  yarm krlk; anlayszlk. 
 satn alma, mbayaa, itira, alm; satn alnan ey; kaymasn diye sk tutma; kaymasn diye bir eyi sk tutmak veya hareket ettirmek iin makara gibi alet. 
 satn almak, mbayaa etmek; gayretle ele geirmek, kazanmak; manivela ile kaldrmak veya ekmek. purchasable  satn alnr, ele geer. pur- chasing power satn alma kuvveti.
 pee; kadnlarn rtnme usul, gizlenme. 
 saf, safi, som, halis, has, temiz; kusursuz, lekesiz; nazari, tatbikatsz; iffetli, namuslu, masum. pure and simple sadece, yalnz, tek. pure'ly  sadece, yalnz; tamamen, btn btn; masumiyetle, iffetle. pureness  safilik, paklk, temizlik. 
  saf kan. 
 (Fr.) pre, ezme; koyu pimi et ve sebze orbas. 
  kenarn sslemek;  ssl veya ilemeli kenar. purfling  ssl kenar. 
 temizleme, paklama; mshil ile barsaklarn temizlenmesi. 
  mshil, amel (ila) 
 Araf, geici olarak gnah cezas ekilen yer, strap yeri. purgator'ial  Araf'a ait; temizleyici. 
  temizlemek, paklamak, dzenlemek; (huk.) birini temize karmak; yok etmek; ishal vermek, amel vermek; temizlenmek;  temizleme, tasfiye; mshil il. 
 temizleme; artma, tasfiye. 
 temizlemek, paklamak, temiz klmak; birini temize karmak; sadelemek. 
 (br.) ubat veya marta tesadf eden ve Haman'n elinden Yahudi kavminin kurtuluu hatrasna yaplan Musevi bayram. 
 asit riin esas cevheri. 
 dil ve slupta kesinlie inanan veya bunu uygulayan kimse. 
  b.h. ngiltere'de kralie Elizabeth zamannda meydana kan ve bilhassa ibadette sadelik taraftar olan mezhebin bir ferdi, Priten;  ahlk ve din hususunda ok sofu. puritan'ic(al)  sofu. puritan' - cally  sofucasna. Puritanism  sofuluk. 
 temizlik, halislik, haslk, saflk; temizlenme, paklk; iffet, masumluk; nezaket; slup temizlii. 
  aldayarak akmak; kvrlarak hareket etmek;  alt, aldama; girdap; dalgack. 
  bir eit dantela kenar; dantela iin srma teli; yn rgsnde ters ine; elbisede kvrm, pli;  ters ine rg yapmak. knit one purl one bir dz bir ters rmek. 
 (gen.) (o.) d mahalleler, etraf, hudut, civar, varo. 
 (mim.) atda srt kirii, ak. 
 almak, armak, hrszlk etmek. 
   erguvani renk, mor renk, eflatun renk; mora boyanm bez; bilhassa Roma imparatorlarnn bordo kaftan; imparatorun mevki ve yetki iareti; kardinallik;  erguvan renkli, erguvani; krala ait, kral gibi;  erguvan rengine boyamak; erguvan ren- gini almak. purplish, purply  eflatuni, erguvan rengine alan. purple language kfr. purple passage ssl yaz. born to the purple asil bir aileden gelen. His face became purple. fkeden mosmor kesildi. 
  mana, kavram, mefhum, meal;  manasnda olmak, gstermek, bildirmek. 
 maksat, meram, murat; niyet; karar. at cross purposes birbirinin maksadna aykr. on purpose mahsus, bile bile, isteyerek, kasten. serve the purpose iine gelmek, maksadna hizmet etmek. to good purpose iyi netice vererek, faydal surette. to no purpose hi netice vermeyerek, faydaszca. to the purpose asl meseleye deinerek. to what purpose? faydas ne? ne maksatla? purposeless  manasz; maksatsz. purposely  kasten, mahsus, bile bile. 
 niyet etmek tasarlamak, kastetmek; istemek, murat etmek. 
 maksatl; ehemmiyetli; manal. purposefully  mahsus, kasten. 
 maksatl, maksatla yaplm, kullanl. purposively  maksatl olarak. purposiveness  maksatl olu. 
 (tb.) damar bozukluundan ileri gelen ve deride morumsu lekelerle kendini gsteren hastalk, purpura. 
 (tb.) purpura hastalna ait; (kim.) purpurik aside ait. 
 (kim.) boya kknden yaplan krmz bir kimyasal bileim, purpurin. 
  kedi gibi mrlamak;  kedi mrlamas. 
 kese, para kesesi, para antas; hazine; yardm iin toplanlm para; torba. purse-proud  kesesine marur, servetine gvenen. purse-strings  kese balar, kese az kaytan; para deme yetenei. a common purse mterek kese. a tight purse cimri kesesi. privy purse hkmdar hazinesi. public purse devlet hazinesi. put up a purse mkfat olarak ortaya koymak. 
 bzmek (dudak); keseye koymak. 
 gemi muhasebecisi veya veznedan. pursership  gemi veznedarl. 
 semizotu, pirpirim, (bot.) Portulaca oleracea. 
 takip etme; devam, netice; ifa; tatbik. in pursuance of ifa ederken. pursuant   uygun olarak, uyumu;  to ile uyumu ekilde. pursuantly  uygun surette. 
 kovalamak, peine dmek, takip etmek; bir dziye gitmek; aramak, elde etmeye almak; meguliyetine devam etmek. 
 kovalama, takip, arama, peinden koma; meguliyet, i; elde etmeye urama. pursuit plane (ask.) avc ua. 
 iman; tutuk nefesli, nefes darl olan. 
 (eski) hayvann ba, paalar ve ii, sakatat. 
 (tb.) cerahatli, irinli. purulence, -cy  cerahat toplama. purulently  cerahatli halde, cerahat gibi. 
 tedarik etmek, salamak. 
 tedarik etme; levazm, zahire. 
 satc, tedarik eden kimse. 
 meal, mefhum, mana; sadet, konu; (huk.) bir kanunun hkm (ks.)m;saha. 
 (tb.) cerahat, irin. 
 itmek, drtmek; srmek, sevketmek, yrtmek; sktrmak, tazyik etmek; saldrmak, zerine hcum etmek, arkasn brakmamak; tos vurmak, boynuz ile vurmak; (k. dili) kanunsuz yoldan uyuturucu madde satmak. push about teye beriye kakmak; kakmak. push away itip defetmek. push back geriye itmek, geriye kakmak. push down aa srmek; itip ykmak. push forward ileri srmek veye itmek. push in itip ieri sokmak. push off avara etmek. push on devam etmek, ileri srmek. push out denize almak. push through nihayetine kadar gtrmek, bitirmek. push up yukar srmek. push up daisies (argo.) ge- bermek. push one' way ileri gitmek. pushed for money para skntsnda. pushed for time vakti dar. 
 iti, kak, drt, srme; hcum; ba sklmas, ihtiya, sknt; basacak yer, dme; (argo.) ahbaplar takm, kumpanya. push button elektrik dmesi. pusher  iten kimse veya ey; enerjik kimse; uyuturucu madde satan kimse. 
 iri bir topu iterek oynanan bir oyun. 
 el ile itilerek srlen araba. 
 iten; enerjik, giriken; kstah, satakan. 
 (argo.) kolay aldanr kimse, yemlik; kolay i. 
 raptiye. 
 yzkoyun yatarak vcudu esnetme hareketi, nav. 
 korkak, tabansz, yreksiz, ekingen.pusillani- mously  korkaka. pusillanimity, pusil- lanimousness  korkaklk, alaklk. 
 (k. dili) kedi; ocuk veya gen kadn (sevgi belirtisi) puss moth Avrupa'ya mahsus iri bir pervane. a sly puss kurnaz kz. 
 (argo.) yz, surat. 
 cerahat dolu. 
 (kaba) fer; (kaba) cinsi mnasebet. 
 (k.dili) kedi. pussy willow ipek gibi psklleri olan bir st aac, (bot.) Salix discolor. 
  kedi gibi sessizce yrmek; kendi fikrini belirtmemek;  fikrini belirtmeyen kimse. 
  (tb.) sivilceler hsl etmek, kabarck haline girmek;  sivilce dolu. pustulant  sivilceler hsl eden bir ila. pustular  sivilcelerle dolu, sivilce kabilinden. pustula'tion  sivilce hsl etme, sivilcelenme; sivilce, kabarck. 
 sivilce, kabarck, pstl; (bot.) kabart, sivilceye benzer benek. pustulous  sivilcelerle dolu. 
 (-put, -ting)   koymak, yerletirmek; belirli bir ekle sokmak; sokmak; avucu yukar tutarak atmak (glle); sevketmek, harekete getirmek, zorlamak; hamletmek, zerine yklemek; sylemek, ne srmek, reye koymak; acele gitmek, komak; kelimelerle ifade etmek;  koyma; frlatma, hamle, saldr;  (k. dili) yerlemi. put about evirmek, geminin ban evirmek. put across (k. dili) muvaffakyetle yapmak; kabul ettirmek. put away bir tarafa koymak; saklamak; (eski) boamak. put back geri koymak; eski yerine koymak; ilerlemesine mni olmak; reddetmek; (den.) yoldan geri dnmek. put by saklamak, bir tarafa koymak. put down aa koymak, yere koymak, indirmek; bastrmak, menetmek; yazmak, kaydetmek; (argo.) susturmak, azn kapamak; (argo.) tenkit etmek. put forth tomurcuk srmek; ileri srmek, beyan etmek; karmak, yaymlamak, neretmek; meydana koymak; denize almak. put forward ileri srmek, meydana srmek; ileri al- (mak.) (saat) put in ieri koymak, sokmak; arzetmek, gz nnde bulundurmak; (tb.) yerletirmek, yerine koymak; (den.) snmak; girmek; geirmek (vakit) put off tehir etmek, geciktirmek, baka vakte brakmak; karmak (giysi); reddedilmek; (den.) almak, ayrlmak. put on giymek; taklidini yapmak, suretini taknmak; amak; atfetmek, zerine yklemek; toplamak, imanlamak; (argo.) aldatmak. put on airs caka satmak. put on one' guard birini ikaz etmek. put on Othello "Othello" piyesini sahneye koymak. put one on to dikkatini ekmek. put one' finger on kefetmek. put one' foot in it pot krmak, gaf yapmak. put out karmak; sndrmek; utandrmak; rahatsz etmek; yanmak (beysbol); bozmak. put out of the way ldrmek. put over ba- na amir veya memur olarak tayin etmek; geirmek; tehir etmek, geri brakmak; (A.B.D.), (k. dili) muvaffakyetle yapmak. put over on (k. dili) aldatmak. Put the finger on (suluyu) ihbar etmek, gammazlk etmek. put through bitirmek. put to bed yatana yatrmak; bask iin son hazrlklar yapmak. put to death ldrmek, idam etmek. put to rights dorultmak, dzeltmek, tashih etmek. put two and two together imal konumadan sonu karmak. put up yerine koymak; konservesini yapmak; misafir etmek; bina etmek, yapmak. put up with tahamml etmek, ekmek. put up to tevik etmek.put up to one birine arzetmek; birinin reyine brakmak. put upon rahatsz etmek. be put to it zor durumda bulunmak. stay put yerinde rahat durmak, yerinden kmldamamak. I put it to you. Sizin arzunuza brakyorum. Put up your hands. Eller yukar Teslim ol. Put me through (on the telephone) Balayn. 
 (bot.) eftali cinsi meyva ekirdei. 
 farzedilen, varsaylan. 
 (argo.) birisini susturucu veya bastrc sz. 
 (mim.) iskele kirii. 
 (argo.) aldatma. 
 rmek, bozulmak; kokmak, kokumak; kangren olmak; rtmek, kokutmak. putrefaction  kokma, rme. putrefac'tive  rtc.
 rmekte olan; rkle ait. putrescence  rklk, bozukluk; rme halinde olan ey. pu- trescible  rr, bozulur. 
 rk, rm, bozuk, bozulmu, kokmu; rkle almet olan. putrid'ity, putridness  rklk; rm ey. 
 komplo, ani ayaklanma. 
  golf topu delie sokmak iin hafif vuru;  bu suretle topa hafife vurmak. putter  bu hafif vurua mahsus denek. putting green golf deliinin etrafndaki dmdz kesilmi imenlik. 
, putty  dolak, tozluk yerine baldra sarlan ensiz uzun kuma. 
, potter  ufak tefek ilerle megul olmak, oyalanmak, vakit geirmek. 
  camc macunu; macuna benzer madde; svaclar tarafndan kullanlan ince kire har;  macunlamak.putty faced  manasz ve ifadesiz yzl. putty knife macun srmek iin camcnn kulland alet. 
 (k. dili) nceden ayarlanm. a putup job hileli i, hile. 
 bilmece; muamma; aknlk, hayret; anlalmaz kimse. Chinese puzzle ok dolak bilmece veya mesele. cross word puzzle bulmaca. picture puzzle resim bilmecesi, resim tekil eden bilmece. 
 artmak hayret vermek, muamma gibi tesir etmek; armak, hayrete dmek. puzzle over ok dnmek, zihnini yormak. puzzle out muamma veya bilmeceyi halletmek. be puzzled armak, afallamak. puzzler  muamma, mkl mesele. 
 anlalmaz hal; aknlk; artc ey. 
 artc; zc. 
 (fiz.) younluu lmek iin kullanlan ve bazen termometreli cam kap. 
 (tb.) piyelit. 
,-graph  belirli bir mahlul rnga ettikten sonra bbrek ve idrar kanalnn rntgenle alnan resmi. pyelography  byle resim alma. 
 (tb.) vcutta birok ban meydana getiren kan zehirlenmesi. pyemic  byle zehirlenme kabilinden. 
, pigmy   cce. 
, Pigmy  ok ksa boylu Orta Afrika zencisi.
(bak.) pajamas.
 Msr'da eski tapnak kaps; havaalannda byk iaret kulesi; elik telgraf direi, pilon. 
 (tb.) mide kapsn kesme ameliyat. 
 (anat.) mide kaps, pilor. pyloric  mide kapsna ait, pilorik. 
 (tb.) cerahat hasl eden; cerahat teekklne ait. 
 Pyongyang, Kuzey Kore'nin bakenti. 
, pyorrhoea  (tb.) bir nevi dieti hastal, piyore, di etinden irin akmas. 
 (tb.) cerahat oluumu. 
 ku alc, (bot.) Pyracantha. 
 ehram, piramit; piramit eklinde ey veya yn;(geom.) piramit, pyramidal  piramit eklinde. pyramidally  piramit eklinde olarak; son derece. 
, -ical  piramit eklinde, piramit gibi. 
 (min.) siyahms veya koyu krmz renkte gm antimon slfru. 
 lleri yakmaya mahsus odun yn; yanacak ey yn. 
 Pireneler. Pyrene'an  Pirene'li. 
 pirekapan, (bot.) Pyrethrum. 
  (tb.) hummaya ait, humma ilcna ait;  humma ilc. 
 (tb.) humma ilmi, piretoloji, ateli hastalklar inceleyen tp dal. 
 (tic.) mark. atee dayankl cam.
 (tb.) humma, yksek ate. pyrexial  humma cinsinden, hummal, hararetli. 
 gne ssn lme aleti. 
 (kim.) katrandan elde edilen antiseptik bir madde. 
 armut eklinde. 
 (min.) pirit, otta. 
 (o.), (min.) kkrtl birka eit maden. pyritic(al)  bu madenlere ait veya bunlara benzer.
(nek) ate veya scaklga ait.
 yksek syla meydana gelen kimyasal deiikliklere ait. 
 (jeol.) volkanik hareketler tesiriyle paralanm. 
 (jeol.) erimi magmadan kristallemi. 
  s elektriine ait;  s elektrii. 
 baz kristallerin snmasyle meydana gelen elektriklenme, scakla reyen elektrik, piroelektrik lilik. 
 (kim.) pirogalol tuzu veya ruhu. 
, pyrogenous  ateten oluan; (tb.) ate husule ge- tiren. 
 (o.), (min.) bir madenin erime kabiliyeti veya alevinin rengi gibi ate tesiriyle meydana kan hususiyetleri. 
 akkor halinde bir aletle tahta zerine ekiller izme sanat. py'rograph  bu suretle yaplan ekil veya tasvir. pyrograph'ic  bu sanata ait.
 atee tapma, ateperestlik.
, -lignic  ate ss ile odundan karlan. pyro- ligneous acid kahverengine alan ve sirke asidi ihtiva eden krmz asit. 
 kuyumcu lambas ile madenleri inceleme sanat; ate veya s ilmi. pyrologist  madenleri s- caklkla inceleyen uzman. 
 (min.) camclkta kullanlan manganez dioksid. 
 (kim.) scak tesiriyle erime. 
 (fiz.) scaklk ve mknatsn birleik tesirinden meydana gelen veya bu tesire ait.
 atee bakma suretiyle falclk. pyromantic  bu eit falcla ait. 
 kasten yangn karma delilii, piromani, pyromaniac  piroman. 
 yksek scaklk derecelerini lme aleti, pirometre; s tesiriyle cisimlerde vcuda gelen genilemeyi lme aleti. pyrometric(al)  scaklk derecelerini lmeye ait. 
 (min.) kristal veya kat cisimlerde bulunan yeil, kahverengi veya sar kurun, piromorfit. 
 (min.) bir nevi grena tau. 
 (o.) -ri) havayla temas edince kendiliinden ate alan bir madde veya terkip; ate bceinden daha parlak k veren Amerika'ya mahsus bir bcek. 
 (fiz.) nlar camdan geirme suretiyle yksek scaklk derecelerini len bir eit pirometre. 
 (min.) pirofilit, ta kalem yapmak iin kullanlan genellikle beyaz veya yeil renkte alminyum silikat. 
 (tb.) mide ekimesinden dolay boazda duyulan yanma hissi. 
 pirostat, yksek s iin termostat. 
 (kim.) pirosulfat. 
, -nical  fieklere veya fiekilie ait. pyrotechnics  fiekilik; fiek elenceleri; ortal birbirine katan hareket. pyrotechnist  elence fiekleri yapan usta. py'rotechny  mihaniki ilerde ate kullanma sanat; fiek yapma sanat. 
 (biyokim.) vcutta ate yapan mikrop zehiri. 
 (min.) piroksen. 
 piroksenden olumu kaya. 
 selloz nitratlardan bilemi bir karm, pamuk barutu. 
 Epir kral Pyrrhus'a ait. Pyrrhic victory byk kayplarla kazanlan baar. 
 milttan drt yzyl evvel Yunan filozofu Pyrrho'nun yayd phecilik felsefesi; ar septisizm. Pyrrhonist  Pyrrho septisizmi taraftar. 
, -tine  (min.) pirotit, bronz renginde parlak bir maden. 
 (kim.) kloroform gibi kokusu olan renksiz bir madde, pirol. 
  milttan alt yzyl evvel yaam Yunan filozofu Pitagor'a ait;  Pitagor taraftar kimse. Pythagoreanism  Pitagor tarafndan retilen ruh g felsefesi.
 Delfi tapnandaki Apollon rahibesi. 
 eski Yunanistan'da drt ylda bir yaplan spor oyunlar arasndaki mddet. 
  Delfi tapnann ilah Apollon'a ait; drt senede bir Delfi'de yaplan spor oyunlarna ait;  Delfi tapnandaki Apollon rahibesi. 
 pislikten veya rm eylerden meydana gelen. 
 Delfi civarnda Apollon tarafndan ldrlm olan ok byk bir ylan; (k. h.) piton, (zool.) Python. 
 gaipten haber veren falc kadn. 
 kehanet kabilinden; kehanette bulunmaya yeltenen; ylana ait. 
 (tb.) idrara cerahat karmas hastal. 
  Katolik kilisesinde mukaddes ekmei saklamaya mahsus kutu; ngiltere darphanesinde miyar sikke muhafazasna mahsus sandk;  sikkelerin ayarn kontrol etmek. 
 (bot.) olgunlanca st taraf kapak gibi alan tohum zarf, piksit. 
 (bot.) Amerika'ya mahsus ve yldz eklinde iek veren bir al. 
 (o.) pyxides) eski Yunanistan ve Roma'da kullanlan genellikle kapal ve silindir eklinde vazo; kutu, mcevherat kutusu; (bot.) piksit. 
(ks.) quart,quarter,quarterly,query,question.
(ks.) quarto,queen,question. 
q  ngiliz alfebesinde on yedinci harfi; ''k''sesi. 
 Katar. 
(ks.) quod erat demonstrandum ispat gereken ey. 
(ks.) quartermaster. 
(ks.) quantum sufficit gerektii kadar (reetelerde kullanlr) 
(ks.) quantity, quart. 
(argo.), (ks.) quiet on the q.t. gizlice. 
, (ks.) quart, queen, query, question. 
 sfatyle, niteliinde, mahiyetinde. 
  rdek gibi barmak, rdek sesi karmak; bararak manaszca konumak;  rdek sesi, vak vak. 
   arlatan hekim, sahte doktor; arlatan kimse;  arlatan;  arlatanlk etmek. quack doctor arlatan hekim. quack'ery  arlatanlk. quack'ish.  arlatanca. quack grass ayrk otu, (bot.) Agropyron repens.
 (matb.) katrat; (k. dili) niversite veya hapishane avlusu; (ng.), (argo.) kodes, hapishane. 
(ks.) quadrangle, quadrat, quadruplet.
 krk yanda (kimse), krk ile elli yalar ara- snda (kimse) 
 (geom.) drtgen; avlu. quadrang'ular  drt kenarl. 
 (mat.) eyrek daire; ykseklik lme aleti. quadran'tal  eyrek daireye ait. 
 (matb.) katrat; (ekol.) deneme iin ayrlm arazi paras. 
   drt keli, murabba;  (anat.) drdl kemik; (astr.) gkcisimlerinin drdn halindeki grn; drdl ekil, kare;  with ile uymak; uydurmak. 
 drtgen gibi; (mat.) ikinci dereceden. quadratics  ikinci derece denklemlerden bahseden cebir dal. 
 kare yapma; (mat.) alan hesab; (astr.) drdn. 
 drt senede bir olan; drt sene sren. quadrennially  drt senede bir. quadrennium  drt senelik sre. 
 (anat.) drtbal kas. 
 (bot.) drt paral (iek yapra) 
 (o.) -gae) eski Roma'da yan yana koulmu drt atl ve ift tekerli araba. 
  drt kenarl;  drtgen, drtkenar; (ask.) drt kesi kaleli alan. 
 drt dilden, drt dil konuan.
  drt harften ibaret (kelime) 
 sekiz kiilik bir dans, kadril; kadril havas; krk kt ve drt kii ile oynanan eski bir iskambil oyunu. 
 (A.B.D.) katrilyon, 15 sfrl rakam; (ng.) 24 sfrl rakam. 
  (mat.) drt terimli (rakam) 
 drt (ks.)ml, drt tarafl. 
 drt sesli (hoparlr sistemi) 
 drt heceli kelime. 
 (kim.) drt deerli. 
 drt ynl, drt yollu. 
 ortaada drt yksek ilim (geometri, astronomi, matematik ve mzik) 
 bykanne ve byk babalarndan biri zenci dier  beyaz olan kimse. 
 drt aya el eklinde olan; drt elli. 
  drt ayakl (hayvan) quadrupedal  drt ayakl. 
   drt kat;  bir eyin drt misli;  drtle arpmak, drt misli oaltmak veya bytmek.
 drtl, drtl grup; drdzlerden biri. 
 drt katl; ift ynl telgraf sistemine ait; telgraf sisteminde gnderici alet. 
 drtle arpmak, drt misli artrmak;  drt kat, drt misli; (mat.) drdnc kuvvete ykselmi;  drt benzer eyden biri. 
 eski Roma'da idam cezas verme yetkisi olan hkim; defterdar. quaestorship  defterdarlk. 
  imek, kana kana imek;  iim. 
 bataklk, batak. 
 eskiden Gney Afrika'da bulunan ve zebraya benzer soyu tkenmi bir yaban eei. 
 bataklk gibi, basnca ken, gevek ve yumuak. 
 batak, bataklk: zor durum. 
 yenilir bir deniz tarag, (zool.) Venus mercenaria. 
 bldrcn, (zool.) Coturnix coturnix. 
 ylmak, sinmek, rkmek, cesaretini kaybetmek.
 antika, yabans, acayip, tuhaf, garip ve ho. quaintly  garipe, acayip bir ekilde. quaintness  antikalk, tuhaflk, acayip holuk. 
  titremek; sallanmak;  titreme, titreyi, rperme; sallant; zelzele. 
 Kuveykr, Karde. Quaker meeting Kuveykrlara ait sessiz toplant; (aka) sessiz geen herhangi bir toplant. Quakerism  Kuveykr mezhebi. Quakerly  Kuveykr gibi, Kuveykr'a benzer. 
 dzeltilebilir, deitirilebilir; ehliyet kespedebilir. 
 ehliyet, liyakat, vasf, meziyet; art; kaytlama, tadil, (ks.)tlama. He has all the qualifications. Btn niteliklere sahiptir. It requires qual ification. Ksmen dorudur. with many qualifications birok meziyetlerle: birok artlarla, ok tereddtle. 
 ehliyetli; artl, kstl, snrl. 
 hak kazanmak, ehliyet kazanmak; ehliyet vermek; kstlamak, snrlandrmak; deerlendirmek; nitelendirmek; hafifletmek; (gram.) nitelemek. 
 nitelie ait, niteleyici, nitel. qualitative adjective niteleme sfat. qualitative analysis (kim.) nitel zmleme, kalitatif analiz. qualitatively  nitelik bakmndan, nitel olarak. 
  nitelik, vasf, keyfiyet; hususiyet, zellik, mahiyet; stnlk; nevi, eit, snf; meziyet, artam; (man.) bir nermenin olumlu veya olumsuz hali;  kaliteli; yksek sosyeteye mensup. average quality orta nitelik. high quality yksek kalite. one' good qualities bir kimsenin iyi hususiyetleri. people of quality (eski) yksek snftan halk. poor quality dk kalite. quality control kalite kontrolu. 
 anszn gelen gnl bulants; phe, karamsarlk, umutsuzluk; vicdan azab, pimanlk. qualms of con science vicdan azab, bulun ezinci. 
 mide bulandrc; gnl bulanr. qualmishly  gnl bulandracak surette. qualmishness  gl bulants. 
 phe, tereddt, hayret, aknlk. 
(o.), (bak.) quantum. 
 (mat.) iki veya daha fazla birinci dereceden homogen deikenlerden meydana gelmi ilem. 
 miktarn belirtmek, lmek; (man.) bir nermenin niceliini aklamak. 
 nicelie bal olan, nicel. quantitative analysis (kim.) niceliin tahlili, nicel zmleme, kantitatif analiz. quantitatively  nicelik bakmndan, nicel olarak. 
 nicelik; miktar; bir hecenin uzunluu; (mat.) nicelik; (mz.) notann uzunluu; herhangi bir adet ifade eden iaret; mantki nicelik; (o.) byk miktar, bolluk, okluk. a negllgible quantity ehemmiyetsiz miktar. He buys in large quantities. Klliyetli miktarda satnalr. 
 mmkn olan niceliklerini bulmak; bir niceliin katsaylar olarak gstermek. 
 (o.) -ta) miktar, mebl; belirli miktar, pay, hisse; (fiz.) en ufak enerji birimi. quantum leap nemli bir atlm. quantum theory (fiz.) kuantum teorisi. 
  karantina;  karantinaya koymak, ayrmak. quarantine flag karantina bayra, bulac hastalk iareti olan sar bayrak. quarantine period karantina mddeti. quarantine regulations karantina nizamlar. 
 (fiz.) maddenin esas olduu farzedilen ve ksmen elektrik ykl olan  eit zerrecikten herhangi biri. 
 tar. eskiden tatar yay ile atlan ucu drt keli ar ve ksa ok; ta kalemi. 
 (-ed, -ing veya -led, -ling) kavga etmek, ekimek, bozumak; kusur bulmak; az kavgas etmek. 
 kavga, ekine, bozuma. pick a quarrel kavga karmak. take up a quarrel kavgaya itirak etmek. 
 kavgac, ters, huysuz. quarrelsomely  kavga etmeye meyilli olarak, kavgac tavrla. quarrel someness  kavgaclk, kavgac tabiat. 
 baklava eklinde pencere cam. 
  ahin veya atmaca ile tutulan av; av, ikr; kovalanan herhangi bir kimse veya ey. 
  ta oca;  ta ocandan kazp karmak; ta oca amak. quarrier  ta oca iisi. 
 bir litreye yakn hacim ls, galonun drtte biri, kuart. liquid quart (A.B.D.) 0,946 litre; (ng.) 1,136 litre. dry quart (A.B.D.) 1,101 litre. 
 eskrimde bir vaziyet; piket oyununda drt ktlk mtevali takm. 
  drt gnde bir olan drdncye ait;  (tb.) drt gnde bir tutan stma gibi bir nbet. 
  drtte bir (ks.)m, eyrek; 25 sentlik sikke; senenin drtte biri,  aylk mddet; retim ylnn drtte biri; drdn, ay devri mddetinin drtte biri; (den.) gemi bordasnn ka doru her iki taraf; kasabn kestii hayvann bir tarafnn yars (omuz veya but); havali, semt, etraf, taraf, mahalle, civar; (den.) harp veya talim zamannda tayfaya ayrlan yer: harpte esir edilen dmann lmden aff, aman;  drtte bir, drtte bire ait. quarters  kla, askeri daire, ordugah; konak yeri, geici mesken. quarter day  ayda bir gelen hesap deme gn. quarter deck k gvertesi, subaylara mahsus gverte. quarter horse (A.B.D.) srtmalarn kullandklar bir cins at. quarter miler eyrek millik koularda koucu. quarter note (mz.) drtlk. quarter section Amerika'da bir mil kare arazinin drtte biri. quarter sessions  ayda bir alan sulh mahkemesi. quarter wind (den.) kn yan tarafndan esen rzgr. at close quarters ok yakn, hemen hemen yan yana, come to close quarters gs gose dvmek, cenklemek. divide into quarters drt (ks.)ma ayrmak. fore quarter omuz (et) give no quarter aman vermemek. hind quarter but (et) no quarter amansz. on the quarter (den.) k omuzluunda veya omuzluundan. 
 drt eit ksma ayrmak, drde blmek; askeri klaya yerletirmek; oturtmak, yerletirmek; her tarafa koup aramak (av kpei) 
  ayda bir verilen cret veya deme; kla, karargh; mesken bulma creti. 
 Amerikan futbolunda oyunu idare eden oyuncu. 
 eyrek final. 
 eyrek saat, saat bandan bir eyrek evvel veya sonra. 
 (den.) k omuzluuna doru esen, klk. 
    ayda bir verilen veya olan;   ayda bir yaymlanan mecmua;   ayda bir. 
 (ask.) iae subay; (den.) serdmen, vardiya avuu. 
 bir lnn drtte biri; (ng.) drt librelik (1,8 kg) ekmek. 
 (matb.) drt yaprakl ve on alt sayfal forma. 
 ift fazl (cereyan), birbirinden 90 derece farkl (iki cereyan) 
 (bir kt) uzunlamasna drde bimek. 
 eskiden silah olarak kullanlan bir kadem boyunda sopa. 
 (mz.) drt ses veya drt algya mahsus mzik paras; byle alg alan veya ark syleyen drt kii, drtl; drt kiiden ibaret takm. double quartet sekiz kiilik takm. male quartet drt erkekle kurulan okuyucu takm. mixed quartet iki erkek ile iki kadndan kurulan okuyucu takm. string quartet drt kiilik telli saz takm. 
 kartil. 
  (ks.) 4to veya 4 ) tabakay drt yapraa blen;  tabakalarn drt yapraa yani sekiz sayfaya blnmesinden meydana gelen kitap. 
 kuvars, trl silislerin genel ad. quartz crystal kuvars kristali, elektronik cihazlarda kullanlan kuvars. quartz if'erous  bileiminde kuvars bulunan. quartz'ite  kuvarsit. 
 (astr.) ok uzakta olan ve ok kuvvetli radyo dalgalar gnderen gkcismi. 
 (huk.) iptal etmek, feshetmek, kaldrmak, bozmak; ezmek, bastrmak, mahvetmek. 
  gya, sanki;  gibi, yarm. quasicontract  szleme olmqadan varm gibi kanunun koyduu mecburiyet.
(nek) benzeri.
 acaa, kavasya, (bot.) Quassia amara; (ecza.) bu aatan yaplan ac bir il. 
  drdnc; drtl, drtten ibaret: b.h., (jeol.) en son zamana ait;  drtl takm; b.h. en son (jeol.)ojik zaman. 
 drt ey veya kiiden ibaret takm. 
 drt msral iir, rubai, drtlk. 
 mimari ssleme sanatnda drt yapraktan ibaret ekil. 
  on beinci yzyl (zellikle o devrin talyan sanat ve edebiyat) 
  titremek, titrek sesle ark sylemek;  titreme; ses titremesi; (ng.), (mz.) sekizlik. 
 rhtm, iskele. quay'age  iskele creti, rhtm paras; rhtmlar. 
 srtk kadn, adi ve terbiyesiz kadn, orospu; (sko) gen kz. 
 midesi bulanm; bulandrc; midesi kolayca bulanan; titiz, mklpesent, kl krk yarar; nazik, tehlikeli. queasiness  mide bulanmas. 
  kralie; ar beyi (ana ar); (satran) vezir, ferz; (bri) kz; (A.B.D.), (argo.) ibne;  kralie yapmak. Queen Anne' lace yabani havu, (bot.) Daucus ca- rota. queen bee ar beyi. queen cell reme iin arlarn ar beyine kovanda yaptklar hususi yer. queen city bir memleketin en byk veya en mehur ehri. queen consort hkmdarn kars olan kralie. queen dowager eski hkmdarn dul kars. queen mother kral anas. queen post damn ana direklerinden her biri. queen regent tahtta bulunan kralie. queenlike  kralie gibi. queenly  kralieye yakr. 
  acayip, tuhaf, garip, yadrganan; pheli, muammal; (argo.) kalp, sahte; (argo.) homoseksel;  (argo.) bozmak, tesirini bozmak. queer'ish  acayipe. queer'ly  tuhaf ,ekilde. queer'ness  tuhaf hallilik, acayiplik. 
 bastrmak, ezmek, boyun edirmek, malup etmek; yattrmak, yumuatmak. 
 sndrmek, bastrmak; tatmin etmek, hararetini gidermek, kandrmak (susuzluk); su ile soutmak; snmek; yatmak. quench'able  sndrlr, bastrlr. quench'less  snmez, sndrlmesi g; tatmin edilmez, kandrlmaz. 
 (ah.) bir eit tavuk veya dana kftesi. 
 (kim.) siyah meenin kabuundan alnan sar bir boya tozu. 
 meeye ait, meeyle ilgili. 
 Birleik Amerika'ya mahsus bir eit siyah meenin i kabuu; bu kabuktan karlan sar boya ve tanen. 
 sual soran kimse; soruturucu kimse. 
 el deirmeni. 
 ,sikyetci, titiz, bir eyi beenmez, ters huylu, sylenen. querulously  sikayet edercesine. querulousness  ikayetilik, sylenme huyu.
  sual, sorgu; phe; soru iareti;  sormak; sorguya ekmek; doruluundan phe etmek; soru iareti koymak. 
  macera; arama, aratrma; tahkik, soruturma, tetkik;  aratrmak; havlayarak av izini aramak (kpek) 
 sual sormak, sorguya ekmek; phe etmek; kar gelmek, inkr etmek. questionlngly  sorgu yolu ile . 
 pheli, phe gtrr; kati olmayan; kararlatrmas zor. questionableness  pheli hal. questlonably  pheli surette.
,questionary  anket; form, belge.
 soru, sual; mesele, bahis; phe; sorgu, muhakeme, istintak; sorulan ey; teklif, nerme; mevzu, madde; sorma. question mark soru iareti. a general question (huk.) bir ahide btn bildik- lerini sylemesini. emreden sual. a leading question verilecek cevab belirleyen soru. an open question hallolunmam mesele, srncemede kalm mesele. a question of privilege imtiyazlarn kullanma meselesi. a question of time zaman meselesi. beside the question konudan dar. beyond veya past question phesiz, phe kaldrmaz. call in question teslim ve kabul etmemek, itirazda bulunmak. It is a question of fact. Bir hakikat meselesidir. out of the question imkansz, olamaz. pop the question (argo.) evlenme teklif etmek. put a question bir meseleyi oya koymak; bir sual sormak. rhetorical question cevab beklenmeyen sual. speak to the question asl meseleden bahsetmek. the point in question bahis mevzuu olan mesele. the previous question (bak.) previous with out question phesiz, muhakkak. questionless   phesiz; sualsiz. 
(bak.) quaestor.
 uzun ve gz alc renkte tyleri olan Orta Amerika'ya mahsus bir ku, (zool.) Pharomacrus mocinno. 
  ban arka tarafndan sarkan sa rgs; sra bekleyen insan veya araba dizisi, kuyruk;  (ng.) kuyruga girmek; dizilip sra beklemek. queue up kuyrua girmek. 
  savma cevap; iki manal sz, kaamakl sz; kaamakl cevap vermek; nemsiz mesele zerinde durmak; tartma konusu yapmak. 
   abuk, seri, hzl, tez, sratli; keskin, anlayl; ilek, faal; tez elden; titiz, abuk kzan; gebe, hamile; (eski) hayatta, canl, diri;  trnak altndaki hassas et; his;  abucak, sratle, hemen. quick returns abuk gelen kazan. as quick as I can elimden geldii kadar abuk. to the quick ok hassas ete kadar, en hassas noktaya kadar. the quick and the dead diriler ve ller. quickly  abuk, acele. quickness  abukluk, srat. 
 canlandrmak, diriltmek; tembih etmek, uyandrmak; hzlandrmak, abuklatrmak; neelendirmek, heveslendirmek, evke getirmek; canlanmak, dirilmek, zindelemek; rahimde hayat belirtisi gstermek; hzlanmak. 
 seri ateli (top) 
 iddetli soukta abuk dondurmak. 
 snmemi kire. 
 bataklk kumu. 
 kkl bitkilerden veya allardan olumu it. 
 keskin nazarl, keskin gzl. 
 civa; sr. 
 hzl askeri yry; hareketli dans. 
 abuk kzar. 
 zeki, abuk anlar, abuk cevap verir. 
 (Lat.) bir ey. quid pro quo baka bir eyin yerini tutan ey, karlk, bedel. tertium quid nc gelen ey, iki (zt.) eyin arasna giren nc ey. 
 ing., (argo.) bir sterlin. 
 azda inenen ttn paras. 
 mahiyet, nitelik, z; ehemmiyetsiz ey, gereksiz itiraz. 
 (Lat.) her eyi bilme meraknda olan kimse. 
(sp.) Kim bilir? 
 istirahatte, hareketsiz, sakin; uyuuk. quiescence  skunet, skun, istirahat. quiescently  yavaa, skunetle. 
 sessiz, sakin; hareketsiz, rahat, asude; nazik, yumuak huylu, tatil, uslu; gsterisiz, yumuak. quietly  yavaa, sessizce, hareketsizce. quietness  sessizlik, skut, telaszlk, skunet, rahat, asayi. 
 susturmak; kandrmak, yattrmak. quiet down susmak, yatmak, sakinlemek. 
 rahat, huzur, asayi, sessizlik, skut, hareketsizlik. 
 akl ve iradenin dnyevi olaylara tamamen ilgisiz kalarak yalnz Tanr dncesine dald dinsel bir mistisizm ekli; gnl ve fikir rahatl. quletist  bu felsefe taraftar kimse. quietistic  bu felsefeye gre. 
 gonl rahatl, skunet. 
 susturma, bastrma; ldrc darbe; hesabn denip kapanmas. give one his quletus birini kovup susturmak veya ldrmek. 
 fitilli dikmek; makaraya sarmak. 
 iri ve sert ty; ii bo olan ty sap; ii bo sap veya buna benzer ey; ty kalem; kirpi dikeni; (mz.) algcnn mzrab; kamtan yaplm alg borusu; makara. quill driver yazar. quill feather iri ve sert ty. quill pen ty kalem. 
  yorgan; yorgan gibi pamuklu veya ynl rt;  iine pamuk doldurup yorgan yapmak; yorgan gibi dikmek. quilt (ng.)  yorgan yapma; yorganc ii; yorganlk malzeme. 
  beli (takm) 
 ayva, ayva aac, (bot.) Cydonia oblonga. 
 bir kare iinde her kede ve ortada birer olmak zere be eyin dzenlenmesi. 
  on be yla veya on beinci yldnmne ait;  on beinci yldnm. 
 kinin. 
  elli yanda, elli yalarnda olan (kimse) 
  be senede bir; be sene sren;  be sene sren veya be senede bir olan ey. 
 (tb.) anjin, bademcik iltihab. 
 baz iskanbil oyunlarnda ayn trden be kadn st ste bir oyuncuya gelmesi; (mz.) be nokta aral; (k. dili) beizlerden biri. 
 yzlk arlk ls; 100 kiloluk arlk. 
  beinci; (tb.) be gnde bir olan;  (tb.) be gnde bir tutan nbet. 
 z, hulasa, herhangi bir maddenin z. quintessen'tial  zl. 
 (mz.) kuintet; be kiilik grup veya takm. 
 (A.B.D.) 18 sfrl rakam; ing. 30 sfrl rakam. 
  be kat, be misli;  be misli yapmak veya olmak, be misli artrmak veya artmak. quintuplet  be eyden meydana gelen takm; beiz. 
 alayl aka, hazr cevap, nkteli sz; garip hareket; acayip ey. 
 24 tabakalk kat destesi; i ie katlanm kat tabakas. in quires ciltlenmemi, forma halinde. 
 acayiplik; tuhaf hareket; alayl hareket; kaamak cevap; yaz ss; (mim.) kabartmal sslemede aralk veya girinti. quirky  hareketli; oyuncakl; dolambal. 
 Roma ehrinin yedi tepesinden biri; bu tepe zerinde yaplm kral saray; talya'da krallk ynetimi. 
 ksa at kams. 
 istilclarn aleti olarak memleketini yneten vatan haini. 
 (-ted, -ting)   brakmak, gemek, vaz gemek; kesilmek, durmak, dinmek; gitmek; terketmek; (k. dili) iten ayrlmak; demek;  kurtulmu, serbest; ar;  brakma, terketme. be quits (k. dili) hesaplam olmak. cry quits yeter artk demek. double or quits kumarda kaybedilmi parann ya iki mislinin denmesini yahut da borcun affn amalayan son ans oyunu. notice to quit kiracya verilen boaltma bildirisi. 
ayrk otu, bot Agropyron repens 
  zellikle gayri menkul mlkn talep ve dava haklarndan tamamen vaz geme; ibraname;  haklarndan vaz gemek. 
 tamamen, btn btn, her ynyle, gerekten, hakikaten; (k. dili) epey. quite a bit, quite a lot epeyce; pek ok defa. quite a man harika adam. quite a view ahane manzara. 
 Quito, Ekvador'un bakenti. 
 eski derebeylik sisteminde bir mlkn kirasn deyerek baka her trl grevden bak olma. 
 affolunma, bortan veya ykmden kurtulu, temize kma; aklama belgesi, ibraname, alnd, makbuz; bedel, cret. 
 ii tamamen terkeden kimse, iten ekilen kimse; sznden dnen kimse. 
 at toynandaki irinli yara. 
 ok klf, sadak; okluk; bir klf iindeki oklar. 
  titremek, titremek;  titreme. 
Kim o gelen? Kimdir o? (nbeti sorusu) on the qui vive uyank, kula kirite. 
, -ical  donkiotvari, sama ekilde romantik. quixotically  donkiotasna. quixotism  don- kiotluk. 
  (-zed, -zing) kk imtihan; sorgu; alay, elence; acayip kimse; ok soru soran kimse; eek akas;  sorguya ekmek; imtihan etmek; (ng.) alay etmek. quiz program radyoda bilgi yarmas. quizzing glass tek caml gzlk, monokl. 
 tuhaf, garip, gln; akac, taklan. quizzically  aka olarak, taklarak. 
 eskiden Peru yerlileri tarafmdan bir yere haber gnderilirken habercinin ayrntlar unutmamas iin eline verilen yer yer dmlenmi renkli ipler. 
 (ng.), (argo.) hapishane.
(Lat.), (bak.) Q.E.D.
Laf., (bak.) q.v. 
  duvarn d kesi; keye mahsus ta veya tula paras; (matb.) harfleri ereve iinde tutmaya mahsus takoz;  harfleri ereve iinde takoz ile tutturmak; zel talarla duvar kesi yapmak. 
  oyunda atlan yass demir halka; ,co. halka oyunu;  yass demir halka atar gibi atmak. 
 sabk.
(elik) baraka. 
 bir meclis veya kurulda iin yrtlebilmesi iin bulunmas gereken yelerin says, nisap, yetersay; sekin kimselerden meydana gelmi kurul. 
 hisse, pay; belirli say veya miktar, kontenjan, kota. 
 aktarma yolu ile sylenebilir, aktarlabilir. quotabil'ity  aktarmaya uygun olma. quotably  aktarlacak surette. 
 aktarma, aktararak syleme; aktarlan sz; (tic.) piyasa, cari fiyat.quotation marks trnak iareti, "...'' closing quotation kapan borsa fiyat.
  aktarmak, aktarma yolu ile sylemek, birinin szn tekrarlamak; (tic.) (fiyat) sylemek; piyasa fiyatn sylelemek; (matb.) trnak iine almak;  (k. dili) aktarlm sz; trnak iareti. 
 (eski) dedim, dedi (Bu fiilin baka kipi yoktur. zne daima fiilden sonra gelir: quoth 1, quoth he) 
  her gnk, her gn olan;  her gn olan ey; her gn tutan stma nbeti. 
 (mat.) blm; bir niceliin dierinde ka kere olduunu belirten say. 
(Lat.) Ne hak ile? Hangi yetkiyle? q.v. (ks.) quod vide mracaat, buna baknz, b., bk. rabbin'ical  hahamlara veya rettikleri eylere ait 
(ks.) radius, rare, received, recipe, residence, retired, right-hand page, rises, rod, rubber.
(ks.) roentgen ruble, rupee. 
, (ks.) Rabbi, radical railroad, Reaumur, Republican, Rex, right (tiyatroda), River, Road, Royal. 
(ks.) radius, ratio, rupee.
,r  ngiliz alfabesinin on sekizinci harfi. the three R' okuma, yazma ve aritmatik (reading, 'riting and 'rithmetic)
(ks.) Rural Free Delivery. 
(ks.) revolutions per minute dakikada devir.
(ks.) revolutions per second saniyede devir.
(ks.) Railroad, Right Reverend.
(ks.) Repondez 'il vous plait. Ltfen cevap veriniz.
 eski Msr'da gne tanrs. 
 Rabat, Fas'n bakenti. 
  yiv, oluk; yivli tahtalarla birbirine bindirilen yer;  yiv amak; yivli tahtalan birbirine bindirmek. rabbet plane oluk rendesi. 
 haham, Musevi din lideri. Grand Rabbi hahamba. rabbinate  hahamlk, hahamhane. Rabbin'ic  ortaag balarnda hahamlarn kulland brani dili. rabbin'ical  hahamlara veya rettikleri eylere ait. 
  tavan, (zool.) Lepus cuniculus; adatavan, (zool.) Oryctolagus cuniculus;  tavan avlamak. rabbit hutch, rabbit warren evcil tavan retmeye mahsus kafes veya yer. rabbit punch enseye indirilen el darbesi. rabbity  tavana benzer; tavanlarla dolu. 
  dzensiz kalabalk, halk yn; the ile ayaktakm;  kitle halinde saldrmak. 
  ocak gelberisi;  erimi madeni gelberi ile kartrmak. 
 kudurmu, ok kzm; mutaassp; (tb.), (bayt.) kuduz, kuduz hastalna ait. rabidly  ar derecede; deli gibi. 
 kuduz hastal. 
 tilkiden bycek, ayya benzer ve kuyruu alaca halkal olup aata yaayan bir Kuzey Amerika hayvan, (zool.) Procyon lotor. 
  yar, kou; kou, seirtme; yaam sresi; aknt, cereyan; suyun bentten deirmene akt oluk veya geit; bu oluktan hzla akan su; hareket eden bir makina paras yata, yuva;  komak, seirtmek; yar etmek; fazla hzl ilemek (ma- kina); hzl akmak. rac'er  koucu; yar at; yar iin yaplm yat veya otomobil; Amerika'ya mahsus kara ylan. 
 kk, zencefil kk, kk zencefil. race ginger kk zencefil. 
 rk, soy; dl, nesil; familya zel tat, eni (arap) race riot rk ayrmndan meydana gelen catma. race suicide bir kavmin kendi nfus saysn olduu gibi koruyamamas. 
 (ks.)a cvadral yar alopas; yar otomobiline benzer bir ceit kk araba. 
 kou meydan. 
 kou at. 
 (bot.) iek salkm, salkm durumu. 
 salkma benzer, salkmlar halinde yetien. 
 kouculara mahsus yol, kou yolu. 
 deirmen ark. 
, rhachis  belkemii; (bot.) rakis, bir yapran veya bir durumun ekseni, salkmn ana sap; (zool.) ty sap. 
 (tb.) raitizm. rachitic  raitizm trnden. 
 rka mahsus, rksal. racially  rk bakmndan, rka. 
 rklk. 
 rklk. racist  rk. 
  uan hafif bulut; frtna izi;  rzgrn nnde umak (bulut) 
  atn rahvan yry;  rahvan gitmek. 
  ahrda ot yemlii; parmaklkl raf (zellikle tren veya vapurda); arabaya yerletirilen ve kuru ot tamaya mahsus kafes; bedeni germek suretiyle ikence yaplan alet veya tertibat; ikence sebebi; ikence, azap;dili ubuk;  germek; gerip ikence etmek; fazla ykseltmek (fiyat veya kira); fiyat ykseltmek suretiyle skntya sokmak. rack and pinion dili kol ve fener dili. rack block (den.) iinden halat geer delikleri olan tahta. rack one' brains ok dnmek, kafa patlatmak. on the rack ok strapl. 
 koyun ve dana etinin gerdan ve belkemii (ks.)m. 
 tortudan bira veya arap karmak. 
 ykm, harabiyet. rack and ruin ykm, harabiyet. go to rack and ruin harabeye dnmek, mahvolmak. 
, racquet  raket; Kuzey Amerika'da kullanlan taban a rgl kar kunduras; (o.) drt duvara kar sektirilerek oynanlan tenise benzer bir top oyunu. 
 grlt, patrt, amata, velvele: karklk: (k. dili) haralk, para szdrma dzeni: (argo.) meslek, i. rackety  grltc, amatac. 
 antaj yapan kimse: kanuna aykr yollarla bakalarndan para koparan kimse, hara. 
  fazla yksek kira bedeli:  yksek kira almak. 
 iyi hikaye anlatan kimse. 
(bak.) racket. 
 kendine has tad olan (arap); canl, zinde; ak sak. 
 aksettirdii radyo nlaryle bir cismin yerini ve eklini tespit eden aygt, radyolokasyon. 
 rmek. 
 yaylan nlar eklinde; merkezden evreye doru dzenlenmi; yarapa ait; (anat.) kolun dal kemiine ait, radyal. 
 (mat.) paras olduu dairenin yarap uzunluuna eit yay. 
, radiancy  parlaklk, aydnlk, aaa. 
 n yayan, parlak, aaal; nee saan; (fiz.) s yayan. radiantly  hararetle, evkle. 
 n yaymak; n halinde yaylmak; bir merkezden etrafa datp yaymak; radyoaktif nlar yaymak. radia'tion  bir merkezden yaylarak dalma, k veya scaklk verme, yaylma. radiation sickness radyoaktif nlarn etkisiyle meydana gelen hastalk. 
 kalorifer, radyatr; (fiz.) k veya scaklk yayan ey; (oto.) radyatr. 
  kke veya asla ait, temel; kkten, temelden, esasl, kkl; (bot.) kkten kan, tabandan kan; (mat.) bir say veya niceliin kkne ait, kksel; Radikal Partiye ait;  kk, asl; (gram.) tretilmi olmayan kelime, kk; Radikal Partiden bir kimse; (kim.) basit cisim, temel madde; (mat.) kk, kk iareti. radically  kknden, temelinden. radicalness  arlk, ifrat, radikallik. 
 kktencilik, radikalizm; radikallerin ilkeleri. 
 (bot.) kkck: (anat.) sinir kk. 
   radyo telsiz telgraf veya telefon; telsiz telgraf veya telefonla gelen haber; radyo alc veya vericisi;  radyo ile yaymlamak; telsiz telgrafla haberlemek;  radyoya veya telsiz telgrafa ait; radyoda kullanlan. radio astronomy radyo astro nomi. radio beacon (radyo) iaret vericisi. radio compass yn belirten radyo alcs. radio fix (uak, gemi) radyo sinyalleri ile saptanan yer. radio frequency radyo frekans, yksek frekans. radio pill (tb.) vcuda yerletirilen minyatur radyo vericisi. radio spectrum radyo tayf. radio star kuvvetli radyo sinyalleri veren yldz. radio station radyo istasyonu. radio telescope (astr.) radyo teleskopu. radio transmitter radyo vericisi. radio tube radyo lambas. radio wave radyo dalgas.
(nek) radyo veya radyum kuvvetiyle yaylan.
 radyoaktif. radioactive series radyoaktif dalma dizisi. radioactivity  (fiz.) radyoaktivite, radyoetkinlii. 
 radyoaktif karbon izotopu. 
 kimyann radyoaktif unsurlar inceleyen dal. 
 karbon tarihlendirmesi. 
 radvoqram. 
 radyografi. 
 radyoizotop. 
 (zool.) nllardan bir hayvan. 
 radar ile bulma. 
 radyoloji. 
 rntgen etkisiyle k saan. 
 nlarn kuvvetini lmeye yarayan alet. 
 radyotelefon, telsiz telefon. 
 radyoskopi. 
 radyotelgraf, telsiz telgraf. 
 radyotelefon, telsiz telefon. 
 (tb.) radyoterapi, rntgen ile tedavi. 
 turp, (bot.) Raphanus sativus. 
 (kim.) radyum. radium paint radyumlu boya. radium therapy (bak.) radiotherapy. 
 (o.) radii, radiuses) yarap; (anat.) radyus, nkol kemii, dner kemik, dal kemik; yarap ile llen daire lm. radius vector sabit bir noktadan hareket eden bir cisme olan uzaklk; (astr.) gne ile bir gezegen arasndaki deiken uzaklk. 
 (o.) radices, radixes) (mat.) bir say sisteminde temel olarak kullanlan rakam; (bot.) bitki kk; kk kelime. 
 radar tertibat. zerindeki kubbe. 
 radon. 
 (zool.) dili dil. 
(ks.) Royal Air Force. 
 ayaktakm. 
 Madagaskar hurmas, (bot.) Raphia pedunculata; rafya. 
  bir eit eya piyangosu;  (gen.) off ile piyango ekmek; piyangoya koymak. 
  sal;  sal yapmak; sal ile tamak; sal kullanmak. 
 (k.dili) yn, byk miktar. a raft of ok, pek ok. 
 at kirii, kiri. 
 salc. 
 (-ged, -ging)  (argo.) kzdrmak, taklmak; azarlamak, paylamak; (ng.) kaba aka yapmak; yaygara etmek, amata karmak;  grlt, amata; kaba aka. 
 paavra, aput, eski bez paras; (gen.) (o.) yrtk prtk giysi; aka giysi; paavra gibi nemsiz ey. rag baby, rag doll kumatan yaplm kukla. ragman  eskici. rag paper paavradan yaplm kt. rag rug pala. glad rags (argo.) ssl elbise. in rags paavralar iinde, yrtk prtk. 
  (-ged, -ging) (ng.) bir eit kefeki ta; at kaplamas olarak kullanlan ince tabakal bir eit siyah ta;  eitli byklkte krmak (maden filizi); kabaca yontmak. 
 st ba perian ocuk. 
  iddetli fke, gazap, hiddet, kprme; coku, heyecan; moda, ok rabet gren sey;  ok fkelenmek, hiddetlenmek, kprmek, tepesi atmak, ok iddetle meydana gelmek. 
 przl, kark dzensiz; eski psk, yrtk, pejmrde: iplikleri akm; pejmrde klkl. raggedly  yrtk prtk. raggedness  pejmrdelik. 
 reglan kollu palto. 
  sebzeli yahni;  sebzeli yahni piirmek. 
 paavrac. 
 ayaktakm. ragtag and bobtail ayaktakm. 
 cazda olduu gibi kesik tempo; kesik tempolu mzik paras. 
 Dubrovnik ehrinin talyanca ad. 
 saman nezlesine sebep olan yaygn bir ot, (bot.) Ambrosia. 
 kanaryaotu, (bot.) Senecio. 
(lem) Yaa! 
  akn, yama, apul, hcum; polis ve gmrk memurlan baskn;  akn etmek, baskn yapmak. raider  aknc, basknc; eskiden ticaret gemilerine hcum iin kullanlan silahl ticaret gemisi. 
 svp saymak. rail at, rail against dil uzatmak, szle satamak, svp saymak; drlanmak. 
  trabzan, merdiven parmaklk; demiryolu, ray;  parmaklkla evirmek, trabzan koymak; demiryolu ile tamak. 
 su tavuu. water rail su yelvesi, (zool.) Rallus aquaticus. 
 tren gar; yaplmakta olan demiryolu hattnn dendii en son nokta. 
 parmaklk; parmaklk gereleri. 
 aka yollu alay; akaclk, taklma. 
, railway   demiryolu;  demiryolu ile tamak; (A.B.D.), (k. dili) ivedilikle geirmek (mecliste tasar) narrowgauge railroad dekovil hatt. 
 (eski) elbise, giysi, st ba. 
  yamur; og tropikal Ikelerde yamur mevsimi;  yamak, yamur yamak; yamur gibi boanmak; yamur gibi yadrmak. rain area, rain belt yamur blgesi. rain barrel yamur fs. rain check ertelenmi ma iin seyirciye verilen yeni bilet; (argo) davete gidemeyen misafiri baka gn iin davet etme. rain forest cengel. rain gauge yamur lei. rain cats and dogs pek iddetli yamak. 
 gkkua, yamurkua, ebemkua, eleimsama, alkm rainbow. chaser hayal peinde koan kimse. rainbow trout elikba alabalk, (zool.) Salma irideus. 
 yamurluk. 
 yamur damlas. 
 ya miktar; saanak. 
 yamur gemez. 
 yamur suyu. 
 yamurlu rainy day darda kalnan zaman, skntl zaman. raininess  yamur okluu. 
 kaldrmak, ykseltmek; ayaa kaldrmak; ldkten sonra tekrar diriltmek; bina etmek, ina etmek; toplamak (para); besleyip retmek, yetitirmek, bytmek; karmak, meydana getirmek; uyandrmak, harekete getirmek; ses ykseltmek; canlandrmak, evk vermek; oaltmak, artrmak; kabartmak, mayasn getirmek: kaldrmak ; (den.) ufukta karay grmek; dikmek; ymak, yn etmek. raise an objection itiraz etmek. raise Cain, raise hell, raise the devil (k. dili) karklk karmak, velveleye vermek, yaygaray basmak; paylamak. raise the dead kyameti koparmak. raise the roof ok grlt yap- (mak.) 
 kabartma; (ah.) mayalanm. 
 kuru zm. 
(Fr.) var olma nedeni. 
 raca. 
  (den.) yan yatmak, meyletmek;  bir direin veya dikili eyin meyli; yan koyma (apka) 
  tarak, trmk;  taraklamak, trmklamak; ince ince aratrmak, taramak; (ask.) atele taramak. rake over the coals iddetle azarlamak. rake in money kolayca para kazanmak. rake up toplamak, bir araya getirmek. rake up the past eski defterleri kartrmak. 
 sefih adam, ahlksz kimse. 
 (A.B.D.), (argo.) kardan hisse, komisyon; rvet; hara. 
, rakee  rak. 
 (den.) direkleri hafife arkaya yatk; yan, yampiri, arpk; gsterili. rakishly  yana eilmi olarak. 
 ahlaksz, sefih, sefih grnl. 
 (tb.) normal solunumla birlikte duyulan ve hastalk belirtisi olan hrlt, ral. 
  (mz.) derece derece arlaan;  yavalayarak. 
 (zool.) su tavuuna benzer. 
 (zool.) su tavuuna zg. 
 .,sakalamak, taklmak. 
  canlandrmak; dzene girmek, toparlanmak; ykselmek; iyilemeye yz tutmak;  toplama, toplanma; ralli; (A.B.D.) heyecan uyandrmak amacyle toplanma. 
  (-med, -ming) ko; ahmerdan; (den.) zrhl mahmuzu, toz sereni; (mak.) yksee su karmaya mahsus su mengenesi; (astr.) Ko takmyldz;  ok kuvvetle vurmak, mahmuz ile vurmak (gemi); ahmerdan ile vurarak yerletirmek. ram down one' throat istemedii bir eyi zorla dinletmek. 
, Ramazan  Ramazan. 
  enine boyuna dolap gezmek, avare dolamak; konuyu datmak; enine boyuna yaylp bymek (bitki);  gezinme, gezinti; dolambal yol. rambler  dolap gezen kimse; (bot.) sarmak gl. 
 avare dolaan; eitli ynlerde dzensizce yaylan; konudan konuya atlayan. 
 (k. dili) neeli, grltl; deliduman, delimen. 
, ramequin  ekmek krntlarna yumurta ile peynir katlarak frnda piirilen bir brek eidi: kalp. 
 (bot.) dallanma; (bot.) ufak dal; kol, ube, dal; sonu; apanolu, aparz. 
 dal eklindeki, dal gibi; dall. 
 dal dal olmak, atallamak, kollara ayrlmak; dallanp budaklanmak; kollara ayrmak. 
dinamik tazyikli jet motoru. 
 dall, dallanm. 
 dal gibi, dala ait; dallanm. 
 meyilli yzey veya yol, rampa. 
  ahlanmak, aha kalkmak; saldrmak;  ahlanma. 
  fkelenmek, kprmek; saldrmak;  saldr; iddetli fke. 
 saldrgan, fkeli, kzgn. 
 aha kalkma, ahlanma; ifrat, haddi ama. 
 snr tanmayan, babo; yaygn; ahlanm, aha kalkm. 
  kale duvar, sur, siper, istihkm;  sur ile evirmek. 
 bir tr ;aniei, (bot.) Campanula rapunculus. 
 tfek harbisi; top tomar; ubuk. 
 pek viran, harap, ykk. 
 (bot.) birok ufak dallar olan. 
 (o.) mi) dal, dals (ks.)m; knt. 
(bak.) run. 
  byk iftlik, hayvan iftlii; byk iftliin binalar;  iftlikte yaamak; iftlik iletmek. ranch house iftlik evi; at kenar kntl tek katl ev. ranchman, rancher  kovboy; iftlik sahibi. 
 Gneybat ABD kovboy, sr oban; renper; iftlik sahibi. 
 Gneybat ABD oban kulbesi, kulbe; byk iftlik. 
 ekimi, kokmu, kfl (ya) rancid'ity, rancidness  ekilik, kfllk. rancidly  ekice. 
(ng.) cour  iddetli kin, hn. rancorous  kinci. 
  rasgele olu:  tesadfi, rasgele. at random rasgele, tesadfen. random sample (istatistik) bir btn temsil edecek ekilde seilmi rnek grup. random shot rasgele ate. randomize  (istatistik) rasgele datmak. 
 dizmek, sralamak; snflandrmak; tanzim etmek, tertip etmek, dzeltmek; dolamak, gezinmek; otlatmak, meraya salmak; menzilini bulmak (top); ayarlamak, kurmak (teleskop); uzanmak, yaylmak; dalmak; (bir yerde) yetimek, olmak, bulunmak. range far geni kapsaml olmak. The samples range from bad to excellent. rnekler kt ile mkemmel arasnda deiiyor. ran'gy  uzun mesafeye gidebilir; uzun bacakl; geni kapsaml; da silsilesi gibi. 
 alan, saha; (A.B.D.) mera, otlak; (biyol.) direy veya bitey alan; yaylma alan; (mz.) genilik; sra, dizi, silsile; uak menzili; menzil, erim; uzaklk; poligon, at yeri; frnl ocak; istatistik dalm. range finder telemetre. range lights (den.) ifte silyon fenerleri, sra fenerler. range rider atl beki, koru veya iftlik bekisi, kovboy. out of range menzil dnda. mountain range da silsilesi. within range menzil dahilinde. ranger  korucu; otlaktaki davar. 
 Rangun, Burma'nn bakenti. 
 racann kars. 
 uzun veya sk bym,  (bitki); ar kokulu, keskin; (fena anlamda) daniska, tam; bitek; (huk.) haksz. 
 sra, dizi, saf; asker saf; (o.) ordu, neferler, erler; rtbe, derece, snf, paye, mertebe, aama; yksek rtbe; dama haneleri sras. pull rank ABD, (argo) mevkiini istismar etmek. take rankwith ayn seviyede olmak. rank and file fertler; herhangi bir tekiltn ynetilen yeleri. 
 sraya dizmek, tertip etmek, tasnif etmek; daha yksek rtbede olmak; rtbesi olmak, rtbeye gre gelmek; tasnif olunmak; dahil olmak, saylmak. rank above daha yksek rtbede olmak. rank next to rtbe veya mevkice ikinci gelmek. rank'ing  kdemli. 
 dert olmak, acs unutulmamak; cerahat toplamak, iltihaplanmak. 
 iyice aratrmak, yoklamak; yama etmek, soymak. 
  fidye, fidye ile serbest braklma;  fidye ile kurtarmak; fidye alarak serbest brakmak. 
  az kalabal etmek, yksekten atmak, byk sz sylemek, atp tutmak;  az kalabal, abartmal sz. rant and rave atp tutmak. 
 dniei, turnaaya, (bot.) Ranunculus. 
  (ped, ping) darbe, vuru; alma, al; (argo.) sululuk;  vurmak, almak, arpmak beat the rap (argo.) cezadan kurtulmak; beraet etmek. take the rap (argo.) suu stne almak. 
 yarm penilik eski rlanda paras; bir nebze. I don't give a rap. Hi de umurumda deil. 
 yrtc; haris, agzl, doymak bilmez; zorba. rapaciously  zorbalkla; agzllkle. rapacity, rapaciousness  agzllk, zorbalk. 
  tecavz etmek (kadna); yama etmek; (eski) zorla alp gtrmek;  zorla rza tecavz; (eski) zorla alp gtrme. 
 kolza, (bot.) Brassica napus. rape cake kolza kspesi. rape oil kolza ya. 
 zm posas. 
 kolza tohumu; kolza, (bot.) Brassica napus. 
  pek abuk, hzl, tez, sratli; abuk yaplm;  (gen.) (o.) ivinti yeri. 
 sratle ate eden. 
 srat, hz. rapidly  sratle, hzla. 
 dar ve uzun kl, (me.) rapier thrust mele vuru; ineli sz. 
 yamaclk, soygunculuk, apulculuk. 
 (kadna) tecavz eden adam. 
 17. yzylda rlandal gerillac; (nad.) haydut, korsan. 
 kuvvetli bir eit enfiye, burunotu. 
  daclkta doruktan ip sallandrarak inmek;  iple ini. 
 alan veya vuran kimse veya ey; kap tokma. 
 dosta mnasebet, dosta iliki, ahenk, uyum en rapport (an rapor) (Fr.) birbiriyle anlam, uyum halinde. 
 (Fr.) uzlama. 
 haylaz kimse, apkn kimse, serseri kimse. 
 kendinden gemi, vecit halinde; ok dalm, kendini vermi. 
 yrtc. 
 kendinden geme, vecit hali, vecde dalma; ar sevin. rapturous  vecit halinde, kendinden gemi. rapturously  kendinden geerek.
(Lat.) nadir bulunur ey; harikulade kimse. 
 nadir, az bulunur, nadide deerli; youn olmayan (hava) rareearth metal nadir toprak elementi. rarely  nadiren, seyrek olarak. rareness  nadirlik. 
 i, az pimi, iyi pimemi. 
 kzartlm ekmee srlen eritilmi peynir, (bak.) Welsh rabbit.
kutu iinde mercek ile gsterilen resimler; sokakta gsterilen oyun. 
 basncn azaltma (hava, gaz) 
 younluunu azaltmak; seyrekletirmek, seyreklemek; inceltmek; kalitesini ykseltmek; tasfiye etmek, artmak. rarefi'able  basnc azaltlabilir; inceltilebilir. rarefica'tion  basncn azaltma (hava, gaz) 
 nadirlik, seyreklik, nedret; nadir ey. 
(ks.) Royal Asiatic Society, Royal Astronomical Society. 
 alak adam, apkn adam, yaramaz kimse. rascality  alaklk, apknlk. 
(bak.) raze. 
 (tb.) vcutta meydana gelen kzllk veya lekeler, isilik. 
 fazla aceleci, atlgan, sabrsz, tela, dncesiz, cretkr, gzpek. rashly  cretle, dnmeden. rashness  acelecilik, cret; cretli ve dncesiz i. 
 ince kesilmi jambon veya beykn dilimi. 
 topra eeleyerek yem bulan. 
  trplemek, rendelemek; trp gibi ses karmak;  kaba trp, raspa; trp sesi; trpleme. 
 aailei, ahududu, (bot.) Rubus idaeus. 
 (argo.) yuha, yuha ekme, yuhalama. give (some one) the raspberry yuha ekmek. 
 gcrtl, hrtl; atlak sesli. 
  (ted, ting) iri fare, san, keme, (zool.) Mus; (argo.) oyunbozan, mzk kimse; kadnlarn san kabark gstermek iin kullanlan ufak ilve para;  fare tutmak; on ile, (argo.) gammazlamak; (argo.) oyunbozanlk etmek. Norway rat gmen keme, (zool.) Rattus norvegicus. water rat misk faresi, (zool.) Ondatra zibethica. Iike a drowned rat srsklam. rat race (argo.) kemeke, hercmer, kouturma, hengame. smell a rat kukulanmak, hile sezmek. ratter  san tutan kedi veya kpek; (argo.) hain kimse. 
 (ng.) vergilendirilebilir; nispi; kymet biilir. ratably  kymete gre; kymeti nispetinde. 
 bademli likr; bademli tatl biskvi. 
 tekrarlanan vurma sesi. 
 srekli kap alnma sesi, davul sesi. 
(tb.) fare srmasndan ileri gelen bulac bir hastalk. 
 dili ark mandaI, kastanyola. ratchet wheel mandall ark. 
 azarlamak, halamak. 
  oran, nispet; kymet, bedel, fiyat, paha; snf, eit, nevi; (mlk.) vergisi oran; (ng.) mlk vergisi;  kymet bimek, fiyat takdir etmek; hesap etmek; saymak; snflandrmak; deerlendirmek; nakliye fiyatn tespit etmek; (k. dili) hak etmek; deerli olmak, itibarda olmak. rate of exchange kambiyo srmdeeri. rate of interest faiz oran. at any rate her naslsa, her halde. at the rate of hesabyle, nispetinde. 
 (Al.) hkmet kona; belediye binas. 
 (den.) ise, tercihan, e kalrsa; (den.) ziyade; daha dorusu; olduka; tersine, aksine; (ng.) yle, ya ! I had rather go. Gitmeyi tercih ederim. Bana kalrsa gideceim. I had rather not do it. Yapmasam daha iyi. 
 tasdik etmek, onaylamak. ratifica'tion  onaylama, onama. 
 tasnif, snflama; takdir; tahmin; kk subay veya er. 
 azarlama, tekdir. 
 nispet, oran. 
 muhakeme etmek, etraflca dnmek, aklen tartmak. ratiocina'tion  aklen tartma, muhakeme. 
  pay, hisse; vesika ile verilen miktar; tayn, er az;  tayn vermek; vesika ile datmak; tayn miktarn tespit etmek. 
 akl sahibi, akll, makul, mantkl; ussal; (mat.) rasyonel. rational'ity, rationalness  mantkllk, ussallk. rationally  makul olarak, mantkla. 
 mantk, temel. 
 usuluk, aklclk, rasyonalizm. rationalist  usu, aklc, rasyonalist rationalis'(tic.)  usuluk felsefesine gre. 
(ng.) ise  bahane bulmak; manta gre aklamak; mantkl klmak; (ng.) modernletirmek; (mat.) rasyonel sayya evirmek. rationalization  bahane; modernleme; (mat.) rasyonelletirme. 
  (zool.)) uma olana olmayan cinsten (ku) 
 (den.) skalarya, armh basama. 
  budanm bitki kknden sren filiz;  filiz srmek. 
 sanotu, arsenik. 
 san kuyruu gibi. 
 benekli hintkam, (bot.) Calamus rotang. 
  takrdamak, tkrdamak; takrdatmak; (k. dili) akm kartrmak;  takrt; bo laf, gevezelik; zrlt; ocuk ngra; ngrakl ylann ngra; can ekime hrlts. rattle off ezbere sylemek. rattle on bo laf etmek, ok konumak, samalamak. 
 baklagillerden kurumu tohumlar ngrak sesi karan bir bitki, (bot.) Crotalaria. 
 alene kimse, geveze kimse. 
 ngrakl ylan, (zool.) Crotalus. 
 krk dkk ey, eski araba. 
 tkrdayan; (k. dili) canl; ok. 
 takrdayan, tkrtl. 
(bak.) ratoon. 
 fare kapan; ok mkl durum. 
 san gibi; san ok; (argo.) uygunsuz, klksz. 
 bouk, (ks.)k; velveleli, grltl, kaba. 
  tahrip etmek, harap etmek;  harap etme; harabiyet. 
   ldrmak, lgnca barp armak, hezeyan etmek;  Ignca barma; Ignlk;  evklendirici. 
 fazla yk kaldrabilmesi iin at arabasnn yanlarna ilave edilen parmaklk. 
 (ed, ing veya led, ling)  bklm eyi amak; ipliklerini ayrmak; (gen.) out ile halletmek, zmek;  kam ilmik, atm iplik. 
 sklm iplik, kak. 
 kam ilmik, kak; dolaklk, karklk. 
  kuzgun, (zool.) Corvus corax;  kuzguni, simsiyah. 
 a kurt gibi yemek; yama etmek. 
  agzl; yrtc, canavarca; ldrm, kudurmu;  agzIlk; av. 
 ok a; yrtc hale gelmi. ravenously  a kurt gibi. ravenousness  canavarca itah. 
  yama; yrtclk; av, ikr;  canavar gibi yemek; yama etmek. 
 koyak, dar ve derin dere. 
  lgn, gz dnm, kudurmu;  deli samas, sama sz. stark raving mad kudurmu, delirmi. ravingly  Ignca, kudurmucasna. 
 (t.)alyan usul mant. 
 esritmek, ok sevindirmek; rzna tecavz etmek; (eski) zorla kapp gtrmek, gasp etmek. ravishment  esrime, kendinden geme; rza tecavz; (eski) zorla kapp gtrme. 
 esritici, ok sevindirici, kendinden geiren, byleyici. ravishingly  byleyici ekilde. 
  i, pimemi; ham, ilenmemi, terbiye edilmemi bklmemi, tasfiye olunmam; olgunlamam; derisi syrlm; souk; taze, yeni; acemi, tecrbesiz;  the ile syrk. in the raw doal halde, ilenmemi; (A.B.D.), (k. dili) plak. raw deal (argo.) haksz muamele. raw material hammadde. raw silk ham ipek. raw spirits saf ispirto. raw'ish  hamca; olduka i. rawness  ilik; hamlk; syrk. 
 Ravalpindi. 
 kemikleri kk, ok zayf. 
 tabaklanmam deri, ham deri; ham deriden yaplm kam. 
  n, ua; (geom.) n; (bot.) papatya gibi iein d petallerinden her biri; (zool.) balk kanad kl, deniz yldz veya be parmak denilen hayvann parmaklarndan her biri; n samak. a ray of hope mit . rayless  nsz, uasz. 
 trpana, (zool.) Raia batis; vatoz, kedibal, (zool.) Raia clavata. electric ray uyuturanbal, torpilbal, (zool.) Torpedo torpedo. sting ray bir tr dikenli uyuturanbal, (zool.) Dasyatis pastinaca. 
 reaya. 
 suni ipekli kuma. 
 ykp yerle bir etmek, tahrip etmek. 
  (den.) st gvertesi karlm gemi;  st gvertesini karmak. 
  ustura; tra makinas.  ustura ile kesmek veya tra etmek. razor blade ustura az; jilet, tra ba. razor clam, razor shell denizaks, ustura midyesi, (zool.) Solen razor strop, razor strap ustura kay. safety razor tra makinas. 
 atalkuyruklu balina, (zool.) Balaenoptera; srt dar ve keskin bir domuz; dar srtl tepe. 
 usturagagal (alk.), (zool.) Alka torda. 
 keskin bak az, keskin u; sivri da yamac; zor durum. 
  ABD, (argo.) alay; yuha;  alay etmek, taklmak, kzdrmak; yuhalamak. 
 ABD, (argo.) artc hareket. 
(ks.) Red Cross, Roman Catholic. 
(ks.) Reformed Church in America, Radio Corporation of America. 
(ks.) received. 
(ks.) Rural Delivery. 
(ks.) road, rod round. 
(ks.) Reformed Episcopal, Right Ex cellent, Royal Engineers. 
(edat) dair, hakknda, e ait, meselesinde. 
(nek) geri, geriye doru: recall retrace; tekrar, yeniden: readdress, rearm. restate. 
 (mz.) gamda ikinci nota, re. 
 (relaid) yeniden sermek veya demek. 
 tekrar emmek veya iine ekmek. 
 uzatmak; elini uzatp almak veya alarak vermek; uzanmak, erimek; yetimek, varmak, ulamak, vsl olmak; gelmek; (den.) rzgr ynnde seyretmek. reach ahead ileriye uzanmak. reach down elini aaya uzatmak. reach for almak zere uzanmak. 
 uzatma; uzanma, yetime; erime; erim, menzil; etki alan, alan, gr sahas; dz uzam; (den.) volta seyrinde zikzaklardan biri. beyond reach, out of reach eriilmez, yetiilmez. within reach eriilebilir. 
 tepki gstermek, tepkimek; tersine hareket etmek; (fiz.) tepmek, geri vurmak; (kim.) reaksiyona girmek. 
 tepki; kar koyma, tepkime; mukabele, karlk, aksi tesir; irtica; (biyol.) tepke; (psik.) tepki; (kim.) reaksiyon; (tb.) ilcn hasta zerinde aksi tesiri, reaksiyon. reactionary   gerici, mrteci (kimse) reactionist  gerici kimse. 
 tekrar yrrle koymak, tekrar altrmak. 
 tepkisel; aksi tesir yaratan. 
 tepki gsterme; (kim.) reaksiyona girme kabiliyeti. 
 okumu, bilgili. well read ok okumu, ok bilgili. 
 (read) (red)  okumak, kraat etmek; anlamak, yorumlamak, tefsir etmek; karmak, mana vermek; gstermek, kaydetmek; (metinde) yazl olmak; okuyup renmek; okunmak;  (k. dili) okuma; okuma sresi. read between the lines kapal anlamn kefetmek. read out yeliini kaldrmak. read over batan baa okumak; tekrar okumak. read (someone) to sleep kitap okuyarak uyutmak. 
 okunakl; okumaya deer, ilgin. readabil'ity  okunakllk; okumaya deer olma. 
 okuyucu, okur; yaymlanacak eserleri eletiren kimse; dzeltmen; okuma kitab; (ng.) okutman. 
  okuma; okunma; okunu; edebi aratrma, alma; mana; okunacak metin; gstergenin kaydettii Im; metin; yorum;  okumaya elverili. reading desk kitap sehpas; krs. reading lamp masa lambas. reading room okuma salonu. 
 tekrar dzeltmek, yeniden dzenlemek, yeniden ayarlamak; yeniden almak. 
 yeni artlara alma; altrma; yeniden dzenleme. 
 tekrar (yelie, rencilie) kabul etmek. 
   hazr, ank, amade; yetenekli, istekli; abuk kavrayan;  hazr olma; gezleme durumu;  hazrlamak. ready money hazr para, nakit. a ready pen iyi yaz yazma kabiliyeti. make ready for (bir ey iin) hazrlamak. readily  seve seve, gnll olarak. readiness  hazr olma; anklk; gnlllk. 
 hazr. 
 ABD sulandrlarak kullanlmaya hazr. 
  konfeksiyon. 
 tekrar teyit etmek, tekrar dorulamak. 
 (kim.) miyar, belirte. 
 eski spanyol paras. 
  gerek, hakiki; asl; samimi; (huk.) gayri menkule ilikin;  gerekten ok. real estate (huk.) gayri menkul mal, mlk. real image gerek grnt. real number (mat.) gerek say. real property (huk.) mlk. the real thing esasl ey, 1a ey, fevkalade ey. real wages satnalma gcne gre hesaplanm maa. realness  gereklik, hakikilik. 
 (min.)) krmz zrnk. 
 gerekilik, realizm. 
 gereki kimse, realist. 
 gereki, geree uygun. realistically  geree uygun olarak. 
 hakikat, gereklik; gerek, realite. 
 fark etme; fark edilme; tahakkuk, gerekleme; gerekletirme; kavrama, idrak, tasavvur; paraya evirme. 
 anlamak, tasavvur etmek; idrak etmek; gerekletirmek; tahakkuk ettirmek; para getirmek; paraya evirmek. realizable  gerekletirilebilir. 
 ABD, (k. dili) gerek hayata dayanan. 
 gerekten. 
 Ike; krallk; memleket; diyar; (zool.) blge. the realm of fancy hayal lemi. 
 (Al.) kuvvete dayanan politika. 
 ABD, (tic.) (mark.) emlki. 
 ABD, (huk.) gayri menkul mal. 
 (delik) geniletmek; (den.) kalafat iin aralk yerlerini temizlemek. reamer  bcrgan, rayma; limon skaca, limonluk. 
 480 veya 500 tabakalk kat topu; (o.), (k. dili) ok miktar. 
 yeniden canlandrmak. 
 bimek, orak ile bimek, hasat etmek; mahsul toplamak; semeresini almak. reaping hook orak. reaping machine orak makinas, bierder. 
 orak, biici; bierder. 
  geri, arka; (ask.) art, dmdar;  arkadaki, en geri. rear admiral (den.) tuamiral rear guard dmdar kolu, art. rear line en geri asker saf. rearmost  en geri, en sonraki. rear (sig.)ht (tfekte) arpack. rear view mirror (arabada) dikiz aynas. rearward   geriye doru;  arkadaki. 
 kaldrmak, ykseltmek, dikmek; ina etmek, bina etmek; yetitirmek, besleyip bytmek; ykselmek. rear up ahlanmak. 
 yeniden silahlandrmak; modern silahlarla donatmak veya donanmak. rearmament  yeniden silhlandrma; silahlar modernletirme. 
 yeniden dzenlemek, yeniden tanzim etmek. rearrangement  yeni dzen. 
 sebep, neden, illet; delil, tant; akl, fikir, idrak, anlay, aklselim; mantk; hak, insaf, adalet. bring to reason akln bana getirmek. by reason of nedeniyle, sebebiyle. in all reason mantki olarak, hakkyle dnlrse. It stands to reason. Galiba yledir. with reason hakl olarak. 
 usa vurmak, uslamlamak, muhakeme etmek; sonu karmak, anlamak; mnakaa etmek, mzakere etmek. reason out sonucunu bulmak. reason with ikna etmek, inandrmak. 
 makul, mantkl, akla uygun; uygun. reasonableness  uygunluk. reasonably  makul surette; olduka. 
 akla dayanan, dnp kararlatrlm. 
 muhakeme, uslamlama, usa vurma. deductive reasoning tmdengelim uslamlamasl, tmdengelimli usa vurma. inductive reasoning tmevarm uslamlamas, tmevarml usa vurma. 
 gvenini tazelemek, tekrar temin etmek; (bak.) reinsure reassur ance  temin edilme. 
 1730'da reomr icat eden Fransz. Reaumur thermometer reomur. 
 (reaved veya reft) (eski) zorla elinden almak, zaptetmek; yama etmek; yrtmak. 
  iskonto etmek, indirim yapmak, tenzilt yapmak, bir ksmm geri vermek;  indirim, tenzilt, iskonto, geri verilen ksm. 
(bak.) rabbet. 
 rebap. 
  isyankr, zorba, serke;  asi, aki. 
 (led, ling) isyan etmek, ayaklanmak, kar gelmek; zorbalk etmek, serkelik etmek. 
 isyan, ayaklanma. 
 asi, serke, isyankr. rebelliously  asice, isyan ederek, isyankr ekilde, serkee. rebelliousness  asilik, isyankarlk, serkelik. 
 yeniden doma, tekrar dnyaya gelme; yeniden uyan, uyanma, canlanma, intibah, rnesans. 
 iddetle yanklanan (ses) 
 yeniden domu. 
 arpp geri sramak, geri tepmek; yansmak, yanklamak (ses) 
 esneklik; geri tepme; yank; (k. dili) hayal krklndan sonraki tepki. 
   (rebroad cast veya ed) tekrarlanan (radyo veya televizyon program);  tekrarlamak; tekrar yaymlamak; naklen yaymlamak. 
  ret; azarlama, ters cevap; geri pskrtme;  reddetmek; ters cevap vermek, azarlamak; geri pskrtmek. 
  azarlamak, paylamak, tekdir etmek;  azar, paylama. 
 sorulan kelime veya cmlenin ksmlarn ayr ayr resimlerle gstererek oynanan bir eit bilmece (msl.) bir dal ile bir kavuk resmi dalkavuk diye okunacak) . 
 (ted, ting) rtmek; (huk.) delillerle reddetmek. rebuttal  delillerle rtme ve reddetme. rebutter  (huk.) bir davada davac tarafndan verilen ikinci cevap; delille reddeden kimse. 
(ks.) receipt, record, recorder. 
 inat etmek, kar gelmek, boyun ememek. recalcitrance, recalcitra'tion  inatlk, serkelik. recalcitrant   inat, serke (kimse) 
  geri armak; hatrlamak, anmsamak; lavetmek, feshetmek, geri almak;  geri arma; anmsama; geri gelme iareti veya emri; (pol.) bir yneticinin halkoyu ile azledilmesi. 
 szn geri almak, vaz gemek, caymak. recanta'tion  szn geri alma, dnme, cayma, vaz geme. 
  Iastik kaplamak;  kaplanm lastik. 
  (k. dili) zetlemek;  zet. 
 zetlemek. recapitula'tion  zet. recapitulatory  zetleyici. 
  tekrar zaptetme;  zaptedilmi eyi geri almak; hatrlamak. 
 yeniden dkmek; yeniden dzenlemek; yeniden hesaplamak. re'cast  yeni ekil, yeni hesap. 
(ks.) received.
 ekilmek, geri ekilmek; uzaklamak; vaz gemek, sznden dnmek. 
  reete; makbuz, alnd; (o.) haslt; alma;  makbuz vermek, dendiine dair imza koymak. 
  alnacak, alnmas mmkn; tahsil olunacak;  matlup, alacak. 
 almak; kabul etmek; haber almak; anlamak, kavramak; tamak, kaldrmak; uramak, maruz kalmak. receiving line terifatlar. 
 alan veya kabul eden kimse; tahsildar; (huk.) daval mallar idareyle grevli kimse; alnt mal alan kimse; (kim.) distilasyonda toplama kab; (fiz.) hava boaltma tulumbasnn cam kavanozu; ahize, alc, alma. receivership  daval mallarn idaresi. 
 yenilik, yeni vuku bulma. 
 eski bir eserin eitli nshalarna baklarak tespit edilen en uygun metin. 
 yeni, yeni olmu, yaknda olmu; (bh), (jeol.) drdnc zamana ait. recently  geenlerde, son zamanlarda. recentness  yeni vuku bulma. 
 (psik.) birbiriyle ilgili grntlerin tekrarlanmasyle zihinde meydana gelen imge. 
 kap, zarf; depo, havuz; hazne; (bot.) iek tablas. 
 alma, alnma; kabul, kabul etme; misafir kabul, kabul merasimi, resepsiyon; radyoda ses alma. reception room bekleme odas. 
 resepsiyon memuru. 
 alr, kabul eder. receptively  kabul edercesine. receptiveness, receptiv'ity  alma eilimi; (psik.) alrlk.
 (anat.) alc sinir, reseptr. 
 tatil vakti, paydos, teneffs, ara. 
  girinti, oyuk, (gen.) (o.) gizli yer, i taraf;  girinti yapmak, oymak; ara vermek. 
 geri ekilme; (ikt.) d (fiyat); iktisadi durgunluk. 
  geri ekilmeye ait;  papaz ve koro heyeti kiliseden karken okunan ilhi. 
  geri ekilme eiliminde olan; (biyol.) dominant olmayan (vasf), resesif;  dieri tarafndan bastrlan zellik. 
 (Fr.) dikkatle seilmi; az bulunur, nadir, ok zarif; yapmack tavrl. 
 sabkal kimsenin yeniden su ileme eilimi. recidivist  ikinci defa mahkum olmu kimse, sabkal kimse. recidivous  ok sabkal. 
 yemek tarifi; reete, tertip; are, zm, plan. 
  verilen eyi alan (kimse), alc. 
  karlkl, mtekabil, iki tarafl; birbirinin yerine geen; (gram.) ortak;  karlkl ey; (mat.) evrik deer. reciprocal insurance karlkl sigorta. reciprocal'ity  kartlk. reciprocally  kart olarak. 
 karlkl hareket etmek, karln yapmak, misli ile karlk vermek; birbirinin yerine gemek, mtekabil olmak. reciproca'tion  karlk, tekabl. 
 iki devlet arasnda yaplan anlama, ticari mbadele usul; karlkl mnasebet. 
 iptal. 
 ezberden okuma; ifade, anlat, beyan; hikaye; resital. 
 ezberden okuma; ezberden okunacak para; ders anlatma. 
 ezber eklinde, hikaye syler gibi. 
 (mz.) konuur gibi okunan gfte veya makam, reitatif. 
 ezberden okumak; nakletmek, hikye etmek, ders anlatmak. 
 (eski) ehemmiyet vermek, nemsemek, dikkat gstermek; ehemmiyeti olmak. 
 dnyay umursamayan; kendini tehlikeye atan; dikkatsiz, kaytsz, pervasz. recklessly  pervaszca, hi bir ey dnmeden. recklessness  pervaszlk, cretkrlk. 
 saymak, hesap etmek; tutmak, addetmek; sanmak, farzetmek, hkmnde tutmak; hesaba katmak; say saymak; hesap grmek; on ile itimat etmek, gvenmek; ABD, (h.dili) tahmin etmek, zannetmek, dnmek. reckon with le hesap grmek; hesaba katmak. 
 hesap, sayma; hesap grme, bor deme. day of reckoning hesaplama gn; kyamet gn. dead reckoning (den.) parakete hesab. out in one' reckoning hesabnda yanlm. 
  geri istemek veya armak; ziraate elverili hale koymak; (vahi hayvan) ehliletirmek; (azgn kimseyi) slah etmek; iadesini talep etmek; yeniden talep etmek;  geri arma. beyond reclaim slah olmaz, adam olmaz. reclaim ant  (huk.) ikyeti, iddiac. reclamation  geri isteme, iadesini isteme, itiraz; slah; ziraate elverili hale koyma.
 (Fr.) toplumun gznde olmaya alma. 
 boylu boyuna uzanmak; arkaya dayanmak, uzanmak, yaslanmak. 
  mnzevi, dnya ilerinden kendini eken;  mnzevi kimse, dnyadan ekilmi kimse. 
 inziva, mnzevilik, dnyadan ekilme. reclusive  inziva kabilinden. 
 tanma, tanmlama; itiraf, tasdik, kabul. 
 (huk.) taahhtname; kefalet; tanma. recognizant  tanyan, bilen. 
 tanmak, kabul etmek, teslim ve itiraf etmek, itibar etmek; birine sz hakk vermek; tanmak, bilmek; selm vermek; takdir etmek. recogniz'able  tannabilir. 
  geri ekilmek; irkilmek; seirdim yapmak, geri tepmek; geri gelmek;  geri tepme, seirdim, aksiseirdim, geri ekilme. recoilless  seirdimsiz (top) 
 yeniden toplamak, yeniden ymak; kendini toplamak. 
 hatrlamak. recollection  hatra; hatrlama; hatrlanan ey. 
 emanet etmek, havale etmek, tavsiye etmek, salk vermek, beendirmek; temiz i kad vermek. recommendable  tavsiye olunur. 
 tavsiye, vme, tavsiyename, bonservis. 
 tavsiye kabilinden. 
 (ted, ting) tekrar tetkik etmek zere heyete havale etmek. recommitment, recommittal  heyete tekrar havale etme.
  karln vermek, mkafatlandrmak; acsn unutturmak, cezasn vermek, Iyn vermek;  karlk, mkafat; ceza. 
 bartrlmalar mmkn, telif edilir, uzlatrlabilir. reconcilability, reconcilableness  barma imkan. reconcilably  uzlatrc surette. 
 bartrmak, aralarn bulmak; raz etmek; uzlatrmak, telif etmek. reconcile the accounts hesaplar mutabk klmak. reconcilement  uzlama. 
 barma, uzlama; telif; barklk, bar. 
 uzlama kabilinden. 
 derin (ilim); mulak, kapal, mphem, gizli, belirsiz. reconditely  derin bilgi ile. reconditeness  derinlik, derin mana; mulaklk. 
 tamir edip yenilemek; Islah etmek. 
 zellikle sava zamannda dman mevzilerini keif iin tetkikat yapma. reconnaissance in force aratrma maksad ile byk kuvvetle hcum. 
  aratrma yapmak, incelemek, tetkikte bulunmak;  aratrma, inceleme, tetkik. 
 tekrar tetkik etmek, hakknda tekrar dnmek; kabul edilmi bir meseleyi yeniden reye koymak. reconsideration  tekrar tetkik. 
 yeniden tertip etmek, tekrar kurmak. reconstituted milk iine su kartrlm st tozu. 
 tekrar ina etmek, yeniden yapmak veya tertip etmek; kalntlarndan eski halini anlamak; gemi bir olayn ayrntlarna inerek para para incelemek. 
 tekrar ina; yeniden yaplan ey; savatan sonra kalknma. 
 eski haline dntrmek. 
 yazmak kaydetmek; deftere kaydetmek; banda almak, plaa almak; kaydn yapmak; tescil etmek. recording angel insann emellerini kaydeden melek. 
  kayt, vesika; sicil, defter; (o.) ariv; tasdikli suret; zabt varakas, fezleke; gramofon pla; (huk.) sicil, dosya; rekor;  rekor kran, rekor yapan, en yksek, en ok. beat veya break the record rekoru krmak. court of record sicilleri resmen geerli saylan mahkeme. of record sicilde kayd olan. off the record mahrem, gizli; aklanmamak artyle. on record kaydedilen, kayd olan. recordbreaking  rekor kran. record changer otomatik pikap. record player fonograf, pikap. record prices en yksek fiyatlar. 
 kaydedici kimse; hakim; kayt aleti; teyp; (mz.) bir eit zurna veya flavta, rtma. recordership  kaydedicilik. 
 plak; bant. 
 nakletmek, hikye etmek. 
  tekrar saymak, yeniden hesap etmek;  yeniden sayma. 
  telafi etmek; zarar demek; (huk.) elde tutmak;  telafi; elde tutma. recoup oneself zarar veya masraf telafi etmek. recoupment  telafi, tazminat. 
 yardm dileme, mracaat; mracaat edilecek yer veya kimse. have recourse to ba vurmak, mracaat etmek, yardm veya t dilemek. right of recourse (huk.) kefilden paray alabilme hakk. without recourse baka taahht altna girmeden. 
 yeniden demek; tekrar kapatmak; demesini yenilemek. 
 tekrar ele geirmek, geri almak, bir daha bulmak veya kazanmak; geri getirmek; (huk.) mahkeme marifeti ile detmek veya tazmin ettirmek, almak, tahsil etmek; telafi etmek; kurtarmak; ie yaramayacak madenden kymetli maden karmak; iyilemek, kendine gelmek. recover damages tazminat almak. recover lost time kaybolan vakti telafi etmek. recover one' voice sesi tekrar tabiilemek. recoverable  telafi edilir, tekrar kazanlr; tahsili caiz. 
 tekrar ele geirme; geri alma; iyileme, kendine gelme; krek ekerken tabii vaziyete dnme; eskrimde hcumdan sonra savunma vaziyetine geme. 
  hain, alak; korkak, cebin;  dlek kimse; hain kimse; kaak; dinini brakan kimse. 
 yeniden yaratmak, ihya etmek. recrea'tion  yeniden yaratma, ihya; yeniden yaratlm ey. 
 canlandrmak, dinlendirmek, elendirmek, hayat vermek; elenmek. 
 elence. recreational  elence kabilinden. 
 posa, sprnt; (tb.) ifraz edilip tekrar vcuda alnan madde. 
 ikyete kar ikayet veya iftiraya kar iftirada bulunmak. recrimina'tion  karlkl ikyet. recriminative, recriminatory  karlkl ikyet kabilinden. 
 nksetmek (hastalk) recrudescent  tekrar vaki olan, nkseden. recrudescence  nksetme, yeniden gelme. 
 acemi asker; kura neferi; yeni gelen ye. 
 ordu veya donanma iin nefer kaydetmek, acemi asker toplamak; ikmal etmek eksiini doldurmak; shhati iyilemek, dzelmek. recruitment  acemi asker kaydetme. 
 (anat.) rektuma ait. 
 (geom.) dikdrtgen. rectan'gular  dik alar olan, dikdrtgen eklinde. 
 tashih etmek, dzeltmek, slah etmek; tasfiye etmek, taktir etmek; doru hale koymak; (elek.) dalgal akm doru akma evirmek. rectifi'able  tashihi mmkn, dzeltilir. rectification  tashih, slah, dzeltme; tasfiye. rectifier  (elek.) dorultma. 
 bir istikamette bulunan veya giden; hatlar veya kenarlar doru olan; (geom.) dorulu, dorusal. 
 drstlk; doruluk. 
 sa taraftaki sayfa. 
 mntka papaz, kilise papaz; bir okul veya niversitenin bakan, rektr. rectorate, rectorship  papaz veya reisin rtbesi veya grev sresi; rektrlk. rector'ial  reislie veya papazla ait. 
 mntka papaz evi. 
 (anat.) barsan makada bitiik dz paras, kalnbarsan son (ks.)m, rektum. 
 (o.) ti) (anat.) dz kas. 
 boylu boyunca uzanm, arkaya dayanm. recumbency  uzan, dayan. recumbently  uzanarak. 
 shhat veya kuvvetini tekrar kazandrmak veya kazanmak; zararn telfi etmek. recupera'tion  nekahet. recuperative  nekahet kabilinden. 
 tekrar olmak, tekrarlamak (olay, hastalk); tekrar hatrlanmak, yeniden bahis konusu olmak. recurrence  tekrar vaki olma, tekerrr etme. 
 tekrar vuku bulan; (anat.) dnp aksi yne giden. recurrent fever (tb.) tekrar tekrar gelen nbet. 
 geriye veya aa doru emek. recurvate, recurved  aa veya darya eilmi. 
  (ng.) (tar.) resmi kiliseye gitmeyi reddeden (kimse);  resmi kilise kanunlarna kar gelen kimse. recusancy  boyun ememe. 
 (kullanlm maddeleri) yeniden ileyip kullanl hale getirmek. 
 (der, dest)  krmz, kzl, al; komnist olan;  krmz renk, krmz boya; krmz giyimli kimse; krmz renkli ey; (gen.) (bh) anarist; komunist. red admiral krmz renkli gzel bir kelebek. Red Army Sovyetler Birlii ordusu. red bandfish flandrabal, (zool.) Cepola rubescens. red blindness krmz renk krl. red cedar bir cins krmz ard. red cent ABD peni; az para. Red China (k. dili) Kzl in. red corpuscle alyuvar. Red Crescent Kzlay. red cross ngiliz bayrandaki krmz ha; (bh) Kzlha. red deer krmz bir geyik, (zool.) Cervus elaphus. red drum deniz gzeli; (zool.) Sciaenops ocellata. Red En(sig.)n Kanada bayra. red fir odunu krmz bir cins am, (bot.) Abies magnifica. red fire krmz k vererek yanan madde. red flag kzl bayrak; isyan bayra; tehlike iareti. red gum bir eit dieti iltihab. red hat Katolik kardinal apkas. red heat tav. red herring ilgiyi tehlikeli bir konudan baka yne ekmek iin ne srlen mevzu. red lead slen. redletter day byk yortu gn; bir insann hayatndaki en mhim gn. red light (trafikte) krmz k. redlight district fahieler mahallesi. red man kzlderili. red osier srgnleri sepet yapmnda kullanlan bir st, (bot.) Salix purpurea red pepper krmz biber. Red Sea Kzldeniz. red shift (astr.) uzaklaan bir cisim tayfnn hrmzya dnmesi. red tape krtasiyecilik. in the red zarar etmi, zimmet tarafnda krmz rakamlar olan. not worth a red cent be para etmez, deersiz; hi metelii yok. see red son derece fkelenmek, gzlerini kan brmek, adam Idrecek kadar kzmak. redness  krmzlk. 
 yaz haline koymak; tashih edip baslmak iin hazrlamak. redaction  dzeltilmi ve dzenlenmi nsha; yeni bas. redactor  bir metni deitiren kimse. 
 d a tekil eden iki istihkam siperi. 
 ispatsz olarak komnistlikle sulama. 
 mert, erkeke. 
 kzlgerdan, nar blbl; kzl gsl ku. 
 erguvan, boynuz aac, (bot.) Cercis siliquastrum. 
(bak.) chigoe. 
 (A.B.D.) krmz kasketli bagaj hamal. 
 eski ngiliz askeri. 
 (leh.), up ile dzenlemek; boaltmak; arabuluculuk yapmak. 
 krmzlatrmak, krmzlamak. 
 krmzms, krmzmtrak. reddishness  krmzmslk. 
 koyunlar iaretlemek iin krmz boya. 
  (eski), (leh.) t vermek, nasihat etmek; izah etmek, anlatmak;  t, nasihat; plan, tertip; masal, hikaye; tefsir. 
 bedelini verip geri almak, rehinden kurtarmak; fidye vererek kurtarmak; bortan kurtarmak; vaadini yerine getirmek; kefaret etmek. one redeeming feature bir iyi taraf. redeemable  paraya evrilir (senet); fidye vererek kurtulmas mmkn, bedeli verilip geri alnr; slah olunur. redeemer  kurtarc kimse. 
 kurtarma, kurtarlma, halas; rehinden kurtarma; kefaret; paraya evrilme. beyond redemption, past redemption kurtarlamaz. redemptive  kurtarc, kurtaran. 
 ABD, (k. dili), (dy) krmz k; ABD, (argo.) kalitesiz viski; Kanada, (argo.) birayla domates suyu karm. 
 sust. 
 kzl sal kimse; ABD krmz bal bir cins rdek. redheaded woodpecker krmz bal aakakan. 
 tavl; ateten kpkrmz kesilmi; yepyeni (haber); kzgn, heyecanl; mfrit. 
 redingot. 
 yeniden iyi hale koymak, yenilemek. redintegra'tion  yenileme; (fels.) tmceleme. 
 yeniden salk vermek; (mektuba) dzeltilmi adresi yazp yollamak. 
  reeskont;  reeskont etmek. 
 seim blgelerini yeniden snrlandrmak. 
 canlandrlm, hayat verilmi. 
 (A.B.D.) Gneyde zenci aleyhtar olan fakir ve cahil ifti. 
 (gen.) of veya with ile gzel kokulu; keskin koku yayan; hatrlatc. redolence, redolency  gzel koku, keskin koku. redolently  gzel kokulu. 
 iki misline karmak; tekrarlamak; yanslamak; iki misli olmak; tekrarlanmak aksetmek. redouble one' efforts daha fazla gayret sarfetmek. 
 tabya, palanka. 
 korkun, heybetli; (gen.) (alay) yiit, cesur; hrmete lyk. 
 korkun korkulur; hrmet edilen belli hretli. 
  neticelenmek; gerektirmek, vesile olmak;  netice. 
 (kzl bal) ispinoz kuu, (zool.) Acanthis. 
  ikinci msvedde; (tic.) protesto edilen bir senedin masraflarla beraber ikinci ekli;  ikinci msveddeyi yazmak. 
  dorultmak, tashih etmek, dzeltmek; hakkn yerine getirmek; tamir etmek;  kusuru tashih etme; tamir, slah. redressal  kusuru tashih, slah. redressable  slah olunur. 
 kzlderili. 
 kzlkuyruk, (zool.) Phoe nicurus phoenicurus; Amerika'ya mahsus bir eit sinekyutan kuu, (zool.) Setophaga ruticella. 
 azaltmak, indirmek, krmak, kltmek; iddetini azaltmak; (tb.) organlar normal yerine getirmek; tertip etmek, tanzim etmek; tahvil etmek, evirmek; getirmek, bir hale sokmak; (sko.), (huk.) kanuni ekilde iptal etmek; (kim.) redklemek; (foto.) zayflatmak; fethetmek; perhiz yolu ile zayflamak. reducible  indirilir, azaltlr. 
(Lat.) bir eyin mantkszln ispat; aksinin yalan olduunu ispat suretiyle bir fikrin doruluunu gsterme. 
 azaltma, eksiltme, kltme; azaltlm ey; (tb.) organ normal yerine getirme; perhizle zayflama. 
 fazlalk; adal ifade; fazla ey; (ng.) iten karlma; isizlik oran. 
 fazlalk; adal ifade; bir metin iindeki tekrar oran. 
 gerekenden fazla olan; fazla szle ifade edilmi, adal; (ng.) iinden karlan. redundantly  gerekenden fazla olarak; adal olarak. 
  tekrarlamak; iki kat etmek; (gram.) kip tekili iin bir harf veya heceyi tekrarlamak;  tekrarlanm, iki kat, iki misli, katmerli. 
 iki kat etme veya olma, iki misline karma veya kma, tekerrr; (gram.) bir hece veya harfi tekrarlama. 
 bir eit yosun, (bot.) Laminaria digitata. 
 pas rengi ardkuu; Amerika'ya mahsus krmz kanatl bir eit karatavuk. 
 krmz kereste veren bir eit aa; Kaliforniya'ya mahsus ve dnyann en yksek aac olan bir cins servi aac. 
 portakal rengi. 
  tekrar aksetmek, yanklamak, aksettirmek;  tekrarlanan yank. 
  kam, (bot.) Trichoon phragmites; saz, (bot.) Phragmites; kam ddk; kaval, ney; (mz.) klarnet gibi alglarn aznda bulunan ve sesi karan ince maden veya kam paras; bez tezghnda gc;  kam veya kuru otla kaplamak veya sslemek. reed organ basnl havayla titreen kamlar yoluyle ses karan bir mzik aleti. reed pipe iinde ses karan ince maden paras olan org borusu; kam ddk. reed stop byle borular kontrol eden jdorg. reed warbler bir eit kk tleen, (zool.) Acrocephalus scirpaceus. a broken reed gvenilmez kimse veya ey. reed'y  kam dolu; kam gibi; kam ddk gibi ses karan. 
 Afrika'da bulunan bir cins antilop, (zool.) Redunca arundineum. 
 (mim.) yuvarlak silme. 
 bircins batankara, (zool.) Panurus biarmicus. 
 su kam, (bot.) Typha latifolia. 
 yeniden eitmek; eiterek slah etmek. 
 resif, dknt, kayalk, deniz yzeyi ile beraber veya yzeyin hemen altnda bulunan kayalar. reef'y  dkntl, kayalk. 
  (den.) yelkenin bir kat camadan; yelkeni camadan ile kltme;  camadann balamak; cvadra bastonunu mayna etmek. reef knot camadan ba. reef point camadan halat. 
 (den.) camadanc; ift sra dmeli kaln ceket. 
 (A.B.D.), (argo.) esrarl sigara. 
  buhar veya buu yaymak; fena koku yaymak;  fena koku; (sko.) duman, buhar. 
  krk ii, makara; (sinema) filim makaras; (teyp) bant makaras; olta ubuunun alt ucuna konulan makara; makara stne sarlm iplik veya tel;  makaraya sarmak. reel in olta ubuu makaras zerine ipi sarmak. reel off (k. dili) przszce anlatmak (hikye) reel out olta ubuu makarasndan ipi koyvermek. reel toreel  iki makaral (teyp) 
  dnmek, abuk dnmek; sersemlemek, ba dnmek; bozguna uramak; sarho gibi sendeleyerek yrmek, salnmak;  sendeleyerek yrme, ba dnme. 
 oynak bir (sko.) dans; bu dansn mzii. Virginia reel Amerika'ya mahsus mehur bir dans. 
 (pol.) tekrar semek. reelection  tekrar seilme. reenforce (bak.) reinforce. 
 tekrar girmek; yeniden kaydetmek veya ettirmek; bir oyma iinin izgilerini derinletirmek. reentrance  tekrar giri; yeniden kayt. 
  girintili (a) 
 yeniden girme; (huk.) (mlke) tekrar sahip kma; uzaydan atmosfere dnme. 
 yeniden deerlendirmek; yeniden gz nne almak. 
 (tar.) ngiltere kasabalarnda yksek memur; Kanada'da ky veya ehir meclisi reisi. 
 (reeved veya rove) (den.) bir halatn ucunu bir delikten veya makaradan geirmek. 
 dii dvken ku, (zool.) Philo machus pugnax. 
 tekrar sorguya ekmek. reexamina'tion  tekrar edilen snav; yeniden deerlendirme. 
  tekrar ihra etmek;  tekrar ihra edilen mal; tekrar ihra. reexporta'tion  ithal edilen maln yeniden ihrac. 
(ks.) referee, reference. 
 hafif kahvalt. 
 manastr yemekhanesi; niversite yemekhanesi. 
 vermek, isnat etmek, hamletmek; gndermek, havale etmek, mracaat etmek; iaret etmek, ima etmek; bakmak, danmak, sormak. referable  havale edilir. 
  hakem; tartmal bir meseleyi hal iin kendisine mracaat edilen kimse, bilirkii, eksper;  hakemlik yapmak. 
  havale etme veya olunma; mnasebet, ilgi; kinaye, ima, telmih; mracaat; mracaat kitab veya yeri; tavsiye eden kimse; tavsiyename, ehliyetname, referans;  bir kitabn iine mracaat yerlerini iaret etmek. reference library aratrma iin kullanlan fakat dar kitap karlamayan ktphane. reference mark mracaat iareti. cross reference ayn kitapta baka yere mracaat. with reference to e gelince, mnasebetiyle. without reference to hesaba almayarak. 
 referandum. 
 kastedilen nesne veya kavram, bir sz veya sembol ile ima edilen ey. 
  tekrar doldurmak;  herhangi bir kabn iindeki biten maddenin yerine konan yedek takm. 
 tasfiye etmek, saf hale koymak; inceletirmek, tasfiye yolu ile izale etmek; safilemek, tasfiye olunmak, temizlenmek; incelmek, zariflemek. 
 ince, kibar, zarif; safi, has; dakik, tam. 
 saflk, halislik, tasfiye; incelik, kemal, kibarlk; zariflik, nezaket. 
 rafineri, tasfiyehane, eker fabrikas; kalhane, kal oca. 
  tekrar kullanlacak hale koymak, tamir edip yenilemek, dzeltmek; tekrar kullanlacak hale gelmek;  tamir, slah, yeniden donatma. 
 aksetmek, yansmak; ayna gibi hayalini gstermek; netice olarak vermek; dnmek, tefekkr etmek. reflect on kusurunu gstermek. 
 (fiz.) bir yzeye arpan kla yansyan k arasndaki oran. 
 akseden; derin dnen. reflecting circle (astr.) oktant cinsinden tam daire bir alet. reflecting telescope aynal teleskop. 
 arpp geriye veya baka yne sekme; aksetme, yansma, refleksiyon; aksettirilen ey, akis; stne atma, iftira, ayplama, knama; dnme, tefekkr; fikir, dnce. 
 aksettiren, aksedici; aksettirilmi; dnceli, mtefekkir; dnce mahsul. reflectively  aksederek; derin dnerek. reflectiveness  derin dnme; aksetme nitelii. 
(bak.) reflectance. 
 ayna, yansta, reflektr; aynal teleskop; ses aksettiren cihaz. 
  geri evrilmi, ters, yansyan; (fizyol.) elinde olmayarak vukua gelen;  akis, yansm ekil; (fizyol.) gayri ihtiyari vukua gelen hareket, refleks, tepke, yans. reflex action gayri ihtiyari hareket, refleks. reflex center gayri ihtiyari hareketleri idare eden ve beyinde bulunan merkez, refleks merkezi. 
 geriye ekmek veya bkmek; yanstmak. 
 yansyabilir, aksettirilebilir. reflexibil'ity  yansma nitelii. 
  (gram.) dnl; dnl fiil. 
 dnp geri akan. 
 geriye ak, cezir haline geli. 
 kesilmi ormanda yeniden aa dikmek. reforesta'tion  yeniden orman yetitirme. 
  slah etmek, reform yapmak; yenileyip daha iyi hale koymak; slah olmak; nefsini slah etmek;  slah, reform; nefsini slah. Reform Judaism ABD'de reformcu Musevilik. 
 yeniden tekil etmek, yeni ekle koymak, dzene koymak. 
 nefis slah, daha iyi vaziyete koyma veya girme; ahlakn dzelmesi; (bh) 16. yzylda Protestan kiliselerinin tesisi ile neticelenen dinsel devrim. 
  slahat gerektiren;  reit olmayan sanklara mahsus hapishane, slahevi. reformative  slahat husule getiren. 
 Kalvin retisini benimseyen. Protestan kiliseleriyle ilgili. 
 nlar krmak. refract (ng.) angle krlma as. refracting telescope mercekli teleskop. 
 krlma. 
 krlan. refractive index krlma oran. 
 mercekli teleskop. 
 inat, itaatsiz; kolay ilenemez, erimez. refractorily  inatla. refractoriness  inatlk. 
 from ile kendini zaptedip ekmek, bir ey yapmaktan ekinmek, kendini tutmak, saknmak. 
 ark nakarat, nakarat namesi. 
 krlabilir. refrangibil'ity, refrangibleness  krlma kabiliyeti. 
 tazelemek, yeniden canlandrmak, hayat vermek; dinlendirmek, serinletmek; kuvvetlendirmek (hatray) refresh oneself canlanmak; dinlenmek, tazelik kazanmak, serinlemek. refreshingly  canlandrc surette. 
  tazeleyici;  tazeleyen veya ihya eden ey; (k.dili) iki; (huk.) tehir edilen veya fazlasyle uzayan celse iin avukata verilen ek cret. refresher course eski bilgileri hatrlayp yenilikleri renmek iin yaplan alma. 
 canlandrc, hayat verici. 
 taze hayat verme; canlandrma, canlanma; canlandrc veya dinlendirici ey; (o.) yiyecek iecek eyler. 
  serinlik verici, soutkan (ila veya iki); soutucu veya dondurucu (kimyasal madde) 
 soutmak, buzdolab iinde dondurmak veya donmak. refrigera'tion  soutma, serin tutma, dondurma. refrigerative  soutucu, dondurucu. 
 buzdolab, soutucu. refrigerator car frigorifik vagon. 
(bak.) reave. 
 yakt ikmal etmek. 
 snacak yer, snak; barnak. 
 mlteci, dier bir memlekete kap snan kimse, snk. 
 parlak, aaal, muhteem, revnakl. refulgence, refulgency  parlaklk, revnak, aaa. refulgently  parlayarak, ihtiamla. 
  alnm paray geri vermek, demek; tekrar para vermek;  deme, denen mebl. 
 ret, kabul etmeyi veya olunmay, imtina; ret cevab; kabul veya reddetme hakk. refusal of payment paray dememe. 
 kabul etmemek, reddetmek, vermemek, raz olmamak; istememek, vaz gemek; hendek veya itten atlamay istememek (at) refusable  reddolunur. 
  sprnt;  deersiz diye istenmeyen. 
 yeniden fitil yerletirmek. 
 rtme, yalanlama, tekzip. 
 yalanlamak, delillerle rtmek. refutable  rtlebilir. 
(ks.) regent, region, register, regular. 
 tekrar ele geirmek, yeniden kazanmak; tekrar vsl olmak. 
 krala ait, krala yakr, ahane; muhteem, mkellef. regally  kral gibi, ahane olarak. 
  mkellef ziyafetle arlamak, muhteem ziyafet ekmek; canlandrmak, dinlendirmek; ho vakit geirtmek, elendirmek; ziyafette bulunmak;  mkellef ziyafet; nefis yemek. regalement  ziyafet, elence. 
 kral tac ve ss; bir rtbe veya tekilta mahsus almet veya remiz; gsterili kyafet. 
 kralllk, hkmdarlk, saltanat; kral hkmdarl veya Ikesi. 
 dikkatle bakmak, dikkat etmek; itibar etmek, saymak; hrmet etmek, riayet etmek; addetmek, kabul etmek; dinlemek, dikkatli bakmak, dikkat etmek. as regards hakknda, hususunda. 
 bak, nazar; hrmet, sayg, riayet; itibar, sayma; mulhaza, fikir. Give my regards. Selm syleyin. in regard to, with regard to nazaran, e gelince, hususunda. out of regard to hatr iin, e riayeten. without regard to bakmadan, ehemmiyet vermeden. 
 dnp hatrlayan, iltifat eden. 
(edat) hakknda, hususunda. 
 bakmayarak, ehemmiyet vermeden, nemsemeden. regardless of ne olursa olsun. regardlessly  ehemmiyet vermeyerek, dikkatsizce. 
 (t.) sandal veya yelkenli gemi yar veya yarlar. 
 hkmdarlk, krallk, saltanat; vekillik, kral naiplii; vekiller heyeti; vekillik mddeti. 
  ahlak ve hareketleri slah olmu; yeniden domu;  yeniden tekil etmek, tamamen slah etmek; yeni hayata kavuturmak; hidayete erdirmek, ihya etmek; tamir ve slah etmek, yenilemek; manen yeniden domak; dzelmek, iyilemek. regenera'tion  yeniden teekkl, yeniden doma, hidayete erme. regenerative  slah edici, taze hayat verici. 
 yeniden ihya eden kimse veya ey; kullanlm gazn ssndan faydalanarak baz ocaklarda ieriye verilen hava veya gaz stmaya yarayan aygt. 
  vekillik eden;  saltanat vekili; kral naibi; baz niversitelerde idare heyeti yesi. regentship  vekillik sfat. 
 hkmdarn kasten Idren kimse, hkmdar katili veya katli. regici'dal  hkmdar katli nev'inden. 
 (Fr.) inhisar, tekel, inhisar idaresi; reji. 
 (Fr.) rejim, idare, usul, sistem, nizam. 
 idare; (tb.) perhiz, rejim; (gram.) bir kelimenin kendisiyle ilgili baka bir kelimeyi biimsel ynden etkilemesi. 
  alay;  alay tekil etmek; tasnif etmek; sistematik ekle koymak. 
 alaya ait. regimentals  (o.) askeri niforma. 
 hepsini ayn ekle koyma; tasnif etme, sistematik ekle koyma; murakabeye tabi klma. 
 diyar; Ike, memleket; mntka, blge, havali, etraf; hava veya deniz tabakas; (anat.) bedenin belirli bir ksm, nahiye. 
 blgesel, mntkaya ait veya mahsus. regionally  blgeye gre, mntka mntka. 
 her teekkln kendi kendini idare etmesi; eyaletlere blme taraftarl. 
 kaydetmek, deftere geirmek, tescil etmek; gstermek (hareket derecesi); baslm sayfalar veya renkleri birbirine uydurmak; taahhtl olarak gndermek; kaydolunmak, ismini sicile geirmek; birbirine uygun gelmek; (k. dili) tesir etmek, sezilmek, anlalmak (sz, mana) 
 defter, ktk, resmi kaytlar defteri; sicil; kayt, sicile geirme; sesin veya algnn ykseldii derece; (mz.) kaln ve ince olmak zere ses perdelerinden biri; oday stma veya soutmada kullanlan alet, reglator; kaydeden alet. register of births doum kt. register office sicil dairesi. 
 kaydedilmi, kaytl, mseccel. registered letter taahhtl mektup. registered nurse (A.B.D.) kaytl hemire. registered tonnage ton olarak bir geminin yk veya yolcu tama istiab, safi tonaj. 
 (niversitede) kayt memuru, sicil memuru, sicil ktibi. 
 kayt, tescil. 
 kayt, tescil; defterhane, sicil dairesi. 
(ng.) krallk tarafndan tesis olunan krsye tayin olunan profesr. 
 saltanata veya krala ait. regnal day kraln tahta kmasnn yldnm. 
 saltanat sren, hkmeden, tahtta olan; iktidarda olan. 
 istifra etmek, kusmak, geri karmak. 
 pazarda veya panayrda tekrar kr ile satmak iin satn almak; byle satn alnan eyleri satmak. regrater  ara komisyoncusu; pazarc, kabzmal. 
 geri dnme, geri ekilme, ricat. 
 geri ekilmek, ricat etmek. regression  ricat, geri ekilme. regressive  geriye doru, gerileyen. 
  teessf etmek, mteessif olmak, kederlenmek; piman olmak, hasretini ekmek;  esef, keder; pimanlk; (eks.) (o.) itizar, esef. send one' regrets davete gidemiyeceini bildiren mesaj yollamak. regretful  esef ve kederle dolu, kederli. regretfully  esefle, acnarak, teessfle. regrettable  esefe lyk. 
  muntazam, nizaml; kurall, usule uygun, kaideye muvafk; (mat.) kenar ve alar birbirine eit; (bot.) muntazam; (ask.) nizami (asker);  Katolik manastr sistemine mensup rahip, Katolik papaz; nizami asker; ABD siyasi partiye sadk olan ye. regular'ity  intizam, nizam. reg'ularly  muntazaman, dzenli olarak. 
 intizama koymak, dzenlemek, usulne uydurmak. regulariza'tion  tanzim etme. 
 nizama sokmak, tanzim etmek,dzenlemek, yoluna koymak, uydurmak; ayar etmek. regula'tion  nizam, tanzim, dzen; kanun, talimat, astzk; (o.) tzk, ynetmelik. regulative  tanzim edici. regulator  dzenleyici ey veya kimse; saat rakkas; (fiz.) dzenge, ayarlayc alet; reglatr. 
 Arslankalbi yldz. 
 (o.) reguli) yan tasfiye edilmi maden. 
 kusturmak, geri karttrmak; istifra etmek. regurgita'tion  kusturma. 
 tamir etmek, onarmak; yeniden ehliyetini vermek; namus veya itibarn iade etmek, eski haklarn iade etmek. rehabilita'tion  eski itibara iade, eski hale gelme. 
  eski bir meseleyi yeniden tartmak;  eski bir meseleyi yeni isimle meydana karma. 
 bir piyesi prova etmek; altlrmak (aktr); nakletmek, hikye etmek; ezberden okumak, inat etmek; tekrarlamak. rehearsal  piyes veya musiki provas. 
 Almanya veya Alman hkmeti. First Reich 9. yzylda kurulup 1806'da yklan Kutsal Roma-Germen imparatorluu. Second Reich 1871-1933 arasndaki Almanya imparatorluu (1871-1919) veya Weimar Cumhuriyeti (1919-1933) veya her iki hkmet. Third Reich Adolf Hitler ynetimindeki Nazi Almanyas (1933- 1945) Reichsbank  eski Alman Devlet Bankas. reichsmark  eski mark. Reich stag  eski Alman Millet Meclisi. 
 maddeletirmek, somutlatrmak. 
  saltanat, hkmet; hkmet mddeti; devir, asr;  saltanat srmek, hkmdarlk etmek; hakim olmak, hkm srmek. 
 sarfolunmu paray tediye etmek, parasn geri vermek. reimbursement  deme, masrafn iade. 
  eks. (o.) dizgin, yular; idare vastalar;  dizgin ile idare etmek, dizginini ekmek; idare etmek. rein in, rein up dizginini ekip durdurmak. give rein to dizginini salvermek, babo brakmak. reinless  dizginsiz, babo. 
 tekrar bedenli olmak, yeni bedene girmek; yeni bedene sokmak (ruh) 
 ruhun bir bedenden dierine gemesi, ruh sramas. 
 (tek.), (o.) ren (geyik), kuzey geyii, (zool.) Rangifer tarandus. reindeer moss renlikeni, (bot.) Cladonia rangiferina. 
  yeni kuvvet vermek, takviye etmek, imdat gtrmek; fazla asker veya kuvvet gndererek takviye etmek;  kuvvetlendirici ey. rein- forcement  takviye; takviye iin gnderilen asker. reinforced concrete betonarme. 
 (o.), (eski) bbrekler, brler, bel. 
 eski mevkiine veya haline iade etmek. reinstatement  eski mevkiine dnme. 
 reasrans etmek; tekrar sigorta etmek. reinsurance  reasrans. 
 (paray, geliri) yeniden yatrmak. 
  tekrar karmak, tekrar neretmek;  yeni bask. 
 tekrarlamak. reiterative   tekrarlanan;  az bir deiiklikle tekrarlanan kelime veya hece (bombo gibi) 
 kabul etmemek, reddetmek; secip defetmek, bir tarafa atvermek. rejection  reddetme, reddedilme. rejection slip editrden yazara gnderilen "kullanamayz" pusulas. 
 sevinmek, memnun olmak, holanmak, hazzetmek; sevin gstermek; sevindirmek, memnun etmek. rejoicingly  sevinerek, sevinle. 
 sevin, sevinme; sevin ifadesi, enlik. 
 tekrar kavuturmak, yeniden birletirmek; tekrar kavumak. 
 cevap vermek, mukabelede bulunmak; (huk.) cevaba cevap vermek. 
 (huk.) cevap; cevabn cevab. 
 tekrar genletirmek; canlandrmak, ihya etmek. rejuvena'tion  yeniden genletirme, ihya. rejuvenescence  yeniden genletirme; (biyol.) baz alglerde olduu gibi protoplazmann hcre cidarn delip kmas ve yeni cidarlar tekil etmesi. 
  yeniden nksetmek, tekrar fenalamak; tekrar kt yola sapmak, yeniden dalalete veya gnaha sapmak;  nksetme, yeniden hastalanma; tekerrr, kt hale dnme. relapsing fever (tb.) Borelia grubuna ait iddetli ve bulac bir humma. 
 anlatmak, sylemek, nakletmek, hikye etmek; balant kurmak, mnasebet tesis etmek; mnasebeti olmak; ilgili olmak, bal olmak. 
 anlatlm, hikaye edilmi; alkas olan, akraba olan. 
 mnasebet, iliki, alka, bant; nispet; akrabalk, hsmlk; akraba, hsm; anlatma, nakletme, nakil. relations  (o.) iliki, geim; akrabalar, evre. relationship  akrabalk, hsmlk; iliki. 
  nispi, izafi, greli, bantl; bal, ilikin, dair; bakasna nispetle vaki olan, mensup; (gram.) nispi;  akraba, hsm. relatively  nispeten. relativeness  nispet, mnasebet. 
ilikinlik, mensubiyet; izafet; nispilik; relativizm, bantclk, grecilik. theory of relativity (fiz.) Einstein tarafndan bulunan izafet teorisi. 
 hikaye eden kimse, anlatan kimse; (huk.) ele veren kimse, muhbir. 
 gevetmek, biraz salvermek; zayflatmak, yumuatmak, hafifletmek; gevemek, yumuamak; dinlenmek, istirahat etmek, elenmek. relaxa'tion  dinlenme, geveyip istirahat etme. 
  yedek hayvan veya insan veya ey; elektrik dzenleyicisi;  nakletmek; yedek deitirmek suretiyle bir yerden dier yere gndermek. re'lay race yedek deitirme suretiyle yaplan kou, bayrak yar. 
 (huk.) tahliye etmek, terk ve feragat etmek; temize karmak, borcunu affetmek; azat etmek, serbest brakmak; kurtarmak. releasement  tahliye, azat etme, brakma. 
 kurtarma; salverme, terk ve feragat; (mak.) salverme tertibat; makinadan buhar salverme. release from arrest (huk.) haczin kaldrlmas, tahliye. 
 gndermek, srgne gndermek, srmek, muayyen bir snfa veya sraya indirmek; tayin etmek; havale etmek. relega'tion  srgn; muayyen snfa indirme, havale. 
 yumuamak; acyp merhamet gstermek. 
 yumuamak bilmez, efkatsiz, amansz. relentlessly  merhametsizce. relentlessness  merhametsizlik, insafszlk. 
 uygun, mnasebeti olan, alkal, ilgili. relevance, relevancy  mnasebet, ilgi, alaka, uygunluk. 
 gvenilir, itimat edilir, muteber, emniyetli. reliability, reliableness  itimada lyk olma. reliably  gvenilir surette. 
 gvenme, itimat, emniyet; tevekkl, istinat; istinat edilecek ey. reliant  gvenen, itimat eden. 
 kalnt, bakye; yadigr, habra; mukaddes emanet; (o.) bir azizin cesedi veya cesedinin bir ksm veya eyas. 
 cinsi tkenmekte olan bir hayvan veya bitki tr. 
 i rahatlamas, ferahlama; kurtarma; yardm, ba; imdat; are, il, derde derman; teselli; nbetten kma, birisinin nbet veya vazifesinin bakas tarafndan alnmas; nbeti devralan kimse; heyk. kabartma, rlyef; (gz. san.) tecessm ettirilmi gibi grnen resim; arazinin gsterdii kabarklk, rlve. relief map ykseklikleri gsteren harita. bring into relief aa karmak. high relief yksek kabartma. low relief az mcessem kabartma. 
 gnln ferahlatmak, skntsn hafifletmek veya defetmek; kurtarmak, yardm etmek; nbetini devralmak, yerine nbete girmek; renk katarak gzellik vermek; hakkn vermek. relieve oneself dan kmak. relievable  yardm edilir, hafifletilir. 
 (t.) kabartma. 
 din, iman; diyanet, din duygusu, dindarlk. religionism  taassup; dindarlk taslama. religionist  mutaassp kimse. 
 dindarlk taslama, sofuluk. 
  dindar; dini, dinsel, dine ait; dini bir tarikata mensup; mezhebe ait; sofu, mutaassp; ok dikkatli, sadakatli;  rahip, rahibe. religiously  dindarane, dini vazife imi gibi. religiousness  dindarlk. 
 brakmak, terketmek, -(den.) vazgemek, -(den.) elini ekmek; feragat etmek, davasndan vazgemek. relinquishment  terk, feragat. 
 azizlerden kalma kemik gibi kalnt ve andalarn sakland mahfaza. 
 (o.), (Lat.) fosil, tal, (bot.) eski devirlere ait kalnt; (ark.) tarihten evvelki zamandan kalma ta aletler. 
  gzel tat, lezzet; eni, koku; merak, meyil; sala veya hardal gibi lezzet veren ey;  lezzet vermek; lezzetinden holanmak, beenmek, tadn iyi bulmak; lezzeti olmak, tatmin etmek, zevk vermek. 
 istenmeden yaplan, gnlsz, isteksiz, zorla yaplan. reluctance, reluctancy istemeyi,gnl- szlk, rzaszlk. reluctantly  istemeyerek, gnlszlkle. 
 (fiz.) elektrik cereyanna veya mknatslanmaya kar diren derecesi. 
 tekrar aydnlatmak. 
( "on" ile) gvenmek, itimat etmek. 
 kalmak, durmak; baki kalmak; geri kalmak, gitmemek; deimeyip olduu gibi kalmak, mevcut kalmak, zail olmamak; fazla kalmak, elde kalmak. remains  (o.) bakaya, kalntlar; ceset, cenaze; bir kimsenin lmnden sonra baslan eserleri. 
  bakye, kalnt, artan ey; (mat.) artan;  (kitap, kuma) deerini kaybetmi diye ucuza satmak. 
 (remade) yeniden yapmak. 
  geri gndermek, iade etmek; bir mahpusun sorgusunu tamamlamadan baka soruturma yaplmak zere kendisini hapishaneye iade etmek;  geri gnderme, bir mahpusu hapishaneye iade etme. 
  sylemek, demek; dikkat edip grmek;  iaret; sz; dikkat etme, grme, mlhaza; mtala. 
 dikkate deer; tuhaf, garip; olaanst, harikulade. remarkableness  fevkaladelik. remarkably  dikkate lyk derecede, ok. 
 boandktan veya dul kaldktan sonra yeniden evlenmek. 
 aresi bulunur. remediably  aresi bulunur surette. 
 are kabilinden, are bulan. 
 aresiz, ilasz. remedilessness  aresizlik. 
  are; ila, deva; (huk.) hakkn yerine getirilmesi iin kanunun gsterdii yol;  aresini bulmak, icabna bakmak, dzeltmek. 
 hatrlamak, hatrda tutmak, unutmamak, hatra getirmek, anmak, yad etmek. Remember me to him. Benden selam syleyin. remembrance  hatrlama, hatra, zihin; hatrlama sresi; eks. (o.) anda; selam. remembrancer  hatrlatc ey veya kimse; b.h. ngiltere'de yksek bir hazine memuru. 
 (o.) remiges) ku kanad ty. 
 hatrlatmak, hatrna getirmek. reminder  hatrlatma; hatrlatan ey veya kimse. remindful  unutmayan, hatrlayan; hatrlatc. 
 (A.B.D.) hatrlamak, hatralarn tekrarlamak. 
 hatrlama, hatrda tutma, anmsama; hatrlanan ey, yadigr; eks. (o.) hatralar, hatrat.reminiscent hatrlayan; hatrlatan; hatra kabilinden. 
  (huk.)feragat, vaz geme;  vaz geip teslim etmek, feragat etmek. 
 ihmalci; dikkatsiz, gafil; ar, tembel. remissly  ihmal ederek, dikkatsizlikle. remissness  ihmal, kusur. 
 aff mmkn, affolunur. remissibility  af imkn. 
 af; vaz geme, feragat; eksiltme, hafifletme, teskin. 
 affetmek, balamak; vaz gemek (cezadan); (huk.) (davay st mahkemeden alt mahkemeye) iade etmek; havale etmek, para havalesi gndermek; iddeti eksilmek, teskin olunmak, skun bulmak. remitment  af. remittal  balama, vaz geme. remittance  para havalesi, havale ile para gnderme. remittent  (tb.) artp eksilen, azalp (o.)alan (humma) remitter  affeden veya balayan kimse; (huk.) birini mevkiine iade eden mahkeme karar. 
 bakye, artk, fazla miktar; para, kuma paras. 
 eklini deitirmek, yeniden tanzim etmek (ev, apartman) 
 sitem, serzeni, paylama, protesto. 
  sitemli, protesto eden;  ikyet eden kimse, protesto eden kimse. 
 paylamak, serzeni etmek, azarlamak, ihtar etmek; ikyet etmek, protesto etmek. remonstra'tion  protesto. remonstrative  protesto kabilinden. remonstrator  ikyeti kimse, protesto eden kimse. 
 bandaki emici bir uzuv vastasyle daha byk balklara yapan bir eit balk, (zool.) Echeneis; mani, geciktirme. 
 vicdan azab, pimanlk, nedamet. 
 yeis derecesinde piman olan. remorsefully  nedametle, vicdan azab ekerek. remorsefulness  nedamet, vicdan azab halinde olma. 
 nedamet bilmez, merhametsiz, amansz. remorselessly  insafszca, acmayarak. remorselessness  insafszlk. 
 uzak, rak; yabanc, ecnebi; ayr; pek az. remote control uzaktan idare (cihaz) remotely  uzaktan. remoteness  uzaklk. 
 uzaklatrma; yerinden karma; izale, giderme, yok etme. 
  tekrar ata binmek; tekrar mukavvaya yaptrmak;  sakat veya kaybolan atn yerine alnan binek at. 
 uzaklatrlabilir, kaldrlr, azlolunur. removabil'ity, removableness  uzaklatrlabilme. 
 kaldrlma, kaldrma, yerini deitirme, nakil; yol verme, iinden karma; ihra. 
  kaldrmak, defetmek, ortadan kaldrmak, uzaklatrmak; ldrmek; baka yere nakletmek, yerini deitirmek; azletmek; kesmek; izale etmek; gitmek, ev deitirmek, baka eve nakletmek;  uzaklatrma; yer deitirme; derece, fark derecesi. 
 uzak, ayr, alkas olmayan. a first cousin twice removed kuzenin torunu. 
 hakkn vermek, mkfatn vermek, emeinin karln vermek. remunerable  emeinin karlnn denmesi mmkn. remunera'tion  karlk, mkfat, bahi, cret, hak. 
 karl, kazanl. remuneratively  kazanl olarak. remunerativeness  kazan temin etme. 
 yenilenme, yeniden doma; uyanma, intibah, canlanma; b.h. 14 ile 16'nc yzyllar arasnda Avrupa'da ilim ve sanat yenilii, Rnesans; Rnesans slubu. 
 bbreklere ait; bbrekte bulunan. 
 yeniden meydana gelmeye balayan; yeniden doan. renascence  yeniden doma veya hsl olma. 
  (eski) rast gelmek, karlamak (dman);  beklenmedik karlama; arpma, dello; tartma, msabaka; rastlama. 
 (rent) yrtmak, yarmak, ekip koparmak; yrtlmak, paralanmak, yarlmak. 
  karlk olarak vermek; iade etmek, geri vermek; vermek; teslim etmek; gstermek (hesap); icra etmek; etmek, klmak,- latrmak, -landrmak; tercme etmek, evirmek; anlatmak, tabir etmek; eritmek (ya);  iade, tediye, deme; sva. 
  (Fr.) buluma, buluma yeri, randevu;  szleip bulumak. 
 tercme, tefsir; ifade etme, rol yapma; teslim. 
  dininden dnm kimse; firari;  dininden dnen; kaan, firar eden; hain. 
 iskambilde oyun kuralna aykr hareket etmek; szn geri almak. 
 yenilemek, yeniletirmek; yeni hayat vermek; tekrar balamak, yeniden balamak; tekrar etmek; tazelemek, canlandrmak, genletirmek; tamir etmek; eksiini tamamlamak; mddeti uzatmak; yenilenmek; yeniden balamak. renewable  yenilenir. 
 yenileme, tamir, tekerrr; abonenin yenilenmesi. 
 (bot.) bbrek eklinde (yaprak) 
 kuvvete kar direnen; inat; elastiki direnli. 
 buzann ikembesinden yaplan peynir mayas. 
  vazgemek, reddetmek, feragat etmek, terketmek, alkasn kesmek; (iskambil) ayn renkten kgd olmadndan baka renk kat oynamak. 
 yeniletirmek, tazelemek, tazeletirmek. renova'tion  yenileme. 
 hret, n, nam, an. 
 mehur, hretli, naml. 
 yrtk, yark, gedik; ara almas, dargnlk. 
  kira;  kira ile vermek; kiralamak; kira ile tutmak. rent charge kira zerinden alnan vergi. rentfree  kirasz, bedava. rent roll kiraya verilen mlklerin listesi. rent service kira yerine yaplan hizmet. rental  kira bedeli. 
(bak.) rend. 
 (Fr.) gelir, irat; (o.) devlet tahvilat. 
 (Fr.) irat sahibi. 
 terk ve feragat etme, vazgeme, alkasn kesme, feragat. renunciatory  feragat kabilinden. 
 yeniden igal etmek. 
 yeniden amak, tekrar balamak. 
 yeniden sipari etmek; yeniden tanzim etmek. 
 yeniden tekil etmek, dzenlemek; slah etmek. reorganiza'tion  yeniden tekil veya teekkl; slah. 
 (argo) hret, nam. 
 kabartma izgili yn veya iplik veya kark kuma. 
(ks.) report, representative.
(ks.) Republic, Republican. 
 gitmek, ekilmek. 
  tamir etmek, onarmak; zararn telafi etmek, tazmin etmek;  tamir, onarma; tazmin; (o.) tamirat, onarm; iyiletirme, ifa verme. repairman  tamirci. repair ship tamirat gemisi. repair shop tamirci dkkn. in good repair iyi halde, tamirli. in bad repair fena halde, tamirsiz. 
 tamiri mmkn. 
 eks. (o.) tazminat, tamirat, onarm. reparative  tamirat veya tazminat kabilinden. 
 hazrcevap szlerle dolu konuma. 
 blme, blm; yeniden blme. 
 yemek, taam; n. 
  tekrar memleketine iade etmek; kendi memleketinin vatandalna tekrar girmek;  tekrar memleketine iade olunan kimse. repatria'tion  kendi memleketine iade, kendi vatanna dnme. 
 (repaid) geri vermek, demek; karln yapmak veya demek; karln vermek. repayable  geri dnmesi mmkn, karl yaplr. repayment  yeniden tediye. 
  kaldrmak (kanun), feshetmek, iptal etmek;  fesih, iptal. repealable  feshedilir, lav mmkn. 
  tekrarlamak, tekrar yapmak, tekrar etmek; tekrar sylemek, bir daha sylemek; ezberden sylemek; (A.B.D.) ayn seimde birden fazla oy kullanmak;  tekrarlama, tekerrr; (mz.) nakarat; nakarat iareti. repeating circle (astr.) oktant nevinden tam daire. repeating decimal (mat.) tekrarlanan kesir. repeating method ayn aletle birka ay birden lme usul. repeating rifle mkerrer ateli tfek. repeating watch dmesine baslnca alarak saati belirten cep saati. repeatedly  tekrar tekrar, mkerreren.
 tekrarlayan ey veya kimse; dmesine baslnca alarak saati belirten cep saati; mkerrer ateli silah; (A.B.D.) sabkal kimse, sulu kimse, birka kere hapse girmi kimse; elektromanyetik iaretleri otomatik olarak tekrar gnderen bir alet; (A.B.D.) ayn seimde birden fazla oy kullanan veya buna teebbs eden kimse. 
 defetmek, geriye atmak; pskrtmek; badamamak, uyumamak; reddetmek; nefret uyandrmak. repellent   defedici, uzaklatrc;  haaratl defedici il; bir eit sugemez kuma. 
 (bot.), (zool.) yerde yatan; (zool.) srnen, srngen. 
 piman olmak, nadim olmak, tvbe etmek, istifar etmek. repentance  pimanlk, nedamet, tvbe. repentant  piman, nadim, tvbekar. 
 yeniden iskn ettirmek; tr azalm canllar tretmek. 
 geri tepme, seirdim; yanslama, akis. repercussive  geri tepip aksetmekten ibaret. 
 repertuvar. 
 hazrlanm piyesler listesi; depo. repertory theater repertuvarndaki piyesleri, her biri birka hafta olmak zere, oynayan tiyatro topluluu. 
 (mat.) zincirleme kesrin tekrar edilen ksm. 
 tekerrr, tekrar yapma veya syleme; ezberden okuma veya okunma. repetitious  tekrarlayan, mkerrer, zellikle gereksiz tekrarlar yapan. repetitive  tekrarlamal. 
 baka bir ekilde ifade etmek. 
 tekrar yerine koymak, yerine gemek; bir eyin yerine baka ey koymak veya bulmak; iade etmek, demek. replacement  yerine koyma; bir eyin yerine geen veya konulan ey; bir bakasnn yerine geen kimse. 
 halinden ikyet etmek, can sklmak, zlmek. 
 tekrar doldurmak; tamamen doldurmak; tr azalm canllar tretmek. replenishment  tekrar dolma veya doldurma; dolduran ey. 
 dolu, tamamyle dolmu. repletion  dolgunluk; (tb.) kan dolgunluu. 
 (huk.) gaspolunmu eyann geri alnmas iin alan dava; bu suretle geri alma emri; kefalet. 
 gaspolunmu eyay kurtarmak. repleviable  geri alnabilir, kurtarlabilir. 
 ikinci nsha, kopya, bilhassa eser sahibi tarafndan yaplan kopya. 
 katlamak; kopya etmek; cevap vermek; tremek; hcre blnmesiyle oalmak. 
 tersine katlanm; katlanm. 
 savunann cevabna davac tarafndan verilen cevap; aksiseda, yank. 
  cevap vermek; mukabele etmek;  cevap, karlk, mukabele. 
  sylemek, anlatmak, nakletmek; rapor vermek veya yazmak; resmen malumat vermek veya yazmak; haber yaymak; haber vermek, ikayet etmek; kendi hakknda malumat vermek;  rivayet, hret, ayia, sylenti; rapor, takrir, malumat; top sesi, patlama sesi. report card (A.B.D.) rencinin not karnesi. reportable  hakknda rapor veya malumat verilebilir. reportedly  rivayete gre. 
 gazete muhabiri; muhbir. 
 muhbirlik kabilinden; rportaj kabilinden. 
  yatrmak; yatmak, dinlenmek, istirahat etmek; dayanmak, gvenmek;  rahat, istirahat, dinlenme; emniyet, gven, skun; ahenk. reposeful  dinlendirici. 
 teslim etmek, brakmak, depo etmek, ymak. repository  hazine, mahzen, ambar; srda. 
 verevine dokunmu kuma. 
 azarlamak, serzeni etmek, tekdir etmek, iddetle eletirmek, kabahatli bulmak, sulamak. 
 tekdire layk, takbih edilir. reprehensibly  tekdir edercesine. 
 azar, paylama, serzeni, tekdir. 
 tekdir kabilinden. 
 gstermek, tasvir et mek, resmetmek; anlatmak, sylemek, ifade etmek; taslamak, gibi gstermek; temsil etmek, simgelemek; roln yapmak; tarif etmek, aklamak; yerine gemek; numunesi olmak. representable  temsil edilir. 
 temsil etme veya edilme; simgeleyen ey, resim, suret; temsil, tiyatro oyunu, piyes; rol; bakalarn temsil etme hakk; ifade, takrir; nerme; milletvekili seim sistemi; vekiller heyeti. 
  bir grup veya snf temsil eden, numune olan; veklet nev'inden; taklit ve benzeme kabilinden;  vekil, bakasn temsil eden kimse; mmessil; milletvekili, mebus, saylav. representative arts resim veya heykeltralk gibi temsili sanatlar. House of Representatives (A.B.D.) Temsilciler Meclisi. 
 bask altnda tutmak, bastrmak; uzaklatrmak, menetmek; tutmak. repressible  bastrlr, menolunur. 
 bask altnda tutma, bastrma, hapsetme, tutma, bask; zc ve bastrlm an ve isteklerin bilindna itilmesi. 
 bastrc, engelleyici; skc. repressively  engelleyerek. 
  (istenilmeyen bir eyi) tehir etmek; sonraya brakmak, tecil etmek; idam gibi cezay tehir etmek;  muvakkaten kurtar; bir cezay geici olarak erteleme, cezann tecili. 
  azar, paylama, tekdir;  azarlamak, tekdir etmek. 
  tekrar basmak;  yeni bask. 
 misilleme, misli ile mukabele, aynen karln yapma. 
 (ng.) kira gelirinden kanuni indirim ve demeler; (mz.) tekrarlama, nakarat. 
  iftira etmek, sitem etmek, serzeni etmek; ayplamak, knamak, erefsizlik veya leke getirmek;  ayp, ar, rezalet; ayplama, knama; azar, serzeni, sitem; leke, yz karas olan kimse. reproachable  ayplanr, serzenie lyk. 
 sitem dolu; azarlama kabilinden. reproachfully  sitemli olarak. reproachfulness  sitemlilik. 
   tvbesiz, gnahkr, sefil, melun;  kt yola sapm kimse, ahlk bozuk kimse;  ebedi ceza vermek (gnahkra); uygun grmemek, tensip etmemek; lnetlemek. reproba'tion  lnetleme; tensip etmeme; melunluk. 
 tekrar ilemek. reprocessed wool kullanlmam fakat bir defa rlp sklerek tekrar rlm yn. 
 kopya etmek, suret karmak; tekrar meydana getirmek; yeniden hsl etmek; tekrar karp gstermek; (biyol.) dourmak, yavrulamak, oalmak, remek; aynn yetitirmek, tretmek; tekrarlamak, yeniden temsil etmek; hatrlamak. 
 reme; tekrar hsl etme veya husule gelme; hayvan veya bitkilerin remesi. reproductive  yeniden hsl eden veya olan; zrriyet hsl etme kabilinden. reproductive organs reme organlar. 
 azar, tekdir, paylama, sitem. 
 azarlamak, tekdir etmek, paylamak, serzeni etmek, sitem etmek. 
  srngen, yerde srnen hayvan (ylan ve kertenkele gibi); alak kimse;  srnen, yerde srnen; srngenlere benzeyen veya onlarla ilgili; alak, sefil, sfli. reptil'ian   srngen. 
 cumhuriyet; cumhuriyet hkmeti. republican   cumhuriyete ait;  cumhuriyeti; (b. h.), (A.B.D.) Cumhuriyet Partisi yesi. republicanism  cumhuriyetilik. 
 tekrar neretmek; tekrar yrrle koymak (iptal edilmi kanun veya vasiyetname) 
 reddetmek, tanmamak; dememek, kabul etmemek. repudia'tion  reddetme, tanmay. 
 iren, tiksindirici, irkin; zt, muhalif, kart. repugnance, repugnancy  nefret, tiksinme, irenme; ztlk, muhaliflik.
  hcum edeni geri pskrtmek, defetmek, tardetmek, kovmak;  hcumu bozguna uratma, hezimet, kovma. repulsion  ret, kabul etmeme; itme, geri itme; defetme, defolunma; (fiz.) iteleme. 
 iren, tiksindirici; souk, yavan; uzaklatrc. repulsively  iren surette. repulsiveness  irenlik. 
 itibara lyk, muhterem, saygdeer. 
 ad, hret, n, itibar, eref. 
  saymak, kabul etmek;  ad, an, hret, itibar. 
 naml, hretli saylan, farzolunan. reputedly  rivayete gre. 
  rica, dilek, niyaz, temenni, istirham; reva, talep; istenilen ey;  rica etmek, yalvarmak, niyaz etmek, istirham etmek, dilemek. a request for help yardm dileme. by request rica zerine. grant a request bir ricay kabul etmek. in great request ok aranr, ok revata. on request istenildii zaman. 
 Katoliklerde llerin ruhu iin dua; (mz.) bu duaya mahsus ilahi; bir lnn hatrasna yaplan merasim. 
(Lat.) Huzur iinde yatsn. Allah rahmet eylesin. (ks.) R.l.P.) 
 muhta olmak, ihtiya gstermek, gerekli bulmak; istemek, talep etmek. requirement  gerek, icap, ihtiya. 
  lazm, gerekli, zaruri, elzem (ey) 
  talep, isteme, resmi emir;  talep etmek, istemek, resmen istemek; mkellefiyete tabi tutmak. 
 karln verme, mukabele, karlk, lyn verme. 
 karln yapmak veya vermek; mkfat veya ceza vermek; telafi etmek, acsn karmak. 
 (ng.) kilisedeki altar masas arkasndaki perde. 
  tekrar altrmak, tekrar gstermek; tekrar veya ikinci defa komak;  ikinci defa gsterilen filim veya piyes. 
 (tek.), (o.), (Lat.) ey, belirli bir ey, mesele, konu. res judicata (Lat.), (huk.) mahkemece karar verilmi mesele. 
 lavetmek, feshetmek, iptal etmek, kaldrmak. 
 ilga, fesih, kaldrma. 
 emir, tebli. 
  kurtarmak, imdadna yetiip kurtarmak;  kurtulu; kurtar, imdadna yetime. 
  dikkatle arama, derin aratrma, inceden inceye tetkik; tetkik neticesinde karlan eser;  dikkatle aratrmak, ince tetkikat yapmak. 
 (tb.) yarp parasn karmak. resection  (tb.) yarp bir uzvun parasn karma. 
 muhabbetiei, (bot.) Reseda odorata. 
 benzemek, mabih olmak, andrmak. resemblance  benzeyi, mabehet. 
 bir eyden dolay kzmak, gcenmek, bir eye ierlemek. 
 bir eye kzm, gcenik. resentfully  ierleyerek. 
 kzma, gcenme, darlma, ierleme. 
 (ecza.) rezerpin. 
 yer ayrtma, ayrtlm yer; aa vurmama, fikrinin hepsini sylememe; hfz, muhafaza, bilhassa ahs iin saklama; phe; art, ihtiraz kayd; (A.B.D.) bilhassa kzlderililer iin ayrlm arazi paras. 
 ihtiyaten saklamak, ilerisi iin saklamak; hakkn muhafaza etmek. 
 ihtiyat olarak saklanan ey; ekinip sklma ve alamama; ilgisizlik, kaytszlk; az skl; (ask.), (o.) yedek askerler; (o.) yedek kuvvet; ihtiyat akesi; orman olarak ayrlan arazi reserve air (biyol.) cierde daima bulunan hava kalnts. reserve fund ihtiyat akesi. reserve of ficer yedek subay, ihtiyat zabiti. in reserve ihtiyat olarak saklanlm. without reserve ekinmeyerek; artsz. 
 baka zaman veya muayyen bir kimse iin saklanlm; ekingen; az slk; vakur. 
  su haznesi, su deposu, sarn, bent; hazne; havza; depoda saklanan ihtiyat eya;  hazne veya depoda saklamak. 
 oturmak, ikamet etmek, sakin olmak, mukim olmak. 
 oturma, ikamet; ev, mesken, hane, ikametgh; yer; ikamet mddeti. declaration of residence ikamet beyannamesi. residence permit ikamet tezkeresi. 
 bir smrgede veya himaye altnda bulunan bir memlekette hami devlet mmessilinin ikametgh; doktorluk ihtisas devresi. 
  oturan, sakin, mukim; yerlemi; aslnda bulunan; gelip geici olmayan (ku);  bir yerde oturan kimse, yerli; bir smrgede veya himaye altnda bulunan bir memlekette hami devlet mmessili. 
 ikamete yarar, iinde oturulur, ikamete mahsus. residential quarter bir ehirde ikametgahlarn ok olduu semt. 
  oturan, mukim (kimse), sakin. 
  fazla ve artakalan, artk;  artk, artan ey; (mat.) iki hesap sonucu arasndaki fark; gzlem ve hesap sonular arasndaki fark; (A.B.D.) tekrar kullanlan bir filim veya plak iin denen para. 
 fazla ve artakalan, artk. residuary clause (huk.) bir vasiyetnamede maln taksiminden sonra geriye kalan (ks.)mn tahsisi hakkndaki hkm. residuary estate mal blmnden sonra akta kalan mlk. residuary legatee maln taksiminden sonra kalan servetin vrisi. 
 kalan ey, artk, fazla ey; (huk.) lm kimsenin btn borlar ve vasiyetleri dendikten sonra geriye kalan tereke. 
 (o.) -ua) artan ey; kimyasal bir ilemden artakalan madde, tortu; lm bir kimsenin bor ve masraflar dendikten sonra geriye kalan mal veya para. 
 istifa etmek, ekilmek; vaz gemek, terketmek, el ekmek; brakmak, teslim etmek iade etmek; istifa edip brakmak, feragat etmek. 
 istifa, ekilme; istifa mektubu; teslim, tevdi; uysallk, teslimiyet, tevekkl. 
 ba emi, uysal, teslimiyet gstermi. resignedly  ba eerek, uysallkla, teslimiyetle. resignedness  teslimiyet, uysallk.
 geri frlama, seirdim yapma; esneklik; abuk iyileme kabiliyeti. 
 geriye frlayan, seirdim yapan; uzanp (ks.)alan, elastiki, esnek; abuk iyileir (bnye) 
 sakz, am sakz, reine. resiniferous  sakz hasl eden, sakz verir. resinol  renksiz reineli alkol; cilt kanmasna kar kullanlan sar bir ya. resinous  sakz nevinden, sakzl, sakzdan kan. resiny  sakzl, sakz gibi. 
  kar durmak, mukavemet etmek; dayanmak, tahamml etmek;  bir yzeyi paslanma veya rmeden korumak iin srlen bir madde; kuma boyaclarnn kulland tutkal gibi ve kimyasal tesire kar gelen madde. 
  kar gelen, direnen, mukavemet eden (ey veya kimse) 
 kar konulabilir, dayanlabilir, mukavemet edilebilir. resistibil'ity  mukavemet kuvveti, dayanma imkn. 
 mukavemet eden, mukavemet kabilinden, direnli. resistivity  mukavemet kuvveti, (fiz.) zdiren. 
 dayanlmaz, kar durulmaz. 
 mukavemet, direnme; kar gelme; mukavemet eden kuvvet; (elek.) mukavemet, diren, rezistans. resistance box (elek.) rezistans kutusu. resistance coil (elek.) rezistans bobini. passive resistance pasif direni. 
 pene vurmak. 
 erir, eritilebilir; zlebilir. 
 azimkar, kararl, sebat ve metanet sahibi, kuvvetli; yiit, cesur. resolutely  azimle, kararl olarak, sebat ve metanetle. resoluteness  azimkrlk, azim, kararllk, metanet; yreklilik; cesaret. 
 zme; ayrma; (mz.) zm; zlm; sebat, metanet, azim, karar; teklif, nerge, nerme, resmi karar; cesaret, mertlik. 
  karar vermek, tasarlamak; karar vermesine sebep olmak; paralara ayrp incelemek; zmek; halletmek, aklamak; oy ile kararlatrmak; iyi ynde deitirmek; (mz.) zmek; (tb.) eritmek;  karar, niyet, tasarlama. resolve on karara varmak. resolve one' doubts phelerini yok etmek. resolvable  halledilebilir, zmlenebilir.
 azimli, kararl; kararvermi veya verilmi. 
  bir eyi elerine ayrma gc olan;  eritici madde; (tb.) bir ii gidermeye yarayan hazr il. 
 sesi aksettirme, yanklama; sesi uzatp iddetlendirme zellii, tnlama. resonance box keman gvdesi gibi sesi iddetlendiren kutu. resonant  sesi aksettiren, yanklayan; tannan. 
 nlamak, yanklamak. 
 sesi aksettirici alet veya cisim; elektrik akmn yanklayan cihaz. 
 tekrar emmek. 
 (kim.) reineden alnp boya veya il imalinde kullanlan billursu bir bileim. 
 emme, emilme. 
 gitmek, (sk sk) gitmek; ("to" ile ) ba vurmak, mracaat etmek, baka are kalmaynca kullanmak. 
 sk sk gidilen yer, ahalinin topland yer, gezinti ve dinlenme yeri; mesire; are, merci, ba vuracak yer, snacak yer; yardmna ba vurulan kimse; sk sk gitme. last resort son merci; son are. summer resort sayfiye, yazlk, yazn gidilen yer. 
 nlamak, ses vermek, sesle dolmak, yanklamak; yaylmak, yaygn olmak. 
 kaynak; are; dayanak; (o.) aralar, olanaklar, mali vastalar; halletme yetenei. inner resources manevi kuvvet. natural resources doal kaynaklar. 
 becerikli. 
(ks.) respective, respectively, respondent. 
 mnasebet, yn, husus; hrmet, sayg, itibar, hatr sayma; uyma; (o.) hrmetler, selmlar, sayglar. pay one' respects sayglarn sunmak. with respect to, in respect to gre, konusunda, -e gelince . 
 hrmet etmek, hrmete lyk saymak; sayg gstermek; ilgisi olmak. respecter of persons kiilere rtbesine gre deer veren kimse. 
 hrmete lyk olma, itibar, saygnlk. 
 hrmete lyk; namuslu; hatr saylr, epeyce, hayli; ahlk veya davranlar iyi; d grn iyi. spectably  hrmete lyk ekilde, namusu ile. 
 hrmet gsteren, saygl, hrmetkr. respectfulness  hrmetkrlk. 
 her biri kendisinin olan, ayr ayr. They went to their respective homes. Her biri kendi evine gitti. respectively  zikredildikleri sra ile, birisi birine ve dieri tekine ait olmak zere . 
 teneffs edilebilir. respirabil'ity  teneffs edilebilme . 
 teneffs, nefes alma, solunum; nefes, soluk. 
 teneffs olunan havay stmak veya temizlemek iin az veya buruna geirilen alet, respiratr. 
 solunumla ilgili, solunumda kullamlan, solunumun sebep olduu. respiratory system solunum sistemi. 
 tenefls etmek, nefes almak, soluk almak; dinlenip tekrar kuvvet ve cesaret bulmak. 
 solunumu len alet; tazyikli oksijen vastasyle dalgca temiz hava veren alet, respirometre . 
  mhlet, tehir, geici olarak erteleme; (huk.) idam hkmnn infazn geici olarak erteleme; dinlenme vakti, tatil, paydos; alacaklnn borluya tand zaman;  mhlet vermek, tehir etmek ertelemek . 
 parlak, aaal, gz alc resplendence, resplendency  parlaklk, aaa . 
 Kitab Mukaddes okunduktan sonra cevap yerine sylenilen szler; (mim.) bir kemerin arln karlamak amac ile duvar iine konan yarm direk veya stun. 
 cevap vermek; karlk verme. respondence, respondency  cevap verme, karlk verme. respondent   cevap veren, karlk veren;  cevap veren kimse; (huk.) savunan kimse (bilhassa boanma davalarnda) 
 cevap; yantlama; tepki; papazn okuduu eye cevap olarak ahali veya okuyucularn terennm ettii veya soyledii para. 
 mesuliyet, sorum, sorumluluk. 
 mesul, sorumlu; saduyulu; itimada layk; borcunu deyebilecek durumda olan; mesuliyetli. They are responsible to me for the results So nulardan onlar bana kar mesuldr. responsibly  itimada layk olarak. 
 cevap vermeye hazr, hevesli; uyumlu; cevap kabilinden, mukabele gibi. responsively  hevesli olarak. responsiveness  heveslilik. 
 the (ile) kalan miktar, kalanlar, geri kalan (ks.)m. all the rest kalanlarn hepsi. as for the rest kalanna gelince. 
 dinlenmek, nefes almak: rahat etmek, istirahat etmek; yatmak, oturmak; uyumak; lmek; dayanmak, dayal olmak; (huk.) bir davada taraflardan birinin davaya ait butn delilleri anlattn bildirmek; gvenmek, itimat etmek; kalmak; dinlendirmek, rahat ettirmek; dayamak, yaslamak; koymak. His eyes rested on it Gzleri ona dikildi. rest'ingplace  konak yeri; mezar. 
 rahat, istirahat, dinlenme, yatma; oturma; skun, hareketsizlik; uyku; asayi, ruh sukunu; durak, dinlenme yeri; lum; (mz.) fasla, durak iareti, es; dayanak, dayanacak ey, mesnet .rest cure, rest treatment (tb.) dinlenme usul ile tedavi. rest day dinlenme gn (zellikle pazar gn) rest room tuvalet at rest hareketsiz; rahatta; olmu. go to rest dinlenmek, yatmak lay to rest gmmek, defnetmek. whole rest (mz.) drtlk es. 
 lokanta. 
 lokantac. 
 rahat verici, dinlendirici; rahat, sakin. restfully  rahat rahat, skunetle. restfulness  rahat, skn. 
 kaykran, saban kran, (bot.) Ononis hircina. 
 dinlenme evi, konak yeri. 
(Lat.), (huk.) eski halin iadesi, eski hale getirme. 
 bir eyi sahibine iade etme; zarar deme; onarma. 
 inatc; sabrszlanan, rahat durmaz. restively  sabrszlanarak. restiveness  sabrszlk. 
 hi durmayan, dinmeyen, hi rahat durmaz: uyuyamaz, uykusuz: rahatsz: vesvessli: deiiklik isteyen, hareketsiz kalamayan. restlessly  rahat durmadan. restlessness  hareketsiz kalamama. 
 onarma ve dzeltme; restore etme; yenileme, eski haline getirme, eski mevkiini iade etme: iyileme; bir eyi sahibine iade etme: bir eyin asl eklini gsteren model. the Restoration ngiltere'de Restorasyon devri: 18. Lui devrinde Borbonlarn tekrar iktidar ele geirmeleri 
  onaran ve dzelten, iyi hale koyan;  ayltc ila. 
 iade etmek; geri vermek; eski haline koymak, onarmak, restore etmek, yenilemek: iyiletirmek, shhatini iade etmek, saaltmak; eski mevkiini iade etmek; bozulmu yerini onarmak (resim); zarar demek. restorable  yeniden salanabilir; onarlabilir; iade edilir. 
 tutmak, geri tutmak, zaptetmek, yasaklamak, smrlamak. restrainable  zaptedilebilir. 
 menetme: tahdit, snrllk; tutukluluk: kendini tutma; sklma ekinme. restraint of trade ticareti kstlama veya narh koyma. 
 ksltlamak, balamak, snrlamak; elini balamak: tahdit etmek, hasretmek. restrictive  kstlayc, balayc, snrlayc. 
 snrlayan kural, art, hudut snrlama, kstlama, tahdit. 
  (sk sk) in (ile) kmak meydana gelmek, varmak: sonulanmak:  netice, sonu, son, akbet, semere, mahsul. 
  meydana gelen, neticesi olan;  sonu; (fiz.) iki ayr kuvvetin bilekesi. 
 hulasa, zet. 
 eski halini almak; yeniden balamak veya devam etmek; geri almak: yeniden kullanmaya balamak. 
 yeniden balama veya devam etme: geri alma. 
 tekrar kmak, tekrar ba gstermek: yeniden dirilmek. resurgence  yeniden dirilme. resurgent  yeniden dirilen. 
 yeniden diriltmek; yeniden canlandrmak: mezardan karmak; unutulmu veya kaybolmu eyi yeniden meydana karmak. 
 kyamet, yeniden dirilme veya diriltme; yeni hayat bulma, canlanma. 
 .ly diriltme l gibi olan ayltmak; batm ve unutulmu eyi tekrar meydana karmak. resuscita'tion  canlandrma, canlandrlma, di- riltme. resuscitative  diriltici, canlandrc . 
 (-ted, -ting) slatp yumuatmak (keten veya yn) 
   .perakende sat;  perakende;  perakende olarak satmak; ayrntlaryle anlatmak: tekrar anlatmak. 
 alkoymak tutmak, elinde bulundurmak; cretle tutmak (avukat, uzman); aklda tutmak unutmamak. retainable  .elde tutulabilir. retaining wall istinat duvar. 
 hizmetli; alkoyan kimse: (huk.) avukat tutarken yaplan anlama; vekalet creti; tar. tmar ve zeamet sahiplerinin buyruunda bulunup baz hizmetlerle ykml kimse. 
 dengiyle karlamak, misillemek: intikam almak. retalia'tion  misilleme, ksas, aynen karln yapma. retaliative, retaliatory  misilleme kabilinden. 
  geciktirmek; tehir etmek, geriye brakmak; gecikmek;  tehir; gecikme, geciktirme. retarda'tion  tehir, geciktirme; geciktiren ey; gecikme sresi. retardative  geciktirici. 
  kusmaya almak, rmek.  rme, kusma. 
 (o.) retia) (anat.) ebeke, a (sinir) 
 (retold) tekrar anlatmak; yeniden saymak. 
 alkoyma, hatrlama yetenei, zihinde tutma; (tb.) idrar tutulmas. 
 alkoyan tutan; hatrda iyi tutan. retentively  iyice hatrda tutarak. retentiveness  iyice hatrda tutma. retentiv'ity  tutma kabiliyeti; (fiz.) mknatsiyeti tutma kabiliyeti. 
 az skl, sr saklama, skut etme, susma. 
 sr saklayan, ketum, ok konumaz, suskun. 
 drbnn gz merceine yerletirilen izgi veya telden ibaret a. 
 a eklinde, a gibi, kark, dolak. 
  a ekline koymak; ebeke gibi gstermek veya yapmak;  a gibi, ebekeli; (bot.) as, retikulat. reticulation  ebekeleme, a gibi olma. 
 kadna mahsus ufak el antas. 
 a, ebeke; (anat.) ack, a, retikl; (zool.) gevigetiren hayvanlarn ikinci midesi, brkenek. 
 a gibi, a eklinde. 
 (anat.) atabaka, retina. detached retina kopuk atabaka. 
 yksek mevki sahibi birinin refakatinde bulunan heyet, maiyet. 
 ekilmek, bir keye ekilmek, kendi odasna ekilmek; yatmaya gitmek emekliye ayrlmak, geri ekmek (askeri); tedavlden kararak karln demek (bono); gmrkten ekmek (maln); emekliye ayrarak hizmetten el ektirmek; (beysbol) vurucuyu oyun d etmek, eliciyi yandrmak. 
 mnzevi; tekat, emekli. retired list emekliler listesi. 
 iten ekilme, tekatlk, emeklilik; inziva yeri, inziva. 
 utanga, sklgan, ekingen. 
(bak.) retortion. 
  isnada veya siteme kar isnat veya sitemle cevap vermek; sert cevap vermek; karlk vermek;  karlk, cevap; kt sz sahibine iade etme, mukabele. the retort courteous nezaketle verilen aksi cevap. 
  (kim.) imbik;  imbikte starak damtmak. 
 arkaya doru ;bkme veya eme; (huk.) ayn ile mukabele,misilleme. 
  dzeltmek, yeniden tashih etmek; yeniden gzden geirmek; (foto.) rtu etmek;  rtu edilen ey. 
 bir izginin stn tekrar izmek; izini takip ederek geriye veya kaynana gitmek. retraceable  izi takip olunabilir, izlenebilir. 
 geri ekmek; szn geri almak. retractable  geri alnabilir. retractation  szn geri alma; cayma, sznden dnme. retraction  geri ekme veya ekilme; szn geri alma. retrac- tile  geriye veya ieriye ekilebilir. retractive  geri ekici; szn geri alma kabilinden. 
  lastik kaplamak;  kaplanm lastik; (argo) mesleini deitiren kimse. 
  ekilmek, geri ekilmek; dman nnden ekilmek, geri kamak; geriye karmak, geriye ekmek;  geriye ekme veya ekilme, geriye kama; geri ekilme iareti; inziva kesi, ekilecek yer, snak; tmarhane; ifa yurdu; koy evi, tenha yer; sohbet iin bir kenara ekili. a retreating chin bask ene. beat a retreat geri ekilmek, kamak. in full retreat tam ekilme halinde. 
 azaltmak, ksmak, indirmek; gidermek, kaldrmak. retrenchment  tasarruf, idare; kale veya metrisin i tarafnda yaplan hendek veya metris. 
 karlkta bulunma; mkfat veya ceza verme; gnah cezas. retrib'utive, retributory  dl veya ceza verme eiliminde, dl veya ceza kabilinden. 
 tekrar ele geirilebilir, tekrar yerine getirilebilir, kazanlabilir, dzeltilebilir. 
  tekrar ele geirmek; tekrar kazanmak veya dzeltmek; tazmin etmek, aresini bulmak; bulup getirmek (kpein yaral veya l av bulmas gibi);  tekrar ele geirme; dzeltme; tazmin; av bulup getirme. retriever  vurulmu av bulup getirmek iin zel olarak terbiye edilmi kpek. 
 tepki yapmak; (huk.) evvelce olanlar da kapsamak. 
 tepki, reaksiyon; (huk.) evvelce olanlar kapsama. 
 evvelce olan kapsayan (kanun) retroactively  evveliyat kapsayarak. 
 iade etmek, geri vermek; geri ekilmek. 
 geri dnme, geri ekilme; geri verme, iade, ilk sahibine verme; gerileme. retrocessive  geri verme kabilinden. 
 geriye bkk. retroflex'ion  geriye dnme veya kvrlma; (anat.) rahmin ters dnmesi. 
  geriye doru giden, gerileyen; kart; yozlaan; (astr.) hareket etmeyen yldzlara gre doudan batya dogru gider gibi grnen;  geriye gitmek; yozlamak; (astr.) doudan batya doru gerileme devimi. 
 gerilemek, geriye gitmek; bozulmak, yozlamak. retrogres'sion  geri gitme, gerileme; bozulma, yozlama. retrogres'sive  gerileyici; yozlaan. retrogressively  geri giderek, gerileyerek; bozularak, yozlaarak. 
 uzay gemisi veya roketin hzn kesen yardmc roket. 
 geriye doru eik, arkaya doru bklm, geriye dnk. retrorsely  geriye ynelerek. 
  gemi eyleri dnme; gemie bak;  gemi eyleri hatrlamak, gemii dnmek. retrospec' tion  gemi eyleri hatrlama, gemii dnme. 
 gemii hatrlayan; gemii ele alan; geriye dnk; (huk.) nceyi kapsayan, makabline amil. retrospectively  gemii hatrlayarak; (huk.) makabline amil olarak. 
 ucu yukarya doru kalkk (burun) 
 geriye evirme veya evrilme; geriye bak. 
 yeniden yarglamak. 
 geri dnmek, geri gelmek, geri gitmek, avdet etmek; eski sahibine dnmek; yantlamak, cevap vermek; mukabele etmek; geri getirmek; geri gndermek, iade etmek; demek; (kar) salamak, getirmek; (tenis) iade etmek (topu); resmen ilan etmek veya bildirmek. return thanks teekkrlerini bildirmek; kretmek. return to dust lmek, toprak olmak. returnable   iade edilebilir;  depozitli ey (ie) 
 dn, geri dn, geri geli, geri gidi, avdet; geri getirme; geri gnderme, iade; eski haline dn; tekrar tutma, nksetme; tekrar olma; kr, kazan, haslt, faiz; resmi rapor; (o.) istatistik cetveli. return address gnderenin adresi. return game, return match revan ma. return ticket (ng.) gidi dn bileti; (A.B.D.) dn bileti. by return mail, (ng.) by return of post ilk posta ile (cevap), hemen, akabinde. in return for karlk olarak. 
 (bot.) kk, tepesi yuvarlak ve hafif girintili (yaprak) 
 tekrar kavuma, yine birleme; yeniden bir araya gelme. 
  (revved, -ving)  bir dn, evrim, devir (motor);  ("up" ile) hzn deitirmek (motor) 
(ks.) Revelation, Reverend. 
(ks.) revenue, revised. 
 yeniden deerlendirmek. revalua'tion  yeniden deerlendirme. 
 tamir etmek, yeniletirmek; ayakkabnn yzn deitirmek. 
 (mim.) pencere veya kap erevesinden duvarn kenarna kadar olan ksm, at yana.
 ifa etmek, aklamak, aa vurmak; gstermek; ilham yoluyle bildirmek. revealment  aklama. 
 (ask.) kalk borusu. 
  cmb etmek, elenip oynamak;  cmb, elence, enlik. reveller  cmb eden kimse. 
 gizli eyi gsterme veya syleme; gizli eyin meydana konmas; ifa, aa vurma, keif; (ilah.) Allah tarafndan verilen ilham, vahiy; b.h. Kitab Mukaddes'in son cz', Vahiy Kitab. 
 enlik, neeli ve grltl toplant, elenti. 
 geri dnen kimse veya ey; hayalet. 
  almak, intikam almak, hncn karmak. 
 , intikam; kin, intikam arzusu;  alma frsat. revengeful  intikam alc, kinci. 
 gelir, irat, varidat; bir hkmetin yllk geliri; varidat dairesi. revenue cutter gmrk kaaklna engel olmak iin kullanlan silahl deniz motoru; gmrk muhafaza gemisi. revenue office maliye tahsil ubesi. revenue stamp damga pulu. public revenue devlet geliri. 
 aksettirmek, aksolunmak, yanklamak, yanklanmak, geri vurmak, geri tepmek, yansmak. reverbera'tion  yanklama, yansma; yank, yans, akis. reverberator  aksettirici alet; yansta, yans lambas. 
 yank meydana getiren; yansmal. rever- beratory furnace uzun alevli frn, yansmal frn. 
 hrmet etmek, saymak, sayg gstermek. 
  hrmet, ihtiram, sayg, ululama; huu;  hrmet etmek, sayg gstermek, ulu tutmak, yceltmek, huu gstermek. your Reverence saygdeer efendim (papaz veya vaizlere hitapta kullanlr) 
 hrmete layk, saygdeer, sayn, muhterem (papaz veya vaizlerin lakab olarak kullanlr; (ks.) Rev) 
 hrmetkr, saygl, riayetkar, hrmet gs- teren, hrmetten ileri gelen. reverently, rev- erentially  sayg ile, huu ile, ihtiramla. 
 dalgnlk, derin dn;hayal. 
 devrik yaka gibi astarn gsterecek ekilde katlanm elbise ksm. 
 tersine evirme; (huk.) kararn bozulmas. 
 aksi, arka, ters, tersine dnm; terslik yapan. reverse curve "S" eklinde demiryolu hatt dnemeci. reverse frame (den.) ters posta. reverse side ters taraf. reverse turn ters tarafa dn. reversely  tersine, aksi olarak, bilkis; dier taraftan. 
 ters evirmek, tersine evirmek; yerlerini deitirmek; iptal etmek, feshetmek; tersine hareket ettirmek; tersine dnmek; geri vitese almak. 
 ters taraf, arka taraf; ters, aksi, zt olan ey; durumun ktlemesi, aksilik, felket; (mak.) geri evirme, tornistan; geri vites. 
 tersine evrilebilir. reversibil'ity, reversibleness  tersine evrilebilme. reversibly  tersine evrilerek. 
 eski haline veya inancna dnme; ters yne dnme; (biyol.) iki veya daha fazla kuak boyunca grlmemi olan ilkel zelliklerin yeniden belirmesi; (huk.) tekrar intikal; bir mlkn bir veya birka kiinin kullanmna getikten sonra baka belirli bir kimseye kalmas. reversional, reversionary  tekrar intikaline ait. 
  geri gitmek, dnmek; tekrar intikal etmek, ait olmak;  geri dnen kimse, zellikle eski dinine dnen kimse. 
 eski mevkiini iade etmek; eski sahibine dnmek. 
 (-ted, -ting) toprak kaymasna engel olmak iin meyilli duvar ekmek, kaplama duvar yapmak. revetment  istihkmlarn d kaplamas. 
 yeniden gzden geirme, bir daha inceleme; yeniden yoklama, resmi tefti; eletiri, tenkit; edebiyat ve fikir mecmuas; (huk.) bir davann temyiz mahkemesince yeniden incelenmesi. court of review yargtay, temyiz mahkemesi. pass in review geit treni yapmak. subject to review ileride deitirme artyle. 
 yeniden incelemek, bir daha dikkatle muayene etmek; eletiri yazmak; (askeri kuvvetleri) tefti etmek; (huk.) (mahkeme kararn) yeniden incelemek; tekrar gzden geirmek. 
 eletirmen, tenkit yazar. 
 svmek, yermek, kfr savurmak. 
  tekrar gzden geirip dzeltmek; (ng.) tekrarlamak (ders); deitirmek;  dzeltme, yeniden gzden geirme; (matb.) ikinci prova. 
 dzeltme, tashih; dzeltilmi bask. revisionist  deiiklik taraftar (reti veya siyaset konusunda) 
 tashih edici, dzeltici. 
 yeniden canlanma, taze hayat bulma; aylma, kendine gelme; yeniden reva bulma; uyanma, uyan; yeniden uyanan merak; dini inanlar kuvvetlendirici toplantlar serisi. revivalism  inanlar canlandrmak zere yaplan heyecanl dinsel toplantlarn tuttuu yol. revivalist  halk dini uyana tevik eden vaiz. 
 yeniden canlanmak, taze hayat bulmak; eski halini bulmak; canlandrmak, taze hayat vermek, ihya etmek; eski kuvvetini yerine getirmek; tekrar rabet kazandrmak; tazelemek, yeni alka uyandrmak. 
 yeni hayat vermek, yeniden canlandrmak. revivifica'tion diriltme, canlandrma. 
 geri alnabilir; feshedilebilir. 
 msaade veya imtiyazn geri alnmas; fesih, hkmsz klma, iptal. 
 fesih veya iptal kabilinden. 
  geri almak, hkmsz klmak, feshetmek, iptal etmek; szn geri almak; (iskambil) kurallara aykr olarak ayn renkten kt oynamamak;  (iskambil) ayn renkten kat oynamay. 
  isyan etmek, ayaklanmak; kar gelmek; ("at" veya "against" ile) tiksinmek;  isyan, ayaklanma; iddetli anlamazlk halinde olma. 
 tiksindirici, iren, korkun. revoltingly  tiksindirici surette. 
 (bot.) geriye veya aaya doru kvrlm (yaprak kenarlar) 
 dnme, devir; bir cismin bir merkez etrafnda dnmesi; bir gezegenin gne etrafnda dnmesi; devir sresi, devre; inklp, devrim, fikir devrimi, hal ve kyafetlerin deimesi; devlet ynetiminin tamamen deitirilmesi; ihtill, isyan. revolutionism  devrim taraftarl. revolutionist  devrimci, inklp. revolutionize  tamamen deitirmek. 
  devrim kabilinden, inklp, devrimci; ihtillci;  devrimci veya inklp kimse; ihtillci kimse. 
 dndrmek, evirmek; devrettirmek; dnmek, devretmek; bir devre iinde dnmek; mutalaa etmek, dnmek. 
 tabanca, mkerrer ateli tabanca, altpatlar, revolver. 
 dner, devir yapan. revolving door dner kap. revolving fund dner sermaye, ileyen para; daima dn verilip iade edilen para. revolving light dner fener. 
 eitli dans ve oyunlardan meydana gelen sahne gsterisi, rev. 
 duygularda ani ve kuvvetli deiiklik; iddetli ekilme. 
  mkfatlandrmak, mkfatn vermek, dl vermek; karln vermek; gnl okamak; taltif etmek;  mkfat, dl, karlk; cret, bahi. rewardable  mkfatlandrlabilir. 
 yeniden tel demek. 
 tekrarlamak; yeni kelimelerle sylemek. 
 (Lat.) kral, hkmdar. 
 Reykjavik, zlanda'nn bakenti. 
 eski bir hayvan hikyesinde tilkinin ad; (k. h.) tilki. 
(biyol.) ou insanlarn kannda bulunan phtlatrc bir madde. Rh negative iinde bu madde bulunmayan. Rh positive iinde bu madde bulunan. 
(bak.) rachis. 
 (iir) inat etmek; bir eyden fazla heyecanla bahsetmek. rhapsodist  (iir) inat eden kimse, bir eyden fazla airane ekilde bahseden kimse. 
 rapsodi; muhtelif paralardan dzenlenmi eser; heyecanl ve duygusal konuma. rhapsodical  heyecanl. rhapsod'ically  heyecanla. 
 Gney Amerika'ya mahsus  parmakl devekuu, (zool.) Rhea americana; b.h. Satrn gezegeninin beinci uydusu. 
 fiilden tretilmi (kelime); kelime yapmna ait. 
  Ren rmana veya evresine ait;  Ren arab. 
 maddenin sv halindeki zelliklerini inceleyen ilim dal. 
 (elek.) diren aygt, reosta. 
 su akmnn etkisine tepki olarak bir organizmann hareketi. 
 su akmnn etkisiyle bir organizmann bymesi veya yapt tepki. 
 Hindistan'a mahsus (ks.)a kuyruklu bir eit maymun, (zool.) Macaca mulatta. Rhesus factor (bak.) Rh factor. 
 belgat ilmi, konuma sanat. 
 gzel sz sylemeye ait; gzel sz syleme sanatna ait. rhetorical question cevab beklenilmeyen ve etkili olsun diye kullanlan soru. rhetorically  belgat ilmine gre, belgatli olarak. 
 belagat ilmi limi veya hocas; gzel konuma ustas, hatip; belgatli hatip veya yazar. 
 (eski) nezle. rheum'y  nezle kabilinden, nezleli. 
  romatizmayla ilgili, romatizmal;  romatizmal kimse. rheumatic fever ateli romatizma. 
 romatizma, yel. 
 (tb.) romatizmaya benzer, romatizma kabilinden; romatizmal. rheumatoid arthritis romatizmal arterit. 
 (anat.) buruna ait; genizden veya burundan gelen. 
 Ren nehri. Rhine wine Ren arab. 
 Ren nehrinin batsndaki Alman topraklar; Renanya eyaleti. 
 suni elmas, elmas taklidi madde. 
 (tb.) burun iltihab, i burun zarnn iltihab, burun nezlesi. 
 (k.dili) gergedan; (argo) para. 
(nek) burun.
 gergedan, (zool.) Rhinoceros unicornis. rhinocer'ial, rhinocerot'ic  gergedana ait. 
(tb.) estetik burun ameliyat. rhinoplas'(tic.)  bu ameliyata ait. 
 (tb.) burnun iini muayeneye mahsus ayna. 
 (bot.) rizom, yeralt gvdesi, kk gvde . 
 (zool.) kkbacakl.
 Rodos adas. 
 Rodezya. 
 (kim.) .rodyum. 
 rododendron, aalyaya benzer bir bitki. 
 ekenar drtgen. rhombic  ekenar drtgen eklinde. 
  karlkl kenar ve alar eit olup dik as bulunmayan paralelkenar. rhomboi'dal  byle bir paralelkenar biiminde . 
 (tb.) soluk alrken kan hrltl ses. 
 ravent., (bot.) Rheum of ficinale: (ecza) ravent kknden yaplan bir mshil veya kuvvet ilc: (argo) kavga, meydan kavgas. rhubarby  raventli, ravende benzer. garden rhubarb papaz ravendi, (bot.) Rheum rhaponticum wild rhubarb keikula. 
 (den.) kerte, pusulann 32 ksmndan her biri; btn meridyenleri ayn ada kateden hat. 
  kafiye, uyak; iir;  kafiyeli iir yazmak. without rhyme or reason mantksz olarak, hi manta dayanmadan. nursery rhymes kk ocuklara mahsus iirler. 
 vezin: ahenkli slup: iir ve mzikte ahenk, ritim, dzen, dzenlilik; ahenkli hareket: ahenk, uyum. rhythmical  mevzun, ahenkli, uyumlu, dzenle, ritmik. rhythmically  ahenkli olarak
 glen, neeli; gler yzl. 
  (-bed,- bing) kaburga kemii: etin kaburgadan olan ksm, pirzola: (bot.) yaprak damar: (den.) posta, skarmoz, kaburga; saka zevce; (argo) (aka):  ubuklarla desteklemek, lata ile kuvvetlendirmek; (den.) skarmoz koymak; (argo) alay etmek . 
(nad.) az bozuk adam;  az bozuk, kfrbaz, baya. ribaldry  kaba dil. 
 kaburgalar: (den.) skarmozlar . 
(eski) riband  kurdele: erit: yaz makinasnn eridi; (o.), (k. dili) araba atnn dizgini; valyelik nian olan kurdele paras. blue ribbon (bak.) blue . torn to ribbons lime lime olmu ribbon. fish ktbal, (zool.) Trachypterus. 
 (biyol.), (kim.) B2 vitamini. 
 patates veya dier sebzeleri ince deliklerden tazyikle geirip ufaltmak. ricer  patates ve dier sebzeleri deliklerinden geirerek ezmeye yarayan mutfak aleti. 
 pirin, (bot.) Oryza sativa: eltik: (rice cooked with oil) pilav. rice flour pirin unu. rice milk stla. rice paper pirin kad, eltik sapndan yaplm kt. rice pudding bir eit stla. 
 zengin, servet sahibi: mmbit, bitek, verimli, bereketli; bol, ok: mkellef: lezzetli, yal, ar; parlak (renk); gr, dolgun (ses); tuhaf, ho, nkteli. the rich zenginler, servet sahipleri. riches  zenginlik, para, servet, mal. richly  zengince; bol bol; fazlasyle; ar bir ekilde rich'ness (I.) zenginlik; yallk. 
  saman veya kuru ot yn, zellikle st rtl byk ygn;  kuru ot ymak. 
 (tb.) raitizm. 
 raitizm hastalna tutulmu, raitik; sarsak, decek gibi. 
 ss olarak kullanlan ve zikzak eklinde yaplm yass erit, bir eit suta . 
(bak.) jinriksha . 
  ta parasnn su yznde sekerek gitmesi; top gllesinin sekerek gitmesi iin kullanlan ateleme metodu;  sekerek gitmek. 
 ku gagasnn alma geniligi; az akl. 
 (gen.) of( ile) kurtarmak; (eski) defetmek, gidermek. be rid of, get rid of bandan defedip kurtulmak. rid'dance  kurtulu, kurtulma. good riddance beldan iyi kurtulma. 
 muamma, bilmece;  bilmece zmek; bilmece ile sylemek. 
 kalbur:  kalburla elemek; kalbur gibi delik deik etmek. 
 (-rode, -ridden)  at veya baka hayvana binmek, arabaya binmek, araba ile gitmek; su stnde gitmek, yzmek (gemi); binilmesi rahat olmak; binip kullanmak veya srmek; zorla ynetmek, hukm srmek: binip gitmek; bindirmek;  binme, bini: atla gezme; atla gezinti yeri veya yolu. ride a wave dalga ile srklenmek. ride for a fall hayal krklna doru gitmek, felkete srklenmek .He is riding high Btn ileri yolunda. rid'able  binilebilir. 
 binici, svari; ilve, ek, zellikle kanun tasars eki. 
  srt, bayr: da sras kabartma izgi: at srt;  srt haline koymak. ridge beam at direi. ridge'pole  atnn yatay direi. ridge tile at srtna mahsus kiremit. ridge'way  bayr srt boyunca giden yol. ridg'y  srtl, srt gibi: kabartma izgileri olan. 
  elenme, istihza, alay: alay konusu;  istihza etmek, alay etmek, glmek, elenmek. 
 glnecek, gln: maskaralk nev'inden: tuhaf, sama. ridiculously  maskaraca, gln surette. ridiculousness  tuhaflk, glnlk. 
 (ng.) kaza, ile; Kanada bir mebusun temsil ettii seim blgesi. 
  bini: binicilik:  binek: yolculuk veya binicilikte kullanlan. riding habit kadn iin binici elbisesi. riding hood kadn biniciye mahsus balk. riding master binicilik hocas. riding school binicilik okulu. riding whip svari kams. 
 (o.)-ti) yeniden yazma veya dzenleme (eser); adaptasyon. 
 mebzul, bol; olagelen, geer, hkm sren rife with dolu. 
 (mz.) cazda ksa tema. 
  (A.B.D.) akntya mani olan su altlndaki kumluk veya kaya; engelin etkikisiyle slaan ve kark durum alan aknt: (iskambil) kt kartrma:  (iskambil) kt kartrmak, sayfa kartrmak. 
 altnla kark kumu ayran zgara .
 ayaktakm: kt ve baya eyler, dknt, sprnt. 
 yivli silh, namlusu yivli tfek: (o.) ihaneli askerler, tfekli erler. rifle corps piyade alay. rifleman  /ihane neferi, tfekli er. rifle pit piyade siperi .rifle range poligon . 
 .top veya tfek namlusu iine yiv amak. rifled  namlusu yivli. 
 .soymak, soyup soana evirmek yama etmek, talan etmek . 
  yark, gedik, atlak; ara almas:  yarmak, atlatmak, gedik amaik. 
  donatmak, giydirmek; tehiz etmek; (den.) donatmak (gemi);  donanm, arma; takm: at ile beraber araba takm: kyafet, klk. rig the market piyasay tedirgin etmek. 
 Riga, Letonya'nn baehri. 
 iki kii ile oynanan oynak bir dans: bu dansn havas. 
 (astr.) Orion burcunda bulunan parlak ylldz . 
 armador: vini: makara ve benzeri tehizat kullanmakta usta kimse . 
 geminin armas, donanm. 
    doru, dz: dorulu, dik: hakl, dil, insafl: uygun, mnasip: doru, gerek, geree uygun, durst; iyi, salam; sa (taraf);  .doru, adaletli olarak, adalete uygun ekilde; dosdoru; doruca; pek, ok;  hak; adalete uygunluk; hakikat; doruluk, drstlk; sa taraf; yetki; (pol.) sa kanat;  hakkn yerine getirmek; do- rultmak; tashih etmek, dzeltmek; dorulmak. Right ! Hakllsnz ! Dorudur right along boyuna, btn vakit. right angle dik a. right away hemen, derhal. right ascension (astr.) bir yldzn ilkbahar gn-tn eitlik noktasndan douya doru asal uzakl, matla- stval. right cylinder (mat.) dik silindir. Right face ! (ask.) Saa dn! right of action dava hakk. right of assembly toplanma hakk. right of asylum iltica hakk. right off hemen, derhal. right of search (huk.) arama hakk. right of way (huk.) gei hakk; nden geme hakk; demiryolunun getii arazi; kablolarn dendii arazi paras; yol geen arazi paras. Right on (argo) Tam isabet Devam et. righttowork law (A.B.D.) ) sendika d ii altrma hakk veren kanun. right trianglegeom dik gen .right whale balina, (zool.) Balaena mysticetus. right wing sa kanat, saclar. a legal right kanuni hak. by right of hak veya yetkisiyle. by right hakk olarak, hakka baklrsa. Declaration of Human Rights nsan Haklar Beyannamesi. have a good right ok hakk olmak, tamamyle hakl olmak. on the right side doru tarafta, doru yznde. women' rights kadn haklar. 
 karl taraf; kar tarafa dn. 
 drst, erdemli, doru; adil, adalete uygun olan. righteously  dorulukla. righteousness  doruluk, drstlk.
 hakl; hak sahibi; drst. rightfully  hakl olarak. rightfulness  hakl olma . 
 sadaki; sa tarafa ait, saa dnen; gvenilen. righthand man en ok gvenilen kimse, sa kol (zellikle i sahasnda) . 
 sa elini kullanan; sa elle yaplan; soldan saa dnen. 
  (pol.) sac (kimse) 
 hakl olarak, doru olarak. 
 doru dnl, saduyu sahibi. 
 doruluk, adalete uygunluk. 
(nlem), (ng.), (k. dili)Tamam ! Peki ! Aferin ! 
 saa doru. 
 eilmez, bklmez, kat, dimdik; sert, iddetli.rigidly  .kmldamayarak, dimdik. rigidness, rigid'ity  sertlik, diklik; kmldayamamazlk. 
 sama konuma; krtasiyecilik. 
 sertlik, katlk; insafszlk; eilmezlik, bklmezlik; iddet; ihtimam, dikkat; (tb.) titreme, rperme; (bot.) rigor, d etkilere kar tepkisiz kalma. rigor mortis lmden sonra vcudun katlamas. 
 ar sklk, sertlik. 
 iddetli, sert; ihtimaml. rigorously  insafszca; tamam tamamna; dakik olarak. rigorousness  sertlik, insafszlk; dakiklik, ihtimam. 
 Danimarka Parlamentosu. 
 eski Hindu din kitaplar, (bak.) Veda. 
 Rijeka. 
 sve Parlamentosu. 
 (k.dili) sinirlendirmek, kzdrmak; (A.B.D.) bulandrmak .
 (o.)- vi) (gz. san.) yzey zerinde kabartma ekil; resimde cisimlen dirilmi gibi grlen ksm . 
 kk dere. 
  (-med,- ming) kenar; tekerlek ispiti, jant;  kenar evirmek, kenar yapmak rimfire  kenarndan ate alan (fiek) rim'mer  kenar sslemeye mahsus alet. rime (bak.) rhyme. 
  kra;  kra balamak, kra dmek; kra ile rtmek .rim'y  kral, kra gibi. 
 yarklarla dolu; (bot.), (zool.) aa kabuu gibi atlakl. rimos'ity  aa kabugu gibi yark veya atlaklk. 
  kabuk; meyva veya peynir kabuu;  kabuunu soymak. 
 (bayt.) sr vebas. 
 (mz.) kuvvetlenerek, artarak, (ks.) rf.) 
(rang, rung) alnmak, ses vermek; nlak; zili almak; alkanmak (hret ile); tesir etmek (sz); almak; latmak; an ile iln etmek; ses armak; an sesi; nama sesi; ahenk; akis.ring down tiyatro perdeyi indir iareti vermek; bir eye son vermek. ring in an sesiyle getirmek. ring off telefonu kapamak. ring out an sesiyle gndermek; hzl hzl. almak ring true doru gibi gelmek (sz) ring up birine telefon etmek. ring for a servant hizmetiyi armak. ring the changes on ayn eyi tekrar tekrar sylemek. 
 etrafna halka ekmek, etrafn kuatmak, ember iine almak; halka veya yzk takmak; halka eklinde soymak (aa kabuu); halka meydana getirmek; helezonlar halinde ykselmek; halka ekline girmek; halka, daire; yzk; ember; gre meydan; sirk, ring; ticaret veya siyasette nfuzunu kendi karlarna kullanan ebeke; (kim.)atomlardan meydana gelen halka.ring fence geni bir yerin etrafn eviren it.ring finger yzk parma.run rings around one ok stn gelmek, ok geride brakmak. 
 gagasnda renkli hal kas olan (ku) .
 halkal civata, mapa. 
 atta topuk nasr. 
 boynu halkal gvercin, tahtal gvercin, (zool.) Streptopelia risoria. 
 az ak; (bot.) i yapraklar ayrk. 
 an alan kimse veya cihaz; ( (argo) hakk olmadan hile ile yar veya oyuna giren kimse veya at; (argo) tam benzer. 
 halka oyununda kaza geen halka; bir eyin etrafn halka gibi saran ey. 
 idareci, tertipi, ele ba. 
 sa llesi; ufak halka. 
 sirkte gsteriyi sunan kimse. 
 boynu renkli halkal bir ylan veya rdek tr. 
  ringe veya sirk sahnesine yakn (yer) 
 tyleri renk renk halkal olan, izgili. 
 kark renkli kuyruklu. 
 (tb.) mantar hastal. 
 baz oyunlara mahsus buz sahas; bina iinde patinaj alan; tekerlekli patenle kayma yeri. 
  alkamak, hafife ykamak; ykayarak sabununu gidermek, durulamak;  alkama; sa boyas. 
 alkalama; (gen.) (o.) iinde herhangi bir eyin alkanm olduu su. 
  grlt, patrt, velvele, amata, hengme; kargaalk; ba kaldlrma,isyan, ayaklanma; cmb, elenti;  grlt etmek; ayaklanmak, isyan etmek. Riot Act eskiden ngiltere'de on iki veya daha fazla kimse isyan karmak maksadyle toplanp da dalma emrine uymaynca onlar sulu tutan kanun; (k. h.) iddetli azar. read the riot act azarlamak. riot gun nbetilikte veya ayaklananlara kar kullanllan ksa namlulu tfek. riot squad toplum polisi ekibi. run riot (fig.) gemi azya almak; dal budak salp her yeri sarmak (bitki) 
 ayaklanmayla ilgili;grltl. riotously  grlt ile. riotousness kargaalk. 
 (-ped,- ping)  yarmak, kesmek; ekip dikilerini skmek; keresteyi boyuna kesmek; yarlmak; dikileri almak; hzla ilerlemek veya komak:  yark, yrtk; diki sk; deersiz ey; girdap, anafor. rip cord parat aan kollu ip; balonu abuk indirmek iin gaz torbasn azck amaya mahsus ip. rip off (argo) almak; dolap evirmek rip open yarp amak. rip out bir denbire kfr savurmak. ripped  yrtl; (argo) sarho; akn. 
 ters akntlarn birlemesinden meydana gelen dalgal su.
yirmi yl uyuduktan sonra uyanp tamamen degimi bir dnya gren adam (Washington Irving'in bir eserinin kahramam); ok eski kafal adam. 
  nehir kenarlannda bulunan; su kenannda byyen;  nehir kenannda oturan kimse. 
 olmu, olgun, olgunlam, yetimi, kemale ermi; olgunluk derecesine varm; ihtiyarca, yalca; eski ve lezzetli, tam vakti gelmi; hazr. ripe'ly  olgunlukla; uygun surette, tamamen. ripe'ness  olgunluk. 
 olgunlatrmak, olmak, olgunlamak, kemale erdirmek veya ermek. 
 ( argo) hile, desise. 
  karlk, hamle; abuk ve zekice verilen cevap;  abuk kar hamle yapmak; abuk ve zekice cevap vermek. 
 kesici ey veya kimse, yarc ey veya kimse; diki skmeye mahsus alet; (ing),( argo) ok hoa giden ey; ok mkemmel adam. 
 boydan boya kesen, yaran;ing), (argo) ok gzel, mkemmel, l. a rip ping good time ok gzel vakit. 
 ufack dalga, dalgack; su yznn dalgalanmas;  ufak dalgalar meydana getirmek; dalgalanmak; dalgacklar gibi ses karmak. a ripple of conversation dalga gibi ykselip alalan konuma sesi. ripple mark kaya veya kum zerinde su veya rzgrn brakt iz. ripplet  dalgack. ripply  dalgack gibi. 
  keten tara, keten tohumunu ayrmaya mahsus tarak;  keten tohumunu ayrmak. 
 yrtlmaz, dikileri sklmez. 
 temel iin kullanlan ta paralar. 
 ( (A.B.D.), ( argo) neeli, canl; grltl. 
 (A.B.D.), (argo) ok neeli, grltl. 
 bk testeresi, tahtay uzunluuna kesmeye yarayan testere. 
 (eski), (argo) fazla grltl kimse veya ey; olaanst kimse veya ey; kasrga. 
 kark akntl olduu iin yzmeye uygun olmayan sular. 
 drdnc yz ylda Ren nehri sahillerinde ve Kln civannda yerlemi olan Franklara ait. 
 (rose, risen) kmak, yukar kmak; ykselmek; kalkmak, ayaa kalkmak; meydana kmak, zuhur etmek; kabarmak, imek; toplant bitince kalkmak; domak (gne, ay); kmak, gzkmek; balamak, peyda olmak, hsl olmak; artmak, oalmak; ilerlemek, zenginlemek; ayaklanmak, isyan etmek; almak, ferahlamak, iyilemek; reva bulmak; pahas artmak; dirilmek, lm yatandan kalkmak. rise to the occasion frsattan istifade etmek. 
 dou, ykseli; bayr, tmsek; art, ykseli; sesin tizlernesi; sesin ykselip artmas; su yzeyine k (balk); zuhur, meydana k; (ing)(maata) (zam.) give rise to sebep olmak, davet etmek. on the rise artmakta, ykselmekte. get a rise out of one aka ile birisinin zayf noktasma temas ederek heyecanlandrmak. 
 yataktan kalkan kimse; merdiven basamann dik olan (ks.)m; sahneye konabilen basamakl platform. 
 glme tabiat olan; glme eiliminde olan; gldrc, glmeye ait; risibil'ity  glme temayl, risibly gldrecek surette. 
  kalkan, kan, ykselen, ilerleyen; byyen, yetien;  ykseli, ilerleyi; isyan, ayaklanma. 
  tehlike; risk, riziko, hasar tehlikesi; (sig.)orta edilen kimse veya ey;  tehlikeye koymak; gze almak. at your risk ziyan olduu takdirde sizin hesabnza, tehlike mesuliyeti size ait olmak zere. risk'y  tehlikeli, rizikolu. 
 talyan usul peynirli veya etli pirin orbas. 
 edebe aykr, ak sak, uygunsuz. 
 bir eit et veya balk brei. 
 (Fr.) yada piirilip kahverengi olmu. 
 srtma, srt.
(ks.) ritardando.
 (mz.) gecikerek. 
 ayin, dinsel tren . 
  ayine ait, ayin kabilinden, dinsel trene ait; adet edinilmi;  dini ayin ve merasim; ayin kitab; det, alk. ritualism  ayine gre ibadet usul. ritualist  ayine gre ibadet etme taraftar. ritually  ayinle; adetlere gre. 
 ayinden ibaret; ayine gre; yaplan det kabilinden. 
   rakip;  rekabet eden;  rakip olmak, rekabet etmek, gemek iin rekabet etmek. rivalry  rekabet. 
(rived veya riven) yarmak, yark amak; yarlmak. 
 rmak, nehir. riverbank  rmak kenar. river bed rmak yata. river qod rmak tanrs. river horse suaygr. river man rmak stnde alan adam. river rat rmak kenarnda hrszlk eden haydut, nehir haydutu. river road rmak boyunca giden yol. riverside  rmak kenar. 
  perin ivisi, perin;  perinlemek. rivet one' eyes on perinlenmi gibi gzlerini bir noktaya dikmek. riveter  perinci. riveting machine perin makinas. riveted  perinli; mhlanm, donup kalm. 
 Marsilya ile Cenova arasnda plajlaryle mehur sahil. 
 (Fr.) (o.)unlukla bir diziden fazla elmas gerdanlk. 
 ufak su, dere. 
 eskiden Almanya, Felemenk veya skandinavya'ya mahsus yaklak olarak bir dolar deerinde gm para.
(ks.) Rhode Island.
(ks.) requiescat in pace Huzur iinde yatsn, Allah rahmet eylesin.
(ks.) Royal Navy, registered nurse.
. mikroskop. microscop'ic(al)  ancak mikroskopla grle bilen, mikroskobik; ok ufak. microscop'ically  mikroskobik ekilde; ok ufak miktarda. 
 sazan familyasmdan bir eit tatl su bal; kzlkanat, (zool.) Rutilus rutilus; kzlgz, ama bal, (zool.) Leuciscus rutilus. 
 hamambcei, (zool.) Blatta orientalis. 
 (sk sk) (o.) d liman, demirleyecek yer. 
 yol; demiryolu. road cart iki tekerlekli binek arabas. road hog btn yolu igal eden fr veya arabac. road machine yolu dzeltme makinas. road metal( ing.) yol yapmaya mahsus krk ta Out of the road ! Yoldan ekil ! Destur ! take to the road yola dmek; serseri olmak. 
 yol temeli veya yata . 
 mnia, yolu kapayan engel . 
 ehir dnda yol kenarndaki lokanta veya gece kulb. 
 demiryolu kta mdr . 
 yol kenar. 
 d liman, demirleyecek yer. 
 iki kiilik hafif otomobil; binek at; bisiklet . 
 yolun vastalar geen ksm. 
 idman olarak koma. 
  dolamak, gezmek; avare dolamak;  dolama, gezme. 
  demir kr donlu, mercan kr donlu; sahtiyandan yaplm;  demir kr donu; demir kr at; sahtiyan, gderi. 
  gmbrdemek; kkremek (arslan); heybetli ses karmak; barmak, grlt et- mek; kahkaha ile glmek; grlt ile nefes almak (at);  kkreme, grleme; heybetli ses; kahkaha. 
  grleme; kkreme; kineme; hrltlll soluma meydana getiren at hastall;  grleyen, kkreyen. roaring applause ortal nlatc alk. 
   frnda kzartmak, kebap etmek; (kahve) kavurmak; (k. dili) taklmak, alay etmek; (k. dili) azarlamak, halamak; tavlamak; I. etkzartmasl;  kzarm, kzartlm. 
 kzartan ey veya kimse; kzartma tavas; byk boy tavuk. 
 soymak; bakasnn para veya eyasn alp soymak; yama etmek, talan etmek; mahrum etmek; hrszlk etmek, adam soymak. rob Peter to pay Paul birine olan borcu demek iin bakasnn hakkn yemek. 
 hrsz, haydut, aki, yol kesen kimse. robbery  hrszlk, adam soyma. 
  cppe, kisve, uzun elbise, bini; resmi elbise, kaftan; krk atk;  kaftan giydirmek veya giymek. robes of state resmi ve uzun hkmdar kyafeti. 
 .Amerika'ya mahsus kzl gusl bir ardkuu; (ing.) kzl gerdan, nar blbl, (zool.) Erithacus rubecula Robin Goodfellow (ing.) (mit.) yaramaz peri. robin' egg blue ardkuu yumurtasnn rengi olan yeilimsi ak mavi. Robin Hood ingiliz efsanelerinde ok yiit ve cmert tabiatl ekiya. robin redbreast kzl gosl ardkuu; kzl gerdan. 
 Kaliforniya'ya mahsus bir eit beyaz mee aac, (bot.) Quercus lobata. 
  (tb.) kuvvetlendirici;  kuvvet ilc. 
 insan gibi alan makina, robot; her trl emirleri makina gibi yerine getiren vicdansz ve duygusuz kimse. robot bomb kendi kuvvetiyle uan bomba. 
 salam, grbz, gl, kuvvetli, din; kaba. robustly  kuvvetle. robustness  kuvvet, zindelik. 
 (gen.) (aka) kaba kuvvetli, kaba, salam . 
 anka kuu. 
 bir eit prasa, (bot.) Allium scorodoprasum . 
 piskoposlara mahsus beyaz cppe. 
 kaya; kaya paras; kaya gibi kuvvetli ey; (A.B.D.), ( argo) byk mcevher, elmas; (ing.) akide ekeri; felkete sebep olan ey. the Rock Cebelitark da ve kalesi. rock bass Amerika'ya mahsus bir eit tatl su bal. rock bottom kaya tabakas; en aa (fiyat) rockbound  etraf kayalk; ulalmaz, eriilmez. rock candy akide ekeri. rock crystal necefta. rock garden kayalk yerde bulunan bahe; da iekleri yeti- tirmek iin zel olarak yaplan kayalk bahe. rock ruby 11 ta. rock salt kayatuzu. rockwork  kaya paralar ile yaplan duvar veya bahe- ss. living rock arz kabuun daki takreden ayrlmam kaya kitlesi. on the rocks kayaya arpm, harap olmu; ifls etmi; buzlu fakat soda veya su katlmam (viski) 
  sallamak; beik sallamak, sallayarak. uyutmak; sallanmak, olduu yerde sallanmak;  sallama, sallanma .rockandroll  ok ritmik bir pop mzii .rocking chair salncakl sandalye. rocking horse salmcakl oyuncak at. rock the boat velveleye vermek. 
beik veya salncakl sandalye altmdaki kavisli aa, ayak; beik sallayan kimse.off one, rocker (argo) atlak, dengesiz, deli. 
 kayalk bahe, ta ynndan yaplm ieklik. 
  havai fiek, roket;  roket atmak; havaya doru dik umak; hzl ve dikine umak. rocket bomb tepkili bomba. 
 roka, (bot.) Eruca sativa. 
 bir eit kayabal. 
 kayadan kenarlar olan; ok inat. 
 laden; keisakal, (bot.) Cistus creticus. 
 kayalk, kaya dolu; kaya gibi; hissiz, duygusuz, kat, kat kalpli. Rocky Mountains, Rockies Kayalk Dalar. rockiness  kayalkl olma. 
 sallanmaya eginik, sallanan, titrek; kararsz; (k. dili) zayf, halsiz. 
  mimaride rokoko tarz, ok ssl mimari tarz;  rokoko tarzna ait; ok susl, fazla gsterili. 
 ubuk, denek; asa; falaka denei; ceza; kudret, g; be metrelik uzunluk ls. connecting rod (oto.) piston kolu. 
(bak.) ride. 
  kemirici, kemirgen (hayvan) 
 seyirciler nnde kovboylann kendi hnerlerini gsterdikleri elenti; hayvanlar kme halinde toplama veya srme. 
   kuru laf, bo yere vnme, byk sz;  (nad.) vngen, kuru laf;  byuksylemek,vnmek, atmak. 
 karaca, (zool.) Capreolus capreolus; (bak.) deer. roebuck  erkek karaca. 
 balk yumurtas.
rntgen nlar. 
 eski Roma'da vali tarafndan halkn onaylamasma sunulan kanun tasars; (kil.) yakar, yalvarma. 
(nlem), (k. dili) Evet! Peki! 
  derbeder kimse, apkn veya sefil kimse; hrsz, dolandrc, hilekr kimse; yaramaz kimse, klhani; azgn fil; dilenci;  serserilik etmek; hilekarlk etmek, aldatmak. rogue elephant babo kalm azgn fil. rogues' gallery sabkallarn resimlerini kapsayan koleksiyon. ro'guery  derbederlik, apknlk; dilencilik; hrslzlk, hile, dolandrclk; yaramazlk. 
 apkn, derbeder; yaramaz . 
 bulandrmak; sinirlendirmek, fkelendirmek. roil'y  bulank, amurlu. 
 cmb etmek, grlt etmek. roisterer cmb. 
 .imparator arlmann efsanevi yeeni ve en yiit valyelerinden biri. 
 .rol. 
 yuvarlamak; evirmek, devirmek; top etmek, sarmak; kaln sesle sylemek; amak, oklava ile amak; haddeden geirmek; hzl hzl davul almak; "r" harfini iddetle sylemek; yuvarlanmak, tekerlenmek, yuvarlanp gitmek, tekerlek stnde gitmek; dnmek, dolamak, deveran etmek; inili yokulu uzanp gitmek; dalgalanmak; top olmak, sarlmak; grlemek; oklava ile almak; geip gitmek (zaman) rolled oats yulaf ezmesi. 
 yuvarlan, yuvarlay, tekerleme; devirme, devrilme; silindir, yuvak, merdane; tomar eklinde ey; liste, defter, sicil, kayt; top, rulo; bir eit kk ekmek; gmbrt, gk grlemesi; kabarklk; bklp tomar haline konabilen tuvalet takm antas; geminin sallamas, yalpa; (argo) para tomar, para; (hav.) tono; yere indikten sonra uan pistte bir mddet gitmesi. roll call yoklama. rolltop desk ubuklardan yaplm kapa kvrlarak alp kapanan yaz masas, Amerikan yazhanesi. 
 yuvarlanan ey; kuman sarld makara, silindir; ufak tekerlek; zellikle frtnadan sonra sahile arpan byk dalga; (tb.) sarg. European roller mavi kuzgun, (zool.) Coracias garrulus. roller bearing (mak.) makaral yatak. roller-skating  tekerlekli patenle kayma. roller towel ular birbirine dikili ve bir makaraya aslarak kullanlan havlu. 
  elenerek gitmek, nee ile ilerlemek veya gitmek;  nee, keyif, elence. 
  yuvarlanma, yuvarlan;  yuvarlanan, inili yokulu; dalgal; sallanan; devrik (yaka); grleyen. rolling mill hadde fabrikas, hadde. rolling pin oklava. rolling press t makinas. rolling stock lokomotif ve vagonlar. 
 tknaz, bodur.
(ks.) Roman.
  imdiki Yunanistan'a veya Yunan diline ait;  Yunanca, Rumca. 
  Roma'ya veya Romallara ait; Roma mimarisine ait; (gen.) (k. h.) Latin harflerine ait;  Romal; (gen.) (k. h.) Latin harfleri; (o.) Kitab Mukaddeste Resul Pavlus'un Romallara yazlm mektubu. Roman candle havan maytab. Roman Catholic Katolik. Roman cement rutubete ok dayankl bir eit imento. Roman Emperor Roma imparatoru. Roman letters Latin harfleri. Roman nose eski Romallara mahsus hafif gaga burun. Roman numerals Romen rakamlar. Romanism  Katolik mezhebinin usul ve inanlar. Romanist  Katolik. Romanize  Katolikletirmek. 
(Fr.) gerek kii veya yerlerin uydurma isimlerle gsterildii roman. 
  ak maceras; romantik ak; romantiklik; ekicilik, cazibe; maceraperestlik; ak destan; macera roman; ortaala ilgili valyelik efsanesi; martaval; (mz.) romans;  macera roman yazmak; romantik hikye sylemek veya yazmak, hayali dnceleri olmak, romantik davranmak; (k. dili) sevimek. romancer  macera roman yazar; yalanc kimse. 
 Latince kkenli (t.)alyanca, spanyolca, Franszca gibi) 
  ortaa Roman mimari slubuna ait, Roman;  Roman mimari tarz. 
  bir ak ilikisiyle ilgili; romantik; romana benzer, hayali. romantically  romantik olarak. romanticism  romantizm. romanticist  ro- mantik kimse. 
  ingene; ingene dili;  ingenelere ait; ingeneceye ait. 
 Roma. 
 (aa.) Katolik. 
  srayp oynamak; kolayca kazanmak;  srayp oynayan kz ocuk; hoyrata ve grltl oyun; (k. dili) kolayca kazanlan ey. 
 ocuk tulumu. 
 (o.) -deaux) on  msradan ibaret olan ve birinci msra en sonda tekrarlanan iir. 
 on drt msral ve iki kafiyeli iir. 
 (mz.) rondo. 
 (iir) yuvarlaklk. 
 ha; eski dnm, yeni dnmn onda biri; be buuk metreden yedi buuk metreye kadar deien bir uzunluk ls. 
  dam, at; dama benzer ey;  at ile rtmek, stn kapamak. roof garden dam st bahesi. roof'ing  at yapma; at malzemesi. 
 satranta kale. 
  ekinkargas, (zool.) Corvus frugilegus; hilekr adam;  hile ile kapmak; aldatmak. rook'y  karga gibi. 
 karga ve dier kularn redii yer; aybalklarnn meskeni; ok sefil insanlarn oturduu kalabalk ev. 
 (argo) acemi asker; yeni polis; acemi oyuncu. 
  oda; yer meydan;  oturmak. room'mate  (A.B.D.) oda arkada. make room for birisi iin yer amak. There is no room for doubt. pheye mahal yok. take up a lot of room ok yer tutmak. room'er  pansiyoner. room'ful  oda dolusu.
 geni. roominess  genilik.
  tnek; kularn geceledii yer;  tnemek. rule the roost (k.dili) ba olmak, hakim olmak.
 horoz.
 kkletirmek, tutturmak; kklemek, tutmak. root for (k. dili) desteklemek. root out, root up kknden skmek. 
 kk; kaynak, temel; kelime kk; (mat.) kk. root and branch tamamyle, kkten, toptan, hepsi. root beer baz kklerden yaplan iecek. root borer kkleri kemiren bir bcek. root gall parazitlerin kklerde meydana getirdii ilik. root leaf kk filizi. cube root kp kk, nc kuvvetten kk. pluck up by the root kknden skmek. square root kare kk, ikinci kuvvetten kk. take root kk salmak; tutunmak. root'less  kksz; aslsz. root'let  kkk, ince kk teli. root'y  kkl, kk gibi, kk dolu. 
(bak.) rhizome. 
 kk, asl kaynak; (bot.), (bak.) rhizome. 
  ip, halat; idam; ip gibi dizilmi ey; nemli veya yapkan lif veya iplik; (A.B.D.) kement;  iple balamak; (A.B.D.) kementle tutmak; ip haline gelmek. rope in (k. dili) kandrmak. rope off ip evirerek snrlamak. rope yarn halat ipi. be at the end of one' rope aresiz kalmak. give one rope serbest brakmak, kendi haline brakmak. know the ropes (k. dili) bir ii iyi bilmek. 
 ip cambaz. 
 ipi, halat. 
 halat bkme yeri. 
 tel tel olup kopmayan; ip gibi, sicim gibi. ropiness  tel tel olup kopmay; ipe benzer hal. 
Rokfor peyniri. 
  kroke oyununda kendi topunu baka topa vurdurmak;  topu topa vurdurma. 
 atalkuyruklu balina.
(psik.) Rorah testi. 
 glgillerden; gls, gl gibi. 
 tespih ile okunan dualar; tespih; baa taklan elenk; (edeb.) gldeste; gl bahesi. 
 gl, (bot.) Rosa; gl rengi, ak pembe; rozet; hortum szgeci. rose acacia glibriim, (bot.) Robinia hispida. rose cold, rose fever (tb.) gln sebep olduu saman nezlesi. rose diamond gl biiminde kesilmi elmas, Felemenk elmas, roza. rose geranium gl kokulu sardunya, (bot.) Pelargonium capitatum. rose jam gl reeli. rose mallow glhatmi, (bot.) Althaea rosea. rose quartz kzl kuvars. rose vinegar gl sirkesi. rose water glsuyu. rose window tekerlek eklinde ve renkli camlarla ssl pencere. attar of roses glya. brier rose yaban gl. cabbage rose Van gl. damask rose mor gl, am gl. monthly rose yediveren gl. musk rose misk gl. tea rose ay gl. under the rose gizlice, el altndan. 
 gl renkli. see the world through rose-colored glasses dnyay toz pembe grmek. 
 krmz, gl renkli; gl dolu; gle benzer. 
 zakkum, aaac. 
 gl koncas. 
 gl aac. 
 biberiye, (bot.) Rosmarinus officinalis. 
 (tb.) ocuklarda bir cilt hastal, rozeol. 
 Msr'da Reit ehri. Rosetta stone 1799'da Reit civarnda bulunan ve stnde Yunanca ve hiyeroglif yazlar olan bazalt tablet. 
 gl eklinde rozet. 
 tropikal bir aacn koyu krmz ve gzel kokulu odunu. 
Musevi takviminde ylba (eyll veya ekim) 
 doast felsefesini insan ilikilerine uygulama yolunda kurulan milletleraras bir dernein yesi. 
  amsakz, reine;  stne amsakz srmek. rosiny  amsakzna benzer; reineli. 
 Donkiot'un ihtiyar at; (k. h.) hurda beygir. 
 (ask.) subaylarn nbet sralarn gsterir liste veya defter; isim listesi. 
(o.), (bak.) rostrum. 
 geminin kvrk pruvasna ait; hatiplik krssne ait. 
 (o.) rostra, rostrums) hatiplik krss, platform; eski Roma'da kvrk veya gaga gibi pruva; (zool.), (bot.) gaga eklindeki uzuv, rostrum. rostriform  kvrk veya gaga eklindeki. 
 gl gibi; gl renkli, krmz; gll, gllerle ssl; mit verici; en. rosiness  gl renklilik. 
 rme, bozulma; rk; bitkileri rten bir hastalk, kf; koyunlarda parazitlerden ileri gelen rme hastal. 
t. rmek, bozulmak; rtmek, bozulmasna sebep olmak. 
 (ng.) vazife nbeti; nbet listesi; (b. h.) Papalk makamnda yksek dini mahkeme. 
 Rotary kulp yesi. 
  ark gibi dnen ekseni zerinde dnen, dnel;  (o.) devir makinas. Rotary Club 1905'te Chicago'da kurulan milletleraras sosyal bir dernek. rotary engine dnel devimli motor. rotary harrow dner tapan. rotary press rotatif. 
 dmek, eksen zerinde dnmek; vardiya deitirerek almak; dndrmek, devrettirmek; sra ile altrmak; sra ile farkl ekinler yetitirmek;  (bot.) tekerlek eklindeki, rotat. rotative, rotatory  ark gibi dnen, dnel; ark eklindeki. 
 ark gibi dnme, eksen zerinde devretme, deveran; sra ile farkl ekinler ekme; devir sra ile gelme. 
 dnen ey; (o.) -es) (anat.) bir uzvu dndren kas. 
(ks.) Reserve Officers' Training Corps. (A.B.D.) yksek okullarda subay kursu. 
 belirli i sras, allm hareket, det. by rote mekanik olarak, dnmeden, ezberden. 
 bitki kklerinden elde edilip bcek illarnda kullanlan etkili bir bileim. 
 (A.B.D.) dk kalite viski. 
 aznn etrafndaki hareketli kirpiklerle suyu ieri eken ok hcreli ve mikroskobik bir su hayvanc, rotator. 
 dner ii; pimi yemek dkkn; mterilerin setikleri yemei piirip veren lokanta. 
 (o.) artal) Arap memleketlerinde arlk l birimi (500 gr ile iki kilo arasnda deiir) 
 (matb.) tifdruk. 
 rotor, dne; helikopter pervanesi; gemide yelken hizmetini gren ve yerinde dnen dikili silindir. 
 rk, bozuk, rm; ahlka bozuk; (k. dili) berbat, ok kt. rottenly  ok kt. rottenness  rklk; ktlk. 
 ponza, sngerta. 
 (ng.), (argo) haylaz kimse, ktcl kimse, alak kimse. 
 yuvarlak, toparlak; dolgun ve kuvvetli (ses) rotundity, rotundness  yuvarlaklk, toparlaklk; dolgunluk (ses) 
 daire eklinde kubbeli bina veya oda. 
 (Fr.) avamdan biri, kyl.
(bak.) ruble.
 (Fr.) apkn adam, ahlk dkn kimse. 
  allk; ruj; perdah tozu;  allk srmek. rouge et noir krmz ve siyah damal bir masa stnde oynanan bir iskambil oyunu. 
 przlendirmek; (spor) itip kakmak. rough in, rough out kabataslak yapmak. rough it rahatna fazla dkn olmamak, skntlara katlanmak; ok basit bir ekilde yaamak veya seyahat etmek. rough up itip kakmak, dvmek. 
 kabaca. play rough itiip kakmak. 
  przl, dzgn olmayan; tyl; talk; inili yokulu; kaba, zahmetli, sert; frtnal; hoyrat; kabataslak; yaklak;  kaba ve terbiyesiz adam; przl ey; (golf) dz olmayan saha. rough breathing Yunancada ''h" sesi. rough draft ilk msvedde, taslak. rough guess kaba tahmin. rough weather sert hava. in the rough kaba halde, ilenmemi durumda. a diamond in the rough eitilmemi deerli adam. roughly  kabaca; aa yukar, yaklak olarak. rough'ness  kabalk; sertlik. 
 kaba fakat gayretli ve elinden i gelir. 
  intizamsz ve kuralsz (durum) 
 kaba madde; ok sellozlu yiyecek maddesi. 
  taslak; kaba sva;  taslan yapmak; kaba sva ile svamak. 
 (amarlar) sadece kurutup tlememek. 
 przlendirmek, przlenmek; kabartmak, kabarmak. 
 keresteyi veya ta kabaca yontmak. 
  (argo) grlt patrt;  grlt patrt karmak. 
 at terbiye eden kimse; azgn ata binebilen kimse; kovboy. 
 kayarl, nallarnda buz mhlar olan. ride roughshod over bakasnn hakkn yemek. 
 (mz.) nameleme; iine dolma ii doldurulup piirilen ince et dilimi. 
 (o.) -leaux, -leaus) (Fr.) fiek (para) 
 rulet; kakmaclkta noktal izgi yapmak veya kt zerinde delikler amak iin kullanlan dili ufak tekerlek. 
 yuvarlak, deirmi; top, toparlak, kresel; silindir eklinde; yuvarlak (hesap); ok, hayli; abuk, atik, sratli; dolgun; ak, ekinmesiz; tam. round clam yenilir bir deniz tara, (zool.) Venus mercenaria. round dance vals gibi dnerek yaplan dans. round number yuvarlak say. round robin grup arasnda sra ile yazlan mektup zinciri. round table conference yuvarlak masa toplants. round trip gidi dn; tur. a round oath okkal kfr. round'ly  yuvarlaka; aka, ekinmeyerek, dobra dobra. round'ness  yuvarlaklk. 
 yuvarlak ey, daire; dnerek yaplan dans; devir, posta, sefer; sra; birbirini takip eden birka sesle okunan ark, kanon; at; birka top ve tfein birer defa ate etmesi; boksta ravnt. round of applause alk tufan. a round of drinks on me herkese benden birer bardak iki. go the round azdan aza dolamak. in the round gz. san. mstakil (kabartma gibi bir zemine yapk olmayan heykel) make the round of sra ile dolamak. 
 (edat) etrafa, etrafnda; devrederek, dnp dolaarak; civarnda; (edat) evresine, etrafna, etrafnda; her ynden; ileri geri. 
 yuvarlaklatrmak, deirmi hale koymak; doldurmak; etrafn dolamak, dolap gemek; dudaklar bzerek telaffuz etmek; yuvarlaklamak; toplamak, imanlamak; dn- mek, dolamak; durduu yerde dnmek. round off yuvarlak yapmak; tamamlamak. round out tamamlamak, bitirmek; doldurmak. 
 omuzlar ve srt yuvarlaka olan. 
 gece gndz, devaml. 
  dolambal, dolak; dolayl; yeterli, geni kapsaml; evreleyen;  ceket; (ng.) atlkarnca, dnme dolap; (ng.) tek ynl yuvarlak kavak. 
 (iir) dokuz msral ve iki nakaratl iir; yuvarlak girinti veya pencere. 
 nakaratl (ks.)a ve basit ark; daire halinde yaplan dans. 
 yuvarlaklatrc alet; (A.B.D.), (argo) klhanbeyi, sabkal adam, tembel ve ayya kimse. rounders  (ng.) beysbola benzer bir oyun. 
 ngiltere i savanda cumhuriyeti. 
 lokomotiflere mahsus yuvarlak bina; (den.) k gvertesinde kamara. 
 yuvarlaka, deirmice. 
 tefti polisi. 
 (A.B.D.) davar bir araya toplama; (k. dili) toparlama. 
 (tb.) yuvarlak kurt, (zool.) Ascaris lumbricoides. 
 bir eit tavuk nezlesi. roup'y  nezleli; (sko.) (ks.)k sesli. 
  uyandrmak, kaldrmak; canlandrmak, gayrete veya harekete getirmek, tahrik etmek; (av hayvann) kkrtmak; tellandrmak, tela drmek;  uyandrma, kaldrma; canlandrma, harekete getirme. rous'ing  uyandrc, heyecan verici; canl, faal; (k. dili) byk, yaman, hayret verici. 
 rhtm veya gemi iisi; ufak tefek ilerle geinen adam, yanama. 
  bozgun; dzensiz kalabalk, halk yn, ayaktakm; (huk.) birka kiinin ayaklanma niyetiyle bir araya toplanarak huzuru bozmas;  bozguna uratmak. 
 burnu ile yeri emek (domuz); kknden sokup karmak. rout out eelemek, kurcalamak, aa karmak; gizlendii yerden karmak, zorla karmak. 
  yol, tarik, rota;  belirli bir yolla gndermek. en route yolda. go the route sonuna kadar devam etmek. mail route posta yolu; postacnn gittii yol. 
 freze. 
  artlarn gerektirdii allm i veya hareket yntemi; i program;  allm. 
  avare dolamak;  avare dolama. rov'ing  gezici, dolaan. 
  yar bklm iplik;  gz veya delikten geirmek; taramak; iplii ekip hafife bkmek. rov'ing  iplii ekip hafife bkme; yar bklm iplik.
kalkk kuyruk, (zool.) Ocypus olens.
 serseri kimse; korsan. 
  kavga, patrt, kargaa;  kavga karmak; kavgaya karmak. 
 sra, saf, dizi; sra evler; sra evleri olan sokak. hard row to hoe zor i. 
  krek ekmek, krek kullanmak; krek ekerek gtrmek, krekle yrtmek;  krek ekme; kaykla dolama, sandal gezintisi. row against the tide akntya kar krek ekmek, glklere kar uramak. 
 vez, (bot.) Sorbus aucuparia. 
 (A.B.D.) kayk, sandal. 
  klhanbeyi, karklk karmaya meyilli kimse;  klhanbeyi gibi. rowdiness, rowdyism  klhanbeylik. rowdyish  klhanbeyce. 
  mahmuz;  mahmuzlamak. 
 ikinci defa biten ot; ikinci mahsul; netice, sonu. 
 (ng.) Iskarmoz, yarm ay skarmoz. 
  krala ait, krala yakr; kral himayesinde; ahane, muhteem, saltanatl; muazzam, ok byk;  byk tabaka kat; (den.) kontra babafingo. royal mast (den.) kontra babafingo direi. Royal Navy ngiltere deniz kuvvetleri. royally  grkemle. 
 kralc. royalism  kralclk. royalist, royalis'(tic.)  kralc. 
 krallk, hkmdarlk; kral ailesinden kimseler; saltanat; mlk sahibine verilen iletme pay; bir kitabn yaymlanmasndan sonra yazarna verilen pay; hak sahibine verilen pay.
(ks.) Right Honorable.
kls. Right Reverend.
 srtme, srtnme; ovma, ovalama; glk, engel; sinirlendirici ey; prz. 
 (-bed, -bing) ovmak, ovalamak; srtmek: srtnerek tahri etmek; srtmek; ovup cillamak; srmek; srtnmek. rub away andrmak, yemek; anmak. rub down masaj yapmak. rub in ovarak yedirmek (ya) rub it in (argo) yzne vurmak. rub off, rub out silip karmak; srtnmeyle kmak, dklmek. rub out (argo) ldurmek. rub one the wrong way (argo) birini kzdrmak, sinirlendirmek, tepesini attrmak. rub shoulders with bir arada bu- lunmak. 
 davul sesi; buna benzer grlt. 
 rubai, drtlk. The Rubaiyat mer Hayyam'n bir iiri ve onun Fitzgerald tarafndan yaplm ngilizce evirisi. 
 ss ta olarak kullanlan parlak krmz bir kuvars. 
  (mz.) bir notann baka bir nota yerine uzatldn gsteren;  bu ekilde uzatma. 
 (iskambil) bir tarafn  oyundan ikisini kazand parti; berabere kalnca kazanan tayin iin oynanlan oyun. 
  kauuk, lastik; silgi; lastik (ayakkab); ovan kimse veya alet; masajc; natr, tellk;  lastik kaplamak. rubber boot oson, lastik izme. rubber cement kauuktan yaplan yaptrc. rubber check (A.B.D.), (argo) karlksz banka eki. rubber cloth muamba. rubber plant kauuk aac veya kauuk veren bitki; kauuk, (bot.) Ficus elastica. rubber stamp lastik mhr, stampa; ahsiyetsiz kimse. India rubber kauuk. 
 lastik kaplamak; kuma sugeirmez hale koymak. 
  (A.B.D.), (argo) herkese veya hereye dnp bakan kimse, merakl kimse, mtecessis adam;  tecesssle bakmak. 
 (k. dili) dnmeden onaylamak. 
 erp, sprnt, dknt; sama. 
 moloz ta; moloz, yap dknts. rubbly  moloz gibi. 
 ( argo) ifti, kyl, taral. 
  kzartc, deriyi kzartan;  (tb.) deriyi kabartmadan kzartan il. rubefaction  k- zartma, krmzlatrma. 
 (tb.) kzamkk. 
 (tb.) kzamk; kzamkk. 
 krmzlk, kzart. rubescents kzartc; kzarmaya yz tutmu. 
 eski talya'y Galya'dan ayran rmak. cross the Rubicon dnlmeyecek bir karar vermek.
 krmz, al; abuk kzaran (yz) rubicun'dity  krmzlk.
 (kim.) rubidyum. 
 pas renkli, kahverengimsi krmz. 
 krmz perdah tozu. 
 krmz, yakut renkli, lal. 
 ruble. 
 eski kitaplarda krmz harflerle baslan ksm, ayrc nitelii olan krmz harfler; kanun tasars bal; dua kitabnda veya herhangi bir dini kitapta blm ba; blm bal; blm; krmz renk. rubricate  krmz renkle yazmak; blmlemek, belirli ksmlara yazmak. 
  yakut, ll; saatlerde kullanlan ufak yakut paras; yakut rengi, ll; krmz arap; (ng.) 5 1/2 puntolu harf;  yakuta benzer, krmz, ll, al. ruby glass koyu krmz cam. 
 elbise ss iin kullanlan krmal dantela. ruch'ing  krmal dantela. 
I. kalabalk, halk yn, izdiham. 
  buruturmak, krtrmak, rselemek; burumak, rselenmek;  buruukluk, krk. 
 srt antas. 
 (A.B.D.) (argo) karklk, kargaa. 
 (k. dili) ayaklanma, kargaa, karklk. 
 kzlkanat, (zool.) Scardinius erythrophthalmus. 
 dmen, dmen bedeni. rudder bar (hav.) dmen pedal. 
 dmen anas. 
  aboyas;  krmzya boyamak. 
 krmz, al; shhatli ve pembe yzl; (ng.), (argo) kahrolas. ruddiness  krmzlk. 
 kaba; sert, iddetli; terbiyesiz, edepsiz; kaba saba, yontulmam, inceliksiz; acemi, ustalksz; grbz, kuvvetli; vahi. rude'ly  kabaca; serte. rude'ness  kabalk. 
 ilke, ilk adm; gelimemi ey; (biyol.) eski grevini kaybederek gelimeyen uzuv (apandis gibi) rudimen'tal, rudimen'tary  temel;gelime- mi, eksik. 
 sedefotu, (bot.) Ruta graveolens. African rue zerlik, (bot.) Peganum harmala. 
  piman olmak; esef etmek;  pimanlk; esef. 
 piman; ackl, esef olunacak. ruefully  pimanlkla. ruefulness  pimanlk. 
 krmzmtrak, krmzms. 
  iskambilde kozla alma;  kozla almak. 
 16. yzylda kolal ve krmal yuvarlak yaka. 
(diil.) reeve  dvken ku, (zool.) Philomachus pugnax. 
 pilatika, (zool.) Acerina cernua. 
  vicdansz ve alak kimse;  zalim, gaddar, canavarca, habis. ruffianly  gaddarca, habise. 
  buruturmak; kabartmak; kartrmak; krma yapmak, bzmek; (tylerini) kabartmak; rahatn bozmak, rahatsz etmek;  krma, frfr, farbala; zihni karma; patrt, grlt, kargaa. ruffler  diki makinalarnda krma yapan ek alet. 
 devaml davul sesi. 
 krmzms kahverengi, pas renkli; sarms krmz. 
 hal; kilim; kee; rt. Oriental rug ark hals. Persian rug Acem hals. 
 buruuk, krk.
 Londra'ya yakn byk bir erkek okulu; (k. h.) bu okulda icat olunan bir eit futbol; ( Kanada) Amerikan futbolu. 
 arzal, przl, engebeli; dzensiz; bakmsz, karmakark; sert, hain; kaba, terbiyesiz; kulak trmalayc; shhatli, kuvvetli, zinde; dayankl, salam, cefakr; frtnal, sert.
(bak.) rugate.
 buruukluk. 
  harap olma, harabiyet, yklma; tahrip; harabe, virane; perianlk; helk, kme; ifls;  harap etmek, viran etmek; mahvetmek, perian etmek, altst etmek; ihll etmek, bozmak; iflas ettirmek, batrmak; ifal etmek. be the ruin of birinin mahvna sebep olmak. in ruins harap, viran, ykkn. 
  (nad.) harap etmek, mahvetmek, yok etmek;  harap, viran. ruina'tion  mahvetmek; harabiyet, yklma; ykc ey. 
 harap edici, ykc, tahripkar; ykk, ykkn, harap, perian, viran. ruinously  ykc bir ekilde, mahvedercesine. 
 ynetim; hkm, kanun; det; kaide, nizam, kural; allm durum; yol, usul; tzk; izgilik, cetvel, cetvel tahtas; (matb.) ince izgi. as a rule ounlukla, genellikle. by rule kurala gre; kanunen. rule of three (mat.), l kural. rule of thumb yaklak hesap, gz karar, oranlama, pratik i grme usul. 
 ynetmek, hkm srmek, idare etmek; hkmetmek; baskn kmak, fazla etkisi olmak; tahakkm etmek; buyurmak; hkim olmak, dizginlemek; izmek, cetvelle izmek. 
 ynetici, hkmdar, amir; cetvel tahtas, izgilik, cetvel. 
 ynetim, hkmdarlk; yarg, hkm, hukuki karar; cetvelle izgi izme; cetvelle izilmi izgi. 
 rom; iki. 
 (ng.), (argo) tuhaf, acayip, antika. 
 Rum. 
 Romanya. Rumanian   Romanyal, Romen; Romence;  Romen. 
 rumba. 
 grlemek,gmbrdemek;gurlamak,gurulda- (mak.); (ta) yuvarlanan fya koyup parlatmak;  gmbrt, grlt, grleme; guruldama, gurultu; paytonun arkasndaki oturma yeri, bagaj yeri; aft zerinde yuvarlanan f; (A.B.D.), (argo) dala, maraza. rumble seat otomobilin arka tarafnda alr kapanr oturacak yer. rumblingly  grleyerek, gmbrtyle; gurultuyla. 
 (o.) rumina) (zool.) ikembe; gevigetirenlerin inedii ey. 
  gevi getiren; gevigetirenlere zg; dnceli;  gevi getiren hayvan. 
 gevi getirmek; dnceye dalmak. rumina'tion  gevi getirme; derin dnme. ruminative  derin dnceye dalm. 
  altst edip aramak; dikkatle aratrmak;  aratrma, altst ederek arama. rummage out aratrarak bulmak. rummage sale yoksullarn yararna ufak tefek eya sat; elde kalan mallarn sat. 
 bycek iki barda. 
 bir eit iskambil oyunu. 
  ayia, havadis, sylenti; dedikodu;  yaymak, dile vermek, dedikodu karmak. 
 hayvan k, but; bakye, geri kalan para. rump roast (kasap.) but. rump session bir toplantnn dalmasndan sonra ounluun olmad gayri resmi devam. 
  buruturmak; rselemek; karmakark etmek;  burumu ey; krk, buruukluk. 
 (k. dili) grlt, amata; kavga, ekime. rumpus room evde oyun salonu. 
 iki kaaks. 
 (ran, run run'ning) komak, seirtmek; abuk gitmek, abuk yrmek; kamak, firar etmek; gidivermek; ilemek, almak; iletmek; altrmak; srmek, kullanmak; yarmak; yartrmak; adayln koymak; gemek; uzanmak, gitmek; akmak, dklmek; dkmek, aktmak; yaylmak; kamak (orap); irin aktmak; vurmak (renk); etkin olmak, grlegelmek; anlatlmak; g etmek (balk); meyletmek, ynelmek; devam etmek; oynanmak (piyes); geirmek; (arabayla) tamak, nakletmek, gtrmek; (kaak mal) karmak; idare etmek, ynetmek; seri halinde yaymlamak; hep bir arada bankadan para istemek; (oyunda) say yapmak. run about kouturmak, teye beriye komak. run a blockade ablukay yarmak. run a boundary snr gemek. run across tesadf etmek, rast gelmek. run against atmak, uramak; arpmak. run aground karaya oturmak. run amuck (bak.) amuck. run a risk riske girmek. run a temperature atei kmak. run away kamak, firar etmek. run away with alp kamak; kolay kazanmak. run counter to aksine gitmek. run down yermek, ktlemek, aleyhinde sylemek; arkasndan koup yakalamak; kurulmad iin durmak (saat); yavalayp dinmek (konuma) run for one' life kap kurtulmak. run hard hzl komak. run in (matb.) birletirmek, bititirmek; yakalayp hapse atmak. run into tesadf etmek, rast gelmek; arpmak. run into debt borca girmek. run off kamak; kartmak; (matb.) basmak; beraberlii zmek (yar, oyun) run on devam etmek, ilerlemek; devaml konumak. run on the rocks kayalara oturmak (gemi); ifls etmek, batmak. run out dar komak; akmak; bitmek, tkenmek; dar atmak, kovmak. run over ziyarete gitmek; ezmek, inemek; stnden gemek, tekrarlamak; gz gezdirmek, gzden geirmek; tamak. run riot bolca yetimek; comak; ayaklanmak. run short of (malzemesi) tkenmek, ktlamak. run the gantlet (bak.) gantlet. run through israf etmek; saplamak; iinden geirmek; abucak gzden geirmek. run to earth deliine kadar kovalamak (av) run to seed tohuma kamak. run true to form kendisinden beklenildii gibi davranmak. run up (bor) birikmek; artrmak; ina edivermek; (bayrak) ekmek. run upon rastlamak, tesadf etmek. run wild babo kalmak; yabanilemek. They ran out of money. Parasz kaldlar. We are running out of time. Zamanmz darald. 
 kou; kou; koma, seirtme; koulan veya gidilen mesafe; (ks.)a gezi; tutulan yol; serbest giri veya kullanm hakk; seri, tekrar; oynama sresi, gsterim sresi; gidiat, eilim; ileme sresi; parti, bir seferlik verim; uzant; kak (orap); ak; ay, dere; sr halinde g; (bir hayvann) yaad yer; kmes bahesi; kayma yokuu; bankadan toplu talep; hcum; (mz.), nameleme, sesgeidi; (beysbol) tur, say; maden damar; hedefe yaklama. a run of luck ans zinciri. the general run ounluk, byk (ks.)m. a run for one' money iddetli rekabetle karlama; semere. have the run of girme izni olmak. in the long run zamanla, en sonunda. on the run acele; kamakta; geri ekilmekte; koarken. 
 khne, harap; yorgun, hastalkl, zayf. 
 olaan, baya, alelade, sradan. 
  devam eden, msra sonunda cmlesi bitmeyen;  eklenmi ksm. 
  anm, yenik (topuk);  (matb.) fazla (ks.)m. 
 kk ve st ak otomobil; st ak talika; kk motorbot. 
  kaak, kakn, firari.
birinin kenar keskin olan  dili atal. 
 portatif merdiven basama, merdiven denei; mihver stnde tekerlek gibi dnen ey. 
 zet, hulasa. 
 eski Germenlerin kullandklar alfabenin bir harfi; (o.) bu harflerle yazlan eski skandinav iirleri. ru'nic  bu harflerle yazlm. 
 portatif merdiven basama; iskemlenin basamak denei; tekerlek parma. 
 (bak.) ring. 
 ay, dere. 
 kk rmak, ay. 
 koan kimse, koucu; kaak, kakn; makinist; kzak aya; rtkan, khya, simsar; ray; yerde kkler salarak uzanan bitki veya bu bitkinin sap; yol hals; uzunca ve ensiz masa rts. 
 ikincilii kazanan yarmac veya aday. 
  kou; koma; aknt; aknt miktar;  koan; kouya ait; sarlgan, srngen (bitki); srekli, devaml, aralksz; akan; kolay geen; st ste; art arda; ileyen; bitiik (elyazs); sv; (tb.) akntl, szntl; dz; cari, geer; tekrarlanm; koarak yaplan; sefere ait. running account cari hesap; annda verilen haber. running board araba boyunca uzanan basamak. running fight kovalamaca srasndaki mcadele ve dv. running fire srekli ate. running gear arabann alt dzeni. running glance gz atma. running hand bititirilmi harflerle yazlm elyazs. running knot kement dm. running light seyir feneri. running mate ayn takmda yaran at; ayn partiden seime katlan aday. running title tekrarlanan sayfa bal. be in the running kazanma ans olmak. be out of the running kazanma ans olmamak. 
 beraberlii zc yar; yamurun emilmeyerek toprak stnde kalan ksm. 
 elimsiz hayvan; (aa.) bcr kimse, beberuhi. runt'y  elimsiz, bcr. 
 pist; rmak yata. 
 rupi. 
  kopma, krlma; millet ler veya bireyler arasndaki uyumun bozulmas; (tb.) ftk, debelik;  koparmak, krmak; kopmak, krlmak; ilikisini kesmek; ftk olmak. 
 krsal, kye ait; ky hayatna ait; iftilikle ilgili, tarmsal, zirai. ruralist  ky veya kr hayat yaayan kimse; kr hayatn tavsiye eden kimse. 
 kylletirmek; kyde yaamak. 
 hile, dzen, desise. 
 komak, hzla yrmek, acele etmek; saldrmak; hzla akmak; dncesizce hamle yapmak; koturmak, acele ettirmek; geriye atmak, pskrtmek; Amerikan futbolunda topu koltuuna alp komak; (A.B.D.) yeliini gz nnde bulundurmak. rush a bill through bir kanun tasarsn acele ile meclisten geirmek. rush into print kitap yaymlamaya veya gazeteye yaz koymaya acele etmek. rush out of the room odadan frlayp kmak. refuse to be rushed kendi ar temposundan vazgememek. 
 koma, acele etme; hcum, hamle, hz; hzl hareket; me rush hour iin veya trafiin en skk olduu zaman. rush order acele sipari. in a rush megul.
 saz, hasrotu, kofa, (bot.) Juncus; saz sap; nemsiz ey, vr zvr, fasa fiso. rush'y  sazlk. 
 rush candle saz mumu. 
 gevrek, peksimet; kzarm ekmek paralar. 
  Rus; Rusa. 
  koyu krmz; kuru yaprak renginde;  koyu krmz veya kuru yaprak rengi; bu renk kuma veya giysi. russet apple k elmas. russety  koyu krmz renkli. 
 Rusya. 
  Rus, Rusya'ya veya Rus diline ait;  Rus; Rusa .Russian dressing turulu ve baharatl mayonez. Russian leather Rus meini, sahtiyan. 
  pas; (bot.) pas hastal, bitkilerde mantar hastal; zehirli mantar;  paslanmak; tembellemek. 
  kye veya kra ait; kyl; kaba, yontulmam; kra uygun, sade, basit;  kyde yaayan kimse; basit ve kaba kimse . rustically  kyl gibi; kabaca. 
 bir sre kyde yaamak; ceza olarak kye veya kra gndermek; ing. (niversiteden) geici olarak uzaklatrma cezas vermek; kaba iilikle ina etmek. rustication  bir sre kyde oturma; ing. niversiteden geici olarak uzaklatrlma. 
 kyllk, kyl havat: kabalk cahillik. 
  hrdamak; hrdatmak; (k. dili) faaliyet gstermek, gayretle almak; (A.B.D.), (k. dili) davar almak;  hrt sesi. rustler  (A.B.D.), (k. dili) davar veya at hrsz. 
 pasl, paslanm; ham, tembellemi. rustily  paslanm halde, pasl olarak. rustiness  pasllk. 
  geyik ve benzeri hayvann kzmas; ksnme;  kzp iftlemek. ruttish  kzmaya meyilli. ruttishness  kzgnlk. 
  tekerlek izi, oluk; alk, deimez program;  tekerleklerle iz yapmak. get in a rut deimez alkya balanmak. 
 bir eit algam, (bot.) Brassica napobrassica. 
 (eski) merhamet, acma, efkat; zlme, acnma, yerinme, piman olma. 
 (eski) merhametli; kederli, zntl; acnacak halde olan. ruthfully  acnarak, kederle. 
 merhametsiz, insafsz ruthlessly  insafszca. ruthlessness  insafszlk. 
 derin tekerlek izleriyle dolu. 
 Ruanda. 
 avdar, (bot.) Secale cereale; avdar viskisi. rye bread avdar ekmei. rye grass delice otu, (bot.) Lolium temulentum; ayr otu. rye whisky avdar viskisi. 
 st deirmen tan tutan demir paras. 
 Hint iftisi, Hint rencperi. 
(sonek) iyelik eki: the child' book, the foxes' tails, the boys clubs, James' book veya James' book 
(ks.) is: Shes pretty has: He' fled us: Let' eat. 
(ks.) Saint, Saturday, September, South, Sunday. 
(sonek) (o.)ul eki: cat, cats; glass, glasses. 
 ngiliz alfabesinin on dokuzuncu harfi; S eklinde boru, viraj; (kim.) kkrtn simgesi. 
(ks.) South Dakota. 
(ks.) southeast.
(ks.) Society for the Prevention of Cruelty to Animals Hayvanlar Koruma Cemiyeti.
(ks.) steamship.
(ks.) southsoutheast.
(ks.) southsouthwest. 
(ks.) Bachelor of Sacred Theology ilhiyat fakltesi diplomas. 
(ks.) "'il vous plait" ltfen. 
(ks.) southwest. 
(ks.) South Africa. 
 yldzlara tapnma. 
 (o.) ordular, askerler. 
 cumartesi veya pazar gnn kutsal kabul eden kimse. 
 sebt gn; Musevilerce cumartesileri, Hristiyanlarca pazarlar uygulanan kutsal dinlenme gn; dinlenmegn veya zaman. Sabbathday' journey on be dakikalk yol; ksa yolculuk. 
 sebt gnne ait; tatile ait sabbatical  sabbatical year niversite retim yelerinin ounlukla yedi senede bir yaptklar cretli izin yl. 
  tar. Seba lkesi ile ilgili;  Seba lkesinden olan kimse; Seba dili. 
 svari klc. saber rattling sava tehditi. sabertoothed tiger bugn yalnz fosil halinde bulunan ve uzun az dileri olan kaplan. 
  samur, (zool.) Martes zibellina; samur krk veya derisi; samur rengi; siyah renk, matem rengi; (o.), (siir) matem elbiseleri;  siyah. 
 (Fr.) tahta pabu. 
  (Fr.) sabotaj, baltalama;  sabotaj yapmak. 
 sabotajc. 
israil yerlisi. 
 (ask.) svari subay antas. 
 kumlu. 
 bir karm iindeki eker orann lmeye mahsus alet. 
 sakarin. 
 tatl; fazla ekerli; eker niteliinde; iinde eker bulunan. 
 sakaroz. 
 (anat.) kesecik. 
(o.) -li) (bak.) saccule . 
 (kim.) sakarine ait. 
 papaza veya papazla ait. sacerdotalism  papazlk sistemi; bu sistem taraftarl. 
 baz Amerika kzlderili kabilelerinde reis; parti efi. 
  yamalamak, (informal) soyup soana evirmek;  yama. 
 Gney Avrupa'ya mahsus beyaz arap. 
  torba, uval; bir uval dolusu; bedene tam oturmayan kadn veya ocuk ceketi; (argo) iten atlma, kovulma;  uvala koymak; (argo) kovmak, defetmek, iten atmak. be left holding the sack (k.dili) kt sonula babaa braklmak, belya atmak. get the saek (argo) iten kovulmak give the sack (argo) iten atmak, (informal) pabucunu eline vermek. hit the sack, sack out (A.B.D.), (argo) yatmak. sackful  bir uval dolusu. 
 (eski) bir eit srgl trombon. 
 uval bezi, ul. in sackcloth and ashes ula sarlm ve kul iinde (pimanlk veya yas almeti) 
 ul, uval bezi.
 bol dikilmi kadn veya ocuk ceketi. 
  (anat.) kuyruksokumu kemiine ait, sakruma ait, sakral;  kuyruk sokumu kemii. 
 kutsal eylere ait 
 Hazreti isa tarafndan tesis edilen dini ayinlerden biri. sacramental  bu ayinlerle ilgili. sacramentally  kutsal ayin kabilinden. sacramentary  Katolik kilisesi ayinleri kitab. 
 eski Romada mabet; kilisenin mihrap yeri; dini trenlerde kullanlan ykama leeni. 
 kutsal, mukaddes; dini, dine ait; mbarek, aziz, muazzez; saygdeer, hrmete ayan. sacred cow (k. dili) bakalarnn inanlarna gre kmsenmesi caiz olmayan ey veya kimse. sacred to the memory of ansna ithafen, ruhuna fatiha sacredly  kutsal olarak. sacredness kutsiyet. 
  kurban; fedakarlk; zarar; feda etme, kurban etme;  kurban etmek, kurban olarak kesmek; feda etmek; zararna satmak, gzden karmak. sacrifice hit (beysbol) takm arkadalar ilerlesin diye atlan topa kendisinin yakalanaca ekilde vurmak. sacrificial  kurban kabilinden.
 kutsal bir eye kar hrmetsizlik. 
 kutsal bir eye hrmetsizlik kabilinden. sacrihgiously  kutsal eylere hrmetsizlik ederek. sacrilegiousness  kutsal eylere hrmetsizlik. 
 kilisede hizmet eden kimse. 
 kiliseye ait eyann muhafaza edildii yer. 
(nek), (tb.) kuyruksokumu kemii ile ilgili. 
 kalada iki kemiin bititii yere ait. 
 ok kutsal; dokunulmaz. 
 (anat.) kuyruksokumu kemii, sakrum, sar kemii. 
 kederli, zgn, mahzun, gaml; hazin, acnacak, esef edilecek; keder verici, kasvetli; bedbaht; hayrsz, yetersiz; ok kt. sad sack (A.B.D.), (argo) miskin. sadly  kederle, hznle. sadness  keder, hzn, znt. 
 kederlendirmek, keyfini karmak, neesini karmak; kederlenmek, neesi kamak. 
  eyer, semer; sele, bisiklette oturacak yer; srtn alt (ks.)mndaki et (koyun); (cor.) bel, semer, boyun; semere benzer ey;  semer vurmak, eyerlemek; yklemek. saddle a person with a task birine zor bir i yklemek. saddle horse binek at . saddle soap semer gibi deri eyay temizlemek ve korumak iin kullanlan sabun. 
 srt ukur olan herhangi bir ey; srtnda semere benzer izgileri olan ku veya kelebek. 
 hur, heybe. 
 eyer ka. 
 haa, eyer altna konan kee. 
 sara. 
 saralk; saraciye; sarahane. 
 eyer kalta. 
 (eski) Musevilikte ahret ve lmszl yadsyp zdekilie ynelen kimse, Saduki Saddu cean  Sadukilere ait. 
 Hintli fakir. 
 (o.) sedilia) kilisede papazlara mahsus iskemle. 
 iki ucu sivri ve sap karlabilen eski bir eit t. 
 sadizm. sadist  sadist kimse. sadistic  sadist. 
 sadiste. 
 (biyol.) kese. 
 (biyol.) torba veya kese eklinde. 
 (kim.) sakarit. 
 (Fr.) lavanta torbas. 
 (bilhassa Afrika'da) safari, av partisi. 
  emniyette, emin ellerde, selmette, salim; kurtulmu; emin, salam; emniyetli, mahfuz; korkusuz; gvenilir; tehlikesiz; (beysbol) oyund edilmeden kaleye yetimi olan;  kasa; teldolap. safe and sound sa salim, sapasalam. a safe bet el de bir. safe deposit kymetli eya saklamaya mahsus emniyetli yer. safedeposit box bankada zel mteri kasas. be on the safeside sonutan emin olmak, ihtiyatl davranmak. safely  emniyetle, emin olarak. safeness  emniyet. 
 zellikle dman memleketinde seyahat edenlere verilen seyahat tezkeresi veya himaye belgesi. 
 kasa hrsz. 
  koruma, himaye; koruyucu ey; ihtiyat tedbiri; muhafz;  muhafaza etmek, korumak. 
 saklama, himaye, saklanma. 
 karanlk odada kullanlan koyu krmel k. 
  emniyet, gven, asayi, selmet, korkusuzluk;  emniyeti salayan. safety belt emniyet kemeri. safety catch kabza emniyet mandal. safety glass dalmaz cam. safety lamp madenci lambas. safety lock emniyet kilidi. safety match kibrit, zel bir yere srtlmedike yanmayan kibrit. safety pin engelli ine. safety razor tra makinas. safety valve emniyet valf, emniyet supap. 
 aspur, yalanc safran, papaganyemi, (bot.) Carthamus tincotorius; bu ieklerin tohumundan yaplan bir ila. 
  safran, (bot.) Crocus sativus; bu iein boya maddesi veya ila olarak kullanlan tohumlan;  safran renkli, koyu portakal renkli. mountain saffron mahmuriei, itboan, (bot.) Colchicum. 
 (-ged, -ging)  eilmek, bklmek, kmek, bel vermek; sarkmak; yava yava dmek (kymet); (den.) rzgr altna srklenmek;  knt, eilme, bel verme; sarkma. 
 (eski) iskandinav hikye veya masal; destan. 
 arif, akll, zeki, ferasetli, sezgin, anlayl sagaciousness  aklllk, zek, ariflik, bilgelik sagaciously  ariflikle, akllca. 
 ariflik, aklllk, zeka. 
 baz kzlderili kabilelerinde reis. 
 adaay. garden sage adaay, (bot.) Salvia officinalis. scarlet sage ate iei. wood sage, wild sage yaban adaay, (bot.) Salvia sylvestris. 
  hikmet sahibi, arbal; akll;  bilge, hikmet sahibi kimse; yan ban alm akll adam, filozof. sagely  bilgece, hakimane, dirayetle. sageness  bilgelik, hikmet sahibi olu, dirayetlilik. 
 A.B.D'ne mahsus bir eit kokulu al, (bot.) Artemisia. 
  seramikte kullanlan atee dayankl toprak veya bu topraktan yaplan kap;  byle bir kapta stmak. 
 oka benzer, ok eklinde, oka ait; (anat.) sagital, oksal, sehmi. 
 (astr.) Nianc takmyldz; Yay burcu. 
 (bot.), (zool.) ok ba seklinde, temren biiminde. 
 sagu 
 Byk Sahra. 
 (gen.), b.h. Hindistan'da Avrupallara verilen nvan; efendi. 
(bak.) say. 
 Saygon. 
  yelken; yelkene benzer herhangi bir ey; yel deirmeni yelpazesi; yelkenli gemi; (topluluk ismi) yelkenli gemiler; deniz yolculuu;  gemi ile yola kmak; yelkenle seyretmek; gemi ile gitmek; gemi gibi su stnde yzmek; havada umak; gemi kullanmak; havada uurmak. sail close to the wind (den.) orsasna seyretmek. sail into byk bir evkle girimek; (k. dili) fena halde azarlamak, (informal) halamak. sail under false colors olduundan baka trl grnmek. foreandaft sail yan yelkeni. make sail fazla yelken amak; sefere kmak. set sail yelken ap kalkmak . shorten sail baz yelkenleri indirmek. square sail drt koe seren yelkeni. strike sail yelkenleri mayna etmek. under sail yelkenleri fora edilmi olarak, seyir halinde. 
 yelkenli gemi. 
 yelken bezi. 
 yelkenli gemi. a fast sailer sratli yelken gemisi. a good sailer fazla sallamayan gemi. a heavy sailer ok sarsan gemi. 
 kl balna benzer ve srtnda byuk kanad olan balk. 
 gemi ile yolculuk; gemicilik; (den.) kalk saati. sailing boat yelkenli gemi. sailing orders sefer talimat. 
 yelkenci. 
 gemici; dz tepeli ve dar kenarl hasr apka. a bad sailor deniz tutan kimse. sailorly  gemici gibi, gemiciye yakr. 
 evliyaotu, eekotu, (bot.) Onobrychis viciaefolia. 
   (ks.) St., S.) aziz, mukaddes kutsal, mubarek;  evliya, aziz, eren;  azizler mertebesine karmak St. Andrew' cross X eklinde ha. St. Bernard dog senbernar kpei St. Elmo' fire (bak.) corposant St. John' bread kei boynuzu. St. Nicholas, Santa Claus Noel baba. St. Patrick' Day irlanda'da resmi yortu gn, 17 Mart Saint' day bir azizin yortusu St. Valentine' Day 14 ubat; (bak.) valentine. St. Vitus' dance (tb.) kore All Saints' Day Kasm aynn ilk gnne tesadf eden Btn Azizler yortusu. saintlike  evliya gibi, azizlere yaraan; ok mbarek, ok sabrl. 
 merhum, lm; azizler mertebesine girmi; mukaddes. 
 kutsilik, evliyalk; azizler, evliyalar. 
 evliya gibi, azizlere yakr; ok mubarek, ok iyi. 
 hatr, uur. for heaven' sake Allah akna. for my sake hatrn iin. for the sake of argument farzedelim ki. for the sake of clarity anlalsn diye. for the sake of peace bar uruna. 
 Japonya'da pirinten yaplan bir eit iki. 
 (kim.) tuz. 
  selm, temenna;  selamlamak, selm vermek, temenna etmek. 
 satlabilir, satlma imkan olan. salability, salableness  satlabilme, satlma imkan. 
 ehvani, ehvetli; mstehcen. salaciously  ehvetli olarak, ehvetle. salaciousness, salacity  ehvetlilik, ehvet: mstehcenlik. 
 salata. salad days genlik a, acemilik. salad dressing mayonez; salata sosu. 
 semender, (zool.) Salamandra maculosa; atete yanmayan efsanevi bir hayvan; scaa kar dayankl kimse. salamandrine  scaa dayankl; semendere ait. 
 salam. salammoniac niadr. 
  maa, aylk, cret;  maa vermek, cret vermek, aylk balamak. salaried  aylkl, maal, cretli. 
 sat, satm, satma; satl; talep, reva; alveri; mezat. sales clerk sat memuru, tezghtar. sales resistance alcnn isteksizlii. for sale, on sale satlk. put up for sale satla karmak. saleable (bak.) salable. 
 salep. 
 sodyum bikarbonat. 
 satc, sat memuru. 
 satclk, satma kabiliyeti. 
 sat yeri. 
 satc kadn. 
 (kim.) st ve kavak aalarnn kabuk ve yapraklarndan karlan ve il olarak kullanlan bir tuz. 
baz Germen kabilelerinin beinci yzylda dzenlenen kanunnamesi; eskiden Fransa'da kadnlarn tahta gemelerini yasaklayan kanun. 
 (ecza) salisilat. salicyl'ic  salisilat kabilinden. salicylic acid salisilat asidi. 
 dikkati ekme; knt, kntl ey. 
  gze arpan, dikkati eken; kntl, kk, frlak;  (ask.) kalede d a. saliently  gze arparak. 
 tuz hsl eden; tuz ihtiva eden, tuzlu. 
 tuzlu bataklk; tuzla, tuz oca, tuz madeni; tuzlu pnar. 
  bir eit maden tuzu ile dolu; tuzlu, tuz gibi; tuz hassas olan;  (tb.) birka eit maden tuzu. 
 tuzluluk, tuzluluk miktar. 
 salya, tkrk. salivary  tkrk hasl eden, salyaya ait. salivate  salya aktmak; (tb.) ok tkrk karmak. salivation  tkrk karma. 
 benzi sararm, soluk yzl, solgun. 
 kei st aac; (bot.) Salix caprea; sepetlik st aac veya bu aacn bir dal. 
  kuatma esnasnda askerin hcuma gemesi; ani hareket veya hamle; gezinti; espri, nkteli sz;  dar frlamak; hcuma gemek; toplu halde geziye kmak. sally port (ask.) k kaps . 
kk tatl ekmek. 
 souk et ve anez beraberinde yumurta ve soan ile yaplm bir yemek; herhangi bir karm. 
 som bal, (zool.) Salmo salar; buna benzer alabalk; sarms pembe renk. salmon trout krmz etli alabalk. 
 zehirlenmeye sebep olan bir mikrop. 
 salon, misafir odas; sergi salonu. 
 Selanik. 
 (A.B.D.) meyhane; ing. bar; byk salon; galeri; gemi salonu; lokanta. saloon deck gemi salonunun bulunduu gverte. saloonkeeper  meyhaneci. 
 (tb.) soluk borusu veya dolyolu iltihab. 
 (o.) salpinges) (anat.) boru, nefir. 
 tekesakall, (bot.) Tragopogon. 
   tuz, sodyum kloruru, maden tuzu; bir asit ile bir bazdan meydana gelen tuz; (o.) mushil tuzu; tuzluk; lezzet, tat; nkte, ho sz; (k.dili), (informal) deniz kurdu;  tuzlu;  tuzlamak, tuz katmak, tuzda muhafaza etmek. salt a mine bir maden kuyusunu olduundan kymetli gstermek iin iine altn tozu kartrmak. salt away veya down tuzlayarak muhafaza etmek; (argo) biriktirmek, istif etmek (para) salt beef tuzlanm sr eti. salt fish tuzlu balk. salt lick yabani hayvanlarn tuz bulduklan yer. salt of the earth iyi kalpli kimse. salt rheum (tb.) tuzlubalgam. salt well tuzlu su kuyusu. Attic salt ince espri. eat a person' salt bir kimsenin misafiri olmak, sofrasna oturmak. Epsom salts ingiliz tuzu. not worth his salt masrafm karlamaz, be para etmez. rock salt kaya tuzu. sea salt denizden kanlan tuz. smell ing. salts baygnlk hallerinde koklatlan amonyak ruhu. table salt sofra tuzu. with a grain of salt ihtiyat kaydyle, sphe ile. salt'less  tuzsuz, tatsz. salt'ness  tuzluluk. 
 hoplama, srama, zplama; vurma, arpma saltatory  sramaya benzer; srama kabili yeti olan. 
 (A.B.D.) dik atl ufak ev. 
 tuzluk. 
 tuzla. 
 (zool.) srayarak yryen (hayvan) 
 tuzluca. saltishness  tuzluluk. 
 tuzla havuzu; tuz ayrma kab. 
 gherile. 
 patates mayasndan yaplm ekmek. 
 deniz suyuna ait, tuzlu suda yaayan. 
 tuzla, tuz fabrikas. 
 nan, orak, dikenli ven, (bot.) Salsola kali. 
 tuzlu; denizi hatrlatan; keskin. 
 shhatli, shhate yarar, shhi. salubriously  shhate yarar surette. salubriousness, salubrity  shhatlilik, shhi olu. 
 shhate yaravan, shhi, faydal, hayrl, yararl. salutarily  shhate yararl olarak, faydal olarak. salutariness  shhilik, faydallk. 
 selm; selm verme, hatr sorma. salutatory  selm niteliinde, selm veren. salutatorian  diploma treninde halka ho geldiniz anlamnda sz syleyen renci. 
  selam vermek, selmlamak, ainalk etmek; selm gndermek; selm akmak; top at veya bayraklarla selmlamak;  selamlama, selm verme; selm; selam akma; selm duruu, selm merasimi. fire a salute top atyle selmlamak. give a salute selm vermek. return a salute selamn almak, selma karlk vermek. take the salute (ask.) selm almak, selm durmak . 
 kurtarlabilir. 
  kurtarlan mal; deniz kazasndan veya yangndan kurtarlan mal; deniz kazasndan veya yangndan kurtarma creti; (sig.)ortal eyann yangndan kurtulmas veya bunlarn satyle temin edilen gelir;  (eya) kurtarmak. salvageable  ka zadan kurtarlabilir. 
 (tic.) mark. zellikle frengi iin yakn zamana kadar kullanlan arsenikli bir il, salvarsan. 
 kurtar, kurtarma; kurtulu, hals, necat; (ilah.) mafiret, gufran, yarlgama. Salvation Army ing., (A.B.D.) fakirler iin para toplayan bir Protestan grubu. 
  merhem; dinlendirici her hangi bir ey; vme, methiye;  merhem srmek; acsn: dindirmek, teskin etmek, iyi etmek. 
 denizden veya yangndan kurtarmak. 
 tepsi. 
 ate iei. 
 yaylm atei, topu bombardman; selm topu; alk tufan. 
 bahane. 
amonyum karbonat. 
 kurtarma ilemine katlan kimse; kurtarma gemisi. 
 (eski) Filistin'de bir ehir. 
 Semerkant ehri. 
 bir eit Brezilya dans, samba. 
 (mz.) gen eklinde eski bir telli alg. 
 ayn, tp(ks.); eit; ad geen, mezkr. all the same bununla beraber, mamafih just the same buna ramen, mamafih; ayn ekilde; eskisi gibi. much the same hemen hemen ayn, yaklak olarak . same here ben de. sameness  aynlk; monotonluk, tekdzelik; benzerlik. 
(A.B.D.), (argo) cehennem. What the Sam Hill is he doing here? Hay Allah, burada ii ne yahu? 
  Sisam adasna ait;  Sisaml. Samian earth Sisam adasnda bulunan ve eskiden ila olarak kullanlan balk. Samian ware bu balktan yaplan kaplar. 
 samyeli. 
Samaritan   Samiriye ile ilgili;  Samiriyeli; Samiriye dili. a good Samaritan merhametli kimse, zellikle hastalara yardm eden kimse. 
 (mz.)  telli Japon algs. 
 altn veya gmle dokunmu ipekli kuma. 
 Sisam adas. 
 Semadirek adas. 
 semaver. 
 iri taneli tlm msr unu. 
 in nehirlerinde kullanlan dibi dz kayk. 
 deniz rezenesi, (bot.) Crithmum maritimum. 
  rnek, numune, model, mostra;  rnek olarak denemek. sampler  el ii rnei; rnekleri tecrbe eden kimse. 
 seme. 
 Samson. 
 (o.) samurai, samurais) eski Japon derebeylik sisteminde ikinci derecede asilzade. 
 ifa verici, iyi eden; shhi, yararl. 
 (o.) -ria, -riums) havas ve suyu sala yararl olan yer; sanatoryum. 
 ortaada nadim olmu gnahkrlara kilise tarafndan giydirilen sar veya siyah renkte gmlek; Engizisyon devrinde yaklarak ldrlme cezasna arptrlm kimselere giydirilen siyah gmlek. 
 kutsal; gnahtan temizlenmi. 
 kutsallatrmak, takdis etmek, kutsal bir ie. tahsis etmek, gnahlardan temizlemek; kutsiyet hasl ettirmek. sanctification  takdis; resmen iba dete tahsis. 
 kutsiyet taslayan, sofu, mutaassp. sanctimoniously  dindarlk taslayarak. sanctimoniousness, sanctimony  dindarlk taslama. 
  tasdik, teyit; meyyide; kanuna itaatsizlik cezas; (gen.), (o.) milletleraras bir kanunu ineyen devlete kar dier birka devletin birleerek aldk lar zorlatc tedbir;  tasdik etmek, teyit etmek, tasvip etmek. 
 kutsal olma, mukaddeslik. 
 mabet, ibadethane; kutsal yer; melce, snak. right of sanctuary iltica hakk; masuniyet. take sanctuary iltica etmek, snmak. wild life sanctuary yabani hayvanlarn korunduu yer. 
 (o.) -tums, -ta) kutsal yer, girilmesi yasak zel oda. 
(Lat.) en mukaddes yer; inziva yeri, hususi hcre; harim. 
  kum; kum saatindeki kum; (o.) kumluk, kumsal; (o.) mrn dakikalar; (argo) cesaret, yiitlik;  stne kum serpmek; iine kum katmak; (sk sk) "up" ile kum dolmak (liman) sand flea kumluk yerlerde bulunan. pire sand fly tatarck, (zool.) Phlebotamusa. sandfly fever tatarck hummas. sand grouse bartlak, (zool.) Pteroclus. sand martin kum krlangc, (zool.) Riparia riparia. sand smelt gm bal, platerina, (zool.) Atherina presbyter. 
 ark, sandal, mest; ayakkab zerine giyilen ksa oson; sandal ba veya eridi. sandal(l)ed  ark giymi, arkl sandal. sandalwood  sandal, sandal aac tahtas. red sandal wood tree krmz sandal aac (bot.) Ptero carpus. santalinus white sandalwood sandal, (bot.) Santalum album. 
 sandarak aac; da ardc, (bot.) Callitris quadrivalvis; bu aacn buhur ve cil olarak kullanlan reinesi. 
  siperlik kum torbas;  kum torbas ile etrafn evirmek; kum torbas ile bir kimsenin kafasna vurmak. 
 slk. 
 kum pskrterek temizlemek. 
 demiryolu veya tramvay raylarna serpilen kumu tamaya mahsus sandk; kum bahesi. 
 deniz ulluu, (zool.) Crocethia alba. 
 tazyikli hava iinde alan ii. 
 (A.B.D.) bo arsada oynanan (top oyunu) 
 ocuklarn gzlerine kum serpmekle uykularn getirdii farzolunan peri. 
  zmpara kad;  zmparalamak. 
 beyaz karnl yeil bacak, (zool.) Tringa hypoleuca. 
 kumta, kefeki ta. 
 kum frtnas. 
  sandvi;  sandvi yapmak; iki ey veya madde arasna sktrmak. sandwich man (k.dili) nnde ve arkasnda iln levhalar asl olan adam. 
 kumlu, kuma benzer; kumsal; kum rengi (sa) sandiness  kumlu olma. 
 akl banda, akll, kafas salam; muhakemesi ileyen, makul. sane'ly  akllca, makul olarak. sane'ness  aklllk. 
 (tic.), mark. keten veya pamuklu kumalar ekmesini nlemek zere zel bir ileme tabi tutmak.
(bak.) sing. 
 ekerli su ile araptan yaplan bir iki. 
 soukkanllk itidal, kendine hkim olma. 
(nek) kan. 
 kan nakleden. 
 kan oluumu. 
 kandan ibaret; kanl; kana susam, kan dkc, hunhar. sanguinarily  kanl olarak; kana su sam surette. 
 mitli; emin; neeli; gayretli; kan gibi krmz, kan renginde; kan ok. sanguinely  mitle. sanguineness  mitlilik. 
 kanla dolu; kana ait, kanl; kan renginde, kpkrmz; emin, umitli. 
 eskiden Musevilerin millet meclisi. 
 sulu kanl ve pis kokulu cerahat. sanious  byle cerahate ait. 
  sala veya salk kurallarna ait;  salk uzman. 
(bak.) sanatorium. 
 salkla ilgili, shhi sanitary napkin kadnlarn adet zamannda kullandklar ve hazrlanm olarak eczanede satlan pamuk. sanitary regulations salk kurallar. 
 shhi artlar gelitirme, hfzsshha; salk teskilt; halk saln koruma tedbirleri. 
 shhi hale getirmek, sterilize etmek . 
 aklllk, akl banda olma, makul dn. 
 sancak. 
(bak.) sink. 
(edat) -siz. 
(matb.) dz harfler. 
 byk Fransz ihtilalinde cumhuriyeti; ar ihtilalci. sansculottism  ar ihtilalcilik. 
 sanseverya, paa klc, (bot.) Sansevieria. 
  (Sanskrit);  bu dile ait. 
Yeilky'un eski ismi. 
Noel baba. 
 Santiyago. 
 akpelin, (bot.) Artemisia maritima; ak pelin ieklerinden yaplan bir ila. 
 (ecza.) santonin. 
 bitki z; hayat verici z; aacn zl veya canl (ks.)m; (argo) aptal kimse, avanak kimse. cellulary sap hcre zsuyu. crude sap ham besisuyu. raw sap ham usare . sap green yeil zeytin renginde boya. 
 (-ped, -ping)  takatini kesmek, tketmek, bitirmek, mahrum etmek; (ask.) temelini kazp ykmak altna sanyolu kazarak ykmak, sanyolu ile ilerlemek;  istihkam hendei. 
 krmz veya sar boya veren bir aa. 
 (argo) mankafa kimse. 
 lezzetli, enili. sapid'ity, sapidness  lezzet, tat. 
 akll, dirayetli (bazen istihza yollu kullanlr) sapience, -cy  akl, dirayet. sapiently  akllca, dirayetle. 
 akll sapientially  akllca. 
 fidan, krpe aa; deli kanl, gen ocuk; bir yanda av kpei. 
 sabun gibi, sabunlu. 
 sabun haline getirmek; bir esteri asit ve alkole ayrtrmak. saponifica'tion  sabunlatrma. 
 tat, lezzet. saporous  tad olan. 
 (ask.) sanyolu kazan lamc, kazmac, istihkm neferi. 
  Midillili nl air Safo'ya ait;  bu tarzda yazlm iir. Sapphic vice sevicilik. 
  gkyakut, safir, safir rengi, parlak mavi renk;  gkyakuta benzer, parlak mavi renkte. 
 gkyakuta benzer. 
 zl; canl; (argo) ahmak, budala; toy, acemi. sappiness  canllk, hayatiyet; zl olu, toyluk. 
(nek) rk, rm. 
 rten; rm maddede yetien. 
 (biyol.) rm organik maddelerle beslenen bitkisel organizma. saprophytic  rm organik maddelerle beslenen. 
 bir eit yeilimsi kat svire peyniri. 
 Amerika'da bulunan Sphyrapicrus cinsinden aakakan kuu. 
 aacn zl ve canl ksm. 
 Araplardan alnm ar admlarla yaplan bir spanyol dans, sarabant. 
 Suriye ve Arabistan l kabilelerinin bir ferdi; Hal Seferleri zamannda Mslman veya Arap kimse; Hal Seferi dma. Saracen'ic(al)  Araplara veya Mslmanlara ait. 
 Saraybosna. 
 Meksika modas pelerin. 
 ineleyici ve kmseyici sz, ac sz, istihza. 
 ineleyici, mstehzi, alayl, kmseyici sarcastically  istihza ile; alay ederek. 
i astarlk olarak kullanlan ince canfes. sarco-, sarc- (nek) et. 
 (bot.) ekirdekli meyvalarn etli ksm; herhangi bir etli meyva. 
 (tb.) hayalarda meydana gelen iltihapsz ilik. 
 kas zar. 
 (o.) -mata) (tb.) ur, mafsal dokularnda grlen habis tumor. 
 (o.) -gi) lahit. 
 (anat.) ete veya adaleye ait. 
 koyu krmz renkte bir cins kuvars. 
 sardalye, atebal, (zool.) Sardina pilchardus. packed like sardines sardalye gibi istif edilmi. 
 Sardinya adas. 
  Sardinyal. 
 Manisa civarnda bulunan Sart ehri. 
 alayc, hakaret dolu, ac, kt (gl) 
 bir eit tabakal akik ta, alt tabakas krmz Sleymani ta. 
Atlas Okyanusunun yzeyi ok yosunlu olan ksm. 
 Hintli ve Pakistanl kadnlarn giydikleri kyafet, sari. 
  evvelce Sarmatia ismiyle tannan Gney Rusyaya ait; (iir) Polonyaya ait;  bu blgelerin halkndan biri. 
 (o.) -ta) ilek trnde bitkilerin yerde uzanan filizi, kol. sarmentose  yerde srnen filizler veren. 
 Malaya adalarnda erkek ve kadnlarn giydii eteklik ve kuma. 
Egin korfezi. 
 il saparnas; saparna: bu bitkinin ila veya baharat yapmnda kullanlan koku. wild sarsaparilla yaban saparnas. 
 sarsar sarsenet (bak.) sarcenet. 
 terzi veya terzilie ait; (anat.) dizin bklmesini salayan but adalesine ait, terzi kasna ait. 
 (anat.) dizin bklmesini salayan ve bedenin en uzun adalesi olan but adalesi, terzi kas. 
 kuak. 
  pencere erevesi;  pencere erevesi takmak. 
 (k. dili) kayarak dans figru yapmak; sallanarak yrmek. 
  (k. dili) kstahlk;  kstaha hitap etmek, dil uzatmak. 
 Amerika'da yetien ufak bir aa, (bot.) Sassafras albidum; bu aacn kknden kanlp ila yapmnda veya yemeklerde kullanlan bir ya. 
  Sasani. 
 arsz, kstah, haddini bilmez. 
(bak.) sit. 
(ks.) Saturday. 
 eytan, iblis; kt adam. 
 Seytanca, iblise benzer satanically  eytan gibi, eytanlkla. 
 el antas. 
 doyurmak; tka basa yedirmek. 
 saten taklidi pamuklu kuma. 
 uydu, peyk, satelit, bir gezegenin uydusu; byk bir kimsenin peinde dolaan kimse, bende, uak. 
 doyurulabilir. satiabil'ity, satiableness  doyurulabilme. satiably  doyacak ekilde. 
  doyurmak;  doymu, tka basa doymu, tok. satia'tion  doyma. 
 doymuluk, tokluk. 
  saten, atlas;  sateni andran; parlak, mucell, yumuak satin finish gm kaplara tel fra ile yaplan cila. satin paper parlak yaz veya duvar kd. satin stitch nakta sarma ii. satin stone bir eit cilal alta. satiny  saten gibi parlak. 
i ince saten veya saten taklidi kuma; pamuk arl ve yn atkl kuma. 
i Hint aac; mobilya yapmnda kullanlan serte bir eit sar Hint aac. 
 hiciv, talama, yergi, yerme; hiciv syleme. 
 hiciv niteliinde. satirically  hicivle ifade ederek, talama yaparak. satiricalness  hiciv zellii. 
 talama yazar hicivci. 
 hicvetmek. 
 memnuniyet, honutluk, kanaat; tarziye, tatmin, tazmin; honut etme, memnun etme: (huk.) tediye, ifa. 
 memnuniyet verici, honut edici; kafi, tatmin edici. satisfactorily  memnun edici surette. satisfactoriness  yeterlik, kifayet, memnuniyet verici hal. 
 memnun etmek, raz etmek, honut etmek; tatmin etmek, ikna etmek; doyurmak; kafi gelmek; salamak, yetmek, uymak, tamamlamak; parasn vermek, demek; tarziye vermek; tazmin etmek; artlarn yerine getirmek. satisfying  tatmin edici, doyurucu. satisfyingly  tatmin ederek. 
 eski iranda vali, satrap; ufak prens. satrapy  eski iran'da eyalet. 
 iba haline getirilebilir, doyurulabilir. 
 emdirmek, doyurmak; (kim.) herhangi bir cisme baka bir cismi katarak fazlasn alamayacak derecede doldurmak, iba etmek. saturant   emici veya massedici ey;  (fiz.) doyuran. saturated  doymu. satura'tion  doyma. 
 cumartesi. 
 Rom. (mit.) Saturn, ziraat tanrs; (astr.) Zhal, Saturn. Satur'nian  bu tanrya veya gezegene ait. 
 (o.) veya (tek.) Satrn bayram; ar derecede elence ve sefahat bayram. 
 skc, kasvetli; ask yzl, abus ehreli: (eski), (kim.) kuruna ait; (tb.) kurundan oluan. 
 Gandhinin uygulad pasif direni program. 
 (mit.) yars insan yars kei eklinde ehvetli bir yartanr; ehvet kurban olan kimse; bir eit kuruni ve kahverengi kelebek. satyr'ic(al)  yars insan yars kei eklinde olan tanrlarla ilgili. 
 (tb.) erkeklerde grlen zaptedilmez marazi ehvet. 
  sala, sos, terbiye; halanm meyva sosu; (k. dili) terbiyesizce sylenmi sz, kstaha lakrd;  sala ilave etmek, terbiye etmek, lezzet vermek; (k. dili) terbiyesizlik etmek, kstahlk etmek. What' sauce for the goose is sauce for the gander Birine yakan dierine de yakr. 
 (k. dili) byklerine kar saygszlkta bulunan ocuk; terbiyesiz kimse. 
 uzun sapl tencere. 
 ay bardann taba, fincan taba. 
 arsz, sulu srnak, saygsz, kstah; dokunakl; elenceli. saucily  arszca, saygszca. sauciness  arszlk, sululuk; saygslzlk, kstahlk. 
Suudi Arabistan. 
 tuzlama lahana. 
 sauna, Fin hamam. 
  avare avare dolamak, babo gezinmek;  ar ar ve maksatsz yaplan yry. 
 karagoz istavrit bal, (zool.) Trachurus mediterraneus. 
  (zool.) kertenkele veya timsah cinsinden (hayvan) 
 zargana bal, (zool.) Scomberesox saurus. 
. sucuk, sosis. sausage balloon sucuk eklinde balon. 
 (Fr.) tavada hafif kzartlm, sote. 
   vahi, yabani, medeniyet grmemi; canavar ruhlu, yrtc, zalim:  medeniyet grmemi kimse; vahi adam; zalim ve canavar ruhlu kimse;  vahice saldrmak. savagely  vahicesine. savageness  yabanilik vahet. savagery, savagism  yabanilik, vahet; vahiler. 
 savana. 
 alim, bilgin, hakim. 
(bala), (edat) maada, -(den.) baska, gayri, yalnz. 
 kurtarmak; korumak, saklamak, muhafaza etmek; (ilah) gnahtan kurtarp baslamak; idare etmek, arttrmak, biriktirmek,tasarruf etmek; kaybetmemek; para biriktirmek veya saklamak. save face ayb yzne vurmamak. He walks home to save car fare Yol paras harcamamak iin eve yrr. Turn on the lights to save your eyes Gzlerinizi yormamak iin  an. 
 karaard, (bot.) juniperus sabina. 
  kurtarc; idareci; koruyan, muhafaza eden; kaytlayc;  tasarruf, iktisat; (o.) biriktirilmi para. savings account tasarruf hesab. savings bank tasarruf bankas veya sand. savingly  tasarruf ederek: kurtuluunu salayarak. 
(edat), (bala.) maada, -(den.) baka. saving your presence haa huzurdan, szm yabana szm meclisten dar. 
 kurtanc, halaskar; (b. h.) Hz sa. 
 (Fr.) beceriklilik. 
  tat, lezzet, eni; koku, rayiha; hassa;  "of" ile tad olmak, lezzeti olmak; eni vermek; lezzet vermek; kokusu olmak; zevk almak, tadna varmak. savorless  tatsz. 
 kekie benzer bir eit baharat. 
  lezzetli itah ac; ho kokulu, rayihal; baharatl; uygun;  ing. yemein banda veya sonunda yenen scak bir yemek. savorily  itah aacak sekilde. savoriness  lezzetlilik. 
 bir esit kvrck k lahanas. 
 Savoylu kimse; Gilbert and Sullivan operalarnn oyuncusu veya merakls. 
 (argo) kavray, idrak;  kavramak, anlamak, idrak etmek. 
  (-ed, sawn) bk, testere; bk makinas;  bk ile bimek, testere ile kesmek; bk ile bier gibi hareketler yapmak. saw pit bk hendei. circular saw yuvarlak testere. crosscut saw enine kesen bk. 
 atasz, darbmesel. 
(bak.) see. 
 (argo) cerrah, (slang) kasap. 
 bk tozu, testere tala. 
 testereball, (zool.) Pristis pectinatus. 
 testere sinei. 
 testere tezgah. 
 bkhane. 
 testere gibi dili. 
 bkc. 
 arduvaz kaplamasnda kullanlan eki. 
 (k. dili) saksofon. 
 (mz.) bir esit anahtarl ve nefesli alg aleti. 
 takran iei, (bot.) Saxifraga. 
  Sakson Irkndan olan kimse; Sakson dili;  Saksonlara veya Saksonya'ya ait. Saxony  Saksonya. 
 (mz.) saksofon. 
 (mz.) bir eit nefesli byk alg aleti. 
 (said)   (nlem) demek, sylemek; tekrarlamak, ezbere sylemek;  denilen ey, sz; sz sras;  hemen hemen, aa yukar; mesela; (nlem), (A.B.D.), (k. dili) Hey, bana (bak.) ! to say nothing of gz nne almadan. say one' say syleyeceini sylemek. Say uncle Teslim ol. He had, say, a thousand dollars Diyelim ki bin dolar vard. I dare say belki, diyebilirim ki. I saying, (k. dili) Bana (bak.)!. not to say hem de. that is to say yani, demek ki. What do you have to say for yourself? Syleyeceinizi syleyin Kendinizi savunun. 
 sz, lakrd, darbmesel, tabir. 
 (k.dili) keyfi karar, dayanksz hkm; karar verme hakk. 
(ks.), (kim.) antimon. 
(ks.) small capitals. 
(ks.) South Carolina. 
(ks.) scene, science, scruple, sculpsit. 
(ks.) Scotch. 
  (-bed, -bing) yara kabuu; koyun uyuzu; bitki yapraklarna musallat olan bir hastalk; (k. dili) greve katlmayan veya grevcilerin yerine alan ii; (argo) habis herif;  kabuk balamak (yara), kabuklanmak; (k. dili) grevcilerin yerine almak. 
 kl kn. 
 yara gibi kabuk kabuk olan; uyuzlu (koyun) scabbiness  kabukluluk; uyuz. 
 (tb.) uyuz illeti. scabious  uyuzlu, kantl; (bot.) uyuz otu tipinde. 
 uyuz otu, (bot.) Scabiosa arvensis. field scabious misk iei, (bot.) Knautia arvensis. 
 kabuk balam, pul pul; prtkl, sert; dml, aprak, idare edilmesi g; ak sak. scabrously  prtkl olarak; aprak olarak. scabrousness  prtkllk; apraklk; ak saklk. 
 istavrit bal, (zool.) Trachurus trachurus. 
 (o.), (k. dili) byk miktar. 
  yap iskelesi; daraac platformu:  yap iskelesi kurmak. scaffolding  yap iskelesine mahsus kereste; yap iskelesi. 
 aldan yaplm mermer taklidi. 
 ekme pay. 
  (mat.) rakamlarla ifade edilebilen, ynsz (nicelik) 
 (k. dili) haylaz kimse, cieri be para etmez adam. 
  halamak, kaynar su veya buhardan geirmek; bir svy kaynama derecesinin hemen altna getirmek; zerine kaynar su dkerek temizlemek;  halama, halayp yakma; kaynar sudan ileri gelen yank veya yara. 
(bak.) skald. 
  derece; mikyas; cetvel; (mz.) skala, gam; derece taksimat;  trmanmak; hesaplamak, tartmak; ayarlamak. "down" ile kltmek. decimal scale ondalk hesap cetveli. diatonic scale (mz.) diatonik skala. major scale (mz.) major gam. minor scale (mz.) minor gam. on a vast scale byk mikyasta, geni lde. scale of I to 5000: 1'e 5000 mikyas. scaling ladder hcum merdiveni, istihkaml mevkilere girmeye mahsus merdiven. scal'able  trmanlabilir. 
  balk pulu; balk puluna benzer kabuk; herhangi bir eyin pul gibi kabaran paras; (bot.) pul; kazanda tutan kefeki ta;  pullarn kazyp karmak; pul pul olmak; pul pul kabuk balamak; su yznde sektirmek (ta); ince tabakalar halinde soyulmak. scale insect tanemsiler familyasndan fidan zn emen bir cins ok kk bcek. 
  terazi gz, kefe; (o.) terazi; ing., b.h., (iir) Terazi burcu;  tartmak, teraziye vurmak. a pair of scales bir terazi. Both your lives are in the scales Her ikinizin hayat da tartlyor. The boxer scaled in at 87 kilos Boksor 87 kilo geldi. turn the scales sonuca balamak, durumu deitirmek. 
 ok ince tahta paras.
  (geom.) kenarlar birbirine eit olmayan (gen) scalene muscle, scalenus  (anat.) skalen kas, kaburgalar kaldran kas. 
 deri zerinde has1 olan kepek. dry scall uyuz. moist scall egzama . 
(bak.) scalawag. 
 yeil soan; prasa. 
  tarak, (zool.) Pecten; tarak kabuu eklindeki tabak veya tava; tarak kabuu eklinde ilenmi oya;  tarak kabuu eklinde kesmek veya yapmak; tencerede yemein stne ekmek krntlar serpip sos katarak frnda piirmek. 
  kafatasn kaplayan deri; zafer alameti; (k. dili) alelacele yaplan alm satmlarda elde edilen kar;  ban derisini yzmek; (k. dili) karaborsa sinema ve tiyatro bileti satmak; (k. dili) kar amac ile mal abuk elden karmak; (k. dili) tamamen yenmek. scalp lock kzlderililerin tral balarnn tepesinde braktklar kakl, tepe kakl. 
 (tb.) ufak ve dz bak. 
 pul pul, pullarla kapl; kabua benzer; kabuklar pul pul soyulan; (argo) adi, alak; hrpani. scaliness  pul pul olu. 
 Eskimenderes nehri. 
 mahmude otu, bin gz otu, (bot.) Convolvulus. scammonia; bu otun mshil olarak kullanlan zamk, mahmude koku. 
 haylaz kimse, yaramaz kimse, apkn kimse. 
 acele veya dikkatsizce yapmak. 
  acele gitmek, komak, seirtmek, kamak;  acele ka. 
 (-ned, -ning) inceden inceye tetkik etmek; alelacele gzden geirmek; vezne gre okumak, vezin tahlili yapmak; televizyonda bir resmin btn noktalarndan sra ile gemek; iirin kurallarna uymak. 
 skandal, rezalet, ayp, kepazelik; kovculuk; iftira, dedikodu; rezil kimse; kepaze ey; yzkaras. scandalize  rezalet kararak bir kimseyi mahcup edip artmak. 
 rezalet kabilinden, rezilane, kepazece, iftira kabilinden, lekeleyici. scandalously  rezilcesine. scandalousness  rezalet, kepazelik. 
 trmanp ykselen (sarmak) 
 skandinavya. Scandinavian   skandinavyal; skandinavya'ya ait;  skandinav dili. 
 (kim.) skandiyum. 
 vezin tahlili, vezin bulma. 
  az, kt, dar; kifayetsiz, yetersiz; snrl, tahdit edilmi;  tahdit etmek, snrlamak, ksmak. scant'ly  yetersizce . scant'ness  yetersizlik. 
 bayan klotu. 
 eantiyon; kereste kalnl ince uzun kereste paras; numune, az bir miktar. 
 ok az, kt; dar, eksik; snrlanm. scantily  kt olarak, eksik olarak. scantiness  anca yeterlik; ktlk, eksiklik. 
(eski), (bak.) escape. 
 (bot.) yapraksz iek sap; (zool.) ty sap; (zool.) duyarga. 
 bakalarnn cezasn ve sorumluluunu yklenen kimse; (eski) Musevilerin gnahlarn le gtrmek zere babo braklan kei. 
 haylaz ve yaramaz kimse. 
 (co. -lae) (anat.) kurek kemii, skapula. scapular  krek kemiine ait. 
 (kil.) baz tarikat keilerinin giydii kolsuz gmlek; baz tarikat mensuplarnn giydii uzun hamail; (o.) kularn omuzunda biten ty. 
 plak kaya. 
  (-red, -ring) yara izi; gemiin brakt kt etki; (bot.) dklm yapran dal zerindeki izi;  yara izi brakmak. 
 eski Msrllarn kutsal saydklar bokbcei, (zool.) Scarabaeus sacer; bokbcei eklinde ve uurlu saylan kk ta. 
(o.) -es, -baei) (bak.) scarab. 
 eski italyan komedisinde soytar; korkak soytar. 
  nadir, seyrek, az; eksik, kt; gbel, zoraki, yok gibi;  hemen hemen hi. make oneself scarce (k. dili) ortadan kaybolmak. scarce'ly  ancak, g bel, zorla, glkle. scarce'ness, scarcity  ktlk, nadir olu. 
  korkutmak, rktmek;  ani korku, panik, sebepsiz korku. scare away veya off korkutup karmak. scare up (k. dili) arayp meydana karmak. 
 bostan korkuluu; hrpani klkl kimse. 
 (k.dili) byk harf manet. 
 korkulu sylentiler yayan kimse. 
  iki kerestenin ucunu birbirine geirerek eklemek;  geme ek yeri, oyuk yer, yuva. 
 (o.) - scarves)  earp, enli ve uzun omuz at(ks.); enli boyunba;  earp rtmek; boyunba takmak, omuz at(ks.) koymak. 
 stderi, epiderm. 
 deriyi kazyp kanatmak; (topra) taramak; incitmek, gcendirmek. scarifica'tion  tarama. 
 (tb.) kzl . 
  al renk, krmz renk; al renkli kuma veya elbise;  al renkli; iffetsiz. scarlet fever kzl (hastalk) scarlet letter eskiden zina yapan bir kadnn gsnde tamaya mecbur olduu kzl renkte A harti. scarlet tanager Amerika'ya mahsus ve erkeinin srt kzl ve kanatlar siyah olan bir ku, (zool.) Piranga olivacea. 
  uurum;  dikine kesmek. 
 korku veren; korkak, ekingen. 
 (ted ting) (k. dili) ekilmek, gitmek. Scat! (zellikle kedilere) Pist ! 
 (argo) caz mziinde anlamsz hecelerle ark syleme. 
  incitmek, zarar vermek bozmak; yakarak tahrip etmek; kavurmak, yzn yakmak;  zarar, ziyan, hasar; felaket. 
 sert, krc, inciten; yakc. scathingly  ac ac, sertlikle, esirgemeden. 
 gbre tetkik ilmi; mstehcen yazlar. scatological  mstehcen, ak sak. 
 datmak, samak; yaymak, serpmek; dalmak; dalp gzden kaybolmak; yaylmak. scatterbrain  dank fikirli kimse. scatter rug ufak hal, seccade. 
  az miktar; serpinti; dal, salma;  serpilmi. 
 deniz rdei. greater scaup karaba patka, (zool.) Aythya marila. 
 plk etmek; temizlemek; (mak.) silindirden eksoz boaltmak; plkten ie yarar ey aramak. 
 le yiyen hayvan; kimse; (ng.) pu. 
 bir tiyatro eserinin konusunun ana hatlar, senaryo. 
 senaryo yazar. 
  (den.) ykselmek;  ykseli (geminin pruvas veya k) 
 manzara; sahne; sahne dekoru, mizansen; bir olayn getii yer ve artlar; perde; hikyede olaylarn getii yer. scene painter sahne dekoru ressam. scene' shifter  sahne dekorunu deitiren kimse. behind the scenes perde arkasnda; gizlice. Don't make a scene Hadise karma. make the scene (A.B.D.), (argo) bir yerde bulunmak. put on a scene olay karmak, (informal) kyameti koparmak. quit the scene sahneden veya olay yerinden ekilmek 
 manzara; sahne dekorlar. 
 manzara kabilinden; sahneye ait; pitoresk. 
 perspektif kullanma sanat. 
  kokusunu almak, sezmek; gzel koku samak; koku ile doldurmak; koklayarak izini aramak;  koku, rayiha; gzel koku, esans; iz kokusu; koklama duyusu. 
  asa, kral asas; kral hkimiyeti, saltanat;  hakimiyet vermek. sceptered  hkmet asas elinde olan. 
(bak.) skeptic. 
 (Al.) bakasnn zntsne sevinme, Oh! deme. 
  liste; tarife; program;  program yapmak; tarifeye geirmek; programa koymak. 
 ehrazat. 
 (o.) -mata) plan, tasar, ema. schemat'ic  ematik, ema halinde. schematically  ematik olarak. 
 sistemli bir ekilde dzenlemek. 
  tasavvur olunan dzen, plan proje; snflandrma cetveli; tertip entrika, dolap;  tertip etmek, tasavvur edip kurmak; plan yapmak; dolap evirmek, entrika evirmek. schemer  plan yapan kimse; dolap eviren kimse, dzenbaz veya hilekar kimse. 
  (mz.) oynak;  oynak bir ekilde. 
 (o.) -zos, -zi) it., (mz.) sonat veya senfonide hafif ve canl ksm, skerzo. 
 Avusturya para birimi, ilin. 
 hizip, blnt; hizipleme; blnme, aynlma (bilhassa dinde) 
  ayrlk yaratan, dinde mezhep ayrl husule getiren;  hizipi. schismatically  blnme yaratarak, hizip kabilinden. schismaticalness  hizipilik. 
 (jeol.) ist, tabaka halinde kaya. schist'ose ous  tabaka halinde ayrla bilen (kaya) . 
(nek) yarma, ikiye ayrma. 
 (bot.) olgunlanca tek tohumlu karpellere ayrlan bileik kuru meyva, skizokarp. 
 (bot.) ortasndan blnme suretiyle reme. 
  (tb.) izofreni hastallna ait veya ona benzer: sizofreniye eilimli;  Sizofren. 
 (o.), (bot.) blnen mantarlar, bakteriler, mikrop lar. 
 (tb.) (bak.) terili hastalk. 
 sizofreni ile ilgili. 
 (psik.) izofreni. schizophrene  sizofren.
 (bot.) blnenler, blngenler. schizophytic  blnenlere ait, blnenlerden. 
 (psik.) insan normalin dma karmayan hafif bir izofreni sekli. schizothymic  bu durumla ilgili 
 (argo) enayi kimse, kolay kandrlabilen kimse. 
 (argo) ahmak kimse. 
 (argo) ekmek; (slang) alrmak. 
 (o.), (jeol.) volkanik kayalarda grlen asl kayadan ayr bir madenden olumu lekeler veya ufak paralar. schlieric  byle paralara ait. 
 (A.B.D.), (argo) deersiz, adi zevksiz. 
 (argo) ar duygusallk. schmaltz'y  ar duygusal; dokunakl. 
 (A.B.D.), (argo) saf kimse; sevilmeyen kimse. 
 (A.B.D.), (argo) saf kimse. 
 Avustralya'ya ve Yeni Zelanda'ya mahsus bir eit balk. 
 Hollanda ve Almanya'ya mahsus alkoll sert iki. 
 Almanya'ya mahsus bir eit teriyer kpei. 
 (argo) dilenci; dilenci tipinde olan kimse. 
 (argo) burun. 
 alim, bilgin; edebi ilimlerde aratrma yapan kimse. 
 ilmi, lime yakr, alimce. scholarliness  bilimsel nitelik. 
 limlik, ilim, irfan; burs . 
  okul veya renciye ait; ortaada yksek felsefe veya din mekteplerine ait; iskolastik; limane; kuru, cansz;  ortaada alim adam; felsefe veya din konularnda ilmi metotlarla alan kimse. scholastically  iskolastik olarak, iskolastik usulde. scholasticism  (gen.), (b. h.) iskolastik felsefe. 
 eskiden haiye veya erh yazan kimse. scholias'(tic.)  haiye veya erh kabilinden. 
 (o.), -lia) haiye, erh, kma. 
  okul, mektep: renim devresi; (gz. san.) bir ustadn ncs olduu tarz veya slup, ekol; herhangi bir eyin renildii yer; okul binas;  okula gndermek; ders vermek, retmek, okutmak; terbiye etmek, altrmak. school age okul a. school board okul ynetim kurulu . school ship okul gemisi. school year ders yl. boarding school yatl okul, leyli mektep. business school ticaret okulu. day school gndzl okul, nehari mektep. free school parasz okul, meccani mektep. graduate school niversite diplomas almdktan sonra devam edilen faklte. grammar school ilkokul; ing. ortaokul, lise. high school lise. keep a school bir okulu ynetmek .night school akam okulu; gece blm. old school eski terbiye. parochial school bir kilisenin zel okulu. pryvate school zel okul. public school ing. zel okul; (A.B.D.) parasz resmi okul. reform school islahevi. trade school meslek okulu. vacation school yaz okulu. School keeps today Bgn okul var. 
  balk srs;  sr halinde yzmek (balk) 
 ders kitab. 
 erkek orenci. 
 okul arkada. 
 kz renci. 
 okul binas. 
 eitim ve terbiye. 
 ortaada bilgin; iskolastik grl veya eilimli kimse. 
 sk disiplinli kadn retmen. 
 erkek oretmen. 
 okul arkadau. 
 kadn retmen. 
 snf, dershane. 
 retmen. 
 okul zaman. 
 okul devi. 
 okulda oyun sahas. 
 iki veya  direkli ve yelkenleri yandan olan gemi, uskuna; byk bira barda. 
 (mz.) polkaya benzer bir dans; bu dansn mzii. 
(bak.) shtick.
  kayak ile hzla aaya kaymak;  hzla kaymaya elverili dz ve dik yoku. 
 (dilb.) vurgusuz hecelerde grlen zayf ve ntr bir ses. 
  glgebalgiller familyasna ait;  bu familyadan herhangi bir balk; saraz, (zool.) Sciaena aquila. 
 bir glge veya hayal mahsul bir dmanla sava; bo mcadele. 
 kalaya ait, kalada olan; siyatik sinirine ait. sciatic nerve siyatik siniri.
 (tb.) siyatik. 
 fen, ilim, bilim, bilgi; ilmin herhangi bir dal; hner, maharet, marifet. science fiction bilimkurgu, dbilimsel roman ve hikyeler, bilimtesi romanlar. 
 bilgi sahibi, bilgili, muktedir; ilme ait. 
 ilme ait; bilimsel, fenni; fen kurallarna uygun; fen bilgisi olan; kesin, doru. scientific method bilim yntemi . scientifically  fence, ilmi surette, ilmi olarak. 
 fen adam, fen uzman; (b. h.) "Christian Science" kilisesinin inancn benimseyen kimse. 
 (ks.) scil., sc., ss.) yani, demek ki. 
 enli kl, pala. 
 (zool.) kertenkele familyasndan skinkgillere ait. 
 akm, kvlcm; zerre. There' not a scintilla of truth in it. Gerek pay yok. Tamamen yalandr. 
 kvlcmlar samak, par1damak, ldamak, yldz gibi prldamak; canl bir ekilde konumak. scintilla'tion  kvlcmlar sama, parldama, ldama. scintillation counter radyoaktif cisim parltlarn tespit eden alet. 
 sathi bilgi; arlatanlk, bilgilik taslama. sciolist  bilgisi ok sathi olan kimse. sciomachy (bak.) sciamachy. 
 oul, ocuk evlt; (o.) ahfat; alanacak veya daldrlacak filiz, aa pii. 
(Lat.), (huk.) bir hkmn veya ruhsatnamenin iptal talebi zerine mahkemenin ilgili ahsn bilgisine bavurmak iin gnderdii celpname. 
 (tb.) kanser cinsinden kat bir ur. scirrhosity  (tb.) bir eit sert ur. scirrhous, scirrhoid  (tb.) sert ur gibi.
 kesilebilir, kolay blnebilir. 
 kesme, kesilme, blme, blnme. 
 makasla kesmek. 
 tek makas; grete ayakla kstek. scissors kick makaslama (yz) a pair of scissors makas. 
 Amerika'ya mahsus ve kuyruu makas eklinde olan bir cins sinekyutan. 
 yark. 
 kemirgenler familyasna ait. 
 sincaba benzer; (bot.) sincap kuyruuna benzer, pskll. 
  hafif vuru veya vuru sesi; terlik;  (golf) sopa vurmadan nce yere vurmak 
 (anat.) gz ak, sklera. 
 (bot.) sertdoku. 
 sert dokulu. 
 (zool.) eklembacakllarda kitin veya kireten olumu sert kabuk paras. 
 kitin veya kireten meydana gelmi. 
 (tb.) gz ak iltihab, sklerit. 
(nek) kat, sert.
 (tb.) yal kimselerde grlen deri sertlemesi. 
(biyol.) kat, sert, sertdokulu. 
 sertlemi doku. 
 ta veya madenlerin katlk derecesini Ien alet.
 (tb.) anormal derecede katlam, sertlemi. 
 (o.) ses) (tb.) doku sertlemesi, skleroz; (bot.) doku veya hcre cidar sertlemesi. 
  (anat.) gz akna ait; (tb.) doku sertlemesi olan, dokusu katlam;  gz ak, sklera. 
(bak.) scleritis. 
 (o.) -tia) (bot.) gerek mantarlarda yedek gda ile dolu katlam eme. sclerotial  bu emele ilgili. 
 (tb.) gz akn yarma ameliyat. 
 kat, sert, katlam, sertlemi; kemikli. 
  tahkir etmek, alay etmek, elenmek;  hakaret, istihza, alay; kmseme; alay konusu ey veya kimse. scoff at alay etmek. (informal) dudak bkmek (o.), -mata) (tb.) 
 kanunlara kulak asmayan kimse. 
  azarlamak, tekdir etmek, paylamak, (slang) halamak;  herkesi azarlayan irret kadn. 
 (mad.) kalsiyum ve alminyumlu bir hidrosilikat. 
 (o.) scoleces, scolices) (zool.) balrsak eridinin ba. 
 (tb.) belkemiinin normal d yan kvrm. 
 (zool.) krkayak familyasmdan bir hayvan. scolopendrine  krkayaa ait. 
  uskumrugillerden bir balk;  uskumrugillere ait. 
 duvarda amdan destei. 
 bir eit kk ekmek; (sko.) yulaf ezmesinden yaplan gzleme. 
 kk toprak siper; snak. 
 (ng.) niversite rencilerine verilen ceza. 
 (k. dili) ba, kafa. 
  byk kepe; (tb.) kak eklinde cerrah aleti; ukur; kepe ile alma; (k. dili) vurgun; (gazet.) atlatma;  kepe ile karmak; (k. dili) toplayp ymak; iini boaltmak; iini oymak; (gazet.) atlatmak; kapmakc scoop net nehir dibini taramaya mahsus ac at one scoop bir vuruta, bir darbede. 
 (k.dili) birden kamak veya komak. 
 trotinet; kk motosiklet; dibi dz ve tabanna iki demir ray takl kuvvetli buz kay. 
 tar. k, ozan, air. 
(sonek) gzlem aygt. 
 saha, faaliyet alan; frsat, vesile; genilik, vsat; (k. dili) teleskop, mikroskop.
 (ecza.) skopola(min.) 
 (zool.) sprge eklindeki 
(sonek) gzlem, mahede, bak. 
 (tb.) iskorbt hastal ile ilgili. 
  kavurmak, atee tutmak, hafife yakp szlatmak; ac tenkitlerle incitmek; yanmak, kavrulmak; (k. dili) otomobil veya bisikletle hzl gitmek;  hafif yank; yank izi. scorched earth policy dmann yararlanmasn nlemek iin btn mahsulu ve ziraat aralarn imha etme politikas. scorch'er  yakan ey veya kimse; (k. dili) ac sz veya tenkit; (k. dili) otomobil veya bisikletle ok hzl giden kimse. scorch'ing  yakcl, kavurucu, ok scak. 
  oyunda her iki tarafn kay dettii say veya puan; say yapma; sebep; izgi, iaret; etele kertii; etele kertii ile tutulan hesap; hn; (mz.) btn alglarn ve btn seslerin notalarn ayr ayr gsteren mzik paras, partitur; yirmi says; (o.) ok miktar;  entmek, kertik amak; etele tutmak; puan kazanmak, say kazanmak; deerlendirmek; (mz.) partitur yazmak, bir alg iin dzenleme veya uyarlama yapmak; (k.dili) iddetle eletirmek; puan saymak; baar kazanmak; (argo), (slang) tadna bakmak; (argo) esrar satn almay baarmak. score out stn karalamak. scores of people ok sayda insan, birok insan. scores of years senelerdir, senelerce. know the score (k.dili) ii akmak. on that score o sebepten; o konuda. pay off old scores eski hesaplar temizlemek, hesaplamak; eski hncn acsn karmak. What' the score? Kaa ka? Durum nedir? 
 (o.) -ae) maden crufu, dk. scoriaceous  maden crufu cinsinden. 
 (madeni) eritip crufunu karmak. 
  tepeden bakma, istihfaf, kk grme, tahkir; hakir ey;  kmsemek, tahkir etmek, istihfaf etmek. 
 hakaret dolu, tahkir eden, ar scornfully  istihfafla, tepeden bakarak. scornfulness  kmseme, istihfaf. 
 (zool.) iskorpit bal familyasndan. 
 Akrep takmyldz; Akrep burcu. 
 (zool.) akrep gibi; akrep takmna ait; akrep kuyruunun ucu gibi kvrk. 
 akrep, (zool.) Scorpio; (eski) ucuna demir paralar takl kam. scorpion fish iskorpit, (zool.) Scorpaena. 
 eski ingiltere kanununda vergi veya para cezas scot and lot (eski) belediye vergisi. pay scot and lot tamamen demek. 
 iskoyal. 
  skoya'ya veya (sko.) diline ait;  skoya halk: skoya halk lehesi; (sko.) viskisi; (skoyal ve (sko.) lehesi iin Scots veya Scottish tercih edilir) Scotch terrier (sko.) teriyer kpei. 
  hafife yaralamak, trmklamak; son vermek;  hafif yara veya trmk izi, entik. 
  tekerlek altna konulan takoz;  takozla durdurmak. Scotch tape selofan, zamkl selloit eridi. 
 kara rdek, (zool.) Melanitta nigra. 
 sa salim, incinmeden; vergiden muaf. 
 (mim.) bir eit tiriz, boyunsak, ters deveboynu. 
 skoya Scotland Yard Londra Emniyet Mdrl. 
 (co. -mata) (tb.) kr nokta, atabakada hi bir ey grmeyen nokta. 
  sko dili;  skoyaya veya sko diline ait. 
 (o.) -men) skoyal. 
 skoya'ya mahsus deyim, terim veya telaffuz zellii. 
  skoyal;  skoya dili. 
  alak, adi ve habis kimse, hain kimse, vulg. drz;  alak, adi. seoundrelly  alak, adi. 
 komak, seirtmek; acele gemek; arayarak dolamak, taramak. 
  ovalayarak temizlemek; kum veya fra ile parlatmak; bol su ile temizlemek; sprp gtrmek; mshil vermek;  ovarak temizleme; akan suyun andrarak dzlettii yer; (o.) hayvanlarda ishal ve dizanteri. 
  kamlamak; iddetle cezalandrmak;  krba, kam; ceza vastas; afet, musibet, felaket (o.) ovalayarak. 
karlan kir. 
  izci, gzc, keif kolu; casus (asker, gemi veya uak); keif, gzclk; (kriket) ak saha oyuncusu; izci ocuk;  keif yapmak, kefe kmak; dolap kefetmek. scout around arayp taramak. scout plane keif ua. boy scout erkek izci, girl scout kz izci. on the scout keif grevi yapmakta, kefe km. 
 kmseyerek reddetmek, alay etmek. scout at kmsemek, hakir grmek, alaya almak, istihza etmek. 
 izcilik. 
 izcilik. 
 izciba, oymak beyi. 
 duba. 
  kalarn atp bakmak;  tehdit ederek bakma, tehditkr bak scowl'ingly  ka atarak; tehdit ederek. 
  trmalamak, trmalanmak; dzensiz bir eyler yazmak, karalamak; up( ile) acele ile toplamak;  trmklama, trmalama; acele toplama; karalama; zerinde harfler basl kk ve yass tahta karelerle oynanan kelime bulmacas; seyrek allk. 
  (-ged, -ging) ok zayf ve kuru kemikli kimse; koyun etinin yavan gerdan taraf; (argo) insan boynu;  (k. dili) boazn skmak; boarak ldrmek; asarak ldrmek. 
 dzensiz, intizamsz; arpk urpuk. 
 ular dik (kaya); kuru, kemikli, ok zayf. 
 (-med, -ming) (A.B.D.), (argo) svmak, tymek. Scram ! Defol ! 
  trmalamak; kapmak; (rplm yumurtay) yada piirmek; kartrmak; itiip kakmak; (ask.)dman uaklannn yolunu kesmek iin acele havalanmak; (radyo) konumay gizli tutmak iin sinyali deitirmek;  kap, kapma; trmanarak gitme; arabuk yaplan ey; ok acele etme. scrambled eggs rplp yada piirilmi yumurta. scrambler  telefon veya radyo sinyalini gizli tutan ara. 
 (eski) ince, zayIlf; ahenksiz, czrtl. 
  (-ped, - ping)  ufak para; artk, krnt; msveddelik kt; para; (o.) ya eritilince geriye kalan kkrdak; (o.) hayvanlara verilen artk et; maden krpnts; f paralamak, krnt haline getirmek, ufalamak; deersiz diye bir yana atmak, skarta etmek;  artk. scrap heap krpnt yn, hurda yn. scrap iron hurda demir. scraps of news derme atma haberler. a scrap of evidence ok ufak bir delil. 
 gazete kuprleri veya resim yaptrmaya mahsus defter. 
  kazmak, kazyarak temizlemek; syrtmak; kazyp toplamak; srterek gcrdatmak; selm verirken ayan srterek geri ekmek; ok tutumlu olmak;  kazma veya srtme sesi; kazma, srtme; varta, kmaz scrape acquaintance tanmaya gayret etmek. scrape along az para ile geinmek. scrape away, scrape off kazyarak silmek. scrape through gbel atlatmak. scrape up zorla toplamak. get into a scrape belya atmak. get out of a scrape beladan kurtulmak, yakay kurtarmak We're in a pretty scrape. Aykla imdi pirincin tan. 
 kazma aleti; greyder. 
 kazma; kazma sesi; (gen.) (o.) kazntlar. 
 (A.B.D.) kaynatlm msr unu ve et paralar kzartmas. 
 krnt veya paralardan ibaret. scrappily  para halinde, para para. scrappiness  para halinde olma. 
 kavgac. scrappiness  kavgaclk. 
   trmalamak; keskin bir eyle kazyarak yzeyini bozmak; kamak, tahri etmek; (k. dili) acele ile kt bir ekilde yazmak veya izmek; karalamak; izmek, silmek, bozmak; yar listesinden karmak; eelemek; kanmak; czrdamak; zahmetle para biriktirmek;  trmk, trnak izi; hafif yara; karalama; czrdama, gcrdama; balama izgisi; cesaret ls, yiitlik de nemesi;  tesadfi, rasgele; handikapsz. scratch ones back yaclk etmek. scratch out stn izmek, karalamak; oymak, iini kazmak. scratch paper msvedde kd. scratch sheet( (A.B.D.), (argo) atlarn yar eceresi. scratch test (tb.) cilt zerinde alerji testi. scratch the surface ilk adm atmak. start from scratch hiten balamak, sfrdan balamak. old scratch eytan. up to scratch (k. dili) iyi durumda. 
 gcrtl, czrtl; trmkl; kantl, kant veren; karalanm; dzensiz, intizamsz scratchily  kant vererek; czrt ile. scratchiness  kant verme; czrtl olu. 
  kt bir ekilde veya acele ile yazmak, karalamak;  karalanm yaz, acemice ve kark yaz. 
 zayf ve kuru, kemikleri km. 
  ok ac ve ince bir lk atmak;  ac ve ince lk; keskin gcrt. screech owl cce bayku, (zool.) Otus scops. screech'y  ince ve keskin sesli; glclrtl. 
  ince bir ses karmak, gcrdamak;  gcrt, gcrt sesi. 
  barmak, feryat etmek, ac ac haykrmak, lk atmak;  barma, bar, feryat, lk; (A.B.D.), (argo) matrak kimse veya ey. 
 baran kimse, lk atan kimse; Gney Amerika'ya mahsus lk gibi ses karan bir ku; (A.B.D.), (argo) manet; (A.B.D.), (argo) ok gln veya heyecanl bir durum; (ng.), (argo) nlem iareti. 
 haykran, baran, lk atan; gze arpan, frapan (renk); kahkahalarla gldren. screamingly  ok gln bir ekilde. 
 da eteindeki ta yn. 
  bktrc tenkit; uzun sz veya yaz; sva mastar altl;  ylrtmak. 
  perde, kafes; paravana, ocak siperi; blme, tahta perde; (ask.) dmana kar siper vazifesi gren blk; sinema perdesi; sinema; kalbur, elek;  nne perde ekmek, muhafaza etmek, korumak; gizlemek, saklamak; elemek, kalburdan geirmek; (imtihanla) elemek; perdeye aksettirmek (filim) screen'ings  (o.) kalbur stnde kalan artk. 
 sin senaryo.
  vida; uskur, gemi pervanesi; vidann dnmesi; dn, evrili; basn, tazyik; (ng.), (argo) maa; (ng.) ie yaramayan at; bakasndan para szdran adam; (argo) hapishane gardiyan; (ng.), (argo) kk ttn paketi;  viday evirmek; burmak, vida haline koymak; vidalamak; vida ile tutturmak; vida gibi sktrmak; aldatmak, dolandmak, szdrmak (para); (argo) cinsel ilikide bulunmak, ile yatmak; vida gibi dnmek; burulmak, dnmek; buruturmak. screw bolt vidal cvata. screw down vida ile sktrmak, vidalamak; ok dk fiyat vermek. screw gear helezoni dili. screw hook vidal kancal screw jaek makinal kriko screw nut cvata somunu. screw on vidalamak screw plate vida paftas, malapafta. screw up sktrp dzeltmek;(argo) bozmak. screw up courage cesaretini toplamak. have a screw loose (argo), (slang) bir tahtas eksik olmak, deli olmak. put the serews on (argo) (bir kimseyi) sktrmak. 
  (A.B.D.), (argo) serseri kimse, acayip kimse; havada kavis yapan top;  sama. 
 tornavida; portakal suyu ve votka kokteyli. 
 vida ile sktrlm; yivli; eri br; (ng.), (argo) sarho. 
 (argo) kafadan atlak, deli; tuhaf, acayip; kark; phe uyandran. 
  acele ile ve dikkatsizce yazmak; karalamak;  acele ile yazlm yaz; anlamsz yaz ve izgiler. 
 alakalem yaz yazan kimse; ikinci snf yazar. 
  yazc, yazman, katip; eski Musevilerde fakih;  yazmak; kitabe yazmak; hat izen aletle izmek. 
 iaret koymak iin i veya t. 
 ak renk ve ince dokunmu bir cins perdelik kuma; (tiyatro) zel etkiler yaratmada kullanlan saydam kuma. 
  arpma; (futbol) topunu ilerletmek iin hcum, saldr;  (spor) hcum etmek. 
 fazla veya dar kesmek; ar tutumlu olmak cimrilik etmek. 
 ok kt, eksik; cimri. serimpily  ok kt olarak; cimrice. serimpiness  ktlk, eksiklik; cimrilik. 
  fildii oyma ii;  bu ii hnerle yapmak. 
 para kesesi. 
 isim listesi; not, pusula; muvak kat senet; (A.B.D.) eskiden kullanlan ufak kgt para. 
 el yazs; (matb.) el yazs gibi basma harf; konumacnn elindeki notlar; (huk.) senet, hccet; alfabe, yaz dzeni. 
 (o.) - -ria) manastrlarda hattatlara mahsus oda. 
 Kitab Mukaddese ait veya onda bulunan; Kitab Mukaddese gre. 
 Kitab Mukaddes; (k. h.) kutsal yaz; eskiyaz, yazlm ey, (ks.) Script. 
(eski) mukavelenameleri yazan kimse, arzuhalci; noter. 
 (bot.), (zool.) ukurlar olan. 
 yavru morina. 
 (tb.) sraca illeti. 
 (tb.) sracal; sraca illetine ait; kt ahlkl. 
  tomar; parmen tomar; liste, tarife; taslak; tomar eklinde ss; kemamn kvrk ucu;  tomara kaydetmek; tomar eklinde sarmak; tomar eklinde sslerle tezyin etmek; tomar gibi sarlmak. scroll saw erit testere; makinal oyma testeresi. scrollwork  tomar eklinde ss, erit testere ile yaplm ss. 
  gcrdamak;  gcrt. 
 (bot.) sracaotu familyasna ait. 
 (o.) -ta) (anat.) torba derisi, skrotum. 
 (k.dili) veya (leh.) sktrmak; kalabalk etmek. 
 (argo) almak, (slang) armak, yrtmek; (slang) otlamak, otlaklk etmek. scroung'er  (slang) otlak kimse. 
  ovalamak, fralamak, ykamak;( (A.B.D.), (argo) iptal etmek;  ovalama, fralama, temizleme. scrub brush tahta fras. 
 allk, fundalk, maki; bodur aal orman; (ks.)a kll fra; bodur insan veya hayvan ve bitki; (spor) birinci takma alnmayan oyuncu. scrub oak yermeesi, kurtluca, (bot.) Teucritum. scrub team ikinci takm; ikinci derecede oyuncularn oynatld taklm. 
 fralayc; gaz temizleyici. 
 fra gibi sert; bodur, elimsiz. 
 ense. 
(ng.), (bak.) scrimmage 
 (k. dili) ok gzel, harikulade, ahane, enfes. 
  atrt ile ezmek, atrdatmak;  ezme, ezi. 
  vicdan elvermeme; tereddt; 1,296 gramlk eczac tarts; az miktar;  vicdan elvermemek; tereddt etmek. have scruples about a thing vicdani sebeple ekinmek. 
 vicdannn sesini dinleyen; dakik, titiz. scrupulosity, scrupulousness  vicdanllk; dakiklik, titizlik. scrupulously  vicdanla; titizlikle. 
 dikkatle bakmak, iyice incelemek, ince eleyip sk dokumak. 
 dikkatle bakma, inceleme, aratrma, tahkik, tetkik; seim kontrol 
 sucieri, skuba. 
  hzla kamak veya hareket etmek; (den.) rzgrn nne dp seyretmek;  hzla uma veya gitme; (den.) rzgr nnde hzla seyretme; ok hzl ilerleyen alak bulutlar veya deniz kp; (ng.), (argo) hzl koucu. 
  aya sryerek yrmek; sryerek andrmak;  aya srme; hrt; arkas ak ve topuksuz terlik, pdk. 
  itimek, ekimek;  itime, ekime. 
  kk sandal; ktan kullanlan tek krek, boyna krei; (ks.)a krek;  boyna etmek. 
 mutfak yamndaki bulak ykanan ve kap kacak konulan oda. 
 (eski) bulak; sefil kimse, adi kimse. 
 Amerika'da bulunan geni azl, byk ve dikenli kafas olan, iskorpit gibi bir balk. 
(Lat.) heykelde, imzann yannda "yapan'' anlamndaki kelime, (ks.) sc., sculp. 
 heykeltra. sculptress  kadn heykeltra. 
  heykel, heykeller; heykelcilik, heykeltralk; oyma, oyma ii;  oymak, kalemle hakketmek; su kuvvetiyle eklini deitirmek. 
 heykel gibi. 
  kaynamakta veya mayalanmakta olan su yznde biriken tabaka, kpk; maden crufu; pislik;  kpn almak; kpk balamak. scum of the earth ba bels, ayaktakm. scum'my  kpkl; kir balam; alak, iren. 
  (gz. san.) zerine donuk bir boya tabakas vurarak izgileri yumuatmak;  donuk renkte bir tabaka srme; donuk renk. 
 (den.),  frengi delii, geminin gvertesinden suyun denize akmasna mahsus delik;  (ng.), (argo) katliam yapmak. 
 ba kepei, konak; artk pis ey; kabuk. scurfiness  kabuk balam olma, kepeklilik. scurf'y  kepekli, kabuklu. 
 kaba, kfrl; az bozuk, kfrbaz. scurril'ity, scurrilousness  az bozukluu, kfrbazlk. scurrilously  kfrle; ak sak bir ekilde. 
  tel etmek, kaarcasma komak;  acele etme; (ks.)a at yar. 
 "" eklindeki eri. 
  adi, alak, iren;  (tb.) iskorbt illeti. scurviness  adilik, alaklk. 
 tavan veya karacann ksack kuyruu. 
 (huk.) derebeylik devrinde valyelerden askerlik hizmeti yerine alnan vergi. 
 skdar; kodra. 
 (bot.) kalkans, peltat; (zool.) iri pullu. 
  sopayla vurarak temizlemek (keten); ditmek, atmak, dverek kabartmak (pamuk veya ipek);  keten ipliini dvmeye mahsus sopa. 
(bak.) escutcheon. 
 (zool.) timsah veya kaplumbaann sert srt kabuu, iri pul. 
 (zool.) sert pullar olan, kalkan eklinde. scutella,tion  ku ayandaki gibi sert pullar veya bunlann dzeni. 
 (o.) -tella) (zool.), (bot.) kalkan eklinde pul veya uzuv. 
 kalkan eklinde. 
 soba yanna konulan madeni kmr kovas. 
  hzla komak, seirtmek;  seirtme, acele gitme. 
  kapakl ufak delik; (den.) lomboz, ambar kapa; deniz musluu;  deniz musluunu ap gemiyi batrmak. 
 (den.) su mancanas; (argo) ayia, sylenti, dedikodu. 
 (o.) -ta) (zool.) sert srt kabuu, kemik gibi sert pul; eski Roma'da uzun kalkan. 
 (mit.) talyan sahilinde ve Charybdis girdab karsnda tehlikeli bir kaya, (bak.) Charybdis: alt bal olduu farz olunan deniz canavar. between Scylla and Charybdis iki ate arasnda. 
 (o.) - phi) eski Yunan'da kullanlan iki kulplu su barda. 
  trpan;  trpanla bimek. 
  skit;  skitya'ya veya skit diline zg. 
 deniz; derya, umman, okyanus; dalga; deniz gibi geni olan herhangi bir ey. sea anchor deniz demiri. sea anemone deniz akay, (zool.) Actiniaria. sea bream izmarit, (zool.) Smaris alcedo; istrongilos, ipura. sea breeze denizden esen rzgar, imbat, meltem. sea captain kaptan., svari. sea chest gemici sand. sea cock (den.) deniz musluu. sea cow denizays, deniz perisi, (zool.) Trichechus manatus. sea cucumbers denizhyarlar, (zool.) Holothuriae. sea dog fok, aybal; kurt denizci. sea elephant en iri cins aybal, deniz fili. sea eryngo keisakal, (bot.) Eryngium maritimum. sea fight deniz sava. sea foam denizkp, lleta. sea food deniz rn, sea front sahil. sea green mavimsi yeil, camgbei. sea gull mart. sea horse denizaygr, (zool.) Hippocampus. sea kale. deniz lahanas. sea lawyer (k. dili) safsatac ve daima kusur bulan gemici. sea legs frtnal havalarda gvertede dolaabilme kabiliyeti. sea lettuce denizmarulu, (bot.) Ulva lactuca. sea level deniz seviyesi. sea lilies denizlaleleri, (bot.) Crinoidea. sea lion Buyk Okyanus'a mahsus iri aybal. sea mew mart. sea mile deniz mili. sea monster deniz canavar. sea moss deniz yosunu; yosuna benzer deniz hayvan; yeil rengin birka tonu. sea nettle denizsrgan. sea onion adasoan, (bot.) Urginea maritima. sea ooze okyanus dibinde bulunan kemiksi kelti. sea power donanmas g1 devlet. sea purse kpekbal yumurtasnn sert kabuu. sea robin krlang bal, (zool.) Trigla. sea room deniz sahas, manevra sahas. sea rover korsan veya korsan ge misi. sea salt deniz tuzu. sea serpent deniz ylan, efsanevi bir deniz ejderhas sea urchin denizkestanesi. sea wall deniz sularnn basmasna engel olan duvar veya set. a heavy sea kaba dalga, frtnal deniz. arm of the sea krfez. a sea of faces insan kalabal. at sea denizde; sakna dnm. by sea and land hem denizden hem karadan. follow the sea gemici ol (mak.) go to sea denizci olmak; deniz yol culuuna kmak. half seas over sarho. inland sea i deniz. on the high seas ak denizlerde, enginlerde. put to sea denize almak (gemi) 
  sahil, ky, yal boyu;  kyya yakn 
 deniz kys, sahil. 
 gemici. 
  denizcilikle uraan; deniz yoluyle seyahat eden;  deniz yolculuu; denizcilik. 
 deniz kuu. 
 etraf denizle kuatlm. 
 deniz tanrs, Neptn. 
 ak denize kmaya elverili (gemi) 
  aybal, fok, (zool.) Phoca; fok krk;  aybal avlamak. 
  mhr, damga: teminat, taahht; mhrl mum veya kurun paras;  mhrlemek, mhr veya damga basmak, tasdik iaretini koymak: onaylamak, tasdik etmek; kapamak, yarklarn doldurmak. seal one' fate yazgsn nceden tayin etmek. sealed orders denize ktktan sonra almak zere kaptana verilen kapal zarf iindeki emir. seal ring mhr yz. sealing wax mhr mumu, krmz balmumu. Great Seal resmi devlet mhr. under seal mhrlenmi, mhrl. under the seal of secrecy gizli tutmak kaydyle. 
  diki yeri, diki; (tb.) diki; derz; iki tahtann yan yana birletii izgi, balant yeri; (den.) armuz; (jeol.) ince maden damar; yara izi, krk;  dikmek, birbirine dikmek; zerine yara izi veya izgi yapmak; ters ilmekle rg rmek; atlamak. 
 denizci, gemici; deniz eri. 
 gemicilik. 
 gemicilere yol gstermeye yarayan iaret. 
 kadn terzi. 
 dikili; irkin grnl, biimsiz. the seamy side of life hayatn glklerle dolu taraf. 
 toplant, oturum, seans; ruh arma seans. 
 deniz ua. 
 liman. 
 tfek veya tabanca horozunun emniyet tetii. 
  kurumu (yeillik), kuruyup sararm;  ok kurutup yakmak; kzgn tavada evirmek; yakmak, dalamak; hissini iptal etmek, krletmek. 
  aratrmak, aramak; yoklamak, bakmak; dikkatle tetkik ve tefti etmek, aletle iini muayene etmek;  arama, aratrma; yoklama, bakma, muayene; tefti, soruturma; gemide aratrma yapma. search out aratrp renmek. search warrant (huk.) arama emri. in search of aramaya, peinde. right of search (huk.) arama hakk. 
 aratrc, inceden inceye aratran; nfuz eden; keskin searchingly  arayarak. 
 ldak, projektr. 
 deniz manzaras. 
 deniz tutmas. 
  sahil. 
 deniz kabuu. 
  mevsim; sre, mddet, vakit, zaman; uygun zaman; baharat;  altrmak; almak; iyice kurutmak; iyice kurumak; lezzet vermek iin baharat katmak; keskinliini veya sertliini yumuatmak. hunting season avlanmann (ks.)t lanmad mddet. in good season tam zamannda. in season kullanlabilir; bulunur; vaktinde, uygun zamanda; (huk.) avlanlabilir; iftleebilir. in season and out of season daimi, her zaman, vakitli vakitsiz. season ticket abonman kart veya bileti. 
 mevsime gre olan, tam vaktinde olan; tam yerinde veya zamannda yaplan. seasonableness  mevsimine gre olma, mevsiminde olma. seasonably  mevsimine gre, mevsiminde, zamannda. 
 bir mevsime mahsus, mevsimlik. 
 yemeklere lezzet veren baharat; kullana uygun hale getirme. 
  oturulacak yer, iskemle, sandalye; insan k; yer, mahal, mevki, krs; merkez, konut; meclis veya borsada yelik hakk; oturu; (mak.) yatak;  oturtmak, yerletirmek, yerlemek; oturacak yer temin etmek; oturacak yerini yenilemek. seat of a disease hastalk yeri veya merkezi. keep one' seat oturduu yerden kalkmamak; millet meclisinde yerini muhafaza etmek. lose one' seat yerini kaybetmek. take a seat oturmak. Be seated. Oturunuz. The hall will seat fifty people. Salon elli kiiliktir. 
   deniz yn;  denize doru giden; denizden esen;  denize doru. 
 deniz yolu; kaba dalgal deniz. 
 deniz yosunu, su yosunu. 
 denize kar dayankl, denize alabilir. 
 (tb.) et ya gibi, yaa ait; ya salglayan. sebaceous gland (anat.) sa kklerinin altnda bulunan ve ya ifraz eden gudde, ya bezi. 
 (Fr.) sek (arap) 
(ks.), (A.B.D.) Securities and Exchange Commission tahvil borsasn tefti eden resmi daire. 
(ks.) secant, second, secretary, section, Just a sec. (k. dili) Bir saniye! 
  kateden, kesen;  (geom.) sekant. 
  it. kuru;  sva kuruduktan sonra zerine yaplan duvar resmi. 
 ekilmek, ayrlmak (zellikle siyasi veya dini bir rgtten) 
 ayrt etmek, tefrik etmek; tb. ifraz etmek. 
 ifraz edici gudde veya il. 
 ayrlma, uzaklama; b.h.,(A.B.D.) 1860-61'de Gney Eyaletlerinin Birlikten ayrlmas. secessionist  ayrlma taraftar. 
 bir yere kapatp dar salvermemek, tecrit etmek, ayrmak. 
 ayrlm; kapal; bir kenara ekilmi; rak; mahfuz, sakl, korunmu. 
 inziva, keye ekilme; tenhalk. 
 yalnzlk eiliminde olan. 
 saniye. 
   ikinci, sani; bir daha; ikinci derecede, aa; (mz.) ikinci;  ikinci gelen kimse veya ey; delloda ahit veya yardmc; (oto.) ikinci vites: (o.) ikinci derecede mal, tapon mal; (mz.) yan yana olan iki nota arasndaki fasla; arkda ikinci ses; bir teklifi destekleme;  yardm etmek, ilerletmek, tevik etmek; parlamentoda bir teklife katldn iln etmek. second best ikinci en iyi. second childhood bunaklk. second class ikinci snf veya derece. second fiddle ikinci kemann ald para; ikinci derecede olma. second hand saat kadrannda saniyeleri gsteren ibre. second lieutenant (ask.) temen. second mile kendine denin tesinde bata bulunma. second nature kklemi huylar. second (sig.)ht nsezi. second thoughts sonradan akla gelen dnceler. second wind yeniden kazanlan g veya enerji. second, secondly  ikinci olarak, saniyen. 
  ikincil, tali, ikinci derecede olan, ikinci gelen; sonraki; (min.) evvelce teekkl etmi kaya iinde toplanan ta veya maden kabilinden; (elek.) tali (cereyan);  murahhas, delege; yardmc, muavin; ku kanadnn ikinci mafsalndaki ty; (astr.) tali yldz. secondary accent uzun bir kelimede ikinci derecedeki vurgu. secondary battery (elek.) akmlatr. secondary consideration ikinci derecede nemi olan mesele. secondary education ortaretim. secondary rays rntgen nlar etkisiyle meydana gelen nlar. secondary road tali yol. secondary rocks baka kayalardan veya ta ve madenlerden oluan kaya veya ta. secondary school orta ve lise seviyesinde okul. secondarily  ikinci derecede, ikinci olarak secondariness  ikinci derecede olma. 
 sonradan fikir yrtmek, i iten getikten sonra dncesini soylemek. 
 kullanlm, elden dme; dolayl. 
 (mz.) sekondo, ikinci. 
 ikinci derecede; ikinci snf. 
 (A.B.D.), (k. dili) ikinci snf (oyuncu) 
 sr saklama, sr tutma; ketumluk, gizlilik. 
  gizli, sakl, hafi, mektum; esrarl; mahrem;  sr, gizli ey; anlalmaz ey, muamma. secret police gizli polis tekilat. secret service hafiye tekilt. secret society gizli cemiyet. an open secret herkese bilinen sr. in on the secret srra vkf. keep a secret sr saklamak. secretly  gizlice, el altndan secretness  gizlilik. 
 sekreterlie ait. 
 mdriyet, mdriyet personeli. 
 sekreter, zel ktibe, ktip, yazman; bakan; bir eit yazhane (ks.) sec., secy., sec'y) secretary bird Gney Afrika'ya mahsus ylan avlayan bir ku. Secretary of State (A.B.D.)'nde D ileri Bakan. secretary treasurer  hem sekreter hem veznedar olan ahs. honorary secretary fahri vekil veya ktip. private secretary zel sekreter. 
 gizlemek, saklamak; (biyol.) salglamak, ifraz etmek. 
 (tb.) onikiparmak barsanda bulunan bir hormon, sekretin. 
 (biyol.) salglama, salg, ifrazat; gizleme, sr saklama, ketumiyet. 
 sr saklayan, sk azl, ketum; (tb.) salglayan. secretively  gizlilie meylederek. secretiveness  gizlilik, gizlilie meyletme. 
 (tb.) vcutta sv madde hasl eden, ifrazi. 
 frka, mezhep; ayn meslek taraftan kimseler. 
  mezhep veya frkaya ait;  bir mezhep veya frkann banaz yesi. sectarianism  frka veya mezhep usul veya ar taraftarl. 
 mezhep taraftar; Anglikan kilisesine bal olmayan kimse. 
 bakla kesilebilir. 
  kesme, kesi; kesilme, inkta; kta, para, blk, fasl, ksm, blge; (A.B.D.),nde hkmetin mal olan 1 mil kare byklnde toprak paras; yatakl vagonda kompartman; (geom.) kesit; bir eyin mikroskopla muayene edilen ince dilimi, kesit;  ksmlara ayrmak veya blmek, ksm ksm kesmek. 
 bir blme ait; bir blgeye ait. sectionalism  blgecilik. 
 blgelere ayrmak; blmek. 
 (geom.) daire dilimi daire kesmesi, sektr; alr kapanr bir rasat aleti; (ask.) mntka. 
  dnyevi, cismani; layik, dini olmayan, ruhani olmayan; manastr sistemine bal olmayan; yz ylda bir vaki olan, asrlk; asrlarca sren;  mahalle papaz. secularly  layike. 
 cismanilik, dini mahiyeti olmayan ilerle meguliyet; layiklik secular'ity  cismanilik, dnyevilik. 
 layikletirmek, dnyeviletirmek. seculariza'tion  manastr sisteminden kurtarma; vakf mlke evirme; dini tesirden uzaklatrma, layikletirme, layikletirilme. 
 (bot.), (zool.) bir tarafl, tek yanl. 
 (bot.) rt (tohum taslamda), integment; og, (tb.) meime, son. 
  emin, korkusuz, tehlikeden uzak; kaygsz, phesiz; emniyetli, muhafazal;  korumak, emniyet altna almak; tehlikeden masun klmak; salamlatrmak, balamak; iyice kapamak; ele geirmek, bulmak. securely  emniyetle; smsk secureness  salamlk, emniyetlilik. 
 emniyet, gvenlik; korkusuzluk; kefalet, teminat; rehin, emanet, depozito; kefil; emniyet tedbirleri; (o.) tahviller, senetler. Security Council Gvenlik Konseyi. security risk (A.B.D.) devlet memuriyetinde veya milli gvenlii ilgilendiren bir ite almas uygun grlmeyen pheli ahs 
i iki veya drt kapl olup, n ve aka koltuklar bulunan kapal otomobil; sedye. sedan chair tahtrevan. 
 temkinli, vakarl, sakin, ar bal; uslu, akll. sedately  vakarla, ar ballkla, skunetle. sedateness  vakar, ar ballk, skunet. 
 (ila1a) teskin etme, yattrma. 
  teskin edici, msekkin, yattrc; (tb.) yattrc herhangi bir ey. 
 dar kmayan, daima oturarak vakit geiren; seyyar olmayan, sabit; bir yerde yerlemi olan, yerleik, sakin; (zool.) bir yere yapk. sedentarily  yerleik olarak. sedentariness  yerleik olu. 
 ayak otu, (bot.) Carex romans sweet sedge eyir otu, (bot.) Acorus calamus. sedgy  ayak otuyla dolu. 
 tortu, posa, telve, kel; (jeol.) su dibinde biriken ey, knt 
 km amur ve posa nev'inden, tortulu. sedimenta' tion  posa veya tortu birikmesi, kelme. 
 fesat, fitne; kargaalk; isyana tevik. 
 fitneci, arabozucu, mfsit, fitne karan; ayaklandran. seditiously  mfsite; ayaklandracak ekilde seditiousness  fitnecilik; hyanet eilimi. 
 ayartmak, azdrmak, ifsat etmek, batan karmak; namusuna leke srmek, ifal etmek. seducement  ifal, ifsat, ayartma, batan karma seducer  ayartan adam ifal eden adam. seducible  batan karlabilir, azdlrlabilir, ifal edilebilir. 
 ifal, ifsat, ayartma, batan karma, namusuna leke srme; ba tan karc ey. 
 ayartc, ekici seductively  ayartarak seductiveness  ayartma, batan karma. 
 ayartc kadn 
 gayretli, sebatl, vazi einas sedulously  sebatla, azimle sedulousness  sebat, azim, vazifeinaslk. 
 damkoruu, kayakoruu, (bot.) Sedum. 
 piskoposluk. Holy See Papalk. 
 (saw, seen) grmek; anlamak, farkna varmak; bakmak, dikkat etmek; grmek, kabul etmek; tecrbesi olmak, tecrbe ile renmek; geirmek. see about icabna bakmak, bir yolunu bulmaya almak. see a thing through bir ii baarmak, tuttuunu koparmak. see daylight g bir durumdan kurtulmay salayacak ilk areyi grmek. see double ei be grmek, biri iki grmek. see eye to eye ayn fikirde olmak, her hususta anlamak. see into nfuz etmek, kavramak. see in the New Year yeni yl karlamak. see life tecrbelerle hayat anlamak. see one off geirmek, yolcu etmek, uurlamak. see one out birini kapya kadar geirmek. see one' way aresini bulmak. see one through birine skntsn atlatana kadar yardm etmek. see red ok fkelenmek, gzn kan brmek. see service hizmet grmek. see something out bir eyi sonuna getirmek, bitirmek. see stars bana vurulma sonucunda gznn nnde yldzlar uumak. see the doctor doktora grnmek. see the light bir eyin asln anlamak. see through one bir kimsenin zihninden geenleri kefetmek. see to it icabna bakmak. See ya! (argo) Baybay ! See you later imdilik Allah'a smarladk. Grrz. As far as I can see. Bana kalrsa. It has seen better days Artk eskidi. Let me see. Bakaym. Dur bakalm. Dneyim. This much food will see us through this journey. Bu kadar yemek bu seyahati karr. You see... yani, ite; Grdn m? 
   tohum; ekirdek; asl, kaynak, mebde, mene; zrriyet, evlt; meni; ersuyu, sperma; istiridye tarlasna yerletirilmeye elverili istiridye yavrular;  tohumluk;  tohum ekmek; tohumu veya ekirdei karmak; tohum vermek, tohumunu dkmekseed cake susaml veya reotlu rek. seed corn tohumluk msr. seed leaf tohumdan ilk kan yaprak. seed oyster istiridye yavrusu. seed pearl ufak inci. seed plot bahede tohumluk tarh, fidelik. seed vessel tohum kap. yellow seed yaban teresi, horozcuk, (bot.) Lepidium campestre. go to seed tohuma kamak; kuvvetten dmek, zayflayp bunamak. raise up seed zrriyet hsl etmek. seed down imen tohumu ekmek. 
 fidelik. 
 ekirdeksiz. 
 fide. 
 (o.) -men) tohumcu, tohum satcs. 
 ekin vakti. 
 iine tohum katlm; tohuma kam; klksz; keyifsiz. seedily  tohuma kam bir ekilde. seediness  tohuma kama 
mademki, madem. 
 (ought) aramak, aratrmak; abalamak. seek out arayp bulmak. 
 arayan kimse; sonda. 
 grnmek, gzkmek; gibi gelmek. I can,t seem to solve this problem. Bu meseleyi zebileceimi zannetmiyorum. I seem to hear. iitir gibi oluyorum. it seems as if veya as though sanki, galiba, imi gibi. it seems best. en iyisi. It seems that he is well. iyi gibi grnyor. It would seem. gibi grnyor. 
  grnte;  d grn, aldatc grn. seemingly  grnte, zahiren, guya. 
  yakk alr, munasip uygun;  yakk alr bir surette. seemliness  uygunluk, munasip olu, yakk alma. 
 (bak.) see. 
  szmak;  sznt yeri, kaynak. seep'age  sznt. 
 gren kimse; gaipten haber veren kimse, peygamber, kahin. 
 gofre kuma, izgili ve st prtkl ince dokuma. 
   tahterevalli; ileri geri hareket; ini k;  aa yukar (hareket);  aa yukar sallanmak, nmek. 
 halamak kaynatmak; svya batrmak; hrslanmak. a seeth'ing crowd karnca gibi kaynaan bir kalabalk. 
  kesilmi para, para, blm, (ks.)m, dilim; (geom.) daire kesmesi kesme, krenin kesilmi (ks.)m; (zool.) blt;  (ks.)mlara ayrmak. segment of a circle (geom.) kesme, daire kesmesi. segmen'tal segmentary  (ks.)ma ait segmenta'tion  blme veya blnme; (biyol.) bir hcrenin birok hcrelere blnmesi. 
 (mz.) iaret, tekrar iareti. 
  ayrmak, tefrik etmek, ayrp bir araya top lamak;  ayrlm. segrega'tion  fark gzetme, ayr tutma, ayrm, tefrik. segrega'tionist  rk ayrm taraftar. 
 (gz. san.) talya'da on yedinci yzyl. 
 bir glde su seviyesinin ritmik bir ekilde deismesi. 
(ecza.) sedli tuzu. 
 senyor; derebeyi, efendi. seign'iorage  (eski) (den.) krallar tarafndan alnan sikke vergisi. 
 derebeyine ait. seigniory  derebeylik, beylik; derebeyi maliknesi. 
  byk balk a, serpme (a);  serpme ile balk avlamak. 
 Sen nehri. 
 (huk.) msadere etmek, haczetmek, el koymak, (bak.) seize. 
 yersarsnts, zelzele, deprem. 
 yersarsntsna ait zelzeleden ileri gelen, depremsel. seismic sea wave zelzeleden meydana gelen met dalgas. 
 yersarsnts olaylar. 
 sismograf, depremyazar. 
 sismoloji, yersarsntlar ilmi. 
 sismometre, yersarsntlarnn sre, iddet ve ynn kaydeden alet. 
 sismografn basit ekli. 
 tutmak, yakalamak; zaptetmek, msadere etmek, gaspetmek; kavramak, iyice anlamak; (den.) sicim sarp balamak; taklmak, dnememek. 
 (huk.) temellk, mlk edinme, tasarruf. 
 yakalama, zapt, haciz, msadere, el koyma; nbet. 
 selmlk. 
 nadiren, pek az, seyrek. 
  seme, seilmi, sekin, mmtaz, gzide, stn; semesini bilen, titiz, ince eleyip sk dokuyan;  semek, ayrmak, intihap etmek. selectness  sekinlik. 
( (A.B.D.) askere arlan kimse. 
 ayrma, ayrlma seme seilme: seme eyler; (biyol.) salam veya kuvvetlileri yaatp zayflar imha eden tabiat kanunu. 
 ayran seici; telsiz telgrafta birka haberi bir arada gnderme sistemine ait. selective service (A.B.D.) kura ile askerlik. 
 (A.B.D.)'nin baz eyaletlerinde belediye meclisi yesi. 
 seen aygt veya kimse; (mak.) idare kolu. 
 effaf alta, selenit. 
 selen. 
 ay yzeyinin tarif ve resimlendirilmesi, ay haritacl. 
 astronomide ay bilgisi. selenologist  bu ilmin uzman. 
 Silifke. 
 (o.) -selves)  kii, z, zat, ahs; kendi, nefis, ahsi menfaat; zellik, hususiyet, ahsiyet;  zati, ahsi; ayn. 
(nek) kendi, kendinden, kendini; z, zn; otomatik.
 kendini aalama; suiistimal; istimna. 
 kendi kendine ileyen, otomatik. 
 gnderenin adna. 
 kendi kendini tayin etmi; khyalk eden. 
 kendi fikrinde srar eden, kendini empoze eden, kendini zorla kabul ettiren. 
 kendine gvenen. 
 hep kendini dnen, benci, benliki. 
 kendine hkim olma. 
 kendini beenmilik. 
 kendine gven. 
 utanga, sklgan; kendi halini ok dnen. 
 dncelerini bakasna sylemeyen, az sk; kendine hakim olan; kendi kendine yeten; gerekli ksmlar kapsayan.
 kendisiyle atma. 
 kendine hkim olma. 
(huk.) nefis mdafaas, meru mdafaa. 
 feragat kendini tutma. 
 elindelik, hr irade; kamunun kendi geleceini saptamas. 
 kendine gvensizlik. 
 kendi kendini yetitirmi. 
 kendini geri planda tutma. 
 serbest alan. 
 z saygs, izzetinefis, onur, haysiyet; hodpesentlik, kendini beenme, gurur. 
 aikr, ak, belli, ortada olan, meydanda olan. 
 kendi kendini inceleme. 
 zdenlik. 
 zerklik muhtariyet. 
 kendi kendine yetme, bakasna muhta olmadan kendi bana yapabilme. 
 kiilik, ahsiyet. 
 kendine benzeme; kendini tanma. 
 kendine fazla nem verme, kendini fazla yksek grme. 
 (fiz.) zindkleme. 
 kendi isteklerine dknlk. 
 kiisel kar, hodbinlik, bencillik. 
 egoist, bencil. hodbin selfishly  bencilce egoiste. selfishness  egoistlik, bencillik, hodkamlk. 
 kendini tanma. 
 zgecil, zgeci, dierkm. 
 yar otomatik (tabanca) 
 kendini beenme; kendi karn dnme. 
 kendini yetitirmi, kendi kendine adam olmu. 
 kendini tutma, kendine hkim olma. 
 kendini zavall hissetme, kendi kendine aclma. 
 bir ressamn izdii kendi portresi. 
 vakar, kendine hkim olma. 
 nefsini koruma. 
 kendini nemseme, z saygs. 
 kendine gven. 
 feragat, kendini feda etme. 
 kendi kendini knama veya cezalandrma. 
 z saygs, nefsine hrmet, izzetinefis. 
 kendini stn gren. 
 kendi kabaran. 
 zerklik, otonomi. 
 fedakarlk. 
 tpk, ayn. 
 kendi halinden memnun. 
 yalnz kendi karn gzeten. 
 selfservis. 
 (oto.) mar. 
 kendi kendini nitelendiren. 
 kendine gvenen; kendi kendine yeten, bakasna muhta olmayan. 
 kendini geindirme. 
 kendi kendini geindiren. 
 kendi kendini eitmi. 
 inatlk, benlikilik. 
 otomatik olarak kurulan (saat) 
  Seluk. 
 (sold)  satmak; satyle megul olmak; satm artrmak; (k. dili) beendirmek; (argo) aldatmak, kazklamak; satlmak; satta rabet grmek; beenilmek;  hile, aldatma, oyun. sell like wildfire ok satlmak, kaplmak. sell off her eyini satp bitirmek, tasfiye etmek, elden karmak. sell out hissesini satmak, btn maln satmak; (argo) ahsi kar iin ele vermek, satmak. sell short henz elde olmayan mal ileride teslim etmek zere satmak; itimatszlk gstermek; desteklemek. sell up (ng.) borlunun maln satp parasn almak. 
 bayi, satc; satlabilecek bir ey. best seller en ok satlan (kitap) 
 elden karma, elde bulunan satma; (k. dili) kapal gie; (argo) gizli bir anlama yoluyle ihanet. 
 Seltzer water maden sodas. 
 kuma kenar. 
(bak.) self. 
(ks.) Semitic, Seminary.
 (dilb.) anlambilim, semantik. semantic  anlamsal. 
  semafor;  semaforla konumak. 
 iaretlerle anlamlar arasndaki iliki ilmi. 
 iaret eden; (biyol.) tehlikeyi belirten (zehirli veya tehlikeli hayvanlarn renkleri gibi) 
  benzer, mabih; grnte olan;  bakasna benzeyen ey, e. 
 suret, ekil; benzerlik, mabehet; grn. 
(bak.) semiology.
(bak.) semiotic.
 meni, sperma, ersuyu. 
 niversitede ders ylnn yars, smestr. 
(nek) (ks.)men, yar, yarm; iki defa olan. 
  alt aylk, alt ayda bir olan;  alt ayda bir kan yayn. 
 (mz.), (ng.) tam nota, drtlk nota, yuvarlak nota. 
  elli yla ait, elli senede bir olan;  ellinci yldnm. 
 yarm daire. 
 yar uygar. 
 noktal virgl 
 (fiz.) yar iletici. 
 yar uyank, yar bilinli. 
 ortak du varl. 
 yarap. 
 yarm gnlk. 
 yarm kubbe. 
  finalden nceki yar;  finalden nceki. semifinalist  finalden nceki yanta oynayan kimse. 
  yar sv. 
 yar resmi. 
 yarmay eklindeki. 
 meni kabilinden, spermal, tohum cinsinden; yeni ufuklar aan; gelimemi. 
 seminer. 
 ilhiyat fakltesi; gen kzlar iin genel kltr veren yksekokul. seminar'ian  byle bir okulda tahsil gren veya grm kimse. 
 tohumlama, ekme; reme. 
 tohum veya ersuyu has1 eden. 
 yan resmi. 
 iaretler ilmi; iaretlerle konuulan dil; (tb.) araz ilmi. 
 yan dnk 
 iaretlere veya iaretler ilmine ait; hastalk arazna ait. 
 ikinci derecede kymetli (ta) 
 yar zel. semiprivate room hastanede iki,  veya drt yatakl oda. 
 yar profesyonel. 
 (ng.), (mz.) . on altlk nota, iki engelli nota. 
 az maharetli. 
 Sami Irkndan kimse. 
 Sami; Sami dillerine ait. Semitics  Sami kavimlerinin tarih, dil ve edebiyatn inceleyen ilim. Semitic languages Sami dilleri. 
 Sami dili veya adetleri; Yahudi taraftarl. 
 (mz.) yarmton. 
 yalnz arka tekerlekleri olan rmork. 
  haftada iki defa kan (yayn) 
irmik.
(Lat.) daima sadk. 
(Lat.) daima hazr. 
 ebedi baki daimi. sempiternity  ebediyet, sonsuzluk. 
(bak.) seamstress. 
(ks.) senate, senator, senior. 
 senato. 
 senatr. 
 senatoya ait; senatorce; senatrlerden oluan. 
 senatorlk . 
 (sent) gndermek, yollamak; frlatmak, atmak; salamak, bahetmek; (A.B.D.),( argo) sevinten coturmak. send about one' business yol vermek, kovmak. send away kovmak, uzaklatrmak. send back geri gndermek, iade etmek. send down (ng.) niversiteden ihra etmek send for aratmak, artmak; biriyle s- marlamak send forth yaymak, neretmek, kartmak. send in ieri gndermek; sunmak, arzetmek, takdim etmek. send off yollamak; uurlamak, yolcu etmek. send out gndermek, dar gndermek; datmak, neretmek. send packing pl prty toplatp kovmak. send up (k. dili) hapis cezas vermek. send word haber gndermek. The telegram sent the household into a dither Telgraf evdekileri akna evirdi. send'er  gonderici. 
  dalga kuvvetiyle hareket etmek;  dalga kuvveti, dalga itilimi. 
 ortaada kullanlan ince bir ipekli kuma. 
 yollay; balatma; tevik; veda yemei. 
stotu (bot.) Polygala; stotunun ksrk sktrc kurutulmu kk. 
 Senegal. 
 yallk, ihtiyarlk. senescent  yalanan, ihtiyarlayan. 
 ortaada derebeyi kethdas veya terifats. 
 ihtiyarla mahsus; bunak. 
 ihtiyarlk, yallktan ileri gelen zafiyet, bunaklk. 
  yaa byk (baba ile oul ayn ismi tadklar zaman babann ismine eklenir, (ks.) Sen. veya Sr.); kdemli;  yasa daha byk adam, kdemli kimse; son snf rencisi. senior citizen (A.B.D.), ( Kanada) yal kimse. senior high school (A.B.D.) on, on bir ve on ikinci snflarn karl olan okul, lise. seniority  yasa byklk, kdemlilik; kdem. 
 sinameki, (bot.) Cassia; sinamekinin i srdrc olarak kullanlan yapraklar.
 ok ince dokunmu ufak Acem hals. 
 (tiyatro) eskiden oyuncularn sahneye giri veya klarn belirten boru sesi. 
 eski bir haftalk sre. 
 (den.) tirnele. 
 (o.) senores) (sp.) bay. 
 (sp.) bayan (evli kadn ) 
 (sp.) bayan (kz) 
 be duyu ile alglanan. 
 duyu duygu, his, sezi; duyarlk; hayret verici ey, heyecan uyandran olay, sansasyon. 
 duygusal, hissi; heyecanl, merak uyandrc, sansasyonel. 
 (fels.) duyumculuk; heyecan uyandrc yntemlere ba vurma, sansasyonalizm; iyilii duygulara bal olarak deerlendirme kuram. sensationalist  sansasyonalist. 
  duyu, his; (gen.) (o.) akl, dirayet, zeki, muhakeme; uur; fikir, karar, dnce; anlam mana, meal, mefhum;  idrak etmek, sezmek; (k. dili) anlamak. sense impression duyunun dimaa yapt etki, sezgi. sense organ duyu organ. sense perception duyum. bring one to his senses bir kimsenin akln bana getirmek. common sense akl selim, saduyu .in a sense bir anlamda, yani. in one sense bir anlamda, bir taraftan. keen sense keskin duyu. make sense anlam olmak; makul olmak. make sense out of mana ckarmak. out of his senses akl bandan gitmi, ldrm. sixth sense altnc his. take the sense of a meeting bir toplantya hakim olan genel fikri anlamak, nabz yoklamak. the five senses be duyu. 
 duygusuz, hissiz, donuk; aklsz; sama, anlamsz, manasz; baygn. senselessly  manaszca, anlamsz olarak. senselessness  uursuzluk; samalk. 
 hassasiyet, duyarlk, sezi inceligi; (o.) ar hassasiyet; anlay. 
 makul, akla uygun; hissedilir, sezilir, farkna varlr; hisseden; hassas, duygulu, etkilenebilir, ince sezili; anlaysl, akll. sensibleness  makul olu . sensibly  .makul bir ekilde, hissedilir ekilde. 
 hassas, duygulu, duyar, duygun; ili, alngan; duygusal; (kim.) abuk muteessir olan; (bot.) dokunulunca abuk solan veya bozulan, duyulu. sensitive plant kustumotu (bot.) Mimosa pudica sensitively  hassasiyetle sensitiveness, sensitiv'ity  duyarlk, hassasiyet, hassaslk. 
 (foto.) (kat, filim) hassas hale getirmek; (tb.) hassas duruma getirmek. 
 (foto.) filim. veya levhann hassaslk derecesini lme aleti. 
  alc alet;  sezici, alc. 
 (o.) -ria) (anat.) sinir sistemi. 
 duyumsal, duyusal. 
 ehvani, ehvete ait; tensel, duyusal; duyumculukla ilgili. sensually  ehvani bir ekilde. 
 ehvet dknl; (fels.) duyumculuk; gzellik kavramnda ba rol duyularn oynadn kabul eden kavram. 
 duyarlk; ehvet, ksn. 
 ehvaniletirmek. 
 hislere hitap eden, duyumsal, hislere ait, hissi. sensuously  hislere hitap ederek. sensuousness  duygusallk. 
(bak.) send. 
  cmle, tmce; (huk.) ilm, karar, hkm;  mahkum etmek, hakknda hkm vermek. complex sentence giriik cmle. compound sentence bileik cmle. simple sentence yaln cmle. 
 anlam ifade eden, manal, vecize kabilinden, anlaml szlerle dolu; tumturakl, ar (ifade, ibare) sententiously  vecize kabilinden. sententiousness  vecizeli olu. 
 sezgililik; duygululuk; bilinlilik; sezgi, sezi. 
  sezgili; duygulu, duygun;  duygulu kimse; akl. sentiently  duyarak, hissederek. 
 his, duygu, sezi; his incelii, ar hassasiyet; (gen.) (o.) fikir, dnce; mtalaa. 
 hissi, hislerin etkisiyle yaplan; hassas, duygusal, ili. sentimentalism  ar duygusallk. sentimentalist  hislerine fazla kaplan kimse. sentimentally  hissi bir ekilde. 
 ar duygusallk. 
 ar hassasiyet gstermek. 
  nbeti, gzc;  gzetlemek, nbet beklemek; nbeti koymak. 
 nbeti, nbeti asker. sentry box nbeti kulbesi. 
 (bot.) anak yapra, sepal. 
 ayrlabilir, tefrik edilebilir. separabil'ity, separableness  birbirinden ayrlabilme. separably  ayrlr surette, tefrik edilebilir ekilde. 
  ayrmak, tefrik etmek; blmek; arasnda bulunmak; aradaki balanty kesmek; ayrlmak, tefrik olunmak; ayr bir cisim tekil etmek;  ayr, ayrlm, mstakil. be separated (huk.) ayr yaamak, ayrlmak. separately  ayr ayr, baka baka, balantsz olarak. separateness  ayrlk. separation  ayrlk, ayrlma, ayrma; (huk.) ayr yaama. separatist  asl kiliseden veya siyasi partiden ayrlma taraftar, bamszlk yanls. separator  ayrc, ayrma cihaz; krema makinas. 
 (o.) spanyol Musevileri. 
 sepya; mrekkepbal. 
 Hintli asker, ngiliz ordusuna mensup Hintli asker. 
 (tb.) kana mikrop ve toksin karmas, septisemi. 
 uruk, kabile (zellikle eski rlanda'da); (sosyol.) (boy.) 
(nek), (Lat.) yedi, yedinci. 
(bak.) septum. 
 blmeli, blme ile blnm. 
 eyll. 
 Paris'te 26 eyll 1792 katliamna katlan kimse. 
  yediden ibaret, yedi saysna ait, yedi ylda bir olan veya grlen, yedi yl sren;  yedi says; yedi kii veya ey. 
 yedi yl sren, yedi ylda bir olan veya grlen. septennially  yedi ylda bir. 
 (astr.) Bykay. 
 kuzeysel, yldzdan gelen. 
 yedili grup veya takm; (mz.) yedi sesle sylenen veya yedi alg ile alnan para. 
  (tb.) mikrop veya toksinden hsl olan; bulak, mikroplu;  kan zehirlenmesi meydana getiren madde. septic tank fosseptik. 
 (tb.) kan zehirlenmesi, septisemi. 
 (bot.) ek yerlerinden blnen veya ayrlan, zardan ayrlan. 
 Amerikan ve Fransz usulne gre 24 sfrl say; ngiliz usulne gre 42 sfrl say. 
 yetmile yetmi dokuz yalar arasnda kimse. 
 Eski Ahit kitabnn M 270'de balanlan Yunanca tercmesi. 
 (o.) ta) (biyol.) blm, septum. 
  yedi kat;  yediyle arpmak. 
  gmt, sin, mezar, kabir;  gmmek, defnetmek.
 mezara ait; kasvetli; mezardan geliyor gibi (ses) 
 gmme, defin; (eski) kabir. 
(ks.) sequel; sonra gelen, arkas, mteakp. 
 bakasna tabi olma eiliminde olan; tutarl, uygun. 
 devam; son, sonu, netice. 
 (o.) Iae) (Lat.), (tb.) bir hastal izleyen anormal durum. 
 ardklk; ardllk, bir birini izleme; sra, dzen; seri; sonu, etki; (mz.) ardllk, artardalk. 
  ardk, ardl, birbirini izleyen;  sonu, netice, etki. sequen'tial  seri meydana getiren; ardk. sequentially  sonucu olarak, neticesinde. 
 ayrmak, tecrit etmek; (huk.) haczetmek, el koymak, msadere etmek. sequester oneself tenha bir yere ekilmek. sequestrate  el koymak; kamulatrmak. sequestra'tion  zapt, msadere, el koyma; inziva, keye ekilme. 
 (o.) tra) (tb.) nekroza uram kemik. 
 eski Venedik Cumhuriyetinin altn sikkesi; pul, payet. 
 sekoya, (bot.) Sequoia. 
 saray; harem dairesi. the Seraglio Topkap Saray. 
 kervansaray; saray. 
 (o.) phim) en yksek melekler snfndan biri. seraphic(al)  melee ait, melek gibi, ok gzel. seraph'ically  melek gibi. 
  Srp, Srpl; Srp dili;  Srp. 
 Srbistan. Serbian   Srbistan'a ait;  Srpl; Srpa. 
(bak.) sear. 
 (meteor.) tropikal blgede gne batmasndan hemen sonra bulutsuz gkten yaan isenti. 
  (mz.) serenat; serenat mzii;  serenat almak veya sylemek. 
 beklenmedik eyler bulma ans. 
 berrak, ak, sakin; yce, li. His Serene Highness Zati Samileri (Avrupa'da prensler iin kullanlan bir unvan) serenely  sakince, skunetle. 
 skunet, huzur; durgunluk, berraklk. 
 topraa bal kle, serf. serf'age, serf'dom  serflik, klelik. 
 serj, ynl kuma; ayak. 
 (ask.) avu; komiser muavini; (ng.) (eski) yksek davavekilii sergeant at arms parlamentoda gvenlik grevlisi. sergeant major baavu. 
  seri halinde olan; tefrika halinde yaymlanan, devam olan;  tefrika. serial number seri numaras. serially  tefrika halinde. serialize  tefrika halinde yaymlamak. 
 birer birer, sra ile, seri halinde. 
 ipek gibi, atlas gibi; (bot.) Igerli. 
 ipekbcekilii, ipekilik. sericul'turist  ipekbcei yetitiricisi. 
 Brezilya ve Paraguay'a zg kariyama denilen ku, (zool.)) Cariama cristata. 
 (tek.) ve (o.) sra, silsile, seri, dizi. in series sra halinde, arka arkaya. series winding (elek.) seri sargs, dizi sargs. 
 (matb.) harfin altnda veya stnde bulunan ince izgilerden biri. 
 dokuma veya kt ve derinin kuvvet ve esnekliini Ien aygt. 
 kanarya, (zool.) Serinus canarius. 
 Brezilya'da yetien kauuk aac. 
 hem ciddi hem de gInl. 
 ar, temkinli, akl banda, vakarl, ciddi, arbal; gerek, hakiki; nemli; tehlikeli, vahim. seriously  cidden, ciddi olarak. seriousness  ciddiyet. 
(bak.) sergeant. 
 vaz, dinsel t, hutbe; nasihat, ihtar. sermonette  ksa vaz. sermon'ic  va'za uygun, vaz kabilinden. sermonize  uzun uzadya nasihat vermek. 
(nek) seromla ilgili.
 serom ve tesirlerinden bahseden ilim. 
 seroma ait, seroma benzer, serom meydana getiren. serous membrane yrek zar, karnzar. 
 ylan; iblis; ylan gibi hain adam; eskiden kullanlan ylankavi bir nefesli alg. 
  ylankavi, ylan gibi kvrlan;  ylanta. 
 (tb.) vcuda yaylan herhangi bir cilt hastal. serpiginous  (tb.) cilt hastal olan, yaylan. 
 testere dili (yaprak), serrat. serra'tion, serrature  testere gibi dili olu, testere dii. 
 sk sra halinde. 
 pek ince testere dili. 
 (o.)  ra) serom. 
 Afrika'ya zg siyah benekli ve uzun bacakl yaban kedisi, (zool.) Felis serval. 
 hizmeti, uak; kle, kul; besleme, yanama. servant boy uak. servant girl hizmeti kz. fellow servant kap yolda. public servant memur, devlet memuru. your humble servant, your obedient servant bendeniz, kulunuz. 
  hizmet etmek, hizmetini grmek, hizmetkar olmak; yardm etmek; kulluk etmek; tapmak; emrini yerine getirmek; mteriye bakmak; servis yapmak; ie yaramak, iine gelmek, iini grmek; uygun olmak; yetimek, elvermek, kfi gelmek; doldurup atelemek (top); tebli etmek; mddetini tamamlamak; (hapis cezas) ekmek; (erkek hayvan) iftlemek; (spor) servis atmak;  tenis oyun balangcnda topa vurma. serve a summons celpnameyi eline vermek. It serves him right ! Oh olsun ! Yapmayayd. nceden dneydi. Sz dinleseydi. Ettiini buldu. serve notice hizmetinden kacan bildirmek. serve out datmak, taksim etmek. serve time hapis cezasn ekmek. serve up sofraya koymak (yemek), servis yapmak. 
 hizmeti; servis atan oyuncu; tepsi. 
(bak.) Serbia. 
 bakmn salamak, onarmak; tehizatn tamamlamak; yardm etmek; (erkek hayvan) iftlemek. 
 hizmet, grev; i; merasim, tren, ayin, ibadet; askerlik; yarar, fayda, yardm; ay takm; (huk.) tebli; memuriyet, resmi i; (spor) servis. service book dua kitab. service cap asker veya subay kasketi. service court (spor) servis atlrken topun iine dmesi gereken alan. service line (spor) servis izgisi. service station benzin istasyonu. service stripe bir asker veya memurun hizmet sresini gsteren kol eridi, kolak. service tree vez, (bot.) Sorbus domestica. service uniform askeri elbise, niforma. active service askerlik hizmeti. at your service emrinize amade. be of service yardm dokunmak, yardm etmek. civil service devlet memurluu. diplomatic service dileri tekiIt. jury service jride alma grevi. on active service (ask.) fiili grevde. public service kamu hizmeti. secret service gizli polis tekilat. see service hizmet grmek. take service with hizmetine girmek. 
 ie yarar, elverili, kullanl, faydal, yararl, lzumlu; hizmete alkn, dayankl. serviceableness  fayda, yarar, kullanllk. serviceably  faydal bir surette. 
 asker; tamirci. 
 (ng.) sofra peetesi. 
 alak, gurursuz, hakir, aalk; kleye veya hizmetiye ait; kleye yakr, kle olarak kullanlan. servilely  kle gibi. servileness, servility  gurursuzluk. 
 hizmeti, uak. 
 kulluk, klelik; ceza olarak verilen i mahkumiyeti; (huk.) irtifak hakk. 
 susam, (bot.) Sesamum indicum. sesame oil susam ya, tahin. 
  (anat.) susam eklindeki, susams;  susams kemik. 
(nek) bir buuk. 
  yz ellinci seneye ait;  yz ellinci yldnm. 
  uzun kelimeler kullanmaya merakl (kimse) 
 (bot.) sapsz yaprak gibi dorudan doruya yapk olan, sesil; (zool.) yerlemi. 
 toplant sresi; celse, oturum; toplant; baz kiliselerde idare heyeti. 
 bir eyrek dinar kymetinde eski bir Roma sikkesi. 
 (o.) tia) eski bir Roma paras. 
 sonenin son alt msra; (mz.), (bak.) sextet. 
 bir eit gazel. 
 duru, oturu; batma, bat, gurup; aknt veya rzgarn yn; fide; testere dilerinin aprazlanmas; meyil, eilim temayl; mizanpli; tenis set; (bri) yenilgi. set square gnye. a dead set engel, mni; av kpeinin av gstermesi. 
 takm, grup, klik; seri; (tiyatro) dekor, stdyo dzl; sin set; televizyon veya radyo alcs; (mat.) dizi. a set of teeth di takm. dinner set sofra takmi the fast set hzl yaayanlar grubu.
 belirli, muayyen; ayarlanm; adetlere uygun; yerlemi; ayn, basmakalp; verilmi; deimez; hazr; dzenli, muntazam. 
 (set, ting) koymak, yerletirmek; batmak, kaybolmak; kulukaya yatrmak, kuluka makinasna koymak; pekitirmek; dondurmak, katlatrmak; kurmak, ayarlamak; hazrlamak; dorultmak, krk veya kn yerine oturtmak; yn vermek; kakma ii yapmak; bahse girimek; (sa) sarmak, mizanpli yapmak; (mz.) bestelemek; tayin etmek; donatmak, tanzim etmek; bulup yerini gstermek (av kpei); (matb.) dizmek, tertip etmek; dikmek (fidan); pekimek, katlamak, donmak; ynelmek. set about balamak, girimek, koyulmak, teebbs etmek. set afloat yzdrmek. set against mukayese etmek, tartmak; kkrtmak, aleyhine evirmek. set apart bir kenara ayrmak, ayr koymak; ayrmak, tahsis etmek. set a price on someone' head aranlan bir kimsenin kellesine fiyat bimek. set aside bir tarafa koymak; lavetmek, feshetmek, iptal etmek; kenara brakmak. set at ease yattrmak, teskin etmek, rahatlatmak, skntsn gidermek. set at large serbest brakmak. set at naught hie saymak. set at work ie balatmak. set back geri brakmak, geri almak, ilerlemesini engellemek. set back on one' heels akna evirmek. set before nne koymak, gstermek, anlatmak, arzetmek. set bread hamura maya katmak ve dinlendirmek. set by bir kenara koymak, ilerisi iin saklamak. set by the ears boumak. set down indirmek, yere koymak; yazmak, kaydetmek; alaltmak, kibrini krmak. set eyes on grmek; gz koymak. set fire to tututurmak, atee vermek. set foot in (bir yere) ayak basmak. set forth zikretmek, beyan etmek, meydana koymak, ileri srmek; yola koyulmak. set forward ileri koymak, ilerletmek. set free serbest brakmak, salvermek. set in balamak; sahile doru esmek, sahile doru ilerlemek (met) set in order sraya koymak, dzeltmek. set loose babo brakmak, serbest brakmak, salvermek. set off ayr koymak; etkilemek; yola kmak; fitillemek; gstermek; belirginletirmek, sslemek. set on saldrtmak, kkrtmak; zerine koymak. set on edge kamatrmak (di); sinirlendirmek. set on end dikmek, dikine koymak. set on fire tututurmak, atee vermek. set on foot balatmak. set one' cap for (k. dili) kancasn takmak, birinin peini brakmamak (evlenmek maksadyle) set one' heart on ele geirmeye veya yapmaya azmetmek. set out yola kmak, koyulmak, balamak; snrlarn belirtmek; yaymak, gz nne sermek; resmetmek; daldrmak (fidan) set out for yola kmak. set out on balamak. set out to e kalkmak, e koyulmak. set over mesuliyeti yklemek. set right dzeltmek, tashih etmek. set sail yelken amak, denize almak (gemi) set store by ok kymetli saymak. set the fashion moda karmak, rnek olmak. set the pace yarta nasl koulacan gstermek. set the teeth aprazlamak (testere) set the watch nbet datmak. Set them up! kiler benden ! set to girimek, balamak. set to music bestelemek. set to rights dzeltmek, tashih etmek. set up havaya dikmek; amak; kurmak, tesis etmek; ie balatmak; ykseltmek (ses); ileri srmek; mevkiini ykseltmek; harflerini dizmek; dik durdurmak; kendine getirmek; gerip tam yerine getirmek (yelken) set up a loud noise yaygaray basmak. set up housekeeping ev amak. set upon zerine saldrmak veya saldrtmak. 
 (o.) setae) (biyol.) domuz klna benzer sert uzant; ince diken. 
 sert kll; domuz kl gibi. 
 aksilik, iin ters gitmesi; ters aknt; (mim.) yksek binalarda st katlarn alt katlara nazaran daha geriden ina edilmesi. 
 sert kll. 
 domuz kl eklinde. 
 karlk, mukabil; (huk.) borca mukabil saylan bor; (mim.) knt. 
 (tb.) kl fitili, bundan kan cerahat. 
 kanepe. 
 dizici; seter (av kpei) 
 kaklm ey, mcevher yuvas; bir defada kulukaya konulan yumurtalar; (tiyatro) dekor; konunun getii yer ve zaman, ortam; batma, gurup; bir kiilik yemek takm; beste. 
  yerletirmek, yerlemek; dzeltmek; sakinletirmek; dibe kmek, posasn ktrmek; durulmak; (k. dili) hesaplamak; karara varmak; demek, hesab kapatmak; iskn ve imar etmek; bir karara balamak, halletmek; konmak (ku); oturmak (temel); katiletirmek. settle accounts hesaplamak, hncn almak. settle down yerlemek, oturmak. settle in yerlemek; (k) bastrmak. settle on karar vermek; (huk.) (irat, nafaka) balamak. settle one' hash (k. dili) hakkndan gelmek, gstermek, pes dedirtmek. settle the stomach karn arsn geirmek. settle up hesap grmek. That settles it ! Tamam ite ! settled  yerleik; sabit; halledilmi. 
 yerleme, oturma; kararlatrma; halletme; hesap grme; duvarn veya toprak setin biraz kp oturmas; yeni smrge; yeni iskan edilmi yer; ev, mesken; (huk.) irat balama. settiement house ehrin fakir semtlerinde kurulan yardm yurdu. 
 yeni bir yere yerleen gmen. 
 yerleme; halletme; (o.) tortu, posa. 
 arpma, tokuma. 
 ABD, (k. dili) durum, vaziyet; ABD, (argo.) kolaylkla kazanlacak ekilde planlanm ma; ABD, (k. dili) ikiye katlan buz ve soda; ABD, (k. dili) lokantada sofra takm; fiziksel yap; duru. 
  yedi;  yedi says veya rakam (7, Vll); yedili iskambil kd. seven fold   yedi kat, yedi misli. seven won ders of the world dnyann yedi harikas. 
  on yedi seventeenyear locust krizalit devresini on yedi senede toprak altnda tamamlayan bir cins ekirge. seventeenth  on yedinci; on yedide bir.
  yedinci; yedide bir;  yedide bir ksm; yedinci ey; (mz.) yedili. seventh day yedinci gn, cumartesi gn. seventh heaven byk mutluluk; gn yedinci tabakas, yedinci gk. 
  yetmi (says) sev entieth  yetmiinci; yetmite bir. 
 ayrmak, blmek, tefrik etmek; koparmak; ayrlmak. severable  ayrlabilir; kesilebilir. 
 birka, eitli, muhtelif; ayr, baka, mnferit, tek; (huk.) zlk, ahsi. severally  birer birer, ayr ayr, tek tek. 
 (huk.) ayrlk, mstakil olma; ferdi mlkiyet. in severalty (huk.) ferdi olarak (mlkiyet) 
 ayrma, ayrlma, alakay kesme. severance pay iten ayrlma tazminat. 
 sert, iddetli, hain; fazla ciddi; kasvetli. severely  iddetle. severeness, severity  iddet, sertlik. 
 Sevres ware Sevr ehrinde yaplan porselen. Sevres blue bu porselenin mavi rengi. 
 (sewed veya sewn) dikmek, diki dikmek. sew on zerine dikmek, dikerek ilitirmek. sew up dikip kapamak; (k. dili) baarmak, halletmek. 
 Iam pislii. sewage disposal lam pisliini yok etme veya kullanlr hale koyma sistemi, lam boaltma usul. 
 dikici. 
 Iam. sewer system kanalizasyon. 
 kanalizasyon; lam pislii. 
 diki, dikilecek veya dikilmi ey. sewing circle bir araya ge!erek yardm iin diki diken kadnlar. sewing machine diki makinas. sewing silk ibriim. sewing woman dikii kadn. 
(bak.) sew. 
 seks, eey, cinslik, cinsiyet. sex appeal cinsi cazibe, seksapel. sexless  eeysiz, cinsliksiz, cinsiyetsiz. 
(nek) alt. 
  altma ait;  altm ile yetmi yalar arasndaki kimse, altmlk kimse. 
  altm, altmar; altm yandaki;  altmlk kimse. 
 altm saysna ait. 
  alt yz;  alt yz yllk devre; alt yznc yldnm. 
  alt senede bir olan; alt sene sren;  alt senede bir yaplan ey. sexennially  alt senede bir. 
 seksoloji, cinslik bilim. 
  (tb.) alt gnde bir gelen (nbet) 
 sekstant, gemicilikte bir gkcisminin yksekliini len alet. 
 (mz.) alt sesle sylenen veya alt alg ile alnan para: altl koro veya orkestra; altl takm. 
  iki gezegen arasndaki altm derecelik mesafeye ait;  (astr.) bir birinden altm derecelik mesafe ile ayrlm iki gkcismi. 
 Amerikan ve Fransz usulne gre 21 sfrl say; ngiliz usulne gre 36 sfrl say. 
  on alt yaprakl kat tabakas;  ortalama 10x15 cm ebadnda olan kitap, (ks.) 16 mo. veya 16 derece. 
 zango; kk l hayvanlar gmen bir cins bcek, (zool.) Necrophorus. 
  alt kat, alt misli;  alt ile arpmak. 
 bir batnda doan alt ocuktan biri; altl takm. 
 cinsiyete ait, cinsi, seksel; (biyol.) cinsiyeti olan. sexual intercourse cinsel iliki. sexual organs tenasl uzuvlar. sexuality  cinsiyet; seks kuvvetine sahip olma. sexually  cinsel bakmdan. 
 (k. dili) seksi cinsel arzu uyandran. 
(ks.) sforzando. 
 (t.), (mz.) vurguyla. 
(ks.) specific gravity. 
(ks.) (sig.)ned. 
(ks.) Sergeant. 
(ks.) share, shilling. 
 klksz, pejmurde, eski psk; kt, haksz. shabbily  klkszca, pejmurde bir halde; hakszca; cimrice. shabbiness  klkszlk; hakszlk. 
 ABD, (k. dili) derme atma kulbe. shack up (argo.) gecelemek; bir yaamak. 
  pranga, zincir; engel, mni; kelepe, balama demiri;  zincirle balamak, prangaya vurmak; engel olmak, elini kolunu balamak. 
 tirsi bal, (zool.)) Alosa. 
 kzmemesi, altntop, greypfrut, bir eit aakavunu, atok; (bot.) Citrus grandis. 
  glge; karanlk, glgelik yer; siper, perde; lnn ruhu, tayf, hayalet; renk tonu; derece, gmlek; ayrt, nans;  gIgelemek, zerine glge drmek; saklamak, gizlemek; muhafaza etmek; karartmak; resme gIge vermek; rengi derece derece almak veya koyulamak. shade off fiyatn biraz krmak; hafif bir deiiklikle bir renk veya anlamdan bir dierine gemek. a shade better biraz daha iyi, bir gmlek daha iyi. all shades of thought btn farkl fikirler. the shades ller diyar. shad'ing  glgelik; resimde glgeler yapma; ayrt. 
 su kaldrac. 
  gIge, karanlk; resmin gIgeli yeri; yans, akis; hayal, ekil; birinin peinden ayrlmayan kimse, kuyruk; gzc, dedektif; eser, iz; tayf, hayalet;  glgelemek, glge drmek; karartmak; gIgesi gibi peinden ayrlmayarak gizlice gzetlemek. shadow forth ima etmek, dokundurmak. without a shadow of doubt en ufak bir phe olmadan. worn to a shadow ok zayflam, irozlam bir deri bir kemik kalm. shadowy  glgeli, karanlk; glge gibi. 
 hayali bir rakip ile idman yapmak. 
 gIgeli; (k. dili) pheli, kt; gizli, sakl. shady dealings gizli ilikiler, entrika, dolap. shadily  gIgeli olarak; (k. dili) pheli olarak; gizli olarak. shadiness  gIgeli olu; (k. dili) phelilik. 
  (ok, mzrak) ince sap; ok gibi ey; (mak.) mil, aft; stun gvdesi; dikili ta; maden kuyusu; aydnlk, hava bacas; araba oku; (A.B.D.), (argo.) penis, erkeklik uzvu;  (A.B.D.), (argo.) aldatmak. shaft bearing aft yata. elevator shaft asansr boluu. get the shaft (A.B.D.), (argo.) aldanmak, (slang) kaz yemek. main shaft ana aft, kamal mil. shaft'ed  sapl, kollu; oklu; milli. shaft'ing  (mak.) aft tertibat. 
  kaba sa veya ty; ot kmesi; kaba tyl kuma veya bu kuman ty; ince kylm sert ttn;  kaba tyl ve kll hale getirmek; karmakark halde kabarmak (sa); (beysbol) toplar havada yakalamak. 
 psteki gibi kaba tyl; taranmam, yontulmam. shaggydog story kelime oyununa dayanan uzun ve souk fkra. shagginess  tyleri uzun ve kabark olma. 
 telatin denilen sahtiyan, sar derisi. 
 ah. 
 (shook, shaken) sarsmak, alkamak, titretmek, silkmek, sallamak; metanetini bozmak; sallanmak, sarslmak; titremek; (mz.) ihtizaz etmek, titreim halinde olmak; (argo.) atlatmak, bandan defetmek, Shake a leg. Tez oluver. shake down sarsarak drmek, silkmek; oturtmak, yerletirmek; (argo.) para szdrmak. shake hands el skmak, tokalamak. shake one' head kabul etmemeyi veya beenmemeyi belirtmek. shake off silkip atmak, silkinmek. shake out silkmek, silkelemek. shake up alkamak, silkelemek, sarsmak. 
 sarsnt, sarsma; titreme, ihtizaz; sallan; silki; sesin titremesi; kerestenin yark veya atla; yersarsnts, zelzele. get a fair shake (A.B.D.), (argo.) hakk tannmak. milk shake ikolata veya urupla alkalanm st veya dondurma. no great shakes (k. dili) fevkalade olmayan, adi, sradan. the shakes (k. dili) stma nbeti. 
  yer yata; ABD, (argo.) haraca balama;  altrma amacyle yaplan. 
 Amerika'da bulunan bir Protestan mezhebi; (kh) sallanan ey; kartrc; kalbur; tuzluk, biberlik. 
 yeniden dzenleme, yeni personel atama. 
 sorgulu asker apkas. 
 zayf, keyifsiz; titrek, sarsak; sarsntl. shakiness  sarsaklk, titreklik; sarsntl olma. 
 tortulu ist. shale oil istten elde edilen petrol. shal'y  ist gibi; istli. 
 (should) gelecek zaman kipini teskil eden yardmc fiil, ecek. kararllk: I pledge my life that they shall be free. Hr braklacaklarna hayatm zerine ant ierim. sz verme: You shall have what you need. Ne gerekirse vereceim. (emir): You shall not kill. ldrmeyeceksin. kanlmazlk: Whatever shall be... Ksmet neyse... 
 astarlk ince ynl kuma. 
 kayk, sandal, alopa. 
 bir eit yabani sarmsak veya ufak soan. 
   s; sathi, yzeysel;  s yer, kumsal;  slatrmak. shallow breathing soluma. 
(eski), thou ile eceksin; (bak.) shall. 
   taklit, yapmack, yalan, hile;  taklit, yalan, yapmack;  hile yapmak, yapmack yapmak, taklit etmek. sham sleep yalandan uyumak, uyur grnmek. 
 aman . Shamanism  amanizm. 
  ayaklarn sryerek yrmek;  ayaklarn sryerek yrme. 
 salhane, mezbaha; kark ve harap yer. in a shambles altst, karmakark. 
  utan, ar, hay, hicap; ayp, utanacak ey, rezalet, mnasebetsiz ey, yakk almayan ey;  utandrmak, mahcup etmek; glgede brakmak. Shame on you! Ayp! Utan ! Yazklar olsun! For shame! Ayp! It is a shame to laugh at her. Onunla alay etmek ayptr. put to shame utandrmak, rezil etmek. 
 utanga, mahcup, ekingen. shamefac'edly  mahcup olarak. 
 ayp, utan verici, irkin, yzkaras. shamefully  utanlacak ekilde; irkince. shamefulness  utandrc hal. 
 utanmaz, arsz, hayasz. shamelessly  utanmadan, arszca. shamelessness  arszlk, utanmazlk. 
(bak.) chamois. 
  ba sabunlayp ykamak;  ba ovalayp ykama, ampuanlama; ampuan. 
 yonca (rlanda'nn ulusal sembol) 
 ABD, (argo.) polis; zel delektif. 
(ks.) shall not. 
 iine zencefilli gazoz kartrlm hafif bira. 
 hayaller Ikesi. 
 baldr, incik; (den.) demirin gvdesi; bir aletin orta yeri; dme altndaki madeni halka; iek sap. go shanks' mare yryerek gitmek. 
 antug. 
 kulbe. 
 kulbede yaayan kimse; keresteci. 
 gecekondu blgesi. 
  Sanghay;  (kh) bir kimseyi sersemletip veya sarho edip kararak gemide almaya zorlamak; hile veya zorla altrmak. 
  biim, ekil, suret; hal, durum; heyet, endam; hayal, tayf, hayalet; kalp;  biimlendirmek, ekillendirmek; ayarlamak, dzenlemek, tanzim etmek, tertip etmek; yaratmak, vcuda getirmek; yn vermek. shape up (k. dili) iyi gitmek, yolunda gitmek; ekle girmek. take shape ekil almak. 
 ekilli, biimli; endaml. 
 ekilsiz, biimsiz. shapelessly  ekilsizce. shapelessness  ekilsizlik. 
 yakkl, biimli, endaml. 
 alacak iileri seme. 
 krk mlek paras; bcek kanad zarf. 
 saban demiri. 
  pay, hisse, para; hisse senedi;  taksim etmek, hisselere ayrmak; blmek, paylamak; itirak etmek; hissesi olmak; hisse veya payna deni almak. share and share alike eit paylarla. go shares paylamak. preferred shares imtiyazl hisseler. 
 toprak kirasn rnle deyen ifti, ortak. 
 hissedar. 
  kpekbal, (zool.) Mustelus vulgaris; camgz, (zool.) Galeus canis; dolandrc; (argo.) usta kimse;  dolandrclkla geinmek. angel shark kelerbal, (zool.) Squatina squatina. blue shark pamukbal, (zool.), Carcharias glaucus. great white shark canavar bal, (zool.) Carcharodon carcharias. thresher shark sapanbal, (zool.) Alopias vulpinus. 
 kpekbal derisi; dz ve parlak yzl bir cins rayon kuma. 
 (mz.) notay tizletirmek, tiz sesle sylemek. 
   keskin, sivri; zeki, akgz; istekli; ok dikkatli; przsz, temiz; ac; eki; sert, hain, hiddetli, iddetli; (mz.) diyez, ok tiz (ses); cimri, hesabi; dokunakl, etkili, tesirli; (A.B.D.), (argo.) kyak, mkemmel;  diyez nota, diyez iareti; uzun diki inesi; (k. dili) dolandrc;  iddetle, keskin olarak; dakik olarak, zamannda. sharp practice dalavereli i. at four o'clock sharp saat tam drtte. Iook shurp dikkat etmek, gzn drt amak. sharp'ly  iddetle, serte; keskince. sharp' ness  keskinlik; sertlik; zeki olu. 
 keskin azl, keskin. 
 bilemek, keskinletmek, amak, sivriltmek, inceltmek; sertletirmek; ekiletirmek; aclatrmak; iddetlendirmek, kuvvetlendirmek. sharpener  bileyici; kalemtra. 
 dolandrc, dalavereci. 
 keskin grl; tetik. 
 arpi, sivri burunlu dibi dz yelkenli. 
 sivri ulu. 
 apraz; sert; ok a. 
 keskin nianc. 
 keskin grl. 
 ineleyici. 
 zeki, eytan gibi. 
 krmak, parampara etmek, darmadan etmek, tahrip etmek; dengesini kaybettirmek; paralanmak, krlmak, darma dan olmak; bozmak. 
dalmaz cam. 
 (shaved, shaven)  tra etmek, kazmak; syrp gemek, srtnr gibi gemek; rendelemek; tra olmak;  tra; ince dilim; rende, rende gibi alet. a close shave kl pay kurtulu; sinekkayd tra. 
 tra eden kimse; (k. dili) gen erkek ocuk. 
 (A.B.D.), (argo.) yeni subay olmu kimse; acemi kimse; azgn katr. 
 (o.) tala. 
 (ng.) allk; (o.) pancar gibi sebzenin yapraklar. 
 al, omuz atks. 
 eski bir nefesli alg. 
 (leh.) hafif gezinti arabas, brka. 
(zam.),   (diil) o;  kadn, dii;  dii. she bear dii ay. 
(ks.) she had, she would. 
(ks.) she will. 
(ks.) she is, she has. 
 Bat Afrika'da yetien ve tohumundan ya karlan bir aa. shea butter bu aacn tohumundan karlan ya. 
 (o.) sheaves)  balam, demet, deste;  demetlemek. 
 (sheared veya shorn)  makasla kesmek; krpmak, krkmak; bimek; kesip koparmak; mahrum etmek;  makaslama, bime. shear stress makaslama gerilmesi. 
 ikinci kez krklan yapa; yapas ilk kez krklan koyun. 
 (o.) makas; makaray tutan vincin iki kolu. 
 yelkovan, (zool.) Puffinus puffinus. 
 atbal, (zool.) Siluris glanis. 
 klf, kn; (biyol.) mahfaza, zarf; dz ve dar elbise. sheath knife knl byk bak, kama. 
 knna veya klfna koymak, kn tedarik etmek; iine doru ekmek; bakr levha ile kaplamak (gemi teknesi) sheathe the sword klc knna sokmak, bar yapmak. 
 klfna sokma; klf; kaplama; kaplamalk malzeme. 
 (mak.) makara dili, makara iinde kenar oluklu ark; disk. 
 demetlemek. 
(bak.) sheaf. 
 (A.B.D.), (argo.) ey, mesele. the whole shebang hepsi, tm, btn. 
 (rl.) izinsiz iki satan yer. 
 (shed, shedding) dkmek, aktmak, samak, datmak; iine geirmemek (su); atlatmak. shed blood kan dkmek. shed tears alamak, gzya dkmek. 
 sundurma; baraka; hangar; arga aral; dknt. 
 dken kimse veya hayvan. 
 irret kadn; dii eytan. 
   prlt, parlaklk, revnak; parlak giysi;  parlayan;  parlamak. sheen'y  parlak. 
 tek veya (o.) koyun; bn kimse; koyun derisi. sheep dog oban kpei. sheep' eyes rkek fakat arzulu bak. sheep ranch, sheep run Avustralya, sheepwalk  (ng.) koyun iftlii. 
 al. 
 koyun oban. 
 koyun gibi; utanga, sklgan, mahcup; akn, sersem. sheepishly  utanarak, mahcubane. sheepishness  mahcubiyet, sklganlk. 
 margarita ba. 
 dileri koyun diine benzer birka deniz balndan biri. 
 krkm. sheepshearer  koyun krkcs. 
 psteki, koyun postu; niversite diplomas. 
  (den.) rotay armak, sapmak, yolundan ayrlmak;  (den.) borda veya gverte kavsi, (tek.) demirde geminin yatma vaziyeti; yoldan sapma. sheer off (den.) sapmak, yn deitirmek, alargaya kmak. 
  ok ince ve effaf (kuma); halis, saf, srf; dimdik;  tamamyle, bsbtn; dimdik olarak. sheer determination srf irade. sheer drop diklemesine inen yama. sheer folly tam delilik. sheer nonsense btn btn sama. 
  araf; levha; tabaka, yaprak; gazete; (den.) iskota halat, yelken iskotas; (den.), (o.) sandaln iki ucundaki bo ksmlar;  (den.) yelkenin iskotasn ekmek veya takmak. sheet anchor (den.) ocaklk demiri; byk kurtulu midi. sheet iron sa. sheet lightning her tarafa k saan ve grlts duyulmayan imek. sheet music ciltlenmemi notalar. three sheets in the wind (argo.) kr ktk sarho, fitil gibi. 
 araflk bez. 
 eyh, kabile reisi. sheikdom  eyhlik. 
 miskal, ibranilerde bir arlk birimi; altn veya gm sikke; (o.), (argo.) para, servet. 
 Allahn tecellisi. 
 hanmrdei, suna, kuakl rdek, (zool.) Tadorna tadorna; testeregagal rdek, (zool.) Mergus merganser. 
 (o.) shelves) raf; (cor.) elf; denizde slk; (mad.) kaya tabakas. on the shelf yedee ekilmi, rafa kaldrlm. shelf'y  raflarla dolu; slk. 
 kabuk; baga; istiridye kabuu; bina iskeleti; ince uzun yar sandall, kik; mermi kovan; ak bej rengi. shell game aldatc  kabuk oyunu; ktlk. shell hole merminin patlama sonucu toprakta at ukur. shell ice altndan su ekilmi olan buz tabakas. shell shock (tb.) savatan ileri gelen ruhsal knt. sea shell deniz kabuu. She retired into her shell. Kabuuna ekildi. 
 kabuunu soymak, kabuunu karmak, koanndan ayklamak (msr tanelerini), buday baandan ayrmak; bombardman etmek, glle yadrmak. shell out (argo.) (para) vermek.
  gomalaka;  gomalaka ile cillamak veya kaplamak; (argo.) dvmek, yenmek. 
 ABD, (argo) gailibiyet, stn gelme, hakkndan gelme. 
 kabuu ok sert bir cins ceviz aac. 
 mermi atei. 
 kabuklu hayvan; kabuklular, (zool.) Mollusca. 
 kurun ilemez. 
  snak, barnak, korunak, melce; snma, emniyette bulunma; muhafazal yer, siper; muhafaza, koruma, korunma; koruyan kimse;  korumak; snmak. shelterless  ak, korunmasz, barnlmaz, muhafazasz. 
 (sko.), (bak.) Shetland pony. 
 meyletmek, evli olmak. 
 iine raflar yapmak; rafa koymak; tehir etmek, bir kenara atmak, rafa kaldrmak; emekliye ayrmak. 
 raflar; rafa kaldrp unutma; tehir etme; raf malzemesi. 
 (k. dili) kurnazlk, akgzlk; (k. dili) maskaralk, samalk. 
 ller diyar; cehennem. 
  oban; nder, klavuz;  obanlk etmek, sry gtmek. shep herd dog oban kpei. shepherdess  kadn oban. 
 oban antas, (bot.) Capsella bursapastoris. 
 oban tara, (bot.) Scandix pectenveneris. 
 on sekizinci yzylda Thomas Sheraton tarafndan icat edilen zarif ve hafif mobilya stili ile ilgili. 
 (ng.) erbet; (A.B.D.) meyval dondurma. 
(bak.) shard.
 erif. 
 kasabada polis efi. 
 (argo.) detektif. 
 beyaz spanyol arab. 
etland adalar. Shetland pony midilli. Shetland wool etland yn. 
(ng.), (bak.) show. 
 mayasz ekmek, hamursuz. 
 dii kurt. 
(bak.) Shiite. 
 parola; belirli bir zmrenin benimsedii det; az, argo. 
(bak.) shy. 
  kalkan, siper; koruyucu ey; hami: himaye, savunma, mudafaa; (ask.) top kalkan; maden ocaklarnda topran dmesini engelleyici duvar; (hane.) kalkan;  korumak, muhafaza etmek; siper olmak, rtmek.
 koruyucu klf. 
 deime; deiilen ey; tedbir, son are; hile; uval elbise; vardiya, nbet; (oto.) anjman. 
 yer deitirmek; deitirmek, deimek; vites deitirmek; uydurmak, idare etmek, shift for oneself kendini geindirmek. shift the helm dmen krmak, dmeni kar tarafa basmak. 
 uyuuk, miskin, smsk, snepe, uyuntu. 
 hilekr, aldatc. shiftily  hilekarlkla. shiftiness  hilekarlk, aldatmaca. 
 ii. hiism  iilik. 
  avlanma, av, ikr;  avlamak. shika'ri, shika'ree  avc. 
 (argo.) sokak satcsnn veya kumarbazn mteri ekmek iin yannda bulundurduu ilerini kztran kimse, yem. 
 (rl.) sopa, denek. 
 ilin, eski ngiliz gm paras. 
    tereddt, ne yapacan bilmeyi; bo eylerle urama;  tereddt etmek, ne yapacan bilmemek; bo eylerle uramak;  mutereddit, kararsz;  kararszca. 
(bak.) shy, shyly.
  (med, ming) bo yerleri doldurmak iin konulan para, dolgu, takoz, ksk;  para koyarak doldurmak veya sktrmak. 
  donuk bir halde titremek (k);  titrek k. shimmery  titrek. 
  (k. dili) kombinezon; titreyerek yaplan bir dans: fazla titreme;  ok titremek (otomobil tekerlei) 
  (ned ning) baldrn on (ks.)m, incik;  (gen.) up ile kol ve bacaklarla trmanmak. 
 incik kemii, (anat.) tibia. 
 (A.B.D.), (argo.) dansl elenti. 
 (argo.) kavga, grlt, arbede; (argo.) dansl elenti. 
 (shone, (eski) shined)  parlamak, k samak, parlak olmak; stn olmak, mmtaz olmak, sekin bir ahsiyet olmak; evresine renk katmak; parlatmak, cillamak;  parlaklk, renk, canllk, revnak; cil; (colloq.) snma; ABD, (k. dili) oyun, dzen, hile. shine up cillamak. shine up to (k. dili) memnun etmeye almak, gzne girmeye almak. (slang) ya ekmek. put a good shine on iyice cilalamak veya parlatmak. rain or shine hava iyi de kt de olsa. take a shine to one ABD, (k. dili) bir kimseden ok holanmak, kan kaynamak, snmak. 
 parlayan veya parlatan ey; il para; (argo.) morarm gz; parlak ufak balk. 
 iri ve yuvarlak akl; akll sahil. shingly  akll. 
  at kaplamaya mahsus ince tahta, tahta kiremit, tahta pul, padavra; (k. dili) avukat veya doktor tabelas; alagarson sa;  ince tahtalarla kaplamak (at); (sa) (ks.)a kesmek. hang out one' shingle (k. dili) yazhane amak (avukat); muayenehane amak. 
 (o.), (tb.) zona, belin etrafn kabarcklarla kuatan bir sinir hastal. 
 parlak, ltl, parltl; fevkalade, stn. shiningly  ldayarak, parldayarak. 
 ABD, (k. dili) trmanmak. 
 bir eit hokey. 
 (A.B.D.) marka, pul; plaster, bant. 
 into dini, Japonlarn ulusal dini. Shintoism  into dini, Shintoist  into dinine inanan kimse. 
 parlak; ak, berrak. 
  (ped, ping) gemi, vapur; (den.)  direkli ve her direkte seren ile yan yelkenleri olan gemi; uak;  gemiye yklemek; gndermek, nakletmek; gemi hizmetine almak; krek veya dmeni yerine takmak; gemi hizmetine yazlmak; gemiye binmek. ship a sea dalga yemek (gemi) ship broker gemi simsar; deniz (sig.)ortas acentesi. ship chandler gemi levazm satan kimse. ship' papers gemi vesikalar. on board ship gemide. take ship gemiye binmek. 
(sonek) lik: friendship.
 (den.) gemi bordas. on shipboard gemide. 
 gemici ocuk, mio. 
 gemi yapm, gemi inaat. 
 gemi yk. 
 svari, kaptan. 
 gemi arkada. 
 gemiye ykleme, tahmil; yk. 
 gemi sahibi. 
 nakliyeci. 
 gemiler; bir memlekete veya limana ait btn gemiler; tonaj; gemi ile tama, nakletme. shipping bill manifesto. shipping company nakliye irketi. shipping room iyerinde paketleme ve sevkyat dairesi. 
  gemiye yakr surette dzenlenmi; tertipli, dzenli;  muntazaman. 
  deniz kazas, geminin kazaya uramas; gemi enkaz; harap olma perianlk;  gemiyi paralamak; kazaya uramak, kaza geirmek; harap etmek, mahvetmek, bitirmek. 
 tersane iisi. 
 tersane, dok. 
 ingilterede eyalet, sancak, liva, kontluk. 
  hile ile iin iinden syrlmak, atlatmak, grevden kanmak;  atlatan kimse, vazifesini yapmayan kimse. 
  bzme, bzg; lastikli erit;  bzmek; (ah) ufalanm ekmek ile yada piirmek. 
 gmlek. shirt front gmlein n. shirt sleeve gmlek kolu. dress shirt smokin gmlei. in his shirt sleeves ceketsiz. keep one' shirt on (argo) sinirlerine hkim olmak, soukkanlln muhafaza etmek. Iose one' shirt (argo) meteliksiz kalmak. shirting  gmleklik bez veya kuma.
 gmlek etei. shirttail relative d kapnn mandal. 
 kollu kadn bluzu, mizye bluz. 
i kebap. 
 (lem), (kaba) bok; (lem) Hay Allah ! Kahrolas! 
 (argo.) sustal. 
 (A.B.D) teneke grltleriyle yaplan alayl serenat. 
 kymk. 
 (ing) tapa; dilim. 
  (gen) (o.) pare, para, kymk;  paralanmak, parampara olmak. 
  titremek;  titreme. It gives me the shivers. Tylerimi rpertiyor. shivery  titrek; tyler rpertici. 
   s, kumsal;  slk yer; resif;  slamak; slatrmak. shoal'iness  slk. shoal'y  slk. 
  byk balk srs; byk kalabalk;  srler tekil etmek (balk) 
 domuz yavrusu. 
 taranmam kabark sa, ktk gibi sa. shock'headed  sk ve kabark sal, salar fra gibi. 
  sarsmak; iddetle arpmak; nefret veya korku vermek; irendirmek, mteessir etmek; elektrik akmna aptrmak;  sadme, darbe, vuru; sarsma, sarsnt; (tb.) ok; inme; elektrik arpmas; iddetli etki. shock absorber (mak.) (oto.) amortisr, tampon. shock therapy (tb.) ok tedavisi. shock troops hcum taburu. shock wave (fiz.) vuru dalgas. be shocked aakalmak, donakalmak; utanmak; ar derecede zulmek, ok acmak. 
  baak demetleri kmesi dokurcun;  baak demetlerini kme haline getirmek. 
 sarsan ey; (ing), (k. dili) heyecanl roman. 
 artc, ok tesiri yapan, tiksindirici; (k. dili) ok kt. shockingly  ok tesiri yaparak, akna evirerek. 
(bak.) shoe. 
  kuma tiftii, paavralardan yaplms yn; kibarlk taslayan kimse; grnte iyi olan kalitesiz ey, taklit; bayalk, pespayelik; erp, artk, sprnt;  (eski) ynden yaplm; taklit, adi, baya. 
  (shod, shoeing) ayakkab, kundura, pabu; nal; lenger pabucu; tekerlek pabucu; otomobilin d lastii; frenin tekerlee bast yer;  ayakkab giydirmek; nallamak, nal akmak; altna pabu gibi ey koymak. shoe button ayakkab dmesi shoe leather kunduralk ksele. be in another' shoes bakasnn yerinde olmak. where the shoe pinches insann dertli olduu husus, hassas nokta; asl dert. shoe'less  yalnayak. 
 kundura boyacs. 
 ekecek, kerata. 
 ayakkab ba. 
 kundurac. 
(I) ayakkab ba. on a shoestring az parayla. 
 ayakkab kalb. 
 1868'(den.) evvel Japonya'da bakumandan. shogunate  bakumandanlk. 
(bak.) shine. 
(lem),  Haydi! Defol! Kt! Hot!;  kovmak. shooin  (A.B.D), (k. dili) kolay kazanlan seim veya yar; kazanaca nceden belli olan kimse. 
 (A.B.D) ayak srterek yaplan dans; bir eit tart. 
  f veya sandk yapmak iin hazrlanm malzeme; baak demetleri kmesi;  flk tahtalar demet haline getirmek. 
(bak.) shake. 
 (shot shooting)  atmak, frlatmak; ate etmek; (gen) out ile (filiz) srmek; silhla ldrmek veya yaralamak, vurmak; (sekstantla) lmek; aknt ile gemek; zerinden hzla gemek; fotoraf ekmek; iine baka renk kartrmak; tfek kullanmak; kmak, fkrmak; frlamak, atlmak; zonklamak;  at; av partisi; filiz, srgn; geyik boynuzunun filizi; futbolda ut. shoot at nian alp ate etmek; (k. dili) abalamak. shoot down silhla vurup drmek. shoot off atmak, silh atmak. shoot off one' mouth (argo.) azna geleni sylemek. shoot one' bolt (k. dili) elinden geleni yapmak. shoot over her yeri dolap avlamak. shoot straight tam isabet kaydetmek; (k. dili) drst davranmak. shoot the works (k. dili) btn sermayeyi yatrmak, btn gcn harcamak. shoot to pieces datmak, mahvetmek. shoot up hzla bymek; yukarya frlamak; ate altna almak; (A.B.D) (kovboy filmlerinde) rasgele ate etmek. 
avc kulbesi.
 vurucu, nianc, atc. 
  (ped ping) dkkn, maaza; atelye; fabrika, imalthane, i;  arya gitmek, alverie kmak; for ile aramak; (ing), (argo.) su ortaklarn ele vermek. shop around alveri iin fikir edinmek. shop steward ii temsilcisi. shop talk i konumas. set up shop dkkn amak, yeni bir i kurmak. talk shop i konusunda konumak. 
 i tezgh. 
 tezghtar kz. 
 dkknc. 
 dkkn hrsz. 
 tezghtar; dkknc. 
 dkkn. 
 arya kma, alveri etme. shopping center alveri merkezi, byk ar. shopping district ar. shopping list alveri listesi. 
 (ing) maazalarda alanlara ve alclara yardm eden grevli. 
 satlmadan eskiyen (mal) 
 uak ve gemilerde kullanlan bir nevi radar. 
 sahil, ky. shore dinner deniz mahsullerinden ibaret yemek. in shore kyya yakn. off shore kydan biraz uzak, akta. on shore karada. shoreless  sahili olmayan, kysz; hudutsuz. 
  dayanak, destek, payanda;  up ile payanda ile desteklemek. shoring  destekleme; payandalar. 
 sahil hatt. 
(bak.) shear. 
   ksa; ksa boylu; bodur; ters ve ksa (cevap); eksik, naks, dar, ihtiyac karlamayan; satlrken elde bulunmayan (mal); gevrek, abuk krlan; ok yaI;  birdenbire; elde bulunmayan mal satmak zere; terse; eksik;  ksa ey; eksiklik; uzun szun ksas; (elek) kontak; ksa reklam ve miki filmi; (o.) krnt, dk kaliteli mal; (o.) ksa pantolon, ort; (dilb.) ksa hece. short and sweet ksa ve yerinde. short circuit (elek) ksa devre; (tb.) barsan bir parasn keserek ksaltma ameliyat. short commons gda eksiklii. short cut kestirme yol. short of -dan baka. short order abuk ve kolay hazrlanabilen yemek. short sale (tic.) aktan sat. short story ksa hikaye. short wave ksa dalga. at short notice hazrlanmak iin az zaman brakan (emir) be short of eksik olmak, yetersiz olmak, yetmemek az kalmak. come short eksik gelmek, yetimemek; eriememek. cut short birden kesmek, ksa kesmek (sz veya yaz) fall short eriememek, ulaamamak, yetmemek. for short ksaca. in short ksaca; muhtasar olarak; ksacas, velhasl. in short order hemen, derhal. make short work of hakkndan gelmek. run short malzemesi tkenmek; kfi gelmemek, ktlamak. the long and the short of it uzun szn ksas, hulsa. shortly  yaknda; ksaca; kabaca; terslikle. shortness  ksalk; noksanlk, yetmeyi. 
 eksiklik, ak. 
 ekerli galeta. 
 nefes darl olan, tknefes. 
 stne ezilmi meyva konulan gevrek kek. 
 (k. dili) eksik para vermek. 
 ksa devre yapmak. 
 kusur, ihmal. 
 kestirmeden gitmek. 
 ksaltmak, ksalmak; ya katarak gevrekletirmek. 
 ya; ksaltma, ksalma, ihtisar. 
 stenografi, steno. 
 yardmcs az. 
 (ks.)a boynuzlu iri bir cins sr. 
 (ks.)a mrl mrsz; az zaman sren. _ 
 miyop; ileriyi gremeyen, basiretsiz. 
 sert, nezaketsiz. 
 (beysbol) ikinci ile nc minder arasnda oynayan oyuncu. 
 abuk kzan, fkeli. 
 ksa vadeli. 
 nefes darl olan, tknefes. 
  (ted, ting) iinde patlayc madde olmayan top gllesi; tfek samas; at; kurun menzili; erim, atm; nianc; top veya tfek atma; (spor) glle; (spor) bilyeye vuru; (k. dili) teebbs; tahmin; ans; (tb.) rnga, ine, a; miktar; (k. dili) bir kadeh iki: filimde tek hareket; fotoraf;  glle veya sama ile doldurmak. shot metal sama imalinde kullanlan madde. shot tower sama imal olunan kule. a long shot g bir ie teebbs etme. a shot in the arm heveslendirme, canlandrma. a shot in the locker yedek. big shot (k. dili) nemli kimse. Iike a shot ok gibi, birdenbire, hzla. not by a long shot hi, katiyen. parting shot ayrlrken sylenen ileden kartc sz. take a shot in the dark kafadan atmak. 
 yanardner, anjan (kuma); (argo) kafas dumanl; (k.dili) mahvolmu; kullanlmaz hale gelmi. shot to pieces tamamen bozulmu, darmadan olmu. 
  av tfei, av iftesi;  zorla yaplan; geliigzel. 
 (spor) glle at. 
 yumurtlam (ringa bal) 
 (bak.) shall; a) gereklilik. You should visit your sick friend. Hasta arkadan ziyaret etmen gerekir b) arta bagllk: If he should come.. Eer gelirse c) aknlk. : Who should drop in but.. Kim geldi bil bakalm...baka kim olabilir? d) mit: I should be back by noon. lene kadar dnebileceimi mit ederim e) ABD, (k. dili), istihza: (olumlu cmle iinde olumsuz anlam belirtir) He got a heavy fine, but with his money he should worry. Ar para cezasna arptrld, ama ona vz gelir. 
  )omuz; destek olan ey; omuza benzer knt; krek eti; da yamac; srt; (ask.) tabya siperinin koltuu; banket;  omuzlamak, omuz vurmak; srtna almak; sorumluluu yklenmek. Shoulder arms ! Silh omuza ! shoulder belt omuz kay, hamail, shoulder blade krek kemii. shoulder strap apolet, omuz nian. shoulder to shoulder omuz omuza, birlikte, elbirliiyle.broad shoulders geni omuzlar; sorumluluu yklenme hassas. cry on one' shoulder merhamet dilenmek, snmak. put one' shoulder to the wheel byk gayret sarfetmek, gayret sarfederek yardm etmek. soft shoulders dk banket. square shoulders kalkk
(ks.) should not. 
(eski), (bak.) should. 
  barmak, armak; haykrmak, yaygara koparmak;  barma, feryat, lk, velvele. shout at bir kimsenin yzne kar barmak; bararak konumak. shout down bararak bir kimsenin sesini bastrmak. shout out yksek sesle barmak. 
  itmek, drtmek, srmek;  iti, drt. shove off gemiden veya kydan itilerek almak; (k. dili) gitmek. 
  (ed, ing veya led, ling) krek; krek dolusu;  krekle atmak; krekle boaltp temizlemek; krekle atar gibi atmak. shovel in food attrmak, (k. dili) hapr hupur yemek, silip sprmek. shovelnosed  krek burunlu (balk) shovelful  krek dolusu. 
(eski) veya (Ing) shew (o)   gstermek, arzetmek, gz nne koymak; ihsan etmek; izhar etmek, meydana karmak; ieriye gtrmek; anlatmak, ispat etmek; sylemek; retmek; grnmek, gzkmek, kendini gstermek; yarmaya katlmak; yarta nc gelmek;  gsteri, grn, temaa; temsil, sergi; gsteri, numayi; taklit; saltanat, debdebe, azamet; yarta nc yer; belirti; (k. dili) frsat, ans. show bill byk harflerle yazlm duvar afii. show biz ABD, (argo.) tiyatroculuk. show forth aklamak, izah etmek, beyan etmek. show of hands onaylayan ellerin havaya kalkmas. show off gsteri yapmak; gstermek. show one' hand kozunu meydana koymak; (iskambil) elini amak. show one the door bir kimseye kapy gstermek, kap dar etmek, kovmak. show room sergi salonu. show the teeth dilerini gstermek; iddetle kar koymak. show up beklenilen yere gelmek, gzkmek, meydana kmak. show window vitrin, dkkn camekn. for show gsteri olsun diye. 
 iinde temsil verilen vapur. 
 vitrin, dkkn camekn. 
 iskambilde eldeki btn ktlar ama; kati bir sonuca varan planlarn aa karlmas. 
  saanak, saanaa benzer herhangi bir ey; du; bol verilen ey; (A.B.D) geline veya bebee hediyelerin verildii parti;  yadrmak, saanak halinde yadrmak veya yamak. shower bath du. heavy shower saanak. Iight (slight) shower hafif yamur. take a shower du almak. showery  yamurlu. 
 gsteri, gz nne serme. 
 seyircinin ilgisini ekmek iin sahnede gsteri yapan kimse; elence yeri sahibi veya mdr. 
 tehir sanat. 
(bak.) show. 
 (k. dili) gsteri yapma; gsteri yapan kimse. 
 gstermeye deer bir ey. 
 gsterili. showily  gsteri olsun diye. showiness  gsterililik. 
(bak.) shrink. 
 (ask.) arapnel. 
  (ded, ding) ince eritler halinde kesilmi veya yrtlm para; para;  paralamak, ufak paralara ayrmak, kymak. 
 soreks, (zool.) Soricidae; irret kadn, ters huylu kadn. shrewmouse  (o.) mice) soreks water shrew su soreksi, (zool.) Neomys fodiens. 
 akll, anlayl, dirayetli; kurnaz, akgz; zeki, keskin. shrewdly  kurnazca. shrewdness  kurnazlk, ak gzlk. 
 ters huylu, aksi, her zaman kusur bulan. shrewishly  terslikle, aksilik ederek. shrewishness  terslik, aksi huylu olu. 
  lk atmak, haykrmak, feryat etmek;  feryat, lk, haykrma. 
 zabta efinin grevi veya hizmet sresi, (bak.) sheriff. 
 papaza gnahn karttrma; gnahlarn itiraf ve aff. short shrift itiraf veya tvbe iin bir kimseye tannan ok ksa sreli frsat. 
 rmcekkuu, (zool.) Lanius masked shrike maskeli rmcekkuu, (zool.) Lanius nubicus redbacked shrike krmz srtl rmcekkuu, (zool.) Lanius collurio. woodchat shrike kzl bal rmcekkuu, (zool.) Lanius senatr. 
  pek ince ve tiz (ses), tiz sesli; keskin, ac;  ac ve tiz sesle barmak. shrilly  keskin bir sesle, ac bir sesle. shrillness  ac ve tiz sesli olu. 
  karides, deniz tekesi, (zool.) Crago vulgaris; (argo.) ksa boylu veya elimsiz kimse;  karides tutmak. 
  azizlerden kalma kemik gibi bakyelerin muhafaza olunduu ufak sandk; bir azizin kabri, trbe; tahsis ve takdis olunmu yer;  (nad.) kutsal bir yere koymak, mukaddes tutmak. 
  ekmek, klmek; fire vermek, kuruma veya dklme yznden eksilmek; ekinmek, rkmek, itiraz etmek; ektirmek, bzmek;  ekilme, bzlme; ekinme, rkme; (A.B.D), (argo.) psikiyatr. shrink'age  ekme pay; fire. shrink'ingly  ekinerek, korkarak. 
 (d veya shrove, shriven) gnahn karmak, itirafn dinleyip affetmek; itiraf edip gnahlarn affettirmek. 
 (ed veya led, ing veya ling) kuruyarak ekilip bzlmek ve burumak. 
  kefen; rt ; (den.), (gen) (o.) armklar;  kefenlemek, kefene sarmak; rtmek, gizlemek. 
(bak.) shrive. 
 Hristiyanlarda byk pehrizden evvel gelen bir iki gnlk gnah karma devresi. Shrove Tuesday byk pehrizin arife gn. 
 al, bodur aa, funda. 
 urup, arap; meyva likr. 
 allk, fundalk. 
 al gibi; allk. shrubbiness  al gibi olma; allarla kapl olma. 
 (ged, ging)  omuz silkmek;  omuz silkme. 
 (bak.) shrink. 
 (A.B.D), (argo.) uydurma, gsteri, dalavere. 
  zarf, kabuk, klf, zellikle ceviz veya msr kabuu; (A.B.D) istiridye veya midye kabuu;  kabuklarn karmak; soymak. 
 (A.B.D), (k. dili) kabuk soyma; msr kabuu soyma srasnda yaplan elence. 
 (nlem) deersiz ey; (nlem) f! Allah Allah! 
  tyleri rpermek, titremek (souk veya korkudan);  korkudan tylerin diken diken olmas; titreme. I shudder to think of it Onu dnmek bile tylerimi rpertiyor. shudderingly  tyleri rpererek: titreyerek.
  kartrmak, deitirmek; karmakark edip ortadan yok etmek; srmek (ayak); itip ileri atlmak; iskambil ktlarn kartrmak; sz deitirmek; glkle ve acemice ilerlemek; ayaklar sryerek yrmek;  kartrma, hile; ayak sryerek yrme; bir aya sryerek yaplan dans figr. shuffle off stnden atmak (sorumluluk), aldrmamak. shuffle up alelacele toplayp ortadan kaldrmak. double shuffle bir aya iki defa sryerek yaplan dans figr. 
 tahta diskleri itip belirli bir bolua drmek suretiyle oynanlan bir eit salon veya gverte oyunu. 
 (-ned, -ning) saknmak, bir kimseden kanmak 
  bir yana dndrmek, yolunu deitirmek; yan yola geirmek (katar veya vagon); (elek.) cereyann bir (ks.)mn dier bir telden geirmek; bir yana dnmek, yan yola sapmak; bandan atmak;  bir yana dn; (d.y.) yan hat, yan yol; (elek.) cereyan ayran tel, paralel devre, tali diren. shunt circuit paralel devre. 
  susmak; susturmak;  sus sesi. 
 (-shut, -ting) kapamak, kapatmak; yasaklamak, menetmek; yolunu kesmek; kapanmak. shut down ii tatil etmek, kapamak veya kapanmak (iyeri); bir eyi indirerek kapamak. shut in kapamak, engel olmak, mni olmak; basmak (karanlk) shut off akntsn kesmek (gaz); durdurmak, kapamak; dta brakmak. Shut my mouth! Hayret! shut one' eyes to gz yummak, msamaha etmek. shut one' mouth azn kapatmak. shut out gzkmesini engellemek; darda brakmak; oyunda rakibe hi say vermemek. shut up kapamak; susturmak, azn kapatmak; susmak hapise atmak. Shut your face! (argo) Sus be! 
  kapal, kapanm;  kapama; kapama vakti; madenlerin kaynayp birletii yer, kaynak yeri. 
 fabrikada ii tatil etme. 
 (argo) uyku. 
  eve kapanm hasta veya yal (kimse) 
 durdurma. 
 taraflardan birinin hi say kaydetmedii top oyunu; lokavt. 
  kepenk, pencere kanad, pancur, pencere kafesi; (foto.) objektif kapa;  kepenk takmak, pancurla rtmek. 
 (A.B.D.), (argo) fotoraf merakls. 
  mekik; karlkl yolcu veya yk tama servisi;  mekik dokumak; mekik gibi ilemek shuttle race mekik yar. shuttlewise  mekik gibi, teye beriye. 
 raketle havada uurulan ucu tyl mantardan yaplm top; bu topla oynanan oyun. 
  yandan frlatmak, atmak;  at, frlat; (k. dili) alay, kmseme, istihza; deneme, tecrbe . 
 korkak, rkek, ekingen; utanga, mahcup; "of" ile tedbirli, ihtiyatl, dikkatli; az rn veren (aa); (k.dili), "on" ile eksik, noksan, az. shyly  ekingenlikle, ekinerek. shyness  ekingenlik; mahcubiyet. 
  rkmek (at), rkerek zplamak;  rkme. shy away veya shy off ekinmek, tereddt etmek. 
 Shakespeare'in "Venedik Taciri" adl piyesindeki kinci Musevi tefeci; (argo) insafsz alacakl veya tefeci. 
 (argo) hileli i yrten kimse, bilhassa avukat. 
 (mz.) si notas, gamn yedinci notas (bu notaya ti de denilir) 
 (tb.) salya aktc il veya madde. 
  (o.) Siamese) Siyaml; Siyam diline ait;  Siyam halk veya dili. Siamese cat Siyam kedisi. Siamese twins yapk doan ikizler. 
 Sibirya. 
  slkl, slk gibi ses karan;  sla benzer ses veren harf   ., j. gibi) sibilation  slk sesi: slk alar gibi syleme. 
 karde. 
 eski zamanda kadn khin, falc kadn. sibylline  kahineye ait; kehanet veya fala ait: sakl, gizli. Sibylline Books eski Roma tarihinde mehur olan kehanet kitaplar. 
 byle (aktarlan paradan sonra "aynen alnmtr', anlamnda kullanlr) sic passim her yerde byle. Sic semperty rannis Gaddarlara her vakit byle yaplsn. Sic transit gloria mundi Dnya izzet ve erefi byle fanidir. 
  kurutucu;  kurutucu madde . 
 Sicilya Sicilian   Sicilyal. 
 hasta, keyifsiz; bulantl, midesi bulanan; bezgin; hasret eken, zleyen; "of" ile tiksinmi, usanm, bkm; bozuk; hastalkl, mariz; hastaya mahsus; meum, iren. sick headache (tb.) mide bulants ile gelen iddetli ba ars; yarm ba ars. sick joke iren ve rpertici aka. sick leave hastalk izni, tebdili hava. 
 saldrmak (kpek); (gen.) "on" ile saldrtmak, kkrtmak (kpek) Sick'em ! Frla, haydi ! 
 yatalak hasta. 
 (den.) gemi reviri. 
 hasta yata. 
 hastalanmak; hasta etmek, bktrp vaz geirmek, tiksindirmek. 
 hastalk getiren; tiksindirici, iren; kusturucu. sickeningly  tiksindirici surette. 
 hasta gibi, rahatsz; rahatsz edici, gnl bulandrc. sickishly  bulant hissederek. sickishness  bulant hissetme, hastalanr gibi olma. 
  orak;  orakla bimek. 
 hastaca, daima keyifsiz, hastalkl, hasta mizal; hastalk getiren; gnl bulandrc; marazi, tiksindirici, hasta yzl. sickliness  hastalkl hal. 
 hastalk; mide bulants, kusma. 
 hasta odas. 
  yan; taraf; kenar; cihet; etek (da); taraftarlar, frka; (den.) kenar, yan, yan taraf; ing., (argo) yksekten atp tutma; bilardoda bilyeye vurmak suretiyle hasl olan dnerek gitme kuvveti;  yan, yanda veya yandan olan; ikincil, ikinci derecede olan. side arms kl veya tabanca gibi yana taklan silhlar. side by side yan yana. side effect yan tesir. side show asl temsil veya programa ilve olarak gsterilen oyun. side street yan sokak, tali yol. side stroke (spor) yan kula. side table servis masas. on the side (argo) fazladan, ayrca, bundan baka. split one' sides glmekten katlmak. take sides taraf tutmak. 
 (gen.) "with" ile taraf tutmak, desteklemek. 
 bfe, kontrbfe (yemek odasnda) 
 (o.), (A.B.D.) favori (salarda) 
 motosikletin yolcu tayacak yeri, sepet; bir eit kokteyl. 
 cepheli, tarafl, evrili. 
 (A.B.D.), (argo) arkada. 
 meseleyi dolayl olarak aydnlatan ey; (den.) borda feneri. 
  asl mesleinden ayr meguliyet sahas; tali hat; sporda kenar izgisi; sorumlu olmayan bir kimsenin gr;  oyun d edilmek. 
  yana yatm, eri;  yana yatm ekilde. 
 yan, yandan;  meyilli. 
 yldzlara ait; yldzlarn hareketlerine gre hesaplanm (gn) sidereal clock yldzlarn hareketine gre ileyen saat. sidereal day bir yldzn meridyen dairesinden ayrlp tekrar varmas arasndaki mddet. sidereal time yldzlarn hareketlerine gre hesap edilen zaman. sidereal year gnein sabit bir yldzdan iki kere getii yl.
 (min.) siderit. (nek) 
demir, elik; yldz. 
 iinde demir bulunan gkta. 
 kadnlara mahsus ve yan binilen eyer. 
 (-ped, -ping)  yan kaymak; (hav.) yan inii yapmak;  yana kayma; yan ini; aa filizi. 
 Anglikan kilisesinde mtevelli muavini. 
 candan, iten; kahkaha yaratan. 
 kenara ekilmek; yan izmek, sorumluluktan kanmak; bertaraf etmek; uzatmak, sallantda brakmak. 
  yan tarafa indirilen iddetli darbe;  yandan arpmak. 
  yan hat;  yan hatta geirmek; bir kimsenin iini veya plann geriye braktrmak 
 yaya kaldrm. 
  yana doru olan;  yandan; yana doru. 
 uan yan tarafndan esen hava cereyan. 
  yan;  yandan, yan taraftan. 
 yandan arkl vapur. 
 yan hat, demiryolunda ana hattan ayrlan ube hatt. 
 yan yan gitmek. sidle up to one birine sokulmak. 
 Lbnan'da Sayda ehri. 
 (Fr.) asr, yzyl. 
  kuatma, muhasara; srarla ele geirmeye urama; (eski) ikamet yeri; (eski) rtbe, mertebe; uzun hastalk devresi;  (nad.) kuatmak, muhasara etmek. state of siege kuatma durumu. 
 boz renkli toprak boya. burnt sienna krmzya alan kahverengi. 
 zirveleri ok olan da silsilesi; bir eit palamut. 
Sierra Leone. 
 le uykusu, le istira hati. 
  kalbur, kevgir, (elek.); boboaz kimse;  kalburdan geirmek, elemek. 
 kalburdan geirmek, elemek; incelemek, soruturmak; ayrmak. sift out kalburdan geirip ayrmak. siftings  (o.) kalbur iinde kalan erp. 
(ks.) (sig.)nature, (sig.)nor. 
  i ekmek, ah etmek; uuldamak; "for" ile hasret ekmek; ah eker gibi ses karmak;  i ekme, ah etme. 
 grme; gzlem, mahede; muayene; gr kuvveti; grlen ey, manzara; grlecek ey; gz erimi; inceleme frsat; fikir; niangah; (leh.) ok miktar; (k. dili) irkin bir ey. (sig.)ht draft ibraznda tediye olunacak polie. (sig.)ht unseen grmeden(satn almak) a (sig.)ht for sore eyes bir iim su; ho bir rastlant. at (sig.)ht ibraznda, gsterilince .catch (sig.)ht of grvermek, gzne ilimek. find favor in someone' (sig.)ht birinin gzne girmek. in (sig.)ht gz nnde, grnrde, gzle grlr, yakn. know by (sig.)ht yznden tanmak, gz ainal olmak. not by a long (sig.)ht hi, asla. on (sig.)ht grlnce, grld anda. out of (sig.)ht gzden uzak; (k. dili) son derece yksek, fahi (fiyat) Out of (sig.)ht, out of mind, Gzden rak olan gnlden de rak olur. take a (sig.)ht yerini belli etmek. You are a (sig.)ht for sore eyes. Yznz gren cennetlik olur. 
 grmek; bakp kefetmek; nian almak; nianghm ayarlamak; gzlemek; belirli bir yere dikkatle bakmak. 
 hazrlksz okuma veya alma. 
 kr, ama, grmez; grnmez. (sig.)htlessly  grmeden, kr olarak. (sig.)htlessness  krlk. 
 gzel, ho; gzel manzara arzeden, gze hitap eden. (sig.)htliness  gzellik; gze hitap etme. 
 gezme; ilgin yerleri ziyaret etme. 
 mhr. 
 Yunan alfabesinin "" sesi veren on sekizinci harfi, (sig.)ma; (mat.) (sig.)ma iareti. 
 (sig.)ma eklindeki. 
 (anat.) "" harfi eklindeki, (sig.)moit, (sig.)mams. (sig.)moid artery (anat.) kalnbarsaa kan getiren damarn bir kolu. (sig.)moid flexure (anat.) makattan kalnbarsaa kan "" eklindeki (ks.)m. (sig.)moit kolon, kala leen kolonu. 
 iaret, almet, nian, belirti, iz, remiz; tabela, levha; (astr.) on iki burtan biri; (tb.) araz. (sig.)n language sar ve dilsizlerin iaretlerle konutuklan dil. (sig.)n manual el yazs imza (bilhassa hkmdarn) (sig.)n painter tabela ressam. I had a (sig.)n iime dodu. 
 imzalamak; iaretlerle ifade etmek; iaret etmek; imza ile kontrata balamak; "away", "off" veya "over" ile resmen bakasna devretmek. (sig.)n off (k. dili) radyo yaynna son vermek. (sig.)n on askerlie kaydolunmak. (sig.)n out ayrldn imza ile belli etmek; ktphaneden kitap alndn imza ile belirtmek. (sig.)n up kaydetmek, kaydolmak. 
  (-ed, -ing veya -led, -ling) iaret; belirten herhangi bir ey; iaretle verilen emir; parola; saik:  iaret vermek; iaretlerle bildirmek. (sig.)nal box (d.y.) iinde iaret cihaz bulunan kulbe. Signal Corps (ask.) iaret alay. storm (sig.)nal frtna kacan bildiren iaret. 
 dikkate ayan, belli, ak, vazh, aikr, dikkati eken, iaret veren. (sig.)nally  dikkate ayan derecede. 
 mmtaz hale getirmek, hret kazandrmak; dikkatle gstermek. 
 iaret memuru, iareti. 
  imza eden;  imza sahibi; kayt veya imza eden kimse, zellikle anlama veya mukavele imza eden kimse. 
 imza; (mz.) iaret, nota imi; (matb.) kitap formasnn ilk sayfasna konulan iaret; forma; (ecza) reetede ilacn kullanl eklini belirten ksm. 
 tabela, yafta, afi. 
 mhr, zellikle hkmdarn ahsi mhr. signet ring mhr yz. 
 manal olma; anlam, mana; nem, ehemmiyet. 
 manidar, anlam tayan, manal; nemli, mhim. (sig.)nificantly  manal bir ekilde. 
 anlam, mana, meal. 
 anlaml, manal, bir kavram belirten. significatively  bir mana ifade ederek. significativeness  bir anlam veya kavram belirtme. significatory  manal. 
 iaretle anlatmak, belirtmek, ifade etmek; delalet etmek; anlam vermek; anlam olmak. 
 bir sulunun parmak izlerinin ve dier zelliklerinin kayd. 
 efendi, bay, (t.)alyan aslzadelerine verilen unvan. 
 it. bayan, hanm (evli) 
 it. bey, bay. 
 it. gen kzlara verilen unvan, matmazel. 
 it. kk bey. 
 iaret direi, iaret gnderi; klavuz. 
  Hindistan mezheplerinden birinin yesi, Sih;  bu mezhepten olan. 
 Sikkim. 
 siloda muhafaza olunan hayvan yemi, yeillik. 
  sessizlik, skut; zikretmeyi, bahsetmeyi; ketumiyet, sr saklama; skunet, huzur; (mz.) es;  susturmak, sesini kestirmek, skut ettirmek; (ask.) bastrmak, ate kesmeye mecbur etmek; yattrmak. Silence gives consent Skut ikrardan gelir.
 susturucu adam veya ey; ses kesici ara, amortisr; ing. susturucu. 
 sessiz, sakin; suskun; sylenmeyen. silent letter okunmayan harf. silent partner ilerin yrtlmesine karmayan ortak. silent system mahpuslarn birbiri ile konumalarn yasak eden sistem. silently  sessizce. silentness  sessizlik.
 skut ve dzeni korumakla grevli kimse, mbair; Roma imparatorluu'nda devlet srlarn saklamaya ant imi memur veya mavir. 
 (Yu.) (mit.) Baks'n vey babas; ihtiyar sarho; (k. h.) yars insan yars kei eklinde olan tanr, satir. 
 Silezya; (k. h.) aslnda Silezya'da dokunmu pamuklu astarlk kuma. 
 silis; scaa dayanan cam. 
  glge resim, siluet;  glge eklinde resim yapmak, siluet izmek. 
 silis silicate  (kim.) asit silisit tuzu veya esteri. siliceous, silicic  silisli 
 talatrarak akmakta haline getirmek. 
 (bot.) ksa ve enli bir meyva tipi, silikl. siliculose  (bot.) silikl meyval 
 (kim.) silisyum. 
 (tb.) kuvars tozunun cierlere girmesinden tr ta kesicilerde grlen akcier hastal. 
 (bot.) uzun ve dar bir meyva tipi, hardals meyva. 
 ipek; ipekli kuma; ipee benzer rmcek a teli; ipee benzer msr pskl. silk cocoon ipek kozas. silk hat silindir apka. silk mill ipek imalthanesi veya tezgh. silk vine ipek fidan, (bot.) Periploca graeca. artificial silk suni ipek. raw silk ham ipek. spun silk ibriim. 
 ipek gibi, ipekli; parlak ve yumuack; nazik; ipekler giymi, lks. 
ipek kumala yaplan bir eit basma tarz. 
  ipek orap giymi; ar giyinmi, aristokrata, kibar, lks;  zengin kimse. 
 ipekbcei. 
 ipek gibi, ipekli; (bot.) atlas gibi (yaprak); davranlarda riyakrlk gsteren. 
 eik, kap veya pencere eii, denizlik. 
 arap ve stle kartrlm bir eit yemek. 
  isko para;  gm. 
 sersem, akn, budala, aklsz; divane, ahmak; ahmaka, gln; sersemlik kabilinden; budalaca, sama. sillily  ahmaka. silliness  ahmaklk; samalk. 
  silo;  siloya doldurmak. 
  suyun getirip biriktirdii kum veya amur, mil;  up ile byle kum ve amurla doldurmak veya dolmak. 
  (jeol.) Silryen;  Silr. 
  yaynbalgillerden bir balk;  bu balklara ait. 
(bak.) sylvan. 
  gm; gm para; gm eya; gm kaplama eya; gme benzer ey; gm rengi;  gmten yaplm; gme benzer, gm gibi, beyaz ve parlak; berrak (ses) silver anniversary yirmibeinci evlenme yldnm. silver fir beyaz am aac, gm kknar. silver gray gm rengi. silverhaired  ak sal silver plate gm kaplama. silver poplar akkavak aac. silvertongued  belagatli. be born with a silver swon in one' mouth zengin bir ailede domu olmak. 
 gm kaplamak; gml civa ile srlamak (ayna); gm gibi parlatmak; (foto.) gm nitratla kaplamak; gm gibi beyaz ve parlak olmak. 
 beyaz mercanbal; gmbal; gm renkli birka eit balk; kitaplara zarar veren kk ve parlak bir bcek. 
 gm zerine alan kuyumcu. 
 gm eya, gm sofra takm; kak ve atal takm. 
 beparmakotu, (bot.) Potentilla anserina. 
 gme benzer, gm gibi; berrak. silveriness  gm gibi olu; berraklk. 
 aalandrma, ormanclk. 
  maymuna benzer;  maymun, zellikle insana benzeyen maymun. 
  benzer, mabih, bir birine yakn; (geom.) ekilde ayn olan;  benzeyen ey. similarity  benzeyi, benzerlik. similarly  bunun gibi, ayn, ayn ekilde. 
 kon., san. tebih, temsil. 
 benzerlik, mabehet; tebih, mesel, suret. 
  atete ar ar kaynamak; kaynar hale gelmek; hafif heyecan iinde bulunmak; kaynama derecesinin birka derece altnda piirmek;  fke veya cokunluktan patlar hale gelme; hiddeti zapt etme hali. simmer down (k. dili) yava yava hafiflemek, yatmak; ar ar kaynayarak azalmak. 
 ing. bayram pastas. 
 (A.B.D.), (argo) birdolar. 
 papazlk gibi kutsal deerleri satan veya satn alan adam. simoniacal  byle iren bir alm satm kabilinden veya buna ait. 
 halis, saf; gerek; aln ak yz ak, lekesiz. 
 papazlk rtbesi veya makam alm satm; kutsal tutulan eylerden kar karma. 
 samyeli. 
 (A.B.D.), kdili. ekici, sempatik. 
  aptal aptal srtmak, (colloq.) pimi kelle gibi srtmak;  aptalca srtma . simperingly  aptalca srtarak. 
  basit, bileik olmayan; sade, sssz; (bot.) yaln (yaprak); (zool.) mnferit, tek; adi, baya; kolay; saf, halis; tabii, suni olmayan, yapmacksz; budala, alk, ahmak; ahmaka; nemsiz, ehemmiyetsiz; kolay anlalr; ancak yeterli;  basit ey; il yaplan ot; budala kimse. simple fraction baya kesir. simple fracture basit krk. simple hearted  saf yrekli, temiz kalpli. simple interest basit faiz. simple machine basit makina. simpleminded  cahil; basit; kendi halinde; akl noksan; aptal. Simple Simon saf ve aptal kimse. simpleness  sadelik, basitlik; saflk, bnlk. 
 ahmak veya budala kimse. 
 basit; bir seferde tek haber gnderilebilen telgraf sistemine ait. 
 basitlik, sadelik; kolaylk; budalalk, saflk; samimiyet. 
 sadeletirme, basitletirme; basitleme 
 basitletirmek, sadeletirmek, kolaylatrmak. 
 ancak, sadece; basit olarak; budalaca; (k. dili) tamamen. 
 (o.) -cra) suret, hayal; hafif benzeyi, taklit. 
 taklit etmek, taklidini yapmak. simulation  taklit. 
 ayn zamanda vaki olan, ezamanl. simultaneously  ayn zamanda, birlikte, bir arada . simultaneousness  ayn zamanda vaki olma, ezamanllk. 
 gnah; su; gnah ileme; kusur. sin offering gnahlarn affedilmesi iin sunulan ey. besetting sin insanlarn daima ilemeye meyilli olduklar gnah. deadly sin byk gnah, affolunmaz gnah. live in sin nikahsz olarak kar koca hayat yaamak. original sin Hristiyanlarca insanlarn doutan ilemeye meyilli olduklan gnah. venial sin hafif gnah, affolunur gnah.
 (-ned, -ning) gnah ilemek, gnaha girmek, gnahkar olmak; su ilemek. 
 Sina yarmadas Sinai, Mount Sina da, Turu Sina. Sinaitic  Sina dana ait, Sina danda verilen. 
 (tb.) hardal ya(ks.). 
 (edat), (bala) o zamandan beri; ondan sonra; sonradan; ok evvel, oktan beri; (edat) -(den.) beri, olal, edeli; -(den.) sonra; (bala) -(den.) beri; -dan dolay; nk, mademki. 
 iten, samimi, sadk, gerek, hakiki; sahte olmayan. sincereness, sincerity  itenlik, samimiyet, huls, hsnniyet 
 itenlikle, samimiyetle. Yours sincerely Sayglarmla. 
 (anat.) nkafa; kafatasnn st ksm, tepe. 
 Sinbad. 
 (mat.) sins.
(edat), (Lat.) -siz. sine die gn kararlatrmadan (meclisin dalmas mnasebetiyle kullanlan tabir) sine qua non mutlaka aranlan (art) 
 ar alma gerektirmeyen memuriyet; arpalk. sinecurist  byle bir ite alan memur. 
  veter, kiri; (gen.) (o.) kuvvet, enerji; kuvvet ve kudret verici ey;  kirile kuvvetlendirmek. the sinews of war harp iin gerekli olan para ve sair levazm. 
 yeter gibi; kuvvetli, adaleli; din. 
 Barok devrinde yazlm kk senfoni; senfoni. 
 gnahkr, gnah kabilinden; ahlk d; habis, erir. sinfully  gnahkarca, gnah ileyerek, haince. sinfulness  gnahkarlk, gnah, hainlik. 
 (sang, sung)  ark sylemek, terennm etmek; alamak; slk gibi ses karmak, uuldamak (rzgar); nlamak (kulak); iir okumak; tmek, akmak; (argo) suu aa vurmak;  (k. dili) ark syleme; terennm, zellikle birok kimsenin bir arada ark sylemesi; kurun vzlts. sing ones praises birini hararetle methetmek. sing out barmak, seslenmek. singable  ark gibi sylenebilir, terennm edilebilir. 
 Singapur. 
 singeing)  azck yakmak, tlemek, alazlamak, hafife yakmak;  hafif yank.
 ark syleyen kimse, arkc; muganni, hanende; ozan, air, ak; tc ku. 
  Seylan'a ait;  Seylanl; Seylan dili. 
  tek, bir, yalnz, ayr, mnferit; bekar, evlenmemi; zel, hususi, tek kiilik; iki tarafta yalnz birer rakip bulunan (oyun); salam; sade, basit, saf; bir kat, yaln kat; iekleri yaln kat olan;  bir, tek; (gen.) (o.) teniste tekler, single; golfta iki oyuncu ile oynanan oyun; beysbolda vurucuyu birinci kaleye ulatran vuru; krikette bir say kazandran vuru; tek kiilik oda. single barrel tek namlulu (tfek) . single entry (tic.) basit defter tutma. usul, ana deftere bir kere kaydetme; bir kerelik giri. single file birbiri arkasna dizilen sra; tek sra. single tax (tic.) tek dereceli vergi. singletrack  tek hatl, tek ynl; tek adan deerlendiren. 
 (gen.) "out" ile semek, ayrmak; birer birer almak; (beysbol) vurucuyu birinci kaleye ulatran vuruu vurmak. 
 tek ynde alan. 
 tek sra dmeli (ceket) 
 tek kii ile iletilen; tek el ile alan. 
 temiz kalpli, sadk. 
 tek amal; sade; samimi; hilesiz. 
 birlik, yalnzlk; bekarlk; samimiyet, drstlk, sadakat. 
 eskrim denei; deneklerle oynanlan eskrim; (ks.)a kaln sopa. 
 (iskambil) baz oyunlarn balangcnda oyuncunun elinde bulunan bir renkten tek kat; tek bir ey. 
 yalnz, tek bana. 
  ayn tempoda ve cansz bir makamla okuma;  ayn tempoda ve cansz. 
  yalnz, tek, ayr, mnferit; esiz, mstesna; (gram.) tekil, mfret; bambaka, grlmemi, tuhaf, garip;  (gram.) tekil kelime; tek ey .singularity  tuhaflk, garabet; zellik, hususiyet, dikkati eken ey. singularly  mstesna olarak, fevkalade bir ekilde. 
 zelliini belirtmek. 
 Sinlilere zg adet. 
 uursuz, meum; netameli; bozuk, kt, fesat; ktlk saan; (nad.) sol; (hane.) kalkann solundaki. a sinister de(sig.)n kt fikir, meum plan. 
 sola ait, sola meyilli; solak. sinistrally  sola doru, sola meylederek. 
 (sank, sunk veya sunken) batmak, garkolmak; yklmak, halsizlikten dmek; irtifa kaybetmek, dmek: dalmak, derinliine gitmek: ar ar inmek: girmek: etkilemek, tesir etmek, iine ileyip girmek: ukurlamak: yava yava lmek: gurup etmek: batrmak, daldrmak: indirmek: gururunu krmak; azaltmak, eksiltmek: para yatrmak: kazp amak. sinking fund itfa sermayesi, amortisman sand. 
 lavabo: geriz, lam: (jeol.) ukur, havza: batakhane. 
 olta veya a kurunu. 
 kaya veya kayalk arazide bulunan ve iindeki suyun szmasyle kuruyan ukur. 
 gnahsz, susuz, masum. sinlessly  gnah ilemeden, susuz olarak. sinlessness  gnahszlk, susuzluk. 
 gnahkr kimse. 
 Sinolog, in dili ve kltr uzman Sinology  in dili ve kltr ilmi, Sinoloji. 
  memba etrafnda biriken kireli veya silisli tortu: s ve basnla yaptrlm maden paralar:  maden tozu veya paralarn yar yarya eriterek yaptrmak: byle yaptrlmak. 
 ylankavi, zikzak, dalgal; (bot.) krfezli, sinuat (yaprak) 
 ylankavilik, ylan kavi dneme, dolamba. 
 ylankavi, dalgal, dolambal: bof. krfezli, sinuat sinuously  ylankavi bir ekilde sinuousness  ylan kavilik, dolambalk 
 boluk, kovuk; (anat.) sins: (anat.) beyinde kara kan kanal; (tb.) iinde cerahat toplanan boluk sinusitis  (tb.) sinus iltihab, sinzit. 
 sinsoit . 
 (-ped, -ping)  yudum yudum imek, yudumlamak;  yudum yudum ime yudum. 
  sifon; (zool.) sifonlularn iine su ektii veya darya su verdii boru eklinde organ:  sifon ile su ekmek, sifondan geirmek veya gemek. siphonage  sifonun ilemesi. 
 yudumlayan kimse veya ey: cam veya plastikten yaplm eri kam. 
 ste veya et suyuna batrlm ekmek paras, tirit: garnitr iin kullanlan kzarm ufak ekmek paras. 
 efendim, beyefendi: b.h. bir asalet nvan, sr. 
 serdar, bakan, kumandan; Msr'da ordu bakumandan. 
  baba, ata; efendimiz (eskiden herhangi byk bir kimseye imdi ise yalnz hkmdarlara hitaben kullanlan bir tabir); memelilerde baba hayvan;  baba olmak (zellikle atlarda) 
 (Yu.) (mit.) gzel ark syleyerek denizcileri aldatan deniz perisi; ok cazip ve tehlikeli kadn; siren, canavar dd; bir eit su kertenkelesi; denizkz. 
  ot yiyen memeli deniz hayvanlar takmna ait;  denizkz semendergillerden bir hayvan. 
 (astr.) Sirys, Suaray Yemani yldz, Bykkpek (Kelblekber) takmydznda en parlak yldz, Akyldz. 
 sr filetosu. 
 talya ve spanya'ya doru gneyden esen scak bir rzgr, siroko. 
 (eski) herif. 
(bak.) syrup. 
 sisal keneviri, dayankl bir eit kenevir. 
 karabal iskete, (zool.) Carduelis spinus. 
 (A.B.D.), (k.dili) korkak ve kz gibi olan, hanm evld. sissified  kz gibi. 
  kzkarde, hemire, bac, abla, karde (kz); ayn cinsten olan kimse veya ey; rahibe;  hemcins; kzkarde gibi. sisterinlaw  grmce, yenge, baldz. elder sister abla. half sister vey kzkarde . lay sister rahibe namzedi. sisterly  kz karde gibi, kzkardee yakr. 
 kzkardelik, kzkardelik grevi; rahibeler birlii. 
 papa Sixtus'a ait. Sistine Chapel Vatikan'da bulunan Sistine kilisesi. Sistine Madonna Rafael'in mehur Hazreti Meryem tablosu. 
 (o.) -trums, -tra) (eski) (den.) Msr'da ibadet esnasnda kullanlan ve ortasndan geirilmi madeni ubuklar sarslnca ses karan sapl kasnak eklinde bir alg. 
 (sat, -ting) oturmak, melmek; tnemek; kulukaya yatmak; filanca tarafta bulunmak; toplantda ye sfat ile oturmak: toplant yapmak, toplanmak; ressam veya heykeltraa modellik etmek; resim ektirmek iin poz vermek; binip oturmak (ata); oturtmak. sit at ones feet talebesi olmak . sit by ilgilenmemek sit down oturmak . sit in on misafir sfatyle toplantya katlmak . sit on toplantda ele almak; (k. dili) susturmak, azn kapatmak. sit on the fence tarafsz kalmak. sit on the lid meseleyi rtbas etmeye almak. sit on the throne hkmdarlk tahtna oturmak; kral olmak. sit out sonuna kadar oturmak; baloda bir dans esnasnda oturmak. sit over (argo) skp bakasna da yer vermek. sit pretty (A.B.D.), (argo) krl durumda bulunmak. sit tight (k. dili) sonu elde edilinceye kadar harekete gememek. sit up dik oturmak; yolunu beklemek; ilgi gstermek. The wind sits in the east Rzgar doudan esiyor. 
oturma grevi. 
 yer, mevki, mahal, mevzi. 
 (bala), (edat), eskiden beri. 
 medeni haklar elde etmek iin oturma gsterisi. 
(nek) yemek. 
 yemek bilgisi; pehriz ihtisas. 
 oturan kimse. baby sitter ana babas evde yokken ocuun yannda oturan cretli bakc. 
  celse, oturum; kulukalk yumurta says; kuluka mddeti;  oturmaya mahsus. sitting duck (k. dili) kolay vurulan hedef. sitting room salon, oturma odas. 
 yerletirmek, yerini tayin etmek. situated  kain, vaki, mukim, bulunan. 
 yer, mevki, mahal; hal; vaziyet, durum; grev, vazife, memuriyet. 
oturularak ykanlan kvet. 
 Hindu dininde en byk  tanrdan biri. 
  alt;  alt rakam veya says (6,VI); tavlada e. sixfold   alt kat, alt misli. sixfooter  alt ayak boyunda kimse, uzun boylu kimse. six of one, half a dozen of another ya bu, ya br. at sixes and sevens tam bir dzensizlik iinde, kemeke halinde. double sixes des. 
 alt peni; alt penilik para. 
 (k. dili) alt atar, altpatlar. 
  on alt;  on alt says veya rakam. sixteenth   on altnc; on altda bir. sixteenth note (mz.) on altlk nota, iki engelli nota. sixteenth rest (mz.) on altlk es. sweet sixteen gen kzn en irin ve tatl ya. 
  altnc; altda bir;  bir eyin altda bir oranndaki ksm; (mz.) alt nota yukar veya aada bulunan nota; alt notalk ara; gamda la notas. Sixth day cuma. sixth sense altnc his. sixthly  altnc olarak. 
  altm;  altm says veya rakam. like sixty (argo) ok hzl. the sixties 1960 ile 1969 arasndaki yllar; 60-69 aras ya sixtieth   altmnc (ey); altmta bir (ks.)m) 
 bycek, olduka iri, hacimli. 
  byklk, hacim, cesamet; beden (elbise), numara (ayakkab); (k.dili) hal, durum;  istenilen ebatta kesip bimek; byklklerine gre ayrmak; bykln tahmin etmek. size up ABD. kdili. karsndakini tartmak, hakknda hkm vermek, fikir yrtmek. a size too big bir numara byk. just my size tam benim lme gre, tam benim bedenim, istediim byklkte. 
  ahar; hal;  aharlamak (kt); hallamak (kuma); (badanadan nce) tutkallamak. sized  irili (kuma) sizeable (bak.) sizable. 
 ahar (kt); hal (kuma), helme. 
 yapkan, helmeli. 
  czrdamak; scaktan bunalmak;  czrdama. 
 (k. dili) ok scak bir ey. 
(ks.) Society of Jesus. 
 bir nevi eski skandinav halk ozan. 
 trpana, rina, vatoz, (zool.) Raja batis; folya bal. skatefish krk ambar, (zool.) Raja batis .gray skate trpana, (zool.) Raja batis. 
  paten;  patinaj yapmak, patenle kaymak. skate on thin ice tehlikeli bir ie girimek. skating rink suni patinaj sahas. figure skating buz zerinde ekil izerek patinaj yapma. roller skate tekerlekli paten. 
 patinaj yapan kimse. 
  (k. dili) kamak;  ka . 
(bak.) ski. 
 havaya frlatlan yapma kulara nian alma. 
 (den.) omurgann bodoslamaya balanan ucu. 
 ile. 
 iskelete ait, iskelet gibi. 
  iskelet; ok zayf kimse, insan kurusu, kadit; bina ats, kafes: ana hatlar, taslak;  iskelete benzer, iskelet kabilinden; bir deri bir kemik. skeleton at the feast keyif karan herhangi bir sey . skeleton crew ekirdek tayfa, asgari kadro. skeleton in the closet utan veren sr. skeleton key maymuncuk, her kilidi aan anahtar. skeleton type izgileri ince bir eit matbaa harfi. family skeleton bir ailenin saklamak istedii utan veya znt veren sr, aile srr. 
 iskeletini hazrlamak, tasarlamak, iskelet haline koymak; sayca azaltmak, asgari miktara indirmek. 
 pheci kimse, septik kimse; Hristiyanlktan phe eden veya inanmayan kimse. skeptical  phe edici, pheci, septik. skeptically  inanmayarak, phe ile. skepticism  (fels.) septisizm, phecilik. 
  taslak; kabataslak resim; (ks.)a tarif, kroki; (ks.)a hikye veya mzikli gsteri, ske; (k. dili) akac kimse;  taslak yapmak; kabataslak resmini yapmak; (ks.)aca tarif etmek. 
 resim msvedde defteri; taslaklar kitab; ksa hikyeler kitab. 
 taslak kabilinden; derinlii olmayan, yarm yamalak, kusurlu, noksan, eksik. sketchily  taslak olarak; yarm yamalak bir ekilde, eksik olarak. sketchiness  taslak halinde olma; kusurluluk; noksanlk. 
   eri, arpk; birbirine paralel olmayan;  erilik, arpklk; bklme;  eri yoldan gitmek; yan bakmak; eriltmek, arpltmak; baka anlam vermek. 
 beyaz renkli benekleri olan hayvan. 
  kebap ii; ie benzer herhangi bir ey; saka kl;  kebap iine geirmek; ie dizmek; ilemek. 
 (o.) ski, skis)  kayak, ski;  kayak kaymak, ski yapmak. ski jump kayaknn yapt srama veya atlama. ski lift kayak klan tepeye karan teleferik. skier  kayak. skiing  kayak yapma, kayaklk. 
 rntgen nlar ile ekilen fotoraf. 
 (tb.) gzbebei zerindeki glge ve klar muayene ederek gzn durumunu anlamakta kullanlan cihaz. 
  (-ded, -ding) kayma; yana kayma; kzak, kaydrma kt; tekerlek altna konan takoz; (den.) maliborda tahtas; (den.) filika sehpas, kalastra;  yana doru kaymak, yana savrulmak; tekerlek altna takoz koymak. skid chain tekerlek zinciri. skidrow (A.B.D.), (argo) ucuz meyhanelerin ve kalitesiz otellerin bulunduu ve evsiz barksz takmnn barnd mahalle. on the skids (A.B.D.), (argo) snmeye yz tutmu, itibardan dmekte, gerileme halinde. 
(nlem), (argo) Defol !. 
 ktklerin yld yer. 
 (den.) hafif yelkenli filika, hafif sandal, kik. 
 hner, marifet, maharet, ustalk. 
 mahir , usta, tecrubeli; maharet gerektiren. skilled trades maharet gerektiren meslekler. 
 tava. 
 hnerli, marifetli, becerikli, mahir, usta. skillfully  maharetle, ustalkla. skillfulness  maharet, ustalk. 
 (-med, -ming)   kpn almak; kayman almak; syrp gemek; gzden geirmek; suyun yznde sektirmek (ta); kpk balamak, kaymak tutmak; suyun yznde sekmek;  kayma alnm (st);  kpn alma; kp alnm st; ince tabaka. skim milk, skimmed milk kayma alnm st. skim'mings  (o.) bir svnn stnden alnan kpk veya kaymak. 
 kpk alacak alet kevgir; deniz kylarnda yaayan krlang benzeri bir ku. 
  cimrice beslemek veya vermek; batan savma yapmak; cimrilik etmek, hasise davranmak; an derecede tutumlu olmak:  kt, az. skimp'ily  ar derecede tutumlu olarak. skimp'y  kt., az; yarm yamalak, eksik. 
 deri, cilt: tulum: post: kabuk: (den.) geminin d kaplamas; hilekar kii; (argo) cimri kimse. skin diving aletli dal. skin game hileli kumar oyunu. skin grafting deri as. by the skin of one' teeth kt ktna, ancak, gbel. dark skin esmer cilt. fair skin beyaz cilt. get under one' skin bir kimsenin sinirine dokunmak. jump out of one' skin korkudan sramak; ar derecede comak. only skin and bones bir deri bir kemik, iskelet gibi, kadidi km. save one' skin paay kurtarmak, postu kurtarmak. under the skin aslnda, temelde. wet to the skin srsklam iliklerine kadar su gemi. 
 (-ned, -ning) derisini soymak, derisini yzmek, syrmak; kabuunu soymak: deri ile kaplamak; deri ile rtlmek; (argo) para yolmak, soyup soana evirmek. skin the cat (spor) elleriyle demir ubua asl iken ayaklar ve btn vcudu kollar arasndan geirerek dnmek; ii becermek. skin down ellerle tutunarak inmek. skin one alive insafszca parasn yolmak; azarlamak. skin out (den.) kavermek. skin through (k. dili) zar zor gemek. skin up yalnzca ellerle trmanmak. Keep your eyes skinned (k. dili) Dikkat et! Ayan denk al!. 
yeni doan ocuklarda grlen dokularn sertlemesi hastal. 
 deriden teye gitmemi: sathi, yzeysel. 
 cimri kimse. 
 skink, pullu srngenlerden biri: bir cins kertenkele, (zool.) Scincus officinalis. 
 sska, ok zayf, bir deri bir kemik. skinniness  ar zayflk, sskalk. 
 deri gibi vucuda yapan (elbise) 
 (-ped, -ping)  sramak, sekmek; (gen.) "over" ile atlamak, srayarak gemek; suyun yznde sekmek (ta);  atlayp srama; atlama; grmeden veya okumadan geme. skip rope atlama ipi. skippingly  seke seke, srayarak. 
 suyun yznde srayan herhangi bir cins balk. 
 ufak gemi kaptan, svari. 
 seken sey veya kimse; sekerek yryen bir eit bcek. 
 mhr mahfazas. 
  isko gayda gibi ses karmak; haykrmak, haykrtmak;  lk, haykr; gayda sesi. 
  (ask.) hafif arpma, mfreze muharebesi; ekime, hafif kavga;  atlmak; ekimek. skirmish drill (ask.) arpma talimi. skirmish line seyrek asker. saffu skirmisher  (ask.) avc. 
 yabani eker havucu, (bot.) Sium sisarum. 
  etek; eteklik; semerin sarkk yan taraf: kenar; (argo) kz;  eteklik ile rtmek; kenarnda olmak, kenar olmak; kenarndan geip gitmek, kenarda oturmak; batan savmak, kaytarmak. skirt dance geni ve uzun eteklikle edilen dans. skirting board ing. sprgelik (duvar kenarlarnda) the skirts of the city ehrin etekleri. 
 kenar tahtas. 
 hicivli (ks.)a oyun veya yaz; aka, latife. 
 hafife kayarak veya aceleyle gitmek, suyun yznde kayarak gitmek: kaydrmak. 
 rkek (at); utanga; oynak, hafif; aldatc, hilekar. skittishly  rkeke . skittishness  rkeklik. 
 (o.) dokuz kuka oyunu. Life is not all beer and skittles Hayat hep elenceden ibaret deildir. 
 ince tabakalar halinde yarmak (ksele) 
 bir cins ince ksele; kseleyi tabaka tabaka kesmeye mahsus bak; kseleyi byle kesen kimse. 
 (A.B.D.), (argo) erkek fanilas. 
(nlem) Shhatinize! . 
 skp. 
 bir eit iri mart. 
 (A.B.D.) dalavere, hilekrlk. 
  svp gizlenmek; kaytarmak, atlatmak;  gizlenen kimse. 
 kafatas; kafa, beyin. skull and crossbones lm sembol olarak kafa kemii altna aprazlama konulmu kol veya bacak kemikleri. 
 takke. 
  kokarca, Kuzey Amerika'da bulunan sansargillerden bir hayvan, (zool.) Mephitis mephitis: kokarca krk; (k. dili) pis herif;  (argo) tamamen yenmek. skunk cabbage ylanyastgillerden pis kokulu bir bitki, (bot.) Symplocarpus foetidus. 
(bak.) Scutari. 
  (skied veya skyed, skying) gkyz, gk, sema, asuman; hava;  (k. dili) topu havaya vurmak, yukanya frlatmak; duvarn st tarafna asmak (resim) sky blue gk mavisi. sky pilot (argo) orduda papaz veya rahip. out of a clear sky birdenbire, tepeden inme. praise to the skies gklere karmak, ar derecede vmek. under the open sky ak havada, gk kubbe altnda. 
 parat amadan nce gosteri yapma. 
skoya'ya mahsus ksa bacakl ve uzun tyl bir eit teriyer. 
  gklere eriecek kadar yksek. 
  tarlakuu, toygar, (zool.) Alauda arvensis;  grlt ederek elenmek. 
 dam penceresi, kaporta. 
 ufuk izgisi; siluet. 
  hava fiei;  birden ykselmek, hzla artmak. 
 (den.) aadan yedinci yelken, kontra yelkeni. 
 gn bir (ks.)mn gsteren resim. 
 gkdelen. 
 ge doru. 
 hava yolu; asma yol. 
 uak ile havada yazlan yaz. 
(ks.) Sandwich Islands, Staten Island. 
  (-bed, -bing) kaln dilim; kerestenin d paras;  ktkten tahta bimek. 
(bak.) slobber.
   gevek; sarkk; ar, yava; dikkatsiz; kesat; sk olmayan; zayf;  geveke; olduka ar;  halatn gevek (ks.)m veya sarkk ucu, halatm bou; i olmayan devre; durgun su; fazlalk. slack water durgun su. keep a slack hand dikkatsizce veya beceriksizce i grmek. slackly  geveke. slackness  geveklik. 
 gevemek; hafiflemek, iddetini kaybetmek, durgunlamak, durulmak; sndrmek (kire) slack off yava yava gevemek, durulmak. slack up hzn kesmek. 
 tam pimemi. 
 pantolon. 
  (-ged, -ging) cruf, dk, mucur; lavlarla kark cruf;  cruf haline gelmek. slaggy  cruflu. 
(bak.) slay. 
 gidermek (susuzluk); yattrmak, dindirmek; sndrmek (kire) slaked lime snm kire. 
 kk bayraklarla iaretlenmi dnemeli bir inite yaplan kayak yar, slalom. 
 (-med, -ming)  arpp kapamak, vurmak, arpmak (kap); hz ve grlt ile vurmak veya yere almak; (argo) svmek, (slang) kalaylamak;  arpma, hzla kapama; iddetle kap kapama grlts; brite her eli kazanma; (argo) hakaret. slam down grlt ile yere arpmak. slam on the brake birden frene basmak. slam the door in one' face kapy yzne kapamak, grmeyi reddetmek, kstahlk ederek yanamamak. slam to arpp kapamak, vurmak (kap) grand slam brite her eli kazanma, byk ilem. little slam brite bir tanesinden baka her eli alma, kk ilem. 
  grlt ile; dncesizce;  grlt ve iddetle ilerlemek. 
  szle iftira, bhtan;  iftira etmek, buhtan etmek. 
 iftira niteliinde; if tira kabilinden havadis yayan. slanderously  iftira ederek. slanderousness  iftiraclk. 
  klhanbeyi dili, argo; argo deyim;  argo konumak; ing. azarlamak. 
 argo kabilinden, argo deyimler kullanan. slangily  argo ile, argo kullanarak. slanginess  ok argo kullanma. 
   yana yatmak, meyilli olmak; kendi grne gre anlatmak, gerei arptmak;  eim, meyilli dzey; alay, istihza; gerekten ayrlma; cihet, tutum, gr noktas; yan bak;  meyilli, eri. slantingly, slantwise  meyilli olarak, verevine. 
 (slapped, slapping)   hafife vurmak, tokat atmak; hakaret etmek; gelii gzel koymak;  tokat, amar, hafif sille; hakaret;  anszn, birdenbire, (informal) p diye, pattadak; (k. dili) dosdoru. slap in the face hakaret. slap on yrrle koymak; (cezaya) arptrmak. slap on the wrist azarlamak. 
   aceleci, savruk;  batan savma i veya davran;  dikkat sizce, acele. 
 (argo) yar baygn, akn; sersem. 
 (A.B.D.), (ah) gzleme; ocuk iskambil oyunu. 
  gldr;  grltl, akac. 
  kamlamak; yarmak, uzun bir yara aar gibi kesmek; azarlamak; (orman) harap etmek; fiyatta byk indirim yapmak; kl ile rasgele iddetle vurmak;  uzun kesik veya yara; yrtma; kam vuruu; ormanda harap edilmi alan; (matb.) eri izgi ( / ) 
  uzun kesik veya yara; kesik veya yara ama;  kuvvetli, iddetli, amansz; (k. dili) ok byk, ok gzel. slashingly  iddetle, amansz bir ekilde. 
 tiriz, lata. 
 ing., (leh.) frlatmak; arpmak; (den.) alkanmak. 
 knamak, tenkit etmek; azarlamak; Ing. cezalandrmak. 
   kayaanta, kara kayaan, arduvaz, ta tahta; koyu maviye alar kurun rengi; (A.B.D.) adaylar listesi;  kayaan tatan yaplm; kayaanta rengindeki, barudi;  ta tahta ile kaplamak; (A.B.D.) belli bir gaye ile planlamak. slate pencil ta kalem .clean slate temiz mazi. slat'ing  arduvaz yerletirme ilemi; arduvaz. slat'y  ta tahtaya benzer; kurun rengindeki. 
  (k. dili), (leh.) bol bol sarfetmek har vurup harman savurmak;  (o.) ok miktar. 
  pasakl kadn;  pasakl, apal. slatternly  pasakl. slatternliness  pasakllk. 
  hayvan kesme; katil; katliam, kan dkme;  kesmek, boazlamak, kltan geirmek. 
 salhane, mezbaha. 
 kan dkme kabilinden, katil, ldrc. 
 islav rkndan kimse. Slav'ic   islavlara ait;  islav dili. Slav'ism  islavlk. Slavophile  islav taraftan olan ve onlan benimseyen kimse. 
  kle, esir, kul, bende, cariye, halayk; kle gibi alan kimse;  kle gibi almak; esir etmek, kle yapmak. slave away at dinlenmeden almak. slave driver kle gibi adam altran kimse. slave labor esir ii; zoraki yaptrlan i. slave ship esir gemisi. slave trade esir ticareti. a slave to tobacco ttn klesi. 
 kleleri olan kimse. 
 esir gemisi; esir taciri. 
  salya akltmak; salva bulatrmak;  salya. 
 klelik, esirlik, esaret, bendelik, halayklk; ok ar i; klelik sistemi. 
 ing., (k. dili) orta hizmetisi. 
(bak.) Slav. 
 kle gibi, kleye yakr; esir huylu. slavish imitation kr krne taklit etme. slavishly  klece. 
 islav memleketlerine veya halkna ait; islav dillerine ait. 
 islavlardan korkan adam. 
 lahana salatas. 
 (slew slain) ldrmek, kesmek katletmek, kltan geirmek. 
  amak, ayrmak;  kartrlm bir ey. 
 gevek, dayanksz; adi; bakmsz. sleaziness  geveklik, dayankszlk 
  (-ded, -ding) kzak;  kzakla tamak veya yolculuk etmek. 
 kaypaklk, kzan kaymasna elverili olma; nakliyat ilerinde kzak kullanma "hard" veya "rough" sledding mkl durum glkler. 
  zellikle yk tamaya mahsus byk kzak;  kzakla yolculuk etmek veya tamak. sledg'ing  kzak kullanma. 
  ar eki, varyos;  varyosla vurmak. sledgehammer  varyos, balyoz. 
  perdahl, dzgn, kaygan, ipek gibi parlak; kaypak tavrl; besili;  dzgn ve parlak hale getirmek; yattrmak. sleek'ly  kaypak bir tavrla. sleek'ness  kaypaklk, parlaklk. 
 uyku. beauty sleep ilk uyku, gece yarsndan evvelki uyku; gzellik uykusu. broken sleep devaml olmayan uyku, kesik kesik uyuma. go to sleep uyumak uykuya dalmak: (ayak el) uyumak karncalanmak. last sleep olum, son uyku. putto sleep yatrmak; hayvann cann yakmadan. ldrmek. talk in one' sleep uykuda sayklamak. walk in one' sleep uykuda gezmek. the sleep of the just vicdan rahatlndan ileri gelen deliksiz uyku. 
 (slept) uyumak; uyuuk bir halde olmak; hareketsiz durumda olmak. sleep "away" veya "off" uyuyarak geirmek. sleep in (hizmeti) evde yatmak; ge vakte kadar uyumak. sleep like a log veya top l gibi uyumak. sleep on istihareye yatmak, bir mesele zerinde dnmek iin bir gn ertelemek. sleep the clock round on iki saat aralksz uyumak. sleep with cinsi ilikide bulunmak. 
 uyuyan kimse; k uykusuna yatan hayvan; yatakl vagon; demiryolu traversi; (A.B.D.), (argo) beklenmedik bir baar kazanan filim veya kitap. 
  uyku hali;  uyuyan, uykudaki; uyku iin kullanlan. sleeping bag uyku tulumu. sleeping Beauty Uyuyan Gzel. sleeping car yatakl vagon. sleeping partner ing. iin idaresine karmayan ortak. sleeping pill uyku hap. sleeping sickness uyku hastal. 
 uykusuz. sleeplessly  uykusuz olarak sleeplessness  uykusuzluk. 
 uykuda gezmek. sleep walking  uyurgezerlik. 
 uyurgezer kimse. 
 uykusu gelmi, uykulu; mahmur; uyuuk, tembel; uyuklatc. sleepylittle town grltsz ve sakin kasaba. sleepily  gzlerinden uyku akarak, mahmur halde. sleepiness  uykulu olma hali. 
 uykucu kimse, ayakta uyuyan kimse. 
  sulusepken kar, yamurla kark kar;  sulusepken yamak. sleet'y  sulu sepken olan, sulusepken gibi. 
  elbise kolu; (mak.) gmlek, kol tertibat;  kol takmak. have a card up one' sleeve icabnda kullanlmak zere gizli veya bir kenarda hazr kozu olmak. roll up one' sleeves kollarn svamak; bir ie girimek. wear one' heart on one' sleeve (bak.) heart sleeved  kollu. sleeve'less  kolsuz. 
 zellikle yolcu tamaya mahsus byk kzak. sleigh bell kzaa veya onu eken ata taklan ngrak. sleigh'ing  kzakla gezme; kzakla gezmeye elverili karl ze(min.) 
 el abukluu; hner .sleight of hand el abukluu. 
 ince, ince uzun; zayf, kuvvetsiz, narin; az, yetersiz, ancak yetiecek kadar. slenderly  ince uzun olarak; kuvvetsizce. slenderness  kuvvetsizlik, incelik. 
 incelmek, inceltmek. 
(bak.) sleep. 
  av kpei (A.B.D.), (k. dili) polis hafiyesi;  avlamak; dedektif rol oynamak. 
(bak.) slay. 
  evirmek, vira etmek, dnmek;  evirme, vira etme. 
 (A.B.D.), (k. dili) bir sr, ok miktar. a slew of ok miktarda. 
  dilim; balklk ve matbaaclkta kullanlan bir eit enli bak; golfta topa meyilli vurula topun gidiine kvrntl yn verme;  bir dilim kesmek; dilimlemek, doramak; golfta topa bu ekilde vurmak. slic'er  dilim kesici alet; gemi tahtalarn yerlerinden karmaya mahsus alet. 
    dz, parlak ve kaygan; yze glen; (k. dili) kurnaz; hilekr; yal (sa); grbz, shhatli; (argo) ho;  su yznde bulunan ya tabakas; (A.B.D.), (o.) kue kt zerine baslm dergiler;  (argo) maharetle, ustalkla, kurnazcasna;  kayganlatrmak; (k. dili), (gen.) "up" ile dzeltip sslemek. 
 srtnme sonucu meydana gelen izilmi parlak ta yzeyleri. 
 (A.B.D.) muamba yamurluk; (k. dili) kurnaz ve hilekr kimse. city slicker tara halkn aldatan dzenbaz kimse. 
 kayma; kaydrak; stnden kaylarak gidilen yer; heyeln, toprak kaymas; projeksiyon makinalannda kullanlan resimli cam, diyapozitif, slayt; lam; (mz.) kaydrma, glissando; herhangi bir aletin kayc ksm. slide bar kap srmesi, srg; klavuz ray.slide projector projeksiyon makinas slide rule srgl hesap cetveli. slide valve srg valf. 
 (slid, slidden) kaymak; hissettirmeden gemek; kayp gitmek (gemi); sessizce ortadan kaybolmak, savumak; kaydrmak, kaydrarak yrtmek. slide in veya into kolaylkla ve abucak girivermek; sokuvermek. sliding door srme kap. let slide ihmal etmek; kendi haline brakmak. 
deiebilen deerlendirme oran. 
 nemsiz; czi; ince, zayf; akl veya ahlk zayf olan. slight'ly  az slight'ness  nemsizlik. 
  nemsememek; yz vermemek; grmezlikten gelmek; kmsemek; dikkatsizce yapmak;  yz vermeyi, riayetsizlik, tepeden bakma. slight'ing  kmseyici. slight'ingly  nem vermeyerek. slily (bak.) slyly. 
 (-mer, -mest) ince, uzun yapl; zayf; yetersiz, czi. slim'ly  ince olarak. slim'ness  incelik. 
 (-med, -ming) incelmek, inceltmek. slim down kilo vermek, incelmek. 
  yapkan ve nemli herhangi bir madde; balk; salg; salyangoz sm;  yapkan ve ince amurla kaplamak veya svamak; yapkanln temizlemek (balk) 
 (A.B.D.), (k. dili) dayanksz; entipften. 
 yapkan, nemli bir maddeyle kaplanm; smks; pis. sliminess  yapkanlk, kayganlk. 
  (slung) sapan; ask; bir eyi kaldrmak veya asmak iin kullanlan kay; (den.) izbiro;  sapanla atmak, frlatmak; askya koymak; ask ile kaldrp ekmek; ask ile asmak; uzun admlarla yaylanarak yrmek. 
 (A.B.D.) cin katarak su ve limonla yaplan buzlu bir iki. 
 sapan. 
 (slunk) svmak. 
   yavrusunu drmek (hayvan), vakti gelmeden yavrulamak;  vakitsiz domu hayvan yavrusu, bilhassa buza;  gelimeden domu. 
 gizli kapakl i gren, el altndan i yrten; (argo) sinsi; vcuda yapan. 
 seramik yapmnda kullanlan ince ve sulu kil. 
  daldrlmak iin koparlan dal; ince ve uzunca kt paras; ok zayf ve uzun boylu ocuk;  daldrmak iin dal koparmak. 
 (slipped, -ping) kaymak; eli veya aya kaymak; kaydrmak, geirmek; serbest brakmak, serbest kalmak; yanlmak, hataya dmek; kamak, karmak; kmak (kol, bacak); gizlice vermek; erken dourmak (hayvan) slip away svmak; hissettirmeden kp gitmek; lmek. slip by akp gitmek (zaman) slip in kayp iine dmek; girivermek. slip off svmak; karmak, stnden atmak (elbise); hissettirmeden gitmek, svp gitmek. slip on giyivermek, stne geirmek. slip one over on (k. dili) aldatmak. slip out savuuvermek; azndan kamak. slip the cable (den.) lengeri kaldramayp gomenasn salvermek. slip up yanlmak, srmek. It. slipped my mind Aklmdan kt Unuttum. let slip karmak, salvermek. 
 kayma, kay, ayak kaymas; yanllk, hata, srme; (jeol.) heyeln, kaysa; kadn i gmlei, kombinezon; yastk yuz; (A.B.D.) iki iskele arasndaki dar yer; zerinden geminin karaya ekildii kzak; iskele palamar yeri; (kriket) kalenin arkasndaki yer; kpek tasmas. slip of the tongue dil srmesi. give someone the slip bir kimseden svmak, atlatmak. 
 koltuk veya kanepe klf. 
 ilmik, baland yerde aa yukar inip kan dm, ereti dm. 
 kolaylkla giyilip karlan (elbise) 
 batan giyilen (kazak) 
 kay mesafesi; hakiki ile farzedilen hz arasndaki kayma neticesi meydana gelen fark. 
 terlik, pantufla. slippered  terlik giymi, terlikli. 
 anta iei, (bot.) Calceolaria integrifolia. 
 kaypak, kaygan, kayaan; hilekr, gvenilmez; ele gemez, Yakalanmaz. slipperily  kaygan olarak; gvenilmez ekilde. slipperiness  kayganlk; gvenilmezlik. slippery elm yumuak i kabuu il olarak kullanlan ve Amerika'da yetien bir eit karaaa, (bot.) Ulmus fulva. 
 kaypak; kaygan. 
 (matb.) mrekkebin yaylmasn nlemek iin araya konan bo sayfa. 
 dikkatsizce yaplm; hareketlerinde ve giyiminde dikkatsiz, pasakl, apal. 
 (k. dili) sulu tatsz yemek; dil hatas. 
 ince i taban. 
 (A.B.D.), (argo) srgl hesap cetveli. 
 (hav.) pervane arkasndaki hava cereyan. 
 (k. dili) hata, yanl, srme. 
 (gen.), (o.) gemi yap kza. 
 (slit, ting)   dz ve uzun yark amak; ince ve uzun yarmak, uzunluuna kesmek;  dz ve uzun yark; dar ve uzun delik; yark;  ince ve dar, (ks.)k (gz) 
 kaymak, kayar gibi yrmek veya gitmek; kaydrmak. 
  kesilmi veya yrtlm ince uzun para; kymk; ince dilim; yn bkmesi;  ince uzun paralara kesmek veya aylrmak; kymk samak. 
 gloksinya, (bot.) Sinningia speciosa. 
 (k. dili) aptal veya klkslz kimse; (rl.) amur. slob ice (Kan.) yn halinde yzen buz paralar. 
  azndan salya aktmak, zerine salya aktp bulatrmak; salya akmak, salya gibi akmak; abartmal sz sylemek;  salya; bir az dolusu. abartmal hissi laf. slobbery  Islak, nemli; azndan salya aktan. 
 akalerii, da erii, gvem, (bot.) Prunus spinosa. 
 kmr rengi gzleri olan; ekik gzl. 
 (slogged, -ging)  iddetle ve rasgele vurmak (bilhassa boksta); ar ar ve zahmetle. yrmek veya almak;  iddetli vuru; ar ve zor yry; uzun gayret. 
 slogan, iar, parola; harp nidas. 
 navi, alopa, tek direkli yelken gemisi. sloop of war eskiden brik armal kk sava gemisi. slooprigged  yan yelkeni ve floku olan (gemi) 
  (slopped, -ping) sulu amur, yar erimi kar; yere dklm sulu madde; sulu hayvan yemi; (o.) adi veya fena cins yemek; (o.) bulak suyu;  dklmek, sramak; sulu amurda yrmek; dkmek,sratmak; (A.B.D.) hayvana sulu yem vermek. slop pail p kovas. slop over tamak; taknlk yapmak. 
  meyilli yzey veya hat; bayr yoku;  meyletmek, meyilli olmak veya klmak. slope angle meyil as. slop'ing  meyleden. slop'ingly  meyilli olarak. 
 zifoslu, amurlu, sulu; kirli su ile lekelenmi veya slatlm; apal, apaul, dkk sak; dikkatsiz, dikkatsizce yaplm; (k. dili) fazla hissi. sloppily  apalca. sloppiness  apallk, dkk saklk. 
  suda veya amurda rpnp etrafa sratmak; suya sokup alkalamak;  amurlu kar. slosh'y  amurlu. 
  (-ted, -ting) dar ve uzun yiv veya aklk; delik; (k. dili) yer, mevki;  dar ve uzun yiv veya delik amak; yivine veya yerine oturtmak. slot machine iine para konulan otomatik bfe veya oyun makinas. 
 geyik izi. 
 tembellik; Amerika'ya mahsus yakal tembel hayvan, (zool.) Bradypus. 
 tembel. slothfully ' tembelce. slothfulness  tembellik. 
  dikkatsizce gevek oturmak; serserice yrmek; oturduu yere yaylmak;  ban sarkmas; ar hareket eden ve beceriksiz kimse; apkann sarkk kenar. slouch hat kenar aa doru kvrlm apka. He' no slouch at baseball (k. dili) iyi bir beysbol oyuncusudur. slouch'iness  dikkatsizlik; apallk. slouch'ingly, slouch'ily  gevek gevek. slouch,y  sarkk, apal. 
  drlen yara kabuu; canl dokudan ayrlan veya atlan l doku; ylann deiip atlan derisi, ylan gmlei;  atlmak (l doku), karlp atlmak; kabuk olarak dklmek; deri deimek (ylan) slough off, slough away dkmek (kabuk), soymak (deri); bertaraf etmek, savmak. sloughy  kabuklu, kabuk dolu. 
 iinde su biriken durgun bataklk, glck; ahlk bozukluu. sloughy  amurlu, batakl. 
 derin amurlu yer. slough of despond aresizlik, karamsarlk. 
 Slovakyal, Slovak; Slovak dili. Slovakia  Slovakya. Slovakian   Slovakyal;  Slovaka. 
 giyim ve davrannda dikkatsiz kimse, apal kimse. slovenly   intizamsz, apal, gevek;  dzensiz olarak. slovenliness  apallk. 
  Slovenyal;  Slovenya'ya veya Slovenya'llara ait. 
 Slovenya, Yugoslavya'nn bir eyaleti. Slovenian   Slovenyal. 
   yava, ar, bati; ar yrr, yava gider; geri kalm; g anlayan; can skc, bktrc; hzl komaya elverili olmayan (kou yolu);  yava yava, ar ar;  (sk sk) "up" veya "down" ile) hzn eksiltmek, yavalatmak; arlamak, yavalamak, gecikmek. slow match ar yanar fitil. slow motion yavalatlm hareket. slow oven ar atei yanan frn. slowly  yava yava, ar ar. slowness  yavalk. 
 yavalama (bilhassa ii iveren mnasebetlerinde ii mahsustan yavalatma) 
 (k. dili) ii ardan alan kimse. 
 g anlayan. 
 krylan. 
 basit tahta eyalar yapma usul. 
  (-bed,- bing) eirmek iin hazrlk olarak azck bklen yn veya pamuk; pamuk ipliinde kaln yer;  ekip azck bkmek. 
 dikkatsizce yapmak; amurda yrmek. 
 sulu amur; su yzndeki buz paralan; p; lam delii amuru. sludgy  amurlu. 
 eksen etrafnda dner gibi dolamak; yanlamasna hareket etmek. slue  (bak.) slew. 
 eskiden tfee doldurulan kesme kurun; anterlin; linotip makinasnn dkt bir satr yaz; jeton; sahte jeton. 
  (k. dili) yumruk, muta; bir yudum saf viski; (o.), (Kan.) retmenin dayak atmas;  yumruk veya sopa ile vurmak. 
 smklbcek, (zool.) Limax. 
 tembellikten ge kalkan kimse. 
  mymnt, tembel, miskin (kimse) sluggardliness  miskinlik, mymntlk. sluggardly  tembel. 
 yumrukla vuran kimse. 
 ar, bati; ar yrr veya hareket eder; tembel tabiatl; hareketsiz. sluggishly  ar ar. sluggishness  arlk; tembellik. 
  savak; savaktan akan su; bir yerden bir yere aa kt nakletmek veya altn madenini ykayp ayrmak iin yaplan kanal;  savak vastasyla sulamak; bol su ile slatmak; savak yoluyle sevketmek (ktk) sluice gate savak kapa. sluice valve savak valf. sluiceway  savak yata. 
  (-med, -ming) (gen.) (o.) ehrin yoksul semti; gecekondu blgesi, kenar mahalle; ayaktakmnn yaad semt;  (meraktan veya vakit geirmek iin) bu semtlerde gezmek. slum clearance byle semtleri ortadan kaldrp yeniden ina etme. slumlord  (A.B.D.) kiracsn istismar eden gecekondu aas. slummy  bu semtlere benzer, dar ve pis. 
  uyumak, uyuklamak; uyuuk ve hareketsiz halde olmak; pineklemek;  uyku, uyuma, uyuklama, pinekleme. slumber away uyuyarak vakit kaybetmek. 
 uykuda hayal edilen yer. 
 uyku getiren; uykulu, uykusu gelmi; uykuya ait. 
 (A.B.D.), (argo) ok sulu trl; (ng.), (argo) tatsz iecek; hademe; balk art; (mad.) savak yatandaki krmzms ve amurlu kelti. 
  kme; fiyatlarn birden dmesi; i durunluu; toprak kaymas; kendini brakm bir ekilde oturma veya yrme;  birden dmek veya batmak, kp dmek; ylmak; kaymak (toprak) 
(bak.) sling. 
(bak.) slink. 
 (-red, -ring)  kk drecek sz sylemek, nemsememek; hzlca ve hafife gemek; gizlemek; sz aznda gevelemek; (mz.) iki perdeli notalar kaydrr gibi almak veya sylemek; kirletmek, lekelemek;  iftira kabilinden zem, yerme; (mz.) ses kaydrmas, ses kaydrma iareti; bulanklk. 
 (argo) hprdetmek. 
  (-ried, -rying) sulu imento, kmr amuru;  sulu imento yapmak. 
 sulu amur; yar erimi kar; (den.) yal yemek artklar; makina yalamasnda kullanlan yal karm; beyaz kurunla kire karm makina boyas; abartmal hissi sz veya yaz;  yal maddeyle kaplamak, yal maddeyi srmek; beyaz kurunla kire karm boya ile boyamak. slush fund (A.B.D.) rvet vermek zere toplanan para; eskiden gemicilerin pleri satarak elde ettikleri para. slush up imento veya harla doldurmak; (gvertenin) stne su atp ykamak. slushy  yar erimi, karl, amurlu. 
 pasakl ve pis kadn; srtk kadn; dii kpek. sluttish  pasakl. sluttishly  srtk bir halde. sluttishness  srtklk. 
 (slyer, slyest veya slier, sliest) kurnaz, eytan; akac; yaramaz; marifetli. slyboots  (aka) kurnaz ve akac kimse. on the sly gizli gizli; sezdirmeden. slyly  kurnazca. slyness  kurnazlk. 
 (A.B.D.), (argo) eroin . 
  aprt; tokat, amar; tokat sesi, sesli amar;  aprt ile pmek veya tatmak; tokat atmak. 
 yelkenli byk balk kay, alamana. 
  hafif koku veya lezzet;  (gen.) ("of" ile) hafif enisi veya kokusu olmak; imada bulunmak . 
 (A.B.D.), (argo) dosdoru, isabet ederek. 
 canl, evik. 
   ufak, ufack, kk, mini mini; nemsiz; ahlaka zayf olan, alak, soysuz; ince, hafif; kuvvetsiz; adi; az, cuzi;  ufak ey; az miktar; bir eyin ince yeri;  hafif hafif, yavaa; nemsizce. small arms tabanca gibi ufak silahlar, el silahlar. small beer hafif bira; (ng.) ehemmiyetsiz i veya kimse. small change bozuk para. small craft kk gemiler. small fry ufak balklar; nemsiz kimse veya eyler; kk ocuklar. small hours gece yarsndan sonraki saatler. small letter kk harf. small of the back srtn en dar (ks.)m. small potatoes (A.B.D.), (argo) nemsiz kimse veya ey. small talk nemsiz sohbet. small time (A.B.D.), (argo) nemsiz, ikinci derecede. feel small mahcup olmak. in a small way gsterisiz ekilde; azck. in small numbers azar azar. smallish  ufaka. smallness  ufaklk. 
 yabani kereviz, (bot.) Apium graveolens. 
 potur, ksa diz pantolonu. 
 nemsiz eylere kafas ileyen; dncesi kt. 
 (tb.) iek hastal. 
 kk lekli. 
 kobalt ile boyanm camn tozundan yaplan koyu mavi boya. 
  acmak, actmak; piman olmak; belsn ekmek, can yanmak;  ac, elem, keder; (leh.) miktar. smart money tazminat; yaralanan asker veya iilere tazminat olarak verilen para. 
 akgz; akll, usta, kabiliyetli; actan, ac veren; keskin, iddetli; kuvvetli; gsterili, ssl; k. smart aleck (k. dili) ukal dmbelei. smart set k insanlar. smartly  k olarak; ustalkla. smartness  klk; ustalk; akgzllk. 
 temiz ve taze hale koymak; giydirip sslemek. 
 su biberi, (bot.) Poly gonum. 
  ezmek, para para etmek; krp paralamak; mahvetmek; teniste yukardan topu iddetle vurmak, sma yapmak; para para olmak, ezilmek; arpmak; ifls etmek;  parampara olma, ezilme; mahvolma; (k. dili) birdenbire ifls etme; buzlu konyak; (k. dili) baar. smash hit (k. dili) filim veya piyesin tutulmas. go to smash (k. dili) mahvolmak, ifls etmek. 
 (k. dili) ok gzel, cazip. 
 (k. dili) iddetli arpma. 
  (gen.)("of" ile) sathi olmak;  sathi olma. smattering  sathi bilgi, yzeyde kalan bilgi. 
  srmek; yapkan veya yal bir eyle svamak; lekelemek; (A.B.D.), (argo) tamamen yenmek;  leke; iftira. smeary  yal, yapkan; lekeli. 
 (-ed veya smelt)  koklamak, kokusunu almak; sezmek; kokmak; fena kokmak; koku samak;  koklama; koku, rayiha; ima; hava. smell about aratrmak. smell a rat phelenmek, bir hile olduunu sezmek. smell of ima etmek. smell out kokusunu alarak izini bulmak. smell up kokutmak. smelling salts amonyak ruhu. smeller  koklayan kimse; (argo) burun. smelly  kokulu; pis kokulu, kokmu. 
(bak.) smell. 
 amuka (balk) sand smelt aterina, (zool.) Atherina presbyter. 
 madeni tasfiye iin eritmek, kaletmek. smelter  kalc, maden tasfiyecisi; tasfiye frn, tasfiyehane. 
 (A.B.D.), (k. dili) bir para, bir nebze. 
 saparna, (bot.) Smilax. 
  glmsemek, tebessm etmek; ("upon" ile) uygun drmek, tasvip etmek, onamak; glmek; glmseyerek ifade etmek;  glmseme, tebessm; ltuf; nee. smilingly  glmseyerek. smilingness  tebessm, glmseyi. 
  bulatrmak, kirletmek, leke srmek; lekelemek;  leke, ayp. 
  ylk ylk srtmak; zorla glmsemek;  srt, yapmack tebessm. 
 (smote, smitten) vurmak, kuvvetle vurmak, darbe indirmek, arpmak; amar atmak; vurup ldrmek; bel kesilmek; kuvvetle etkilemek; rahatsz etmek, piman etmek. smite off bir darbede kesmek. smite out bir darbede ortadan kaldrmak. 
 demirci. smithy  demirhane; nalbanthane. 
 (o.), (k. dili) paralar. smash into smithereens parampara etmek. 
(bak.) smite;  arplm; rahatsz; k, vurgun. 
  gmlek; i kyafeti; i gmlei giydirmek; elbisede bal petei eklinde bzg yapmak.smock frock i kyafeti, i gmlei. 
 bal petei eklinde ine ii. 
 dumanl sis. smog'bound  dumanl sis ile kaplanm. 
  duman, tutun; (k. dili) (sig.)ara; bo laf;  ttmek, duman karmak; (sig.)ara imek; ttn imek; fkelenmek; duman gibi toz karmak; ttslemek. smoke bomb sis bombas. smoke out gizlenmi bir adam veya ii meydana karmak, gn na karmak. smoke screen deniz savalarnda kullanlan duman perdesi. smoke up dumanla doldurmak. go up in smoke yanp bitmek, duman haline gelmek; (k. dili) tepesi atmak. have a smoke (sig.)ara imek. like smoke sratle, abuk ve kolay. No smoking. Sigara iilmez. smokeless  dumansz, duman karmayan. 
sar aa, (bot.) Continus coggygria.
 tts ile kurutmak. 
 et veya balk ve derinin tts ile kurutulduu yer. 
 haiin iilmesini destekleyen ve bunu yasaklayc kanunlan protesto eden ak gsteri. 
 kebap iini evirmek iin baca iine yaplan tertibat. 
 kk buhar kazan. 
 ttn ien kimse; ttn, ienlere mahsus vagon veya kompartman; sigara iip sohbet edilen toplant. smokers heart (tb.) ok sigara ienlerin kalbine arz olan hastalk. smokers throat (tb.) ok sigara ienlerin boazna arz olan hastalk. 
 havada grlebilen pislik. 
 vapur bacas; uzun fabrika bacas.
(sig.)ara ienlere mahsus vagon.
ev kyafeti olarak giyilen rahat ve bol ceket.
 dumanl, tten, duman ok; duman renginde olan, koyu fme. smokily  tterek, dumanl olarak. smokiness  dumanllk. 
  iin iin yanmak; iten ie devam etmek, ilenmek (kin);  boucu kesif duman
  (A.B.D.), (argo) pmek; I. pck, buse. 
  dzeltmek, dzletirmek; kolaylatrmak; tatllatrmak (ses); yattrmak, teskin etmek; tesviye etmek, dzlemek; kolaylamak;  dzeltme, dzletirme; dz ey veya yer. smooth away kurtulmak (zntden) smooth down yattrmak. smooth one' ruffled feathers sinirini yattrmak. smooth over yumuatmak, olduundan daha iyi gstermek. 
 dz, prtksz, mstevi, przsz, dzgn; perdahl; engelsiz; kolay; ho, yumuak, mlyim; sakin, telsz; akc, kaygan; yaclk eden; tysz, klsz; tatl, sert olmayan (iki); srtnmeyen; anm. smooth breathing eski Yunancada banda bir sesli harf olan kelimenin telaffuzuna "h" harfi ile balanmamas. smoothly  przszce. smoothness  przszlk, dzlk. 
 sakalsz. 
 sakalsz; gler yzl; mrai, ikiyzl. 
 nabza gre erbet veren, riyakr. 
 namlusu yivsiz, kaval (tfek veya top) 
 dzeltmek; yattrmak. 
 (A.B.D.), (k. dili) kandrc ve tatl dilli kimse. 
 skandinav usul souk bfe; skandinav usul ordvr. 
(bak.) smite. 
  boucu madde; bozulma hali; bask altnda kalma;  bomak, dumana veya toza bomak; bastrmak; zaptetmek; gizli tutmak; yemein st baka bir eyle kaplanm olarak piirmek; boulmak, nefes alamamak; rtlp kamamak; bastrlmak; zaptolunmak, salverilmemek. smothery  boucu. 
  is veya toz lekesi; boucu duman; dumanyle sivrisinek veya ayaz gidermek iin yaklan ate;  is ile kirletmek; isli dumanla ttslemek. 
 isli, lekeli. smudgily  isli veya lekeli olarak. smudginess  isli veya lekeli olu. 
 (-ger, -gest) kendini beenmi; klk merakls, k grnmeye alan; temiz klkl. 
 kaaklk yapmak, gmrkten karmak. smuggler  gmrk kaaks. smuggling  gmrk kaakl. 
  (ted, ting) kurum, is; yakas almadk sz, pis laf, mstehcen sz; (bot.) buday baaklarna arz olan mantar nevinden bir hastalk;  is veya kurum ile lekelemek veya kirletmek; kirlenmek; lekelemek, iftira etmek. 
 isli, kirli; mantar hastalna tutulmu; pis laf kabilinden, ak sak. smuttily  isli olarak; ak sak sz syleyerek. smuttiness  kirlilik, isli olu, ak sak szler syleme. 
 zmir. 
  ksm, hisse; pay; lokma, bir iki lokmalk yemek;  ("on" ile) yemekler aras attrmak. snack bar alamint yemeklerin yendii lokanta. 
  bir eit hafif gem;  azna gem vurmak; (ng.), (argo) almak. 
   (argo) karmakark;  kartrmak;  kark i, dolambal i. 
  (-ged, -ging) krk dal; budak; uzun di; krk di; su dibinde bulunan ve kayklar iin tehlikeli olan kk veya dal; gizli engel, mnia; geyik boynuzunun dal;  nehir dibindeki kklere arpmak (gemi); engel ile kapmak, kancaya takp yrtmak; nehir dibini kk veya dallardan temizlemek; (k. dili) engel olmak. snaggy  budakl, kntl. 
 salyangoz, smklbcek, (zool.) Helix; tembel ve uyuuk kimse. snailpaced  ok yava yryen. climbing snail flower salyangoz, (bot.) Phaseolus caracalla. 
  ylan; sinsi ve hain kimse; boru temizlemek iin bklebilen tel;  ylan gibi sessizce ve sinsi sinsi ilerlemek; (A.B.D.), (argo) ekip dar karmak, syrmak. snake charmer ylan oynatan hokkabaz. snake dance Amerika kzlderililerinin ylanlarla yaptklar dini bir dans; ylankavi yryle yaplan dans. snake fence dolambal it. snake in the grass gizli tehlike veya dman. grass snake, ringed snake kara ylan, (zool.) Tropidonotus natrix. hooded snake gzlkl ylan. see snakes ar sarholuk sonucunda ylanlar gryor gibi olmak. water snake ok ylan, (zool.) Cerastes hasselquisti. snaky  ylanlarla dolu; ylan gibi; kurnaz, hain.
 eytan algam, (bot.) Bryoniadiocia. 
 kaz karabata, (zool.) Anhingarufa. 
 ylan srmas. 
 ylan sokmasnda il olarak kullanlan birka cins kk veya ot; lousa otu, (bot.) Aristolochia; kurtluca. 
 ylan kk, kurt penesi, (bot.) Polygonum bistorta. 
 ( -ped, -ping)    akrdatmak; atrt ile kopmak veya koparmak; at sesiyle kapanmak veya kapatmak; dileriyle kapma sesi karmak; kvlcm samak (gz); birdenbire harekete gemek; enstantane fotoraf ekmek;  kapma; kopma; kopma sesi; hafif arpma veya vurma sesi; tt; (k.dili) kolay ve ho i; kuvvet, enerji; souk dalgas; zencefilli biskvi; enstantane fotoraf;  acele ve dnmeden yaplan; kolay; at diye ses kararak birden kapanan;  abuk olarak, at sesiyle. snap at krc konumak; kapmak. snap off one' head krc konumak. snap one' fingers at bo vermek, umursamamak. snap out of it (k.dili) kendine gelmek. not a snap katiyen, hi. soft snap basit i, yal i.
n kenar aa veya yukar bklebilen apka. 
 aslanaz, (bot.) Antirrhinum lesser. snapdragon danaburnu, (bot.) Antirrhinum orontium. 
 at diye ses karan ey; byk kaplumbaa; levree benzer bir balk, (zool.) Lutianus. 
 aksilii tutmu, babas stnde olan, huysuz. snappishly  aksilik ederek. snappishness  huysuzluk, aksilik. 
 enstantane fotoraf. 
  tuzak, kapan; glk veya felket getiren ey; zrltl ses karmak iin trampete gerilen kiri;  tuzaa drmek. snare drum trampet. 
  kpek gibi hrlamak; ters veya kaba konumak;  hrlama, kpek hrlamas; ters laf. snarly  hrlamaya hazr, huysuz, ters. 
  dolatrmak, dolamak, aprak bir hal almak; karmakark hale getirmek;  dolama; aprak dm. snarly  dolak, dml. 
 trafiin tkanmas, karklk. 
  kapmak, kabaca yakalamak; (argo) karmak;  kap, kapmaya alma; ufak ey veya para; ksa mddet; (argo) karma. snatch at kapmaya almak. snatch block (den.) bir yan menteeli makara tertibat, ayak, kilitli bastika. snatchy  arasra vaki olan, dzensiz, intizamsz. 
  srnerek yavaa ve gizlice savumak veya sokulmak; sinsice hareket etmek;  korkak ve alak adam, sinsi kimse; gizlice savuma veya sokulma. sneak boat avclarn kulland dibi dz ufak kayk. sneak off svmak, savumak. sneak thief ak pencere veya kapdan giren hrsz. sneaky  sinsi, gizli. 
 sinsice hareket eden kimse; (o.), (A.B.D.), (k. dili) alt lastik tenis pabucu. 
 korkak, alak, cebin, sinsi; gizli ve ekingen; aa vurulmam.
  hakaretle dudak bkmek; kmsemek, istihza etmek, alay etmek;  istihza; hakaret. sneeringly  alay ederek, kmseyerek. 
  aksrmak; haprmak;  aksrma. sneeze at hakir grmek, kmsemek. not to be sneezed at (k. dili) ie yarar, yabana atlmaz. 
 balk oltasna balanan naylon ip. 
  entmek; (kriket) topa hafife vurup ynn deitirmek;  entik; hafif vuru. 
  glmekten kendini alamamak, hafife ve alayl olarak glmek;  zor zapt edilen glmseme. 
 byk bak. 
 kt niyetle sylenmi (sz) 
  havay koklamak; istihza ile burun bkmek; koklamak, kokusunu almak, sezmek;  havay koklama; burun bkme. 
  burnunu ekmek;  burun ekme. the sniffles (k. dili) hafif nezle. 
 (k. dili) kibirli, etrafndakileri kk gren. 
 yuvarlak likr kadehi; (argo) bir iim, bir yudum. 
(bak.) snicker. 
 (ng.) ylan bal yuvasna olta atarak avlamak; tuzak kurmak, tuzaa drmek. 
 (-ped,- ping)  makasla kesmek, rpmak;  rpma, makasla rplm para; ufak veya nemsiz para; (A.B.D.), (k. dili) nemsiz ey veya kimse. snips  maden levha kesmeye mahsus ufak makas. 
  pusuya yatarak dman askerini tfekle vurmak; karlkl kaba sz sylemek; (A.B.D.), (argo) (sig.)ara izmariti aramak;  tfekle vurma; hakaret etme. snipe hunt kendisinin yalnz brakldndan habersiz olarak avn bekleyen kiiye oynanan oyun. 
  ulluk; su ulluu, yelve, bekasin, bataklk ulluu, (zool.) Gallinago gallinago;  bu kular avlamak. sniper  pusuya yatarak ate eden kimse. 
 ufak para. 
 (k. dili) ters ve (ks.)a; kibirli, kurumlu; para halinde olan. 
 (argo) armak, almak, yrtmek; gammazlamak, ihbar etmek, bakasnn srrn aklamak. 
  burnu akmak; burun ekerek alamak; alar gibi konumak; alamsamak, yalancktan alamak;  smk; burun ekerek alama. 
 (k. dili) canl, hararetli; ters, huysuz. Make it snappy! abuk ol! 
 snop veya zppe kimse. snobbery  zppelik. 
 kibarlk taslayan, zppe tavrl, snop. snobbishly  zppecesine. snobbishness  zppelik. 
  sa filesi;  saa file geirmek. 
 kmseyici hareket. cock a snook nanik yapmak. 
  (k.dili) stne vazife olmayan ilere burnunu sokmak;  burnunu sokan kimse snoopy  (k.dili) stne vazife olmayan ilere burnunu sokan. 
 (k.dili) burun; yz, surat. snooty  (A.B.D.), (k.dili) zppe, kendini beenmi. 
  (k. dili) kestirmek, ekerleme yapmak;  ksa uyku, ekerleme. 
  horlamak;  horultu, horlama. 
 norkel. 
  at gibi horuldamak; (k. dili) kahkahalarla glmek; (argo) koklayarak esrar ekmek;  fke belirten ses; atn horuldamas; kahkaha; (argo) bir yudum iki. snorter  horuldayan kimse; iddetli frtna; grltl patrtl i. 
 (kaba) smk; (argo) alak herif. snotty  (argo) kibirli, kstah; alak, cieri be para etmez; (kaba) smkl. 
 hayvann uzun burnu; bceklerde hortum; su borusunun azl; (aa.), (aka) insan burnu. 
  kar; kar gibi ey; kar ya; (argo) beyaz zehir, eroin; televizyon ekrannda kar frtnas gibi grnen beyaz lekeler;  kar yamak; karla kaplamak; (A.B.D.), (argo) kusur veya bilgisizliini rtmek iin abartmal konumak. snow blindness kar krl. snow bunting ispinoz; karkuu, (zool.) Plectrophenax nivalis. snow job (argo) kandrc ve samimi olmayan konuma. snow line dada daimi kar snr. Snow White Pamuk Prenses. snow under karla kaplamak. be snowed in kardan mahsur kalmak. be snowed under  okluundan kurtulamamak; ok farkla kaybetmek. It is snowing. Kar yayor. 
  kar topu; kartopu, (bot.) Viburnum;  kar topuna tutmak; artmak,  gibi bymek. 
 inci iei. 
 ispinoz; (argo) eroin veya kokain tiryakisi. 
 kardan mahsur kalm. 
 kar ynts. 
 kardelen, (bot.) Galanthus nivalis. 
 bir defada yaan kar miktar. 
 kar tanesi. 
 kardan adam. 
 kar arabas, motorlu kzak. 
 kar temizleme makinas. 
 demiryolunu dan korumak iin yaplan siper. 
  kar ayakkabs;  kar ayakkabs ile karda yrmek. 
 . 
 kar frtnas, tipi. 
 kar kyafeti. 
 kar gibi, bembeyaz. 
 kar kurdu. 
 karl; kar gibi, beyaz. snowily  karl olarak. snowiness  karl olu; beyazlk. 
 (-bed,-bing)  hie saymak, hakir grmek, kmsemek; (den.) halat veya zincirle geminin yolunu kesip durdurmak; (den.) kastanyolaya vurarak zincirin akmasn durdurmak;  hie sayma, hakir grme; (den.) birden durdurma (halat) 
 kk ve kalkk (burun) snub-nosed  kk ve kalkk burunlu. 
  burunotu enfiye;  enfiye ekmek. up to snuff (k. dili) umulduu kadar; kurnaz, kolay aldanmaz, akgz. 
  mum fitilinin yank ucunu kesmek;  mum fitilinin yank ucu. snuff out mum makas ile sndrmek; ldrmek. snuf fers  mum makas. 
  buruna ekmek; koklayarak anlamak; koklayarak muayene etmek;  buruna ekme. 
 enfiye kutusu. 
  burnunu ekmek; sesli nefes almak; burnu tkanm gibi konumak;  burnunu ekme; sesli nefes alma; burnundan konuma. the snuffles (k. dili) nezle. 
 enfiye gibi; enfiye eken; pis kokan; huysuz, ters. snuffiness  pis kokma; huysuzluk, terslik. 
 (-ger, -gest)  ok rahat ve scack; ste oturan (giysi); sk (geme);  rahat etmek; kapal yere snmak. snugdown (den.) frtnaya kar yelkenlide tedbir almak. snugly  rahata; skca. snugness  rahatlk; sklk. 
 rahat yer. 
 rahat etmek iin bir yere sokulup sarnmak; sarnp yatmak. 
 (bala), (nlem),  byle, yle, yle, bu suretle; bu kadar; u kadar; bu veya u sebepten; bu cihetle, bu mnasebetle; pek l, pek iyi; kadar, sanki; ok; pek ok; (bala) art ile; mddete; bunun iin; ve; (nlem) Ya! demek ki; yeter, kfi; yle mi? Tamam !  doru. so far imdiye kadar. So long (k. dili) Hoa kaln ! so to speak szde, gya, szn gelii. so that ta ki; yle ki. So what ? Ne fark eder? N'olucak yani! and so bunun gibi, bylece; neticede. and so on ve saire, ve dierleri. an hour or so bir saat kadar. He said so. yle dedi. He was born blind and remained so all his life. Kr olarak dodu ve hayat boyu yle kald. It' not so. Yalandr. just so yerli yerinde. Let it be so. yle olsun. 
(mz.), (bak.) sol. 
 filanca; (kaba sz yerine kullanlan sz) bilmem ne. 
(ks.) south. 
 slatma, slanma; slatlan eyin ektii sv miktar. 
 slatan ey; slatc yamur. 
 ynden yaplm ve slakl eken ksa bebek pantolonu. 
  sabun; (A.B.D.), (argo) rvet;  sabunlamak, sabun srmek. soap bubble sabun kp; ss. soap dish sabunluk. soap opera (A.B.D.), (k. dili) radyo veya televizyonda yaynlanan bir seri melodram. no soap (A.B.D.), (argo) imknsz, katiyen; bo, verimsiz, faydasz. soft soap arapsabunu; (k. dili) yaclk. 
 sabun sand; sokakta nutuk ekenlerin stne kt sandk. soap box derby (A.B.D.) ocuklarn kendi yaptklar arabalarla yoku aa yar. soapboxer  (k. dili) sokakta nutuk eken kimse. 
 sabunta. 
 (o.) sabun kp. 
 ven, helvackk, sabunotu, (bot.) Saponaria officinalis. 
 sabunlu, sabun gibi; (argo) el etek pen, yzsuyu dken, yac; ar duygusal. soapily  sabunlu olarak; yzsuyu dkerek. soapiness  sabunlu olu. 
  szlerek ykselmek, szlerek umak; hareket etmeden ayn seviyede umak; artmak, ykselmek; ycelmek;  szlerek ykselme veya uu. 
 (-bed, -bing)  iini ekerek alamak, hkrarak alamak, hngr hngr alamak; hkrr gibi ses karmak;  alama hkr. sob sister (A.B.D.), (argo) ok ili makaleler yazan kadn gazeteci. sob story (argo) gz ya dktren kiisel hikye. 
  kendine hkim, ll, dengeli, lml, temkinli, makul; ciddi, ar bal; iki etkisinde olmayan; gsterisiz;  dizginlemek; aylmak, ayltmak. sober down ciddilemek, ciddiletirmek; uslanmak, uslandrmak, akln bana getirmek. soberminded  akl banda, ll, temkinli. sober up veya off aylmak, akl bana gelmek. a sober estimate makul ve zerinde dnlm hesap. soberly  ll, lmllkla. soberness  ar ballk; ayklk. 
 (k. dili) yz glmeyen kimse, fazla ar bal kimse. 
 itidal, lmllk, ar ballk, temkin; imsak. 
 lakap. 
 ortaada belirli bir mebl veya hizmete bedel olarak bir mlk tasarruf hakk. 
 gya, szde. 
 futbol, ayaktopu. 
 girgin, arkada canls; tatl, nazik, tatl dilli; ho sohbet. sociability, sociableness  ho sohbetlik; toplum hayatndan holanma. sociably  candan. 
  toplumsal itimai, sosyal; toplumda yeri olan, cemiyete ait; (bot.), (zool.) ktle halinde byyen veya yaayan; sosyetik;  sohbetli toplant, sohbet meclisi. Social Democrat sosyal demokrat parti yesi. social insurance sosyal sigorta. social intercourse sosyal iliki. social register sosyeteye mensup kimselerin isimleri yazl liste. social science sosyal bilim. social security sosyal sigorta. social service sosyal hizmet. social work sosyal grev. sociality  tatl huyluluk, ho sohbetlik; girginlik. socially  sosyal olarak, toplumsal bakmdan. 
 sosyalizm, toplumculuk. 
  sosyalist, toplumcu;  sosyalizme ait. socialistic  sosyalizme ait, toplumcu. socialistically  sosyalizme meyilli olarak. 
(ng.) -ise  kamulatrmak, topluma mal etmek; sosyalletirmek; toplum kurallarna uydurmak. socialization  sosyalletirme, sosyalizasyon; kamulatrma. 
 toplum, cemiyet; sosyete; halk, millet, kavim; arkadalk, dostluk; irket, kurum, dernek; topluluk. society life sosyete hayat. avoid the society of arkadalndan kanmak. leader of society toplum hayatnda lider. polite society sosyete. 
 sosyolojiye ait. sociologically  sosyoloji ynnden. 
 sosyolog, toplumbilimci. 
 sosyoloji, toplumbilim. 
 (o.) socii) arkada; meslekta, kolda. 
  (argo) yumruklamak; sille atmak; (argo) yumruk,darbe,sille. sock away (argo) (para) saklamak. socked in hava muhalefetinden dolay kapal (havaalan) Sock it to him. (argo) Haydi bastr.
 (ks.)a orap, oset. 
  iine bir ey geirilen delik veya oyuk; duy; duy priz; priz; yuva;  yuva veya oyuk amak. socket wrench yuval anahtar. light socket lamba duyu. wall socket duvar prizi. 
 (mim.) direk veya duvar kaidesi, taban, destek. 
 Sokrat'a ait; Sokrat'n felsefesine ait. Socratic method Sokrat usulne gre sorulara cevap vermek suretiyle karlkl konuma tarz. 
  (-ded, -ding) im; imen paras;  imen paralar ile kaplamak. under the sod mezarda. the Old Sod rlanda. 
 soda; karbonat, sodyum bikarbonat; amar sodas; sodyum hidroksit; gazoz; maden sodas; dondurmal ve sodal bir iecek. soda ash karbonat, ntr sodyum karbonat. soda cracker tuzlu biskvi. soda fountain bfe, hafif yemekler veren lokanta. soda water gazoz; maden sodas. washing soda amar sodas. 
 arkadalk; cemiyet; (Kat.) hayr cemiyeti. 
  iyice slanm, srlsklam; hamur gibi (ekmek); anlamsz, donuk; ayya suratl;  iyice slatmak veya slanmak; donuklatrmak. 
 (kim.) sodyum. sodium bicarbonate karbonat, sodyum bikarbonat. sodium carbonate adi soda. sodium hydroxide sodyum hidroksit. sodium nitrate ili gherilesi, sodyum nitrat. sodium silicate cam suyu. 
 Tevrat'n ilk kitabnda bahsedilen ktl ile mehur Sodom ehri. Sodomite  Sodomlu; (k. h.) homoseksuel erkek, ibne, kulampara. sodomitic(al)  homoseksellie ait. sodomy  cinsel sapklk, livata; homoseksellik, kulamparaclk, olanclk. 
 herhangi, her ne, her. 
 sedir, kanepe. 
 (mim.) kemer, balkon veya merdivenin alt yz; taban. 
 Sofya. 
   yumuak; mlyim, tatl, nazik, uysal, latif; sakin, asude; yufka yrekli; zayf, ince, narin, dayanksz; hafif; (ask.) korumasz; (kim.) bakterilerle ayrabilen; (ng.), (leh.) nemli, lk (hava);  yumuak ey; yumuaklk; (k. dili) ahmak kimse;  yavaa. soft art sreksiz sanat. soft coal adi madenkmr. soft drink alkolsz iki, iecek. soft drug alkanlk kazandrmayan il. soft goods dokuma, mensucat. soft landing yumuak ini. soft palate (anat.) yumuak damak. soft pedal piyanonun sesini yumuatmak iin kullanlan pedal. soft sell (A.B.D.), (k. dili) bask yapmadan ikna etme. soft soap arapsabunu, yumuak sabun; (k. dili) yaclk, dalkavukluk. soft water tatl su, iinde maden tuzu bulunmayan su. softish  yumuaka. softly  yava yava; tatllkla. softness  yumuaklk. softy  ar duygusal kimse; hanm evld. 
 az pimi, rafadan (yumurta) 
 yumuak kabuklu (yenge, kaplumbaa); lml. 
 (k. dili) yalamak, ayartmak. 
 tatl dilli. 
 tatl sesli (alg) 
 tatl sesli. 
 (T.) softa. 
 bir eit beysbol; bu oyunda kullanlan top. 
 yumuatmak, mlyimletirmek, gevetmek; teskin etmek, yattrmak; yumuamak, mlyimlemek; yatmak. softening of the brain (tb.) beyin zarnn yumuamas, (colloq.) beyin sulanmas. 
 yumuak kalpli, yufka yrekli, merhametli. 
 komptre verilen plan, program ve belletmeler. 
 am; tahtas yumuak olan aa. 
 iyice slanm, srsklam; ar. sogginess  srsklam bir halde olma. 
 (Fr.) szde. 
 (Fr.) bakml, iyi giyinmi, (colloq.) iki dirhem bir ekirdek. 
 toprak; lke; gelime ortam, yuva. alluvial soil aluvyonlu toprak. one' native soil ana vatan. poor soil verimsiz toprak. rich soil verimli toprak. 
  kirletmek, lekelemek; namusuna leke srmek; kirlenmek, lekelenmek;  leke, kir; irkef, pislik, p; gbre. 
 hayvanlar taze otla beslemek, semirtmek. 
 yeillik, yeil ot (yem olarak) 
 suvare, gece toplants. 
 soya fasulyesi. 
  kalmak, geici olarak kalmak, misafir olmak;  konukluk, misafir olarak kalma. sojourner  misafir, konuk. 
 gne; eski Romallarn gne tanrs. 
 (kim.) koloidal eriyik, koloit. 
 (mz.) sol noktas, gamda beinci nota. 
  gam notalarn sesle vermek;  notalarn isimleri. 
(bak.) solus. 
  teselli, teselli sebebi;  teselli etmek, kederini hafifletmek. 
 smsk kuu, (zool.) Sulidae. 
 gnele ilgili; gnee gre hesaplanan; gne etkisiyle meydana gelen, emsi. solar eclipse gne tutulmas, gn tutulmas, ksuf. solar month ay. solar plexus (anat.) gne sinira; (k. dili) karn boluu. solar spectrum gne tayf. solar spots gnein zerinde grlen lekeler, solar system (astr.) gne sistemi. solar wind gneten kan ykl zerrelerin cereyan. solar year emsi yl, gne yl. 
 gne banyosu yaplan etraf camla evrili yer, solaryum. 
 gne na maruz brakmak; (foto.) klieyi gne na fazla maruz brakarak bozmak. solarization  gne nlarnn etkisi; (foto.) klieyi gnee fazla maruz brakarak bozma. 
 (o.) -tia) tazminat. 
(bak.) sell. 
  lehim; yaptrc madde;  lehimlemek; yaptrmak. soldering iron havya. 
  asker, nefer, er; karnca yuvasnn bekiliini yapan iri karnca;  askerlik yapmak; (k. dili) iten kanmak, alr grnmek, kaytarmak. soldier of fortune bir kar veya macera iin askerlik yapan kimse. an old soldier eski asker; tecrbeli ve bilgili adam. every inch a soldier sapna kadar asker. tin soldier oyuncak asker. soldierlike  askere yakr, askerce. soldierly  asker gibi, askercesine. 
 askerler, asker snf; askerlik. 
 (o.) -di) eski bir talyan paras. 
  taban, ayak veya ayakkab taban;  ayakkabya pene vurmak. sole leather taban kselesi. 
 dilbal, (zool.) Solea vulgaris. 
 tek, yalnz, biricik, yegne, bal bana; (huk.) evlenmemi, bekr. solely  yalnz, ancak, sadece. 
 dilbilgisi kurallarnn dna kma; deyim hatas; aykr tutum veya davran. 
 ar bal, vakur; heybetli; ciddi; kutsal veya aziz tutulan; dinsel, dini trenle yerine getirilen; resmi, kanuna uygun. solemnly  ciddiyet ve vakarla. 
 ar ballk, vakar; ciddiyet; kutlama treni; dini tren; heybet; heybet verici ey; (huk.) resmiyet. 
(ng.) -nise  resmen icra etmek; resmi ayin yapmak. solemnization  resmen icra. 
 (elek.) solenoit, sarmal bobin. 
 (mak.) taban levhas. 
 (jeol.) kkrt benzeri gazlar yayan volkan az; pskrme. 
 (o.) -gi) (mz.) solfej. 
 rica etmek, rica ederek istemek, rica ederek davet etmek; yalvarmak, kkrtmak, tahrik etmek, tevik etmek. solicitation  isteme, talep, rica; davet, tahrik. 
 rica eden kimse, arac; devlet dairesinde hukuk maviri; (ng.) davavekili. Solicitor General basavc, mddeiumumi. 
 merakl, endieli, vesveseli; istekli, arzulu. solicitously  merakla, endie ile. solicitousness  merakllk, endielilik. 
 merak, kuruntu, vesvese; arzu, itiyak; endie konusu olan ey, dert. 
  kat; salam; som; pek, sk, youn; kesiksiz; btn, tam; gerek; birleik;  boyutlu; gvenilir, devaml, kesintisiz, faslasz;  kat madde;  boyutluluk. solid comfort ciddi ve srekli rahat. solid food kat yiyecek. solid geometry uzay geometri. solid measure kat cisimlere mahsus l birimi, oylum lleri. a solid hour tam bir saat. a solid man salam adam. be solid for ittifakla bir kimsenin tarafn tutmak. solidity  katlk; metanet, kuvvet, salamlk. solidly  oy birliiyle, ittifakla; salam. solidness  katlk; salamlk. 
 transistorlu; radyo tp olmayan. solid-state physics kat maddelerle uraan fizik dal. 
 dayanma, tesant, birlik. 
 katlatrma; mcessem ekil verme. 
 katlatrmak, katlamak; tahkim etmek, kuvvetlendirmek. 
 (o.) -di) (Lat.) Bizans mparatorluunda altn sikke; taksim iareti. 
  (ilah.) halas iin yalnz imann kafi olduuna inanan (kimse) 
 kendi kendine konuma. soliloquize  kendi kendine konumak. 
 (fels.) tekbencilik, solipsizm. solipsist  tekbenci kimse. 
 tek ta mcevher; tek bana oynanlan kat oyunu. 
  yalnz, mnferit; ssz, tenha; kasvetli; tek, bir; tek bana;  mnzevi kimse. solitary confinement hcre hapsi. 
 yalnzlk, tek bana olma; ssz yer, tenha yer. 
 ortaada zrh tamamlayan esnek elik ayakkab. 
 (mz.) solfej, solfej yapma. 
 (o.)--li)   solo; iskambilde iki veya  ortaa kar tek bana oynanan oyun;  (mz.) tek ses veya alg iin, solo;  tek bana uak kullanmak (ilk olarak) soloist  solist. 
 Hazreti Sleyman. solomonic  Hazreti Sleyman gibi dirayetli, hikmet sahibi.
 mhr Sleyman, (bot.) Polygonatum. 
 (Yu.) tar. Atinal kanun koyucusu Solon; dirayetle, kanun yapan kimse. 
 (astr.) gndnm, gn durumu. summer solstice yaz gndnm. winter solstice k gndnm. solsti'tial  gndnmne ait. 
 eritilebilir, halledilebilir; zlebilir, halli mmkn. solubility, solubleness  erime kabiliyeti. 
( (diil.) sola  (Lat.) yalnz (zellikle sahnede yalnz bulunan oyuncu) 
 (kim.) erir madde. 
 eriyik; erime, hal; mahlul; are, zm; izah, halletme; (tb.) bir hastaln kriz devresi veya nihayeti; (huk.) borcun tesviyesi; (mat.) zm. 
 halletmek, zmek, cevabn bulmak; (huk.) tesviye etmek. solvability  zlebilirlik. solvable  hallolunur, zlr; erir. 
  btn borlarn demeye muktedir; eritici; zc;  zmleyici ey; eritici sv. solvency  btn borlarn deme iktidar. 
 (o.) -mata) gvde, soma. 
 Somali. 
 (biyol.) gvdesel.
(nek) gvde.
 somatoloji, insan vcudunu inceleyen ilim dal; antropolojinin insann fizik yaps ile ilgilenen dal. somatologic(al)  somatoloji ile ilgili. 
 koyu, karanlk, lo; kasvetli, can skc, skntl. somberly  loa; kasvetle. somberness  loluk, kasvetlilik. 
 geni kenarl apka, sombrero.
  (zam.) baz; bir; birtakm; birka, biraz, bir miktar, bir hayli, epeyce; (A.B.D.), (k. dili) hatr saylr;  yaklak olarak, takriben; (zam.) baz. 
(sonek) cisim: chromosome.
(sonek) -ci, -ce: quarrelsome.
(zam.),  biri, birisi, bir kimse;  hatr saylr kimse, byk ahsiyet. 
 (A.B.D.), (k.dili) bir gn. 
 bir yolunu bulup, her naslsa. somehow or other her nasl olursa olsun. 
(zam.),  birisi;  bir kimse. 
 (k.dili) bir yere, bir yerde. 
  taklak, perende;  taklak atmak, perende atmak. 
 bir ey; bir para ey; olaanst bir ey; falan. 
  eski, sabk;  bir zaman, ilerde, evvelce. 
 bazen, ara sra. 
 bir yolunu bulup. 
  biraz, bir dereceye kadar;  bir para, bir ey; nemli kimse veya ey. 
  bir yere, bir yerde;  bir yer. 
 bir ynde. in somewise bir noktada. 
 uyur gezerlik. somnambulate  uykuda gezmek. somnambulation  uykuda gezme. somnambulist  uyurgezer kimse. somnambulistic  uykuda gezer gibi. 
 uyku getirici, uyutucu; uyuturucu. 
 sayklama, uykuda konuma; sayklanan szler. 
 uyku basmas, uykulu hal, arlk. 
 uykusu gelmi, uyku basm; uyku getiren. somnolently  uyku getirecek ekilde. 
 oul, erkek evlt, ocuk, evlt; (b. h.) Hazreti sa. son of a bitch, (ks.) o.b. (kaba) it olu it, kanck, pi olu pi. son of a gun it krnts; Hay Allah ! 
 damat. 
  ses veren, sesli;  (dilb.) nl. 
 deniz radar, sonar. 
 (mz.) sonat. 
 (mz.) sonatck, sonatin. 
 ark, yr, trk, r, name; lirik iir; iir, destan; (fig.) nakarat; czi ey, ucuz fiyat. song and dance (tiyatro) arkl ksa oyun; (A.B.D.), (k.dili) uydurma mazeret veya bahane; (A.B.D.), (k.dili) sama, bo laf. Song of Solomon veya Song of Songs Eski Ahitte bir kitabn ismi, Neideler Neidesi. song sparrow tc bir cins sere, (zool.) Melospiza melodia. for a song ok ucuza, yok pahasna. 
 tc ku. 
 ark kitab. 
 arkc, okuyucu, hanende; tc ku; air; halk arklar kitab. songstress  arkc kadn. 
 sesle ilgili; hz sese yaklaan. sonic barrier ses duvar. sonic boom ses duvarn aan bir uan sebep olduu patlama sesi. 
 ses karan, sesli. 
  (edeb.) sone;  sone eklinde iir yazmak. sonneteer   sone yazan air;  sone yazmak. 
 (k. dili) olum, evladm, yavrum. 
 ses len cihaz, sonometre. 
 (dilb.) selenli ses. 
 seslilik; ses dolgunluu veya ykseklii. 
 sesli, ses veren, sedal; yksek ses karan; tnlayan, yankl; etkili, stn (ses, dil veya terim) sonorousness  dolgun seslilik. sonorously  dolgun sesle. 
 oulluk sfat. 
 hemen, imdi, derhal, ok gemeden; abuk, sratle; kolayca, kolaylkla; tercihen. sooner or later er ge. as soon as derhal, hemen. I would as soon go as not. Bana gre gitmekle gitmemek birdir. Gitsem de bir, gitmesem de. no sooner than olur olmaz. 
 (A.B.D.), (argo) vaktinden nce davranp en gzde hazine arsasna ucuza konan kimse. 
  is, kurum;  ise bulatrmak. 
  (eski) gerek, hakikat, doruluk;  gerek, doru; yattrc; przsz. in sooth hakikatte, gerekte. 
 yattrmak, teskin etmek, yumuatmak; rahat ettirmek, mlyimletirmek, hafifletirmek. soothing  yattrc. soothingly  yattrc bir ekilde. 
 (eski) gerek, hakiki; hakikatli, sadk. 
 (-said, -saying) gaipten haber vermek, gelecei sylemek. soothsaying  kehanet, falclk. 
 khin, gaipten haber veren kimse. 
 isli, kurumlu. sootiness  islilik. 
  (-ped, -ping) svda yumuatlm ey; tirit; yattrc ey; sus pay, susmalk;  svya batrmak, banmak; iyice slatmak; slanmak, iine gemek (yamur) sop up emmek. 
(ks.) soprano. 
 sofizm, bilgicilik, safsata. 
 sofist; (k. h.) safsatac kimse, yalan szlerle bakalarn ikna etmeye alan kimse. 
 sofist; (ng.) baz niversitelerde ikinci veya nc snf rencisi. 
  sofiste, safsata kabilinden;  sofistlerin sanat veya yntemleri. sophistically  sofiste davranlarla. sophisticalness  sofistlik taslama. 
 masumluunu kaybettirmek; tecrbelendirmek; (nad.) hile ve safsata kartrmak; aydnlatrmak; hile ve safsata reterek ahlkn bozmak. sophisticated  bilgi olan, kltrl, grm geirmi; incelikli; bilmi; karmak; ileri, teferruatl (tehizat); ukal, okbilmi; yapmack, suni. sophistication  incelikli dnce veya davranlar; karmaklk; ok bilmilik. 
 safsata, yanltmaca; sofistlik. 
 Sofokles. 
 (A.B.D.) lise ve niversitede ikinci snf talebesi. sophomor'ic(al)  ikinci snf talebesine ait; bilgilik taslayan; pimemi, toy; slup ve davranlarnda arla kaan. 
 eskiden ran hkmdar. 
 uyku getiren, uyutucu. soporiferousness  uyku getirici durum. 
  uyku getiren, uyutucu (il) 
 tirit gibi; srsklam, ok slanm; yamurlu; (ng.), (argo) ar duygusal. 
 sopranodan daha tiz sesli alet. 
 (o.)-  -ni)  (mz.) soprano;  sopranoya ait. 
 vez, (bot.) Pirus sorbus. 
 emdirici. 
 byc, sihirbaz. sorceress  byc kadn. sorcery  by, sihir; byclk. 
 kirli, pis; alak, sefil; karc, paragz; (zool.) amur renkli. sordidly  alaka, sefilne; hasise. sordidness  pislik, alaklk, sefillik; hasislik, pintilik. 
 (mz.) algnn sesini ksmaya mahsus cihaz, sordin. 
   dokununca acyan; ok hassas; kederli, mteessir, mustarip; (k. dili) kzgn, sinirli; iddetli, ar, cil; sinirlendirici, ldrtc;  yara; acyan yer; ac veren ey;  (eski) iddetle, fena srette. sore spot, sore subject nazik konu. sore throat boaz ars. You're a (sig.)ht for sore eyes! Gzmz gnlmz atnz. sore'ly  fena surette; ok, pek ok, iddetle. soreness  aclk. 
 (A.B.D.), (argo) yenilgiyi hazmedemeyen kimse, kinci kimse. 
 sprgedars, (bot.) Sorghum. 
 (man.) zincirleme kyas. 
 zellikle niversitelerde kzlar birlii. 
 (bot.) dut veya ananas gibi birok ieklerden hsl olan bileik meyva. 
 krmzms kahverengi, kzl doru, kula (at donu);  yanda erkek geyik. 
 kuzukula, (bot.) Rumex acetosa. sheep sorrel kk kuzukula, (bot.) Rumex acetosella. 
  keder, elem, esef hzn, gam, znt; nedamet, pimanlk; dert, keder verici ey;  kederlenmek, esef etmek, strap ekmek; matem tutmak. 
 kederli, elemli, hazin, keder verici. sorrowfully  hazin bir ekilde, elemle. sorrowfulness  hzn, keder, elem. 
 zgn, kederli, hznl, gaml; zc, elemli; kasvetli; piman; ac, mteessif. He made a sorry spectacle of himself. Kendi kendini rezil etti. I feel sorry for her. Ona acyorum. I'm sorry, but I can't come. zr dilerim, gelemem. She was sorry she hadn't done her lessons. Derslerini yapmadna piman oldu. sorrily  hznle. sorriness  hzn, zgnlk, kederlilik. 
 eit, tr, nevi; usul, yol, tarz; soy, tabiat. sort of (k. dili) olduka. after a sort bir dereceye kadar. in some sort bir derecede. of sorts sradan. out of sorts (k. dili) rahatsz, keyifsiz; gcenik, dargn, kskn. 
 ayrmak, ayklamak, snflandrmak; birlik olmak. sortable  snflandrlabilir. 
 Norve parlamentosu. 
 (ask.) yarma hareketi, huru. 
 kura ile fala bakma, falclk. 
 (o.) -ri) (bot.) erelti otu yapraklar arkasndaki tohum kmesi. 
SOS (eskiden tehlike halinde zellikle gemiler tarafndan telsizle verilen imdat sinyali) 
  iyice slatmak, srlsklam etmek; suda brakp slatmak;("up" veya "in" ile) emmek veya iine ekmek; iine girmek; ("up" ile), (colloq.) (bir bilimi) yutmak; slanmak; iine gemek; (k. dili) (fazla iki) imek; (A.B.D.), (argo) kazklamak; (A.B.D.), (argo) yumruklamak;  slanma, slatma; iinde bir ey slatlan sv; (argo) ayya kimse. soaking  slatan, slatc. 
  vasat, sradan, ne iyi ne kt;  yle byle, orta karar. 
 (mz.) uzatarak alma veya syleme tarz. 
 bekri kimse, ayya kimse. 
 (leh.) inat, direngen. 
 (ilah.) Hazreti sa'ya itikat ederek kurtulma doktrini. soteriologic(al)  bu doktrine ait. 
 (astr.) Byk kpek yldzna ait Sothic year eski Msr hesabna gre 365 gn 6 saatlik gne yl. 
 sarho, kfelik; ayya; alk, salak. sottishly  ayyaa. sottishness  ayyalk. 
alak sesle, kendi kendine. 
 eski bir ufak Fransz paras. I don't have a sou. Be param yok. 
 (Fr.) operet ve gldrlerde oynak hizmeti kz rolndeki oyuncu, subret; hoppa gen kadn. 
 siyah in ay. 
  ii bo, iirilerek piirilmi;  (ah.) sufle. 
 (tb.) vcudun baz organlarnda aletle iitilen hrlt. 
  uultu;  uuldamak. 
(bak.) seek. 
 ruh, can; zenci mziinin uyandrd heyecan veya his; (fels.) tin; hissiyat, maneviyat; z, nve; kk, temel; canllk; ahs, kii, kimse. soul brother (A.B.D.) zenci soyda. soul food (A.B.D.) Gneyli zencilere zg yemek. 
 kendi kendini inceleme, kendine eilme. 
 duygulu, hisli, anlaml, manal. soulfully  duygulu bir ekilde. soulfulness  duygululuk, hislilik. 
 ruhsuz, hissiz, duygusuz, cansz. 
  ses, seda, avaz; ima, anlam, mesaj; grlt, amata; ses erimi;  ses karmak, ses vermek; yksek sesle iln etmek; gibi grnmek; alnmak, tmek; ses karttrmak, almak, ttrmek; aka vmek, herkesin iinde methetmek; (tb.) ses karttrarak muayene etmek. sound and light ak havada tarihi konulu gsteri. sound barrier ses duvar. sound effects (tiyatro, radyo) efekt, konuma seslerinin dndaki sesler. sound film sesli sinema filmi. sound off (colloq.) kkremek. sound track sinema filminde ses yolu. sound wave ses dalgas. within sound ses iitilebilecek mesafede. soundless  sessiz, sedasz. 
  salam, kusursuz; shhatli, salim, esen; emin, emniyetli; doru, sahih; iyi, tam; mkemmel; derin (uyku); geerli, kanuni, salam;  derin derin. soundly  derin derin (uyku); mkemmelen; tamamen. soundness  salamlk, shhat; doruluk, geerlik. 
 geni boaz; solunga. 
  iskandil etmek, derinliini yoklamak; bir kimsenin fikrini anlamaya almak; (tb.) sonda ile muayene etmek; ok derine dalmak;  mil, sonda. 
 sounding board keman gvdesi gibi sesi aksettirme vastas; ses yanstcs; tasarlanan eyin etkisini lmek iin denenen kimse. 
 ses veren cihaz; telgraf alcs; iskandil; mil, sonda. 
 iskandil etme, derinliini yoklama, sondaj; (o.) iskandil edilen suyun derinlii. sounding line iskandil ipi veya teli. 
  ses geirmez, ses vermez;  ses geirmez hale koymak. 
 orba; et suyu; (kim.) temel elemanlarn karm; (foto.) banyo eczas; (argo) youn sis; (A.B.D.), (argo) nitrogliserin. soup kitchen fakirlere parasz orba datlan mutfak, imaret. soup ticket parasz orba almak iin vesika. soup up (A.B.D.), (argo) (otomobil motorunu) glendirmek. from soup to nuts mkellef, ineden iplie. in the soup (argo) ba dertte, skntya dm. pea soup bezelye orbas; koyu sis. soup'y  orba gibi sulu; duygusal. 
 (Fr.) bir nebze, bir tadmlk. 
   eki; ters, huysuz, hrn, titiz; (eski) tatsz; asitli (toprak); ac, ackl;  ekitmek, ekimek; kesilmek, bozulmak;  eki ey; eki iki; asit mahll ile ykama. sour cherry vine. sour cream eki krema, smetane. sour grapes ulalamayan eye pis deme (Kedi ulaamad ciere pis der) go sour ekimek; deerini kaybetmek, ktye gitmek, bozulmak. sour'ish  ekice, mayho. sourly  terse. sourness  ekilik; terslik. 
 kaynak, mene, kken; pnar, pnar ba, kaynak, memba; asl, sebep, esas. 
(bak.) sordine. 
 maya olarak kullanlan eki hamur; (argo) Alaska'da altn araycs. 
 (argo) mzmz kimse. 
  salamura; salamura turusu; salamuraya bastrma; (argo) ayya kimse;  tuzlamak, salamuraya bastrmak; sulu bir eye batrp karmak, slatmak; (argo) kafay ekmek, sarho olmak. 
(eski),    stne ullanmak; atmaca gibi stne atlmak;  ullanma, stne atlma;  ba aa hzla inerek, pike yaparak, dalarak. 
 (Fr.) suta, suyolu, har, ilemeli kenar eridi. 
 papaz cppesi. 
    gney, cenup, kble yn; gney memleketi; b.h. ("the" ile) (A.B.D.)'nin gneydou eyaletleri;  gneysel, cenubi, gneyden gelen;  gneye doru; gneyde;  gneye ynelmek, gney tarafna dnmek. south by east kble kerte keileme. south by west kble kerte lodos. due south tam gneye doru.
Gney Afrika Cumhuriyeti.
Gney Amerika.
Gney in Denizi.
Gney Adas.
Okyanusya.
Gney Pasifik Okyanusu.
Gney Vietnam.
Gney Yemen.
   gney gneydou. 
   gney gneybat.
 gneye ynelen.
   gneydou, keileme;  keilemeye doru. southeasterly   keilemeye doru; keilemeden (esen) southeastern  keileme ynnde olan. 
 (den.) keileme rzgr veya frtnas. 
 keileme ynnde. 
 gney frtnas. 
  gneye doru olan;  kble tarafndan veya kbleye doru. 
 gneysel, cenubi, gneyden gelen veya gneye ait. southern lights gney yarmkrede geceleri gkyznde grlen renkli klar. 
 Gneyli; (A.B.D.)'nin gneydou eyaletlerinden olan kimse. 
 en gneyde olan. 
 kara pelin, (bot.) Artemisia abrotanum; kafuriye, (bot.) Artemisia arborea. 
 gneye doru mesafe.
 gney blgesi. 
  (k. dili) solak oyuncu;  solak. 
  (sko.) gneyli; b.h. Gneyli, ngiliz.
 gneye doru. 
   gneybat, lodos yn;  lodosa doru; lodostan esen;  lodostan veya lodosa doru. southwester  iddetli lodos rzgr; geni kenarl gemici apkas. southwesterly  lodostan veya lodosa doru. southwestern  lodos tarafnda olan. southwestward(ly)  lodosa doru veya kar.
Gney-bat Afrika, Namibia.
 yadigr hatra, anda. 
(bak.) southwester. 
  l, en yksek; ahane; mutlak, bamsz, mstakil; hkmdarca; ok tesirli (il);  hkmdar, kral, imparator; altn ingiliz liras. sovereignly  mutlak surette; hkimane. 
 egemenlik, hkimiyet, hkmranlk. 
  meclis, idare meclisi; Sovyet Rusya'da idare meclisi, Sovyet;  (b. h.) Sovyet Sosyalist Cumhuriyetleri Birliine ait. Soviet Russia Sovyet Rusya. Soviet Union Sovyetler Birlii. 
 dii domuz; (mad.) erimi maden oluu; bu olukta yaplan maden klesi. sow thistle eek marulu, (bot.) Sonchus oleraceus. 
 (-ed, -ed veya sown) tohum ekmek, tohum samak; yaymak, samak, neretmek. sow one' wild oats genlikte lgnlklar yapmak, banda kavak yelleri esmek. 
 tavankula, siklamen, buhurumeryem, (bot.) Cyclamen europaeum. 
 (o.) osetler. 
 soya; bu fasulyeden yaplan sos. 
 soya, (bot.) Glycine max.
(ks.) Spain, Spaniard.
(ks.) special, species, spelling.
 maden suyu kayna, lca, kaplca. 
 aralk koymak, fasla brakmak; aralklara blmek. 
 yer, alan, meydan; mesafe, aralk, fasla; mddet; feza, uzay; (matb.) espas, iki kelime arasn amak iin kullanlan maden paras; (mz.) ara; (mat.) uzam, vusat. space bar (daktiloda) aralk tuu, espas tuu, atlama tuu. space heater (A.B.D.) soba. space platform, space station suni uydu. space probe uzaydan bilgi gnderen uydu. 
 yer-zaman ilintisi, drt boyutlu srekli dizi. 
 uzay yoluyle tanan. 
 (argo) uyuturucu madde tesirinde olan. 
 roket alan. 
 uzay gemisi. 
 aralklarla dzenleme; espas, aralk. 
 geni, vsi, engin, ak, mesafeli; bol, ferah. spaciously  geni bir ekilde, mesafe brakarak. spaciousness  genilik, aklk, vsat. 
 atlaklar doldurmada kullanlan al. 
  bahvan beli; aybaln paralamak iin kullanlan byk bak; (ask.) top arabasnn arka tarafnda bulunan ve top atlnca geri tepmesine mni olan kazma eklindeki demir, mahmuz;  bellemek, bel ile kazmak. call a spade a spade aka sylemek, isim vererek sylemek. 
 iskambilde maa. 
 bel ii; hazrlk ii. 
 (bot.) omak durumu kabilinden; parlak kahverengi. 
 (o.) -dices) (bot.) omak (iekdurumu) 
 ince makarna, spageti; (radyo) tel izolasyonu olarak kullanlan ince plastik boru. 
 (T.) sipahi. 
 spanya. 
(eski), (bak.) speak. 
  ufak ta paras; kymk:  paralamak, kymak; paralanmak. 
 (rl.) apkn delikanl. 
  (-ned, -ning) kar; an, (ks.)a sre; sre; kemer veya kprnn ayaklar arasndaki aklk;  karlamak, kar ile lmek; bir yandan bir yana uzanmak. 
  (den.) halat, zincir; ifte koulmu at veya kz;  balamak, bukalamak. 
 (mim.) gen eklinde kemer st dolgusu; posta pulu kesindeki gen ss . 
 ABD, kdili. dosdoru, tam stne tam hedefine 
  pul, payet, madeni pul;  pullarla sslemek (elbise); madeni pul gibi prldamak 
 ispanyol 
 uzun tyl ve uzun sarkk kulakl kpek, spanyel; yaltaklanan kimse. 
  ispanyol, spanya'ya veya spanyolca'ya ait;  spanyolca. the Spanish spanya halk. Spanish brown topraktan yaplan kahverengi bir boya. Spanish chestnut kestane. Spanish fly ispanya sinei, (zool.) Lytta vesicatoria; kuduzbcei, (zool.) Cantharis Spanish Main eskiden Orinoko Irmandan Panama diline kadar olan Gney Amerika sahili; imdi Karayipler Denizi'nin gneyi veya btn. 
  kna aplak atmak, dvmek; abuk gitmek, hzla gitmek;  aplak (bilhassa ksa) 
 aplak atan kimse; iri yar kimse veya ey; (den.) randa yelkeni spanker boom (den.) randann bombas veya sereni. 
   abuk koan: kuvvetli, iddetli (rzgr); (ng.) (k. dili) iriyar;  ala; iri, ok;  (ocuun kna) aplak atma. brand spanking new gcr gcr, yepyeni. 
 karla len kimse veya alet; (ng.) vida somunu anahtar, ingiliz anahtar. 
 (leh.) yepyeni, gcr gcr. 
 balk srt dam, adi at. 
 deiik kalnlkta tabakalarla kapl il tanecikleri bulunan kapsl. 
  (red, ring) (den.) aa ubuk, seren, direk: uak kanad ana kirii.  seren veya direk takmak. spar deck kontra gverte. 
 (min.) ispat. 
 (red, ring)  boks yapmak; az kavgas etmek, atmak, dalamak; horoz gibi dvmek:  boks ma. sparring partner boksta idman arkada. 
 kundura veya izme kesine aklan ufak basz ivi.
  yedek, ihtiyat az, kt dar, ksa, eksik; cimri, eli sk; sska, ark, zayf; fazla, artan, serbest.  yedek para; bowling oyununda iki top at ile kukalarn hepsini drme. spare cash ihtiyat akesi. spare parts yedek paralar spare time bo vakit. sparely  sskaca; az olarak. spareness  zayflk; azlk.
 kymamak, cann balamak, ldrmemek; kurtarmak; idareli kullanmak; idare yoluna gitmek; esirgemek; vermek; onsuz olmak veya yapmak, onsuz iini evirmek. 
 az etli domuz pirzolas. 
  datmak, serpmek;  serpme. sparger  biraclkta kullanlan serpme aleti. 
 idareli, tedbirli; merhametli, vicdanl. sparingly  tedbirli olarak sparingness  tedbir, ihtiyat, idare. 
  kvlcm, akm, akn, erare; elektrik kvlcm; elmas; belirti; canllk;  kvlcm samak; harekete geirmek, tevik etmek, kkrtmak. spark arrester kvlcm kafesi; elektrik kvlcmlarn nleyen cihaz. spark coil (elek.) endksiyon bobini, kvlcm bobini. spark gap (oto.) buji trnak aral. spark plus (oto.) buji. 
  yakkl delikanl; civelek kz: (erkek) sevgili; sinirli kimse;  flrt etmek. sparkish  hoppa, haval, civelek; gsterili, iyi giyimli. 
  kvlcmlar samak; prldamak; kprmek, kpk kpk olmak (arap);  kvlcm; prlt; aaa. sparkler  prldayan eylayan mcevher; ahsiyeti ve canllyle gze batan kimse, parlak ahsiyet. 
 parlayan, prldayan; canl; kpkl. sparklingly  prldayarak. sparklingness  parlaklk. 
 kkrtmak; canlandrmak, harekete geirmek. 
 vapurda radyo teknisyeni. 
 sere, (zool.) Passer domesticus; sereye benzer ku. sparrow hawk atmaca, (zool.) Accipiternisus. English sparrow, house sparrow sere, (zool.) Passer domesticus. rock sparrow kayalk seresi, (zool.) Petronia petronia Spanish sparrow bataklk seresi, (zool.) Passer hispaniolensis. 
 (leh.) kukonmaz. 
 (min.) ispatik, ispatl. 
 seyrek, dank, sk olmayan. sparsely  seyrek seyrek . sparseness  seyreklik. sparsity  seyreklik, ktlk. 
  Spartal;  Spartal gibi, glklere dayanan, ylmaz. 
 (tb.) spazm, sinir kaslmas, spazmos: birden gelip geen heyecan veya gayret. 
 (tb.) spazmoz kabilinden; ara sra ve birdenbire vaki olan, birden gelip geen. spasmodical  spazmodik; birdenbire gelip geen. spasmodically  spazmodik olarak; birdenbire gelip geerek . 
  (tb.) spazmozlu;  spazmozlu felci olan kimse. 
 (gen.) (o.) (ks.)a tozluk, getir. 
 (bak.) spit. 
  (ted, ting) istiridye yumurtas;  yumurta dkmek (istiridye) 
  (ted, ting) amar, sille: aplak; az dala; yamur akrdamas;  sille vurmak; az kavgas etmek, atmak, dalamak; akrdamak (yamur) 
 (ng.) sel; iddetli saanak; denizde grlen su hortumu. spate of words anszn iini dkme, konuarak boanma. 
 (bot.) yen, spat, brakte, brg. 
. (min.) ispat tama benzer, ispatik. 
 uzamsal; uzaysal. 
  serpmek, sratmak: amurlamak; iftira etmek, erefini lekelemek, amur atmak;  serpme, sratma; ptrt; amur lekesi, zifos. 
 (gen.) (o.) amura kar giyilen uzun tozluk, amurluk. 
 sar nilfer, (bot.) Nymphaea advena. 
 mablak, spatula; (tb.) dilbasan. 
 spatula eklindeki, kak biimindeki. 
 (bayt.) at ayann oynak yerinin imesi. spavined  oynak yeri imi (at aya) 
  yumurta dkmek (balk); meydana getirmek, ,karmak; i balk yumurtas; hayvan yavrusu; haslat, sonu; istiridye yumurtas; ufak balk; (bot.) mantar tohumu. 
 dii hayvan ksr etmek. 
 (spoke, (eski) spake: spoken) konumak, sz sylemek, konuma yapmak, nutuk sylemek; bahsetmek, bahsini etmek, belirtmek, ifade etmek; ses vermek, almak; iaretle konumak (gemiler aras) Speak ! Haydi, havla (kpee) speak by the book resmi ve talimat gereince konumak, ezbere konumak. speak down to kk drc tavrla konumak. speak fair (eski) dosta konumak; yaklap laf amak. speak for lehinde sylemek, bakasnn yerine sz sylemek; istemek. speak ill of aleyhinde sylemek, iftira etmek. speak of zikretmek, bahsetmek. speak out aka sylemek; yksek sesle sylemek. speak to the point konuya bal kalmak; yerinde sz sylemek. speak up ekinmeden aka sylemek. so to speak tabir caizse. to speek of bahsetmeye deer, nemli, ehemmiyetli . speakable  sylenilebilir, denilebilir, aza alnabilir.
 (argo) gizli iki satlan yer. 
 konuan veya syleyen kimse; spiker; szc; hatip; meclis bakan. speakership  meclis bakanl. 
  hitabetme kabiliyeti olan; sz syleyen; konuacak gibi, canl;  konuma, syleme; ezberden nutuk syleme; hitap. speaking acquaintance uzaktan ainalk; tandk. speaking likeness ar benzeyi, tp(ks.) olma. speaking tube odalar veya katlar arasnda konumaya mahsus boru; (den.) kumanda borusu. be on speaking terms selm vermekten ileri gitmeyen; ainal olmak. The brothers were not on speaking terms Kardeler selmlamyorlard bile. 
  karg, mzrak; zpkn; mzrak, mzrakl adam; ot filizi;  mzrak veya zpknla vurmak; filiz srmek, fkrp uzamak. spear gun sualt tfei. 
 klbalna benzer bir ka tr balk, (zool.) Tetrapturus. 
  mzrak ucu; hcuma gei; hcuma geen asker, nc;  nclk etmek. 
 mzrakl adam, mzrak. 
 bahe nanesi, (bot.) Mentha spicata. 
 dniei. 
  zel, hususi, has, mahsus; bir cinse mahsus; yegne; ekstra (gazete);  herhangi zel bir ey; zellik. special agent zel ajan special case zel durum. special delivery (A.B.D.) ekspres mektup; zel ulak. special edition zel bask. special pleading (huk.) kar tarafn iddialarn reddetmeden kanuni itirazlarda bulunma; bir konunun yalnzca olumlu ynlerini sunma. special student zel bir program takip eden renci. specially  zellikle, bilhassa. 
 mtehasss, uzman. specialism  ihtisas, uzmanlk. 
 zellik, hususiyet; (o.) ayrntlar, teferruat; spesyalite; ihtisas, uzmanlk; (huk.) mhrl szleme. 
 tek bir konu zerinde durmak; (biyol.) zel bir gaye ile gelitirmek; zel bir amaca kullanmak; ayrntlara girmek; zellik kazanmak; ihtisas kazanmak, mtehasss olmak. specialization  ihtisas, uzmanlk. 
 zellik, hususiyet; spesiyalite; ihtisas, uzmanlk; (huk.) mhrl szleme. specialty of the house lokantann spesyalitesi. 
 madeni para, sikke. specie payment madeni para ile deme. in specie madeni para ile; (huk.) aynyle (iade) . 
 (tek.) ve (o.), (biyol.) tr; trl, eit; (Kat.) d grnm; hayal, ekil, grn the species insan. 
 tayin edilebilir, kesin olarak beyan edilmesi mmkn. 
  zg, kendine has; zgl; spesifik, zel, hususi, belirli, muayyen; kesin, kati, sarih; (tb.) iyiletirici, tedavi edici (il); (tb.) belirli bir mikroptan husule gelen; uzunluk, arlk ve miktara gre alnan gmrk vergisine ait;  zel bir gaye uruna kullanlan ey; (tb.) belirli bir hastalk tedavisinde kullanlan il; (gen.) (o.), (A.B.D.), (k. dili) zellikler specific difference. (biyol.) tr fark. specific gravity zgl arlk. specific heat spesifik s. specifically  zellikle, hususi olarak, bilhassa. 
 tayin, belirtme; belirli bir trden olma; ayrntlaryle tanmlama; muayyen bir madde veya keyfiyeti belirtme; bir icadn tarifnamesi; (huk.) beyanname; artname, artlama. specifications  teferruat, ayrntlar, artlar. 
 tayin etmek, kesinlikle belirtmek; listeye zel bir madde halinde koymak. 
 rnek, numune, model, misal; (k. dili) antika kimse, allmam huylar veya zellikleri olan kimse. 
 sahte, aldatc; d grn itibariyle aldatc; samimi olmayan. speciously  d grnyle aldatarak. speciousness  d grnn aldatc olmas. 
  nokta, benek, ufak leke; ufak para, zerre;  nokta nokta lekelemek. 
  ufak benek veya leke;  beneklemek. speckled  benekli, illi, karyad. 
 (o.), (k.dili) gzlk; sartlar. 
 grlecek ey; dehetli manzara; acayip davran; (o.) gzlk. spectacled  gzlkl. 
  grlmeye deer, harikulade;  hayret verici manzara. spectacularly  harikulade bir ekilde. 
 seyreden kimse, seyirci spectator sport (A.B.D.) gsteri mahiyetindeki spor faaliyeti. 
 hayal, hayalet, hortlak, tayf. 
(bak.) spectrum. 
 hayalet kabilinden; hayal gcne dayanan, hayali; (fiz.) tayfi, n dalmna. ait spectral analysis tayf analizlenmesi. 
 (fiz.) spektrogram. 
 (fiz.) spektrograf; spektrografla alnan fotoraf. 
 gnein fotorafn ekmeye mahsus makina. 
 (fiz.) spektrometre. spectrometry  spektrometre ile tayf lme. 
 (fiz.) spektrofotometre. spectrophotometry  renklerin bu aletle karlatrlmas. 
 spektroskop. 
 spektroskopa ait; nlarn tahlili metoduna ait. 
 nlarn tahlili bahsi; spektroskop kullanma metodu. 
 (o.) -tra) tayf spectrum. analysis tayf analizlenmesi. solar spectrum gne tayf. 
(bak.) speculum. 
 ayna gibi, aynaya ait; (tb.) spekloma ait. 
 dnmek, mtalaa etmek, zihninde tartmak; (tic.) speklasyon yapmak. 
 zihnen tartp tahlil etme, fikren mtalaa, zerinde dnme; kurgu; speklasyon; oyuncularn birbirinden koz satn aldklan bir tr iskambil oyunu. 
 dnp tasavvur eden; mali speklasyonla ilgili; tehlikeli, rizikolu. speculatively  zihninde tartarak. speculativeness  zihinde tartma. speculator  spekulator, vurguncu. 
 (tic.) speklasyon niteliindeki; derin dnme mahiyetindeki. 
 (o.) - -la) (tb.) bedenin i taraflarn muayene maksadyle bir delii geniletmek veya ak tutmak iin kullanlan aynal veya aynasz aletlerden biri, spekulom; madeni ayna; teleskop aynas; (zool.) baz ku kanatlarnda bulunan renkli lekeler. speculum metal ayna yapmaya mahsus bakr ile teneke karm. 
 (bak.) speed. 
 konuma yetenei, syleme yetisi, natka; konuma, sz syleme, tekellm; sz; dil, lisan; hitabe, sylev, nutuk. speech clinic konuma bozukluklarnn dzeltildii klinik. speech disorder konuma bozukluu .speech organ konuma organ speech pattern konuma dzeni; konuma ekli, ifade tarz. figure of speech mecaz. free speech konuma zgrl. parts of speech (gram.) sz blkleri. 
 nutuk paralamak; fazla konumak, kafa iirmek. speechification  nutuk paralama. speechifier  yersiz nutuk paralayan kimse. 
 dilsiz, konuamayan, dili tutulmu; sessiz, suskun; kelimelerle ifade edilemeyen. speechlessly  dili tutulmu gibi. speechlessness  sessizlik, suskunluk. 
 konumayapan kimse, konumac, hatip. 
 bakas iin nutuk metni yazan kimse. 
  (-ed veya -sped)  hz, srat, ivinti, abukluk, abuk gitme; (eski) uur, baar, muvaffakiyet: (argo) amfetamin;  abuk gitmek, sratle gitmek komak, acele etmek; (eski) muvaffak etmek; (eski) uurlu klmak, uur getirmek; uurlamak, geirmek; acele ettirmek, hz vermek; (mak.) belirli bir hza ayarlamak;  srat belirten; hzl. speed counter srat lme aleti, hz sayac. speed lathe hzl torna. speed limit. azami srat. speed the parting guest misafiri geirmek, uurlamak. speed trap fazla srat yapanlara polis tuza. speed up hzlandrmak, hzn artrmak, srat vermek. at full speed son sratle; (den.) tam yol alarak. at half speed yarm sratle; (den.) yarm yol alarak. with all speed btn hz ile. 
 srat motoru. 
 trafik kanununa aykr srat yapan fr. 
 hzler, spidometre. 
 sratli okuma . 
 srat yolu, hzyolu. 
 yavanotu, veronika, (bot.) Veronica officinalis. 
 sratli, hzl, abuk. speedily  acele ile, sratle, hzla. speediness  hzllk, srat. 
 (sko) sormak. 
 arsenikli ham maden. 
 maaralara ait; maarada yaayan veya bulunan. 
 maaralar ilmi; maara kefetme sporu. 
 (ed veya spelt) hecelemek, imlsn harf harf sylemek; sylemek, belirtmek, ifade etmek. spell out heceleyerek yahut glkle okumak, skmek; harflerle kelime meydana getirmek; ayrntlaryle aklamak. 
  by, afsun, sihir;  bylemek. cast a spell on bylemek, kuvvetle etkilemek. 
  nbet, nbet vakti, i nbeti; (k. dili) sre, mddet; (k. dili) ksa mesafe; (Avustruralya) tatil zaman; nbet deitirme; (A.B.D.), (k. dili) kriz, nbet;  nbet deitirerek serbest brakmak. 
 by ile balamak, teshir etmek. spellbound  bylenmi. 
 heceleyen kimse; imla kitab. 
 iml, yazl, yazm; heceleme, imlasn syleme. spelling bee, spelling match iml yarmas. spelling book iml klavuzu. spelling reform iml reformu. 
 kaplca buday, (bot.) Triticum sativum spelta; kzl buday, klksz buday, (bot.) Triticum spelta. 
 (bak.) spell. 
 (tic.) tutya, inko. 
 maaralar kefetme spelunker  maara kefeden kimse. 
 (ng.) (leh.) kiler; oturma odas. 
 ksa ceket. 
 (den.) en arkadaki yedek yan yelkeni. 
 ngiliz filozofu Herbert Spencer'n kitaplarna veya felsefesine ait; Amerikal P.R. Spencer tarznda gzel ve okunakl elyazsna ait. 
 (spent) harcamak, sarfetmek; bol bol vermek; israf etmek, har vurup harman savurmak; kuvvetini azaltmak; geirmek (zaman) spending money harcanacak para, harlk. 
  msrif, mirasyedi (kimse) 
(bak.) spence .
 ngiliz airi Edmund Spenser'a ait. Spenserian stanza "Faerie Queen" iirinde kullanlan nazm ekli. 
 harcanm, sarfedilmi; kuvvetten dm, bitap, argn; etkisini kaybetmi, tesirsiz hale gelmi. 
 (biyol.) meni, sperma, atmk, bel suyu. spermatic  meni kabilinden. 
 ispermeet. sperm  sperm oil ispermeet ya. sperm whale ispermeet balinas, kadrgabal. 
 ispermeet. 
 taak, husye. 
 (biyol.) spermaya ait, spermatik. spermatic cord sperma kordonu. 
(nek) tohum, sperma.
 haya imesi. 
 (biyol.) spermatozoon teekkl. 
 humlu bitkiler. 
(-zoa) sperma hayvanc. 
(nek) tohum, sperm.
 kusmak, istifra etmek. 
 rmek, kangrenlemek. 
 (o.), -na) bataklkta yetien ve ambalaj iinde kullanlan bir eit yosun, sfagnum. 
(nek) kama eklinde, ivi eklinde; (tb.) ense kemiine ait.
 ivi yazsnn harflerini tekil eden ivi eklindeki iaretlerden her biri. 
  kama eklindeki; (anat.) ense kemiine ait, sfenoid;  ense kemii. 
 kresel; simetrik; ahenkli. 
  kre; gk, sema; dnya; saha, alan; snf, derece;  kreler arasna koymak; kre eklini vermek. 
 kre eklindeki, kresel, krevi; kreye ait; gkcisimlerine ait. spherically  kre eklinde 
 kre eklinde olma. 
 kresel geometri; havada elektriksel olaylar. 
 (geom.) kremsi cisim, yuvar. spheroidal  kremsi, sferoidal. 
 (fiz.) sferometre, kresel dzeylerin kvrntlarn lmeye mahsus alet. 
 krecik. 
 (jeol.) baz kayalarda bulunan kre eklindeki billursu cisim. spherulitic  bu cisimle ilgili. 
 bzgen kas, sfinkter. 
 isfenks, sfenks; anlalmas g ve konumayan kimse. sphinx moth bir eit pervane. the Sphinx Msr'da Gizeh sehrinde bulunan byk isfenks. 
 damga veya mhrler bilgisi sphygmo (nek), (tb.) nabz. 
 nabzler. 
 (biyol.) nabz, nabz atmas. 
 baak; (tb.) ,'8'' eklinde bir sarg tipi Spica Virginis (astr.) Basak yldz. 
 (bot.), (zool.) baakl, sivri ulu. 
   (mz.) virtz stakkatosunun tarz, sratm tarz;  pikeli;  virtz stakkatosuyle. 
  bahar, baharat; baharat gibi gzel kokan ey; lezzet veren ey; tat, eni:  baharat katmak, ceni vermek; cazipletirmek. spicery  baharat; baharatl olu. 
 yepyeni, tertemiz, gcr gcr. 
 ok ince veya ine gibi ey; (zool.) ine, spikul. spicular, spiculiform  ine eklindeki. 
 baharatl, bahar gibi gzel kokulu; tad tuzu yerinde olan, enili; ho, zevkli; ak sak (hikaye); cazip, ekici. spicily  baharatla. spiciness  baharatl olu. 
  rmcek; (leh.) dkme demir tava;  krlmadan tuzla buz olmak (cam) spider crab uzun ve ince bacakl bir cins yenge, (zool.) Libinia. spider monkey rmcek maymunu, (zool.) Ateles. spider web rmcek a. water spider su rmcei, (zool.) Argyoneta aquatica. spidery  ok ince; rmcek gibi; zarif; rmcekli. 
 manganezli dkme demir. 
  (A.B.D.), (argo.) ikna edici konuma;  konumak, sylemek. 
 (argo) gzel, k. 
 musluk; f tapas; tahta musluk tkac. 
  ekser, enser, byk ivi; uzun ve ucu sivri ey; kabara; ince ve yksek topuk; yavru geyiin boynuzu; uskumru yavrusu;  enserle tutturmak; (k. dili) (iecee) iki katmak; (ask.) topu krletmek iin falya deliine ivi vurmak; ivi ile delmek veya incitmek; engellemek. spike one' guns bir kimsenin kt niyetine engel olmak. spiky  sivri ulu; ivili. 
 baak; (bot.) baakk. 
 (bot.) baakk. 
 smbl ya; Hint smbl, (bot.) Nardostachys jatamansi. 
  f musluu, tahta tka; akaaatan z ekmek iin kullanlan boru; kazk;  tapa ile tkamak; kazk akmak; (fya) musluk takmak spilikin (bak.) spillikin. 
 tahta tkalar. 
 (ed veya spilt)  dkmek samak; drmek; dmek; (den.) yelkeni boaltmak;  dkme; d dme, yuvarlanma (at veya arabadan); dklen ey; denize dklen petrol. spill the beans kdili. azndan baklay karmak. 
 lamba yakmaya mahsus kt veya tahta paras; tahta tka, f musluu. 
 dklm ey, dknt. 
 mikado oyunu. 
 tam ey; dalma. 
 tama sava. 
 (bak.) spill. 
 dklen ey; artk, fazlalk, dknt 
 (spun, (eski) span; -ning) eirmek, bkmek; (a) rmek; evirmek, dndrmek; dnmek; frldak gibi dnmek; tornalamak; frlatmak; (hav.) dikine dmek. spin a yarn masal okumak, martaval atmak, maval okumak. spin out uzatmak, uzun uzadya sylemek. spun glass cam elyaf. send one spinning bir yumrukta olduu yerde frldak gibi dndrmek. His head is spinning. Ba dnyor. 
 frl frl dnme; (k. dili) gezme; (hav.) diklemesine d. 
 spanak, (bot.) Spinacia oleracia; (k. dili) sus. spinaceous  spanakgillerden. 
 belkemiine ait, omurga kemiinde bulunan. spinal anesthesia omur ilie ine ile yaplan anestezi. spinal column (anat.) belkemii, omurga. spinal cord (anat.) omurilik, murdarilik. spinal curvature (tb.) belkemiinin erilii, kamburluk. 
  eirmen, kirmen, i; i mihveri, mil, dingil; slk veya kayalklan belirten fener direi; takriben 13800 metrelik iplik uzunluk ls;  boy atmak, uzamak; delmek, geirmek (fi) spindle file puantir, finot. spindle tree iaac, (bot.) Euonymus europaeus. spindle whorl ie arlk veren halka. spindling, spindly  ar derecede boy atan, fazla serpilen; leylek bacakl. 
 leylek bacakl, ince ve uzun bacakl. 
 beyaz kurtluca, (bot.) Atractylis gummifera. 
 santrifjl amar kurutma makinas. 
 rzgrn denizden getirdii hafif su serpintisi. 
 omurga, belkemii; belkemiine benzer ey; diken; klk; kitap srt. 
 bir eit kaba ll. 
 omurgasz, belkemii olmayan; dikensiz; cesaretsiz, yreksiz. spinelessly  korka korka. spinelessness  korkaklk. 
 (bot.), (zool.) dikenli. 
 (mz.) eski usul telli ve klavyeli bir alet, epinet; kk piyano. 
 dikenli veya diken reten. 
  ke byk yar yelkeni. 
 eiren veya bken kimse; i, eirme veya bkme makinas; olta ucuna taklan kak. 
 rmcek ve ipekbceinin iplik salan uzvundaki memeciklerden her biri. 
 (ng.) allk, koru. 
  eirme, bkme;  eiren. spinning frame eirme tezgh. spinning jenny iplik eirme makinas, krk makinas. spinning wheel krk. 
 yan rn. 
 dikenli, diken gibi. spinosity  dikenlilik. 
 kalk, evde kalm kz, ya gemi kz. 
 (fiz.) spintariskop, alfa nlar gstericisi. 
 (bot.), (zool.) dikencik, inecik. spinulose  dikenli, ineli. 
 dikenli, ineli; glklerle dolu, artc. 
 (zool.) nefes alp verme delii. 
 ayrmelikesi, erke sakal, (bot.) Spiraea. 
   (-ed, -ing veya -led, -ling) helezoni, helisel, sarmal;  helis, helezon; (tb.) spiral;  helezon tekil etmek. spiral galaxy, spiral nebula sarmal bulutsu. spirally  helezoni olarak, helezon ekli alarak. 
  (dilb.) srtme sesi karan (harf) 
  ince uzun ot sap; kulenin sivri tepesi;  uzun ve ince sap srmek; sivri kule gibi ykselmek. 
 helezon, helis; helezoni kabuun sivri ucu. 
  ruh can, insan ruhu; (fels.) tin; tayf, hayalet; peri, cin; nder, rnek kimse; heves, canllk; hava; huy, tabiat, merep; mana, z, meram;  hayalete ait; ruhlara inanmayla ilgili; ispirto ile alan. spirit lamp ispirtoluk, kamineto. spirit level dze, kabarckl dze, dzeldek, tesviyeruhu, su terazisi. spirit rapping ispritizmada ruhlarn masaya hafif hafif vurmalar. spirit writing ruhlarn yazdna inanlan yaz. familiar spirit bir insana hizmet eden peri. spiritless  cansz, ruhsuz, hevessiz. 
 canlandrmak, kuvvet ve cesaret vermek. spirit away, spirit off gizlice gndermek veya gtrmek. 
 canl, evkli, ateli, cesaretli. spiritedly  canl olarak, evkle. spiritedness  canllk, evk. 
 ispritizma. spiritist  ispritizmaya inanan veya onunla megul olan kimse. 
  (t.), (mz.) canllkla;  canl. 
 sert iki; ruh; keyif; damtlm z; ispirtolu eriyik. spirits of ammonia nadrruhu. in high spirits keyfi yerinde. in low spirits keyifsiz. methylated spirits mavi ispirto, metilik alkol. 
  ruhsal, ruhan, manevi, tinsel, btni; Allah tarafndan ilham edilmi; kutsi, ruhani, kiliseye veya kutsal eylere ait;  Amerika zencilerine zg ilhi. spiritually  manen, ruhani olarak. spiritualness  manevilik, ruhanilik. 
 ispritizma. spiritualist  ispritizmaya inanan kimse. spiritualistic  ispritizma ile ilgili. 
 ruhanilik, manevilik; kiliseye veya papaza ait ey. 
 ruhaniletirmek, manevi veya ruhani bir nitelik veya anlam vermek. 
 (Fr.) zeki, canl, espri yapma yetenei olan, nktedan. 
 alkoll ispirtolu. 
 (Lat.) ruh, can; nefes. spiritus asper (Yu.) (gram.) kelime bandaki ''h'' sesi; bunu belirten iaret(') spiritus lenis (Yu.) (gram.) sesli harflerle balayan kelimelerin banda "h" sesinin bulunmamas; bunu ifade eden iaret (') 
(nek), (tb.) nefes, soluk.
(nek) halka, kangal.
 (tb.) spiril, burgu biimindeki mikrop. 
 solunum hareketlerini kaydeden alet, nefes resmi izicisi. 
 (bot.) spirojirler, kavuur suyosunlar. 
 helezon gibi, vidaya benzer. 
 nefesler, spiro metre. 
(bak.) spurt. 
 (eski) koyuluk (sv) 
  (-ted, -ting) i; (cor.) dil;  i saplamak; me saplamak. 
 (spit veya spat, ting)  tkrmek; iselemek, serpelemek, attrmak, serpitirmek; tkrk gibi samak; tkrk saar gibi ses karmak;  tkrk; baz bceklerin salyas; isenti, serpinti. spit and polish (k. dili) ar intizam. spit it out sylemek, aa vurmak. spit upon yzne tkrmek, ar ekilde hakaret etmek. the spit and image of, spitting image (k. dili) tp(ks.), (colloq.) hk demi burnundan dm. Here' spit in your eye! Shhatinize! 
 inenip top haline getirilen kat; (beysbol) bir eit top at. 
  ortasndan yarlp zgarada piirilmi ylanbal;  balk veya kuu ortadan blp zgarada piirmek. 
  garez, kin; znt;  kindarlk etmek, inadna yapmak kahretmek. to spite his face nispet vermek iin. in spite of ramen; inadna, hie sayarak, kale almayarak. out of spite inadna, ktlnden. spite fence hi bir ie yaramayan, inat iin yaplm duvar. 
 garezkar kinci, hain, nispet veren. spitefully  haince. spitefulness  garezkrlk. 
 (k. dili) abuk fkelenen kimse. 
 tkrk, salya. 
 tkrk hokkas. 
 Pomeranya kpei. 
 (ng.) adi hrsz; (ng.), (argo) dzenbaz kimse, tavc, dolandrc. 
 i organlara ait. splanchno (nek) i organ, bar. 
  (stne) amur veya su sratmak; etrafa sratarak suya dalmak veya arpmak;  sratlm amur veya su, zifos; leke; su sratma sesi; (k. dili) heyecan. make a splash (k. dili) dikkati ekmek, baklar zerine toplamak; heyecan uyandrmak. splashy  slak, amurlu; lekeli; (k. dili) dikkati eken gsterili. 
 siper, amurluk. 
 uzay gemisinin denize inmesi. 
 su veya amur sratmak; sramak. 
   da doru meyletmek, meyil yapmak; yaylmak; meyilli olmak; atn omuzunu yerinden karmak;  yayvanlk; (mim.) (erevede) meyilli ksm, pah, ataf;  geni ve yayvan; pahl; kaba; acayip; eri br. 
 enli ve yayvan ayak, tarakl ayak. 
 byk ve biimsiz az, yayvan az. 
 (biyol.) dalak; terslik, huysuzluk; garaz, kin; (eski) melankoli. spleeny  ters, huysuz, titiz. 
 ters huysuz. 
 parlak kl; aaal, gsterili. 
 ahane, fevkalade, mkemmel, a1a; muhteem, grkemli, debdebeli; parlak. splendidly  fevkalade birekilde. 
 (k. dili) aaal, gsteri1i, gz kamatran. 
 parlaklk, aaa, nur; ihtiam, saltanat, debdebe, tantana. 
  dalaa ait; ters huylu, aksi, titiz;  titiz veya ters huylu kimse. splenetical  dalakla ilgili; aksi, huysuz, ters. splenetically  dalakla ilgili olarak; aksilik ederek, huysuzlanarak. 
 dalaa ait. 
 (tb.) dalak iltihab. 
 (o.) nii) (anat.) somun kas. splenyus splice (splays)   bkp lehimleyerek birletirmek (tel); rerek birbirine tutturmak (halat); yaptrarak eklemek (bant, filim): birbirine geirip ,ivilemek (tahta); (argo) evlenmek, evlendirmek;  ek yeri, balant yeri; ekleme. 
 kama, dil. 
  kymk; (tb.) krk kemik sarmaya mahsus ince tahta, suyek, cebire; at ayanda kan nasr; setilikte kullanlan ince kam paras;  ince tahtalarla sarmak , cebireye almak. 
  yarp paralamak; yarlp paralanmak;  kymk, ince ve ufak tahta paras. splinter group hizip, blnt. splintery  kymk gibi; kymkl. 
 patlayan mermi paralarnn gemesini engelleyen; atlamaz, dalmaz. 
 (split, ting) yarmak, ortasndan ayrmak, atlatmak; hiziplere ayrmak; datmak: blmek; paylamak, blmek. split hairs kl krk yarmak. split one' sides glmekten kasklar atlamak, kahkahadan yerlere yatmak. split off yarlmak paralanmak; blnmek; ayrlmak; kopmak. split the difference ortalama bir rakamda anlamak. split up bltrmek; ayrlmak, bozumak. 
  yark, atlak; bozuma, ayrlk; blnme; kymk, ufak para; sepetilikte kullanlan aa tiriz; kk ie (iki); muzla yaplm dondurmal tatl; bir baca ne brn arkaya uzatarak yaplan akrobasi hareketi;  ayrlm; krk, atlak, yark. split level house odalar deiik seviyelerde olan ev. split peas krk bezelye. split personality (psik.) blnm ahsiyet; izofrenik kii. split pulley birbirinden ayrlabilen iki paradan ibaret makara. split second an, lahza. 
 keskin, iddetli. splitting headache iddetli ba ars. 
  leke, benek;  lekelemek, bulatrmak. 
  (k.dili) gsteri yapma; savurganlk;  gsteri yapmak; msrife para harcamak, har vurup harman savurmak. 
  czrdamak; aknlktan karmakark eyler sylemek;  czrt; ipe sapa gelmez lakrd, bo laf. 
 iyi cins ingiliz porseleni. 
 (-ed veya spoilt) bozmak, ykmak; azdrmak, martmak, ahlakn bozmak; bozulmak, rmek; azmak. spoil a joke akann tadn karmak. a spoiled child mark ,ocuk. be spoiling for kanmak, istemek, aramak. He is spoiling for a fight. dvmek iin kanyor. 
 (gen.) (o.) yama, apul; (o.), (A.B.D.), (pol.) yeni seilenlerin eline geen nfuz kullanma frsat. spoils system (A.B.D.) seimi kazanan parti yelerine memuriyet verme sistemi. 
 bakasnn zevklerini bozan kimse. 
  tekerlek parma; seyyar merdiven ubuu; (den.) dmen dolab parmakl; yoku aa duran atl araba tekerleinin dnmesine engel olmak iin parmakln arasna konulan srk;  tekerlee parmak takmak; srk koymak. put a spoke in one' wheel bir kimsenin anna ot tkamak. 
(bak.) speak. 
(bak.) speak;  szl, konuulan. 
 parmaklk rendesi. 
 (o.) men) szc. 
 soygun, yama; apul, talan; (huk.) bir vesikay tahrif veya imha; (huk.) kaaklk phesiyle takip edilmekte olan bir gemideki belgelerin nceden imhas. 
 apulculua veya apula ait; (tb.) kan miktarn eksiltmeye yarayan. 
 iki uzun heceli vezin tefilesi gibi veya bundan ibaret. 
 iki uzun heceli vezin tefilesi. 
(nek),(anat.) omur, fkra.
  snger; snger gibi emici ey; (k. dili) asalak, tfeyli, parazit; mayalanm ve dinlenmeye braklm hamur; platin gibi baz madenlerin snger hali; (tb.) tampon; topun iini temizlemeye mahsus uzun sapl yuvarlak fra, uskunca fras;  sngerle silmek veya suyunu almak; snger toplamak. sponge on (k. dili) parasn yemek, (bakasnn) kesesinden geinmek, (slang) otlamak, otlaklk etmek. sponge bath slak sngerle silinerek yaplan banyo. sponge cake pandispanya. throw up the sponge (k. dili) mcadeleden vazgemek, yenilgiyi kabul etmek. sponger  asalak, (slang) otlak. 
 snger gibi; emici; slak ve yumuak. sponginess  snger gibi olu. 
 (huk.) kefalet. 
 (den.) bargarisa, kma. 
  kefil; vaftiz babas veya anas, manevi baba veya ana; bir radyo veya televizyon programnn masraflarn karlayp reklam yapan firma;  kefil olmak; desteklemek; himaye etmek. sponsorship  kefalet, kefillik; himaye, destek. 
 kendi kendine olan, kendiliinden vcuda gelen veya yaplan; insan gayreti olmadan meydana gelen; ihtiyari. spontaneous combustion iten yanma, kendiliinden yanma. spontaneously  kendiliinden. spontaneousness, spontaneity  kendiliinden olma. 
  (k. dili) aka yapmak, muziplik etmek;  aka, mziplik. 
  (k. dili) hayalet, tayf; (A.B.D.), (argo) casus; (A.B.D.), (argo), asa. zenci;  hayalet halinde grnmek; korkutmak; zvanadan karmak. spookish, spooky  (k. dili) hayalet gibi; tekinsiz. 
  makara; makara eklindeki ey;  makaraya sarmak. 
  kak; kask eklindeki ey; golfta topu vurup havalandrmaya mahsus bir eit denek;  kakla almak; kak ile balk tutmak; kroket veya golfta topu vurup havalandrmak; (k. dili) oynamak, sevimek. born with a silver spoon in one' mouth zengin aile ocuu olarak domu. 
 kak balkl, spatl kuu, (zool.) Platalea; kakn, (zool.) Spatula clypeata. 
 msr unu ve yumurta ile yaplan yumuak ekmek. 
(bak.) spindrift. 
 ses veya heceleri konuurken yanllkla kartrma: "our dear old queen'' yerine ''our queer old dean." 
 azna beslenmi; nazl bym. 
 kak dolusu. 
 kakotu, (bot.) Cochlearia officinalis. 
 (k. dili) sersem, akl bandan gitmi; sevgilisine ar derecede dkn. spoonily  budalaca. spooniness  ar dknlk, akl bandan gitme. 
  vahi hayvan izi;  (hayvan) izlemek. 
 Ege Denizi adalar. 
 ara sra olan; seyrek; mnferit, dank, ayr. sporadically  ara sra, zaman zaman. 
 (o.) gia) (bot.) tohum kab, spor kesesi, ovogon daarc. 
 (bot.), (zool.) spor. 
(nek) tohum.
 (biyol.) sporla reme; (spor) husule gelmesi. 
 sporla reyen. 
 skoyallarn kulland krk kapl para kesesi. 
   elence, oyun, spor; nee; alay, istihza; elence konusu, alay mevzuu; oyuncak; kdili. kumarbaz kimse; gsteri merakls kimse; (biyol.) deinme, deinme gsteren hayvan veya bitki;  oynamak, elenmek; alay etmek, taklmak, aka etmek; kdili. gsteri yapmak;  (spor) poor sport mzk sports car spor araba. sport one' oak (ng.), (argo) rahatsz edilmemek iin kapy kapamak. sport shirt spor gmlek. for sport, in sport aka olsun diye. make sport of alay etmek, elenmek. 
 spor ile ilgili; oyun kurallarna uyan, sportmen; kumarbaz. sporting chance (k. dili) kazanma ihtimali ar basan ans. sporting house genelev. 
 sporcu, sportmen; oyun oynamay seven; oyun veya aka kabilinden . sportively  sportmence; neeyle. sportiveness  sportmenlik; neelilik. 
 (o.) men) sporcu; avc; profesyonel kumarbaz; sportmen. sportsman like  sporcuya yakr, sportmence; namuslu. sportsmanship  sporculuk sportmenlik. 
 spor giysi. 
 (k. dili) sporcu: hovarda, neeli, canl; gsterili. 
 (biyol.) kk spor. 
  yer, mevki, mahal; benek, nokta, leke; ayp, leke; glgebal, saraz, deniz gzeli, (zool.) Sciaena; projektr ; ksa reklam; (ng.) bir miktar (iecek); (argo) g durum;  yerinde olan; pein; ara sra rasgele. spot ball siyah benekli beyaz bilye. spot cash pein para. spot check ara sra tefti etme. spot weld elektrikle yaplan nokta kayna. hit the high spots (k.dili) yalnz en nemli noktalara deinmek. hit the spot (argo) tam yerinde olmak. in a spot utandrc veya mkl bir durumda. in spots ara sra. on the spot hemen, derhal; hemen orackta, olay yerinde, vaka mahallinde; sorumlu; tehlikede; (argo) lm tehlikesinde. put on the spot hesap vermeye davet etmek; hesaplamaya armak. soft spot zaaf, sevgi; zayf nokta. ten spot onluk kt para. ten spot of hearts (iskambil) kupann onlusu. touch a sore spot en hassas noktaya dokunmak. X marks the spot. X olay yerini gsteriyor.
 (-ted, -ting) beneklemek, lekelemek, benek benek etmek; kirletmek, erefini lekelemek; bulmak; tanmak; nianalmak; yer yer datmak: yerletirmek; atamak; lekelenmek, benek benek olmak. 
 lekesiz, tertemiz, prl prl; kusursuz. spotlessly  lekesiz, tertemiz olarak, kusursuz bir ekilde. spotlessness  kusursuzluk, pirupak olu. 
  projektor ; yaygnlk;  a tutmak; zerine dikkat ekmek. 
 noktal, benekli, lekeli; dzensiz, intizamsz. spotted crake bataklk tavuu, (zool.) Porzana porzana. spotted fever (tb.) lekeli humma, tifs. spotted sandpiper kum ulluu, ddkin, (zool.) Actitis macularia. 
 (A.B.D.), (k.dili) detektif; maaza hrszlarna kar zel detektif; dman uaklarna kar gzc; kuru temizleyici dkknnda lekeci. 
 benekli, lekeli, noktal; hep bir kalitede olmayan. spottiness  lekelilik, beneklilik; dzensizlik. 
  nokta kayna yapmak;  nokta kayna. 
 (gen.) (o.),  evlenme, nikh;  nikaha ait. 
 e, koca veya kar, zevc veya zevce. 
  fkrtmak, kuvvetle darya atmak; heyecanla okumak: fkrmak, feveran etmek; (k. dili) nutuk atar gibi konumak; (ng.), (argo) rehine koymak;  iinden sv akan az veya u, musluk, meme, emzik; fkrma; kasrgann denizden kaldrd su stunu; (ng.), (argo) rehinci dkkan. up the spout (argo) harap olmu, mahvolmu. 
 fkran petrol kuyusu; su fkrtan balina; balina avlama gemisi; lugat paralayc kimse. 
 fren takozu. 
  burkmak, burkulmak;  mafsaln burkularak incinmesi, burkulma. sprain fracture burkulma sonucunda bir kemik parasyle beraber veterin kemikten kopmas. 
 (bak.) spring. 
 aabal, (zool.) Clupea sprattus. 
  yaylp yatmak, sere serpe uzanmak; yatarken kol ve bacaklar yaymak; dank olmak, yaylm olmak (fidan);  yaylp yatma, sere serpe uzanma. 
 yaprakl ve iekli ufak dal, bahar dal: bu ekilde yaplan ss. 
  pskrtlen ila: serpinti, pskrtlen sv; pskrge, vaporizator;  pskrtmek; stne sv pskrtmek veya serpmek. spray gun pskrtme tabancas. spraypaint  boya pskrtmek. 
 (spread) yaymak, sermek, amak; alabildiine amak; datmak, samak, neretmek; sirayet ettirmek, bulatrmak; ayrmak; zerine sermek, kaplamak; srmek; kurmak (sofra); teferruatyla meydana koymak veya kaydetmek; uzatmak; yaylmak, serilmek; dalmak, salmak, nerolunmak; yaylmak, ayi olmak; sirayet etmek, bulamak; birbirinden ayrlmak. spread oneself iyi tesir brakmaya almak. spread oneself thin kudretinden fazla i yklenmek. 
 yaylma; saha, vsat; ortu (sofra veya yatak iin); (k. dili) ziyafet; ekmek zerine srlen yiyecek; gazetede ayn konuyu ele alan karlkl iki sayfa. 
 kollar ve ayaklar gerilmi vaziyetteki; (A.B.D.), (k. dili) ar vatanperver, gsterii. 
 yayan veya, sren ey veya kimse; iki telin birbirine dokunmamas iin aralarna konan tahta; tarlaya gbre serpen makina. 
 cmb, a1em, elenti; iki lemi. go on a spree alem yapmak. shopping spree eldeki btn paray al verie yatrma. 
  (-ged, -ging) ince dal, filiz; delikanl, gen: basz ivi:  ince dallarla sslemek; budamak; iine basz ivi akarak salamlatrmak. spriggy  ince dallarla dolu. 
 canl, en, neeli, etaretli. sprightliness  canllk, nee. 
 yay, zemberek; yaylanma; atlama, frlama veya srama gc veya yetenei; geri tepme; atl frlay, sray, hamle; ilkbahar bahar; balang; kaynak, mene; memba, kaynak pnar; (den.) seren veya kerestenin atla veya erilmesi. spring balance yayl terazi veya kantar. spring chicken pili; (k. dili) taze, (slang) pili. spring fever ilkbahar yorgunluu. spring mattress yayl yatak. springtide ayda iki defa meydana gelen yksek met; duygu veya etkinin en kuvvetli olduu zaman. spring water memba suyu. springlike  bahar gibi; yay gibi. 
 (sprang veya sprung; sprung) yay gibi frlamak; ileri atlmak, sramak; eilmek, bklmek, arplmak; kmak, srmek; gelmek; neet etmek, hsl olmak, zuhur etmek; srpriz yapmak, birden yapmak; (iir) afak skmek, balamak (gn); ykselmek; (mim.) kemer halinde kmak; yay boalmak; frlatmak, zembereine dokunup salvermek; birdenbire meydana karmak; zorlayp sakatlamak, atlatmak; patlatmak; bkp yerine yerletirmek; stnden atlamak; (argo) kefaletle veya kararak hapisten karmak; (av kuunu) rktp karmak. spring a leak su szdrmaya balamak; su etmeye balamak (gemi) spring at zerine saldrmak, sramak. spring back geriye tepmek veya sramak. spring forth srp meydana kmak; ileriye atlmak. spring in ieri atlmak. spring out dar frlamak. spring upon stne atlmak. 
 tramplen; balang noktas. 
 Gney Afrika'da bulunan bir cins ceylan (zool.) Antidorcas marsupialis. 
 ilmekli tuzak, ku kapancas. 
 srayan ey veya kimse; (mim.) kemer kvrntsnn balad yer ve burada bulunan ta; bir eit av kpei; bir eit geyik; pili. 
 pnar ba, memba, kaynak. 
 pnar zerine yaplan ve buzdolab niyetine kullanlan ufak bina. 
 ilkbahar, bahar mevsimi. 
 yayl, yay gibi; pnarlar ok. springiness  yayllk; pnar okluu. 
  serpmek; ekmek samak; iselemek;  serpinti; isenti. sprinkler  serpme makinas sprinkler system serpici, tavandaki delikli borularla su pskrterek yangn sndren otomatik dzen, yamur sistemi. sprinkling  serpinti; bir tutam; bir yerde tek tk bulunan eyler. 
  tabana kuvvet komak;  en byk hzla yaplan (ks.)a mesafeli kou. sprinter  (ks.)a mesafe koucusu. 
 (den.) direkten yelkenin d kenar tepesine doru uzatlan ufak seren aavele gnder. spritsail  aavele gnderli yelken. 
 cin, peri; hayalet, tayf. 
 bir ark zerinde zincir halkalarnn getii dilerden her biri, zincir dilisi. sprocket wheel zincir donatmaya mahsus dili ark, zincir dilisi. 
  srmek, filiz vermek; filiz srdrmek;  yeni srm dal veya srgn, filiz. 
  k, giyimine titiz, (colloq.) iki dirhem bir ekirdek; mklpesent, titiz merakl;  (gen.) up ile zarif ve k giyinmek; dzenlemek, ekidzen vermek. sprucely  k spruceness  klk zarafet. 
 ladin, (bot.) Pinus picea. 
 (tb.) psiloz, barsaklarda mzmin amel hsl eden tropikal bir hastalk. 
 dkm delii kalba erimi maden aktmaya mahsus delik; cruf. 
 (bak.) spring. 
 (spryer, spryest veya sprier, spriest) din canl, hareketli, faal evik. 
  (ded, ding) apa, tirpidin, tirpit, bahe malas; (k. dili) patates; kaln ve (ks.)a ey;  apa ile yeri kazmak veya otlar skmek, apalamak. 
(bak.) spew.
  kpk;  kprmek. spumescence  kpkl olma. spumescent, spumous, spumy  kpk gibi kpkl. 
 (bak.) spin. 
 kav, mantar kav; kvlcm alev; kibrit; (k. dili) azim kuvvet, metanet cesaret; fke, hiddet. spunky  cretli; fkeli. 
  (-red, -ring) mahmuz; saik, tahrik vastas, kkrtc herhangi bir ey; mahmuza benzer sivri odun paras; baz ieklerde bulunan boru eklinde knt; horoz mahmuzu; duvar destekleyen kntl (ks.)m; payanda, destek; ovaya uzanan da burnu; demiryolunun (ks.)a ube hatt;  mahmuzlamak; kkrtmak, tahrik etmek evketmek; stne mahmuz ivileri koymak; hayvana mahmuz vurup gitmek; mahmuzla kesmek. spurgear, spur wheel dz dili ark, aln dilisi. on the spur of the moment irticalen, annda, evvelden hazrlk yapmadan. set spurs to mahmuzlamak. win one' spurs ilk hreti salamak. spurry  mahmuzlu. 
 mahmuz yaras. 
 stleen, (bot.) Euphorbia spurge laurel, defneye benzer bir bitki, (bot.) Daphnelaureola spurge olive dulap talotu, (bot.) Daphne mezereumsun spurge, sar stleen, (bot.) Euphorbia helioscopia. tree spurge aa stleeni. 
 (zool.) ayann arka parma mahmuzlu (ku) 
 sahte, taklit, yapma, dzme; (biyol.) sathi, asl olmayan, benzer; kanun d (ocuk) spuriously  taklit ederek. spuriousness  benzeri olma, taklidi olma. 
  tekme atp defetmek, tekme ile kovmak; hakaretle reddetmek;  hakaret edici davran; nefretle reddetme. 
 mahmuzcu. 
 karanfil familyasndan herhangi bir ot. 
  ani hamle yapmak, davranmak;  ani hamle; ksa mddet iin faaliyet art. 
  fkrmak, fkrtmak;  fkrma. 
 Ruslarn uzaya gnderdii ilk uydunun ismi, sputnik. 
  tkrk samak; tkrk saarak konumak; sratle ve anlalmaz bir ekilde konumak;  tkrk sama; dili dolaarak laf syleme; kuru grlt. 
 (o.) -ta) salya tkrk. 
  casus, hafiye, ajan; casusluk etme, gzetleme;  casusluk etmek, gzetlemek; uzakta veya gizli olan bir eyi grmek, kefetmek. spy out el altndan anlamaya almak. 
 kk drbn. 
(ks.) sequence, square. 
(ks.) the following ones. 
  gvenin yavrusu; bodur kimse; minder; sedir;  bodur; kulukadan yeni km. squabbish, squabby  bodur. 
  kavga etmek, hadise karmak; (matb.) bozmak datmak (hurufat);  kavga, arbede, drlt, hrgr. squabbler  kavgac. 
 takm, ekip, kk grup; birka erden meydana gelen asker grubu, mfreze. squad car telsizli polis devriye arabas. football squad futbol takm. 
  svari bolluu; ufak donanma, filo; hava filosu;  blk blk tanzim etmek; filo tekil etmek. 
 kirli, pis, murdar, bakmsz, sefil. squalidity, squalidness  sefillik. squalidly  sefalet iinde. 
  hrn bir ocuk gibi barmak, yaygara koparmak;  yaygara, vaveyl. 
  bora, kasrga, ani ve iddetli frtna; (k. dili) karklk;  frtna kmak. squall line (meteor.) souk dalgasnn nnde ilerleyen kasrga hatt squally  frtnal, boral. 
 bakmszlk, pislik, miskinlik, sefalet. 
 (o.) mae) (biyol.) pul, pul gibi ey. 
 st pul pul olan. 
  israf etmek, bo yere harcamak, (colloq.) arur etmek;  israf, bo yere harcama. 
  kare, drt keli, dik al; omuzlar enli; doru, dil, insafl; namuslu; tam, kesirsiz; tam, ak; (argo) modadan habersiz, genlik fikirlerine kar koyan, eski kafal;  (k. dili) doru, dosdoru; tam yerinde, isabetli. square dance drt iftin kar karya yaptklar bir eit oyun. square deal drst ve insafl pazarlk veya muamele. square foot ayak kare, 0,093 m2 square knot camadan ba. square meal doyurucu yemek. square measure yzey l birimi. square meter metre kare. square mile mil kare, 2,59 km2. square piano adi piyano, dz piyano. squarerigged;  (den.) drt ke seren yelkenleri olan, kaba. sorto square root (mat.) kare kk, cezir. square sail drt ke seren yelkeni. square shooter (k. dili) drst insan. squaretoed  kt burunlu (ayakkab); eski detlere veya modaya dkn. get square with hakkndan gelmek. squarely  kare eklinde; drste. squareness  kare olu. squarish  karemsi. 
 kare, drdl: gnye, T cetveli, iletki; ehir iindeki meydan veya kk park; etraf drt sokakla snrlanm arsa, ada; iki sokak arasnda mesafe; (dama tahtasnda) hane; (mat.) bir saynn ikinci kuvveti, kare; (argo) yeniliklerden habersiz ve bunlara uymayan kimse, burjuva. Back to square one. Btn gayret boa gitti. Yeniden balanmal. magic square bir kare iine yazlan ve boyuna, enine veya aprazvari toplannca hep ayn yekn tutan saylar. on the square dikey vaziyette; (k. dili) doru, drst, itimat edilir. out of square dzensiz, nizamsz. 
 drt keli hale getirmek; dorultmak, doru tutmak (bilhassa omuzlar); uydurmak; uygun klmak; demek, hesabn temizlemek; (mat.) ikinci kuvvete karmak, karesini almak; (argo) rvet ile azn kapatmak. square away hazrlamak. square off muta kavgas iin vaziyet almak, boks iin hazrlanmak. square the circle verilen daireye eit kare izmek; imknsz grnen bir ie teebbs etmek. square up tamamlamak. square with uygun gelmek, mutabk dmek. 
 (bot.), (zool.) sert pullu, sk ve sert. 
 kabak. winter squash helvackaba, balkaba, (bot.) Cucurbita maxima. 
  ezip pelte yapmak, ezmek; yrrken suya veya amura basar gibi ses karmak; bastrmak: sktrmak;  ar ve yumuak bir eyin dmesi; pelte, pelte gibi ezilmi ey; bina iinde raketle oynanlan bir eit top oyunu; "ap" sesi; vck vck olma sesi; (ng.) meyva suyu ile yaplan iecek. squashy  pelte gibi, ezilmi. 
 (-ted, -ting)   melmek: kmek; izinsiz olarak bir yere yerlemek, gecekondu yaparak yerlemek; meltmek;  bodur; melmi;  melme; izinsiz yerleme. squat'ty  bodur; ksa ve kaln. 
 bir mlk igal eden kimse; gecekondu yapan kimse. 
 Kuzey Amerika kzlderilisi kadn; (argo) kz kadn. squaw man kzlderili bir kadnla evlenip onun kabilesinde yaayan beyaz erkek. 
  ac ac barmak, viyaklamak; (k. dili) ikyet etmek;  ac ve ince ses; (k. dili) ikyet. 
 elektrikle alan arma hoparlr. 
 ikyeti; hoparlr. 
  ciyak ciyak barmak; crlamak; gcrdamak (kap, mentee veya ayakkab); (argo) srr aklayarak ihanet etmek; crlatmak; gcrdatmak;  ciyak ciyak barma; crlama; gcrdama. squeak through zar zor baarabilmek. narrow squeak (k. dili) tehlikeyi gbela atlatma, (colloq.) paay syrma. 
 czrtl, gcrtl. squeakily  gcrdayarak. squeakiness  gcrdama. 
  domuz gibi ses karmak; cyaklamak, haykrmak, barmak; crtlak veya czrtl ses karmak; (argo) su ortaklarn ele vermek, ihanet etmek; mrldanmak, sylenmek;  domuz sesi; cyaklama; haykr, barma. squealer  byle ses karan kimse; gvercin yavrusu; ihbarc. 
 irenen, abuk tiksinen; titiz, iffet taslayan; midesi abuk bulanan. squeamishly  irenlikle. squeamishness  irenlik, tiksinti. 
  slak tahta deme veya pencereyi silmek iin kullanlan kenar lastikli alet; fotoraflar kurutmak iin kullanlan lastik silindir;  lastik sprge ile fazla suyunu aktarak kurulamak. 
  skmak, ezmek; sktrp tkmak; ksmak; sktrp szdrmak (para); sktrmak; ya katla kalbn karmak;  skma, sktrma; ya ktla karlan kalp. in a squeeze zor durumda. squeeze bottle sktrlnca iindekiler boalan plastik ie. squeeze into skmak, skp arasna girmek. squeeze out vicdanszca mahvna sebep olmak. squeeze play kar taraf zor duruma drme, sktrma. squeeze through skp arasndan gemek. 
  susturmak, bastrmak, tesirsiz hale getirmek; (k. dili) ani cevaplarla susturmak; amurda yrrken ayak sesi karmak;  susturucu cevap; amurda ayak sesi. 
  (-bed, -bing) fiek, maytap; dinamite konulan emniyet fitili; hiciv;  fiek atmak; hiciv sylemek veya yazmak. 
 ufak cins mrekkepbal, supya; kalamar, (zool.) Loligo vulgaris. 
 (k. dili) okunmas mmkn olmayan ksa elyazs ibare, anlamsz izgi. squiggly  eri br, kargack burgack. 
 adasoan, (bot.) Scilla maritima; yaban soan; yldz smbl. 
 (mim.) ke kemeri. 
   gzlerini (ks.)arak bakmak, gzlerini yar kapamak; yan bakmak; a olmak; toward (ile) meyletmek, eiliminde olmak;  alk; gzlerini (ks.)ma; dolayl eilim;  a. 
 a gzl; yan bakan; taraf tutan. 
  valye silhtar; ngiltere'de valyelikten bir derece asa rtbe; ngiltere'de ky erafndan olan kimse; Amerika'da avukatlk veya yarglk eski nvan; byk bir adamn ua; kavalye;  refakat etmek. squireling  kk bey. 
  kvranmak; kpr kpr kprdanmak;  kvran. 
 sincap European squirrel sincap, (zool.) Sciurus vulgaris flying. squirrel uan sincap. squirrely  (A.B.D.), (argo) kafadan atlak. 
  fkrtmak, fkrmak;  fkrma veya fkrtma; rnga; fskye; fskyeden fkran su; (k. dili) kendini beenmi ocuk veya gen. squirt gun oyuncak su tabancas; pskrtme rngas. 
acdilek, eekhyar, (bot.) Ecballium elaterium. 
(ks.) senior, sir, sister.
(ks.) supersonic transport
(ks.) saint, statute strait, street.
(ks.) stanza, stet, stitch.
 (-bed, -bing)  sivri bir aletle yaralamak; bak veya haner saplamak, baklamak, hanerlemek; iine girmek; delmek;  sngleme; sng yaras; sz ile yaralama, kalbini krma. stab in the back arkadan vurmak. make a stab at teebbste bulunmak, denemek. 
  sabit, duraan; dengeli; (tb.). scakla dayanr;  modern heykeltralkta sabit eser. 
 olduu yerde salam durma; muhkem olma; salamlk; katlk; karar, sebat, temkin; (mak.) muvazene, denge. 
 sabit klma veya olma, saptama, tespit etme; istikrar; (hav.) dengesini salama; (mak.) dengeleme. 
 saptamak, tespit etmek, muhkem hale getirmek; istikrar kazandrmak; (hav.) dengesini salamak; (mak.) dengelemek. stabilizer  stabilizatr, denge salayan kimse veya ey; (hav.) uan dengesini salayan cihaz; dengeleyici, pekitirici. 
  ahr; zel bir ahrn atlar ve uaklar; (A.B.D.) alma grubu, ekip;  ahra balamak ahrda oturmak veya yatmak. 
 sabit, bozulmaz, kararl, kmldanmaz, sarslmaz, devrilmez, yklmaz; baki, daimi, lmsz, zeval bulmaz; azimli, sebatl. stable equilibrium sabit dengeli olma, muvazene. stableness  sabitlik, sarslmazlk. stably  sabit olarak, bir kararda. 
 seyis yama, ahrda hizmet eden uak. 
 ahr ve ahr malzemesi. 
  (mz.) her ses ayr ve ksa olarak, stakato;  kesik ve kuvvetli. 
  byk yn; saman veya ot kmesi, tnaz, istif; muntazam yn; baca; kitap raflar (zellikle byk ktphanelerde); (k. dili) bolluk;  ymak, istif etmek. have the cards stacked against one g bir durumda olmak, engeller karsnda olmak. stack the cards hile ile kartlar dzenlemek. 
 Hollanda'da genel vali. 
 arazi lmesinde geici toporafya istasyonu; lme ubuu. 
 (o.) -dia) eski Yunan stadyumu; stadyum; 185 metrelik eski uzunluk ls; inkiaf derecesi; (tb.) hastaln devresi .
 (o.) staffs, staves) denek, sopa, omak, asa; direk, gnder; uzun sap; bir idarenin btn memurlar, personel; (ask.) kurmay subaylar; (mz.) notalarn yazld be izgili porte. staff notation (mz.) portede kullanlan iaretler sistemi. staff officer erkn harp zabiti, kurmay subay. 
 (mim.) muvakkat binalar iin ta yerine kullanlan ve aldan yaplan har. 
  erkek geyik; idi edilmi domuz; bir ziyafet veya toplantda kadn arkada olmayan erkek; erkekler iin toplant;  yalnz erkeklere mahsus. stag beetle boynuzlu bir bcek, (zool.) Lucanus cervus, stag line dansta dam olmayan erkekler grubu. stag party yalnz erkeklere mahsus elence. go stag kar cinsten refaket eden olmadan. toplantya gitmek. 
 sahne; tiyatro, sahne hayat, tiyatroculuk; meydan; yolculuun bir (ks.)m, bir gnlk mesafe; merhale, menzil; safha; mertebe, devre; suyun ykseli derecesi; bir binann yatay kesiti, kat; mikroskopta baklacak cismin konulduu raf; uzay roketinin basamakl alan itme takmlarndan her biri; yap iskelesi; posta arabas. stage business (tiyatro) oyuncularn konuma dndaki jest ve mimikleri. stage de(sig.)n sahne dekorasyonu. stage director sahne mdr. stage door aktrlere ve sahne grevlilerine mahsus tiyatro kaps. stage fright seyircileri grnce oyuncularda bazen grlen korku. stage manager sahne amiri. stage whisper sahnede aktrn kolayca iitilen fslts. by easy stages derece derece, azar azar. critical stage nazik veya tehlikeli safha, buhranl devre. go on the stage tiyatroya girmek, sahne hayatna atlmak. larval stage bceklerin larva haline geldikleri devre. quit the stage sahneden ekilmek. 
 sahneye koymak; temsil etmek; yrtmek, idare etmek. 
 posta arabas, menzil arabas. 
 piyes yazma veya sahneye koyma sanat. 
 sahne grevlisi. 
 ok tecrbeli kimse. 
 aktrlk hevesine tamamen kaplm. 
(bak.) stagy. 
 drt yanda erkek geyik. 
  sendelemek, sersemleyip decek gibi olmak; tereddt etmek; artmak, hayrete drmek, sersem etmek; kark dzenlemek; ayr saatlere bltrmek; kanatlar kar karya gelmeyecek ekilde tertip etmek;  sendeleme; sersemleme; (o.) hayvanlara mahsus damla illeti. stag geringly  sendeleyerek; artc derecede. 
 geyik avnda kullanlan iri av kpei . 
 bina iskelesi; menzil arabasyla yolculuk: sahneye koyma. 
 durgunluk; atalet, ilemezlik. 
 durgun, hareketsiz, bayatlam, bozulmu (su); atl, kesat, rakit. 
 durgun olmak, durgunlamak, durgunluk sebebinden bozulmak (su); atl veya hareketsiz olmak; bitki gibi yaamak. stagnation  durgunluk. 
 sahneye yakr, aktrce stagily  sahneye yakr ekilde staginess  sahneye yakr tarz. 
 temkinli, arbal, vakarl; sabit. 
  lekelemek; tahtaya renk vermek; leke srmek (eref, isim); lekelenmek; boyanmak;  leke; boya, vernik; benek. stained glass renkli cam. 
 lekesiz, pak, temiz, kusursuz. stainless steel paslanmaz elik . 
 basamak; kademe; (o.) merdiven. stair carpet merdiven hals. stair rod merdiven hals ubuu. a flight of stairs bir kat merdiven. back stairs arka merdiven. 
 binann merdiven ksm, merdiven. 
 merdiven ba, sahanlk. 
 merdiven. 
 merdiven boluu. 
  kazk; kaza balayp yakarak ldrme; kumarda ortaya konan para: (sk sk) (o.) yarmada dl; ansa bal olan ey;  kaza balamak, kazklarla snrlamak; kazklarla pekitirmek; (k. dili) kumarda para koymak; tehlikeye atmak. stake a claim sahip kmak. stake boat kayk yarnda menzil iareti olarak bir yere balanan sandal. stake horse mterek bahis tutulan yarlarda koturulan cins at. stake out, stake off kazklarla iaret etmek veya blmek; hudutlarn gstermek. be at stake tehlikede bulunmak, ansa bal olmak. bring to the stake yakarak idam etmek. high stakes ortaya atlan byk miktar. perish at the stake yaklarak idam olunmak. pull up stakes iini bitirip baka yere tanmak. We have a stake in the out come Ucu bize dokunur. 
 bir bahis iin ortaya konan paray muhafaza eden kimse. 
 istalaktit, sarkt. stalactic(al), stalactit'ic(al)  sarktlarla ilgili veya onlara benzer. stalactiform  istalaktit eklindeki. 
 Alman sava esirleri kamp. 
 istalagmit, dikit. stalagmitic(al)  dikitlerle ilgili; dikitlere benzer. 
  bayat, durmu, eski; adi; ypranm, bitkin (fazla spor yapanlar iin kullanlr);  bayatlatmak, tazeliini gidermek; bayalatrmak. staleness  bayatlk. 
  kaanmak, iemek (at veya sr);  at veya sr sidii veya kaanmas. 
  satran oyununda ahn ki denmemi fakat nereye oynarsa ki denecek vaziyette olmas, pata; iki taraftan her biri kmldanamaz halde olma; faaliyetsizlik;  satranta ah demeden hareket edemez hale getirmek; kmldanamaz hale koymak. 
 sap, bitki sap. 
  sezdirmeden ava yaklamak; azametle yrmek;  azametli yry; sezdirmeden ava yaklama. 
 arkasnda avcnn siper ald at veya at eklinde ey; arkasnda gizlenilen ey, maske. 
 ahr; ahrda tek at iin yaplm blme; kk dkkn; (hav.) hz kaybedip bocalama: Oto. motorun durmas; orkestra yelerinin veya kilise korosunun oturduu ksmen kapal yer; araba park edecek yer; yaral parmak sargs; (k. dili) oyun, dzen. 
 ahrda kalmak; ahra kapayp beslemek; istemeyerek stop etmek, yk fazlalndan stop etmek (motor); (hav.) hzn kaybedip dmek zere olmak; amur veya kara saplanp durmak; durdurmak; (k. dili) soruturmadan kanmak; tehir etmek, vakit kazanmaya almak. 
 ahrda semirtmek. 
 damzlk at, aygr 
  bnyesi kuvvetli, iri yapl; cesur, yrekli, yiit;  cesur ve kuvvetli adam; sadk parti yesi. 
 stanbul; eski stanbul. 
 ieklerde erkeklik uzvu, ercik. stamen, stamened  stameni olan. staminiferous  stamenler hsl eden. 
 dayankllk, tahamml, kuvvet. 
 kuvvet veya dayanklla ait; (bot.) stamene ait veya stamenlerden ibaret. 
 (bot.) ercikli, stamenli, bilhassa diilik uzvu olmayp yalnz erkeklik uzvu olan. 
  koyu krmz (renk) 
  pepelemek, kekelemek;  kekemelik. stammerer  kekeme kimse, pepe kimse. stammeringly  kekeleyerek. 
  ayan yere vurmak; basmak; damga vurmak, zerine damga basmak, damgalamak; zerinde silinmez izler brakmak; yerlemek; kalpla vurup kesmek; ezmek; sikke darbetmek; imza ile tespit etmek; pul yaptrmak;  stampa; damgalama; damga; pul, posta pulu; ayan yere vurma; kalp; maden filizini ezmeye mahsus tokmak; alamet, marka; cins, soy, eit. stamp mill maden filizi krma makinas. stamp out stne basp sndrmek; bastrmak, ezip yok etmek; kalp ile kesmek; ayak patrts ile kmak. stamp pad stampa. stamp tax pul vergisi. stamping ground bir kimsenin sk sk gittii yer. 
  atlarn veya srlarn korkarak dalp kamalar; cokun toplu kou; panik yaratma; ayaklanma;  topluca koumak, kamak, panie kaplmak, belirli bir hedefe hcum etmek; katrmak, korkutup koturmak. 
 damgalayan kimse veya alet; postanede mektuplara damga vuran memur; stampa, zmba, damga; tokmak. 
 duru; tutum; golfta topu elerken bacaklarn ald vaziyet. 
  (kan) durdurmak, akmasn nlemek;  (bak.) staunch. 
  direk, destek, ayak, dayak, payanda; ahrdaki hayvanlar muhafaza iin hayvanlarn boyunlarnn iki tarafna konulan direk; (den.) puntal;  hayvanlarn boyunlarnn iki yanna direk koyarak kmalarna engel olmak. 
 (stood) ayakta durmak, kaim olmak; durmak, ayakta kalmak; kalmak, baki kalmak; sebat etmek, tahamml etmek, ekmek, dayanmak; sabit olmak; inat etmek, ayak diremek; olmak, bulunmak; durmak; uymak, uygun gelmek; (ng.) aday olmak; (den.) gitmek, yol tutmak, dorulmak; belirli bir l uzunluunda olmak; kalkmak, dikilmek; muteber kalmak; durdurmak, dikmek; yn gstermek; (k. dili) ziyafet masraflarn demek. stand a chance ihtimali olmak. stand aside bir kenara ekilmek. stand back geriye ekilmek. stand by hazr beklemek; yaknnda durmak; arka kmak, desteklemek; (szne) sadk kalmak; karmamak, lkayt kalmak, yardm etmemek; (den.) hazr olmak, alesta durmak. stand clear emniyette bulunmak. stand down mahkemede ahitlik ettikten sonra ekilmek. stand firm sabit durmak: stand for tarafn tutmak; yerine gemek, temsil etmek; tahamml etmek, msamaha etmek. stand in awe of korkmak; bir kimseye kar korkuyla kark sayg duymak. stand in for vekaleten vazifesini grmek. stand in with aralar iyi olmak. stand off uzak durmak; raz olmamak. stand on de temel tutmak; zerinde srar etmek; (den.) yoluna devam etmek. stand ones ground davasndan vaz gememek, sebat etmek. stand on one' own two feet yardm beklemeden kendi ilerini idare etmek. stand out ileriye frlam olmak; gze arpmak; kar durmakta inat etmek. stand over dikkatle izlemek; tehir edilmek. stand pat deiiklie kar olmak, politika deitirmemek. stand still hareketsiz durmak, kmldamamak. stand to sebat etmek. stand together uymak, uygun olmak. stand to reason makul olmak, akla yatmak. stand treat bakalarna ikram etmek. stand trial muhakeme edilmek, yarglanmak. stand up ayakta durmak, ayaa kalkmak; (kullanlnda) dayanmak; doru kmak; (k. dili) randevuya gelmeyerek (birini) boa bekletmek. stand up for bir kimsenin tarafn tutmak, taraftar olmak. stand up to cesaretle karlamak. stand up with nikah merasiminde (gelin veya damada) refakat etmek. Where does he stand on civil rights? Medeni haklara kar tutumu ne? 
 duru; durak, durulacak yer; durum; saks koymaya mahsus sehpa veya ayaklk; portmanto; sat tezgh veya masas, iporta; satcnn durduu yer; tribn; mahkemede ahit yeri; bir kimsenin bulunduu yer; ilemez durum, kmaz; turnedeki tiyatro ekibinin ksa bir zaman kald ehir; ormanda yetien aalar; belirli bir tarlada bulunan ekin; (sko.) takm. be at a stand duraklamak. take a stand fikrini aa vurmak; taraf tutmak. take the stand davada ahitlik yapmak. 
 standart olarak kabul edilmi; herkese itibar edilen; umumca kabul edilen (dil usul) standard candle ayar mumu, l olarak kabul edilen ve ayar edilen bir mumun sat k. standard deviation istatistikte ortalama ile bunu tekil eden rakamlarn fark ls. standard English edebi veya kltrel ve sosyal bakmdan kabul edilmi olup aydn snf tarafndan kullanlan ingilizce. standard gauge demiryolu raylar aral iin Avrupa ve ABD'nde kabul edilen standart l: 1,435 m standard lamp k lsnde standart olarak kullanlan lamba. standard pitch (mz.) ABD'nde standart ton ayar ("la" 440 frekansnda) standard time bir memleket veya blge iin kabul edilmi saat ayar. 
 sancak, bayrak, alem; sembol; ileri gelen bir ahs temsil eden sancak; miyar, l birimi, standart; ayar; para mikyas (altn veya gm); ayak, payanda, direk, destek; ar eya. standard of living hayat standard .royal standard kraliyet sanca. up to standard belirli bir standarda gre, kabul edilen artlara gre. 
 bayraktar, alemdar. 
 belirli bir lye uydurmak, standardize etmek, ayarlamak, normalletirmek. standardization  ayarlama, normalletirme. 
 (o.) -bys) yedekte bulunan kimse veya tertibat. 
 (tiyatro veya trende) yer kalmad iin ayakta kalan kimse. 
 sabit gr; kmldamayan ey. 
 nfuz, (slang) piston; dublr. 
 hokka, kalem mahfazas. 
 (k. dili) oyunda beraberlik; mukabil kuvvet, tesirsiz brakma; ilgisizlik, soukluk; sonraya brakma, tehir. 
 ilgisiz, souk. 
 stnlk ve kymeti ile gze arpan ey veya kimse; (k. dili) eski grn muhafaza edip umumun kararna itirak etmemekte srar eden kimse. 
 tutucu, deiiklie kar koyan standpatter  tutucu kimse. 
 dikme boru; yangn musluu. 
 gr noktas, bakm. from the standpoint of bakmn dan, gryle. 
 durma, ilemez hal, tevakkuf; tatil, paydos, iin durmas. be at a standstill durgun halde olmak; inktaa uramak, kesilmek. 
 dik; ayakta durarak yaplan. 
 tek kiilik drt tekerlekli ak at arabas. 
(bak.) stink. 
  kalay madeni, kalay madeni eritme oca; kalay maden havzas;  kalay madenine ait. 
 kalay cinsinden, kalaya ait stannic acid stanat asidi, kalay asidi. stanniferous  tabii olarak iinde kalay bulunan. 
 kalay St Anthony' fire (tb.) ylanck. 
 iir ktas. 
 (anat.) zengikemii. 
 (k. dili), (bak.) staphylococcus. 
 iltihap hsl eden bir eit mikrop, stafilokok basili. 
   bir yerin rettii balca mahsul; esasl yemek maddelerinden biri; hammadde; elyaf; unsur; ierik, muhteva; sat yeri; ambar;  devaml retilen veya satlan; ana, esas; piyasay tutmu, yerlemi;  (yn elyaf) uzunluuna gre tasnif etmek stapler  yn tasnifisi; yn ve elyaf satcs. 
  tel, tel raptiye; iki bal ivi;  zmbalamak, telle raptetmek. stapler  zmba. 
 yldz; yldz ekli; yldz iareti; (tiyatro), sin yldz; mmtaz ahsiyet, sporda mkemmel oyuncu; talih. star apple meyvas elmaya benzer ve Antiller'de yetien bir aa, (bot.) Chrysophyllum cainito Star Chamber eskiden ngiltere'de hudutsuz yetki sahibi olan ve 1641'de lavolunan mahkeme; gizlice ve istedii gibi hareket eden herhangi bir mahkeme. star drift kme halindeki yldz gruplarnn mterek hareketi. star grass nergis zambana benzer ufak bir ot, (bot.) Hypoxis star of David Sleymann mhr. Star and Bars Amerikan  Harbinde Gneyli hkmetin bayra. Stars and Stripes ABD'nin bayra. star sapphire yldz grnts veren yakut. star shell iaret fiei, aydnlatma mermisi. StarSpangled Banner ABD'nin bayra; ABD'nin milli mar. have stars in one' eyes gzleri parldamak. make one see stars (k. dili) gznde imekler aktrmak. north star Kutupyldz, kuzey yldz, demirkazk. shooting star kayan yldz, haceri semavi, gkta. thank one' lucky stars Allaha kretmek.
 (-red, -ring) yldzlarla sslemek; yldz koyarak iaret etmek; yldz yapmak; barolde oynamak; barolde gstermek. 
 nl, mehur, en iyi olan; yldza ait; yldzla iaretli. 
  geminin sancak taraf, sancak;  buna ait 
  niasta, ket; kola; resmiyet; (A.B.D.) canllk, dinlik;  kolalamak. starchiness  sertlik, bol kolallk; resmiyet. starch'y  niastal; kolal; resmiyete meyilli, souk. 
 bedbaht, anssz, yldz snk. 
 sin, (tiyatro) yldzlk.
  gzn dikip bakmak, uzun uzun bakmak; dik durmak (sa);  uzun ve kstahca bak; baklarn bir noktaya taklp kalmas. stare at dik dik bakmak . stare down yzne dik dik bakp artmak veya utandrmak. stare one in the face nnde olmak; yaknda gelmesi kesin olmak (istenilmeyen durum) . 
 beparmak, denizyldz. 
 yldzlara bakmak, yldzlar tetkik etmek; hayallere dalmak. star gazer  yldzlara bakan kimse; dalgn kimse. 
 tepegz, kurbaa (balk), (zool.) Uranoscopus scaber. 
 mneccim gibi yldzlara bakma; dalgnlk. 
  sssz, sade; btn btn, tam; kat, kaskat kesilmi (l gibi); iddetli, frtnal; suratsz, sert; anadan doma;  tamamen. stark naked anadan doma, rlplak, ryan. stark raving (mad.) lgn, tam deli. 
 yldzsz, kapal. 
 kk yldz; ( (A.B.D.), (k. dili) gen yldz aday. 
 yldz . 
 srck kuu, ekirge kuu, (zool.) Sturnus vulgaris. 
 kpr ayann etrafna kaklan kazklar. 
 yldzlarla donanm; her hangi bir eyin yldz olarak gsterilmi; yldz iaretli; burlarn etkisinde olan . 
 yldzl, yldz gibi. starryeyed  hayranlkla bakan. 
 geyik boynuzunun ucu; ku kuyruu biiminde para. 
 balamak, harekete gemek, yola kmak; harekete geirmek, balatmak, yola koymak; kalkmak; rkp sramak; irkilmek, frlamak; dar uramak; gevemek, gevetmek; atmak; kurmak, tesisetmek; uurmak (av kular) start in balamak, ie koyulmak start off, start out balamak, yola koyulmak .start something zorluk karmak. start up altrmak; birden belirmek to. start with ilk i olarak, balangta. starting point hareket noktas, balang noktas. starting post yarta balang izgisini iaret eden direk.
 balang; yola kma, kalk; gelip geici gayret; srama, irkilme; ncelik; mhlet; evvelden balama; balangta bir ie verilen kuvvet ve yardm; geminin tahtalarnda atlaklk. 
 balayan veya balatan kimse; trende hareket memuru; (oto.) mar; (mak.) harekete geirme tertibat; yourt mayas. 
 rkmek, sramak, irkilmek; rktp sratmak; korkutup artmak. 
 artc, rktc. startlingly  rkterek, artarak. 
 alk, lm derecesinde alk; alktan lme. starvationwages geindirmeyen cret. 
 alktan lmek veya ldrmek; ok alk ekmek; yoksulluk ekmek, yokluundan mustarip olmak; alk ektirerek istenilen duruma getirmek. be starved for ok zlemek, hasretini ekmek. 
  alktan lm derecesine gelen ocuk veya hayvan;  a, a kalm, ok yoksul, perian; yetersiz. 
 (k. dili) saklamak. stash away saklamak. 
 (biyol.) vcutta her hangi bir svnn dolamnn durdurulmas; barsak hareketinin yavalamas.stat (ks.) immediately, static, stationary, statistics, statute. 
 ifade etmek, belirtmek, beyan etmek; tayin etmek, saptamak, tespit etmek. 
  hal, vaziyet, durum, keyfiyet; debdebe, tantana, ihtiam; devlet; hkmet; eyalet; memleket;  devlete ait; resmi; siyasi. state bank (A.B.D.) bir eyaletin msaadesi altnda alan banka; devlet bankas. state college eyalet niversitesi. state' evidence (huk.) devlet lehine ahitlik; suunu ikrar ederek kendi su arkadalar aleyhine sahadet eden kimse. turn state' evidence suunu ikrar ederek devlet lehine ahitlik etmek. State House hkmet binas; meclis binas. state of siege rfi idare, skynetim. state of war harp hali state owned devlet mal. state prison siyasi mahkmlara mahsus hapishane; (A.B.D.) bir eyalete mahsus ar ceza hapis hanesi. state socialism sosyalizm, devletilik. state' rights eyaletin haklar. state trooper (A.B.D.) motorlu aralarla devriye gezen jandarma .state university (A.B.D.) eyalet niversitesi Department of State (A.B.D.) Dileri Bakanl. in state resmi olarak, debdebe ve ihtiamla. lie in state tehir edilmek zere ak tabut iinde yatmak (byk bir zatn cenazesi) the States (k. dili) Amerika Birleik Devletleri (ABD haricinde kullanlr) 
 devlet idaresi, devletilik. 
 belirli, muayyen, dzenli, muntazam; ifade edilmi, beyan edilmi; kaydedilmi. 
 (A.B.D.) eyalet olma durumu. 
 haymatlos, vatansz. 
 hametli, azametli; heybetli, gsterili stateliness  hametli olma. 
 ifade; takrir, ifade olunan ey, beyanat, deme; rapor; hesap raporu. 
 eski Yunan ehirlerinde bir eit madeni para. 
 hususi vapur kamaras; yatakl vagon kompartman. 
  ABD'de olan;  ABD'de veya ona doru. 
 (o.) -men) devlet adam, devlet ilerinde tecrbeli ve bilgili olan kimse. statesmanlike, statesmanly  devlet adamna yakr, akll ve tedbirli. statesmanship  hkmet idaresinde hikmet ve cmertlik. 
 btn eyaleti kapsayan . 
  statik, duran cisimlere ait; sakin, dengeli; (fels.) dural; pasif elemanlara ait; (ikt.) varidattan ayr sermaye ile ilgili olan meselelere ait; (elek.) srtnmeden hsl olan elektrie ait, statik;  (radyo) parazit; kdili. istenilmeyen itiraz . statically  durarak, kmldanmayarak; duraan cisimlerle ilgili olarak. 
 statik ilmi; sosyol toplumsal dengeyi salayan kuvvetlerden bahseden ilim dal. 
  durak, tevakkuf mahalli; merkez, istasyon, gar; bir kimsenin bulunduu yer; memuriyet, grev; hizmet, makam, rtbe, hal; yer, mahal, mevki; sosyal durum, derece, vaziyet; ordu veya donanmann zel bir grevle gnderildii yer; istasyon (radyo, televizyon), kanal (televizyon);  bir yere tayin etmek veya yerletirmek. station break radyo ve televizyonda istasyon ismi ve yerinin verildii zaman . station house polis karakolu. station wagon kaptkat, pikap (araba) fire station itfaiye binas. lifeboat station can kurtaran gemi istasyonu. naval station donanma merkezi. police station karakol. railroad station demiryolu istasyonu, gar . 
  sabit, duraan; kmldamaz; muayyen bir kararda kalan, ne ilerlemekte ne de gerilemekte olan;  bir yerde daima kalan kimse veya ey; belirli bir yerde bulunan er. stationary air nefes alp verme srasnda daima akcierde kalan hava. stationary engine sabit makina. stationary front iki hava tabakas arasndaki snr. stationary population yerleik nfus. 
 krtasiyeci. 
 kt veya kalem gibi yaz eyas, krtasiye. 
 istasyon efi. 
 (pol.) devletilik taraftar, devleti; istatistik uzman. 
 istatistik, istatistik ilmi. statistic(al)  istatistie ait. statistician  istatistik uzman. 
 elektrik motorunda hareketsiz ksm, duruk, stator. 
 en kk basn derecelerini gsteren hassas barometre; (hav.) ok hassas ykseklik lei. 
  heykel koleksiyonu, heykeller; heykeltra; heykeltralk;  heykel veya heykeltrala ait.. 
 heykel statuette  ufak heykel . 
 heykel gibi heybetli ve vakarl statuesquely  heybetle. statuesqueness  heybetlilik, vakar. 
 boy, kamet, endam, insan veya hayvan boyu. moral stature ahlaki fazilet. 
 hal, durum, vaziyet; medeni hal, toplumsal durum; rol; vnme pay. status quo statko. 
 kanuna gre ceza verilebilir; kanunda yeri olan, kanuna uygun. 
  kanun, yasa, nizam, kural, kaide; emir, hkm;  kaideye gre; kurall. statute law yazl kanun. statute mile mil statute of limitations zaman am sresini tayin eden kanun.
 kanuna uygun, kanuni, kanuna bal. statutory rape reit olmayan bir kzla cinsi munasebette bulunma. 
  sadk, gvenilir; sabit, salam; kuvvetli;  (bak.) stanch staunchly  sebatla; sadakatla; salamca. staunchness  sebat; sadakat. 
 (fiz.) kristallerde k titreim dzeylerinin llerini tayin eden alet. 
 (-d veya stove) (sandalda, fda) tahtay krarak delik amak; kabuunu krarak paralamak; vurarak delik amak; f tahtalaryle donatmak: paralanp almak. stave off savmak, uzaklatrmak; meydana gelmesini nlemek. 
 omak, denek; ubuk; f tahtas; portatif merdiven basama; (iir) beyit; (mz.) porte. 
 (o.), (bak.) staff, stave. 
 hekimlikte kullanlan zehirli bir eit hezaren, (bot.) Delphinium. 
 durmak; kalmak; geici olarak ikamet etmek; beklemek; durdurmak, alkoymak, brakmamak, salvermemek; yaptrmamak, menetmek, nlemek; doyurmak; ertelemek, tehir etmek; (k. dili) dayanmak, yarta direnmek .stay one' hand engellemek, durdurmak .stay out darda kalmak. stay put (A.B.D.), (k. dili) yerinden kmldanmamak. stay the night gecelemek. staying power dayanma gc. 
  (den.) istralya;  istralya ile takviye etmek; tiramola etmek, dnmek, orsa alabanda edip dnmek. in stays tiramola. 
  dayamak, tutmak; desteklemek, teselli etmek;  dayanak, destek, payanda; balina stays  (o.), (ng.) korsa. 
 kalma; durma; ziyaret muddeti; ikamet, oturma; durdurma, tehir, infaz tehir; dayanma, sebat. stay bolt germe cvatas, payanda cvata, makinann iki demir parasn birbirinden ayr tutan cvata. 
(ks.), (ng.) Subscriber Trunk Dialing ehirleraras direk telefon sistemi. 
  bakasnn yeri, yer; ( eski) yararl olmak. stand in good stead yararl olmak, faydal olmak, yardm dokunmak. in his stead onun yerinde. 
 sabit, deimez, dnmez, muhkem; metin. stead fastly  sebatla. steadfastness  sebat . 
   (nlem) sabit, titremez, sallanmaz, deiiklik gstermez, oynamaz; amaz, dnmez, metin; salam; lml, ciddi; dzenli, muntazam; srekli, daimi; (den.) yerinde duran, rzgrdan sallanmaz;  (argo) devaml flrt edilen arkada;  sabit klmak, titremesini veya sallanmasn kesmek; sabit durmak, sallanmamak, kmldamamak; (nlem), (den.) Viyal Ar ar Oynatmak Sakin ol. go steady (k. dili) devaml olarak ayn kii ile flrt etmek. steadily  durmadan, muntazaman. steadiness  metanet, sarslmazlk. 
 klbast, biftek, kontrfile. 
 zellikle zgara et yenilen lokanta. 
 (stole, stolen)  almak, armak, (slang) yrtmek; aktrmadan almak; gizlice yapmak; gizlice hareket etmek; gizlice ve yava yava gitmek; (beysbol) bir kaleden dierine ustalkla komak; hrszlk etmek;  alma, hrszlk;alnm ey; (beysbol) ustalkla baka bir kaleye ulama; (argo) kelepir; hileli alveri. steal a look aktrmadan bakmak. steal a march on one bakasndan evvel bir hedefe gizlice ulamak. steal away yavaa savumak, aktrmadan gemek steal one' thunder bakasna galebe almak. 
 alma; alnan maldan ileri gelen zarar. 
 gizli i veya teebbs; gizlilik. by stealth gizlice. 
 gizlice yaplan; sinsi. stealthily  gizlice, sinsice, hissettirmeden, aktrmadan. stealthiness  gizlilik, sinsilik; gizlice yapma. 
 buhar, islim, buu, istim; (k. dili) kuvvet, iddet, enerji; (k. dili) hidde.t steam boiler buhar kazan. steam engine buhar makinas; lokomotif. steam hammer buharl varyos .steam heat buharl kalorifer sistemi. steam shovel istimli ekskavatr. steam table lokantada yemekleri scak tutan buharl tezgh. steam turbine buharl turbin. at full steam, full steam ahead son hzla, byk bir gle. blow off steam, let off steam islim salvermek; hiddetlenip iini dkmek. dry steam kuru buhar get up steam bir teebbs iin kuvvetini toplamak. work off steam islim salvermek; birikmi enerjiyi sarfetmek. 
 buhar salvermek; buulamak: buharda piirmek; buusu kmak, duman kmak, buram buram ttmek, islim halinde kmak; vapurla yolculuk yapmak. steam up buulamak; glendirmek; coturmak. 
 vapur. 
 vapur; buharla yemek piirmeye veya eya ykamaya mahsus kap; buulamas yaplan tarak. steamer trunk (den.) ranza altna sacak byklkte eya sand. 
 buhar borucusu. 
   yol ilerinde kullanlan silindir; ezici g; zor kullanma;  silindir ile dzletmek; basmak, ezmek; zorla elde etmek;  ezici. 
 vapur. 
 buharl; buhara benzer; ehvetli. steaminess  buharllk. 
 stearik stearic acid stearik asit, iya asidi. 
 (kim.) stearin . 
 (mad.) sabunta. 
(bak.) steadfast. 
 (edeb.) at, kheyln.
   elik, pulat; elikten yaplan alet, masat, elik bilei; akmak; elik gibi g;  elik kaplamak veya katmak, elik gibi sertletirmek; hissizletirmek, katlatrmak;  elikten yaplm; elik gibi; azimli; kat, duygusuz. steel blue elik mavisi steel engraving elik hakkakl; hakkedilmi elik levha ile baslan resim. steel wool bulak teli, elik tel elyaf. cold steel, kl ve sng gibi silahlar. worthy of one' steel klcna lyk; iinin ehli; zahmetine deer. 
elik ii; elik bina iskeleti; (o.) elik fabrikas. 
 elikten yaplm, iinde elik bulunan; elik gibi, sert. steeliness  sertlik. 
 kantar, uzun kollu el kantar. 
 Gney Afrika'ya zg ufak ceylan. 
  dik, sarp; (k. dili) fazla, ar, yksek (fiyat);  dik yoku, uurum. steeply  dikine; hzla. steepness  sarplk, diklik. 
  suya bastrmak, iyice slatmak, karmak; demlendirmek, demlemek; (fig.) doldurmak, iine iletmek; demlenmek; iyice slanmak;  demlenme, demlendirme; iyice slatma veya slanma; iinde bir ey slatlan sv veya kap. He is steeped in Near East history Yakn Dou tarihi konusunda ok bilgilidir . 
 kilise kulesi, an kulesi. steepled  an kuleli; ok kuleli.. 
 engelli yar. 
 kule veya yksek baca tamircisi. 
 dmen kullanmak, seyretmek; idare etmek, ynetmek, sevk ve idare etmek; dorultmak, yn vermek; (den.) dmen dinlemek; sevk ve idare olunmak. steer clear of saknmak, uzak durmak, yanamamak. steering committae ynetim kurulu. steering gear dmen donanm, dmen dili mekanizmas .steering wheel direksiyon; dmen dolab . 
 idi edilmi boa; kasaplk kz. 
 gverte yolculan iin kasara alt, en ucuz tarifeyle yolculuk edenlere mahsus salon ve kamaralar; dmen kullanma. 
 (den.) geminin dmen dinlemesi iin gerekli asgari hz. 
 serdmen, dmenci. 
  (den.) cvadras belirli bir meyilde bulunmak; cvadraya belirli bir meyil vermek;  cvadrann meyil as. 
  (den.) ambarda yk yerletirmeye mahsus dikme, vin mataforas;  dikme ile yk yerletirmek. 
 Jura devrinde (A.B.D.)'nin batsnda yaam dikenli zrh olan dev kertenkele. 
 byk bira barday. 
(bak.) steenbok. 
 (bot.) bitki kk veya sapnn i taraf, orta silindir, stel. 
 dikili ta, ta ant. 
 yldzlara ait, yldz gibi. stellar wind yldzlardan kan ykl zerrelerin cereyan. 
 yldz eklindeki, yldz gibi. 
 yldzlarla dolu, yldzl. 
 yldz eklindeki, yldzms. 
 yldzlarla donanm; kk yldz gibi. 
  sap; aa gvdesi, gvde; sap gibi ey, kol; muz hevengi; kadeh aya; kol saati kurgusu, aks, direk; silsile; harfin yukar uzants; (dilb.) gvde; (mz.) nota kuyruu;  saplarn koparmak; sap takmak; kmak, (den.) gelmek. stemwinder aksla kurulan saat. 
  (den.) geminin ba bodoslamas; pruva, ba;  (den.) ba verip gitmek, gs verip ilerlemek; set ekmek, nlemek. from stem to stern batan ka; batan aa. 
 durdurmak; (tb.) akmasn nlemek. 
 kt koku, le kokusu. 
  madeni levhadan kesilmi resim veya marka kalb, delikli kalp; byle bir kalpla baslan ekil veya marka; ablon; mumlu kt, stensil;  delikli kalpla kopya etmek veya iaret etmek steno (nek) dar, ufak steno (ks.) stenography. 
   ayakta duran; ilemez halde, muattal; devam eden, baki, daimi; sabit;  durma, ayakta durma; duracak yer, durak; mevki, hret, itibar, derece, mertebe; devam, sreklilik, eskilik;  ani bir durula. standing army daima silh altnda bulunan ordu. standing committee daimi encmen. standing jump durduu yerden atlama. standing order daima geerli olan sipari. standing orders i tzk, dahili nizamname. standing rigging (den.) ana arma, geminin asl ana halatlar. standing room ayakta duracak yer, tiyatroda iskemleler dolduktan sonra kalan yer. standing water su birikintisi, akmayan su. standing wave srekli dalga, birbirine ters iki dalgann meydana getirdii sabit dalga .of high standing itibar yksek; yksek seviyede. of long standing oktan beri devam etmekte veya geerli olan .of no standing itibarsz, nemsiz, ehemmiyetsiz. 
  stenografi;  steno ile yazmak. stenograph'ic(al)  stenografiye ait. stenographically  steno. 
 stenograf, steno ile yazan kimse. 
 stenografi. 
 (bot.) dar yaprakl. 
 (tb.) vcutta herhangi bir kanaln daralmas. 
 steno iareti; stenotip. 
 gr sesli adam stentorian  ok yksek, gr. 
 ayak basmak; adm atmak, yrmek, ar admlarla yrmek; suratle hareket etmek veya davranmak; bir admda ulamak; (den.) oturtmak, dikmek (direk), yerine yerletirmek veya oturtmak; admlarla lmek, admlamak; basamaklar halinde dzenlemek. step down inmek; elektrik gcn azaltmak; istifa etmek. step in mdahale etmek, karmak .step on stne basmak; bastrmak. Step on it (k. dili) abuk davran. step out dar kmak; (k. dili) elenceye gitmek. step up kmak; elektrik gcn artrmak; kuvvetlendirmek . 
 adm; birka admlk yer, ksa mesafe; basamak; eik; kademe; hareket, teebbs; ilerleme, terakki; derece; yry tarz, gidi tarz; ayak sesi; ayak izi; (o.) tedbirler; (mz.) portenin bir izgisi veya aral; (den.) skaa. step by step adm adm, derece derece, tedricen .in step ayak uydurarak; uygun; ayn ayarda. out of step admlar birbirine uymayan; bakalarna ayak uyduramayan .take a step adm atmak, teebbs etmek. take steps tedbir almak. watch one' step dikkat etmek, ayan denk almak. 
(nek) vey. 
vey erkek karde. 
 vey ocuk. 
 vey kz. 
  azaltan;  azalma, dme. 
 vey baba. 
 klot; topuklu sssz ayakkab. 
 seyyar merdiven. 
 vey ana. 
 istep, bozkr. 
 atlang, atlama ta; ilerleme vastas, basamak, ilk adm. 
 vey kzkarde. 
 vey oul. 
  artran;  artma, ykselme; makina sratini artrma cihaz. 
(sonek) - ci, det veya meslek sahibi olan: songster, trickster; olan: youngster; ile ilgili: roadster. 
 dkl, pislikli, gbreli. 
 ster. 
  stereo (teyp, pikap) 
(nek) kat,  boyutlu .
 (mim.) temel. stereobatic  temele ait. 
 atom ve molekllerin tertibini inceleyen kimya dal. 
 soda silikatl boya vurma usul. 
 stereografi. stereographic(al)  stereografik stereographically  stereografik olarak. 
 oylum lme aleti. stereometry  kat cisimlerin oylumunu lme usul. 
 iki ayr sesli, stereofonik . 
 stereoskop. stereoscopic  stereoskopik. 
  sayfa halinde bask kliesi, stereotip; stereotipi; basma kalp sz;  stereotip kliesi yapmak; saptamak, tespit etmek, sabit bir ekilde vermek. stereotypy  stereotipi. 
 (ks.)r, rn vermeyen, verimsiz, semeresiz; (biyol.) tohum veya meyva vermeyen; mikroplar olmayan; neticesiz, faydasz. sterility  (ks.)rlk, rn vermeyi, verimsizlik. 
( (ng.) -ise  sterilize etmek, mikroplarn ldrmek; (ks.)rlatrmak, verimsiz hale getirmek. steriliza'tion  (ks.)rlatrma, sterilizasyon sterilizer.  sterilize eden kimse; sterilizator. 
 ga (balk), (zool.) Acipen serruthenus. 
  ngiliz parasnn resmi ls; sterlin gm; sterlin;  sterlinle denebilen; sterlin gm ile yaplm; hakiki, deerli, kymetli. sterling money ngiliz paras.. sterling silver atal bak takm yapmnda kullanlan 0,925 gm alam; 0,925 ayar gm eya .of sterling worth ok kymetli pound sterling ngiliz liras, sterlin. 
 sert, musamahasz, hain, kat; iddetli, kuvvetli. sternly  sert bir ekilde. stern'ness  sertlik. 
 gemi veya sandal k; bir eyin arka (ks.)m, k. stern chaser k topu. stern sheets filika veya kayn kalt. by the stern (den.) k biraz fazla suya batm, k tarafndan. from stem to stern (den.) batan ka kadar. stern'most  en gerideki. sternway  geminin geri geri gitmesi. 
 gs kemiine ait. 
(nek) gs, sternum.
 k bodoslamas. 
 gs kemii. 
 aksrma. sternutative, sternutatory  aksrtc. 
 arkadan arkl nehir gemisi. 
 (biyokim.) steroit. 
 horultulu, hrltl. stertorously  horultuyla, hrltlyla. 
(matb.) Kalsn. 
 (tb.) gus dinleme cihaz, stetoskop. stethoscopicals. stetoskopla ilgili. stethoscopically  stetoskopik olarak. 
 (tic.) mark geni kenarl ftr apka. 
 (den.) ykleme veya boaltma iisi, istifi. 
  hafif atete kaynatmak; kaynamak; (k. dili) endie etmek;  trl, gve; (k. dili) kuruntu, endie, merak. stew in one' own juice kendi bana at derde yanmak . in a stew tella, heyecanla, acele ile. 
 vekilhar, khya; ambar memuru, idare memuru; erkek hostes, kamarot, gemi garsonu; ii temsilcisi. 
 kadn kamarot, hostes. 
 vekilharlk; idare, ynetim. 
 piirilmi; (argo) sarho, kfelik. 
 trl tenceresi, gve. 
(ks.) sterling. 
 (tb.) olaanst canllk ve faaliyet. sthenic  (tb.) olaanst derecede kuvvetli veya faal. 
 (kim.) antimon. 
 msra. 
 Yunan tiyatro eserlerinde oyuncularn karlkl birer msra syledikleri diyalog. stichomythic  byle diyalog kabilinden. 
 tahta paras, denek, baston, ubuk sopa, aa, srk, tahta; (matb.) tertip cetveli, kumpas; (argo) iecee katlan alkoll iki; (k. dili) gemi direi; orkestra efinin denei; (ask.) zincirleme atlan bombalar; (hav.) manevra kolu, idare kolu. the sticks kereste elde edilen orman; (k. dili) tara get on the stick ie balamak, ie koyulmak. hold a stick to karlatrmaya demek. walking stick baston wrong end, short end veya dirty end of the stick iin kt taraf. 
 (stuck) saplamak; delmek; koymak; sokmak; akmak; saplanp kalmak, hareket edememek, kopmamak; yaptrmak, yapmak; baklamak, hanerlemek; batmak (ine, diken); (k.dili) artmak; (argo) aldatmak;( (argo) mesuliyet yklemek; (matb.) harfleri dizmek; sadk kalmak. stick around civarnda dolamak, peinden ayrlmamak; oyalanmak. stick at saknmak; itirazda bulunmak; ekinmek; direnmek. stick to yapmak. stick by sadk kalmak; civarnda kalmak. Sticken up ! Eller yukar ! stick in one' craw hazmedilmesi zor olmak (sz veya durum) stick it out dayanmak, sonuna kadar kahrn ekmek. stick one' neck out tehlikeyi gze almak. stick out dar karmak, dar kmak; aikr olmak. stick together birbirine yapmak; dayanmak, birbirine destek olmak. stick to one' fingers (para) deve yapmak. stick to one' guns direnmek. stick to one' knitting kendi iine bal kalmak. stick to one' ribs doyurmak. stick up (argo) yolunu kesmek, tabanca ile soymak. stick up for (k.dili) tarafn tutmak. stick with it dayanmak, sonuna kadar sebat etmek. sticking plaster plaster .sticking point takntl yer. 
 etiket; yaptran kimse; (k. dili) artc ey; diken; yapkan ot. 
 (k.dili) mymnt kimse. 
 pruz karmak; ince eleyip sk dokumak, titizlenmek; tereddt etmek, kararsz olmak. stickler  bir konuda titizlenen kimse. a stickler for order dzen merakls. 
 dikenli balk, (zool.) Gasterostus. 
( (A.B.D.) kravat inesi. 
 (k. dili) sebatkr, azimli. 
 (argo) soygun. 
 yapkan; scak ve nemli; (ng.), (k. dili) zor, strap veren. stickily  yapkan bir ekilde. stickiness  yapkanlk. 
  kat, sert, pek; pekimi; erilmez, bklmez; dik; koyu, zl; sk; tutulmu; gergin; zorlanm; akc olmayan; resmi; inat; alkol ok; sarp, etin; (den.) rzgra dayankl, salam; zor, ar; deimeyen; (sko.), (ng.), (leh.) din, kuvvetli; yksek, pahal;  (argo) ceset; (argo) ba belas; (argo) herif; (argo) su orta; (argo) kurban; (argo) sahte kt para. keep a stiff upper lip cesaretini kaybetmemek, soukkanlln korumak. stiff'ly  dimdik olarak. stiff'ness  katlk, sertlik . 
 inat, direngen . 
 sertletirmek, sertlemek; pekitirmek, pekimek. 
 boynu tutulmu; inat, dik bal. 
 bomak; bastrmak, son drmek; boulmak, nefesi tkanmak. 
 stifle joint at veya kpein incik kemii ile but kemii arasndaki mafsal. 
 (o.) -mata,- leke, ar; da, yank izi; (tb.) sinir gerginliinden hasl olan krmz leke; doum lekesi; (bot.) stigma, tepecik; (biyol.) soluk delii, solunum delii; (o.) sa'nn armha gerildigi zaman ald yaralar.
 lekeli, damga kabilinden; ekilleri berrak gsteren mercekle ilgili. 
 lekelerden etkilenmi olma; ekilleri berrak ve doru gsteren merceklerin durumu. 
 rezil etmek; leke srmek, damgalamak, damga vurmak. stigmatization  rezil etme; damgalanma; vcutta doast alametler belirmesi. 
 araziyi blen setin iki tarafnda bulunan basamak; turnike; (mim.) kap veya pencere erevesinin iki yanndaki uzun kenar tahtalarndan biri . 
  ufak haner; biz;  hanerlemek . 
    (bala) sessiz, sakin; hareketsiz, durgun; asude; kprmez; l;  (iir) skut, sessizlik, skun; fotoraf;  hala, daha, yine: bununla beraber, mamafih; daima;  durdurmak, susturmak, teskin etmek, yattrmak; skun bulmak, yatmak; (bala) mamafih, buna ramen. still life (gz. san.) natrmort. still'ness  sessizlik, skunet. 
  imbik; rak fabrikas;  imbikten ekmek, taktir etmek. 
 l domu. 
 sessizce ve gizlenerek avlama; (k. dili) sessizce ve ihtiyatla bir eyin peinden gitme. 
  sessiz, sakin;  tela etmeden, ses karmadan. 
  yere basmadan yrmek iin kullanlan ortas basamakl srk, ayaklk; stun; uzunbacak, ky koan, (zool.) Himan topus;  ayaklk stnde yrmek. 
 tantanal, debdebeli; ok resmi (tavr); direkler stne bina edilmi. stiltedly  fazla resmiyetle. stiltedness  fazla resmiyet . 
iyi cins ngiliz peyniri. 
 uyarc, muharrik, canlandrc, tahrik ve tevik edici, uyandrc; uyarc veya muharrik ey; k.ili. alkollu iki .
 uyarmak, tevik etmek, tahrik etmek, harekete geirmek, kamlamak; tembih etmek; elektrik kuvvetiyle veya alkoll iki ile harekete geirmek.stimulation  uyarm, tevik, tahrik. stimulative  uyandrc, canlandrc, muharrik. 
 (o.)- drt, uyarc ey, saik.stimulus and response uyarm ve tepke. 
 golfta bir topun dier bir top ile ukur arasnda bulunmas;  topu vurup dier bir top ile ukur arasna getirmek; engellemek; artmak. 
 (stung)  ar gibi sokmak; ine gibi actmak, batmak; cann yakmak; tahrik etmek; acmak, ac vermek, szlamak; (argo) kazklamak;  ar inesi, zehirli ine; srgan ty; sokma: diken yaras; batma; drtu, saik; ineli sz; ac, elem, sz. I got stung (argo) Kazklandm stingingly  cierine ileyerek. stingless  dikensiz; inesiz; etkisiz. 
 sting ray dikenli uyuturanbalgillerden herhangi bir balk. 
 ar inesi; sokan hayvan veya bitki; krc sz veya davran; (A.B.D.) bir cins kokteyl. 
 (ng.), (argo) kuvvetli bira; zevk, canllk. 
 hasis, cimri, pinti, tamahkr; kt, pek az. stingily  hasise, cimrice. stinginess  hasislik, cimrilik. 
 (k.dili) sokabilen, sokan, batan. 
 (stank veya stunk; stunk)  pis kokmak, kokumak, taaffun etmek; (k. dili) kt olmak, berbat olmak;  pis koku. stink out kt koku ile karmak. stink up kokutmak, taaffn ettirmek. raise a stink (k. dili) aka ikyet etmek, itiraz etmek; hadise karmak, kyameti koparmak. stinkingly  pis kokarak. 
 dokununca ok kot kokan kanatl bir bcek. 
 pis kokan ey veya kimse; yelkovankuuna benzeyen ve le yiyen bir deniz kuu; (argo) sinir bozucu kimse veya ey. 
 eskiden savalarda kullanlp boucu ve pis kokulu bir karm yayan bir kap; ( argo) pis herif, alak kimse. 
 krlnca veya outurulunca pis koku saan bir eit ta. 
 tatula gibi pis kokulu herhangi bir bitki. 
  kayt koymak, balamak, arta balamak; dar tutmak, masraf ksmak; belirli bir i yaptrmak; cimrilik etmek;  had, snr; i, grev. stintedly  snrl olarak, mahdut surette. stintingly  snrlayarak, tahdit ederek . 
 bitkilerin ana sap; bceklerde sapa benzer uzuv. 
 burs; cret, maa. 
  maal, cretli;  burslu kimse; (ng.) maal vaiz. 
 (rjog stipites) (zool.) bceklerde sapa benzer uzuv. 
 noktalarla hakketmek veya resmetmek. 
 noktalarla hakketme veya resimlendirme usul. 
 art komak, maddeler halinde belirtmek, kayt ve arta balamak; sz vermek, garanti etmek, taahht etmek; anlamak. stipulation  art, madde; art koyma, taahht. 
 yaprak sapnn dibinde ift olarak bulunan ufack yaprak . 
 (argo) hapishane, (slang) kodes. stir crazy (argo) hapiste akln oynatm. 
 (-red,-ring)  kartrmak; harekete geirmek; yerini deitirmek; tahrik etmek; canlandrmak; harekete gemek kmldamak, kalkmak; canlanmak;  karklk; grlt, patrt; hareket, tel, kaynama, faaliyet. stir about dolamak. stir the fire atei kartrmak. He is not stirring yet Daha kalkmad. make a great stir ar heyecan uyandrmak. 
 (ing.) yulaf veya msr lapas; kprdak kimse . 
 (o.) stirpes) slale, soy; (huk.) ilk ata. per stirpes mirasn eit olarak gruptaki kimselere paylatrlmas. 
 heyecanlandrc, harekete geirici, canlandrc; kmldayan. stirring times heyecanl gnler. stirringly  heyecan uyandrarak. 
 zengi; (den.) marsepet aya. stirrup bone (anat.) zengikemii. stirrup cup ata bindikten sonra iilen veda kadehi; veda ikisi. stirrup leather, stirrup strap zengi kay. 
  diki, inenin bir kere gemesi; rgde ilmik; diki eidi; (k. dili) elbise, giyecek; (k. dili) en kk para, zerre; srt veya bre saplanan iddetli ve ani sanc;  dikmek, diki dikmek. stitch up dikerek birbirine ilitirmek. A stitch in time saves nine Tam vaktinde grlen bir i insan birok zahmetten kurtarr. be in stitches (k. dili) kahkahalar atmak. not a dry stitch on srsklam halde, ok slanm. not a stitch on rlplak . 
 nalbanthane; rs. 
 ufak bir Hollanda paras; nemsiz ey. 
binbirdelik otu, sar kantaron, (bot.) Hypericum colycinum . 
 (Yu.), (mim.) sundurma, revak, saak. 
 kakm. 
 jarse kuma. 
 tahmini; hedefe ulamak iin en uygun imknlar seme ilemine ait. 
 stok, depo mallar; mevcut mal; satlacak mal; bir iftlikte bulunan hayvanlar; sermaye hisseleri, hisse senedi; aa gvdesi; rk, silsile, soy, nesep, nesil; dil ailesi; mene; asl; orba iin hazrlanan et suyu; hammadde; tfek veya tabanca kunda; top arabasnn ana dingili; sap, kabza, el; (mak.) yiv kesen aletin kolu; zerine a yaplan dal; a budann alnd dal; (iskambil) oyunculara datlmayan ktlar; tiyatro trupu ve repertuvar. stocks  (eski) tomruk (ceza); gemi inaat kza. stock boy satlacak mallar dkknda tanzim eden kimse. stock car yar iin gerekli deiiklikler yaplm araba. stock company hisse senetleri karan irket; tiyatro trupu. stock dove yabani gvercin, (zool.) Columba oenas, stock exchange. borsa stock farm hayvan iftlii. stock in trade dkkandaki mal, sermaye, kuvvetli taraf. stock market borsa; hisse senetleri fiyatlarnn inip kmas. stock taking maln mevcudunu sayma, mevcudu kontrol. in stock mevcut (mal) on the stocks (gemi) yaplmakta, ina halinde. out of stock elde kalmam, mevcudu tkenmi. take stock maln mevcudunu saymak, nceden hesaplamak veya imtihan etmek .take stock in (k. dili) ilgilenmek, alkadar olmak; nem vermek; inanmak. 
 stok yapmak, mal ymak; mal ile doldurmak; filiz srmek. 
  alelade; beklenen; stok olarak elde tutulan; her vakit kullanlmaya hazr, elde bulundurulan;  tamamen, ktk gibi (hareketsiz) stock answer daima hazr cevap. 
 ebboy, (bot.) Matthiola; krmz ebboy, (bot.) Matthiola incana. 
  (ask.) arampol, etraf kazk veya srklarla evrilmi yer;  arampolla evirmek veya muhafaza etmek. 
 bykba yetitiren ifti. 
 borsa tellal, mubayaac. 
 hissedar. 
 orap. in stocking feet orapla. 
 borsa tellfili. 
  stok edilmi mal;  mal alp stok etmek. 
 ambar, depo. 
 kmltsz, tamamyle hareketsiz. 
 tknaz, bodur. stockily  tknazca. stockiness  tknazlk, bodurluk. 
 satlacak veya kesilecek hayvanlarn geici olarak muhafaza edildii yer. 
 oburcasna yedirmek. 
 ar, snk, cansz, adi; tok; fazla dolu; hazm g; ksa, bodur. 
 kaln ve kaba kundura veya izme; dk kaliteli puro. 
 kolay heyecana kaplmayan kimse, sevin veya kederin kolaylkla tesir edemedii kimse; b.h. stoac, stoik stoicism  sevin veya kedere kar kaytszlk; b.h. stoik felsefe, stoaclk. 
 sevin veya kedere kar kaytsz, metin, sabrl; b.h. stoacla ait. stoically  metanetle, heyecana kaplmadan. 
 atei kartrmak, atee kmr atmak. stoker  atei; atee kmr atan cihaz. 
 klhan az. 
(ks.) short. take off and landing (hav.) (ks.)a mesafede havalanabilen veya ini yapabilen (uak) 
 uzun cuppe; (kil.) piskoposlarn ipek atks; etol; al. 
(bak.) steal. 
 duygusuz, vurdumduymaz; kolay heyecanlanmayan: hislerini belli etmeyen. stolidly  vurdumduymazcasna, hislerini belli etmeden. stolidity, stolidness  duygusuzluk, vurdumduymazlk, hislere hakimiyet. 
 (bot.) ilek filizi gibi ucundan krk ve tomurcuk veren filiz, stolon, kol; (zool.) baz aa snf hayvanlarda filiz gibi uzuv. stolonif'erous  ilek gibi filiz sren. 
 (o.) -mata) (biyol.), (bot.) gzenek, az stoma . 
  mide, karn; itah; istek;  sindirmek, hazmetmek; tahamml etmek, katlanmak, dayanmak. stomach ache mide ars. stomach pump mide ykamaya mahsus tulumba. stomach tooth alt azdii. stomachful  karn veya mide dolusu. 
 eskiden kadnlarn giydii ssl gslk. 
  mideye ait; midevi, mideye yarayan;  mideyi kuvvetlendirici il. 
 aza ait; (bot.) stomal, azl. 
 (tb.) az iltihab. stomato (nek) az. 
 (tb.) az ve az hastalklar ilmi. 
 (bot.) stomal, azl. 
 arln vererek basmak, bastrmak. 
  ta; tatan yaplm ey; taa benzer ey; (tb.) mesane ta; (anat.) haya, husye; meyva ekirdei; (matb.) mrettip masas; (ng.) 14 librelik arlk ls;  tatan yaplm, kgir. Stone Age ta devri. stone crusher ta krma makinas; ta kran ii. stone fruit sert ekirdekli meyva. stone pine fstk am, (bot.) Pinus pinea. stone pit, stone quarry ta oca. stone' throw bir ta atm (mesafe) cast stones at talamak, tenkit etmek. cast the first stone ktlemekte nayak olmak. leave no stone unturned her areye ba vurmak. philosopher' stone (bak.) philosopher rocking stone ufak bir ta zerine yerletirilmi ve az bir kuvvetle sallanan iri ta. rolling stone bir dalda durmayan kimse, bir baltaya sap olmayan kimse. 
 ta atmak, taa tutmak, talayarak ldrmek; meyvann ekirdeini karmak; ta duvar rmek, ta demek; hadm etmek, enemek. 
 tamamyla kor. 
 ta tamakta kullanlan tahta kzak. 
 (k. dili) meteliksiz. 
 kuyrukkakan, (zool.) Saxicola. 
 damkoruu, kaya koruu, (bot.) Sedum sempervivum. 
 ta; ta yontma makinas. 
(A.B.D.), (argo) sarho; uyuturucu madde tesiri altnda. 
 tamamen sar. 
 ta, duvarc. 
 geyikotu, ta nanesi, (bot.) Cunila origanoides. 
 krikette puan kazanmaktansa kaybetmemek iin oynamak; (Avustralya) mecliste zorluk kararak muhalefet etmek. 
 sert bir eit mlek. 
 duvarc ii; (o.) ta kesilen ve yontulan yer. 
 tal, ta ok, tatan ibaret; ta gibi; sert, eilmez; talatran, ta haline getiren; (argo) parasz meteliksiz. stony hearted  ta yrekli, zalim. stonily  souk souk serte, stoniness  tal gibi olu, tatan yaplm olma . 
(bak.) stand . 
 (k. dili) yardak: komedi oyuncusuna seyircilerin arasnda laf atp espri yapmasn salayan ikinci plandaki oyuncu. 
  baak demetleri; byk msr demeti;  demetleri kmelemek . 
  iskemle, tabure; ayak taburesi; oturak, lzmlk; dk; rtkan ku; (bot.) yeni filiz veren (eski) kk veya ktk; yeni filiz;  yeni filiz vermek; rtkanlk yapmak; dk defetmek; (A.B.D.),(argo) gammazlamak, ihbar etmek. stool pigeon rtkan gvercin; (A.B.D.),(argo) gammaz kimse. fall between two stools iki ii birden yapmaya alrken hi birini baaramamak. 
  eilmek; kamburunu karmak; tenezzl etmek, alalmak, kendini kk drmek; stne atlmak; emek;  eilme; kambur duru; tenezzl, alalma; stne atlma (ku) 
 (A.B.D.) ufak veranda. 
 (-ped, -ping) durdurmak, al koymak, engellemek; mola vermek; durmak; kalmak; stop etmek; fren yapmak; kesmek; tkamak; kapamak; tpalamak; yenmek; (mz.) algda ses perdesini deitirmek iin tele veya delie basmak; noktalamak. stop a gap bir boluu doldurmak.. stop dead birdenbire durmak; birden durdurmak. stop down (mercek) perdesini kltmek. stop off geici olarak durmak, konaklamak, uramak .stop order (tahvil) deeri ancak belli bir seviyeye. dtnde satma emri. stop over (A.B.D.), (k. dili) yolculuk esnasnda mola vermek. stop payment belirli bir ekin denmemesi iin bankaya verilen talimat; ekin tediyesini durdurmak. stop press gazete baslrken son dakikada ilve edilen para. stop short birdenbire durmak. stop the mouth susturmak, sz azna tkamak. stop the show tiyatro dikkat eken bir hareketle oyunu durdurmak stop up tkamak. 
 durma: duru; durak yeri; mni, engel; (mz.) ses perdesini deitirmek iin algnn tel veya deliine basma; (mz.) jdorg; (ng.) nokta, noktalama iareti. put a stop to durdurmak, kesmek, son vermek. 
 vana, zarp musluu, valf. 
  maden tabakalarn birer birer karmak iin yaplan kaz;  byle kaz yapmak. 
 geici tedbir veya vasta. 
 trafik lambasnn krmz ; (oto.) stop lambas. 
 fiyat du sonucu daha fazla kayb nlemek amacyle yaplan. 
photography (bir iein almasn bile gsterebilen) aralklarla filme alma yntemi. 
 mola, konaklama. 
 tkama; durdurma, kesme; maaa haciz koyma; stopaj. 
  tapa, tka; durduran kimse veya ey;  tapa ile tkamak. 
  tka, tapa;  tapa ile tkamak . 
 bask durduu srada gazeteye eklenen; zamana uygun. 
 saniye ler saat, durakl saat. 
 depoya koyma veya doldurma; depolama; ardiyede muhafaza etme; depo; ardiye creti; komptrde bilgi saklama ksm. storage battery akmlator. 
 buhur, gnlk; gnlk aac, (bot.) Styrax; (ecza.) aselbent. 
  (A.B.D.) maaza, dkkn; biriktirilmi ey, stok; hazne, ambar; (o.) levazm, kumanya; bolluk;  saklamak; biriktirmek; levazmn tedarik etmek .store away biriktirip saklamak. store up biriktirmek, ynak; depo etmek, ambara koymak. store teeth (argo.) ereti diler, takma diler. A surprise is in store for you Sizi bir srpriz bekliyor. in store elde, mevcut; ilerisi iin saklanm. set great store by ok kymet vermek. 
 ambar, ardiye, depo, mahzen. 
 dkknc, maazac; ambar memuru. 
 ambar; sandk odas. 
(ng.), (bak.) story. 
 hikye edilmi, tarihte mhim yeri olan, destan konusu olmu; tarihi tablolarla sslenmi. 
(ing.) storeyed  katl.
 kk hikye 
 leylek, (zool.) Ciconia ciconia black stork kara leylek, (zool.) Ciconia nigra. 
 turnagagas, (bot.) Geranium robertianum . 
  frtna, bora; iddetli fke veya heyecan; (ask.) mstahkem bir yere hcum; (alk) tufan;  frtna patlamak, bora kmak; frtnal gemek; hiddetten kprmek; (ask.) mstahkem yere hcum etmek. storm and stress buhran devresi, (bak.) Sturm und Drang storm center (meteor.) kasrga merkezi. storm cloud frtna bulutu. storm door k veya frtnaya kar yaplan ilve d kap. storm flag (meteor.) frtna bayra. storm glass eski tip barometre. storm petrel (bak.) stormy petrel. storm sail frtna yelkeni. storm signal frtna almeti. storm window k mevsiminde pencereye ilve olunan d kanat. 
 frtnaya tutulmu, frtna yemi. 
 frtnadan gecikmi; frtnadan mahsur. 
 frtnaya kar dayankl. 
 frtnal, bozuk. stormily  frtnal bir ekilde; hiddetle. storminess  frtnallk. stormy petrel frtna marts; yelkovankuu, (zool.) Hydrobates pelagicus; dert getiren kimse; asi. 
  hikaye, yk; tarih; rivayet, anlatlan ey; makale; masal, efsane, destan; ksa roman; roman tasla; (k. dili) yalan, martaval;  hikaye anlatmak: tarihi tablolarla sslemek. story hour masal saati. story writer romanc, hikyeci. 
 bina kat; bir katta bulunan odalar. 
 hikye kitab. 
 hikaye anlatan kimse, masalc; (k. dili) yalanc kimse. 
 marapa, tas; Katolik kiliselerinde kapya yakn olan ve iinde su bulunan kurna. 
  kaln; kuvvetli, salam; iri, iman, enine boyuna; yiit, cesur;  iri yar kimse; kuvvetli siyah bira, sert bira . stout'hearted  cesur, yiit, yrekli. stout'ly  kuvvetle; cesaretle. stout'ness  imanlk; cesaret, yreklilik. 
 soba; frn, ocak. 
(bak.) stave. stovein  zorla krlp delinmi. 
 soba borusu. stovepipe hat (A.B.D.), (k. dili) silindir apka. 
 istif etmek, st ste yerletirmek; saklamak; densarmak (yelkeni); (argo) durdurmak; dinmek. stow away saklamak; kaak seyahat etmek iin vapur veya uak iinde saklanmak; ambara yerletirmek. 
 istif etme; istif yeri; istif harc; istif olunan ey. 
 biletsiz kaak gemi yolcusu. 
 (tb.) alk. strabismal, strabismic(al)  a. 
 (tb.) al dzeltmek iin yaplan ameliyat. 
  bacaklarn ap durmak veya yrmek app durmak; bacaklarn ayrp oturmak; (k.dili) taraf tutmamak; aparak bir eyin stnde durmak veya oturmak; iki taraf birden idare etmek; (ask.) hedefin hem nne hem arkasna vurmak;  apma; apk vaziyette bacaklar arasndaki mesafe. straddle a guestion mnakaada iki taraf birden tutmak. 
 Stradivarius keman. 
  uaktan makinal tfekle ate amak; hcum etmek; bombardman etmek; (argo) cezalandrmak;  bombardman. 
 yoldan sapmak: sr veya blkten ayrlp dank gitmek; dank olmak. straggler  arkada kalan kimse. straggly  dank. 
   doru, mstakim, dz; namuslu, drst; (k. dili) gvenilir, emin; dzenli, muntazam, tertipli; amaz, fark gzetmez; halis, saf (iki); (k. dili) sapk olmayan; (mz.) iten geldii gibi sylenmi, irticalen sylenmi;  doru izgi, dz hat; "the" ile kouda son dnemele hedef arasndaki mesafe; pokerde be kartl bir seri;  dosdoru, sapmakszn, yanlmadan; namuslu bir ekilde. straight and narrow doru ve drst. straight from the shoulder hi kanlmadan. straight man (A.B.D.), (k. dili) sahnede komedyenle alan ciddi grnl oyuncu. straight role fazla zellii olmayan basit rol. straight ticket (A.B.D.) hep bir partinin adaylarna verilen oy. straight face anlamsz surat. go straight slah olmak. out of straight eri. stand up straight dik durmak. straight'ly  aka, dobra dobra. straight'ness  doruluk. 
   dosdoru;  dnemesiz kou yolu;  hemen, derhal. 
 cetvel tahtas, cetvel. 
 dorultmak, dzeltmek, tesviye etmek; dorulmak, dzelmek. straighten out dzeltmek, dorusunu aklamak veya renmek. straighten up dzeltmek, toplamak; dik durmak; drst yola dnmek, slah olmak. 
 doru szl, dobra dobra syleyen, drst, ak szl. straightforwardly  aka, drst bir ekilde, dobra dobra. straightforwardness  drstlk; aklk. 
 (k. dili) ak szl, ekinmesiz; gerek, hakiki; sznn eri. 
 derhal, hemen. 
 nesil, soy, silsile, aile; hayvanlarda soy; (bah.) slah edilmi bitki cinsi; rk veya millet zellii; eser, iz; czt ey; ifade, tarz, usul; miza; name, makam; iir paras, ark. 
  fazla gayret etmek; fazla germek, zorlamak, zorlayarak incitmek; burkmak, burkulmak; szgeten geirmek, szmek; zorlayarak emek veya eklini bozmak; kendini zorlamak, ok uramak; barna basmak; kucaklamak;  germe, gerilme, zora gelme; ar zihni veya duygusal gerginlik; burkulup incinme; (mak.) eklen bozulma. strain after an effect iyi tesir brakmak iin kendini lzumundan fazla yormak. strain a point zel muamele yapmak. strain at ok uramak; vicdanen ekinmek. strain the meaning kendi karna gre yorumlamak. 
 szge; geren kimse; gerici alet. 
  dar yer, geit, boaz;  (eski) dar. straits  (o.) boaz; zor durum. the Straits stanbul ve anakkale Boazlar. 
 daraltmak; skntya drmek. in straitened circumstances ok muhta vaziyette, byk darlk iinde, fakir. strait jacket deli gmlei. 
 ahlak ve davran konusunda tutucu. 
 (den.) bir sra borda kaplamas; tekerlek emberi. 
 saman gibi, samana benzer, saman renkli. 
 tatula, (bot.) Datura stramonium; tatula. yapraklarndan yaplan msekkin ila. 
  kenar, ky, sahil, yal, yal boyu;  karaya oturmak; karaya oturtmak; zor durumda kalmak. be stranded karaya oturtulmak; yolda kalmak, vastasz kalmak; parasz kalmak. 
  halatn bir kolu; iplik teli;  halatn bir kolunu koparmak; telleri birletirerek iplik yapmak. 
  grlmemi, ilk defa grlen; baka yerden gelmi; yeni, allmam; tuhaf, garip, acayip; yabanc; utanga, ekingen; acemi, alk olmayan, tecrbesiz;  acayip bir ekilde. strange look ing. tuhaf grnl. strange'ly  tuhaf tuhaf garip bir ekilde, alacak derecede. strange'ness  tuhaflk, acayiplik; yabanclk. 
 yabanc; dardan gelen kimse; tannmam kimse; bir iin yabancs veya acemisi; (huk.) hakk olmadan bir ie karan kimse. 
 bomak, boazlamak, boazn skarak ldrmek; bastrmak; boulmak. strangle hold grete boma vaziyeti; boucu hakimiyet. 
 bomak; (tb.) dmlemek (barsak), sktrmak (damar) strangulated hernia boulmu ftk. strangula'tion  boma, boulma; dmlenme. 
 (tb.) idrar zorluu; (bot.) fidan ok sk balamaktan ileri gelen normal st ikinlik veya hastalk. 
  (-ped, -ping) kay; erit, atk, bant; dar ve uzun kuma paras; berber kay, ustura kay; (otobs veya trende) tutunma kay;  kay veya emberle tutturmak, emberlemek; kayla dvmek; skntya sokmak; kayla bilemek. strap'hanger  otobste kaya tutunup ayakta duran yolcu. strap iron ember demiri. strapped  emberli; meteliksiz. strapping  kayla dvme; ember. 
  ikence olarak bileklerinden iple yukarya ekip tekrar brakvererek drme cezas;  bu ekilde cezalandrmak. 
 (k. dili) uzun boylu, iriyar. 
(bak.) stratum. 
 stratejik; harp bilgisine uygun; artlara uygun, elverili, mit verici. 
(bak.) strategic. 
 stratejik olarak, strateji bakmndan. 
 strateji ilmi, harp ilmi. 
 strateji harp idare bilgibi. strategist  strateji uzman. 
 (sko) geni vadi, iinden nehir geen vadi. 
sko dans. 
 (jeol.) ince tabakalardan meydana gelen. 
 (jeol.) tabaka eklindeki. 
 (jeol.) tabakalar halinde tertip etmek. stratifica'tion  kat kat veya tabaka tabaka oluum. 
 yerkabuu katmanlarnn dzeni; yerbilimin katmanlar inceleyen kolu, stratigraf. stratigraphical  stratigrafik. 
 askeri hkmet. 
 (o.) -li) stratokumulus. 
 stratosfer ile mezosfer arasndaki gei blgesi. 
 stratosfer. 
 harp hilesi; hile, tuzak, oyun, manevra. 
 (o.) - -ta) kat, tabaka, katman; (jeol.) yeryz tabakas; (biyol.) doku tabakas; tabaka, snf. 
 (o.), -ti) katmanbulut, stratus. 
 saman; tahllarn kuru sap; zerre, ok ufak ey. straw boss (A.B.D.), (k. dili) ii ba, kalfa. straw color saman rengi. straw hat hasr apka. strawhat circuit sayfiyede yazlk tiyatro. straw man hasrdan adam; kukla; hayali dman, kendi tarafn desteklemek iin dman olarak gsterilen kimse veya devlet; yalanc ahit. straw vote nabz yoklama oyu. clutch at a straw mitsizlik isinde her areye ba vurmak. drinking straw kam. straw in the wind ilk belirti. the straw that broke the camel' back barda taran son damla. That,  the last straw! Yeter artk! straw'y  saman gibi, samanl. 
 ilek; ilek bitkisi, (bot.) Fragaria: ilek rengi. strawberry blond ak kzl sal kimse. strawberry mark doutan vcutta bulunan krmz leke. strawberry tree kocayemi, (bot.) Arbutus unedo. crushed strawberry bir eit donuk kzl renk. 
 samandan karton. 
   srden ayrlp yoldan kmak; doru yoldan ayrlmak; yanl yola sapmak, dalalete dmek;  srden ayrm hayvan; babo ve aylak kimse; evden kam ocuk; (o.), (radyo) yldrmdan meydana gelen parazitler;  babo; doru yoldan sapm; tesadfe bal. stray bullet serseri kurun. 
  yol, izgi; bir madeni ovalayarak elde edilen tozun rengi; damar, eser, nian; sre, mddet;  izgilemek, yol yol yapmak; hzla gemek, hzla gitmek; rl plak soyunarak herkesin nnde hzla koup kaybolmak. like a streak (k. dili) ok abuk, son sratle. lucky streak, streak of luck (ks.)a sren ansllk devresi. a streak of stubbornness damar. streak'y  ubuklu, yollu, izgili. 
  akarsu, dere, ay, rmak; aknt; akm, cereyan; gidi;  akmak, sel gibi akmak; akar gibi girmek veya gemek; dalgalanmak (bayrak); uzanmak; aktmak. stream of abuse kfr yamuru. stream of cars araba seli. stream of consciousness bilin akm. stream tin akarsu kenarndaki toprakta bulunan kalay filizi. against the stream akntya kar. down the stream aknt ynnde. on stream tam retimde (petrol rafinerisi) go with the stream, drift with the stream ayak uydurmak. stream'let  derecik, kk rmak. stream'y  akarsular ok; dere gibi. 
 ince uzun bayrak, flama; flandra; serpantin; ge doru ykselen k stunu; gazete maneti. 
   ak izgisi biimi vermek; kolay ve elverili duruma getirmek;  muntazam aknt; su veya hava direncini azaltmak iin hzl giden bir eye verilen sekil;  (bak.) streamlined. 
 ak izgisi biimli; modern; elverili. 
 sokak, cadde, yol; (k. dili) mahalle halk. street Arab serseri ocuk, kimsesiz sokak ocuu. street directory ehir rehberi. street door sokak kaps. street fight arbede. street people hippiler. street sprinkler arozz, sulama. street sweeper sokaklar spren kimse veya makina. 
 tramvay. 
 fahie, orospu, sokak kadn. 
 kuvvet, g, takat; sertlik, keskinlik; mukavemet gc, dayankllk; iddet; tesir derecesi; askeri kuvvet; kuvvet kayna; metanet, manevi g. on the strength of -e gvenerek. 
 takviye etmek, desteklemek; kuvvet vermek, kuvvetlendirmek; kuvvetini artrmak. 
 gayretli, faal, hararetli; gayret veya enerji isteyen, g, ar. strenuously  ok emek sarf ederek youn faaliyetle. strenuousness  yorucu faaliyet. 
 ters grnme (aynada olduu gibi) 
 (o.) -coc, -ci) streptokok basili. 
 streptomisin. 
  iddet, zor; itina, arlk, nem, ehemmiyet; (mak.) i mukavemet; basn, tazyik; tahamml; gerginlik; (dilb.) vurgu, kuvvet;  bask yapmak, tazyik etmek; nem vermek, nemle stnde durmak; vurgulamak. stress accent vurgulama. 
   uzatmak; sermek, germek, yaymak; ekip uzatmak; abartmak mbalaa etmek, bytmek; yere sermek; gerinmek; gerilmek, yaylmak serilmek; almak; uzamak;  germe gerili; gerginlik; geni yer; sra ile uzanan ey; uzam; aralksz sre; dnemeli kou yolunun dz ksm; (argo) hapis sresi;  gerilebilen. stretch the truth gerei abartmak. a stretch of open country geni dz arazi. by a stretch of imagination hayal kuvvetini kullanarak. home stretch kou yolunun son dz ksm. ten hours at a stretch on saat hi durmadan. stretch'y  gerilir, uzar, esnek elastiki. 
 geren ey veya kimse; duvar boyunca enine konulan ta veya tula; hatl; iki at direini balayan direk; hasta veya l tamaya mahsus teskere, sedye. stretcherbearer  sedye tayan hastabakc. 
 iilerden ayn cretle fazla i talep etme; iilerin maksatl olarak ii yavalatmalar. 
 (A.B.D.) vcudu saran elastiki kayak pantolonu. 
 (mz.) hz gitgide artan ksm. 
 (strewed: strewed veya strewn) samak, yaymak; yayarak kaplamak; datmak, neretmek; dalmak, salmak. 
 (o.) striae) ince izgi; ufak oyuk; paralel birka izgiden her biri. striate(d)  izgili. stria'tion  paralel kk izgilerin dzeni. 
(bak.) strike:  (A.B.D.) hastalanm; yaral, yaralanm; felkete uram; iindekiler kabn az seviyesine indirilmi. 
 dolu zahire lsn dz silmeye mahsus tahta; orak bilemeye mahsus alet. 
 sk; dikkatli, ok titiz; harfi harfine tanmlanm tam; iddetli, sert; sofu, mutaassp. strict'ly  tam manasyla. strict'ness  sklk, sertlik, sk disiplin. 
 knama, takbih, zem, yerme, tenkit; snrlama; (tb.) kanal daralmas. 
 (strode, stridden)  uzun admlarla yrmek, geni admlarla gezinmek; zerine binmek;  uzun admlarla yrme; uzun adm. hit one' stride normal seyrini veya hzn bulmak. make rapid strides hzla ilerlemek; byk terakki gstermek. take in one' stride temposunu bozmadan bir engeli atlamak; umumi gidiini deitirmeden hayatn glklerini yenmek, telaa kaplmadan iini yrtmek. 
 gcrtl, tiz, keskin sesli. stridently  tiz bir sesle. 
 gcrt; (tb.) hrlt. 
 crlamak. stridula'tion  tiz ses, crlt. 
 crlak, crtlak. 
 didime, mcadele, ekime, mnazaa. 
 eski Roma ve Yunan'da uzun sapl hamam kaas; eski Roma binalarnda ss iin yaplan bir eit oyuk. 
 (bot.) sert kll; (zool.) ince izgili. 
 (struck; struck veya (nad.), (A.B.D.) stricken) vurmak, arpmak, darbe indirmek; yumruk atmak; akmak; atmak; basmak, darbetmek; almak (saat); gelmek, bulmak, ulamak; dolu zahire lsn bir tahta parasyla silip dzeltmek; akdetmek, kararlatrmak; zihninde yer etmek, etkilemek, dikkatini ekmek; (den.) indirmek, mayna etmek (bayrak), arya sancak etmek; poz almak; ilerlemek; birdenbire bulmak; grev yapmak; kk srmek, tutmak (bitki) strike camp adr bozmak. strike down darbeyle yere ykmak; aciz brakmak. strike dumb artmak. strike hands pazarlk artlarn kabul ederek el skmak. strike home etkilemek, tesirli olmak. strike it rich (k. dili) beklenmedik bir gelire erimek. strike off veya from karmak, ayrmak, kesmek. strike out karalayarak karmak; ie koyulmak; (beysbol)  kere topa vuramaynca oyun harici olmak. strike the set sahne donatmm boaltmak. strike up almaya balamak. strike up a friendship dostluk kurmak. It strikes me Bana yle geliyor ki. 
 vurma, arpma; grev; umulmadk bir yerde zengin maden filizi bulma; dolu kilenin stn silip dzeltecek alet; stnlk, mkemmellik; doluluk; (jeol.) bir tabakann yatay yn; bir defada darbedilen sikke miktar; (k. dili) an baar, byk vurgun; bowling oyununda ilk vuruta btn kukalar devirme; (beysbol) topa vuramay; arpma (balk) strike'breaker  grev bozguncusu. strike three (beysbol) nc vuramay; baarszlk .general strike genel grev on strike grev halinde. sympathy strike sempati grevi. 
 vurucu, vuran kimse; grevci; (A.B.D.) donanmasnda rak. 
 dikkati eken, gze arpan. strikingly  dikkat ekecek surette. 
 (argo) Avustralya ngilizcesi. 
 ip sicim, kaytan, kordon, erit; art; tahdit; boncuk dizisi; dizi, seri; (A.B.D.), (k. dili) yar at grubu; kiri tel, saz teli; lif; (o.) yayl sazlar. string bag file string band yayl sazlar orkestras. string bean al fasulyesi; (k. dili) uzun ve sska kimse, srk gibi kimse. string quartet yayl sazlar kuarteti. string tie dar kravat. have two strings to one' bow yedek plan bulundurmak. on a string sermayesiz olarak; bask veya kontrol altnda. on the string peinde. pull strings bakalarnn faaliyetini gizlice idare etmek; bakalarna gizlice tesir etmek; piston kullanmak. 
 (strung) tel takmak; akort etmek; germek; iplie dizmek, ipe geirmek; klklarn karmak (taze fasulye); iple balamak veya asmak; tel tel olmak; sra veya dizi halinde gitmek. string along aldatmak; ayak uydurmak. string along with (k. dili) beraberinde gitmek, peine taklmak. string up (A.B.D.), (k. dili) ipe ekmek, asmak. stringed  iplikli, telli. stringed instruments yayl sazlar. 
 zorlu, yein; zor artlarda engellenmi; sk, dar; paraselik eken; ikna edici kandrc. stringency  sklk; para darl. stringently  para darlyla; skca. 
 kirii; yatay kiri; kadir belirli bir takmdan olan kimse. 
 tel gibi; tel tel olan; lifli, iplik iplik; klkl. 
 (-ped, -ping)  soymak, elbisesini karmak; derisini veya kabuunu soymak; vidann dilerini karmak; inein stn son damlasna kadar samak; ttn yaprann orta damarn karmak; soyunmak; soyulmak. strip mining madenin stn kazarak kmr karma metodu. strip off elinden almak; mahrum etmek; soymak. 
  uzun ve dar para; snr; erit; dar arazi; resimli hikaye serisi;  eritler halinde kesmek. 
  ubuk, yol, izgi; izgili kuma; (o.) tutuklu kyafeti; baka renkten tahlar ensiz ve uzun para; biim, tip; cins, renk;  yol yol etmek, izgilerle sslemek. striped  izgili, yollu. of the same stripe ayn cinsten. 
 kamnn darbe yeri, bere; kam vuruu. 
 delikanl, gen adam, ocuk. 
 soyma makinas; soyan kimse; (A.B.D.), (argo) striptiz artisti. 
 striptiz. 
 (strove, striven) almak, abalamak, gayret etmek; ekimek; uramak. 
(bak.) stroboscope. strobe light foto, (k. dili) elektronik fla; hzla tekrarlanan elektronik fla. 
 (o.) -lae) (zool.) baz denizanalarnn blnerek redii safha. 
 am kozala. strobiliform  kozalak eklindeki. 
 bir kimsenin veya bir eyin hareketlerini incelemek iin kullanlan aralkl k veren alet. 
(bak.) stride. 
  vuru, darbe; vuru tesiri; darbe tesiri yapan ey; inme; ani bir gayretle yaplan ey; vuru sesi; arpma; krek ekme tarz; hamlac; blme iareti; kalem vuruu; okama; (psik.) manevi okama; yzme eidi;  okamak; krekilere hareket iareti vermek; vurmak. strokesman  stroke oar hamlac. stokingly  okayarak. 
  gezinmek, ar ar dolamak;  gezme, dolama. stroll'er  gezinen kimse; gezici aktr; portatif bebek arabas. 
 (o.), -mata) (anat.) stroma, temel doku. 
 Stromboli. 
 kuvvetli, zorlu, gl; metin, salam, berk, dayankl; sert, keskin; ar; iddetli; gayretli; temeli salam, esasl; (gram.) mastarn sesli harfinin deimesi ile gemi zamanlarm tekil eden (fiil) (break, broke, broken gibi) strong cheese ar kokulu peynir. strong constitution salam bnye. strong drink sert iki. strong language sert ve ar szler; kfr. strong market msait piyasa. strong meat kabul edilmesi zor olan mesele. an army tenthousand strong on bin kiilik bir ordu. strongly  kuvvetle, kuvvetli bir ekilde. 
  (k. dili) zor kullanmak;  zor kullanan. 
 kasa. 
 mstahkem yer, kale; iyi muhafaza edilmi mevki. 
 diktatr; diktatr gibi adam; adaleli adam. 
 bildiinden amaz dncesinde kararl, iradesi kuvvetli. 
 hazine odas. 
 kuvvetli iradeli; inat. 
 (kim.) stronsiyum. strontium 90 atom bombalarnn sat uzun tesirli ve zehirli bir radyoaktif madde. 
  (-ped, -ping) ustura kay, berber kay;  usturay kaya srterek bilemek, klalamak. 
 eski Yunan'da koro yelerinin sadan sola doru hareket ederken okuduklar iir paras; iir ktas, bent; beyit. 
(bak.) strive. 
(bak.) strike;  grevde. struck measure silme l. 
 bina veya yapya ait; yapsal; inaata ait; (jeol.) yapsal. structural botany yapsal bitkibilimi. structural linguistics yapsal dilbilim. structural steel yap demiri, inaat elii. structurally  yap bakmndan. 
  yap, bina; inaat, yapl; bnye;  btnyle planlamak; bir btn olarak dnmek. structured  plnlanm, idare altndaki. 
 meyval turta. 
  abalamak, uramak, mcadele etmek; cann diine takarak atmak, can havliyle abalamak;  abalama, urama; mcadele, aba, ura. 
 (-med, -ming)  yayl saz tngrdatmak;  yayl saz tngrdatma; tellere vurarak alma. 
 (o.) mae) (tb.) sraca illeti; (tb.) guatr, gua; (bot.) yastk biimindeki ikinlik. strumous  (tb.) sraca veya guatr nevinden. 
 fahie, orospu. 
 (bak.) string. 
 (-ted, -ting)  caka satarak yrmek, alm yaparak gezinmek; desteklemek;  azametli yry, alm, fiyaka kaslma; (mim.) gsleme; payanda. 
 devekuuna benzer, devekuuna ait, devekuu familyasndan. 
 (kim.) striknin, kargabken z. 
  (-bed, -bing) kesilmi aa gvdesi, ktk; mum dibi; sigara izmariti; kurun kalemin kullanldktan sonra kalan paras; (A.B.D.) dip koan; kt ulu ey;  kknden skmek; kkn karmak; (aya) taa arpmak. stubby  gdk; kt; ksa ve sert kll; ksa ve kaln; tknaz, bodur; aa ktkleri ok. 
 dip paras olarak kalm; kke benzer; ktkleri ok; ksa ve kt. 
 ekin dibi, anz; anzlk; uzam tra. stubbly  trasz sakal gibi. 
 inat, direngen, serke, dik bal; sebatkr, azimli; sert, etin, mkl. stubbornly  inatla, ayak direyerek. stubbornness  inatlk. 
 (o.) -coes, -  kum ve kire ile imento karm d duvar svas;  bu karmla svamak. 
(bak.) stick;  saplanm; skm; taklm; yapm. stuck on (k. dili) k, tutkun, vurgun. get stuck saplanmak; yolda kalmak; batmak. 
 (k. dili) burnu havada olan, kendini beenmi. 
  (-ded, -ding) iri bal ivi; zincir baklasnn lokmas; gmlein ereti dmesi; badad duvar tutan direk;  iri bal iviler akmak; dme ile sslemek. stud bolt saplama cvata, ekme cvatas. stud'work  iri bal ivilerle ssl i. studding  duvar direkleri; odann ykseklii. 
  at ahr, tavla; damzlk atlarn beslendii yer; aygr; damzlk erkek hayvan;  damzlk. 
 safkan atlarn ecere defteri. 
 (den.) cunda yelkeni. 
 renci, talebe; uzman. student body bir okul veya niversite rencilerinin tm. student lamp deiik ynlere evrilebilen masa lambas. student nurse hemirelik rencisi. student teacher stajiyer retmen. studentship rencilik; ing. burs. 
 hara. 
 aygr. 
 iyi mtala olunmu, dnerek yaplm, mahsus yaplm; maksatl. studiedly  maksatla, mahsus. 
 stdyo. studio couch yatak olabilen sedir, alr kapanr kanepe. 
 alkan, devcil, gayretli, okumay sever; dikkatli, hevesli. studiously  alarak, gayretle, dikkatle. studiousness  alkanlk, gayret, dikkat. 
 alma, okuma, irdeleme, mtalaa; inceleme, aratrma, tetkik; gayret, alkanlk; dnme, tefekkr; dalgnlk; aratrma konusu veya sahas; kalem tecrbesi, altrma taslak; (mz.), ett; yazhane; alma odas; (k. dili) rol ezberleyen kimse. study group aratrma grubu. study hall mtalaa salonu; alma saati. His face was a study yz grlecek bir haldeydi. in a brown study baka eylere dikkat etmeyecek derecede dnceye dalm. make a study of renmeye veya anlamaya almak. 
 okumak, irdelemek, almak, mtalaa etmek; dnmek; incelemek, aratrmak, tetkik etmek; gayret etmek; tahsil etmek. study up on iin ders almak. 
  madde; asl, esas; (k. dili) eya, ev eyas; bo laf, sama; kuma; il; (k. dili) ey, zmbrt, zrlt; (argo) hner; (argo) grev; (argo) para;  tka basa doldurmak; doldurmak; dolma yapmak; tkamak; tktrmak; ok laf ile kafa iirmek; (seim sandn) sahte oylarla doldurmak; dolgunluk vermek; ok yedirmek; tka basa yemek, tknmak. stuff and nonsense batan aa sama; incir ekirdeini doldurmayacak ey. Stuff it! (argo) Kes be!. stuffed shirt (k. dili) resmiyete nem veren kibirli kimse. house hold stuff ev eyas. That' the stuffl Bravol Aferin!. stuff'ing  doldurma, dolgu; vatka; fodra; dolmalk i, dolma ii. 
 havasz, havas bozuk, kapal; tkal (burun); (k.dili) kibirli; souk, ar. 
 aptallatrmak, aptal gibi gstermek; ket vurmak. stultifica'tion  aptallatrma; ket vurma. 
  (-med, -ming) zm suyu, ra;  iine ra katarak arab tazelemek. 
  decek gibi olmak, srmek, tkezlemek, ksteklenmek, sendelemek; sendeleyerek yrmek; dili srmek; gnaha girmek; hataya dmek;  srme, tkezleme, ksteklenme; yanllk, hata, yanlg. stumble across, stumble on, stumble upon rast gelmek, rastlamak, tesadf etmek. stumble along sendeleyerek yrmek. stumbling block engel, mni, ket, aksa, aparz. stumblingly  sendeleyerek, de kalka. 
 (A.B.D.), (argo) akn budala, akaloz kimse. 
  otuk, ktk; kesilen uzvun geri kalan paras, kk; (o.), (k. dili) bacaklar; (kriket)  hedef sopasndan her biri; karakalem resimde kullanlan mein kalem; siyasi hatiplere mahsus platform; (k. dili) meydan okuma;  kesip kkn brakmak; bir eye arpmak; (k. dili) meydan okumak; (k. dili) artmak; bir yerden bir yere dolaarak siyasi nutuklar vermek; (kriket) hedefi vurarak birini oyun d etmek; topallayarak yrmek. be up a stump ciz olmak; akn bir halde olmak; arp kalmak. (fig.) app kalmak. take the stump bakas hesabna nutuklar sylemek. stir one' stumps (aka) yrmek, kmldanmak. 
 kerestelik aalar; aalar kesme hakk. 
 ktklerle dolu; (ks.)a, bodur, tknaz. stumpiness  bodurluk . 
 (-ned, -ning)  sersemletmek; artmak, afallatmak; akna evirmek;  sersemletici darbe; ok; sersemleme, afallama. stun'ner  sersemletici ey veya kimse; (k. dili) akllara durgunluk veren kimse veya sey, fevkalade kimse. 
(bak.) sting. 
(bak.) stink. 
 hayret verici, ok gzel, fevkalade, mstesna; sersemletici. stunningly  insann akln bamdan alacak surette. 
 (den.) cunda yelkeni. 
  bymesini nlemek, bodur brakmak;  bymede duraklama; bodur hayvan veya bitki. 
  (A.B.D.), (k. dili) hner gsterisi; maharetli i;  hner gsterisi yapmak. stunt flier hner gsterisi yapan pilot. stunt man tehlikeli sahnelerde oynayan dublr. 
 (argo) budala kimse. 
 (tb.) yaraya konulan ill scak bez. 
  sersemletici, uyuturucu;  uyuturucu il. 
 sersemlik; hayret, aknlk; duyumsuzluk. 
 hissizletirmek, uyuturmak; sersemletmek, artmak. 
 etkileyici, tesirli, harikulade; heybetli, csseli, iri yapl. stupendously  harikulade bir ekilde. 
 aklsz ahmak, budala, anlaysz; sama, deersiz. stupidly  budalaca, ahmaka. stupid'ity, budalalk, ahmaklk. 
 uyuukluk, baygnlk. 
 kuvvetli, dayankl, metanetli, salam bnyeli; sebatl azimli. sturdily  kuvvetle, dayanacak ekilde. sturdiness kuvvetlilik; sebat; grbzlk. 
 koyunlara mahsus sersemlik illeti. 
 mersin bal, (zool.) Acipenser sturio. rock sturgeon kara mersin, (zool.) Acipenser fulvescens. white sturgeon mersin morinas, (zool.) Acipenser transmontanus. 
(Al.) buhran devresi (on sekizinci yzyln ikinci yarsnda Alman edebiyatnda romantizm) 
  pepelemek, kekelemek;  kekemelik, kekeleme. 
(tb.) kore hastal. 
  domuz ahr, domuz al; ok pis oda veya ev;  domuz ahrna kapamak. 
 (tb.) arpack, itdirsei. 
 cehennemdeki Styx Irmayna ait; cehennemi; lm gibi; kasvetli, karanlk. 
  tarz, slup, usul; tip, stil; moda; tavr; mil, kalem, gne saatinin mili; (matb.) tertip usul; unvan; takvim usul; (bot.) iein diilik uzvunun sap, boyuncuk, stil;  demek, isimlendirmek, lakap takmak; (matb.) tutarl klmak; model izmek, yaratmak. style book iml ve tertip usullerini gsteren kitap. in style moda olan, modaya uygun. old style (Julian calendar), new style (Gregorian calendar) (bak.) calendar out of style modas gemi, demode olmu. 
 kk haner; cerrah mili; (zool.) kla benzer ince uzuv. 
 mil eklindeki. 
 modaya uygun, k. stylishly  modaya uygun olarak. stylishness  modaya uygunluk. 
 slupu; kitabn slup ve tertibiyle megul kimse; modac, desinator. stylis'(tic.)  sluba ait, slupla ilgili. 
 ortaada stun tepesinde yaayan mnzevi kimse.
 slup kazandrmak, bir slba uydurmak; stilize etmek; gelenek haline getirmek. stylized  gelenee uygun; suni, tabiata uymayan, stilize. 
 (mim.) sra halindeki stunlarn ortak taban, ortak stun oturmal, ortak seki. 
 dolmakalem, stilo. stylograph'ic  sivri ulu aletle yazlm. stylog'raphy  sivri ulu aletle yaz yazma usul. 
 mil eklindeki, milsi, stiloid. styloid process milsi knt, stiloid knt. 
 (o.) -luses, -li) sivri ulu yazma veya iaretleme aleti; pikap inesi; plak yapmnda sesi kaydeden ine. 
  damarlar bzc (ila); kan durdurucu (il) styptic pencil ap. 
 aselbent (bot.) Styrax. 
(bak.) stimy. 
 (tic.) mark. plastik mantar, suni kpk. 
 (Yu.), (mit.) ller diyarn kuatan nehir. cross the Styx lmek. 
 (huk.) aleyhinde dava alabilir. suabil'ity  aleyhinde dava ama imkn. 
 (eski) ikna etme, gnln yapma, raz etme. 
 ho tavrl, tatl dilli. suave'ly  tatl dille. suav'ity  tatl dillilik. 
 (k. dili) sub ile balayan baz kelimelerin (ks.)as: subaltern, submarine subordinate, subscription, substitute gibi. 
(nek) as ast; alt, aa; ikincil; yan; hemen hemen. 
 ekice, mayho; serte. 
 acente yardmcs; ikinci mmessil. 
 Alp dalar eteklerindeki; (bot.) orta ykseklikteki dalarda yetien. 
 (man.) ikincil nerme. 
  ast, alt;  ing., (ask.) astsubay; ast. 
 birbiri arkasndan gelen, ardl, ardk. subalterna'tion  birbiri arkasndan gelme. 
 su altnda bulunan; su altnda oluan; su altnda kullanlan . 
 yar arktik, kutup dairesine olduka yakn. 
 montaja hazr ok paral (ks.)m. 
 atomdan kk, atom iindeki. 
 ifade olunmayan eyi anlama veya anlatma; ima yoluyla anlalan veya anlatlan ey. 
 kulak altndaki. 
 (mim.) alt temel. 
 alt bodrum. 
 topun apndan daha kk (mermi) 
 (anat.) kkrdak altndaki; kkrdams. 
  gklerin altnda, dnyasal;  dnyada yaayan yaratk. 
 alt bodrum. 
 (biyol.) altsnf. 
  (anat.) kprck altndaki; kprck sinirine ait;  kprck sinir veya damar. 
 alt komisyon . 
  bilinaltnda olan, uur altndaki;  bilinalt. subeonseiously  uur altnda; bilinsizce, uursuzca, kendinden geerek. subeonseiousness  bilinalt. 
 bir ktann paras olmakla beraber corafi bamszl olan blge. the Subeontinent Hindistan. 
  alt szleme, yan mukavele;  yan mukavele yapmak. subeontraetor  taeron, ikinci stenci. 
 (fiz.) kzma alt. 
 (biyol.) bir baka besi yerinden nakledilmi kltr; (sosyol.) toplum iinde davranlaryla farkl bir unsur meydana getiren grup. 
 deri altndaki; deri altna zerk olunan. 
 tekrar blmek; parsellemek. subdivision  parsellenmi arazi; alt blm. 
 (mz.) ana notann stndeki drdnc veya altndaki beinci nota. 
 zorla itaat ettirmek, boyun edirmek; bask altnda tutmak; hafifletmek, yumuatmak; topra tarma elverili klmak. subdu'al  boyun eme, raz olma. 
 ie mantar gibi, mantara benzer, mantarms. 
 (biyol.) altfamilya. 
 (ev yapmnda) tabann alt ve kaba tahta demesi. 
 koyu, esmer. 
 (o.) genera) (biyol.) altcins. 
 buzulun altnda bulunan veya oluan. 
 bir grubun blm, ikinci derecede grup; (biyol.) alttakm. 
 ikinci derecede yaz bal; blm bal; ikinci mdr. 
 insandan aa, insanlk aamasna ulaamayan. 
 (o.), -diees) (mat.) satr altna yazlan rakam. 
 yeralt borularyla sulamak. subirriga'tion  topran altn sulama. 
 (mz.) birden, derhal, ani; abuk. 
(ks.) subjeet, subjeetively, subjunetive. 
 altndaki; alttaki. 
 hkm altna almak, itaat ettirmek, boyun edirmek, arz etmek, sunmak. subject to maruz klmak, tesiri altnda brakmak; mahkum etmek mecbur tutmak; tabi klmak. 
 uyruk, tebaa; kul, bende; maruz olan kimse, hedef; denek; konu; ders, ders konusu; neden; drt; (gram.) zne; (mz.) esas perde esas makam; (fels.) zne. subject matter konu, mevzu. 
 buyruk altndaki. subject to idaresi altnda, tasarrufunda; bal, tabi; maruz, tesiri altnda. 
 hkm altna alma; tabi olma, itaat, boyun eme. 
 znel; zati kiisel, ahsi; dahili; hayali; (gram.) nominatif, znel, subjectively  znel olarak. subjectiveness, subjectiv'ity  znellik. 
 znelcilik. 
 ilave etmek, eklemek. subjoinder  ilave, ek. 
 boyun edirmek, tabi klmak, itaat ettirmek; zapt etmek, fethetmek; maruz brakmak. subjuga'tion  boyun edirme. 
  (gram.) art (kipi) 
 kiracnn bir bakasn kirac olarak almas; kiracnn maln bir ksmm kiraya vermesi. 
 kiracnn kiracs olmak; kiraya vermek (asl kirac tarafndan) 
 (-let, -ting) bakasna kiraya vermek (asl kirac tarafndan); devretmek. 
  arnm, tasfiye edilmi; ykseltilmi; yceltilmi;  (kim.) sblime, akslmen. corrosive sublimate sblime, biklorit. 
 (kim.) sublimlemek, sublimletirmek; artmak, tasfiye etmek; (psik.) bilinaltna itilmi yasak gdleri toplumca kabul edilir ekle yneltmek, yceltmek . sublima'tion  sblimleme; artma; yceltme, ykseltme. 
 yce, ulu, asil; heybetli; son derece gzel, l. Sublime Porte Babli. sublimely  sonderece; asilne. 
 ykseltmek, yceltmek, ulviletirmek; (kim.) sblimlemek, sublimletirmek; artmak, arnmak. 
 (psik.) bilinaltyla alglanan. 
 (anat.) dil altnda olan. sublingual gland dilalt bezi. 
 sahile yakn; inme izgisi ile 40 metre derinlik arasndaki sulara ait. 
 ayn altnda olan, bu dnyada bulunan, dnyasal, arza ait. 
hafif makinal tfek. 
 snr veya kenar izgisi altndaki ilenmeye demez (toprak); (biyol.) snr veya kenara yakn. 
  denizalt; denizaltnda yetien;  denizal (gemi) submarine chaser denizalt avc botu. submarine mine denizalt mayn. 
 (o.), -lae) (anat.), (zool.) alt ene veya alt ene kemii. 
 alt eneye veya alt ene kemiine ait; alt enedeki tkrk bezlerine ait. 
 (mz.) gamda altnc nota. 
 batrmak, daldrmak; su ile kaplamak; rtmek; batmak. submergence  batma, dalma, su altnda kalma. 
 suya batrmak; su ile kaplamak. submersible  su altnda kalabilir. submersion  su altnda brakma, batrma, batma. 
 mikroskopla grlemeyecek kadar kk. 
 kltlm bir eyden daha ufak. 
 teslim olma, boyun eme, itaat; tevazu, alak gnlllk, uysallk; sunu. 
 itaatkar uysal, boyun een. submissively  boyun eerek, uysallkla. submissiveness  boyun eme, itaat etme. 
 (-ted, -ting) teslim etmek, iradesine brakmak; reyine veya onamasna sunmak; arz etmek ileri srmek, teklif etmek, sylemek, beyan etmek; teslim olmak, boyun emek; itaat etmek. submittal  teslim olma, boyun eme; sunu. 
 da eteindeki. 
 tam blen. 
  normalden aa;  zeks normalin altndaki kimse. 
 (jeol.) okyanus dibindeki. 
 dnya evresinde tam bir devir yapmayan (uydu, roket); (anat.) gz ukuru altndaki. 
 (biyol.) alttakm. 
  aa alt, kk, ikincil; tabi; (gram.) bal;  ast; ikinci derecede memur. subordinate clause (gram.) baml cmlecik. 
 ikinci dereceye koymak; birinin emri altna koymak; tabi klmak. subordina'tion  ikinci derecede veya planda olma; itaat, boyun eme. 
 akln elmek, kkrtmak, ifsat etmek, ayartmak; (huk.) yalan yere yemin etmeye tevik etmek. subornation  yalanc tankla tevik. 
 (kim.) iinde en az miktarda oksijen bulunan bir elemann oksidi. 
 piyes veya romanda ikinci derecedeki olaylar zinciri. 
  mahkemeye davet;  mahkemeye davet etmek. 
 bir blgenin blm. 
 kastl yanltc ifade; (huk.) hakikati gizleyerek bir ayrcalk veya mlk elde etme. 
 bakasnn (bilhassa alacaklnn) yerine geirmek. subroga'tion  bir kimsenin yerine geirme veya geme; (huk.) alacaklya olan borcu deyerek borlunun alacakls yerine geme, halefiyet. 
(Lat.) el altndan, gizli olarak, mahrem olarak. 
 (anat.) krek kemii altndaki. 
 bir yaznn altna yazmak, imzalamak, altna ismini yazmak; imzalayarak onaylamak; teberru etmek; taahht etmek; abone olmak. subscribe to abone olmak; imzalayarak onaylamak. 
 satrn altna yazlm harf veya rakam. 
 imza, imza etme; kabul etme; abone; abone creti; itirak taahhd. take up a subscription yardm paras toplamak. 
 arkas gelme, sonradan gelme. 
 sonra gelen, sonraki; sonu olarak izleyen. subsequently  sonradan. 
 yaramak, ie yaramak, hizmet etmek; ilerlemesinde yardmc olmak. 
 boyun eme, kle gibi itaat veya hizmet; yaranma. 
 boyun een, kle gibi itaat veya hizmet eden. subserviently  boyun eerek. 
 sakinlemek, yatmak; kelmek; inmek; dibe kmek, kmek. 
 yatma; kme, kelme. 
  yardmc; ek; bal, tabi (irket);  yardmc, muavin; ube, bayi, tabi irket; (mz.) ikinci tema. subsidiary company tabi irket, yan kurulu. 
 para vermek, an dardan gelen yardm ile kapatmak; rvet vermek. 
 kamu yararna olan bir teebbse hkmete verilen para yardm; ing. tar. Parlamento tarafndan krala verilen tahsisat; iane, para yardm. 
 geinmek; mevcut olmak, var olmak; yaamak. subsist in kapsamak, ibaret olmak. 
 geinme; geinecek ey, nafaka; varlk, vcut, mevcudiyet. subsistent  var olan, mevcut. 
 toprakalt. 
 gnein tam altndaki; tropikal; dnyasal. 
 iitilemeyecek kadar az titreimli ses dalgalarna ait; ses hzndan daha az sratle giden. 
 (biyol.) altcins. 
 madde, zdek, cisim; tz, cevher; esas; hulsa, z; kuvvet, salamlk; servet, varlk, zenginlik. in substance esasnda; zet olarak. 
 belirli seviyeden aa. 
  metin, dayankl; deerli, kymetli; nemli, ehemmiyetli; zengin, varlkl; zl, cisimsel; hakiki;  gerek. substantially  esasen, aslnda. substantiality, substantialness  gerek varlk, hakiki mevcudiyet; salamlk; gerek deer; ycelik, muazzamlk. 
 (fels.) zdekilik. substantialist  zdeki. 
 gereklemek, kantlamak; gereklemek; gerekletirmek, tahakkuk ettirmek. substantia'tion  gerekleme. 
  mevcudiyet ifade eden; bamsz, mstakil; dayankl; sabit, devaml; tzel;  (gram.) isim. 
 ube. 
 (kim.) asl bileimde bulunan atomun yerini alan baka atom. 
  bedel; vekil;  vekil tayin etmek; bedel olarak koymak; veklet etmek; yerine gemek. 
 baka bir eyin yerine kullanma; bir bakasnn yerine koyma, bir bakasnn yerini alma. sub'stitutive, substitutional, substitutionary  veklet kabilinden. 
 alt tabaka; (biyokim.) mayadan etkilenmi madde. 
 stratosfer alt atmosfer tabakas. 
 (o.), - -ta) temel; alt tabaka; (fels.) dayanak, asl sebep. 
 temel. substructure  temel toprak alt yap. 
 snflandrmak; kapsamak, iine almak, ihtiva etmek (snf) 
 kapsama; kapsam. 
 (mat.) teet alt. 
 lman iklim kuann nispeten daha souk blgelerine zg. 
 kiracnn kiracs. subtenancy  kiracnn bir dierine kiralamas. 
 (geom.) karsnda bulunarak iki ucunu birbirine raptetmek (kavis veteri); (bot.) tamak (tomurcuk) subter- (nek) altnda. 
 kaamak, bahane. 
, neous  yeralt; gizli, sakl. 
 ince, narin; keskin; yaygn; kurnaz; ince. 
 inceltmek, incelik vermek; ince farklarn gzetmek. 
 ikincil balk; sin altyaz.
 kurnaz, hilekr; ince; mahir, usta; gizli. subtly  incelikle; mahirne, ustaca; kurnazca. 
 incelik; kurnazlk, eytanlk, hilekarlk; zek, cin fikirlilik. 
 karmak, hesaptan dmek. subtrac'tion  karma subractive  eksiltici; (mat.) eksi iareti olan. 
 (mat.) kan, bir saydan karlacak say. 
 veznedar yardmcs. subtreasury  veznedarlk ubesi 
 astropikal. subtropics  (o.) astropika. 
 (biyol.) biz eklindeki, sivri ulu. 
 varo, d mahalle; (o.) ehir civar, banliy. suburban  varota olan, kenar mahallede oturan; banliyye ait. suburban train banliy treni. 
 d mahallede oturan kimse. 
 d mahallede oturanlarn toplum hayat. 
 desteklemek, yardmna yetimek; araya girmek. 
 imdadna yetime, vardm; devletten alnan tahsisat. 
 ykma, devirme, altst etme, tahrip; harap olma; yklma, devrilme; ifsat, bozulma. subversive  tahrip edici, ykc, altst eden. 
 altst etmek, harap etmek; devirmek, ykmak; bozmak, ifsat etmek. 
 (A.B.D.) metro; tnel. 
 (o.), - -nea) vekil; bedel. 
 baarmak, muvaffak olmak, becermek; izlemek, takip etmek; halefi olmak; halef selef olmak, yerine gemek veya oturmak; vris olmak; tahta vris olmak. 
(Fr.) halk tarafndan tutulmayp kritiklerce vlen baar. 
 baar, muvaffakiyet; baarl ey veya kimse. 
 baarl, muvaffakyetli. successfully  baaryla, muvaffakyetle. successfulness  baarllk. 
 ardllk; silsile, dizi, sra; birbiri arkasndan gelen eyler; veklet, yerine geme; yerine geme hakk dl d. 
 ardl, birbirini ileyen, mteakp, silsile halindeki. successively  sra ile, birbiri arkasndan. 
 halef, ardl, vris. 
 az ve z, muhtasar, ksa; (biyol.) ipek iplik ile evrilip tutulmu. succinctly  ksaca. succinctness  az ve z olma. 
(kim.) kehribar asidi, suksin asidi. 
  yardm etmek, imdadna yetimek, skntdan kurtarmak;  yardm, imdat; imdada yetien kimse. 
 hindiba, (bot.) Cichorium intybus. 
 fasulye ve msr halamas. 
(bak.) Sukkoth. 
 (o.), -bi, -buses) ifrit, eytan; (mit.) geceleyin kadn eklinde erkeklerin ryasna girip onlarla cinsel mnasebette bulunan dii eytan. 
 zl; (bot.) etlenmi, krpe ve sulu; dolgun, yararl fikirlerle dolu. succulence, -cy  krpe ve sulu olma, zllk. succulently  sulu sulu. 
 yenilmek, malup olmak, dayanamamak; lmek. 
 iddetle sarsmak; (tb.) gsnde su olup olmadn anlamak iin sarsmak. succussion, succussation  (tb.) sarsma. 
 bunun gibi, byle, yle, yle. such and such filan. such a one filan kimse; yle biri ki. such as gibi, mesel, rnein. such as it is her naslsa, kt veya deersiz olmakla beraber. as such byle olmak sfatyla, bu sfatla, haddi zatnda; sadece. 
 (zam.) benzeri, bunun gibi; (zam.) bylesi. 
  emmek, massetmek; iine ekmek, sourmak; sorumak; imek, ekmek, almak; emer gibi iine ekmek; (argo) yetmemek, eksik gelmek;  emme, emi, mas; emilen ey; yudum, iim; ana st; anafor. give suck emzirmek. 
  emen ey veya kimse; meme emen ocuk veya hayvan; sazana benzer tatl su bal; (zool.) emici uzuv; tulumba pistonu; emici boru; kkten ayrlarak kendi bana byyen fidan, pi; (A.B.D.), (argo) enayi kimse; emilerek yenen ubuklu eker;  pileri budamak; kkn yanndan filiz srmek. 
 emzirmek, meme vermek; meme emmek. suckling  memede olan ocuk veya hayvan. 
 Sucre, Bolivya'nn bakenti. 
 (kim.) sakaroz. 
 emme. suction pump adi tulumba, emme basma tulumba. suction stroke emme devresi. 
 (zool.) emerek beslenen veya yapan, emici veya yapc uzvu olan. 
 Sudan. Sudanese   Sudanl. 
 (o.) -daria) ter silmeye mahsus mendil; efsaneye gre armha gerilmeye gtrlrken Hazreti sa'nn terini sildii ve zerinde yznn resmi kalan mendil. 
 (o.) -ia) hamamlarda terleme odas. 
  terleyen; terletici, ter dktrc;  scak hamam veya banyo; terletici madde. 
 Nil'de trafie engel olan su stnde yzen bitkiler. 
 apansz, birdenbire kan, ani. sudden death ani lm; (spor) beraberlik durumunu zmek iin neticeyi bir puana balama; neticeyi bir yaztura atyla halletme. all of a sudden anszn, birdenbire, aniden. suddenly  birdenbire, anszn. suddenness  birdenbire vaki olma. 
 ter. sudoriferous  (tb.) terleten, terletici; ter szdran. 
  (tb.) terletici (il) 
 (o.) kpkl sabun suyu, sabunlu su; kpk; (argo) bira. suds'y  kpkl. 
 (huk.) dava amak; talep etmek, istemek; yalvarmak, rica etmek. 
 suet, poduset. 
 sr veya koyun iya. suety  iya kark, iyana benzer. 
 Svey. Suez Canal Svey Kanal. 
 gz yumma, msamaha; tahamml, dayanma, sabr. on sufferance zarar vermemek artyla. 
 strap ekmek; tutulmu olmak, mptela olmak; cezasn ekmek; idam olunmak; cefa ekmek; (eski) katlanmak, tahamml etmek; msaade etmek, izin vermek, brakmak. sufferer  strap eken kimse. 
 ekilebilir, dayanlabilir, tahamml edilebilir. sufferably  tahamml edilebilir ekilde. 
  strap, elem, ac, keder;  strap eken; mazlum. 
 kafi gelmek, yetimek, el vermek, yetmek. suffice it to say u kadarn sylemek yeter ki. 
 yeterlilik, kifayet, elverililik. 
 kfi, yeterli; elverili, uygun, mnasip. sufficiently  kfi derecede. 
 (gram.) (sonek), sontak. 
 bir kelimenin sonuna ek koymak. 
 bomak, nefesini kesmek; bastrarak sndrmek; boulmak, nefes alamamak. suffocating  bunaltc, boucu. suffoca'tion  boulma bunalma. 
  yardmc (piskopos) 
 oy kullanma hakk; oy kullanma; tasvip tasdik onay. 
 kadnlarn oy kullanma hakkn savunan kadn. 
 oy kullanma hakk taraftar. 
 aadan ttslemek. suffumigation  alttan ttsleme. 
 etrafa yaylmak, kaplamak; boya vermek, renk vermek. suffusion  yaylma; kzart. 
 sofi, gizemci mutasavvf. 
 islm gizemcilii, tasavvuf. 
  eker; tatl sz, kompliman; (argo) ekerim;  eker katmak; tatl szlerle yumuatmak veya hafifletmek; (A.B.D.) aka aatan eker karmak; ekerlenmek. sugar beet eker pancar (bot.) Beta saccharifera. sugar bowl ekerlik, eker ksesi. sugar candy akide ekeri. sugar cane ekerkam, (bot.) Saccharum officinarum. sugar daddy (A.B.D.), (argo) arkadalk ettii gen kza hediyeler yadran yal ve zengin adam. sugar diabetes (tb.) diyabet, eker hastal. sugar loaf kelle ekeri; konik tepe. sugarmaple, sugar tree znden eker karlan isfendan akaaa, (bot.) Acer saccharum. sugaring off isfendan zn kaynatarak bir cins pekmez yapma; bu iin yaplmas iin tertiplenen ziyafet. burnt sugar yaklm eker. castor sugar ing. tozeker. lump sugar kesme eker. 
 ekerle kaplamak; ballandrmak. 
 ekerle konserve edilmi (domuz eti) 
 ekerleme, bonbon; rvet . 
 ekerli, ekere benzer, eker gibi; fazla nazik. sugariness  ekerlilik; ekerlenmi olma. 
 ne srmek ileri srmek; hatra getirmek; ima ve ihtar suretiyle bildirmek veya sylemek; telkin etmek; fikir vermek, teklif etmek, ortaya atmak; imada bulunmak, fikir beyan etmek. 
 teklif edilebilir; kolaylkla tesir altnda kalan. suggestibility  kolaylkla tesir altnda kalma. 
 ima, ihtar, fikir verme, teklif; ima ve ihtar olunan ey; telkin. suggestion box ikayet kutusu. 
 manal imal; mstehcen. suggestively  imal bir ekilde. suggestiveness  manallk. 
  kirletmek, lekelemek; kirlenmek, lekelenmek;  kir, leke. 
 intihar kabilinden; yok edici suicidally  intihar etmeye meyilli olarak. 
  kendini ldrme, intihar; kendi emel veya gayelerini ykma; intihar eden kimse;  (k. dili) intihar etmek. suicide seat otomobilde frn yanndaki yer. 
(Lat.) emsalsiz, esiz, yegne, tek. 
(Lat.), (huk.) tam ehliyetli ve reit. 
 lanolin. 
  takm elbise tayyr, kostm; mayo; dava hukuk davas; iskambilde takm; kur;  uydurmak; uygun gelmek; iini grmek, memnun etmek, houna gitmek; uymak olmak; birinin iine gelmek. follow suit iskambilde takma uymak. pay suit kur yapmak. press one' suit sevgisini belirtmek. 
 uygun, mnasip, yerinde . suitabil'ity, suitableness  uygunluk. suitably  uygun bir ekilde, yerinde. 
 valiz bavul. 
 takm; daire; oda takm; maiyet; (mz.) sit. 
 takm elbiselik veya tayyrlk kuma. 
 k, bir kza talip erkek; (huk.) davac. 
 Japonya'da sofrada piirilen bir eit trl. 
 Musevi dininde ardaklar Bayram. 
 (biyol.) dar ve derin oluklar olan, yivli. sulca'tion  olukluluk; oluk. 
 (o.) -ci) (anat.) oluk. (sleyman') 
Kanuni Sultan Sleyman
(nek), (kim.) kkrt, kkrtl. 
(kim.) sulfa ilac. 
 (kim.) sulfat. 
 (kim.) sulfid. 
 (kim.) sulfit. 
 kkrt, (ks.) S ;lahana kelebeine benzer sar bir kelebek. flowers of sulfur kkrtiei. 
 gk balina, (zool.) Sibbaldius musculus. 
 kkrtl, kkrt gibi. sulfureously  kkrtl olarak. 
 (-ed, -ing; -ted, -ting)  kkrtle kartrmak, iine kkrt katmak;  slfid. sulfuretted hydrogen kkrtl hidrojen. 
 (kim.) kkrtl. sulfuric acid slfurik asit, zaya, karaboya. 
 kkrt katmak, kkrtlemek. 
 kkrtl, kkrtten elde edilmi; ateli, hararetli, cehennemsi. 
 kkrte benzer, kkrt kokulu. 
  somurtmak, surat asmak, ksmek;  (gen.), (o.) somurtma; ksknlk; somurtkanlk. 
 ksm, aksilii tutmu, ask yzl, suratl; kasvetli. sulkily  ask suratla. sulkiness  ask suratllk. 
 tek kiilik iki tekerlekli ve tek atl hafif araba. sulky plow oturacak yeri ve tekerlekleri olan pulluk. 
 suyun brakt amur, mil; kir, pislik; cruf. 
 somurtkan, ask yzl, suratl; ters, huysuz, melankolik, yz glmez; kasvetli; iin iin kaynayan. sullenly  somurtarak, ask yzle. sullenness  somurtkanlk, ask yzllk; kasvet. 
(bak.) sulfa.
(bak.) slfr.
 sultan, padiah; Trkiye asll ayaklar tyl ve beyaz tepeli bir eit paal tavuk. sultanate  sultanlk padiahlk. 
 hanm sultan, sultan kars, kz veya kz kardesi, valide sultan; sarayda cariye; zmir'in ekirdeksiz kuru zm, sultani. sultaness  sultan kars veya validesi. 
 scak, boucu, bunaltc, rutubetli, durgun; tutkulu, ihtirasl. sultriness  scak ve rutubetli olu; ihtiras. 
  (-med, -ming) toplam, yekun, mecmu, tutar, mebl; problem; en fazla miktar; doruk; zet, hlasa, z;  toplamak, yekun karmak. sum up zetlemek, hlasa etmek; hkm vermek. a good round sum byk bir mebl. a lump sum toptan para. a sum of money bir miktar para. good at sums iyi hesap bilir, hesab kuvvetli. in sum uzun szn ksas, ksacas, velhasl. the sum and substance of it hulsa edersek, ksacas. 
 sumak, somak, (bot.) Rhus coriaria; kurutulmu sumak yapra tozu. 
 Sumatta. 
  Sumer; Smerce. 
(Lat.) iftihar derecesi ile verilen (diploma) 
 toplanlan rakamlardan her biri. 
 zetlemek, hlsa etmek. 
  zl, ksa, acele, derhal yaplan;  zet, hulsa. summary proceeding acele muhakeme usul. summarily  resmi muameleyi beklemeden; sratle. 
 toplama; zet, hlsa. 
   yaz, yaz mevsimi;  yaz geirmek; yaz esnasnda bakmak veya beslemek;  yazlk. summer school yaz okulu. summer squash kabak. summer theater (A.B.D.) yazn sayfiyede oynayan tiyatro. summer time yaz saati. Indian summer pastrma yaz. summery  yaza mahsus, yaz gibi. 
 (mim.) tabann ana kirii. 
 kameriye, ardak. summersault (bak.) somersault. 
 yaz. 
 tepe, doruk, zirve, ev, en yksek nokta veya derece. summit meeting zirve konferans. 
 armak, artmak, emirle davet etmek, celp etmek; dman teslim olmaya davet etmek. summon up toplamak (kuvvet); tevik etmek. 
 (o.)-es) resmi emirle davet, celp etme, artma; ar, davetiye, mahkeme celpnamesi; (ask.) teslim ars. 
(Lat.) en iyi. 
 maden ocann dibinde su birikintisine mahsus kuyu; lam ukuru; bir kazya balamadan evvel tecrbe veya yoklama kabilinden kazlan tnel; (oto.) ya karteri. 
 yk beygiri. 
 sarfiyata ait masraflarla ilgili, masraflar snrlayan. sumptuary law masraflar snrlayan kanun; din veya ahlka dayanarak zel hayat dzenleyen kanun. 
 masrafl, tutumsuz; muhteem, tantanal, zengin. sumptuously  muhteem bir ekilde. 
  (-ned, -ning) gne; gne ; gneli yer; gn, gndoumu; (iir) yl, sene; aaal ey; peykleri olan yldz;  gnelendirmek; gnelenmek. sun bath gne banyosu. sun compass kutuplarda kullanlan ve gne nlaryla ileyen pusula. sun dance yaz banda gnee tapma dans. sun deck gne banyosu yapmaya elverili gverte veya balkon. sun disk gne kursu. sun god gne tanrs. sun lamp mortesi nlar veren elektrik lambas; sin ok kuvvetli lamba. sun parlor cam duvarl ve gneli oda. sun roof gne banyosu yapmaya elverili dam; arabann gneli havalarda alabilir st ksm. sun tan gnete bronzlama. sun tans (ask.) yazlk hki niforma. sun worshiper gnee tapan kimse. a place in the sun uluslararas politikada sz sahibi olma; tannma. under the sun dnyada, yeryznde.
 gne banyosu yapmak. 
 gnete kurutulup konserve yaplm (et) 
 gnete kurutmak. 
 gne geirmez. 
 gne n. 
 gne apkas. 
 su serpintisi iinde grlen gkkua. 
  gne yan;  gneten yanmak. 
 genellikle bulutlar arasndan yaylan iddetli gne ; gne eklindeki mcevherat. 
 st ceviz, meyve ve adal urup ile kaplanm dondurma, pemelba. 
 pazar gn. Sunday school kilisede pazar gn din dersleri verilen okul. a month of Sundays (k. dili) uzun mddet. Sunday-go-to- meeting  (k. dili) en iyi, bayramlk. 
  ayrmak, koparmak, ayr brakmak, blmek; kopmak, ayrlmak;  ayrma; kopma. cut in sunder, cut asunder paralara ayrmak. 
 gne gl, (bot.) Drosera. 
 gne saati. 
 yalanc gne, gnein hayali. 
 gne batmas, gurup, akam; geni kenarl kadn apkas. 
 (k. dili) serseri kimse; Avustralya'da dilenci serseri; (argo) ok sk disiplinli gemi svarisi. 
 gnete kurutulmu. 
 (o.) ufak tefek eyler. 
 (o.) -drops) akam uhaiei, (bot.) Oenothera. 
 eitli, ufak tefek, trl trl; baz, birtakm. 
 gnete solmayan. 
 (o.) -fish, -fishes) ay bal, pervanebal, (zool.) Mola mola; gne bal. 
 ayiei, gn iei, gnebakan, (bot.) Helianthus annuus. 
(bak.) sing.
 byte, pertavsz. 
 (o.) gne gzl. 
 tan, fecir; gnein stc . 
 (bak.) sink. sunk fence hendek iinde sakl bahe duvar. 
 su iine gmlm; bir yzey altnda olan; etrafndan daha alak seviyede olan; km. 
 gne grmeyen, gne almayan; kasvetli. 
 gne . 
 gneli. 
 sunn hemp bir cins kenevir, (bot.) Crotalaria juncea. 
 snnet, farz. 
 Snnilik. 
 Snni. 
 gneli; gne gibi; neeli. sunny side gneli taraf; (bir ite) iyi cihet, mit verici yn. sunny side up evrilmeden piirilen (tavada yumurta) 
 gndoumu, gne douu; sabah. 
 bol pencereli ve gneli oda. 
 bitkilerde grlen fazla gneten ileri gelen hastalk. 
 bitkilerin fazla gneten kavrulmas. 
 gnbatm, gne batmas, gurup; akam; gnbatmnda gk renkleri; k devri, gerileme devri. 
 gne siperlii, gnelik; gne emsiyesi; tente. 
 gne ; gne; gnein stc ; neelilik. 
 gne lekesi. 
 yldzta. 
 gne arpmas. 
 (A.B.D.) gndoumu. 
  gnee doru (olan) sunwards  gnee doru. 
 gnein hareket ettii ynde. 
(Lat.) kendi salhiyetiyle. 
 Finlandiya. 
 (-ped,- ping)  yudum yudum imek, yudumlamak;  yudum. 
 (-ped,- ping) akam yemeini yemek.
(ks.) above, superior, supplement.
(nek) stn, zerinde, fevkinde, fazlasyla.
 (argo) tiyatroda nemsiz rollere kan oyuncu. 
  stn kalite, ekstra cins; mcellithanede kullanlan pamuk takviye bezi; (tic.) l derece, l derecede olan ey;  (argo) stn.
 yenilmesi mmkn, galebe alnabilir, hakkndan gelinebilir, aresi bulunabilir, atlatlabilir. superably  hakkndan gelinebilecek ekilde. 
 fazlasyla bulunmak, pek ok miktarda bulunmak. 
 ar bolluk. 
 pek ok, mebzul, bol, takn. superabundantly  pek bolca. 
 daha da ilave etmek, yeniden katmak. 
 yallk veya yetersizlik sebebiyle iten karmak, emekliye ayrmak; geersiz diye karmak. superannuated  emekli; eskimi; kullanlmaz hale gelmi; modas gemi. superannua'tion  emeklilik; emekli maa. 
 muhteem, grkemli; l, nefis, enfes; zengin, zarif. superbly  muhteem bir ekilde; tam. 
 ilepte mal sahibi tarafndan tayin olunan sat memuru. 
 ok byk uak gemisi. 
  kompresrle glendirmek; fazla yklemek;  fazla yk. 
 kompresor. 
 kaa ait; kan stndeki. 
 marur, kibirli. superciliously  kibirle. superciliousness  kibir, gurur. 
 (fiz.) ar soukken elektrik akmn dirensiz olarak geirebilen. 
 (bir svy) donma derecesinin altnda dondurmadan soutmak.
 (argo) la, en iyi, (slang) kyak. 
 (psik.) sper ego. 
 ok stn. supereminence  ar stnlk. supereminently  byk stnlkle. 
 grevinden fazla i grmek. supereroga'tion  vazife dnda i yapma, fuzul i grme. supererogatory  asl grevden fazla veya ayr; lzumsuz, fuzuli. 
 (biyol.) st familya. 
 gebe hayvann dourmadan evvel bir daha gebe kalmas. 
 yzeyde kalan, satha yakn veya sathta olan; sathi, yzeysel, stnkr, yarm yamalak. superficiality, superficialness  yzeyde kal, sathilik. superficially  grnte, stnkr bir ekilde. 
 sath, yzey. 
 son derece gzel; pek ince, ok zarif. 
 (fiz.) mutlak sfrn bir derece stndeki sv hali. 
 fazla, lzumsuz, gereksiz. superflu'ity, superfluousness  fazlalk, ar bolluk. superfluously  ok fazla. 
 bir eyin zerine dkmek; dklmek. 
 fazla stmak; stp sabit olmayan bir hale getirmek. 
  stn arlkl (eleman) 
3000 ile 30000 arasndaki megasikl eridi 
 otoban, srat yolu. 
 insanst. 
 bir eyin zerine koymak; bir eye ilave etmek. superimposi'tion  bir eyin zerine koyma veya ilve etme. 
(bak.) superfetation. 
 baka bir eyin zerine dayanan. 
 baka bir eye ilaveten meydana getirmek, ek olarak katmak. 
 bakmak, nezaret etmek, ynetmek, idare etmek, kontrol etmek. superintendence  bakma, ynetme, ynetim. superintendency  mdrlk, yneticilik; ynetim. 
  ynetici, mdr, ef, idare memuru;  ynetimsel; yneten. 
  daha yksek, l, stn, faik; olaanst; ("to" ile )fevkinde, daha stn; stnlk taslayan; (bot.) st tarafnda bulunan, st;  stn derecede olan kimse; manastrda ba rahip; (matb.) satrdan yukar baslm rakam veya harf. superior court (A.B.D.) temyiz mahkemesi. superiority  stnlk. 
 stte olan, kaplayan, rten. 
  en yksek; mkemmel, esiz, stn; (gram.) enstn; fazla;  en yksek derece veya miktar; (gram.) en stnlk. talk in superlatives abartmak, mbala etmek. superlatively  en stn derecede. superlativeness  fevkaladelik, stnlk. 
 stn insan. 
 sper market, byk maaza. 
 gksel, semavi; ilhi; yksek. 
 suyun stnde yzen. 
 btn insanl kapsayan, milletler st. 
 doast, tabiatst; harikulade, mucize kabilinden. supernaturalism  doast olma; doast gce inanma. supernaturally  doast kuvvetlere dayanarak. 
 normal st. 
  fazla, zait; lzumundan fazla;  gerekli saydan fazla olan kimse; (tiyatro) nemsiz rollere kan oyuncu. 
 sper fosfat gbre. 
 stne koymak; (geom.) st ste gelecek ekilde koymak. superposi'tion  stne koyma. 
 sper devlet; geni kapsaml elektrik ebekesi. 
 fazla doymu. 
 stne yazmak; zarf stne adres yazmak. su'perscript   ste yazlan;  satrn stne yazlan kk harf veya rakam; (mat.) satr yukarsna yazl kuvvet veya trev gsteren iaret. sperscrip'tion  bir eyin stndeki yaz; serlevha, balk; kitabe; stne yazma; (ecza.) reetenin bandaki "alnz'' yazl (ks.)m. 
 yerine gemek, yerini almak; yerine bakasn koymak; yerine baka bir ey koyarak iptal etmek. 
 (huk.) aa bir mahkeme kararnn icrasn durduran yksek mahkeme emri. 
 duygusal. 
 spersonik, sesten hzl. supersonics  spersonik ilmi, sesten hzl olgular inceleyen bilim dal. supersonic transport spersonik ara. 
 btn  boyutlu yerlerinin nokta olduu ileri srlen matematiksel uzam. 
 ok gl radyo dalgalar gnderen gkcismi; as, mesleinde stn olan kimse. 
 birka baml memleketi idare eden memleket. 
 batl itikat, hurafe, bo inan. 
 batl itikat kabilinden; batl itikatl, bo eylere inanan. superstitiously  batl inanlara saplanarak. superstitiousness  batl inanllk. 
 st tabaka. 
 bir eyin zerine bina etmek. 
 temel zerine kurulan bina, ilve kat; zemin kat zerinde bulunan binann tm; st yap; st kademe; ilikiler; demiryolunun ta zemini stnde bulunan travers veya ray; (den.) palavra stndeki yap ksmlar. 
 munzam vergi. 
 takip etmek, izlemek, arkasndan gelmek; sonra meydana gelmek. 
 denetlemek, tefti etmek, nezaret etmek; idare etmek, bakmak. supervi'sion  denetleme, nezaret, murakabe; idare. supervisor  mfetti, deneti. supervi'sory  denetiye zg; denetimsel; denetleyici, tefti edici. 
 (anat.) el ayasn yukarya dndrmek. supina'tion  el ayasn yukarya dndrme. supinator  (anat.) supinator, el bileini darya dndrc adale. 
 Latince'de - veya -(den.) halindeki isim-fiil.
 srt st yatm; yatay durumdaki, meyilli; kaygsz; miskin, enerjik olmayan. supinely  kaygszca; miskinlikle. supineness  kaygszlk; miskinlik. 
(ks.) supplement.
 akam yemei; yemekli gece toplants. 
 ayan kaydrp yerine gemek, yerini kapmak. 
  yumuak, kolayca eilip bklebilir, elastiki, esnek; uysal, yatkn, bakalarnn suyuna giden;  yumuatmak. suppleness  esneklik, elastikiyet. 
  ilve, ek; zeyil; (mat.) btnler a;  ilve etmek, eklemek; doldurmak. supplemen'tal, supplemen'tary  ilve olan, btnleyici; (mat.) btnleyen, tamamlayan. supplementa'tion  ekleme, ek, ilave, zeyil. 
 rica, niyaz, yalvar. 
  rica ve niyaz eden, yalvaran (kimse) 
 rica ve niyaz etmek, yalvarmak; dua ederek yakarmak. supplicatingly  yalvararak. supplica'tion  yalvar, yakar, niyaz. supplicatory  yalvar kabilinden; niyaz eden. 
 salayan kimse; ihtiyac karlayan ey; tedarik eden firma. 
  salamak, tedarik etmek, temin etmek; ihtiyac karlamak; tatmin etmek; telafi etmek, yerini doldurmak; bir makam igal etmek;  tedarik, tehiz; mevcut; (gen.) (o.) erzak, gere, levazm, malzeme; vekil. cut off the supplies gerekli ihtiya maddelerini kesmek. in short supply kt, yetersiz. law of supply and demand arz ve talep kanunu. 
 esnek olarak, kendini duruma uydurarak. 
  desteklemek; tahamml etmek, gtrmek, dayanmak, tutmak, kaldrmak, ekmek; kuvvet vermek, cesaret telkin etmek; beslemek, geindirmek; masrafn vermek; devam ettirmek; ispat etmek, teyit etmek; savunmak, mdafaa etmek; yardm etmek, tutmak, iltizam etmek; tutmak, drmemek; sabretmek, katlanmak; (tiyatro) yardmc rolde oynamak;  destekleme, tutma, dmesine engel olma; destek olan kimse veya ey; destek, dayanak, mesnet, yatak; geim. 
 ekilir, tahamml edilebilir; ispat edilebilir. 
 taraftar; yardmc; jartiyer; ask; bileklik. 
 destekleyici; yardmc; ispat etme hususunda faydal. supportive therapy (psik.) hastaya problemlerinde yardmc olarak yaplan psikoterapi; (tb.) hastann genel shhat durumunu kuvvetlendirerek hastalk bulgularnn ortadan kaldrld tedavi usul. 
 tasavvuru mmkn. 
 zannetmek, farz etmek; doru olduunu kabul etmek; tasavvur etmek, dnmek; tahmin etmek. Suppose he doesn't come. Farz edelim ki gelmedi. Ya gelmezse? Suppose we change the subject. Konuyu deitirsek nasl olur? He is supposed to be rich. Zengin olduu zannediliyor. He is supposed to come. Gelmesi lzm. I suppose so. Herhalde. The ship is supposed to arrive today. Geminin bugn gelmesi bekleniyor. Where' that road supposed to go? Acaba o yol nereye kar? You're not supposed to do that! Bunu yapmamalsnz. supposed  szde, (yanllkla) kabul edilen, farz edilen.supposedly  farz olunduu gibi, gya.
 zan, tahmin, kyas; varsaym, ipotez, faraziye. suppositional  tahmin kabilinden, farazi. suppos'itive  tahmini, farazi. 
 deitirilmi, sahte; tahmin kabilinden; varsayl, ipotetik, farazi. 
 (tb.) supozituvar, fitil. 
 bastrmak, sindirmek; nlemek, menetmek; zapt etmek; rtbas etmek, saklamak; gizli tutmak; durdurmak, kesmek. suppres'sion  bask; zapt etme, tutma; bastrma, sindirme. suppres'sive  zapteden, tutan; bastran, sindirici. 
 cerahat toplamak; ilemek (yara) suppura'tion  cerahat, irin. suppurative  cerahat hasl edici. 
(nek) fevkinde, stnde, tesinde, nnde, dnda,-(den.) ziyade, maada.
 (jeol.) tebeir tabakalarnn stnde olan. 
 uur eiini am, bilin tesi. 
 (anat.) st eneye ait. 
 ok molekll; moleklden daha karmak. 
 dnyadan stn, semavi. 
 bir veya birden fazla milletin siyasi imknlaryla snrlanmam olan. 
 (anat.) deliinin stnde olan. 
 (tic.) (huk.) borlunun senedi protesto etmesinden sonra kefilin demeyi kabul etmesi. 
 (anat.) bbrekst. 
 (zool.) akak st (kemii) 
 stnlk, ycelik, ululuk; herkesten stn olma, byklk. 
 en yksek, ulu, yce; hakim; en yksek mertebede; en yksek derecede, en mkemmel; son. Supreme Being Hak Taal, Allah. Supreme Court Anayasa Mahkemesi. supreme good en byk iyilik, en yksek hayr gayesi. Supreme Soviet en st Sovyet. supreme test en byk imtihan, deneme. make the supreme sacrifice cann feda etmek. supremely  fevkalade, en mkemmel surette. 
(ks.) superintendent.
(nek) stnde, tesinde.
 Kuran suresi. 
 bir cins yumuak ipekli kuma. 
 (anat.) baldra ait. 
 (mim.) temel zerine yaplan pervaz. surbase'ment  byle pervaz bulunma. 
  (eski) bitme, ard arkas kesilme;  bitmek, ard arkas kesilmek; nefes almak, ara vermek. 
  tayabileceinden fazla yklemek, fazla doldurmak; fazla fiyat istemek; bir krediyi deftere kaydetmemek; posta pulunun zerine yeni fiyat bastrmak;  fazla ar yk; (d.y.) fazla navlun alma; krediyi deftere kaydetmeyi; posta pullar zerine bastrlan yeni fiyat, srarj; yeni fiyatl posta pulu, srarj. 
  palan kolan; (kil.) papaz cppesinin kua, znnar;  kolan veya kuakla balamak. 
 cppe; ortaada zrh stne giyilen cppe. 
  (mat.) asam, (karekk 2) gibi tam miktar ifade edilemeyen (kemiyet); (dilb.)  p,  k gibi sessiz (harf) 
  (nlem) muhakkak, phesiz; olumlu, mspet; kesin, kati; emin, salam, gvenilir; sabit, metin; (nad.) sk, sk balayan;  (k. dili) phesiz; (nlem) tabii, elbette. sure enough muhakkak, sahiden. be sure dikkat etmek. for sure elbette, muhakkak, kati olarak. make sure temin etmek; tahkik etmek, soruturmak; iin asln anlamak. to be sure elbette, muhakkak. sure'ness katiyet, kesinlik; emin olma. 
  (A.B.D.), (k. dili) hakiki;  muhakkak. 
 (k. dili) baaraca phe gtrmeyen. 
 ayan sk basan, dmez, kaymaz. 
 elbette, muhakkak; emniyette olarak; tehlikesizce. 
 kefil, rehine; teminat, emniyet. stand surety kefil olmak. surety ship  kefalet. 
  kyda krlan kpkl dalgalar, atlayan dalgalar;  (spor)dalgalar stnde tahta ile kyya doru kaymak. 
   yz, dzey, sath, d, zahir, d taraf, d grn; (mat.) yzey;  bir eyle kaplamak; dua yapmak; cillamak; stndeki topra kaldrp maden oca iletmek; su dibinden yzeye kmak;  yzeysel; grnteki. surface current dzey aknts. surface impressions d izlenimler, sathi intbalar. surface mail adi posta. surface noise gramofon planda srtnme ve tozdan ileri gelen parazit veya czrt. surface plate (mak.) ayar olarak kullanlan dz elik para. surface tension (fiz.) st yzey gerilimi. surface water topran stnden akan yamur suyu. on the surface yzeyde; grnte. 
 (kim.) bir svnn yz gerilmesini azaltan. 
 (kim.) bir svnn yz gerilmesini azaltan madde. 
 "surfing" denilen sporda kullanlan uzun tahta. 
 dalgalar aabilmeye elverili kayk. 
 sahilden dalgalarn arasna olta atarak balk avlama. 
  yiyip imede arlk; atlayacak derecede yemek yeme hastal; tokluk; ar derecede yemek yemekten ileri gelen bulant, bkknlk;  atlayacak derecede yedirmek veya yemek. 
 dalgalar zerinde "surfing" yapan sporcu. 
 dalgalar zerinde tahta ile kayarak yaplan bir cins su kaya. 
  kabarp yuvarlanmak; dalgalanmak; (elek.) kabarmak, tamak; (den.) birden kayvermek; (den.) ok ba k vurmak (demirli gemi); akn etmek; birden kabarvermek;  byk dalga; byk dalga gibi srkleme; elektrik akm veya gcnn sratle artmas veya ykselip dmesi; (den.) rgatn daralan ksm. 
 cerrah, operatr. Surgeon General (A.B.D.) Umumi Salk Servisinde ba doktor. surgeoncy  cerrahlk. 
 operatrlk, cerrahlk, cerrahlk ilmi; ameliyathane; (ng.) muayenehane. 
 cerraha veya cerrahla ait, cerrahi; cerrahlkta kullanlan veya yaplan. surgical operation ameliyat. surgical ward hariciye kouu. surgically  ameliyat suretiyle, cerrahi mdahale ile. 
 gelincie benzer ve Gney Afrika'da yaayan bir cins hayvan, (zool.) Suricata suricata. 
 Surinam. 
 ters, hain, aksi, kaba, ask yzl. surlily  kabaca, terslikle. surliness  terslik, aksilik, kabalk. 
  zan, kanaat, phe;  sanmak, zannetmek, tahmin etmek; ipucu karmak. 
 stn gelmek, baskn kmak, galebe almak, hakkndan gelmek. 
 barbunya bal, tekir bal, (zool.) Mullus barbatus. 
  soyad; aile ismi; lakap;  soyad koymak; soyad ile tannmak. 
 gemek, baskn kmak, stn olmak, faik olmak. surpassing   en stn olan, l;  (iir) fevkalade. surpassingly  hepsinden stn surette, fevkalade. 
 papaz ve koro mensuplarnn giydii beyaz keten cppe. 
  artan miktar, herhangi bir eyin fazlas; ihtiyat akesi; irketin btn masraflar ve tediyatndan sonra elinde kalan para;  fazla, artk, baki. surplusage  fazla olan mebl; (huk.) aan ey, mbalaa. 
 srpriz, hayret verici ey. 
  srpriz; birden karsna k; hayret, beklenilmedik ey, aknlk, anszn vaki olan ey, hayret verici ey;  hayrete drmek, artmak; birden karsna karmak; beklenilmedik bir anda yakalamak. surprise package iinden umulmadk bir ey kan paket. surprise party srpriz partisi. surprise visit habersiz ziyaret. be surprised by one birisi tarafndan gafil avlanmak, bir kimsenin hazrlad bir srprizle karlamak. take by surprise gafil avlamak; artmak, hayret ettirmek. They surprised me into telling my secret. Beni  kda alp srrm rendiler. I'm surprised at you. Yaptn harekete atm. 
 hayret verici, artc. surprisingly  hayret uyandracak ekilde. 
 (fels.) srrealizm, gerekstclk. srrealist   srrealist, gerekstc (kimse) 
 (huk.) davacnn iddiasn ispatlayan delil. 
 (huk.) davalnn ikinci cevabna kar davacnn cevab. 
  teslim etmek veya olmak, haklarndan feragat etmek; kendini brakmak, midini kesmek; herhangi bir duygu ve fikrin esiri olmak;  teslim, feragat. surrender value sigorta poliesi iptal edildii takdirde polie sahibine verilecek para miktar. unconditional surrender kaytsz artsz teslim. 
 gizli, el altndan, hile kabilinden; sahtekarca; gizlice yaplm. surreptitiously  gizlice, al altndan, hileli olarak. 
 A.B.D, (eski) drt tekerlekli ve iki sral hafif gezinti arabas. 
  naip, vekil; yerine geen kimse veya ey; zellikle evlenme izinnamelerini veren memur; (huk.) vasiyetname artlarn yerine getirmeye memur kimse;  vekil tayin etmek. 
 kuatmak ihata etmek, evirmek, etrafn sarmak; (ask.) muhasara etmek, ember iine almak. surroundings  (o.) evre, muhit, evredeki btn eyler, etraf. 
(Lat.) tevik edici sesleni. 
  ek vergi;  ek vergi koymak. 
 nezaret, gzetme, gzaltnda tutma; tefti. under surveillance gzaltnda, nezaret altnda. surveillant  nezareti; gz hapsinde tutan kimse; nbeti retmen. 
 bakmak, dikkatle her eye gz gezdirmek, muayene etmek; yoklamak, yoklama yapmak; dnmek, mlhaza etmek, mtalaa etmek; tefti etmek; haritasn karmak, mesaha etmek. surveyor  mesahac, mesaha memuru; gmrk mfettii. 
 mesaha, yzlm, tefti, tetkik, yoklama, muayene; mlhaza, mtalaa; harita veya plan yapma. 
 mesaha ilmi, yer lmesi; mesaha etme. aerial surveying havadan mesaha etme, uakla harita karma. hydrographic surveying bir blgenin idrografik haritasn karma. photographic surveying fotoraf ekmek suretiyle mesaha etme. surveyor' level
l terazisi.
 kalm, beka; bakasnn lmnden sonra hayatta kalma, dierlerinden fazla yaama; bir tehlikeyi atlatp yaama; modas gemi bir inan veya gelenein baki kalmas. survival kit havaclara verilen, mecburi ini veya uak kazasndan sonra gerekli ihtiya maddelerini temin edecek anta. survival of the fittest (zool.), (bot.) en gl olann yaamakta devam etme prensibi. 
 baki kalmak, bakasndan fazla yaamak, daha uzun mr olmak. 
 bir kazadan sa olarak kurtulan kimse; bakasnn lmnden sonra sa kalan kimse, en son olarak hayatta kalan kimse veya ey. survivorship  sa kalma; (huk.) lenlerin mal hissesini alma hakk. 
 abuk mteessir olan, hassas; alngan; kolay ak olan, psevdi. susceptibil'ity, susceptibleness  hassasiyet, alnganlk. susceptibly  hissedilir derecede. 
 abuk mteessir olan, hassas. 
 phelenmek, kukulanmak, hakknda pheye dmek; hakknda kt dnmek. 
  pheli, zan altnda bulunan;  sank, maznun. 
 geici olarak durdurmak veya iptal etmek; tatil etmek; ertelemek, tehir etmek; muallkta brakmak; makamndan geici olarak mahrum etmek; asmak; okuldan geici olarak tart etmek. suspend payment tediyat durdurmak. suspended animation geici olarak canlln kaybetme. 
 (o.), (A.B.D.) pantolon as(ks.); (ng.) orap jartiyeri. 
 askda kal, mitle korku kark bir his; muallakiyet, pheli durumda kalma, kesilme, inkta. suspense account muallak hesap. 
 asma, aslma, talik edilme; geici tatil; demeleri geici olarak durdurma; (kim.) sv iinde erimeden durma, sspansiyon; mknats inesini muallakta tutan tertibat; (mz.) as, duraklat. suspension bridge asma kpr. 
 tereddt kabilinden; geici olarak tatil veya erteleme kabilinden. suspensively  geici olarak tatil ederek veya erteleyerek. 
 kask ba, suspensuar. suspensory ligament (anat.) asc ba. 
 phe, kuku, vehim; ima, iz; (k. dili) gayet az miktar. above suspicion her trl phenin dnda, phe uyandrmayan, ok drst. 
 pheli, phe eden, vesveseci; suizan uyandran, phe edilir; phelenen. I am suspicious of him. Ondan pheleniyorum. suspiciously  phe uyandracak ekilde, muhtemelen. suspiciousness  pheli olu. 
 (iir) iini ekmek, ah ekmek. suspiration  (iir) i ekme, ah ekme. 
 tutmak, dmesine engel olmak, destek olmak; tahamml etmek, dayanmak, tamak; ekmek; teselli etmek; muhafaza etmek; tedarik etmek; besleyip kuvvet vermek; doruluunu teslim etmek; ispat etmek, iddia etmek. sustain a defeat yenilmek. sustain a note (mz.) bir notay uzatmak. sustain an objection bir itiraz kabul etmek. sustaining pedal notay uzatan pedal. sustaining program radyo veya televizyonda masraflar istasyon tarafndan karlanan ara program. sustaining wall istinat duvar, set. sustained  devaml. 
 yaatma, devam ettirme; gda, yiyecek, maiet, geim. 
 (anat.) destek ba. 
 besleme, tutma, kuvvet verme; maiet, geim, nafaka; koruyan ey. 
 besleme, tutma, kuvvet verme; para yardm. 
 fslt, hrt. 
 orduya gda maddeleri satan seyyar satc. 
 (Sanskrit) vecize, vecizeler. 
 eski bir Hint geleneine gre bir kadnn kocasnn naa ile beraber yaklmas; bu gelenee gre yaklan kadn. 
  diki; diki yeri; (tb.) yara kenarlarnn diki ile birletirilmesi; bu kenarlar birletiren diki; kafatas kemiklerinin dikie benzeyen ek yerleri; (bot.) sutur, diki yeri;  dikile birletirmek. 
 hkmdar; baka memleket zerinde hkm sren devlet. suzerainty  hkmdarlk. 
 ince yapl, kvrak. 
  (-bed, -bing) tahta bezi; il veya ya srmeye veya yara temizlemeye mahsus snger paras; tfek namlusunu temizlemeye mahsus harbinin ucundaki paavra paras; (argo) herif;  tahta bezi ile silmek. swab the decks (den.) gverteyi ucu paavral tahta paras ile temizlemek. swabber  tahta bezi ile yeri silen kimse; elinden ancak adi iler gelen kimse. 
  Almanya'nn gneybatsnda bulunan Suabia eyaletine ait veya orada oturan;  Suabial. 
  kundaa sarmak (ocuk);  kundak. swaddling band kundak ba. swaddling clothes kundak takm, kundak; bebeklik a. 
 (argo) yama, apul. swag man  Avustralya'da srtnda bohasyla dolaan renper. 
  madeni eyaya ekile vurarak biim vermekte kullanlan kalp;  byle bir kalpla ekil vermek. 
   kaslarak yrmek; kabadaylk etmek, (slang) afi kesmek, atmak;  kabadaylk, kabadayca hareket;  k, modaya uygun. swagger around kaslarak yrmek. swagger stick subayn ss iin tad kam. swaggerer  kabaday. 
 Afrika'nn dousunda konuulan beynelmilel bir dil, Savahili, Savahilice. 
(ng.) swale  bataklk; (leh.) glgelik.
 (iir) gen kyl, ak. 
  yutmak; iine ekmek, emmek; (k. dili) herhangi bir szn gerek olup olmadn aratrmadan kabul etmek; geri almak (syledii sz); tahamml etmek, yutup oturmak, sineye ekmek;  yutma, yudum; (den.) makara yivi. swallow a camel yutulmaz bir eyi yutmak, zorla hazmetmek. swallow it hook, line and sinker (bak.) hook. swallow it whole asln aratrmadan olduu gibi kabul etmek. swallow the anchor (den.) emekli olmak. swallow up btn btn yutmak. 
 krlang, (zool.) Hirundo. bank swallow kum krlangc, (zool.) Riparia riparia. barn swallow kr krlangc, (zool.) Hirundo rustica. chimney swallow bacalarda yuva yapan krlang. red rumped swallow kzl krlang, (zool.) Hirundo daurica. 
frak. 
 atal kuyruk; kanatlar atal kuyrua benzer birka eit kelebek. swallowtailed 
 krlang otu, (bot.) Cynanchum vincetoxicum. 
(bak.) swim. 
 Hindu dininde hoca. 
  batak, bataklk;  batakla batrmak; iine su doldurup batrmak, iine dalga girip batrmak; yadrmak; bataa saplanmak veya batmak; mkl vaziyette brakmak; iine su dolup batmak; silip sprmek. swamp boat az su eken uak pervaneli dibi dz sandal. swamp fever stma. swamped with work ii bandan am. swampy  bataklk. 
 bataklkta alan kimse. 
 bataklk arazi; bataklklar arasndaki verimli tarla. 
 kuu, (zool.) Cygnus; tatl sesli arkc veya air. swan dive ba geriye kollar suya doru uzatarak yaplan dal. swan' down kuunun ufak ve yumuak ty. swan maiden efsanelerde istedii zaman kuu ekline girebilen gzel kz. swan song efsaneye gre kuunun lmeden evvelki son ve gzel t; bir airin son eseri; son gsteri, son sz. mute swan kuu, (zool.) Cygnus olor. 
 (A.B.D.), (leh.) yemin etmek. I swan ! ok atm ! Aman Allahm ! 
 (ng.) Thames nehri zerindeki kuularn senede bir yaplan markalama ilemi. 
  (argo) gsteri, caka;  caka satmak, gsteri yapmak. 
(-ped, -ping)  (k. dili) dei toku etmek;  dei toku, trampa. 
 Hindistan'da ulusal egemenlik. 
  imen, im, imenlik;  imenle kaplamak veya kaplanmak. 
  ar veya bcek olu; hareket halindeki bcek srs; kme, sr, yn;  ana kovanndan ayrlp baka yere gitmek, oul vermek; sr halinde toplanmak; kaynamak. 
 ip veya aaca trmanmak. 
 (iir) esmer. 
 esmer, siyah; gneten yanm. swarthiness  esmerlik, karalk, gne yan. 
  alkant, alkant sesi; dar gelgit yata;  alkant sesi ile kyy yalamak; caka satmak. 
 vngen kimse; kabaday. 
 gamal ha, Nazilerin sembol olan iaret. 
 (-ted, -ting) yass bir ey ile vurmak, ezmek. 
 rnek kuma paras. 
 orakla biilip bir yana braklm buday veya ot; bierdver veya orakla bir defada biilen yer. cut a wide swath gsteri yapmak. 
  sarg ile sarmak; evrelemek;  sarg. 
 vuran kimse veya ey; sineklik.
  sallamak; emek, meylettirmek; etkilemek, tesir etmek; idare etmek, istedii tarafa yneltmek; (den.) bedenin arln vererek hisa etmek; eilmek, meyletmek; taraftar olmak; dnp gitmek; iki yana veya ileri geri sallanmak; hakim olmak, hkmetmek;  hkm, idare, emir; dalgalanma, sallanma; etki, tesir; arlk. sway-backed  kk srtl (at) 
 Swaziland. 
 (swore, sworn) yeminle tasdik etmek; yemin ettirmek; yeminle vaat etmek; yemin etmek, ant imek; (huk.) yeminle ifade vermek; kfretmek, svmek, svp saymak. swear at bir kimseye kfretmek. swear by bir ey zerine yemin etmek; tam manasyla gvenmek (bir kimseye veya eye) swear in yeminle ie balatmak. swear off (k. dili) bir eyden vazgeeceine dair yemin etmek. swear out a warrant yeminle bir kimsenin suunu tasdik ederek tevkif emri karttrmak. swear word kfr. 
  ter; terletici i; herhangi bir cisimden ifraz olunan ter gibi sv;  terlemek, ter dkmek; ter gibi madde ifraz etmek; mayalamak (ttn yapra); (k. dili) ar i grmek; terletmek; ter ile slatmak, starak halletmek; eritip arasna aktmak (kalay); (k. dili) ok az para karlnda fazla altrmak; (argo) merak etmek; (argo) suluyu konuturmak iin ikence yapmak. sweat blood sk almak, ter dkmek. sweat gland ter bezi. sweat out (A.B.D.), (argo) endieyle beklemek. sweat shirt eofman. in a sweat (k. dili) endie iinde; (k. dili) acele ile. No sweat (A.B.D.), (argo) Dert deil. 
 deri buu dolab. 
 kazak, hrka, seter, pulover; terleyen kimse veya ey; iilerini ok altran ve az cret deyen patron; terletici ila. sweater girl (k. dili) vcut hatlarn belli edecek derecede dar kazak giyen kz. 
 shhate zararl artlar altnda az cretle ii altran i yeri. 
 terli, terlemi, ter gibi; terletici, ar, g. sweatiness  terlilik. 
 sveli; (k. h.), (ng.) sve'te yetien bir cins algam. 
 sve. 
  1688-1772'de yaam olan isveli mistik filozof ve dini yazar Emanuel Swedenborg'un doktrinini kabul eden (kimse) 
  sve'e ait, sveli; sve diliyle ilgili;  sve dili, svee. Swedish massage (tb.) sve beden hareketleri ile birlikte yaplan masaj. 
 (swept) sprmek, sprge ile temizlemek, toplamak veya gtrmek, sprp gtrmek; srklenmek, srklemek; yaylmak; sprge gibi srmek; sprge srter gibi srtmek; her tarafna dikkatle bakmak; taramak; salnarak hzla gemek; azametle yryp gemek; sprr gibi zerinden gemek; silip sprmek;  sprme, temizleme; dikkatle her taraf gzden geirme; sprmeye benzer hareket; dneme; byk krek, boyna krei; baca temizleyicisi; paray silip sprme; byk baar; alan, saha; meyil; kuyu kr; (o.) kuyumcu ii krpnts. sweep all before one tamamen baarmak. sweep along sprp getirmek; azametle yryp gemek. sweep away sprp temizlemek. sweep down yukardan aaya doru sprmek. sweep off bir eyin stnden sprmek. sweep one off one' feet stne fazla dmek. sweep out of the room odadan azametle kmak. sweep out the room oday batan aa sprmek. sweep past sratle veya azametle gemek. sweep the ground yerleri sprmek (etek) sweep the seas of one' enemies dmanlarndan paay kurtarmak. sweep up the room oday sprp temizlemek. A wave of protest swept the opposition party into power. Direnme hareketi muhalefet partisini iktidara getirdi. chimney sweep baca temizleyicisi. Everything she had saved was swept away overnight. Bir gece iinde her eyini kaybetti. Fire swept the business district. Yangn i yerlerini mahvetti. He swept the books off the desk. Sradaki kitaplar frlatt. make a clean sweep of btn btn temizlemek. The bandits swept down on the village. Ekiyalar ky yama etti. The horses swept around the corner. Atlar keyi hzla dnd. The tornado swept over the city. Kasrga ehri altst etti. 
 p, sokak sprcs. 
 byk bir alan kapsayan, mull, genel, umumi. sweeping statement geni ve genel kapsam olan ifade. sweepings  (o.) sprnt.
 piyango ve at yarlarnda kazannca verilen byk mebla. 
   tatl, ekerli; taze; ho, latif, gzel; sevimli, irin; mlyim, nazik, yumuak; (mak.) sessiz, grltsz; verimli, mmbit (toprak); sert olmayan (arap);  tatl ey, tatl; (o.) bonbon, ekerleme; gzel ve ho kokulu ey; sevgili, mauk;  (iir) tatllkla. sweet alyssum deliotu. sweet basil fesleen, (bot.) Ocimum basilicum. sweet corn tatl msr, (bot.) Zea saccarata, Zea rugosa. sweet flag azakyeri, (bot.) Acorus calamus. sweet gum anberi sail aac, akan anber aac. sweet marjoram mercankk, sankula. sweet pea kokulu bezelye iei, trahi iei. sweet potato tatl patates, (bot.) Ipomoea batatas; (A.B.D.), (k. dili) okarina. sweet tooth (k. dili) tatl eylere olan dknlk. sweet voice ho ve tatl ses. sweet water tatl su. sweet william hsnyusuf iei, (bot.) Dianthus barbatus. be sweet on one (k. dili) bir kimseyi sevmek. 
 dana veya kuzu uykuluu. 
 yabani gl, (bot.) Rosa eglanteria. 
 tatllatrmak, tadn artrmak, ho bir hale getirmek; (k. dili) daha cazip bir hale getirmek; tatl olmak. sweetener, sweetening  ekerli olmayan tatllatrc madde. 
 sevgili. 
 (k. dili) sevgili; sevgilim, canm; ing. eker. 
 bir nevi tatl elma. 
 tatl tatl, sevimli bir ekilde. 
 ekerleme. 
 holuk, tatllk, sevimlilik. 
 gzel kokulu. 
 kaymak aac, (bot.) Annona squamosa; bu aacn meyvas. 
 iyi huylu. 
 (-ed; -ed veya swollen)  imek, kabarmak; bymek, ykselmek, artmak, oalmak; gs kabarmak, iftihar etmek; (k. dili) kurulmak, alm satmak; bytmek, iirmek, kabartmak, artrmak oaltmak; (mz.) crescendo ve takiben diminuendo yapmak;  kabar; dalga, l deniz; tmsek yer; (mz.) crescendo ve takiben diminuendo; orgda perdelerin ykselmesini kontrol eden cihaz; (argo) zppe;  (k. dili) k, modaya uygun; (argo) gzel. swell out da doru imek. swell pedal orgda boru mahfazasn ap kapayan pedal. swell up imek, kabarmak. swell with pride iftiharla gs kabarmak, koltuklar kabarmak. the swell of the ground tmsek, tatl meyil. He has a swelled head Kibirli bir kimsedir. swell ing.  i, ilik, imi yer. 
 kirpi bal, (zool.) Tetraodon spadiceus; balon bal. 
  ter dkmek; scaktan baylacak hale gelmek;  (k. dili) hararet basmas; scaklk duyma. sweltering  boucu scak. 
(bak.) sweep. 
 ular arkaya doru ekilmi (uak kanad) 
 ucu arkaya doru ekilmi kanat. 
  doru yoldan sapmak, inhiraf etmek; yoldan kmak, sapmak; direksiyonu krmak; doru yoldan saptrmak;  doru yoldan sapma, inhiraf. 
 krlangca benzer bir ku, kl krlangc, (zool.) Apus apus; ok sratli hareket eden bir eit kertenkele; iplik sarma silindiri. whitebellied swift yelyutan, akkarnl saan, (zool.) Apus melba. 
  abuk hzl sratli; abuk gelen; ayana tez evik; abuk geen, (ks.)a sren, mrsz;  (iir) abucak, sratle. swiftfooted  hzl koan ayana tez. swifthanded  eline ayana abuk. swiftwinged  hzl uan. swiftly  sratle hzla; eviklikle. swift'ness  srat; eviklik, el abukluu. 
 (-ged, -ging)  (k. dili) imek, kafay ekmek; bir yudumda dikmek;  bir iim, yudum; ime, (slang) kafay ekme. 
  ok imek, arzu ile imek;  domuz yemi; sulu yem, yal; erp; (argo) bir yudumda iilen iki. 
 (swam, swum, -ming)  yzmek; batmamak, su yznde durmak; (gen.) "in" ile tamak, dolmak; boulmak, iine batmak; yzdrmek; yzerek gemek;  yzme; yzme hareketi. swim against the stream olaylara kar koymak. swim bladder balkta hava kesesi. in the swim aina, haberdar. swim'mer  yzc, yzge. 
  (swam, swum, -ming) ba dnmesi, baygnlk;  ba dnmek, sersemlemek, baylmak. My head is swimming Bam dnyor. 
 kabuklularn karn altnda bulunan yzge ayak. 
  yzme; ba dnmesi;  dnen (ba); yzen, yzmeye ait veya uygun; sulu, yal (gz) swimming hole (A.B.D.) derede yzmeye elverili derin (ks.)m. swimming pool (A.B.D.) swimming bath ing. yzme havuzu. swimmingly  kolaylkla, sratle, baaryla. 
 mayo. 
  dolandrmak, dolandrclk etmek;  dolandrclk, dolandrma. swindler  dolandrc. 
 (tek.) ve (o.) domuz; hnzr, (argo), (slang) herifiolu, moloz, kereste, hyar. swine'herd  domuz oban. swine'pox  domuzlarda bulac bir eit suiei. 
 (swung)  sallanmak, salncakta sallanmak; eksen veya reze zerinde dnmek; salnarak ilerlemek (asker yry); (k. dili) aslmak daraacna aslmak; (sk sk) "up" ile sallandrmak asmak: salncakta sallamak; (k. dili) idare etmek, iletmek; becermek; (argo) eslerini paylamak (iftler);  sallan, sallandrma; rakkasn sallama mesafesi; iirde hareket veya canllk; hareket serbestisi; hareket sahas; devre; salncak; salncak gibi olan ey; vakitle dnen deiim; bir eit dans, sving. swing back eski yerine dnmek. swing bridge bir eksen zerinde alp kapanabilen kpr. swing door, swinging door iki tarafa alr kapanr kap. swing music sving mzii. swing plow tekerleksiz saban. swing shift (A.B.D.) fabrikada gece vardiyas (saat 16'dan gece yarsna kadar) goes with a swing salnarak gider, tempoya uyarak yrr. He shall swing for it Bu iin sonunda daraacna gidecek . in full swing tam faaliyette, en canl ve hareketli durumunda. The door swings to Kap kendiliinden kapanr. swingingly  sallanarak. 
 fotoraf makinasnn arkasnda bulunan eitli alara gre dzenleme cihaz. 
 (eski) dvmek, kamlamak. 
 sallanan ey veya kimse; (argo) lgnca hayatn tadn karmaya uraan kimse; (argo) eini paylaan iftten biri. 
 (argo) canl, ekici; paylaan. 
  keten tokma;  tokmakla dvmek (keten) 
 araba falakas. 
 ykletmek iin arka (ks.)m bir yana alan (uak) 
 hzl gitmek iin kanatlar (ks.)men kapanabilen (uak) 
 domuz gibi; hayvan gibi, kaba. swinishly  hayvanca. swinishness  hayvanlk, kabalk. 
  (k.dili) kuvvetli bir darbe indirmek, kolunun btn hzyla vurmak; (slang) armak, yrtmek; almak;  tulumba kolu; kuvvetli darbe. 
 ing., (argo) kalitesiz bira; bira. 
 keten tokma; hububat harman yerinde dvmek iin kullanlan uzun denein ucuna bal ksa denek. 
  girdap gibi dnmek veya dndrmek;  girdap gibi dnme; girdap. 
   havada hareket ederken slk gibi ses karmak; hrdamak (ipekli kuma);  hrt, frt; (argo) homoseksel kimse;  ing., (argo) cazip. 
  svireli, svire'ye mahsus;  (tek. ve (o.) svireli kimse, svire halk. Swiss chard paz. Swiss cheese isvire'de yaplan iri delikli sar bir peynir, gravyer. Swiss steak domates ve soan sosuyla yenen svire usul biftek.
(ks.) Switzerland.
  ince aa dal, ubuk; inek kuyruunun ucu; ilve sa, posti; demiryolu makas; (elek.) devre anahtar, anahtar; alter;  ubukla vurmak, dvmek; sallamak (kam); (d.y.) makastan geirmek; elektrik dmesini evirmek; dei toku etmek. switch over evirmek. switch (sig.)nal demiryolu makasnn ak veya kapal olduunu gsteren iaret cihaz. switched on (argo) narkotik ila tesirinde olan. 
 viraj, dneme. 
 sustal bak. 
 telefon santral; anahtar tablosu. 
 demiryolu makass. 
 svire. 
  (-ed, -ing veya -led -ling) bir taraf mil zerinde dnen ifte halka; (den.) frdnd;  mil veya mihver zerinde dndrmek veya dnmek. swivel block (den.) milli makara. swivel chair vidal dner iskemle. swivel gun mil zerinde dnen top. 
 (argo) tela, heyecan. 
 romla yaplan bir iki. swizzle stick iki kartrmak iin kullanlan ubuk.
(bak.) swab.
(bak.) swell;  imi. 
  baylmak, zerine baygnlk gelmek;  baylma, baygnlk. 
  kapmak iin stne ullanmak (aylak);  stne ullanma; ani saldr. swoop up kapmak. with one fell swoop bir hamlede, bir rpda.
(bak.) swap.
 kl, pala; yetki, salhiyet, kudret, hkmdarlk, askeri kuvvet, silh gc; sava, tahribat; kltan geirme. sword bayonet kl eklinde sng. sword bearer silhtar. sword belt kl kay. sword blade kl namlusu. sword dance kl dans. sword grass sivri veya dili yapraklar olan birka eit ot. sworl lily glayl. sword of Damocles Demokles'in klc, her an mevcut olan tehlike. at sword' points her an atmaya hazr, kanl bakl. cross swords birbirine sava iln etmek, mcadeleye girimek. draw swords harbe girimek. dress sword resmi elbise zerine taklan kl. put to the sword kltan geirmek, klla ldrmek. small sword eskrimde kullanlan ince ve kk kl, me. sworded  kll, kll kuanm. sword like  kl eklindeki, kl gibi. 
 kl kullanma hneri. 
 klbal, (zool.) Xiphias gladius. 
 eskrim, kl oyunu. 
 kl kullanmakta usta olan kimse. swordsmanship  kl kullanmada ustalk. 
 kl kuyruk, (zool.) Xiphophorus. 
(bak.) swear. 
(bak.) swear. sworn brother bir kimseyle karde olmaya yemin etmi kimse, kan kardei. sworn enemy ezeli dman, can dman. 
 (-ted, -ting)  ing., (argo) ok almak (zellikle ders), (slang) hafzlamak, ineklemek;  ok alan talebe, (slang) inek; ok alma 
(nlem), (eski), (ks.) Gods wounds Vay canna ! 
(bak.) swim. 
(bak.) swing. 
 lks ve zevk dkn kimse. sybaritic(al)  lks ve zevk dknlne ait. 
 kara dut aac. 
 firavuninciri; (A.B.D.) nar. sycamore (fig.) firavuninciri, (bot.) Ficus sycomorus. 
 seyis. 
 sycee silver in'de para yerine tart ile verilen halis gm kle. 
 (o.) -nia) incir cinsinden meyva, sikonya. 
 dalkavuk, parazit, tufeyli, (slang) otlak. sycophancy  dalkavukluk, parazitlik, tufeylilik. sycophan'(tic.)(al)  dalkavukluk kabilinden. 
 (tb.) sa veya kl folikllerinde grlen bulac olmayan bir hastalk. 
 krmz Msr mermeri, siyenit.
(nek) ile.
 Japonca, Akadca gibi dillerde birer hece belirten iaretlerin listesi. 
 heceye veya hecelere ait; hecelerden ibaret; hece vezniyle yazlm (iir) syllabically  hece hece; heceleri ayrarak. 
 hecelemek, hecelere ayrmak. syllabica'tion, syllabifica'tion  . hece meydana getirme; hecelere ayrma. 
  .hece; en ufak ayrnt;  hecelere ayrmak, telaffuz etmek.
(bak.) sillabub.
 (og. -buses, -bi) bir kitap veya dersin zeti. 
 (gram.) beklenmedik bir anda anlam deien mecaz. 
 (man.) tasm, kyas. syllogis'(tic.)(al)  tasmsal, kyasla ilgili. syllogis'tically  tasm yoluyla, kyasla. 
 tasm yoluyla bilinenden bilinmeyeni karmak; kyasla muhakeme etmek. 
 havada yaad farz olunan peri: ince ve zarif kadn. sylphid  kk hava perisi. sylphlike  hava perisine benzer; zarif, ince. 
  (iir) ormana ait; ormanlk, aalk; ormanlara ait, ormanda yaayan veya bulunan;  ormanda yaayan insan veya hayvan; orman perisi veya ilah. 
 ormanlarda bulunan, orman bcekleri tarafndan yaylan (hastalk)
(nek) ile (b, m, p harflerinden nce kullanlr)
 (biyol.) sembiyoz tarznda yaayan canl, ortak yaar. 
 (biyol.) birbirinden farkl canllarn ortak yaay, ortakyaama, sembiyoz. 
 sembol, simge, remiz, timsal, alamet, belirti, iaret, nian. symbol'ic(al)  sembolik, simgesel, remzi, remiz kabilinden. symbol'ically  sembolik olarak. symbolism  simgecilik, sembolizm. 
 sembol olmak; simgelerle ifade etmek; mecazi ynden kullanmak. 
 bakk, simetrik, mtenazr; muntazam, mtenasip; (bot.) simetrik, bakk; (mat.) ayn sayyla blnebilir. symmetrically  bakk olarak. 
 bakm salamak, simetrik hale getirmek, mtenasip klmak, mtenazr klmak. 
 bakm, simetri, tenasp ve intizam, tenazur, ahenk. 
, ical  karsndakinin hislerine katlan; sevgi ve acma belirten; uygun, ahenkli; (anat.) sempatik. sympathetic heart bakasnn duygularndan veya halinden anlayan kimse. sympathetic ink yazarken grnmeyip atee gsterilince meydana kan yaz mrekkebi. sympathetic nerve sempatik sinir. sympathetic pain bakasnn kederinden dolay duyulan ac. sympathetic sound bir sesin etkisiyle titreen bir cismin kard seda. sympathetically  sempati ile, karsndakinin hislerine katlarak. 
 bakalarnn hislerine katlmak, halden anlamak; yaknlk duymak; ayn eyi hissetmek; basal dilemek. 
 karsndaki ile ayn eyi hissetme, halden anlama, duygudalk, sempati, efkat; his veya yaratl uygunluu; (tb.) uzuvlarn birbirine olan tesiri; tesir; cisimlerde birbiri ile birleme veya birbirini etkileme eilimi. sympathy strike sempati grevi. be in sympathy with ayn dncede olmak, katlmak. I have no sympathy for you Sana acmam. The price of petroleum has risen in Turkey in sympathy with rising costs around the world Trkiye'de petrol fiyatlarndaki art dnya piyasasnn etkisinde kalmtr. 
 (mz.) senfoniye ait, senfonik, senfoni tarzndaki; ses uyumuna ait; ayn sesi veren symphonic poem (mz.) senfonik iir. 
 (mz.) senfoni; senfoni orkestras; seslerin uyumu; renk uyumu. sympho'nious  uyumlu, ahenkli. symphonize  ahenkli olmak, uygun gelmek. 
 (o.) ses) (biyol.) bitime, kaynama, irtifak (kemik); sabit mafsal. 
  (eski) ziyafete ait;  ziyafet; sofra ba sohbeti. 
 sofra veya ziyafette bakanlk eden kimse; ziyafette konuma yapp erefe kadeh kaldran kimse. 
 (co. -sia) sempozyum, len, belirli bir konunun tartld bilimsel toplant; ayn konuda yazlm bilimsel makale veya denemeler serisi. 
 almet, emare; (tb.) belirti, araz. 
 araz olan, alamet olan; araza gre (tedavi) . symptomatically  araz kabilinden. symptomatology  (tb.) araz bahsi. 
(ks.) synonym.
(nek) ile, ile beraber, ayn zamanda.
 sinagog, havra. 
 biyot. iki nevronun birletii yer. 
 (biyol.) kromozomlarn birlemesi; (bak.) synapse. 
 (co. -ses) (anat.) kemiklerin sabit bir ekilde birlemesi. 
 (bot.) ayr ayr ufack meyvalardan meydana gelen bileik meyva (incir, brtlen gibi) 
 bileik bir dzeni uzaktan ayarlamaya yarayan elektronik tertibat. 
 dililerin ses sizce ve kolay birlemesini salayan tertibatl vites. 
 ezamanl. synchronic linguistics bir dilin belli bir zamandaki durumunu aratran dilbilim kolu. 
 ayn zamana tesadf etme, ezamanllk, tarih srasna gre dzenleme; de/gs/ik zamanlardaki olaylarn ayn resimde gsterilmesi 
, ing nise  ayn zamanda vaki olmak, birlikte hareket etmek ve ilemek; ayarlarn birbirine uy durmak (saatler); ayn tarihe tesadf ettirmek synchronized shifting (bak.) synchromesh 
 ayn zamanda vaki olan; ayn gidile isleyen; (fiz.) ayn frekansta olan; dnya ile ayn yrngede hareket eden (suni peyk) synchronous motor deiik akmn frekansna gre hzn ayarlayan motor. 
 (fiz.) sinkrotron.
 erisi ya hep i bkey yada hep dbkey olan. 
 (jeol.) ta tabakalarn v" eklinde olduu yer. 
 (dilb.) kelimeyi ortasndan ksaltmak; (mz.) sinkop yapmak. syncopa'tion  (mz.) sinkop; (dilb.) ortadan ksaltma. 
 (dilb.) kelimenin ortasnda bir sesin kaybolmas; (tb.) beyne kan gitmemesinden ileri gelen baygnlk. 
 birbirinden farkl prensip veya partilerin birletirilmesi; (dilb.) birbirinden farkl iki kipin zamanla ayn ekli almas. 
 (farkl dnceleri) birbirine uydurmaya almak. syncretist  iki taraf birletirmeye alan kimse. 
 (anat.) parmaklarnn aras perdeli olan.
(nek), (anat.) ba, ba zarna ait.
 (anat.) kemiklerin ba dokusu ile birbirine balanmas. 
 balayc. 
 hkmet memuru; mutemet; vekil savunucu. 
 zellikle genel greve giderek retim vastalarn ii rgtlerine devretmeye alan siyasi hareket. syndical  bu hareketle ilgili. 
  sendika; yazlar gazetelere satan ajan;  (bir yaz veya seriyi) toptan gazete veya mecmualara satmak; sendika tekil etmek; sendika vastasyla idare etmek. 
 bir yaz veya seriyi gazete veya mecmualara satma; sendikaclk. 
 (tb.) hastalk belirtilerinin btn. 
 (edat), (bala), iskoden beri. 
 (kon. san.) bir kavram daha dar veya daha geni anlamda baka bir kavramla ifade etme usul (msl.) Trk ordusu yerine Mehmetik, vine urubu yerine vine demek gibi) 
 (gram.) ulama, (tb.) phtlama. 
 grup evlilii. 
 beraber alan; ibirlii yapan, birbirine kuvvet veren. 
 (tb.) iki ilcn birlikte daha kuvvetle tesir etmesi. 
 birlikte alan. 
 birlikte alma, birbirini kuvvetlendirme. 
 (gram.) manay daha iyi ifade ettii iin uygun grlen gramer hatas. 
 (biyol.) sinestezi, duyum ikilii, bir duyguyu baka bir duygu ile kartrma. 
 (biyol.) erkek ve dii hcrelerin birlemesi. 
 (biyol.) reme. 
 iki seslinin telaffuzundaki birleme (msl.) ''saat''); (tb.) gzbebei klmesi. 
 kilise meclisi; birka kilisenin birleik kurulu; meclis, toplant. Holy Synod Ortodoks kiliselerinin en yksek ruhani meclisi. synodal, synodic(al)  kilise meclisine ait.
 eanlam, anlamda kelime. synonym'ic  anlamda, eanlaml. 
 ortak anlam olan, eanlaml, mteradif, anlamda. synonymously  anlamda olarak. 
 anlamdalk; bir araya getirilmi eanlaml kelimeler; eanlaml kelimeleri inceleme. 
 (o.) -ses) zet, hulsa, icmal. 
 zet halinde olan; bir konuyu ayn ynden ele alan. Synoptics  (o.) Matta, Markos ve Luka incilleri. synoptically  zet halinde. 
 (anat.) mafsallarda bulunan albminli sv. synovial  bu svyla ilgili. 
 (gram.) szdizimi kurallarna ait. syntactically  szdizimi ynnden. 
 (gram.) szdizimi, sentaks, nahiv; sentaks kurallar. 
 (o.) -ses) terkip, bireim, sentez; kimyasal bileim; ayr ayr. fikirleri birletirip bir btn meydana getirme, sentez. synthesist  sentez yapan kimse.
(ng.) -sise  sentezle birletirmek; sentez usul ile husule getirmek. 
 sentetik; suni; (dilb.) ekimli, yanak. 
 (elek.) (frekans bakmndan) birbirine uydurma. syntony (elek.) (iki tertibat) birbirine uyma; seselim. 
 yivli tahtalar kenar kenara bindirip dz bir yzey meydana getirmek. 
 (tb.) frengi, sifilis. syphilit'ic  frengili. 
(bak.) siphon. 
 Suriye. Syrian   Suriyeli; Suriye Ortodoks kilisesine ye (kimse); Yakubiler kilisesine ye (kimse) 
  Sryanice ile ilgili; Sryanice; Sryan. 
 ful, aa ful, (bot.) Philadelphus cotonarius. 
  rnga;  rnga etmek, rnga ile ykamak. fountain syringe lastik torba veya iesi olan rnga. hypodermic syringe ineli rnga, enjeksiyon rngas. 
 (o.) syringes) (mz.) bir eit basit flt; kularn ses organ; (anat.) staki borusu; (ark.) Msr mezarlarnda kaya iinden alm geit. syrin'geal  staki borusu ile ilgili; kularn tme borusuna ait. 
 ekerli sos. syrupy  adal, soslu. 
 (anat.) iki kemiin kaslarla birlemesi. 
 (biyol.) devaml bzlp alan. 
 usul, dzen, nizam, kural, kaide, yol, sistem; intizam: lem, evren, btn kinat; (fels.) dizge: uzuv; kibernetik. system of philosophy felsefe sistemi. system of pulleys makara takm. mountain system sradalar, birka da silsilesinden ibaret takm. the system toplum dzeni. beat the system dzeni kendi karna kullanmak. systems analysis ynetim sisteminin verimini artrmak iin yaplan analiz. 
 usul ve kaideye gre veya uygun; usulne gre i gren, sistematik. systematic liar daima yalan syleyen kimse. systematic worker dzenli alan kimse. systematically  sistemli olarak. 
(ng.) dzen vermek, usul veya kurallara uydurmak, sistematik hale koymak, sistemletirmek. systematiza'tion  dzene sokma, sistemletirme. 
 btn sisteme tesir eden; (tb.) btn vcuda tesir eden. 
 (biyol.) yrekle damarlarn kaslmas; (gram.) uzun bir heceyi ksaltma. 
 (gen.) (o.) (astr.) ay veya bir gezegen yrngesinin gnee en yakn veya en uzak olan noktas.
(ks.) teaspoon, temperature tenor, tense, territory, time, ton, town, transitive. 
(ks.) tablespoon territory, Testament, Tuesday, Turkish. 
 ngiliz alfabesinin yirminci harfi; bu harfin sesi; T eklinde ey. to a T aynen, tpatp. 
  brit, ask, elbisede balanacak u; klapa; kay, erit, kaytan; kundura ba ucundaki madeni para; etiket, yafta; ufak knt; (hav.) kanatk panjuru; kdili hesap;  iaret etmek ear tabs apka kulaklklar keep tab, keep tabs on takip etmek, kon trol etmek; hesap tutmak pick up the tab kdili paray ekmek, demek. 
 geni kollu veya kolsuz ksa palto; eskiden valyelerin zrh zerine giydikleri armal cppe. 
 satenden izgileri olan mobilyalk ipekli bir kuma. 
(tic.) mark. Arnavut biberi ok bir eit sala. 
   sokak kedisi, ev kedisi, tekir kedi; (k. dili) dedikoducu kocam kz; bir eit tafta;  benekli, izgili; tekir;  ipekli kumaa benekli veya izgili ekil vermek. 
(bak.) tabor. 
  adr, hayme; mesken; tanabilen tapnak; tapmak; (den.) indirilen direin Iskaas;  barnmak, barndrmak. tabernac'ular  adra benzer. Feast of the Tabernacles kam bayram, gl bayram. 
 (tb.) mzmin hastalklarda gittike zayflama; frenginin son safhasnda vcut hareketlerindeki intizamszlk tabes dorsalis omuriliin zayflamas. tabetic bu hastala ilikin
 solan eriyip zayflayan. 
 (gz. san.) resim; (mz.) tablatura; (anat.) kafatas kemik tabakalarndan biri. 
  masa; sofra, sofraya konan yemek; sofraya oturanlarn hepsi; dz tepe; zet, hulsa; tablo, cetvel, izelge; tablet, yazl ta;  masaya koymak; tehir etmek; (nad.) listeye geirmek; ing (tasary) mzakereye sunmak. table linen sofra rts ile peete takm. table talk sofra sohbeti. table tennis masa tenisi, pingpong. table wine yemekte iilen arap. table of contents iindekiler (kitapta) table of errors yanl doru cetveli .at table sofrada. clear the table sofray toplamak. lay (veya) set the table sofray kurmak. lay on the table masaya koymak; (tasary) tehir etmek. turn the tables on one durumu aleyhine evirmek. under the table gizli; kfelik. 
 (o.)  leaux) resim. tableau vivant tablo, canl tablo. 
 sofra bezi, sofra rts. 
(Fr.) tabldot. 
 plato, yayla. 
 servis ka; yemek ka, orba ka; yarm (ounce'lk) miktar 
 yaz kd destesi, bloknot; tablet, levha, kitabe, yazt; yass hap, tablet, komprime, skt; para, kalp. 
 sofra takm (atal, bak, kak) . 
 (ng.) maden suyu. 
  ufak resimli gazete: (b. h.) yass hap, tablet;  sktrlm; az ve z; duygusal.
   tabu olan ey;  tabu, yasak, dokunulmaz, memnu;  yasaketmek. 
  dmbelek; zilli tef;  dmbelek almak . 
 ufak dmbelek; arkasz iskemle, tabure; elii iin kasnak. 
 dmbelek. 
(bak.) taboo. 
 masa eklindeki, masa gibi dz; cetvel eklindeki; cetvele gre hesap olunmu. tabularly  masa eklinde. 
(Lat.) zerine hi yaz yazlmam levha; yeni doan ocuun hi bir eser tamayan beyni. 
  cetvel haline koymak;  st dz; tabaka halindeki. tabula'tion  cetvel haline koyma. tabulator  cetvel haline koyan kimse veya alet: cetvelleyici, tabulatr. 
 Kuzey Amerika'da baz aalardan karlan reineli madde (il veya tts olarak kullanllr) 
(Lat.), (mz.) susacak. 
 takometre. 
 (tb.) kalp arpnts, taikardi. 
 eski Yunan ve Roma stenografisi; steno tachygraph'ic  steno ile ilgili. tachygrapher  stenograf. 
 cama benzeyen ve asitle ayran bir eit bazalt. 
 takimetre. 
 hal ile ifade olunan, szsz ifade olunan, zmn; kontratse yaplan. tacitly  zmnen, sylenmeden anlalan .tacitness  sylenmeden anlalma . 
 konumaz, sessiz, suskun. tacitur'nity  sessizlik, suskunluk. taciturnly  skutla, suskunlukla. 
 (den.) yiyecek, gda. 
  ufak ivi, pnez; (den.) kuntra; karula yakas; bir geminin yelkenlerinin vaziyetine gre gittii yol; yelkenli geminin rzgr sebebiyle yol deitirmesi; dengi di, yol; tedbir; teyel;  ivi ile ilitirmek veya pekitirmek; ilitirmek; (den.) orsa etmek. tack on (den.) gemiyi evirmek; ilave etmek. get down to brass tacks asl konuya dnmek. port tack (den.) kuntralar iskeleden seyir. starboard tack kuntralar sancaktan seyir. 
  palanga, takm; tutma, zapt etme; Amerikan futbolunda belirli yerde oynayan iki oyuncudan her biri; (den.) halat takm;  tutmak, zapt etmek; Amerikan futbolunda topu tayan hasm tutup durdurmak; baarmak; uramak, aresine bakmak, hakkndan gelmek. tackling  halat takm. 
 yapkan (boya, zamk) 
(A.B.D.), (k. dili) dkk (sa); yrtk prtk, pejmrde . 
(bak.) tacamahac. 
 incelik, zarafet; nezaket; dokunma duyusu; vakit ve halin icabna gre hareket. 
 incelikli, anlayl, ince, nazik, zarif. tactfully  zarife. tactfulness  incelik, zarafet. 
 tabiyeye ait; tedbirli, tedbir ve intizama ait. tactically  tabiye bakmndan. 
 tabiyeci. 
 (ask.) muharebe usul, tabiye; bir usul dairesinde hareket, manevra. 
 dokunma duyusuna ait; dokunulur, el ile tutulur. tactil'ity  el ile tutulabilme, dokunulma. 
 nezaketsiz, inceliksiz, patavatsz, kaba. tactlesslyz nezaketsizce. tactlessness  kabalk, nezaketsizlik. 
 dokunma hissine veya uzuvlarna ait. tactually  dokunarak.
 (A.B.D.), (k. dili) kk ocuk. 
 (zool.) iriba, tetari. 
 in'de 2870 gramlk tart; bu arlktaki in gm paras. 
 (o.) niae) kadnlarn ba sargs, file; (mim.) Dorik tarz binalarda at frizini altndaki ta tabandan ayran pervaz; (zool.) erit, tenya, barsak kurdu, solucan; (anat.) beyinde erit eklinde sinir cmlesi, tenya.
(bak.) teniacide. 
(bak.) teniafuge. 
 tafta 
 (den.) k kpetesi, morfidar. 
 kaynam ekerle tereyandan yaplan ekerleme, karamela; (k. dili) kompliman, dalkavukluk. 
  (-ged, -ging) ufak sarkk u; yafta, pusula, fi, etiket: elbisenin yrtk paras; piyes veya kitapta gereksiz ilve; eridi kuvvetlendirmek iin ucuna taklan maden paras; mehur sz; kpee taklan knye; pskl, saak; rozet; sa peremi; artk; ceza kd;  zerine etiket ilitirmek; pei sra gitmek. tag after tag along peini brakmamak. tag day hayr ii iin rozet taklan gn. tag end sarkk u; bir eyin son ve adi ksm; artk. tag line pheli noktay aa kavuturan veya dramatik etki yaratmak iin yaplan aklama; fazla tekrardan dolay kiinin zellii olan sz; slogan. rag tag, and bobtail ayak takm. 
  (-ged,- ging) ocuklarn "elim sende" oyunu;  bu oyunda birinin arkasndan koup dokunmak; semek. 
 etiket yaptran kimse; (o.) ince teneke levha. 
  (huk.) arta bal tasarruf, merut vakf;  (huk.) mahdut, merut, koullu. 
   kuyruk; eskiden paalk alameti olan at kuyruu; tu; kuyrua benzer ey; ceket ucu veya kuyruu; arka, nihayet; (o.) (k.dili) parada resimsiz taraf, yaz; sa rgs; uan kuyruu; (o.) (k.dili) frak; (k.dili) iz; (k.dili) k, popo; sayfa altmdaki boluk;  son; arka; takibenden; peinden gelen;  kuyruk takmak veya yapmak; kuyruunu kesmek veya koparmak; ucuna taklmak; (mim.) ucunu duvara yerletirmek; (den.) k taraftan dnmek; k taraftan karaya oturmak; (k.dili) gizlice takip etmek; peinden gitmek. tail away geride kalmak, geride kalarak dalmak. tail behind arkasndan gitmek. tail end k, arka; son. tail off yava yava bitmek, azalmak. tail wind arkadan rzgr. turn tail tehlikeden kamak. with his tail between his legs sklm pklm, korkmu olarak. (I.) can't make head or tail of it iinden kamyorum Hi anlayamyorum . 
 (A.B.D.), (argo) ndeki arabann dibinden gitmek. 
 yk arabasnn arkasndaki menteeli veya srme kapak, arka kapak. 
 (mim.) yars darda yars ieride bulunan ta veya tulann duvar iindeki ksm; (o.) posa, tortu; maden filizi ayldktan sonra kalan kir; harmandan kalan saman. 
 arka lamba. 
  terzi;  terzilik yapmak; uydurmak. tailor' tack bol teyel. tailor' twist terzilerin kullandklar salam ibriim. merchant tailor tccar terzi. 
 terzi kuu. 
 terzi elinden km, iyi dikilmi. 
 arkaya ilave edilen para; kitabn sonuna gelen resim veya ssl ekil; kemann kuyruk tarafnda tellerin baland aa paras. 
 suyu deirmen arkndan alp gtren kanal; (ark.), azmak. 
 (hav.) kuyruk evrintisi; (k.dili) ruhi bunalm. go into a tailspin ruhi bunalm geirmek. 
  leke, nokta, iz, nian; ayp, kusur: sirayet, bulama;  lekelemek; bozmak; zehirlemek, bulatrmak; pis kokutmak; ahlakn bozmak; bozulmak. 
 Taype, Formoza'nn bakenti. 
 1850-1864 in isyanna katlan kimse. 
 Tayvan, Formoza. 
Tac Mahal. 
 (took, taken) almak; gtrmek; kapmak; yakalamak, gasp etmek; tuzaa drmek; kazanmak; semek; satn almak; kiralamak; olmak; abone olmak; karmak; uramak; karlamak; farz etmek, saymak; anlamak, kavramak; yapmak; faydalanmak; ile gitmek; duymak, hissetmek; tutmak; da yanmak; (argo) aldatmak, kandrmak; kenetlenmek; sin evirmek. take aback artmak. take a beating dayak yemek; bozguna uramak. take about gezdirmek. take a bow tebrikleri kabul etmek. take a breath nefes almak, dinlenmek. take account of hesaba almak veya katmak .take a chair oturmak. take a course ders almak; (den.) belirli bir ynde gitmek. take a dare meydan okumaya aldr etmemek; meydan okuyana kar koymak. take advantage of faydalanmak, istifade etmek; istismar etmek. take affront alnmak, darlmak .take after benzemek: yolunu tutmak, izinde yrmek. take aim nian almak. take a joke akadan anlamak, akaya gelmek. take alarm korkmak. take along beraber gtrmek. take amiss yanl anlamak; darlmak. take an examination snava girmek. take apart ayrmak, koparmak; soruturmak. take a picture resim ekmek. take a powder (argo) toz olmak, tymek. take arms silha sarlmak. take a shot nian almak; resim ekmek .take at one' word szne inanmak. take away alp gtrmek. take back geri almak .take care dikkat etmek, ihtiyatl davranmak. take care of bakmak; rvet alarak halletmek; (argo) ldrmek. take caution against bir eye kar tedbir almak. take charge idaresini zerine almak. take counsel danmak; lnmek. take cover snmak. take dictation dikte almak. take down indirmek; skmek, paralara ayrmak; kibrini krmak, alaltmak; yazmak, kaydetmek, dikte almak. take effect yrrle girmek, muteber olmak; tesir etmek. take fire tutumak, ate almak, alevlenmek .take for diye almak, sanmak, zannetmek. take French leave izinsiz savumak. take from almak; karmak. take from the table ertelenmi bir tasary yeniden ele almak. take heart yreklenmek, cesaret almak, kuvvet almak .take heed kulak asmak, dinlemek, nem vermek. take hold tutmak, ele geirmek, ii yrtmek. take in almak, ieriye almak; daraltmak; yelken sarmak; kapsamak; anlamak; (k. dili) aldatmak, yutturmak; (A.B.D.), (k. dili) gezmek, grmek. take in hand avuncunun iine almak, idaresini ele almak. take into account hesaba katmak. take into one' head tutturmak. take in tow yedee almak; yol gstermek. take in vain kfr etmek. take issue with aksi taraf tutmak. take it anlamak; katlanmak, dayanmak. take it easy iin kolayna bakmak, aldrmamak. Take it easy ! Sakin ol ! take it hard ok etkilenmek. take it on the chin yenilmek; dayanmak. Take it or leave it ister al, ister alma. take it out in para yerine kabul etmek (mal) take it out on (A.B.D.), (k. dili) fkesini birisinden karmak, atmak, hrsn karmak. take kindly to holanmak, houna gitmek. take leave ayrlmak, gitmek. take lying down katlanmak, hazmetmek. take measures tedbir almak. Take my word for it Bana inannz Sizi temin ederim. take notice of dikkat etmek, farkna varmak, ehemmiyet vermek. take oath yemin etmek, ant imek. take occasion frsattan faydalanmak. take off karmak: kopya etmek; indirmek; lmne sebep olmak; (k. dili) taklit etmek; (uak) havalanmak; (A.B.D.), (k. dili) kalkmak. take office greve balamak. take on ele almak; stne almak; vazife vermek, ie almak; (k. dili) szlanmak. take one' fancy houna gitmek. take one' life in one' hands kellesini koltuuna almak. take out karmak; kartmak; gtrmek, elik etmek. take over teslim almak; idareyi elinde tutmak. take pains with ok uramak, didinmek. take part katlmak, itirak etmek. take place vaki olmak, vuku bulmak .take potluck Allah ne verdiyse beraber yemek. take possession kullanmak, sahip kmak. take pride gurur duymak. take root kklemek, tutmak. take shape ekil almak, teekkl etmek. take sick hastalanmak. take sides taraf tutmak. take steps tedbir almak. take stock depo mevcudunu saymak, maln mevcudunu hesap etmek; hesaplamak. take the chair bakan olmak .take the field bir sahaya atlmak; savaa balamak. take the stage dikkati zerine ekmek. take the veil rahibe olmak. take the wind out of one' sails (k. dili) fkesini yattrmak, yelkenleri suya indirmek. take time vakit almak, vakit istemek. take to are olarak kullanmak; almak; holanmak. take to heart etkilenmek. take to one' heels tabanlar kaldrmak, kamak. take to task azarlamak, paylamak . take up yukar ekmek, kaldrmak; tutmak; zerine almak, karmak; polieyi demek; almak; (ks.)altmak; balamak; ele almak; kabul etmek .take up arms silha sarlmak. take up the gauntlet meydan okumasn kabul etmek .take up with (k. dili) arkadalk kur- (mak.) take walks dolamak, gezmek, yrye kmak .take water su almak (gemi) Take your time Acele etmeyin. be taken with ok houna gitmek. He has been taken from us Onu lm bizden ayrd. I have taken your time Vaktinizi aldm Sizi megul ettim.
 alma, al; tutma, tutu; sin ekim; bir seferlik av miktar; (A.B.D.), (k. dili) haslat; (alnan) parti; (ng.) kiralanm arazi; (as) tutma; kavrama.
  sokulur taklr, portatif;  portatif alet; (A.B.D.), (k.dili) gururunu krma. 
( (A.B.D.) net maa. 
 havalanma; taklit; karikatr; (spor) atlamaya balanlan yer. 
 ele geirme . 
 ip germe aleti 
  alma, al;  cazip, sevimli; sari, bulac. the takings ele geen para. takingly  alc tavrla; hoa gidecek surette. 
 (o.), (mit.) ayak bileine bal kk kanatlar veya kanatl sandallar. 
 talk. 
 talkl. 
talk pudras. 
 hikaye, masal; dedikodu; yalan; (eski) say, toplam. tell tales dedikodu karmak. 
 dedikoducu kimse. 
 kabiliyet, yetenek, hner, Allah vergisi; yetenekli kimseler; eski ibrani veya Yunan altn veya gm paras; tarb a talent for music mzik kabiliyeti. talent scout sin yldz aday seen kimse. local talent bir mahallin yerlilerinden olan kabiliyetli kimseler. talented  kabiliyetli, hnerli.
 (o.) tales) (huk.) yedek jri yeleri; yedek jri yelerine yazlan celpname. 
 (huk.) yedek jri yesi . 
 masalc; yalanc kimse; jurnalci kimse. 
 (huk.) ksas . 
  yumru ayakl kimse;  yumru ayakl. 
 (tb.) yumru ayak. 
 yelpaze eklinde iri yaprakl bir eit hurma aac, (bot.) Corypha umbraculifera. 
 (o.) -mans) tlsm. talismanic(al)  tlsml. 
  konumak, sylemek; lakrd etmek, laf etmek; mzakere etmek, grmek; (A.B.D.), (k. dili) gammazlamak; (k. dili) hkm gemek;  konuma; laf, lakrd, sz; sz konusu: bo laf; mzakere, grme; az, (argo) talk about, talk of hakknda konumak, bahsetmek .talk around meselenin aslna temas etmeden mzakere etmek. talk at bouna konumak. talk away durmadan konumak, konuarak vakit geirmek. talk back karlk vermek .talk big (argo) vnmek. talk down daha fazla veya daha yksek sesle konuarak susturmak; (hav.) konuma yoluyla kr ini yaptrmak. talk down to hor grmek. talk nonsense bo laf etmek, samalamak. talk one into ikna etmek. talk one' head off kafasn iirmek, bktrncaya kadar sylemek, dr dr etmek. talk one' way into dil dkerek yolunu yapmak .talk out btn ayrntlaryla grmek; konuulacak eyleri tketmek. talk over bir mesele hakknda konumak. talk sense makul konumak. talk shop sohbet esnasnda i konularna dnmek .talk through etraflca konumak. talk through one' hat (argo) atmak, kafadan atmak. talk up methetmek, bir meseleyi kabul ettirmek iin verek bahsetmek. be talked out syleyecek sz kalmamak. have a talk konumak. small talk hobe, sohbet, yarenlik .tall talk inanlmayacak hikaye veya masal. the talk of the town herkesin konutuu mesele, dillerde dolaan sz. 
 konukan. talkativeness  konukanlk. 
  konuan, konuabilen; konukan;  konuma. talking machine (eski) gramofon. talking point stnde durulacak nokta. 
 (k. dili) azarlama, paylama. 
 konukan; geveze, enesi dk; palavras bol. 
 uzun boylu, uzun; yksek; (k. dili) mbalaal, abartmal; (k. dili) byk. tallness  uzun boyluluk; ykseklik. 
 eski ngiltere'de bir eit vergi. 
 (ng.) ifoniyer, konsol; baca klh. 
 Musevilerin bilhassa ibadet zamannda kullandklar atk. 
  donya; mum ya;  mum ya ile yalamak. tallowy  yagl; mum yana benzer 
  etele; etele ile hesap tutma; entik, kertik; seri numaras, seri iareti; etiket;  eteleye yazmak veya iaret etmek; uydurmak; uymak; saym yapmak. 
(nlem),  Haydi ! Yallah ! (kpekleri ileri srmek iin avcnn seslenmesi);  "Yallah !" diyerek kpekleri koturmak. 
 Musevilerin Talmud denilen kanun ve tefsir kitab. Talmud'ic(al)  Talmud kitabna ait. Talmudist  Talmud alimi. 
 pene; kilit anahtar yata. 
 Hindistan'da yerli kesimcinin vergi toplad blge; Hindistan'da mali kane. talukdar  .yerli kesimci. 
 (anat.) ak kemii; (jeol.) tepe veya uurum dibinde biriken kaya paralan; meyil. 
(bak.) tameable. 
 msr ile kyma ve krmz biberle yaplan Meksika yemei. 
 karnca yiyengillerden tamandua, (zool.) Tamandua tetradactyla . 
 Amerika'ya mahsus bir eit am, lariks, (bot.) Larix laricina. 
 ipek maymun, (zool.) Leontocebus rosalia. 
 demirhindi, (bot.) Ta marindus indica; demirhindinin meyvas. 
 Ilgn, (bot.) Tamarix. 
  trampet, ufak davul; kasnak; kasnak ii;  kasnaa gerip ilemek. 
 tef. 
  evcilletirilmi, ehliletirilmi, altrlm; uysal, munis, yumuak huylu; zararsz; tatsz, yavan, manasz;  ehliletirmek, evcilletirmek; uysallatrmak, uslandrmak; yumuatmak, hafifletirmek. tame'ly  uysalca. tame'ness  evcillik; uysallk . 
 evcilletirilebilir, ehlileme kaliletirilebilir tameability biliyeti. 
 terbiyeci. 
 Timur. 
 szge yapmnda kullanlan bir eit kuma; kumatan szge. 
 tepesi geni ve pskll sko beresi. 
 bastrp sktrmak . 
 with ile birinin iine karmak; dokunmak; deitirip bozmak, oynamak; kurcalamak; hile kartrmaki 
 hafife vurarak bastran kimse veya alet, skma. 
 top az tapas. 
  (tb.) tampon;  tampon ile tkamak. 
 tamtam. 
 (-ned, -ning)   tabaklamak, de bagat etmek; gnee gstererek karartmak; (k.dili) kamlamak, dayak atmak; gnete yanp esmerlemek;  sarms kahverengi; gnete yanm ten rengi; tanen, maz tozu;  ak kahverengi; sepicilikte kullanlan. tan pit, tan vat debbahane kuyusu. tan yard  debbahane, tabakhane. 
(ks.) tangent. 
 ispinoza benzer parlak tyl ve Amerika'ya mahsus bir eit ku. 
 mee kabuu. 
   birbiri ardna koulmu halde;  birbiri ardna koulmu atlar; iki kiilik bisiklet:  birbiri arkasna dizilmi . 
  madeni ses karmak, tangrdamak;  madeni ses, tangrt. 
 ac tat veya koku, keskin eni. 
 bir eit su yosunu. 
 ban sapa giren kuyruu, berazban, prazvana. 
 .Tanganika. 
  dokunan; (geom.) teet kabilinden;  (geom.) teet; tanjant. go off at a tangent birden konu deitirmek. tangency  teet geme; konuya bal kalma. 
 teet halindeki; yzeysel. tangentially  yzeysel olarak. 
 mandalina, (bot.) Citrus reticulata. 
 dokunulur, tutulur; anlalr, akla yakn, kavranabilir; gerek; maddi; duyulur, hissedilir. tangible assets maddi kymetler. tangiblos  mal, mlk, servet. tangibil'ity, tangibleness  tutulabilme. tangibly  gerek olarak; dokunulur halde. 
 Fas'ta Tanca ehri. 
 .yenilebilen bir eit su yosunu, (bot.) Laminaria saccharina. 
  dolatrmak, kartrmak, karmakark etmek, arap sana evirmek; bana i amak; kark vaziyete dmek; girimek; tartmak;  karmakark ey, dm olmu ey; karklk, mulklk; deniz dibindeki hayvanlar tarayarak yakalama aleti. a tangle of weeds sarmak rgs, sarmak a. 
 tango. 
 bir kare tekil etmek zere kesilmi yedi paradan ibaret bir in bulmacas. 
 hasiyetli, keskin. 
 (tar.) Kelt kabile reisinin hayattayken seilen veliahd. tanistry  Keltlerde clus kanunu. 
  sarn, su deposu; depo, tank; havuz, golck; (ask.) tank;  sarnca koymak. tank town (A.B.D.), (k. dili) eskiden trenlerin su ald ara istasyon. tank up (k. dili) istimini almak; yakt almak. 
 havuz veya depoya doldurma; havuz doldurma creti; havuz veya depo istiap hacmi; mezbaha artklar. 
 kapakl byk iki marapas. 
 tanker. 
 debba, tabak, sepici; (ng.), (argo)alt penilik para. tannery  debba hane, tabakhane. 
 tanenli. 
 tanen, maz tozu. 
 sepileme, tabaklama, debagat; gnete esmerleme. 
 solucan otu, (bot.) Tanacetum vulgare. 
 bouna mit vermek, hayal krklna uratmak, bir eyi gsterip vermemek, (colloq.) kuyruk sallamak .tantaliza'tion  bouna mit verme, kuyruk sallama. tantalizingly  hayal krklna uratarak. 
 (kim.) tantal. 
 Yumit kral Tantalus. 
 to ile eit, msavi, ayn. 
 boru sesi. 
   .av naras;  acele, hzl;  hzla, acele ile; drtnala. 
 it., (mz.) o kadar. 
 huysuzluk nbeti, aksilik, terslik fly. into a tantrum. hiddetten ter ter tepinmek. 
 Tanzanya. 
 Taoizm, Tao mezhebi. Taoist   Taoist. 
  (-ped,- ping) musluk; tka; f tapas; fdan alnm iki; (ng.), (k. dili) meyhane; klavuz, burgu; elektrik balants;  delip svy aktmak; kaak veya gizli balant kurmak; klavuzla vida yuvas amak; balant kurmak, balamak; (argo) szdrmak. on tap fdan alnp satlmaya hazr; (k. dili) hazr . 
  hafife vurmak; tkrdatmak; pene vurmak (ayakkab);  hafif vuru; tkrt,tprt; pene; ayakkab demiri. tap on the shoulder semek; omzuna hafife vurmak. tap dance ayak ularn veya topuklan yere vurarak yaplan bir dans. 
  bant, erit, kurdele; metre eridi; . eritle balamak; eritle lmek; banda almak. tape deck, tape player amplifikatr olmayan teyp. tape recorder teyp. tapeline  tape measure metre eridi, mezura, mezr .red tape krtasiyecilik, lzumsuz resmi muamele. have something taped sardrmak; iyzn bilmek; banda almak. 
   ok ince mum; gittike incelen ey;  gittike incelen;  gittike incelmek veya inceltmek, sivrilmek, sivriltmek; azalmak, eksilmek. tapering  gittike incelen. 
 goblen, resim dokumal duvar rts. tapestried  goblenle kapl. 
 barsak kurdu, erit, tenya, (zool.) Taenia. 
 .tapyoka. 
 tapir, (zool.) Tapiridae. 
 goblen rt. on the tapis mzakere halinde. 
 hafife vuran kimse veya ey; maniple. 
 (mak.) kol, manivela . 
 hafife vurma; musluktan alnan ey. 
. meyhane, bar. 
 bitkinin topraa inen ana kk. 
 (o.) (ask.) yat borusu. 
 meyhane tezghtar, barmen. 
  (-red,- ring) katran;  katranlamak, katran srmek. tar and feather ceza olarak zerine katran srp ty yaptrmak. tarwater  katranl su. tarred with the same brush ayn fikir veya huy- lar olan, ayn maldan, al birini vur tekine. 
 (k. dili) gemici. 
 (k. dili) yalan . 
 Napoliye mahsus oynak bir dans; bu dansn havas. 
 (tb.) dans ve mzik manisi husule getiren sinir hastal. 
 rteyla, bir eit byk rmcek, (zool.) Lycosa tarentula. 
 (ecza.) hindiba kk . 
 hamuruna katran kartrlan bir eit salam mukavva. 
 Ar. fes. 
 katran fras. 
  yava yryen;  suda veya yosunda bulunan mikroskobik hayvan, tardigrad. 
  it., (mz.) yava. 
 yava hareket eden; ge kalan veya gelen, geciken. tardily  gecikerek. tardiness  gecikme. 
  dara;  darasn dmek . 
 delice, (bot.) Lolium temulentum; burak cinsinden bir ot, (bot.) Vicia sativa. 
 hedef; niangh; tenkide hedef olan kimse; demiryolu makas zerinde hattn ak veya kapal olduunu gsteren iaret; yuvarlak kalkan. on target hedefe yneltilmi. target date hedef edinilen tarih. 
 eskiden Musevilerin kulland Arami diline tercme olunan Tevrat ksmlarndan biri. 
  ithalt veya ihracat zerine hkmetin koyduu vergi; tarife;  gmrk tarifesi yapmak; vergi koymak. preferential tariff dost memleketlere uygulanan indirimli gmrk tarifesi. 
 ince ve effaf muslin, tarlatan. 
 (ng.) asfalt yol; (hav.) asfalt ini meydan. 
 dada bulunan ufak gl. 
 (nlem), (A.B.D.), (leh.) lnet. 
  kirletmek, lekelemek; lekelenmek; donuklatrmak, karartmak; kararmak, donuklamak;  leke, kir; kararma, donuklama . 
 kulkas, (bot.) Colocasia escu lenta; kulkas kk. 
 eski zaman iskambil kd. 
 (k. dili) katranl muamba tente. 
 katranl kt. 
 katranl veya boyal muamba; katranl muambadan yaplm apka veya ceket; gemici. 
 Meksika krfezinde bulunan iri bir av bal. 
(bak.) taradiddle. 
 tarhun, (bot.) Artemisia dracunculus. 
  oyalamak; ge kalmak, gecikmek; kalmak, durmak;  bekleme, durma. 
 katran kapl, katrana benzer, katranl. 
 ayak bileine ait. 
 cad maki, (zool.) Tarsius spectrum. 
(o.) si) ayak bilei. 
 eki, mayho; ters, keskin, ac. tart'ly  terslikle; ekice .tart'ness  ekilik; keskinlik. 
 turta; (argo) fahie, sokak kadn. 
  kareli ve ynl sko kuma;  bu kumatan yaplan. 
 Latin yelkeni olan tek direkli ve Akdeniz'e mahsus bir gemi. 
 Tatar; dzenbaz kimse, etin ceviz. 
 .arap tortusu; kefeki pesek. 
asit tartarik, (tar.) (tar.) asidi. 
 arap tortusuna ait; arap tortusu cinsinden; kefeki kabilinden. 
 (Yu.) (mit.) ller diyar ''Hades"ten aada bulunan derin uurum. 
 Tataristan. 
 ekice; terse. 
 (kim.) tartar asidinin tuzu. 
 Moliere in bir piyesinde ikiyzl papaz; dindarlk taslayan kimse. 
 tarzan. 
 s deiikliklerini lmeye mahsus elektrikli cihaz, tasimetre. tasimetry  tasimetre ile lme . 
  i, grev, vazife; dev; hizmet; klfet;  i vermek, grevlendirmek; klfet yklemek; itham etmek, sulamak. task force geici ibirlii. take one to task azarlamak, paylamak . 
 bakasna i ykleyen kimse, angaryac . 
 gtr i; klfetli i. 
  pskl;  pskllerle sslemek; pskl vermek, pskl haline gelmek. 
 .tatmak, tadna bakmak, enisine bakmak; denemek; tad olmak. taste blood galip gelmekten byk bir zevk almak. taste of tatmak, grmek. 
 lezzet, tat, eni; tat alma duyusu; uyum; slp; az miktarda ey; yudumluk, tadmlk miktar; tatma a taste for holanma, hazzetme, beeni, zevk. in good taste uygun .in bad taste uygunsuz. leave a bad taste kt etki brakmak. out of taste zevksiz. to one' taste zevkine uygun. taste bud (anat.) papilla. 
 uyumlu, zarif. taste fully  zevkle. tastefulness  zevk; zevklilik. 
 tatssz, yavan; zevksiz; uygunsuz. tastelessly  tatszca. tastelessness  tatszlk; uygunsuzluk. 
 enici; arap tatmaya mahsus ufak bardak . 
 tatl, lezzetli, enili, zevkli, zevke uygun . 
 (-ted, -ting) mekik oyas yapmak . tatting  mekik oyas. 
 Tatar. 
  aput, paavra; (o.) ypranm giysi;  paralayp paavra haline koymak; paralanmak. 
 st ba perian kimse, pejmrde kimse. 
  fitlemek, yerip ekitirmek, gammazlamak; gevezelik etmek, boboazlk etmek, srr ifa etmek;  boboazlk, dedikodu; bebein geveledii szler. tattler  fitneci kimse, gammaz kimse, boboaz kimse, zevzek kimse, dedikoducu kimse; ullukgillerden Amerika'ya zg bir ku . 
  fitneci kimse;  aa vuran. tattletale gray gri beyaz, azm (amar) 
 (ask.) kou borusu veya trampeti. beat a tattoo trampet almak, parmaklarla masay tkrdatmak. 
  vcuda dvme yapmak;  dvme. 
 Yunan alfabesinde t. harfi. 
(bak.) teach . 
  alay etmek, satamak; azarlamak;  alay; ineli sz; meydan okuma. taunt'ingly  alayla; sataarak. 
 kstebek; kstebek derisi rengi, kahverengimsi gri renk. 
 boaya ait; (astr.) Boa burcuna ait. 
 (astr.) Boa takm yldz; Boa burcu, Sevir; Toros Dalar. 
 .sk, gergin; dzenli, tertipli haul. taut (den.) aganta etmek. taut'ly  gergince. taut'ness  gerginlik. 
 sklatrmak, gerginletirmek; (den.) aganta etmek. 
(nek) ayn; tekrar .
 lzumsuz yere tekrarlayan. 
 gereksizce tekrarlanan ifade; lzumsuz sz tekrar. 
 taverna, meyhane; han. 
 bilye oyunu; bilye; bu oyun iin balang izgisi. 
 tanen yerine ap ve tuz kullanmak suretiyle ksele yapmak; (ing.) Leh. dvmek. 
 ucuz ve cafcafl, baya, zevksiz. 
. esmer, koyu kumral, sarms kahverengi. 
  vergi, resim; klfet, yk;  vergi koymak, vergi yklemek; mahkeme masrafm tayin etmek; isnat etmek, yklemek; klfet olmak, yormak, tketmek. tax certificate icra yoluyla alman mlkn vergi borcunun dendiini belirten vesika .tax list vergi listesi. tax ones belief inancn sarsmak. tax shelter gelir vergisi indirimi iin ba vurulan are. tax ones patience sabrn tketmek. income tax gelir vergisi. indirect tax hidden tax dolayl vergi. 
 vergiye tabi. taxabil'ity  vergiye tabi tutma veya olma .taxably  . vergiye tabi olarak. 
 vergilendirme; vergi; mahkeme masraf. 
 vergiden dlebilen. 
 (dilb.) en ufak gramer blm. 
 vergiden muaf.
 tax collector vergici. 
  taksi;  taksi ile gitmek; (hav.) taksilemek taxi dancer.(A.B.D.) beraber dans etmek iin cretle tutulan kz . 
 taksi. 
 hayvan postunu doldurma sanat. taxider'mic  hayvan postunu doldurmayla ilgili. taxidermist  hayvan postunu dolduran sanat. 
 taksi saati, taksimetre. 
 (tb.) yerinden oynam veya km bir uzvu el ile tekrar yerine koyma; refleks, yans, tepke. 
 snflandrma ilmi. 
 vergi veren kimse, vergi mkellefi. 
 it ok ssl ayakl vazo veya kadeh. 
(ks.) tuberculosis. 
  ay fidan, (bot.) Thea sinensis; kuru ay yapra; ay; demli iecek; ay ziyafeti; (ng.) akam kahvalts;  ay imek: ay vermek. tea bag ay yapmak iin iinde ay yapraklan bulunan kt torba. tea ball iine ay yapraklar konulup kaynar suya batrlan delikli yuvarlak. top tea caddy ay kutusu. tea ceremony Japonlara zg resmi ay servisi. tea chest ii kurun kapl ay sand. tea cosy aydanlk klh, aydanlk rts .tea dealer ay tccar. tea drinker ay tiryakisi. tea party ay ziyafeti, ay daveti. tea rose ay gibi kokan gl, ay gl. tea service ay takm. tea urn semaver. tea wagon tekerlekli servis masas . 
 (taught) retmek, eitmek, yetitirmek; gstermek; ders vermek, hocalk etmek. 
 renmeye hevesli, renme kabiliyeti olan; uysal. teachabil'ity, teachableness  renme kabiliyeti. 
 retmen, hoca. teacher bird mleki kuu, (zool.) Furnarius teachers college. (A.B.D.) eitim fakltesi. teachers pet retmenin gzde talebesi. 
 retme, retim; retilen ey, telkin, talim. teaching machine retici makina. 
 ay fincan teacupful  bir ay fincan dolusu. 
 ay evi. 
 gemi inaatnda kullanlan tik aac kerestesi. teak tree tik aac, (bot.) Tec tonagrandis. 
 ay ibrii, aydanlk. 
 amurcun, (zool.) Anascrecca. 
  ift hayvan takm, arabaya koulmu bir veya birka at; oyuncu takm, ekip: (leh.) rdek srs;  takm atlat srmek; takm kurmak; grup meydana getirmek, takma girmek. 
 yk arabacs; kamyon ofr . 
 takm halinde alma ibirliiyle yaplan grup almas 
 ay demlii. 
 .gzya; gzyana benzer ey; damla; (o.) keder. tear bomb gz yaartc bomba. tear gas gz yaartc gaz. in tears alamakta .weep bitter tears ac ac alamak .tear'y  gzyalar ile slanan, gz yalar ile dolu. 
 (-tore, -torn)  yrtmak; yarmak; koparmak; ok hrpalamak; kopmak; yrtlmak, yarlmak; lgn gibi komak;  yrtk, yrtk ey; (argo) cmb, lgnca elence; lgnca hareket. tear down (k.dili) ykmak, ktlemek. tear into (k.dili) saldrmak. tear ones hair san ban yolmak. tear sheet bir mecmua veya kitaptan seilip. kesilen sayfa. tear up harap etmek, (colloq.) kstebek yuvasna evirmek; yrtmak. wear and tear ypranm olma. 
  gzya damlas;  damla eklinde. 
 gzya dolu, alayan. tear fully  alayarak. tearfulness  gzya ile dolu olma. 
 (k. dili) lgnca; (ng.) korkun, kocaman . 
( (A.B.D.), (argo) ar derecede kederli hikye veya filim. 
 gzya kesilmi, gzleri kurumu, gzyasz. tearlessly  alamadan, gzya dkmeden. tearlessness  alamay. 
  kzdrmak, eziyet etmek, rahat vermemek, tedirgin etmek; durmadan rica etmek; taklmak; nce yz verip sonra srt evirmek; ditmek, yn taramak, didiklemek, mncklamak; (sa) kabartmak; mikroskopla muayene iin liflere ayrmak;  taklmay seven kimse; taklma; cann skma; nce yz verip sonra srt eviren gen kz. 
  tarakotu; kuma tyn kabartmak iin kullanlan kuru deve dikeni ba, kuma tyn kabartma aleti;  kuma tyn kabartmak. fuller' teasel fes tara, (bot.) Dipsacus fullonum. 
 taklmay seven kimse; bulmaca; yn tyn kabartma makinas; gelecek program gsteren filim; itah ac ey; sahne perdesinin arkasnda asl bulunan ve tavann grlmesini nleyen (ks.)a perde. 
 ay ka. teaspoonful  ay ka dolusu. 
 meme, emcik. 
(ks.) technical, technology .
 yntem; teknik, bir sanat icra usul veya hneri. 
 sanata ait; ilmi, fenni, mesleki, teknik; resmi, resmiyete uyan; kanuna gre, kurallara gre. technically  teknik bakmndan; resmi ynden. 
 ilmi nitelik; ilmi veya fenni terimlerin kullanlmas; fen veya sanayi ile ilgili ayrntlar; incelik, ayrnt . 
 ilim veya fen veya sanat uzman, teknisyen, tekniki. 
 teknik, yordam. 
 uzmanlarn ynetimi altnda hkmeti idare etme teorisi. 
 teknolojiye ait technologist  teknoloji uzman. 
 snai iler ilmi; sanat veya meslek terimleri; teknoloji. institute of technology teknik niversite. 
 inaat veya yapya ait; tektonik ile ilgili. tectonics  mimarlk, yap sanat, inaat sanat, tektonik. 
 (-ded, -ding) yeni biilmi otu kurutmak iin altst edip yaymak. ted'der  ya otu altst eden kimse veya makine. 
tyl oyuncak ay. 
(Lat.) Hristiyanlarda eski bir kran ilhisi; Hamt olsun; bu ilahinin mzii; bu ilahi ile yaplan dinsel tren. 
 skc, yorucu, can skan; usandrc. tediously  skc bir ekilde. tediousness  skclk. 
 can sknts, bezginlik. 
 (T.) harfi; (T.) eklinde ey; (T.) eklinde boru. tee shirt (bak.) (T.)-shirt. 
  baz oyunlarda hedef; golf her delie gidecek topa ilk vuruun yapld belirli yer; vurulmak zere topu zerine koyduklar kk kum yn veya tahta ubuk;  golf topunu kum yn stne koymak .tee off golf topu kum ynnn stnden vurarak oyuna balamak. teed off kzgn, sinirlenmi. to a tee tamam, tam .
 ok olmak; kaynamak; verimli olmak; dolu olmak; dourmak, mahsul vermek. teem'ing  bol bol, ok; bereketli, verimli. 
 .ok yamak (yamur) . 
 on , ile on dokuz yalar arasndaki devreye ait. teenager  on  ile on dokuz yalar arasndaki kimse. 
 (o.) on  ile on dokuz arasndaki yalar. in her teens bu yata (ki) . 
 (k.dili) ufak, ufack . 
 (argo) on  ile on dokuz yalar arasndaki hippi kz . 
 ufack, minnack. 
  sendeleyerek yrmek; dmek zere olmak sallanmak; kararsz olmak. 
 tahterevalli. 
(bak.) tooth. 
 di karmak. teeth'ing  ocuun di karmas veya di karma zaman. teething ring bebeklerin dilerini kamas iin plastik halka. 
 alkoll iki imemeye ait; Yeilayc; tamamen, btn. teetotaller  azna iki almayan kimse. teetotalism  iki imeme prensibi. teetotally  (k. dili) tamamen, btn btn. 
 kumar kabilinden topa evirme oyunu; el ile evrilen topa. 
 (ing) bir yandaki koyun. 
 (o.) tegmina) (anat.) rt, tegmentum, zartegmen'tal  rt kabilinden . 
 Tegucigalpa, Honduras'n bakenti . 
 tula gibi, tulaya ait; tula biiminde dzenlenmi. 
 zar, deri, kabuk. tegumen'tal  zar kabilinden. 
 ( nlem )kkr kkr glme;  kkr kkr glmek; (nlem )bu gl belirleyen sz; (slang) Ayvay yedin mi ? 
 Tahran, ran'n bakenti. 
 anneye veya babaya ocuun ismini verme usul. 
 (jeol.) Avustralya ve dier baz yerlerde bulunan ve atmosferin dnda olutuuna inanlan cam gibi yuvarlak cisimler. 
(ks.) telegram, telegraph, telephone. 
 (anat.) beyin zar, zar. 
 (o.)- mones) (mim.) erkek heykeli eklinde ta stun. 
 (-cast veya -ed)  televizyonla yaymak;  televizyon yayn . 
 telekomnikasyon . 
 telgraf, telgrafla gnderilen haber . 
  telgraf makinas; telgraf sistemi, telgraf;  telgraf ekmek . telegraph board at yar meydanmda yksek bir yere konulup at ve binicilerin isimlerini gsteren levha. telegraph cable telgraf kablosu. telegraph key telgraf anahtar, telgrafla haber gnderme aleti. wireless telegraph telsiz telgraf . 
 .telgraf. 
 telgrafla ilgili veya telgraf makinalarna ait; ok (ks.)a .telegraphically  .telgrafla . 
 telgraf sistemi veya kullanma usul. 
 telekinezi, uzadevim. 
 uzak mesafelere elektrikle tesir eden. 
 kayakta dnmek veya abucak durabilmek iin arl ndeki kayaa verip ucunu ie doru evirerek yaplan dn . 
 bir makina veya aleti radyo vastasyla uzaktan idare etme usul. 
 telemetre. 
 (den.) kaptan kprsndeki dmen dolab ile dmen arasndaki donanm . 
 kozmolojinin son gayeler zerinde almalarn yrten dal; tabiatta hkim olan yaratc dzeni inceleyen bir evrenbilim dal; tabiatta belirli bir dzen bulunduunu iddia eden reti. tell teleolog'ical  .tabiattaki dzene ait; ereksel. 
 .telepati, uzaduyum . telepath'ic  telepatiye ait. telepath'ically  telepati ile. telepathist  telepatiye inanan kimse; telepati kabiliyeti olan kimse. 
  telefon;  telefon etmek, telefonla konumak. telephone central, telephone exchange telefon merkezi, santral on the telephone telefonda, telefonla . 
 uzaa ses gtren: telefona ait. telephonically  telefon ile . 
 sesi uzaa nakletme ilmi, telefon kurma veya iletme bilgisi. 
 telephoto. lens drbn gibi fotoraf byten mercek. 
 uzak mesafeden ekilen fotoraf. telephotograph'ic  bu usule ait .telephotog'raphy  .telefotografi. 
  .drbn, teleskop:  teleskop ayar ksmlar gibi birbirine geirmek; i ie gemek: ksaltmak: birbirinin iine girmek. reflecting telescope aynal drbn. refracting telescope iki ucunda mercei olan teleskop. telescopy  drbn kullanma usul. 
 (psik.) uzaktan hissedilen tesir. 
 tel ile balanan otomatik yaz makina sistemi. 
 televizyona bakmak, televizyonda grmek . 
 televizyonla yaymak. 
 televizyon, uzagrm . 
 krk tala akl ve kumdan yaplm (yol) 
 amal, gayeli. 
 (ark.) hyk. 
 (told) sylemek, nakletmek, hikye etmek, anlatmak; ifade etmek, beyan etmek, tebli etmek, bildirmek; saymak, birer birer saymak; emretmek; kefetmek, ifa etmek, yaymak; temin etmek; itiraf etmek; tesiri olmak, tesir etmek; haber vermek, haber yaymak, ikyet etmek. tell a story masal anlatmak. tell a story, tell a lie yalan sylemek, masal okumak. tell fortunes fal amak tell it like it is (A.B.D.), ( argo) olduu gibi anlatmak; gerei anlatmak. tell off sayp ayrmak; (k. dili) yzne vurmak, iddetle azarlamak. tell on yormak, bkknlk vermek; (k. dili) birini ele vermek, gammazlamak. tell tales masal uydurmak; sr sylemek, gammazlk etmek. tell things apart birbirinden ayrt etmek, ayrmak. tell time saatin ka olduunu anlayabilmek; zaman gstermek. Every blow tells Her darbenin tesiri var. all told btnyle, hepsi beraber. 
 anlatan kimse: veznedar, kasa memuru; sayc, bir mecliste oylan sayan kimse .tellership  veznedarlk. 
 tesirli, etkili .tellingly  etkili bir ekilde, tesirli olarak. 
  bakalarnn srlarn orada burada anlatan kimse, dedikoducu kimse; dmenin durumunu gsteren alet; org krnn dolu veya bo olduunu gsteren cihaz; memurlarn ie gelip gitme saatini kaydeden saat: tren makinistine bir kprnn yaklatn ihtar iin hatlarn stnde asl bulunan ip paralan:  dedikoducu, sr syleyen zel veya gizli bir eyi meydana vuran. 
  arza ait, dnyaya ait:  dnyadaki varlk: dnyann hem gne hemde kendi ekseni etrafndaki hareketlerini temsil eden model. 
 tellr. 
 (ng.), (k. dili) televizyon . 
 bir kuvveti uzak bir mesafeye iletmeyle ilgili veya bu ite kullanlan. 
 teleferik. telpherage  teleferikle eya nakletme sistemi. 
 (zool.) eklembacakllarda karnn en son oynak (ks.)m. 
 Telstar, yayn iin kullanlan sun peyk. 
 (A.B.D.) yer sarsnts, deprem. 
 .delicesine cesur, lzumsuz derecede cesur, cretkr, atlgan. temerariously  cesurca. 
 .delice cesaret, ar cret . 
(ks.) in the time of, temperance, temperature, temporary. 
 yumuatmak, hafifletmek: ll hale getirmek, tadil etmek, slah etmek: kvama getirmek; su kartrp yourmak (balk); elie su vermek, elii kzdrp hemen soutarak sertletirmek, tav vermek, tavlamak; (mz.) algy gam dizisine gre akort etmek. temper justice with mercy adalete merhamet katmak. 
 .terslik, huysuzluk; miza, huy, tabiat; kvam, karar, terkip; tav, bir maddenin sertlik derecesi; bir eyin asln deitirmek iin kartrlan ey. lose one' temper hiddetlenmek. 
 suluboya. 
 .tabiat, yaratl, miza, merep, huy; lllk, muvazene, kvam; (mz.) akort. 
 mizaca veya tabiata ait; deien mizal; huysuz, sinirli; azimsiz. temperamentally  azimsizce. 
lmllk, lllk; ikiden kanma;( eski) kendine hakim olma, sknet. temperance drink alkolsz iecek. temperance hotel (eski )iki bulun durmayan otel. temperance movement iki aleyhinde hareket. temperance society ikiyle mcadele dernei. 
 mutedil, lml lman, lk, sarho edici maddelere dkn olmayan; perhiz yapan. Temperate Zone (o.) lman blge, dnenceler ile kutuplar arasndaki mntka. temperately lml olarak. temperateness. lml olma. 
 s derecesi; scaklk, shunet: (tb.) insan vcudunun s derecesi; ate,s, hararet. temperature curve belirli bir sre iindeki s deiikliini gsteren eri. critical temperature kritik scaklk. normal temperature normal vcut ss. take one' temperature termometre ile birinin s derecesini lmek, birinin ateine bakmak. 
 huylu, mizal; ahenkli; karmla deitirilmi; tavlanm, (elie) su verilmi. 
 .frtna, bora, zellikle ,iddetli rzgr frtnas. tempestbeaten  frtnaya tutulmu, frtna yemi. tempest in a teapot ufak bir meseleyi bytme, pireyi deve yapma. tempesttossed  frtna ile teye beriye atlm. 
 frtnal; alkantl; iddetli, dehetli. tempestuously  iddetle. tempestuousness  frtnal olma. 
 (ng.) Londra'da Inner veya Middle Temple'da oturan hukuk talebesi. Knights Templars on ikinci asrda Kuds'te kurulan valyeler birlii. 
 kalp, ablon, mastar, model; silme kalb, kemer kalb; (den.) ana kalp; takoz; gabari. 
 akak. 
 mabet, tapnak, ibadethane; eski Kuds'te Yahudi tapna; Mormonlarn ayinlerine mahsus kilise. templed  .tapmak veya kiliseleri olan; tapmak iinde muhafaza edilen. 
 kuma tezghta gergin tutmaya mahsus aa paras. 
(bak.) template. 
 (o.) - -pi) (mz.) tempo; tarz, gidi, yol. 
(Lat.) Zaman deiti. 
O mores! (Lat.) Bu ne zamanlar! Bu ne ahlk! Ne gnlere kaldk! 
 akaa ait. temporal bone akak kemii. 
  zamana ait; dnyevi, bu dnyaya ait; geici, imdiki zamana ait; cismani, ruhani olmayan; lik; (gram.) zaman belirten;  (gen.) (o.) dnyevi eyler. temporal effairs lik meseleler. temporal conjunction (gram.) zaman belirten bala. temporal power lik idare veya hkimiyet, dnyevi kudret. temporally  dnyevi olarak. 
 muvakkatlik, geicilik; (gen.), (o.) kilise gibi dinsel bir kurulua ait emlk ve gelir. 
 muvakkat, geici. temporary possession geici tasarruf veya mlk. temporar'ily  muvakkaten, geici olarak. temporar'iness geicilik, muvakkatlik.. 
 zamana uymak; bakalarnn fikrine uymak, ayak uydurmak; savsaklamak, ihmal etmek; uzlamak. temporiza'tion  zamana uyma, bakalarna ayak uydurma .temporizer  zamana uyan kimse. temporizingly  zamana ayak uy- durarak. 
 batan karmak, ayartmak; kandrmak; ekici olmak; tevik etmek; fkelendirmek, kzdrmak; eskidenemek. tempt fate kadere meydan okumak. tempt to (eytan) drtmek. 
 gnaha tevik etme veya olunma; gnaha tevik edici ey veya kimse; yolu artma. 
 tevik eden adam, batan karan adam; ayartan adam; b.h. eytan .temptress  batan karan kadn. 
 akl elici, cezbedici, ekici. temptingly  ekici bir ekilde davet edici grnte. temptingness  cazibe, ekicilik. 
(Lat.) Zaman (ku gibi) uar. 
  on;  on rakam veya says, 10, X; onlu veya onluk bir ey. Ten Commandments Hazreti Musa'ya Allah tarafndan verilen on emir. count in tens onar onar saymak. (I.)'ll lay you ten to one on that Bu ite bire kar on ile bahse girerim. take ten ksa mddet iinde dinlenmek. 
 makul; inanlabilen; elde tutulabilir; bahiste ispat mmkn olan; savunmas kolay. tenableness, tenabil'ity  makul olma .tenably  makulce. 
 iskambil oyununda ayr renkten yksek sayl iki kt. 
 tutar, brakmaz, vazgemez; unutmaz; kopmaz; kuvvetli; yapkan, zl; inat, direngen. tenaciously  brakmayarak, azimle. tenaciousness  . vazgememe, direnme. 
 yapkanlk; direnme, vazgememe; (fiz.) salamlk, sklk. 
 (tb.) ameliyat srasnda atardamar tutmak iin kullanlan kancal alet. 
 kalenin iki tabyas arasnda bulunan hendek dndaki siper. 
 kullanm, kiraclk; kira ile tutulmu mlk; kira suresi. 
  (huk.) kullanm hakk olan kimse, mutasarrf, mlk sahibi; kirac; sakin, (bir yerde) oturan kimse;  kira ile tutmak; iinde oturmak. tenant farmer kira ile iftlik ileten ifti, kirac ifti. tenant right kiracnn kira bedelini dedii mddete kullanma hakk. tenantry  kiraclk; bir mlkn btn kiraclar. 
 kilizbal, (zool.) Tinca tinca. 
 (gen.) to veya toward ile meyilli olmak; vesile olmak; ynelmek .red tending to purple mora alan krmz. 
 hazr bulunmak; (den.) halatn dolamasn nlemek iin gzetlemek. tend on veya upon hizmet etmek .tend to (k. dili) bakmak, dikkat etmek. 
 meyil, istidat, eilim, ev; (psik.) ynseme. 
 taraf tutan; evli, meyilli. 
 (den.) yardmc gemi; gemiye ait olup yolcular sahile getirip gtren kayk; lokomotife bal kmr ve su tayan vagon, tender; bakan veya hizmet eden kimse. 
  arz ve teklif etmek, sunmak; (huk.) kira veya bor vermeyi teklif etmek;  (huk.) bor karlnda para teklifi; teklif olunan ey. tender one' re(sig.)nation istifasn vermek. tender one' services hizmet teklif etmek. legal tender geerli para. 
 nazik, kolay zlr, kolay incinir; ufak eyden etkilenir; zayf, olgunlamam; mfik, merhametli, efkatli; dokunakl, hassas; ince, narin, clz; sevgi dolu, seven; dikkatli, incitmekten ekinir; krpe, gevrek, yumuak. tenderly  efkatle . tenderness  efkat, yumuak yreklilik. 
az geme almam (hayvan) 
 (o. foots, feet) Bat Amerika'nn etin artlarna henz almam kimse, glklere alkn olmayan kimse; balang snfndaki erkek izci. 
 mfik, yufka yrekli, efkatli. 
 yumuatmak (et) tenderizer  eti yumuatc bir madde. 
 nazik bym kimse; yeni km geyik boynuzu. 
 sr veya domuz filetosu. tenderloin district cinayet ve rza geme gibi sularn islendii ve polise rvet vererek kolaylkla rtbas edildii blge. 
 tendon cinsinden, kirisi, veteri; veter dolu.
 (anat.) veter, kiri, sinir, kaslarn kemiklere yapmasn salayan yaplar, tendon. tendon reflex veter zerine vurulunca kasn mukabil hareketi. 
 asma veya sarmak filizi, byk. 
 paskalyadan evvelki haftann son  gnnde okunan dualar. 
 karanlk eden, karartan, kasvet veren. 
 karanlk, kara, koyu; kasvetli .tenebros'ity, tenebrousness karanlk, kasvet. 
 Bozcaada. 
 zellikle ucuz ve adi apartman; (huk.) mlk olabilen herhangi bir ey; ev, kiralk ev; kiralk apartman; konut, mesken, ikametgh. tenement district adi ve ucuz apartmanlann bulunduu semt. tenement house kalabalk ailelerin oturduu ucuz apartman. tenemen'tal  kiralk eve veya kiraclara ait. 
 yalnz teleskopla grlebilen: teleskopa ait: uza gren: i ie girmek suretiyle uzayp (ks.)alan. telescopic boiler i ie kayar (ks.)mlar olan makina kazan. telescopicchimney i ie kayar (ks.)mlar olan vapur bacas. telescopic stars yalnz teleskopla grlebilen yldzlar. telescopically  teleskopla. 
 (tb.) idrar veya aptes bozma zorluu. 
 inan, doktrin, akide, reti, prensip, ilke, gr . 
  .on kat, on misli. tengallon 
(A.B.D.) kovboy apkas. 
(bak.) taenia. 
 tenya ldren il. 
 tenyann dar atlmasn salayan ila. 
 vcutta tenya bulunmasnn belirtiler. 
 tenis. tennis arm, tennis eIbow ok tenis oynamaktan ileri gelen kol ars. tennis ball tenis topu. tennis court tenis sahas, tenis kortu. 
  doramaclkta erkek geme paras, olan;  erkek geme parasn kesmek; byle para ile birletirmek. tenon auger erkek geme parasn kesme aleti. tenon saw zvana testeresi.
 (tb.) veter iltihab. 
  belirli meslek veya yn veya istidat, cereyan, gidi, ak; tabiat, miza, mahiyet; (huk.) asl suret veya kopya, aslnn ayn olan nsha; (mz.) tenor; tenor sesi veya alg;  tenor sesine ait; bu sesle ark syleyen. 
 (ng.) on penilik para. 
on beinci yz ylda yz tanesi on peniye satlan ivi; 7,5 santimetrelik ivi. 
 on kuka ile oynanlan oyun, on kuka oyunu, kiy oyunu. 
  gergin, gerilmi; sinirli; nazik, kopacak gibi;  germek, gerginlemek. tense'ly  gerginlikle. tense'ness, ten' sity  gerginlik. 
 (gram.) fiil zaman, zaman. sequence of tenses (gram.) cmlede zaman uyumu. 
 gerilebilir. tensibil'ity  gerilme kabiliyeti. 
 gerilir, gerilebilir; gerilmeye ait. tensile strength gerilme direnci. tensile stress gerilme zoru. tensile test germe deneyi. tensil'ity  gerginlik. 
 germe, gerilme, gerilim; gerginlik; zihin yorgunluu; (mak.) germe veya gerilme kuvveti; germe cihaz; (elek.) gerilim, elektromotor kuvvet, voltaj. 
 (anat.) bir organ geren kas; (mat.) ten fazla elemana dayanarak tanmlanabilen vektr nicelii.
  adr, ota, oba;  adr kurup oturmak. tent bed adr gibi tavan olan yatak. tent caterpillar aalar zerinde adr eklinde yuva yapan trtl. tent fly adrn bezden yaplm kaps. tent peg adr kaz. bell tent ortas direkli konik adr. pup tent tek kiilik dam biiminde adr. 
  (tb.) yara fitili; cerrah mili;  cerrah mili ile yoklamak; fitil ile yaray iletmek. 
 bir eit siyah spanya arab. 
 (zool.) mrekkepbaInda olduu gibi ince ve uzun dokunma veya kavrama uzvu; (bot.) baz yapraklarda bulunan ince kl gibi hassas lif, dokuna. tentac'ular  kavrama uzvu gibi; dokunala ilgili. 
 (o.) kavrayc kl gibi uzuvlar olan hayvancklar snf. 
  deneme kabilinden, tecrbe olarak yaplan;  tecrbe, deneme. tentatively  muvakkaten, tecrbe kabilinden. 
  kuma gerip kurutmaya mahsus kancal ereve;  kancal sereveye germek. 
 (ng.) fabrikada makinalara bakan kimse. 
 kuma ereveye germeye mahsus kancalardan biri. on ten terhooks endie iinde, sabrszlkla bekleyen. 
  onuncu; onda bir;  onda bir (ks.)m; onuncu gelen ey; ondalk; (mz.) on notalk mesafe. tenth'ly  onuncu olarak. 
 sreksiz nszlerden biri (k, p, t) 
 ince, narin; ince uzun; seyrek, hafif; yerlememi, yzeyde kalan. tenu'ity  incelik; seyreklik. tenuously  seyrek seyrek, hafife. tenuousness  seyreklik, hafiflik. 
 iinde kalabilme hakk; memuriyet veya kullanm sresi; imtiyaz, ayrcalk. 
  (mz.) srdrerek (sylenen), (ks.) ten. 
 eski Meksikallara zg ve kesik piramit eklinde tapnak. 
 Amerika kzlderililerine mahsus konik adr. 
 lk yapmak; lklamak, Imak.
 (jeol.) bir eit gri volkanik kaya. 
 lk, scaka. tepid'ity, tepidness (.) lklk. tepidly  lk olarak. 
 eski Roma hamamlarnda orta derecede stlm soukluk yeri. 
 Meksika'da iilen bir kakts likr. 
 (o.) eski Musevilerde falclkta kullanlan ev mabutlar. 
(nek) ucube, acayip ve tabiat st ey.
 (tb.), (biyol.) teekkldeki biimsizlik ve anormallikleri inceleyen biyoloji ve tp dal. teratologist  bu ilmin uzman.
 erkek alaca doan. 
   yzyla ait;   yznc yldnm. 
 (mz.), (iir)  msral kta. 
 sakz aac, yabani fstk aac, (bot.) Pistacia terebinthus. terebin'thic, terebin'thine  sakz aacna ait veya bu familyadan olan; terementi yana ait. 
 gemi kerestesini delen kurt, gemi kurdu. 
 (zool.) eklembacakl hayvanlarn srt veya arka ksmyle ilgili veya oraya ait. 
 (bot.)  ift yaprakkla atallaan yaprak. 
 kaamakl sz sylemek; din veya parti deitirmek. tergiversa'tion  deikenlik, dneklik. 
 (zool.) eklembacakllarn srt veya arka ksm. 
 isim vermek, adlandrmak, demek. 
 bilim ve sanat kavramlarndan birini anlatan kelime, terim; sz; (o.), (huk.) mukavele artlar; art; (o.) iki ahs veya iki ey arasndaki ilikiler; (mat.) eksi veya art iaretleri ile birlemi bir ifadenin (ks.)m larndan biri; bir kesrin pay veya paydas, terim; (geom.) had, terim; bir nermede konu ile yklemden her biri, terim; mddet, sre, vade; mahkemenin ak olduu sre; retim ylnn ayrld smestr; iki dnemden her biri; dnem; (tb.) doum zaman. term insurance belirli bir sre sonunda biten hayat (sig.)ortas. term of office hizmet veya memuriyet sresi. term of three years  yllk sre. term paper retim ylnn bir dnemi sresinde yazlmas gereken tez. terms of the letter mektubun iindekiler. according to the terms of the treaty anlama artlar gereince. at term belli bir zaman sonunda. be on speaking terms with konuma durumunda olmak. bring to terms kabul ettirmek, raz etmek. come to term ocuu doum zamanna kadar tamak. come to terms uzlamak, anlamak, anlamaya varmak. during term time ders devresinde, smestrde. in plain terms aka, basit szlerle. in terms of tabirince, ilgili olarak, dayanarak. make terms uyumak, uzlamak. on easy terms kolay bir ekilde; taksitle; uygun artlarla. set a term to mddet tayin etmek. term' less  sresiz, snrsz.
 snrlanabilir, vadesi tayin edilir. terminabil'ity, terminableness  vadeye tabi olma. 
  uta veya sonda olan veya bunlara ait; (bot.) dal veya sapn ucunda bulunan; demiryolunun bana ait; belirli zamanlarda meydana gelen; lmle sonulanan;  u, nihayet, balant; terminal; (elek.) kutup, terminal; demiryolu ba ile ona bal makas ile istasyon ve depolar; (mim.) trabzan banda bulunan ss; komptre bal yaz makinas ve benzeri. terminal illness Imle sonulanan hastalk. terminal leave terhisten evvel verilen son izin. terminally  lmcl derecede. 
  bitirmek, son vermek; snrlamak, hudut koymak; bitmek, sona gelmek;  snrlanm, mahdut; sona eren. 
 tahdit, snr; nihayet, son, bitirme, bitim; sonu, netice; (gram.) (sonek), ekim eki. terminational  sona ait; bitiren; (gram.) soneki olan. 
 bitiren, son veren; kesin, nihai. terminatively  son vererek.
 snrlayan veya tahdit eden ey; bitiren ey; (astr.) ay veya gezegenin aydnlk ve karanlk ksmlarn ayran snr. 
 (fels.) soyut kavramlarn gerek bir varl olmadn ileri sren reti. 
 teknik terimler; terminoloji. 
 (o.) ni) hudut, snr, son, nihayet; gaye, maksat; demiryolu ba; demiryolu bann bulunduu istasyon veya ehir; son durak; snr iareti; (bh) eski Romallarn snrlarla ilgili tanrs. terminus ad quem (Lat.) bitim noktas; (huk.) bitim gn. terminus a quo (Lat.) balang noktas; (huk.) balang gn. 
 beyaz karnca, kanatl karnca, divik. 
 (huk.) bir mlk belirli bir sre artyle kullanan kimse. 
  yaygarac ve irret (kadn), cadaloz (kadn) termagancy  irretlik. 
  rakamdan meydana gelen takm;  numarann birlemesi neticesinde kazanlan piyango ikramiyesi. 
deniz krlangc, balkn, (zool.) Sterna hirundo. 
  I, ten meydana gelen; er er giden; (kim.)  unsur veya atomdan olumu; (mat.) taban  olan (rakam sistemi);  madenden olumu (alam);  bir arada alnan  ey, I grup. 
 ten meydana gelen; er er dzenlenmi; (bot.) yapraklar  ksmdan meydana gelen; yapraklar er er olan. 
 kalay ve kurun alam ile kaplamak. terne'plate  kalay ve kurun alam ile kapl demir veya elik levha. 
 (mit.) dans perisi. terpsichore'an  dansla ilgili. 
 (Lat.) toprak; yerkre, arz kresi. 
  sathtan yksek yer, set; bayr stnde sra evler veya sokak; spanyol veya (ark.) evlerine zg dz ve yass dam, teras, taraa;  set yapmak, bir bayr boyunca sra sra setler yapmak. roof terrace evin ats stndeki taraa.
frnda piirilmi tula veya mlek; tula rengi.
kara, yeryznn kara (ks.)m, toprak. 
 sava alan veya savunmaya uygun yer; arazi, yer, arsa; zel bir maksada hizmet eden arazi.
bilinmeyen yer, i taraflar henz kefedilmemi kta. 
 Kuzey Amerika'ya mahsus yenilebilen bir eit su kaplumbaas. 
 su ve karadan ibaret. 
 kara hayvanlarn hayvanat bahesinde yetitirmek iin onlarn doal hayat artlarna gre hazrlanm suni yer. 
 imento mozaiki. 
  (eski) dnyevi;  (eski) yer, arz. 
 istihkmda topIarn konulduu st zemin; yerden yksek dz ze(min.) 
  dnya veya karayla ilgili veya onlara ait; karadan meydana gelen; arza ait, dnyevi; karada yaayan; karasal;  dnyada var olan ey. terrestrial telescope grnty dz gsteren teleskop. terrestrially  dnyevi ekilde; karasal olarak. 
 at koumunda dizginlerin geirildii halkalarn biri; kpek tasmasndaki halka. 
 korkun, korkulacak, dehetli; (k. dili) ar, ok, pek. terribly  mthi bir ekilde; ar derecede, ok. 
 (zool.), (bot.) yerde veya yer iinde yaayan. 
 teriyer. 
 (huk.) belirli bir semtte fert veya irketlerin emlk sicili. 
 korkun, dehetli, dehet verici; (k. dili) fevkalade, ok gzel. terrifically  dehetli surette; ok. 
 ok korkutmak, dehete drmek. 
 yerde domu, topraktan km veya meydana gelmi; (jeol.) karadan gelen toprak ile denizin dibinde oluan veya buna ait. 
 reel ile dolu olarak satlan toprak kavanoz; bir eit sebzeli yahni. 
 karaya veya araziye ait; belirli bir blgeye ait; Birleik Amerika'da devlet tekilatna girmemi blgelere ait; blgesel savunma iin hazrlanm askeri kuvvetlerle ilgili. territorial acquisitions ilhak olunmu topraklar. territorial army ana vatan ordusu. territorial jurisdiction devletin kendi lkesi ve ahalisi zerindeki haklar. territorial waters kara sular. 
 toprak, arazi, memleket; bir devlete ait Ike; baka devletin hkm altnda bulunan memleket; (bh) eskiden Birleik Amerika'da henz devlet tekiltna girmemi ancak merkezi hkmet tarafndan atanan bir vali idaresindeki blge. 
 dehet; korkun ey; dehet saan ey veya kimse; (k. dili) haar ocuk. terrorstruck, terrorstricken  dehete dm. the Reign of Terror Fransz ihtillinde en kanl devre. 
 tedhii, herkese dehet salan kimse; Fransz ihtila1i srasnda tedhi mahkemesi taraftar; arlk Rusya'snda tedhii. terrorism  tedhiilik, yldrma siyaseti. terrorize  tedhi etmek, yldrmak. 
 havlu dokusunda kesilmemi dm; dmleri kesilmemi havl kuma. terry cloth havlu kuma. 
 ksa ve zl (sz), veciz. terse'ly  ksa ve z olarak. terse'ness  ksa olu. 
  (tb.) gnar olan;  (tb.) gnar tutan nbet. tertian ague, tertian fever gnar tutan stma nbeti. 
  nc, nc dereceye ait; (bh), (jeol.) nc zamana ait;  (bh), (jeol.) memeli hayvanlarn meydana geldii devre, arzn nc zaman; (kil.) manastr sisteminde layik ilerle megul nc snfa mensup kimse; (zool.) ku kanadnn nc srasndaki uu tylerinden biri. 
(Lat.) ikisi ortas. 
terzarima. 
 mozaik ta veya paralarla donatmak, farkl renkten paralar tanzim etmek. teesella'tion  mozaik ii. 
 (o.) serae) mozaikilikte kullanlan drt ke kk mermer veya cam; eski Romallarn kullandklar oyun zar. 
 (mat.) drt boyutlu kp. 
 (zool.) deniz kestanesi gibi hayvanlarn sert kabuu.
  imtihan, tecrbe, muayene; l, ayar; (fiz.), (kim.) deney, tecrbe; maden artmada kullanlan pota; (kim.) zmleme, tahlil; tahlil iin kullanlan ecza;  tasfiye etmek; mihenge vurmak; imtihan etmek, tecrbe veya muayene etmek; denemek; prova etmek; zmlemek, tahlil etmek. test case deney olarak yaplan dava. test paper kimyasal maddelerin tesiriyle rengi deien kat, turnusol kd; deney kd, reaktif kt; okul imtihan kad. test pilot deney pilotu. test tube kimyasal deneylerde kullanlan bir ucu kapal cam tp, deney borusu. a test for iron bir maddede demir aramak iin yaplan tahlil. intelligence test zeka testi. put to the test imtihan veya tecrbe etmek. test'able  imtihan edilebilir, tecrbeye gelir; (huk.) vasiyet edilebilen. 
(ks.) Testament.
 istiridye veya midye gibi kabuu olan; (biyol.) krmzms kahverengi. testaceans  (o.) kabuklular. 
 (huk.) vasiyetname brakm olma. 
 (huk.) vasiyetname; (KM) ahit. New Testament Yeni Ahit. Old Testament Eski Ahit. testamen'tary  vasiyet kabilinden; vasiyetnamede bulunan. 
 Id zaman vasiyetnamesi bulunmu. testa'tor  vasiyetname sahibi, kalt brakan kimse. testa'trix  vasiyetname yapan kadn. 
 yatak veya trbe tentesi. 
 (anat.) erbezi, testis, husye, haya, taak. 
 testis eklindeki, yumurta eklindeki. 
 ahadet etmek; delil olmak, ispat etmek, kantlamak; aa vurmak. 
  ahadetname, belge; tavsiye mektubu, bonservis; takdirname; onaylama;  belgeleyen; takdirlerini bildiren. testimonial dinner veda yemei. 
 ahadet, ahitlik; kant; (leh.) veya aleyhte tantlama. 
 (o.) testes) (anat.) erbezi, testis, husye, taak, haya. 
 on altnc yzylda kullanlan bir Fransz gm paras; ayn yzyln ngiliz ilini. 
 (biyokim.) testosteron, erkeklik hormonlarndan biri. 
 (o.) dines) RomaIlarn kuatma harektnda kulland dam gibi siper; askerlerin yanak nizamda hcum ederken balar zerinde tuttuklar kalkanlardan meydana gelen siper. 
 ters, hrn, sinirli, alngan, huysuz. testily  hrnlkla. testiness  terslik, hrnlk. 
 (tb.) tetanosa ait, tetanos kabilinden, tetanos meydana getiren. 
 (tb.) tetanos, kazklhumma. tetaniza'tion  tetanosdan meydana gelen kas kaslmas. tetanize  (biyol.) az aralklarla kaslmaya sebep olmak. 
 (tb.) aralkl kas kaslmas. 
 fazla alngan, hrn. 
   ba baa, iki kii arasnda;  gizli, zel;  iki kii arasnda zel grme. 
 (o.) tetesde pont) (Fr.), (ask.) kprba. 
  hayvan balama ipi; balayc ey; snr;  iple belirli bir yere balamak. be at the end of one' tether kuvvet veya sabrnn son haddinde olmak. 
 bir direin ucuna uzun bir iple bal top ile oynanan oyun.
(nek) drt; drt kat.
 (mz.) drt notadan ibaret yarm oktavlk akort. 
 drtl; drt eyden ibaret koleksiyon; (kim.) drt deerli atom veya kk. 
 (geom.) drtgen, drtkenar. tetragonal  drt al. 
 drt harfli kelime. 
 (geom.) drt tane gen yz olan cisim. tetrahedral  drt sathl, drt yzl. 
 dram drtls. 
 drt ksml. 
 birer hecesi vurgulu olan drt hece grubundan meydana gelen msra. 
 (bot.) drt tayaprakl. 
 (iir) birer hecesi vurgulu olan drt hece grubu. 
 bir eyaletin drtte birini yneten vali; baml ynetici. tetrarchate, chy  byle valilik veya krallk. 
 drt msral kta veya iir. 
  (mim.) n drt direkli bina;  drt direkli. 
 drt heceli kelime. 
 mayasl ve uuk gibi kabarckl bir cilt hastal. 
 eski Germen kabilelerinden birinin ferdi; Alman veya skandinavyal veya Felemenkli kimse. Teuton'ic  bu milletlere veya dillerine ait. Teutonism  Germen rknn stnlgne inanma; Germen kltr. Teutonize  Germenlemek, Germenletirmek. 
 (A.B.D.) nehir gemisinin kaptan kk. 
 metin, para; bahis konusu, konu; asl kitap veya yaz. text hand bycek ve dzgn el yazs. text writer ders kitab yazar. corrupt text deiirilmi metin. stick to one' text metne bal kalmak. 
 ders kitab. 
  dokuma, tekstil; dokuma ilerine ait;  dokuma kuma, mensucat; dokunacak iplik veya madde. 
 metne ait; kelimesi kelimesine. textually  metinle ilgili olarak. 
 dokum, dokunu; kuma; teekkl, bnye, yap. textural  bir maddenin dokumuna ait. 
 belirli bir yaps veya bnyesi olan. 
 (Lat.) metin; (anat.) doku, nesi. textus receptus eski bir kitabn geerli saylan metni. 
 insanlar arasndaki ilikiyi dzeltmeye uraan eitici grup. 
(sonek) inci (sra saylarn tekil eden ek: tenth, twentieth) 
(ks.) Thursday. 
(sonek) Ik, lik (sfattan isim yapan tak: warmth) 
 Tayland halk; Tay dili. 
 Tayland. 
 (o.) mi) (anat.) gz sinirinin beyindeki ba, talamus; (bot.) talam, iek tablas. 
 denizel; okyanusa ait. 
 (tic.) mark thalidomide 
 talyum. 
 (bot.) tallbitki. 
 (o.) li, luses) (bot.) tal. 
 Thames nehri. 
(bala) dan, e gre (karlatrmada kullanlr); hari, baka. easier said than done sylemesi yapmaktan daha kolay. He could hardly have behaved otherwise than he did. Baka trl davranamazd. more than one birden ok. no other than you senden baka hi kimse. We had no sooner left the house than the phone began ringing. Evden kar kmaz telefon almaya balad. 
 (ng.) (tar.) baron veya aslzadenin blgesi, baronluk.
onek Im. thanatophobia Im fobisi.
 Im zerine dnceler. 
 (ng.) (tar.) krala refakat veya hizmet eden aslzade; skoya'da baron unvan ile kral hizmetine giren kabile reisi. 
 teekkr etmek; mesul tutmak. Thank goodness, Thank God Allaha kr. ok kr. Hamdolsun. Thank you. Teekkr ederim. He has only his forgetfulness to thank for the loss. Kaybnn sebebi kendi unutkanl. I'll thank you to mind your own business. Kendi iinle ilgilen. 
 mteekkir, minnettar, memnun. thankfully  minnetle, kranla. thankfulness  minnet, kran. 
 kran bilmez, iyilikten anlamaz, nankr; krana demez; kymeti bilinmemi; bouna, neticesiz, faydasz. thanklessly  minnettarlk gstermeyerek, nankrce. thanklessness  nankrlk. 
 (o.) teekkr, teekkrler. thanks to sayesinde. heartfelt thanks iten teekkrler. That' no thanks to me. Bir ey yapmadm. 
 teekkr, minnet; kran duas, kr; alenen Allaha kretme; (bh) Amerika'da kran gn, hindi bayram. 
 teekkre lyk. 
 yol zerinde tmsek. 
 Taoz adas. 
(bala) ki, diye. in that mademki. O that... Keke... 
(zam.),   (o.) those) o, u;  o, ad geen, mezkr;  yle, o kadar that is, that is to say yani. That' that. te o kadar. Baka sz istemez. that way ondan dolay; o durum: Mary and John are that way about each other. Mary ile John birbirlerine abay yakmlar. all that o kadar. at that artk, bu durumda. for all that buna ramen. so that ki, diye. 
  dam rts olarak kullanlan saz veya saman; yapraklar dam rts olarak kullanlan birka eit hurma aac;  saz veya yapraklarla dam kaplamak. thatching  dam sazla kaplama; bu i iin kullanlan malzeme. 
 mucize yaratan kimse; sihirbaz, byc. thaumatur' gic(al)  mucize yaratan; byye ait. thaumatur'gics  mucizeli iler; el abukluu, hokkabazlk. thaumaturgy  mucize kabilinden iler; sihirbazlk. 
  erimek, buzlar zlmek: erime derecesine gelmek (hava); Isnmak, samimilemek; eritmek;  erime, zlme; havann buzlar eritecek derecede snmas; samimileme; snma. 
(eski ye)   bir, o (tarif edat, harfi tarif, belirtme sfat);  ne kadar, o kadar (mukayese sfatlarndan evvel) The more I see him the better I like him. Onu her grdmde daha ok seviyorum. 
 hem Allaha hem insana ait, hem ilahi hem insani. 
 Allahn veya bir ilahn saltanat; ilhlar grubu. 
(ng.) tre  tiyatro; tiyatro binas; amfiteatr, amfi; olay yeri, alan, meydan, sahne. 
 tiyatro merakls. 
 ortas arena eklindeki tribnl tiyatro. 
  tiyatroya ait, temsili, gsteri kabilinden, yapmack, sahte;  (o.) amatrler tarafndan oynanlan piyesler. theatrical makeup sahne makyaj. theatricalism  gsteri iin fazla heyecanl davranma. theatrically  sahnede imi gibi. 
 piyesi sahneye koyma; dramatik etki yapma sanat; sahte heyecan gsterisi. 
 (o.) cae) (biyol.), (bot.) klf, mahfaza. 
(o.) thes dansants) (Fr.) dansl ay. 
(zam.), (eski) (thou zamirinin  hali) seni, sana; sen. 
 hrszlk, alma. petty theft adi hrszlk. 
 tein, kafein. 
(zam.) onlarn. 
(zam.) onlarnki. of theirs onlarn, onlara ait. 
 Allaha veya ilahlara itikat; Allaha inanma; tektanrclk. theist   Allaha inanan, tektanrc (kimse) theis'(tic.)(al)  Allaha iman kabilinden. 
 (tb.) ay iptilasndan hasl olan hastalk. 
(zam.) onlar, onlara. 
 bir konuya ait; (dilb.) kke ait; (mz.) esas makama ait. 
 mevzu, konu, madde, tem, tema; renciye verilen yaz devi; (dilb.) kk, gvde; (mz.) tema; (tar.) Bizans imparatorluunda idari blge. theme song bir dans orkestrasnn kendisini belirtmek iin kulland mzik paras. 
(zam.) kendileri, kendilerini, kendilerine, kendilerinde. 
   o zaman, o vakit; ondan sonra, derken; baka zaman, sonra; ayrca; u halde, yle ise; netice olarak; bunun iin;  o zaman vaki olan;  o zaman. then and there hemen, derhal. And if the bed should catch fire, what then? Yatak ate alsa, ne olur sonra? and then some ksur. by then o zamana kadar. now and then bazen, ara sra, arada bir. since then o zamandan beri. the then president o zamann bakan. 
 (anat.) avu, aya; ayann baparmak hizasndaki kabarts, tenar. 
 oradan, o yerden; o vakitten; o sebepten. thenceforth', thencefor' ward  o vakitten beri.
(nek) Allah, ilah.
 Allah her eyin merkezi olarak tanyan. 
 teokrasi, dincierki; Allah namna papazlar idaresi; byle idare olunan memleket. the'ocrat  byle bir idarenin reisi; Allahn verdii eriata gre ileri idare eden kimse. theocrat'ic(al)  teokratik. 
 en yksek iyiliin meydana gelebilmesi iin fenaln gerekli olduunu iddia ederek Allahn tedbirlerini hakl karan felsefe. 
 teodolit, yatay ve dzey alan Imeye mahsus yer lm aleti. 
 ilahlarn soylarn yazan kitap. 
(ks.) theological, theology. 
 ilahiyat alimi, ilahiyat. 
 ilahiyata ait. theologically  ilahiyat bakmndan, tanrbilimle ilgili olarak. 
 ilahiyat, tanrbilim, teoloji. theologist  ilahiyat alimi, ilahiyat. theologize, (ng.) gise  tanrbilime uydurmak, tanrbilimsel kuramlar meydana getirmek. 
 ilahlar arasnda veya ilahlara kar sava. 
 vecit hali, kendinden geme, daln, mistik cokunluk. theopathet'ic, theopath'ic  vecit halinde olan. 
 Allahn veya bir ilhn tecellisi veya grnmesi. 
 (mz.) eskiden kullanlan ve uda benzer ifte sapl alg. 
 teorem, dava. theoremat'ic  teorem kabilinden. 
 nazariyeye ait, nazari, kuramsal. theoretically  kuramsal olarak. theoretics  bir ilmin nazari (ks.)m, nazariyat. 
 nazariyeci, kuramc. 
 teori kurmak, nazariye yrtmek. theoriza'tion  teori yapma. theorizer  nazariye yrten kimse. 
 nazariye, teori, kuram. 
 teosofi, bireyle Allah veya melekler arasnda dorudan balant kurmay amalayan dini sistem; Budist ve Brahman sistemine benzer yeni bir din ve felsefe sistemi. theosophist  bu felsefe taraftar. theosoph'ical  bu felsefeye dayanan. 
 tedavi edici, ifa verici. therapeutics  terapi ilmi. 
 tedavi, terapi. 
  (nlem) orada; oraya; o noktada, o derecede; o hususta;  o yer; (nlem) te ! Alsana ! Grdn m? (Bu kelime be fiilinden nce gelince varlk belirtir ve zne fiilden sonra gelir: There is still time. Vakit var daha. There is a burglar down tairs. Aada hrsz var.There is no reason. Sebep yok. Is there anybody at home? Evde kimse var m?) There, there, don't cry. Haydi, haydi, alama. There you are ! Demedim mi ! Buyurun ! all there (k. dili) uyank, evik. Are you there? Orada msnz ? have been there haberdar. in there mcadele halinde. not all there (k. dili) kak. So there ! ite o kadar ! You have me there. ite bunu bilmem. You there, pay attention. Hey, nne (bak.), dikkat et. 
 o civarda, oralarda, o sularda. there or thereabouts orada veya o civarda. 
 sonra; ondan sonra. 
 orada; o sebepten; o zaman. 
 onunla, o mnasebetle, o suretle, ona uyarak. 
 onun iin, ona. 
 (bala) bu yzden, bundan dolay, onun iin. 
 ondan, oradan. 
 o zaman iinde, orada, onda, o hususta. 
 takip eden (ks.)mda. 
 onun iine. 
 ondan; bu sebepten, bundan dolay. 
 onun zerine.
 ona, o yere, o eye; ilveten. 
 o vakte kadar, o zamandan evvel. 
 onun altna, onun altnda. 
 onun zerine, onun zerinde; hemen, derhal. 
 onunla; ayn zamanda. 
 bununla beraber, ayn zamanda. 
 (eski), (tb.) panzehir, tiryak, hayvan srmasna kar il; macun, eker pekmezi. theri'acal  panzehir kabilinden. 
 (ks.)men hayvan ve (ks.)men insan eklinde olan; byle ilhlar olan dinlere ait. therian'thro pism  insan ve hayvan karm ekillerle belirme. 
 (bir s birimi) 100.000 BTU; kalori. 
 (o.) Icalar, kaplcalar. 
  scaa ait; termal, kapIca kabilinden;  ykselen scak hava kitlesi. thermal radiation s nlar. thermal spring kaplca, lca. 
 ilk Fransz Cumhuriyet takvimine gre on birinci ay (19 temmuz - 17 austos) 
 s nlar saan bir cismin yayd iyon, termiyon. thermion'ic  bu iyonlara ait, termiyonik. thermionic current bu iyonlarn yaylmasndan hasl olan elektrik akm, termiyon akm. 
 kaynaklkta kullanlan alminyum ile demir oksit karm, termit. 
(nek) s
 termokimya. 
 (syla ileyen) scaklk pili. 
 (o.) termodinamik. 
 termoelektrik, s elektrii. 
 termometre, scak ler. 
 termometreye ait. thermometrically  termometre ile, termometreye gre. 
 termonkleer. 
 termopil. 
  s ile yumuayan (madde) 
termos. 
 s deiikliklerini gsteren alet. 
 s ile sertleen. 
 skre. 
 termostat. 
 scakl bir dzeyde tutma ilmi. 
 (tb.) syla tedavi. 
 hayvana benzer. 
 yksek sesli ve kfrl. 
 (o.) -ri) kavramlar dizini; hazine, ambar. 
 (zam.) (tek.) this) bunlar. 
 (o.) theses) sav, dava, kaziye, iddia, nerme; tez, inceleme, aratrma; (man.) tez, sav; (mz.), (iir) msran vurgulu (ks.)m. 
  drama ait, tiyatroya ait;  aktr, aktris, oyuncu. 
 Selanik. 
 Tesalya. 
 Yunan alfabesinin sekizinci harfi; (mat.) degeri bilinmeyen bir a iareti. 
 mucize; sihir, by; byclk. theur'gic  byclk kabilinden. 
 adale, kas; (o.) adali kuvvet, kuvvet 
(zam.) onlar .They say it' going to rain Yaacak diyorlar. 
   kaln; kalnlndaki; sk, ok; koyu; kesif; ahmak, kaln kafal; dil tutulur gibi telaffuz olunan, anlalmaz; bouk, (ks.)k; (k. dili) sk, samimi; ing., (k. dili) ar;  kalnlk; bir eyin en youn yeri veya zaman;  kalnca; sk; koyu bir halde. thick as thieves aralarndan su szmaz. Blows came thick and fast Yumruklar birbiri ard sra indi. He felt it was a bit thick to be fired Haksz yere kovulduunu dnd. in the thick of the fight mcadelenin en iddetli yerinde. lay it on thick (k. dili) abartmak, mbala etmek; dalkavukluk etmek. through thick and thin her gle katlanarak, ylmadan. thick'ish  kalnca, koyuca . thick'ly  kaln olarak. thick'ness  kalnlk; sklk. 
 kalnlatrmak, koyulatrmak; bulandrmak; sklatrmak; iddet lendirmek; kalnlamak, koyulamak; bu lanklamak; sklamak; oalmak; younlamak; younlatrmak. thickening  kalnlatrma, kalnlama; koyulatuma, koyulama; koyulatrc ey; kalnlam yer veya ksm. 
 sk allk veya aalk. 
 kaln kafal. 
 tknaz; sk dikilmi (bitkiler) 
 vurdumduymaz, duygusuz, yz pek. 
 (o.) thieves) hrsz. 
 hrszlk etmek, almak. thiev'ery  hrszlk. 
 hrszla alm; hrsz gibi, hrszlk kabilinden. thievishly  hrszca. thievishness  hrszlk alkanl. 
 uyluk, but. thigh'bone  uyluk kemii, kala kemii. 
 araba oku. 
 yksk, diki yks; (mak.) yksk eklinde boru paras; (den.) radansa. thimbleful  yksk kadar (miktar), az ey. 
 bir eit aa ilei, (bot.) Rubus odoratus. 
 bir nohut ve  ykskle yaplan ktlk. 
 (-ned, -ning) inceltmek, incelmek; seyrekletirmek, seyrelmek; zayflatmak, zayflamak. 
 (-ner, -nest) ince; seyrek; hafif, sulu; soluk, cansz; zayf; clz, elimsiz, kuvvetsiz; eksik, yetersiz. disappear into thin air yok olmak; toz olmak. out of thin air hi yoktan, havadan. My patience has worn thin. Sabrm tkendi. His anger was thinly disguised Kzgnln aa vuruyordu. thin'ly  seyreke, zayf olarak. thin'ness  incelik; zayflk. 
(zam.), (eski) senin, seninki. 
 ey, nesne; mevcudiyet; cansz ey veya madde; mahluk; (o.) pl prt, eya; (o.) giyecekler. do one' thing (argo) kendi istediini yapmak. first thing hemen, derhal. make a good thing of (k. dili) istifade etmek, kar etmek. see things hulyalan olmak. sure thing gvenilecek ey; tabii. the thing moda, nemli ey veya fikir. He knows a thing or two Bir iki ey biliyor. Well, of all things! Hoppalaa! They call their government, of all things, a democracy! Devlet idarelerine her eye ramen demokrasi diyorlar ! 
 (k. dili) ey, zmbrt, zrlt. 
 (thought, (leh.) thunk) dnmek, tefekkr etmek, mtalaa etmek; dnp tanmak, lnmek, teemml etmek; zannetmek, sanmak; kurmak, niyet etmek, tasarlamak; tasavvur etmek, farz etmek; hatrlamak, hatra getirmek; addetmek; bir fikirde olmak. think aloud dndn sylemek. think better of fikrini deitirmek, vaz gemek; daha iyi saymak, hakkndaki kanaati dzelmek. think fit (proper, right) uygun grmek. think much of ok sevmek. think nothing of nem vermemek; kolay grmek. think of hatrlamak; dnmek, hayal etmek; saymak. think out dnp karmak, dnp netice karmak. think over bir ey zerinde dnmek. think the world of ok deer vermek; ok sevmek. think through dnp netice karmak. think twice iyi dnmek. think up dnp bulmak. To think that man should go to the moon! insanolunun aya gidecei kimin aklna gelirdi? Well, think of that! Hayret! Kimin aklna gelirdi? What am I thinking of? Ne kafa! Ne aptallk! While I'm thinking of it Aklmdayken. think'able  dnlebilir, akla gelebilen. think'ing   dnen;  dnme; fikir. 
 dnen kimse, mtefekkir. 
 beyin takm, uzman danmanlar grubu. 
 inceltici ey veya kimse; tiner 
 hassas, yufka yrekli, duygulu, ince hisli.
(nek), (kim.) kkrtl.
   nc;  te bir; (mz.) l; (o.), (huk.) dul kadna kocasndan kalan te bir miras, (mak.) nc vites;  nc olarak. third class nc snf; nc mevki; adi, aalk. third class mail (A.B.D.) postada ak gnderilen matbua. third degree (k. dili) karakolda sorgu srasnda yaplan ikence. third party (huk.) nc ahs. third person (gram.) nc ahs. third'ly  nc olarak. 
 nc snf adi.Third World sper devletlerle siyasal ilikisi gelimemi lkeler, nc Dnya. 
  susuzluk; itiyak, tenelik;  susamak, susuz olmak, susuzluk ekmek; hasret ekmek, zlemek. 
 susuz, susam, tene; kurak; ok istekli. thirstily  kana kana, itiyakla. thirstiness  susuzluk. 
  on ;  on  says. thirteenth   on nc;  on te bir. 
  otuz;  otuz rakam, XXX. thirtieth   otuzuncu;  otuzda bir. 
(zam.) (o.) these),   bu, u;  bu kadar, byle. this and that vr zvr; abur cubur. this'away  (leh.) byle, yle. It was like this. Byleydi yle oldu. It was Susan this and Susan that Suzan aa, Suzan yukar. 
 devedikeni, (bot.) Cirsium; kenger, (bot.) Cynara cardunculus. blessed thistle kolgan, peygamber dikeni, (bot.) Carduus benedictus. globe thistle kirpidikeni. milk thistle boa dikeni, (bot.) Silybum marianum. sow thistle eek marulu, (bot.) Sonchus oleraceus. Spanish thistle kolgan, (bot.) Carduus acarna. spotted golden thistle, yellow thistle sar diken, (bot.) Scolymus maculatus. thistledown  diken pamuu. thistly  dikenli. 
 oraya; o yne. thitherto  o zamana kadar. thither ward  oraya doru, o ynde.
(bak.) though.
 krek skarmozu. 
 Thomas Aquinas ve taraftarlarnn dogmatik felsefesi. Thomist  bu felsefeye ait. 
  srm, ince ksele erit;  srmla balamak; srm takmak. 
 (eski) iskandinavyallarn yldrm ve sava tanrs. 
I., (anat.) gs, toraks; (zool.) toraks. thoracic  gste olan, gse ait.
itoryum 
idiken; znt cefa; dikeni ok bitki; (eski) ngilizce'de th sesini gsteren harfin ad thorn apple al (bot.) Crataegus azarolus; tatula, (bot.) Daturastra monium. thorn in the flesh ba bels. thorn'y  dikenli; bell, cefal skntl. 
 vatoz, kedibal, (zool.) Raia clavata. 
 tam, mkemmel; ok dikkatli; batan baa. thoroughly  tamamen, adamakll. thoroughness  kusursuzluk; dikkatlilik. 
  saf kan; soylu; tam;  saf kan hayvan; (b. h.) bir cins at; (k. dili) kltrl kimse . 
 cadde, yol, geit. No thoroughfare Yol yok. 
 tam, daniska; ok dikkatli. 
 her eit yuruye alkn (at); her eye gelir, tam, mkemmel. 
(bak.) that. 
(zam.), (eski) (-in hali thy, thine: - hali thee: (o.) ye, your, yours, you) sen. 
(bala),  her ne kadar ise de, velev, geri; yine olsa da;  bununla beraber, olduu halde. as though sanki, gya, -mi gibi. 
 dnce, fikir, tasavvur, mtalaa; dnme dnp tanma; endie; gr, kanaat; dnme kuvveti; mit; (nad.) bir para. a happy thought mutluluk veren dnce. on second thought daha iyi dnnce .take thought dnmek, tartmak. 
 dnceli; dikkatli; bakasn dnr, saygl, nazik. thought fully  dnceye dalarak; nazike, incelikle. thoughtfulness  dncelilik; nezaket. 
 dncesiz, saygsz, dikkatsiz, pervasz; ahmak, avanak. thoughtiessly  dncesizce. thoughtlessness  dncesizlik. 
 dnp tanlm, tasarlanm. 
  bin;  bin rakam; ok byk say. thousandfold   bin kat, bin misli. thousandth  bininci; binde bir. 
 Trakya. Thracian   Trak; Trakyal;  Trakya'ya zg. 
 esir, kle; klelik, esaret. thrall'dom  esaret, klelik. 
 dvmek, dayak atmak; kamlamak, krbalamak; harman dvmek; (den.) frtnal rzgrda denize kar seyretmek. thrash out tartarak halletmek. thrash over tekrar tekrar tartmak. 
 harman dven kimse; harman dvme makinas. 
 ardkuuna benzeyen ve Amerika'ya zg bir tur tc ku. 
 dayak; malubiyet. thrashingfloor  harman yeri. thrashing machine harman dvme makinas . 
 vngen, byklk taslayan. 
  iplik, tire; tel, lif; ince izgi; yiv; sra, silsile; dn tarz;  iplik geirmek; iplie dizmek; yol bulup gemek; (mak.) vidaya yiv amak, di kesmek; kaktan iplik gibi akmak (kaynam urup) thread of life hayat ba. His life hangs by a thread. Hayat pamuk ipliine bal. the thread of the argument fikir silsilesi. thread'y  iplik gibi; tel tel. 
 hav dklm, ypranm, pek eski; adi. 
 berberbal, (zool.) Serranus anthias. 
 barsak solucan, askarit. 
 tehdit, korkutma, gzda; tehlike. 
 tehdit etmek, gzda vermek, korkutmak, korku vermek; kt bir eye almet olmak; yldrmak. It is threatening snow. Kar yaacaa benziyor. threateningly  tehdit ederek. 
  ;   rakam. threecolor process  renkli resim basma usul. threepoint landing (hav.) baarl bir ini; baarl sonu. threering circus  sahneli sirk; artc durum. three R' okuma, yazma ve matematik dersleri. rule of three basit orant. 
  boyutlu
  boyutlu. 
  keli. 
 (den.)  gvertesinde topu olan zrhl gemi;  katl bina;  katl sandvi. 
 (ng.)  peni. 
 (elek.) trifaz. 
  katmerli. 
  altm. 
  1. 
  yollu;  kola ayrlan. 
 (biyol.) ehli hayvan veya fidan retme ilmi. 
 mersiye, at. 
 harman dvmek. thresh'ing floor harman yeri. thresh'er  harman dvme makinas; sapanbal, (zool.) Alopias vulpes. 
 kap eii, eik; girecek yer; balang; (psik.) uur eii. 
(bak.) throw. 
  kere,  defa; tekrar tekrar. 
 idare, tasarruf, tutum, ekonomi; grlk, kuvvetli byme (bitki), verimlilik; kuduzotu, deliotu, (bot.) Armeria. 
 idaresiz, tutumsuz, msrif. thriftlessly  tutumsuzca. thriftlessness  tutumsuzluk. 
 idareli, tutumlu; verimli, gr, kuvvetli byyen. thriftily  idareyle. thriftiness  idarelilik. 
  heyecan vermek, heyecanlandrmak, tesir etmek; mteessir olmak; heyecan veya teessrle titremek;  heyecan, halecan; lerze, titreme; (tb.) titreim. thrill'ingly  heyecanla. 
 (k. dili) heyecanl piyes veya kitap. 
 fidanlar yiyen ufak bcek, ekin biti, (zool.) Thysanoptera. 
 (-d, -d; veya throve, thriven) ii iyi gitmek, muvaffak olmak; kuvvet bularak bymek; zenginlemek, refah bulmak; mamur olmak, bayndr olmak. thriv'ingly  baanyla. 
(bak.) through. 
 boaz, grtlak; dar geit. cut one' own throat (k. dili) kendi kendine zarar vermek, bindii dal kesmek. have a lump in one' throat boaz tkanmak; yreinin ya erimek. have a sore throat boaz armak. jump down one' throat (k. dili) boazna sarlmak; halamak. ram something down one' throat (k. dili) zorla kabul ettirmek, birinin grtlana basmak. stick in one' throat sylenmesi g olmak, dili varmamak. throat'y  grtlaktan kan (ses) 
 (-bed, -bing)  vurmak, arpmak, atmak (nabz, kalp); zonklamak; titremek;  nabz vurmas, kalp arpmas; arpnt; titreme. throb'bingly  titreerek; zonklayarak. 
 iddetli ar, sanc; elem, dert, sz, Istrap; (o.) doum veya lm sancs; (o.) abalama. be in the throes of death can ekimek. 
 (tb.) damarda veya kalpte kann phtlamas, tromboz. 
 (o.) -bi) (tb.) kan damarn tkayan pht. 
  taht; hkimiyet, saltanat; tahtta oturan kimse, kral, hkmdar; (argo) alafranga tuvalette oturacak yer;  tahta kmak, culus etmek. throng   kalabalk, izdiham, ylma;  toplanmak, mek, kalabalk etmek. 
 gzel sesli ardkuu, (zool.) Turdus ericetorum. 
  ksma valfi, kelebek;  bomak, boazn skmak; bastrmak; (mak.) ksmak. throttle valve istim ksma valf; (oto.) kelebek. 
(edat),   iinden, bir yandan br yana, bir bandan br bana; bandan sonuna kadar; vastas ile; -(den.), -(den.) geerek; her bir taraffndan, her tarafna; her yerine, her yerinde; -(den.) dolay; yznden; sayesinde;  yandan yana; batan baa; bandan sonuna kadar; sonuna kadar; tamamen;  engelsiz (yol), sonuna kadar giden; aktarmasz (tren), ekspres. through and through batan baa, btn btn, tamamen. through passage, through ticket yolculuun sonuna kadar geen bilet. through retort (mad.) her iki ucu alan imbik. all through the night. btn gece boyunca. be through with bitirmi olmak; alkay tamamen kesmi olmak. carry through baarmak. fall through boa gitmek, muvaffak olmamak. get through bitirmek; atlatmak; geirmek go. through gzden geirmek; dibine dar ekmek; dayanmak, srmek, gemek; olmak. go through with yapmak. I am a11 through iimin hepsini bitirdim. He went through a red light Krmzma ramen geti. He is speaking through an interpreter Tercman vastasyle konuuyor. He learned English through listening to the radio. ngilizceyi radyo dinleyerek rendi. They are related through their grandfather Byk babalar tarafndan akrabadrlar. They kept the window shut through fear of catching cold. Nezle olma korkusuyle pencereyi kapal tuttular. The examiner put him through his paces. Mumeyyiz onu adamakll sygaya ekti. I've been through hell getting here. Gelene kadar cehennem azab ektim. He went through his fortune in a year. Bir senede btn servetini tketti. We were determined to see it through whatever the cost. Ne pahasna olursa olsun yapmaya kararlydk. He is through with school. Okulu brakt. It was all through him that we got into trouble. Onun yznden bamz derde girdi. I got this job through my uncle. Bu ie amcam sayesinde girdim. We tried a11 day to get through on the phone to Ankara. Btn gn Ankara'ya telefon etmeye uratk. It is illegal to send firearms through the mail. Postayla silh gndermek yasaktr. I'm through with you! llallah senden! 
(edat),  batan baa, her yerinde, her hususta;  batan baa. 
 (A.B.D.) hz yolu. 
(bak.) thrive. 
 (threw, thrown)  atmak, frlatmak; ipei bkp ibriim yapmak; drmek; giyivermek, arkaslna alvermek; (hayvan) yavrulamak; (zar) atmak; (mak.) kolu evirerek amak veya kapamak (makas); (grete) yere atmak, drmek; (mlek) ekillendirmek; (argo) (parti) vermek, (ziyafet) ekmek; etkilenmesine sebep olmak; aniden ynn deitirmek; oy ver mek;  at, atma; tehlikeye atlma; atl; atm; (mak.) makas kolunun alp kapand mesafe. throw a game oyunda ike yapmak. throw a kiss el ile pck gndermek. throw a sop to nne kemik atmak. throw away atmak; vaz gemek; karmak; ziyan etmek. throw away a line (tiyatro) duyulmayacak bir sz sylemek. throw back ilerlemesini engellemek; atavizme dnmek. throw cold water on midini krmak. throw dust in one' eyes aldatmak, gzn grmez hale koymak. throw in birbirine geirmek; ilve etmek, caba olarak ilve etmek. throw in one' lot with kaderleri bir olmak. throw in one' teeth meydan okumak, hakaret etmek. throw in the towel (argo) yenilgiyi kabullenmek. throw light on k tutmak, aydnlatmak. throw mud at amur atmak. throw off stnden atmak; -(den.) kurtulmak; samak, yaymak; abucak yapvermek; kartrmak, yanl yola yneltmek; tavla oyununda pul almak. throw one, weight around kuvvetini hissettirmek. throw oneself at one birinin dostluunu veya tevecchn kazanmaya almak. throw oneself into tamamen itirak etmek. throw oneself on gvenmek; za'fndan faydalanmak. throw open amak; btn engelleri ortadan kaldrmak. throw out dar atmak; iinden atmak; laf atmak; k yaymak; altst etmek. throw over vaz gemek, terketmek; devretmek. throw overboard atmak, bandan atmak, terketmek. throw rug ufak hal paras. throw stones at (a person) (birine) ta atmak, laf atmak. throw the book (argo) en ar cezaya arptrmak; paylamak. throw the lock srglemek. throw together yapvermek; bir araya getirmek. throw up yukar atmak; kusmak; vaz gemek; acele bina etmek, acele ymak. throw up a job iSten ayrlmak, ii brakmak. throw up a window pencere amak. throw up one' dinner (veya cookies) istifra etmek, kusmak. throw up one' hands yenilgiyi kabullenmek, pes etmek. throw up the sponge boksta yenildiini kabul etmek, pes demek. a stone' throw bir ta atm. The unannounced quiz threw me. Habersiz yaplan imtihanda uvalladm. The snake throws its skin. Ylan deri deitirir. She threw prudence to the wind and married the gypsy. Ksmetini tepti ve ingeneyle evlendi. The spoiled brat threw a tantrum. Haylaz velet fkeyle tepindi. 
 el iln. throwaway line (tiyatro) duyulmayacak bir srada sylenen sz. 
 atavizm, ataclk; geri at, daha eski bir safhaya geri atma. 
 ibriim bken kimse; zar ile oynayan adam, kumarc. 
(bak.) through.
 (-med, -ming)  (alg) tngrdatmak; patrdatmak, el ile patrt yapmak; monoton bir sylenile tekrarlamak;  alg tngrts. 
  (-med, -ming) iplik saa; bez kesildikten sonra tezghta kalan iplik ular;  saak yapmak veya takmak. 
 ardkuu, (zool.) Turdus pilaris. 
 (tb.) pamukuk. 
 (thrust)  itmek, drtmek, zorla kakarak srmek; snglemek, saplamak; laf kesmek;  drtme, itme; hamle; bak sokma, sngleme; (mim.) kemer veya kubbenin duvar zerine tazyiki; (mak.) itme kuvveti. thrust at someone klla hamlede bulunmak. thrust away itip defetmek. thrust fault (jeol.) faylarn birbiri zerine binmesi. thrust forward ilerletmek. thrust of his remarks szlerinin etkisi. thrust out a hand el uzatmak. thrust through bir yandan sokup br yandan karmak, snglemek. thrust up bir eyi yukar srmek. thrust upon zorlamak, tazyik etmek. a home thrust tam yerine isabet eden vuru. a shrewd thrust kurnazca bir saldr. 
 uzay gemisini yneten idare roketi. 
  (-ded, -ding) ar dme sesi; gmbrt; gm diye ses karan vuru;  gm diye ses karmak. 
 katil, aki, ekya; eskiden Hindistan'da adam ldrp soyarak geinen bir mezhep. thug'gee  ekyalk. thug'gery  ekyalk, adam ldrme. 
 eski corafi bilgilere gre dnyann en kuzeyinde bulunan mehul bir yer. Ultima Thule (Lat.) en uzak kuzey memleketi. 
  baparmak; eldiven ba parma;  kitap yapraklarn baparmakla tuta tuta eskitmek ve kirletmek. thumb a ride otostop yapmak. thumb index szlk ve fihrist kenarnda harflere gre kesilen parmak yeri. thumb mark baparmakla kirlenmi yer, parmak izi. thumb one' nose nanik yapmak. thumbs down (k. dili) baparmaklar aa (ret iareti) thumbs up (k. dili) baparmaklar yukar (kabul iareti) all thumbs (k. dili) beceriksiz. under the thumb of tesiri altnda, elinde. 
  baparmak trna; trnak kadar ey;  baparmak trna kadar; ksa. 
 baparman dokunaca veya kullanaca para. 
  parmak izi;  parmak izi almak. 
  parmakla dndrlen vida; kelebek bal cvata; ba parma skan eski bir ikence aleti;  bu aletle ikence yapmak. 
 baparmak mahfazas; yelkenci yks. 
 raptiye. 
  gm gm vurmak; dvmek, muta vurmak; gmbrdemek, hzl hzl arpmak (yrek);  muta vuruu; ar d; ar dme sesi. thumper  vurucu. thumping  vuran; (k. dili) iri, kocaman. 
  gk grlemesi;  gmbrdemek, grlemek; ar sz veya tehdit savurmak; iddetle sylemek, ate pskrmek. steal one' thunder bakasnn fikrini kendi fikri diye satmak. Who in thunder are you ? Kim oluyorsun sen ? 
(nlem) Allah kahretsin. 
 yldrm; artc ey; yldrm gibi hareket eden kimse veya ey. 
 gk grlemesi. 
 frtna bulutu; ask surat. 
 frtnaya almet olan bulut yn. 
 grleyen; uultulu; (k. dili) ok byk, daniska. thunderingly  grleyerek. 
 gk grlemesi hasl eden, gk grlemesi gibi ses karan. thunderous applause alk tufan. thunderously  gk grlemesi gibi. 
 imekli yldrml frtna. 
 yldrm arpm, yldrm vurmu; byk hayrete dm. 
 (leh.), (bak.) think. 
 (kil.) buhurdan. 
 perembe. 
 bylece, bu suretle, bu vehile, bunun iin, nitekim. thus and so byle byle, filan filan. thus far buraya kadar, bu dereceye kadar. thus'ly  bylece. 
  pat kt vurmak;  pat kt vurma. 
    apraz;  filika oturaklarndan biri, krekinin oturduu tahta;  kar gelmek, muhalefet etmek; iini bozmak, engel olmak. 
 (eski) senin. 
Fas'a mahsus santarak aacnn gzel kokulu kerestesi. 
 keseli kurt, (zool.) Thylacinus cynocephalus. 
 kekik. garden thyme kekik, (bot.) Thymus vulgaris. wild thyme yabani kekik, (bot.) Thymus serpyllum. 
 (anat.) tims, zden. 
  tiroid, kalkanbezi;  kalkans; (anat.) kalkans, tiroid. thyroid cartilage kalkans kkrdak. thyroid gland tiroid, kalkanbezi. 
 tiroidi karma ameliyat. 
 (o.) -si) Baks'e tapanlarn raks ederken tadklar sarmakl denek; salkm biiminde iek. 
(zam.), (eski) sen kendin, bizzat kendin. 
 (mz.) si notas. 
 papann  katl tac; ta gibi ba ss; eski ranllarn kulland sark. 
 Tibet. Tibettan   Tibetli;  Tibet dili. 
 (o.) - -ae) (anat.) kaval kemii, incik kemii; hayvann kaval kemiinden yaplan eski bir eit flt. tibial  kaval kemiine ait. 
 tik. (tic.) douloureux (tb.) yz nevraljisi. 
 (ng.), (k. dili) kredi, itibar; bor veresiye alveri. buy on tick veresiye almak. 
  tklamak, tkrdamak; (ng.) etele ekmek, iaretlerle hesap tutmak; tkrnda gtrmek;  tkrt, saat tklamas; dikkat iareti. tick off tk tk vurarak saymak; iaretleyerek saymak; (ng.), (argo) azarlamak. 
 klf, minder veya yastk klf. 
 sakrga, kene. tick fever kenelerin naklettii ateli hastalk. camel tick deve kenesi, (zool.) Trichodectes cameli. dog tick kpek kenesi, (zool.) Haematopinus piliferus. sheep tick koyun kenesi, (zool.) Trichodoctes ovis. 
 Msr baklas, ufak bakla. 
 tkrdayan ey; (argo) saat; (argo) kalp; zellikle borsa fiyatlarn eride kaydeden cihaz. ticker tape bu cihazn zerine fiyatlar kaydettii kt erit. 
  bilet; etiket; (A.B.D.) bir partinin seim namzetleri listesi; (k. dili) trafik suunu cezalandrmak iin verilen karakol davetiyesi; ehliyet, ehliyet kd;  etiket yaptrmak, markasn koymak; bilet vermek. ticket agent bilet satan memur. ticket of leave (ng.), (eski) tahliye izni. ticket punch bilet zmbas. lottery ticket piyango bileti. pawn ticket rehin makbuzu. return ticket (ng.) gidi dn bileti; (A.B.D.) dn bileti. round trip ticket (A.B.D.) gidi dn bileti. season ticket btn mevsim iin geerli bilet. just the ticket (argo) tam i, tam adam. 
 minder veya tente iin kullanlan sk dokunmu kuma. 
  gcklamak, gdklamak; (k. dili) elendirmek, memnun etmek; hafif hafif dokunmak; gdklanmak;  gdklama, gdklanma. tickle one' fancy houna gitmek. tickle the palm of rvet vermek. tickle grass ayrgzeli, (bot.) Eragrostis major. 
 gdklayan kimse veya ey; muhtra defteri, bor ve vadeleri gsteren defter. 
 ok gdklanr; nazik, korkulur, tehlikeli. ticklishly  nazike. ticklishness  gdklanma; naziklik. 
 tiktak sesi, saat tkrts; aka yapmak iin tkrt karan bir alet. 
 kt zerinde oynanan  ta oyununa benzer bir oyun. 
 met ve cezre ait; gelgit kabilinden; gelgite bal. tidal basin gelgit havzas. tidal clock gelgit zaman ve durumunu gsteren saat. tidal river gelgit etkisi ok ierilere kadar ulaan rmak. tidal wave denizalt yer sarsntsndan ileri gelen byk dalga; halk hislerinde byk galeyan veya heyecan. 
 ok iyi ve lezzetli para; cazip ve ilgin ufak ey. 
 parmak kuvvetiyle disk frlatma oyunu. play tiddledywinks (k. dili) oyalanmak. 
  gelgit; met ve cezir, meddcezir; aknt; zaman, vakit; mevsim, saat; ak, cereyan, istikamet, temayl;  gelgit gibi ykselip alalmak; aknt ile gitmek; gelgit yardm ile limana girmek veya kmak. tide gate havuzun gelgit kaps; gelgit akntsnn kuvvetli olduu yer. tide lock gelgit etkisi altnda olan limandaki gemi havuzunu inmeden koruyan kap. tide over geici olarak yardm etmek. The tide has turned. Artk iler yoluna girdi. Time and tide wait for no man. Frsat elden gidince bir daha bulunmaz. We have enough oil to tide us through the winter. K karacak kadar yaktmz var. The tide is coming in. Deniz ykseliyor. The tide is going out. Deniz alalyor. 
 gelgit snrlar arasndaki arazi. 
 su evrisi, burga, anafor, erim, evrinti. 
 gelgit etkisi altnda kalan su; deniz kenar. 
 gelgitin girdii kanal. 
 (o.) haber, havadis. 
   st ba temiz; temiz giyimli; muntazam, dzenli, tertipli; (k. dili) olduka, epey;  sandalye arkasna konan dantela rt;  ("up" ile) dzeltmek, temizleyip nizama koymak. tidily  dzenle. tidiness  dzen, tertip. 
in with (k. dili) ile ilikisi olmak. tie into hzla sarlmak; (argo) halamak; tutmak. tie one on (argo) sarho olmak. tie one' tongue susmak, susturmak. tie the knot evlenmek, evlendirmek. tie to himayesine snmak. tie up balamak; balayp kapamak; megul olmak; balantl olmak; bitirmek, sonulandrmak. I'd like to help you, but my hands are tied. Yardm etmeyi arzu ederdim, fakat elimde deil. 
 ba, dm; fiyonga; kravat, boyun ba; rabta, balant, kayt; berabere kalma; bir binann (ks.)mlarn tutan lata veya demir kuak; demiryolu traversi; (mz.) bal nota iareti; (o.) bal alak ayakkab. tie beam duvar latas. tie clasp, tie clip kravat inesi. tie plate demiryolunda ray ile travers arasnda ba levhas. blood ties akrabalk, kan ba. 
 (-d, tying) balamak, raptetmek; dmlemek; birletirmek, bititirmek; (k. dili) izdivala balamak, evlendirmek; (mz.) balamak; berabere kalmak. tie a can to (argo) kovmak. tie by the leg engel olmak. tie down kayt altna almak, balamak. tie 
 kuma dm atarak boyama ilemi. 
 perdeyi bir yanda tutan erit. 
 balant. tiein sale bir ey satn alabilmek iin baka bir eyi de alma art. 
 sra, kat; amfide ykselen sra. 
 42 galonluk f; (kil.) sabahn nc saati, sabah duas saati; l takm; eskrimde bir vaziyet. 
Ate arazisi, Gney Amerika'nn en gney ucundaki taklmadalar. 
 gecikme, glk; (k. dili) balant, ilgi. 
  gcenme, hafif ekime;  gcenmek, kzmak. 
 ok ince muslin kuma; yanardnerlik. 
 (ng.) kahvalt, ikindi kahvalts. 
 (bot.) sapk. 
 kaplan, (zool.) Panthera tigris; kana susam adam, zalim adam. tiger cat kaplan gibi derisi yollu yaban kedisi; tekir kedi. tiger lily siyah benekli portakal rengi zambak, pars zamba. tiger moth bir eit benekli pervane. tigerish  kaplan gibi, vahi yrtc. 
  sk, gergin; akmaz, szmaz, su gemez; dar; skk; (k. dili) eli sk, cimri; (k. dili) mkl, zor; zorluk eken; tkanm; ucu ucuna; sk gerilmi (ip); kesat; (argo) sarho; tedariki g; (ks.)altlm (slup);  smsk. tightly  skca tightness  sklk. 
 sktrmak; skmak; gerginlemek. tighten one' belt kemeri skmak. 
 eli sk, cimri. 
 sofu. 
 az sk, sr sylemez. 
 cambazlara mahsus sk gerilmi ip. 
 (o.) cambaz ve balerinlere mahsus sk giysi; klotlu orap. 
 (A.B.D.), (argo) cimri kimse. 
 dii kaplan; zalim kadn. 
 Dicle. 
(bak.) tyke.
 iki kiilik ve iki tekerlekli hafif araba. 
 spanyol alfabesinde ny diye telaffuz edildii zaman n harfi zerine konulan iaret.
  kiremit; yass tula; duvar cinisi; at zerine kiremit yerine konan demir veya ta paras; (k. dili) silindir apka;  kiremit kaplamak; mason locasnda kapclk etmek; birisine sr saklayacana dair yemin ettirmek; gizli tutmak. 
 kiremiti; mason locasnda kapc. 
 aty kaplayan kiremitler. 
(edat), (bala) -e kadar, -e gelinceye kadar, zamana kadar. till now imdiye kadar. till the end of time ebediyen. till then o vakte kadar. till I come. ben gelinceye kadar. 
 para ekmecesi, kasa (dkkanda) 
 ift srmek, topra ilemek. tillable  ziraate elverili. tillage  ift srme, ziraat, iftilik. 
 (jeol.) buzullarn tayp yd akl veya kum ile kark balk. 
 topra ileyen kimse veya alet. 
  kk filiz; srgn; fidan;  kkten filiz srmek. 
 dmen yekesi. 
 araba veya kayk tentesi. 
  eilmek, bir yana yatmak; emek; at zerinde mzrakla hamle etmek; arkaya yatrmak veya emek; saldrmak iin mzra dorultmak; fabrika ekici ile dvmek;  meyil, eiklik; tilt oyununda hile; hile ikaz; atta mzrakl hamle oyunu; atma; tahterevalli; fabrika ekici tilt at saldrmak, kavga etmek; itiraz etmek. tilt at wind mills hayali dmanlara saldrmak. tilt hammer ahmerdan. tilt over devirmek. tilt up kalkmak, kaldrmak. full tilt son sratle, btn hz ile run full tilt into someone son hzla arpmak. 
 topra ileme, ziraat, iftilik, tarm; ilenmi toprak. 
 mzrakl hamle oyun meydan. 
 dmbelek; (zool.) ekirge karnnn alt tarafnda bulunup kanad dokunduka ses karan zar. 
 yumurtaya bulanp kalba dklm kark yemek; davul eklinde bir eit brek. 
 (lem) kereste; kereste orman; ilenmi iri kereste paras; madde, malzeme; yetenek; (den.) gemi kaburgas, gemi postas; (lem) Dikkat, dyor ! (kesilen aa) timber line orman snr. timber wolf Amerika'ya mahsus bozkurt, (zool.) Canis lupus timber yarding kereste deposu. timbered  zerinde kerestelik aa bulunan, aalk; ahap. timbering  kereste. 
 ormanlk arazi. 
 (mz.) ses rengi. 
 eskiden kullanlan zilli tef. 
 ayarlamak; uydurmak; saat tutmak; tempo tutmak. 
 vakit, zaman; sre, mddet; devir, devre; mhlet, vade; saat, dakika; (mat.) kere, defa; kat, misil; mziin tem posu; dourma vakti; lm vakti, ecel. time after time, time and again tekrar tekrar. time and a half bir buuk misli cret. time and motion study zaman bakmndan verimi artrmak iin yaplan gzlem. time ball tam le saatini gstermek iin bir ubuun tepesinden dibine drlveren top. time bargain (ng.), (tic.) vadeli al veri. time bomb saatli bomba. time clock memurlarn geli ve gidilerini kaydeden saat. time constant (elek.) cereyann balangcndan en yksek derecesine kadar olan devre, zaman sabitesi. time deposit vadeli hesap. time exposure (foto.) uzun pozlu resim. time fuse patlayc maddeyi belirli bir mddetten sonra patlatan fitil. from time immemorial ezelden beri. time lag ara. time limit belirli mddet. time lock saati gelmeden almayan kilit. time of day gnn belirli saati. time of peace bar zaman. time out of mind hatrlanamayacak kadar eski, ok eskiden. time (sig.)nature (mz.) zaman iareti. time study zaman bakmndan verimi artrmay gden inceleme. time zone arz derecesine gre resmi saatin ayn olduu mntka. ahead of time vaktinden nce. at the same time mamafih, bununla beraber, aym zamanda. at times zaman zaman, ara sra. behind time ge, tehirli. behind the times eski, zaman gemi. doing time hapishanede. Father Time zamann somut sembol. for the time being imdilik from time to time ara sra, zaman zaman. gain time zaman kazanmak; ileri gitmek (saat) good times iyi gnler, refahl zamanlar. hard times kt gnler, g zamanlar. have a good time ho vakit geirmek. have the time of one' life fevkalade bir vakit geirmek. in good time tam zamannda, abuk. in no time bir an evvel. in record time rekor saylan mddette. in the nick of time ucu ucuna. in time vaktinde, vakitli; nihayet; uygun tempoda. keep time tempo tutmak. lose time vakit kaybetmek; geri kalmak (saat) make time ge kalnan zaman kapatmak; belirli vakte yetitirmek. make time with isteini kabul ettirmeye almak. on time tam zamannda. out of time temposuz, tempoya aykr. pass the time of day vakit geirmek. seven at a time yedier yedier; bir kerede yedi tane. take one' time with bir ii itinayla yapmak. tell the time saatin ka olduunu sylemek. tell time saati okuyabilmek .this time tomorrow yarn bu saatte. Time is up Vakit bitti. Time will tell Zaman gsterir. It' about time! Artk zaman! What a time I've had of it! Neler ektim What time is it? Saat ka? 
 kartela, bir messesede alanlarn geli ve gidi saatlerinin kaydolunduu kart. 
 vakit alan. 
 eski zamandan beri icra olunan, eskiliinden dolay muteber. 
 zaman gstergesi; saat tutan kimse.
 nihayetsiz, sonsuz, ebedi; belirli zaman olmayan.
  yerinde olan, uygun; vakitli;  erken; vaktinde, mnasip vakitte. timeliness  vakitlilik. 
 (spor) oyunda ksa ara. 
 saat, kronometre. 
 (edat) gnler, zaman; (edat) kere. 
 vakit kazandran usul, zaman kazandran aygt. 
 zamana uyan kimse, zamann adam. 
 tren veya vapur tarifesi. 
 zamanla iyiliini ispat etmi. 
 gndelik i, saatle alma. 
 eskimi, bayatlam. 
 korkak, rkek; mahcup, utanga, ekingen. timid'ity, timidness  utangalk. timidly  rkerek, utanarak. 
 ayarlama. timing gears motorun iinde valf ayarn temin eden iki dili. 
 Eflatun'un fikrine gre eref ve azametin hkim prensip olduu devlet; Aristo'ya gre eref rtbelerinin servet derecelerine gre verildii devlet idaresi. 
 rkek, korkak; rkeklik ifade eden. timorously  korkaka. timorousness  rkeklik. 
 bir eit ayr otu, (bot.) Phleum pratense. 
 (o.) timballer, timpani. 
  (-ned, -ning)  kalay; teneke; (ng.) teneke kutu; (argo) para, (slang) mangr, mangiz;  kalaylamak; teneke kaplamak; teneke kutulara doldurmak;  tenekeden yaplm. tin god tanr gibi ululanan deersiz kimse. tin hat askerlere mahsus elik balk. tin lizzie (A.B.D.), (argo) (T.) model Ford otomobil. tinpan alley arkc ve ark bestecileri ile yaynclar; bunlarn oturduu semt. tin plate teneke kapl elik, sa. 
 bldrcn veya keklie benzer ve Gney Amerika'ya mahsus bir eit av kuu. 
 tasfiye edilmemi boraks. 
 hafif renk vermek. 
 renk veya boyaya ait; renk veren. 
  hafif renk; (ecza.) mahlul, ruh, ispirto eriyii; baka eye katlm czi ey;  hafif renk vermek; iine katmak; hafife etkilenmek. 
 kav, kuru ve yanc ey. 
 kav, akmak kutusu; kav gibi ok abuk yanan ey. 
 atal dii; geyik boynuzunun atal. tined  atall, dili. 
 (tb.) kellik gibi deri hastal. 
 kalay yapra, ince levha kalay, stanyol. 
  nlama sesi;  nlamak. tingaling  ufak zil sesi. 
  hafife boyamak, renk vermek; iine baka ey kartrmak;  hafif renk; czi ey. 
  (tokat, uyuukluk veya souktan) yanp acmak, szlamak;  yanp aclma, szlama; karncalanma. 
  seyyar tenekeci veya lehimci; tamirci; tamircilik; bir seit uskumru;  teneke kaplar tamir etmek; kabaca tamir etmek; tamircilik yapmak. He doesn't give a tinker' dam veya damn Aldr etmez. It' not worth a tinker' damn. Be para etmez . 
  nlamak, ngrdamak, mglrdatmak; (. dili) iemek;  ngrt. 
 tenekeci; teneke madencisi; kalayc. 
 (tb.) kulak nlamas. 
 teneke gibi, teneke sesli; teneke tad veren; kalayl. 
   (-ed, -ing veya -led, -ling) gelin teli; gsterili ve cicili bicili sey; ipekli veya gm telli kuma;  gelin teline benzer; cicili bicili;  gelin teli ile sslemek; cicili bicili yapmak. 
 tenekeci. 
  hafif renk; renk eidi; (matb.) zemin rengi;  hafif renk vermek, hafif boyamak. It was red tinted with purple. Eflatuna alan krmzyd. 
 (o.) -la) ngrak, ngrdak. tintinnabulary  ngraa ait; ngrak sesli. tintinnabula'tion  ngrdama; an alnmas. 
(bak.) ferrotype. 
 teneke kaplar. 
 minicik, ufack, kck, ufak tefek. 
(sonek) -meklik, -maklk (Latince kkl fiilden isim yapmada kullamlan bir ek: separation)
 (-ped, -ping)  .hafif hafif vurmak, tkrdatmak;  hafif vuru, tkrdatma. 
  (-ped, -ping) u, burun; tepe, doruk;  u yapmak, burun ekli vermek; ucunu kapamak, ucuna bir ey takmak. tip to tip u uca. on the tip of my tongue dilimin ucunda. 
 (-ped, -pinu),  bir yana yatrmak veya emek; apkayla selam vermek; hafife vurmak; bir yana yatmak veya eilmek;  meyil; hafif vuru; (ng.) plk. tip over devirmek, devrilmek. tip the scales arlnda olmak; etkilemek. 
  (-ped, -ping) sadaka, bahi; ima; tavsiye;  bahi vermek. tip off (k. dili) sr vermek; tavsiye etmek. tipping  bahis verme usulu. 
 yk tayp boaltmaya mahsus at arabas. 
 elikomak oyunu. 
 (k. dili) ima, ihtar. 
 boyun atks. 
  iki imeyi adet haline getirmek;  iki. tippler  akamc. 
 (o.) staves) maden balkl asa; (o.) staffs) bu asay tayan memur, kavas, mbair. 
 (k. dili) yarlarda nceden gizli bilgi veren kimse. 
 sarho, akrkeyif; arpk. tipsily  sarhoa; eri bir ekilde. tipsiness  sarholuk; erilik.
   ayak parmamn ucu;  ayak parmann ucuna basarak yrumek; sessizce yrmek;  ayak ucunda yryen veya danseden; merakl. 
  en yksek derece; bir eyin tam tepesi; (k. dili) en iyi kalite;  en I. 
 tirad; azarlama kabilinden uzun sert sz; (mz.) sere. 
 (ask.) avc neferi, nianc. 
 Tiran, Arnavutluk'un bakenti. 
  yorulmak; bitkin olmak; usanmak, bkmak; yormak; usandrmak, bktrmak;  yorgunluk, bitkinlik tire of bkmak, usanmak. tire out yormak. 
 lastik, tekerlek emberi veya lastii. radial tire radyal lastik. 
 yorgun, bitkin, bitap; usanm, bkm. tired of waiting beklemekten usanm. tired'ness  yorgunluk. 
 yorulmaz, ok. faal tirelessly  yorulmadan tirelessness  yorulmama. 
 yorucu, skc. tire somely  yorucu surette. tiresomeness  yoruculuk. 
(bak.) tyro. 
(ks.) it is. 
 ay, hlamur. 
  kuma, ince tl kuma; kat mendil; dokunmus ey; seri, silsile; (biyol.) doku, nesi; ince kat;  dokumak. tissue culture (biyol.) hayvan veya bitki dokularnn organizma dndaki bir ortam iin de yaatlmas veya yetitirilmesi, doku kltr. tissue paper ince kt, ipek kat. support tissue (biyol.) destek doku. 
 vuru; yumruk. tit for tat yumrua yumruk, misli ile mukabele, (ks.)asa (ks.)as. 
 meme ba. 
 batankara, (zool.) Parus major. 
 (Yu.) (mit.) Titan; muazzam kuvvet veya kabiliyeti olan kimse; Satrn gezegeninin en buyk uydusu. titan'ic  muazzam, beerden stn. 
 (kim.) titan. 
 (ng.) ala lokma, ok iyi ve lezzetli para. 
  ondalk, r; onda bir; ufak ksm; aar vergisi;  gelirin onda birini kiliseye vermek; aar vergisini vermek; onda bir nispetinde vergi koymak. tithefree  aardan muaf. tithepayer  aar vergisi veya ondalk veren kimse. tith'ing  aar vergisi koyma veya verme. 
 kzll sa rengi; kzl sall kz 
 gcklamak, gdklamak; hisleri okamak. titilla'tion  gdlklama, gdklanma; geici tatl his. 
 (k. dili) klatrmak, sslemek; sslenmek. 
  balk, serlevha, kitap bal; lakap, nvan, isim; rtbe ismi; (huk.) tasarruf hakk, istihkak; (huk.) tasarruf se nedi, tapu;  lakap veya nvan vermek; kitaba ad koymak. title deed tapu senedi, tasarruf belgiti. title page ba sayfa, balk sayfas. title role piyese adn veren karakter. a just title hakl tasarruf; alma veya malik olma hakk. titled  asalet unvan olan isimlendirilmi. 
 unvan sahibi, ampiyonluk nvanna sahip kimse. 
 (o.) -mice) batan kara, (zool.) Parus major bearded titmouse bykl batankara, (zool.) Panurus biarmicus. blue titmouse mavi batankara, fanta, (zool.) Parus caeruleus. coal titmouse iskete, sam batankaras, (zool.) Parus ater. long tailed titmouse uzun kuyruklu batankara, (zool.) Aegithalos caudatus. marsh titmouse bataklk batankaras, (zool.) Parus palustris penduline titmouse ulhakuu, (zool.) Parus pendulinus. 
 (kim.) titre etmek titra'tion  titre, titrasyon. 
  kkr kkr glmek, kkrdamak;  kkr kkr g1. 
 harf zerine konulan iaret, nokta; zerre, en ufak ey. 
  dedikodu; dedikoducu veya geveze kimse;  dedikodu yapmak. 
 (-ped, -ping)  canllkla hareket etmek, kvrak olmak;  kvraklk, canllk. 
 (tb.) omurilik hastalklarndan meydana gelen dengesizlik ve sendeleme. 
  lakaba ait; unvandan dolayl olan; yalnz unvandan ibaret; unvan veren;  grev veya sorumluluu olmayp yalnz unvan olan kimse; fiili varl kalmam bir piskoposluun unvann alp merkezde kalan piskopos. titulary  unvan dan ibaret, unvana ait. titularly  yalnz unvandan ibaret ekilde. 
 (argo) heyecan. all in a tizzy ok heyecanl. 
 araya kelime karmasyle bileik kelimenin ksmlara ayrlmas (msl.) whatsoever place yerine what place soever) 
(ks.) Tennessee. 
 renksiz ve patlayc bir madde. 
(edat) -e; -e doru, ynne doru, tarafna; ile; -e kadar, -e dein, derecesine kadar; -e dair; -e nazaran, -e nispetle; -e gre; hakknda, iin; (mak.), mek (mastar edat) 
 -e dogru; asl vaziyete doru. to and fro teye beriye, ne ve arkaya. come to kendine gelmek. shut the door to kapy iyice kapamak. The ship heaved to. Gemi rzgar baa alp durdu. They gladly fell to. Memnuniyetle ie baladlar. 
 kara kurbaa, (zool.) Bufo bufo; iren kimse. 
 dalkavuk. 
 nevruz otu, (bot.) Linaria vulgaris. 
 sapkal mantar; (k. dili) zehirli mantar. 
  dalkavuk;  dalkavukluk etmek, yaltaklanmak. toadyism  dalkavukluk. 
  kzartlm ekmek (dilimi);  ekmek kzartmak; atee tutup iyice stmak; kzarmak (ekmek); ok snmak, yanmak. toast'ing fork ekmek kzartmaya mahsus uzun atal. 
  shhatine ime; shhatine veya erefine ierken kadeh tokuturma; shhatine iilen kimse;  shhatine imek. 
 tost makinas. 
 ziyafette erefe iilmesini teklif eden kimse, ziyafet reisi. 
 ttn; tmbeki. tobacco box ttun kutusu. tobacco heart (tb.) ok ttn imekten ileri gelen kalp hastal. tobacco pipe pipo, ttn ubuu. tobacco pouch ttn torbas. (ng.) ttnc. 
 ttn satcs. 
  ayaksz ve ucu kalkk alak kzak;  byle kzakla kaymak veya gitmek. toboggan slide byle kzaklarn kaymas iin yaplm ve ounlukla setlerle evrilmi dnl yoku. 
  keli apka giyen ihtiyar adam eklinde yaplm bira barda; (A.B.D.) bir eit ince uzun puro. 
 (mz.) tokkata. 
 E vitamini. 
 tehlike iaretini bildiren zil, alarm zili; tehlike iareti. 
 al, sarmak als; 13 kiloluk eski yn tarts. 
  bugn; bu gnlerde, imdi;  bugn, imdiki zaman. 
  ocuk gibi sendeleyerek yrmek; gitmek;  ocuk gibi sendeleyerek yrme. toddler  yeni yrmeye balayan ocuk. 
 scak su ve ekerle kartrlm bir iki; Hindistan'da baz hurma aalarndan karlan tatl bir ra. 
 (k. dili) heyecanl faaliyet, tela, grlt, patrt. 
 Antil adalarna mahsus ve bcek yiyen bir eit kk ku, (zool.) Todus. 
  ayak parma; ayak ucu; kundura burnu;  ayak parmaklar ile vurmak; iviyi meyilli akmak. toe dance ayak ucunda dans. toe in paytak yrmek. toe out ayak ularn da doru evirerek yrmek. toe the mark kouda balang izgisinin zerinde hazr vaziyette durmak; vazifesini yapmaya hazr bulunmak; kurallara uymak be on one' toes tetikte olmak. tread on someones toes krmak, incitmek (hisleri) turn up ones toes nallar dikmek, lmek. 
 grete hasmnn ayan bkme, topuk elleme; ancak basacak yer; balang. 
 ayak trna. 
 (ng.), (argo) kibar adam. 
(bak.) taffy. 
  (-ged,- ging) (k. dili) palto; (o.) elbise;  out (veya) up (ile) en iyi elbisesini giymek. 
 eski Roma'da hr erkek vatandalann zellikle resmi yerlere giderken sarndklar uzun ve dikisiz beyaz araf, toga. togaed, togated  toga giymi, togal; azametli. 
  beraber, birlikte, hep bir yerde, bir arada; aralksz, faslasz;  (A.B.D.), (argo) sakin, kendine hkim, kendine gvenen get. it all together (argo) sakinlemek; olumlu davran olmak, kendine gvenmek. together with ile beraber. togetherness  beraber olu, birbirine yakn olu; birbirine tutkunluk. 
 (k. dili) giyim eyas ve bunlarn satld maaza. 
  (den.) kasa elii;  kasa elii ile balamak. toggle harpoon, toggle iron zpknn ucuna taklan ve zpknn ekilmesine engel olan demir kanca; (mak.) mafsall kol, mafsall manivela. toggle joint (mak.) menteeli dirsek. 
 Togo. 
  almak, yorulmak, didinmek, zahmet ekmek; zorlukla ilerlemek;  zahmet, meakkat, yorgunluk; zahmetli i; ura. 
 tuzak, a. taken in the toils tuzaa dum, yakalanm. 
 tuval. 
 (A.B.D.) tuvalet odas, apteshane; tuvalet; tuvalet masas; giyinip kuanma, sslenme. toilet paper tuvalet kd. toilet powder yz pudras. toilet room banyo ve tuvalet odas. toilet table tuvalet masas. toilet water tuvalet suyu. 
 sabun ve tarak gibi tuvalet eyas. 
 kendine eki dzen verme; giyim tarz; elbise. 
 zahmetli, meakkatli, emek isteyen, yorucu. toilsomely.  zahmetle. 
 (A.B.D.), (argo) nefes, (slang) frt (sig.)ara, hai) 
  belirti, nian, iaret; hatra, yadigr, anda; hususiyet, zellik; jeton;  gstermek, iaret etmek; sembol olmak. token money itibari para, para yerine geen sikke veya kgt. by the same token ayn sebeple. in token of belirtisi olarak. 
 ancak sembolik olarak bir reformu yerine getirme. 
 Tokyo. 
 Hindistan'da 11,5 gramlk bir arlk birimi 
(bak.) tell. 
 dayanlabilir, ekilebilir, tahamml mmkn, katlanlabilir; orta, ne iyi ne kot, iyice; (k. dili) shhati olduka iyi. tolerableness  tahamml imkan. tolerably  olduka, iyice. 
 msamaha, msaade, hogor, ho grme, tahamml; (mak.) tolerans, msaade edilen hata veya fark derecesi; sikkelerde muteber tutulan ayardan farkl olmasna msaade edilen arlk. derecesi. 
 msamahakar, tahammll, hogrc, sabrl. tolerantly  ho grerek. 
 tahamml etmek, menetmemek, msamaha etmek, ho grmek, yaplmasna msaade etmek, katlanmak; (tb.) bir ila veya sarsntnn tesirine dayanmak. 
 msaade, msamaha, hogr; tahamml, sabr; yaplmasna msaade etme; dini ilerde fikir farkn ho grme. 
  an ar ar almak; (saat) almak; an alarak armak; av cezbedecek hareketler yapmak; cenaze an alnmak;  ar an sesi. 
 resim; kpr veya yol paras, gei vergisi; gei resmi; duhuliye resmi, giri vergisi, oktruva; gei paras alma hakk; deirmen pay veya hakk; ehirleraras telefon creti; zorla alma. death toll l says. toll bridge gei creti alnan kpr. toll call ehirleraras telefon konumas. toll collector kpr gei cretini toplayan kimse. toll line ehirleraras telefon hatt. toll road gei creti alnan yol. The fire took a heavy toll Yangn ok sayda can ve mal kaybna sebep oldu. The three recent deaths in his family took a heavy toll on him. Ailesindeki  lm ona darbe gibi indi.
 gei cretinin dendii kpr veya yol girii. 
 gei creti toplayan memurun kulbesi. tollhouse cookie iin de ufak ikolata paralar bulunan fndkl rek. 
 Orta Meksika'da Azteklerden evvel yaayan pek medeni bir kavim Toltecan  bu kavme ait. 
 bir eit balsamdan karlan ve ila veya boya imaltnda kullanlan benzin gibi bir sv. 
 eitli hayvanlarn erkei; (b. h.) Thomas adnn ksas tom turkey baba hindi. Tom, Dick and Harry herkes, avam snf. 
Parmak ocuk; cce.
  Kuzey Amerika kzlderililerinin bir eit sava baltas;  bu balta ile vurup ldrmek. bury the tomahawk savatan vazgemek, bar yapmak. 
 toman (iran paras) 
 (o.) -es) domates; domates fidan; (A.B.D.), (argo.) kz. 
 mezar, kabir, gmt, sin; trbe.
 tombak, bakr ve inko alamu 
 tombala oyunu. 
 olan gibi kz, erkek tavrl kz. 
 mezar ta. 
 erkek kedi. 
cin ve soda karm bir iki. 
 cilt; byk kitap. 
 zeri pamuk gibi tyl,ynl. 
 (k. dili) ok ahmak adam. 
 ahmaklk; samalk. 
 ngiliz ordusunda er; (ng.), (k. dili) bir somun veya para ekmek; bir iiye cret yerine verilen eya; cret yerine eya alma. 
 (k. dili) sama. 
 vcudun rntgen nlaryle ekilmi belli bir kesitinin resmi. 
  yarn. 
(bak.) tampion
 batankaraya benzer ufak ku. 
 tamtam. 
(sonek) kesme.
 ton, (A.B.D.), (Kanada) 2000 libre (909 kilo); (ng.) 2240 libre (1018 kilo); 1000 kiloluk arlk; (den.) gemi ambarnda 2,83 metrekplk yer; bir ton suya eit olan gemi istiap ls. long ton byk ton, 2240 libre. short ton kk ton, 2000 libre. 
 (Fr.) moda. 
 ses perdesine ait. tonally  ses perdesine dikkat ederek. 
 (mz.) tonalite, tonculuk, bir bestenin ton zellii; resimde renk uygunluu. 
 nitelik, perde ve sresi itibariyle ses; mzik sesi; (mz.) aralk; ses rengi; ton, perde; (tb.) vcudun veya uzvun shhatli hali, beden kuvveti; fikir hali; nitelik; (gz. san.) renk tonu; tarz, tavr, hal. tone color (mz.) ses rengi. tone poem (mz.) senfonik iir. half tone, semitone  yarm perde. whole tone tam perde. toneless  perdesiz; bkknlk ifade eden. 
 (foto.) kimyasal banyo ile rengini deitirmek; renk almak; rengi uygun dmek. tone down mlayimletirmek, yumuatmak; donuklatrmak, parlakln azaltmak. tone up kuvvetlendirmek. 
 perde farkn iitemeyen. 
 eskiden Amerika Birleik Devletleri'nde faaliyet gsteren gizli in rgt; (A.B.D.) aile 
Tonga adalar. 
 (o.) maa. a pair of tongs maa. 
 (mz.) dil vuruu yapmak; tahtalara geme kenar yapmak; (k. dili) konumak. 
 dil; lisan; dil eklinde ey; sz, konuma; konuma tarz; konuulan dil; araba oku; bro inesi; denize uzanan sivri burun, dil. a sharp tongue sert sz syleme eilimi. find one' tongue yeniden konuabilmek, konumaya balamak. gift of tongues dini bir toplantda bilinmeyen kelimelerle konuma. give tongue havlamak (av kpei) have one' tongue in one' cheek birini memnun etmek iin dndnden baka trl az kullanmak, aka yollu konumak. hold one' tongue susmak, dilini tutmak. put out one' tongue dilini karmak. smoked tongue tts ile kurutulmu dil, fme dil. wag one' tongue gevezelik etmek, boboazlk etmek. 
lamba ve zvana. 
 (k. dili) azarlama, halama. 
 dili tutulmu. tongue twister tekerleme, ses oyunu. 
  kuvvet ilac, tonik; (mz.) ana nota, ba nota; (dilb.) vurgulu ses; iilecek soda;  ses veya ses perdelerine ait; (dilb.) vurgulu; kuvvet verici; vcudu kuvvetlendirici; resimde glge ve k veya renk etkisine ait. tonic accent kelime telaffuzunda vurgu; perde deimesinden meydana gelen aksan. tonic sol-fa do re mi vb. kelimelerle yazlan ses perdesi sistemi. 
 shhat, zindelik, esneklik (kas) 
  iinde bulunulan gece; iinde bulunulan gnn gecesi;  bu gece, bu akam. 
tohumlar ttne kartrlan ve Gney Amerika'ya mahsus bir aacn meyvas. 
 tonmil. 
 ton olarak bir geminin tama kabiliyeti, istiap haddi, tonaj, tonilato; gemideki ykn arl; bir memleketin btn gemilerinin tonaj. 
 eski bir otomobilin oturacak yerlerini de kapsayan arka ksm. 
 ses perdesini lme aleti; diyapazon, akort verme aleti; gzn tansiyonunu lme aleti. 
 (anat.) bademcik. tonsillar  bademcie ait, bademcikle ilgili. tonsillec'tomy, tonsillot'omy  (tb.) bademcik ameliyat. tonsillitis (tb.) bademcik iltihab. 
 berbere ve berberlie ait. 
  Katolik papazlarnn tra olunan tepe ksm; ban tepesini tra etme;  Katolik papaznn tepesini tra etmek. 
 bir eit ortaklaa hayat sigortas sistemi, tontin. 
 (tb.) devaml kas kaslmas; (biyol.) bir uyarya cevap olarak kaslarn kaslma yetenei. 
 fazla, lzumundan fazla, hadden ziyade; de, dahi, ilveten, ek olarak, hem de. Too bad! Vah vah! I am too going. Ne yaparsan yap, gideceim. This has gone too far. Bu mesele skt artk. 
(bak.) take. 
  alet, el aleti, kalem; (o.) takm, avadanlk; herhangi bir ii grmek iin gerekli olan vasta; herkesin oyunca olan kimse; (argo) penis;  aletle ekil vermek veya yapmak; kalp gibi aletle sslemek; (argo) arabaya binip srmek. tool box takm kutusu. tool'ing  izgili olarak ta yontma; scak kalpla kitap kapana ss yapma. 
 Bat Hint adalarna mahsus ve krmz olan kerestesi mobilya iin kullanlan bir aa. 
  boru almak, boru gibi ses karmak;  boru sesi; ddk sesi; (argo) iki alemi. 
 (o.) teeth)  di; di gibi knt, di eklinde ey; di gibi kesen ey; belirli bir yemee olan ar dknlk; (o.) keskin ve iine ileyen ey;  di di etmek, kenarna di yapmak. armed to the teeth batan trnaa kadar silhl. a bone in his teeth gemi giderken nnde meydana gelen su fkrmas. by the skin of one' teeth ancak, gbel. cast it in his teeth yzne vurmak, yzne kar sylemek. cut a tooth di karmak. fight tooth and nail ok iddetli dvmek. get one' teeth into kendini vermek (iine) in the teeth of kar karya. show one' teeth tehdit etmek. It set my teeth on edge Dilerimi kamatrd. They put teeth in that law. Koyduklar madde ile kuraln etkisini artrdlar. toothed  dili tooth'y  dilek. 
 di ars. 
 di fras. tooth brush tree misvak agac, (bot.) Salvadora persca. 
 di macunu. 
 krdan, di kartrc. 
 di tozu. 
 lezzetli, tad gzel, itah ac; ho. toothsomely  lezzetle; hoa. toothsomeness  lezzetlilik; holuk. 
 diotugillerden herhangi bitki, (bot.) Dentaria; gizli otu, (bot.) Lathraea. 
 nefesli sazlarda yava ve devaml ses karmak. 
 (A.B.D.), (argo) kz; (gen.) nlemle kullanlr: Hi, toots! N'aber kz? 
(argo) (ocuk, kadn) ayak. 
 topa. sleep like a top kle gibi uyumak. 
  st, tepe; zirve, doruk; ba; ban tepesinde bulunan sa tutam; (o.) bitkinin toprak stnde kalan (ks.)m; en yksek derece, en yce yer; (den.) anaklk; (spor) topun tepesine vuru;  en yksek; l, birinci derecedeki, birinci snf. top boot uzun potin. top hat silindir apka. top'less  st olmayan; belden yukars plak. top'most  en stteki. at the top of his lungs bar bar, avaz kt kadar. blow one' top (argo.) tepesi atmak; ldrmak. go over the top siperden kp saldrmak; beklenilenden daha ounu elde etmek. off one' top kafadan atlak, kak. on top zirvede; bata, en g1; baarl. on top of en tepede; stnde; ilveten, ek olarak; az kalsn, nerdeyse on top of that hem de, stelik. one thing on top of another st ste, birbiri stne. over the top fazladan. I'm on top of the world. Dnyalar benim oldu. 
 (-ped, -ping) tepesini kesmek; stn kapamak, kapak koymak; kapak yerine gemek; tepesine kmak; tepeye varmak, stnden gemek; gemek, stn gelmek; stesinden gelmek; (kim.) damtarak en uucu (ks.)mn ayrmak; (spor) topun tepesine vurmak top off bitirmek, sona erdirmek;tepeleme doldurmak. Can you top this? Bundan daha iyisini uydurabilir misiniz? 
 topaz; bir eit sar safir. 
 sar veya zeytin renginde, grena. 
 palto. 
 (k. dili) iyi cins, stn. 
 serpme gbre. 
 ok iki imek, ayya olmak. top'er  ayya kimse, bekri kimse. 
 ufak kubbeli Buda tapna. 
 camgz, (zool.) Galeus canis. 
 beyindeki n lobun (ks.)men karlmas. 
 en iyi kalite, stn. 
 (den.) babafingo. 
 havaleli, st taraf ok ykl. 
 Kuds ehri yaknlarndaki Hinnom deresinde eskiden ocuklarn kurban edildii bir yer; cehennem.
 (o.) tophi) (tb.) gut hastalnda mafsallarda kire toplanmas. 
  (bah.) ssl ekilde budanm;  ssl ekilde budama sanat; byle dzenlenmi bahe. 
 konu, mevzu. 
 konuya ait; tartmal; yresel, mahalli, mevzii; gncel, gnn meselelerine deinen; (tb.) lokal. topical coloring kuma basmas, bez stne yaplan renkli basma. topical song gncel konulu ark topically  tartmal olarak; yresel olarak. 
 ku sorgucu tepe ibik; sa topuzu; kordele ve ty gibi sa ss. 
 (den.) gabya ubuu. 
 en iyi kalite, stn. 
 topografyaya ait, topografik. 
 topografya. topographer  topografya uzman. 
 (mat.) geometrik ekillerin veya c boyutlu cisimlerin baz durumlarda deimeyen zelliklerini inceleyen matematik dal. 
 yer ismi; bulunduu yerden dolay verilen isim. topon'ymy yer adlar bilgisi. 
 bir eyin tepesini kesen kimse veya alet; kaban; (argo) stn kimse; (argo) kaliteli ey; (argo) silindir apka. 
  stn, l; (ng.), (k. dili) zinde, ok shhatli; ok iyi;  tepesini kesme; tepe; sos. 
 devirmek; devrilmek, decek gibi yana yatmak; itip yuvarlamak, drmek. topple over dmek. 
 (argo) en iyi, birinci snf. 
 gabya yelkeni. 
 (A.B.D.), (ask.) ok gizli. 
 (den.), (gen.) (o.) geminin su hattndan yukan olan d yan, borda. 
 topran st tabakas, humus. 
   altst, baaa, karmakark;  baaa vaziyette olma; karklk. 
 baa skca oturan kenarsz bir kadn apkas 
 kayalk yksek tepe, kayalk burun 
 Tevrat, Eski Ahdin ilk be kitab; Musa eriat; (k. h.) Musevi edebiyatnda kanun. 
 burma madenden gerdanlk. 
 meale; asetilen lambas; (ng.) cep feneri; (argo) yangn karma delisi. torch race eski Yunanllarda koucularn elde tuttuklar mealeleri birbirine vererek yaptklar menzil yar. torch singer melankolik ak arklar syleyen kimse. torch song melankolik bir ak ar(ks.). carry a torch for (argo) karlk grmeksizin sevmek. hand on the torch ilim n devam ettirmek. 
 meale tayan kimse; bilgi veya doruluk yayan kimse. 
 meale . 
 keten ipliiyle ilenen bir eit dayankl dantela. 
(bak.) tear. 
 (mim.) tam kaval (yarm daire profilinde yuvarlak silme (ks.)m) 
 boa greisi, toreador. toreador pants balk pantolonu. 
 maden oymaclna ait. toreutics  maden oymacl. 
 Japonya'da Sinto tapnann ulu ve ssl "tore" kaps. 
 ikence etmek, eziyet etmek, eza vermek, azap ektirmek; cann skmak, ban artmak; kzdrmak. tormentingly  ikence edercesine. tormentor  eziyeti kimse; ikence aleti; sahne iindeki yan perde. 
 ikence, eziyet, ezin, eza, elem, azap, cefa; cehennem. 
 beparmakotu, (bot.) Potentilla reptans. 
 (bak.) tear. 
 (o.) -does, -dos) kasrga; hortum; iddetli frtna. 
 (bot.) yumrulu; (zool.) ikin, kntl, boumlu. 
 (o.) -does, -dos)  torpil; demiryolu zerine konulup iaret olarak tekerlekler altnda patlatlan fiek; elence iin ta zerine atlp patlatlan fiek; uyuturanbal, torpilbal, (zool.) Raia top pedo;  torpillemek, torpil ile harap etmek veya batrmak. torpedo boat torpido, torpidobot. torpedoboat destroyer muhrip. torpedo net torpil a. torpedo station torpido ss. torpedo tube torpil atmaya mahsus kovan. 
 uyumu, uyuuk; cansz gibi; durgun; duygusuz; faaliyetsiz. 
 uyuukluk, hareketsizlik, canszlk. torpidly  uyuuka; hareketsizce. 
 uyuukluk, canszlk, hareketsizlik; sersemlik. torporif'ic  uyuukluk getirici, uyuturucu. 
 (zool.) boynu halkal. 
 (mak.) devir meydana getiren kuvvet, dnme momenti; baz sv ve billurlardan geme sonucunda polarlm k dzleminde meydana gelen dnel etki; (bak.) torc. 
 kavurmak, yakmak; (mad.) tas. yksek syla gazlarn defetmek iin kurutmak; (ecza) kurutup gevrekletirmek torrefac'tion  kavurma. uyuuk. 
 sel, ok hzl aknt; sel gibi akan veya zorlu ey. 
 sel gibi; selden meydana gelen; iddetli, kzk. torrentially  sel gibi. 
 barometrenin ana ilkesini kefeden talyan fizik bilgini; Toricelli'ye ait veya onunla ilgili Torricellian tube barometrenin cam tb Torricellian vacuum barometre cvas zerindeki hava boluu. 
 gneten kavrulan: ok scak kzgn, ate gibi yakc. Torrid Zone Scak Kuak. torrid'ity  scaklk yakclk. 
 burma, bkme kvrma; burulma bklme, kvrlma; (mak.) burulmu tel veya cubuun eski haline dnmesini gerektiren kuvvet. torsion balance burulmal terazi. torsion meter burma lei torsion scale tel veya maden ubuklarnn burulmas ile ileyen terazi. torsional  burulma kabilinden, bklmeye ait. torsionally  burarak. 
 mezgitgillerden herhangi bir balk, (zool.) Gadidae. 
 insan gvdesi; heykel gvdesi; gdk ey. 
 (huk.) haksz muamele, haksz fiil. 
 (ah.) turta. 
 (huk.) haksz fiil isleyen kimse. 
 (tb.) kaslma sonucu boynun arplmas, boyun tutulmas. 
 bklm, reklenmi. 
 Meksika bir eit pizza, lahmacun. 
 (huk.) haksz fiil kabilinden. 
 kaplumbaa, tosbaa, (zool.) Testudo. tortoise shell baa. 
 illi evcil kedi,  renkli dii kedi. 
 eri brlk, ylankavilik. tortuously  eri br bir ekilde. 
 eri br, dolambal bkle kvrla uzayan; hileli. 
  ikence, eza, eziyet, azap, elem;  ikence etmek, eziyet etmek, azap vermek; biimini bozmak, anlamn deitirmek. 
 (o.) tori) (mim.) tam kaval; (anat.) kasta veya kemikte yuvarlak knt, yumru, kabart; (bot.) iek tablas. 
  (ng.) tutucu parti yesi;  (k. h.) tutucu Toryism  tutuculuk. 
 (ng.), (k. dili) sama. 
  atmak; havaya frlatmak; (ba) arkaya doru silkmek; teye beriye arpmak; alkalamak, alkandrmak; alkanmak; bir yandan br yana atlmak; silkinmek, sarslmak; kartrmak; tartmak; yaz tura iin paray havaya atmak;  frlatma, atma; atlma; (ba) arkaya silkme; yaz tura iin para atma; bahis. tossed salad hafife altst edilmi salata. toss down iivermek, yuvarlamak. toss off bir yudumda imek, yuvarlamak; yapvermek. toss up yaz tura iin para atmak; hazrlayvermek win the toss yaz turada kazanmak. I tossed and turned all night. Btn gece kpr kpr dndm. 
 yaz tura iin para atma; de, ans ii. 
 (-ted, -ting) (gen.) up (ile) toplamak. 
 ufak ocuk, yeni yryen ocuk; azck iki. 
   (-ed, -ing veya -led, -ling ) btn, tam tamam; top yekun;  toplam, yekun, tutar; top, hepsi;  toplamak, yekununu bulmak; tutmak, etmek; (argo) tamamen harap etmek. total abstinence alkolden kanma, Yeilayclk. total eclipse gnein tam tutulmas. total loss tam zarar. total war top yekun sava. totality  btnlk, tmlk; (astr.) ay veya gn tutulmasnn tam olduu sre. totally  tamamen btn btn. 
  totaliter, btncl;  totaliter ynetim yanls. totalitarianism  totalitercilik. 
 toplamak totaliza'tion  toplama totalizer. totalizator  at yarlarnda mterek bahisleri kaydedip toplayan hesap makinas. 
  (A.B.D.), (k. dili) tamak;  tama; yk. tote bag kadnlarn byk el antas. 
 ongun, totem: totem heykeli. totem pole totem heykeli. totemism  ongunculuk, totemizm. totemist  onguncu, toteme inanan kimse; totem uzman. 
(zam.) (k. dili) br. 
 sendelemek, yalpalamak, sallanmak totteringly  .sendeleyerek tottery  sarsak; sallantda olan. 
 tukan, (zool.) Rham phastidae. 
 dokunmak, ellemek, el srmek; temas etmek, demek; bitiik olmak; erimek; yaklamak; tesir etmek; dzeltmek; mtehasss olmak; (argo) para koparmak; (ng.), (argo) aldatmak; szn etmek, bahsetmek; yemek; (mz.) almak; (mat.) teet gemek, demek. touch at uramak. touch bottom dibe demek; (fiyat) ok dmek; (mit) suya dmek. touch down inmek. touch off patlatmak, atelemek. touch on (konuya) dokunmak, deinmek. touch one to the quick cierine ilemek, yreine tesir etmek. touch the heart of yreini yumuatmak, etkilemek. touch up retu yapmak touch wood nazar demesin diye tahtaya vurmak. He touched his hat. apkasna dokunarak selm verdi. I don't dare touch wine. araba el sremem. touch'able  dokunulur, el srlebilir. 
 dokunma, dokunu, temas, deme; bitiik olma; dokunum, dokunma duyusu; hisleri uyandrma kuvveti; koku, eni; iz; slup; (argo) kendisinden kolayca para koparlan kimse; (argo) para isteme; (mz.) tulay, dokunu; tularn direnci; (spor) ta touch and go tehlikeli durum; (konuya) yle bir dokunma. touch football zel tehizatsz oynanan bir eit Amerikan futbolu. touch needle ayar inesi; mihenk veya altn ayar inesi. a soft touch ken disinden kolayca para koparlan kimse. finishing touches tamamlayc dzeltmeler, son retular. keep in touch with temasta bulunmak, alkay devam ettirmek. the royal touch sraca hastalnn ilc farz edilen kraln el dokunuu. I felt a touch of rheumatism this morning. Bu sabah romatizma beni oyle bir yoklad. The writer has a light touch. Yazarn ho bir slubu var. 
 tehlikeli, nazik; batan savma, geliigzel, yzeysel. 
 Amerikan futbolunda gol. 
(nlem) (eksrimde) Tu! Dokundun ! Tam yerinde ! 
 eski toplarda falya delii. 
 (edat) dokunakl, ie dokunur, etkili; (edat) -e dayanarak, -e bal olarak. touchingly  dokunakl bir ekilde. 
 kna iei, (bot.) I mpatiens. 
 denekta, mihenk ta. 
 bakmadan daktilo kullanmak. touchwood  aa kav, kav. 
 alngan, abuk darlr; titiz, huysuz; abuk tutuan. touchily  alnganca. touchiness  alnganlk; titizlik. 
  kopmaz, krlmaz; sert, pek dayankl; kart; g, zor, etin; kuvvetli, eilmez; direken; bell;  klhanbeyi. tough spot kmaz. That' tough. Tough luck. Gemi olsun. Vah, vah! Pek yazk. He had the toughest beat in the city. ehrin en olayl devriyesi onun zerindeydi. tough'ish  epeyce dayankl; pikince; karta; ge. tough'ly  glkle. tough'ness  dayankllk; glk. 
 katlamak, katlatrmak; glklere altrmak. 
 (k.dili) klhanbeyi; kmaz durum, amaz. 
 kat, yein; etin; akrpene 
 ereti tepe sa, ufak peruka. 
  devir; gezi, tur, seyahat; dnya seyahati, uzun yolculuk; turne; nbet;  seyahat etmek, tur yapmak, gezintiye kmak; turneye kmak. tour of duty tayin edilen bir yerde alma sresi. tour the Continent Avrupa'y dolamak. the grand tour tahsilin tam olmas iin aristokrat ocuklarnn Avrupa'y dolamas. touring car byk ak otomobil. 
 Afrika muzculu, (zool.) Turacus fischeri. 
 helezoni ekilde havaya ykselen fiek; kasrga. 
(Fr.) stn kudret veya hner gsterisi. 
 turizm; zevk iin yaplan geziler. 
 turist. tourist agency seyahat acentesi. tourist class baz vapurlarda ikinci ve nc mevkiler arasnda yolcu mevkii, turistik mevki. 
 kymetli ta gibi kullanlan ve birok renkleri bulunan effaf bir ta. 
 yarma, turnuva; ortaada mzrak oyunu; turnuva oyunlar. 
  turnuva;  turnuvaya katlmak; mzrak oyununa katlmak. 
 kan akntsn durdurmak iin kola veya bacaa sarlan sk sarg. 
 arap sana evirmek, bozmak, kartrmak, karmakark etmek. 
 (Fr.) tespih ieinin niastal yumru kk. 
  (k. dili) mteri aramak, simsarlk etmek; oy toplamak; yar taliminde atlar gizlice gzetlemek; bahis tutan kimseye atlar hakknda nceden bilgi vermek;  yar taliminde atlar gzetleyip bahisilere nceden bilgi veren kimse; simsar 
(Fr.) derhal, hemen. 
 (Ru.) yolda. 
  yedee alp ekmek; ekmek;  yedekte ekme veya ekilme; yedekte ekilen duba; ekme halat. have in tow yedekte bulundurmak; peine takp gezdirmek. take in tow yedee almak, yedekte ekmek; himaye altna almak. tow'age  yedekte ekme; yedek creti. 
 ktk. 
 yumuak bal, uysal; yaklaan. toward'ly  (eski) uslu, uysal; uygun. 
(edat) -e doru, dorultusunda, tarafna doru; -e yakn, -e kar; iin. towards evening akama doru, akam zeri. 
 rmorkr. 
  havlu, silecek, pekir;  havlu ile kurulamak veya kurulanmak. Turkish towel kaliteli havlu. towel(l)ing  havluluk bez throw in the towel; (k.dili) pes demek. 
  kule, bur: kale, hisar;  bakalarndan yksek olmak; dikine havalanmak (ku) tower over bir dierinden daha yksek olmak. a tower of strength insana manevi kuvvet veren kimse. the Tower Londra'nn eski kalesi. water tower yksek su deposu. 
 yksek, kule gibi; ok iddetli, iddeti artan towering rage dehetli fke. 
 srma sal kimse. 
 ekme halat. 
 kasaba; ehir; ehir halk; ehrin i merkezi. town and gown tccarlar ile niversite. town clerk kasaba sicil memuru. town council belediye meclisi. town crier ehir telll. town hall belediye binas. town house ehirdeki ev; (ng.) belediye dairesi. town meeting kasabada oy kullanma hakk olan herkesin katld toplant. town talk ehir dedikodusu veya sylenti konusu, ehir havadisi. go to town ehre inmek; (argo) harl harl yapmak. on the town vakftan yardm grmekte; (argo) akrkeyf, lemde. paint the town red (argo) ok grltl elenti yapmak. 
 kasaba ile yresi ve balantlar, kaza, ile. 
 sehirli, hemeri. 
 ehir halk. 
 kanal kenarnda gemiyi eken beygirlere mahsus yedek yol. 
 kan zehirlenmesi. 
 zehir nev'inden, zehirden meydana gelmi, zehirli. toxicant   zehirli, zehirleyici, zehir meydana getiren;  zehirli madde. toxica'tion  zehirleme, zehirlenme. 
 zehirbilim, ze hirler bilgisi, toksikoloji. toxicological  zehirbilimsel. toxicologist  zehirbilim uzman. 
 toksin. 
   oyuncak; oyuncak gibi ufak ey, nemsiz ey;  elenmek, oynamak:  oyuncak gibi, kk, ufak. toy shop oyuncak dkkn. 
(ks.) trace, translated, translator, treasurer trust.
 (mim.) stun pervazl, sacaklkl 
 (o.) -lae) (anat.) ba. trabecular, trabeculate  ba gibi. 
  iz, eser, nian: azck ey, zerre, az miktar: iaret: kalnt: ormanda patika: hafif izgi;  izlemek: izini aratrp bulmak; ayrntlar ile tanmlayarak asln gstermek: izmek: dikkatle izmek veya yazmak: effaf kat zerinden kopya etmek; oymak, hakketmek: gemek. trace back asln arayp bulmak. trace out krokisini yapmak, plann izmek. trace over effaf kat zerinden kopya etmek. traces of pain ar belirtileri, hafif arlar. He traces his family back to the fifteenth century. Soyu on beinci yuzyla kadar uzanyor. No trace remains. Hi bir iz kalmad. trace'able  izlenebilir, izi bulunabilir. 
 arabann koum kay; (mak.) hareket aktarmak iin iki paray birletirip ileten ubuk. kick over the traces gemi azya almak. 
 izleyen ey veya kimse; kopya karan alet; kayp eyleri soruturma belgesi; terzi ruleti; (tb.) hastaln yerini saptamak iin vcuda zerkedilen radyoaktif izotop. tracer bullet giderken havada iz brakan kurun. 
 oyma tata yapraks ss. 
 (o.) -ae) (anat.) nefes borusu, soluk borusu; (bot.) yapraklarda bulunan ufak damar, trake. tracheal  soluk borusuna veya damara ait. tracheotomy (treykiyat'mi)  (tb.) soluk borusunu ama ameliyat. 
 (tb.) soluk borusu iltihab. 
 (tb.) trahom. 
 trahomlu. 
 (jeol.) trakit. 
 kopya etme; kopya; iz, yol. tracing paper aydinger kd, ince kopya kd. 
  iz, eser, nian; ayak veya tekerlek izi: yol: kou yolu: (spor) atletizm, koma, atlama ve atma: ray: dizi, seri;  izlemek, takip etmek; izini aramak: gemek; iz brakmak veya yapmak; iki tekerlek arasnda uzanmak (mesafe) track down izleyerek bulmak. track man (spor) koucu, atlet. track meet (spor) atletizm karlamas. track shoe kabaral ayakkab. across the tracks kenar mahallede. double track ift hatl (demir yolu) in one' tracks olduu yerde. jump the track raydan kmak; yoldan sapmak, gemek, atlamak. keep track of dikkatle izlemek; ilikiyi devam ettirmek. lose track of balanty kaybetmek, izini yitirmek. make tracks acele gitmek off the track hattan km; konudan ayrlm. on the track konuyla ilgili on the right track doru yolda. in his tracks peinde, izinde. single track tek hatl, tek ynl. singletrack mind aymazlk, gz ballk. the beaten track ok geilmi yol, ilek yol. The children tracked snow into the house. Cocuklar ayakkablaryle kar ieriye tadlar. track'er  izleyen kimse. 
 demiryolu raylar; baka kumpanyann demiryolunu kullanma hakk; bu hakk kullanmak iin verilen para. 
 izsiz, iz kalmayan; yol suz; raysz giden tracklessly  izsiz, iz brakmadan. tracklessness  izsizlik. 
 (d. y.) hat bekisi. 
 dinsel veya trel risale; bror. 
 saha, alan, arazi paras, toprak; (anat.) nahiye, blge. digestive tract sindirim sistemi. 
 sz dinler, yumuak bal, uysal; kolay ilenir, ekle girer. tractabil'ity, tractableness  yumuaklk, uysallk. tractably  uysallkla. 
 risale, bror. 
 ekilip uzar, ekilebilir. 
 ekme, ekilme; (fiz.) eki gc traction engine yk ekme lokomotifi veya traktr. traction wheel lokomotiften kuvvet alan tekerlek. in traction (tb.) askda. tractional  ekme kuvvetine ait. tractive  ekici. 
 traktr; kamyonun ofr mahalli. 
  alveri; ticaret: i, sanat, meguliyet; esnaf: pazarlk: dei toku, takas, trampa: mteriler:  alveri etmek; ticaret yapmak; i yapmak. trade agreement ticari anlama. trade discount toptanc indirimi. trade in eskisini yenisine fiyat farkyle deitirmek. trade journal mesleki mecmua. trade mark almeti farika, ticari marka. trade name ticari isim, ticaret unvan. trade off dei toku ederek elden karmak. trade on -(den.) faydalanmak. trade route ticaret yolu. trade school meslek okulu, sanat okulu. trade secret mesleki sr. trade union sendika. trade wind alize. 
 iltifat. I have a tradelast for you. Siz benim hakkmda duyduunuz bir iltifat sylerseniz, ben de size hakknzda duyduum iltifat sylerim. 
 tccar, tacir; ticaret gemisi. 
 esnaf takm. 
 dkknc, esnaf adam. 
 alveri; dei toku. trading post uygurlamam yerlerde dei toku iin kurulmu dkkn. trading stamp kr pulu, pay kuponu. 
 anane, gelenek, grenek, detler; snnet; hadis. 
 geleneksel, ananevi. traditionalism  ananeye ballk, gelenekilik. traditionally  geleneksel olarak, geleneklere gre traditionalist  ananeye bal kimse, geleneki. 
 iftira etmek, karalamak, amur atmak. 
 gidigeli, trafik, seyrsefer; alveri, ticaret, trampa, dei toku; yk miktar; yolcu adedi; i, muamele. drug traffic uyuturucu madde ticareti. traffic circle (A.B.D.) gidigeliin tek ynde olduu daire eklindeki kavak. traffic cop (k. dili) trafik polisi. traffic divider refj. traffic island ada. traffic jam trafik tkankl. traffic light trafik , trafik lambas. traffic manager trafik memuru. Let us charge what the traffic will bear. Satlabilecek en yksek fiyat koyalm. 
 (-ficked, -ficking) yolculuk yapmak. traffic in dei toku etmek; karanlk ilerle uramak. traffic with ile ilikide bulunmak. 
 kaak; karanlk ilerle uraan kimse. 
 kitre; geven, (bot.) Astragalus; zamk aac, kitre aac. 
 trajedi yazar veya aktr. tragedienne'  trajedi aktrisi. 
 facia, trajedi; felket, korkun olay. 
 facia kabilinden, facial; trajik; korkun, mthi, feci, hznl, ackl. tragic drama, trajedi. tragically  faciayla, trajik bir ekilde, feci surette. tragicalness  faciallk, ackl durum 
 hem trajedi hem komedi yn olan piyes. tragicomical  hem alatc hem gldrc. 
 Asya'ya mahsus boynuz eklinde uzantlar olan bir eit sln, (zool.) Tragopan. 
  srklemek, arkas sra yerde srklemek; izlemek; geriden izlemek, geri kalmak; ayakla ineyerek yol yapmak; srnmek; srklenmek; iz brakmak, peinde brakmak; bitki gibi yerde uzamak; izleyerek avlamak;  iz; peten, srklenen ey, kuyruk; (bir) sr, (bir) yn; top arabasnn kundak kuyruu; patika, keiyolu. trail one' coat bana bel aramak, kanmak, aramak. trail rope ekme halat. hit the trail yola koyulmak. She left a trail of broken hearts. Ardnda bir yn krk kalp brakt. 
 yol aan kimse; nc. 
 yerde surklenen ey veya kimse; srngen sap, yerde uzanan fidan; dier bir arabann ektii araba; rmork; otomobilin ektii ve iinde ev tertibat olan araba; sin gelecek programa ait filim paras. fragman trailer court ev rmorku park yeri.
 fundagillerden pembe iekli her dem taze bir bitki, (bot.) Epigaea repens. 
  tren, katar; saf; refakatiler, maiyet; yerde srnen uzun etek; silsile, takm, sra, dzenli durum; sra halinde barut; hayvan tuzaa ekmek iin sralanm yem;  altrmak, retmek, talim ettirmek; ehliletirmek; dallar kazk veya duvara balayp istenilen biime getirmek (aa veya fidan); nian almak (top); talim etmek; idare etmek; pehriz ile yara hazrlanmak; talim grmek. train dispatcher tren hareket memuru. train down zayflama rejimi yap (mak.) train oil balinadan alnan ya. train shed vagonlarn muhafaza edildii depo. train up yetitirmek, terbiye etmek. trained eye alkn gz. trained nurse diplomal hastabakc, hemire. half trained yar eitilmi. over trained luzumundan fazla ve zararl olacak derecede eitilmi. train'able  talim olunabilir, eitilebilir, altrlabilir, terbiyesi mmkn. 
 (ask.) eskiden ngiltere'de bir eit talimli redif alay. 
 talimci, terbiye edici, antrenr; top niancs; talim ua. 
 talim, terbiye, tahsil; antrenman. training camp askeri veya spor talim kamp. training seat ocuk iin eitici oturak. training ship okul gemisi. go into training antrenman yapmak. 
 demiryolu seferlerinin hesap birimi olan tren mili. 
 (k. dili) dolamak, babo gezmek. 
 hususiyet, zellik; (nad.) dokunma. 
 hain kimse, vatan haini. traitress.  hain kadn. 
 haince, hyanet kabilinden traitorously  hainlikle. traitorousness.  hainlik. 
 mermi yolu; (geom.) eri, mnhani; (astr.) yrnge. 
 (ng.),  (-med, -ming) tramvay; maden ocaklarnda raylar zerinde ileyen sandk eklinde araba;  byle arabada tamak. 
 ibriim, bkme ipek. 
  (-med, -ming) (mak.) baka eylere nispetle doru ayarlanm olma (in tram, out of tram olarak kullanlr);  doru ayarlamak. 
 (ng.) tramvay. 
 (ng.) tramvay hatt. 
  (-ed, -ing veya -led, -ling) (gen.) (o.) mnia, engel; balk tutmak iin a; ata rahvan yrmesini retmek iin kullanlan buka; ocakta tencere asks; (mak.) kollu pergel, elipsograf;  engel olmak; tuzaa drmek. 
  dalarn tesindeki: (talya'ya gre) Alplerin tesindeki; yabanc;  dalarn ve bilhassa Alplerin tesinde oturan kimse; yabanc kimse. 
  serserice dolamak; ar admlarla yrmek; yaya olarak yolculuk etmek, taban tepmek; inemek, ayak altnda inemek;  derbeder ve serseri kimse; avare gezme; ar adm ve sesi; uzun yaya gezintisi; (den.) tarifesiz ileyen yk vapuru. tramp on (upon, under foot) stne basp gemek; kt veya insafszca muamele etmek. on the tramp yerden yere dolamakta, serserilik etmekte.
  ayak altnda inemek, ayak altna almak;  ayakla ineme; ayakla ineme sesi. 
 tramplen. 
 maden ocaklarnda oluklu veya rayl hat. 
 (ng.) tramvay, tramvay hatt; maden ocaklannda hat. 
  daln, esrime, vecit hali, istirak; kendinden geme; ruhun ycelmesi;  vecit haline koymak; teshir etmek, bylemek. 
 sakin, rahat, asude; durgun, sessiz; gnl rahat tranquil'lity  skun. tranquilly  skunetle tranquilness  skunet. 
 sakinletirmek, sakinlemek, yattrmak, yatmak. tranquiliza'tion  teskin etme. 
 msekkin, yattrc ey; teskin edici ila. 
Sibirya'y kateden demiryolu. 
(nek) tesinde, an, kar tarafta, br tarafnda; arasndan; iinden; tamamen, btn btn; aprazvari.
(ks.) transaction, transitive, translator.
 yapp bitirmek, grmek (i), muamele grmek. 
 i grme; i, muamele; (o.) bir kurumun btn muamelelerini gsteren basl rapor veya kaytlar. transactional  karlnda cevap gerek tiren. transactional analysis insanlararas ilikilerin analizi. 
 Alplerin tesinde (kuzeyinde) yaayan veya bulunan (kimse veya ey) 
 Atlantik okyanusunun tesindeki; Atlantik ar; Atlantik okyanusunu geen. 
 Kafkaslarn gneyinde Azerbeycan, Grcistan ve Ermenistan' iine alan blge. 
 alc verici radyo. 
 stne kmak, faik olmak; gemek, amak; stn gelmek. transcendence, -cy  stnlk, stn gelme. 
 stn, faik; l; insan aklndan stn. transcendently  stn olarak. transcendentness  stnlk, faiklik. 
 stn, faik; (fels.) deneyst, tecrbeden stn olan; fiziktesi, doast. transcendental number esas cebir ilemleriyle temin edilemeyen say (rnein "Pi" says) transcendentalism  beer tecrbesi fevkindeki insan bilgisi esaslarn tespit eden prensip, transendentalizm. transcendentalist  bu felsefenin taraftar. 
 ktay kateden; ktann te tarafndaki. 
 kopya etmek, suret karmak; (mz.) uyarlamak. 
 ikinci nsha, suret, kopya; bir renim sresinde okunan derslerden alnan notlann resmi sureti. transcrip'tion  kopyasn karma; transkripsiyon; (mz.) uyarlay. 
 aprazvari uzanan. 
 enerjiyi bir sistemden baka bir sisteme nakleden cihaz, iletme sistemi. 
 aprazvari kesmek transec'tion  kesit. 
 (mim.) plan ha eklinde olan kilisenin iki kanad. 
 (-red, -ring) nakletmek, geirmek; devretmek, bakasna brakmak; bask ile kopya etmek; aktarma yapmak. transferable  nakli mmkn, devredilebilir, havale edilebilir. transference  nakletme, naklolunma transferor  (huk.) devreden kimse. 
 nakil, havale, transfer, geirme; devir, feragat; naklolunan veya geirilen ey; kartma; telgraf havalesi; aktarma bileti. 
 (psik.) hislerin psikolojik olarak bir bakasna ynelmesi. 
 eklini deitirmek; yceltmek. transfigura'tion  suret veya ekil deimesi; (b. h.) dada Hazreti sa'nn suretinin deimesi, tecelli. 
  (mat.) snr st (say) 
 mhlamak; sivri ula delmek; kazklamak, kaza oturtmak; hayretten dondurmak. 
 biimini deitirmek, dntrmek, tahvil etmek, nev'ini deitirmek; baka kalba sokmak; (mat.) dntrmek. 
 ekil deimesi, dnm, dntrm; kadn perukas; (gram.) dnme. 
 ekil de/gs/ tirici; (elek.) transformatr, trafo 
 (biyol.) d nmclk, ekilde/gs/imcilik 
 svy bir kaptan baka bir kaba boaltmak, svy aktarmak. transfu'sion  aktarma. blood transfusion kan nakli. 
 bozmak, ihlal etmek, inemek, aksine hareket etmek; kanuna itaatsizlik etmek; gnah ilemek; hududunu amak, haddi amak. transgressor  gnahkar kimse, tecavz eden kimse. 
 tecavz, haddi ama; ihla1; gnah, su. trans gressional  gnah ve hata kabilinden. 
(bak.) transship.
 iyi otlak iin srlerin mevsim g. 
 geici hal, geicilik. 
  geici, sreksiz; fani, kalmsz; abuk geen;  yalnz ksa zaman kalan misafir; (radyo) geici dalga veya cereyan. transiently  geici olarak. transientness  geicilik; fanilik. 
 bir eyden brne atlayan; ani hareketlerle srayan. 
 (tb.) arkasndan k vererek aydnlatmak. 
 (elek.) transistor. transistorize  transistorla tehiz etmek. 
  geme, mrur; gei; transit; (astr.) gkcisminin teleskop sahasndan gemesi; (astr.) ufak bir gkcisminin byk bir gkcismi ile dnyann arasndan gemesi; yatay ve dey alar lmeye mahsus yzlm aleti;  gemek, transit gemek; teleskop sahasndan ge irmek veya gemek. transit circle, transit instrument bir gkcisminin meridyenden geiini izleyen rasat aleti, meridyen aleti. transit compass yatay a 1meye mahsus yzlm aleti. transit duty transit gmrk resmi. transit lounge (havaalannda) transit salonu. in transit transit olarak.
 gei, intikal; gei yeri veya mddeti; balant; (mz.), eksen deiimi. transition period, transition stage gei devresi, intikal devresi. 
 geie veya deimeye ait. transitionally  deiim mddetince. 
  geme veya geirme kabiliyeti olan; (gram.) nesneli, geili;  geili fiil. transitively  geili olarak. 
 geici, sreksiz; fani, kalmsz. transitorily  geici olarak. transitoriness  geicilik; fanilik. 
 eski rdn (devleti) 
 evirmek, tercme etmek; nakletmek; bir insan lmeden ge nakletmek; dntrmek, deitirmek, tahvil etmek; tercmanlk yapmak; tercme edilmek; telgraf alarak tekrar baka yere aynen gndermek (otomatik cihaz) translatable  tercmesi mmkn, evrilebilir; dntrlebilir. 
 eviri, tercme; verden yere nakil; tahvil, tebdil. 
 tercman, evirmen, mtercim; telgraf gnderen otomatik cihaz. 
 baka dilin alfabesiyle yazmak. translitera'tion  transkripsiyon. 
 yar effaf. translucency  yar effaflk translucently  yar effaf bir ekilde. 
 ayn tesindeki. 
 denizar. 
 bir memleketten baka bir memlekete g etmek, hicret etmek; tenash etmek, slramak, gmek (ruh) 
 hicret; ruh g, ruh sramas. transmigration of a soul tenasuh, ruh g. 
 geirilmesi mmkn. transmissibil'ity  geirme imkn. 
 geirme, nakil, intikal, gnderme, iletme, tama; (mak.) transmisyon, vites. transmission dynamometer bir makina veya cihazdan geirilen kuvveti lme aleti. automatic transmission otomatik vites. transmissive  naklolunur; nakleder, iletken. 
 (ted, -ting) geirmek; gndermek, nakletmek; gemesine msaade etmek. transmitter  radyo veya televizyon verici istasyonu; nakledici cihaz; geiren kimse; iletken ey. 
 eklini deitirmek, acayip ekle sokmak. 
 da(lar)n tesindeki; Alplerin kuzeyindeki; Alplerin gneyindeki. 
cismen deiirilmesi mmkn transmutability  deime kabiliyeti, cismen degitirilme imkn. 
 tahavvl, deitirilme. 
 asln veya eklini deitirmek. 
 okyanusun tesinde bulunan, okyanus ar, transokyanus, okyanus tesi; okyanuslar aras. 
 vasistas; pencereyi yatay olarak blen kiri; apraz kiri; (den.) k yatrmas. 
 (fiz.) ses altndan ses stne geerken oluan durumlarla ilgili. 
(bak.) sonic barrier.
 eski Amu Derya tesi, Semerkant blgesi. 
 effaflk; effaf ey; a tutulunca grlebilen cam zerine yaplm resim; slayt. 
 effaf, berrak, saydam cam gibi; ak vazh, aikr. transparently  effaf olarak. transparentness, transparence  effaflk, aklk. 
 sivri aletle delmek, delip gemek. 
 terleme. 
 vaki olmak, olmak; beden veya bitki gzeneklerinden dar kmak; terlemek; nefes vermek; meydana kmak, yu bulmak, duyulmak, szmak. 
  bir yerden karp baka yere dikmek (fidan); baka yere yerletirmek; (tb.) alama iin doku eklemek;  nakletme; baka yere yerletirilen ey; baka yere yerletirme. heart transplant kalp nakli. transplanta'tion  doku nakli. 
 (elek.) radyo sinyaline cevap veren radyo vericisi. 
 kpr tesinde; Londra'da Thames nehrinin gney tarafnda. 
 askeri vasta; kendinden geme, zevk ve heyecandan lgn hale gelme; nakil, mnakalat, tanma, yerden yere gtrme; srgn olmu kimse. Ministry of Transport Ulatrma Bakanl. 
 yerden yere gtrmek, tamak, nakletmek; kendinden geirmek, 1drtmak; srgne gndermek, nefyetmek. transportable  nakli mmkn; tanabilir. 
. nakil, yerden yere tama, mnakalt, ulatrma; nakil vastas; nakil vastas bileti; tat creti; srgnlk cezas. 
 ters evirip yerini deitirmek; srasn deitirmek, takdim ve tehir etmek; (mat.) iaretini deitirerek denklemin bir tarafndan br tarafma geirmek; (mz.) aktarmak, perdesini degitirmek transposable  yeri deitirilebilir, aktarlabilir. 
 yerini degitirme; takdim ve tehir; (mat.) iaretini degitirerek denklemin bir tarafndan br tarafna geirme; tb bir uzvun olaand bir yerde bulunmas; (tb.) bir doku parasn yerinden tamamen ayrmadan kesip baka bir yere yaptrma ameliyat; (mz.) aktarma. 
 (-ped, -ping) aktarma yapmak. transshipment  aktarma. 
 baka bir cisme deitirmek; Hazreti sa'nn et ve kanna deitirmek. (Aai Rabbani'de kullanlan ekmek ve Sarab) transubstantia'tion  Katolik ve Ortodoks kiliselerinin inanna gre Aai Rabbani ayininde kullanlan ekmek ve arabn Hazreti sa'nn et ve kanna deitirilmesi. 
 szmak, ter gibi deriden szmak. transudation  sema, sznt. 
 uranyumdan daha ar olan. 
 Transval. 
  yandan yana geen, kardan karya, enine;  (geom.) bir takm hatlar kateden doru hat. 
  kardan karya, enine, aprazvari;  apraz ey; (mat.) hiperbolde enine mihver. transverse ligament (anat.) aprazvari ba. transversely  apraz olarak. 
 kadnms giyinmekten zevk alan erkek. 
 bir eit volkanik kara ta. trappean  volkanik kara ta benzeri. 
 (-ped, -ping)  sslemek, atlara ssl takm koymak;  (o.), (k. dili) eya, pl prt. 
  (-ped, -ping) tuzak, kapan, kapanca; hile, desise; koku veya gaz kmasn diye borudaki S eklinde kvrm; iki tekerlekli tek atl hafif araba; (argo) az; (o.) dans orkestrasnda vurma alglar;  tuzaa drmek; kapanca ile tutmak; engel olmak; tuzak hazrlamak; apteshane kngne kapak koymak. trap door tavanda veya yerde bulunan kapak eklinde kap. set a trap for tuzak kurmak. trapdoor spider toprakta alr kapanr kapakl yuvas olan rmcek. trap'shooting  ku gibi havaya frlatlan eyi havada vurma talimi. 
 trapez, jimnastik trapezi. trape'ziform  trapez eklinde. 
 (geom.) yamuk. 
 (geom.) ikizkenar yamuk (Bazen trapezium ve trapezoid kelimeleri ters anlamda kullanlr) trapezoi'dal  ikizkenar yamuk eklinde. 
 tuzak, krkl hayvanlar tuzakla tutmay meslek edinen avc. 
 (o.) ssl koum takm ss, tezyinat. 
 ok sk kurallar olan ve konumay bile meneden Katolik manastrda rahip. 
  erp, sprnt; al rp; plk;deersiz baya adam; avam, ayak takm; deersiz ey; artk; sama; z karlm eker kam.  erpn temizlemek; alsn rpsn ayrmak, budamak; luzumsuz diye atmak, (argo) ykmak, tahrip etmek. 
 sprnt gibi, adi, deersiz. trashiness  erp. 
 hidrolik imento yapmnda kullanlan bir eit volkanik sngerta. 
 (o.) -mata) (tb.) yara, incinme, travma; (psik.) sarsnt. traumatic  (tb.) yaraya ait, yaradan ileri gelen; sarsnt douran. 
  ar ekmek, doum agrs ekmek; zahmet ve meakkat ekmek;  doum ars; zahmet ve meakkat, iddetli ar. 
 (-ed, -ing veya -led -ling)  yolculuk etmek, seyahat etmek, gezip dolamak, yol gitmek; gemek; (mak.) hareket etmek, gidip gelmek (mil); (A.B.D.), (k. dili) hzl gitmek;  seyahat etme; (o.) yolculuk; (o.) seyahatname; hareket; (mak.) muntazam hareket; milin hareket mesafesi. travel agency seyahat acentesi. traveling salesman seyahat eden sat elaman. 
 ok seyahat etmi; seyahati dolaysyle tecrbe edinmi; ilek (yol) 
 yolcu, seyyah, gezmen; (ng.) sat eleman; (den.) halat zerinde hareket eden demir halka; zerinde halkalarn hareket ettii halat veya ubuk. traveler' check seyahat eki. commercial traveller (ng.) sat eleman. 
 bir seyahat hakknda konferans veya filim. 
   aykr, apraz;  kat eden ksm; apraz ksm; travers; (mim.) galeri; blen ey, engel; apraz izgi; kardan karya geme; gei yolu; makina ksmnn yana doru hareket sahas; (huk.) resmi red; geminin volta seyri; kestirme mesafe; kayann yzeyinden enlemesine gei;  bir yandan br yana geirmek veya gemek; ne arkaya hareket etmek; mil etrafnda dnmek; dikkatle incelemek; kar gelmek; saa sola evirmek; (huk.) iddiay reddetmek; dnmek. traverse board (den.) geminin rotasn gstermek iin kullanlan delikli tahta, rota bildiricisi. traverse circle (ask.) topun vaziyetini degitirirken top tekerleklerinin zerinde iledii demir. daire traverse sailing (den.) volta seyri. traverse survey poligon usul lme. traverse table (den.) volta cetveli; yzlm ilerinde kullanlan bir eit cetvel; (d. y.) lokomotifi bir hattan paralel baka bir hatta yanlarmasna nakleden srg. 
 travertin, rmaklardaki kireli su birikintisinden hasl olan ak sar renkli snger gibi kaya, bir eit kire ta, pamukta. 
  gln etmek maksad ile taklit etmek; hicvetmek;  gln surette taklit veya tebdil, alay, hiciv, karikatr. travesty of justice adaleti kltc olay, adli hakszlk, adaletsizlik. 
  tarak a ile balk tutmak; torba eklinde a ile deniz dibini taramak;  kayk arkasndan ekilen ok engelli olta; deniz dibini taramaya mahsus torba eklinde a. trawler  torba eklinde a ile ballk tutmak iin kullanlan gemi; bu ekilde balk tutan balk. 
 tepsi, sini; tabla; sandk blmesi. 
 hain, haince; gvenilmez, emniyet olunamaz; arkadan vuran; korkulur, tehlikeli. treacherously  haince davranarak. treacherousness  hainlik. 
 vefaszlk, hainlik, ihanet. 
 (ng.) eker pekmezi; (eski) tiryak, panzehir. 
 (trod, trodden)  ayak basmak; yrmek; ayak altnda inemek, ayakla ezmek; dans figr yapmak; iftlemek (erkek ku);  ayak bas; yry; merdiven basamann deme tahtas; tekerlein veya ayakkabnn yere temas eden ksm, lastik trtl; yumurtada i gbek. tread down ayak altnda inemek. tread on stne basmak, inemek. tread on air sevinten kendini havada uar gibi hissetmek. tread on eggs ziyadesiyle 11 davranmak. tread on one' toes birinin hislerini incitmek; bakasnn hakkna tecavz etmek. tread out ayakla ezip zn karmak. tread the boards, tread the stage aktrlk yapmak, piyeste oynamak. tread under foot ayak altnda inemek. tread on one' heels peine dmek, yakndan takip etmek. tread water el ve ayaklarn hafif hareketleriyle su iinde dik durmak. 
  pedal, ayaklk, basark;  basark ile makina iletmek. 
 ayak deirmeni; skc ve monoton i. 
 ayak deirmeninde ayakla dndrlen tekerlek. 
 hyanet, hainlik; devlete kar hainlik. high treason hkmdara kar hyanet. 
 devlete hyanet kabilinden. treasonableness  hyanet. treasonably  haince. 
  hazine, para hazinesi; biriktirilmi ey; deerli ey;  hazine ymak, para biriktirmek; ok kymetli tutmak. treasure city hazinenin bulunduu ehir; erzak depolar ve maazalar ehri. treasure house hazine dairesi. treasure hunt saklanm bir eyi bulma oyunu. treasure up aklnda tutmak. 
 haznedar, veznedar, kesedar. treasurership  haznedarlk, veznedarlk. 
 meydana karlan sahipsiz define. 
 hazine; maliye dairesi; maliye vekleti; bilgi hazinesi (kitap); byk antoloji. treasury bill ksa vadeli hazine bonosu. treasury note (A.B.D.) hazinenin kard kt para. treasury stock bir kumpanyann kendi kasasnda kalan hisse senetleri. treasury warrant maliye senedi. 
  davranmak, muamele etmek; kimyevi bir tesire maruz brakmak; tahlil etmek; tedavi etmek; konu etmek; ilemden geirmek; ikram etmek; anlama koullarn grmek;  zevk, zevk veren ey; ikram. treat of bahsetmek. treat some thing as a joke ii akaya vurmak. treat something seriously ii ciddiye almak. treat with mzakereye girimek; birine ikram etmek. I treated myself to a new dress Paraya kyp kendime yeni bir elbise aldm. 
 bilimsel inceleme, tez. 
 muamele, davranl, birine yaplan muamele; tedavi; ele al tarz. 
 antlama, muahede. treaty port zel bir antlama art ile eskiden ecnebilere ak olan liman. treaty terms antlama artlar. 
 Trabzon. 
    misli,  kat; (mz.) tiz; en tiz sese ait;  (mz.) soprano ses; soprano sesli alg veya kimse;   kat etmek,  misli artrmak. treble clef (mz.) sol anahtar trebly   misli. 
 mancnk; hassas terazi. 
 on drdnc yzyl (talyan sanat veya edebiyat bakmndan) 
  aa; (eski) daraac, armh;  aaca karmak; (k. dili) kmaza sokmak; korkudan aaca snmaya mecbur etmek. tree creeper orman trmak kuu, (zool.) Certhia. tree fern aa gibi byyen ereltiotu. tree frog, tree toad aa kurbaas. tree medick. an otu, (bot.) Medicago arborea. tree moss aa yosunu. tree of life mr aac, Tuba aac. tree pipit incirkuu, incir delen, (zool.) Anthus trivialis tree surgery hasta aalanr ksmen kesilip temizlenmesi. family tree aile eceresi. up a tree kmaza girmi, akn halde. 
 aga ,ivi, kavela. 
 yonca; (mim.) binalarda yonca eklinde ss. bird'sfoot trefoil gazel boynuzu, (bot.) Lotus corniculatus; skotu, (bot.) Ornithopus Iesser. yellow trefoil ufak yonca, (bot.) Trifolium procumbens. marsh trefoil su yoncas, (bot.) Menyanthes trifoliata. moon trefoil an otu. white trefoil leme yonca, (bot.) Trifolium repens. 
 baz bcek kozalarnda bulunan ekerli ifrazat. 
 (-ked, -king)  yk arabas ekmek; Gney Afrika'da kz arabas ile g etmek, hicret etmek; glkle gitmek;  kz arabas ile hicret veya seyahat; bir gnlk menzil. 
  bahede veya evin d tarafnda bulunan kafes ii;  kafes ii yapmak; dallarn kafese sarmak. 
  titremek; rpermek;  titreme; rperme. tremble for zerine titremek, endiede olmak. tremblingly  titreyerek. 
 heybetli; ok byk, kocaman, gayet iri; (k. dili) ok iyi, ahane. tremendously  ok. tremendousness  heybetli olu. 
 (mz.) ses veya algda titreklik, rpnt; orgda titrek ses karan jdorg. 
 titreme; rperme; sarsnt. 
 titrek, titreyen. 
 titrek, ihtizazl; rkek, korkak. tremulously  titreyerek. tremulousness  titreklik. 
  iine veya etrafna hendek veya siper kazmak; kirizma yapmak; siper kazmak; tecavz etmek;  ukur, hendek; siper. trench coat trenkot. trench foot souktan ve rutubetten hsl olup kangrene yol aan ayak rahatszl. trench mouth (tb.) toprak basilinden meydana gelen az hastal. trench on tecavz etmek; yakn gelmek. trench warfare siper harbi. 
 keskin; ac, iddetli, ezici, tesirli, kuvvetli. trenchancy  keskinlik; tesirli olma trenchantly  keskin olarak; tesirli bir ekilde. 
 eskiden sofrada kullanlan tahta tabak. 
 itah yerinde kimse. 
  ynelmek, meyletmek, temayl etmek;  temayl, meyil, eilim; yn. trendy  en son moday izleyen. 
  (-ned, -ning) (tb.) kafatasn delmeye mahsus yuvarlak cerrah testeresi; kuyu delme burgusu;  cerrah testeresi ile kafatasn delmek; (mak.) burgu ile delik amak. 
 (zool.) bir eit denizhyar. 
  (tb.) yuvarlak cerrah testeresi;  bu testere ile delmek. 
 titreme; rperme; korku, dehet. 
  tecavz etmek; bakasnn mlkne haksz olarak ayak basmak, hududu gemek; ihla1 etmek; bozmak; gnah ilemek;  bakasnn hakkna tecavz; kanuna kar gelme; gnah, su. No trespassing. Geilmez. Girilmez. 
 sa llesi, belik, bukle; uzun sa; saa benzer rg. tressed  rgl, lle 11e. 
 masa ayakl, sehpa; sehpa kpr. trestle table sehpa zerine kurulmu masa. trestlework sehpa (kpr), iskele ii. 
iskambil veya zar ls. 
(nek) ,  misli.
 tecrbe olunur, denenmesi mmkn; davas grlebilen. 
 l takm; (mz.) bilhassa birinci ile nc ve beinci notalardan ibaret ulk akort, triade; (kim.)  deerli atom. 
 (huk.) davann grlmesi, muhakeme, duruma, yarglama; tecrbe, deneme, bakma, imtihan; tecrbe olunma, denenme; imtihan kabilinden olan felaket veya keder. trial and error eitli yollar deneme; deneyerek. trial balance muhasebede zimmet ve matlup yekunlarnn mukayesesi, mizan. trial balloon halkn tepkisini renmek iin bir plan hakknda verilen nhaber. trial by jury jri heyeti tarafndan muhakeme olunma. trial jury bir davada son karar veren on iki kiilik jri heyeti. trial trip yelkenli gemi veya vapurun tecrbe seferi; tecrbe, deneme. be on trial yarglanmak, muhakemesi olmak; tecrbe edilmek, denenmek. He is a trial to his mother. Annesi iin bir ba belsdr. 
  keli ekil, gen; gnye; l grup; (mz.) ke, triangel. the eternal triangle rakip ak. 
  keli, gen eklindeki. triangularity  llk. triangularly   keli olarak. 
  genlerle blnm; gen;  gen yapmak; genlere blmek; nirengi yapmak. 
 nirengi. 
  (jeol.) Jura devrinden evvel gelen. Trias devrine ait;  Triasik devir. 
(den.) direk kulumbirleri arasndaki stralya, karanfil. 
 kabileye ait. tribalism  kabile kltr ve ilikileri. tribally  kabile seklinde. 
 (kim.)  bazl. 
 kabile, airet, oymak, soy, uyruk; ayn snftan veya ayn sanattan kimseler, grup; biyol takm, familya; dii hayvandan gelen zrriyet. tribes'man  kabileye mensup fert. 
 teknolojide cisimlerin srtnmelerini inceleyen dal. 
 (iir)  ksa heceli vezin paras. 
 mihnet, musibet; dert, keder, byk sknt. 
 mahkeme; hakim krss. 
 Roma tarihinde soylulara kar halkn setigi ve halk koruyan sulh hakimi; halk savunan kimse. tribunate, tribuneship  halkl savunan memur makam. tribunicial, -tial  bu makama ait. 
 kursu, platform, tribun. 
  vergi veren; tabi olan, baml; vergiye ait, hara olarak verilen; yardmc; bir rmaa karan (ayak);  haraca tabi hkmdar veya hkmet; rmak aya; gle dklen rmak. 
 vme, sitayi, takdir; hediye: hara, vergi, ba; hara verme mecburiyeti. 
 (gen.) up (ile) kaldrp baglamak; hisa etmek. 
 lahza, an. in a trice bir lahzada, abucak. 
  bal kas 
 (tb.) kirpiklerin ie doru dnmesi; idrarda ipliksi elyaf grlmesi, trikiyazis. 
 (o.) -nae) (tb.) triin. trichinosis  (tb.) triinoz. trichinous  triinli; triinozlu.
(nek) sa, kl 
 bitki kabuunun i zarndan kan ey (kl) 
 (tb.) sa hastal. 
  ksma blnme; insan tabiatnn beden, ruh ve can olarak  ksma ayrlmas. trichotomous   ksma ayrlm. 
  renkten ibaret,  renkli. 
  hile, oyun, desise, dolap, ey tanlk; marifet, ustalk; hokkabazlk, el abukluu; adet; garip taraf; huy, hususiyet; (bri) bir devirde oynanlan katlar; (den.) nbet;  aldatmak, hile yapmak. trick out veya up sslemek. bag of tricks bir sr yalan ve dzen; eldeki imknlar. play a trick on oyun oynamak, azizlik etmek. That'll do the trick. O iimizi grr. That child knows a trick or two! O ocuk ne kurnazdr! That cat has been up to her old tricks. O kedi yine marifetini gstermi. trick'ery  hile, hilekrlk. 
 hile kabilinden, hilekr; hner isteyen. trickishly  hile ile trickishness  hile, hilekrlk. 
  damla damla akmak veya aktmak; azar azar gelmek;  damlama; damla damla akan ey. 
 hilekr veya dzenbaz kimse. 
 tavla oyunu. 
 hile; ustalk isteyen; becerikli, usta, hnerli. trickily  hile ile. trickiness  hile; hner. 
 (fiz.)  ekseni dik olmayan alarla kesien (kristal) 
 Romallarn yemek yerken zerine uzandklar ve ortadaki masann  yann evreleyen sedir. 
  renkli bayrak; (b. h.) Fransz bayra. tricolored   renkli. 
 eskiden giyilen  kenar kalkk apka. 
 triko. 
  atall (az di leri veya kalp kapal gibi) tricuspid valve (anat.) l kapack, trikspid. 
   tekerlekli velespit;   tekerlekli velespite binmek. 
  parmakl. 
   dili gladyatr mzra; l atal olan balk zpkn; Neptnn sembol;   atall mzrak gibi,  atall. 
  dili,  knts veya ucu olan. 
  boyutlu. 
(bak.) trioecious.
(bak.) try;  gvenilir, gvene layk; saf, artlm. 
   senede bir olan,  sene sren;   senede bir olan veya  sene sren ey; nc ylldnm. triennially   senede bir. 
 tecrbe eden kimse; yarglayan kimse. 
  (anat.), (zool.) beyinden kan beinci ift sinirlere ait, trigeminusa ait;  z sinir, trigeminus. 
 l atal; e blnm. 
   nemsiz ey; az miktar, czi ey; ucuz ve adi ss eyas; pandispanya ve meyvalardan yaplan bir eit tatl; kalay ve kurun alam;  oynamak; bouna harcamak; bo eyler konumak; oyalamak, oyalanmak; aka yapmak. trifle with nem vermemek. a trifle biraz. He is not a man to trifle with. O hafiften alnacak bir kimse deildir. Don't trifle with your health. Shhatinizle oynamayn. 
 ehemmiyetsiz, ufak, czi, az; sathi; her eyi ehemmiyetsiz gibi karlayan; deersiz, ie yaramaz. triflingness  ehemmiyetsizlik. triflingly  nemsiz olarak. 
 (yakn, orta ve uzak mesafeler iin)  ayr ksm olan (gzlk) trifocals   ksml gzlk. 
 (bot.)  yaprakl, yaprak gibi  ksm olan;  yaprak olan (yaprak); (mim.)  yaprakl. 
 (bot.)  yaprak olan (yaprak) 
 (bot.) yonca, tirfil. 
 (o.) -ria) (mim.) byk kiliselerin yan galerilerinden biri. 
  ksml,  ekli olan;  ekilden ibaret. 
 l atal  ksma ayrlm. 
  (-ged, -ging) k, temiz giyimli; salam dayankl sk; gvenilir; canl cvl cvl;  out veya up (ile) klatrmak; gzelletirmek. 
  (-ged, -ging) takoz, kstek;  altna takoz koyarak hareketine mni olmak; frenlemek. 
(ks.) trigonometry.
  l; (anat.), (zool.) trigeminusa ait;  trigeminus. 
  tfek tetii; (mak.) zemberei serbest brakmaya mahsus cihaz; drt;  balatmak. trigger man (A.B.D.), (argo) cinayet ilemeyi zerine alan gangster. quick on the trigger eli tetikte; hazrcevap, kafas abuk iler. 
 otira (zool.) Balistes capriscus. 
 (A.B.D.), (argo) nemsiz sebeplerle silah kullanan. 
 Yunan mimarisinde Dorik frizlerde fasla ile sralanan dey  yivli ta levha, triglif. triglyph'ic(al)  byle levhaya ait. 
 Zodyak'n drtte biri;  keli bir eit enk. 
  keli; kristalde  katmerli simetriye ait. 
 trigonometri. trigonomet'ric(al)  trigonometriye ait. trigonomet'rically  trigonometrik olarak. 
 tek ses karan  harf. 
  yzl,  yanl, tek noktada birleen  yzl (cisim), trihedron.  (geom.) bir noktada birleen  dzlemden husule gelen sekil. 
 (bot.)  ift yaprak olan. 
  yanl,  kenarl,  ynl. 
  hattan ibaret,  hatta ait. 
  dilde ifade olunan; u dil konuan,  dilli. 
   harften ibaret (kelime) 
  sesi titremek veya titretmek; titrek ses ile sylemek veya terennm etmek;  sesin titremesi; (mz.) titrek ses; ''r'' sesinin titretilerek sylenmesi. 
 ingiliz sistemine gre 18. sfrl, Amerikan ve Fransz sistemine gre 12 sfrl rakam, trilyon. 
 bir iek etrafnda u yapra olan fidan, trilyum. 
  loplu,  ksml. 
 bedeninde  blme bulunan ve imdi soylar tkenmi olan deniz bcekleri takmndan bir hayvan. 
  gzl,  hcreli. 
 l eser, triloji. 
 (-mer, -mest),  (-med, -ming),  temiz ve yakkl, biimli, k;  budamak, krkmak, kesip dzeltmek; sslemek; temizleyip nizama koymak; (den.) yk dzgn istif ederek gemiyi denk etmek; yelkenleri rzgra gre dzeltmek; (hav.) ayar etmek; (k. dili) yenmek, bozmak; aldatmak; azarlamak; (den.) denk olmak; iki parti arasnda her ikisine de taraftar grnmek;  nizam intizam; hal, vaziyet; ss; artk; (den.) geminin dengi; kyafet, klk; (mim.) .binann i tarafnda bulunan sve gibi hafif tahtalar. trim by the bow (den.) gemiyi ba kndan daha fazla suya batacak ekilde denkletirmek. trim one' sails ayan denk almak. in good trim iyi halde veya vaziyette; denk, oranl (gemi) out of trim fena vaziyette; idmansz; dengi bozuk (gemi, uak) trim'ly  biimli olarak. trim'ness  biimli olu. 
 birbirine benzer  ksm olan; (bot.)  klsml (iek); (biyol.)  eklemli. 
  aylk mddet. 
   cz (tef'ile)(den.) ibaret (msra) 
 ssleyen kimse, dzenleyici kimse; yac, dalkavuk; bir eit yap kirii. 
 ssleme; ssleyici ey; garnitr; (o.) krpnt; (k. dili) malubiyet, dayak. 
 ayda bir (olan) 
 (biyol.) ayn trde  eklin bulunmas. trimorphic, trimorphous   ekilli. 
   kat ul,  kere yaplan;  l takm; (b. h.) teslis. 
Trinidad ve Tobago. 
  teslis prensibine ait;  teslis prensibine inanan kimse. Trinitarianism  teslis prensibini kabul eden mezhep. 
 nitrat ile toluenden mrekkep kuvvetli bir patlayc madde, (ks.) (T.)N. (T.) 
 l, l birlik; (b. h.), (ilah.) teslis; teslisi temsil eden simge. 
 yzk veya dume gibi ufak sus; kymetsiz ey, oyuncak, biblo. 
 (bot.)  dm veya eklemi olan. 
  (mat.)  terimli; (biyol.)  kelimeli ismi olan,  (mat.) + veya iaretiyle birlemi  terimli ifade; (biyol.)  kelimeli isim. 
 l takm; (mz.) 1, triyo. 
 (bot.) ayn trn deiik bitkilerinde erkek ile dii ve hnsa iekleri olan. 
 bir eit sekiz msral iir ktas. 
 (kim.) iinde  oksijen atomu bulunan oksit. 
 ksa seyahat veya yolculuk; tur; srme, elme, ayak taklmas; seirtme; (mak.) kastanyola, durdurucu tertibat; hata, yanl; (argo) uyuturucu madde kullanma ve bunun tesiri. trip hammer otomatik demir ekici. round trip gidi dn. take a trip seyahat etmek; (argo) uyuturucu madde kullanmak. 
 (-ped, -ping) srmek, elmek, selme takmak; hafif hafif veya sekerek yrmek, sekmek, sramak, seirtmek; yanlmak, hata yapmak; (mak.) almak, zlmek, boalmak, engeli kaldrp serbest brakmak, harekete geirmek; (nad.) yolculuk etmek; hatasn ortaya karmak; (eski) havada gezer gibi dans etmek; (den.) dipten ayrmak; (argo) uyuturucu madde tesirinde olmak. trip up elme takmak; yalann yakalamak trip the light fantastic dans etmek. 
  ksma ayrlm;  ksmdan veya kopyadan ibaret;  taraf arasnda yaplm. triparti'tion   paraya blnme. 
 ikembe; (k. dili) sama, manasz veya deersiz ey. 
 (bot.) iei  yaprakl. 
 (elek.)  fazl. 
 bir hecede birlemi  nl. triphthon'gal  bir ses karan birleik  nl kabilinden. 
 (bot.)  dereceli tys. 
 st ste  kanatl uak. 
    kat,  misli, l;   misli yapmak veya olmak;  (beysbol)  kalelik bir top vuruu. Triple Alliance. ler ittifak. tripleexpansion engine  genilemeli makina. triple measure, triple time (mz.)  vurgulu tempo. triple threat (A.B.D.), (k. dili)  sahada hnerli kimse. 
  eyden ibaret takm; (iir)  msral kafiyeli iir paras; (mz.) triolet, lem; zlerden biri. 
   ksmdan mrekkep,  kat;   daireli ev. 
  kat etmek;  kopyasn karmak. triplica'tion   kat etme veya olma. 
   kat,  misli; kopyadan ibaret;  l kopya; ayn cinsten  ey. in triplicate  kopya olarak. 
  kat veya  misli olma; l takm. 
  ayakl sehpa; fotoraf sehpas. tripodal  sehpaya benzer. 
 Trablusgarp; Trablusam; (k. h.) Trablus ta, cil iin kullanlan alta. 
 Trablusgarp lkesi. 
 Cambridge niversitesinde eref payesi imtihan. 
 seyahat eden kimse; (ng.), (k. dili) turist; (mak.) kastanyola. 
  evik, kvrak; hafif admlarla yryen;  hafif ve evik admlarla yrme; hafif bir dans. trippingly  sekerek. 
 (kim.) triptan. 
  kanatl resim;  kere katlanan yaz levhas. 
  tarafl,  keli. 
  sra krekleri olan eski sava gemisi, kadrga. 
  ksma blmek; (geom.)  eit ksma ayrmak. trisec'tion  (geom.)  eit ksma ayrma. 
  sra olarak tertip edilmi. 
 (tb.) cene kilitlenmesi. trismic  ene kilitlenmesi ile ilgili. 
 (bot.)  tohumlu. 
 (Fr.) kederli, ackl. 
 (Fr.) keder. 
 (eski) kederli zntl. tristfully  kederle. 
  satrl. 
 (bot.)  stilli. 
  heceli kelime. trisyllab'ic   heceden ibaret. 
 herkese bilinen, basmakalp, malum; adi; bayatlam, eskimi. trite'ly  adi bir ekilde. triteness  adilik. 
  uknumun  ayr tanr olduuna dair itikat. tritheist  byle bir inancl olan kimse. tritheis'(tic.)(al)  bu itikat kabilinden. 
 (Yu.) (mit.) yars adam yars balk olan deniz mabudu; (k. h.), (zool.) boru eklinde bir eit deniz salyangozu veya bunun kabuu. 
  ezip toz etmek, tmek; dvmek;  ezilip toz haline getirilmi madde. triturable  ezilip toz haline getirilir. tritura'tion  ince tme, toz halinde ezme; toz haline getirilmi madde. 
  zafer alay; zafer, baar, muvaffakiyet, galebe; zafer sevinci;  zafer kazanmak muzaffer olmak, galip gelmek, yenmek; iftihar etmek, vnmek; zafer merasimi yapmak. 
 zafere ait, zafer kabilinden. triumphal arch zafer tak. triumphal column zafer abidesi, zafer stunu. 
 muzaffer, galip; iftihar eden; zaterli; vnen. triumphantly  muzafferane. 
 (o.) -virs, -viri) en yksek hkmet mevkiini eit olarak elde tutan  devlet bakanndan biri. triumvirate   kiinin bir arada devlet bakan olmas, triumvirlik; ler grubu. 
 (ilah.) birde  olan (teslis iin) triu'nity  birde  olma. 
 (kim.)  deerli. 
 sofrada scak tabak altna konulan ayakl madeni tepsi nihale; ayak destek. 
 (o.) deersiz eyler. 
 sama, abes; czi, nemsiz, ehemmiyetsiz. trivial'ity, trivialness  samalk, ehemmiyetsizlik. trivially  nemsiz olarak. 
 ortaa niversitelerinde ilk drt seneyi tekil eden dilbilgisi ile belgat ve mantk. 
   haftada bir veya haftada  kere (olan veya kan) 
(sonek) (or ekiyle biten baz isimlerin (diil.) sekli: aviatrix, executrix)
 (tb.) vcudun su toplam yerinden svy ekmeye mahsus cerrah aleti, trokar. 
  biri uzun ve biri ksa iki heceli iir vezni eidinden;  byle vezin veya msra. 
 tekerlee benzer. 
 (anat.) uyluk kemiinin kalada olan yumru ba, trokanter, trohanter; (zool.) bcek bacann ikinci mafsal. 
(bak.) trocar.
 yuvarlak ve yass hap. 
 (siir) biri uzun ve biri ksa iki heceli vezin. 
 (o.) -li) bir eit yamurkuu; bir eit tleen. 
 (anat.) makara, troklea. troclear  troklea ile ilgili. 
 (geom.) tekerlenme erisi, yuvarlanma erisi: (anat.) dner eklem. trochoi'dal  tekerlek gibi. trochoi'dally  tekerlek gibi dnerek. 
(bak.) tread. 
 maarada oturan kimse; keye ekilmi veya mnzevi kimse; (zool.) insana benzer maymun. 
 Rusya'da kullanlan yan yana koulmu  atl kzak veya araba; l ynetim. 
  Truva ehrine veya ahalisine ait;  Truval. Trojan horse Truva at. Trojan War Truva sava. like a Trojan ok ahkan; yiit ve cesur. 
  su iinde olta srkleyerek balk tutmak; birbirini takip eden birka sesle ark sylemek; yksek sesle veya serbeste ark okumak; dndrmek;  bir ii tekrar tekrar yapma; birbirini takip eden seslerle sylenen sark, nakarat, tekrar; olta inesine yakn taklp frldak gibi dnen yem. 
 magaralarda veya tepelerde bulunduu farzolunan dev veya cce. 
 tramvay, tramvay arabas; tramvay arabasna elektrik cereyan veren kol; yk boaltmak iin gvdesi kaldrlp indirilen araba; asma yk arabas. trolley bus troleybs. trolley car tramvay arabas. trolley man  vatman veya tramvay biletisi. trolley pole ar. off its trolley artan km, boynuzlar km. off his trolley kdili. kafadan atlak. 
 pasakl kadn; fahie orospu. 
 (mz.) trombon. 
 (mad.) silindir eklinde dner kalbur. 
 (mad.) demirci ocana hava cereyan veren bir cihaz. 
(Fr.), (gz. san.) gz aldatc olduu kadar hakikate uyan yal boya resim. 
  kme, sr; blk, tabur, alay; cemaat, gruh: (gen.) (o.) asker; svari bl;  sr halinde toplanmak; ileri yry yapmak; kme veya sr halinde toplamak. troop away yry yapmak, ilerlemek, gitmek. troop carrier asker tayc uak veya zrhl araba. troop off gitmek, gidivermek. troop the colors ngiltere'de asker saflar nnde bayrak ile bando geirme merasimi yapmak. 
 svari askeri veya atl; asker gemisi; atl polis; il jandarmas. swear like a trooper ok ar szlerle svp saymak, azn bozmak. 
 asker gemisi. 
 (bot.) bir eit Latin iei. 
 kon san mecaz, kinaye; metne ilave . 
 (biyol.) besinsel. 
(nek) beslenmeye ait.
 hatra, anda, yadigr, bergzar; kupa; ganimet; (mim.) bir silh takmn gsteren bina ss. 
  (cor.) dnence, tropika; (o.) tropikal kuak;  tropikal. Tropic of Cancer Yenge dnencesi. Tropic of Capricorn. Olak dnencesi. tropical  tropikal; mecazi, kinaye kabilinden. 
 (biyol.) dogrulum 
 konuma veya yazda mecaz kullanma; bunun zerine yazlm risale. 
 troposfer. 
 (-ted, -ting)  trs gitmek; komak; hzl yrmek:  trs: hzl gidi, kou: (k. dili) yabanc dil derslerinde gizli olarak kullanlan tercme kitab: (o.) (k. dili) ishal. trot out (k. dili) gze girmek iin bir ey gstermek. trot'ter  trs giden kou at; (k. dili) paa. 
 sadakat ballk: hakikat, doruluk: nianlanma. plight one' troth sadakat yemini etmek.
 (ask.) . atl askerlere kar savunma arac olarak kullanlan ve ortasna sivri kazk akl konik ukur. 
 Fransa ve talya'da on bir ile on nc yzyllar arasnda saz airi, k, ozan. 
 rahatsz etmek, tedirgin etmek, zahmet vermek, cann skmak; kartrmak, altst etmek, bulandrmak: skmak: ban artmak, eziyet vermek; zahmet etmek; stnde durmak, dikkat etmek; zlmek, te1a1anmak. Don't trouble yourself. Zahmete girmeyin. feel (veya) be troubled zlmek, merak etmek. Her deafness troubles her. Sarl cann skyor. May I trouble you for the salt? Tuzu verebilir misiniz ? Sorry to trouble you. Size zahmet verdiim iin zr dilerim. Size zahmet oldu. The principal can't be troubled with a11 the petty problems. Mdr ufak tefek meselelerle megul olamaz. 
 zahmet, sknt, zg, znt, strap, dert, keder, bel; skntl ey, mesele; rahatszlk, hastalk. (ask.) for trouble. bela aramak, bela satn almak. digestive troubles sindirim bozukluu, hazlmszlk. get into trouble belaya atmak, ba belaya girmek. in trouble ba belada; (k. dili) evlenmeden gebe kalm. take trouble zahmete katlanmak, zahmet etmek: dikkat etmek. Trouble in the neighboring country closed the border. Komu memlekette kan karklk snrn kapanmasna sebep oldu. trouble spot sknt veren yer, sk sk arzalanan ksm. What' the trouble? Ne var? Derdin ne? Mesele nedir? 
 tedirgin, zgn: merakl. troubled waters bulank sular: dzensizlik, sknt. 
 mesele karan kimse: ba belas. 
 aksaklklar saptayp zmleyen kimse. 
 zahmetli, skntl, zgl, bell, zntl; ba belas, musibet, rahat vermez. troublesomely  zahmetli olarak. troublesomeness  zahmetlilik. 
 kark, g, slkntl. 
 tekne, yalak: oluk: iki dalga arasndaki ukur; uurum. low pressure trough alak basnl dar ve uzun hava sahas. 
 dvmek, dayak atmak, cezalandrmak; (k. dili) yenilgiye uratmak. 
 trup. trou'per  trup uyesi; tecrbeli oyuncu. 
 (o.) pantolon pair of trousers pantolon. 
 gelin eyas, eyiz, cihaz. 
 alabalk, (zool.) Salmo. brook trout dere alabal, (zool.) Salmo fontinalis. lake trout gl alas, (zool.) Salvelinus namaycush, (zool.) Salmo lacustris. sea trout deniz alas, (zool.) Salmo trutta. 
 ortaada Fransa'da epik air. 
 define, hazine. 
 (huk.) zaptolunan bir mal geri almak iin alan dava, istirdat davas. 
 (eski) zannetmek, sanmak; dnmek; inanmak 
  mala, srg; fidanlar skmeye veya dikmeye mahsus el krei;  mala ile svamak, malalamak. 
 kuyumcularn kulland tart sistemi. troy weight kuyumcu tarts. 
 Truva. 
 okul kaknl, dersi asma. 
   okul kaa;  kaak, firari; aylak;  okul veya vazifeden kamak, asmak. truant officer (A.B.D.) okul kaaklar ile megul olan memur. 
 atekes, mtareke anlama; ara, fasla. 
  kamyon, yk arabas; domuz arabas; iki tekerlekli el arabas; ar yk vagonu; (ng.) tablal yk vagonu; tekerlekli ereve;  el arabas veya kamyon ile yk tamak; kamyon kullanmak; (A.B.D.), (argo) yrmek, gitmek. 
  mbadele etmek, dei toku etmek, trampa etmek takas etmek;  mbadele, dei toku takas, trampa; (k. dili) sprnt, pl prt: nemsiz eyler; (A.B.D.) bostanda yetitirilen meyva ve sebze; (k. dili) iliki. truck farm bostan. truck farming bostanclk. 
 yk nakletme bedeli; el arabas veya kamyon ile yk tama. 
 yk arabacl: dei toku; bostanclk. 
  to (ile) kendini alaltp tabi olmak, yaltaklanmak;  ufak tekerlek; (leh.) alr kapanr karyolann altna itilen tekerlekli yatak. 
 yk arabacs, kamyoncu. 
 vahi, hain ve merhametsiz, gaddar, zalim; insafsz, ykc. truculence, -cy  vahilik, hainlik. truculently  gaddarca. 
  zahmetle yrmek, yorgunlukla yrmek;  zahmetli yry. 
 trudgen stroke kulalama yz. 
   hakiki sahi, gerek, doru; halis, katksz, som, safi; sadk, samimi, iten; tam, aym; asl; meru;  doru olarak, hakikaten, gerekten; doru;  dorultmak, dzeltmek, tam eklini vermek. true bill muhakeme lzumu karar. true-false test "doru', veya "yanl" diye cevaplandrlan test. true horizon deniz yzeyi ile paralel olan hakiki ufuk. come true doru kmak, gereklemek. in true doru ileyen, merkeze uygun. 
 sadakat belirtisi saylan mavi renk. 
 pek sadk, sznn eri. 
 doutan, hakiki. 
 sadk, hakikatl. 
 sevgili. 
 domalan, yermantar, (bot.) Tuber; domuz ara. 
 herkese bilinen hakikat, bellilik, apaklk, doruluu kabul edilmi nerme. 
 (eski) pasakl kadn; fahie, orospu. 
 hakikaten, gerekten, dorulukla, sadakatle, samimiyetle; tamamen, doru olarak; kanunen. 
 (iir) boru; boru sesi.
  koz; (k. dili) iyi adam:  koz oynamak: koz oynayarak almak. trump card koz. trump up uydurmak, icat etmek. play one,  trump card kozunu oynamak. 
 gsterili fakat deersiz ey, kymetsiz ss; sama: hile. 
  (mz.) boru, alg borusu; borazan; boru sesi;  boru alarak iln etmek; ilan etmek, yaymak; boru gibi ses karmak. trumpet call boru sesi ile arma. trumpet creeper borulu hanmeli, (bot.) Campsis radicans. a flourish of trumpets boru sesleri. blow one' own trumpet kendi borusunu almak, kendi kendinin reklamn yapmak, vnmek. ear trumpet kulak borusu. speakin'g trumpet az borusu, megafon. 
 boru alan kimse, borazan; ilan eden kimse, telll. trumpeter swan borazan kuu, (zool.) Psophidae. 
 ucunu veya tepesini kesmek;  tepesi kesik; (bot.) tepesi kesik gibi (yaprak), gdk. truncated  kesik yass. truncated pyramid keisk piramid. truncation  ucunu veya tepesini kesme; kesik ey. 
  ksa ve kaln sopa, omak, matrak; asa; (ng.) cop;  sopa ile dvmek, coplamak. 
  ufak tekerlek; tekerlek sesi;  domuz arabas ile tamak; yuvarlamak (ember) trundle bed alr kapanr karyolann altna itilebilen tekerlekli yatak. 
  gvde, beden; sandk; otomobil bagaj; ana hat; (zool.) hortum: madeni veya aa oluk veya knk; (den.) yolcu kamarasnn gverteden yksek ksm, mezarna; (o.) erkek mayosu; (mim.) stun bedeni;  demiryolu veya telgraf ana hattna ait. trunk call ehirleraras telefon. trunk engine pistonu boru eklinde olan istim makinas. trunk hose eski zamanlarda giyilen bir eit alvar. trunk line demir yolu veya telgraf ana hatt. trunk nail iri ve ssl bal ivi. trunk road ana yol. trunk room sandk odas. 
 top muylusu. 
  ftk ba, kask ba; kiri, destek, makas, dayak, genlerden oluan takviye iskeleti; kuru ot veya saman demeti; balam, demet; (den.) byk serenin orta yerini diree balayan demir ember;  tavuu piirmeden nce kanadn krp balamak; destek koymak; skca balamak. truss bridge makas kirileriyle desteklenen kpr. truss up balamak, iple balamak. truss'ing  genli takviye sistemi. 
  itimat, gven, emniyet; tevekkl; mit; gvenilen ahs veya ey; emanet; kredi; mutemetlik; trst;  gvenmek itimat etmek emniyet etmek: gvenerek vermek, teslim etmek, emanet etmek: inanmak: tevekkl etmek; kredi vermek. trust company trst irketi. trust deed (huk.) vekletname. trust fund tesis paras, vakf para. Trust Territory Birlemi Milletler adna byk bir memleket tarafndan idare edilen blge, manda altndaki blge. in trust himayesinde, gzetiminde. on trust gvenle, emniyetle. trust in gvenmek. trust to -e dayanmak; itimat etmek; emanet etmek. trust with emanet etmek, teslim etmek. trustingly  itimatla, gvenerek. trust'less  gvenilmez, yalan. We'll see you soon, we trust. nallah yaknda grrz. 
 (A.B.D.) (k. dili) trst bozmaya alan kimse.
  vekil, mutemet, yeddiemin, mtevelli;  mutemede mal teslim etmek. trusteeship  vekillik; Birlemi Milletler adna bir blgenin idaresi. 
 gvenen, itimat kabilinden, abuk inanlr. trustfully  gvenle. trustfulness  gvenlilik. 
 itimada lyk, gvenilir. trustworthiness  gvenilirlik. 
  gvenilir, sadk, emin;  gvenilir kimse; gven uyandrdndan dolay kendisine baz zel haklar tannan mahpus. trustily  gvenilir surette. trustiness  gvenilir hal. 
 hakikat, gereklik, gerek, doruluk, shhat; hak; sadakat, iten ballk, samimiyet, vefa; aslna uygunluk, hakikilik; drstlk. gospel truth mutlak hakikat. in truth hakikaten, gerekten. of a truth gerekten, filvaki. 
 doru szl, doru, samimi; gerek. truthfully  doru olarak; hakikaten, gerekten. truthfulness  doruluk, gereklik. 
 gereksiz hakikatsiz; yalanc. 
  uramak, almak; teebbs etmek, kalkmak; denemek, tecrbe etmek, imtihan etmek, snamak; aratrmak, tefti etmek, tetkik etmek, tahkik etmek; (huk.) yarglamak, muhakeme etmek, davasn grmek; yormak; eritmek; artmak; tasfiye etmek;  alma, urama; deneme, tecrbe. try for elde etmeye almak. try on prova etmek, giyip denemek. try out birisinin kabiliyetini denemek. try square ayarl gnye. Just try and catch me ! kd.ili Haydi, yakala bakalm ! try conclusions with ile boy lmek. try one' hand at denemek, el atmak. Try try again. Sebat et.
 yorucu, sabr tketici, sinirlendirici, skc. 
 kabiliyet denemesi, deneme. 
 (zool.) tripanazoma. 
 (den.) yan yelken. 
 buluma sz, randevu; buluma yeri. 
(bak.) czar.
ee, (zool.) Glossina mor sitans, Glossina palpalis. 
 tirt. 
 denizalt yer sarsntsndan ileri gelen byk dalga. 
(Lat.) sen de (hasm ayn su ile itham etmek iin kullanlr) 
bayku t. 
  (-bed, -bing) yarm f, tekne yayk; bir yayn alabildii miktar; banyo kveti; (k. dili) tekne;  f iine dikmek veya koymak; teknede ykamak. tub'bable  ykanabilir. tub'ful  tekne dolusu.
 byk ve kaln sesli bir alg borusu, tuba. 
 boruya ait; (anat.) dlyata borusuna ait. tubal pregnancy d gebelik. 
 f gibi; iman ve bodur, bdk; nlamasz, bouk. 
  boru, tp; (bot.) iein boru gibi olan ksm; boru eklinde ey; yeralt demiryolu veya tneli; (argo) televizyon;  boru koymak, boru demek; boru iine koymak. bronchial tubes bronlar. pneumatic tube tazyikli hava ile iinden mektup gnderilen boru. tube pan ii borulu pasta tenceresi. 
 i lastii olmayan. 
 yumru kk; (anat.) ufak ur. 
 tmsecik, tberkl; (bot.) kk yumru, yumrucuk; (tb.) ufak ur, kabarck, i. tuber'cular  yumrulu; tberklozlu, tberkloza zg. tuber'culous.  verem kabilinden, tberklozlu. tuber'culate(d)  urlu, yumrulu.
 tberklin.
 tberkloz, verem, (colloq.) ince hastalk. 
 smblteber, (bot.) Polianthes tuberosa. 
 kabarck veya urlarla kapl; (anat.) tmsekli; (bot.) yumrulu. tuberosity  urluluk; kabarck, ur, yumru; (anat.) sinir veya eklemin kemie baland yerde bulunan kemik knts, prtk. 
 boru takm, borular; boru yapmaya mahsus madde; boru eklinde dokunmu kuma; tp veya boru yapma. 
 boru eklindeki; borulu; boru sesi gibi. tubulous  boru eklindeki; borulu. 
 ufak tp. 
  iine tkmak, iine sokmak, altna kvrmak; kat kat edip kltmek; sktrvermek, tkmak; stn rtp etrafn tkmak; kat yapmak;  elbise krmas; geminin k kuruzu; (ng.), (argo) yemek. tuck away (veya) in (ng.), (k. dili) itahla yemek, tka basa doldurmak. tuck oneself in bed yataa girip yorgann kenarn iltenin altna sktrmak tucker  tkan veya sktran ey veya kimse; plise makinas; eski zaman kadnlarnn giydii dantel veya muslin yelek; omuz atks, al.
 (k. dili) yormak. tucker out yormak, bezdirmek, bktrmak. 
 (ng.) ekerci dkkn, pastane. 
(sonek) -lik (Latince sfatlardan isim yapmnda kullanlr: fortitude, latitude) 
  Tudor, ngiltere'de 1485-1603 senelerinde saltanat sren hanedan;  Tudor hanedanma ait. Tudor flower ngiliz gotik sanatnda kullanlan  yaprakl iek. Tudor style Tudor slubu, ngiliz Rnesans slubu. 
 sal (ks.) Tues. 
 sngerta; rmak veya kaynaklarda oluan bir eit kireta. 
 sngerta veya kireta kabilinden. 
 sngerta. 
  kme, bek, top; tepe, sorgu; pskl;  kmelemek, demet demet yapmak: pskl ile sslemek. tuft'ed  kmeli; tepeli. tuft'y  perem gibi pskl pskl veya kme kme olan, bek bek. 
.  kuvvetle ekmek; ekmek, ekelemek;  kuvvetli eki, byk gayret; rmorkr; koum kay. tug boat  rmorkr. tug of war halat ekme oyunu; iddetli rekabet. 
 okul taksiti; retim 
 (tb.) kemirgenlerden insanlara geen ateli bir hastalk, tularemi. 
 lle, lle fidan. tulip root baz tahllarn sapna arz olan bir hastalk. tulip tree aa llesi, (bot.) Liriodendron tulpifera; lle aac. white tulip tlbent llesi, (bot.) Tulipa stellata. 
 lle yetitirrneye ar merak. 
 tl, ipek brmck. 
  dmek, yklmak, devrilmek; yuvarlanmak; acele ve dikkatsizce yrmek; takla atmak; kartrmak, altst etmek; rselemek; ykmak, devirmek, yuvarlamak, drmek; cila makinasnda yuvarlayp temizlemek;  d, yuvarlanma; taklak; (A.B.D.), (k. dili) frsat. tumble in yuvarlanr gibi girmek, cumburlop dmek, iine dmek; yataa girmek. tumble out of bed yataktan frlamak. tumble to (k. dili) anlamak. tumble up abucak gverteye kmak. all in a tumble tamamen altst. 
 bokbcei. 
 yklacak gibi, yklmak zere, yar ykk. 
 su barda; taklak gvercin, uarken takla atan gvercin; emniyet kilidinde hareketli ksm; tabancada tetik ile hareket ettirilen bir ksm; hacyatmaz. 
 horozibii, yabani kadife iei, (bot.) Amaranthus. 
 cambazlk; taklak; gvercinin uarken taklak atmas. tumbling barrel, tumbling box parlatmaya mahsus dner varil. 
 ifti arabas, kan; Fransz ihtilli zamannda sulular idam yerine gtrmek iin kullanlan araba; eskiden suya batrmak maksad ile stne sulu kadnlar baladklar tekerlekli iskemle. 
 imek, iirmek; kabarmak, kabartmak. tumefa'cient  (tb.) iiren, ilik meydana getiren. tumefac'tion  kabart, i; ime, kabarma, iirme. 
 imi, ikin, kabarm; kntl; mbalaal, tantanal, debdebeli. 
 i, yumru, ur, tmr; (eski) mbala. 
 grlt, karklk, kargaalk, kargaa; heyecan. tumultuary  grltl, patrtl, kargaal. 
 dzensiz; grltl, patrtl, kargaal. tumultuously  dzensizce. tumultuousness  kargaalk. 
 (o.), -li) hyk; ounlukla mezar zerindeki toprak yn. tumular  yn eklinde. tumulous, tumulose  tepeleri ok. 
  (-ned, -ning) byk f; takriben 950 litrelik sv ls; biraclann mayalama teknesi;  flamak, byk fya doldurmak. 
 tonbal, orkinos, istavrit azman, (zool.) Thunnus. 
 akort edilebilir, ayarlana bilir, dzeltilebilir. 
 tundura. 
  beste, hava, name; ahenk, dzen; akort; hal, miza;  akort etmek, ahenk vermek; ahenkle almak; dzen vermek; ahenkli olmak, sesi uymak. tune down sesi bastrmak. tune in belirli bir istasyonu amak. tune out istasyonu dzeltmek. tune up salglar akort etmek; ayarlamak. change one' tune az deitirmek. in tune akortlu. out of tune akortsuz; ahenksiz, dzensiz. to the tune of bestesiyle; meblana kadar. 
 ayarlama. 
 ahenkli, ho sesli, nameli. tunefully  ahenkle. tunefulness  ho seslilik. 
 ahenksiz, namesiz, makamsz; sessiz, mziksiz. 
 akortu; amplifikatr ve hoparlr olmayan radyo; ayarlayc alet. 
tung ya, boyalarda kullanlan bir eit ya. 
 tungsten, volfram. tungsten lamp teli tungstenden olan ampul. tungstic  tungstenli. 
 Dou Sibirya'da yaayan Mool rkndan biri, Tunguz. 
 eski Yunan ve Romallarn kollu veya kolsuz ve dizlere kadar inen gmlek veya entarisi; tnik; (ask.) gnlk asker ceketi; (zool.) gmlek, klf, zar; (anat.) tabaka, klf. tunicate(d)  zarl, tabakal. 
 ince entari; baz papazlann i entarisi; (biyol.) zar. 
 akort. tuning fork diyapazon. tuning hammer, tuning key piyano akort aleti. tuning peg, tuning pin akort anahtar. 
 Tunus ehri. 
 Tunus lkesi. 
(bak.) tonnage. 
  (-ed, -ing veya -led, -ling) tnel, yeralt yolu; yeralt maden ocann yatay yolu;  tnel amak; yeraltnda yol veya geit amak. tunnel diode (elek.) transistr gibi amplifikatr. tunnel disease (bak.) bends. 
 orkinos, tonbal, (zool.) Thunnus. pickled tunny lakerda. short-finned tunny palamut, torik, altparmak, (zool.) Pelamys sarda. 
  (-ped, -ping) ko, erkek koyun; balyozun kazk ban dven yz, ahmerdan;  iftlemek (ko); tos vurmak. 
 (ng.), (k. dili) iki penilik sikke; hi, be para. 
 Kanada'ya mahsus bir eit rme kukulete. 
 Turanl. Turanianism  Turanclk, Panturanizm. 
 sark; sara benzer kadn bal, turban. turbaned  sarkl. 
 (ng.) (huk.) bakasnn arazisinden kesek veya turba karma hakk; kesek veya turba karlan yer, turbalk. 
 bulank, amurlu; youn; kark, dzensiz. turbid'ity, turbidness  bulanklk; younluk; karklk. turbidly  bulanka. 
  (anat.), (zool.) sarmal ekilde kvrlm, trbinal;  (bak.) turbinated bone. 
 kvrml, trbinal; (bot.) konik ekilde sarmal; (zool.) konik. turbinated bone insan burnundaki koni eklinde  kemikten biri. turbina'tion  kvrmllk. 
 trbin. 
 ksa gagal ve gs kabark tyl evcil bir gvercin. 
(nek) )trbin ile alan, trbinli. 
 trbinli jeneratr. 
 trbinli jet motoruyle ileyen uak. 
 trbinli pervanesi olan uak. 
 kalkan, (zool.) Pselta maximus. 
 trbinle alp fazla hz yapan tren. 
 alkantl dalgal; kavgac, amatac; karklk karan. turbulence,-cy  iddetli alkant; alkantl hava; karklk, kargaalk. turbulently  alkantl bir ekilde; kargaayla. 
 Cezayir'de eski Fransz ordusunda piyade eri. 
(nek) Trk.
(bak.) Turkoman. 
 kaka, bok; (A.B.D.), (argo) hergele, herifiolu. 
 ardkuu eklinde. 
 (zool.) kara tavukgillerden. 
 byk orba ksesi. 
  imen, im; turba, kesek, yer tezei; (A.B.D.), (argo) bir etenin sahip kt ehrin bir blm;  kesekle veya imle kaplamak, imlendirmek. the turf at yarl; at yar meydan, hipodrom. turf'iness  kesekle kapl toprak; kesee benzer ey. turf'man  at yar merakls. turf'y  kesekle kapl, imli, ime benzer, at yarna ait. 
 (eski) ikin. turges'cence , -cy  i, ilik; abartma. turges'cent  iecek gibi. 
 imi, ikin, i; abartmal, iirilmi, tumturakl. turgid'ity  ikinlik. 
 ikinlik; (biyol.) turgor. 
 Torino. 
 Trk. Turk'ism  Trklk; Trklere zg deyi veya adet. 
krmz zambak. 
 Trkistan. 
 hindi, (zool.) Meleagris gallopavo; (A.B.D.), (argo) baarsz piyes. turkey buzzard hindi akbabas. turkey cock erkek hindi, baba hindi. turkey hen dii hindi. turkey trot bir eit caz dans. talk turkey dobra dobra konumak, yzne kar sylemek. 
 Trkiye. Turkey red krmz kkboyas. Turkey stone firuze; bileita. 
  Trk dilleri ailesine ait; bu dili konuanlarla ilgili;  Trk dilleri ailesi; bu dili konuan kimse. 
  Trke, Trk dilleri ailesi;  Trke. 
  Trke;  Trk; Trke. Turkish bath alaturka hamam. Turkish carpet Trk hals. Turkish delight lokum, ltilokum. Turkish pound Trk liras. Turkish tobacco Trk ttn. Turkish towel havlu. 
(bak.) Turco-.
 Trkmen. 
 Trk cevizi denilen dm. 
(bak.) tourmaline. 
 zerdeal, (bot.) Curcuma longa. turmeric paper (kim.) zerdeal kd, alkalik maddeleri muayene etmeye mahsus kat. 
 grlt, karklk, dadaa; tel. 
 dn devir, deveran; sap, yn deitirme, ynelme, istikameti evirme; sapak, dneme; viraj; oyun sras; korkutma, dn koparma; gezme, dolama; gidip gelme; muamele; sra, nbet; kabiliyet, yetenek, istidat; biim; yn; tarz, nevi; (k. dili) sarsnt, ok; ksa piyes; bklm, kvrm; dnm; i frsat; (mz.) grupetto, grupuk, kmecik, ileme. turn about, turn and turn about nbetle, sra ile. turn bench torna. turn of phrase slup. turn of the screw bir ama uruna bask kullanma. at every turn her defasnda, istisnasz. by turns nbetlee. done to a turn tam kararnda pimi. in turn sra ile, nbetle. out of turn sra beklemeden, sra dndan. take turns nbetlemek, sra ile yapmak. take a sudden turn birden fenaya veya iyiye dnvermek (hastalk) It' your turn. Sra sizde. This will serve my turn. Bu benim iimi grr. 
 dndrmek, evirmek; devrettirmek, altst etmek; torna tezghnda biim vermek; tersyz etmek; burkmak; biimini deitirmek, bozmak, tahvil etmek, deitirmek; kvrmak; krletmek; uygulamak, faydalanmak; etmek yapmak; dorultmak, tevcih etmek, yneltmek; havale etmek, teslim etmek, nakletmek; ekitmek; tercme etmek, baka dile evirmek; bulandrmak; geri evirmek; dnmek, devretmek, deveran etmek; ynelmek; gemek; dnmek; kesilmek, olmak; bulanmak, sersemlemek; gemek doldurmak; sapmak, eilmek; dneklik etmek; bozulmak, ekimek; (den.) tiramola etmek. turn about br tarafa dnmek; evirip evirmek. turn a deaf ear to iitmezlikten gelmek, kulak asmamak. turn adrift babo brakmak. turn against aleyhine dnmek, aleyhine dndrmek. turn a hair kln kprdatmak, aldr etmek. turn a hand ie koyulmak, girimek. turn an honest penny namusu ile ekmeini kazanmak. turn a neat phrase ho bir slupla yazmak. turn aside bir yana dnmek; saptrmak, vaz geirmek. turn away baka tarafa yneltmek; kovmak; dnp gitmek, sapmak; vaz gemek. turn back geri evirmek; geri dnmek. turn color renk deitirmek. turn down kvrmak bkmek; reddetmek, geri evirmek; yzn aa evirmek (iskambil ktlar); ksmak. turn in iine kvrmak, ieriye doru evirmek; teslim etmek; yatmak. turn inside out iini dna evirmek, tersyz etmek. turn into olmak, kesilmek, dnmek. turn loose salvermek, serbest brakmak. turn off kapamak; kesmek; lafa bomak, sz evirip cevapsz brakmak; sapmak; (ng.) yol vermek; (argo) ilgisini kaybetmek. turn on amak; evirmek; (argo) heyecanlandrmak, esritmek; (argo) esrar kullanmak; bal olmak, bakmak; dman olmak. turn one' back on srt evirmek. turn on one' heels dnp gitmek. turn out tersyz etmek; dar atmak, kovmak; otlatmak iin darya karmak (hayvan); dna dnmek; yapmak, imal etmek, meydana getirmek; sndrmek; katlmak; (k. dili) yataktan kalkmak; olmak, kmak. turn over evirmek, devirmek; havale etmek, teslim etmek; devretmek; zihninde evirip evirmek; altst olmak, devrilmek, dnmek; alp satmak (mal) turn over a new leaf yeni bir hayata balamak. turn round evirmek, evrilmek, dnmek. turn tail kamak, tymek, toz olmak. turn the corner keyi dnmek; krizi geirmek, tehlikeyi atlatmak. turn the tables on one tersine evirmek; altst etmek. turn the trick ii halletmek. turn thumbs down on reddetmek.. turn to mracaat etmek, ba vurmak, yardmn istemek; ie koyulmak; (belirli bir sayfay) amak. turn traitor hain olmak, hainlik etmek. turn turtle (den.) alabora olmak, altst olmak, ters dnmek. turn up yukar evirmek, evirip kaldrmak; amak, evirmek; yzn yukar evirmek; ortaya kmak; gelmek, bulunmak. turn upside down altst etmek veya olmak; devrilmek. 
 atlkarnca; aksi yne veya fikre dn. 
 (den.) liftin uskuru, germe donanm. 
 dnek adam, prensip deitiren kimse. 
 musluk. 
 devrik (yaka) 
 eviren kimse, dndren veya dnen ey; tornac; bedeneitimi uzman. 
 tornaclk; tornac ii; tornac dkkan. 
 jimnastikhane. 
 dn, dnme; yoldan sapma veya kma; dneme, dn yeri. turning point dnm noktas. 
 algam, (bot.) Brassica rapa. 
  zindanc, gardiyan;  anahtar teslim usuluyle yaplan. turn-key job tamamlayp teslim etmek zere kontrat yaplan i. 
 dner dme. 
 katlanlar toplant mevcudu; istasyonlarda yan hat; mahsul, rn, verim; trafikte sapma; (ng.) grev; sapak; malzeme; at ve koum takmlar ile beraber araba. 
 devrilme; sermaye tedavl, devir; sermaye ve bununla kazanlan mebl; meyval turta. 
 gei paras alnan yol. 
 kebap, dner eviren kimse; eskiden ayak deirmenini evirmekte kullanlan kpek. 
 turnike. 
 pikapta plan altndaki dner tabla; demiryollarnda vagonlar bir hattan dierine geiren veya lokomotifin ynn deitiren dner platform, dner levha. 
  katl;  katl ksm; (iskambil) yz evrik kat; ans. 
 jimnastik kulb. 
 neftya, terebentin. turpentine tree katran aac, (bot.) Pistacia terebinthus. 
 trbit kk, mshil olarak kullanlan bir kk; mshil olarak kullanlan alkalik civa sulfat tuzu. 
 alaklk, ahlakszlk, ktclk. 
 firuze, trkuvaz. 
 (mim.) ufak kule; (ask.) dner taret. turret deck (den.) taret gvertesi. turret gun taret topu. turret lathe torna tezgah. turreted  kule biimindeki; kuleli, taretli. 
 ufak kuleli, ufak kuleye benzer. 
 kaplumbaa, (zool.) Testudo. turtle neck balk yaka. green turtle eti lezzetli ve iri yeil bir deniz kaplumbaas. 
 turtle deck balk srt gverte. 
 veyik, (zool.) Streptopelia turtur; yusufcuk, (zool.) Turtur auritus; kumru, (zool.) Turtur communis. 
 Toskana. Tuscan   Toskana'ya ait;  Toskana lehesi; Toskanal. 
(nlem) Sus! Vaz ge! 
  fildii; denizaygr veya yaban domuzunun uzun az dii; uzun sivri di;  az dii ile emek; uzun sivri dile delmek veya kesmek. tusked, tusk'y  uzun ve sivri dileri olan. 
 uzun ve sivri dili fil veya yaban domuzu. 
 (tb.) ksrk. 
 (tb.) ksure ait, ksrkten ileri gelen. 
  greme; itime, itiip kakma; urama, mcadele;  mcadele etmek, uramak. 
 ot bei, al kmesi; top. tussock grass sazlk yerlerde demetler halinde byyen herhangi bir ot. tussock moth srfesi uzun tyl bir eit pervane. tussocky  top top. 
(nlem) Sus! Adam sen de! Tut, tut! Vah,vah! 
 vasilik, vesayet; vasi idaresi altnda olma; eitim. 
 vasi olan, himaye eden; vasiye ait. 
  hususi retmen; (ng.) retmen; (huk.) veli, vasi;  zel ders vermek; hususi hocalk etmek; hususi hocadan ders almak. tutorage  hususi hocalk. tuto'rial  her renciyle bir retmenin megul olduu ders sistemine ait. tutorship  hususi hocalk; vesayet. 
 koyun kran, (bot.) Hypericum androsaemum. 
 (t.), (mz.) hep beraber (algc ve okuyuculara talimat) 
 kark meyval ekerleme veya dondurma. 
 bir eit inko oksit. 
 balerinlerin giydii ok ksa ve kat kat kabark eteklik. 
 smokin. 
 maden eritme ocana hava veren boru. 
 televizyon. 
  bo laf etmek, samalamak;  bo laf, sama; geveze adam. 
  (eski) iki;  iki kimse veya ey; (su derinlii) iki kula, on iki kadem,  buuk metre. 
  yay kirii gibi ses karmak, tngrdamak; genizden konumak veya ses karmak;  yay kiriinin sesi, tngrt; genizden kan ses. 
  tngrdamak, tngrdatmak;  tngrt. 
 in'(den.) gelen bir eit yeil ay. 
(ks.) (eski) it was. 
 orkide familyasndan yerde byyen bir bitki. 
  imdikleyip ekmek;  imdik. 
 yz kabark olarak dokunmu ynl kuma, tvit. 
  geliigzel ark sylemek veya slk almak; almak (alg);  kemannkini andran ses. tweedledum and tweedledee birbirine tpatp benzeyen iki ey. 
(ks.) between. 
  ku yavrusunun cvlts;  byle ses karmak. 
 tiz sesler iin kk hoparlr. 
 (k. dili) cmbzla almak. 
 (o.) cmbz; cerrah aletleri takm. 
  on ikinci; on ikide bir. Twelfth-night  Noelden on iki gn sonraki gece (be ocak gecesi) 
  on iki. Twelve Apostles Hazreti sa'nn havarisi olan on iki resul. 
 (mz.) on ikili, kromatik, makam olmayan. 
 on iki kat. 
  (bak.) duodecimo. 
 yl, sene. 
  yirminci; yirmide bir. 
  yirmi. 
 (argo) herif; ulan, velet. 
(nek) iki, ift, iki kere. 
 ifte azl sava baltas; demirin bir ucu keser ve br ucu balta eklinde bir eit kazma. 
 iki kere, iki defa. twice-told  iki defa sylenmi, ok sylenmi; eskimi, khne. 
  dndrerek oynatmak; nemsiz eylerle megul olmak;  hafife dndrme. twiddle one' thumbs parmaklaryle oynamak. 
 ince dal, srgn, ubuk. twig'gy  ince dala benzer veya buna ait; ince dallar ok. 
 (-ged, -ging) (ng.), (argo) anlamak, kavramak; incelemek, iyice bakmak. 
 alaca karanlk; baarnn snmesi; (mec.) yar buuk veya az bilgi. Twilight of the Gods skandinav (mit.) tanrlarla devlerin birbirlerini mahvettikleri sava. twilight sleep doum arlarn azaltmada kullanlan hafif anestezi. 
(ks.), (eski) it will. 
  kabark ve apraz dokunmu kuma;  byle kuma dokumak. 
   (-ned, -ning) ikiz; ift;  ikiz dourmak; ikiz olarak domak; ikiz gibi klmak. twin'born  ikiz olarak domu. Siamese twins birbirine yapk olarak domu ikiz kardeler. the Twins ikizler burcu. 
 (den.) ifte uskurlu; iki azl vida. 
  sicim; sarma; sarl; ipliin karp dolamas;  bkmek, sarmak; sarlmak, reklenmek. 
  birdenbire sanc vermek, strap vermek, birdenbire sanclanmak;  birden gelen iddetli sanc; azap, znt. 
  gz krptrmak; prldamak; abuk abuk grnp kaybolmak; biduziye yanp snmek;  gz krptrma; prldama, prlt; bir gz ap kapama mddeti. 
 gz krptrma; prlt, prldama; bir an. in the twinkling of an eye gz ap kapayncaya kadar. 
 ikiz dourma; iki ey veya kimsenin birlemesi; iki kristalin birlemesi. 
  dnmek; frldatmak; evirmek; burmak;  evrili, dn, kvrl; kvrm, bklm. 
  bkmek; sarmak; burmak; burkmak; ters anlam vermek; bklmek; sarlmak; burulmak; artmak; helezoni dndrmek; kvrmlar meydana getirmek; dolambal ynde evirmek; bozmak;  bklme; sarlma; burma; burkulma; ibriim; burmal ekmek; bkme, bklm ey; dm; dnme; dn; topun havada dnerek gitmesi; ktle meyil; bkme kuvveti; twist dans; deiiklik. twist around one' finger parmann ucunda oynatmak. twist off bkp koparmak. twist one' arm zorlamak, mecbur etmek. twist one' words birinin szlerine yanl anlam vermek. twist the lion' tail damarna basmak(ngiliz halkn sinirlendirmek iin) twist up bkp brakmak. a twist of the wrist hner, ustalk. twist'ed  bklm; artlm, sapkn. twist'er  bken ey veya kimse; yuvarlanarak giden top; kasrga, hortum. 
 (-ted, -ting)  azarlamak, kusurunu yzne vurmak; taklmak, kzdrmak;  taklma. 
  birdenbire kapp ekmek; seirmek;  ekip koparma, kapp ekme; bir kasn gayri ihtiyari oynamas, seirme. 
  cvldamak; (ks.) (ks.) glmek; yrei arpmak, heyecanlanmak; cvldar gibi sylemek;  cvlt; heyecan. 
(edat), (iir) arasnda. 
  iki, ift. two bits (A.B.D.) yirmibe sent. two cent' worth (A.B.D.), (argo) fikrini anlatma sras. two-chamber system ift meclis sistemi. two part iki ksml. by twos ikier ikier. in two iki ksma (kesmek) put two and two together dnerek bir sonu karmak. I'll come in a minute or two. Bir iki dakikaya kadar geleceim. 
 (A.B.D.), (k. dili) be paralk. 
 iki zamanl. 
 iki azl, iki yz keskin, iki anlaml, iki tesirli. 
 ikiyzl; sahtekar. 
 (A.B.D.), (k. dili) kuvvetli ve saldrgan. 
   iki kat, iki misli. 
 ifte bal. 
 iki ayakl. 
 iki direkli gemi veya ilep. 
 (elek.) ift fazl. 
 iki katl (ip), iki katmerli. 
 iki noktas olan, iki noktadan bahseden. 
 iki tarafl, iki yanl; ikiyzl 
 (iskambil) iki; (A.B.D.), (argo) nemsiz kimse; (A.B.D.), (argo) iki dolarlk kat para. 
 bir eit dans; bu dansn mzii. 
 iki tarafl, iki kollu, iki yollu. 
  5 x 10 cm byklnde;  bu byklkte kiri tahtas. 
 (A.B.D.), (argo) tek fiyatna satlan iki para eya. 
 iki elli; iki el ile kullanlr. 
 (ng.) iki penilik ngiliz paras; az miktar; nemsiz ey. 
 (ng.) iki peni kymetinde, adi, deersiz. 
  iki kii ile yaplan, ift, iki kiilik (dans veya oyun) 
(ks.) Texas. 
(sonek) -lik, -lk. 
 eskiden Londra'da bir idam meydan. 
 (A.B.D.), (k. dili) ok zengin ve nfuzlu i adam; eskiden yabanclarn Japon ordusu kumandanlarna verdii ad. 
(bak.) tie. 
 adi kpek, sokak kpei; (k. dili), (aka) haylaz ocuk; kaba herif. 
 (mim.) aln; (matb.) bask makinasnn silindirine ve baslacak kadn altna gelmek zere sarlan fazla kt. 
 davula benzer; (anat.) kulak davuluna (timpana) ait. tympanic bone timpan kemii. tympanic membrane timpan zar. 
 (tb.) karnda gazdan ileri gelen ikinlik. 
 (tb.) timpan zar iltihab. 
 (o.) -na) (anat.) kulak davulu, timpan, orta kulak; (mim.) kap veya pencere aln; (elek.) telefon cihazndaki madeni zar. 
 (tb.) mide ikinlii; ikinlik, kabarklk; kibir, gurur. 
(ks.) typographer, typographical, typography. 
  eit, cins, kategori; tip; remiz, kinaye, ima; numune, rnek; en l cinsten numune, ideal rnek; (matb.) basma harf veya harfler, hurufat;  kopyasn veya nmunesini karmak; daktiloda yaz yazmak; nceden gstermek veya haber vermek; belirli bir kategoriye ayrmak. type bar linotip makinas- nn dkt bir satrlk harf. type high matbaa harfi yksekliinde. type metal matbaa harfi dkmeye mahsus maden halitas, harf metali. type species (biyol.) rnek cins. type specimen (biyol.) rnek nmune. boldfaced type siyah harf, kaln matbaa harfi. Gothic type gotik matbaa harfi. italic type italik matbaa harfi. Roman type adi matbaa harfi, beyaz harf. 
 daktilo ile yazlm yaz. 
mrettip, dizmen. typesetting machine matbaa harfi dizme makinas. 
daktiloda yaz yazmak. 
 yaz makinas, daktilo. 
 daktiloda yaz yazma, daktilografi; daktilo yazs. 
 (tb.) krbarsak iltihab. typhlitic  bu iltihapla ilgili.
(nek) krlk; (anat.) krbarsak. 
  tifo;  tifoya benzeyen. typhoid bacillus tifo mikrobu. typhoid fever tifo. 
 iddetli kasrga. 
 (tb.) tifs. 
 almet kabilinden, simge cinsinden; tipik. typically  tipik olarak; tipik derecede; umumiyetle. 
 simge veya ima veya misal ile gstermek; simgesi veya misali olmak, cinsinden olmak. 
 daktiloda yaz yazan kimse. 
 (k. dili) daktilo hatas, bask hatas. 
 baslacak bir eyin tanzimi; baslm bir eyin umumi grn; matbaaclk, basma sanat, tipografya. typographer  matbaac; matbaa ilerini tanzim ve tertip eden kimse. typograph'ic(al)  matbaacla ait. typographical error tipo, bask hatas, dizgi hatas. typograph'ically  matbaaclk bakmndan. 
 zalim, zalimane, gaddar, gaddarca, mstebit. tyrannically  zalimce. 
 zalimi ldrme; zalimi ldren kimse. 
 (gen.) ("over "ile) zalimlik etmek, zulm etmek, eza etmek, kasp kavurmak. 
 ok iri etil ve 12 metre boyunda bir dinosor. 
 zalimane, zulm kabilinden. tyrannously  zalimce. 
 zulm, gaddarlk, istibdat; zalimin hkimiyeti; mstebit hkmet; byle hkmet devresi. 
 zalim, cebbar, zorba, gaddar, krc, ykc; tiran, mstebit hkmdar. 
(bak.) tire. 
 Lbnan'da Sur ehri. Tyrian   eski Sur ehrine ait; koyu mor renkte olan;  eski Sur ehri ahalisinden biri. Tyrian dye, Tyrian purple iskerletten karlan koyu mor boya. 
 acemi kimse, rak, yeni balayan kimse. 
 Avusturya'da Tirol. 
  Tirol eyaletine veya ahalisine ait;  Tirol ahalisi veya bunlardan biri. 
 Tirol kyllerine mahsus bir dans; bu dansn mzii. 
(bak.) Czar. 
(bak.) tsetse. 
  Macar ingenelerine veya mziine ait; Macar ingenesi. 
(ks.) uranium. 
 ngiliz alfabesinin yirmi birinci harfi; U eklinde ey. 
 Alman denizalts. 
 "u" eklinde her iki ucu yivli cvata. 
(ks.) uncle, university, upper. 
(ks.), (matb.) upper case; (mz.) soft pedal. 
(ks.) United Kingdom. 
(ks.) United Arab Republic. 
 ayn zamanda her yerde mevcut, hazr ve nazr. ubiquitously  her zaman bulunarak. ubiquitousness  her yerde hazr olma veya bulunma. 
 ayn zamanda her yerde veya bir ok yerlerde mevcut olma; ba ve sonu olmadan mevcut olma. 
(Lat.) yukarda ad geen sayfa veya yerde. 
 inek memesi, yelin. 
(ks.) Unilateral Declaration of Independence. 
 yamur miktarn lme aleti. 
belirlenemeyen uan nesne. 
 Uganda. 
(nlem) Of ! f ! (nefret veya tiksinme belirtir) 
 irkinletirmek. 
 irkin; iren; korkun; (k. dili) ters, huysuz; naho; frtnal. ugliness  irkin veya iren olma. ugly duckling kklnde irkin olan fakat sonra geliip gzelleen kimse. 
  Macaristan ve bat Sibirya'da bulunan Fin-ugur kavimlerine mensup bir fert;  bu kavimlerin dil, tarih, veya kltrne ait. 
  Ural-Altayca. 
(ks.) Ultrahigh-frequency. 
 bir eit svar askeri. 
 Uygur kavminden biri; Uygurca. 
 (Gney Afrika Cumhuriyeti) ecnebi, yabanc. 
 eski Rusya'da hkmet tarafndan yaynlanan emir veya ferman; herhangi bir emir. 
 Ukrayna. 
  Ukraynal, Ukraynaca, Rutenca. 
 Hawaii adalarna ait telli kitara. 
Ulan-Bator (Urga), Moolistan'n bakenti. 
 lser, ban, yara, karha; ahlki bozukluk. 
 lser olmak, kendi kendine yara olmak; lsere sebep olmak. ulcera'tion  lserleme; lser. ulcerative  lsere ait. 
 lserli, lser kabilinden, lserlemi. ulcerously  lserli olarak. ulcerousness  lser olma. 
(sonek) -cik. 
 ulema. 
(sonek) ile dolu.
 fdaki bo kalan ksm; uvaldan zayolan ksm (un), fire. 
 (bot.) karaaagillere ait. 
(o.) ulnae) (anat.) bilekten dirsee kadar uzanan iki kemiin kaln, dirsek kemii, ulna; hayvanlarn n ayaklarndaki ayn kemik. ulnar  bu kemie ait, ulnar. 
 Ulster; (k. h.) uzun ve bol palto. 
(ks.) ultimately, ultimo. 
sonraki; aa vurulmam, itiraf edilmemi, gizli; uzakta, t yanda. 
 kelimenin son hecesi. 
  son, nihai, en son, en uzak; esas, czlere ayrlmayan, zmlenemez; mfrit, ar; en byk, en yksek (kuvvet);  sonu. ultimate reality son gerek. ultimate weapon herkesi ldrecek olan silh. ultimately  eninde sonunda, nihayette. 
 (o.) -ta,- ltimatom. 
 (eski) geen ayda. 
 en kk olu varis olarak kabul eden sistem. 
  ar, hadden ziyade, mfrit; stn;  i ve dnnde arla kaan kimse, mfrit kimse. 
(Lat.) kudret veya yetkinin tesinde; (k. dili) yasak. 
(nek) fazla, ar, ifrat derecede; br tarafta; -in tesinde. 
  ok yksek sratle alan santrifj makinas;  byle bir makinann tesiri altnda brakmak. 
 ar derecede muhafazakr. 
 ok ince filtre. 
(radyo) 300 ile 3000 megasikl arasnda frekans, (ks.) uhf. 
 ifrat taraftarlarnn prensipleri. ultraist  mfrit. 
  lcivert, lcivert boya;  denizar. 
 ok hassas bir mikrometre. 
 ok ufak cisimleri yandan verilen k vastasyle grlr hale getiren mikroskop, ltramikroskop. ultramicroscopic  mikroskopla grlemeyen; ltramikroskopa ait. 
 fazla modern, ltramodern. 
  dalarn tesinde; Alp dalarnn gneyinde bulunan;  Papann mutlak yetkisi olmasna taraftar kimse. Ultramontanism  Papann mutlak hakimiyetini fazlasyle isteyen zmrenin sistemi. 
 kinatn veya imdiki hayatn tesinde. 
 kzltesi, enfraruj. 
 duyulamayacak kadar yksek perde (ses), yksek frekansl (titreim, ses) 
 ltraviyole, mor tesi. 
 uluyan; feryat eden. 
 ulumak; tmek (bayku); feryat etmek. ulula'tion  uluma. 
 (bot.) sayvan eklinde iek biimi, emsiye durumu, umbel. umbellated  sayvan biiminde. umbellet  (bot.) umbelcik. umbellif'erous  sayvan biiminde iekleri olan; maydanozgillere ait. 
   krmz veya koyu kahverengi manganezli aboyas, ombra;  bu boyaya ait;  ombra ile boyamak veya koyulatrmak. 
 gbee ait; gbee yakn. umbilical cord gbek kordonu; bir insan veya cihaz uzay gemisine veya baka bir eye balayan kablo. 
 gbek eklinde. umbilica'tion  gbee benzer ukur. 
 (anat.) gbek. umbiliform  gbek eklinde. 
 (o.) umbones) kalkan stndeki kabartma, kalkan ortasnda bulunan yumru. 
 (o.) umbrae) glge; (astr.) tam glge; ktek, minakop, (zool.) Umbrina cirrhosa. 
 gcenme, alnma; glge yapan ey (aa) give umbrage gcendirmek. take umbrage gcenmek, hatr kalmak. 
 glgelik, glgeli; alngan, kukulu, pheli. 
  emsiye; denizanasnn emsiye eklinde yzme uzvu;  mull, btn kapsayan. umbrella stand emsiye konulacak yer, emsiyelik. 
 leylek ve balkla benzer Afrika'ya mahsus bir ku. 
 glge yapan, glgeli. 
 (A.B.D.), (Kanada) deri ile kapl bir eit Eskimo kay. 
  baz kelimelerin kip yapmnda grlen nl deiiklii; bilhassa Almancada zeri ift noktal a veya  veya  harfi veya bunlarn temsil ettii ses; bu harflerin stune konulan ift nokta;  kelimenin sesli harfini deitirmek; a veya o veya u stne ift nokta koymak. 
  hakem;  hakemlik yapmak. 
(ks.) United Nations. 
(nek) -sz, bil, gayri.
 (aa.) Amerikanvari olmayan; Amerikan ideal ve prensiplerine uymayan. 
(Lat.) oy birliiyle. 
 yapamaz, -mez, iktidarsz, aciz; beceriksiz. 
 ksaltlmam, orijinal, asl gibi, tam. 
 kabul edilemez. 
 intibak etmemi; tertibatsz. 
 kendi rahatn feda edemeyen. 
 yannda kimse olmayan; (mz.) refakatsiz. 
 hnersiz; baarlmam; yaplmam, tamamlanmam. 
 anlatlmaz, anlalmaz; mesuliyetsiz, sorumsuz, hesab verilmeyen; olaanst. 
 mutat olmayan, allmam; almam; fazla tannmayan. 
 kabul edilmemi, onaylanmam, cevaplandrlmam. 
 dzeltilmemi, ayar edilmemi. 
 sslenmemi, donatlmam; asl; plak. 
 kartrlmam, safiyeti bozulmam. 
 nasihat almam (kimse); tedbirsiz, dncesiz (hareket) unadvisedly  tedbirsizce; nasihat almadan. 
 sahte tavrl olmayan, tabii, samimi; etkilenmemi, deimemi. 
 yardm edilmemi, yardm grmemi. 
 saf, kartrlmam. 
 deitirilmesi imknsz, sabit. 
 ittifak, oy birlii. 
 ayn fikirde; uyumu olan, balak. unanimously  tam ittifakla. 
 cevaplandrlamaz. 
 mracaat edilemez; (huk.) temyiz edilemez. 
 zevksiz, cazip olmayan, naho. 
 arkadalk edilmesi zor olan; ulalmaz; yaklalmaz; mukayese edilemeyecek kadar stn. 
 uygunsuz; muhtemel olmayan; zeki olmayan. unaptly  uygunsuzca. unaptnoss  uygunsuzluk. 
 silhtan tecrit etmek. unarmed  silahsz; koruyucu tabakas olmayan. 
 utanmayan, mahcup olmayan. 
  sorulmam davetsiz;  .sorulmadan. 
 telaffuzda "h" sesi olmayan. 
 doruluundan phe edilemez, rtlemez, muhakkak; zaptedilemez. 
 tayini mmkn olmayan. 
  yardmcsz;  yardm grmeden. 
 mtavaz, gsterisiz. 
 bal olmayan; ei veya nianls olmayan, bekr; orduda alay veya ble bal olmayan. 
 elde edilemez, ulalamaz. 
 baklmam, yaplmam (i); ihmal edilmi; yalnz, refiksiz. 
 ekici olmayan, gsterisiz. 
 yetkisiz; resmi olmayan. 
 mevcut olmayan. 
 bouna, nafile; baarsz; tesirsiz, faydasz. 
 kamlmaz, bertaraf edilmez; iptali kabil olmayan. 
 farknda olmayan, habersiz; nemsemeyen. 
 hazrlksz olarak, evvelden dnmeden; beklenmedik bir anda, gafil avlayarak. 
 zerine binilmemi (tay), altrlmam; arkasz; destei olmayan; zerine bahse girilmemi. 
 pimemi, i; toy, olgunlamam. 
 dengesini bozmak. 
 muvazenesiz, bozuk dengeli, dengesiz; birbirini tutmayan (hesaplar); akli dengesi bozuk. 
 (den.) safrasz; denklememi, ayarsz. 
 srgsn amak; kilidini amak. 
 (eski) azalmam, kesilmemi; ucu krlenmemi (kl) 
 ekilmez, dayanlmaz. 
 malup olmam, yenilmemi; ayak baslmam; dvlmemi. 
 yakksz, yakmaz; uygunsuz, mnasebetsiz. unbecomingly  uygunsuz bir ekilde. 
 kimseden arkadalk grmeyen. 
 ("to" ile) fark edilmeden; habersizce. do something unbeknown to someone bir ii baka birinin haberi olmadan yapmak. Unbeknownst to us, they had already bought the house. Bizim haberimiz olmadan evi almlar bile. 
 imanszlk, inanszlk; inanmay. 
 inanlmaz, akla smayan. 
 inanmayan kimse; imansz, kafir, gvur. 
 inanmayan, pheci; iman etmeyen, imansz. 
 kuan karmak; kemeri aarak karmak (kl) 
 eri olan eyi dzeltmek; gevemek, yumuamak; dinlenmek. 
 kararndan dnmez, boyun emez; kararl, sabit, azimli. 
 taraf tutmayan, tarafsz. 
 davet olunmam, davetsiz; kendiliinden gelen (fikir) 
 (-bound) ban zmek; zmek; gevetmek. 
 gemsiz, yularsz; idaresiz. 
 sulanamaz. 
 aartlmam. unbleached muslin Amerikan bezi. 
 lekesiz, kusursuz. 
 takdis edilmemi; kutsal olmayan; dini nimetten mahrum; anssz. 
 kzarmak bilmez, utanmaz. unblushingly  utanmadan. 
 cismani olmayan; bedenden ayrlm. 
 srmesini amak, kilidini amak. 
 kemiksiz. 
 domam, henuz dnyaya gelmemi; mstakbel, gelecek. 
 ifa etmek, aa vurmak, itiraf etmek, iini boaltmak. 
 ciltsiz (kitap); kstlayc balardan kurtulmu. 
 hudutsuz, snrsz, nihayetsiz; kontrolsuz. 
 eilmemi, ba ememi, boyun ememi. 
 balarn karmak; zmek; gevetmek; zayflatmak. 
 rgsn amak. 
 teneffs edilmemi (hava); bakasna sylenmemi. 
 iyi yetitirilmemi, terbiyesiz, terbiye grmemi. 
 gem vurulmam (at); azgn; kstah. 
 krlmam, btn; bozulmam; devaml; yarda kesilmemi; terbiye edilmemi, altrlmam (at) 
 tokasn zmek. 
 (-built) ykmak, tahrip etmek; yerle bir etmek. unbuilt  ina edilmemi. 
 ykten kurtarmak; derdini dkmek. 
 gmlmemi. 
 yanmam. 
 i dzenine aykr. 
 dmelerini zmek. 
 kafesten karmak, serbest brakmak. 
 lzumsuz, istenilmeyen; mnasebetsiz; irkin. 
 acayip; esrarengiz, sebebi anlalamayan; tekin olmayan. uncannily  esrarengiz bir ekilde. uncanniness  acayiplik; esrarengizlik. 
 (-ped, -ping) apkasn karmak; kapan amak. 
 ihmal edilmi, bakmsz; dzensiz. 
 hal ile denmemi, plak. 
 yaratlmam, kendiliinden vcuda gelmi. 
 devaml, aralksz, faslasz; sonsuz, ebedi. 
 nezaketsizce yaplan; laubali; gayri resmi. unceremoniously  gayri resmi olarak, teklifsizce. 
 tahmin olunamaz, pheli; gvenilemez, iyice tarif olunmam; kararsz; deiken, dnek, keyfine tabi. uncertainly  tereddtle; kararszca. uncertainty  phe, tereddt, kesin olmay; kesinsizlik. 
 serbest brakmak, balarn zmek. 
 deimez. unchangeably  deimez surette, kesin olarak. 
 borlandrlmam; (elek.) arj edilmemi. 
 merhametsiz, kat kalpli; affetmeyen; kusur bulan. uncharitableness  affetmezlik. uncharitably  sevgisizlikle, merhametsiz olarak. 
 haritas yaplmam; mehul, bilinmeyen. 
 iffetsiz, nezih olmayan. unchastely  iffetsiz bir ekilde. 
 iffetsizlik, zina. 
 kontrol edilmemi; serbest, kontrolsuz. 
 Hristiyan olmayan; Hristiyanla aykr, Hristiyana yakmaz; merhametsiz; nazik olmayan, kaba. 
 kiliseden tardetmek, aforoz etmek, kiliseden mahrum etmek. 
  400-800 yllar arasnda kullanlan yuvarlak majskl. Latin veya Yunan harfi;  bu harf eklinde. 
  engel eklinde engelli;  (anat.) el bilei kemikleri arasndaki engel kemik. unciform process (anat.) engelsi knt. 
 barsaklarda kancal kurt hastal. 
 (biyol.) engelli, ucu engel gibi eik. 
 snnetsiz; Musevi olmayan; putperest. 
 kaba tavrl, nezaketsiz. uncivilly  nezaketsizce. 
 medeniyetsiz, insan girmemi; vahi. The children think it' uncivilized to get up early. Erken kalkmak ocuklarn iine gelmez. 
 elbisesiz, plak. 
 sahibi kmam. 
 brakmak (sklan eli); amak (toka) 
 amca, day, enite; yal adam; (argo) tefeci. Uncle Sam (A.B.D.)'nin sembolik ismi. Uncle Tom (A.B.D.), (argo) beyazlara dalkavukluk eden zenci. Say Uncle! Teslim ol! talk to one like a Dutch uncle birini dosta fakat iddetle azarlamak. 
 kirli, pis, murdar; ahlaksz, gnahkar. uncleanly  pis durumda. uncleanness  pislik, murdarlk. 
 pis, kirli, murdar; iffetsiz. uncleanliness  murdarlk. 
 bulank; zor anlalr; kark. 
 amak veya atrmak (sklm eli) 
 rtsn kaldrmak; meydana karmak, aa vurmak, ortaya dkmek. 
 (tkanm boruyu) amak. 
 amak, kapal durumdan karmak; almak. 
 elbiselerini karmak, soymak. unclothed  plak. 
   (sko) ve (ng.) (leh.) dikkate deer, fevkalade; tuhaf, garip; yabanc, mehul;  fevkalade olarak; son derecede;  tuhaf ey; yabanc; (o.) havadis, haberler. 
 tfek horozu atee hazr durumda olmayan. 
 kangaln amak, zmek; (den.) (halatn) rodasn amak; zlmek, almak. 
 toplanmam; kendine hkim olmayan. 
 boyasz; tarafsz, renksiz. 
 rahatsz; rahatsz edici, naho. 
 taahht altna girmemi; bamsz; fikrini sylememi. 
 nadir, seyrek; olaanst, fevkalade; mstesna. uncommonly  nadiren; olaanst olarak. 
 ketum, az sk, az konuan. 
 ikayet etmeyen, sabrl. 
 fikir veya prensiplerinden vaz gemez; eilmez; uzlamaz, uyumaz; sznden dnmez. uncompromisingly  kesin olarak; ylmayarak; uzlamadan. 
 akta olan, gizlenmemi. 
 alkaszlk, ilgisizlik, kaytszlk, duygusuzluk; telszlk. 
 alkasz, ilgisiz, kaytsz, duygusuz. unconcern'edly  ilgisizce. unconcern'edness  ilgisizlik. 
 younlamam; ksaltlmam. 
 kaytsz artsz. unconditionally  kaytsz artsz olarak. 
 arta bal olmayan, kaytsz artsz; (fels.) mutlak; (psik.) doutan olan, sonradan kazanlmam, doal. 
 itiraf edilmemi, aa vurulmam. 
 kuatlmam. 
 dorulanmam. 
 uyumayan, birbirine uymaz, tutarsz. 
 mutabakatszlk, uyumazlk, tutarszlk. 
 birbirine bal olmayan, ayr, rabtasz. 
 uyuamayan; skc, tatsz. 
 fethedilemez. 
 mantksz; vicdansz; insafsz; prensip sahibi olmayan. unconscionably  vicdanszca. 
  uursuz, bilinsiz; baygn;  psikiy., ("the" ile) bilinalt. unconsciously  bilinsiz olarak, uursuzca, farknda olmadan, bilmeden. unconsciousness  bilinsizlik, farknda olmay. 
 ana yasaya aykr. unconstitutional'ity  ana yasaya aykrlk. 
 zorlanmam, serbest. 
 tketilmemi, kullanlmam. 
 yalanlanmam. 
 idaresiz. 
 tekzip edilmemi. 
 greneklere uymayan. 
 deitirilmemi, evrilmemi. 
 tapasn karmak. 
 dzeltilmemi. 
 doruluu ispatlanmam. 
 saylmam; sayya gelmez, hesapsz. 
 ayrmak; balanty zmek. 
 nezaketsiz, kibar olmayan. 
 kaba, inceliksiz; tuhaf; (eski) grlmemi. uncouthly  kabaca. uncouthness  kabalk. 
 taahht edilmemi; bir ahde girmemi. 
rtsn kaldrmak, amak; rtsn aarak gz nne sermek; aa karmak; hrmetle apkasn karmak. uncovered  ak; karlamayan. 
 yaratlmam. 
 eletirmeyen, tenkit etmeyen, deerlendirici olmayan. 
 tatan mahrum etmek, tahttan indirmek. uncrowned  ta giymemi; resmi sfat olmayan. 
 ar tatl dillilik; ya srme; ya srerek takdis etme; bedene srlen ya; teskin edici ila veya madde. extreme unction Katoliklerde lmek zere olan kimsenin bedenine mukaddes ya srme ayini. 
 ar tatl dilli; yal; ya gibi kaypak olan; ekil verilebilen, yorulabilen. unctuously  tatl dille konuarak. 
 ilenmemi (toprak) 
 kesilmemi; sayfa kenarlan almam (kitap) 
 zarar grmemi. 
 (elek.), (fiz.) sindirilmemi; krlmam, gcenmemi. 
 tarihsiz. 
 ok cesur, ylmaz. undauntedly  korkusuzca. undauntedness  cesurluk. 
 (geom.) on bir al ve on bir kenarl ekil. 
 aldanm halden veya hatadan kurtarmak, gzn amak. undeceived  aldatlmam. 
 karar verilmemi, sallantda olan, muallk; karar vermemi, tereddt iinde olan. 
 okunamayan, zlemeyen, ifre edilemeyen. 
 sssz, sade; gvertesi olmayan. 
 aa vurulmam. 
 korunmam. 
 iffeti bozulmam, lekelenmemi. 
 tarif edilmemi; bellisiz. 
 hislerini kolay belli etmeyen, ekingen. 
 inkr olunmaz; sz kaldrmaz derecede iyi. undeniably  inkr edilmez surette. 
(edat),   altna, altnda; -dan aa, -dan eksik; aasna, aasnda; himayesinde; hkmnde, emrinde, kumandas altnda; yetkisinde;  arasna, altna; aada, aa mevki veya halde; daha az;  alt; az; bastrlm. under canvas yelkenleri ak. under cultivation ilenmi (toprak) under oath yeminli. under one' hat gizli. under penalty of the law cezaya arptrlabilir. under sail yelkenle alan; harekete gemi (gemi) under the circumstances yle ise, o halde, bu artlar altnda. two acres under corn msr ekilmi sekiz dnmlk arazi. 
(nek) altnda, altndaki; yetersiz, eksik; aasnda; ikinci, muavin, yardmc. 
 yandan veya seviyesinden beklenenden azn becerebilen kimse. 
 belirli yaa gelmemi; olgunlamam. 
  koltuk alt;  koltuk altnda olan. underarm pitch yerden at. 
 karnn alt ksm; hcum veya zarara ak. 
 (-bid, -ding) ne srlen fiyattan daha aa fiyat teklif etmek; (bri) eldeki deeri sylememek. underbidder  aa fiyat teklif eden kimse. 
 iyi terbiye grmemi, terbiyesi kt; saf kan olmayan, cins olmayan. 
 orman veya koruda byk aalarn altnda bulunan allk. 
 (-bought) dk fiyata satn almak. 
 yapy tutan iskelet; (hav.) ini takm. 
  hakkndan az cret istemek; yeteri kadar patlayc madde koymamak;  hakkndan az cret. 
 (A.B.D.) niversitede birinci veya ikinci. snfta okuyan renci. 
 (o.) i amarlar. 
 astar, astar boyas, taban boya; i ceketi. 
 gizli, casus gibi. under cover gizlice. 
 alt cereyan veya aknt; gizli cereyan. 
 (-cut, -cutting)  altn oymak; fiyat krmak;otoritesini baltalamak;  alttan kesme; sr filetosu; alttan kesilmi ksm. 
 (foto.) eksik develope etmek; gdk ykamak. 
 az gelimi; geri kalm. 
 (-did, -done) batan savma yapmak; gerektiinden az piirmek. 
 mcadeleyi kaybedecek durumda olan kimse; hakszla maruz kalan kimse. 
 yeterli derecede yaplmam; yeterli derecede piirilmemi. 
 (mak.) evirme milini motordan daha yava dndren dili takm. 
 istedii ekilde i bulamayan, kfi derecede altrlmayan. 
  deerinin altnda paha bimek;  deerinin altnda paha bime. 
 fotoraf karanlk karmak; gdk a tutmak. underexposure  fotoraf karanlk karma. 
 ayaklar altnda; yolda. 
 i amar. 
 (-girt veya -girded) alttan desteklemek. 
 inicilikte srlanmadan nce izilmi (desen) veya konulmu (boya) 
 (-went,- gone) ekmek, katlanmak; olmak; geirmek; uramak; muptela olmak. 
  niversite rencisi;  niversite rencisine ait. 
   yeraltnda; gizli olarak;  yeraltnda olan; gizli;  yeralt; yeralt geidi; (gen.) (ng.) yeralt treni, metro; hkmet veya igal kuvvetlerine kar faaliyette bulunan gizli tekilt; yeralt rgt. 
 aalarn altndaki allar; bir postun ksa tyleri. 
  el altndan, gizlice, sinsi ekilde, hile ile, alaka; (beysbol, kriket) omuzdan aa bir hareketle atlan. underhanded  el altndan, hile ile, alaka. 
 (-laid),  altna yerletirmek; dibini kaplamak; (matb.) altna destek koymak, desteklemek;  (matb.) destakleyici kt. 
 (-lay, -lain, -lying) altnda olmak; temelini tekil etmek; daha evvel mevcut olmak. 
 altn izmek; nemini belirtmek. 
 ast., madun, mevkice daha aa kimse. 
 altn kazmak, altna lm kazmak; el altndan mahvna almak; ayan kaydrmak, drmek; zayflatmak. 
  en alttaki. 
 (edat),  altna, altnda;  alt. 
 iyi beslenmemi. 
 (o.), (A.B.D.) don, klot. 
 (A.B.D.) demiryolu altndan geen yol, alt geit. 
 hak ettigi maatan az vermek. underpaid  hakkndan az para alan. 
 alttan takmak veya desteklemek, altna destek koymak. underpinnings  (o.) duvar temeli; (k. dili) ayaklar. 
 incelikle oynamak; bir rol eksik oynamak; ehemmiyet vermemek. 
 bakalarna salanan imkanlar olmayan. the underprivileged imknlar kt olanlar. 
 retimin normalden veya gereinden az olmas. 
 hakk olan kymeti vermemek. 
  (nemini belirtmek iin) altna izgi izmek; stnde durmak;  bir kelimenin altna izilmi izgi. 
  denizaltnda olan, denizalt; denizaltnda kullanlmaya elverili;  denizaltnda. 
 bakan muavini, bakan muaviri, mstear. 
 (-sold) fiyat krarak satmak. 
 i gmlei, fanila. 
 (-shot) hedefe isabet ettirememek, hedefe eriememek; ua normal iniinden nce piste temas ettirerek tekrar havalandrmak. 
 alt dileri kntl olan; suyu altndan akarak iletilen (su dolab) 
 alt taraf. 
 altnda imza bulunan. the undersigned imza sahibi, imza sahipleri. 
 normalden daha kk, clz. 
 i eteklii; astar veya duble. 
 dingile alttan bal (asi makaslar) 
 bir ark ile sylenen ikinci derecedeki name; gizli mana. 
 (-stood) anlamak; kestirmek; renmek; kavramak, bilmek; haberdar olmak; mana vermek; art kabul etmek; farz etmek; tahmin etmek; anlayl olmak; hemfikir olmak, hisleri paylamak. It is understood that... Koulan artlara gre... give one to understand ima etmek. understand each other birbirini anlamak; dankl dte bulunmak. 
 anlalr, anlalmas mmkn, kavranlr. understandebly  anlalr ekilde; mazereti kabul edilir ekilde. 
  anlay, kavray; kafa, zek; fikir; sz kesme; anlama; anlamazln halledilmesi;  akll, anlayl. understandingly  anlayla. 
 olduundan eksik veya hafif gstermek. understatement bir eyi olduundan hafif gsteren ifade. 
 farz edilmi; sylenmeden anlalan. 
  baka aktrn rolun almaya hazr olan aktr, yardmc aktr;  baka aktrn yerini alabilmek iin onun roln ezberlemek. 
 (-took,-taken) zerine almak, yklenmek, deruhde etmek; taahht etmek. 
 mteahhit, stenci; bir ie girien kimse. 
 cenaze ileri grevlisi, l kaldrcs. 
 el atma, girime; giriilen i; cenaze ii; taahht, teebbs, zerine alma, deruhde etme; vaat, garanti. 
 hakkndan az vergi almak. 
 alak ses tonu, fslt; donuk veya mat renk; ima edilen fikir. 
 deniz yzndeki akntya ters giden dip aknts, anafor. 
 deerinden aa deer vermek; hafifsemek. undervalua'tion  deerinden az gsterme. 
 (ng.) fanila. 
   su altnda olan veya kullanlan; geminin su hattndan aada olan;  su seviyesinin altnda olan ksm;  suyun altnda. 
 yolunda, yoluna girmi, balanm. 
 i amar. 
  normalden az arl olan; zayf;  normalden az olan arlk. 
 ilgi uyandramamak, etkileyememek. 
 byk orman aalar altnda byyen ufak aa veya allar. 
 ller diyan; toplumun sulular tabakas, kanunsuzlar lemi; arz kresinin br taraf. 
 (-wrote,-written) imza etmek; sigorta etmek; bir teebbsn masrafn demeyi taahht etmek; salama balamak.. underwriter  sigortac. 
 hak edilmemi. 
 kastsz; saf. 
 plan veya gizli maksad olmayan, samimi; basit. 
  istenilmeyen; saklncal;  istenilmeyen kii. 
 arzu edilmeyen. 
 fark edilmemis . 
 kararsz; mphem. 
 azimli; nlenemez. 
 gelimemi; (foto.) banyo edilmemi. 
 yolunu amayan. 
 (o.), (k. dili) i aman. 
 hazmedilmemi. 
 vakur olmayan. 
 eksilmemi. 
 bir eit su perisi. 
 diplomatik olmayan. 
 idare altnda olmayan; adressiz. 
 ayrt edilmemi. 
 disiplin grmemi terbiye edilmemi. 
 aa vurulmam, ifa edilmemi. 
 hayal krklna uramam, cesareti krlmam. 
 kefedilmesi imknsz. 
 gizlenmemi . 
 dehete dmemi. 
 kar gelinmeyen. 
 rahatsz edilmemi. 
 blnmemi. 
 (-did, -done) bozmak, iptal etmek; zmek, amak, skmek; mahvetmek. undo the harm that has been done yaplan zaran telfi etmek. What' done can't be undone Olan oldu. leave nothing undone yaplmam hi bir ey brak- mamak. 
 feshetme; mahvetme, perian etme; mahvolma sebebi. 
 yaplmam, ihmal edilmi; alms, ba zlm; mahvolmu, perian. 
 .kvrmlarn amak, aarak tek kat yapmak. 
 kesin, phesiz. undoubtedly  phesiz olarak . 
 akla ve hayale gelmeyen. 
   elbiselerini karmak, soymak; balarn karmak, balarn amak (yara); soyunmak;  resmi olmayan;  sivil elbise, i elbisesi; plaklk. 
 plak; ilenmemi (tahta, deri); sosu veya terbiyesi olmayan (yemek) 
 ar; kanunsuz; uygunsuz, yakmaz; lzumsuz, manasz, yersiz, mnasebetsiz; vadesi gelmemi. 
 dalgal, titrek. undulant fever (tb.) Malta hummas. 
  dalgalandrmak; dalgalanmak, dalga dalga olmak;  dalgal. 
 dalgalanma; dalga ekli; dalga; (mz.) titreim, titreme. 
 ar derecede; bo yere, lzumsuz olarak; haksz olarak. 
 mesuliyet hissi olmayan, vazifeinas olmayan. 
 lez, lumsz, sonsuz, nihayetsiz, ebedi.
alarak kazanlmam; hak edilmemi.unearned increment (huk.) kendi emei ile kazanlmam kymet art. 
 yeri eip karmak; kaz ile meydana karmak; meydana karmak, kefetmek. 
 dnyaya ait olmayan, dnyevi olmayan; korkun, mthi; doast; (k. dili) uygunsuz. 
 huzursuz, rahatsz, zgn; gergin, tutuk; endie eden. uneasily  rahatszm gibi. uneasiness  huzursuzluk, rahatszlk; kuku. 
 okumam, tahsil grmemi. 
 duygusuz, hissiz. 
 altrlmas iin gerekli vasflar olmayan. 
  isiz: yeterince kullanlmayan;  isiz kimse; the (ile) isizler. unemployment  isizlik. 
 bitmeyen; zamansz. 
 dayanlmaz, ekilmez. 
 ngiliz'e yakmaz veya benzemez. 
 ho olmayan, zevk vermeyen. 
 kskanlk yaratacak derecede cazip olmayan. 
 eitsiz, eit olmayan; dzensiz; to (ile) yetersiz; haksz, adalete aykr; birbirinden farkl, ayn vasfta olmayan. 
 dengi bulunmayan, esiz, ei bulunmaz; stn. 
 phesi olmayan; tek manal; sarih. unequivocally  su gturmez bir ekilde. 
 yanlmaz, emin; kesin, doru, tam isabetli. unerringly  emin olarak. 
(ks.) The United Nations Educational, Scientific and Cultural Organization. 
  esas olmayan; gerekli olmayan, nemsiz;  nemsiz ey. 
 dz olmayan, puruzlu; eit olmayan, gayri muntazam; tek, iki ile tam olarak bolnemeyen (say) unevenly  dz veya eit olmayarak. unevenness dz olmay; eit olmay. 
 hadisesiz, olaysz; sessiz. uneventfully  hadise olmadan. 
 tetkik edilmemi; eletirilmemi. 
 misli grlmemi, benzeri olmayan, esiz. 
 itiraz mmkn olmayan, itiraz edilmeyen; kusursuz. unexceptionably  kusursuzca. 
 adi, baya; istisna kabul etmez . 
 beklenilmedik. unexpectedly  beklenilmeden, ani olarak, anszn. unexpectedness  anszn olma. 
 kullanlmam. 
 gn gememi, vadesi gelmemi, mddeti tamamlanmam. 
 aklanmam. 
 patlamam. 
 kefedilmemi, aratrlmam. 
 izah edilmemi. 
 duygusunu ifade etmeyen; ifadesiz, manasz. 
 solmayan. 
 gevemeyen, yorulmaz, zayflamayan; yanlmaz, amaz, gvenilir; sadakatli; tkenmez, nihayetsiz. unfailingly  daima, muhakkak. 
 haksz, adaletsiz; hileli. unfairly  adalete aykr olarak, hakszca. unfairness  hakszlk . 
 .sadakatsiz, hakikatsiz; gvenilmez; yanl; (eski) inansz. unfaithfulness  sadakatsizlik. unfaithfully  sadakatsiz bir sekilde . 
 .allmam, mutat olmayan; yabanc, iyi bilinmeyen, aina olmayan. unfamiliarity  alkn olmay; bilinenlerden olmay. 
 modaya uymayan. 
 zmek, gevetmek, amak; zlmek, gevemek. 
 babasz, pi; belgelenmemi. 
 derinliklerine varlamaz, anlalmaz, kavranlamaz. 
(ng.) unfavourable  hayrl olmayan; muisait olmayan; elverisiz; mahzurlu, zararl; aksi, ters. unfavorableness  elverisizlik. unfavorably  zararl bir ekilde. 
 yemek verilmemi. 
 hissiz, duygusuz; zalim, kat kalpli. unfeelingly  acma gstermeden. 
 yapmacksz, samimi; hakiki. unfeign'edly  samimiyetle. 
 mayalandrlmam, ekimemi. 
 kstlayc balardan kurtarmak. 
 evlada yakmaz. 
 bitmemi, tamamlanmam; son duruma gelmemi. 
  (-ted.- ting) uygunsuz; uymaz; intibak etmez; ehliyetsiz;  ehliyetsizletirmek, kuvvetten drmek, zayflatmak. unfit for service i grecek halde olmayan. 
 skmek, zmek; kararsz klmak. 
 yorulmaz. 
 temkinli; soukkanl; amaz. 
 tyleri bitmemi; gelimemi, toy. 
 cismani olmayan, tinsel, ruhani. 
 ekinmeyen; boyun emez, gz ylmaz. unflinchingly  gz yllmadan. 
 kvrmlann amak, yaymak; gz nne sermek, izah etmek, aklamak, ayrntlar ile bildirmek; gelimek; almak. 
 beklenmedik, umulmadk. 
 unutulmaz. unforgettably  unutulmayacak bir ekilde. 
 affedilmemi. 
 unutulmam. 
 ekilsiz, biimsiz; yaratlmam. 
  talihsiz, bahtsz, bedbaht, biare, kimsesiz; baarsz;  anssz kimse. unfortunately  yazk ki, maalesef . 
 temelsiz, aslsz esassz, bo. 
 ok ziyaret edilmeyen; insan aya bas- mam. 
 dostsuz kimsesiz . 
  arkadala yakmayan, dosta yakmayan, dosta olmayan, samimiyetsiz, naho;  souk bir tavrla. unfriendliness  naho muamele veya tavr. 
 papaz rtbesinden mahrum etmek; elbisesini karmak. 
 mahsulsz, verimsiz; dlsz, ksr.unfruitfully  iyi netice vermeden. 
 ihtiyac karlanmam; yerine getirilmemi. 
 (yelken, bayrak gibi sarlm olan bir eyi) amak. 
 mobilyasz, denmemi. 
  kaba, biimsiz, hantal, lenduha gibi; irkin;  kaba bir ekilde. 
 cmert olmayan, cimri; sert; licenap olmayan. ungenerously  cmertlik gstermeyerek, cimrice. 
 nezaketsiz. 
 kuan gevetmek, zmek. 
 kua ozlm veya gevemi; gevek. 
 perdah vurulmam. 
 amak (zamkla yaptrlm eyi) come unglued almak (zamkla yaptrlm ey); (argo) bozulmak (i) 
 Allaha kar itaatsiz, dinsiz; kt, gnahkr; (k. dili) pek uygunsuz, pek fena; pek ok. ungodliness  dinsizlik gnahkarlk . 
 kazanlmam, ele geirilmerni. 
 idare edilemez, ynetilmez serke. 
 zarif olmayan, inceliksiz; kaba, beceriksiz. ungracefully  zarafet gstermeden. 
 nazik olmayan, sevimsiz; naho; kaba nezaketsiz. ungraciously  inceliksiz olarak. 
 dilbilgisi kurallarna uygun olmayan. 
 nankr,iyilikbilmez; naho, tatsz. ungratefully  nankrce. ungratefulness  nankrlk. 
 isteyerek yapan; istekli; seve seve yapan. ungrudgingly  seve seve. 
 .toynak, pene veya trnaa ait veya buna benzer. 
 muhafazasz, koruyucusuz; tedbirsiz, ihtiyatsz, gafil. 
 merhem, vcuda srulecek ya. 
 ; trnakl;  trnakl hayvan. 
 (o.) ungues) trnak; pene, toynak; (bot.) petalin trnaa benzer kaidesi. 
 (o.) ungulae) trnak, toynak, pene; (geom.) kesik koni veya silindir; toynaklar olan memeli hayvan. 
 toynak veya tlrnaa benzer. 
  inek veya at gibi toynakl;  toynakllar familyaslndan bir hayvan. 
 kllarn karmak; ilemek (ksele) 
 takdis olunmam, kutsal olmayan; kutsalll bozulmu. 
 brakmak koyvermek. 
 gzel olmayan, irkin, yakksz; cimri . 
 kullansz, elverisiz; acemi, eli ie yakmaz. unhandily  elverisiz bir ekilde. 
 mutsuz, zntl, kederli; talihsiz, anssz; uursuz, meum; mnasebetsiz, beceriksiz. 
 (beygirden) koum takmn karmak. 
 shhate yaramaz, zararl; shhatsiz. 
 shhatsiz, shhati bozuk; shhate zararl fena; ahlka zararl olan; ahlk bozan. unhealthily  shhate zarar verecek bir ekilde. unhealthiness  shhatsizlik. 
 iitilmemi; duyulmayan; duyulmadk. unheardof  misli grlmemi, iitilmemi. 
 dikkat etmeyen aldr etmeyen. 
 tereddt etmeyen. 
 menteelerden karmak; yerinden oynatmak; kararslzla drmek; oynatmak (akl) 
 zmek; yerinden ,ckarmak; yular zmek. 
 kutsal olmayan; kfr kabilinden, kt; saf olmayan: (k. dili) korkun, berbat. unholiness  gnah. 
 sereflendirilmemi; yerine getirilmemi. 
 engelden karmak; engelini karmak; engelden kmak. 
 mit edilmedik, beklenilmedik. 
 attan drmek; atn. almak; drmek, yerinden karmak. 
 sknetle yaplan, acelesiz, telsz. 
 zarar grmemi, acmam... 
 kabuklarn karmak; tehir etmek. 
(nek) bir tek; bir kere. 
 Papa'nn yetkisini tanmakla beraber kendi ayin ve adetlerini muhafaza eden dou kiliseleri yesi. 
 tek eksenli. 
 tek meclisi olan (parlamento) . 
(ks.) United Nations Children' Fund . 
 tek boynuzlu at eklinde hayali bir hayvan. 
 tek tekerlekli sirk arac. 
 tek ynl. 
 birleme, birletirme. 
 birletirilmi, birlemi. 
 (bot.) tek yaprakl. 
   deimez ekilli,ayn ekilde olan,hepsi bir ekilde;muntazam;yaknesak,bir kararda,benzer ayn tarzda;  nifotma,resmi elbise,asker elbisesi;  niforma giydirmek;birbirine benzer ekle sokmak.out of uniform niformas eksik.naval uniform bahriye elbisesi.military uniform asker elbisesi. uniformly  daima ayn tarzda.uniformness  aynlk,tam benzerlik. 
 aynlk,tam benzerlik;nizam;tekdzelik. 
 birletirmek. 
 bir tarafl, tek yanl; yalmz bir tarafa tesir eden, bir tarafla ilgili olan; (huk.) yalnlz bir tarafa sorumluluk ykleten veya imtiyaz veren. 
 tek harften ibaret. 
 yaratma kabiliyeti olmayan. 
 zarar grmemi . 
 mahkemece itham edilemez; kusursuz, susuz, aleyhinde diyecek olmayan. unimpeachably  phe gtrmez derecede. 
 engellenmemi. 
 nemsiz, unimportance  nemsizlik. 
 slah olmam ilenmemi; srlmemi (toprak); iyilememi. unimproved road toprak yol. 
 haberdar edilmemi. 
 ikamet edilmemi, oturulmam; ssz, bo, tenha. 
 yaralanmam, incilmemi; zarar grmemi. 
 snk, ekici olmayan; ilham olmam, esinlenmemi. 
 talimat verilmemi. 
 sigortasz. 
 aklsz, zekasz. 
 anlalmaz. 
 istemeyerek yaplan. unintentionally  istemeyerek. 
 alakadar olmayan, ilgisiz, aldrsz, lakayt. uninterestedly  ilgisizce. uninterestedness  ilgisizlik. 
 ekici olmayan. 
 kesilmemi, aralksz. 
 davet edilmemi. 
  Amerikan i sava zamanmda Kuzey hkmetine bal olan;  (the) ile Amerika Birleik Devletleri; (eski) Gney Afrika Birlii. 
 birleme, balama; birlik; sendika; bir bayragn kesinde bulunan birlie mensubiyet belirtisi. union card sendika kart. union down imdat isteme belirtisi olan baaaa edilmi bayrak. Union Jack ngiliz bayra. union label sendika yeleri tarafmdan yapldn gsteren giyim eyas etiketi. union shop yalnlz ii sen- dikas yelerine veya belirli bir zaman iinde sendikaya ye olmay taahht edenlere i veren snai bir kurulu. union suit birbirine bitisik gmlek ve klottan ibaret i amar. trade union sendika. 
 sendikaclk; bir birlie bal olma. 
 birlik taraflan; sendika taraflar, sendikac. 
 birlik haline getirmek; sendikalatrmak . Union of Soviet Socialist Republics Sovyet- ler Birlii, Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birlii. 
 (zool.) tek douran. 
 tek kutuplu. 
 tek, yegane, bir tane, esiz, emsalsiz; nadir. uniquely  esiz derecede. uniqueness  esizlik. 
  her iki cinse uygun, cins fark gzetmeyen;  cins fark gzetmeme. 
 tek cins. 
  birlik, ahenk, uygunluk; (mz.) ayn perdeden olma. act in unison hep beraber hareket etmek. in unison beraber birlikte, bir azdan. unisonal, unisonant unisonous  ayn perdeden; birlikte. 
 bir, vahit, birim, nite; fert, tek, bir tane; belirli bir miktar; kurala gre dzenlenmi birim; puvan (niversitede) unit of measurement l birimi. heating unit snma tertibat. 
  teslis doktrinini kabul etmeyen kimse; (b. h.) teslis doktrinine kar gelen inanca dayanan bir. Hristiyan mezhebi yesi;  (b. h.) bu Hristiyan mezhebine ait; birimsel. 
 uniteye ait, birimsel; butn, blnmez, tek. 
 birletirmek ittifak ettirmek, raptetmek, balamak; birlemek, birlikte i grmek; bitimek; nikahlanmak. 
 birlemi, birleik; ittifak halinde; ahenkli. United Arab Republic Birleik Arap Cumhuriyeti (Msr'n resmi ad) United Kingdom Britanya Krall United Nations Birlemi Milletler. United States of America Amerika Birleik Devletleri. unitedly  ittifakla, elbirligiyle. 
 birletlrici. 
 birlik, ittihat, ittifak, vahdet; birleme; (mat.) bir, teklik. 
(ks.) universal universally, university. 
 (kim.) tek deerli, tek valansl. 
  tek kabuklu deniz bcei; byle bcein kabuu;  tek valfl. 
  evrensel, kinat iine alan, dnya apnda, her yan kaplayan, klli, umumi; (man.) tmel; (mak.) niversal;  umumi nerme; evrensel dnce veya kaide; kardan kavramas. universal applause umumi takdir, umumi alk. universal coupling, universal joint (mak.) niversal kavrama, kardan kavramas. universal language evrensel dil. universal proposition (man.) btn bir kategoriyi kapsayan olumlu veya olumsuz nerme. universal suffrage umumi rey hakk. universal wrench ingiliz anahtar. universality  umumiyet, kulliyet, dnyay kapsama. universalize  umumiletirmek, tamim etmek. universally  her zaman ve her yerde. 
 nihayette her kesin ilhi affa urayacana inanan kimse veya mezhep. Universalism  bu yolda inan. 
 evren, kinat, lem, cihan. 
 niversite; ( (ng.) (k. dili) universite spor takm. 
  tek anlaml (kelime) 
 haksz, adaletsiz. unjustly  haksz olarak. unjustness  hakszlk. 
 gereksiz, yersiz . 
 taranmam, dank; inceliksiz. 
 kulbesinden karmak veya kmak (kpek); kefetmek, meydana karmak. 
 efkatsiz, hatr kran; zalim, sert. unkindly  serte, efkatsizce. unkindness  efkatsizlik. 
 . (-ted, -ting) skmek (rg) zmek. 
 bilinmeyen, bilinemeyen; anlalmas imkansz. the Unknowable (fels.) bilinmeyen gerek. 
 habersiz. unknowingly  bilmeyerek, farknda olmadan . 
  bilinmeyen, mehul, yabanc;  mehul kimse, yabanc. Unknown Soldier Mehul Asker. 
 rahat, kolay; tabii; ilenmemi, allmam. 
 ban gevetmek, zmek, amak. 
 ykn boaltmak (gemi) 
 hamma yakmayan. 
 ban zmek. 
 mandaln amak, amak. 
 gayri meru, gayri kanuni, kanunsuz. unlawfully  kanunsuzca. unlawfulness  kanunsuzluk. 
 (-laid) (den.) iplerini ayrmak (halat) rgsn amak. 
 kurunsuz; kurunlar km; (matb.) satr aralar anterlinsiz. 
 (learned veya learnt) rendiini unutmak; aksini renmek. 
 okuma yazma bilmeyen, tahsilsiz, cahil: bilgisiz; alarak renilmeyen. 
 serbest brakmak. 
 mayasz (hamur, ekmek) unleavened bread hamursuz. 
(bala) meerki, medike. 
 okuma yazmas olmayan, okumam. 
 ehliyetsiz. 
 (edat) birbirine benzemeyen, farkl; ( edat) benzemeyen, (den.) farkl. unlikeness  benzemeyi. 
 olassz, muhtemel olmayan; baaraca tahmin edilmeyen. unlikelihood, unlikeliness  olasszlk. 
 top arabasnn koum parasn kararak hazrlamak; ie hazrlanmak. 
 snrsz, sonsuz, saysz; kstsz, bal olmayan, kaytsz, artsz. 
 halkalarn zmek veya ayrmak . 
 listeye girmemi; rehberde olmayan (telefon numaras); borsada muamele listesine girmemi. 
 gemii unutacak sekilde yaamak. 
 ykn boaltmak; ykunu kaldrmak; boaltmak (silh); derdini dkmek, almak; eldeki mal satarak elden karmak. 
 kilidi amak; (kap) amak; zmek; meydana karmak. 
 beklenmedik. 
 zmek; serbest brakmak. 
 zmek; gevetmek; serbest brakmak. 
 sevimsiz; naho. unlove liness  sevimsizlik. 
 talihsiz, bahtsz, anssz; uursuz, meum. unluckily  ansszlk eseri. unluckiness  ansszlk. 
 (made) bozmak; eski haline getirmek; deitirmek; paralamak, harap etmek. 
 (-ned, -ning) insanlktan karmak; kuvvetten mahrum etmek; erkeklikten karmak, hadm etmek; adamsz brakmak. 
 idaresi g, idare edilemez. 
 erkee yaramaz, erkeke olmayan. unmanliness  erkee yakmaz hal. 
 mrettebatsz; insansz; insansz alan; hadm edilmi, enenmi. 
  nezaketsiz, saygsz, kaba;  nezaketsizce. unman nerliness  saygszlk. 
 iaretsiz; izgisiz; dikkat edilmemi; not verilmemi (imtihan ktlar) 
 evli olmayan, ev lenmemi. 
 maskesini kartmak; amak, meydana karmak, maskesini kaldlrmak. 
 anlamcz, mana sz; ifadesiz, bo. 
 istenmeden yaplm, kastsz. 
 uygunsuz ,yakksz. 
 eritilmemi. 
  aza alnmaz, sz edilmez;  (o.) i amarlar. 
 merhametsiz, insaniyetsiz, zalim. unmercifully  merhametsizce. 
 haksz. 
 serbest brakmak. 
 dikkatsiz, dncesiz. unmindful of dnmeyerek, gz nne almayarak. 
 yanl anlalmaz, ak. unmistakably  phe gtrmez bir ekilde. 
 tam, daniska; dinmeyen. 
 karmam, kartrlmam, saf. 
 (radyo) module edilmemi; makamsz. 
 rahatsz edilmemi. 
 (den.) (ift demirde) demirin birini vira etmek; rhtmdan fora etmek. 
 ahlaki kavramlar olmayan; ahlkla ilgisiz. unmorality  ahlki kavramlardan yoksunluk. unmorally  ahlki kavramlardan yoksunca. 
 ayrmak, zmek; zvanasndan karmak. 
 atsz, ata binmemi; erevelenmemi; oturtulmam; monte edilmemi, taklmam. 
 amak; susturucuyu karmak. 
 burun saln karmak. 
 ivilerini skmek. 
 isimsiz; ad gemeyen, bahsedilmeyen. 
 tabiata aykr,gayri tabii, suni; tuhaf, garip, anormal. unnaturally  garip bir ekilde. unnaturalness  anormallik, tuhaflk. 
 lzumsuz; faydasz, gereksiz. unnecessarily  gereksiz olarak. 
 gereksiz. 
 cesaretini krmak ,gvenini sarsmak. 
 saylmam;saysz; numarasz. 
 bir ey denilemez. 
 yararsz, faydasz; aldrsz ilgisiz . 
 engellenmemis; ak, tam; tkanmam. 
 elde edilemez, bulunamaz .
 bo, igal edilmemi; isiz, bota gezen. 
 gayri resmi. 
 almam. 
 kar gelinmemi; rakipsiz. 
 tekilatsz, organize edilmemi, dzenlenmemi; inorganik; sendikalamam. 
 Ortodoks olmayan; geleneklere kar, adetlere ayklr. 
 gsterisiz, dikkati ekmeyen. 
 amak (bavul), ap boaltmak. 
 denmemi; alacakl (ii); cretsiz. 
 aza zor alnr; naho. 
 esiz, emsalsiz, benzeri olmayan . 
 affedilemez. 
 parlamento usullerine aykr. 
 vatanperver olmayan. 
 asfalt olmayan. 
 . (-qed, -ging) ivisini skmek; asksn karmak; ivisini kararak amak. 
 nfusunu azaltmak. 
 idrak edilmemi. 
 .delinmemi. 
 gzden dmu kimse. 
 yndan ayrmak veya ayrlmak. 
 (ned, ning) topluignelerini karmak; amak, zmek. 
 acmasz, amansz. 
 naho, hoa gitmeyen, tatsz .unpleasantly  nahoa. unpleasantness  naholuk, tatszlk. 
 derinlii llmemi; su borular tesisat olmayan. 
 parlatlmam. 
 semen olarak kaydedilmemi; ankete katlmam. 
 rabet grmeyen, benimsenmeyen, tutulmayan; gzden dm. unpopularity  gzden dm olma; rabet grmeme. 
 acemi; kullanlmayan, geersiz, yrrlkte olmayan; denenmemi. 
 ncelsiz; benzeri grlmemi, yeni. 
 nyargsz,tarafsz; (huk.) haklanna dokunmayan. 
 kasltsz; nceden tasarlanmam. 
 hazrlksz; ihtiyatsz. 
 fiyat belirsiz; paha biilmez. 
 karaktersiz, prensipsiz, ahlaksz 
 baslmaya uygun olmayan. 
 verimsiz, ksr. 
 meslek standartlanna aykr. 
 karsz, verimsiz; bo, nafile. 
 mit vermeyen, mitsiz. 
 telaffuz edilemeyen; aza alnmaz. 
 (with) ile (den.) yoksun. unprovided for ihtiyac karlanmam. 
 kkrtlmam. 
 baslmam, yaymlanmam. 
 cezalandrlmam. 
 ehliyetsiz, uygun nitelikleri olmayan; arta bal olmayan; tam, kesin. unqualifiedly  artsz olarak. 
 sndrlmez, bastrlamaz. 
 mnakaa kaldrmaz; phe gtrmez, muhakkak. unquestionably  phesiz olarak. 
 muhakkak, phesiz; soruturulmam, sorgusuz. 
 rahatsz, huzursuz; huzursuzluk yaratan. 
 aktarlan parann sonuna trnak iareti koymak, trnak iaretini kapamak. quote unquote onun szleriyle. 
 (-ed,- ing veya -led, -ling) zmek, amak, skmek; sklmek, zlmek. 
 cahil; okunmam. 
 okunmaz, okunaksz, sklmez, anlalmaz okunmas g. 
 hazr olmayan; tetik olmayan, ar kanl. 
 hakikat olmayan, gereksiz, hayali. unreally  hayali olarak. 
 hakikatsizlik, gereksizlik; dsllk. 
 mantkszlk; manaszlk, samalk. 
 mantksz, muhakemesiz; makul olmayan; ar, mfrit. unreasonableness  mantkszlk; makul olmay. unreasonably  mantkszca. 
 mantkz; akla dayanmayan. 
 mantlkla hareket etmeyen, mantksz. unreasoningly  mantlksz olarak. 
 kabullenmemi; uzlamam. 
 yeniden bina edilmemi; yeni artlara gre yeni fikirler edinmemi (kimse) 
 .kaydedilmemi, banda allnmam. 
 tedavisi g; geri getirilemez, telfi edilemez. 
 (makaraya sarl eyi) zmek. 
 (den.) halatn bir ucunu delikten veya makaradan karmak. 
 ham, tasfiye edilmemis; inceliksiz. 
 yansmasz aksetmeyen; derin dnmeyen. unreflectingly  derin dunmeyerek; akset meyerek. 
 kendini dnceye vermeyen; dnce mahsulu olmayan. unreflectively  dunmeden . 
 dzeltilmemi; yola gelmemi, slah olmam. 
 slah olmam; ahlakla badamayan; tvbekar olmayan. unregenerately  ahlakla badamaz bir ekilde. 
 merhametsiz, amansz, sert; gevemeyen. unrelentingly  durmadan; merhametsizce. 
 gvenilmez, inanlmaz. unreliability  gvenilmezlik .unreliably  gvenilmez surette. 
 ferahlamam; tek dzen. 
 dinsiz; layik. 
 baglamaz, vaz gemez; direken; skun bulmaz; srekli, aralksz. unremittingly  devaml, mtemadiyen, aralksz. 
 tvbe etmeyen. 
 sylenmemi, anlatlmam; bildirilmemi, beyan edilmemi. 
 karlk grmeyen, karlksz. 
 snrlanmam; ak szl, samimi, ekinmesiz; artsz. 
 ekinmeden, aka; artsz olarak. unreservedness  ekinmeyi. 
 tepki gstermeyen; ihtiyac karlamayan. 
 asayisizlik, huzursuzluk, kargaa; rahatszlk. 
 zaptedilmemi, denetsiz. frenlenmemi, serbest; idaresiz. 
 snrsz, kstsz. 
 mukafatlandrlmam. 
 halletmek, zmek (bilmece) 
 (-ged,- ging) (den.) donanm karmak. 
 doru olmayan, drust olmayan; gunahkr, kt; haksz, adaletsiz. unrighteouslv  gnahkarca.unrighteousness  drst olmay; gnhkarlk. 
 (-ped, -ping) dikilerini skmek; yrtp ayrmak. 
 ham, olgunlamam; vaktinden evvel yetimi, erken gelimi. unripeness  hamlk. 
 rakipsiz; esiz. 
 elbisesini karmak, soymak; soyunmak. 
 (tomar) amak; gz nne sermek, tehir etmek; almak. 
 atsn amak, stn amak. 
 kknden skmek veya kazmak. 
(ks.) United Nations Relief and Rehabilitation Administration. 
 heyecansz, telasz, sakin .
 kanuna boyun emeyen; idare olunmaz, zaptedilmez; asi, itaatsiz; azl. unruliness  kanuna boyun ememe; azllk. UNRWA (ks.) United Nations Relief and Works Agency for Palestine Refugees in the Near East Yakn Doudaki Filistinli gmenler iin Birlemi Milletler yardm tekilt. 
 eyerini karmak; eyerden drmek, attan drmek. 
 emniyetsiz, tehlikeli, gu venilmez 
 sylenmemi, bahsedil memi 
 satlamaz 
 kutsallatrlmam. 
 memnuniyet vermeyen; yetersiz, tatmin etmeyen. unsatisfactorily  .makbule gemeyerek, yetersizce. 
 (kim.) doymam. 
 tatsz, lezzetsiz, yavan; naho, irkin, kt. 
 (said) szun geri almak. 
 yaralanmam, yarasz . 
 bilimsel olmayan, bilime aykr. 
 (k. dili) karmakark halden karmak, dzene sokmak. 
 vidalarn karmak, gevetmek. 
 Kitab Mukaddes'e aykr. 
 vicdansz; tresiz; prensipsiz. 
 mhrun bozmak veya karmak; amak. 
 dikilerini skmek, dikilerini skerek paralara ayrmak. 
 anlalmaz, idrak edilmez, kefolunmaz; gizli. 
 mevsimsiz, zamansz, vakitsiz. unseasonableness  mevsimsizlik. unseasonably  mevsimsizce. 
 baharatsz; olgunlamam; ya (tahta) 
 mevkiinden atmak, azletmek, grevden almak; attan ,drmek . 
 denize kmaya elverisiz. 
 yakksz, uygunsuz, irkin. unseemliness  uygunsuzluk . 
 kefedilmemi, gze grnmeyen. 
 cmert, kendi karn dnmeyen. 
 ie yaramaz, yararsz. 
 yerinden karmak; tedirgin etmek; dzenini bozmak; yerinden kmak; tedirgin olmak. 
 kararsz, kararlatrlmam; henz yerleilmemi; belirsiz; deiken (hava); yerlememi, gebe; denmemi, kapanmam. 
 (-ed,- sewn) dikilmi seyi skmek, dikiini skmek. 
 cinsiyetinden yoksun klmak; kadnlktan karmak. 
 zincirlerini karmak. 
 kolay korkmaz, kolay deimez, sabit, sarslmaz, salam. 
 sarslmam; sabit. 
 .iyi ekil verilmemi, biimsiz, ekilsiz. 
 ufak paralara ayrlmam, paralanmam. 
 knndan karmak. 
 (-ped, -ping) gemiden karmak; (den.) yerinden karmak, fora etmek (krek) 
 sa kesilmemi. 
 ekmeyen; ekinmesiz. 
 gze ho grnmeyen, irkin grnml. unsightliness  irkinlik. 
 maharetsiz, hnersiz; maharet gerektirmeyen. unskilled labor kaba i; kaba i yapanlar. 
 maharetsiz, hnersiz, beceriksiz, ustalksz, ihtisassz, tecrbesiz, acemi. unskillfully  hunersizce, beceriksizce, acemice. unskill fulness  beceriksizlik. 
snmemi kire. 
 (slung) askdan indirmek, asl olduu yerden almak (tfek); (den.) izbirosunu karmak. 
 (-ped, -ping) yayna basarak gevetmek; amak (tt) 
 .dolak eyi amak, zmek. 
 konumayan, sohbetten holanmayan, merdmgiriz, ekilgen, yalnzl seven, kank. unsociabil'ity, unsociableness  ekilgenlik. unsociably  ekilgence; sohbetten kamarak. 
 sohbetten holanmayan; merdmgiriz, toplumdan holanmayan; topluma kar. 
 kirlenmemi. 
 satlmam. 
 lehimini karmak; eritmek, ayrmak. 
 istenilmemi, talep edilmemi. 
 hile bilmez, tecrbesiz, sade, saf, masum; halis, hakiki, katksz. unsophistica'tion  saflk. 
 salam olmayan, shhatsiz; gereksiz, geersiz; derme atma, rk; derin olmayan, hafif (uyku) unsoundly  rk bir ekilde. unsoundness  .rklk. 
 esirgemeyen; bol, ok; affetmeyen, aclmasz, merhametsiz. unsparingly  esirgemeden. 
 ifade edilemez, sylenemez, tarifsiz; aza alnmaz; berbat. unspeakably  ifade edilemeyecek ekilde; ok fena. 
 ihtisas grmemi, uzmanlamam; belirli bir ilevi olmayan, deiik ilere yarayan. 
 yerinden ayrmak. 
 bozulmam. 
 aa vurulmam. 
 sportmence olmayan, sporcuya yaramayan. 
 lekesiz, beneksiz; temiz, pak, ar. 
 sabit veya salam olmayan; kararsz, hercai, yeltek, gelge, dnek, kaypak; (kim.) abuk eriyen veya deien; deiken. unstableness, unstabil'ity  sabitsizlik; kararszlk, dneklik; deikenlik. unstably  kararszca; sabit olmayarak. 
 sabit olmayan, sallanan; titrek; dzensiz; deiken, kararsz, gvenilmez. unsteadily  sallanarak, decek gibi; kararsz. unsteadiness  kararszlk; sabit olmay. 
 silhlar braktrmak; yumuatmak. 
 (-ped,- ping) (den.) yerinden karmak (gemi direi) 
 (stuck) koparmak, amak (yapm eyi) come unstuck kopmak, kmak, almak; (argo) boa kmak. 
 esirgemeden. 
 (-ped, -ping) tka veya kapan karmak; amak, engelleri kaldrmak. unstopped  (dilb.) duraksz (nsz) 
 (-ped,-ping) kayn karmak veya gevetmek. 
 (strung) tellerini karmak; gevetmek; zayflatmak, (sinir) bozmak. unstrung  gevetilmi, gevek; sinirleri bozuk sinirli. 
 alma sonucu renilmemi; tabii; allmam, hazrlksz, plansz. 
 cisimsiz, kat olmayan; aslsz; hakikatte olmayan, hayali. unsubstantiality  cisimsizlik. unsubstantially  cisimsiz olarak. 
 .baarsz. 
 uygunsuz, yakksz. unsuitabil'ity, unsuitableness  uygunsuzluk, yakk almama. unsuitably  uygunsuzca. 
 tannmam, nsz, duyulmam; sylenmemi. 
 desteksiz. 
 geilemez, stn, esiz. 
 phelenilmeyen, phe altlnda olmayan; nceden akla gelmeyen. 
 masum, saf, gvenilebilen. 
 ban zmek, bandajn karmak. 
 (swore, sworn) szn geri almak, yemininden dnmek. 
 sapmaz; deimez. 
 sistemsiz. 
 bahsedilmeyen, ad gemeyen. 
 evcilletirilemez. 
 kark eyi acmak, zmek. 
 lekelenmemi, kararmam. 
 .tadlmam. 
 .cahil, tahsil grmemi; dogal, renilmeden bilinen. 
 (taught) bildigini unutturmak; aksini retmek. 
 mdafaas imknsz, savunulamaz. 
 denenmemi. 
 nankr, kran bilmeyen; ho karlanmayan, istenmeyen. unthankfully  nankrce. 
 (thought) zihninden karmak; fikrini deitirmek. unthinkable  dnlemez, imknsz. 
 dncesiz, saygsz; dnce kabiliyeti olmayan. unthinkingly  dnmeden. 
 dnlmemi, hatra gelmemi. 
 ipliini karmak; yolunu bulmak. 
 savurgan, musrif. 
 tahttan indirmek, halletmek. 
 dzensiz, tertipsiz dank. untidily  dzensizce. untidiness  tertipsizlik, dzensizlik. 
 zmek, amak; halletmek; zlmek. 
( edat), ( bagla) e kadar, e dein, e dek. 
  zamansz, vakitsiz, mevsimsiz; vaktinden evvel yetimi; erken gelen;  mevsimsizce, uygunsuz zamanda. 
 yorulmak bilmez. 
 nvansz; nvan hakk olmayan; isimsiz. 
(edat), ( eski) e, e kadar. 
 anlatlamaz, tarifsiz; tahmin edilemez, hesapsz, saysz; anlatlmam. 
 dokunulamama, paryalk. 
  ulalamaz, eriilmez; dokunulmaz; dokunulmas yasak;  parya. 
 aksi, ters; huysuz; uygunsuz, mnasebetsiz. 
 tercme edilemez, ,evrilemez. 
 kullanllmayan(yol); dnyay grmemi; dar grl. 
 (trod, trodden) iz srerek geriye gitmek. 
 tecrbe edilmemi, denenmemi; muhakeme edilmemi, yarglanmam. 
 skntsz; durgun. 
 yalan, sahte; eri; sadakatsiz, hakikatsiz. untruly  doru olmayarak. 
 ban zmek. 
 gvenilmez, itimada lyk olmayan . 
 yalan; gereksizlik. 
 yalan, uydurma; yalanc. untruthfully  yalanla. untruth fulness  gereksizlik. 
 bzgsn amak, krmalarn dzeltmek; altndan karmak. 
 retilmemi, renim grmemi; saf, basit. 
 (dolak veya sarlm eyi) amak; zlmek, almak. 
 bkmn amak, ayrp amak. 
 kullanllmaml. unused to -e alok olmayan. 
 grlmedik, nadir, seyrek, mstesna, olaand. unusually  nadiren, seyreke. unusualness  nadirlik, fevkaladelik. 
 tarifsiz, sylenmez, ifade edilemez, anlatlmaz, aza alnmaz. unutterably  anlatlamayacak derecede. 
 cilsz; sssz. 
 peesini amak; gz nne koymak, amak; kendini meydana koymak. 
 ifade edilmemi; (dilb.) nsz, sessiz . 
 istenilmeyen. 
 bar . 
 mazeretsiz: savunulamaz; affedilemez. 
 haksz, mazeretsiz . 
 uyanlk olmayan, gafil, dikkatsiz, tedbirsiz. unwarily  .tedbirsizce. unwariness  gaflet, tedbirsizlik, dikkatsizlik. 
 deimez. 
 yorulmak bilmez, yorulmaz, bkmaz, usanmaz. 
 (wove, woven) (dokunmu veya ilenmi eyi) skmek. 
 naho, tatsz, ho karlanmayan, istenilmeyen. 
 iyi olmayan, rahatsz, hasta. 
 (lmne) alanmayan. 
 salam olmayan, sakat, shhatsiz; bozuk; zararl. 
 hantal, lenduha gibi, kaba, heyul gibi, idaresi g. unwieldiness  hantallk. 
 irade d, kendiliinden gelen; istek d. 
 isteksiz; gnlsz, zoraki yaplan veya sylenen. unwillingly  istemeyerek. unwillingness  isteksizlik. 
 korkusuz. unwincingly  gz krpmadan, rkmeden. 
 (wound) sarlm eyi zmek, amak: dzeltmek; gevetmek, rahatlatmak; gevemek, almak, rahatlamak. 
 aklsz; makul olmayan . unwisely  aklszca. 
 dileinden vazgemek; olmamasn dilemek. 
 arzu edilmemi. 
 tanksz, ahitsiz. 
 farknda olmayan; kastsz. unwittingly  istemeyerek, bilme yerek, farknda olmadan . 
 3det dl, allmam, nadir .unwontedly  allmam ekilde. 
 kullansz. 
 dnyevi olmayan, tinsel, ruhani. unworldliness  dnyevi olmay. 
 demez; deimsiz, lyk olmayan, uygun olmayan; uygunsuz. unworthiness  lyk olmama. 
(bak.) unwind;  zk. 
 (-ped,- ping) zmek, amak; zlmek, almak. 
 bklm seyi amak; elengi karmak. 
 krklarn gidermek. 
 yazlmam, kitaba gememi; ananevi, geleneksel; yazsz, bo. unwritten law rf ve det hukuku. 
 domam (koyun, kei) 
 sert; boyun emez, direngen; yol vermez. 
 boyunduruunu karmak; boyunduruktan kurtarmak veya kurtulmak; ayrmak. 
 fermuar amak. 
  (edat),  yukarya, yukarda; yksee; (mz.) tize doru; ileriye; -e kadar; ne, ileri; tamamen (Konuma dilinde ounlukla anlam deitirmeden fiillere eklenir);  ykselmi; kalkm; kaldrlm; yksek, kabark; ilerlemi; hazr; (edat) yukarya, yukarda; ileride; ieriye;  ykselme. be up kalkmak, kalkm olmak; (ng.) oturuma son vermek. be up against (k. dili) karlamak, kar karya gelmek. be up against it (k. dili) mukl durumda bulunmak, atmak . be up all night sabahlamak. be up and doing i banda olmak, faaliyette olmak . be up for hazr bulunmak, meydanda olmak. be on the up and up (k. dili) hilesiz olmak; (k. dili) ykselmekte olmak .be up in (veya) on (k. dili) hazr olmak; bilgili olmak; haberdar olmak. be up to kabiliyetli olmak; far- knda olmak; yapmakta olmak; alakas olmak; karm bulunmak; mesuliyetli olmak. up and about veya around (k. dili) hastalktan kurtulmu, ayaa kalkm, shhatte. up and down be aa be yukar; (kuman) dokunu ynu; batan aa, tepeden trnaa. up a tree mukl durumda. ups and downs hayattaki ini k lar, iyi ve kot gnler. up the wind (den.) rzgra kar up to date imdiye kadar; aa uygun, gne uygun modern. up to the mark en ince noktasna kadar. fifteen up (tenis) on be on be berabere. one up on bir say nde. It is all up with him Onun iin artk her sey bitmitir Mahvoldu! Hap yuttu! Yand! What' he up to? Ne dolaplar eviriyor? Ne halt ediyor? What' up? Ne var? N'oluyor? It' up to you Size bagldr, Siz bilirsiniz. I'm not up to it Gcm yetmez. His temper was up ok fkelendi. The time is up Sre doldu Vakit tamam. Something' up Bir eyler dnyor. He is up for mayor. Belediye bakanlna adaydr. He is up for murder Cinayet suundan yarglanyor. 
 (-upped, -upping) ykseltmek; (k. dili) vermek. The girl up and slapped him Kz onu tokatlayverdi. 
(nek) yukarya; ayaa; tamamen. 
 dalgal, alalp ykselen. 
 akgz, giriken; mit verici. 
 Upaniad, eski Hint din kitaplarndan biri. 
 Cava adasnda bulunan zsuyu zehirli bir aa; bu aacn zsuyu; zehirli ey. 
  (mz.) vurgusuz tempo;  (argo) canl, neeli, iyimser. 
 (mz.) keman yaynn ileri srlmesi. 
 azarlamak, yzne vurmak. upbraidingly  azarlayarak. 
 terbiye, yetime. 
 (built) bina etmek, ina etmek. 
  yukarya evrilmi veya atlm;  yukarya evirme veya evrilme, yukarya atma veya atlma; yukarya evrilmi veya atlm ey; (mad.) hava bacas. 
   (k. dili) sahilden uzak, i taraftaki;  memleketin i ksm, tara;  i kesimlere doru. 
 gnmze uygun ekle sokmak, gncelletirmek; dzeltme ve eklemeler yapmak. 
 yukar eki, havann yukarya ykselmesi. 
 dikine evirmek; (kadeh) dikmek; ba aa etmek; boca etmek . 
   yoku;  kalitesini ykseltmek; rt- besini ykseltmek;  yoku yukar. on the upgrade iyilemekte; artmakta . 
 byme, gelime; byyen ey. 
 zorla yukan kaldrmak. upheaval  yukar kaldrma; karklk, ayaklanma; (jeol.) yeryz kabuunun kabarmas. 
  yoku yukar;  yukarya giden; g, etin, mukul. 
 (held) yukar kaldrmak; tutmak, tarafn tutmak, desteklemek; onaylamak, tasdik etmek. 
 demek; donatmak. upholsterer  demeci. upholstery  demecilik; demelik eya. 
 (den.) ip germe tokas. 
 bakm, muhafaza; bakm masraf, idame masraf. 
  yksek arazi, yayla;  yksek. 
 arazi knts; (jeol.) yeryz kabuunun kabarmas; yceltme, manevi ykseli; iyiletirme. 
 ykseltmek, yukar kaldrmak; yceltmek. 
 en yukar, en yukarki, en st. 
(edat) stne, zerine, stnde, zerinde; -e,-de , ile; vukuunda, hususunda; artyle, gre; takdirde. tier upon tier tabaka tabaka, sra sra. upon my word vallahi, alimallah; Hay Allah ! 
  stteki, st kattaki; yukarki, yukardaki; st;  saya, ayakkab yz; (o.) kuma tozluk; (k. dili) yatakl vagonun st kat yata. upper berth st yatak (tren veya vapurda) upper case (matb.) majskl harflerin bulunduu st kasa; majskl harf, byk harf. upper class zenginler snf; sosyal veya ekonomik stnlu olan snf(burjuvazi,ii dman) upper crust (k. dili) zenginler tabakas, st tabaka. upper deck st gverte. upper works geminin ykl olduu zaman su seviyesinden yukarda kalan ksm. get the upper hand galip gelmek, stun kmak. on one' uppers (k. dili) aresiz, meteliksiz, parasz. 
 yksek seviyeli, yksek. 
 lise veya niversitede nc veya drdncu snf rencisi. 
 boksta aadan yukarya doru vuru. 
 en st,enyukardaki; akla ilk gelen. 
Yukar Volta. 
 (k. dili) kibirli; kendini beenmi. uppishly  kibirle. uppishness  kibirlilik. 
 yukar kaldrmak. 
   doru, dikey, dik; drst, doru;  doru, dikine, dikey olarak;  .direk; dimdik duran ey; dik piyano, dz piyano; (futbol) kale. uprightly  drste. 
 (rose, risen) kalkmak; kabarmak, ykselmek; ayaklanmak. uprising  kalkma; ayaklanma, isyan. 
   rman yukarsndaki;  nehir yukar, rman yukar ksmna doru;  rman yukar ksm. 
 grlt, velvele, amata. 
 grltl, velveleli; kahkahadan krp geiren. uproariously  grltuyle; ok gln bir ekilde. uproariousness  grlt. 
 kknden skmek, kknden skp karmak; yok etmek. 
 (-set,-ting) devirmek; altst etmek; keyfini bozmak; bozguna uratmak, beklenmedik anda yenmek; sinirlendirmek; midesini bozmak; (mak.) demir parasn kzdrp ekile ucuna vurarak ksaltmak ve kalnlatrmak, dvmek, iirmek; devrilmek; altst olmak; hkmsuz klmak. upsetting machine dvme makinas. 
  devrilmi; dzeni bozulmu, altst olmu; zntl, sinirli; dikine evrilmi;  devrilme; altst olma; (k. dili) surprizli yenilgi, bozgun; bozulma . upset price mzayedede satcnn koyduu asgari fiyat. 
 netice, sonu, nihayet. 
 st taraf . 
  .tepetaklak olmu; altst;  tepetaklak. 
 Yunan alfabesinin yirminci harfi. 
   sahnenin arka ksmmdaki;  sahnenin arka ksmnda, sahnenin arka ksmna doru;  seyircilere arkasn dndrmek (bir aktrn dierini); dikkati kendine ekerek bakasnn roln almak; (k. dili) kibirli davranmak. 
   yukarya, yukarda;  yukardaki, st kata ait;  st kat. 
 doru, drst; dik. 
  birden zengin olan kimse;  tredi, sonradan grme, zpkt. 
   ( (A.B.D.) (gen.) New York ,sehri ile ilgili) merkez dndaki, kuzey;  tara;  merkezden uzak. 
  akntya kar; rman yukan ksmna doru;  rmagn yukarsndaki. 
 yazda yukanya doru kuyruk ekme; (mak.) yukar doru vuru. 
  kabarmak;  kabarma, ykselme; dalga. 
 tepe topuzu. upswept  tepede toplanm (sa) 
 yukanya sallan; ilerleme, ykselme. 
 kaldrma, ykseltme; kazandan bacaya giden boru; (mad.) hava bacas. quick on the uptake (k. dili) hazrcevap, kavrayl, uyank. 
 (jeol.) yer kabarmas, yer ykselmesi; yukarya atl. 
 (jeol.) yeryz kabuunun kabarmas. 
 (A.B.D.), ( argo) skntl, sinirli, hrsl, tutarakl; tell; biimci, tutucu. 
 acl, zamana uygun, gncel, asri, modern. 
   ehir merkezinin dnda;  ehir merkezinin dndaki;  ehir merkezinin d. 
 ilerleme, ykseli. 
 yukanya evirmek veya evrilmek. 
 yukanya dnme; iyileme. 
 yukarya doru giden; yukarya dnk. 
 yukar doru, yukar. upwards of -(den.) daha fazla, -(den.) yukar, -in stnde; yak lalk olarak. 
(bak.) uremia. 
 Msr tanr ve krallannln sembol olan kutsal engerek. 
 Ural . 
  UralAltay dalanna ait; UralAltay dillerine ait; Turanl;  UralAltay dil ailesi. 
 astronomi mz; Af rodit'in bir ismi. 
 (min.) uranit, uranyum fosfatlarndan bileik bir mineral. uranitic  uranite ait. 
 (kim.) uranyum . 
 gkcisimlerini tarif ilmi; gk haritas. 
 gk ve gkcisimleri ilmi; bu ilim hakknda eser. 
 (astr.) Uranus; (Yu.) (mit.) g temsil eden tanr Uranus. 
 (kim.) rat, rik asidin tuzu. 
 ehre ait, ehirde bulunan. urban renewal ehri yeniden oturulabilir ekle koyma plan. 
 nazik, terbiyeli, kibar tavrl; medeni. 
 nezaket, naziklik, kibarllk, elebilik. 
 ehirletirmek . 
 testi eklindeki. 
 haar ocuk, afacan ocuk; denizkestanesi . 
 Urduca, Urdu dili. 
 (biyokim.) re. 
 (tb.) remi. uremic  .uremili. 
 sidik yolu, idrar yolu, siyek, uretra. urethral  idrar yoluna ait, uretral. urethrotomy  idrar yolunu ama ameliyat. 
 (anat.) idrar yolu, siyek (tb.) idrar yolu. 
 iltihab. 
 idrar yolunun iini gsteren alet. urethroscopy  bu aletle idrar yolunun iini muayene etme. 
 idrara ait. 
  sevketmek, ileri srmek; drtmek; sktmak; srar etmek; srarla anlatmak; kkrtmak; zorlamak;  drt, itici kuvvet; zorlama; kkrtma.
 acele; srar; sktrma, zorunluluk kanlmazlk. 
 acil acele olan; zorunlu, kanlmaz; srar eden; ok sktran. urgently  nemle; acele ile. 
 idrara ait; idrardan alnan. uric acid asit rik. 
 idrar kab, rdek; hel, ayak yolu, klozet, pota. 
 (tb.) idrar tahlili. 
  idrara ait;  idrar kab, rdek. urinary bladder (anat.) sidik torbas. urinary disease sidik yolu hastal. urinary organs idrar karan uzuvlar.
 idrar karmak, iemek, kk aptes yapmak urina'tion  ieme. 
 idrar, sidik.
(nek) idrar.
 (anat.), (zool.) idrar yollar veya tenasl uzuvlarna ait. 
 idrara ait, idrar cinsinden. 
 Urmiye gl. 
 ayakl kavanoz veya vazo; kap; ceset kl koyaca: semaver
(nek) idrar.
(bak.) urinogenital. 
 (tb.) roloji. 
 (Lat.) dii ay. Ursa Major (astr.) Bykay. Ursa Minor (astr.) Kkay. 
 ay cinsinden, ay gibi. 
 (Al.), (dilb.) varsaylan en eski HintAvrupa dili. 
 (Al.) asl metin. 
 (bot.) srgangillerden. 
 (tb.) rtiker, kurdeen. 
 (diken gibi) batmak, actmak: acmak. 
 Uruguay. 
 nesli tkenmi bir eit Avrupa yaban sr, (zool.) Bos primigenius. 
(zam.) bize, bizi. 
(ks.) United States, American. 
(ks.) United States of America, United States Army. 
 kullanlr, elverili. usableness  kullanllk. 
(ks.) United States Air Force. 
 kullan, kullanma; muamele; rf ve adet, adet, usul. correct usage doru kullan, yerinde kullanma. customary usage adet. hard usage, rough usage aralksz kullanma, kt kullan. contrary to the best usage en uygun kullanma aykr. 
 yabanc tahvillerin denme vadesi; yabanc yerlere ekilen polielerin tedavl mddeti. 
(ks.) United States Coast Guard. 
  kullanmak: davranmak: almak:  kullanma: kullanlr durumda olma; ama; det; (huk.) kullanma, intifa hakk. have no use for gereksememek; (k. dili) aa grmek. have the use of kullanma hakk olmak. make use of kullanmak out of use geersiz, kullanlmayan. use bad language kfr etmek. use up tketmek, harcamak. 
 kullanlm, eski. used to alm, alk; eskiden... idi: (leh.) eskiden olduu kadar. He used to come at eight Eskiden saat sekizde gelirdi. be used up ok yorulmak, bitkin hale gelmek; tkenmek. 
 faydal usefully  faydal olarak. usefulness  fayda, kullanllk. 
 faydasz, yararsz, bo, nafile, abes. uselessly  faydaszca. uselessness  faydaszlk. 
  terifat; kilise veya tiyatroda yer gsteren kimse; ing. yardmc retmen:  ieri getirmek; yerini gostermek; nc olmak. 
(ks.) United States Information Agency. 
(ks.) United States Marine Corps. 
(ks.) United States Navy. 
(ks.) United Service Organizations. 
(ks.) United States Pharmacopoeia. 
 bir cins irlanda veya isko viskisi. 
(ks.) Union of Soviet Socialist Republics. SSCB. 
 yank, yank renkli. ustula'tion  yanma; (ecza) nemli maddeleri kurutma. 
 mutat, allm, olaan, herzamanki. as usual det zere, her zamanki gibi. It is usual to do so Byle yapmak adettir. usually  ekseriyetle, ok kere, ounlukla. 
 (huk.) intifa hakk, yararlanma hakk. 
  (huk.) intifa hakkna ait;  intifa hakk olan kimse . usufructuary lease haslt icar. usufructuary tenancy yarclk szlemesi. 
 tefeci, murabahac. 
 tefecilik kabilinden, ar faizi olan. usurious interest ar faiz. usuriously  yksek faizle. usuriousness  tefecilik. 
 gasbetmek, zorla almak, el koymak. usurpa'tion  gasp, zor ve hile ile tahta oturma. usurper  gasbeden kimse. 
 ar faiz; tefecilik, murabaha. 
(ks.) Utah. 
 (mz.) do notas, Guido'nun gam sisteminde ilk nota. 
 kap; alet. 
 rahme ait, rahimde bulunan; anas bir babas ayr. 
 gebelik mddetince ocuun rahimde bymesi. 
 rahim, dlyata. 
  faydacl;  faydacl kimse. 
 (fels.) faydaclk. 
 fayda, yarar, menfaat, yararlk; kamu hizmeti; kamu hizmet irketi; (o.) kamu hizmet irketi hisseleri; (fels.) faydaclkta ounluun mutluluk ve kar. public utilities kamu hizmet kurumlan. utility man (tiyatro) ufak rollere kan kimse; (beysbol) yedek oyuncu. utility pole elektrik direi. utility room ambar, kalorifer dairesi, amar odas, sandk odas. 
 faydal klmak; kullanmak; yararlanmak, istifade etmek. utilizable  kullanlr, yararlanlabilir. utiliza'tion  kullanm.
(Lat.) aada gsterildii gibi. 
(Lat.) sava sonunda baka bir antlama olmad tak dirde igal edilen topraklarn elde tutulmasn ngren prensip. 
  en uzak, en son: azami en byk, en yksek, en fazla;  son derece, azami derece. 
 ideal yer veya hal; topya. 
  .lksel mkemmel, ideal, hayali, topik;  utopyac kimse. topianism  topyaclk. 
 (anat.) ikulakta bir boluk, krback; (bot.) torback. utric'ular  ufak torbaya benzer. 
(Lat.) yukarda gsterildii gibi. 
 btn butun, tam, mutlak; son derece; kesin, son, nihai. utterly  tamamen, btn btn. uttermost   azami (derece) 
 (azdan) karmak; sylemek, beyan etmek; (huk.) piyasaya srmek (sahte ey) utterable  aza alnr, soylenilir. 
 syleme, telaffuz; ifade: (dilb.) sz; (huk.) piyasaya srme. 
 geriye dn. 
 (anat.) damar tabakas, gz bebeinin renkli i zar. 
 (o.) -lae) (anat.) kk dil, dilcik. uvular  kk dile ait.
(ks.) wife.
 evli hanma yakr. 
 karsn ldrme. 
 karsna ar derecede dkn. uxoriously  karsna dkn olarak. uxoriousness  karsna ar dknlk. 
 zbek; zbeke.
 zbekistan. 
(ks.) verb, versus, vide, volt, volume, von. 
(ks.) vanadium, velocity, volt. 
 ingiliz alfabesinin yirmi ikinci harfi;V eklinde ey; Latin sistemine gre be rakam 
2 eyll, kinci Dnya Savanda Birlemi Milletlerin Japonya'da zafer gn. 
 V eklindeki yaka. 
 V eklinde. 
(ks.) Vice President. 
roket bombas.
(oto.) V eklinde sekiz silindirli motor. 
(ks.) active verb. 
(ks.) Virginia. 
 boluk; bo yer, aralk, fasla. 
 bo, mnhal, ak; isiz; bn bakl; (huk.) terkedilmi, sahipsiz; vrissiz. vacant lot (A.B.D.) ehirde bo arsa. vacantly  ifadesizce, bo bo. 
 terketmek, brakmak, boaltmak; feshetmek, lavetmek. 
 tatil; (huk.) adli tatil. vacation school yaz tatilinde renim yapan okul. summer vacation yaz tatili. vacationist  tatile kan kimse, turist, gezgin kimse. vacationland tatil yeri. 
 (tb.) aya veya alamaya ait. 
 alamak; iek as yapmak. 
 a; iek as yapma; alama. 
  a maddesi, a;  aya ait; inee ait; inekten elde edilen. vaccinator  (tb.) ac; a aleti. 
 (bayt.) ineklerde iek hastal. 
 iki yana sallanmak, sendelemek; tereddt etmek, kararsz olmak. vacilla'tion  tereddt; sendeleme. vacillating  tereddt eden, kararsz. 
 boluk, bo yer; aptallk; isizlik, tembellik; hilik; budalaca konuma. 
 (biyol.) boluklu. vacuola'tion  (biyol.) boluk meydana gelmesi. 
 hcre iinde bulunan boluk. 
 bo; aptal; isiz; manasz. vacuousness  boluk; isizlik; aptallk. 
 (o.) - vacua)   boluk, vakum; elektrik sprgesi;  bolukla ilgili;  elektrik sprgesi kullanmak. vacuum bottle termos. vacuum brake vakum freni. vacuum cleaner elektrik sprgesi. vacuumpacked  iindeki hava boaltlp kapatlm (teneke kutu) vacuum pump boluk pompas, boalta. vacuum tube (elek.) radyo lambas.
(Lat.) her zaman yannda tanan ey. 
 yeraltnda su tabakasnn stnde bulunan su hatt ile ilgili.
(Lat.) Vay yenilenin haline. 
  serseri, avare, derbeder (kimse) vagabondage  serserilik. 
 ar merak; kapris; sapklk. 
 (o.) - -nae) (anat.), (zool.) dlyolu, vajina, mehbil, hazne; (bot.) klf. vaginal  dlyoluna ait; klfa ait. 
 (tb.) dl yolunun karlmas. 
 (tb.) dlyolu iltihab. 
  serseri, derbeder, dank;  serseri veya dilenci kimse; gebe kimse. vagrancy  serserilik. 
 muphem, bellisiz, bulank, pheli, karanlka, mulak. vague'ly  mphem ekilde, belli belirsiz. vague'ness  mphemlik, belirsizlik, mulaklk. 
 (o.) -vagi) (anat.) onuncu kafa siniri, akcier-mide siniri. 
 (eski) hrmetle karmak (apka) 
  (eski) kar; bahi;  (eski) ie yaramak, faydas olmak. 
 kibirli, gururlu, kendini beenmi, marur; gsterii; bo, beyhude, nafile; kymetsiz, verimsiz, deersiz; hkmsz, faydasz, manasz. a vain hope bo mit . in vain bo yere, beyhude yere; hrmetsizce . vain'ly  bouna, bo yere .vain'ness  . kibirlilik, gurur. 
 marur, gururlu. vaingloriously  marurca, gururla. vaingloriousness  kibirlilik. 
 ar derecede kendini beenmilik, bo gurur. 
 saak, farbala; sayvan. valanced  saakl, perdeli. 
(nlem), (Lat.) Uurlar olsun! Gle gle ! Salcakla kaln! 
 (iir) vadi, dere. 
 veda. 
 Amerikan lise ve niversitelerinde diploma treninde veda konumasl yapan son snf birincisi. 
  veda kabilinden;  diploma trenindeki veda sylevi. 
 (kim.) valans, deerlik. 
 Fransa'da Valenciennes ehrinde yaplan bir eit ince dantel. 
 on drt ubata rastlayan St. Valentine gnnde seilen sevgili; bu gnde gnderilen ak belirtisi kart. 
 kediotu, (bot.) Valeriana officinalis; kediotu kknden karlan ecza. 
I.,  uak, erkek oda hizmetisi. valet de chambre (Fr.) erkek oda hizmetisi 
  shhatsiz, devaml hasta, mzmin hasta, zayf mizal (kimse); salna ar dkn (kimse), shhatine merakl (kimse) 
  tlb arpk bacakl:  bacak arpkl 
 (iskandinav mit.) len kahramanlarn ruhlarnn sonsuz mutluluk iinde yaad tanr Odin'in saray. 
 yiit, cesur, yrekli, kuvvetli; kahramanca. valiancy, valiantness  kahramanlk, yiitlik. valiantly  kahramanca, yiite. 
 muteber, geerli; doru, salam; (huk.) meru, kanuni. validly  muteber olarak, meriyette, meru olarak. 
 muteber klmak, geerli hale koymak; tasdik etmek, onaylamak. valida'tion  onaylama. 
 meriyet, geerlik, muteberlik; yrrlk; salamlk, doruluk. 
 kk el bavulu, valiz. 
 (iskandinav mit.) sava alannda len kahramanlan seip ruhlarn Valhalla'ya gtren kzlardan biri. 
 sur; kale siperi; sur yapm. 
 (o.) -lae) (anat.), (bot.) ukurcuk. vallecular, valleculate  ukurcua ait. 
 dere, koyak, vadi; (mim.) at oluu. 
 Arnavutluk'ta Avlonya ehri. 
 mee palamudu, sepicilikte kullanlan palamut. valonia oak pelit aac, (bot.) Quercus macrolepis. 
 yiitlik, cesaret, mertlik, bahadrlk, kahramanlk. 
 hkmete fiyat tespiti. 
 hkmete fiyat tespit etmek. 
 yiit, cesur. valorously  yiite. valorousness  yiitlik. 
 (mz.) vals. 
  kymetli, deerli; aziz; pahal;  (gen.) (o.) kymetli ey, mcevherat. 
 kymet bimek 
 deer bime; kymet, biilmi deer. 
  kymet, deer; itibar, nem, ehemmiyet; gerek deer, hakiki kymet; kesin anlam; (mz.) deer; resimde renk tonu, rengin aklk veya koyuluu; para eden ey, mal;  deerini lmek; iabar etmek, muteber tutmak, saymak, takdir etmek; kadrini bilmek; paha bimek, kymet takdir etmek. approximate value yaklak deer. at value piyasa fiyatna gre deerlendirilmi. insurable value sigorta deeri. market value piyasa fiyat, piyasa rayici. nominal value itibari kymet. value-add-ed-tax  ek deer vergisi. value judgment nyarg; deerine gre kymet verme. The value of the dollar has gone up this month Dolarn deeri bu ay ykseldi. This dress is a good value for its price Bu elbise fiyatna gre kalitelidir. valuer  bilirkii, deer bien kimse. valueless  kymetsiz, deersiz, be para etmez. 
 deerlendirilmi, belirli bir kymeti olan. 
 valfl, valf gibi, valf eklindeki; (bot.) kenarlar birbirine bitiik. 
 valf, supap, ventil; (zool.) midyede kabuun bir kanad, kabuk; (bot.) enet; kap, kap kanad; (anat.) kapack; ing. radyo lambas. valve chest valf mahfazas. valve gear buhar makinasnn valflarn ileten cihaz. valve-in-head engine valflar silindir stnde olan motor. inlet valve (mak.) emme supap, giri supap. valved  valfl. valvular  valfa ait, valf gibi; (anat.) kalp kapana ait. 
 (tb.) kalp kapak iltihab. 
, vamose  (nlem), (A.B.D.), (argo) defolmak; (nlem) ek araban! Toz ol! Defol! 
  saya, kundura veya izme yz; yamalk; (mz.) basit ve notasz elik;  kunduraya yz takmak; yamalamak; (mz.) elik etmek. 
  (A.B.D.), (k. dili) maceraperest kadn, erkek peinde koan kadn, vamp;  (k. dili) (erkei) ayartmak. 
 vampir, hortlak; kan emici bir eit byk yarasa. vampire bat vampir, (zool.) Desmodus vampir'ic  vampir cinsinden; kan emici. vam'pirism vampire inanma; kan emicilik; cadlk. 
 ileri kollar, ordu veya donanmann keif kolu; ncler. 
  st kapal yk arabas; ing. furgon;  yk arabas veya vagon ile tamak. 
 vanadyum. vanadium steel vanadyum ile kuvvetlendirilmi elik. 
  vandal;  vahi, ykc. vandalism  vandalizm. 
  Felemenk'li ressam Van Dyck'n eseri; Van Dyck'n resimlerinde grlen modaya gre yaka veya pelerin veya sakal;  Van Dyck tarzna ait .Vandyke beard keisakal. Vandyke brown koyu kahverengi.
 rzgar ynn gsteren ey, frldak, yelkovan; yeldeirmeni kanad; pervane kanad; frdnd; ty bayra; (den.) pinel. weather vane yelkovan, rzgr frlda. vaned  pervaneli; frdndl.
 (den.) gizin ablisi iskota halat. 
 (ask.) ileri kol, nc kolu. 
 vanilya, (bot.) Vanilla planifolia; bu fidann yemileri; vanilya ruhu. 
 sentetik vanilya; vanilyadan karlan bir esans. 
  kaybolmak, gzden kaybolmak, yok olmak; umak; zail olmak; (mat.) sfra eitlemek;  (dilb.) diftongun daha zayf telaffuz olunan ikinci ksm. vanishing cream az yal krem. vanislning fraction sfra eit olan kesir. vanishing point birleme noktas, intiha noktas. 
 kibirlilik, kendini beenmilik, fazla gurur; gsteri, caka; bo ey, abes ey, beyhudelik. vanity case makyaj antas. Vanity Fair gsteri dnyas; moda ve elence dnyas. vanity publisher yazarn btn masraflar karlamas kaydyle kitap yaymlayan yaynevi. 
 yenmek, altetmek, malup etmek, hakkndan gelmek. 
 stnlk; (tenis) dsten sonra gelen puvan. avantaj vantage ground stnlk salayan alan. coign of vantage i veya gzleme elverili yer veya saha. 
 tatsz, lezzetsiz, yavan; bn; cansz. vapidity, vapidness  canszlk; bnlk. 
  buhar, buu, duman; gaz haline gelmi madde; geici ey; uucu ey; (o.), (eski) karasevda;  buhar karmak; buharlamak, buhar olup umak; vnmek. vapor lock buhar ile tkama. vapor pressure (fiz.) buhar basnc. vapor trail yksekte uan uan brakt beyaz buhar eridi. vaporous, vapory  bu harl, dumanl: hayalperest: bo, esassz. 
  cakal, vngen  caka satma. 
 buharlatrmak, bu harlamak. vaporiza'tion  buharlama, buharlatrma. 
 pskrge, vaporizatr. 
 oban, srtma, kovboy.
(ks.) variant variation, variety.
 dokuzuncu yzylda Rusya'da bir hkmdarlk kuran iskandinav denizcilerinden biri: on bir ile on ikinci yzyllarda Rus veya iskandinavya'l Bizans saray muhafz.
(nek) deiik, eitli.
  deiir, deiken; kararsz, sebatsz; (biyol.) deiken  deien ey (mat.) deiken nicelik: (astr.) deiken yldz: (o.) okyanusta rzgarlarn hafif ve sakin olduu ekvatora yakn ksmlar. variabil'ity, variableness  deikenlik. variably  deikence; kararszcasna. 
 deime, deiiklik; uyumazlk; eliki, ihtilf, ayrlk at. variance with elikili, tutarsz, aykr. 
  farkl, deiik: dnek; deiken;  baka ekil; varyant; deien ey. 
 deiken ey. 
 deime, dnme dnme; deime miktar, deime derecesi; (gram.) ekim, tasrif; (mz.) eitleme, varyasyon; gkcisminin ortalama yrnge veya devrinin deimesi; (biyol.) deime. variation compass ibrenin en ufak deiikliklerini gsteren pusula. periodic variation dzenli aralarla meydana gelen deiiklik. 
 (tb.) suiei. 
 (tb.) hay torbas damarlarnda tmr. 
 (tb.) genilemi, varisli (damar) 
 tlb. varis. 
 eitli, trl; deiik. 
 renk renk yapmak, renklendirmek; deiiklik katmak, eitlemek. variegated  renk renk, alaca; eitli. variega'tion  renklilik; eitlilik. 
 eitlere ait. 
 deiiklik, farkllk; karm; (biyol.) eit; cins nevi, tr. variety meat sakatat; salam, sosis, sucuk. variety show varyete. variety store (A.B.D.) tuhafiye dkkn. 
 farkl ekilleri olan, biim biim. 
 (tb.) iek hastal. variolous  iek hastal kabilinden; iek bozuu, opur. 
 (jeol.) beyaz lekeli bir eit volkanik kaya. variolit'ic  bu kayaya ait; benekli. 
  iek hastalna benzer;  hafif bir eit iek hastal. 
 (elek.) varyo metre. 
  deiik nshalardan derlenmi (eser) variorum edition deiik nshalardaki farklar dipnotta veren bask. 
 farkl, muhtelif, ayr, eitli, birka; deiik; (nad.) kararsz, sebatsz. variously  farkl olarak. variousness farkllk, eitlilik. 
 (o.) varices) (tb.) varis. 
 (eski) i olan, valye ua; alak adam. 
 (leh.) zararl bcek, zararl kk hayvan; sefil adam. 
  vernik, cila; yapmack, yapma kibarlk;  cilalamak, verniklemek; grnte sslemek, iyzn gizlemek. 
 birinci gelen okul takm; ing. niversite. 
 (tb.) kemik veya eklemin kusurlu teekkl. 
 (jeol.) iklimsel birikimlerin oluturduu katman, tabaka. 
 deimek; deitirmek; ba kalatrmak; (mz.) eitlemek; almak olmak, keiklemek; (biyol.) deiime uramak. vary from (den.) ayrlmak (den.) sapmak. 
 (o.) vasa) (biyol.) damar, kanal vas de ferans (anat.) meni kanal. 
 (biyol.) damar cinsinden; damarl, damarlar ok. vascular'ity  damar damar olma, damarllk. 
 vazo. 
 (tb.) meni kanal ameliyat. 
 (tic.) mark vazelin.
(nek), fizyol. damar, kanal.
 fizyol. damar daraltan ila veya sinir. 
 fizyol. damargenileten ila veya sinir. 
 fizyol. kan damarlarn bzc veya geniletici. 
  vasal, biat eden kimse; tebaa; kul, hizmetli kle;  kle gibi. vassalage  vasallk; derebeylik sistemi; klelik; tmar zeamet; vasallar. 
 geni engin, vasi; ok byk; ok, kulliyetli. vas'titude vast'ness  genilik; byklk; okluk. vastly  ok. vast'y  (iir) byk, geni, engin.
  tekne, f; gerdel; boya fs; sarn;  tekneye koymak; teknede slatmak. 
(ks.), (ng.) valueaddedtax. 
 kehanet kabilinden. 
 Vatikan; papalk. Vatican City Vatikan. 
 peygamber katili; peygamber ldrme. 
 kehanette bulunmak. vaticinal  kehanet kabilinden. vaticina'tion  kehanet. 
 vodvil; yergili balad. 
  atlama, atlay; srkla yksek atlama; atn sramas;  atlamak, sramak. vault'ing horse sporda kullanlan kasa, kuzu. 
  tonoz, at kemeri, kemer; gk, sema; mahzen; kasa; yeraltnda kemerli kabir;  kemer yapmak, stne kemer evirmek. bank vault banka kasas. vault'ing  tonozlu yap, kemerli yap; kemer yapma sanat. 
  vnmek; vmek;  vnme. vaunt'ingly  vnerek. 
 tmarc.
(ks.) verb.
(ks.) Vice Chairman, Vice Consul, Victoria Cross, Viet Cong. 
(ks.) vanadium. 
(ks.) venereal disease. 
 dana eti, buza eti, st danas eti. 
 (mat.) vektr; (biyol.) tayc. 
 Hindu dininin en eski kutsal kitaplar. Veda Ve'dic  bu kitaplara ait. 
 Hindu kutsal kitaplarna dayanan. panteist bir felsefe sistemi. 
8 mays, ikinci Dnya Savanda Birleik Milletlerin Avrupa'da zafer gn. 
 (ask.) keif kolu nndeki atl nbeti; (den.) gzetleme gemisi. 
 (den.) laka etmek. veer away halat laka etmek. veer and haul laka ve vira etmek. 
 (den.) yn deitirmek; saat yel kovan dorultusunda yn deitirmek; dnmek; deimek; evirmek, dndrmek.veer round (den.) dnp aksi yne gitmek. 
 Birleik Amerika'nn dousuna mahsus bir ardkuu. 
 (astr.) Vega. 
  sebze, zerzevat, gveri, yeillik; bitki, nebat;  bitkilere ait bitkilerden alnms; bitkisel; snk. vegetable black boya olarak kullanlan bitkisel ya isi. vegetable butter margarin, bitkisel ya. vegetable dye bitkisel boya. vegetable garden bostan, sebze bahesi. vegetable kingdom bitkiler lemi. vegetable marrow kabak, sakzkaba. vegetable oil bitkisel ya. vegetable oyster tekesakal, iskorina, (bot.) Tragopogon vegetable silk Brezilya'ya mahsus bir aatan alnan ve yastk doldurmak iin kullanlan pamuk gibi madde . vegetable sponge lif. vegetable wax bitkisel mum. 
 (biyol.) bitkisel. 
  etyemez kimse, otobur;  etyemez; yalnz sebzeden ibaret. vegetarianism  etyemezlik. 
 bitki gibi bymek; bitki gibi yaamak, kuru ve anlamsz hayat yaamak; (tb.) fazla bymek, bitmek (ur) vegetative  bitki gibi biten; bitkisel; bitek; bitkinin remeyle ilgisi olmayan ksmlarna ait; bitki gibi yaayan; fizyol. otonom. 
 bitki gibi byme; bitkiler; h.b. ur, tmr. 
 iddetli, hiddetli; ateli vehemence, -cy  hiddet, iddet, atelilik. vehemently  iddetle, hiddetle. 
 vaslta, ara, tat; (ecza) vasta, vehikl. vehicular  tatlara ait; tat olarak kullanlan; vasta olan. 
  pee, yamak, perde; tl, duvak; bahane, maske; cenin zar;  pee ile rtmek; stn kapamak, gizlemek. beyond the veil br dnyada. take the veil rahibe olup manastra girmek. veil'ing  peelik ince kuma. 
  (anat.) damar, verid, ven, toplardamar; ebru; huy, miza; oluk, oyuk;  damar tekil etmek; damarlarla kaplamak; ebrulamak. vein'ing  damar a. vein'y  ok damarl, damar damar; ebrulu. 
 (jeol.) gang. 
 (o.) velamina) (anat.) zar; (bot.) ylanyast veya salep kk stndeki sngersi zar. 
 yumuak damaa ait; (dilb.) damaksl. 
 Gney Afrika'da bozkr.
 kavga, atma; mnakaa, hafif atma.
 (o.), Rom. tar. hafif piyade. 
 hafif heves, hafif arzu. 
 seirmek; seirtmek. 
 parmen, tire; parmene yazl belge; tire taklidi kt. vellum cloth tire taklidi bez. vellum paper tire taklidi kt. 
 (t.), (mz.) abuk tempo ile, hzl. 
 velespit,  tekerlekli ocuk bisikleti. 
 srat, hz; hz derecesi. 
 iinde motosiklet veya bisiklet yar pisti. olan bina. 
 kadife taklidi. 
 (o.) vella) (biyol.) ince zar; (anat.) yumuak damak, damak etei. 
  kadife, velur; kadifeye benzer kuma; kadife fra;  kadife fra ile fralamak. 
 (bot.) lgerli. 
 arka yz pamuklu kadife. 
  kadife; yeni byyen boynuzu rten kadifemsi deri; kadifemsi ey; (argo) cabadan kazan;  kadife gibi; yumuak. velvet grass kadifeotu, (bot.) Holcus lanatus. velvety  kadife gibi; yumuak. 
 pamuklu kadife.
(ks.) Venerable.
 satn alnr rvetle kandrlr, para ile elde edilir; onurunu satmaya hazr. venal'ity  nfuz ve yetkisini satma rvet yeme. venally  rvet yiyerek. 
 (eski) ava ait, avla ilgili, avda kullanlan. 
 yaprak veya bcek kanadnda damar dzeni. 
 satmak; iln etmek; satclk yapmak; satlmak. vender, vendor  satc, iportac, eri. vendible  satlabilir. vend'ing machine (madeni para ile altrlan) satc makina. vendi'tion  sat. 
 ingiltere ve iskoya gllerinde bulunan alabalk cinsinden lezzetli bir balk. 
 (huk.) alc. 
 kan davas, kan gtme. 
  kaplamak, kaplama yapmak; (fig.) cillamak, yaldzlamak;  kaplama tahtas; gsteri, yapma tavr, yaldz, cil. veneering  kaplama. 
 muhterem, sayg deer; kutsal, huu uyandran. venerably  sayg uyandracak ekilde. 
 ok muhterem tutmak, hrmet etmek sayg gstermek, ululamak. venera'tion  hrmet, sayg. 
 cinsel ilikiye ait; (tb.) cinsel ilikiden meydana gelen, zhrevi. venereal disease zhrevi hastalk. 
 (eski) avclk. 
 (eski) ar cinsel iliki. 
 (tb.) toplar damardan kan alma. 
  Venedik'e ait;  Venedikli. Venetian blind jaluzi. Venetian glass Venedik kristali. Venetian pearl camdan yaplml taklit inci. Venetian window orta ksm enli ve dier iki yan ensiz u blml pencere. 
 Venezuela. 
 intikam, ;  alma. with a vengeance byk bir iddetle; son derecede, ziyadesiyle, alabildiine. 
  alc, intikam alc, hnl, kinci. vengefully  kinle, hnla. vengefulness  kinlilik, hnllk. 
(Lat.) geldim, grdm yendim. 
 (ilah.) affolunur, kolayca affedilebilir, aff mmkn. veniality, venialness  af imkn. venially  affedilebilecek ekilde. 
 Venedik. 
 (huk.) davetiye. 
 geyik eti, karaca eti. 
 ylan veya akrep zehiri, a; ktlk, garez, kin, dmanlk, di bileme. 
 zehirli; zehirleyici; dman, kin dolu, di bileyen. venomously  zehirli bir ekilde. venomousness  zehirlilik; kinlilik. 
 fizyol. damarllk; toplardamarlarda kirli kan bolluu. 
 toplardamara ait; kirli kana ait; (bot.), (zool.) damarl. 
  delik; menfez, az, ama; nefeslik; (zool.) hayvan k; (ask.) top falyas; mahre, kak, kt; yark;  dar salvermek; ifade etmek, gstermek, belirtmek. give vent to aa vurmak. He vented his fury on the dog fkesini kpekten kard. 
 kk delik. 
 karn, batn; knt; (huk.) rahim, ana rahmi. 
 hava borusu. 
 hava vermek, havalandrmak; aa vurmak, ilan etmek. ventilating fan vantilatr, frldakl yelpaze. ventila'tion  havalandrma. ventilator  havalandrma dzeni, vantilator. 
  karna ait, karnda olan; (anat.) vcudun aa veya n ksmna doru; vcudun n veya aa ksmndaki; (bot.) iein i tarafna ait;  (zool.) karn yzgeci. ventrally  karn tarafndan, karna doru. 
 (anat.) beden veya organda boluk; karnck. ventric'ular  karnckla ilgili, karnca ait. 
 gbekli; ortada veya yanda ikin. 
 vantrlogluk. ventriloquist  vantrlog.
(nek) karn.
  risk, riziko: ans ii, tehlikeli i, cret:  bahta brakmak; cesaret edip girimek: cret etmek: tehlikeli ie atlmak, riske girmek. at a venture rasgele. May I venture a suggestion? Bir teklifte bulunabilir miyim ? 
 cretli, atak, atlgan; riskli. venturesomely  cesaretle. venturesomeness  yiitlik; maceraperestlik. 
 gzpek, atlgan, cesur, cretli; riskli, tehlikeli. venturously  atlganca cesaretle. venturousness pervaszlk, cesurluk. 
 (huk.) mahkeme yeri; olay yeri, cinayet mahalli; yetki dairesi. 
 ak tanras Vens; (astr.) Zhre, Vens, ulpan, obanyldz. Venus' flytrap sinekkapan, (bot.) Dionaea muscipula. Venus' looking glass ayna otu, (bot.) Specularia. 
 doru szl; geree sadk; hakiki, doru. veraciously  dorulukla. veraciousness  doruluk. 
 hakikat, gerek; drstlk, doruluk; gereklik. 
 veranda, taraa. 
 (kim.) veratrin. 
 (gram.) fiil. active verb etken fiil. auxiliary verb yardmc fiil. complex verb katk fiil. compound verb bileik fiil. impersonal verb ahssz fiil. intransitive verb geisiz fiil. neuter verb geisiz fiil. passive verb edilgen fiil. reciprocal verb itelik fiili. reflexive verb dnl fiil. transitive verb geili fiil. 
 sze ait; szl, ifahi; kelimesi kelimesine, aynen, harfiyen; (gram.) fiile ait, fiil kabilinden. verbal contract szl anlama, ifahi kontrat. verbal distinction kelime fark. verbal note (pol.) ifahi takrir, nota. verbal noun mastar ismi, isimfiil. verbal translation harfi harfine tercme; szl eviri. verbally  azdan, ifahen. 
 sz; anlatm; bo laf; laf kalabal. verbalist  kelimelere nem veren kimse; laf ebesi. 
 szle ifade etmek; aklamak; fiil ekline koymak. 
  kelimesi kelimesine, aynen harfi harfine;  kelimesi kelimesine yaplm, tam.
(Lat.) tam, harfi harfine, kelimesi kelimesine. 
 mineiei, (bot.) Verbena. 
 laf kalabal; iirme. 
 (psik.) arka arkaya manasz kelimeler sralamak, kelime salatas yapmak. 
 gereksiz szlerle dolu. verbosely  iirerek. verboseness, verbosity  sz okluu, laf kalabal.
 (Al.) yasak. 
(Lat.) Akllya bir sz yeter, Arife tarif gerekmez. (ks.) verbum sap. 
 yeil, taze; yeillikli; toy, pimemi. verdancy  yeillik, tazelik. verdantly  yeil bir halde. 
yeil somaki. 
 (eski) ingiltere'de kraliyet orman memuru. 
 (huk.) juri heyeti karar; hkm, karar, ilm. 
 jengr, zencar, bakr pas. 
 bakrdan elde edilen mavi veya yeil boya. 
 yeillik; bitki yeillii; imen. verdurous  yeil imen kapl. 
 (Al.) cemiyet, birlik, dernek. 
  snr, hudut, had, kenar; eik; halka daire; denek, asa;  ynelmek; "on" ile yaklamak, -e doru gitmek; meyletmek; snrlamak. on the verge of eiinde, zere. 
 kilisede piskoposa hizmet eden kimse; ing. zango. 
 Vergilius. 
 doru szl, geree sadk. 
 gerekleme; dorulama; (huk.) soruturma, tahkik. 
 gereklemek, dorulamak, tasdik etmek; doruluunu ispat etmek; (huk.) tahkik etmek tetkik etmek. verifiable  gereklii ispat edilebilir; tahkiki mmkn. 
 (eski) gerekte, hakikaten, sahiden, dorusu, filvaki. 
 hakikat gibi grnen; muhtemel; umulur beklenir. verisimilarly  muhtemelen. 
 geree benzeyi; ihtimal. 
 sanat veya edebiyatta gerekilik. 
 gerek, hakiki. veritableness  gereklik, hakikat. veritably  gerekte. 
 (Lat.) hakikat, gerek. 
 doruluk, gereklik; hakikat, gerek. 
 koruk suyu; ham meyva suyu; ekilik, mayholuk. 
  (siir) parlak krmz; yaldz; lal, yakut;  parlak krmz lal.
(nek) kurt, solucan.
 tel ehriye. 
solucan ilc.vermici'dal solucan drc.
 solucana benzer, kurt eklindeki; solucan hareketi gibi. vermiculate(d)  solucana benzer; kurt yemi gibi delik deik; kurt yenii eklinde ss olan; solucan gibi srnen veya hareket eden; solucanl, kurtlu. vermicula'tion  solucan gibi srnme; kurt yenii eklinde ss. 
 solucan eklindeki, kurda benzer. vermiform appendix (anat.) apandis. vermiform process (anat.) apandis; (anat.) beyinciin bir ksm. 
 (tb.) solucan ilc. 
   al renk, parlak krmz; zincifre, slen;  al;  zincifre veya slen srmek. 
 (o.) vermin) zararl ve iren kk hayvan; haarat; iren mahluk; ayaktakm; muzr adam, mikrop. 
 haaratl; haarat kabilinden. 
 solucanla beslenen, kurt yiyen. 
 vermut. 
  ana diline ait; yerli konuma dilindeki; blgesel; argoyla ilgili; yaygn;  anadili; konuulan dil, gnlk dil; lehe; deyim, argo; yaygn isim. vernacularism  lehe deyimi; ive; konuulan dili kullanma. vernacularize  yerliletirmek. vernacularly  anadilinde; konuma dilinde. 
 ilkbahara ait, ilkbaharda olan; genlie ait. vernal equinox ilkbahar noktas (21 Mart) vernal grass otlar arasnda biten gzel kokulu bir ot (bot.) Anthoxanthum odoratum. vernally  ilkbahar gibi. 
 (bot.) tomurcuk iinde yapraklarn dizilii. 
 verniye. 
 yavanotu, veronika, (bot.) Veronica. arvensis. 
 (o.) -cae) (tb.) siil; (biyol.) siil gibi knt. 
 siilli; siil gibi; nasrl. 
 Versay. 
 bayr. 
 ok ynl, eitli ye tenekleri olan; ahbaz, evik ve becerikli, eli her ie yatkn; (biyol.) kolay ynelebilen. versatil'ity, versatileness  beceriklilik; ok ynllk. 
 msra; iir; kouk, nazm; beyit, kta; ayet. 
 "in" ile tecrbeli, bilgili; hnerli, marifetli, usta. 
 ayet; bent, para. 
 ok renkli, rengarenk; yanardner, anjan. 
 ayetlere ait. 
  iir haline koymak; iir ile ifade etmek; iir yazmak. versifica'tion  iir yazma sanat. 
 belirli bir gre dayanan aklama veya tanmlama; eviri; uyarlama, adaptasyon.
(Fr.) serbest nazm. 
 (matb.) soldaki sayfa. 
 1,07 kilometrelik Rus uzunluk ls. 
(edat) kar, aleyhinde, (ks.) v. veya vs. 
 ing. (huk.) ormanda yeil yaprakl her ey; ormanda odun kesme hakk; (hane.) yeil renk. 
 (o.) -brae, -bras) (anat.) omur, vertebra, fkra. vertebral  omurga kemiklerine ai. vertebral; omurga kemikleri olan, omurlu. vertebral column belkemii, omurga. 
  belkemii olan, omurgal;  omurgal hayvan. vertebrated  omurgal, belkemikli. vertebra'tion  omurlarn yaps; belkemiinin omurlara blnmesi 
 (o.) -texas, -tices) zirve, doruk, tepe; (anat.) ban tepesi; (astr.) baucu. 
  dey, dikey; tam tepede olan; (bot.) dikey;  dikey izgi, dikey dzlcm; dikey kiri. vertical circle (astr.) ufuk dzlemine dikey olan byk daire. 
 dikeylik. vertically  dikey olarak. 
 (biyol.) yaprak veya dokuna halkas; halkavi dizili.
 halka eklindeki. 
 ba dnmesi olan; sersemletici, ba dndrc; terelelli. vertiginously  ba dndrc bir ekilde. 
(o.) vertigoes, vertigines)  (tb.) ba dnmesi. 
 mineiei, gvercinotu, (bot.) Verbena officinalis . 
 evk, gayret, enerji, heves. 
 grimsi yeil renkli ve siyah benekli Guney Afrika maymunu. 
  tam, hakiki, ta kendisi; mutlak, kati; hususi, belirli; ayn, tpks; bile, hatta;  pek, ok, ziyadesiyle. He is the veriest idiot who ever lived Simdiye kadar yaam aptallarn daniskasdr. Marriage is the very thing for you Evlilik senin iin biilmi kaftandr. She wept for very joy Srf sevinten alad. The very idea! Daha neler! very high frequency (radyo) 30-300 megasikl. very low frequency (radyo) 10-30 kilosikl. Very light iaret fiei. 
 (o.) -cae) (anat.) torba; sidik torbas, mesane. vesical  mesaneye ait. 
 (tb.) kabarck meydana getirmek. vesicant, vesicatory  (tb.) deriyi kabartan, kabarck yapan. vesica'tion  kabarck meydana getirme. 
 kabarck, kese, kist; (jeol.) kaya veya tata ufak yuvarlak boluk. 
 kabarck eklindeki; kese gibi. 
  kabarcklarla kaplamak veya dolmak;  kabarckl; keseli. vesicula'tion  kabarcklarla kaplanma. 
  akam duas veya ilhisi; akam duas an; (b. h.) akam yldz, Vens, ulpan;  akama veya akam duasna ait. vespers  akam dualar. 
 akama ait, akamleyin yaplan; (bot.) akamlar aan; (zool.) gece uan. 
 yaban ars yuvas; yaban ars kolonisi. 
 yaban arsna ait, eek arsna zg. 
 kap, tas, tekne: tekne, gemi; (anat.) damar, kanal; alet. blood vessel kan damar. 
  yelek;  (gen.) "with" veya "in" ile yetki vermek; hak vermek; (cuppe) giydirmek. vested interest kazanlm hak; kar; alkadar menfaat; co. kar evreleri. 
 Rom. (mit.) ocak tanras. 
  ocak tanrasna ait; bu tanrann rahibelerine ait; iffetli;  ocak tanrasnn khinesi; erdemli kadn; rahibe. 
 elbiseye ait. 
  giri, antre; trende vagonlar arasndaki kapal geit; (anat.) kanal; dehliz;  antre veya dehliz yapmak; vagonlan kapal geitlerle birletirmek. vestibuled  kapal geitleri olan. 
 eser, iz; (biyol.) zamanla klm ve grevini yitirmi olan. vestigial  iz brakm; artakalan. 
 giysi, resmi elbise; cppe. 
 giyinme odas; baz kiliselerde ynetim kurulu. vestryman  kilise ynetim kurulu yesi. 
  (eski) kyafet, klk, st ba; elbise; rt;  (eski) giydirmek, rtmek. 
 Vezuv.
  veteriner, baytar; t. tedavi etmek, baytarlk etmek; ing. dikkatle incelemek. 
(ks.) veteran, veterinary medicine.
 baklagillerden herhangi bir bitki, (bot.) Vicia; burak, clban, (bot.) Lathyrus. bitter vetch kara burak, (bot.) Vicia ervilia. 
 baklagillerden ve burak cinsinden herhangi bir bitki. 
  kdemli, tecrbeli; kdemli asker; emekli asker. 
  baytarla ait;  baytar, veteriner. veterinar'ian  (A.B.D.) baytar, veteriner. 
 Kabe saman, (bot.) Andro pogon. 
 (o.) -toes)  veto; yasak;  veto etmek, reddetmek. veto power reddetme yetkisi, veto hakk. 
 cann skmak, sinirlendirmek, kzdrmak, taciz etmek; darltmak; tartmak. 
 sinirlenme, kema; kzacak ey, sinirlenecek ey, znt, sknt. 
 sinirlendirici, can skc, zc, gcendirici. vexatiously  sinirlendirerek. vexatiousness  sinirlen diricilik. 
 zgn, sinirli, can skkn. 
 zgn bir halde. vex'edness  zgnlk, sinirlilik. 
 bayraktar, sancaktar. 
 bayra olan. 
 (o.) -la) bayrak, sancak; sancak bl; (bot.) kelebek eklindeki iein byk st yaprak, bayrak: ty bayra.
(ks.) Veterans of Foreign Wars.
(ks.) very high frequency .
(edat)  yolu ile, -dan geerek;  yol; (tb.) mecra, yol, kanal. 
 yaayabilecek, yaayabilir; tutarl, uygun, geerli. viabil'ity  yaama kabiliyeti. 
 sra kemerli kpr, viyadk. 
 ufak ie. 
 yiyecek maddesi; (o.) yemek. 
 yolculua ait, yolculukla ilgili. 
 (o.), -cums, -ca) lm halindeki kimseye verilen Aai Rabbani; kumanya, azk 
 (o.), viatores) yolcu. 
 (o.) -la) (zool.) yosunsu hayvanlarn uzun ve kam eklindeki korunma organ. 
 titrek, titreimli; canl, enerjik; ateli, cokun; gr, dolgun, yankl (ses); arpc. vibrancy  titreklik; cokunluk; grlk .vibrantly  titreimle; canllkla; cokunca. 
 elektrikle ileyen kapacklar yoluyle titreimli ses karan bir eit ksilofon. 
 titremek; sallanmak, saknmak; duraksamak, tereddt etmek; titretmek, sallandrmak. vibratile  titrek titreyen. 
 titreme, sallanma; titreim; sallan; salnm. 
 (mz.) vibrato. 
 titreten ey; elektrik zilinin dili; osilatr; titreimli masaj aleti.
 titretici; titreim zellii olan. 
 (o.) -sae) burun kl; (zool.) byk. 
 kartopu, (bot.) Viburnum. 
 papa veya piskopos vekili; kilise papaz. vicar general piskopos yardmcls. vicarate, vicarship  papa veya piskopos vekillii; papazlk. vicarial  papaz veya piskopos vekiline ait; veklet kabilinden. 
 papazn grevi veya evi. 
 papa veya piskopos vekillii; vekilin yetki veya grevi. 
 bakasnn yerine yaplm; vekaleten yaplan; bakasnn yaantsna katldn hayal ederek duyulan; (tb.) vcudun umulmadk yerinde meydana gelen. vicariously  bakas hesabna, vekaleten. 
vise. 
(edat) yerine. 
 ayp, kusur, leke; kt alkanlk, kt huy; (at) kt oyun. vice squad fuhu ve kumar kontrol ile grevli polis ekibi. 
  muavin, yardmc, ikinci;  vekil, muavin. vice admiral koramiral. vice chairman meclis bakan yardmcs. vice chancellor bahakim yardmcs; rektr yardmcs. vice consul viskonsl, konsolos vekili. vice president ikinci bakan, bakan yardmcs. vice regent kral naibi vekili. 
  vekil;  veklet eden. vicegerency  veklet, vekillik. 
 yirmi yl sren; yirmi senede bir olan. 
 genel valiye ait. viceregally  genel vali sfatyle. 
 genel vali; eskiden Hindistan'da ingiltere kraln temsil eden vekil; Kuzey Amerika'ya zg bir eit kelebek. viceroy'alty, viceroyship  genel valilik. 
 tersine, karlkl olarak. call black white and vice versa siyaha beyaz ve beyaza siyah demek. 
Vichy madensuyu; maden suyu. 
 evre, yre, havali; komuluk. 
 yaknlk; komuluk; evre, civar, semt. 
 komu; benzer. vicinalroad mahalli yol. 
 kt, bedhah, ktcl; iddetli, sert; kusurlu, bozuk; kirli; hrn, huysuz (hayvan) vicious circle ksr dng, fasitdaire. viciously  kt maksatla; iddetle; hrnlkla. viciousness  kt maksat. 
 deime, deiiklik; (o.) olaylar vicissitu'dinary, vicissitu'dinous  deiikliklere maruz. 
 kurban; madur kimse. 
 hile ile soymak, aldatmak. victimiza'tion  aldatma. 
  fatih, galip (kimse) 
 drt tekerlekli ve krkl gezinti arabas; Gney Amerika'ya mahsus iri bir nilfer. Victoria Cross ingiltere hkmetinin asker veya bahriyelilere verdii en yksek kahramanlk nian. (ks.) VC. 
  muhafazakr; Kralie Viktorya zamanna ait (kimse) Victorianism  tavr ve harekette tutuculuk. 
 galip, muzaffer. victoriously  zaferle. 
 zafer, yengi, utku, muzafferiyet, galebe; baar. 
 (tic.) mark. bir eit gramofon, Viktrola. 
  (-ed, -ing veya -led, -ling) yiyecek; (gen.) (o.) yemek;  yiyecek tedarik etmek; (nad.) yemek yemek. victual(l)er  erzak veren kimse; lokantac; erzak gemisi. 
 vikunya, (bot.) Lama vicugna. 
bakn, (ks.) v. veya vid. vide ante (Lat.) ncekine bakn. vide infra (Lat.) aaya bakn, (ks.) v.  vide post (Lat.) aaya bakn. vide supra (Lat.) yukarya bakn. vide ut supra (Lat.) yukarda yazl olana bakn. 
 yani, demek oluyor ki, (ks.) viz. 
 televizyonla resim nakline ait .video tape grnt ve ses kaydeden televizyon band. 
 (-vied, -vying) "with" veya "for" ile yarmak, atmak, rekabet etmek. 
 Viyana. 
  Viyanal. 
 Vyentyan, Laos'un bakenti.
(Lat.) zorla, cebren, silh kuvvetiyle. 
 Vietnam. Vietnamese   Vietnaml; Vietnam dili;  Vietnaml; Vietnam diline ait. 
  bak, nazar, bakma; gr; gz ayrm; gr alan; manzara, grnm; maksat, emel, meram;  grmek, bakmak; yoklamak, muayene etmek, tetkik etmek; mtalaa etmek, dnmek. view finder (foto.) vizor. bird' eye view kubak. in full view tam gz nnde. in view of karsnda; sergide. point of view gr noktas, bak as. with a view to maksad ile, amacyle; umidiyle. view'less  manzarasz; fikirsiz; gzkmez. 
 gr noktas, bak as. 
 yirminci; yirmilerle devam eden. 
 uyanklk; gece nbet tutma; yortu arifesi; (o.) akam ve gece ibadetleri. 
 uyanklk, uyumay; tetikte olma, dikkat, ihtiyat. vigilance committee (A.B.D.) asayii temin amacyle kurulan kanund rgt. 
 uyank, tetikte olan, ihtiyatl. vigilantly  ihtiyatla, tetikte. 
 (A.B.D.) kanuni yetkisi olmadan kendi fikrine gre zorla dzen salamaya uraan kimse. 
  nkteli ksa hikye; asmadal eklinde ss; kitabn balk sayfasna veya blm balarna konulan ufak ss, nak;  sslemek, ss izmek; ksa hikye yazmak. 
 kuvvet, dinlik, gayret, enerji. 
 (t.), (mz.) canl. 
 kuvvetli, etkin, din, gayretli. vigorously  gayretle, gayretli bir ekilde. vigorousness  gayretlilik, dinlik. 
 ortaada iskandinav savas; korsan. 
 vilayet. 
 aa, aalk, deersiz; alak, rezil, habis, eni, pespaye; kt, iren nefrete lyk, irkin, pis. vile'ly  alaka, adice, irkin bir ekilde. vile'ness  alaklk, adilik, irenlik. 
 alaltmak, ktlemek, yermek; iftira etmek; aleyhinde bulunmak vilification.  iftira, yerme, zem.
 hakir grmek; iftira etmek. 
 yazlk kk, gsterili yazlk ev, villa. villadom  ing. villalar; banliyde oturan halk. 
 ky; ky halk villager  kyl. 
 hain veya cani kimse; edebi eserde kt adam; apkn adam; problem yaratan durum. villainy  alaklk, habislik, hainlik. 
 habislik kabilinden, alak, ok irkin, bozuk, kt, murdar. villainously  habise, alakasna. villainousness  habislik, alaklk. 
 Fransz edebiyatnda on dokuz beyit ve iki kafiyeden kurulu iir ekli. 
 ortaada derebeyi daresindeki kyl. villeinage  kylnn kendi maln derebeyinin tayin ettii artlar altnda iletmesi. 
 (anat.) barsak iindeki kls knt; (bot.) lger, sebze veya meyva ty. villous  kls kntl; ince tuylu, lgerli. 
 kuvvet, gayret; enerji. 
 (nad.) ince dallara ait, ince dal meydana getiren. 
 arap veya zme ait; araba benzer; arap rengindeki. 
 nadr ruhu koymaya mahsus kapa delikli ie, koklama iesi. 
 (o.) -la) balayan ey, ba., rabta; (mat.) terimleri birbirine balamak iin kere yerine kullanlan tepe izgisi. 
 hakk korunabilir; doruluu ispat edilir, ithamdan kurtanlabilir. 
 hakkn korumak, fiilen korumak; tarafn tutup hakl ve susuz olduunu iddia ve ispat etmek; (eski)  almak. vindica'tion  koruma, teyit etme, dorulama, pheden kurtarma. vindicatory  tarafn tutup koruma kabilinden;  alan. 
 kinci, intikam kabilinden, intikam almaya meyilli;  alan. vindictively  kinle, kinli bir halde. vindictiveness  kincilik 
 asma, ba kt; sarlgan bitki. vine borer ba ktn kemirip delen bir eit bcek. vineclad  asmalarla kapl. vin'y  balar veya asmalar ok; asmaya ait veya buna benzer. 
 bac. 
 sirke; eki olma; kuvvet. vinegar eel sirkede bulunan ok ufak kurt, (zool.) Anguillula aceti. vinegary  sirke gibi; eki; suratsz, ehresi ask. 
 asma yetitirmeye mahsus arazi. 
 asma limonluu. 
 zm kt, asma kt. 
 ba, zm ba; faaliyet alan. 
 (Fr.) iskambilde yirmibir oyunu .
(nek) arap, zm.
 araplk iin zm yetitirme. 
 maya halindeki araptan kan alkoll buhar toplayan cihaz, arap kondansatr. 
 araptaki alkoln miktarn len alet. 
(Fr.) sofra arab. 
 araba ait, arap gibi, arap hassas olan. vinosity  arap gibi olma; arap tiryakilii. 
  ba bozumu; bir mevsimin ba mahsul; bir mevsimde karlan arap;  iyi mevsimden (arap); kaliteli; (eski), iyi, sekin; modas gemi. vintage year kaliteli arabn elde edildii yl; baarl sene. vintager  zm toplayan kimse. 
 arap tccar. 
 vinil. 
 (mz.) eski zamanlarda keman cinsinden drt farkl boyda ve alt veya yedi telli saz, viyol. 
 (mz.) viyola. viola da gamba alt telli eski usul viyolonsel, diz viyolas. 
 bozulmas mmkn; tecavz edilebilir. 
 meneke renginde; (bot.) meneke familyasndan. 
 bozmak, ihll etmek, kanuna aykr hareket etmek; tecavz etmek; kutsalln bozmak, hrmetsizlik etmek; rzna tecavz etmek. viola,tion  ihll; tecavz . traffic violation trafik dzenini bozma suu. violator  tecavz eden kimse. 
 zor, cebir, iddet; tecavz, zorlama; zorbalk; bozma; rza tecavz. do violence to zorlamak, tahrif etmek. resort to violence iddete bavurmak, cebre mracaat etmek. 
 sert, iddetli, zorlu, cebirli, kuvvetli; gz alan (renk); zorla yaplan; fena. violent death kaza sonucu lm, cebren lm. violently  iddetle, vahice. 
 morumsu, mora alan. 
  meneke, (bot.) Viola odorata; meneke rengi; mor boya;  meneke renginde. violet rays mor nlar, gkkuandaki en ksa nlar. shrinking violet utanga kimse. 
 keman; kemanc. violinist  kemanc, viyolonist. 
 viyola alan kimse. 
 (mz.) viyolonsel. violoncellist  viyolonsel alan kimse . 
 (mz.), (eski) en pes sesli byk keman. 
(ks.) very important person. 
 engerek ylan, zehirli ylan; sar ylan, (zool.) Vipera berus; ylan gibi hain kimse; (argo) esrar ien kimse. viperine  engerek cinsinden, engeree benzer. viperish  engerek gibi zehirli. viperous  engerek gibi, zehirli, hain. 
 virsten meydana gelmi, virse ait. 
 (o.) -goes, -gos) irret kadn, kavgac kadn, cadaloz kadn. 
 (eski) bir eit Fransz nazm ekli. 
 Amerika'ya mahsus gzel sesli ve bcek yiyen bir eit ufak ku. 
 yeillik; (bot.) anormal yeil renk. virescent  yeilleen; yeilimsi. 
 deiebilir lde (eski) bir ingiliz arazi ls. 
 (bot.) ubuk eklinde ince ve uzun. 
  kz, bakire; (b. h.) Hazreti Meryem; (b. h.), (astr.) Snble burcu;  baki reye yakr, kz gibi, afif; kullanlmam, dokunulmam, temiz; tabii; el dememi, bakir. virgin forest bakir orman. Virgin Queen ingiltere kraliesi 1. Elizabeth. virgin soil ilenmemi toprak. 
 (mz.) virginal, on altnc ve on yedinci yuzyllara ait ve embaloya benzer ayaksz alg. 
 bakireye yakr, kza ait. 
 Amerika Birleik Devletlerindeki eyaletlerden biri. Virginia creeper frenk asmas, (bot.) Parthenocissus quinquefolia. Virginia reel bir Amerikan halk dans. 
 kzlk, bakirelik, iffetlilik. 
 orman asmas, (bot.) Clematis virginiana. 
 (astr.) Snble burcu ve takm yldz. 
 (matb.) eri izgi ( / ) 
 yeilimsi. viridescence  .hafif yeillik. 
 yeillik, tazelik. 
 erkee ait; erkeke, yiit, gl. viril'ity  erkeklik; mertlik. 
 (tb.) kadnda erkeklik zelliklerinin grnmesi. 
 virslerle uraan (tb.) dal. 
 nadirlik ve gzellik; ince sanat eserleri; gzel sanatlar sevgisi. articles of virtu gzel sanat eserleri. 
 gerek kuvveti olan; gerek olmayan; fiili; kuvvet veren; kuvvette olup eyleme gememi, zmni. a virtual promise ima edilen vaat. the virtual ruler kuvvetine dayanarak hkm sren kimse. virtually  gerekte; hemen hemen; fiilen. 
 hassa, hasiyet; fazilet, iyi ahlk doruluk, meziyet; iffet; ismet; kuvvet, tesir. by virtue of yetkisiyle, -(den.) dolay, nedeniyle, binaen. make a virtue of necessity lzm olan eyi seve seve yapmak,gerekli olan eyden fazilet karmak. virtueless  hasiyetsiz, tesirsiz, meziyetleri olmayan. 
 (o.) -sos, -si) virtz, hner sahibi kimse; gzel sanatlar merakls kimse. virtuosity  virtzlk, hner; gzel sanatlara kar kabiliyet. 
 erdem sahibi; doru ve drst; iffetli. virtuously  erdemli bir ekilde. virtuousness  erdemlilik. 
 ok zehirli, ok tehlikeli, ldrc; ok ktcl; kin hissini ktlkle belirten. virulence, -cy  ok zehirlilik, tehlikelilik; ar sertlik; iddetli dmanlk; iddetli kin. virulently  zehirli olarak; kinle, dmanca. 
 virs; hastalktan ileri gelen zehir; a iin kullanlan zehirli madde; ahlki veya manevi zehir. 
 (o.) vires) (Lat.) kuvvet, kudret. 
  (-saed, -saing) vize, tasdik imzas;  vize etmek, tasdik etmek. 
 yz, surat, ehre, sima; grn. visaged  yzl, ehreli; grnl. 
  (o.) visvis) (edat) kar karya;  kar karya oturan veya duran kimse; ayn grevde bulunan memur; karlkl oturulur bir eit ift sandalye; (edat) hususunda. 
 Gney Amerika'ya mahsus iri bir san. 
 (o.) insan veya hayvann i uzuvlar, aha, barlar. visceral  i uzuvlara ait. viscerate  barsaklarn kartmak. 
 yapkan, tutkal gibi. viscid'ity  yapkanlk. 
 sellozu alkali ve su ile kartrarak yaplan ve suni ipek iin kullanlan yapkan bir madde. 
 svlarn yap kanln lmeye yarayan alet. 
 yapkanlk, lzucet. 
 vikont. viscountess  vikontes. 
 yapkan, tutkal gibi, luzuci, cvk. viscously  yap yap. viscousness  yapkanlk. 
(bak.) visa. 
  mengene;  mengene ile sktrmak. 
 Hintlilerin  byk ilhlarndan ikincisi. 
 grlr, grnr; ak, belli. visibil'ity  grnebilme; grme imkn, grnrlk, gr. visibly  grnebilir halde. 
 Vizigot. 
  gr; grme kuvveti; grme; nsezi; hayal, imgelem; kuruntu, evham, kuruntuya dayanan ey;  hayal gibi grmek. visional  hayali. 
  hayali, hayal kabilinden, merak ve kuruntu cinsinden; merakl, kuruntulu; nseziye ait; dsel;  hayale kaplan kimse, hayalperest kimse. visionariness  kuruntululuk, merakllk. 
  ziyaret etmek, yoklamak, gmrmeye gitmek; resmi ziyarette bulunmak; hastay muayene iin gitmek (doktor); zel bir maksatla gelmek; musallat olmak, ektirmek;  ziyaret, grmeye gitme; doktorun hastaya gitmesi, vizite; (k. dili) sohbet; tefti turnesi. visit with ahbapa konumak. right of visit gemiyi muayene veya yoklama hakk. visitable  muayeneye ve yoklamaya tabi; ziyaret edilebilir. 
  ziyaret eden;  ziyareti; gmen. 
 ziyaret, ziyaret etme; resmi kontrol; musallat olma. visitatorial  teftie ait. 
 ziyaret eden. visiting book yaplm veya yaplacak ziyaretlerin yazld defter. visiting card kartvizit. visiting day kabul gn. visiting fireman (A.B.D.), (k. dili) resmi ziyarette bulunan kimse. visiting nurse gezer hastabakc. visiting professor ders veren ziyareti profesr. 
 misafir, ziyareti; mfetti; turist. 
 miferin alp kapanan n paras; gnelik, siper. 
 manzara; yaygn grn; hayal edilen eyler silsilesi. 
 Polonya'da Vistl nehri. 
 grme duyusuna ait, optik, grlebilir, grlmesi mmkn. visual aid retimde grme yoluyle bilgi vermek iin kullanlan sinema gibi ara. visual angle gr as. visual education grerek eitim. visual field gr sahas. visual nerve gzden beyne giden sinir. visually  grlr ekilde, grerek. 
 gznde canlandrmak, tahayyl etmek. visualiza'tion  gznde canlandrma. 
  hayata ait, hayati; hayat deerinde, hayat iin gerekli, hayat devam ettirici; yaayan, canl, hayat olan, dirimsel; hayat merkezine ait; nemli, ehemmiyetli, esasl, ok lzumlu;  (o.) kalp veya beyin gibi hayat iin esas olan organlar; herhangi bir ey iin en mhim ve esasl eyler. vital force, vital principle hayat enerjisi. vital functions kan dolam veya sindirim sistemi gibi hayat iin gerekli doal faaliyetler. vital statistics doum ve lm istatistikleri. vitally  esasl surette; hayati olarak. 
 (fels.), (biyol.) dirimselcilik. 
 hayat, dirilik, can, ruh; canllk; dayanma kuvveti. 
 hayat vermek, canlandrmak, diriltmek, kuvvet vermek. vitaliza' tion  canlandrma, hayat verme. 
 vitamin. 
 eski biim sinema makinas. 
 (biyokim.) yumurta sarsnda bulunan bir protein. 
 yumurta sars. vitelline  yumurta sarsna ait; snk sar. 
 bozmak; tesirini bozmak, ihll etmek, iptal etmek; hkmsuz klmak. vitiated  bozulmu; lekelenmi; bulatrlm. vitia'tion  bozma. 
 baclk, ba yetitirme. viticultural  bacla ait. viticulturalist  bac. 
 cam kabilinden, caml; camdan yaplm veya alnm; cama benzer; cam eklinde; (anat.) cams. vitreous body, vitreous humor (anat.) gzn retina ile evrili olan boluunu dolduran pelte koyuluundaki saydam ve renksiz sv, cams cisim. vitreous electricity cam ipekle ovmak suretiyle elde edilen elektrik, cam elektrii, pozitif (statik) elektrik. vitreousness  caml olma, cama benzer olma. vitrescence  cam haline gelme zellii. vitrescent  cam haline girebilen. 
 cam gibi, cam eklinde. 
 cam haline koymak veya girmek. vitrification  camlatrma. 
 (kim.) slfrik asit, za ya, karaboya; herhangi bir maden slfat; ineleyici sz veya yaz; yakc ey. blue vitriol gzta. vitriolic  za yana ait; ac, yakc; ineleyici; fkeli (sz) 
 vitriyol haline koymak; za ya ile yakmak. 
 (o.) -tae) sa eridi, file; (bot.)baz meyvalarda bulunan ya mahfazas; (zool.) renkli izgi. vittate  ya mahfazalar olan; boyuna izgili. 
 (k. dili) veya (leh.) yiyecek, erzak. 
 svp saymak, iddetle azarlamak. vitupera'tion  svp sayma, hakaret etme. 
 svp sayan, azarlayc, az bozuk, kfrbaz. vituperatively  svp sayan bir ekilde. 
(nlem) Yaa ! ok yaa ! 
(Lat.) ifahen, szle, szl olarak. 
  (mz.) canl, kvrak. 
 canl, hayat dolu, neeli, en. vivaciously  canl ve neeli bir ekilde. vivaciousness, vivacity  canllk, neelilik, akraklk. 
 eskiden Fransa'da sava alannda askerlere yiyecek ve iki salayan kadn. 
 hayvan veya bitkilerin yetitirildii park veya akvaryum gibi yer. 
(nlem), (Fr.) Yaasn! 
 ok parlak, canl, berrak; hayat dolu; kuvvetli. vividly  ok canl bir ekilde. vividness  parlaklk, canllk. 
 canlandrmak; daha canl yapmak. vivifica'tion  canlandrma. 
 dourucu, vivipar. viviparousness  yavru dourma kabiliyeti veya hali; yavru dourma. viviparously  dourucu olarak. 
 fenni amalarla diri hayvan zerinde yaplan amlama. vivisectionist  byle terih yapan kimse. 
 dii tilki; irret kadn, huysuz kadn, crlak kadn. vixenish, vixenly  dii tilki gibi; hrn tabiatl. 
(ks.) videlicet. 
 vezir. Grand Vizier sadrazam. vizierate, viziership  vezirlik, sadrazamlk. vizierial  vezire ait, sadrazam tarafndan verilen. 
(bak.) visor. 
(ks.) Virgin Islands.
  kelime, sz;  konuulabilen. 
 ek szlk, lgate; kelime bilgisi; bir dilde bulunan btn kelimeler; (gz. san.) ifadeyi meydana getiren btn. 
  insan sesine ait, ses gibi, sesle sylenen; sesli, sesli harf gibi veya ona ait; dokunakl;  insan veya hayvan sesi; vokal; sesli harf. vocal cords (anat.) ses kirileri, ses eritleri. vocal music sz mzii. vocally  sesli olarak. vocalic harmony (gram.) ses uyumu. 
 arkc, okuyucu. 
 sesli klmak, seslendirmek; sesli harf haline koymak, sesli harf yerine kullanmak; noktalamak (harf); (mz.) vokallemek, azlamak. vocaliza'tion  seslendirme; (mz.) vokaliz, azlama, seslev. 
 meslek, sanat, i; memuriyet, hizmet; arma, davet. vocational  meslek veya vazife kabilinden. vocational guidance okullarda grencilere meslek seiminde yardmc olmak iin yaplan sistemli test ve grmeler. vocational school meslek okulu. 
  armayla ilgili. (gram.) bir ismin hitap hali veya buna ait; ar, nida. 
 barmak, armak, nida etmek. 
 grltl, barma kabilinden, amatal. vociferously  grltl bir ekilde. vociferousness  grlt. 
 votka. 
 moda; rabet, itibar. in vogue moda halinde, itibarda. 
  ses, seda, sz; fikir; szc; (gram.) fiilin edilgen ve etken olma hali, at;  sylemek, ifade etmek; ilan etmek; (mz.) akort etmek. active voice etken at. give voice to ifade etmek. have a voice in sz hakk olmak. in voice ark sylemeye uygun durumda. passive voice edilgen at. with one voice hep bir azdan. 
 sesli; sesle ifade edilmi; akortlu. 
 sesli; yksek sesi olan. 
 sessiz; sz hakk olmayan; dilsiz. 
   hkmsz; bo, hali, ssz; manasz; faydasz, kullanlmayan, hayrsz;  boluk; vakum; bo yer;  hkmsz klmak; iptal etmek; boaltmak, brakmak, kmak, terketmek; tahliye etmek; ihra etmek; defetmek. void of -sz, olmayan. void'able  iptali mmkn; boaltlabilir. 
 tahliye, boaltma. 
 boaltlm; hkmsz klnm. 
 vual, ince pamuklu veya ynl kuma. 
(Fr.), (huk.) ahidin kendi yetkisi dahilinde gerei syleyeceine dair ettii yemin. 
 bir eit tala brei. 
(ks.) volcano, volume, volunteer. 
 uan, uabilen; atik, evik. 
 1879'da Alman Johann Schleyer tarafndan icat olunan milletler aras uydurma dil. 
 (anat.) avuca veya ayak tabanna ait. 
 buhar olabilen, buharlaabilen, uar, gaz haline gelir; havai, hafif merep; dnek; abuk alevlenir; ksa sreli, geici; devamsz. volatileness, volatility  buharlaabilme. 
  uucu gaz haline koymak veya girmek, buhar olmak. volatilizable  buhara dnmesi mmkn. volatiliza'tion  buharlama. 
 yanarda kabilinden, yanarda gibi; yanarda iinden km; volkan gibi; patlayan. volcanic ash yanarda kl. volcanic bomb yanarda patlamasnda darya flrlayan yuvarlak lav paras. volcanic cone yanarda lavlarndan meydana gelen konik yn. volcanic glass lavlarn abuk soumasndan meydana gelen cam gibi volkanik kaya. volcanic rocks yanardan pskrtt kayalar. 
 yanardalar veya bunlann faaliyetleriyle ilgili durum veya olaylar. 
 yanarda ssnn etkisine maruz brakmak. 
 yanarda, volkan. volcanist  yanarda uzman. 
 volkanik olaylardan bahseden ilim. volcanological  bu ilme ait. volcanologist  bu ilmin uzman. 
 tarla faresi, kr san. field vole kr san, (zool.) Microtus arvalis. short-tailed vole tarla san, (zool.) Microtus agrestis. water vole su san. 
  baz iskambil oyunlarnda btn katlar kazanma;  bir oyunda btn partiyi kazanmak. 
 byk ku kafesi. 
Volga nehri. 
 uucu, uabilen. 
 uu; uma kabiliyeti. 
 irade, irade kuvveti. voli tive  iradeye ait, irade kabilinden; irade veya arzu ifade eden. 
 (o.) -lieder) (Al.) halk trks. 
  yaylm ate; kfr savurma; (tenis) topun yere demeden geri vurulmas, vole;  yaylm ate etmek; birok eyi hep birden atmak; (tenis) topu yere demeden vurup geri evirmek, vole vurmak. 
 voleybol. 
 motoru kapatp ua planr gibi kullanmak. 
 atn bir merkez etrafnda yan yan yryerek dolamas; eskrimde vurutan saknmak iin yaplan ani srama. 
 volt. volt ampere voltamper. volt meter  voltmetre, voltler. 
 (o.) -te) (t.), (mz.) defa, kere, devir. 
 voltaj, gerilim. 
 kimyasal kuvvetle meydana gelen elektrie ait, galvanik. voltaic battery, voltaic pile kimyasal elektrik meydana getiren batarya, galvanik pil. voltaic induction elektrikleme. 
 vatmetre, vatlar lme aleti; volt veya amperi lebilen alet. 
 (Fr.) cephe deitirme, geriye dnme, politika deitirme. 
 konukan, sz akcl olan; enebaz; yuvarlanan; (bot.) sarlan. volubility  ok ve abuk konuma, cerbeze. volubly  akc olarak. 
 kitap cildi; bir cilt kitap; hacim, oylum; miktar; (mz.) sesin azl veya okluu. an odd volume tek cilt. It speaks volumes. ok manaldr. Kitaplar doldurur. 
 (fiz.) gaz veya sv veya kat cisimlerin hacmini lme aleti. 
 (kim.) maddelerin hacimlerini karlatrarak lmeye ait. volumetrically  hacimleri lerek. volumetry  hacim lme. 
 hacimli, pek byk; ok cilt doldurur; ok katl; ok kitap yazan, verimli, dourgan. voluminously  verimli bir ekilde. voluminousness  dourganlk, verimlilik. 
  ihtiyari, isteyerek, istemli, gnl rzas ile, gnll, fahri, gnlden kopan; iradeye bal; kendi isteiyle hareket eden, irade sahibi; hr, serbest;  ihtiyari hareket; (mz.) kilisede ayin balamadan nce veya bittikten sonra org solosu. voluntarily  ihtiyari olarak, gnll olarak. 
 din ve eitim kurumlarnn yardmlarla desteklenmesi ilkesi; gnll i veya para ile idare edilen sistem. 
   kendi istei ile bir vazifeye giren kimse, gnll; gnll asker; (huk.) kendisine karlksz olarak mal verilen kimse; ekilmeden byyen bitki;  gnlllerden ibaret, gnll; kendiliinden byyen;  kendi istei ile bir eyi teklif etmek veya vermek; gnll olmak. 
  ehvet veya zevk dknlne ait;  ehvetperest kimse. 
 ehvetli; sefahate dkn; duysal, hissi; zevki seven, zevke dkn, tenperver. voluptuously  ehvetli bir ekilde. voluptuousness  ehvete dknlk. 
  (mim.) kvrm, sarmal bir ekilde kvrlan ss; (zool.) sarmal tek kabuklu deniz bcei kabuunun bir kvrm; (zool.) sarmal kabuklu bir eit deniz bcei;  sarmal, helezoni, kvrk. volution  helezonun her bir kvrm. 
 (anat.) sapan kemii. 
 (o.) -cae) (tb.) organ iindeki cerahat; akcierde cerahat kesesi; kusar ekilde cerahat karma. 
  kusmak, istifra etmek; azndan fkrtmak (yanarda);  kusma; kusturucu il. 
  kusturucu;  kusturucu il; eski Roma'da amfiteatr giri veya k koridoru. vomitive  kusturucu. 
 (tb.) rme, rerek kusma. 
(edat), (Al.) -li (soyadlarda kullanlr) 
   zencilere has bir eit by; zenci byc;  zenci byclne ait;  by yapmak. voodooism  zenci bycl. 
doymaz, doymak bilmez, obur.voraciously oburcasna. voraciousness, voracity  oburluk.
(sonek) yiyen, ile beslenen. 
 (o.) -texes veya -tices) girdap, zellikle girdabn ortas; kasrga. vortical  girdap gibi dnen. 
 (o.), (zool.) an hayvan. 
 girdap gibi dnen. 
 kendini bir eye adam kimse. votaress  bir eye kendini adam kadn. 
  rey, oy; oy hakk; oyu belirten vasta; oy toplama suretiyle ifade olunan ey; alnan oylarn toplam;  oy vermek; oyla semek; oy verir gibi ifade etmek. vote down yenilgiye uratmak. vote in kazanmasna sebep olmak. vot'er  semen, oy veren veya oy verme hakk olan kimse. voting machine oylar kaydeden makina. 
 adak olarak verilen. votively  adak kabilinden. 
 yemin ile kefil olmak; yeminle temin etmek. vouch for dorulamak, teyit etmek. 
 kefil; senet, tant, vesika, makbuz, belgit. 
 ltfetmek, ihsan etmek. 
(mim.) kemer ta, kemeri meydana getiren kama eklindeki talardan her biri. 
  ant, yemin; adak;  yemin etmek, ant imek; ahdetmek; adamak; vakfetmek. take vows rahibe olmak. marriage vows evlilik sz. 
  sesli harf;  sesli harf kabilinden. vowel harmony ses uyumu. vowel point hareke, Arapa veya branice hareke veya nokta. close vowel (dilb.) dar sesli. 
 harekelerini koymak, noktalamak. 
 (o.) voces) insan sesi. vox populi halkn sesi. 
  yolculuk; deniz yolculuu, seyahat;  yolculuk etmek. on the voyage out gemiyle dar gidite. on the voyage home memlekete dnte. 
 (Kanada) krk ticaretinde nehirlerde sandal ileten gemici. 
 (Fr.) geree benzeyi, grnte doruluk. 
(ks.) Vermont. 
(ks.) vertical takeoff and landing akuli kalk ve ini yapan. 
 (o.)- vae) (anat.) kadn tenasl uzvunun d ksm; fer, vulva. vulvar  ferce ait. 
 Romallarn ate tanrs, tanra Vens'n irkin ve topal kocas, Vulkan. Vulcan powder kayalar paralamak iin kullanlan bir eit dinamit. Vulcan'ian  tanr Vulkan'a ait; (k. h.) yanardaa ait. 
 ebonit. 
 kkrtle sertletirmek (kauuk), ebonitletirmek. vulcaniza'tion  ebonitletirme, vulkanizasyon. 
(ks.) Vulgate.
(ks.) vulgar.
 kaba, terbiyesiz; aalk; baya, umumi, adi, umuma mahsus; pespaye; halka ait (dil) vulgar fraction baya kesir. vulgar superstitions halka mahsus batl itikatlar. the vulgar herd halk srs avam; ayak takm. vulgarly  kabaca, terbiyesizce. 
 kabalk, bayalk, adilik; halk deyimi, argo. 
 kabalk, terbiyesizlik. 
 adiletirmek, herkesin anlayaca hale koymak. umumiletirmek. vulgariza'tion  adiletirme. 
  Kutsal Kitabn drdnc yzyl sonunda Hieronymus tarafndan yaplan Latince tercmesi, Vulgata;  bu tercmeye ait. 
  adi;  gnlk konuma. 
 yaralanmas mmkn; zedelenir, incinebilir. vulnerabil'ity  yaralanma olana. vulnerably  yaralanacak halde. 
  (nad.) yaray iyi eden (ila) 
 tilki ile ilgili veya tilkiye ait; tilkiye benzer, tilkilik kabilinden, kurnazca. 
 akbaba; haris kimse. bearded vulture uak kapan, tlei, (zool.) Gypaetus barbatus. black vulture rahip akbaba, (zool.) Aegypius monachus. griffon vulture kzl akbaba, (zool.) Gyps fulvus. vulturine  akbaba familyasndan, akbabaya benzer. 
(ks.) verses, Ist and 2nd violins. 
 rekabet eden; atan. 
 ngiliz alfabesinin yirmi nc harfi; (kim.) tungsten, volfram; (fiz.) erke; vat. 
(ks.) Wales, Wednesday, Welsh, West, Western, Work. 
(ks.) week, west, weight, wide, width, wife, with, word, wrong. 
(ks.) water closet, without charge.
(ks.) Women' Christian Temper ance Union Yeilay derneinin (A.B.D.)'deki karl. 
(ks.) Washington (eyaleti) 
kls Women'a Army Auxiliary Corps 
(ks.), (ng.) Women' Auxiliary Air Force. 
(ks.), (ng.) Women' Auxiliary Army Service. 
(bak.) wobble. 
 WAAC'de alan kadn. 
 yaps ince ve yumuak bir eit bazalt. 
 (argo) mantksz; sapk, kak; tuhaf; manyak. wackily  mantkszca. wackiness  kaklk. 
  (-ded, -ding) tutam, tomar; tka, tampon; tfek sks; topak; (k. dili) byk miktar, ok para;  tka koymak; tomar ekline getirmek. a wad of gum papu kadar iklet. bet one' wad (k. dili) eldeki btn paray bahse yatrmak. shoot one' wad (k. dili) btn paray har vurup harman savurmak. 
 tka, tampon; vatka. 
  badi badi yrmek, paytak paytak yrmek;  badi badi yry. waddly  paytak. 
 s suda oynamak; s su veya amur iinde yrmek. wade into (k. dili) iddetle girimek. wade through (s su veya amur) iinden gemek; ar ar ve glkle ilerlemek; zorla tamamlamak. wad'ing  suda yrme. wading boots kalaya kadar kan uzun izme. 
 s su veya amur iinde yryen kimse; uzunbacakllardan herhangi bir ku. 
 vadi, dere. 
 (ng.) WAAF'te alan kadn. 
  ok ince biskvit; yufka; kt helvas; zerinde ok ksml elektronik devre bulunan silikon paras; Katoliklerin Aai Rabbani ayininde kullandlklar mayasz ince ekmek; eskiden mektuplar mhrlemede kullanlan yuvarlak etiket;  etiket ile mhrlemek veya yaptrmak. 
 (argo) anlamsz konumak; kararsz olmak. 
 kalpla yaplan bir eit gzleme. waffle iron zgara eklinde gzleme kalb. 
  (den.) rzgar ynn belirten flama;  (eski) el sallayarak iaret vermek. 
  yava yava gtrmek, srklemek (rzgar veya dalgalarla);  hafif ses veya koku; sryp gtrme; hafif esinti. 
 (-ged,- ging)  sallamak; enesi tmek; hareket etmek; (ng.), (argo) okuldan kamak;  sallama. set tongues wagging dile drmek. The tail wags the dog dnya tersine dnyor. the world wags on and we wag with it. Dnya ile birlikte yuvarlanp gidiyoruz. 
 akac kimse, latifeci kimse. waggery  aka, latife; mizah. 
 (mcadele, mnakaa, sava) devam etmek, srdrmek. 
 cret, maa. wages  cret; karlk. wage earner, wageworker  ii, cretli ii. living wage geimi temin edecek maa. wage scale barem. The wages of sin is death. Gnahn kefareti lmdr.
  bahis, bahis tutuma;  bahis tutumak. 
 aka kabilinden, akac. 
  sallanmak; sallamak; sarslmak;  sallay sallan. waggly  sallanan. 
(ng.) waggon  drt tekerlekli yk arabas; drt tekerlekli ak oyuncak araba; (k. dili) tevkif edilenleri tamaya mahsus polis arabas; tekerlekli servis masas; (ng.) yk vagonu, katar; (argo) zrhl sava gemisi. on the wagon (k. dili) ikiyi brakm durumda. fix someone' wagon (A.B.D.), (argo) mahvetmek; hakkndan gelmek. 
 (Fr.) vagonli, yatakl vagon. 
 tama creti. 
 Bykay; Arabac takmyldz. 
 arabac. 
 bir araba dolusu. 
 kuyruksallayan, (zool.) Motacilla. 
 Vahabi. Wahabiism  Vahabilik. 
 kimsesiz ocuk; bulunmu ve sahibi bellisiz ey; hrszn kaarken drd alnt eya. 
  feryat etmek, figan etmek; hayflanmak; yas tutmak;  figan. Wailing Wall Kuds'te alama duvar. 
 tarlada kullanlan yk arabas. the Wain (ng.) Bykay. 
  (-ed, -ing veya -ted, -ting) tahta kaplama, lambri; (ng.) doramaclkta kullanlan en iyi cins mee;  lambri kaplamak. 
 kaplamalk tahta; kaplama. 
 yk arabas yapcs. 
 bel; herhangi bir eyin orta ksmndaki girinti; kadn elbisesinin st ksm; bulz; geminin orta ksm, bel. 
 elbisenin beli. 
 kuak, petamal. 
 (ng.) yelek. 
 bele kadar kan, yar beline kadar; adi, baya. 
 bel yeri. 
 beklemek; hazr olmak; bekletilmek, durmak; (k. dili) ertelemek, bekletmek. wait for beklemek. wait on hizmetilik yapmak, servis yapmak; ziyaretine gitmek; bal olmak; (leh.) beklemek. wait on one hand and foot birinin etrafmda drt dnmek. wait at table servis yapmak. wait up for one birini beklemek iin yatmamak. wait tables garsonluk yapmak. Wait a minute! Bir dakika! in waiting refakat eden, nedimelik yapan. keep one waiting birini bekletmek. waiting list bekleyenler listesi, yedek liste. waiting room bekleme odas. Don't wait supper for me. Yemek iin benim gelmemi bekleme. Wait your turn Sran bekle. Everything comes to him who waits. Sabreden dervi muradna ermi. 
 bekleme, bekleme sresi; gecikme; ara; pusu; (ng.) Noel'de sokaklarda alp syleyen mzisyen grubu yesi. lie in wait pusuya yatmak. 
 engelli dikenleri olan herhangi bir bitki. 
 garson; bekleyen kimse; tepsi. waitress  kadn garson. 
 iddiadan vaz gemek, feragat etmek, sarfnazar etmek; ertelemek tehir etmek; (huk.) hakkndan vaz gemek. 
 (huk.) hakkndan vaz geme, feragat. 
 (-d veya woke, woken) uyanmak; uyank kalmak; canlanmak, yeni hayat bulmak; uyandrmak; ikaz etmek; canlandrmak, ihya etmek; (leh.) lnn banda beklemek, sabahlamak. 
 geceleri ly bekleme; ly beklerken verilen ziyafet; dini merasim iin sabahlama. 
 dmen suyu, geminin izi. in the wake of yakndan izleyen; (bir eyin) sonucu olarak; peinden. 
 danaaya, (bot.) Arum maculatum. 
 uyank, tetikte olan; uykusuz. wakefully  uyank olarak. wake fulness  uyanklk. 
 uyandrmak; ikaz etmek; harekete getirmek; uyanmak. 
(bak.) Wallachia. 
 eski bir Alman asalet unvan. 
elma, ceviz, kereviz ve yeil salata ile yaplan mayonezli salata. 
  kam izi, dayak beresi; kuma stnde kabark izgi;  kam ile iz brakmak; izgili kuma dokumak. 
 Gal eyaleti, Galler lkesi. Prince of Wales Byk Britanya veliaht. 
(bak.) vallhalla. 
  yrmek, yryerek gitmek, yaya gitmek; davranmak, hareket etmek; yrtmek, yava gezdirmek; beraberinde yrye kmak; ldkten sonra hayalet olarak dnyaya gelmek; admlamak, admla lmek; ar bir yk keleri zerinde yrterek tamak;  gezme, yrme; yry; tavr, hareket, gidi; hayat sahas; yryecek yer, kaldrm, yol, yaya yolu; otlak; (beysbol) topa vurmadan birince kaleye ilerleyebilme hakk. walk away from rahatlkla kazanmak; kazadan ucuz kurtulmak. walk away with n plana gemek. walk in ieri girmek. Walk in. eri buyurun. walk of life hayat yolu, meslek. walk off anszn terk etmek; yryerek zayflamak veya aylmak. walk off with kazanmak; yrtmek, almak. walk out (k. dili) grev yapmak. walk out on terk etmek. wolk out with refakat etmek. walk over kolay yenmek; baskn kmak. walk the floor admlamak. walk the streets sokakta srtmek; sokak sokak dolamak. walk the wards viziteye kmak. walk through (tiyatro) ilk provalar yapmak. go at a walk yava yava yrmek. take a walk gezmeye gitmek; svmak. win in a walk kolayca kazanmak. 
 telsiz telefon. 
 gezme, yrme. walking beam makinada kuvvet nakleden ve muntazam rakkas hareketiyle ileyen kol. walking delegate sendika temsilcisi. walking dictionary her kelimenin anlamn sylemeye hazr olan kimse, canl szlk. walking legs yryebilme gc. walking papers (k. dili) iten kovulma kd. walking race yrme yar. walking stick baston; asa; sopa ekirgesi gibi bir bcek, (zool.) Phasmidae. 
 nemsiz rol. 
 (k. dili) ii grevi. 
 kolay kazanlan at yar. 
 (k. dili) asansrsz bina. 
 geit, kaldrm, patika. 
(bak.) valkyrie. 
  duvar; (o.) kale bedeni; sur;  etrafna duvar ekmek. wall creeper duvar trmak kuu, (zool.) Tichodroma muraria. wall pepper damkoruu, (bot.) Sedum acre. wall plate duvar latas; (mak.) balant levhas. wall plug (elek.) duvar prizi. wall sided (den.) yanlar duvar gibi dik. Wall Street New York hisse senedi piyasasnn merkezi olan sokak. wall tent yanlar dik adr. the Wall Dou ve Bat Berlin' ayran duvar. The walls have ears. Yerin kula var. drive "veya" push to the wall duvara kstrmak, sktrmak. go to the wall ifls etmek. hit one' head against a stone wall ba belaya girmek, kmaza girmek. 
 Avustralya'ya zg ufak kanguru, vallabi 
 Eflak eyaleti. Wallachian  Ulah, Eflakl. 
 duvar kaplamas. 
 czdan, para czdan; srt antas. 
 akl gzbebei; tirsi gibi akl gzl balk. walleyed  akl gzbebekli; gzbebei raksak, a; (argo) sarho. 
 bahe ebboyu, (bot.) Matthiole; sar ebboy, (bot.) Cheiranthus cheiri; (k. dili) partide dans edecek kimsesi olmad iin duvara yakn kalan kadn. 
 Valon; Valon dili, Valonca. 
  (k. dili) dayak atmak, dvmek, pataklamak;  (k. dili) dayak. wallopinst   (k. dili) ok byk (miktar) pack a wallop ok etkili olmak. 
  amur iinde yuvarlanmak, anamak; kendini sefahate vermek; sallanmadan dolay zor ilerlemek;  amurda yuvarlanma; hayvann yuvarland amurlu yer. 
 duvar kad. 
 duvardan duvara; utan uca. 
 ceviz; ceviz aac, (bot.) Juglans; cevizin kerestesi; ceviz rengi. black walnut kara ceviz, (bot.) Juglans nigra. English walnut adi ceviz, (bot.) Juglans regia. 
bir maystan nceki gece (Alman folklorunda byc karlarnn toplandklar gece) 
  mors, (zool.) Odobenus rosmarus;  morsa zg. 
  vals; vals havas; (argo) kolay baanlan i;  vals yapmak. waltz through kolayca baarmak. 
 Amerika kzlderililerinin para veya sus olarak kullandklar boncuklar; (k. dili) para, mangr. 
 solgun, soluk, benzi sararm; hastalk veya znt gsteren, bitik. 
 denek, ubuk; asa. 
  dolamak, gezinmek; yolu ararak dolanp durmak; yoldan kmak; konudan ayrlmak; sayklamak, abuk sabuk konumak; iinde dolamak;  dolama, gezinme. wanderer  gayesizce dolaan kimse. 
 dolaan, gezen, gezginci. 
telgrafiei, (bot.) Tradescantia fluminensis. 
 seyahat tutkusu. 
 Seylan adasna zg bir maymun, langur, (zool.) Presbytis cephalopterus; aslankuyruklu maymun, (zool.) Macaca silenus. 
  azalmak, klmek; solmak; batmak, zayflamak;  azal; solma; zeval; ayn on beinden sonra ayn klmesi. on the wane azalmakta. 
 (k. dili) szdrmak, hileyle koparmak; hileye ba vurmak; tesir ederek elde etmek; dolayl yoldan salamak. 
 (A.B.D.), (Kanada) aa ktklerini kesme yerinde gerelerin sakland dolap; kulbe. 
yeni bir eit ufak ve hafif i yakml makina. 
 istemek, arzu etmek; eksii olmak; aramak; (ng.) muhta olmak, gerektirmek; yoksul olmak. want for muhta olmak, ihtiyacn hissetmek. want to (k. dili) gerekmek. Call it what you want. Ne derseniz deyin. The dog wants out. Kpek dan kmak istiyor. He is wanting in politeness ncelikten yoksun. You want to see a dentist today. Diiye bugn gitmelisiniz. 
 yokluk, adem; eksiklik, noksan; lzum, ihtiya; gerek, hacet; sknt, zaruret, yoksulluk, fakirlik; istek, arzu. want ad (k. dili), (gazet.) kk ilan. be in want muhta olmak. for want of bulunmadndan. 
 istenen, aranan. 
 (edat) eksik, noksan; (edat) -siz, eksik, az. wanting in noksan, eksik. be wanting in common sense saduyudan yoksun olmak. be found wanting kusurlu bulunmak. 
   zevk veya sefahat dkn; ehvet dkn; avare dolaan; sebepsiz; kt niyetli; ahlksz, ahlkszlk dkn; aklna eseni yapan, nn arkasn dnmeyen;  ehvet dkn kimse; ahlaksz kimse; kayt altna girmeyen kimse;  kendini ahlkszla vermek; ok gelimek. wantonly  ehvetle; sebepsiz yere. wantonness  ehvet. 
 (ng.) eskiden baz yerlerde kontluk blgesinin bir blm. 
 Kuzey Amerika'ya zg iri geyik, (zool.) Cervus canadensis. 
 (-red, -ring) savamak, harp etmek, muharebe etmek, cenk etmek; dmanlk etmek, dman olmak. 
  sava, harp, muharebe; mcadele; strateji;  savaa zg, savata kullanlan, sava sonucu oluan. war cloud sava bulutu, savaa almet olan ey. war correspondent sava muhabiri. war crime sava suu. war criminal sava sulusu. war cry sava naras. war dance savaa hazrlk dans; zafer dans. War Department (A.B.D.) Milli Savunma Bakanl. war game sava tatbikat. war god sava tanrs. war horse sava at; tecrbeli asker, kurt politikac; bayat eser. war loan harp istikraz. war of nerves sinir harbi. war paint vahilerin sava alameti olarak yz veya vcutlarna srdkleri boya; (k. dili) en iyi elbise veya ss; makyaj malzemesi. war whoop kzlderililerin sava naras. be at war sava halinde olmak. declare war on birine sava ilan etmek. wage war with biri ile sava halinde olmak. 
  ku gibi tmek, akmak; aldamak; terennm etmek; titrek ses karmak;  ku gibi t, akma; tatl ses; name, makam; srsinei srfesinin hayvanlann srtnda meydana getirdii ban. warble fly srsinei, (zool.) Hypodermatidae. 
 ku gibi ten kimse; tatl sesli kimse; tleengillerden bir ku; Amerika'ya zg sinek yiyen bir ku, (zool.) Parulidae. barred warbler izgili tleen, (zool.) Sylvia nisoria. garden warbler bahe tleeni, (zool.) Sylvia borin. masked warbler maskeli tleen, (zool.) Sylvia rupelli. reed warbler il ardc, (zool.) Acrocephalus arundinaceus. spectacled warbler gzlkl alblbl, (zool.) Sylvia conspicillata. whitethroat warbler alblbl, (zool.) Sylvia communis. 
  kou; blge, mntka; (huk.) vesayet altnda bulunan ocuk; vesayet, koruma; kilit dili;  emniyetli yerde korumak. ward off savuturmak, geitirmek, geri evirmek. ward heeler (A.B.D.), (argo) semtin oylarn kazanmaya alan kimse. 
(sonek) -e doru, ynnde. 
 beki, muhafz; (A.B.D.) hapishane mdr; (ng.) kolej mdr; kilise bina veya emlakini muhafaza eden memur. 
 kompostoluk bir eit armut. 
 beki, muhafz; hkmdar asas; (ng.) hapishane mdr. 
 bir kimsenin tm giysileri, giyecekler; gardrop, giysi dolab; tiyatro kostmleri. 
 sava gemisinde oyun salonu ve yemekhane. 
(bak.) ward. 
 muhafzlk; vasilik, vesayet. 
 takm (eya); (o.) emtia, satlacak mallar; anak mlek, seramik eya. 
 (eski) dikkat etmek. 
 eya deposu; ambar; antrepo; toptan sat yeri; maaza. ware houseman  eya deposu sahibi veya iisi. 
 depo, imalt yerinde sat blm. 
 harp, savama, sava; mcadele. 
 merminin patlayc madde tayan ksm. 
 cenki, dvken, kavgac; savaa ait; askeri; savala tehdit eden. 
 sihirbaz, byc, cinci; falc. 
 militarizm uruna diktatrce davranan ynetici; mahalli diktatr (zellikle Uzak Douda. 
 lk, hafif scak; stan, scak tutan; hararetli; canl; gayretli, evkli; heyecanl, abuk heyecanlanan; scakkanl; skc; (gz. san.) scak (renk); yeni, taze; saklanan eye veya geree yaklam durumda olan. warm front (meteor.) scak hava kitlesi. a warm climate lman iklim. a warm welcome hararetli kabul, scak bir karlama. make it warm for someone anasndan emdiini burnundan getirmek. warm'ly  samimiyetle, hararetle; evkle. warm'ness  scaklk, lklk. 
 stmak, kzdrmak; snmak, kzmak; tevik etmek, tevik olunmak .warm to "veya" toward evkle sarlmak. warm up snmak; stmak; yarmadan nce hafif idman yapmak; motoru stmak iin altrmak; konser veya temsilden nce son bir hazrlk yapmak. warming pan yata stmaya mahsus sapl ve kapakl madeni kap. 
 (zool.) scakkanl; enerjik; tutkulu. 
 yrei scak, sevgi dolu; samimi, cana yakn. 
 savaa kkrtan kimse. 
 scaklk, lklk; hararet, atelilik, okunluk; samimiyet. 
 (k. dili) snma; son hazrlk. 
 ikaz etmek, uyarmak, tehlikeyi haber vermek; nceden haber vermek; (huk.) ihbar etmek, ihtar etmek; tlemek, tavsiye etmek. 
  ihtar, uyarma, ikaz; ihbar;  uyarc; ihbar eden. a week' warning bir haftalk vade. be a warning to someone birisine ibret olmak. give warning uyarmak, ikaz etmek, tehlikeyi haber vermek. take warning nasihat kabul etmek, ibret almak. warning bell iaret zili; hazrlk zili. warningly  ikaz edercesine. 
 erilmek; erilip arplmasna sebep olmak; doru yoldan sapmak veya saptrmak; (den.) bir yere balanm palamar ekerek yrtmek; (hav.) yesarilenmek. warped  erilmi; sapk, sapkn. 
 erilik, arpklk; dokumaclkta zg, ar; (den.) palamar, levalk yoma. 
 kzlderililerin savaa gitmesi. on the warpath kavgaya hazr; parlamaya hazr. 
 temin etmek; teminat vermek, garanti etmek; korkusuzca beyan etmek; salahiyet vermek; memur etmek; izin vermek, ruhsat vermek; kefil olmak; hak kazandrmak; her zararn tazmin edeceine taahht etmek. No excuse can warrant this misbehavior. Hibir zr bu kt davran mazur gsteremez. Bu kt davrana gz yumulamaz. I warrant you. Sizi temin ederim ki. warrantable  caiz; garanti edilir. warrantably  caiz saylacak ekilde. 
 (huk.) tevkif mzekkeresi; arama tezkeresi; kefalet, teminat, garanti; ruhsat, yetki, salhiyet; makbuz; (ask.) tayin emri. warrant for one' arrest tevkif mzekkeresi. warrant officer gedikli erba. 
 (huk.) kefalet, kefaletname; garanti; yetki, salahiyet, hak. 
 tavann ok olduu yer; ufak av hayvanlar retim sahas; rmakta balk retim sahas; kalaballk mahalle; (ng.) parmaklkl yerde yabanl hayvan retme imtiyaz; al. 
 sava, cenki, muharip; cenk eri, asker. 
 Varova. 
 sava gemisi. 
 siil. warts and all olduu gibi, btn ayrntlaryle, gzel olmayan taraflarn saklamadan. wart hog Afrika yaban domuzu, (zool.) Phacochoerus aethiopicus. wart'y  siilli, st siil dolu; siil gibi. 
  sava zaman; savatan doan; sava srasnda olan. 
 sar stleen, (bot.) Euphorbia helioscopia. 
 savatan ypranm, sava yorgunu. 
 ihtiyatl, uyank, akgz. be wary of ... (den.) saknmak; dikkat etmek. warily  uyank olarak. wariness  uyanklk. 
(bak.) be. 
  ykama, ykanma; amar; deniz veya nehir suyunun alkanmasndan hasl olan ses; dalga sesi, krek palas veya gemi arknn meydana getirdii su aknts; dalgalarn sahile att sprnt; sulu mutfak art; aza gzel koku vermek iin kullanlan sv; losyon; tuvalet suyu; (gz. san.) ince suluboya tabakas; kuru vadi; toprak anmas; ince tabaka kaplama;  ykanabilir. This tray has a gold wash. Bu tepsi altn suyuna batrlm. 
 ykamak, slatmak; su ile silmek; ykanmak, banyo yapmak; ince boya tabakas ile kaplamak, yaldzlamak; temizlemek; (min.) topra ykayarak altn filizini ayrmak; ykanmaya dayanmak (kuma); hafif hafif arpmak (dalga); anmak. wash away su ile srklemek veya srklenmek. wash boiler amar kazan. wash down ykayp temizlemek (gverte); su ile yutmay kolaylatrmak. wash off ykayp temizlemek. wash one' hands of a matter bir iten bkp elini ekmek. wash out iini ykamak; yormak, bitirmek; feshetmek; vaz gemek; ihtiyac karlayamamak; yamur nedeniyle iptal etmek. wash up ykanmak; (ng.), (k. dili) bulak ykamak. be washed up (k. dili) silinmek, yldz snmek. wash'able  ykanabilir. 
 t istemez ve ykanabilir. 
 lavabo. 
 stnde amar ykanan oluklu tahta; (den.) dalga girmesin diye kapnn nne veya gverteye konulan siper; girintili kntl yol. 
 sabun bezi. 
 amar gn. 
 solmu, solgun, soluk; (k. dili) ok yorgun, bitkin; batkn, mflis. 
 (argo) yldz snm, bitmi; (k. dili) bitkin dm. 
 ykayan ey veya kimse; (mak.) pul, rondela; amar makinas; gaz ykama cihaz. 
 amarc kadn. 
 ykama, ykanma; amar; ince madeni kaplama. washing machine amar makinas. washing soda amar sodas. 
 Washington. 
 sel basmas ile meydana gelen ukur; sel sularnn srklemesi; ( argo) baarszlk; ykama. 
 sabun bezi. 
 tuvalet. 
 lavabo. 
 amar teknesi, leen. 
 sulu, kuvvetsiz, orba gibi, hafif. 
(ks.) was not. 
 yabanars, (zool.) Vespa; sar ar. wasp waist skma bel. 
 (A.B.D.), (aa.), (argo) beyaz Protestan Amerikal. 
 huysuz; ince belli. 
 hrn. 
  erefe ime; iki alemi; iret iin iilen baharl iki; eski bir selmlama;  iret etmek, iki alemi yapmak; birinin erefine imek. 
(tb.) frengi tehis testi. 
(eski) -idin. 
  atlm, kullanlmaz; bedenden karlm, ifraz edilmi; bo, hali, terkedilmi; orak; viran, harap; artk, yeterinden fazla;  israf, telef, arur, heder, savurma; iyi kullanmama, deerlendirmeme; bo arazi; metruk arazi; beyaban; ssz yer; ykm, harabiyet; kullanlmadan boa giden ey, fire; p, artk. waste pipe kutlanlm veya fazla suyu boaltma borusu. waste steam fazla buhar, rk buhar. go to waste ziyan olmak, heder olmak, boa gitmek. lay waste harap etmek, viraneye evirmek. 
 harap etmek, viraneye evirmek; andrmak, kullanp ypratmak; harcamak, bouna sarfetmek, israf etmek; kaybetmek; (argo) ldrmek; anmak; heba olmak; ar derecede kilo vermek. waste away zayflaya zayflaya eriyip gitmek; ar ar azalmak veya telef olmak. wast'ing  zayflatc, ktrc; harap eden. 
 p sepeti. 
 harap eden; msrif, savurgan, bo yere ziyan eden. wastefully  israf ederek. wastefulness  israf, ziyankarlk. 
 orak toprak, metruk arazi, beyaban. 
 atlacak kt, p kat. 
 israf. 
 (ng.) artk su sava. 
 msrif kimse; bir ie yaramaz kimse; avare kimse. 
 bakmak, dikkat etmek; beklemek, gzlemek; frsat kollamak; tetikte olmak; gzkulak olmak; bekilik etmek, nbet beklemek, nbeti olmak; gzetmek; gzetlemek, seyretmek; sabahlamak. watch for beklemek, yolunu gzlemek. watch out dikkat etmek. watch over korumak, bakmak. Watch out! Watch it! Dikkat et! Watch your step! Bastn yere (bak.) nne (bak.) Sakn ha! Dikkat et! Aman yava ! 
 cep veya kol saat; bekilik, gzetleme; uyanklk; nbetilik, nbet tutma; nbeti, beki; devriye; nbet yeri veya sresi; eskiden gecenin bir ksm; (den.) nbet, posta, vardiya; (den.) ayn vardiyada nbet tutan tayfalar. watch band kol saat kay. watch chain saat kstei. watch fire beki veya nbetinin yakt ate; iaret atei. watch glass kol saat cam; laboratuvarda kullanlan saat cam biimindeki cam kap. watch guard saat kstei kaytan. watch night ylba gecesi yaplan dinsel tren. watch pocket saat cebi. be on the watch tetikte olmak, kulak kesilmek; nbette olmak. first watch gecenin ilk nbeti. larboard watch geminin iskele tarafna tayin olunan gece nbetisi grubu. officer of the watch nbeti subay. set the watch saat ayar etmek; beki koymak. 
 saat kapa veya mahfazas. 
 beki kpei; kanunsuz veya umuma zararl hareketlere kar tetikte olan kimse veya makam. 
 tetik, uyank. watchfully  tetikte, uyank olarak. watchfulness  uyank olu. 
 saat. 
 beki. 
 nbeti kulesi, beki kulesi. 
 parola; dstur. 
 su; deniz, gl, nehir; su birikintisi; glek, glck, glet; elmasn parlaklk ve effafl; hare, kuman anjan; mkemmellik, kalite; karl olmadan ilve olunan sermaye; (o.) kara sular; (o.) sular. water ballet su balesi. water bearer sucu, saka; (b. h.), (astr.) Kova Burcu; Saka takmyldz. water bed yatak olarak kullanlan ii su dolu byk plastik torba. water beetle, water bug su bcei, su sinei, (zool.) Hydrophilus. water blister ii suyla dolu kabarck. water boy iilere veya sporculara su getiren kimse. water buffalo manda, (zool.) Bubalus bubalus. water cart su arabas. water chestnut su kestanesi, gl kestanesi, (bot.) Trapa natans. water closet tuvalet, apteshane, (ks.) W.C. water color suluboya; suluboya resim. water cooler su soutacak kap veya tertibat. water cure (tb.) su ile tedavi; (k. dili) fazla su iirerek yaplan ikence. water flea su piresi; subiti, (zool.) Daphnia. water gap iki da arasndaki derin dere, koyak, geit. water gas hidrojenle karbonmonok- sitten meydana gelen bir eit havagaz. water gate set, kapak. water gauge istim kazanndaki suyun yksekliini lme aleti, su seviyesi gstericisi. water germander sunanesi, sarmsak otu, (bot.) Teucrium scordium. water glass su barda; kazandaki suyu lme aleti; sodyum silikat; su saat. water hammer borularda su grltus. water hazard golf oyununda su mnias. water hemlock sr baldran, (bot.) Cicuta virosa. water hen su tavuu. water hole hayvanlarn su itii ufak pnar veya glck. water jacket moturu soutmak iin silindirlerin etrafndaki su gmlei. water jump at yarlarnda su mnias. water level su seviyesi. water lily nilfer, (bot.) Nymphaea. water line (den.) su hatt. water main yeralt su borusu. water meter su saat. water mill su deirmeni. water moccasin Kuzey Amerika'da bulunan kanca-dili engerek. water nymph su perisi. water on the brain beyinde su toplanmas. water polo su polosu. water rat misk san, su san, (zool.) Ondatra zibethica; limanlarda hrszlk eden serseri. water rights su kullanma hakk. water snake su ylan, (zool.) Natrix. water softener suyun kirecini ayrarak yumuatan kimyasal madde veya tertibat. water spaniel su spanyeli. water supply su rezervi; su kaynaklar; su salama. water system btn kollaryle bir rmak; su kaynaklar; su salama. water table (mim.) bina yzndeki alt saak, yamur eteklii; (jeol.) su tabakas, su tabakas seviyesi. water tower su kulesi. water wheel sudolab; ark. water wings yzme renenler iin bir ift sugeirmez iirilmi torba. water witch yeralt sularnn yerini bulabildiini iddia eden kimse. above water kaygsz, skntsz. be in hot water ba dertte olmak, g durumda olmak. be under water su altnda kalmak. go water (k. dili) su dkmek, iemek. head of water kaynak yeri, su ba; su rezervi; sarn, baraj; su gc. high water met, kabarma; sel; (k. dili) boy atan ocua pantolonunun ksa gelmesi. in deep water ba dertte, mkl durumda. in smooth water meselesiz, yolunda. low water cezir, inme; sularn ekilmi hali. low water mark tam cezri veya suyun fazla ekildiini belirten iaret. make water su dkmek, iemek. of the first water en iyi cinsten. on the water denizde. soft water tatl su, kiresiz su. spring water pnar suyu. take the water (belirli bir membadan) su imek. the waters meime, son, etene, dlei. throw cold water on hevesini karmak, soutmak. watered silk hareli veya dalgal ipekli kuma. He worked hard to keep his head above water. Geinebilmek iin ok alt. Sam is a villain of the purest water. Sam hainlerin daniskasdr. They spend money like water. Su gibi para harcarlar. 
 sulamak; suvarmak, su vermek; harelemek (ipek); su katmak, sulandrmak; sulanmak; su imek (hayvan), suvarlmak; karl olmadan hisse senetlerini oaltmak. water down sulandrmak; hafifletmek, yumuatmak. The smell of fresh bread makes my mouth water. Taze ekmek kokusu azm sulandrr. 
 yzen; su yoluyle tanan; su yoluyle bulaan. 
 Orta Afrika'da bulunan iri bir cins antilop. 
 su yolu, kanal; dere, su. 
 denizcilik veya su sporlarnda maharet; gemi, kayk; deniz tatlar. 
 suteresi, (bot.) Nasturtium officinale. 
 alayan, avlan, elle. 
 su kuu, su kular. 
 sahilde arsa; ehrin liman blgesi. 
  sulama; suvarma; hareleme;  sulayan, sulayc; sahildeki; kaplcaya yakn. watering place imeler, maden sular bulunan yer; plaj; kaplca. watering pot bahe sulama kovas, szgeli kova. watering trough yalak. 
 ii su dolmu. 
 Waterloo sava; kesin yenilgi. 
 kayk. 
  karada suyun ykseldii dereceyi gsteren izgi veya iaret; filigran;  filigran basmak. 
 karpuz, (bot.) Citrullus vulgaris. 
 su gc. 
   su geirmez;  yamurluk, empermeabl;  sugeirmez hale koymak. 
 su ekmez. 
 iki ne arasndaki set; su blm izgisi; boaltma havzas; snr. 
  sahil, ky, yal;  sahilde yaayan; su kenarnda biten; sahile zg; sahilde alan. 
  su kaya yapmak;  su kaya. 
 slak, srsklam. 
 suda eriyebilen. 
 denizden veya glden kasrga kuvvetiyle hortum halinde yukar ekilen su, deniz hortumu; oluk. 
 su geirmez, akmaz, szmaz; ok sk, gz atrmayan. 
 su yolu; gemi gvertesinde biriken suyu aktmaya mahsus ak oluk. 
 (o.) su datm tertibat; su oyunlar; (argo) gzya; (argo) yamur. 
 sudan anm, suda eskimi. 
 sulu, suya ait; sulak, suyu bol; su gibi, suya benzer; tatsz, lezzetsiz; zayf, sudan. 
 vat. watthour  vat saat. watt'-meter  vatmetre, vat lei. wat'tage  vat ile ifade edilen elektrik gc miktar. 
  dal veya ubuklardan rlm yap; ubuk, saz, kam, dal; hayvanlarda sarkk gerdan;  ince ubuklarla it rmek; ince ubuklar hasr gibi rmek. 
 kedi gibi miyavlamak. 
 dalgalanmak; sallanmak; sallamak; dalgalandrmak, dalga dalga etmek. ondle yapmak; harelemek; elle iaret etmek. wave farewell el veya mendil sallayarak veda etmek. wave on el iaretiyle ileri gitmesini belirtmek. 
 dalga; dalgalanma; el iareti; el sallama; hare, kuma dalgas; dalga gibi kabaran ey; scak veya souk dalgas. wave band (radyo) dalga. wave front (fiz.) dalga snr. wave set mizamplide kullanlan fiksatif. wave theory (fiz.) dalga teorisi; (dilb.) dillerin dalgalar halinde yayld kuram. wave train bir noktadan kan dalgalar dizisi. wave worn dalgalardan anm. cold wave souk dalgas. heat wave scak dalgas. long wave uzun dalga. make waves (A.B.D.) dzeni bozmak, karklk yaratmak. medium wave orta dalga. short wave ksa dalga. wav'y  dalgal, dalga dalga. 
 dalga uzunluu, dalga boyu. 
 (hav.) ini izni vermeme. 
  sallanmak; titremek; sendelemek; tereddt etmek, duraksamak, kararsz olmak;  sallanma; tereddt, kararszlk. waveringly  .tereddt ederek, kararszlk iinde. 
 (A.B.D.) donanmasnda kadn grevliler. 
(bak.) waul. 
 (k. dili) plak yapmak, plak doldurmak. 
  mum, balmumu; balmumuna benzer herhangi bir madde; parafin; krmz balmumu; kulak kiri; (bot.) bitkilerin ifraz ettii balmumuna benzer madde; kundurac zifti veya mumu; cil;  stne balmumu srmek, mumlamak; cillamak. wax bean sar kabuklu fasulye, (bot.) Phaseolus vulgaris. wax candle mum. wax end, waxed end mumlanm veya ziftli ayakkabc sicimi. wax flower, wax plant balmumu iei, (bot.) Hoya carnosa. wax myrtle mum aac, (bot.) Myrica cerifera. wax palm mum hurma aac, (bot.) Ceroxylon andicola. wax paper yal kt. wax'en  mum gibi; mumdan yaplm; soluk, saz benizli. wax'y  mumlu, muma benzer; yapkan; yumuak ve ekillendirilebilir. 
 (ng.), (k. dili) fke nbeti. wax'y  fkeli. 
 artmak, ykselmek, bymek, olmak. wax beautiful gzellemek. wax eloquent belgatli konumak. wax strong kuvvetlenmek. The moon waxed and the moon waned. Gnler geti. 
 sarfiyat; lzumsuz sarfiyat, israf. 
 ipekkuyruk kuu, (zool.) Bombycilla garrula. 
 balmumu ii; balmumundan yaplm insan heykeli; (o.) balmumundan yaplm insan heykelleri mzesi. 
 yol, tarik; yn, yan, taraf, cihet; yer; mesafe; usul, tarz; husus; adet, itiyat, huy; hal, durum, halet; gidi, ilerleme, ileri gitme; are, vasta; (huk.) irtifak hakk, geit hakk; (o.) gemi kza. ways and means mali tedbirler, para temini, tahsisat bulma yollar. way back (k. dili) ok eskiden, uzun zaman nce. way in giri, girilecek yol. way station (d. y.) ara istasyon. way train her istasyona urayan tren, posta treni. across the way yolun te tarafnda, kar tarafta. a good way hayli mesafe; iyi bir usul. all the way mmkn olduu kadar; bandan beri. a long way off ok uzakta. be in the way engel olmak, ayak altnda olmak. by the way sras gelmiken, aklma gelmiken. by way of yolu ile, -(den.) come one' way bana gelmek. go all the way son haddine varmak; her naneyi yemek. go one' way kendi yoluna gitmek, bildiini okumak. go out of one' way zahmete katlanmak. go the way of gibi gitmek. have a way with one ikna edici kabiliyeti olmak. in a small way kk mikyasta, ufak lde. in a bad way kt bir durumda; tehlikede; ok hasta. in a way bir bakma. make one' way ileri gitmek, baarmak, muvaffak olmak. on the way yol stnde, yolunda, yolda. out of the way sapa, yol st olmayan; allmn dnda, yolsuz, uygunsuz, mnasebetsiz; zahmette; yerinde olmayan, kayp; ortadan, aradan; yoldan. pay one' way kendi masraflarn kendi demek. the right way doru yol. under way hareket helinde, ilerlemekte, devam etmekte. Have it your way. Nasl istersen yle yap. Let' get this out of the way. Bunu ortadan kaldralm. No way (A.B.D.), (argo) aresiz. mkn yok. 
 manifesto, yolcu manifestosu, nakliye senedi, (ks.) w.b. 
 yolcu, yaya yolcu. 
  yolculuk eden;  yolculuk. 
 yolunu kesmek; pusuya yatmak. 
 (A.B.D.), (argo) yepyeni, zgn, ileri. 
(sonek) ynnde, -e doru. 
  yol kenar;  yol kenarndaki. go by the wayside daha nemli bir eyden dolay rafa kaldrlmak. 
 ters, dik bal, inat, aksi; dzensiz, intizamsz, darmadank. waywardly  inatlkla, dik ballkla; dzensiz bir ekilde. waywardness  inatlk, dik ballk; dzensizlik. 
(zam.) biz, (bak.) I. 
(ks.) we had, we would. 
(ks.) we are. 
(ks.) we have. 
 zayf, kuvvetsiz, mecalsiz, takatsiz; hafif, dayanksz; metanetsiz; sebatsz; aklsz, akn; eksik; hkmsz; (foto.) silik km; (dilb.) vurgusuz; dk. weak sister (k. dili) dayanksz ve zayf kimse. weakly   hasta, hastalkl;  zaaf ile; zayf surette. weak'ness  zaaf, zafiyet, iradesizlik; kusur; zaaf duyulan ey. 
 zayf drmek; zayflatmak, zayflamak; takatini kesmek, takati kesilmek; hafifletmek, hafiflemek; direnci azalmak. 
 glgebalgillerden bir eit balk, (zool.) Cynoscion. 
 yreksiz, korkak. 
 dizleri zayf; zayf karakterli; yreksiz. 
  clz kimse veya hayvan;  clz, gsz. 
 iradesiz; akl zayf. 
 (eski) refah, gnen, saadet, salk. for the public weal umumun refah iin; kamu yararna. in weal or in woe iyi veya kt gnlerde. 
 (ng.) ormanlk; kr. 
 zenginlik, servet, varlk, para, mal; bolluk. 
 zengin, servet sahibi, varlkl; bol. wealthiness  zenginlik. wealthily  varlkl olarak. 
 stten kesmek, memeden kesmek; soutmak, vaz geirmek. wean'ling  stten yeni kesilmi yavru. 
 silh. weaponry  silahlar. 
 dayankllk, dayanma; anma, ypranma, eskime; giysi, elbise. the worse for wear eskimi, ok kullanld belli. wear and tear normal halde anp eskime. 
 (wore, worn) giymek; gstermek; tamak; kullanmak; eskitmek, andrmak, ypratmak, yemek; yormak; dayanmak; eskimek, anmak, ypranmak; tkenmek. wear away andrmak; biteviye gemek; tkenmek. wear badly dayanksz olmak, az dayanmak. wear down azar azar kuvvetini tketmek, yava yava ypratmak veya ypranmak; andrmak. wear off yava yava yok olmak. wear on yava ilerlemek; can skmak. wear out butn btn eskimek veya eskitmek; anmak; yormak, tketmek. wear the trousers reislik etmek. wear well iyi dayanmak; iyi uymak; uygun gelmek; sregelmek. wear'able  giyilebilir. wearing apparel elbise, giysiler. He wears his age well. Yan gstermiyor. 
 ypratc; yorucu; giyilmeye elverili. 
 skc, yorucu, bktrc, usandrc. 
  yorgun, usanm, bkkn, bezgin; yorucu, yoran, usandrc, skc; yorgunluk belirten;  yormak, yorulmak; usanmak, usandrmak; bezmek, bezdirmek. wearily  canndan bezmi bir halde; yorgunlukla. weariness  bezginlik, yorgunluk, usan. 
 (eski) grtlak, nefes borusu. 
  sansargillerden herhangi bir hayvan, (zool.) Mustela, sansar, gelincik, kakm, samur; sinsi kimse, akal;  (A.B.D.), (k. dili) kaamakl konumak. weasel out of -(den.) syrlmak. weasel-faced  sansar yzl. weasel word kaamakl sz, bir szn anlamn pheye dren kelime. 
  hava, hava durumu; kt hava, frtna; ortam, art, durum;  (den.) rzgr st tarafndaki. weather bureau meteoroloji brosu. weather eye hava deiikliini abuk sezme kabiliyeti. keep one' weather eye open (k. dili) gz kulak olmak. weather map hava haritas, meteoroloji haritas. weather ship okyanus meteoroloji istasyonu. weather signal hava durumunu bildiren iaret. weather station meteoroloji istasyonu. weather vane frldak, rzgrgl. make heavy weather yalpa vurmak, yalpalamak; zorluk karmak. under the weather (k. dili) keyifsiz, hasta, rahatsz; kafas dumanl. 
 havaya gstermek; hava tesiriyle deimek; atlatmak, savuturmak, geitirmek; (atya) meyil vermek; (den.) rzgar istikametinden gemek; hava tesirlerine kar dayanmak. weathering  hava etkisiyle meydana gelen deiiklik. 
 her trl kt hava artlanna maruz kalm, frtna yemi; frtnann ypratt, yank (yz) 
  bindirme, siper tahtas;  bindirme tahtalarla kaplamak. 
 kt hava artlarndan dolay limanda mahsur kalm (gemi) 
 frldak, rzgrgl; dnek kimse. 
 (hava, gne, rzgr veya yamur etkisiyle) ypranm. weathered in (A.B.D.) hava muhalefeti yznden kapal (havaalan) 
 barometre. 
 (o.) -men) (k. dili) meteoroloji uzman; hava durumunu okuyan spiker. 
 her trl hava artlarna kar dayankl, havadan bozulmaz, rzgr geirmez. weather strip, weather stripping pencere keesi, tecrit eridi. 
 tecrit eridi yaptrmak. 
 havadan anlar; kamuoyunu sezen. 
 hava etkisiyle bozulmu veya anm. 
 (wove, woven)  dokumak; rmek; kurmak, yapmak, icat etmek; zikzak yapmak;  dokuma; rme. 
 dokumac, ulha. weaver' hitch (den.) yoma ba. 
 dokumac kuu., (zool.) Ploceidae. 
  (bed, bing) a; rmcek a; a gibi kark ey veya tertip; dokuma, dokunmu kuma; (mak.) rs bogaz, ray bogaz, balant levhas; rg; (anat.), (zool.) zar, perde; ty bayra; tomar;  etrafna a rmek; a gibi sarmak. webfingered  el parmaklarnn aras perdeli. webtoed  ayak parmaklarnn aras perdeli, perde ayakl. web press tomar kt ile alan bask makinas. web'bing  kaln dokuma kay. 
 (-ded; -ded veya wed; -ding) nikah ile almak veya varmak: ile evlenmek balanmak; evlenmek, kocaya varmak, dnya evine girmek. 
 evli, evlenmi; evlilie zg. wedded to bal, kendini adam. 
 nikh, evlenme merasimi, dn; evlilik yldnm. wedding cake dn pastas. wedding ring nikah yz. golden wedding evliliin ellinci yldnm. silver wedding evliliin yirmi beinci yldonum. 
  ksk, kama, ivi, takoz; ksk eklinde sey; gen eklinde ilerleyen kme; ivi yazsnda ivi eklindeki iaret;  ksk ile kesmek veya ayrmak; ksk sokmak; ksk sokup sktrmak; skmak, taklmak; sktrmak. wedg'y  ksk gibi. 
 (k. dili) topuk girintisi olma yan ve taban topua doru yukselen kadn ayakkabs. 
renkli zemin zerinde beyaz ss olan bir eit ingiliz mlei. 
 nikh, evlilik, izdiva. in wedlock evlilik srasnda. out of wed lock evlilik d. 
 aramba. 
 (weer, weest) ufack, kck, minimini, minnack, minicik; az. wee folk periler, cinler, cceler, ifritler, iyi saatte ol sunlar. wee hours geceyarsndan sonraki zaman, sabahn erken saatleri. 
 matem kola; apkada matem eridi; (o.) dul kadnlarn giydii matem elbisesi. 
  yabani ot, zararl ot; deersiz hayvan; skarta ey; ot tabakas; (argo) hai;  yararsz otlar karp temizlemek; zararl eyleri defetmek. weed out karmak. the weed (k. dili) tutun, sigara. poke weed e- kerciboyas, (bot.) Phytolacca. 
 yabani otlar bol; (k. dili) iroz gibi, kara kuru, skarta. 
 hafta. week in week out haftalarca. weeks ago haftalarca nce. a full week tam bir hafta; olaylarla dolu bir hafta .by the week hafta hesabna gre. for weeks haftalarca. 
 hafta arasndaki gn, i gn. 
 hafta sonu. 
   haftalk;  haftada bir, her hafta;  haftalk yayn. 
 (eski) zannetmek, sanmak. 
 ( (A.B.D.), (k. dili) sosis. 
 ufack, minicik, kck. 
 (wept)  alamak, gz ya dkmek; szmak, damlamak;  alama; alama nbeti. 
 at: apkadan sarkan matem kurdelesi; daldan sarkan yosun; duvarda damlama delii, akak; (o.), (k. dili) prasa byk. 
 alayan, gzleri yal; ince ve sarkk dall. weeping willow salkmst, (bot.) Salix babylonica. 
 arpan balgillerden herhangi bir balk. greater weever trakunya, arpanbal; (zool.) Trachinus draco. lesser weever varsam, (zool.) Trachinus vipera. 
 buday biti; pamuk kurdu; bitki kurtlarndan birka cins. weevily, weevilly  kurtlanm, kurtlu. 
 kuman atks, arga; rlm ey. 
 tartmak; tetkik etmek, dunmek, lnmek, aklnda tartmak; arlnda olmak; itibar edilmek. weigh anchor (den.) demir almak, vira etmek. weigh down yklemek, yk altna koymak; omuzlarn kertmek; arlk koyup bastrmak; bel vermek; kederlenmek. weigh in uaa binmeden nce bagaj tarttrmak; at yar sonunda tartlmak (cokey); boks mandan evvel tartlmak. weigh out tartp ayrmak, lye gre hazrlamak; at yarndan nce tartlmak (cokey) weigh one' words szlerini tartarak konumak. weighing ma- chine kantar, baskl. weigh able  tart labilir, tartya gelir. 
 yol under weigh harekette, yolda. 
  arlk, siklet; tart, vezin; yk, sknt; tesir, itibar, nfuz, nem, ehemmiyet; dirhem; ar cisim; (istatistik) bal deer; gerilme gc;  yklemek, arlk vermek; katmak. weight lifter halterci. by weight tart ile. carry weight itibarl olmak, nem tamak. dead weight arlk, ezici yk; bo arl, l yk, tam yk; geminin daras. men of weight nfuzlu adamlar, kodamanlar. throw one' weight around nufuzunu kullanarak iste diinde srar etmek, arlgn koymak. weight'less  arlksz. 
 haltercilik. 
 rejimle kilosunu ayarlayan kimse. 
 ar, glle gibi; ykl; skntl; nemli, ehemmiyetli, hatr saylr, itibarl, nfuzlu. weightily  ar olarak; kuvvetle; tesir ederek. weightiness  arlk; tesirli olu. 
 bet, bala, set; it dalyan. 
  tekinsiz; esrarengiz, garip, acayip; sihirbazlkla ilgili; kadere ait;  iskor, by; kader. the Weird Sisters kader tanralar. weird'ly  tekinsizce. weird'ness  tekinsizlik. 
 (A.B.D.), ( argo) garip kimse; acayip ey, tuhaf olay. 
 kazanlm zelliklerin kaltmsal olmadn ileri sren evrimcilik. 
(bak.) Welsh. 
   (nlem) iyi karlamak, memnuniyetle karslamak, ho karlamak; nezaket gstermek, samimiyet gstermek;  samimi karlama, ho karlama; nezaket gsterme;  ho karlanan, iyi karlanan; sevindirici, hoa giden, rahatlatc, makbule geen; ( nlem) Ho geldiniz! Safa geldiniz! Buyurun! give one a cold welcome souk karlamak. give one a warm welcome hararetle karlamak; piman ettirmek. He is welcome to come and go at his pleasure istedii zaman gelip gidebilir .overstay veya wear out one' welcome. fazla kalp tadn karmak, ziyaret edip bktrmak. roll out the welcome (mat.) arlamak. welcome home arlama. You're welcome Bir ey deil Rica ederim, Estafurullah. You're welcome to it Buyurunuz You're welcome to try Bir deneyin isterseniz, Tecrbesi parasz. wel- comely  hoa, memnuniyetle, samimiyetle. welcomeness  hsnkabul, ho karlama, makbule geme. 
  kzdrp kaynak yapmak, kaynatmak; kaynamak; skca birletirmek; kaynak almak, kaynayabilmek;  kaynak yeri; kaynak yaparak birletirme. weld'able  kaynakla eklenebilir, kaynaa gelir, kaynar. weld'er  kaynak. 
 kk muhabbetiei, (bot.) Reseda luteola; kuk muhabbet ieinden karlan sar boya. 
 iyi hal, iyilik; shhat, afiyet, refah; yoksullara yardm. on welfare ihtiya dolaysyle resmi kurulutan yardm alan. welfare mother bakacak kimsesi olmayan kuk ocuklu kadn. welfare state yurttaslarn bireysel ve toplumsal gereksinmelerini salamay amalayan dev let veya politika. welfare work resmi veya zel yardm alsmalar. welfare worker sosyal yardm uzman . 
 (eski) gk kubbe, sema, asuman. make the welkin ring (iir) gkleri nlatmak . 
  (better, best) iyi, gzel, ho, ala, iyice; hakkyle, Iykyle; ok, pek; tamamen, hayli, olduka;  iyi, gzel; shhata iyi, shhatli; krl, elverili. Well begun is half done iyi balayan i yar yarya bitmitir. well on in life ya hayli ilerlemi. well past forty krkn hayli gemi. well up on the list listenin balarnda. all very well uygun, yerinde. as well de, da, dahi, bile. as well as olduu kadar, ile beraber, -e ilveten. I wish him well iyiliini temenni ederim ,Allah muvaffakiyetler versin. It is all very well but iyi, ho ama. well and good kabul, tamam, peki. You may well say that Bunu sylemekte hakllsnz. Well donel Aferin! Bravo! We might as well stop Dursak iyi olur Braksak iyi olur. 
(nlem) Pekl! Ya! Hayret! Olur ey deil! Sahi ! Eh ! Haydi. I Well, to be sure... Eh olabilir. Well, well ! Vah vah ! Aman efendim ! Hayret ! Well, as I was saying Ha ! Diyordum ki. 
(ks.) we will, we shall. 
  kuyu, eme, memba, kaynak; pnar; hokka; sahanlk, merdiven veya asansr boluu;  kaynamak, yerden fkrmak. well up ykselmek. well sweep kaldra. 
 doru nian alnm, doru atlm; iyi maksat ile yaplm. 
 mkemmel tehizatl. 
 dorulanm, ispat edilmi. 
 terbiyeli. 
 refah, iyilik, saadet. 
 terbiyeli, kibar; soylu. 
 baarl, iyi yaplm; iyi pimi. 
 gzel, gzel grunulu. 
 (argo) zengin, para babas. 
 merdiven iin braklan boluk; kuyu. 
 Wellington, Yeni Zeland'n bakenti; (o.) izme. 
 mehur, nl. 
 terbiyeli . 
 iyi niyetli. 
 hemen hemen, takriben. 
 hali vakti yerinde olan, mutlu. 
 ok okumu. 
 geni kap saml, ok ynl; dolgun, tombul. 
 yerinde sylenmi. 
 yerinde sylen mi; ho sohbet, sohbeti tatl. 
 kaynak. 
 saygn, itibarl, makbul. 
 vakti iyi ayarlanm, zamanl. 
 zengin, hali vakti yerinde olan. 
 bakasnn iyiliini isteyen kimse. 
 iyice eskimi, ok giyilmi; bayatlam; lyk, hak edilmi, deimli. 
gmlekli lamba. 
  Gal eyaletine ait; Gallilere zg;  Gal dili. the Welsh Gal halk. Welsh'man  Gal'li kimse. Welsh rabbit,Welsh rarebit kzarm ekmee srlen birada eritilmi peynir. 
 (argo) borcunu dememek, dolandrmak; szn tutmamak, vaat ettii iten caymak. welsh on one (argo) atlatmak, szn tutmamak. 
  elbisede kenar eridi; ksele erit; ssleyici bant; ta; denek veya kam izi; byle iz brakan vuru;  erit koymak; (k. dili) vurup iz brakmak. 
 (Al.) dnya gr. 
  anamak, yatp yuvarlanmak; dalga gibi kabarp yuvarlanmak;  yuvarlanma; karklk, kargaa. 
 altm iki ile altm yedi kilo arasnda boksr. 
 (Al.) bir devletin dnya siyaseti; milletleraras politika. 
 (Al.) dnyann iinde bulunduu durumdan dolay meydana gelen ktumserlik veya umutsuzluk. 
 (eski) ingilizcede (w) sesi iin kullanlan harf. 
 (tb.) zellikle bata kan ya kisti. 
  kz, eksik etek; (eski) hizmeti kz; (eski) fahie, orospu;  (eski) fahie ile mnasebette bulunmak, zamparalk etmek. 
 Dou Almanya'daki slav kavmin biri. Wend'ic, Wend'ish kavme ait;  bu kavmin dili. 
 (iir) yola koyulmak; katetmek, yol gitmek. 
(bak.) go. 
(bak.) weep. 
(bak.) be. 
(ks.) were not. 
 (Al.), (mit.) kurt ekline girmi insan; kurt ekline girebilen kimse. 
 Anglosaksonlarda diyet. 
(bak.) be. 
  bat, garp;  batdaki, bat; batya doru olan; batdan gelen (rzgr); ken;  batya doru. the West Bat, Asya'nn batsndaki lkeler; (A.B.D.) Mississippi rmann batsndaki eyaletler. west by north bat kerte karayel. west by south bat kerte lodos. west longitude Greenwich boylamndan batya doru mesafe. west northwest bat karayel. west southwest bat lodos. westward  batya doru. go west batya doru gitmek; lmek. 
 batya doru giden. 
  batya ynelmek;  bat rzgr veya frtnas. 
 batya doru ynelen. 
  batdan; batya doru;  batya bakan; batdan esen (rzgr) 
  bat, batsal; batya ait; batdan esen;  batl; kovboy roman veya filmi. Western Church Bat Roma imparatorluundaki kilise, Katolik kilisesi. westerner  batl. westernize  batllatrmak. westernmost  en batdaki. West Indies Bat Hint adalar. 
 (den.) batya doru katedilen mesafe; batya ynelme. 
tazyikli hava ile ileyen kuvvetli fren. 
 Londra'nn bir ilesi. Westminster Abbey Londra'da Gotik tarzda yaplm mehur kilise. 
 (-ter, -test),  (-ted,- ting),  ya, slak; yamurlu; (kim.) .su veya baka sv ile yaplan; (k. dili) iki yasa olmayan (yer); kurumam;  slatmak; slanmak; iemek;  yalk, nem, rutubet; su; yamur; yamurlu hava; (A.B.D.) iki yasa aleyhtar. all wet (argo) martaval; martavalc. wet blanket (k. dili) neeyi karan ey; evki kran kimse. wetbulb thermometer st slak bulundurulan termometre. wet day yamurlu gn. wet goods f veya ielerde bulunan sv maddeler; (k. dili) alkoll ikiler. wet nurse stnine. wet rot nemle oluan rme. wet suit slak dal elbisesi. wet to the skin iliklerine kadar slanm. wet'tish  yaa, slaka, nemli. wet'ness  slaklk, nem, rutubet. 
 bebee meme vermek: itina ile bakmak . 
 (A.B.D.), (k. dili) Meksikal kaak tarla iisi. 
 idi ko. 
 slanma, slatma; slatan ey. wetting agent (kim.) svya ilve edilen slatc madde. 
(ks.) wrong font yanl hurufat. 
(zam.), isko. kim. 
  (k. dili) kt diye vurmak, hzla vurmak; frlatmak; arpmak; dvmek;  (k. dili) pat, kt, vuru sesi; (argo) hisse, pay. whack off bakla kafasn uurmak. whack up hisselere blmek, paylamak; derme atma kurmak. have a whack at (argo) sra ile de- nemek. out of whack (k. dili) ilemez vazi yette; ayar bozuk. 
  (ng.), (k. dili) kocaman, heyul gibi;  ok. 
  balina, (zool.) .Cetacea; (k. dili) ok iyi ey, ok buyk ey;  balina avlamak. a whale of a hayli, pek ok, olduka. whale fishery balina avcl; balina avlanan yer. whale oil balina ya .whal'er  .balina avcs; balina avlama gemisi. whal'ing   balina av;  (argo) kocaman. 
 (k. dili) dvmek, dayak atmak, kamlamak, krbalamak. whal'ing  dayak. 
 gvertesi balina srt biimindeki vapur. 
 cankurtaran sandal, filika. 
 balina ubuu, korseye konulan balina, balk dii . 
  vuru, vuru sesi;  kt diye vurmak, arpmak. 
 gz (deme) 
  aplak vurmak, dvmek;  aplak. 
  srm; (sko.) byk dilim;  krbalamak; (sko.) frlatmak; (sko.) dilimlemek. 
(bak.) whop. 
 (o.) wharves)  rhtm, iskele, byk yk iskelesi;  iskele veya rhtm yapmak; rhtma getirmek veya karmak. wharf rat bir eit byk fare; (A.B.D.), ( argo) rhtmda dolaan serseri veya hrsz. 
 iskelenin yk boaltma veya depolama iin kullanlmas; iskele creti. 
 .iskele muhafaza memuru rhtm mdr. 
(zam.),  (nlem) ne; ne kadar; bir ey; (Bazen ingilizcede what kelimesi ile baslayan cmlecikler Trke cmlede fiil iinde belirlenir. What you are doing is correct Yaptgnz dorudur. He has no income but what he earns Kazandndan baka geliri yoktur);  ne, hangi; (nlem) Ne? Vay! What good is it? Neye yarar? Faydas ne? what' what (k. dili) iin mahiyeti, gerek durum .What' what? What' cooking? (k. dili) N'aber? Ne var ne yok? and what not ve saire. and what have you ve saire. what if... ya...ise... what with hesaba kattktan sonra, dsnerek, (den.) dolay. what for niin; ( argo) azarlama; (leh.) ne biim. what about unutmayalm; ne haber .What of it? Ne fark eder? Vz gelir? Bana ne. What the devil What the hell Allah cezasn versin, Kahrolas. what chamacallit (k. dili) ey, zrtl, zmbrt. no matter what ne olursa olsun. what it takes ne gerekirse. What' with him ? (argo) Nesi var ? ( Do you ) know what ? Haberin var m? Biliyormusun? What' it to you? Sana ne? I don't know but what it will work Baarl olacan tahmin ediyorum. 
(zam.),  btn, hepsi; (k. dili) ne;  hangi, ne; her hangi, hi. 
 biblo raf. 
 (zam.) ne, hangi; (zam.) btn, hepsi. 
 sivilce, kabarck; vcutta meydana gelen krmzlk veya kabart. 
 buday; buday fidan. wheat beetle buday biti. wheat belt buday yetitiren mntka. wheat rust budaypas. wheat'en  budaydan yaplm, budaya ait. 
 kuyrukkakan, (zool.) Oenanthe oenanthe. 
 yaltaklanarak veya tatl szlerle yalvarmak; kandrp elinden almak; yaltaklanmak, tatllkla kandrmak. 
 tekerlek; ark, dolap; (den.) dmen dolab; eskiden kullanlan ikence ark; (k. dili) bisiklet; arkfelek; deveran, dnme; (argo) kodaman; (o.) yrten unsur; og, (argo) vasta, araba .wheel and axle mil teker. wheel animalcule (bak.) rotifer. wheel horse birbiri ardnca koulmu atlardan tekerlee yakn olan; en ar ii yapan ve kolay kolay yorulmayan adam. balance wheel nzm ark; olaylar soukkanllkla karlayan kimse. fifth wheel yedek tekerlek; yedekte bulunan kimse veya ey; (k. dili) kendini fazlalk olarak gren kimse .mill wheel deirmen ark. paddle wheel vapurun yan ark. at the wheel direksiyonda; ynetiminde. wheels within wheels bir birine karlkl etkide bulunan olaylar .There are wheels within wheels iin iinde i var. The wheels of social progress turn slowly Toplumdaki ilerleme ar iler. 
 tekerlekler zerinde tamak; dndrmek; ark gibi evirmek; el arabas ile gtrmek; ark veya tekerlek gibi yuvarlanmak; dnmek; srmek; srlmek; yuvarlanp gitmek. wheel about ynn deitirmek. wheeled  tekerlekli. 
 tekerlekli el arabas. 
 tekerlekli sandalye. 
 (A.B.D.), (k. dili) pheli ilerle uraan kimse, kurnaz kimse. 
 gemide dmen kk. 
 deirmen dolabnn bulunduu su mecras. 
 tekerleki, tekerlek yapan veya tamir eden kimse. 
  hrltyla solumak;  hrltl ses; (k. dili) bayat fkra. wheez'y  hrltl . 
 sivilce, kabarck. 
 bir eit deniz salyangozu, (zool.) Buccinum undatum. 
 su basmak; bastrmak, bomak, malup etmek. 
  kpek veya yrtc hayvan yavrusu; enik, encik; it; it herif;  eniklemek, enciklemek. 
  (bala) ne zaman, ne vakit;  vakit, zaman; (bala) ta ki,-e kadar; olur olmaz; halde, srasnda; iken; gz nne alarak. when he comes gelecei zaman, o gelince, geldiinde. When shall I come? Ne zaman geleyim? Come when you please Ne zaman istersen gel. He walks when he could ride Araba ile gidebilecei halde yayan gider. I'll come when I'm finished. iim bitince gelirim. Say when. Pes de! Kfi gelince syle. I knew him when. Eskiden beri onu tanrm. since when o zamandan beri, ne zamandan beri. until when o zamana kadar, ne zamana kadar. whenev'er, whensoev'er  (bala) her ne zaman. 
 (bala), (eski) nereden, hangi yerden; nereli; (bala) (den.), dan; yere; sebepten. 
 (zam.), (bala) nere, nerede, nereye; da; (zam.) yer; (bala) (olduu) yer; (bulunduu) durum. where its at(A.B.D.), (argo) mdavimi olunan yer. 
  nerelerde;  olduu yer veya semt. 
(bala) oysa, halbuki; mademki; artlara gre, dayanarak. 
 (bala) neye; (bala) onun zerine, (den.) dolay, dolaylsyle. 
 vastasyle. 
 (bala) niin, neden, ne sebepten; (bala) bu sebepten, bundan dolay, binaenaleyh. 
 neyin iine, neyin iinde; hangi ynden, ne hususta; iinde, iine. 
 iine: neyin iine. 
 -(den.) the person whereof I spoke. bahsettiim kimse . 
 stnde; bunun zerine. 
 (bala) her nereye, her nerede. 
 (bala) neye; (bala) neye, ne iin. 
 (bala) bunun zerine, ve bundan dolay, stnde. 
 (bala) her nereye, her nerede. 
 (bala), (zam.),  (eski) ne ile; nasl; (bala) ile; (zam.),  imknlar, gereler. the clue wherewith the riddle was solved bilmeceyi zmleyen ipucu. 
 gereler, aralar; para. 
  hafif ve sratli kayk;  bu kaykla tamak. 
 (-ted, -ting)  bilemek; tahrik etmek, kkrtmak; amak (itah):  bileme, bilenme; itah aan ey. whet'stone  bileita. 
(bala) olup olmadn; olursa; ise de. I do not know whether he will be here Burada olup olmayacan bilmiyorum .whether we live or die kalsak da lsek de. whether or not olsa da olmasa da. It is hard to decide whether to go or not Gidip gitmemeye karar vermek zor. 
(nlem) Vay! A! Aman! Hay Allah ! Uf be ! 
 kesilmi stn suyu. whey' faced  .benzi uuk, rengi atm, saz benizli. 
(zam.),  hangi, hangisi, hangisini; olan, bulunan. which see baknz. Choose that which is good iyisini se. This is the book of which I spoke Bahsettiim kitap bu. Which is right? Hangisi dorudur (iki ktan) ? Which cake do you want? Hangi pastay istersin? 
(zam.),  biri veya dieri;  hangisi olursa. 
Afrika dokumaakuu. 
  esinti; koku getiren esinti; bir nefesle azdan karlan duman, ubuun bir nefesi;  ttn dumanm azdan karmak. take a whiff bir nefes ekmek, koklamak. 
 (k. dili) nemsiz kimse; ufak huysuz kpek. 
 hafif hafif esmek; tereddt etmek. 
(bak.) .whippletree . 
 Amerikan bamzzlk sava taraftar; 1834-1855 tarihlerindeki bir Amerikan siyasi parti yesi; ngiltere'de on sekizinci yzylda kurulan ve imdi Liberal Parti olan siyasi parti yesi. 
  vakit, zaman, sre, mddet; ksa sre;  away( ile) (vakit) geirmek. between whiles zaman zaman, bazen, ara sra. be worth while zahmetine demek, the while o esnada, ayn zamanda. 
(bala) -iken, sresince, mddetince; olduu halde, olmakla beraber. 
  (eski) vaktiyle, evvelce, nceleri;  sabk, eski. 
(bala), (ng.) iken. 
 sama arzu, kapris; madenlerde kullanlan atl vin, bocurgat. 
 yamur kervan ulluu, (zool.) Numenius phaeopus . 
  inlemek, szlanmak, alamsamak, mrldanmak;  inleme, szlanma. 
 acayip fikirli; havai; kaprisli, sama, tuhaf, acayip; mizahi. whimsicality  mizah. whimsically  acayipe; kaprisle; mizahi olarak. 
 .sama arzu, kapris; mizah. 
 katrtrnana benzer bir bitki, (bot.) Ulex europaeus. 
 vnlayan kuyrukkakan, (zool.) Saxicola rubetra. 
  alasamak, alar gibi yapmak; halinden ikayet etmek, mrldanmak, zrldamak, szlanmak;  alasama sesi, szlan; zrlt; lzumsuz yere halinden ikayet. whin'ingly  szlanarak, alamsyarak. whin'y  alamsk, mzmz. 
  kinemek;  kineme. 
 . (-ped veyo whipt, -ping) kam ile dvmek veya vurmak, kamlamak ; dndrmek (topa); rpmak (yumurta); frlatmak; oltay tekrar tekrar suyun yuzeyine frlatmak; paylamak, azarlamak; kam gibi vurmak; hzl hareket etmek; (kuma) bas- trmak; (ipin ucunu) zlmemesi iin si- cimle sarmak; (A.B.D.), (k. dili) malup etmek. whip in dalmasn nlemek. whip into shape biim vermek, dzene sokmak. whip up tahrik etmek; (k. dili) abucak hazrlamak. 
 kam, klrba; arabac; avda kpekleri idare eden kimse; parlamentoda parti denetisi; rplm yumurta ile yaplan yiyecek; deirmen kolu; yumurta teli. whip hand kam tutan el; stnlk, stnlk vastas. 
 srm, firavun sicimi; kabark izgili bir eit kuma. 
 kam ucu; kamy aklatrken u ksmnn ald ekil; araba arpmasnda kafann ileri ve geri sarslmas. 
 kamlayan kimse veya ey. 
 avda kpekleri idare eden kimse; parlamentoda parti denetisi. 
 (k. dili) kendini bir ey zanneden delikanl. 
 taz. 
 kamlama, krbala dvme; dayak; ipin etrafna sarlan sicim. whipping boy bakalarnn sulan zerine yukletilen ocuk. whipping post kamlamak iin sulularn baland direk. 
 araba falakas 
 obanaldatana benzer (A.B.D.)'ye zg bir gece kuu. 
 tomruk testeresi. 
 . (kuma) bastrmak. 
 (-red, -rin)  vzlamak, vzldamak, prlamak;  vzlt, prlama sesi; zrlt; karklk. 
  frldanmak, hzla dnmek; hzla gitmek veya gelmek; dnmek; frldatmak, hszla evirmek;  hzla dn veya dndr; tel, acele; evrinti, evri; hela dnen ey; kouma; gnlk olaylann bir birini hzla takip etmesi. whirl'ing dervish semazen. 
 frldak atl karnca;frldak gibi dnen ey. 
 evrinti, su evrisi, burga, erim, girdap. 
 kasrga, hortum. 
 (k. dili) helikopter. 
(bak.) whir. 
 hrtyla hareket etmek. 
  (nlem) susmak;  fslt; (nlem )sus! 
  hzl ve hafif hareketle sprme: ufak sprge veya fra: (ng.) yumurta teli;  hafif hafif sprmek; (ng.) yumurta rpmak; alkamak; hzla hareket etmek veya frlatmak, frlamak. whisk away ortadan yok etmek. 
 ufak eibise fras. 
 (o.) yanak sakal, yan sakal; (o.), (k. dili) byk; sakal kl; (o.) kedi by; (den.), (gen.), (o.) cvadrann iki tarafndaki ubuklar. whiskered  yan sakall, sakall. 
  viski;  viskili. 
  fsldamak, fslt ile konumak; kulana sylemek; gizli konumak;  fslt; fslt ile sylenen sz; hrt; ima. whisperer  fsldayan kimse; dedikoducu veya iftirac kimse. 
  fslt; fsldama;  fsldayan. whispering campaign bir kii veya grup aleyhine dedikodu veya iftira yayma. whispering sallery fslt sesini bir utan br uca nakleden koridor veya salon. 
(nlem) sus! 
 drt kii ile oynanan bir iskambil, vist. 
  slk almak; slk gibi tmek; slk gibi vzldayarak gemek; slkla armak;  slk; dudk; slk gibi ses .whistle for elde edememek. whistle stop (A.B.D.), (k. dili) (demiryolunda) ihtiyari durak, iaret verildii zaman trenin durdugu kk kasaba. blow the whistle on (A.B.D.) itiraz etmek; gammazlk etmek. wet one' whistle (k. dili) boazn slatmak, kafay ekmek, iki imek. whistle in the dark cesaretini ko- rumak. whistling buoy dalgalarn hare- ketiyle ileyen slk cihazl amandra. 
 slk alan kimse; slkla ark syleyen kimse; kanatlar ile slk sesi karan bir eit ku. 
 zerre, nebze. not a whit. hi, asla, katiyen. 
 ak renk; beyazlk, aklk; (biyol.) ak; okulukta hedefin d halkas; beyaz derili adam; (o.) beyaz giysi; (o.) en iyi kalite un. 
  beyaz, ak; renksiz, sararm, soluk, solgun; lepiska, san; gmten yaplm bo,yazsz, saf, lekesiz: beyazlar giymi; fkeden bembeyaz kesilmi; akkor;  beyazlatmak, aartmak; badana srmek. white out (matb.) beyaz aralklar brakmak. white ant beyaz karnca, divik. white as a sheet bembeyaz. white bear kutup ays, (zool.) Thalarctus maritimus white birch hu aac, (bot.) Betula pendula. white book kitap halinde yaymlanm resmi hkmet raporu, beyaz kitap white clover beyaz yonca, (bot.) Trifolium repens white dwarf (astr.) beyaz cuce yldz white elephant beyaz Hindistan fili; fuzull eya white feather korkaklk belirtisi white flag beyaz bayrak, teslim bayra white gas kurunsuz saf benzin white gold beyaz altn white goods beyaz amarlar white heat akkor; heyecann en iddetli an the White House Beyaz Saray white lead stbe white lie zararsz yalan white light gne l gibi beyaz k white magic iyilik dncesiyle yaplan by white man beyaz adam white man  burden gya beyaz rka duen dnyayl uygarlanrma gorevi white meat beyaz et white metal bir eit katk beyaz maden, yatak madeni, beyaz metal white noise belirli frekanslar kapsayan gurltulu ses white oak sapl mee white paper h kmetin tutumunu belirten resml bror white pepper tohumlarnn d zar ka rlm tane biber white potato patates white race beyaz rk white rat (labo ratuvarda kullanlan) beyaz fare White Russia Beyaz Rusya white sale tenzi Itl amar sat white sauce aha un ile st ve yadan yaplan beyaz sos white slave traffic beyaz kadm ticareti white slavery zorla yaplan orospuluk white supremacy beyaz rkm ustnl retisi white tie beyaz papyon kravat; frak veya resml elbise white water (A.B.D.), (Kan.) akarsuda ivi nti yeri bleed white kanm smrmek; btn parasn almak white ness  beyazlk; saflk, temizlik whit ish  aka, akl, beyazca 
 ringa familyasndan bir eit balk yavrusu. 
 kpkl dalga. 
 efendi snfna ait, dairede alan. 
 alabalk. 
 kzgn, akkor; (k. dili) kzgn, fkeli, ate pskren. 
 benzi uuk, soluk yzl; alak; korkak, dlek. 
 beyazlatmak, beyazlanmak, aartmak, aarmak. 
 (meteor.) kutup blgelerinde kar rts ile bulutlarn birbirine karmasndan doan beyazlk. 
 tenekeci; kalayc. 
 al, (bot.) Crataegus azarolus. 
 klrengi tlegen, (zool.) Sylvia communis. 
  badana; cilt kremi; (argo) rtbas etme:  badanalamak; rtbas etmek; (k. dili) oyunda say vermeden yenmek. 
 beyaz niformal sokak sprcs. 
 (A.B.D.), (argo), (aa.) beyaz adam, siyah rka bask yapan kimse. 
 (bagla), (eski), (iir) nereye; neye. whithersoever  (eski) her nereye. 
 artlm tebeir tozu, ispanya. 
 merlanos, (zool.) Merlangus merlangus; mezit, (zool.) Gadus merlangus; barlam, (zool.) Merluccius merluccius. 
 (tb.) dolama. 
 paskalyadan sonraki yedinci pazar. 
 bakla yontmak. whittle down, whittle away yontup ufaltmak; azar azar eksiltmek. whittle off bakla kesmek. 
 (-zed, -zing)  vzlamak, vzldamak, vzlt etmek; czrdamak; vzlatmak; czrdatmak; bir rpda tamamlamak;  czrt; vzlt: (argo) ok usta kimse; yldrm gibi hzl olma. 
  (argo) ufak ve sratli top mermisi; enliklerde kullanlan bir eit fiek:  (argo) usta. 
(zam.) (kim.) (iyelik hali): whose kimin. (nesnel hali): whom kimi. There is one man to whom I can trust a fortuna Param gvenerek brakabileceim bir adam var. He is the one from whom you can get the answer Cevab renebileceiniz kii odur. Who' Who nl kiilerin kimliini aklayan yllk ansiklopedi, Kim kimdir. Who seeks fame seeks sorrow Shret peinde koan belasn bulur.
(ks.) World Health Organization Dnya Salk Tekilt.
(ks.) who will, who shall. 
(nlem) ! Dur! 
 (k. dili) detektif roman. 
(zam.) her kim. 
  tam, btn, tm; salam, sa, iyi, saalm, iyilemi;  tm, btn, kl; tam ey; toplam. whole blood btn kan, ie kan. whole hog (argo) bir eyin btn. go the whole hog (argo) bir ii tam yapmak, sonuna kadar uramak. whole milk kaymakl st. whole note (mz.) yuvarlak nota, drtlk nota. whole number tam say. whole tone (mz.) tam perde . wholewheat bread kepekli buday ekmei. as a whole umumiyet itibariyle; tamamen. have a whole lot of fun ok elenceli vakit geirmek. on the whole genellikle. out of whole cloth uydurma, temelsiz. with a whole skin sapasalam. with my whole heart btn kalbimle. wholeness  btnlk. 
 samimt, iten, candan; gayretli. 
    toptan yaplan, toptan satlan;  toptan;  toptan sat;  toptan satmak. 
 shhi, shhate yararl, hasiyetli; shhatli; tekin. wholesomely  shhatle; tekince. wholesomeness  shhatli olma; tekin olma. 
 btn btn, bsbtn, tamamen; srf. 
(bak.) who. 
  hayhrmak, lk atmak, barmak: bayku gibi tmek; bomaca ksrnde olduu gibi ses karmak:  lk, haykr,bart; bayku sesi; bomaca ksr sesi. not worth a whoop (k. dili) be para etmez. whoop it up (argo) ortal heyecana bomak. whoop up (argo) coturmak. whooping cough bomaca ksr. 
 (argo) grlt; tantana, gsteri; ekime. 
(nlem),  Yaa!  gurltl enlik. make whoopee amata yapmak. 
 (-ped, -ping)  (k. dili) kuvvetle vurmak; yenmek; dmek, birden oturuvermek;  vuru: d. 
 (k. dili) byk ey; kuyruklu yalan. 
 (k. dili) ok iri, ok byk, okkal. 
  fahie, orospu;  fahielik etmek. whor'ish  fahie gibi; fuha ait. 
 (eski) orospuluk, fahielik, fuhu. 
 genelev, umumhane. 
 zampara; kerhaneci: pezevenk. 
 halka dizilili yapraklar; (zool.) helezon eklindeki kabuun bir halkas; i ucundaki arlk, arak; parmak izindeki helezoni kabarklk. whorled  halkadizilili; helezon eklindeki. 
 ay zm, (bot.) Vaccinium myrtillus. 
(zam.) kimin; ki onun. 
(zam.) her kim. 
  (nlem) niin, niye, neden;  neden, sebep; bilmece; (nlem) Vay! Baksanza! Ya! 
 ky, kasaba. 
 fitil wicked  fitilli. wicking  fitil maddesi. 
  gnahkr, ktcl, habis; kt, hayrsz; adi, baya, aalk; tehlikeli, fena; eytans; (k. dili) ok ustalkl;  "the" ile kt kiiler. wickedly  gnahkarca. wickedness  gnahkrlk. 
  sepet rgs iin saz veya dal; sepet ii; dalardan rlm; sepet rgsyle yaplm. wickerwork sepet ii, sepet rgs. 
 byk kap iinde veya yanndaki ufak kap; deirmen kanalnn kaps; krikette  kazktan ibaret kale; kroke oyununa mahsus tel kavis. a sticky wicket (ng.) zor durum. wicketkeeper  krikette top hedefinin arkasnda duran oyuncu. 
 ters yne; batdan douya; soldan saa. 
   geni, ak, engin, vasi, ferah; enli; mull; uzak; (dilb.) geni; bol;  uzaklara; tamamen, iyice; akta, aa;  krikette hedeften uzaklam. top wide of the mark niandan uzak; ok yanl; yanlm. widely  genellikle; yaygn olarak . wide'ness  genilik. 
 geni al (mercek) 
 tamamen uyank; akgz, zeki. 
 akn; saf, masum. 
 geniletmek, amak, bollatrmak; almak, genilemek, bollasmak. 
 ardna kadar ak; (k. dili) kanun bakmndan gevek (ehir) 
 enli perdede gsterilen (filim) 
 yaygn. 
  dul kadn; baz iskambil oyunlarnda kapal olarak yere konan katlar; (matb.) sayfa veya kolon banda yarm satr;  dul brakmak; kymetli bir eyden mahrum etmek. widow' mite fakir bir kimsenin yapt ufak yardm. widows walk deniz gren evlerin damna yaplan parmaklkl balkon. widower  dul erkek. widowhood  dulluk. 
 en, genilik, enlilik. 
 kullanmak. 
 (A.B.D.) sosis. 
una bulanp kzartlm dana eti, nitzel. 
 (o.) -wives) kar, zevce, e, hanm, refika. take to wife evlenmek. wife'hood  zevcelik, karlk. wife'less  karsz, kars olmayan. wife'ly  zevceye yakr. 
  (-ged, -ging) peruka, takma sa;  ing., (k. dili) azarlamak, paylamak. wig out (A.B.D.), (argo) esrar etkisinde bulunmak; ok heyecanl olmak. wig'ging  ing., (k. dili) azar tekdir. 
 (terz.) tela. wigeon oak widgeon. 
  kpr kpr oynamak, kprdamak, kmldamak, yerinde rahat durmamak;  kprt. get a wiggle on (argo) acele etmek, sallanmamak, abuk olmak. wiggler  kprdak ocuk; sivrisinek larvas veya kurdu. 
 (eski) insan, yaratk. 
 (-ged, -ging)  iaretle (haber) vermek;  iaret verme; iaretle verilen haber. 
 Kuzey Amerika yerlilerinin adr veya kulubesi; alack; (A.B.D.), (k. dili) siyasi toplantlar iin kullanlan bina. 
  yabani, yabanl, vahi; lgn, deli gibi; arsz, terbiyesiz; hoyrat; zrzop; savruk; dnek, gvenilmez; hiddetli, azgn; frtnal; ok hevesli, merakl; hkmedilmemi; serseri (kurun); baz iskambil oyunlarnda kymeti sabit olmayan (kart);  "the" ile orak ve ssz yer, l, kr, cengel. wild and wooly (k. dili) vahi, medenilememi; gz pek, atlgan. wild ass yaban eei. wild boar yaban domuzu, (zool.) Sus scrofa. wild cherry yabani kiraz. wild goose yaban kaz. wildgoose chase ele gemez bir eyin peinden koma. wild oats yaban yulaf. sow one' wild oats genken fazla serbest bir hayat yaamak. wild pitch (beysool) topun ok aa atlmas. wild rice su pirinci, yabani pirin, (bot.) Zizania aquatica. Wild West (A.B.D.)'nin eskiden medeniyetin girmedii bat taraflar. be wild about (k. dili) ok beenmek, baylmak, (bir ey iin) deli olmak. in wild disorder byk karklk iinde. It drives me wild Beni ldrtyor Beni ileden karyor. run wild babo kalmak; yabanilemek. wild'ly  vahice, lgnca. wild'ness  vahilik, yabanilik. 
   yaban kedisi; da kedisi, vaak, (zool.) Lynx; irret kadn, ters huylu kadn; lokomotif ve tender; rizikolu i; deeri pheli maden oca; evvelce verimsiz olan bir sahada bol petrol veren ilk kuyu;  rk, rizikolu, salam olmayan (i); kanun d, kontrolsz; dzensiz, intizamsz;  petrol olduu bilinmeyen bir yerde petrol kuyusu aramak. wildcat strike sendikann rzas alnmadan yaplan grev. wildcatter  kymeti pheli olan maden ocaklan satcs; ansa bal petrol kuyular aan kimse; kanun d viski yapan kimse. 
 kz bal Gney Afrika antilopu, gnu, (zool.) Connochaetes. 
 (iir) artmak, amak. 
 kr, sahra; el dememi blge; boluk; artc kalabalk veya yn. 
 sndrlmesi g ate. spread like wildfire sndrlmesi imkansz derecede yaylmak. 
 kr iei. 
 av kuu. 
  yabani aa veya fidan ve bunlarn meyvas;  evcilletirilmemi. 
 yabanl hayat; yabanl hayvanlar. 
 orman. 
  oyun, hile, dzen, desise;  hile yapmak, oyun oynamak; cezbetmek.
(bak.) willfull.
 karar vermek, niyet etmek; arzulamak; kastetmek, amalamak; gereklemesini tahayyul etmek; vasiyet etmek, vasiyetle brakmak. 
 (would, (eski) wilt; wouldest, wouldst) gelecek zaman: -ecek. (istek), (kararllk): I will win this game Bu oyunu kazanacam (yetenek): This flower will grow even in sand Bu iek kumda bile yetiir. (alk): They would always visit him on Sunday Her pazar onu ziyaret ederlerdi. (olaslk): This letter will be for me Bu mektup benim galiba. 
 meram, maksat; murat, arzu dilek, istek, niyet; irade; vasiyet, vasiyetname. will power irade. against one' will isteine kar. at will istedii vakit, can istedii gibi. ill will kin, garez, husumet; kt niyet. make ones will vasiyetnamesini yazmak. of ones own free will kendi isteiyle. with a will azim ve istekle. 
  bataklk yakamozu; lgm;  aldatc, yanltc, Zmrdanka gibi. 
 Kuzey Amerikaya mahsus ve deniz kenarnda yaayan kanatlar akl karal byk bir ku. 
 inat, sz dinlemez, direngen; kastl, bilerek yaplan. will fully  kasten, mahsus. willfulness  inatlk; kasten yapma. 
 (o.), (argo), "the" ile sinirlilik, can sknts. 
 istekli hazr; raz; iten; gnll, isteyerek yapan. willingly  isteyerek, seve seve. willingness  isteyerek yapma, gnlllk. 
 st, (bot.) Salix; st odunu veya kerestesi; sout aacndan yaplm kriket veya beysbol sopas. willow pattern aslnda beyaz in porselen tabaklarnda kullanlan ve iinde st aac bulunan mavi renkte baheli kk resmi. osier willow, basket willow sepeti sd, sorkun, (bot.) Salix viminalis. red willow kzl st, (bot.) Salix rubra. weeping willow salkmst, (bot.) Salix babylonica. white willow akst, (bot.) Salix alba. willowy  sd ok; ince ve zarif. 
  pamuk veya yn ditme makinas;  bu makina ile yn veya pamuk ditmek. 
 ister istemez. 
 soldurmak, solmak; canlln yitirmek; istei veya cesareti krlmak;  mecalsizlik, argnlk. 
 (eski), "thou" ile eceksin; istiyorsun. 
 hilekr, dzenbaz, oyunbaz, kurnaz. wiliness  duzenbazlk. 
  matkap, burgu;  burgu ile delmek. 
  Katolik rahibelerinin kulland uzun ba rts; ba ve boyuna dolanan ipek veya keten atk;  byle atk rtmek; dalgacklar meydana getirmek. 
 (won, -ning)  kazanmak, yenmek, galip gelmek; birinci gelmek; ele geirmek, temin etmek; gnln kazanmak; gayesine erimek; fethetmek; (maden veya kmr) karmak;  zafer, yengi, baar; kazan; birinci gelme. win by a head yarta bir at ba fark ile kazanmak. win hands down kolayca kazanmak. win one over kendi fikrini kabul ettirmek. win ones spurs kiiliini kabul ettirmek. win out baarmak. win the day, win the field sava kazanmak galip gelmek. win the toss yaz veya tura atmada kazanmak. win through sonuca ulamak. 
  acs duyulan veya korkulan bir vurutan rkp ekinmek;  rkme, ekinme. 
  vin, bocurgat;  vinle ekmek. 
 (wound)  dndrmek; sarmak; evirmek; kurmak (saat); dolamak; geri dnmek; gizli gizli sokulmak; sarlmak; erilmek; bklmek;  dneme, yolun dnd yer; kurma .wind down yavaslamak; amak (araba penceresi) .wind its way dolap gitmek. wind off bir ark veya iden boaltmak veya dierine sarmak (iplik) wind up toplayp sarmak; bitirmek, halletmek, sonulandrmak; makara veya vin ile kaldrmak; kapatmak (araba penceresi); (beysbol) topu atmak iin kolu yukar kaldrmak. 
 ruzgar, yel, hava; kasrga, hortum, bora; havann estii yn; havann getirdii koku, nefes; haber; soluk, nefes; bo laf; (o.) orkestrada nefesli alglar; barsakta gaz. in the wind olmakta, patlamak zere; kafas dumanl, sarho. in the wind' eye tam rzgara kar. break wind yellenmek, osurmak. get wind of sezmek, haber almak, duymak, ipulardan anlamak. have the wind of rzgar ynnde olmak; kokusunu almak; stn durumda olmak. have ones wind up tetik durmak. sail close to the wind hemen hemen rzgra kar gitmek; tehlikeyi gze almak; az parayla geinmek. wind gap da silsilesi iinde akarsuyun gemedii boaz. wind gauge tfekte rzgar ayar. wind instrument nefesli alg. wind rose rzgargl. wind scale ruzgr cetveli. wind tunnel hava deneme tuneli. an ill wind felket, ansszlk. fair wind elverili ruzgr. fling to the winds sap datmak, atmak. foul wind aksi rzgr, frtnal ruzgar. go like the wind ruzgar gibi hzl gitmek. high wind kuvvetli rzgr. in the teeth of the wind iddetli rzgra kar. into the wind rzgra kar. take the wind out of one' sails yelkenlerini suya indirtmek. the four winds drt ynden esen rzgrlar; drt taraf. trade winds alizeler. It' an ill wind that blows no good Her ide bir hayr var. There is something in the wind Ortalkta bir eyler dnyor. 
 hzl giden bir eyin meydana getirdii rzgr; rzgr etkisiyle yn deimesi (mermi); tfek namlusu ile mermi arasndaki ap fark; (den.) geminin rzgra maruz kalan yzeyi. 
 (k. dili) dilliddk, alene kimse; enesi dk kimse, geveze kimse; krk; (argo) gs. 
 rzgr ile savrulmu; rzgr etkisiyle meyilli byum (aa); kakl eklindeki. 
 rzgrn tad. 
 rzgrdan koruyan aa kmesi veya allk, ruzgr iti. 
 (tic.) mark rzgra kar koruyan spor ceket. 
 soluan (at) 
 ruzgrdan meydana gelen deri kzarkl, rzgr yan. 
 rzgrla kurutulmu. 
 soluu kesilmi, soluksuz. 
 saat kurgusu; sarlgan asma. 
 umulmadk yerden gelen para veya yardm; aatan dm meyva; aalar rzgr etkisiyle devrilmi koru. 
 Manisa llesi, da lalesi, anemon, (bot.) Anemone. 
 atlarda bilek imesi. 
  sarmal sarg; dneme; dolamba; (elek.) bobin, bobin dolam, dolam;  sarmal; dolambal; sarlgan. winding sheet kefen. 
 (den.) yelkenli gemi; yelkenli tayfas; (argo) geveze kimse, dilliddk. 
  bocurgat, rgat;  rgatla ekmek. 
 durgun, rzgarsz. 
 yeldeirmeni. fight windmills hayali hakszlklarla mcadele etmek, donkiotluk yapmak. 
 pencere; pencere erevesi. window blind gnelik. window box pencerenin d tarafna konulup iine iek ekilen sandk. window dressing vitrin dekorasyonu; gsteri, gz boyama. window frame pencere erevesi. window sash pencerenin alr kapanr veya aa yukar srlr erevesi. window seat pencere raf, pencere iinde oturulacak yer. window sill pencere eii. bay window cumba penceresi; (argo) gbek. dormer window tavan aras penceresi. windowred  pencereli. 
 pencere cam. 
 vitrin gezmek. 
 nefes borusu. 
  tarlada sra sra yere yatrlm ekin; rzgar srklemesiyle meydana gelmi yaprak sras; tohum ekmek iin alan saban izi; aalar rzgrda devrilmi arazi;  trmkla dizi haline getirmek. 
 ing., (oto.) n cam. 
 (oto.) n cam. 
 (meteor.) rzgr hortumu. 
 ingiltere'de Windsor ehri; Byk Britanya kral ailesinin soyad. Windsor chair tahta ubuklardan yaplm bir eit rahat sandalye. 
 kasrga. 
 rzgra ak. 
 kapan, biti; son ksm; (beysbol) topu atmak iin kolu kaldrma. 
   rzgr st tarafndaki;  rzgr st;  rzgr stnde. to windward of (den.) stn durumda. 
 rzgarl, rzgar ok; rzgar gibi, deiken; frtnal; hzl; gaz yapan; havai; geveze; vngen. windiness  rzgarllk; gevezelik. 
  arap; meyva arab;  arap iirmek, arap imek. wine cellar arap mahzeni. wine measure arap l sistemi. wine merchant arap tccar. wine stone arap fsnn dibinde kalan asit tartarik, kefeki ta. wine vinegar zm sirkesi. wine and dine yedirip iirmek, arlamak, ikram etmek. Adam' wine su. 
 ayya, bekri kimse. 
 krmz arap renkli. 
 arap kadehi. 
 bac. 
 zm cenderesi. 
 arap tulumu. 
 arap eksperi. 
  kanat, cenah; kol; uu; uuan ey; kap kanad; akta oynayan futbolcu; (mim.) binann yan knts; ek bina; (tiyatro) yan oda; (ask.) ve (den.) kol;  umak, kanatlanmak; kanat takmak; ty takmak; uurmak; uarak gtrmek; uarak gemek; yan paralarn koymak; kanadndan yaralamak; (k. dili) yaralamak. wing case (biyol.) bcek kanadnn kabuu. wing chair arkas ve yanlar yksek koltuk. wing collar resmi elbiseyle giyilen gmlein ular kvrk yakas. wing commander ing. hava filosu kumandan. wing loading kanat yk. wing nut kelebekli somun. clip one' wings kanatlarn krpmak; engel olmak . on the wing umakta; hareket halinde; gitmek zere. on the wings of the wind ok hzl. sprout wings kanatlanmak. take wing kanatlanmak, uup gitmek. under one' wing himayesi altnda. win one' wings (hav.) ehliyet almak. wingless  kanatsz. wing'let  kanatk. wing'y  kanatl; tez, ku gibi. 
 ayaklar kanatl; abuk koar; (zool.) ayaklar umaya yarayan. 
 ak kanatlar arasndaki mesafe. 
  gz krpmak; gz krparak iaret etmek; prldamak;  gz krpma; gz iareti; bir gz ap yumma sresi, lahza; prlt. wink at grmezlikten gelmek. I can't sleep a wink Hi uyuyamyorum. forty winks (k. dili) ekerleme, ksa uyku, kestirme . take forty winks ekerleme yapmak, kestirmek. 
 (argo) kirpik; atlara mahsus mein gz siperi. 
 bir eit deniz salyangozu. 
  kazanma, galip gelme; (gen.) (o.) kazan, kazanlan para;  kazanan, galip; cazip, alc, sevimli, ho. winning stroke baar kazandran vuru. winningly  cezbederek, cazip bir ekilde. 
  buday savurup tanelerini ayrmak; inceleyip ayklamak; elemek; rzgr ile datmak; kanatlarn rpmak, umak;  harman savurma krei, yaba, harman savurma. winnowing machine harman savurma makinas. 
 (o.) -noes, -nos) (A.B.D.), (argo) arap ien ayya. 
 sevimli, ho; neeli, en; ekici, alml. winsomely  sevimli ekilde. winsomeness  sevimlilik; ekicilik. 
   k; souk hava; tatsz gnler; (iir) ihtiyarlk;  k geirmek, klamak; klatmak;  kla ilgili, klk. winter cactus subayra, (bot.) Epiphyllum grandiflora. winter cherry gveyfeneri, (bot.) Physalis alkekengi. winter quarters klk yer; kla. winter season k mevsimi. winter sports k sporlar. winter squash balkaba, k kaba, helvackaba, (bot.) Cucurbita maxima. winter wheat son baharda ekilip yazn biilen buday. a hard winter iddetli k, karak. a mild winter hafif k. an open winter havalarn iyi gittii k. depth of winter k ortas, karak, zemheri. 
 keklik zm, pirola, (bot.) Gaultheria procumbens. 
 souktan kurumu. 
 ka benzer; ka yakr; souk. wintrily  k gibi. wintriness  ka benzerlik. 
 arap tadndaki, araba benzer. 
 maden ocanda iki ana geit arasndaki meyilli ksa dar geit. 
  silmek, silip kurutmak;  silme, sili; temizleme; (argo) vuru, tokat, dayak; (argo) mendil; (argo) alay, istihza. wipe away tears gzyalarn silmek. wipe one' boots on hor grmek, horlamak. wipe out, wipe off silmek, bozmak; yok etmek, temizlemek. wipe the floor with one (argo) birini tamamyle yenmek veya yere sermek. wipe up silip temizlemek. 
 silici; silme aleti; silgi; (elek.) kontak kolu; (mak.) dirsekli makara. windshield wiper silgi; silecek. 
  tel; telgraf teli; telgraf; at yar hedefi;  tel ile balamak; elektrik tesisat ile donatmak; (k. dili) telgraf gndermek, telgraf ekmek, tellemek; tele geirmek; tel tuzakla tutmak; kroke oyununda topu telin arkasna getirerek vurulmasma mni olmak. wire brush tel fra . wire cutter tel makas. wire entanglement (ask.) dikenli tel. mnia wire gauze tel rg. wire glass telli cam. wire record ing. sesi tele alma usul; tele alnm ses. wire rope tel halat, tel kablo. wire service haber ajans. barbed wire dikenli tel. get in under the wire son dakikada yetimek. pull wires perde arkasndan ipleri ekmek, (slang) torpil patlatmak. send by wire telgrafla gndermek. wir'ing  elektrik teli tertibat. 
 ip cambaz. 
 (-drew, -drawn) haddeden ekip tel yapmak; ekip uzatmak; mnakaa veya sz ok uzatmak. 
tel. gibi tyleri olan teriyer. 
   telsiz;  ing. radyo; telsiz telgraf veya telefon;  ing. telsiz telgraf ekmek. 
 perde arkasndan ipleri ekme, (slang) torpil patlatma. 
  telle gizlice dinlemek;  telle gizlice dinleme. 
 telle gizlice dinleme. 
 tel veya tel mamuller fabrikas. 
 bitkilerin kklerine arz olup sar tele benzeyen ve g kopan bir kurt, kk kurdu. 
 kaliteli (yaz kd) 
 telden yaplm; tele benzer; srm gibi. 
 (eski) tahmin etmek, zannetmek: dnmek. 
 akl, aklllk; ilim, irfan; bilgelik, hikmet, dirayet; bilgece sz. wisdom tooth yirmi ya dii, akl dii. 
(sonek) yoluyle; tarzda; -e bal olarak.
 (argo) haberdar etmek, bilgi vermek. wise up (argo) akln bana toplamak, hizaya gelmek; akllanmak. Wise up! Sakn ha! Dikkat et! Gzn a!
 usul, tarz, suret, yol, yntem . in any wise herhangi bir suretle. in no wise hi bir suretle, katiyen, asla. in some wise bir dereceye kadar. on this wise bu vehile. 
 akll, tedbirli; tecrbeli, bilgin olan, ferasetli; bilgece; mahir, usta; (k. dili) haberli; (A.B.D.), (argo) kstah. wise guy (argo) ukal, pikin herif. .Don't get wise! Haddini bil! get wise (argo) haberdar olmak, dorusunu bilmek. I'm wise to him Onun hikayesini bilirim Kurduu hilelerden haberdarm. look wise iten anlar gibi bakmak. No one will be any the wiser kimsenin ruhu duymaz. The suspect said nothing, so the police were none the wiser Sank konumadmdan polisler bir ey renemediler. wise'ly  akllca. 
 ukal; bilgilik taslayan kimse. 
  (argo) nkteli sz, saka;  nkteli sz sylemek. wisecracker  nkteci kimse, akac kimse, hazrcevap kimse. 
  dilemek, istemek, arzu etmek, rabet etmek, temenni etmek;  arzu, istek, dilek, emel, temenni; arzu olunan ey. wish ing. well dilek kuyusu. I wouldn't wish that on anyone Kimsenin bana gelmesini istemem. 
 ldes kemii. 
 arzulu, istekli. wishful thinking hsnkuruntu. wishfully  arzuyla, hasretle. wishfulness  isteklilik; hsnkuruntu. 
 (k. dili) yavan, sulu, hafif; karaktersiz, renksiz. 
  tutam, bir tutam ey; balam, deste, ufak demet; hzme; ufak sprge; bataklk yakamozu;  sprmek; buruturmak. wisp'y  ok ince, ok hafif, ok zayf; bir tutam. 
 (bak.) wit. 
 salkm, (bot.) Wistaria. 
 arzulu, istekli, zlemli; dalgn. wistfully  arzuyla, istekle. wist fulness  isteklilik, zlemlilik. 
 akl, fikir, us; anlay, zek; duygu; nkte, zarif sz; nkteci kimse; yaratclk. a nimble wit keskin zek. at one' wit' end zm yolu bulamayan, tamamen arm. drive one out of one' wits ileden karmak, ldrtmak. have veya keep one' wits about one panie kaplmamak, kendine hkim olmak. live by ones wits ak gzllkle geimini salamak. 
 (wist, witting) (eski) (geni zaman I wot, thou wost, he wot, we, you, they witen) bilmek, renmek. to wit yani, demek ki. 
  sihirbaz kadn, byc kadn; cad, acuze, kocakar; byleyici gzellikte kadn; yaramaz kz;  bylemek, meftun etmek; by yapmak. witch doctor byc doktor. witch hazel Amerika'da yetien ve gzn sar iekler aan bir al, (bot.) Hama melis. virginiana; bu alnn kabuk ve yapraklarndan yaplan merhem veya kokulu ispirto. witch hunt (k. dili) dzene ba kaldranlar sindirme av. 
 by, sihir, afsun; byclk, bakclk. 
 sihir, by; cazibe. 
 ayrkotu, (bot.) Triticum repens. 
  sihir, by, fsun; byclk;  byleyici, teshir edici, fsunkr; byye elverili. witchingly  byleyici bir ekilde. 
 Anglosaksonlarda danma kurulu. 
(edat) ile; -(den.); -e; -e ramen; ile beraber, ile birlikte. with it (argo) zamane; uyank, canl, modern. Leave the books with my mother Kitaplar anneme brak. I'm with you there ! O konuda seninle ayn fikirdeyim. With this, she slapped his face Hemen ardndan yzne bir tokat aketti. He can swim with the best of them Usta yzcler kadar iyi yzebilir. What' with him? (k. dili) Nesi var?
(nek) kar; geri.
 (argo), (bak.) with it.
 (eski) bununla beraber, mamafih; ayrca. 
 (-drew, -drawn) geri ekmek, geri almak, geri armak; banka hesabndan ekmek; ekilmek. withdrawing room ierideki oda. withdrawal, withdrawment  ekilme; geri alma; davadan vaz geme. with drawn  ekilmi; iine kapank, ekingen. 
  st ubuu, saz; sgt ubuundan yaplm ba;  sazla balamak. 
 solmak, kurumak; sararp solmak; rmek, zeval bulmak, bozulmak, kurutmak, soldurmak; rtmek, bozmak; utandrmak, susturmak. withering  solan; utandran. 
 atn iki krek kemii arasndaki yer. 
(bak.) widdershins. 
 (edat),  ieride, ieriden; dahilen, derunen ; zihnen; yrekten; evde; iinde, dahilinde; (edat) zarfnda, iinde, snrlar iinde;  i. His heart sank within him. Btn mitleri krld. He lives within his income. Gelirine uygun bir ekilde yaar. The car skidded to within a meter of the baby before it stopped. Araba kayarak bebee bir metre kala durabildi.
 (-held, -holding) elinde tutmak, kendine saklamak, brakmamak; kstlamak; vermemek.
(edat),   -sz, -meyerek, -meden, -meksizin, hari; dnda;  darda;  d. without fear korkusuz. without taxes vergiler hari. without thinking dnmeden, gayri ihtiyari. do without, go without -sz olmak; yetinmek. times without number defalarca. 
 (-stood, -standing) dayanmak, mukavemet etmek, kar koymak. 
  st dal; saz;  sazdan yaplm; dayankl ve esnek. 
 aklsz, zekasz, kafasz. witlessly  aklszca, kafaszca. witlessness  aklszlk, kafaszlk.
 ukala.
  ahit, tank; ehadet, ahitlik, tanklk; delil, burhan, hccet, tant;  ehadet etmek, tanklk etmek; grmek, gz ile grmek, mahade etmek, ahit olmak. witness box , witness stand tank krss. Witness my hand and seal. mzam ve mhrm buna ahittir(senet sonuna yazlr) bear witness tanklk etmek. call to witness ahit tutmak, ehadete davet etmek.
 anlayl , zeki.
 nkteli sz, aka, espri.
 bilerek yaplm, kastl, maksatl. wittingly  bilerek, bile bile, kasten.
 zarif, nkteli, esprili, hazr cevap; zeki.wittily  zekice; hazr cevaplkla. wittiness  zeka, espri kabiliyeti, hazr cevaplk.
 (eski) evlenmek, kar almak; kadnla evlendirmek.
 (hane.) iki ayakl ve kuyruu dikenli olan kanatl ejderha.
(bak.) wife.
 (argo) usta kimse; ahane ey. 
  byc, sihirbaz; (k. dili) usta kimse;  sihirli, byl; cazip, byleyici. wizardry  byclk, sihirbazlk. 
 prsm, prsk, kart.
(ks.) week, work. 
(ks.) Wisconsin. 
(ks.) West Indies. 
(ks.) William.
(ks.) watermark. 
(ks.) west-northwest.
 ivit otu, (bot.) Isatis tinctoria; ivit otundan elde edilen mavi boya. woaded  mavi boyal.
  iki yana sallanmak, yalpa vurmak, yalpalamak, dingildemek, sendelemek; titremek; tereddt etmek, kararsz olmak, bocalamak;  sallanma, yalpalama; bocalama. wobbly sallanan.
 (A.B.D.), (argo) Dnya iler Birlii yesi; (ks.) I.W.W.
(ks.) Wednesday. 
 eski skandinavlarn ba tanrs.
 (nlem) keder, elem, ac, teessr, znt; felaket; (nlem)Vah vah! Eyvah! 
 keder verici; kederli, hznl; ackl. woefully  kederle, hznle. woefulness  hzn, keder, strap.
(bak.) wake.
 yayla, bozkr.
 (o.) wolves)  kurt, (zool.) Canis lupus; yrtc ve vahi adam; (biyol.) kurt, kurtuk; (mz.) sazlarda kusurlu titreimden meydana gelen akortsuzluk; (argo) zampara, kurt;  (k. dili) kurt gibi yemek; bir hamlede yiyip yutmak. 
 boan otu, (bot.) Aconitum; kaplan boan, (bot.) Aconitum napellus; kz gz, (bot.) Arnica montana.
 kurt kpei. 
 kurt gibi, vahi, yrtc; (k. dili) a kurt gibi.
 (kim.) tungsten, volfram.
 (kim.) volframit.
 sansargillerden Kuzey Amerika'ya zg bir hayvan, (zool.) Gulo luscus.
(bak.) wolf.
 (o.) women) kadn; kadn cinsi; kadnlk; metres; (k. dili) e, kar. the little woman (A.B.D.), (k. dili) kadn, kar, e. woman hater kadn dman. woman suffrage kadnlarn oy kullanma hakk.
 kadnlk, kadnlar.
 kadn gibi; kadns, kadn tavrl. womanishly  kadnca tavrlar taknarak. womanishness  kadnlk. 
 kadnlatrmak, kadns hale getirmek, (k. dili) zamparalk etmek, kadnlarla dp kalkmak.
 kadnlar.
 kadn gibi; kadna yakr. womanliness  kadna yakma.
 rahim, dl yata; mene.
 vombat, Avustralya'ya zg keseli bir hayvan, (zool.) Wombatidae. 
(bak.) woman.
(bak.) win.
(ks.) will not.
   tansk, harika, mucize; acibe; keramet; aknlk, hayret;  amak, hayret etmek; hayran olmak; tereddt etmek; merak etmek; dnmek,lnmek;  mucize kabilinden.wonder at amak. wonder if merak etmek. do wonders mucizeler yaratmak. for a wonder hayret. I wonder. Acaba. nine days' wonder gelip geici heyecan. No wonder! Tabii! 
 hayretler iinde kalm; hayran. 
 harikalar yaratan kimse.
 hayret verici, harikulade, fevkalade; alacak, garip; (k. dili) ahane. wonderfully  fevkalade olarak; alacak bir ekilde. wonderfulness  alacak hal; fevkaladelik. 
 harikalar diyar.
 hayret, aknlk; harika, harikulade ey. 
  alacak, acayip, harikulade;  alacak ekilde. wondrously  harikulade bir ekilde. wondrousness  harikuladelik.
 (ng.), (argo) halsiz, bitkin. 
   (wont; wont veya wonted) alm alkanlk haline getirmi, itiyat edinmi;  adet, alkanlk, itiyat;  almak.
 allm, her zamanki. wantedly  mutat ekilde. wontedness  mutat olu. 
 kur yapmak; kazanmaya almak; korte etmek.
   tahta, kereste, aa; odun; orman, koru;  tahta, ahap;  aalandrmak, orman haline getirmek; odun tedarik etmek. woods  (o.) orman, koru. wood alcohol odun ispirtosu, metanol, metil ispirtosu. wood coal odun kmr, mangal kmr; linyit. wood engraving tahta oymacl; tahta kalptan baslan resim, gravr. wood lot koru, aalk. wood mouse orman san, (zool.) Mus sylvaticus. wood nymph orman perisi. wood pigeon tahtal, tahta gvercini, (zool.) Columba fasciata. wood pulp kat hamuru. wood pussy (k. dili) kokarca. 
 filelmas, (bot.) Feronia elephantum. 
 odunluk.
 hanmeli, (bot.) Lonicera periclymenum;frenk asmas, (bot.) Parthenocissus quinquefolia.
 tahta basma kalb; tahta kalp ile baslma desen veya resim.
 aa kurdu.
 oymaclk; tahtada oyma ii.
 Kuzey Amerika'ya zg bir eit da san, (zool.) Marmota monax.
 ulluk, (zool.) Scolopax rusticola.
 ormanclk, orman bilgisi, avclk; oymaclk.
(bak.) woodblock.
 baltac, odun kesicisi, odun yarcs.
 aal; odunlu. 
 tahtadan yaplm, tahta, aa, ahap; odun gibi, kaln kafal; cansz, ruhsuz, etkisiz. wooden horse Truva at, tahta at. wooden Indian tahtadan oyulmu kzlderili heykeli; odun gibi adam. woodenware  tahtadan yaplm sofra takm. 
 odunluk.
  ormanlk, aal arazi;  ormanlk; ormanda yaayan.
 aal tarla kuu, (zool.) Lullula arborea.
 (o.) -men) baltac; orman adam; ormanc.
 gzel t.
 aakakan, (zool.) Picidae. green woodpecker yeil aakakan, (zool.) Picus vridis. lesser spotted woodpecker kk aakakan, (zool.) Dendrocopus.
 odun istifi.
(bak.) woodblock.
 ince otu, yapkan otuna benzer bir bitki, bel'umotu, (bot.) Asperula.
 odunluk.
 keresteci, oduncu; korucu, ormanc; ormanda yaayan kimse.
 ormanla ilgili, orman havas veren.
 aa tornacl. woodturner  aa tornacs. 
 (o.), (mz.) tahtadan yaplm nefesli sazlar, tahtalar.
 bina iindeki ahap ksmlar; dlgerlik; tahta ii.
 ormanlk, aalk, orman ok; aa veya odun cinsinden, oduna benzer.
 flrt eden kimse, ak.
 atk, arga; dokum, dokumu.
 havlama sesi.
 alak titreimlli ses hoparlr.
 yn, yapa; yn gibi yumuak ve tyl ey; kvrck ve ksa sa. wool comber yn taraycs. all wool and a yard wide halis, saf, katksz. dyed in the wool dokunmadan nce boyanm; sabit fikirli, nyargl. glass wool cam elyaf. pull the wool over one' eyes (k. dili) aldatmak, coloq. gzn boyamak. virgin wool ilk kez dokunmu yn.
 bir koyundan bir senede kesilen yapa miktar.
 dokunmadan nce boyanm.
  ynden yaplm, ynl, yn;  ynl; (o.) ynller.
 post.
 akl baka yerde olma, hayal kurma, dalgnlk, dalgaclk. woolgatherer  dalgn kimse.
 yn iin koyun besleyen kimse.
  ynl, yn gibi; yumuak; bulank, kark, dank; flu, net olmayan, yoz;  ynl i amar; ynl. woolliness  yn gibi olu.
 yn balyas; yn balyas ba; bulut yn.
 yn uval; (ng.) Lordlar Kamaras bakannn meclisteki yn minderi. be raised to the woolsack (ng.) Lordlar Kamaras bakan ve adalet bakan olmak.
 yn tccar; yn eitlerini ayrp tasnif eden kimse.
 (argo) akn, sersem, sarho.
 (argo), (aa.) talyan.
kark baharatl et sosu.
  sz; szck, kelime; lafz; lakrd, laf; vaad, sz; haber, malumat; parola; emir, iaret, kumanda; (gen.) (o.) konuma; (o.) az kavgas, mnakaa; kelam;  szle ifade etmek, sylemek, ifade etmek. word blindness okuma yitimi, aleksi. word for word kelimesi kelimesine. word game kelime oyunu. word of honor namus sz. word order szdizimi. word painter belagatli yazar. word picture iyi aklanm tanm. word play kelime oyunu, cinas. word square soldan saa ve yukardan aaya ayn kelimeler okunabilen kare. Words fail me. Szle tarif edemem. Syleyecek sz bulamyorum. words of one syllable basit szler; ak szler. a good word vg, tavsiye, medih; iyi haber. a household word gnlk kelime. be as good as one' word szn tutmamak. by word of mouth azdan, szl olarak, ifahen. eat one' words szn geri almak, tkrdn yalamak. fair words tatl szler. have a word with ile konumak, ile grmek. have the last word sz gemek; son sz kendisi sylemek. high words fkeli szler. in a word bir kelime ile, uzun lafn ksas. in so many words aka, kesin olarak. keep one' wored szn tutmak. man of his word sznn eri. My word! Eyvah! mince words kaamakl konumak, dolambal konumak. of few words suskun. take him at his word szne inanmak. take the words out of one' mouth karsndakinin azndan sz kapmak, leb demeden leblebiyi anlamak. the Word Kitab Mukaddes. upon my word vallahi, billahi. vain words bo laf. wordles  kelimesiz; sessiz. 
 kelime says, kelimelerin toplam.
 lgate, lgat, szlk; libretto, betike.
 yazl tarz, slup.
 kelimesi ok; kelimelerden ibaret. wordily  ok kelime ile. wordiness  ok kelimelilik. 
(bak.) wear.
(sonek) ... ii, -(den.) yaplm. 
 i, alma, meguliyet; grev, vazife; emek; eser, kitap; el ii; alma yeri; (o.) fabrika, tesis; (o.) mekanizma; (o.), (argo) tm; sirke kp; (o.) sevap kazanlacak i. work force bir yerde alan iilerin tm. work stoppage ii dudurma, grev. all in day' work normal, mutat, tabii. at work i banda, ite; alrken. get to work ie koyulmak. give someone the works ( argo) birini ldrmek veya hrpalamak; birine sert davranmak, aman vermemek. hard work ar i, zor i. have one' work cut out for one yapaca i belli olmak. in the works yaplmakta, baklmakta, planda. make short work of ksa kesmek, abuk bitirmek. out of work isiz, bota. the whole works hepsi. 
 almak, i yapmak; emek sarfetmek, uramak, megul olmak; vazifeli olmak, memuriyeti olmak; ilemek; iletmek; yrmek; baarl olmak, iyi netice vermek; etkilemek, tesir etmek; oynamak; mayalanmak; altrmak; zmek, halletmek. work at almak, abalamak. work in sokuturmak, araya sktrmak. work into zorlamak, sokmak, koymak. work loose laka olmak, gevemek. work off gidermek, stesinden gelmek. work on tesir etmek, etkilemeye almak; stnde almak. work one' way glkle ilerlemek. work over bir daha yapmak, stnden gemek; deiiklik yapmak; (A.B.D.), (argo) hrpalamak. work up brmek; heyecanlandrmak, kamlamak, kurmak; dzenlemek, tanzim etmek, yapmak, gelitirmek. work up to -e hazrlanmak; - amalamak; -e varmak. work upon tesir etmek. be worked up about something bir mesele iin heyecanlanmak veya hiddetlenmek. It won't work. Olmaz. Yrmez. 
 iletilebilir; ilenebilir; uygulanabilir, pratik, elverili. workability, workableness  uygulanabilme.
 adi, alelade, sradan, baya, gnlk.
 elii torbas.
 tezgah.
 altrma kitab, egzersiz kitab; alma kayt defteri; alma rehberi.
 diki kutusu; alet kutusu.
  ign, adi gn;  adi gne ait.
 beygir; ok alan kimse. 
 ii, alan kimse; amele; (zool.) ii snfndan bcek. 
 i arkada, kolda.
 (o.) iiler, ameleler.
 (ng.) darlaceze; (A.B.D.) slah evi.
  alan; almaya ait, ie ait, ie gelir; alr vaziyetteki; mayalanan, kpren; seyiren;  alma; (o.) maden ocanda alma yaplan yerler. working capital dner sermaye; net cari aktif.working class ii snf. working conditions alma artlar. working day i gn. working drawing mhendislikte almalara kolaylk olmak zere izilmi ksmi bina veya makina plan. working hours i saatleri. working papers eit olmayan kimseye verilen alma izni belgeleri. working substance, working fluid (mak.) islim gibi makina altran sv. working surface alma yzeyi. 
 ii.
 adam bana den i.
 (o.)-men) ii. workmanlike  ustaya yakr; usta elinden km. workmanship  zanaat; usta ii; ustalk. workmen' compensation ii tazminat; ii sigortas.
 (k. dili) idman, antreman; deneme almas; kabiliyet testi.
 (o.) iiler.
 alma odas.
 msvedde, karalama kad; alma program veya saatlerinin kaydedildii kat. 
 atelye, ilik, alma odas; seminer. 
 ekmeceli alma masas.
 haftalk alma saati.
 dnya, cihan, alem; evren, kainat; arz, yer, yeryz; insanlar; mr, hayat; lml dnya; dnya nimetleri; toplum; hayat. World Court Milletleraras Mahkeme. World Series (beysbol) ampiyonluk karlamalar. world soul, world spirit alemin ruhu saylan Cenab Hak. world' fair uluslararas fuar. world to come br dnya, ahret. World War Dnya Sava, Cihan Harbi. world without end ebediyen, sonsuzlua dek. a man of the world hayat adam, grm geirmi adam, pikin adam. a world of pek ok, dnya kadar. as the world goes dnyann gidiine gre. be on top of the world (k. dili) mutlu olmak, sevinten umak. bring into the world dourmak,dnyaya getirmek. for all the world btn dnyay verecek olsalar; her ne pahasna olursa olsun; tpatp; tamamen. He is not long for this world. Fazla yaamaz. in the world yahu, Allah akna; dnyada. I would give the world to know... renmek iin her eyi feda ederdim. out of this world (k. dili) harikulade, fevkalade, ahane. the New World Yeni Dnya, Amerika. the Old World Eski Dnya; (A.B.D.) Avrupa. the way of the world dnya hali, dnyann gidii. the world of letters edebiyat dnyas. the world and his wife herkes, btn dnya. What in the world is he doing? Ne yapyor Allah akna?
 ok mhim, btn dnyay sarsan.
 dnyadan bezmi.
 cihanmul, evrensel, dnyaya yaygn.
 dnyaperest kimse.
 dnyevi, cismani. worldly-minded  dnyaperest, cismani, maddeci, zdeki. worldly-wise  pikin. worldliness  dnyaperestlik, dnyevilik, maddecilik.
 kurt, solucan, askarit; aalk kimse, psrk kimse; (anat.) apandis; vidann helezoni ksm; helezon dilisi, sarmal sonsuz vida; helezoni boru; (o.) barsak solucan hastal. worm eel mrmr bal, (zool.) Echulus myrus. worm fence ylankavi it. worm gear sonsuz vida dilisi. worm wheel sonsuz vida ark. The worm will turn. Fazla stne varlnca en psrk kimse bile ifrit kesilir.
 kurt drmek; (den.) halatn zerine sicim sarmak; kpein dili altndaki siniri kesmek. worm in (veya) into kurnazlkla girmek, sokulmak. worm it out of one karsndakinin azndan ustalkla laf almak. worm one' way through the crowd kalabalk arasndan kendine yol aarak gemek. 
 kurt yemi; eskimi; modas gemi.
 solucan delii, kurt delii.
 kazaya, (bot.) Chenopodium ambrosioides.
 pelin, (bot.) Artemisia; ac veren ey.
 kurtlanm, kurtlu, zelil, alak. worminess  kurtluluk.
(bak.) wear;  ypranm, zedelenmi, anm; ok giyilmi; bitkin.
 ypranm, am, eskimi; ii bitmi, kullanlmaz hale gelmi; bitkin.
  zlmek, sklmak, endie etmek, merak etmek, zihninde kurmak, tasalanmak, kayglanmak; eziyet etmek, rahatsz etmek, zmek, cann skmak; srp sarsmak(kpek);  znt, endie, merak, tasa, kayg; strap, can sknts. worry along engellere ramen bir yolunu bulup ilerlemek. worry beads tesbih. worriment  (k. dili) znt, endie; can sknts.worrying, worrisome  zc, endielendirici; can skc.
   daha fena, daha kt, beter; daha hasta,  daha fena bir ekilde;  daha fena ey, beteri; kt durum. He got worse. Hastal arlat. It got worse and worse. Gittike daha kt bir hal ald. It will be the worse for him. Kendisi iin kt olacak. Kendi bilir.
 ktletirmek; ktlemek, fenalamak.
  (-ed, -ing, veya -per, -ping) ibadet, tapnma peresti; ar sevgi veya hrmet, tapma,  tapnmak, ibadet etmek, peresti etmek; ar derecede sevmek veya hrmet etmek, tapmak. your worship zataliniz. worshiper  ibadet eden kimse, tapan kimse.
 huu uyandran; (ng.) saygdeer, muhterem. worshipfully  tapnrcasna. worshipfulness  hrmet, sayg, ihtiram.
    en fenas, en kts;  en fena surette, en kt ekilde;  en kt ey, en fena durum;  yenmek, malup etmek, stn gelmek. in the worst way (argo) pek ok, fena halde, adamakll. at worst en kt ihtimale gre. if worst comes to worst durum en kt ekle girerse. get the worst of it yenilmek, malup olmak. 
 bkme yn, yn iplii.
 bitki, nebat, sebze, ot.
 (edat) deer, kymet; servet; bedel, -lik; (edat) deerinde; layk, deer; sahibi, -lik. three liras' worth of candy  liralk eker. It' worth seeing. Grmeye deer. for all it' worth son haddine kadar. for what it' worth ne olursa olsun.
 deersiz, ie yaramaz, (colloq.) cieri be para etmez. worthlessly  deersizce. worthlessness  deersizlik.
 deerli, faydal, die dokunur, zahmetine deer.
  deerli; layk, reva, mstahak; deimli;  deerli kimse; (o.) kodamanlar; worthily  yakacak ekilde, uygunca. worthiness  deerlilik, liyakat.
 (bak.) wit.
 (bak.) will; (eski) arzulamak, istemek; (yardmc fiil): a)(istek): He would like to go. Gitmek istiyor. b) (art): He would help if he were here. Burada olsayd yardm ederdi. c) (gelecek zaman): He kept looking for the medicine that would cure him. Kendisini iyi edecek ilac arayp durdu. d) (kararllk): He would not go. Gitmemekte kararlyd. e) (olaslk): Letting him come would cause serious trouble. Gelmesine izin vermek nemli olaylara sebep olurdu.  (tercih): we would rather you saved your money. Paran sarfetmemeni tavsiye ederiz. g) (dilek): What would you like me to do? Ne yapmam arzu edersiniz? h) (alkanlk): We would swim everyday that summer. O yaz her gn yzerdik. 
 szde.
 (bak.) wind.
  (k. dili) Oh! Hayret!  (argo) hayret uyandran kimse veya ey, ok makbul ey.  (argo) artmak, hayrete drmek.
  enkaz, gemi enkaz; dalgalarn sahile att yosunlar;  yklmak, enkaz haline gelmek. go to wrack and ruin bakmszlk ve ihmalden harap olmak.
 ryada veya hayalde grlnce sahibinin lmne iaret ettii farz edilen hayalet, tayf. 
  kavga etmek, ekimek; mnakaa etmek; (A.B.D.) srtmalk yapmak, hayvanlar bir araya toplamak;  kavga, ekime; mnakaa. wrangler  kavgac, mnazaac; srtma. 
 (wrapped veya wrapt, wrapping) sarmak, sarmalamak; brmek; bkmek, katlamak; paket yapmak. wrap up sarmak, paket yapmak; sarmalamak; sarp saklamak; (argo) bitirmek. Well, that about wraps it up. Eh, iimiz bitti artk. wrapped up in -e sarlm, -e brnm; -e kendini vermi, -e dalm, -e kendini kaptrm, -e drt kolla sarlm.
 giysi; palto; atk; sarg; (o.) d giysiler. keep it under wraps gizli tutmak.
 (k. dili) radyoda haberlerin son zeti. 
 nden ak(giysi); saran; kapsayan.
 paket sargs; kitap kab, kitap ceketi; sabahlk; saran ey veya kimse; puronun en st yapra.
 paket kad; ambalaj ipi; sarg; kapak.
 lapina, (zool.) Labridae. ballan wrasse kikla, (zool.) Labrus bergylta. striped wrasse rdekbal, (zool.) Labrus mixtus.
 fke, gazap, hiddet.
 fkeli, hiddetli,gazaba gelmi, kplere binmi. wrathfully  fkeyle, hiddetle.
 (k. dili) fkeli, hiddetli.
 yapmak. wreak vengeance hn karmak,  almak. wreak damage hasar yapmak. 
 elenk.
 elenk yapmaak; kaplamak; elenk gibi olmak, elenk halini almak. wreathed in smiles tebessmle kapl.
  harabe, virane; harap olmu kimse; kazazede gemi, gemi enkaz; dalgalarn kyya att enkaz ve mallar; geminin kazaya uramas, harabiyet, haraplk;  gemiyi karaya oturtmak veya kazaya uratmak; harap etmek; enkaz haline getirmek; kazaya uramak, kazazede olmak; ykmak. wrecking crew enkaz temizleme ekibi; kurtarma ekibi. 
 enkaz, yknt.
 harap eden kimse, harabiyete sebep olan ey; (oto.) kurtarc, tamir arabas; vinli pikap; enkaz temizleyen kimse veya ara; ykc, enkaz karc, enkaz amelesi; enkaz toplama gemisi.
 itkuu, alkuu, (zool.) Troglodytes troglodytes. 
  vida somunu anahtar; ngiliz anahtar; burkutma, burkutu, burkulma, bklme, burma, bkme; ayrl acs;  zorla evirip burmak; burkutarak koparmak; burkutmak; kasten ters anlam vermek. He wrenched his ankle. Ayan burktu.
 (o.), (ng.), (k. dili) bahriyenin hanm yardmclar tekilat.
  zorla evirerek skp almak; kasten ters mana vermek; aslndan uzak bir anlam vermek; zorla elde etmek;  evirerek skp alma; piyano veya harp gibi alglar akort etme anahtar. wrest pin akort ayar mandal. 
  gremek, gre etmek; uramak, abalamak; dalamak iin hayvan yere yatrmak;  gre, mcadele. wrestler  pehlivan, hayvanlara da vuran kimse. wrestling  greme, gre.
 sefil kimse, biare kimse, zavall kimse; alak adam, habis kimse.
 kt haldeki, perian, sefil; zgn, bitkin, bezgin; ktlk getiren; menfur, kt; alakca, adice. wretchedly  pejmrde olarak, perian halde. wretchedness  perianlk, sefalet; bezginlik. 
  kvranmak, sallanmak; solucan gibi kvrlmak;  bir yandan bir yana sallanma, yalpalama, alkanma.
 ii, sanat, yapc.
 (wrung)  burup skmak; burmak, bkmek; ellerini outurmak; zorla skp karmak veya almak; arptmak; ok zmek, incitmek, cann actmak; zora getirmek, sktrmak;  buru, skmak.
 bken kimse veya ey; amar mengenesi.
 srlsklam, ok ya.
  buruuk, cilt kr; (k. dili) metot, teknik;  buruturmak; burumak, krmak. new wrinkle yeni uygulanan yntem. wrinkly  buruuk, krk.
 bilek; (mak.) krank pini. wrist bone bilek kemii. wrist joint bilek. wrist watch kol saati. 
 kol az, yen(gmlekte) 
 kuma bilezik, ereti yen; (argo) kelepe. 
 grete kolun bilekten bklerek etkisiz hale getirildii hareket.
 (huk.) irade, ferman, ilam; davetiye; yaz. Holy Writ Kitab Mukaddes. judicial writ mahkeme emri. 
  (wrote, written eski writ) yaz yazmak; teklif etmek;kaleme almak; ifade etmek; kaydetmek; kayda gemek; kaitplik etmek. write down yazmak, kaydetmek, yaz ile yermek. nothing towrite ome about bahsetmeye demez. write in bir metne ilave yapmak; oy pusulasna bir adayn ismini yazmak. write-in vote adaylarn ismlerini yazarak kullanlan oy toplam. write off hesab kapatmak; kymetini sfra indirmek; kolayca yazmak; zarara gemek. write one' own ticket isteine gre yolunu izmek. write out yazya dkmek; tam yazmak. write up hikayesini yazmak, hesab imdiki tarihe kadar kaydetmek; deerini yksek gstermek. writ large iri harflerle yazlm; aka belirtilmi, apak. written law kayda gemi kanun, mseccel kanun. 
 zarar olarak kabul edilen miktar; iptal etme, karma.
 (k. dili) makale; bir messese hakknda yazlan vc yaz; (A.B.D.) bir firmann mal ve mlkn kanunsuz olarak olduundan yksek gsterme.
 yazar, mellif, muharrir, hattat. writer' cramp ok yaz yazmaktan ileri gelen el veya kol tutulmas, kramp.
  kvrmak; kvranmak, kvrandrmak; debelenmek;  kvrlma; kvranma.
 yaz, el yazs; yaz yazma, yazlma; yazarlk; yazl kat veya kitap; telif; tahrir; (gen.) (o.) eser, kitap; kitabe. the writing on the wall tehlike belirtisi; baarszlk iareti. writing pad bloknot; sumen. writing paper yaz kad.
(bak.) write.
    yanl; haksz; ters; uygunsuz; usule uygun olmayan; bozuk; makbul olmayan; istenilmeyen; ahlaksz;  yanl ekilde, yanl olarak, fena surette;  gnah; hata, kusur; yalan; hakszlk; gadir, zulm; zarar; sapklk, yanl yol;  hakkn yemek veya iptal etmek; zarar vermek, gadretmek, zulmetmek, hakszlk etmek; yanl ekilde gstermek; lekelemek. wrong font (matb.) yanl takmdan harf. wrong side out tersi yzne dnm. go wrong yanlmak, sapmak. say the wrong thing pot krmak. I don't see anything wrong with it. Onda hi bir acayiplik grmyorum. Bunda hi bir saknca grmyorum. What' wrong with him? Onun nesi var? The party started on the wrong foot. Toplant aksiliklerle balad. He is on the wrong side of sixty. Altmn gekindir. The water went down the wrong way. Su genizine kat. Don't get me wrong. Beni yanl anlama. There' something wrong with him. Onda bir acayiplik var. He was born on the wrong side of the blanket. O pi olarak dodu. wrongly  yanl bir ekilde. 
 ters, inat.
 hakszlk yapan kimse, zalim veya gnahkar kimse.
 haksz, insafsz. wrongfully  haksz bir ekilde. wrongfulness  hakszlk.
(bak.) write.
 (eski) fkeli, hiddetli.
  (eski), (bak.) work;  ilenmi; ekile dvlp eklini bulmu; incelikle ilenmi. wrought iron dkme demir.wrought up heyecanl, sinirli, gergin.
(bak.) wring.
 (wrier veya wryr, wriest veya wryest) eri, arpk; sapk; yanl, hatal; ac, ineleyici, istihza belirten. wry face eri surat, eki yz. wry necked eri boyunlu; boyun tutukluu olan. wryness  yz ekilii.
 (tb.) boyun tutukluu; dnerboyun, (zool.) Jynx torquilla.
(ks.) west-southwest.
(ks.) weight.
 (sko),uuldayan, uultulu.
(ks.) West Virginia.
(ks.) Wyoming.
 Amerika'da bulunan bir cins tavuk.
 da karaaac, (bot.) Ulmus glabra.
 Y harfi, Y eklindeki ey; (d. y.) makas.
(bak.) wivern.
(ks.) Chist, Chiristian.
 ngiliz alfabesinin yirmidrdnc harfi (ks, gz,  seslerini verir); Romen sistemine gre 10 rakam; cebirde bilinmeyen (x) iareti; absis; kesin olmayan sonu; X eklindeki ey; yaz yazmasn bilmeyenin imzas; pck areti; yanl iareti. King' X! Pes! Benden paso!
  rntgen n, X n; rntgen filmi;  rntgen nlar ile tedavi etmek. 
 (biyokim.) ieklerde bulunan sar renk maddesi.
 (biyokim.) buharlanca sar renk brakan nitrojenli beyaz bir karm.
 Sokrat'n karsnn ismi; hrn ve irret kadn.
 ptrak, (bot.) Xanthium.
(nek) sar.
  (antro.) sarn;  sarn kimse.
 (tb.) deride sar lekeler hasl eden hastalk.
 (biyokim.) bitkilerde bulunan sar renk maddesi.
 sar; sar rka ait.
 Akdeniz'e mahsus  direkli yelkenli.
 (bot.) tohumda erkek bitki poleninden gelen dominant vasflarn grnmesi.
(nek) yabanc.
 (biyol.) ayr cinslerden olan organizmalar iftletirme. xenogamous  ayr cinslerden olan organizmalarn iftletirilmesinden meydana gelmi.
 (biyol.) canszdan doma; neslinden tamamen farkl olduu dnlen reme.
 (kim.) ksenon. 
 yabanc dmanl veya korkusu.
(nek) kuru.
 (tb.) deriyi kurutup kabuklatran bir hastalk.
 elektrostatik usulle kopye etme.
 (biyol.) kurak yerlerde yaayan.
 (tb.) olaanst kuruluk ( deri veya gz) 
  (tic.) mark. elektrostatik usulle kopye karan makina; bu makina ile karlan kopye;  bu makina ile kopye krmak.
 Yunan alfabesinin 14. harfi, x harfi.
 (o.) -na) (anat.) gs kemiinin arka ksm.
  kl eklindeki, hanersi;  gs kemiinin arka ksm.
(ks.) Christmas.
(ks.) Christian.
(ks.) Christianity.
(ks.) chi,rho ( Yunanca Hristos kelimesinin ilk iki harfi)
 (bot.) odunsu doku.
(nek) tahta, odun.
 tahta resim kalb. xylography  tahta kalptan resim basma sanat, tahta zerinde kalpla renkli resim yapma sanat.
 tahtay kemiren.
 (mz.) ksilefon.
 eski Yunanistan'da bedeneitimine mahsus uzun ve st kapal taraa.
 kemiklerin stn kazmaya mahsus cerrah aleti.
(sonek) olan, -li; gsteren, ufak.
 ngiliz alfabesinin 25. harfi;Y eklinde ey;cebirde bilinmeyen(y) iareti; ordinat; (kim.) itriyum'un simgesi.
(bak.) clepe.;  (eski) adl, isminde, denilen.
(ks.) Young Men' (Women' Christian Association.
(ks.) yard, year, yellow, yen.
(ks.) Young Men' Christian Association.
(ks.) Young Men' Hebrew Association.
(ks.) Young Women' Chrstian Association.
(ks.) Young Women' Hebrew Association.
  yat, gezinti gemisi;  yat ile gezintiye kmak veya yar etmek. yacth clup yat kulb. yacth race yat yar. yacthing  yatlk, yat kullanma.
 (o.) -men) yat sahibi veya yat kullanan kimse. yacthmanship  yatlk. 
  (-ked, -king) (argo) gevezelik, bo laf;  gevezelik etmek. 
(nlem) (k. dili) evet.
 hayvan gibi insan, insan azman.
 (br.) Yehova.
 Tibet yresine zg yaban sr, yak, (zool.) Bos grunniens.
 (-ked, -king)(A.B.D.) (argo) gevezelik etmek, durmadan konumak; kahkaha ile glmek, sama sapan eylere glmek. 
Yale kilidi.
 Hint yerelmas, (bot.) Dioscorea; (sko) patates; (A.B.D.) tatl patates.
 eski in'de yksek memura mahsus daire veya lojman, eski in'de hkmet dairesi.
  (k. dili) ikayet etmek, alamsamak, szlanmak, drlanmak; barmak, yaygara etmek;  yaygara.
 in felsefesine gre hayatn zn oluturan (eril) eleman.
 in'de Yang-e nehri.
 Yanya ehri.
  birden ve kuvvetle eki;  hzla ve birden ekmek. yank out birden zorla kartmak.
  Birleik Amerika'nn zellikle kuzey dou eyaletleri ahalisinden biri; Kuzey Amerikallara verilen bir lakap; Amerika'ya ait, American.
 Yaunde, Kamerunun ba kenti.
  havlama; (argo) az; gevezelik;  kesik kesik ve yksek sesle havlamak; (argo) fazla konumak, gevezelik etmek.
 (bri) 9 ludan yksek kat olmayan el.
  avlu; odun deposu gibi st ak iyeri; istasyon evresinde tren manevra yeri; kn ormanda geyiklerin topland yer;  avluya koymak; ala gtmek.
 yarda, 0.9144 metrelik ngiliz ls , (ks.) yd., y. yard goods yarda ile satlan kuma.cubic yard yarda kp, 0.7645 m^3. square yard yarda kare 0.8361n^2. the hundered-yard dash yz yardalk yar.
 (den.) seren. royal yard kuntra babafingo sereni. topsail yard gabya yelkenin sereni.
 yarda lsyle uzunluk; davarn demiryolu istasyonunda bekletilme creti.
 (den.) serenin ucu, seren cundas.
 (ask.), (argo) acemi nefer; temizlik iine tayin edilmi asker; cezal olarak izinsiz asker.
 (den.) serenlerde alan tayfa; (d. y.) manevra sahasnda alan ii.
 (d. y.) manevra sahas mdr.
 bir yardalk l ubuu; mukayese standard, denek ta.
 (eski) abuk; tetik; iyi idare edilir (dmen)
 havralarda giyilen bere, bir nevi takke.
  pamuk veya yn iplii, bklm iplik; (k. dili) hikaye, masal, bilhassa gemici masal;  (k. dili) masal anlatmak.
 boyanm yn ipliinden dokunmu.
 civanperemi, (bot.) Achilla millefolium.
 yamak.
 yataan; saldrma.
  (gemi) saa sola sapma, yalpa vurmak, rotadan kmak, lase yapmak; dmeni kt kullanp gemiyi saa sola saptrmak;  sapma as; rotadan k. 
 (den.) kk gemi filikas, 4 veya 6 krekli gemi filikas; yole, ba k bir olan yelkenli; fazla olarak ktaki kk direkte yelkeni olan gemi. 
  esnemek; ak ve dipsiz gibi grnmek (uurum); esneyerek sylemek;  esneyi. yawn'ing gulf derin ve dibi grnmez uurum. yawningly  esneyerek.
  havlamak; (k. dili) esnemek; ing. (k. dili) yaygara etmek;  havlama; yaygara; isko. ku l. 
 (tb.) verem dutu. 
  (A.B.D.), (leh.) bu kadar. 
(ks.) yard.
(zam.) (eski) siz, sizler.
(bak.) the.
 (eski),  evet; bundan baka;  olumlu cevap veya oy; olumlu oy veren. 
 (k. dili) evet.
 kuzulamak; olak dourmak. yean'ling kuzu; olak.
 sene; bir gezegenin gne etrafinda dnd mddet; (o.) ya, ihtiyarlk; (o.) zaman. year after year her sene. a year and a day (huk.) bir sene bir gn. year by year seneden seneye. year in year out seneden seneye ; daima, her zaman. year of grace miladi sene. year of Hegira hicri sene. astronomical year, solar year gne yl (365 gn, 5 saat, 48 dakika, 45.5 saniye) .calendar year, civil year bir ocakta balayan resmi sene. fiscal year mali sene. leap year artkyl. lunar year kamer yl. school year retim yl. sabattical year (bak.) sabattical. 
 btn bir yl boyunca.
 yllk, salname.
  bir yllk;  bir yanda hayvan yavrusu.
 sene boyunca devam eden.
  ylda bir olan, yllk; bir yl sren;  ylda bir.
 hislenmek; mteessir olmak; sevgi beslemek. yearn for arzulamak, zlemek.
 arzu, zlem. yearningly  zlem ekerek. 
 maya,bira mayas;cokunluk,heyecan;kpk. yeast cake kuru maya somunu.yeast'y  mayal, mayaya benzer;kpkl;ehemmiyetsiz,bo,manasz.
 (argo) hrsz,kasa hrsz.
 ac ac barmak,haykrmak,lk atmak;tempo ile bararak taraf tutmak;  haykr, lk, tempo ile haykr ve alk. 
   sar renkli; rengi sararm; (k. dili) korkak, alak, namussuz; heyacan yaratan (gazete); kskan;  sar boya, yumurta sars; (o.), (tb.) sarlk; (o.)(eski)kskal, haset; sararmak, saratmak. yellow atrophy (tb.) karacieri sarartan tehlikeli bir hastalk. yellow dog it aalk kimse. yellow-dog contract kontrat sresince sendika ile ilikisi olmayacana sz vermek. yellow fever sar humma. yellow jack karantina alameti olan sar humma. yellow jacket yaban ars. yellow journalism aa cinsten gazetecilik,yaygarac gazetecilik. yellow peril sar rkn dnyay istila edcei farz olunan tehlike. yellow race sar rk, mongolit rk. yellow streak korkaklk eilimi. yellowish  sarmtrak. yellowness  sarlk.
 (argo) dlek, korkak; sar gsl(ku)
 bir eit sar ku.
 sarck, (zool.) Oriolus;sar kiraz kuu, (zool.) Emberiza citrenella.
  kesik kesik ve ac ac havlamak, kesik kesik havlay.
 Yemen.
(o.) yen) japon paras.
  (k. dili) derin arzu, hasret, zlem,sevda, itiyak;  hasret ekmek.
 Yenisey nehri.
 (o.) yeomen) sava gemisinde katiplik eden kk rtbeli subay; (eski) ky aas, toprak sahibi; kk ifti;  bahriye subay ile ilgili. yeoman service sadakatle hizmet. yeomanly  sadakatle yaplan byk hizmete dair;cesur.
 ky aalar, kk toprak sahipleri; (ng.) (eski) iftilerden meydana gelen gnll svari alay.
 Paraguay ay.
  (o.) -es, -ses) evet, hay hay; hatta, bile;  olumlu cevap. yes man (k. dili) kavuk sallayan kimse, evet efendimci.
 musevi din okulu.
(nek) dnk, geen
  dn.
 dn akam. 
 dn sabah.
 (eski) dn gece.
 geen hafta.
 geen sene; eski zaman.
 (bala) henz, imdiye kadar; hala; bir kat daha; yine, nihayet; bile; (bala) amma, ancak, lakin; ve yine; geri; bununla beraber. as yet imdiye kadar. just yet hemen, derhal. not as yet henz deil.
 Tibette yaada farz olunan korkun kar adam.
 porsuk aac, (bot.) Taxus bacata. 
 Yezidi.
  branice ile kark bir Alman lehesi, Eskenazi dili;  Eskenazi diline ait. 
  vermek, demek; mahsul vermek; teslim etmek; kabul etmek; teslim olmak; dayanamayp ba emek; bel vermek, kmek; yol vermek;  rn, mahsul, rekolte, haslat; (ask.) atom bombasnn kiloton ile belirtilen patlama kuvveti.
 in felsefesine gre hayatn asln oluturan (diil.) elaman. 
  havlamak;  havlama.
 (k. dili) solcu hippi.
(nlem) ay! of!
  tirol ve svire dallar tarznda pesten tize ve tizden pese ani atlaylarla geerek trk armak; byle arlan trk.
 Yoga.
 orta ingilizcede y, w, c, gh seslerini belirtmek iin kullanlan harf.
 yoga felsefesine kendini vermi kimse, yogi.
 yourt.
(nlem) haydi! 
  boyunduruk; sakalarn omuz sr; ba, esaret; yeke; atal; nigah rabtas gibi ba; hizmet, kulluk; boyundurua koulmu ift hayvan; evlendirmek; balamak; almak. yoke of oxen bir ift kz. yoke of a rudder dmenin boyunduruk yekesi. throw off the yoke klelikten kurtulmak.
 kolda, i veya hayat arkada.
 kyl, ifti yama; hdk.
 yumurta sars; yapa ya.
Musevilikte Kefalat Gn. 
  (iir) tedeki, oradaki;  tede, orada.
  tedeki; tede.
(nlem) Hey, buraya (bak.)!
 gemi zamanlar. of yore eski zamanlarda olan. in days of yore bir varm bir yokmu.
rosto ile birlikte pien bir eit hemur ii.
(zam.) siz, sizler, sen; seni, size. what' it to you? sana ne?
(ks.) you had, you would.
(ks.) you will.
(ks.) you have.
(zam.), (A.B.D.), (leh.) sizler, hepiniz.
  gen, kk; taze; ocuk olan, yavru;  yavru, yavrular. young blood genlik. with young gebe.
  gen;  gen ocuk; taze fidan; acemi kimse.
 ocuk;delikanl; yavru.
 gen, kk bey; ovalye; (eski) gen ocuk.
(zam.),  senin, sizin, (ks.) yr.
(zam.) seninki, sizinki. yours sincerely, yours truly hrmetle, sayglarmla. yours truly (k. dili) ben.
(zam.) (o.) -selves) kendiniz, kendin; kendi kendinize. be your self tabii olunuz. behave yourself. pull yourself together kendine gel.
 ( (o.) youths) delikanl, gen adam.
 genlik; genler. the flower of youth genliin bahar. youth hostel gen yuristler iin ucuz otel. 
 gen; din; genlie yakr.
  ulumak, uluyu;  ulumak.
   yoyo; ahmak kimse;  deien, deiken;  deimek, deiken olmak.
(ks.) year, your.
(ks.) years, yours.
 (kim.) itriyum. yttria  (kim.) itriyum oksidi.
 avize aac, (bot.) Yucca gloriosa. 
 Yugoslavya. Yugoslav   Yugoslav.
  (-ked, -king) (A.B.D.) (argo) kaba gl;  kabaca glmek.
 Noel, Noel mevsimi. yule log Noel gecesi merasimle ocaa atlan iri ktk.
 Noel mevsimi.
 (argo) lezzetli, tatl.
 yurt, kee adr; yurda benzer yuvarlak bina.
ngiliz alfabesinin 26. harfi; cebirde bilinmeyen; a ortay; Z eklinde ey; (fiz.) atom says.
(ks.) zone.
 cam ve ini iine mavi renk vermek iin kullanlan ham kobalt oksidi.
 Zaire.
 zambia
 Zanta adas.
  sotar, palyao, maskara; aptal kimse;  tuhaf, gln.
 Zengibar.
 (-ped, -ping)  (nlem) , (A.B.D.), (argo) vurmak; yenmek; yzlemek; gidivermek;  g, enerji; yzleme; (nlem) Bom!
(bak.) zoroaster.
 etraf dikenli itle evrilmi yer,arampol.
 kahve fincan zarf.
 (o.) -gi) Rusya ovalarnda rzgarn kar stnde meydana getirdii paralel izgiler.
 (leh.) kayaanta kesmeye mahsus balta.
 heves, gayret; hararet; cokunluk.
 gayretli kimse ; ar partizan kimse; (b. h.) Roma hakimiyetime kar ayaklanm Musevi partizan.zealotry  partizanlk.
 gayretli, hareketli.zealously  gayretle, evkle. zealousness  gayret, evk.
 zebra, (zool.) Equus burchelli.
 hrgl Hint sr, zebu, (zool.)Bos indicus.
 (ng.) Z harfi.
kafur kokulu ve zencefil cinsinden uyuukluu giderici bir kk, cedvar, (bot.) Curcuma zedoaria.
 deniz( flemenk dilinde)
 Z harfi, Z ekli.
 (Al.) zamann ruhu.
 Hindistanda byk arazi sahibi.
 eski Rusya'da vilayet meclisi.
 Mekke'de Zemzem kuyusu; zemzem suyu.
dnyevi etkilerden syrlarak aydnla kavumay amalayan bir eit Budizm.
 Hindistan'da harem dairesi.
 Zerdtlerin kutsal kitaplarnn Pehlevi dilinde tercme ve aklanmas;eski ran'n Zendi dili.
 Zerdtlerin kutsal kitablar.
 (astr.) baucu, setrreis; zirve, doruk. zenith distance baucu uzakl. zenith telescope baucu teleskopu. at its zenith zirvesinde. 
 batdan esen hafif ve lk rzgar, meltem; zefir (kuma)
 (Yu.) (mit.) bat rzgar tanrs.
 (hav.) zeplin.
  sfr; hi; bir lek zerinde balang noktas; en aa nokta; hilik;  ayn zamana rastlamak iin ayarlamak. zero in on belirli bir hedefe ayarlamak.zero dimensional (mat.) uzunluu ve eni olmayan, bir nokta gibi. zero hour (ask.)savata saldr saati; (k. dili) kritik an. zero potential dnya yzeyindeki elektrik gerilimi, sfr fark.
 tat, lezzet, eni veren ey ; zevk, holanma, haz. zestful  zevkli, heyecanl, lezzetli.
 Yunan alfabesinde Z harfi.
 (gram.) yanlz bir ismin anlamyla ilgisi olan bir fiilin iki isimle kullanlmas.
 yu. (mit.) Zeus, Jpiter. 
 Asya misk kedisi, (zool.) Viverra zibetha.
 zigurat.
    ylankavi, zikzak, dolanbal;  zikzak yol;  zikzak olarak;  zikzak yapmak.
  inko, tutya;  inko kaplamak, galvanizlemak. zinc oxide inko oksid. zinc plate inko levha. zinc sheet inko sa. zinc white inko oksid boyas. zincif'erous  inko hasl eden, iinde inko bulunan. zinc'ous  (kim.) inkoya ait.
  (k. dili) vzlt; enerji;  vzldamak.
 (t.) ingene.
 (bot.) zencefilgillrden.
 zinya iei, (bot.) Zinnia.
 Sion da; srail kavmi; Hristiyan kilisesi; gksel Kuds; gk, cennet. Zionward  Siona doru; cennete doru.
 siyonist. Zionism  siyonizm.
  (-ped, -ping) vzlt; (k. dili) gayret, enerji;  fermuar kapatmak; vzldyarak gemek (kurun); hzl gitmek; (k. dili) enerjik olmak. ZIP Code (A.B.D.)'de posta mntkas numaras. zip gun (A.B.D.) yapl basit fakat sahici tabanca. 
 fermuar.
 (k. dili) atik, enerjik, hareketli.
 (min.) zirkon.
 zirkondan alnan beyaz toz. 
 zirkomyum.
 30 veya 40 telli kanuna benzer bir alg.
 ( (o.) zlotys, zloty) Polanya'nn para birimi.
 (astr.) zodyak; burlar kua; burlar kuann alameti olan ekil. signs of the zodiac 12 bur.
 zodyaka ait. zodiacal light burlar .
 eski Alman devletleri arasnda bir gmrk birlemesi; (k. h.) herhangi bir gmrk birlemesi.
 Bat Afrika'da ylan ilah; by ile hareket edebilen l; kayalet; alkoll bir iki.
  kuak; yre, mntka;  evirmek, kuatmak; blgelere ayrmak. zo'nal  kuaa benzer, kuaa ait. zon'ingi. blgelere ayrma. zone system, zoning system tren veya vapur yolcululuklarnda blgelere gre bilet verme sistemi. zoning plan imar plan.
 hayvanat bahesi.
(nek) hayvan, hayvanlarla ilgili.
 hayvan dokularnn kimyasal bileiminden bahseden kimya dal.
 tantmsal zooloji, zoografi.zoographer  zoografi alimi.
 hayvanlar ilimi, zoologist  zoolog.
  vnlamak; (foto.) mesafeyi ayarlamak;  ani ykseli; zoom lens (foto.) mesafeyi ayarlayan mercek.
 (zool.) hayvanlarn vcutlarn lerek byklklerini tespit etme.
 bir insan veya ilahn hayvan biiminde gsterilmesi; sanatta hayvanlarn resmedilmesi.
 (zool.) bitkimsi hayvan. zoophytic bitkimsi hayvan gibi.
 sperma hayvanc.
 (biyol.) zoospor.
 hayvanlar otopsi ilmi ve ameliyesi, karlatrmal anatomi.
 izgili zorilla, (zool.)Ictotonynx capensis.
 Zerdt.
  Zerdt kimse; Zerdti.
 Zerdtlk.
 eski Yunanistan'da zellikle erkeklerin takt kemer veya kuak; (tb.) zona.
 Fransz ordusunda hafif piyade askeri. Zouve jacket ilemeli ksa yelek.
(nlem), (eski)Aman yarabbi! Olur ey deil!
 Katolik rahiplerin giydii takke.
 bir eit dolmalk kabak, (bot.) Ccucurbita pepo.
(o.) Zulu, Zulus) Afrika'da bir kabile, Zulu; Zulu dili;  bu kabileye ait.
(Al.)rnein, mesala yani.
 Zrih .
Zuider- Zee, ljssel denizi.
 nce piirilip sonra dilim dilim kzartlan bir eiy peksimet.
 16. yy.'da yaam olan svireli Protestan lideri Zwingli'nin retilerime ait.
(nek) boyunduruk; ift.
  ayak parmaklar ift ift olan;  byle parmaklar olan ku.
(o.) -mata) (anat.) elmack kemii.
 elmack kemiine ait.
 (biyol.) bir birine benzer yarmlara blnebilir.zygomorphism  birbirine benzer yarmlara blnebilme.
 (biyol.) birleme, dllenme.
 (bot.) 2 gametten teekkl eden tohum.
 (biyol.) zigot, 2 gametin birlemesiyle meydana gelen hcre.
 mayalandrc madde; (tb.) bulac hastalk meydana getiren maya, virs.
 mayalanma.
 fermantasyon; (tb.) eskiden bulac hastalk meydana getirdii farz olunan mayalanma ilemi.
 mayalanmadan ileri gelen; (tb.) bulac hastala ait.
 kimyann fermantasyyon dal.
 eski Msrllara mahsus ve arpa suyundan yaplm bira, boza.
(nlem) Horrr!
